Ulus Şehir Çarşısı temel kazısı sırasında bir kısım tarihi eserler çıkınca: burada 1995 yılında yapılan resmi arkeolojik çalışmalarda: Geç döneme ait bir Roma yolu kalıntıları bulunmuştur.
2006 yılında, Ankara Valiliği tarafından yapılan otopark çalışmaları sırasında ise: bu Roma yolunun devamı bulunmuştur.
Günümüzde: zemin seviyesinin 2 ile 3.30 metre altında kalan; Roma yolunun toplam 215 metre ve genişliğinin 6.5 metre olduğu düşünülüyor.
Yolun kenarlarında: yayalar için yapılmış 20 cm yükseklikte ve 1.5 metre genişlikte kaldırım blokları bulunmaktadır.
Yolun zemini taş kaplıdır ve altındaki oluktan şehrin kanalizasyonu geçer.
2007 yılında yapılan arkeolojik araştırmalarda: burada 1800 yıllık “Hermes” heykeli, 11. yüzyıla tarihlenen Selçuklu kandilleri ve Osmanlı d önemine ait pipo ve porselenler bulunmuştur.
Çok sayıda pipo çıkması üzerine yapılan araştırmalarda: Osmanlı döneminde, burada “Kuyulu Kahvehane” denilen bir mekanın bulunduğu anlaşılmıştır.
Bu pipolar: üzerinde geometrik ve çiçek desenli, üzerinde yapan veya kullananın mührü bulunan, ince işlemeli lüle taşı pipolardır. Yine burada bulunan çinilerin ise, Osmanlının son dönemlerinde Çin ve Avrupa’dan ithal edilmiş olabileceği değerlendirilmektedir.
Bölgede yapılan araştırmalarda, ayrıca: Frig dönemine ait gri seramik parçaları, Roma dönemine ait 2. ve 3. yüzyıla tarihlenen: mermerden yapılmış, başı kırık, ayakta duran bir kadın heykeli ve seramik kaplar bulunmuştur.
Bence en kısa zamanda, Ulus semtine gidin ve bu tarihi Roma yolunu görün, çünkü yakın zaman sonra görme şansınız olmayabilir.
Ekim 2014 tarihinde: Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan kanalizasyon çalışması sırasında: Hükümet caddesindeki Roma dönemine ait tarihi sütunların üzeri önce toprakla örtülmüş ve ardından asfalt ile kaplanmış ve tarih tarihe gömülmüştür.
Paskalya adası, sadece egzotik bir yer olmakla kalmayıp aynı zamanda kıtada en uzakta kalan yerdir. Büyük Okyanus’un tam ortasında, Şili sahillerinden 3700 km. uzaklıkta (Santiago’dan uçakla 5 saat) bulunan, yerli dilinde, Rapa Nui ya da “Dünyanın göbeği” demek olan bu ada, dünyanın en gizemli kültürlerinden birini barındırmaktadır. Son yıllarda, özellikle turizme açılan bu yöreyi buyurun birlikte gezelim.
Buraya ulaşmanın tek şekli: havayoludur. Santiago havaalanından kalkan bir uçakla, yaklaşık 6 saatlik uçuşun ardından, 3700 km. uzaklıktaki bu adaya ulaşabilirsiniz. Ancak, uçak biletinin çok pahalı olduğunu bilmenizi isterim. (1100 dolar)
Bunun dışında, özellikle Tahiti adasından, buraya uçak ile ulaşım mümkündür.
MÖ. yaklaşık 1200 yıllarında inşa edilmiş olan moais’lerin “büyük taş heykeller” bu denli büyük kütleli taşların o tarihte, bulundukları yere nasıl taşınmış olduklarının arkasındaki sır perdesini günümüzde, arkeologlar hala çözememişlerdir. 1882 yılında, Almanlar, adada etnolojik incelemelerde bulunmuşlar, ancak adada bulunan “Moai” adı verilen insan heykellerinin sırrını çözememişlerdir.
Polinezyalılar olarak isimlendirilen bu halk: yaratıcı ve zeki insanlardı. Onlar: mükemmel kanolar, taş yapılar yaptılar ve sanatsal yetenekleri çok ileriydi. Yüzlerce yıl önce, Pasifik okyanusunda ve Pasifik adalar: korkulu yerler olarak bilinirken, bu insanlar, bu küçük adada, büyük bir uygarlık kurup, kültür yaratmışlardır. Bunlar: herhangi bir kıtaya yada uygarlığa uzak olduklarından, adalılar güneş ve yıldızlarla daha yoğun ilgilenmişlerdir.
Bu insanlar, ülkelerine: Polinezya dilinde “Rapa nui” yani “kuş adamlar ülkesi” demişlerdir. Bu düşünüldüğünde, bir varsayım olsa da “bir zamanlar adaya uçan adamların geldikleri ve ateş yaktıkları “düşünülmektedir. Adada, kayalar üzerine oyulmuş “kocaman gözlü uçan yaratık” resimleriyle, bu varsayım bağdaşmaktadır.
1919 yılında,
Adada 1 yıl kadar kalan bir İngiliz arkeolog: günlüğüne yazdığı notlar arasında: ada yerlilerinden yaşlı bir kadının “sırf düşünce gücüyle, istediği objeyi istediği noktaya taşıyabildiğini” belirtmiştir. Bunun üzerine, aşağıda yoğun olarak sözünü edeceğim taş heykellerin, nasıl taşındığı sorusuna cevap verilebilmektedir.
Erken dönemlerde, buraya “Te Pito O Te Henua” yani “Dünyanın Göbeği” denirdi. 1722 yılında, Amiral Roggeveen, Paskalya adasına gelir. Ada, “Paskalya” günü bulunduğu için “Paskalya Adası” ismi verilmiştir.
Adada yaşayan insanlar, günümüzde çözülemeyen ve “Rongoronga” adı verilen bir dili kullanıyorlardı. Bu dille yazılmış, yalnızca 25 tahta tablet bulunmuş, ancak bunlarda yazılanlar henüz çözülememiştir. Adada, bunun yanında, taş üzerine oyma resimler şeklinde: erken dönemde yaşayan halkı ve kuşları betimleyen birçok resim bulunmaktadır.
Evet: ada, büyüleyici bir açık hava müzesi konumundadır.
Paskalya adasında: Terevaka, Poike ve Rano Kao volkanları bulunmaktadır. Ayrıca: 70 civarında küçük krater vardır. Yani: ada toprakları tamamen volkaniktir. Deniz kenarında, yer yer hafif sert kayalıklar bulunmaktadır.
İklim olarak: adada % 77’lik nem oranı dikkati çeker. Tipik subtropikal iklim, yıl boyunca yağmur yağmasına neden olmaktadır.
Yıllık ortalama sıcaklık ise, 21 derece civarındadır.
Adada: yalnızca masalar-banklar ve sağlık hizmetlerinin verildiği 5 tane kamp sitesi bulunmaktadır. Ayrıca: yine plajların yakınında kamp ve piknik alanları vardır.
Rano Kao bölgesinde iki yürüyüş yolu kullanılır.
Şili Paskalya Adası
RAPA NUİ MİLLİ PARKI
1935 yılında kurulmuştur. Ada topraklarının % 44’lük kısmını kaplar. Parkın en önemli unsurları Moai heykelleridir.
Paskalya adasının ana cazibesi bu heykellerdir. Bu adayı ziyaret edenler: bu heykelleri ilk gördüklerinde, heykellerin yüzlerindeki o muhteşem duygu yüklü görüntüyü gördüklerinde; hissettirmeseler de “bir ürküntü” duymaktadırlar.
Peter Sebastian isimli araştırmacı, bu heykellerden 640 tanesini numaralandırarak kayıt altına almıştır. Ancak: bu heykellerin, geçmiş dönemlerde 1000 civarında oldukları da bir gerçek olarak bilinmektedir.
Heykellerden, yalnızca 300 tanesi bugün yapıldıkları yerde durmakta, diğerleri ise, taş ocağında ya da taşınma sırasında adaya saçılmış halde görülmektedir. Sonuç olarak: adada halen 887 heykel bulunduğu, bunlardan 288 tanesinin “ahu” denilen platformlara taşınabildiği görülmektedir. 397 heykel, taş ocaklarında yarım kalmış halde bulunmuş, 92 heykel, nakil sırasında adanın değişik yerlerinde öylece bırakılmıştır.
Yani: heykellerden, yalnızca 3 tanesinden 1 tanesi, düşünülen yerlerine konulabilmiştir. Bu durum, yani heykellerin büyük kısmının, istenilen yere taşınamaması: heykel sürecinde “uzaylılar”ın söz konusu olmadığının en büyük kanıtıdır. Çünkü, elbette, böyle bir durum söz konusu olsa, heykellerin tümü düşünülen yerlerine taşınır ve yerleştirilirdi.
Heykellerin “Peru” ülkesindeki taş işçiliğiyle olan benzerliği nedeniyle, adaya ilk yerleşenlerin “Perulu” oldukları varsayılmaktadır.
Evet, yukarıda da söz ettiğim gibi, birçok araştırmaya rağmen, bu heykellerin ne amaçla yapıldıkları bilinmemektedir. Muhtemelen MS.1000-1600 yılları arasında yapıldıkları düşünülmektedir.
Yüzlerindeki gururlu ifadeleriyle duran heykellerin yapılış amaçları ise, muhtemelen: yerli halkın, ruhlarla iletişim kuran atalarıdır. Hepsi: deniz ufkuna, boşluğa, meraklı ve endişeli bir şekilde bakmaktadırlar. Bu düşünüldüğünde, heykellerin: meçhul bir şeyi bekledikleri düşünülmektedir. Ama, bu meçhul şeyin ne olduğu bugüne kadar anlaşılmamıştır.
Heykellerin boyları: 1-20 metre arasında değişmektedir. Yüzleri iç kesimlere, sırtları sahile dönüktür. Heykellerin 53 tanesi, adanın doğusundaki “Rano Raraku” yanardağının tüflerinden yapılmıştır. Heykellerin kalanları ise: bazalt, trakit ve kırılgan bir madde olan kırmızı cüruftan yapılmıştır. Evet, burada hassas bir nokta ortaya çıkıyor.
Heykellerin yapıldığı taşlar: adada bulunmamaktadır. Yani: muhtemelen bu heykeller: fabrikasyon olarak dışarıda başka bir yerde yapıldı ve bir şekilde adaya getirildi. 1948 yılında, Werner Wolff isimli bir araştırmacı: her ne kadar uçuk bir fikir de olsa, şu yorumu yapmıştır “heykeller, o dönemde aktif olan volkanın içinde yapılmış ve volkanın patlamasıyla, kıyıdaki kaidelerinin üzerine, uçarak yerleşmişlerdir”
En büyüğünün ağırlığı, 50 tondur. Heykellerin en büyük özelliği: çok muhteşem bir şekilde işlenmiş olmalarıdır ki, yontma taş plakaların arasından, bıçak sırtı bile sığmamaktadır. Ancak: insanlar, bir süre sonra, birdenbire bu taş heykelleri yapmaktan vazgeçmişler ve bu durum da anlamlandırılamamıştır.
Bilim adamları, bunun anlamının: ada nüfusunun artmasına paralel olarak, ekosistemin çökmesi sonucu olarak düşünmektedirler. Adada yapılan araştırmalarda: tarihi süreç içinde, bir dönemde, adada yaşayan yerlilerin kendi aralarında kanlı bir iç savaş yaşadıkları görülmektedir.
Hatta, bu iç savaşın “yamyamlık” ile sonuçlandığı da söylenir. Bu iç savaş sırasında, heykellerin çoğu yine yerli halk tarafından yerlerinden sökülürler. Ancak: yakın geçmişte, bu heykeller, günümüz arkeologları tarafından yine ayağa kaldırılmışlardır.
Heykellerle ilgili son bir not: heykellerin yapılış amacı henüz net olarak bilinmese de: bir kısım varsayımlar değerlendirilmektedir. Bunlardan biri “adada, iki kabile yaşamaktadır. Bunlardan bir kabilenin üyeleri uzun kulaklı, diğer kabile üyeleri kısa kulaklıdır. Bu iki kabile arasında büyük bir iç çatışma çıkar ve medeniyet yok olur. Heykeller, çöken medeniyeti simgelemek için yapılmıştır”
Diğer söylenti “yerli bir kavim, 4’ncü yüzyılda, buraya yerleşir ve büyük bir medeniyet kurar. Dev heykelleri yapanlar da bunlardır”
Son bir varsayım: “adanın, kayıp kıta “Mu”nun bir ucu olduğudur ve heykeller, kayıp kıtanın halkı Lemuryalılar tarafından yapılmıştır. “
Heykellerin yapılış amacı hakkındaki teoriler ise: “özellikle halkın tapınma ihtiyaçları için” yapıldıkları düşünülmektedir. Heykeller, genellikle kıyı bölgelerde dikilmişlerdir. Kafaları, vücutlarına oranla 3 kat daha büyüktür. Yüzlerinde ve vücutlarında: estetik burun, çıkık alın ve büzük dudaklar görülmektedir.
Taşınmaları ve yerleştirilmeleri ise, son derece ileri bir teknolojik bilgi, fiziksel güç ve yaratıcılık gerektirmektedir.
Yine de: bu adanın bir volkanik ada olduğunu, üzerinde ağaç yetişmediğini düşünmek gerekir. Bunları düşününce, bu heykellerin taşınması için gereken en basit kütüklerin bulunması imkansızdır. Ayrıca: o dönemde, adada birkaç yüz yerli yaşamaktadır. Taşları dağlardan söken, heykelleri yapan ve bugün durdukları yere taşıyan bu insanlar, nasıl beslendiler, bu faaliyetleri nasıl gerçekleştirdiler, anlamak mümkün değil.
Mısır piramitlerinin büyük bir işçi ordusu tarafından yapıldığı bilinmektedir, ama burada o derece büyük bir nüfus yoğunluğunun olmadığı biliniyor, yalnızca birkaç yüz yerli. Bu birkaç yüz yerlinin: ilkel araçlarıyla, gece-gündüz çalışsalar bile, çelik sertliğindeki volkanik kayaları yerlerinden sökmeleri ve oymalarını anlamak çok zor.
Diğer bir varsayım: heykellerin yapıldığı dönemde, yani volkan aktif hale gelmeden önce, adanın tamamen ormanlarla kaplı olduğu yönündedir. Ama, heykellerin bu ormanların arasından nasıl taşındığı da izah edilememektedir.
Büyük olasılıkla: çok güçlü insanlar, ipler ve ağaç kütükleri kullanılarak yapılmış kızaklar yardımı ile heykeller taşınmış olmalıdır. Bunun sonucunda: adada bütün ağaçlar kesilmiş, doğal hayat çökmüş, kimse yiyecek bir şey bulamamış, bunun üzerine birbirlerine saldırmışlar ve hatta yemişlerdir.
Doğal hayatın bu denli çökertilmesi sonucunda: karada hayvan kalmamış, hatta kano yapacak ağaçları bile kalmamıştır. Balığından, meyvesinden, kuşlarından mahrum bir hayat, doğal kaynaklarının tüketilmesinin en normal sonucu.
Son bir not: heykellerin nasıl bulundukları yere taşındıkları konusunda, son yıllarda yapılan uygulamalı araştırmalarda: heykellerin yanardağ eteklerinde işlendikten sonra, dikey hale getirilerek bugünkü yerlerine çekildikleridir. Günümüz araştırmacıları, ada halkının heykelleri “bir ileri bir geri sallayarak” bunu başardığını düşünüyorlar.
Şehir Güney Kore ülkesinin başkenti ve en büyük şehridir. Kuzey Kore sınırının 50 km güneyindedir. Ülkede 10.195.000 bin kişi yaşamaktadır. Güney Kore ülkesinin nüfusu ise 50.948.000 kişidir. Ülke nüfusunun beşte biri Seul şehrinde yaşamaktadır.
Aynı zamanda dünyanın en kalabalık şehirlerinden birisidir. Şehir, ortasından akan Han nehri ile ikiye bölünmektedir. Nehir üzerinde 28 tane köprü bulunmaktadır. Bu köprüler genelde düz köprü şeklindedir, yani herhangi bir görüntü güzelliği bulunmuyor.
Bu durum Avrupa şehirlerini andırıyor malüm Avrupa’da da birçok şehir nehir kenarlarına kurulmuştur. Nehir bayağı geniş, hani İstanbul Boğaziçi kadar var. Ama nehir kenarından genellikle otoyollar bulunuyor, yani nehir kenarını cazibe merkezi olarak kullanmamışlar.
Şehrin sonradan imar edilen güney kesimi daha gelişmiş ve modern olarak görülür. Burada geniş caddeler ve yüksek binalar bulunur. Ancak şehir merkezinin kuzey bölümünde: büyükelçilikler, resmi daireler ve yabancıların daha yoğun olarak yaşadığı konutlar bulunur. Şehirde yerleşim alanı fazla olmadığından genellikle büyük apartmanlar şeklinde, çok katlı yapılar bulunuyor. Şehir çok sayıda dağ zirvesiyle çevrili, doğal bir havzada bulunmaktadır.
Şehirde: antik ve modern, geleneksel ve moda yan mükemmel bir karışım yaratmaktadır. Modern cam, beton ve çelik mimarinin gölgesinde ahşap evler görebilirsiniz. Güçlü bir Budizm geleneği ve muhteşem alışveriş merkezleri bir aradadır.
G.Kore ülkesinin diğer başlıca şehirleri olarak: Busan ve İncheon bulunmaktadır.
TARİHÇE
Yapılan arkeolojik çalışmalara göre: bölge ilk çağlardan bu yana iskan görmüştür. İlk devlet, MÖ.2333 yıllarında bölgedeki ilk devlet, Çosun halkı tarafından kurulmuştur.
Devam eden süreçte, çeşitli hanedanlıklar tarafından yönetilen ülke, daha sonra bölgenin iki güçlü ülkesi olan Çin ve Japonya arasındaki mücadelelere sahne olmuştur.
1904-1905 Japon-Rus savaşını, Japonlar kazanınca Kore bu ülkenin etkisine girmiş ve ülke 1910 yılında Japonya tarafından ilhak edilmiştir. Ancak II. Dünya savaşında Japonlar yenilince, 35 yıl süren işgal dönemi bitmiş ve 1948 yılında bağımsız Kore Cumhuriyeti kurulmuştur. Ancak bölgede 38. paralelin kuzeyinde ise, SSCB denetiminde Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti kurulmuştur.
Kuzey Kore’nin Haziran 1950 tarihinde güneye saldırmasıyla Kore Savaşı başlamıştır. Kuzey Kore’nin yanında: SSCB ve Çin yer alırken, Türkiye’ninde aralarında bulunduğu 16 devlet Güneylilerden yana taraf olmuştur. 3 yıl süren savaş, 1953 yılında imzalanan ateşkes andlaşması ile son bulmuştur. Bu savaşta 3 milyon Koreli ölmüştür. Ülkemizden ise, savaşa katılan 21.212 askerden, 1005 kişi şehit olmuştur.
G.Kore Seul Genel
ULAŞIM
Ocak 2012 tarihinden sonra, Kore’ye giriş yapmak isteyen 17 yaş üstü herkesten zorunlu olarak parmak izi alınmakta ve yüz taraması yapılmaktadır. Bu arada: uçakta iken size verilen “varış kartını” doldurmayı unutmayın, çünkü pasaport kontrolünde bu varış kartı da isteniyor. Yaklaşık 10 saatlik bir uçak yolculuğu sonrası, dünyanın en iyi havaalanlarından birisi olan “İncheon” havaalanına ulaşılır.
Bu havaalanı zaten uzun yıllar arka arkaya dünyanın en iyi havaalanı seçilmiştir. Havaalanı şehir merkezine 1 saatlik uzaklıktadır. Havaalanı şehir merkezi arasında otobüs veya tren kullanarak gidebilirsiniz. Ancak trenle birkaç kez aktarma yapılıyor.
Trenle şehir merkezine ulaşımı düşünürseniz yaklaşık 80 dakika sürmektedir. Otobüs fiyatı 10.000 wondur. Otobüslerde 4 dilden anonslar (Korece, Çince, Japonca, İngilizce) anons yapılıyor, ineceğiniz durağı kaçırmamak için iyi takip etmeniz gerekir.
Öte yandan otobüs şöförlerinin pek çoğunun İngilizce bilmediğini bilmelisiniz. Burada ilginç bir konudan söz etmek istiyorum. Seul havaalanından cep telefonu ve hat kiralayabilirsiniz.
Pasaport ve kredi kartı ile kiralayabileceğiniz cep telefonu kira ücretini dönüşte nakit veya kredi kartı ile ödeyebilirsiniz. Bir not daha, şehrin kuzeybatı kesiminde “Gimpo” denilen bir havaalanı daha bulunuyor ve burası şehir merkezine 30 dakika uzaklıktadır.
G.Kore Seul Genel
METRO
Şehir 398 istasyon ve 527 km uzunluğu ile dünyanın en uzun metro ağına sahiptir. Metrolarda: durak isimleri LCD ekranlarda yazılı olarak gösteriliyor. Metroları çok gelişmiş ve konforludur. Metrolarda cep telefonu kullanabilirsiniz. Hatta wifi bile kullanmak mümkündür. Metro çok ayrıntılıdır, ancak bazen iki aktarma noktası arasında uzunca yürümek zorunda kalıyorsunuz ve bu insanı yoruyor ve sıkıyor. “t Money” kart kullanırsanız, metro ve otobüslere binebilirsiniz.
TRAFİK
Sanırım Seul şehrinin en kötü yanı, berbat trafiğidir, trafik yoğun olup sıkıştığında çekilmez olur.
OTOBÜSLER
Otobüs biniş ücretleri 1100 won (1.8 TL) dir. Metro biniş ücretleri de aynıdır.
TAKSİLER
Şehirde taksiler genellikle ucuzdur.
İKLİM
Şehirde, sıcaklık yönünden karasal ve yağış yönünden muson iklimi hakimdir. İlkbahar yağışlı ve ılımandır. Yaz ayları sıcak ve nemli geçmektedir. Sonbahar buranın en güzel mevsimidir. Kış mevsimi kuru ve soğuk geçer. Ağustos en sıcak aydır. Ocak ise en soğuk aydır. Bazen Ocak ve Şubat aylarında ısı eksi 15 derecelere kadar düşer.
ELEKTRİK
Ülkede 220 volt elektrik kullanılır. Kullanılan prizler, iki yuvarlak delikli yani ülkemizdeki gibidir.
GÜVENLİK
Seul son derece güvenli bir şehirdir. Suç oranı dünyanın diğer şehirlerine oranla çok düşüktür. Acil durumlarda telefon ile 112 veya 119 ile 120 aranabilir.
ALKOL
Ülkede alkol içme yaşı 19 dur. Alkol içmek yasak değil ama sarhoş olup ahlaka aykırı davranışlarda bulunmak ağır para cezaları ödemeyi gerektiriyor.
PARA BİRİMİ
Ülkede “Kore Wonu” (KRW) kullanılmaktadır. Kağıt paralar: 1000, 5000, 10.000, 50.000 lik banknotlar şeklindedir. Bozuk paralar ise, 1-5-10-100-500 won dur.
1 Amerikan doları = 1.055 Wondur. 1 ve 5 lik bozuk paralar, piyasada yaygın değildir.
10.000 won = 16 TL.
1 TL = 625 won
DİN
Kore 4. yüzyılda Budizm ile tanışmıştır. Bu yüzden şehirde birçok Budist tapınağı bulunmaktadır. Kore ülkesinde baskın din Budizm ve Hıristiyanlıktır. Ülke nüfusunun % 32 Hıristiyan (bunların büyük bölümü Protestan, sonra Katolik), % 24 Budist ve kalan bölüm diğerleri şeklindedir.
Koreliler Budizm ile ilk olarak 372 yılında Goguryeo krallığı hüküm sürerken Kral Sosurim zamanında tanışmışlardır. Daha sonra Budizm, Baekje ve Silla krallıklarında da güçlü bir etki yaratmıştır. Tarih boyunca Kore kültürünü önemli ölçüde etkileyen Budizm’in izlerini Kore’de birçok bina, heykel, resim ve el yapımı aletlerde görebilirsiniz.
ZAMAN-SAAT
Kore zaman dilini (+9 saat) ileri şeklindedir ve günışığı tasarrufu sistemi uygulanmamaktadır. Yani bu ülkeye giderken saatlerinizi 9 saat ileri almak gerekiyor.
SU
Korede musluk suyu diş fırçalamak, yüz yıkamak ve diğer amaçlar için hijyeniktir rahatlıkla kullanabilirsiniz. Şişelenmiş su bulmak ta çok kolaydır. Tüketim için genellikle şişelenmiş su kullanmanız önerilir.
ÖLÇÜLER
Kore’de metrik sistem kullanılır. Ağırlık gram cinsinden, uzunluk ise metre cinsinden ölçülür.
MİLLİ BAYRAMLAR
1 Ocak Yılbaşı
1 Şubat Seollar-Lunan yeni yıl günü.
1 Mart Bağımsızlık hareketi günü
8 Nisan Lunar-Buda’nın doğum günü
5 Mayıs Çocuk günü
6 Haziran Özgürlük günü
15 Ağustos Kurtuluş günü-Lunar-
G.Kore Seul Genel
GECE HAYATI
“sinchon” denilen semtte birçok gece kulübü bulunuyor.
G.Kore Seul Genel
İNSANLAR
Koreliler aslında çok sıcakkanlı olmasalar da, oldukça saygılı ve kibardırlar. Ancak: özellikle İngilizce konuşmaya başladıklarında oldukça zorlanırlar ve siz de anlamakta zorlanırsınız. Ama tek bir gerçek, Türk olduğunuzu duyduklarında gülümsemeleri ve ayrı bir saygı göstermeleridir.
G.Kore Seul Genel
ALIŞVERİŞ
Şehirdeki alışverişlerde pazarlık yapmak gelenektir. Şehirde çok sayıda alışveriş merkezi yanında, açık pazarlar da bulunur.
Hediyelik bir şeyler satın almak isterseniz, özellikle “inseadong” önerilir. Bu cadde boyunca onlarca dükkan bulunuyor.
Elektroniklere merakınız varsa, “yongsan park” alışveriş merkezi, “coex” ve “yongsan” alışveriş merkezlerini ziyaret etmelisiniz.
Özellikle “Namdaemun”, “ınsadong hwanghakdong” ve “Dongdaemun” bölgelerindeki açık pazarlar yani bit pazarları yani halk pazarları ilgi çekiyor. Bu pazarlarda fiyatlar oldukça ucuzdur. Pazarda gezerken yol kenarlarında oturan önlüklü yaşlı kadınlar dikkatinizi çekecektir, bunlar aynı zamanda seyyar döviz bürosudur ve para bozdurabilirsiniz.
İnsadong
Burası turistik ıvır zıvır satılan bir yerdir. Hediyelik eşya satın almak isteyenlerin burayı mutlaka ziyaret etmesi gerekir. Ancak ucuz fiyat yakalamak için mutlaka biraz dolaşmalısınız ve pazarlık yapmalısınız, nakit ödeme yaptığınızda bayağı indirim yapıyorlar. Kredi kartında ise indirim düşünmüyorlar.
Namdaemun pazarı
Binden fazla dükkan, açık tezgah, sokak satıcısı ve restoran bulunur. Burada: her türlü hediyelik eşya, deri ürünleri, giysiler, çanta, bavul, takı ve akla gelebilecek her şeyi bulup satın alabilirsiniz.
Dongdaemun pazarı
Burada genellikle manifaturacılar toplanmıştır. Burada uygun fiyatlı ipek ve ipekli ürünler, kıyafetler, çanta ve ayakkabılar bulup satın alabilirsiniz. Burası her gün sabah 05.00 e kadar açıktır ve kadınlar için özellikle bir alışveriş cennetidir ve genelde her şey Koreli kadınlara göre yapıldığından küçük bedendir.
Ginseng
Burada yani Kore’de özel bir öneme sahiptir ve resmi tekel idaresi tarafından satışı yalnızca izin verilen mağazalarda yapılmaktadır. Seul şehrinde yalnızca ginseng satan birkaç mağaza bulunmaktadır.
DİL
Şehirde “Korece” resmi dil olarak kullanılır. Tüm halk bu dili kullanmaktadırlar, değişik şiveler bulunmamaktadır. Okullarda ise İngilizce dil eğitimi verilmektedir. Gençler genellikle İngilizce konuşabilirler.
Kore’nin resmi alfabesi olan Hangeul: Joseon hanedanı zamanında Kral Sejong tarafından bulunmuştur. Yani alfabe 1443 yılında icat edilmiş ve kral tarafından 1446 yılında ilan edilmiştir. Alfabe 24 harften oluşmaktadır.
Özellikle taksi şöförleri kesinlikle İngilizce bilmiyorlar, yani kaldığınız yerin Korece yazılı bir kartını mutlaka yanınızda bulundurun.
NE YENİR
Şehirde yemek kültürü oldukça zengindir. Özellikle “kimchi” denilen sağlıklı yemekleri dünyaca ünlüdür. Ayrıca yiyecekten konu açılınca, hemen şunu bilmekte yarar var, Koreliler bolca “sarımsak” tüketiyorlar.
Hatta sabah kahvaltıda, sarımsağı çiğ olarak yiyorlar ve geceyi yine onunla noktalıyorlar, ama elbette bu sarımsak kokusu şehirde ve insanlar üzerinde bayağı yerleşmiş. Öte yandan ülkede sarımsağın bu kadar yaygın olarak kullanılmasının en büyük nedeninin geçmişte tüm Asya kıtasını sarsan sars giribinin Korelileri etkilememiş olması ve bunun nedeni olarak sarımsak düşünülüyor.
Evet Koreliler denizden ne çıkya yiyorlar. Ama farklı tarzda pişiriyorlar ve tuhaf kokulu soslarla yiyorlar.
“Bibimpab” ve “bulgogi” özellikle pilavın yeşillik ve et katılmış bir şekli denilebilir. Bunlar sipariş verdiğinizde özel olarak pişiriliyor.
Eğer et seviyorsanız, şehirdeki barbekü restoranlarına uğramalısınız. Bu restoranlarda “kendin pişir kendin ye” sistemi açık büfe şeklinde çeşitli et ürünleri sunuluyor.
“dakgalbi” tavuklu pilav türü bir yöresel lezzettir. Ama bunun en özel yanı, aşçılardan birinin masanıza gelip, yemeği masanızda gözünüzün önünde hazırlamasıdır.
“galbi”: bir tür kızartılmış pirzolalardır.
Eğer sokak yemeklerini denemek isterseniz, bu kere “myeong-dong” caddesine gitmeniz gerekir. Bu cadde boyunca sokak yemeklerini tadabileceğiniz yüzlerce yer bulunuyor. Özellikle “tavuk döneri” yemenizi öneririm. Çünkü çok özel bir sos ile yapıyorlar.
Bir diğer öneri “ginsengli tavuk haşlama” dır ve oldukça lezzetlidir.
Koreliler turşuyu seviyorlar ama kimchi denilen turşuları “tatlı” dır.
Çay çeşitleri ise şunlardır: “sujeonggwa” bir tür zencefilli çaydır. “Nokcha” yeşil çay ve “boricha” arpa çayıdır.