İskoçya Edinburgh Genel

İskoçya Edinburgh Genel

Şehir: İskoçya’nın başkentidir. İskoçya’nın ikinci en kalabalık ve İngiltere’nin yedinci en kalabalık şehridir. Kasvetli ve sisli havası ile, ortaçağdan kalma şato ve kuleleriyle tarihi bir masal şehridir.

Şehir nüfusu normalde 450.000 olmasına rağmen, yazın Ağustos ayında bu rakam 1 milyona ulaşır, çünkü festival zamanında şehir yoğun ziyaretçi akınına uğramaktadır. Yani: siz de bu şehri ziyaret etmek isterseniz, bu festival zamanında yani Ağustos ayında gitmeli ve etkinlikleri yaşamalısınız.

Şehir: İngiltere’ye kıyasla gayet ucuzdur. Şehir aslında deniz kıyısında kurulmasına rağmen, zamanla kale çevresinde yerleşim yoğunlaşmıştır.
İskoçya: Birleşik Krallığın bir parçası olmasına rağmen, Edinburgh şehrinde bulunan İskoç Parlamentosu bulunmaktadır.

Edinburgh şehri: İskoçya’nın gerek yurt dışı kaynaklı ve gerekse İngiltere kaynaklı ziyaretçiler tarafından en çok ziyaret edilen yerdir. İskoçya’nın en çok ziyaret edilen yeri ise: hiçbir zaman ele geçirilememiş Edinburgh kalesidir.

Ülkemizde de gösterilen “Cesur Yürek” filminde, İngilizlere karşı İskoç ayaklanmasını başlatan William Wallece bir halk kahramanı olarak bilinmektedir.

İskoç erkekleri: bir tür etek giymektedirler. Bu “kilt” denilen etekleri: 1720’li yıllarda giymeye başladıkları söyleniyor.

Şehri keşfetmenin bir yolu: üstü açık turist otobüslerini kullanmaktır. Bu otobüsler: Wavely Tren İstasyonunun önünden, 16 paund ücret ödeyerek bu otobüslere binebilir ve yarım günde şehrin belli başlı yerlerini görebilirsiniz.

İskoçya Edinburgh Tarihi

TARİHİ

Yazılı İskoç tarihi: MS.80 yılında: bu toprakları işgal eden Romalılar ile başlamıştır.
MS.1.yüzyılda Romalılar: Lothian bölgesine gelmişlerdir ve burada Votadini isimli yerli kabile ile karşılaşmışlardır.

Romalılar: MS.365-368 yılları arasında buradan çekilmişlerdir. MS.6.yüzyılda: Scotti denilen İrlandalılar: bölgenin batı kısımlarını işgal ederler.

Takip eden süreçte: Castle Rock üzerine: MS.7.yüzyılda kalenin yapıldığı düşünülüyor. MS. 638 yılında kale: Kral Oswald güçleri tarafından kuşatıldı ve kontrol bunlara geçti.
Bunların etkisi: MS.950 yılına kadar, 300 yıl boyunca devam etti.

12.yüzyıla gelindiğinde ise: Kral David I tarafından “Royal Burgh” kuruldu. 14. yüzyılın sonunda: James III tarafından, şehir İskoçya’nın başkenti olarak ilan edilmiştir.

15.yüzyılda: bir İngiliz saldırısı sonucu şehir yıkılır. 1544 yılına gelindiğinde, şehrin yavaş yavaş iyileştiği görülür.

17.yüzyıla gelindiğinde: Edinburgh şehrinin sınırları hala şehir duvarlarının içindedir, ama genişleyen nüfusu barındırmak için evlerin yükseklikleri arttırılmaya başlanmıştır. Şehirde yapılan 11 katlı evler: günümüz gökdelenlerinin atası olarak hatırlanır. Bu eski yapıların çoğu: daha sonra ağırlıklı olarak Victoria dönemi binalarla değiştirilmiştir ki, bugün bunlar Old Town bölgesinde görülmektedir.

Bölgedeki İngiliz egemenliği: ilk olarak: İskoç farklı topluluklarının aralarındaki taht mücadelesinde anlaşamamaları üzerine, İngiliz kralı I. Edward’dan hakemlik yapmasını istemeleri ve bu durumun uzun yıllar sürmesidir.

1706-1707 yılları arasında: “Union Act” anlaşması imzalanması ile, iki krallığın birleştirilmesi, İngiltere ve İskoçya Parlamentolarında kabul edilmiş ve ortak parlamentonun adı “Büyük Britanya Parlamentosu” olmuştur.

18.yüzyılın ilk yarısında: bankacılık merkezi olarak popüler olan Edinburgh şehri: Avrupa’nın en yoğun nüfuslu, kalabalık ve sağlıksız şehirlerinden birisi olarak bilinmektedir.

1821 yılına gelindiğinde, Glasgow şehrinin, Edinburgh şehrini geçtiği görülür. 1840 yılında demiryollarının bölgeye gelmesiyle yeniden gelişme başlar. 1960-1970 lerde: şehirdeki gecekondular yıkılır ve yeniden yapılanma başlar.

ULAŞIM

Edinburgh uluslar arası havaalanı, şehir merkezine 12 km. yani araba ile 20 dakika uzaklıktadır. Havaalanı ile şehir merkezi arasında taksi ve sık sık hareket eden havaalanı otobüsleri bulunmaktadır.

Havaalanında bir otobüs servisi bulunuyor. Otobüs ile havaalanı ile şehir merkezi arasındaki yolculuk yaklaşık 40 dakika sürüyor ve bilet ücreti 1.5 paund. Mavi renkli Expres otobüsleri tercih ederseniz, bu kez 30 dakikalık yolculuk için 3.5 paund ödemeniz gerekir.

Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım için taksi tercih ederseniz, muhtemelen 15-20 paund ödemeniz gerekir ve yolculuk yaklaşık 15-20 dakika sürüyor. Ücretin fazla olması düşündürücü, yani bence otobüs tercih edilmelidir.

Şehre ulaşmak için tren tercih ederseniz: Edinburgh şehrinin İngiltere genelinde mükemmel demiryolu bağlantıları bulunduğu söylenmektedir. Başta Londra olmak üzere, şehrin, diğer birçok şehirle demiryolu bağlantısı bulunmaktadır ve yaklaşık 2 saatlik yolculuk gerekir.

Edinburgh şehir merkezindeki tren istasyonunun adı “Edinburgh Waverley Station” dur. Burası şehir merkezindedir, Royal Mile buraya 5 dakika yürüme mesafesindedir.
Edinburgh-Glaskow arasındaki yolculuk ise, yalnızca 45 dakika sürmektedir.

Londra’dan Edinburgh şehrine gitmek isterseniz: uçakla gitmeniz önerilir. Çünkü: karayolu bayağı uzun oluyor, otobüs 10 saat, kiralık araba ile 7 saatte ulaşabilirsiniz ki, son bir alternatif tren olabilir ki, o da 6 saat sürüyor.

İKLİM

Şehir de genellikle sürekli esen bir rüzgar görebilirsiniz. Özellikle: deniz kıyısına gittiğinizde, yanınızda mutlaka atkı bulundurmanız gerekir. Ama genel anlamda, şehrin ılıman iklime sahip olduğu söylenebilir.

Şehir: genellikle soğuktur, özellikle “Kale” ye çıktığınızda mutlaka tedbirli olmanızı ve yanınıza kalın giysiler bulundurmanızı öneririm, yoksa kesinlikle üşürsünüz. Ancak: İngiltere’nin diğer birçok şehrinde olduğu gibi: biz ve bizim gibi yurt dışından gelenler, burada üşürken: şehirliler kısa etek ve tişörtlerle geziyorlar ve asla üşümek gibi bir alışkanlıkları yok, inanılmaz bir durum.

Fırtınalı günlerde, şehirde düzenlenen sokak partileri iptal edilir. Gelelim yağışlara: şehirde sağanak yağış pek görülmez. Yağmur genellikle kışın, karla karışık yağmur şeklinde görülür.

Sonuç olarak: bu şehrin iklimini şöyle özetlemek gerekir: İlkbahar ve Sonbahar mevsimlerinde: aynı gün içinde, dört farklı mevsim yaşamak mümkündür. Bu şehri ziyaret etmek isterseniz, bence Temmuz ayında gidin, ama Temmuz ayında dahi, sıcaklık 22 derece civarında olduğunu ve özellikle akşam saatlerinde mutlaka üzerinize bir şeyler almanız gerektiğini unutmayın.

İNSANLAR

Edinburglular: işçi sınıfı değildir, gayet yardımsever ve güler yüzlüdürler. Yani, İngilizlere nazaran daha sıcak kanlıdırlar. Ancak: yine İngilizlere nazaran daha kabadırlar.
Hatta: şehirdeki publara gittiğinizde, bu insanların: İngiltere milli takımının maçlarını izlerken: rakip takımı tuttuklarını ve İngilizlere nasıl küfrettiklerini duyabilirsiniz.

Öte yandan: İskoç erkeklerinin en büyük özelliği, dünya çapında bilinen özellikleri: giydikleri ekose eteklerdir. Bu ekose eteklere “kilt” ismi veriliyor ve gerçekten şehirde gezerken, bunlardan bolca görebilirsiniz.

MEDENİYET ÖNCESİ-CADILIK-CADILAR

Aslında aşağıda söz edeceğim hususlar: yalnızca Edinburgh şehrine ait değil, elbette: ortaçağ döneminde Avrupa’nın yani gününüzün en yüksek medeniyet seviyesine ulaşmış toplumunun geçmişinde yaşadıklarıyla ilgilidir. Belki: Cadılık konusu, yalnızca bu yöreye yani Edinburgh şehri ve çevresine ait olduğu söylenebilir. Diğerlerini tüm Avrupa için söylemek mümkündür.

17’nci yüzyılda şehirde büyük bir veba salgını olmuş ve şehir nüfusunun yarısı olan 2500 kişi ölmüş. Çünkü: veba gittiği veya girdiği her yerde: oradaki insan nüfusunun tam yarısını, hatta kadın ve erkek sayılarında da tam yarı olmak üzere bir denge ile insanları öldürmüştür. Ancak, unutmamak gerekir ki, günümüzde medeniyetin en yüksek olduğu söylenen bu ve benzeri şehirlerde: insanlar o d önemlerde: dışkılarını lazımlıklara yapıyorlar ve pencereden dışarıya sokaklara döküyorlarmış. Veba salgınının sebebinin bu olduğu kesin.

Ayrıca: yine 17’nci yüzyılda: Tıp Fakültelerinde, öğrenciler tarafından kullanılan kadavralar gayet iyi para getiriyormuş, çünkü öğrenciler bunları para vererek satın alıyorlarmış. Bunu bilenler ise: mezarlıklardan gizlice kadavra çalıp öğrencilere satmayı bir meslek haline getirmişlerdir.

Hatta: Hare ve Burklay isimli iki İrlandalı kafadar: bu işi öyle ileri götürmüşler ki: geceleri barlardan çıkan sarhoşları tenha yerlerde öldürüp, kadavra olarak öğrencilere satıyorlarmış. Bu tür cinayetleri engellemek için yine aynı dönemde şehrin bazı yerlerine gözetleme kuleleri yerleştirilmiştir. Bu adara: Hare ve Burklay isimli İrlandalılar bir süre sonra yakalanıp idam edilmişlerdir.

Son olarak ,cadılık ve cadı avı konusundan söz etmek istiyorum. İskoçya’nın diğer birçok bölgesindeki gibi: burada da “cadı” efsaneleri çoktur. Hatta: şehirde anlatılanlara göre: cadı avı sırasında: cadı olarak şüphelendiklerini yakaladıklarında, önce: Princess Street’de bulunan bir su birikintisine atarlarmış.

Ölürse: cadı olmadığına kanaat getirip ayrılırlarmış. Ama, ölmese: sudan çıkarıp yakarlarmış. Yani: yakalananın asla kurtuluşu yok.

Bu arada, insanların cadı olarak suçlanmasının tek göstergesi: portakal rengi, kızıla kaçan saç renkleriymiş. İyi de, burada yaşayanların büyük çoğunluğunun saçı kızıla kaçmaktadır. Bunun sonucunda: 15 ile 18’nci yüzyıllar arasında bu şehirde yaklaşık 4000 kadın ve erkek, cadılık şüphesiyle öldürülmüşlerdir. Bu öldürülenlerin büyük çoğunluğu kadındır.

DİL

Resmi dil İngilizcedir. Ancak şehrin ismi: İskoçya’nın milli içeceği olan “İrn-bru” gibi yani “Edinbıru” şeklinde telaffuz edilir. Ancak: İskoçların aksanı, kişiden kişiye değişir. Kimini anlamak kolay iken, kimini anlamak imkansızdır.

Yani: İngilizce öğrenmeyi düşünenlerin buraya gelmemesi gerekir diye düşünüyorum. Çünkü: gerçekten konuştukları İngilizcenin aksanı bayağı farklıdır. Bunun dışında, şehirde yabancı öğrencilere tarafından: Çince ve hemen her yerde Almanca konuşulduğu da görülür.

ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI

Edinburgh şehir içinde: Old Town ve New Town denilen yerler: şehir merkezindedir ve yürüyerek veya bisiklet ile buraları rahatlıkla gezebilirsiniz. Ancak: uzun yolculuklar için otobüs ve tren hizmeti kullanmanız önerilir. Şehirde metro yoktur.

Trenler

Şehirde iki ana tren hattı bulunmaktadır ki, bunlar: Waverley ve Haymarket hatlarıdır. Ana istasyon: şehir merkezinde bulunan “Waverley” istasyonudur.
Eğer İskoçya içinde seyahat edecekseniz: ScotRail denilen tren destinasyonlarını kullanmanız gerekir ki, Glaskow şehrine gitmeyi düşünenler bunu değerlendirirler. Ancak: Londra ve Aberdeen gibi yerlere gitmek isteyenler ”East Coast” denilen tren hattını kullanmalıdırlar.

Tramvay

Şehirdeki tramvay hattı: Edinburgh Airport ile York Palace arasında uzanmaktadır. Şehirdeki tramvay hatları, 65 yıldır çalışmaktadır. 27 tramvaylı filo, saatte 20 bin yolcu kapasitelidir. Her tramvay 250 yolcu kapasitelidir. Tramvaylarda, otobüslerde kullanılan biletler kullanılabilir.

Otobüs

Şehirde “Lothian” olarak isimlendirilen otobüsler: kestane renginde ve çift katlıdır. Havaalanında çalışan otobüsler “Airlink” olarak isimlendirilir. Gerek otobüsler ve gerekse tramvaylarda kullanılan biletler: tek binişlik bilet: yetişkinler için 1.5 paund ve çocuklar için 70 p. dir. Gün boyunca ücretsiz otobüs ve tramvaya binmek isterseniz, yetişkinler için 3.5 ve çocuklar için 2 paund ödemeniz gerekir. Yalnız otobüslerde para üstü verilmiyor, bu konuda herhangi bir uyarı yok, yani tam ücreti ödemeyi düşünün.

NE YENİR-NE İÇİLİR

İskoçya’nın genelinde olduğu gibi, Edinburgh şehrinde de: çorba-yemek karışımı, ülkemizdeki “munbar” a benzeyen bir yerel yemekleri var, bunu tadabilirsiniz. Bunun dışında tüm adada olduğu gibi, burada da “fish and chips” başlıca yerel yemektir denilebilir. Ayrıca: steak pie ve bol baharatlı Hint yemekleri de düşünebilirsiniz. Evet: “Angus” inekleri ki, son yıllarda yurdumuzda da bunların isimlerini duyduk: et yemekleri burada pek te yaygın değildir.

Ne içilir denince: şehirde bolca viski dükkanı var, bu dükkanlara girip viski tadabilirsiniz, hatta muhteşem lezzetli ev yapımı viskiler bile bulabilirsiniz. Şehirde viskiye “Hayat suyu” diyorlar ve yapımında: suyun kalitesinin önemini ortaya koyuyorlar. Öte yandan: şehirde çeşmelerden akan suyun içilebildiğini söylemek istiyorum. Viski denilince: öncelikle, şehirde satılan viskilerin Atatürk Havaalanı duty-free shoplarından daha pahalı olduğunu bilmenizi isterim. Zaten burada: genelde tercih edilen dışında: “Malt” viskiler tercih ediliyor.

Ama bence, bu şehri ziyaret ederseniz: Rowling tarafından “Harry Potter” serisi romanları yazdığı: “The Elephant House” denilen kafeyi ziyaret etmelisiniz. Ünlü yazar: eşinden boşandıktan sonra, parasızlıktan evindeki kaloriferleri yakmıyormuş ve bu kafeye gelerek yazmaya başlamıştır. Yazar Harry Potter dizilerinin patlaması sonucu zengin olmuş, ama günümüzde bu kafe de, yoğun ziyaretçi akınına uğramaktadır.

NE SATIN ALINIR-ALIŞVERİŞ

Şehirdeki çoğu mağaza: Cumartesi ve Pazartesi arasındaki günlerde: 09.00-17.00 veya 17.30 a kadar açık kalırlar. Bazı dükkanlar, süpermarketler ve benzin istasyonları ise, akşam geç saatlere kadar açık kalabilirler.
Şehirde alınabilecek başlıca obje: belki “İskoçların ünlü ekose eteği” olabilir. Ama şunu unutmayın bunların ücretleri çok pahalı, yani şehir rahatça alışveriş yapılabilecek bir yer değildir.

EDİNBURG MİLİTARY TATTO-BANDO

Bu bando: 1950 yılında kurulmuştur. Üyeleri: emekli askerler ve ailelerinden oluşmaktadır. Bandonun en büyük özelliği: gayda ve davul ritimleri, süvarilerin geçişleri, sahte savaş sahnelerinin şov halinde sunulduğu gösteriler ve geçit törenidir. Her yıl Ağustos ayında, 3 hafta boyunca: Castle Esplanade bölgesinde, İskoç 40. Alayına ait bu bando: askeri müzikler çalarak: büyük bir hayran kitlesine, canlı program sunmaktadır.
Böyle bir törene rast gelirseniz, mutlaka izlemenizi öneririm.

ÜNİVERSİTELER

Edinburgh şehrinde: 4 tane üniversite ve bunların 100.000 öğrencisi bulunuyor. Bunların en eskisi ise: Edinburgh Üniversitesidir.

Edinburgh Üniversitesi

1583 yılında kurulan Edingburgh Akademik yapısının Üniversitesi içinde, 22 okul bulunmaktadır. Üniversite binalarının çoğu: George Meydanı çevresinde veya yakınlarında, şehir merkezinde bulunmaktadır.
Fen ve Mühendislik Fakülteleri ise, Kings Hall olarak isimlendirilen yerde bulunur.
Little France New Royal bölümünde: Tıbbi araştırma Enstitüsü bulunur. Pollock Halls denilen yerde ise: öğrenci konaklama tesisleri vardır. Moray House denilen yerde: Eğitim Fakültesi ve Paskalya Bush denilen binada ise: Veteriner araştırmaları enstitüsü bulunur.
2010 yılında bu üniversite dünyanın en iyi 9. üniversitesi seçilmiştir.

Herriot-Watt Üniversitesi

Buraya üniversite statüsü: 1966 yılında kurulmuştur.

Edinburg Napier Üniversitesi

1992 yılında buraya Üniversite statüsü verilmiştir.

Queen Margaret Üniversitesi

2007 yılında Üniversite statüsü kazanmıştır.

EDİNBURGH FESTİVALİ-FRİNGE FESTİVALİ

Bu festival: 1947 yılından bu yana düzenlenmektedir ve bu festivale: dünyanın her köşesinden, seçkin: bale, opera, tiyatro ve müzik toplulukları katılmaktadırlar.
Her yıl Ağustos ayında düzenlenen bu festival nedeniyle, şehrin nüfusu 450.000 kişiden, 1 milyon kişiye yükselmektedir.
Hani, olur da bu festivale katılamayanlar/gelemeyenler için ise, şehirde: “Fringe Festivali” düzenleniyor. Fringe kelimesinin anlamı “kenar” demektir. Yani, bu festival: daha çok ünlü değil, keşfedilmeyi düşünen ve bekleyen sanatçıların katıldığı, her yerde, her köşe başında farklı etkinliklerin sunulduğu bir festival olarak önem kazanmaktadır.

GEZİLECEK YERLER

Edinburg: dünyaca ünlü; 4500’den fazla bina ile, zengin mimari mirasa sahiptir. Bu tarihi şehir, aralarından tren yolu geçen iki bölüme ayrılmaktadır. Bu bölümlerde: neoklasik teraslar ve ortaçağ mimarisi: şehre apayrı bir karakter vermektedir.

Bu iki bölüm: UNESCO tarafından 1995 yılında Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Evet: şehri tanıtmaya, koruma altına alınan bu bölgeden başlamak istiyorum.

Bu bölgede iki bölüm bulunur. Bunlar:

  1. Old Town
  2. New Town

Rusya Petersburg Genel

Rusya Petersburg Genel

Şehir: Çar Petro tarafından, 16 Mayıs 1703 tarihinde kurulmuştur. Petro: şehir buraya kurulacak diye bataklık alanı gösterdiğinde: çevresindeki herkes karşı çıkar. Ancak: Petro, fikrini değiştirmez ve sonuçta çalışmalar başlar.

Askerler kurutmak için bataklığa sürülürler ve yüz binlercesi sinek gibi bataklıkta ölür ve böylece bataklığın dibinde, insan kemikleri üzerine bir şehir yükselir. Şehrin ve kalenin inşasında: yalnızca 10 yıl içinde, 100 bin işçi hayatını kaybeder.

Şehir: 200 yıl boyunca, imparatorluğa ev sahipliği yapmıştır. Puşkin ve Dostoyevski’nin memleketidir. Nobel edebiyat ödülü alan, Joseph Brodski şiir yolundaki ilk adımlarını, burada atmaya başlamıştır. Bestekar Rahmaninov, Prokofyev ve Şoştakoviç de Petersburglu’dur.

Ekim devriminin doğduğu yerdir. Petersburg ismi önce Petrograd ve 1924-1991 yılları arasında ise Leningrad olarak değiştirilmiştir. 1991 yılında, Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından yapılan referandum ile şehrin ismi yine Petersburg olarak değiştirilmiştir.

Petersburg ismi: cennete açılan kapının anahtarını koruyan havari olan Aziz Peter anısına şehre verilmiştir. Ancak: Rusların büyük çoğunluğu, şehre: yalnızca “Piter” derler.

Şehrin tarihi sürecinde: II. Dünya Savaşında, 30 Ağustos 1941 tarihinde, Almanlar tarafından yapılan ve 900 gün süren kuşatmanın önemi büyüktür. Bu süreçte: şehirde yaklaşık 1.5 milyon insan ölmüş ve Almanlar tarafından sürekli bombalanan şehir; büyük bir direnç göstermiştir.

Rusya Petersburg Genel

Rusya’nın ikinci ve Avrupa’nın beşinci büyük kentidir. Moskova’nın yaklaşık 715 km. kuzeybatısında, Finlandiya körfezindedir. Moskova’nın aksine, beş milyonluk nüfusu ile daha Avrupaidir.

Petersburg’un Moskova’dan farkı: sakin ve telaşsız bir şehir olmasıdır. Ancak, burada güneşli günlerin sayısı: kapalı ve yağmurlu günlere nazaran oldukça azdır. Ama yine de, şu şehrin insanları yaşadıkları şehri çok seviyorlarmış. Hatta; bu yağmurlu ve sürekli puslu havayı, büyüleyici buluyorlarmış.

Önemli bir kültür ve sanayi merkezidir. Rusya’nın başlıca limanlarındandır.

Şehirde: 342 tane köprü var. Bunlardan 21 tanesinin kanatları, geceleri ayrılıyor ve büyük gemilerin şehrin iç kısımlarına geçmesi sağlanıyor. En uzun köprü: 905 metre uzunluğundaki Aleksandr Nevski köprüsüdür.

En genişi ise: Moyka Nehri üzerindeki Sini köprüsüdür. Bunun genişliği: 97 metredir. Neva üzerindeki en güzel köprülerden biri; 1903 yılında kullanıma açılan: Troitski köprüsüdür. Bu köprü: Paris’teki meşhur Eiffel Kulesi projesini yapan Fransız mühendis Eiffel tarafından projelendirilmiştir.

Altın kanatlı grifon figürleriyle süslenmiş Bankovski köprüsü, zarif zincirlerine, Aniçkov köprüsü üzerindeki heykeltıraş Peter Klodt’un altın heykellerine hayran olmamak elde değil. Gördüğünüzde çok beğeneceksiniz.

Neva ırmağı deltası üzerinde: 42 ada üzerine yayılmış olan kent, ırmak yatakları ile kanalların kesiştiği, köprülerle birbirine bağlanmış adalardan oluşur. Bu adaların sayısı, şehir hayatına engel teşkil eden Neva Nehri kollarını toprakla dolduran şehir mimarlarının müdahalesi sonucu, giderek azalmıştır. (19.yüzyılda, ada sayısı 150 imiş)

Şehir sınırları içinde: 93 nehir, bu nehirlerin kolları, dereler, 100’ün üstünde göl ve gölet bulunmaktadır. Bu özelliği nedeniyle, Petersburg şehri, Kuzeyin Venedik’i olarak da anılır.

Ancak: elbette bu durumun olumsuz ve doğal bir sonucu olarak: Finlandiya körfezinden gelen şiddetli rüzgarlar, Neva sularını karaya doğru çevirerek, çevrede bulunan semtlerin su altında kalmasına neden olmaktadır.

En son ve büyük su baskını: 1955 yılında olmuştur. Burada da, Venedik gibi, ileride, şehri su baskınlarından koruyacak devasa su bentlerinin inşası düşünülüyormuş.

Evet: muhteşem kanallar var ve bu kanallarda: tekne gezintisi yapmak, çevreyi görmenin en güzel yoludur.

Rusya Petersburg Genel

PETERSBURG ŞEHRİ GEZİ PLANI:

Irmağın kolları: kenti, dört bölüme ayırır. Bunlar:

1. Donanma Binası Yakası. (Petersburg’un kültürel mirasının büyük bölümü, Neva’nın güneyindeki Donanma Yakasındadır)

2. Nevski Prospekt (Donanma Binasından dışa doğru uzanır)

3. Vasilyevksi Adası. (Nevski Prospekt’in hemen karşısındadır.)

4. Petrograd Yakası. (Neva’nın kuzeyindedir) Petro-Pavel Kalesinin çevresi.

Bunun dışında: Petersburg’da günübirlik geziler yapılabilir.

Rusya Petersburg Genel

TEKNE GEZİLERİ

Irmak: kış aylarında ( Kasım ayı civarından, Nisan ayına kadar) buz tutar. Yaz aylarında ise: her gün: Kışlık Saray yakınındaki iskelelerden başlayıp, Donanma Binasında son bulan tekne gezileri düzenlenir.

Nevski Prospekt üzerindeki Aniçkov Köprüsünde, kanalları gezebileceğiniz, küçük sandallar bulabilirsiniz.

 

PETERSBURG’A ULAŞIM

Petersburg’a elbette havayolu ile ulaşım mümkün. Petersburg’un uluslar arası havaalanı: kent merkezinin 17 km. güneyindeki, yeni bir terminal binası bulunan “Pulkovo II” dir. Moskova seferi de dahil olmak üzere, bütün yurtiçi uçuşlar, Terminal II’den, otobüsle 10 dakika uzaklıktaki Pulkova I’de son bulur.

Havaalanından kent merkezine, taksiyle ulaşmanız 30 dakika sürer.

Pulkovo I ile kentteki terminal arasında, havaalanı ekspres otobüs hizmeti servis hizmet verir. Pulkova II ile Pulkovskaya Oteli yakınındaki, Moskovski Prospekt üzerindeki kent hava terminali arasında da, otobüs ve ucuz bir minibüs seferi var.

Ancak: Moskova-Petersburg kapsamındaki bir gezi düşünüyorsanız, Moskova-Petersburg arası 640 km. Yolculuk, trenle yaklaşık 8 saat sürüyor.

 

PETERSBURG İÇİNDE ULAŞIM

Petersburg’da şehir içi ulaşımı çok kolay. Otobüs, metro, tramvay, taksi, kanal teknesi gibi pek çok seçenek mevcut.

Ancak: sokaklarda taksi bulmanız olanaksız. Ya otelden ya da restorandan Rusça konuşan birine telefon ettirip, taksi çağırmanız gerekiyor. 1 km. yola giderken 30 euro karşılığı ruble ödüyorsunuz, dönerken iki katını da ödeyebilirsiniz. Taksi çağırmadan fiyat sorun ve pazarlık edin.

Çünkü: yabancılara farklı, Ruslara farklı fiyat uygulanıyor. Aslına bakarsanız: bu farklı fiyat uygulaması, yalnızca taksilerde değil, trenlerde, otellerde, tiyatrolarda, müzelerde, yani her yerde uygulanıyor. Yabancılar, Rusların 6-20 katı fazlasını ödüyorlar.

Paris ve Berlin banliyölerini aratmayan Petersburg banliyösü: muhteşem ve aynı zamanda çok da romantik. Her yıl Mayıs ayının sonunda yapılan Peterhof Fisiyeleri Şenliklerine katılmalısınız. İki yanı ağaçlarla kaplı: Gatçina, Pavlovsk, Oranienbaum patikalarında yürüyüş yapmalısınız.

Rusya Petersburg Genel

PETERSBURG İNSANI

Moskovalı insanlardan daha sıcakkanlı ve kibardırlar. Rusya’nın en kültürlü insanları burada yaşar.

Kadınların çoğu güzel ve fazlasıyla bakımlıdır. Bunun sebebi de: Dünya Savaşıyla dengesi bozulan kadın-erkek nüfusunun hala tam olarak dengelenmemesi.

Kadınların kendilerine nitelikli eş bulması zor. Hatta yapılan evlilikler de, genellikle boşanmayla sonuçlanıyormuş. Ortaya: anneanne, anne ve çocuklardan oluşan alışılmadık bir çekirdek aile tablosu çıkıyor.

Rusya Petersburg Genel

İKLİM VE BEYAZ GECELER

Evet, Petersburg denilince, çoğu insanın aklına, beyaz geceler geliyor. Yani: özellikle yaz aylarında, burada yaşayabileceğiniz uzun gündüzler var.

Petersburg: Haziran ayının ortalarından, Temmuz ayının başlarına kadar süren ve yalnızca 2 saati karanlıkta geçen “beyaz geceleri” ile ünlüdür. Kışlar: uzun, soğuk ve karanlıktır. İlk kar: Ekim ile Aralık ayları arasındaki zamanda düşer.

Petersburg, yaz aylarında keyfini sürdüğü beyaz gecelerinin bedelini, kış ortalarında, yalnızca 5 saatlik iç karartıcı bir günışığı görerek öder. Kar: Mart ya da Nisan civarında erimeye başlar.

Özellikle: 21 Haziran en uzun gün ya. 21-22 Haziran’da, Neva nehrinin deltasındaki bu şehirde, gündüz, tam 18 saat, 53 dakika sürüyor. Bunun dışında, gece de, asla kapkaranlık olmuyor.

Ama, yine de, beyaz geceler cümlesinin kaynağının: ünlü Rus yazar Dosdoyevkski’nin romanı “Beyaz Geceler” den geldiğini bilmelisiniz. Bu romanda: Petersburg’un dört beyaz gecesinde yaşanmış, sade ve derin bir aşkın öyküsü var. Çok güzel, fırsat bulursanız mutlaka okumalısınız.

 

ALIŞVERİŞ

Petersburg’da alışveriş ortamları: Nevski Prospekt çevresinde yoğunlaşmıştır. Daha çok üst düzey markaların konumlandığı bir caddedir. En büyük iki alışveriş merkezi: Gostini Dvor ve Pasaj’dır.

Alışverişe daha fazla zaman ayırmak isterseniz: Nevsky Prospect yakınlarında, Ligovsky Caddesi üzerinde bulunan Backstage’yi tercih edebilirsiniz. Alışveriş sonrası ise, küçük bir kafe olan İdealnaya Cahanshkaya’da soluklanıp, kahve yudumlayabilirsiniz.

Kent merkezindeki Kuznechy Pazarı, kentin en renkli ve en önemli alışveriş pazarıdır. Bu yiyecek ve içecek pazarı, en iyi sebze ve meyvenin satıldığı yerdir. Pazarın atmosferi ziyaretçileri büyüler. Geleneksel smetena (ekşi krema), lezzetli bal çeşitleri ve her türlü meyve, bu pazardan satın alınabilir.

Petersburg’da: Griboyedov kanalı üzerindeki Yeniden Diriliş Katedralinin yakınlarındaki pazara gidebilirsiniz. Bunların tamamında: fiyatlar konusunda, sıkı pazarlıklar yapılabilir. Fakat: mutlaka nakit ödemeniz gerekecektir. Bir de, yabancı para yasak, kesinlikle yanınızda ruble bulundurun.

Rusya Petersburg Genel

NE ALINABİLİR

KEHRİBARDAN YAPILMA ÜRÜNLER

Baltık kıyısındaki “Kalingrad” bölgesi, kehribar üretiminin % 90’nı karşılamaktadır. Bu yarısaydam, fosilleşmiş, altın rengi çam reçinesi, mücevher (küpeler, bilezikler ve kolyeler) ve biblo yapımında kullanılıyor.

HAVYAR VE ŞAMPANYA

Sokak satıcılarından, havyar almayı düşünebilirsiniz. Fakat: havyarın ülke dışına çıkarılması sınırlandırılmıştır. Ülkeden ayrılırken, gümrükte, aldığınız havyarın faturasını göstermek zorundasınız. Buna karşın Rus şampanyası, oldukça ucuzdur. Sukhoe (sek) olanları mükemmel kalitededir.

KALPAKLAR

Kulaklıkları da bulunan bu geleneksel Rus kışlık şapkaları, her zaman popülerdir. Eski Sovyet ordusunun kalpaklarından son derece pahalı mink kalpaklara kadar, pek çok seçenek bulabilirsiniz.

VOTKA

Bu ulusal içkiyi, havaalanlarındaki “duty-free” mağazalarından gayet ucuza alabilirsiniz. Bir sokak büfesinde ise, neyle karşılaşacağınızdan emin olamazsınız.

Rusya’da: Stoliçnaya’nın mı yoksa Moskovskaya’nın mı daha iyi olduğu konusunda görüş birliği yoktur.

Her iki marka da, yöre halkından rağbet görür. Russky Standart’da iyi bir markadır. Aromalı çeşitleri arasında: biberli ve limonlu votka bulunur.

SAAT

Hiç kimse “kozmonotların da taktığı, gerçek bir Sovyet askeri saati” teklif edilmeden, Moskova’dan ayrılamaz. Rus saatleri, çoğunlukla göz alıcı ve güvenilirdirler. Fakat, garantisi olmadığını unutmamalısınız.

GJEL PORSELENLERİ

Moskova yakınlarındaki bir kasaba olan Gjel’de yapılan, bu mavi ve beyaz renkli porselenler, hem Ruslar hem de turistler tarafından çok beğenilirler.

 

YİYECEK

Tabii Rusların ünlü pan keklerini de mutlaka tatmalısınız. Dondurmalı, peynirli, etli, mantarlı çeşitleri olan pan kekleri yiyebileceğiniz en iyi adres: Nevsky Prospeck caddesi üzerindeki “Teremok”

Evet, bu şehrin küflü kaşarı meşhurdur.

Petersburg eğlence hayatı

PETERSBURG-EĞLENCE

Petersburg: sanat meraklıları için tam bir cennettir. Petersburg, zengin bir kültüre sahiptir. 40 dan fazla tiyatro vardır.

Petersburg’daki ünlü “Mariyinski Opera ve Bale Sahnesi” (önceki adıyla Kirov), dünyanın önde gelen bale okullarından biridir. Ünlü mezunları arasında: Anna Pavlova, Vaslav Nijinski, Galina Ulanova, Rudolf Nureyev ve Mihail Barişnikov vardır.

19. yüzyıl ortalarında inşa edilen 1800 kişilik tiyatro, Moskova’nın Bolşoy’unun ihtişamıyla rekabet edecek kadar güzeldir.

Rusya’nın en ünlü bale ve opera eserlerinin pek çoğu ilk olarak burada sahnelenmiştir. Kentteki ikinci opera ve bale mekanı: Sanat meydanı üzerindeki “Maly Tiyatrosu”dur.

Ayrıca: Yusupov Sarayındaki Yusupov Tiyatrosu gibi, birkaç küçük tiyatro da vardır.

Aleksdrinsky Tiyatrosu: Petersburg’un en önemli tiyatrosudur. Klasik Rus dramasından en önemli örnekler burada gerçekleştirilir.

 

FESTİVALLER

PETERSBURG BEYAZ GECELER SANAT FESTİVALİ

Yazın, yaklaşık olarak 1 Haziran – 1 Temmuz tarihleri arasında düzenlenir. Güneşin neredeyse batmadığı yaz gecelerinde düzenlenen bu festivalde: müzik, opera, bale ve tiyatro performansları sahnelenir. Ayrıca, sokaklarda, bar ve restoranlarda da eğlenceler devam eder.

KIŞ SANAT FESTİVALİ

25 Aralık – 5 Ocak tarihleri arasında düzenlenir. Kentin, kış aylarındaki en önemli kültürel olayıdır ve bu festivalde pek çok uluslar arası bale ve klasik müzik yıldızı yer alır.

Rusya, Petersburg, Günübirlik çevre gezileri

Rusya, Petersburg, Vasilyevsky adası

Rusya, Petersburg, Donanma Binası yakası

Romanya Genel

Romanya Genel

Romanya: bize çok uzak değil, Trakya’da sınırı geçtikten sonra Bulgaristan ve hemen ardından Romanya. Bu ülkede, çok sayıda vatandaşımız yaşıyor. Burada benim amacım: elbette ülkelerin ve şehirlerin turistik özelliklerini yansıtmak.

Bu yüzden, öncelikle bu konuları incelemek gerekiyor ki, Romanya ülkesinde, özellikle Bükreş, Karadeniz kıyısındaki birkaç yer ve kayak turizminin yapıldığı birkaç yer turistik açıdan dikkat çekiyor. Her zaman olduğu gibi, gidilen yerlerde UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınmış “Dünya Mirası” yerleri de özellikle siz okurlarıma belirtiyorum.

Öncelikle, şunu bilmek gerek: Romanya’nın tarihi: bizimkiyle iç içe geçmiştir ve tarih kitaplarımızda sıkça rastlanılan “Eflak” ve “Boğdan” buradadır. Ayrıca: yine dünya çapında ünlü “Kont Drakula” yine bu ülkede Transilvanya topraklarında yaşamıştır.

Ama: bu ünlü kişinin ismi, bizim kültürümüzde “Kazıklı Voyvoda” diye geçer. Çünkü: bu kişi, Osmanlı ile yakından bağlantılıdır. “Drakula” adını: silah kullanmadaki becerisi ve zalimliğiyle öne çıkan ve “Dragon” olarak tanınan babası Vlad Basarab’dan almıştır.

Baba Basarab: oğlu Drakula’yı 1442 yılında 10 yaşında iken Osmanlı topraklarına göndermiştir. Bu 6 yıllık sürede, işkence metotları hakkında kafa yormuş ve döndüğünde, bu konuda, yani işkence konusunda uzman olmuştur. Özellikle: “kazık” metodunu: yaşlısından gencine, katilinden hırsızına herkese uygulamıştır. Hatta: 20 bin civarında Osmanlı askerine de, aynı işkence metodunu kullandığından söz edilmektedir.

Evet: burada Romanya’nın geneli hakkında, sizlere ayrıntılı bilgiler verdikten sonra, yine bu sitede, şehir-şehir Romanya ülkesinin turizm ağırlıklı yerlerini birlikte gezelim.

Romanya: Balkan yarımadasında, Karpat dağları, Tuna ve Karadeniz ile işaretlenen kuzey bölümde, Orta Avrupa’da yer almaktadır.

Ülke toprakları, yaklaşık 237.500 km. karelik alana yapılmıştır. Kara sınırlarının uzunluğu: 2508 km. dir. Sınır komşuları: Bulgaristan, Macaristan, Moldova, Sırbistan ve Karadağ ve Ukrayna’dır. Sahil şeridi: 225 km. dir. Ülkenin Karadeniz seviyesinden en yüksek noktası: Moldoveanu’dur ve 2544 metredir.

Ülkenin milli bayramı: 1 Ocak 1918 tarihindeki “Birleşme Günü” dür.

Romanya Genel

ROMANYA TARİHİ

Romanya bölgesinde ilk yerleşimcilerin: günümüzden ikibin yıl önce, Hint-Avrupa kökenli Trakya kabileleri oldukları biliniyor.

Burada yaşayan ve “Dacians” ismi verilen yerli kabileleri: Karadeniz kıyısında koloniler kuran Yunanlılar ile karşılaştıklarında iyi ilişkiler kurmuşlardır.

Daha sonra, bölgede Romalılar görülür. Dacianslar nedeniyle: günümüzde tüm eski Latince ve Erken Ortaçağ kaynaklarında: Romanyanın bütün bölgelerine “Dacia” denilmektedir.

MS.270-275 yıllara arasındaki dönemde: Roma ordusu ve yönetimi: İmparator Aurelian tarafından burada egemenlik yürütüldü. Romenlerin ataları: birkaç yüz boyunca, Roma imparatorluğunun siyasi, ekonomik, dini ve kültürel etkisi altında kaldı.

MS.395 yılında Roma imparatorluğu bölününce, Romanya toprakları, Bizans yönetimi egemenlik alanında kaldı. Daco-Roma kültürel etkisi: MS.2-4’ncü yüzyıllarda sürdü ve 6-7’nci yüzyıla kadar devam etti. Bu süre içinde: Daco-Romalılar: Latin kıyafetleri içinde Hıristiyanlığı kabul ettiler.

Ortaçağ döneminde: MS.12 ve 13’ncü yüzyıllarda: Romanya topraklarında yaşayanlar çevresindeki Eflak, Boğdan ve Transilvanya beylikleriyle birlikte yaşamaya başlamışlardır.
895 yılında: Volga topraklarından gelen Macar kabileleri: Pannonia bölgesine yerleşmişlerdir. 995 yılında, bunların batıya ilerlemeleri: Rumenler tarafından durdurulmuştur.

14’ncü yüzyılın ikinci yarısında, bu kez: Osmanlı imparatorluğu güçleri, bölgeye dayanırlar. 1396 yılında: Osmanlılar Tuna kıyılarında görülmeye başlarlar.

Böylece: Romenler ve Osmanlılar arasında büyük çatışmalar yaşanır. 1453 yılının ardından: bütün Balkan yarımadası, Türk yönetimine girer. 1521 yılında Kanuni Sultan Süleyman, Belgrad şehrini alınca, Romanyanın çevresindeki Eflak/Boğdan bölgeleri 300 yıllık Türk egemenliğine girerler.

1541 yılında ise, Romanya toprakları da, Türk egemenliğini tanırlar. Ancak, diğer komşu ülkelerin aksine: Romenler, Osmanlı yönetimine ödedikleri tazminat karşılığında, iç özerkliklerinin korunması garantisini almışlardır.

16’ncı yüzyılın sonlarında: Eflak Voyvodası olan Michael: Hıristiyan birliği ve Papalık tarafından başlatılan anti Osmanlı koalisyonuna katılmış ve ülkenin bağımsızlığını kazanmak için ağır savaşlar vermiştir.

1599-1600 yıllarında: Romenlerin yaşadığı “Eflak-Transilvanya-Boğdan” prenslikleri: tarihte ilk kez birleşmişlerdir. Ancak, bu birliktelik, 1601 yılında Michael’in öldürülmesiyle sona erer.
1683 yılında Osmanlılar Viyana kuşatmasında başarılı olamayıp geri çekilince, Habsburg imparatorluğu Avrupa’nın güney-doğu bölümünde genişlemeye başlamıştır.

1699 yılında “Karlofça” andlaşması imzalanınca, Avusturya’da özerk bir prenslik kurulur. Rus çarı Petro: 1696-1725 yılları arasında, Dinyester nehrine ulaşır ve ardından fetihlerini devam ettirerek, İstanbul boğazı ve İstanbul’a hakim olma düşüncesiyle Romanya Beyliklerine kadar gelir ve buraya yerleşir.

Osmanlı imparatorluğu: 1711 yılında Moldova ve 1716 yılında Eflak prensliklerini tanır. Takip eden süreçte: Osmanlı-Avusturya-Rus imparatorluk orduları: başta Eflak olmak üzere bölgede etkinlik mücadelelerini sürdürürler.

18-19’ncu yüzyıllara gelindiğinde ise, bölgede büyük bir ekonomik ve sosyal değişimler gerçekleşir. Romanya: adım adım Avrupa’ya yönelir. 1699-1701 yılları arasında: Katolik kilisesi ve Transilvanya din adamlarının oluşturdukları din ağırlıklı birliktelikler, Romanya’nın egemenliğinin sağlanmasında büyük etki gösterirler. 1829 yılında imzalanan Edirne Barış Andlaşması: Romanya’nın ulusal kurtuluş savaşının son aşamasıdır.

24 Ocak 1862 tarihinde, “Romanya” adını alır ve başkent “Bükreş” olarak ilan edilir.
10 Mayıs 1866 tarihinde yapılan halk oylaması sonucunda: Carol I. Romanya’nın ilk kralı olarak seçilir.

1875 yılında Türk-Rus savaşı sonrasında, 9 Mayıs 1877 tarihinde, Romanya devlet olarak bağımsızlığını ilan etti. Prens Carol I komutasındaki bir Romen ordusu: Tuna nehrini geçti ve Plevne’yi kuşatarak, 10 Aralık 1877 tarihinde, Osman Paşa’dan kaleyi teslim aldı.

1914 yılında, I. Dünya savaşı çıktığında, Romanya tarafsızlığını ilan etti. 1916 yılında ise, müttefikler safına katılarak Avusturya/Macaristan imparatorluğuna karşı savaş ilan etti.
1921 yılında Romen Komünist partisi kuruldu ve 1924 yılında yasaklandı. 1930 yılında, Kral Carol II, tahttan vazgeçti ve yerine oğlu Michael geçti.

6 Eylül 1939 tarihinde, II.Dünya savaşı çıktığında, Romanya yine tarafsızlığını ilan etti. 1941-1944 yılları arasında ise, Romenler, kaybettikleri toprakları geri almak için, Almanlarla birlikte Ruslara karşı savaştılar.

Romanya; 1949 yılında COMECON ve 1955 yılında NATO karşıtı olarak kurulan Warşova Paktının kurucu üyesi oldu. Çavuşesku: komünist parti ve devlet sisteminde tek adam haline geldi. Bu yüzden: Sovyetler Birliği tarafından, yine aynı yıllarda, müdahale edilmeyen tek doğu Avrupa devleti oldu.

Ancak, bu dönemde, ülkenin tüm kaynakları: megaloman olarak nitelendirilen Çavuşesku tarafından: saçma sapan dev projelerde yok edildi. Bunun sonucunda, Romenlerin yaşam standardı düştü ve rejimdeki kriz derinleşmeye başladı.

Bu koşullar altında: 16 Aralık 1989 tarihinde, Timisoara başkanlığındaki isyan kıvılcımları, tüm ülkeye yayıldı. 22 Aralık 1989 tarihinde ise, 1000’den fazla can kaybı yaşanarak, diktatör, yönetimden uzaklaştırıldı.

Romanya Genel

İKLİM

Ülkenin iklimi: ılıman olmasına rağmen, sık kar yağışı ve sis görülür. Özellikle: kışlar, soğuk ve yağışlı geçer. Yazın: yine sık gök gürültülü ve güneşli havalar görülür.
Ilıman iklimi, doğal çevre şartları ve uygun toprakları ile, çok eski dönemlerden bu yana, yerleşim alanı olarak kullanılmıştır.

 

DİL

Romenlerin ana dilleri: Latince kökenlidir. Yani: çevresindeki diğer ülkeler “kril” yani değişik bir alfabe kullanırken, bunlar Latin alfabesini kullanıyorlar.

 

İNSANLAR

Romenler: kafa yapısı ve ruh olarak İtalyanlara benziyorlar yani bir anlamda Akdenizli gibi canlı, hareketli ve heyecanlılar. Genel anlamda: neşeli, esprili ve eğlenmeyi seven insanlar. Birkaç Romen: bütün dünyaca ün kazanmıştır, bunlar arasında: futbolcu George Hagi, jimnastikçi Nadia Comaneci, tenisçi İlie Nastase gibi.

 

TİCARET

Romanya: dünyanın 5’nci büyük şarap üreticisi ülkesidir. Ülkedeki popüler içkilerin başında “Palinca” denilen ve yüksek alkol oranı olan bir tür içki bulunmaktadır. Ayrıca: yine “Tzuica” yüksek alkol oranı ile başı çekmektedir ki, Romenler bu yüksek alkol oranlı içkileri içinde, neden neşeli oldukları konusundaki soruyu sanırım cevaplıyorlar.

 

DİN

Romenlerin % 87’si Ortodoks tur.

 

PARA

Ülkenin para birimi: lei’dir. Avrupa birliğine üye olmasına rağmen, kendi para birimlerini kullanıyorlar. Ama, elbette gerek Euro ve gerekse dolar, geçerli para birimidir.
1 Euro= 4.15 Lei.

Romanya Genel

Romanya Genel

 

TURİZM

Ülkedeki “Simaia” ve “Braşov” kayak meraklılarının başlıca tercih ettiği yerlerdendir.
“Sinai” şehri ise: yine ülkede önem kazanan, 2007 yılında “Avrupa Kültür Başkenti” seçilen, Transilvanya bölgesindeki Alman Sakson yerleşimcilerin kurduğu önemli şehirlerden biridir ve turistik açıdan gezilip görülmesi gerekir.

Çünkü: 1800’lü yıllarda şehir Romen Kraliyet Ailesinin yazlık merkeziydi ve Kral Carol I tarafından 200 civarında odası bulunan “Peleş Sarayı” yaptırılmıştır ki, günümüzde burada 2000 civarında sanat eseri sergilenen bir müze bulunmaktadır.

Öte yandan: elbette başkent Bükreş şehrinin de kendine özgü turistik özellikleri bulunmaktadır. Çünkü: başkent Bükreş şehri, hala yakın zaman öncesinin komünist rejim özelliklerini taşımaktadır ki, bu durum en çok mimari de görülür.

Karadeniz kıyılarındaki “Köstence” şehrine gelince, burası Osmanlı izleri ve Müslümanların yoğun yaşadıkları yerlerden birisidir. Köstence şehrinin hemen yanındaki “Mamaia” ise, özellikle çok yıldızlı turistik tesisleri barındırmasıyla tanınır.

Tuna nehrinin Karadeniz’e döküldüğü yer olan “Tuna Deltası” ise: UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Çünkü: buranın zengin faunasında 300 çeşit kuş ve 170 çeşit balık yaşamaktadır.