Kemer

Kemer

 

Ulaşım:

Ülkemizin en önemli turizm merkezlerinden biri olan Kemer, Antalya’ya 45 km. uzaklıktadır. Geçen yıllarda yapılan karayolu, güzel ve bakımlı olup, yol üzerinde yeni yapılan tüneller, nispeten virajları ortadan kaldırmıştır.

Güzel ve rahat bir yol. Yalnızca: akşam saatlerinde, Kemer-Antalya yolu bayağı yoğun oluyor. Sanırım: otellerde çalışanların şehre dönüş saatlerinde, servis araçları yani büyük vasıtalar, trafiği biraz olumsuz etkiliyor.

 

Coğrafi Konumu:

Kemer; Batı Toros Dağlarının eteklerinde, kıyı boyunca uzanan, şirin bir yerleşim yeridir. Kıyı boyunca, irili-ufaklı koylar vardır. Denizin maviliği ve ormanın yeşilliği ile dağlar çok güzel bir görünüm oluşturur.

Denizin berraklığı, ormanın yeşilliği, deniz dalgalarının çam ağaçlarına kadar uzanması ve çam ağaçlarının, plajlarda gölgelik olarak kullanılabilmesi, oldukça cazip gelmekte.

 

Tarihi-Geçmişi:

Yörenin ilk hali olan köy : 1916-1917 yılları arasında, Toros dağlarından gelen Yörükler tarafından kurulmuştur.

Kurulan köyü korumak amacıyla; Kızılcık dağının eteklerine 23 km. uzunluğunda, taştan duvar şeklinde bir koruma kemeri örülür. Bu duvar; kemere benzetilerek, kurulan köy, daha sonraki yıllarda, Kemer ismi ile anılmaya başlanır.

1960’lı yıllara kadar, Kemer’in çevresiyle arasında karayolu bağlantısı yoktu.

Ulaşım, sadece deniz yolu ile sağlanırdı.

1980’li yıllardan sonra ise, gelişerek ve büyüyerek, Türkiye’nin gözde turizm merkezlerinden biri haline geldi. Şehircilik konusunda tüm alt yapı faaliyetleri tamamlanmıştır.

Dünyaca ünlü turistik tesisleri, önemli bir turizm merkezi olmasındaki, en büyük etkendir.

Bölgenin çekiciliklerinin başında: doğal güzellikleri gelir. Deniz, orman ve dağlar; bir noktada birleşir. Tarihi yapılar ise, ayrı bir renk katar.

 

Gezilecek yerler:

Bunlar: Phaselis Antik Kenti, Çıralı (Yanartaş), Selçuklu Av Köşkü ve İdyros Antik Kenti.

 

 

Genel özellikleri:

Kemer halkı tarafından, zamanla kemer ovası ve ağva ovası arasındaki bataklıkların islah edilmesi sonucu, bölge ticaretinde önemli bir yer tutan, ünlü kemer portakalı üretilmeye başlanır.

Ana yoldan ayrılıp, Kemer’e döndüğünüzde, yol kıyısındaki otellerle karşılaşacaksınız. Bir süre ilerledikten sonra ise: Kemer merkezinde, dükkanlardan oluşan çarşı ile karşılaşacaksınız.

 

İklim:

Yaz ayları (Mayıs-Ekim) sıcak ve güneşlidir,  deniz suyu 26-28 dereceye ulaşır. Bölge ikliminin en büyük özelliği “nem” olmamasıdır ki bu durum bölge için çok önemli, yani burada bulunduğunuz süreçte, terlemeyeceksiniz. Sonuç olarak, en iyi ziyaret zamanı: Haziran-Eylül arası yoğun sezon olmakla birlikte, Mayıs ve Ekim ayları hem daha serin hem de daha sakin bir tatil arayanlar için idealdir.

Kemer

Deniz özellikleri:

Evet, Kemer’de: denize girebilirsiniz. Özellikle: Ayışığı (Moonlite) plajının bulunduğu bölgeden denize girebilirsiniz. Burada: üzerinde şemsiyesi olan bir şezlong kiralayabilirsiniz.

Duş almanız da mümkün. Veya, hemen plajın bitiminde, hatta kumsalın üzerinde kurulu kafelerden birinin masalarına oturup, gerek denize girebilir ve gerekse bir şeyler içebilirsiniz. Tertemiz tuvaletlerin bulunması büyük imkan.

Deniz ise: durgun, çünkü burası bir koy. Genel anlamda deniz oldukça berrak ve temizdir. Ancak hızla derinleşir. Kıyıdan birkaç metre içeride bile derinlik artmaya başlayabilir. Bu yüzden küçük çocuklu aileler için bazı plajlarda dikkat etmek gerekir.

Gelelim kumsala, plajlara:

Kemer’in büyük çoğunluğu çakıl ve iri taşlı plajlardır, ince kum yoktur. Bölgenin dağlık-kayalık coğrafyası nedeniyle plajlar genelde çakıllı, bazı yerlerde de irice çakıl-taş karışımı şeklindedir. Bu yüzden kesinlikle deniz ayakkabısı kullanmanızı öneririm. Yanınızda yoksa, çarşıda birçok yerde deniz ayakkabısı uygun fiyatla satılıyor. (2026 yılı güzel bir deniz ayakkabısı 500 TL. dir.)

Kemer Yat Limanı-Marina

KEMER YAT LİMANI

Kemer, yat turizmi bakımından da önemli bir yere sahip. Yaz ve kış aylarında, çeşitli ülkelerden gelen yatların bir merkezi. Gelen yatlar, burada günübirlik kalabildikleri gibi, uzun süre de kalabilmekteler.

Marina, 1985 yılında Turban A.Ş. tarafından inşa edilmiş ve 1986 yılında “Turban Kemer Marina” adıyla hizmete açılmıştır. Bu, marinanın Kemer’in en eski ve köklü işletmelerinden biri olduğunu ortaya koymaktadır.

19 Ocak 2016 tarihinde Mavi Yeşil Uluslararası Turizm tarafından tüm hakları satın alınarak “G-Marina Kemer” adı altında faaliyete devam etmektedir.

Yat limanı; 140 karada ve 230 denizde olmak üzere, toplam 370 yat kapasitelidir. Uluslararası standartlara sahip olan marina, güvenlik ve deniz hizmetleri, akaryakıt, elektrik, su ikmal hizmetleri, marina çarşısı, alışveriş merkezi, yat bakım-onarım üniteleri ve 60 ton kapasiteli tekne karaya alma aracı ile yat sahiplerinin her türlü ihtiyacına cevap vermektedir.

Marina içinde 2.5-5 metre arası derinlik mevcuttur. Tonozlarla bağlanan marinada elektrik, su ve TV servisi verilir. Marinanın 45 tonluk liftinin yanında 10 tonluk taşıyıcı da teknelere servis verir.

Marina 1994 yılından itibaren kesintisiz olarak her yıl Mavi Bayrak almaktadır.

Mavi bayrakla belgelendirilen iki plaj, marinanın her iki yanında yer almaktadır. Ayrıca marina yardımcı mendirek üzerinde sadece marina ziyaretçilerine tahsis edilmiş özel yüzme platformu mevcuttur. Uluslararası zevki hitap eden Navigator Restaurant-Bar da marina içinde hizmet vermektedir.

Marina aynı zamanda Türkiye’nin yurt dışına çıkış ve giriş işlemlerinin yapıldığı  resmi bir Deniz Giriş Kapısı olup ilgili tüm yetkililer marina girişindeki ofiste görev yaparlar.

İngiltere’nin Yat Limanı Derneği (Yatch Harboor Association) tarafından “Beş Altın Çıpa” ödülüne layık görülmüştür.

GEZİLECEK YERLER:

Kemer Ayışığı Parkı

AYIŞIĞI PARKI-MOONLİGHT PARKI:

İlçe merkezinde Merkez Mahallesi Yalı caddesinde Kemer Marina’nın hemen yanındadır. Kemer merkezden buraya ulaşmak için 10 dakika yürümek gerekir. Yani yürüme mesafesindedir.

Ayışığı Parkı, 1988 yılında inşa edilmiştir. Olimpos Beydağları Sahil Milli Parkı ile çevrilidir. Yani hilal biçiminde bir görüntü verir, sahil uzunluğu 500 metredir. Park alanında, yüz yıllık çam ve palmiye ağaçları bulunmaktadır.

Ayışığı koyunda kurulu park alanının: 10 metre karelik bölümü kumsaldır. Kalan bölümde ise: havuz, amfi tiyatro, üstü açılır gece kulübü ve disko bulunmaktadır. Ayrıca: mavi bayraklı plajı vardır.

Çam, palmiye ve okaliptüs ağaçlarının eşsiz bir koyla buluştuğu, huzurlu ve neşeli bir lokasyondur. Park, aynı isimli Ayışığı Plajı ile doğrudan iç içedir, plajın hemen arkasında uzanır.

Park, ağaçlara hiç dokunulmadan restore edilmiş, çam ağaçlarının altında küçük bir orman dokusu oluşturulmuştur. Ağaçların gölgesinde gizlenmiş ahşap kafeler ve yürüyüş yolu kenarlarını süsleyen çiçekler parka renk katıyor.

Park alanında ücretsiz otopark, ücretsiz duş, masa ve şemsiyeleri olan birkaç beach club da bulunuyor. Tekne ve bot kiralama noktaları mevcut.

Günde ortalama 4000 kişi tarafından ziyaret ediliyor. Akşamları daha sakin ve yürüyüş alanı iken, gündüzleri özellikle yaz aylarında oldukça kalabalık ve gürültülü olabiliyor.

Kemer Delfinaryum

Delfinaryum:

Tesis Ayışığı Parkı sınırları içindedir ve yunusların her türlü tehlikeden korunduğu özel bölümlere sahiptir. Gösteri havuzunun etrafı şeffaf duvarlarla çevrili, böylece su yüzeyindeki değil, su altındaki gösteriler izlenebiliyor. Havuzun derinliği 6 m olduğu için yunuslara tam bir hareket özgürlüğü sağlanıyor. Geniş havuzlarda yunusların yanısıra foklar da sahne alıyor, foklar top çemberden geçirme gösterileri yapıyor, hatta resim bile çizebiliyorlar. Tesis alanında ayrıca kaplumbağa ve balık akvaryumları, alkolsüz içecek barı ve satın alma yapılabilecek yerler var.

Gösteri yaklaşık 45 dakika sürüyor ve rehberler bu süreçte yunuslar hakkında ilginç bilgiler aktarıyorlar. Yunuslarla yüzme deneyimi, deneyimli eğitmenler suda rehberlik ediyorlar. İhtiyaç halinde can yelekleri sağlanıyor. Böylece yüzme bilmeyenler de katılabiliyorlar. Katılımcılar yunusların yüzgeçlerine tutunarak onların sevdiği oyunlara katılıyorlar.

Evet gelelim ücretlendirmeye, 2026 yılı itibarıyla giriş ücreti 35 euro. 4 yaş altı çocuklar ücretsizdir. Yunuslarla yüzmek için ayrı bir ek ücret ödemek gerekiyor.

 

 

Kemer Ayışığı Koyu Plajı

AYIŞIĞI KOYU PLAJI:

Plaj, parkın deniz tarafında bulunuyor. Yani doğrudan parkla bütünleşiktir. Kemer merkezden yürüyerek 10 dakika uzaklıktadır. Sahil yolunu takip ederek ulaşılır. Araçla gelenler için yakında ücretli ve ücretsiz otopark seçenekleri vardır.

Plajın uzunluğu 350 metre, genişliği 25 metredir. Denize sıfır konumdadır.

Aşışığı plajı genel olarak altın sarısı, ince kumlu olarak tanınıyor. Ancak denize giriş kum olmakla birlikte yer yer büyükçe çakıl taşları bulunyor. Yani tamamen pürüzsüz değil, kum-çakıl karışımı bir zemin var.

Mavi Bayrak ödüllü, berrak turkuaz sulara sahiptir. Deniz sığdan derine doğru kademeli olarak ilerler. Bu sayede çocuklu aileler için nispeten güvenli bir yüzme alanı bulunuyor. Denizin dalgasız oluşu sayesinde özellikle sabahları yüzmek daha keyifli oluyor.

Plajda şezlong ve şemsiye kiralama hizmeti var. Duş, soyunma kabinleri ve tuvalet mevcut. Plaja giriş ücretsiz, ziyaretçiler kendi havlularını getirip kumda ücretsiz olarak kalabiliyorlar.

Plajda jet ski, parasailing, deniz bisikleti ve su kayağı gibi su sporları yapılabiliyor. Kemer Yat limanından kalkan günlük tekne turlarıyla Sıçan Adası, Phaselis antik kenti ve Üç adalar gibi koyları keşfetmek mümkün.

Kemer Yörük Parkı

YÖRÜK PARKI:

Burası bir açık hava müzesidir.

Kemer merkezinde, yat limanının arka tarafında çamlarla kaplı, denize doğru yaklaşık 300 metre uzayan Küçükburun Yarımadası üzerinde kuruludur. Ayışığı Plajı ve Koyu’nun hemen yanı başında, tepe konumunda yer alıyor.

Evet, park: Devlet Ormanı ve Milli Park Statüsündeki yarımada olan Küçükburun üzerinde kuruludur. Kemer Yat Marinasının arkasında, çamlarla kaplı bir tepededir. Tepeye 20-30 basamaklı merdivenden çıkılır. Giriş ücretlidir.

 

Kuruluş ve Tarihçesi:

1982 yılında Özel Turizm Belgeli bir tesis olarak kurulmuş ve aynı zamanda tescilli bir markadır. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi mezunu Kutsal İyicil tarafından kurulmuştur. Şu anda oğulları tarafından işletiliyor.

Kutsal Bey, Termesos Milli Parkının kuruluş çalışmalarını gerçekleştirmiş ve aynı yerde Türkiye’nin ilk ulusal park müzesini oluşturmuştur. Öğrenciliği sırasında rastladığı bir Yörük çadırındaki konukseverlik ve doğal-mistik ortam onu derinden etkilemiş ve bu deneyim Yörük Parkı projesinin temelini oluşturmuştur.

 

 

Kemer Yörük Parkı

 

Konsept ve İçerik:

Müze, Akdeniz’de 700 yılı aşkın geçmişi olan Yörük kültürünü günümüze taşıyan küçük bir etnoğrafya müzesi şeklinde tasarlanmış bir mekandır. Kıl çadırda cansız mankenlerle birlikte Yörüklerin günlük yaşantısını, sosyal-kültürel ortamlarını ve gelenek-göreneklerini yansıtan eşyalar ve aletler sergileniyor. Gezerken eşlik eden geleneksel-folklorik müzikler, dönemin atmosferini daha gerçekçi hissettiriyor.

Park alanında: 3 tane çadır bulunmaktadır. Bu çadırlarda: birinde saç böreği yapılmaktadır. Diğerinde dinlenilir ve diğerinde ise küçük bir Etnoğrafya müzesi bulunmaktadır.

Yörük toplumunda her topluluğun bir lideri varmış. Liderin evi diğer çadırlardan daha büyük ve ferahmış. Önemli kararların alındığı ve misafirlerin ağırlandığı bu evler ziyaretçilere açıktır.

Tavuk, horoz, tavşan, kuş, köpek ve kediler de mekanın özgün bir parçasıdır.

Evet, burada: özellikle yabancı turistlere yönelik yemekler, folklorik müzik, geleneksel aperatifler sunulmaktadır.

Gastronomi:

Öne çıkan lezzetler arasında odun ateşinde yapılan gözleme çeşitleri, serpme kahvaltı, saç kavurması, kuzu şiş, ev yapımı ayran ve limonata var. Ayrıca taze balık ta sunuluyor.

 

Kemer Yörük Parkı

Manzara ve Yürüyüş Parkurları:

Panaromik yürüyüş parkurlarından hem deniz kenarında 600 metre hem de denizin ortasında 300 metre orman yürüyüşü yapılabiliyor. Parktaki kafede dinlenirken bir yandan yat limanını, diğer yandan ünlü Ayışığı Plajının eşsiz manzarasını görebilirsiniz. Ziyaretin devamında 25 yıllık orman parkurunda doğa yürüyüşü ile tamamlanıyor.

Kemer İdyros

İDYROS ANTİK KENTİ VE ÇALIŞ TEPE:

Kemer koyu, Ayışığı Parkı ile balıkçı barınağı arasında yer alıyor. Kemer merkeze 10 dakika yürüyüş mesafesindedir. Günümüzde kentleşmenin ortasında kalmış durumdadır.

Evet, burası Kemer’in antik dönemdeki ismidir.

 

Tarihçe ve kuruluşu:

İdyros, Pamphylia ve Likya sınırında, doğusunda ttaleia (Antalya), batısında Phaselis bulunan önemli bir antik liman yerleşimidir. Kazılarda elde edilen buluntular arasında MÖ 5-4’ncü yüzyıllara ait seramik kalıntıları tespit edilmiştir. Bu buluntulardan hareketle kentin tarihinin Helenistik döneme kadar uzandığı biliniyor. Bazı kaynaklara göre kentin tarihi muhtemelen, MÖ 690 yılına kadar dayandığı ve Phaselis’i kuran Rodoslu I Oleios tarafından kurulduğu tahmin ediliyor.

Antik dönem kayıtları ve kazılar sırasında tespit edilen Klasik Dönem Nekropolü, kentin Klasik, Helenistik ve Roma dönemlerine ait iskanlarının da olduğunu gösteriyor. Kentin denizci bir özellik taşıdığı, denize çok yakın konumu nedeniyle Akdeniz ticareti yapan gemilerin uğrak noktası olduğu düşünülüyor. Çalış Kalesindeki Helenistik dönem sur duvarları ve 5000 metre karelik iç alanı, bölgenin askeri önemini gösteriyor.

 

Ertuğrul Tabyası:

I Dünya Savaşı dönemine ait Ertuğrul Tabyası da bölgenin yakın tarih açısından stratejik önemini gösteriyor. Bugünkü Ayışığı Koyu-Çalıştepe civarında I Dünya savaşında görev yapan Mustafa Ertuğrul’un topçu bataryasının konuşlandığı mevzilerdir.

13 Ocak 1917 günü Kemer Ağva Limanında emrindeki askerleriyle Fransızların “Paris II” kruvazörünü batırdı. Ayrıca 8 Mart 1918 günü Ağva burnu önünde Fransızların “Alexandria” isimli bir kruvazörünü, portakal ve dinamit yüklü bir yelkenliyle tuzağa düşürüp batırdı. Paris II bir balıkçı gemisi olarak Fransa’da inşa edilmiş 50 m boyunda 8 m eninde bir gemiydi. Sonradan silahlandırılıp savaş gemisine çevrilmişti. Mustafa Ertuğrul, gemiyi topçu ateşiyle denize gömdü, gemi komutanı dahil tüm mürettebatını esir aldı. Paris II hala Akdeniz’in derinliklerinde yatıyor.

Eski adı Ağva olan bugünkü Kemer’de, Fransız Tatil Köyü Club Med’in ilerisindeki kayalık tepe üzerinden batırdığı Paris II ile ilgili mevziler hala tatil köyünün içinde bozulmamış olarak duruyor, ancak oraları görmek bugün Fransızların iznine tabi.

 

Günümüzde Kalıntılar:

Günümüze antik İdyros şehrinden Bizans dönemine ait olduğu düşünülen bir kilise (IV-VII yüzyıl) ve bu kiliseye bağlı olduğu sanılan III yüzyıla ait bir bazilika, Erken Roma dönemine ait bir gözetleme kulesi, amacı tam bilinmeyen yapılar ve bir köprü kalmıştır.

Kalıntı olarak bir Roma köprü ayağı, marinanın kuzeyindeki yüksek tepede bir gözetleme yeri ve MS IV yüzyıla ait haçlı planlı, mozaikli bir kilise kalıntısı bulunuyor.

 

 

Kemer İdyros antik kenti kilisesi mozaik taban

Bizans Kilisesi

Kilise ve kompleksinin kazıları sırasında bulunan küçük buluntu ve sikkelerden, bu kompleksin MS 4 ile 7 yüzyıllar arasında kullanıldığı anlaşılıyor. Alt seviyedeki moloz taş duvarların MS 4 yüzyıla, bunun üzerine yapılan kilisenin ise MS 6 yüzyıla ait olduğu, 7 yüzyılda bir tadilat yapılarak narteksin önüne bir eksonarteks ve kuzeyine vaftizhane ilave edildiği tespit edilmiştir.

Evet, dikdörtgen planlı Bizans Kilisesi, 25 x 11.5 metre boyutlarındadır. İdyros şehrinden günümüze kalan başlıca iki eserden biri bu kilise ve diğeri gözetleme kulesidir.

Kilise Yunan bazilika planında yapılmış, ortasında apsisli bir orta nef, narteks, eksonarteks bulunduran, kuzeyinde bir vaftizhane, güneyinde bir şapel içeren bir dini yapıdır. MS 6 yüzyılda Anadolu’da görülen aynı plandaki kiliselerin özellikleri taşımaktadır. Üç nefli kilisenin narteks, orta ve yan nefleri taban mozaiği ile kaplıdır. Kilisenin çatısı ahşaptan yapılmıştır.

Kilisenin mevcut duvar yükseklikleri ortalama 80 cm dir. Apsiste bu yükseklik 120 cm ulaşır. Narteks ve Vaftizhanede freskli sıva parçalarının bulunması, bu duvarların fresklerle süslü olduğunu gösterir.

 

Kemer İdyros antik kenti Bizans kilisesi

Kilise kazılarında tabanı turuncu, beyaz, gri ve kiremit renkli taşlarla yapılmış mozaik zemin bulunmuştur. Geometrik motiflerin hakım olduğu mozaik süslemeleri kalp şeklindeki bitkisel bordürlerle çevrilidir. Tabanı iri taneli mozaiklerle süslenmiştir.

 

Şapel-Güneydeki ek yapı:

Kilisenin güneyinde bir şapel bulunmaktadır. Şapel, kilise apsisinin daha ilerisine doğru çıkmakta ve 7.55 x 5.20 m boyutlarında dikdörtgen bir yapıdır. Kilisenin güney nefinin apsise yakın bir yerinden açılan bir kapıdan sonra bir koridor gelir, bu koridor şapelin narteksine açılmaktadır. Koridorun tamamı ile narteksin bir kısmı mozaik ile kaplıdır, bu mozaikler geometrik motiflidir. Narteksin diğer kısımlarına ise tuğla döşenmiştir.

 

Vaftizhane-Baptisterium-Kuzeydeki ek yapı:

Kilisenin kuzeyinde Vaftizhane bulunmaktadır. 7.35 x 6.65 m boyutlarında dikdörtgen bir oda şeklindedir. Kiliseye kuzey nefin apsise yakın bir yerinden kapı ile bağlantısı vardır. Vaftizhane altında da mozaik döşeme bulunur.

 

Çevresindeki yapılar:

Kurtarma kazılarında kilisenin etrafında birbiriyle irtibatlı bazı odalar ortaya çıkarılmıştır. Bunlar kilise müştemilatına ait hizmet odalarıdır. Kilisenin ve önündeki caddenin batısında, aynı dönem özelliğini gösteren duvarlardan yapılmış, ev planı göstermeyen, birbiriyle ilişkili yan yana odalar bulunmaktadır. Bunlar sivil mimariye ait yapılardır.

Kemer İdyros antik kenti gözetleme kulesi

GÖZETLEME KULESİ:

Erken Roma döneminden kalmadır. Gözetçi kulesi, marinanın kuzeyindeki yüksekliğin güney ucunda yer almaktadır. Detaylı poligonal örgü tekniğiyle işlenmiş duvarlarla çevrili olup, güney tarafından iki kule ile bir girişe, kuzeydoğu tarafta ise bir kuleye sahiptir.

Poligonal örgü tekniği, büyük masif kayaların kabaca şekillendirilmiş, kesilmiş ya da kesilmemiş şekilde örülmesiyle oluşturulan, antik Yunan coğrafyasında yaygın bir duvar yapım tekniğidir. Bu duvarlar 1 metrenin altından 2-3 metre küp hacme, yarım tona kadar varan ağırlıkta taşlardan oluşabilir. Bu teknik, yapının kronolojik olarak erken döneme ait olduğunu gösteren önemli bir ipucudur.

Erken Roma dönemine tarihlenen bu yapı, muhtemelen kentin denizden gelebilecek tehditlere karşı gözetleme ve erken uyarı amacıyla inşa edilmiş stratejik bir savunma yapısıydı. Bizanslı Stefanos’un Hekataios’a dayanarak verdiği bilgilere göre İdyros, ilk dönemlerde deniz ulaşımında önemli bir paya sahipti. Mısır ve Yakın Doğu’dan Likya’nın batısına giden yelkenli gemiler, Nil nehrinden İdyros limanına kadar geliyordu. Bu denizcilik geçmişi göz önüne alındığında, kulenin liman trafiğini gözetlemek ve kenti muhtemel deniz saldırılarına karşı korumak amacıyla inşa edildiği düşünülür.

Kule, kilisenin Bizans dönemini temsil etmesine karşılık, kentin daha erken-Roma dönemine ait nadir kalıntılardan biri olması açısından önemlidir. İdyros’un katmanlı tarihini somut olarak gösteren iki ana yapıdan biridir.

Sonuç: bu gözetleme kulesi de, Ertuğral Tabyası mevzileri gibi özel mülkiyet/inşaat sahası sınırları içinde kalıyor. İnşaat faaliyetleri nedeniyle güvenlik açısından buranın kapalı olması muhtemel, ancak ayrıntılı bilgi yok.

 

 

 

Kemer Halk Plajı

KEMER HALK PLAJI-KINDIL:

Kemer ilçe merkezine sadece 700 metre mesafede, eskiden Mustafa Ertuğrul Aker Parkındaki ücretli plaj alanıydı. Belediye tarafından düzenlenip halka ücretsiz olarak açıldı. Kemer’in en iyi plajlarından biri olup geniş ve kalabalık, oldukça temiz bir plajdır. İnce, açık renkli çakıllardan oluşan bir zemini var ve berrak turkuaz suya sahip, ancak yiyecek seçenekleri sınırlıdır. Sezon Nisan sonunda Ekim’e kadar sürer, yaz aylarında deniz suyu sıcaklığı 26-28 derece arasında olur.

Halk plajının devamında ise, 3.7 km uzunluğunda sahil şeridi boyunca otellerin plajları bulunmaktadır. Halk plajının uzunluğu 270 metre, genişliği 20 metredir. Plaj Mavi Bayraklıdır.

Kemer Kındılçeşme Piknik alanı ve Halk Plajı

KINDILÇEŞME PİKNİK VE HALK PLAJI:

Beydağları Sahil Milli Parkı içinde bulunan Kındılçeşme: bir zamanların en meşhur çadır kampıdır. Burada uzun boylu çam ağaçlarının altında, cırcır sesleri eşliğinde, piknik yaparken, sıcak bastığında insanlar denize girip ferahlardı.

Kemer Kındılçeşme

İsmini ise: hakkında çeşitli rivayetler bulunan “Kındıl Dede” den almıştır.

Burası Kemer’in ilk kamp alanıydı. 1978 yılında alan hem çadırlı hem de karavanlı bir piknik alanı olarak kullanılıyordu ve dönemin Orman Bakanlığı tarafından işletiliyordu. Çamaşırhanesi, mutfağı, bulaşıkhanesi olan bakımlı bir tesisti. 1980’li yıllara kadar burada Hıdırellez şenlikleri yapılırdı, Kemerlilerin Ayışığı Koyu  dışındaki tek gidebilecekleri yerlerden biriydi.

Alan 2004 yılında Milli Parklar tarafından ihaleye çıkarıldı. 2009 yılındaki Beydağları Uzun Devreli Gelişim Planı revizyonu ile kamp alanı, günübirlik tesisler adı altında yapılaşmaya açılarak bir yatırımcıya tahsis edildi.

2015’te yapılan bir incelemede, bungalovlara ahşap dolap ve televizyon ünitesi monte edildiği, denizle kamp alanı arasındaki istinat duvarının yükseltildiği, kafeterya binasında demir çatı işlerinin sürdüğü tespit edildi. Bakanlık firmaya inşaatı durdurması tebligatı yapmasına rağmen şirket izinsiz inşaata devam edince suç duyurusunda bulunuldu. Evet sahil ile kamp alanı arasına bir istinat duvarı örülmüş ve zamanla yükseltilmişti.

Fazla uzatmadan gelelim sonuca: alan, 2018 yılında işletmeci firmadan geri alınarak tekrar Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğüne geçti. 80 dönümlük alanın 15 dönümlük bölümü, yıllardır  süren davalar nedeniyle bir türlü açılamayan alanda, 2020’de düzenlenen bir organizasyonla halkın kullanımına açıldı. Ancak alanın tamamı hala kapalıydı. 20 Eylül 2024 tarihinde yapılan ihale sonucu, yapılaşma nedeniyle tahrip edilen bu sahil bölgesi, başka bir kuruma tahsis edildi. 90 bin metre karelik alan bir otel zincir halkasına verildi. Yani süreç kapanmış değil, tekrar otelcilik yatırımına dönmüş durumdadır.

 

 

Kemer Selçuklu Av Köşkü

SELÇUKLU AV KÖŞKÜ:

Antalya-Kumluca karayolunun Kemer girişinde ormanlık alan içindedir. Araçla ulaşım mümkündür, Kemer’den yaklaşık 10 dakika uzaklıkta ve girişler ücretsizdir.

 

Tarihçesi ve Önemi:

Yapı, 1230-1248 yılları arasındaki döneme tarihleniyor. Bilinen 3 Selçuklu av köşkünden biri olmakla birlikte, bölgenin tek Selçuklu yapısı ve Türk-İslam sanat geleneğinin tek örneği olma özelliğini taşıyor. Yani Anadolu genelinde sadece 3 örneği bilinen bir yapı türü ve Kemer bölgesindeki tek örnek olması onu özellikle değerli kılıyor.

 

Mimari Özellikleri ve Sembolizm:

Köşkün çatısında bulunan mühür ile aynı zamanda Tekelioğlu Beyliğinin (1400) bayrağında yer alan altıgen yıldız kabartmalı taş merdiven, Selçuklu döneminden kalan en güzel örneklerden biri sayılıyor.

 

Köşkün giriş kapısı ve ona yakın duvar yıkılmış olsa da çatı ve duvarların büyük bölümü iyi durumdadır.

 

 

Kemer Selçuklu Av Köşkü Hz Süleyman Mührü

Köşkün çatı kısmında, Hz Süleyman’ın mührü olarak bilinen, iki eş kenar üçgenin bileşimiyle oluşan yıldız figürü vardır. Bu figür, Hz Süleyman’ın mührü olarak tanınır ve Hz Süleyman’ın yüzüğünde bulunur.

Ayrıca, bu simgenin, Hz Süleyman’ın hayvanlarla konuşup, iletişim kurabilmesinin sebebi olarak varsayılmaktadır. Ayrıca, mührün “Dünyaya hükmetmek yetisine” sahip olduğuna inanılır.

Kemer Selçuklu Av Köşkü Hz Süleyman Merdivenleri

 

Arkeolojik Bulgular:

Köşkte yürütülen kazı çalışmalarında önemli bulgulara ulaşılmış, sarnıç ve kanalizasyon sistemi ortaya çıkarılmıştır. Harç örneklerinden köşke 1925-1930 yıllarında bir çalışma yapıldığı ve duvarlardaki harçların cumhuriyet dönemi sonrasına ait olduğu  tespit edilmiştir. Ortaya çıkarılan sarnıç ve kanalizasyon sisteminin dönemine göre oldukça nadir görülen bir yapıda olduğu, kazılar tamamlandığında özel olarak sergilenmesinin planlandığı bildiriliyor.

Kemer Selçuklu Av Köşkü

Güncel Durum:

Yıllarca atıl kalan köşk için son dönemde yeniden harekete geçilmiştir.

Kemer Molla Deliği Mağarası

MOLLA DELİĞİ MAĞARASI:

Kemer’in batı kıyısı boyunca uzanan ve Olimpos dağı olarak bilinen Tahtalı Dağının 910 metre rakımlı yamaçlarında yer almaktadır.

Bu mağaraya Kemer-Kumluca karayolu üzerinde bulunan Aşağı Kuzdere veya Tekirova köylerinden ancak yaya olarak ulaşmak mümkündür. Ancak Kuzdere ve Beycik köylerinden başlayan yürüyüş parkuru yaklaşık 4 saat sürmektedir. Yol boyunca çam ormanları ve dağ manzaraları görmek mümkündür.

Mağara, karstik yapının hakim olduğu bölgede kireçtaşlarının zamanla aşınması sonucu oluşmuştur. Yağmur sularının kayaların içine sızarak mineralleri çözmesi ve binlerce yıl boyunca şekillendirmesiyle ortaya çıkan doğal bir oluşumdur.

Gelelim mağaranın içine:

İçeri girildiğinde, doğanın binlerce yıllık sürecinin bir ürünü olan sarkıtlar ve dikitler ziyaretçileri karşılar. Mağaranın içinde serin ve nemli hava hemen hissedilir. Dışarıdaki sıcak, Akdeniz ikliminden sonra bu doğal serinlik oldukça etkileyicidir.

 

Tarihi izler ve Efsane:

Mağarada antik dönemlerden kalma izlere rastlamak mümkündür. Bu da onu tarih meraklıları için de ilgi çekici kılar. Halk arasında dolaşan bir efsaneye göre: mağaranın sonunda bir gölet bulunuyor, ancak bugüne kadar hiçbir ziyaretçi bu noktaya ulaşamamış, bu gizem mağaranın çekiciliğini arttırıyor.

 

Ziyaret:

Yetkililer, rehber eşliğinde yapılan turlar sayesinde ziyaretçilerin hem güvenli şekilde mağarayı gezebildiklerini hem de bölgenin doğal ve tarihi zenginliklerini yakından tanıma fırsatı bulduklarını belirtirler. Son bir not: mağaranın isminin neden Molla Deliği olduğu hakkında herhangi bir bilgi bulamadım.

 

 

Kemer Paris II Batığı

PARİS II BATIĞI:

Kemer Marinası açıklarında, 1.5 km açıkta, 33 metre derinlikte kum bir  zemin üzerindedir. Batık 1995 yılında keşfedildikten sonra dalgıçların ve sualtı fotoğrafçılarının ilgi odağı haline geldi. Batık 18 metre derinlikte başlayıp 31 metre derinlikte son buluyor ve tamamen kumdan oluşan bir zemin üzerinde yatıyor.

Paris II batığı, 1917 yılında Türk zabiti Mustafa Ertuğrul tarafından topla batırılan Paris II adlı Fransız gemisine aittir. Topçu Yüzbaşı Ertuğrul komutasındaki Topçu Bataryası tarafından 13 Aralık 1917 tarihinde batırılmıştır. Geminin batırılmasının ardından Antalyalılar, gemideki yaralı Fransızlara yardım etmişlerdir.

Geminin boyu 50 metre, eni 8 metre, ağırlığı 551 grostondur. Gemi 6 adet uçaksavar topuna ve 2 torpil kovanına sahiptir. Buharlı bir gemidir.

 

Dalış turizmi:

Birçok uluslararası dergi tarafından dünyadaki en iyi dalış bölgelerinden biri olarak adlandırılıyor. Dünyada 100 dalış bölgesinden biri olarak gösteriliyor. Günümüzde zengin deniz yaşamına ev sahipliği yapan batık, renkli mercan ve çeşitli balık türleriyle adeta bir sualtı müzesi niteliğindedir. Paris II batığına dalış yapacaklar ıçin 3 yıldız dalış sertifikası şartı geçerlidir. 1 ve 2 yıldız sertifikalı dalgıçlar sadece çakar bölgesinde reef dalışı yapabiliyorlar.

 

 

Kemer Paris II Batığı

Anma Etkinlikleri:

Her yıl Akdeniz Üniversitesi öncülüğünde uluslararası bir dalış etkinliği düzenleniyor. Etkinlik Mustafa Ertuğrul Aker’in mezarının ziyaret edilmesiyle başlıyor ve katılımcılar Paris II batığına anlamlı bir dalış gerçekleştiriyorlar. Etkinliğin son gününde Paris II savaş gemisini batırmak için topların konuşlandığı siperlere tırmanılıp dönemin askeri stratejisi katılımcılara aktarılıyor.

 

 

 

Kemer Kesme Boğazı

KESME BOĞAZI KANYONU:

Kesme Boğazı Kanyonu, Olimpos Beydağları Sahil Milli Parkı içinde 3 derenin birleşimiyle oluşan bir doğa alanıdır. Kemer ilçesi Kuzdere Mahallesinde yer alıyor. Antalya şehir merkezine 45 km, Kemer ilçe merkezine yaklaşık 10 km uzaklıkta, Altınyaka istikametinde bulunuyor.

Kesme Boğazı Kanyonu özel bir işletme tarafından işletiliyor ve giriş ücreti alınıyor.

Oluşumu ve Doğal Yapısı:

Kanyon, çevresindeki zengin florası ve rengarenk çiçekleriyle dikkat çekiyor. Suyun kaynağı dağlardan geliyor, dağlardaki tatlı su kaynaklarının oluşturduğu doğal havuzlar,  her yıl yüzlerce turisti ağırlıyor. Buz gibi suyun aktığı su yolları üzerinde oluşan küçük havuzlar tatilcilerin serinlemesine yardımcı oluyor.

 

Endemik Bitki Türleri:

Bilimsel açıdan da önemli bir yerdir. Bilim dünyasına iki önemli bitki türü kazandırmıştır. Olimpos Safranı ve Kemer Orkidesi. Bu iki endemik tür sadece bu bölgede yetişiyor ve ekolojik açıdan korunması gereken nadir türler arasında gösteriliyor.

 

 

Kemer Kesme Boğazı Roma Köprüsü

 

Tarihi önemi ve Roma Köprüsü:

Antik dönemlerde Likya ile Pisidia ve Attaleia (Antalya) arasında önemli bir bağlantı noktası olan Kesme Boğazı, tüccarlar ve askeri birlikler tarafından aktif olarak kullanılmıştır. Tarih boyunca stratejik bir geçit olma işlevi görmüştür.

Kanyonun en dar noktasında, Ağva deresi üzerinde inşa edilmiş tek kemerli taş köprü, Roma İmparatorluk dönemine aittir. 22 metre uzunluğunda ve 4 metre genişliğindeki bu köprü, Osmanlı ve Erken Cumhuriyet döneminde de onarımlardan geçirilerek günümüze ulaşmıştır. Köprü birkaç yıl önce restore edilmiş ve günümüzdeki görünümünü kazanmıştır. Günümüzde buraya jeep safari turları ve doğa yürüyüşleri düzenleniyor.

Tarihi Roma köprüsünün hemen yamacında, kayalar üzerine yapılan ahşap çardaklar ilgi çekmektedir. Çardakların hemen yanında ise, dere kenarında taşlarla yapılan setle oluşturulmuş doğal bir havuz bulunmaktadır. Bu havuzda yüzmek mümkündür.

Kemer Gedelma Kalesi

KADREMA-GEDELMA KALESİ:

Bölücektepe Orman kulesinden 1.8 km uzaklıktadır Kemer merkezin 12 km batısındadır. Buraya ulaşmak için: Kuzdere Mahallesi Kesme Boğazı Mevkiinden asfalt yol bulunmaktadır.

Ancak Gedelme yaylasına çıkan yollar biraz zorludur. Kesme boğazından geçerek Toroslara doğru çıkılır ve bir zamanlar bu yollarda “Dünya Ralli Şampiyonası” yapılıyormuş, artık yapılmıyor.

Güneşli-Gedelma yerleşimi içinde, çok iyi korunmuş bir Orta Bizans kalesi bulunur. Kale: MS 9’ncu yüzyıla tarihlenir.

Kale, doğu ve güney yönlerinde düzgün duvarlı ve kuleli, batı ve kuzeyde ise arazinin kayalık ve biçimsiz yapısına göre duvarlar örülmüştür. Ve gerekmediğinden kule de yapılmamıştır.

Toplam 5 kule vardır. Bunlardan 4 tanesi dışa çıkık, 1 tanesi de kayalıklarda yer olmadığından, içtendir. Kale: MS 9’ncu yüzyıla tarihlenir. Kalenin bu kesiminden geçen Roma yollarının ve stratejik alanların kontrolünü elde bulundurabilmek için Roma geçmişi olabilecekken, daha öncesine ait hiçbir buluntu yoktur.

Ve zaten topoğrafya ya erken yerleşime elverişli değildir. MS 6’ncı yüzyıl coğrafya sözlüğü olan Ethnika’ya göre “tahıl phrygmos’u (tahıl kurutma, tahıl koruma” anlamındadır. Ayrıca “hububat çukuru” da denir.

Yani: buranın sadece Gedelma için değil aynı zamanda bölge için bir depo kale niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Kalenin içindeki magazin formlu bölümler de farklı amaçlı depolardır. Ancak yaşama amaçlı birimler de görülmektedir. Sonuçta buranın tahıl koruma kalesi olduğu kesindir.

Kalenin çevresindeki turizm yapıları, kalenin duvarlarının dibine kadar gelmiştir. Kaleye özel arazi nedeniyle, bu kesimden girilip çıkılamamaktadır.

 

 

Çınar Ağacı:

Kale kalıntılarının önünde, kuzey dibinde, surların dibinde bulunan ve 2500 yaşını aştığı söylenen dev çınar ağacının altında, Gedelme köylüleri sergiler açarak ziyaretçilere hediyelik eşyalar satıyorlar. Bu dev ağacı mutlaka görmelisiniz.

Çünkü dünyanın en büyük çınar ağacı olduğu söyleniyor. Çınarın göğüs kol hizası çevresi, 22.40 metredir. Hatta alt kök kısımları, daha da geniştir. Gölge çapı 30 metredir. (Bu çınar ağacı maalesef koruma altına alınmamıştır.)

Kemer Peynir Deliği Mağarası

Peynir Deliği Mağarası:

Kalenin güneyinde ziyarete açık olan bir mağara bulunur. Köy merkezinden mağaraya gitmek için sadece 5 dakikalık bir yol yürümek gerekiyor.

Kalenin hemen yanında bulunan mağaranın toplum uzunluğu 74 metredir. Mağaranın girişe göre en derin yeri 19 metredir. Bu yüzden yani dik bir şekilde inildiğinden, mağara içinde oldukça fazla dikkat göstermek şarttır.

Mağaranın büyük bölümünün kuru olduğu bilinmektedir, sadece sonunda en derin yerinde bir küçük göl bulunduğu söyleniyor. Mağara içinde; sarkıt, dikit ve sütunlar bulunuyor.

 

LYKAİ/BÖLÜCEKTEPE:

Bölücektepe, Kemer merkezine yaklaşık 12 km batısında, Kuzdere Mahallesi Kesme Boğazı mevkiindedir. Bölgeye ulaşım Kuzdere Mahallesi Kesme Boğazı Mevkiinden geçen asfalt yol ile sağlanır.

Stadiasmus’a göre: Kossara’dan Lykai’ye giden yol buradan Kitanaura ve Pygela yönlerinde iki güzergaha ayrılıyordu. Lykai’den 60 stadia uzaklıkta Kitanaura bulunmaktaydı.

Orman kulesi yapımıyla yerleşim tam orta yerinden büyük tahribata uğramıştır. Kulenin güneydoğu ve kuzeydoğu eteklerinde, Helenistik ve Roma dönemi izleri taşıyan kalıntılar bulunur. Kuzeydoğu etekte 2 eksedra, 4 lahit, 1 ostothek, eksedra içinde bir tropaion ve tanımlanamayan başka kalıntılar bulunur.

Eksedralardan birinin sadece köşesi görünür. Hemen yanında diğer eksedra ise çoğunlukla korunmuştur. 2.50 m genişliğinde ve 1.60 m derinliğindedir. Nitelikli kesme taşlarla yarım yuvarlağa yakın formda yapılmıştır. Yangın kulesinin güneydoğu eteğinde ise güçlü erken karakterli duvarları olan yapı kalıntıları vardır. Bu kesimde çok sayıda çatı kiremidi bulunmuştur.

Yangın kulesinin hemen önünde ana kayaya oyulmuş bulunan yapı tabanları görülür. Yangın kulesi daha önce orada bulunan bir yapının orijinal tabanı üstüne, daha da genişletilerek inşa edilmiştir. Kulenin hemen arkasında yükselen tepenin kule tarafında yine yoğun kalıntılar bulunur. Burada çok sayıda defineci kazısı yapılmıştır. Defineci artıkları içerisinde ok ve  mızrak ucu, kilit mekanizmaları, spatula gibi çok sayıda metal buluntu, 5 adet pişmiş toprak ağırşak, 1 adet lykion parçası, bıçak ucu yanında, bir de bulla benzeri çok küçük kurşundan yapılmış bir obje bulunmuştur.

Eliptik formlu objenin bir yüzünde “Appolonios”a anlamında Eski Yunanca bir sözcük diğer yüzünde ise mızrak kabartması vardır. Bu obje, bölgede örneği az bilinen ve simgesel olarak değerlendirebilecek sapan taşıdır.

Kemer Ovacık Tümülüsü

OVACIK TÜMÜLÜSÜ

Altınyaka yolunda, Kemer yol ayrımından 4.2 km sonra Bölücek dağına dönülür. Bu yolun 3.5 km sonrasında Yığılıtaş mevkiinde bir kalıntı vardır.

Küçük taşlarla, 17 m çapında yuvarlak bir yığma alan oluşturulmuştur. Bu alan kuru moloz duvarlarla çevrelenmiş ve tümülüs yığma tepeciği çevreden sınırlandırılmıştır. Tamamı defineciler tarafından açılmış ve tahrip edilmiştir.

Yığmanın içinde, doğudan açılan uzunca bir dromosla girilen mezar odası görülür. Mezar odası ve uzun dromos da örme duvarla oluşturulmuştur. Mezar odasının uzunluğu, dromosla birlikte 9 m dir. Yuvarlak planlı mezar odasının çapı yaklaşık 2.5 m dir. Duvarlar 1.80 m yüksekliğe kadar korunmuştur. Bu bölgede ele geçen bilinen ilk tümülüs olmasından dolayı çok önemlidir. Mezar odasının yuvarlak formu da özgündür.

Bu tip tümülüslere, Lydia’da rastlanmamış olduğundan dolayı Çağıl (Taş Yığma) Tümülüslerinin bölgeye özgü bir mimari düzenleme olması gerektiği düşünülür.

Çevresinde bir yerleşim kalıntısı bulunmamaktadır. Yığma tepeler altına mezar yapma geleneğinin alıntı kaynağı Lydia olmalıdır. Dönemi de MÖ 7 ile 5’nci yüzyıl arasında yoğunlaşır.

Ovacık: Mnara egemenlik alanındaki Mizir’de (Potamos Meizoares) bulunan 5 adak yazıtı burada Irmak Tanrısı Meizoares’e adaklar adanan bir kült yeri olduğunu göstermektedir. Tabii yığma tepenin, defineciler tarafından tamamen tahrip edilmesi, tam anlamıyla talan edilmesi de ülkemizdeki tarihi yağmacılığın boyutlarını gözler önüne sermektedir. Kimbilir buradan neler çaldılar, bu çaldıkları şimdi kim bilir nerelerde?

Keimer Mnara

MNARA-MARMARA

Aslında buraya ulaşmak son derece zor ama bölgenin tarihi geçmişi hakkında bilgi vermek için, araştırmamın sonuçlarını özetle burada sizlere sunacağım.

Önce konumu:

Evet burası Kemer ilçesinin kuzeyine yönlenen ve Kesme Boğazının 23 km kuzeyinde bulunan Kaplan dağı üzerindeki Kosara ile Antalya’nın 37 km güneybatısında, bugünkü Bölümcektaş Tepesi üzerindeki Lykai arasındaki Kavak dağı üzerindedir. Kentin bulunduğu tepe, kuzey-güney doğrultusunda uzanan, oldukça izole ve sarp bir yükseltidir. Bu doğal konum o kadar korunaklı ki kentin ayrıca surlarla tahkim edilmesine bile gerek kalmamıştır.

Evet, Türkiye’nin ulaşımı en zor antik kentlerinden biri olarak biliniyor. Araçla gidilemiyor, sedir ormanları arasından ortalama 3-4 saatlik zorlu bir tırmanış gerekiyor. Ziyaretçilere bol su-yiyecek, iyi bir fiziksel hazırlık ve tercihan gurup halinde gitmeleri öneriliyor.

 

İsim ve Kimliği:

Antik kaynaklarda bölgenin adı Mnarike, kentin adı ise Mnara olarak geçer. Büyük İskender’in ordusu tarafından Yunanca “Blok kaya” anlamına gelen Marmara ismiyle de anılmıştır. Kentin adından yola çıkarak halkının Luvi kökenli olabileceği düşünülür. Luviler Anadolu’da MÖ 2000’lerden itibaren görülen kadim bir halktır.

 

Şehir hakkında antik dönem yazarlarının yazdıkları:

Evet, antik dönem yazarlarının söyledikleri, şehri daha iyi anlamak açısından önemlidir.

Diodoros:

“Oldukça yüksek ve ulaşılması güç bir kayalık tepe üzerindedir. Lykia sınırında, korunaklı olması ve sağlamlığıyla dikkat çeken büyük bir tepeyi iskan eden Marmaralılar, İskender’in bölgeden geçişi sırasında Makedon ordusunun destek birliklerine saldırırlar, kölelerle birlikte yük hayvanlarını yağmalarlar.

Bunun üzerine İskender bölgeyi kuşatır, ama cesareti takdire şayan Marmaralılar, bu kuşatmaya korkusuzca göğüs gererler.

Marmara’nın yaşlıları 2 gün süren kuşatmanın ardından İskender’in tepeyi ele geçirmeden gitmeyeceğini anlar ve gençlere, henüz güçleri varken İskender ile anlaşmayı önerirler.

Fakat gençler teslim olmaktansa vatanın özgürlüğü için ölmeyi onur saydıklarını söylerler. Bunun üzerine eli silah tutanlar: çocuk, kadın ve yaşlıları öldürdükten sonra kuşatmayı yararak yakındaki dağlık alana kaçmayı düşünürler.

Bunun üzerine aileleriyle birlikte akşam yemeği yemek üzere 600 kişi toplanırlar. Yemekten sonra gençler evlerine çekilirler. Ne var ki yakınlarını öldürmeye elleri varmadığı için içindekilerle birlikte evlerini yakmaya karar verirler ve yakarlar. Kararlaştırdıkları üzere, herkesi kendi ocaklarına gömdükten sonra, kendileri de henüz gece vaktiyle düşman kuşatmasını yararak dağlık alana kaçarlar.”

Sonrasında İskender ve birlikleri şehre girer. Marmara/Mnara bu işgal sonrasında Phaselis topraklarına katılır.

Arrianos:

“Phaselis yakınlarında yaşayan bu barbar halkın, sık sık Phaselis’e saldırdığını ve yağma yaptığını” anlatır.

 

Tarihi:

Muhtemelen Helenistik dönemde kurulmuş, Roma döneminde de iskan görmeye devam etmiştir. Büyük İskender’in Asya seferi sırasında, Mnaralılar Makedon ordusunun arka hatlarına baskınlar düzenleyip erzak çalmışlar, bunun üzerine İskender şehri kuşatmış ve ele geçirmiştir. Bu kuşatma normal Likya kentlerine göre uzun sayılan 2 gün sürmüş, çünkü kentin doğal konumu onu neredeyse ele geçirilmez kılıyordu. İskender sonrası Phaselis toprağının bir parçası haline gelmiş, aralarında bir çeşit ortak vatandaşlık ilişkisi kurulmuştur.

Erken Bizans döneminde küçülmüş, 8 yüzyılda tamamen terk edilmiştir. 2004 yılında kazılar başlamış ve halen devam etmektedir. 2008 yılında 1 Derece Sit alanı olarak tescil edilmiştir.

 

Genel özellikleri:

Topoğrafik yapısı, blok kayadır. Yapıları, örgü teknikleri ve şehircilik açısından bakıldığında Helenistik’ten beri polis statüsünde bir yerleşim olduğu kabul edilir. Roma döneminde de önemini korumuştur. Okunan bir onurlandırma yazıtı: “Mnara demosu tarafından İmparator Caligula ve eşi Messalina” ya adanmıştır.

Patara Yol Klavuz Anıtında anılan “Mnarike” bölgesinin de merkezidir. Çok sarp ve ulaşılmaz kayalık akropol ve eteğindeki yapı kalıntılarından oluşur. Tepenin doğal ulaşılmazlığı nedeniyle gerek duymadıklarından olsa gerek su kalıntılarına rastlanmaz. Sadece tepenin alt kotunda, denizi ve vadiyi gören noktada kule benzeri bir kalıntı görülür.

 

GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILAR;

Batı yamaçta, doğu-batı doğrultusunda yaklaşık 100 m uzunluğunda ve 2.5 m kalınlığında sur duvarı kalıntıları izlenir. Diğer yönleri sarp doğal yapısı nedeniyle sura ihtiyaç duyulmamıştır. Kalıntılar Göynük vadisine bakan kuzey uçta doğu-batı doğrultusunda, diğer alanlarda ise yamaca paralel kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda, teraslar üzerinde sıralanır. Yapılanı çoğu Helenistik ve Roma dönemlerindendir. Bizans dönemine ait herhangi bir veriye rastlanmamıştır.

 

AGORA:

Yerleşimin kuzeybatı ucundadır.

Agoraya ulaşım sağlayan yol, güneyden yükselerek gelir ve burada basamaklı bir sokağa dönülerek, agora üst kotundaki yapılara uzanır. Agoranın meydanı yamacın eğimi nedeniyle güneydoğu ve güneybatıda oldukça anıtsal bir görüntü sergileyen teras duvarıyla oluşturulmuştur.

Güneybatı duvarı 4.5 m yüksekliğe kadar korunmuştur.

Güneydoğudaki teras duvarının üzeri, 3 m genişliğinde düzgün bloklarla podyum oluşturacak şekilde örülmüştür. Gerek podyum ve gerekse de duvar dibinde görülen profilli kaideler bu duvarın yazıtlı heykel altlıklarıyla donatıldığını gösterir.

 

AGORA ÇEVRESİNDEKİ YAPILAR:

Agora meydanının kuzeybatısında üç odalı bir yapı kalıntısı bulunur. Yapının cephesinde üç giriş tespit edilmiştir. Girişler, yarım sütunlarla vurgulanmıştır. Geç dönem girişlerin moloz taşlarla örülerek kapatıldığı görülür.

Agoranın bir üst kotunda, kuzey ve doğu yönde, çok sayıda yapı kalıntısı görülür. Bazıları ana kayaya dayandırılarak kesme bloklarla örülürken, bazıları ise düzgün olmayan taşlarla örülü duvarlardan oluşmaktadır. Duvar kalınlıkları: 0.8 ile 05. m arasındadır. Yapılar arasından geçen ve ulaşım sağlayan sokaklar birçok yerde görülür. Görülen bazı sarnıçların, tekil bir yapıda olmadığı, çevresindeki yapılar dikkate alındığında, ortak kullanım söz konusu olduğu anlaşılır.

Agoranın kuzeydoğu üst kotunda, tepenin Göynük vadisine bakan uç kısmında bulunan yapı dikkat çeker. Batı uçta, ana kayadan yararlanılarak oluşturulmuş mekanın zemini düzgün kesilmiş blok taşlarla oluşturulmuştur. Hemen kuzeydoğusunda ise, nitelikli bloklarla örülmüş ikinci bir yapı bulunur.

 

TİYATRO/GÖSTERİ SERAMONİ YAPISI:

Yerleşimin güneyinde, uçurum kenarında, Attaleia’dan ve Phaselis’e kadar tüm sahil panoramasına hakim bir konumdadır. Güneybatı-kuzeydoğu doğrultusu dikdörtgen yapı, tek yönlü 11 adet oturma sırasından oluşur. 5.80 x 6.25 m ölçülerindedir. Oturma sıraları kısmen ana kayadan, çoğunlukla da blok taşlardan oluşmuştur. Üstünün örtülü olduğuna dair iz yoktur. İlk oturma sırası ile 6.5 m güneydoğusunda, uçuruma yakın yerde örülen teras duvarı arasında kalan düzlük, orkestra/sahne olarak kullanılmış olmalıdır. Yaklaşık 130 kişi kapasiteli yapı, bu formuyla bölgede benzersizdir. Kentteki her türlü açık hava toplantı/tören ve gösteri için kullanılmış olmalıdır.

 

MECLİS BİNASI:

Agora ile aynı kotta, toplanma yapısının batısındadır. Cephesi güneybatı yönündedir ve arka duvar kuzeydoğudaki kaya kütlelerine dayanır. Arka duvara ilişkin çok az blok sırası izlenir. Güneydoğu duvarın cepheye yakın bölümü, kısmen korunmuş, arka yarısı büyük oranda tahrip olmuştur. Cephe, tek sıra ve dört adet düzgün kesilmiş iri bloklardan oluşur. Cephedeki blokların yükseklikleri 1.65 m, kapı sövesi iç yüksekliği 2.40 m dir. Kapı açıklıkları, cephenin hemen güney ve kuzey köşelerine bitişiktir. Bu tasarıma göre: girişler oturma sıralarının merdivenlerine karşı olmalıdır. Cepheyi oluşturan iri blokların tümünde birer pencere bulunur. İkinci pencere hariç, diğerlerinde içeri sızan suyun dışarı akıtılması için ince bir kanal bulunur.

Yapının içi günümüzde: arkada bulunan yüksek kayalıktan kopup gelen iri kütlelerle ve yıkılan arka duvarın bloklarıyla doludur. Bu yıkıntı cepheye doğru alçalır ve kapı eşiğinde biter. Bu haliyle yapı, içinde oturma sıralarının varlığını düşündürse de buna ilişkin iz yoktur. Bu durum dikkate alındığında, yapının toplantıya yönelik bir işleve sahip olduğunu söylemek mümkündür.

 

TAPINAK;

Yerleşimin güney ucundadır. Defineciler tarafından oldukça fazla tahrip edilmiştir. Tapınaktan arta kalan kalıntılar içinde: kabartma ve heykel parçaları izlenir. Kalan parçalar üzerindeki izler: heykellerin toynaklı, pençeli hayvanlar ve sadece ayak kısımları kaldığından kime ait olduğu belli olmayan insan/tanrı heykelleri olduğunu gösterir.

Evet, tapınak “Apollon Lykios Tapınağı” olarak tanımlanır. Bulunmuş bir onurlandırma yazısı “Zeus ve tüm tanrılara” ifadesini taşır. Buna istinaden ise, tapınak Zeus’a atfedilir. Rhodiapolis kazılarında bulunan bir ev sunağı ise bu konuda daha açıklayıcı bilgi verir. Sunar üzerinde “Mnara Artemis’ine” adandığı yazar. Artemis’in bölgedeki baskın yaygınlığı, bulunan heykel parçalarının pek çok hayvan toynağı içermesi ve Rhodiapolis gibi uzak bir yerleşimde adı anılan bir Tanrı olması nedeniyle bu tapınağın, Neapolis vee Kelbessos’ta bulunan tapınaklara benzer planlarıyla bir Artemis Tapınağı olma ihtimali yüksektir.

 

MEZARLAR:

Yerleşimde çeşitli mezar tipleri tespit edilmiştir. Ticari agoranın güneybatısında geniş bir alan, nekropol olarak kullanılmıştır. Yerleşimin genelinde yapılar arasında da mezarların bulunduğu görülür. 13 tanesi sayılabilen lahitler ve khamosorionların sayısı yerleşim büyüklüğüne göre oldukça azdır.

 

Kemer Üçoluk Yaylası

 

 ÜÇOLUK YAYLASI:

Kemer merkeze 37 km uzaklıktadır. Beycik yaylası üzerinden ulaşılır. Beldenin trekking ve kamp rotası üzerindedir.  Ancak çam ağaçlarının içinden geçen yolu stabilizedir.

Yaz sezonunda: Kemer, Beldibi, Konyaaltı, Antalya Merkez ve benzeri yerlerde oturanlar, serinlemek için burada konaklarlar. Bu yüzden, Üçoluk köyünün sosyal hayatı, yaz sezonunda hareketlilik gösterir.

Kemer yöresinin doğal güzelliklerini gezmek isteyenler tarafından tercih edilmektedir. Yaylada, eski yayla evleri vardır. Bunlar, sedir ve ardıç ağaçlarıyla bütünleşmiş, muhteşem bir panorama ortaya çıkmaktadır.

Yaylanın rakımı 1500 metredir. Yaylada kamp kurmak mümkündür. Ancak elektrik ve telefon gibi alt yapı hizmetleri yoktur.

 

BEYCİK-FIRINCIK/GAVURPAZARI

Kemer ilçesi Beycik köyü sınırlarında, Tahtalı Dağı eteklerinde, 1100 m rakımda bulunan Fırıncık’ta bazı kalıntılar vardır. Beycik’ten 8 km araba ile gidildikten sonra, doğuya, ortalama 45 dakikalık yürüyüşle kalıntılara ulaşılır.

GENEL

Fırıncık yerleşimi ana güzergah üzerinde olmadığından, Patata Yol Klavuz Anıtında adı geçmez. Çok dik bir yamaca konumlanan yerleşimden, Olympos rahatlıkla görülür. Muhtemelen Olympos’un egemenlik alanındaydı. Beycik’teki bir lahit yazıtında: “cezanın Olympos’a ödeneceği” yazılıdır. Eğer Beycik Olympos’un egemenlik alanı altında ise, onun hemen yakınındaki Fırıncık da bu alana dahil olabilir.

Fırıncık kalıntılarının yakın çevresinde, Olympos’un alternatifi olarak Phaselis varsa da aralarındaki vadi iki kentin sınırı gibi görünür.

KALINTILAR:

Kalıntılar bir tepe ve doğusundaki çanakta dağılıdır. Bazı kesimlerde oluşturulan yüksek yapı terasları, aynı zamanda koruma sisteminin bir parçası olmuştur. Yerleşimin en güneyinde bir yapı kalıntısı var. Giriş yanlarında İon başlıklı plasterler ve kapı lentosu üzerinde aslan kabartması bulunur. Muhtemelen Heroon ya da Propylon olduğu düşünülür. Bir diğer düşünce ise bu yapının Bouleuterion olduğudur.

Dik yamacın her yeri teraslanarak yapılaşmaya uygun hale getirilmiştir.

Yerleşimde 80 yapının yanı sıra, agora, stoa, tapınak, bouleuterion gibi önemli yapılar bulunuyordu. Tepe yerleşimindeki çok sayıda yapının güneydoğusunda agora ve uzun kolunda 5 mekan bulunan “L” biçimli stoanın Helenistik Dönemde Dor tarzında yapıldığı anlaşılmıştır.

Agora alanında bir tapınak kalıntısı vardır. Agoranın kuzeyindeki yapılar işlik olarak düşünülür.

Yamaçta çok sayıda çiftlik evi ve işlik tespit edilmiştir. Roma Dönemine ait khamosorion mezar, şimdiye dek kent içinde tespit edilmiş tek mezardır. Nekropol, kentin güneybatı aşağısında yerleşimin dışındadır. Tahrip edilmiş çok sayıda mezar bulunmaktadır.

Kentteki kalıntılar Helenistik dönemdendir. Kalıntıların tamamen Helenistik dönemden olması, 2 ya da 1’nci yüzyılda geçirilen büyük bir depremden sonra terkedilmiş olduğunu kanıtlamaktadır.

Belki de bu ve benzeri küçük şehirler, Korsan Zeniketes’e destek verdikleri için Romalı General Servilius Vatia tarafından cezalandırıldıkları için Roma Döneminde fazla büyüyememiştir. Belki de Beycik’teki Roma kalıntıları, Fırıncık’ın terkedilmesinin sonrasında, aynı topluluk tarafından yapılmıştır. Gavurpazarı adından yola çıkılarak bu yerleşime “korsanlık döneminde erkek ve kadın yabancıların (kölelerin) satış yeri” olduğu da düşünülür. Ancak gerçeklik payı bilinmemektedir. Ayrıca Zeniketes’in korsanlık merkezi, Olympos Limanında var olması gereken asıl köle pazarları düşünüldüğünde, bu dağlık ve sapa pazara da köle satışı için gerek bulunmamaktadır. Zaten Gavurpazarı da günümüzde verilen bir isimdir.

 

ÇALIŞDAĞ

Çalışdağ vericisi için yapılan orman yolundan ulaşılır.

Batı, kuzey ve doğu yamaçların çoğu, ulaşılmaz uçurumlar ile çevrilidir.

Kayalık tepe, çıkılabilir durumda olan güney ve güneydoğu yönden sağlam sur duvarlarıyla çevrilidir.

Bu yönden, denize alçalarak uzayan burun Kocaburun (Ağva) olarak adlandırılır.

Kayalık tepenin tamamına kurulan kaleyi 2.20 x 2.40 m arasında değişen kalınlıklarda güçlü duvarlar çevirir.

Çoğu kesimde 2-3 m civarında yükseklikleri korunmuştur.

Ana tasarım tepenin topoğrafyasına göre şekillenmiş gözükse de sur duvarı olan kesimlerde topoğrafya kale biçimini çok etkilememiştir.

Surlar güney boyunca dümdüz uzanır ve doğu kesimde kuzeye saparak yaklaşık dikdörtgen bir plan oluşturur.

Tüm kalede, üç yerden kapı açıklığı vardır. Diğerlerinden daha farklı ve nitelikli olan ana kapı güney yüzdedir. Bu kapı güneybatı kesimde yüksek kayalığı inen kaya merdivenlerinin başlangıcına yönelmektedir.

Kaya merdivenleri çok nitelikli bir kaya işçiliğiyle açılmıştır ve bu kesimde dönerek uçurumun dibine kadar inmektedir.

Güney uzun yüzde bulunan ana kapının hemen doğu yanında ikinci bir açıklık bulunmaktadır. İkinci kapı, kuzeydoğu köşede yarım yuvarlak biçimli kulenin içine açılır. Görülebilen son kapı, kalenin kuzeybatı köşesinde Kemer’e bakan kuleye açılmaktadır.

Kale duvarlarında üç kulenin varlığı görülür. İkisi dikdörtgen biri yarım yuvarlaktır. Bunlardan birisi: iki tarafından sur duvarlarıyla bağlanmaktadır. Bu kuzeydoğu köşeyi oluşturan yarım yuvarlak planlı olandır. Diğer ikisi birer yanından uçurumla bağlanmaktadır.

1 ve 3’ncü kule arasında duvar bağlantısı yoktur. Arada çok derin çıkılmaz uçurumlar vardır. Kale içinde herhangi bir yapı kalıntısı yoktur. Duvar örgü sistemi Helenistik Dönem özellikleri gösterir.

Ancak kalenin kapladığı yaklaşık 5 bin metre karelik alan, Lykia klasik dönem yerleşimlerine göre çok daha büyüktür.

Lykia’nın en önemli kentlerinde bile Klasik akropolleri bu boyutlarda değildir.

Asıl sorun, bu kalenin antik adının ne olduğudur. Daha önce burası İdyros olarak adlandırılmış ve sonrasında ise Olbia olarak isimlendirilmiştir. Bu kalenin Olbia olduğunu gösteren bir yazıt ya da başka bir belge yoktur. Ayrıca tepede Klasik Dönem duvarları bulunmaktadır. Olbia’nın Klasik Dönemde varlığını işaret eden herhangi bir belge yoktur. Kaldı ki Olbia körfezin kuzeybatı köşesinde düşünülür. Sonuçta Çalışdağ kalıntılarının antik adı henüz bilinmemektedir.

Kocaburun yolu üzerindeki kilise kazılmış ve İdyros kapsamında değerlendirilmiştir. Kilisenin nartheks mozaiğinde bulunan yazıtta: “Başrahip Plistarkhianos 55 Drahmi verdi, Keşiş Zosimos 51 Drahmi verdi, Vaiz Heraklios 52 Drahmi verdi” yazmaktadır.

 

Ulupınar gezilecek yerler

Phaselis gezilecek yerler

Kiriş-Çamyuva gezilecek yerler

Göynük gezilecek yerler

Tekirova gezilecek yerler

Çıralı gezilecek yerler

Ankara Bakap Tarım Kampüsü ve Rekreasyon Alanı

 

Ankara Bakap

 

Gölbaşı Karaoğlan Mahallesindedir. Şehir merkezine 25 km uzaklıktadır. Giriş ücretsizdir.

 

Genel özellikleri:

Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen, Türkiye’nin en büyük tarım temalı park ve rekreasyon alanıdır.

Alan, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından 2021 yılında hizmete açılmıştır.

İnşası yaklaşık 3 ay gibi kısa bir sürede tamamlanmıştır.

Cumhuriyetin 100 yılına özel olarak 3 milyon 500 bin metre karelik alanda yapımı tamamlanan proje, 2023 yılında büyük bir törenle açılmıştır.

Proje bölgesi, 2020 yılına kadar çorak ve işlevsiz bir arazi iken, yeniden üretime kazandırılmıştır.

 

Doğa ve Yeşil Alanlar:

Alanda 24.500 tane süs bitkisi, 2.200.000 tane peyzaj bitkisi bulunur. Çim alan toplamı 160 bin metre karedir. Lavanta bahçeleri ise 55 bin metre karelik bir alanı kaplar. Lavanta mevsimi Haziran ortasından Temmuz sonuna kadar olan süredir. Bu dönem çiçeklenme dönemidir. Bu dönemde bahçe mor renk ile kaplanıyor ve en yoğun koku bu aylarda hissediliyor. Yaz sonrasında hasat yapılıyor, bu yüzden sonbahar ve kış aylarında görsel etki azalıyor.

Bakap’taki kafelerden biri özellikle “Lavanta Kafe” adını taşıyor.

Alanda 17.500 tane meyve ağacı, aromatik bitkiler bahçesi ve 3 tane ekolojik göl vardır.

 

Göletler:

Bakap’ta 3 tane ekolojik gölet var. Bunlar doğal göl değil, projenin bir parçası olarak inşa edilmiş yapay/ekolojik göletlerdir. Bu göletler bazen yağmur bendi olarak da kullanılıyormuş, yani muhtemelen yağmur suyu toplama/depolama işlevi de görüyor olabilir.

 

 

Spor ve Aktivite:

Alandaki yürüyüş yolu 39 km dir ve bisiklet yolu ise 19 km dir. Ayrıca 12 spor sahası bulunmaktadır.

 

Konaklama ve Kamp:

18 bin metre karelik çadır kamp alanı, 28 araçlık karavan parkı ve 30 adet glamping ünitesi yani konforlu kamp vardır.

 

Diğer Tesisler:

Tarım Kütüphanesi, sera, mini hayvanat bahçesi, doğal çocuk oyun alanı, festival alanı, mini go-kart alanı, konferans salonu, at çiftliği, arı hane, tarım akademisi vardır.

 

Satış Birimleri:

Alanda 2 adet satış birimi ile bir aktar ve bir bakkal bulunuyor. Bunlar üretilen bazı ürünlerin (özellikle aromatik bitkiler, bal, aktar ürünleri gibi) doğrudan ziyaretçilere satıldığı küçük noktalardır. Ancak büyük ölçekli bir üretici pazarı konsepti değildir.

 

Belediye Kafeteryası:

Belediyeye ait uygun fiyatlı kafeteryalar da vardır. Lavanta Kafe, 2 Meydan kafe, 6 adet genel kafe, ayrıca aktar ve bakkal üniteleri mevcuttur.

Malatya Akçadağ

Malatya Akçadağ

Tarihsel değerler açısından oldukça zengindir. Malatya ilçeleri arasında, devletin en çok yatırım yaptığı yer olarak öne çıkar. Çünkü: Erhaç Hava alanı ve Sultansuyu Üretim Çiftliği burada.

Malatya Akçadağ

ULAŞIM

İlçe, Malatya’yı: İç Anadolu bölgesine bağlayan, Malatya-Kayseri-Ankara kara yolu üzerindedir.

Akçadağ-Malatya arası uzaklık: 37 km. Akçadağ-Darende arası uzaklık: 70 km. Akçadağ-Yazıhan arası uzaklık: 63 km. Akçadağ-Kale arası uzaklık: 80 km.

TARİHİ

İlçenin Osmanlı dönemindeki adı: Arga.

Arga kelimesi: Luvi kökenli bir kelimedir. Yukarı, yüksek, sınır, ışıldayan, parıldayan, ışıltı anlamına gelir.

Hititlerin: MÖ. 1750-1100 tarihleri arasında, yaşadığı göz önüne alındında, Arganın ortalama olarak: MÖ. 1500’lerde kurulduğu düşünülmektedir.

Aradaki tarihi süreçte, yörede birçok medeniyet egemenlik sürdürmüştür. Malazgirt zaferinden sonra ise, Anadolu’da hızla Türkmen nüfusu iskan edilmeye başlanmıştır. 1074 yılında, yöre, Danişmentoğlu Beyliği topraklarına katılır. Haçlı seferleri zamanında ise, yöre bunlardan etkilenir. 1105 yılında: Anadolu Selçukluları, bölgeyi fethederler.

1283 yılında, bölgede şiddetli bir deprem olur. 1894 yılında, yörede yine büyük bir deprem olur. 1956 yılında ise, Akçadağ çarşısında büyük bir yangın çıkar ve çoğu ahşap ve kerpiçten yapılmış binalar ve dükkanlar yanar. Bunun üzerinde, Belediye tarafından, tek katlı dükkanlar yapılır. Bu dükkanlar, bugünde kullanılmaktadır.

Malatya Akçadağ

GENEL

İlçe, dağlık ve ovalık bir alanda kurulmuştur. Güneydoğu Torosların kollarından: Akçadağ ve Karadağ, önemli yükseltiler olarak öne çıkmaktadır.

İlçede, karasal iklim hakimdir. Buna bağlı olarak yazları aşırı sıcak, kışları ise aşırı soğuk olur.

Yöre insanının ekonomisi: tarıma dayanmaktadır. Yörede yetiştirilen ürünlerin başında ise, kayısı gelir. En lezzetli, şeker oranı en yüksek kayısılar, burada yetiştirilmektedir. Çünkü: Malatya’da  düzenlenen kayısı festivalinde, Akçadağ kayısıları daima birinci seçilmektedir.

Yörede, kayısıdan sonraki en meşhur ürün ise: armut. Akçadağ armudu: bol sulu, çok lezzetli ve kendisine has kokusu olan bir üründür. Özellikle, dağ köylerinde yetiştirilir ve büyük şehirlere pazarlanır. Ancak, erken bozulması, kötü yanıdır. Bu yüzden beklemeye ve saklamaya uygun değildir.

NE SATIN ALINIR

Akçadağ bölgesinden, her türlü kayısı ürünü satın alabilirsiniz. Bu ürünler, gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için, gayet güzel hediyelik paketlerde satışa sunuluyor. Kurutulmuş kayısı, kayısı pekmezi, yeşil kayısı turşusu gibi kayısı ürünleri satılıyor. Kuru kayısının yanı sıra kayısı döneri, kayısı lokumu ve kayısı sucuğu da hediyelik olarak tercih edilebilir. Kayısı reçeli ve kayısı marmelatı da sofraların vazgeçilmezi olarak öne çıkan, taze ya da kuru kayısılardan üretilen geleneksel lezzetlerdir. 

Bakırcılar çarşısı ve kuru kayısı pazarı, geleneksel el sanatları ve yerel ürünlerin satıldığı en popüler alışveriş yerleridir. 

Akçadağ Kayısı Kavurması

NE YENİR:

Bulgur ve baharatın eksik olmadığı Malatya mutfağı, iştah kabartıcı lezzetleriyle tadanları kendine hayran bırakır. 

1-Kayısılı Kavurma: Akçadağ’ın meşhur yerel lezzetlerinden olan Kayısılı kavurma, yöreye özgü eşsiz bir ana yemektir. Kavrulmuş kayısıların soğan ve kavurmalarla birleşimi inanılmaz bir lezzet ortaya çıkarır. 

2-Akçadağ’ın üzüm yaprağına sarılan zeytinyağlı sarmalar, soğuk olarak servis edilir. 

3-Akçadağ pilavı: Akçadağ yöresinden sofralara taşınan, etli ve sulu kıvamıyla klasik plav tariflerinden farklılık gösteren bu lezzet, nohutla zenginleştirilmiş yapısıyla adeta başlı başına bir ana yemektir. Özellikle soğuk havalarda iç ısıtan, doyurucu ve besleyici bir yemektir. 

 

 

Malatya Akçadağ

GEZİLECEK YERLER

ARGA TEPESİ-HÖYÜĞÜ

Akçadağ ilçe merkezinde yer alan Akçadağ (Arga) Höyük, yüzey çalışmaları ışığında bölgede ilk yerleşimin Eski Tunç Devrinde başladığını ortaya koymaktadır. Bu süreç Hitit, Geç Hitit, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde de kesintisiz devam etmiştir. İlçe merkezinde bulunan ve 60 yıl öncesine kadar tüm evlerin üzerinde yükseldiği çevresi 2 km uzunluğundaki dairesel höyük, Malatya Aslantepe höyüğünün bir eşi olabilecek büyüklükte ve önemdedir. 

Tarihi kayıtlarda Arga, Arka, Arkha veya Arha olarak isimlendirilen höyüğün adı, Anadolu’nun en eski dillerinden olan Luwi dilinde “yüksek, yukarı, ışıldayan, gümüş ve sunak yeri” anlamına gelmektedir. 

Höyük üzerinde Arslantepe Höyüğünden çıkarılanlara benzer şekilleri taşıyan ve MÖ 2000 yılına tarihlenen bölgenin en güzel taş kalıpları Arga Tepesi Höyüğünden çıkarılmıştır. 

Arga Höyük, 6 Şubat 2023 depremlerinde önemli ölçüde etkilenerek Akçadağ da yeniden inşa sürecinde kapsamlı bir çevre düzenlemesine kavuşturulması planlanmaktadır. 

 

Malatya Akçadağ Ferik Kalesi

FERİK KALESİ

Kürecik bucağına bağlı Düvencik köyü civarındadır. 

Ferik kalesi, MÖ 1200’lü yıllarda Hititler tarafından inşa edilmiş bir kaledir. Bu tarih, kalenin Anadolu nun en köklü savunma yapılarından biri olduğunu ortaya koymaktadır. Tarihçiler, kalenin adının ve yapısının Frig dönemiyle de bağlantılı olabileceğini değerlendirirler. Bu nedenle Ferik adı bazı kaynaklarda Frig kökenli bir terim olarak ele alınmıştır. 

Kale, yüksek ve sarp bir konuma inşa edilmiştir. Çevresindeki etkileyici manzaralarıyla birlikte ilçenin tarihi eser bakımından en önemli noktalarından biridir. 

Kalenin önemine gelince, Ferik kalesi Hititler döneminden günümüze ulaşan nadir yapılar arasındadır. Kale henüz yeterince belgelenmemiş ve tanıtılmamış bir alandır. Bölgede rehber eşliğinde ya da yerel halktan yol tarifi alarak gitmek önerilir. Kaya mezarları eşliğinde sunduğu görsel zenginlik, tarihe meraklı gezginler için paha biçilmez bir deneyim sunar. 

Kale arazisinde, resmi arkeolojik kazı çalışmaları yapılmamıştır. Kale yapısının girişi belirlidir, ancak çıkışı bilinmemektedir. Çıkışının, Tohma çayı civarında bulunabileceği düşünülmektedir.

Akçadağ Levent Vadisi

LEVENT VADİSİ

Levent bucağındadır.

Toplam uzunluğu 28 km olan vadi, Yalınkaya köyü mevkiinde Akçadağ ilçesine 8, Malatya il merkezine yaklaşık 40 km uzaklıktadır. Levent vadisi uçurumlar, mağaralar ve neolitik çağdan kalma kalıntıların bulunduğu yapısıyla yerli ve yabancı turistlerden yoğun ilgi görmektedir. Vadinin yaklaşık 65 milyon yıllık jeolojik oluşum sürecini bünyesinde barındırdığı ve alanda daha önce okyanus tabanı olması dolayısıyla çok sayıda jeositin de bulunduğu bilinmektedir. Vadiyi karakterize eden ana unsurlar yatay yapı ve yatay yapıya bağlı gelişen şekillerdir. Yaklaşık 350 km karelik bir alanda jeolojik olaylar sonucu oluşmuş birbirinden farklı büyüklükte mağaralar, mikro-makro karstik şekiller, volkanik birimler ve fosil mezarlıklar geniş yer tutar. 

Sonuç: Levent vadisi ziyaret saatleri: 09.00-18.00 arasındadır. Doğa yürüyüşü, kamp, paraşüt, piknik ve kaya tırmanışı gibi etkinlikler yapılabilmektedir. Giriş ücretsizdir. Toplu etkinlikler için randevu alınması gerekir. Yükseklik korkusu olanların seyir terasının cam tabanlı alanına girmemesi önerilir. 

Akçadağ Levent Vadisi cam seyir terası

Cam seyir terası:

Vadi boyunca 28 km uzayan kayalıkların en merkezi noktasında, düz bir kaya bloğunun üzerine inşa edilen Levent Vadisi Seyir Terası 104 m yükseklikte olup terasın 8.5 m bölümü cam zeminden oluşmaktadır. Seyir terası 2012 yılının Ağustos ayında hizmete girmiştir. 1400 rakımlı, vadi tabanından 240 m yüksekte bulunan seyir terasının etrafında bazı mağaralar ve kaya blokları güneş enerjili sistemle aydınlatılmaktadır. 

 

Akçadağ Bağköy Kaya Kabartmaları

BAĞKÖY KAYA KABARTMALARI

Bağköy’e giden yolun köy girişinde, büyük bir kaya kütleri üzerindeki bir nişin içinde bulunan kabartma, ayakta durur vaziyette ellerini göğsüne kavuşturmuş bir insan, cepheden tasvir edilmiştir. Yoldan yaklaşık 2.5 m yüksekte, kayanın cephe kısmına işlenmiştir. Yaklaşık 120 x 80 cm boyutundaki niş içine oyulan kral figürü ayakta tasvir edilirken, baş kısmının profilden, vücudunun ise cepheden işlendiği ifade ediliyor. Ancak tarihi figürün büyük bölümü, zamanla aşınmış ve tahribat artmıştır. Kabartmanın kitabesinin bulunmaması nedeniyle figürün hangi döneme ait olduğu ve kimi temsil ettiği net olarak bilinmiyor. 

Bağ mahallesinde bulunan bir diğer  dikkat çekici yapı “Nicer Mevkii Kaya Nişi” dir. Kaya bloğunun batıya bakan kısmına oyulan nişin içinde farklı boyutlarda ikinci ve üçüncü oyma alanlarının bulunması dikkat çeker. Uzmanlara göre bu yapının dini, mezar ya da ritüel amaçlı kullanılmış olabileceği  düşünülmektedir. 

Evet kaya kabartmalarının bulunduğu bölgede Roma dönemine ait pek çok kaya mezarı da bulunmaktadır. Levent vadisi boyunca yerleşim yerlerinin yakınlarında, günümüze ulaşan pek çok Osmanlı mezarlığı vardır. Bunlardan biri 18-19 yüzyıllara ait mezarların bulunduğu Bağköy Osmanlı mezarlığıdır. Zengin geometrik bezeme ve semboller içeren mezar taşlarında tabanca, kılıç, çarkıfelek motifi, ibrik, tarak gibi semboller dikkat çeker. 

 

Akçadağ Sultansuyu Harası

SULTANSUYU HARASI

Malatya’nın 27 km batısında, Malatya-Kayseri karayolu üzerinde Sultansuyu vadisindedir. Malatya Erhaç Havaalanı ile Tohma vadisi arasındadır. 

Dünyaca ünlü Arap atlarının yetiştirildiği, yanı başında Sultansuyu çayının geçtiği bu bölgede, 1865 yılında Osmanlı ordusunun binek at, keçe ve yapağı ihtiyacını karşılamak üzere “Sultansuyu Çiftlikat-ı Hümayun” adıyla kurulmuştur.

1865 yılında Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz döneminde kurulan Sultansuyu Harası, ilk yıllarında ordunun süvari ihtiyacını karşılamak amacıyla faaliyet göstermeye başladı. Tarihi dokusu ve doğal güzelliğiyle dikkat çeken Sultansuyu Harası, sadece atçılık merkezi değil aynı zamanda kültürel bir miras olarak görülmektedir. 

Hara, 1865’den 1908 yılına kadar ordunun binek at, keçe, yapağı ve diğer hayvansal ürün ihtiyaçlarını karşılama görevini sürdürmüştür. Meşrutiyetin ilanından sonra (1908) Çiftlikatu Hümayun lağvedilerek hazineye devredilmiş, 1915 yılına kadar halka yarıya vermek suretiyle işletilebilmiştir. 

1915 yılında halen hara merkezi olan Aziziye Kışlası ve civarındaki 50 dekarlık arazide bir tay deposu kurulmuş ve ilk defa “hara” ismini almıştır. Bu kuruluş 1924 yılında feshedilerek yerine topçu alayı kurulmuş, 1928 yılına kadar hizmetini sürdüren topçu alayının ardından, Doğu ve Orta Anadolu vilayetlerinde at ıslahını sağlamak ve safkan Arap atı yetiştirmek amacıyla 29 Temmuz 1928 tarihli Kararname ile “Sultansuyu Harası” resmen kurulmuştur. 

1984 yılından beri TİGEM (Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü) bünyesinde faaliyet gösteren Sultansuyu Harasında at yarışlarında yüksek başarı gösteren safkan Arap atları yetiştirilmektedir. Buna ek olarak 27 bin dekarın üzerindeki arazisinde bitki ve meyve üretimiyle birlikte arıcılık ve sığırcılık faaliyeti de yapılmaktadır. 

Akçadağ Sultansuyu Harası

İşletmede 14 aygır ve 110 kısrakla tay üretimi yapılmaktadır. Bölgenin toprak yapısı, bitki örtüsü, su kalitesi ve iklim şartları, safkan Arap atlarının ırk özelliklerinin bozulmadan yetiştirilmesine imkan sağlamaktadır. 

Son yıllarda yapılan düzenlemeyle hara içerisinde Sultansuyu Binicilik ve Hipoterapi Merkezi kurularak halkın ziyaretine açılmıştır. Burayı ziyaret eden engelli çocuklar, isteklerine bağlı olarak uzman nezaretinde Midilli veya Arap atlarına bindirilip gezdirilmekte, böylece kendilerine bir tür rehabilitasyon hizmeti verilmektedir. 

Akçadağ Sultansuyu Barajı

SULTAN SUYU BARAJI:

Sultansuyu vadisindedir. Sulama amacıyla 1986-1992 yılları arasında inşa edilmiştir. 1994 yılında işletmeye açılan baraj, toplam 106  bin dekar alanın sulama suyu ihtiyacını karşılamaktadır. Akarsu yatağından yüksekliği 60 metredir. Akçadağ ve çevresindeki tarım arazilerinin can damarıdır. Sulama kanalları aracılığıyla bölgenin tahıl, meyve ve sebze üretimini ayakta tutar. Hara ile Sultansuyu Barajı çevresinde piknik ve dinlenme alanları bulunmaktadır. 

6 Şubat 2023 tarihindeki depremde baraj hasar görmüş, DSİ, çiftçilerin mağdur olmaması için sulama sahasının farklı noktalarına 41 adet yeraltı su kuyusu açmış ve bu sayede 2023 ve 2024 yılları sulama sezonu tamamlanmıştır. 

Sonrasında, depremde hasar alan yapının kapsamlı bir şekilde güçlendirilerek yeniden faaliyete alınmış ve tesisin daha güvenli ve dayanıklı hale getirilmiş, yeniden hizmete açılmıştır. 

 

YAYLAK KÖYÜ YAPAY MAĞARASI:

Yaylak (eski adıyla Kürne) köyü ve çevresi, özellikle sarp kayalık yapısı ve insan eliyle şekillendirilmiş yapay/oyma mağaraları ile bilinen tarihi bir yerleşim alanıdır. Bu bölgedeki mağara sistemleri, ünlü Levent Vadisinin uzantısı niteliğindedir. 

Mağaralar Karadağ eteklerinde yer alan Yaylak köyü ve hemen yakınındaki Küçükkürne mahallesi civarında yoğunlaşır. Yaklaşık 1700 m yükseklikte, Akçadağ’a kuş bakışı bakan sarp kayalıkların üzerinde bulunur. 

Hitit, Roma ve Bizans medeniyetlerinin izlerini barındıran bu bölgede, Romalılar döneminde mağaraların sadece yatay değil, üst üste katlar çıkılarak dikey bir mimariyle şekillendirildiği görülür. Mağara içinde patikalar, yan odalara geçişi sağlayan yapay geçitler, güvenliği sağlamak için örülmüş taş duvarlar ve su ihtiyacını karşılamak adına kayaya oyulmuş 1-2 m derinliğinde su sarnıçları yer almaktadır. 

Gelelim günümüzdeki duruma: Bu yapay mağaraların büyük kısmı yüzyıllar boyunca yerel halk tarafından ev, erzak deposu ve hayvan barınağı olarak kullanılmıştır. Hatta bölgede yakın döneme kadar bu mağara evlerde geleneksel yaşamını sürdüren aileler bulunmaktaydı. Eski muhtar Şükrü Kurt, 18 çocuğunu bu mağaralarda büyütmüş, sıra dışı yaşamı bugün dünyanın dört bir yanından gelen gezginlerin ilgisini çekmektedir. 2025 yılında Güney Kore merkezli bir uluslararası televizyon kanalı, bu mağara eve gelerek Şükrü Kurt’un yaşamını ve bölgedeki gizemli kaya şekillerini konu alan kapsamlı bir belgesel çekmiştir. 

 

HAN KALINTILARI:

1-Sarıhacılı Hanı (Mescitli Han): Anadolu Selçuklu dönemine ait olan bu kervansaray, Sarıhacı Köyü eski yol güzergahı üzerinde yolun yaklaşık 500 m içerisinde yer alır. Günümüzde ne yazık ki büyük ölçüde harap ve yıkılmış durumda, yani tam anlamıyla bir “han kalıntısı” şeklindedir. Duvar yapıları ve temel taşlarının bir kısmı geçmişin mimari izlerini hala taşımaktadır. Kültür envanterinde kayıtlı tarihi yapılardan biridir. 

 

2-Kalolar Hanı ve Diğer Köy Kalıntıları: Sarıhacı, Bekiruşağı ve Esenbey köyleri çevresinde dönemsel ticaret yollarına hizmet etmiş küçük/orta ölçekli han ve kervansaray kalıntılarına rastlanmaktadır. İlçe envanterinde Kalolar Hanı olarak adlandırılan tarihi yapı kalıntıları da bu bölgedeki sivil mimari örneklerindendir. 

Akçadağ Şeyh Ali Kara Türbesi

ŞEYH ALİ KARA TÜRBESİ:

Akçadağ ilçesinde inanç turizmi ve tasavvuf tarihi açısından en çok ziyaret edilen, bölgenin en önemli manevi merkezlerinden biridir. Mimari ihtişamı, geniş külliyesi ve her yıl ağırladığı yüz binlerce ziyaretçi nedeniyle halk arasında yer yer “Türkiye’nin Tac Mahalı” yakıştırmasıyla da anılır. 

Akçadağ Şeyh Ali Kara Türbesi

Türbe ve içinde meftun bulunan Şeyh Ali Kara Efendi kimdir:

1900 yılında Aşağı Örüşkünde doğmuş, 29 Nisan 1971 tarihinde yine aynı yerde vefat etmiştir. Her yıl Nisan ayının son haftasında türbede geniş katılımlı anma programlı düzenlenir. Babası Aliseydi Efendi, annesi Fatma hanımdır. Askerlik vazifesini yaparken zamanın büyük mürşidi, Bağdat doğumlu Şeyh Osman Nuri Ölmeztoprak Hazretleriyle karşılaşmış ve ona intisap etmiştir. 18 yıl boyunca şeyhine bağlı kalarak tasavvufi eğitimini tamamlamıştır. Şeyhinin vefatının ardından irşad görevini devralmıştır. Yaşadığı dönemde bölgede süregelen cehalet, kabile çatışmaları, kan davaları ve eşkiyalık gibi toplumsal sorunların çözülmesinde, insanların barıştırılmasında ve ahlaki eğitimin yayılmasında çok büyük roller üstlenmiştir. 

Akçadağ Şeyh Ali Kara Türbesi

Türbe:

Akçadağ ilçe merkezine yaklaşık 15 km uzaklıkta, Aşağı Örüşkü (Aşağı örükçü) köyündedir. Klasik türbe yapılarının ötesinde, çok büyük bir kubbeye ve geniş bir avluya sahip, kesme taş işçiliğiyle inşa edilmiş anıtsal bir mimarisi vardır. Çevresindeki peyzaj, geniş bahçesi ve düzeniyle dikkat çeker. Türbe içerisinde Şeyh Ali Kara’nın kabri, pirinç/demir parmaklıklarla çevrilidir. Türbenin hemen yanında, hayatı boyunca sadakatle hizmetinde bulunmuş olan emektar çobanı Bayram Boran’ın mezarı yer alır. Ziyaretçiler burayı da saygıyla ziyaret ederler. 

Akçadağ Şeyh Ali Kara Türbesi

Müze Bölümü:

Türbe kompleksinin bir parçası olarak düzenlenen müzede, Seyh Ali Kara Efendinin sağlığında kullandığı şahsi eşyalar, kıyafetler, asalar, tarihi nitelikte tespihler ve tasavvufi objeler sergileniyor. 

 

Diğer hususlar:

Uzak şehirlerden otobüslerle gelen misafirlerin konaklaması ve dinlenmesi için büyük bir misafirhane (aşevi) vardır. Özellikle Cuma akşamları ve dini bayramlarda yoğunluk hat safhaya ulaşmaktadır. 

 

 

 

 

 

Darende tanıtımı.

Yazıhan tanıtımı.

Kale tanıtımı.