Ankara Atakule

Ankara Atakule

 

Atakule, biraz önce de belirttiğim gibi, Ankara’nın simgesi ve şehrin birçok yerinden görülebiliyor, özellikle yeni açıldıktan sonra muhteşem güzel bir ışıklandırma yapılmış, böylece karanlıktan kurtulmuş ve akşamları da şehrin birçok yerinden görülebiliyor.

Hatta 2017 yılında Atakule “Şehrin İşareti” ödülüne layık görülmüştür.

Ankara Atakule

Eski Atakule Alışveriş Merkezinin en büyük sıkıntısı: otopark olmaması, bodrum bölümündeki otoparkın ücretinin yüksek olmasıydı. Şimdi: Atakule’de Çankaya Köşkü istikametinde giderken hemen solda otopark girişi var, otopark şimdilik sıkıntılı değil, yani yer bulunabiliyor.

Atakule, Kızılay merkezinden yaklaşık 4.5 km uzaklıktadır. Buraya aracınızla gelirseniz, bodrum bölümündeki otoparkı kullanabilirsiniz. Otobüsle gelmeyi düşünürseniz, Kızılay’dan gelen birçok özellikle 413 nolu otobüs buradan geçiyor.

Ankara Atakule
Ankara Atakule
Ankara Atakule

 

Atakule hakkında genel bilgiler

Seyir terasına çıkış ücreti, yetişkinler 600 TL, öğrenci, 65 yaş üstü ve engelliler: 400 TL. dir. (2026 yılı ücretleri) Açık olduğu saatler: 10.00-22.00 arasındadır. Biletler Atakule Danışma Danışma noktasından kredi kartı ile alınabilir. Kule eş zamanlı olarak aynı anda 100 kişiye hizmet verebilmektedir.

Atakule, 125 metre yüksekliktedir. Bir iletişim ve gözlem kulesi olarak yapılmıştır.

Üzerinde, Türkiye’nin ilk döner restoranı bulunuyor. Kuleye çıkış ve inişler için, şehir manzarasına hakim iki panoramik asansör bulunuyor. Her bir asansör 10 kişiliktir.

Kule ve eski alışveriş merkezi, 13 Ekim 1989 tarihinde açılmış, açıldığı tarihte Türkiye’nin ikinci ve Ankara’nın birinci en yüksek yapısıdır. Plan ve projesi, mimar Ragıp Buluç tarafından hazırlanmış. Türk mühendis ve işçileri tarafından yapılmış olması, gurur kaynağı.

Buranın ismi, yani “Atakule” ismi, hazırlanan bir anket sonucu, Ankara halkı tarafından belirlenmiş.

Evet kulenin toplam yüksekliği 125 metre. 125 m yükseklikte 600 metre karelik çok amaçlı kokteyl salonu ve Seyir terası var. Buranın rakımı 1173.6 metredir.

111.80 metre yükseklikte ise, döner restoran var. Her birim, saatte kendi ekseni etrafında tam bir dönüş sağlar. 10.38 metre yükseklikte Seyir Terası bulunuyor. 99.8 metre yükseklikte ise kafe-bar var.

Seyir terasından Ankara nın tüm yönleri, görülebiliyor. Ama bir yön hariç, Çankaya ile özdeşmiş “Çankaya Köşkü” (Eski Cumhurbaşkanlığı köşkü) yönü ve Eski Başbakanlık konutunun bulunduğu bölüm branda ile kapalıydı. Bunun hikayesini aşağıda anlatacağım.

Bu bölüm yani terasın altında, kafe-bar bölümü vardı, terasın üstünde ise, döner platformlu lokanta katı vardı. Burası, her 1 saatte bir tur atarak dönüyor, en üst bölümde kubbe altında ise bir kokteyl salonu var.

Ankara Atakule
Ankara Atakule

Alışveriş merkezi

Atakule alışveriş merkezi ilk yapıldığında, Türkiye’nin 2 ve Ankara’nın ise ilk alışveriş merkezi olarak hizmete girmişti. 2009 yılında yeniden yapılanmaya girilmiş ve alışveriş merkezi yenilenerek 2018 yılında yeniden hizmete açılmıştır.

Ancak inşaat oldukça yavaş ilerlemiştir. Çünkü ilk alışveriş merkezini yapan mimar, sonraki yenilenme için kendisinden izin alınmadığı için mahkemeye vermiş, Türkiye Mühendis ve Mimarlar Odası da kendisini desteklemiş ve inşaat uzun süre durdurulmuştur.

Evet, gelelim günümüze.

Atakule alışveriş merkezi, 5 katlıdır. Ortada boşluk bulunmakta ve mağaza ve diğer tesisler, yan bölümlere yerleştirilmiştir.

Özellikle: kuzey yönündeki kafe ve diğer tesislerde muhteşem Ankara manzarası izlenebilir. Yapının en üst katında ilginç bir sinema var. Sinema birçok yere verdiği ilanlarda aşırı rahat ve geniş koltukları, yatak olabilen koltuklarıyla öne çıktı, bilet fiyatlarının yüksek olduğunu duydum; ama sinema meraklılarına duyurulur.

Ankara Atakule

Eski alışveriş merkezinde, özellikle bodrum bölümü çocuklara yönelik “Dream Land” denen yerle öne çıkıyordu, yeni yapıda bu ve benzeri bir yer yok. Daha çok giysi mağazaları yoğunlukta, özellikle büyük bir giysi markasının gayet lüks mağazası dikkat çekiyor, hatta mağazanın içinde yine aynı markaya ait pastane var.

Ayrıca, alışveriş merkezi içinde, birkaç tane fotoğraf çektirme mekanları düzenlenmiş, ilginç, başka bir yerde görmedim. Ziyaretçiler, bu özel bölümlerde ilginç hatıra fotoğrafı çektiriyorlar.

ATAKULE TARİHİNDEKİ İLGİNÇ OLAYLAR:

Ünlü fotoğraf muhabiri Sökmer Baykara, dron ların henüz olmadığı o dönemde, büyük bir cesaret göstererek, kulenin en tepesine çıkıp, yapım aşamasında, Ankara yı yukarıdan aşağı fotoğrafladı.

Bu fotoğrafları gören dönemin Başbakanı Turgut Özel, “Sökmen ne işin vardı orada, o kadar yüksekte, ben fotoğrafa bakınca içim tuhaf oldu” dedi.

Kendisinin de kuleye çıkmak istediğini belirtti.

Birlikte gittiler, Özal ın Çankaya Köşkünü gördüğü o ünlü fotoğrafı “GÖZÜ ÇANKAYADA” başlığıyla yayınlandı.

Ancak bu fotoğraflar, o dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren i son derece rahatsız etti, güvenliği bahane ederek Çankaya köşküne bakan tarafa, özel önlem alınmasını istedi ve kapattırdı.

 

Bir başka olay:

Yapılına 1987 yılında başlandığında kulenin ismi henüz belli değildi.

Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, kulenin ismini halkın belirlemesini istedi.

Bir yarışma düzenlendi.

Böylece “Atakule” adı, Ankaralılar tarafından seçildi, bu Türkiye de bir yapıya halk tarafından isim verilmesinin çok az örneğinden biridir.

 

Bir başka olay:

Seyir terasında bir yön hariç, Ankara nın tüm çevresi görülebiliyor.

Çankaya köşkü ve eski Başbakanlık konutunun bulunduğu bölüm, branda ile kapalıydı.

Devlet güvenliği gerekçesiyle yıllarca bu yönün kapatılmış olması, kulenin siyasi tarihle ne denli iç içe olduğunu gösteriyor.

 

Sonuç:

Sonuç olarak, güzel bir yer, otopark sorunu çözülmüş, nezih bir alışveriş merkezi, kaliteli markaların satış yerleri var, kaliteli kafe ve restoranlar var, eğer bir gün: muhteşem Ankara manzaralı birkaç saat geçirmek isterseniz, mutlaka Atakule’yi ziyaret etmenizi öneririm.

Ankara Atakule
Ankara Atakule

 

Antalya Gazipaşa

Antalya Gazipaşa

Gazipaşa: özellikle Adana-Mersin-Anamur üzerinden gelip de, Alanya-Manavgat-Antalya istikametine ilerleyen yol üzerinde bir yer olması nedeniyle, birçok gezgin tarafından görülen bir yer. Ancak: asla zaman ayrılıp ta gezilemeyen bir yer olarak da öne çıkıyor.

Çünkü: çevresindeki turizmde öne çıkmış yörelerin gölgesinde kalmış. İlçe merkezinin deniz  kıyısında olmaması, Mersin yönünden ulaşımın çok kötü olması ve Antalya yönünden ulaşımda ise, özellikle Alanya gibi turizm potansiyeli muhteşem büyük bir yörenin bulunması, insanların burayı tercih etmelerini yıllarca engellemiştir. Tam bir sessizlik cennetidir. Diğer özelliği: cam kaplı (seralar nedeniyle) bir yöre.

Ben de, birçok kez buradan geçtim ama iki kez, burada kaldım. Özellikle: deniz kıyısında, belediye tarafından işletilen ve büyük yüzme havuzları bulunan tesiste, güzel birkaç gün geçirdim.

Yakın zaman öncesinde, Bakanlar Kurulu Kararıyla, Gazipaşa yöresi “Turizm Bölgesi” olarak ilan edildi. Bunun sonucunda ise, buraya hava alanı ve yat limanı yapılmaya başladı. Bunlar tamamlandığında, yörenin turistik etkinliklerinin artacağı kesin. Sizler de, buradan geçerken, tarihi kalıntılara meraklı iseniz, mutlaka zaman ayırın, çünkü ilgi çekici tarihi kalıntılar görmek mümkün.

Antalya Gazipaşa

ULAŞIM

Gazipaşa, bağlı bulunduğu Antalya il merkezine, 180 km. uzaklıktadır. Gazipaşa-Alanya arasındaki uzaklık; 40 km. Gazipaşa-Mersin arasındaki uzaklık: 360 km. Gazipaşa-Ankara arasındaki uzaklık: 650 km. Gazipaşa-Anamur arasındaki uzaklık: 81 km. ( ama, maalesef bu yol, zor bir yol, bunu sakın unutmayın ve bu yolu tercih ederseniz, muhteşem dikkatli araç kullanmanız şart, yol 2 saat sürüyor.)

Bu arada: Gazipaşa ilçesinde, Temmuz 2009 tarihinde: hava alanı açıldı. Her ne kadar, buraya büyük uçakların inmesi mümkün olmasa da, Ankara-İstanbul gibi metropol illerden ve hatta yurt dışından, hava yolu ile buraya gelmenin mümkün olması, ilçenin turizm potansiyelini elbette olumlu yönde etkileyecektir.

Yani: 20 yıllık inşa süresi ve yapıldıktan sonra büyük uçakların inemeyecek olmasının ve hatta  pisti de uzatma imkanının bulunmamasının öğrenilmesi, bu hava alanının ilginç özellikleri olarak, mutlaka gündeme gelecektir.

TARİHİ

Yapılan araştırmalarda, bölgedeki ilk yerleşimcilerin, Hititlerin bir kolu olan “Luviler” zamanında gerçekleştirildiği bilinmektedir. Çünkü: Karatepe civarındaki kalıntılar içinde, Luvilerin simgesi olan aslan figürlerine rastlanmıştır.

Günümüzdeki Gazipaşa yerleşiminin bulunduğu yerde ise, MÖ.629 yılında bir liman kenti görülür. Bu liman kenti: Kıbrıs, Mısır ve Akdeniz’in diğer yöreleriyle yapılan deniz ticaretinde, önemli bir işlev görmüştür. Bu bölge: MÖ.7’nci yüzyıl ortalarından, 4’ncü yüzyıla kadar Pers işgali altında kalır.

MÖ.333 yılından sonra ise, Pers hakimiyetine son veren, İskender, bölgede etkin olur. Daha sonra Selevkos egemenliği ve bir ara: Adıyaman merkezli Komagene krallığının hakimiyeti görülür. Çünkü: Nohutyeri bölgesi, Komagene kralı 4’ncü Antikos için adanmıştır.

MÖ.197 yılında, bu kez Romalılar görülür. 1.yüzyılda, doğu yönünde sefere çıkan Roma imparatoru Trajanus: hastalanır ve burada ölür. Anısına bir mezar yaptırılır. Hatta, Selinus kenti, bir süre “Trajanapolis” adıyla da anılır.

Bu yıllarda, korsanlar tarafından sık sık işgal edilen bölge: MÖ.65 yılında, Pompeius isimli bir Romalı komutan tarafından korsanlardan temizlenir. Buradaki Roma dönemi, 6. yüzyıla kadar devam eder. Bizans döneminde, Hıristiyanlığın etkin olduğu yıllarda, bölge, piskoposluk merkezi olur.

1221 yılında, bu kez, Anadolu’da gittikçe güçlenen Selçuklular bölgedeki egemenliği ele geçirirler. Sultan I. Alaaddin Keykubat, yöreyi ele geçirir. Bu  dönemde, yörenin ismi: Selenti olur. Bu ismin verilmesindeki temel düşüncenin: Toroslar’dan çıkarak, şehir merkezinden geçen ve denize karışan 5 büyük ırmağın, zaman zaman aşırı yağışlar sonucu sel baskını yaratması olduğu  düşünülmektedir.

Selçuklular  sonrası dönemde: Selenti yani Gazipaşa yöresi, Konya merkezli Karamanoğulları Beyliği egemenliğine girer. 1471 yılına gelindiğinde, Osmanlı deniz güçleri, Selenti’yi ele geçirirler.

1922 yılına gelindiğinde, Selenti, Gazipaşa ismini alarak, ilçe statüsüne kavuşur. Gazipaşa isminin verilmesindeki temel sebebin: yöre halkının İstiklal Savaşındaki yararlılıklarının neden olduğu ve bu yüzden ödüllendirmek adına, buraya bu ismin verildiği bilinmektedir.

Antalya Gazipaşa

GENEL

İlçe, Akdeniz kıyısında, Gazipaşa ovasında kurulmuştur. Batıdan doğuya doğru uzanan, Toros dağlarıyla çevrilmiştir.

İlçe merkezi, deniz kıyısından 3 km. içeridedir. İlçe merkezi ve deniz kıyısı arasında, alçak tepeler mevcuttur. Yeni yerleşimler, sahile yani deniz kıyısına kadar ulaşmıştır.

Kıyı şeridinin uzunluğu: 50 km. civarındadır. Bu mesafenin, yarısı kumluk ve diğer yarısı kayalıktır. Bu nedenle, denize girmek için uygun yerler bulunmaktadır.

İklim: doğal olarak yörede Akdeniz iklimi hakim olup, buna bağlı olarak kışları serin ve yağmurlu, yazları ise sıcak ve kurak geçmektedir.

Ekonomik etkinlikler: yörede tarımsal etkinliklerin başında, kıyıda: sebze, narenciye ve muz üretimi, iç kesimlerde ise, tahıl üretimi gelmektedir. Tarımla uğraşanların, % 80’i seracılık yapmaktadırlar. Dağlık kesimlerde ise, hayvancılık yapılır.

Caretta caretta kaplumbağaları, Akdeniz yöresinde 17 merkeze yumurta bırakmaktadırlar. Bunlardan biri de, Gazipaşa sahilleridir.

NE YENİR NE İÇİLİR

Gazipaşa yöresine yolunuz düşer ve yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz: öne çıkan ve çok bilinen bir yemek  türü yok. Ancak: “ülübünü piyazı” deneyebilirsiniz. Bir  de, özellikle patlıcan ağırlıklı yapılan “Bişme” yemeği düşünebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Uygun mevsimde burada bulunursanız veya buradan geçerseniz yol üzerinde: muz ve çilek satıldığını göreceksiniz. Muz satın alırken, özellikle uzun zaman muhafaza etmeyi düşünürseniz, elbette henüz yeşil olanlarını tercih etmenizde yarar var. Ama, bu muhteşem tatları mutlaka denemelisiniz.

KONAKLAMA

Gazipaşa Öğretmenevi                    Cumhuriyet Mah. Yıldız Sok.            242-5726018

Antalya Gazipaşa Belediye Dinlenme Tesisleri

Gazipaşa Belediye Dinlenme Tesisleri                                                         242-5721630

(Ben burada bir  süre kaldım. Gayet güzel bir yer. Deniz kıyısında kurulu 32 bungalov var. Bunların içinde: 3 kişi kalınabiliyor. Ayrıca: mutfak, buzdolabı ve ocak bulunuyor. Bunların hemen önünde ise: 2 yüzme havuzu bulunuyor.

Ayrıca: açık-kapalı restoranlar ve bar var. Tesis, bütün yıl boyunca hizmet veriyor. Denize girmek isteyenler için, uygun kumsal da var. Hemen karşıda ise, muhteşem ve haşmetli görüntüsüyle, Kızılin kayalıkları görülüyor.

 

GEZİLECEK YERLER

Gazipaşa Koru Plajı

KORU PLAJI

İlçe merkezine bağlı Koru mahallesindedir. Bölgenin en ünlü sahillerindendir. Tüm plajların kumluk olduğu bölgede, yaklaşık 2 km uzunluğundaki plaj yaklaşık 150 metrelik bir genişliğe sahiptir.

Koru plajındaki deniz, kendi kendini filtre eden tek deniz olma özelliğiyle öne çıkar. Toplamda 3 doğal havuza sahip olan plajda, iki doğal havuz özellikle yeni yüzme öğrenenler için çok ideal bir fırsat sunar. Yörede “yalı taşı” denilen ilginç kayalar, akarsuların getirdiği doğal çimento maddesiyle taşın birleşip donmasından oluşuyor. Tabakalar halinde sert kayalar biçimindeki bu taşlar, yakın zamana kadar değirmentaşı yapımında kullanılıyordu. Doğal arıtma tesisi işlevi de gören çukurlarda deniz suyu birikiyor, dalga olmadığı zamanlarda denizle bağı geçici olarak kopan küçük havuzcukların suyu iyice ısınıyor ve çocuklar için eğlenceli oyun havuzuna dönüşüyor.

Koydaki havuzlar çok sığ görünse de yüzdükçe derinliği hızlı bir şekilde artar. Özellikle sabah saatlerinde berraklığıyla göz doldurur, kendinizi bir akvaryumda gibi hissedersiniz.

Evet, Koru plajına girişler ücretsizdir. Çevresinde hizmet veren restoran ve kafelerde yiyecek içecek ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Şezlong, şemsiye, duş ve tuvalet mevcuttur.

 

Gazipaşa Kızılin mevkii ve Kızılin Plajı

 

KIZILİN MEVKİİ VE KIZILİN PLAJI

Kızılin Plajı, Selinus sahil şeridinin sonunda, yaklaşık 2 kilometrelik doğu uzantısında yer alır. Gazipaşa’nın en ünlü plajlarından olan Kızılin Plajı, şehir merkezine sadece 3 km uzaklıktadır. İlçenin kuzey sahilinde bulunan plaja Uğur Mumcu caddesinden sahil yoluna inerek, buradan kuzey istikametinde yaklaşık 2 km devam ederek gidilebilir.

Kızılin, ismini burada yer alan mağaradan ve çevresindeki koyu kırmızı renkli kayalıklardan alıyor. Kayalık burnun üstünde tarihi kalıntılar yer alırken, mağara ise özel bir tesisin bahçesi içinde bulunuyor.

Selinus Plajının kuzey-batı bitiminde dik bir kayalığın altında kocaman ağızlı bir mağara var. Bu mağara “Aşk mağarası” olarak da biliniyor.  Mağara denizden 40 m kadar içeriye giriyor ve iki bölümlüdür. Daha sonra daralarak 300 m daha içeriye girdiği söyleniyor. Mağaraya sadece denizden girilebiliyor. Mağaranın dip tarafında tatlı su varmış. Bu tatlı suyun ilginç özellikleri bulunduğu söyleniyor. Yanınızda şişe bulundurmanız önerilir. Bu mağara bir zamanlar korsanlar tarafından sığınma amacıyla kullanılmış olmalıdır.

Evet, fazla derinliği olmayan bu büyük mağara oluşumuna yöre halkı arasında “Isınma Kayası” da deniliyor. Mağaranın bulunduğu kızıl renkli dik kaya gündoğumundan batışına kadar sürekli güneş alıyor.

Kızılin Plajı denizi, Kaputaş Plajını andırır, denizi çok temiz olup serin sulara sahiptir. Plaj ortalama 500 m uzunluğa sahiptir. Denize girilen alan küçük çakıl taşlarla kaplıdır, ilerisi ise incecik kumlardan oluşur. Genel olarak dalgalı bir denizi vardır.

Plajın sonunda bulunan Kızılin Beach Restoranda, soyunma kabini, şezlong, şemsiye, araç parkı, tuvalet ve manzara seyir alanı imkanları vardır.

 

 

Antalya Gazipaşa Selinus antik kenti
Antalya Gazipaşa Selinus antik kenti

SELİNUS  

Gazipaşa ilçesi sınırları içerisinde, yat limanının ve Hacı Musa çayının güneybatısındaki denize dirsek gibi uzanan bir tepenin üzerinde ve yamacındadır. İlçe merkezine 3 km uzaklıktadır.

 

Tarihi:

Selinus antik kentinin tarih sahnesinde yer almasının, MÖ 628’E kadar uzandığı bilinmektedir.

Antik dönemde Dağlık Klikya’nın önemli ticaret limanlarından biri olan kent, tarih sahnesine Prindu Krallığının batı sınırı olarak geçmiş, eski yazıtlarda “Sallune” olarak adlandırılmıştır.

MÖ 197’de, Yunan yönetiminden Antiokhos aracılığıyla Roma hakimiyetine geçen kente, MS 1 yüzyılda Roma İmparatoru Traianus hastalanarak Selinus limanına gelmiş ve burada hayatını kaybetmiştir.

Kendisi MS 53 yılında İspanya’nın güneyinde İtalica kentinde doğmuştur. MS 98-117 yılları arasında Roma İmparatoru olarak hüküm sürdü ve “Beş iyi İmparator” un ikincisi olarak tarihe geçmiştir.

MS 117 yılı başlarında Traianus hastalandı ve İtalya’ya dönmek üzere yola çıktı. Sağlığı 117 ilkbaharı ve yazı boyunca giderek bozuldu.

Evet, Traianus ciddi şekilde hastalanınca Roma’ya dönmek üzere gemiye binmiş, Hadrianus ise Suriye’de Doğu Roma ordusunun fiili komutanı olarak kalmıştır. Traianus ancak Kilikya’daki kıyı kenti Selinus’a kadar ulaşabilmiş, orada bir tüccarın evine konuk olmuş ve 8 Ağustos 117 tarihinde orada hayatını kaybetmiştir. Antik kaynaklar ölüm nedeninin inme (felç) olduğunu aktarmaktadır. Uzun ve yorucu Doğu seferinin ileri yaşın ve muhtemelen kronik sağlık sorunlarının bu sona zemin hazırladığı düşünülmektedir.

Yerine tahta geçecek olan Hadrianus cenazeyi Roma’ya götürmüş ve anısına burada bir mezar yaptırmıştır.

Tarihi geleneğe göre, Traianus’un külleri, Traianus Sütununun tabanındaki küçük odaya defnedilmiştir. (Bedeni Selinus’ta yakılmış, külleri Roma’ya gönderilmiştir.)

Bu olayın ardından kent sikkelerinde şehrin ismi “Traiano Selino” olarak değiştirilmiştir.

MÖ 6 yüzyıldan sonra Helenistik, Roma İmparatorluk, Bizans ve Selçuklu dönemlerinde yoğun biçimde iskan edilmiştir.

Hıristiyanlık döneminde Selinus, Seleukeia-Silifke Başpiskoposluğına bağlı bir Piskoposluk merkezi olarak bilinmektedir.

Piskoposluk statüsü, kentin Bizans döneminde de güçlü bir idari ve dini konuma sahip olduğunu kanıtlamaktadır.

Gazipaşa Selinus

Günümüze kalan Kalıntılar:

Selinus antik kentine, yaklaşık yarım saatlik bir tırmanıştan sonra ulaşılır. Giriş ücretsizdir. Kalıntılar çevrili değildir ve bekçi yoktur.

Bugün görülecek yapılar arasında: Akropol, Agora, büyük ve küçük hamamlar, anıtsal mezarların yer aldığı Nekropol, Odeon, Su kemerleri, Kilise ve Şekerhane Köşkü vardır.

Akropolden Gazipaşa Gold Marina ve Akdeniz’in muhteşem manzarası görülebilir.

Nekropoldeki anıtsal mezar, özellikle önem taşımakta olup, Alanya Lisesindeki lahitlerin büyük çoğunluğunun Selinus Nekropolünden getirildiği bilinmektedir. Bu durum kentte bir atölyenin varlığına işaret eder.

 

NEKROPOL:

Nekropol, Şekerhane köşkünün doğusunda yer almaktadır. Kent içindeki diğer yapılarla birlikte sahil şeridine yakın, düzlük alanda konumlanmıştır.

Heroon ya da hereon tipi mezarlar, antik dönemde kahraman ya da yarı tanrı statüsündeki sayılan kişiler için inşa edilmiş anıtsal yapılardır. Bu mezar tipinin Selinus nekropolünde bulunması, kentin önemli ve soylu bireyler yetiştirdiğini ya da burada bu statüde birinin yaşadığının göstergesidir. Söz konusu yapı, büyük ihtimalle Roma döneminin önde gelen bir yöneticisine ya da kentin kurucusu sayılan bir kişiye adanmış olabilir.

Gelelim günümüze:

Nekropol alanı büyük ölçüde toprak altında kalmış ya da tahrip olmuş olsa da anıtsal mezar kalıntıları ve ostotek atölyesine ait izler hala bu alanda görülebilmektedir.

 

Ostotek Atölyesi:

Alanya Müzesindeki ostoteklerin çoğunluğu Selinus Nekropolünden getirilmiş olup, burada bir ostotek atölyesinin varlığını sürdürdüğü düşünülmektedir.

Ostotek: Yunanca “kemik kutusu” demektir. İnsan kemiklerinin yakma ya da gömme işleminin ardından saklandığı küçük mermer ya da taş kutulardır. Roma ve Bizans dönemlerinde Anadolu’da yaygın olarak kullanılmıştır.

Selinus’ta bir ostotek atölyesinin var olması son derce önemlidir. Çünkü bu durum kentin sadece kendi ihtiyacını karşılamakla kalmadığını, aynı zamanda çevre kentlere de ostotek ihraç ettiğini göstermektedir. Bu da Selinus’un bölgenin zanaatkarlık ve ticaret merkezi olduğuna işaret eden somut bir kanıttır.

 

AKROPOL:

Taş yolun sonunda yer alan tepede, Ortaçağ kalesine çıkılan merdivenler bulunmaktadır. Akropole ulaşmak için yaklaşık 15-20 dakikalık bir merdiven tırmanışı gerekir ve tepe yaklaşık 725 m yüksekliktedir.

Kentin Akropolü tepeye kurulmuştur. Bu tepe üzerinde aynı zamanda Ortaçağ Kalesi de vardır.

Akropol alanı yarımadanın tepesindedir ve bu tepeden Akdeniz’e hakim muhteşem bir manzara seyredilebilir.

 

Akropoldeki yapılar:

Akropol içinde günümüze kadar ulaşabilen en önemli yapılar kilise ve sarnıçtır. Yamaçtaki surların içinde bir kilise kalıntısı bulunmaktadır. Zirvedeki sarnıç ise Akdeniz’e hakim bir konumdadır. Tepe üzerindeki Ortaçağ Kalesinin sur duvarları ve kuleleri oldukça iyi korunmuş durumdadır.

 

Ortaçağ Kalesi:

Kentin tarihi yolculuğu içinde önemli bir yere sahip olan kalenin o dönemde ada konumunda bulunduğu bilinmektedir. Buradan başta Mısır ve Kıbrıs olmak üzere dönemin ticaret merkezleriyle deniz ticareti yapılmaktaydı.

Kale gece ve gündüz görülmeye değer tarihi bir mekandır. Kale içinden izlenen gün batımı, ziyaretçilere harika bir panoramik manzara sunar.

 

AGORA:

Bugün Agora alanı büyük ölçüde yıkılmış olsa da granit sütunlar günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Bu sütunlar, agoranın çevresini çevreleyen portik (sütunlu revak) düzeninin bugün ayakta kalan en çarpıcı izleridir. Bugün: Agora kalıntıları büyük ölçüde toprak altında kalmış ya da tahrip olmuştur. Bununla birlikte dikili granit sütunlar ve döşeme izleri kısmen görülebilmektedir.

1997’den bu yana sürdürülen kazı çalışmalarında her yıl yeni bulgular ortaya çıkmaktadır.

 

BÜYÜK VE KÜÇÜK HAMAMLAR:

Antik kente girişte yolun düz kesiminde, Büyük ve Küçük Hamam görülür. Yani her iki hamam da Akropol eteklerinde, kentin sahil kesimine yakın düzlükte yer almaktadır. Selinus’un su kemeri, hamamlara düzenli su sağlamak amacıyla yaklaşık 1.5 km uzaktaki kaynaktan nehrin üzerinden su taşımaktaydı. Bu altyapı sistemi sayesinde hem büyük hem de küçük hamam kesintisiz su temin edebiliyordu.

 

Büyük Hamam:

Büyük Hamam, kentin önde gelen kamu yapılarından biri olarak Selinus’un önemli bir liman ve ticaret merkezi olduğu Roma İmparatorluğu döneminde inşa edilmiştir. Boyutu ve kapasitesiyle kentteki tüm halk ile liman çalışanlarına ve tüccarlara hizmet verdiği düşünülmektedir.

 

Küçük Hamam:

Büyük Hamama yakın konumda yer alan Küçük Hamam, daha sınırlı bir kapasiteye sahiptir.

 

Günümüzdeki durum:

Her iki hamam da, büyük ölçüde tahrip olmuş olmakla birlikte, duvar kalıntıları ve temel izleri hala görülebilmektedir.

 

APSİSLİ KİLİSE:

Akropol içerisinde kilise ve sarnıç günümüze kadar ulaşmıştır. Kilise, Akropol yamaçlarında, sur duvarlarının içinde yer almaktadır. Yamaçtaki surların içinde bir kilise kalıntısı bulunmaktadır.

Apsis, kiliselerin doğu ucunda bulunan yarım daire ya da at nalı biçiminde kapalı bölümdür.

Apsisi içinde sunak ve din adamlarının yeri bulunur. Selinus kilisesi, bu mimari geleneğe uygun bazilikal planda inşa edilmiştir.

Günümüzde yapının büyük bölümü yıkılmış olmakla birlikte, apsise ait duvar izleri ve temel kalıntıları hala yerinde izlenebilmektedir. Kilise kalıntısının varlığı, birçok önemli sonucu beraberinde getirmektedir. Kentin Roma’dan Bizans’a kesintisiz iskan gördüğünü, Hıristiyanlığın bölgede erken dönemde kök saldığını ve Selinus’un sadece ticari değil aynı zamanda güçlü bir dini merkez olduğunu ortaya koymaktadır.

Nitekim Trajanopolis adını bırakan kentin piskoposları sonraki dönemde de Selinus Piskoposları olarak anılmaya devam etmiştir.

 

Gazipaşa Su Kemerleri

SU KEMERİ:

MS 2 yüzyılda Roma döneminde Selinus antik kendinin su ihtiyacını karşılamak amacıyla inşa edilmiş su yolu kemerleridir. Kentin bugün gözlemlenebilen yapıları arasındadır.

Selinus şehrinin su ihtiyacı, su kemerleri yoluyla Ilıcak kaynağından karşılanmıştır. Su kemeri Gazipaşa ilçesinin merkezinden başlayıp ovayı ve Bıçkıcı çayını boydan boya geçerek denize kadar uzanmaktadır. Selinus’un su kemeri, hamamlara düzenli su sağlamak amacıyla yaklaşık 1.5 km uzaktaki kaynaktan nehrin üzerinden geçerek su taşımaktaydı.

Su kemerleri, Şekerhane köşkünün batı köşesinden bir dirsek yaparak kiliseye doğru yaklaşık 5 m kadar yaklaşır, daha sonra düz bir şekilde Agora yönünde ilerlemektedir.

Su kemerinde 3 farklı taş türü kullanılmıştır. Kemerin ayaklarında küçük kireç taşları, kemer tonozlarında mikalı taş, üst kısımlardaki su yollarında ise kum taşı tercih edilmiştir. Bu üç farklı malzemenin her birinin farklı bir işlev için seçilmiş olması, Roma mühendisliğinin ne denli gelişmiş ve hesaplı bir anlayışa sah ip olduğunu gösterir.

Kireç taşı taşıyıcı ayaklar için sağlamlık, mikalı taş kemer tonozları için esneklik ve dayanıklılık, kum taşı ise su kanalı için geçirimsizlik amacıyla kullanılmıştır.

1987 yılında Korunması Gereken Taşınmaz Kültür Varlığı ilan edilen Selinus Su Kemeri, 2019 yılında yapılan restorasyon çalışmalarıyla yeniden ayağa kaldırılmış ve kültürel miras olarak korunmaya devam edilmektedir.

Günümüzde kilise yakınındaki kemerler, ova üzerinde ve yol kenarlarındaki kemer gibi günümüze sağlam gelmiştir.

Restorasyon çalışmalarının ardından, su kemerleri Gazipaşa’nın en belirgin tarihi simgelerinden biri haline gelmiş, hem tarih bilincine katkı sağlamakta hem de bölge turizmine önemli bir değer katmaktadır.

Gazipaşa Şekerhane Köşkü

ŞEKERHANE KÖŞKÜ:

Selinus’un en ilginç ve en iyi korunmuş anıtı olan Şekerhane Köşkü, tepenin eteklerindeki düz bir alanda, batısında agora, hamam ve odeon, doğusunda ise nekropol bulunan konumuyla öne çıkan, büyük dikdörtgen planlı bir yapıdır.

Adını, Türkçe “şeker” kelimesinden değil, Arapça “şikar” (av) kelimesinden gelmektedir. Dolayısıyla şekerhane ya da şikarhane, av köşkü veya av pavyonu anlamı taşımaktadır.

MS 117 yılında Roma İmparatoru Traianus, Doğu’dan İtalya’ya dönerken Selinus’ta hayatını kaybeder.

Roma Senatosu tarafından “Optimus Princeps” (en iyi hükümdar) unvanıyla onurlandırılan bir İmparator olarak tarihe geçmiştir.

Onun Selinus’ta ölümü, kentin geçici olarak Trajanopolis adını almasına yol açmıştır.

Ayrıca kent “İus Italicum” statüsü kazanarak İtalyan toprağı sayılma ayrıcalığına kavuşmuştur. Bu durum İtalyan olmayan bir topluluk için son derece nadir görülen bir ayrıcalıktı.

 

Mimari Yapısı:

İmparatorluk anıtı, 4 ön sütun ve 2 yan sütundan oluşan tetrastyle prostylos düzeninde, Korint düzeninde sütunlarla çevrilmiş, yüksek bir podyum üzerinde inşa edilmiş bir tapınak yapısıdır.

Tüm dört yanı, portiklerle çevrili geniş bir temanos alanına sahiptir. Yapının 2 katı bulunmaktadır. Üst kat küçük bir tapınak işlevi görürken, alt kat boş bir mezar olarak tasarlanmıştır. Bugün görülen yapı, yaklaşık 5 metre yüksekliğinde olup, iç kısmı iki ardışık beşik tonozlu mekandan oluşur.

Dış duvarlar Selçuklu dönemine aittir, Roma dönemine ait podyumun iç yapısı ise büyük ölçüde korunmuş durumdadır.

 

Araştırmalar:

Yapı ilk kez 1812 yılında Beaufort ve Charles Cokkerel tarafından kayıt altına alınmıştır.

Beaufort, yapının Traianus için inşa edilmiş bir anıt mezar olduğunu öne sürmüştür.

2005-2007 yılları arasında Alman Arkeoloji Enstitüsü ile Alanya Arkeoloji Müzesi işbirliğiyle yürütülen araştırmalar, Şekerhane Köşkünün gerçekten Traianus için bir kenotaf (sembolik mezar) olduğunu ortaya koymuştur.

2009 yılında yapı çevresinde jeolojik bir araştırma da tamamlanmıştır.

Çevrede 400’den fazla mermer mimari elaman ve parça bulunmuştur. Bunlar yakındaki Alanya müzesi depolarına taşınmıştır.

Traianus’un kenotafı, 13 yüzyıl başlarında Selçuklular tarafından antik yapı malzemeleri kullanılarak yeniden düzenlenmiş ve yapının görünümü önemli ölçüde değiştirilmiştir.

Selçuklular bu yapıyı av köşkü olarak kullanmış ve Şekerhane Köşkü adını vermiştir.

 

 

Antalya Gazipaşa Antıocheıa Ad Gragum-Nohut Yeri

ANTIOCHEIA AD GRAGUM-NOHUT YERİ

İlçe merkezine, 19 km. uzaklıkta, Güney köyündedir. İlçe merkezinden, Anamur istikametine giderken: sağda görülen tabeladan Güney köyü istikametine ayrılan yoldan ilerliyorsunuz ve bir yükseltiyi çıktıktan sonra, geniş bir alana yayılmış antik kent kalıntılarını görmeye başlıyorsunuz.

Antıocheıa ismi: Adıyaman merkezli Kommagene krallığının kralı 4’ncü Antıoche’den gelmektedir. Bu nedenle: bu yerleşim yerinin, Kommagene krallığı zamanında kurulduğu anlaşılmaktadır. Daha sonraları ise, Roma ve Bizans dönemlerinde de, burada yerleşim olmuştur.

Yöre halkı tarafından, Nohutyeri olarak da bilinir. Buradaki yerleşim yeri yani şehir: denize dik olarak inen bir dağlık arazi üzerindedir. Bu yüzden, deniz seviyesinden 300 metre yüksekte kurulmuştur.

Günümüzde burada görebilecekleriniz: nekrapol alanı, kilise, hamam, sütunlu cadde, agora, anıtsal bir kapı ve kale surlarıdır. Antik kentin hemen kıyısında, deniz kenarındaki tepelikte: Güney kalesi var. Kalenin doğusunda kral koyu uzanıyor. Batısında ise, deniz kıyısında bir koy var. Balıkçı tekneleri bu koya, ilginç bir coğrafi özellik gösteren bir kapıdan geçerek girebiliyorlar.

Zaten bu nedenle, buraya: Delikli Deniz ismi verilmiş. Koy: geniş bir havuz görünümünde. Koy bölgesinde: çevre tamamen muz bahçeleriyle kaplı. Bu bahçelerin arasından yürüyerek bu koya inmek mümkün. Küçük bir patika yol var. Ayrıca, bir de tatlı su çeşmesi yapılmış.

Günübirlik tekne turlarına katılanlar ve burayı bilenler, sessiz ve sakin bir ortamda denize girmek için burayı yoğun olarak tercih ediyorlar. Siz de mutlaka buraya gitmelisiniz. Her ne kadar yürüyüş yolu biraz zahmetli olsa da mutlaka gitmelisiniz. Buranın hemen yamacında: Nohut yeri olarak isimlendirilen yerde: muz ve badem yetiştiriliyor.

Ancak, yamaçlarda bulunan bu muz bahçelerine, gerek gübre taşınması ve gerekse olgunlaşan muzların toplanması için: özel motorlu teleferik düzenleri kurulmuş. Ayrıca: yörede bol miktarda, Frenk inciri olarak bilinen, üzeri dikenli bir tür tropikal meyve de bulunuyor. Bunun da tadına bakmayı sakın ihmal etmeyin.

Antalya Gazipaşa Lamus-Adanda antik kenti

LAMOS-LAMUS-ADANDA  

Lamos (Lamus) Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşim görmüş, antik Klikya ve daha sonra İsaurya’da önemli bir kenttir.

Bugün antik kent, İlçe merkezine bağlı Adanda köyünün yaklaşık 2 km kuzeyindedir. Kent deniz seviyesinden yaklaşık 600 metre yükseklikte, iki sarp tepenin üzerinde kurulmuştur. İlçe merkezine yaklaşık 15 km uzaklıktadır.

 

Ulaşım:

Gazipaşa-Alanya ana yolunun, şehir sınırından 1 km doğuda bir köprüden kuzeye dönerek Hasdere köyünün geçilmesi, ardından Adanda yönünde 7 km ilerlemesiyle buraya ulaşılabilir. Adanda’dan sonra yola devam ederek Lamos’a çıkan taş yol sadece jeep veya yüksek araçlarla aşılabilir. Yürüyüşle çıkmak ise yaklaşık 1 saat sürmektedir.

Gazipaşa Lamos

Önemi:

Kentin giriş kapısında, öküz başı üzerinde duran bir kartal kabartması var. Bu görüntü tesadüf değildir. Bir tepenin üstünde Vespasianus tapınağı, öbür tepenin üstünde Titus tapınağı, kapıda Gallienus’a adanmış bir yazıt, surların her taşında askeri bir hesap.

Yani bu küçük dağ kenti, MS 3 yüzyılda Roma İmparatorluğunun en bunalımlı döneminde bile hem iki imparatoru tanrılaştırmış hem yeni bir imparatora bağlılık yemini etmiş hem de tüm bunları taşa işleyerek geleceğe bırakmıştır.

Asıl amaç 600 metre yükseklikte, sarp bir dağın tepesinde, ulaşılması son derece güç bir coğrafyada kurulmuş bu kent, tüm bu anıtsal simgeleri neden inşa etmiştir. Bir dağ kalesi için hayatta kalmak yeterliydi, surlar, kule, su yeterdi. Ama Lamos bunların ötesine geçerek tapınak yapmış, kabartma işlemiş, imparatorlara yazıt dikmiştir. Bu, salt bir savunma kenti değil, Roma medeniyetinin dağın tepesine taşınmış minyatür bir yansıması olduğunu gösterir.

Bu nedenle, Lamos gerçekten benzersizdir.

 

Tarihçesi:

Kentin adı, Hititçe “Lamija” sözcüğünden gelmekte olup, erken bir yerleşim anlamı taşımaktadır. Yani Lamos adının kendisi binlerce yıl öncesi Hitit diline dayanmaktadır. MÖ 1500’lü yıllarda Ermenek ve çevresinde (dolayısıyla Lamos’u kapsayan bu Kilikya dağ kuşağında) Hitit devletinin egemen olduğu tarihçiler tarafından belirtilmektedir. Bu dönemde bölge, Hitit İmparatorluğunun güney sınır toprakları içinde yer alıyordu.

Helenistik dönemden itibaren var olan kent, asıl altın çağını Roma İmparatoru Gallienus döneminde (MS 253-268) yaşamıştır.

Kentte Vespasian, Titus ve Domitian adına inşa edilmiş bir tapınak bulunmaktaydı. Ancak asıl ibadet Zeus’a ve yerel nehir tanrısına yapılırdı. Lamos, hem şehrin, hem nehrin, hem de tanrının adıdır. Bunların hepsi birbirine bağlıdır.

Bizanslıların Araplarla 965 yılında burada barış yaptığı tahmin edilmektedir. 12 yüzyılda Ermeni egemenliğine giren kent, 13 yüzyıla kadar bir piskoposluk merkezi olarak bilinmekteydi.

 

KALINTILAR VE MİMARİ:

Lamos, keşfedilmemiş doğasıyla ve tarihi kalıntılarıyla Gazipaşa’nın az bilinen ama büyüleyici antik kentlerinden biridir. Zirveye çıktığınızda, sizi Toros dağları ve vadilerin panoramik manzarası karşılar.

Şimdi, kentin kalıntılarından söz edeceğim.

Kent surlarla çevrilidir.

Giriş kapısının güneyinde büyük bir kule bulunmakta olup diğer kalıntılar arasında doğal kayaya oyulmuş çeşme ve iki adet tapınak yer almaktadır.

Batıdaki küçük tepede Akropolis ve bir kale ile doğu yönde iki kuzey-güney duvarının kalıntıları yer almaktadır.

Dış duvarlar 10-20 metre yüksekliğe ulaşmakta olup iki kare kule ile güney uçta dikdörtgen bir kule bulunmaktadır.

Batıdaki tepenin MS 3 yüzyıl ortalarında Gallienus döneminde surlarla çevrildiği, kentin giriş kapısındaki yazıttan anlaşılmaktadır.

Gazipaşa Lamos Kale
KALE SURLARI:

Batıdaki tepenin MS 3 yüzyıl ortalarında Gallienus döneminde surlarla çevrildiği, kentin giriş kapısındaki yazıttan anlaşılmaktadır.

Yani surlar, MS 259-268 yıllarında İmparator Gallienus tarafından yaptırılmıştır. Bu Roma İmparatorluğunun en çalkantılı dönemlerinden biri olan “Otuz Tiran” çağına denk gelir.

Kent kapısı büyük bir kule ile korumaya alınmıştır.

Surun iç kısmında ikinci bir sur kalıntısı vardır, bu da kentte iç kalenin varlığını gösterir.

Ana sur duvarları, kenti tamamen kuşatan dış çevre duvarıdır. Blok taş işçiliğiyle inşa edilmiş olup yer yer bugün de ayakta durmaktadır.

Giriş kulesi: Doğuya bakan kentin giriş kapısının güneyinde, büyük bir kule bulunmaktadır. Bu kule, kapıyı flankeden (yandan koruyan) klasik Roma dönemi kule mimarisinin güzel bir örneğidir.

Gelelim günümüze, kent surla çevrili, hiç işlem yapılmamıştır. Surun içerisi gayet düzgündür. Ancak Lamos antik kenti, sorumsuz ziyaretçilerin ve define avcılarının uğrak mekanı haline gelmiştir. Resmi bir arkeolojik kazı ya da restorasyon çalışması henüz başlatılmamış olup, surların uzun vadede korunması açısından bu durum ciddi risk oluşturmaktadır.

 

KULE:

Doğuya bakan kentin giriş kapısının güneyinde büyük bir kule bulunmaktadır.

Kule, kapının güney yanına yerleştirilerek hem kapıyı flankeden (yandan koruyan), hem de doğu cephesini denetim altına tutan stratejik bir noktaya inşa edilmiştir. Dış sur düşse bile, kule, savunucuların tutunabileceği son direnç noktası olarak kullanılırdı. Kule, sur sistemiyle birlikte MS 253-268 yılları arasında Roma İmparatorluğunu önce babası Valerian ile birlikte, ardından tek başına yöneten İmparator Gallienus döneminde inşa edilmiştir.

Gelelim günümüze: surlarda olduğu gibi kulede de herhangi bir koruma ve restorasyon çalışması yoktur. Üst katları büyük ölçüde tahrip olmuş veya çökmüştür. Ayakta kalan duvar kalıntıları ise kule planını ve inşaat tekniğini kısmen okunabilir kılmaktadır.

Gazipaşa Öküz başı kabartması

 

Kartal-Öküz Başı Kabartmalı Kapı:

İmparator Gallienus’a (MS 253-268 yılları arasında imparator) adanmış bir yazıtla süslenmiş olan bu kapının üzerinde, bir öküz başının üzerinde duran kartal kabartması yer almaktadır.

Bu kabartma, Doğu Akdeniz kültüründe derin sembolik anlamlar taşır.

Kartal: İmparatorluk otoritesinin, tanrısal gücünü ve güneşin simgesidir.

Öküz-Boğa Başı: Antik dönemlerde kurban sunusunu, bereket ve güç ritüellerini temsil eden yaygın bir mimari süsleme motifidir. İkisinin birlikte tasvirlenişi: Gücün hem ilahi hem de dünyevi boyutunu bir arada simgeler. Aynı zamanda kentin kapısını koruyan apotrapaik (kötülüğü uzaklaştırıcı) bir işlev üstlenir.

Evet, bu kapı, hem yazıt hem de kabartma açısından 3 yüzyıl Roma döneminin önemli bir eseridir.

 

KAYAYA OYULMUŞ ÇEŞME:

Lamos çeşmesini diğer antik çeşmelerden ayıran en önemli özellik, inşaat yöntemidir.

Çeşme, tam olarak düz alanda, yani agora yakınındadır.

Dağın sarp ve sert kayalık yapısı göz önüne alındığında büyük olasılıkla kaya yalağı tipine uygun bir yapıdadır. Bu yüksek dağ kentlerinde inşaat malzemesi taşımak zor olduğundan, doğal kayanın bizzat çeşme gövdesi olarak kullanılması tercih edilmiştir.

Günümüz: Lamos çeşmesine ilişkin sistematik bir arkeolojik belgeleme ya da yayın henüz mevcut değildir. Sistematik bir kazı başlatılmadan çeşmenin tam boyutları, su kaynağı ve muhtemel süslemeleri bilinmemektedir.

 

FLAVİUS HANEDANI TAPINAĞI:

Flavius hanedanı, MS 69-96 yılları arasında hüküm sürmüş olup Roma’nın Julio-Claudius hanedanından sonraki ikinci imparatorluk sülalesidir. Hanedan: Vespasianus ve onun iki oğlu Titus ile Domitianus’un saltanatlarını kapsamaktadır.

Doğu tepesinde Vespasianus ve Titus adına inşa edilmiş, küçük bir tapınak bulunmaktadır.

Ancak büyük ölçüde yıkılmış durumdadır.

Daha yukarıda ise çok sayıda inşa edilmiş mezar yer almakta olup bir kısmı başlangıçta oldukça görkemli görünmekteydi.

 

VESPASİANUS VE TİTUS TAPINAKLARI:

Lamos’da biri Roma İmparatorlarından Vespasianus, öteki Titus adına yapılmış tapınak bulunmaktadır.

İmparator Valerianus, Lamos’ta bulunan iki tepeden birine MS 68 yılında Roma İmparatoru olan Vespasianus adına ve diğer tepe üzerine de oğlu İmparator Titus adına tapınak yaptırmıştır.

Bu tapınaklar zirveye yakın bir noktada yer almaktadır.

Yani iki tapınak, kentin iki ayrı tepesine birer birer yerleştirilmiştir. Bu, hem mimari hem de dini açıdan son derece anlamlı bir tercihtir. Her bir tepe ve üzerindeki tapınak, ayrı bir İmparatoru temsil eder.

Burada dikkat çeken önemli bir tarihsel ayrıntı vardır.

Valerian döneminde (MS 253-260) yaptırıldığı öne sürülen bu tapınaklar, aslında Vespasianus (Ölümü MS 79) ve Titus’un (ölümü MS 81) ölümlerinden yaklaşık 200 yıl sonraya denk gelir. Bu durum şu şekilde açıklanabilir. Roma İmparatorluk döneminde pek çok eyalet kenti tanrılaştırılmış eski imparatorlara geç tarihlerde tapınak inşa etmeye devam etmiştir. Valerianus ya da Gallienus döneminde Lamos’ta bu tapınakların yapılmış olması, kentin bu imparatorlara duyduğu özel saygının ya da bölgesel siyasi bir tercihin ifadesi olabilir.

Günümüz: Tapınakların kalıntıları üzerine sistematik bir arkeolojik belgeleme henüz yapılmamıştır. Arkeolojik kazı çalışmaları yapılmadığından tapınakların plan tipi, sütun düzeni, boyutları ve süslemeleri bilinmemektedir.

 

 

Antalya Gazipaşa Nephelis-Muzkent antik kenti
Antalya Gazipaşa Nephelis-Muzkent antik kenti

NEPHELİS

Nephelis kelime anlamı olarak “çok bulutlu” anlamına gelmektedir. Gazipaşa-Mersin karayolunun 1.5 km güneyinde, Muzkent köyü sınırları içinde, denize doğru uzanan yüksek bir tepenin zirvesindedir. Antik kente ulaşım, Gazipaşa-Anamur yolunun 12 km den sonra Muzkent köyünün içinden geçerek güneye sapan yaklaşık 5 km stabilize bir yol ile sağlanır.

 

TARİHİ:

Roma ve Bizans dönemi egemenliğinin ağırlıkta olduğu söylenebilir.

Özellikle Roma dönemine ait kalıntılar günlük Roma yaşantısı ve Roma sosyal aktiviteleri hakkında pek çok bilgiye ulaşmaya olanak tanımıştır. Kentin tarihinin Roma öncesine, Likya egemenliğine kadar uzandığı düşünülüyor.

 

KENTİN MİMARİSİ

Kent 3 ana bölümden oluşmaktadır.

Ala Kilise, Akropol ve yamaçlar ile kuzey kısmı. İlk bölümde dikdörtgen ve çok planlı mekanlar bulunur. Akropol, kuzeydeki küçük tepenin üzerinde ve yamaçlarında yer alır.

Sur duvarlarının kısmen sağlam olduğu ve bir tapınak niteliğindeki yapının da burada bulunduğu bilinmektedir.

 

GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILAR:

Nephelis antik kentinin ayakta kalan en önemli kalıntıları, Orta çağ kalesi, tapınak/odeon, sulama sistemi, nekropol alanları ve yazıtlardır.

Ancak Nephelis antik kenti, Akdeniz kıyılarındaki pek çok antik kent gibi, henüz yeterince araştırılmamış ve kaynaklara tam anlamıyla girmemiştir. Definecilerin talanı, bölgedeki pek çok antik kent gibi Nephelis’i de etkilemiştir.

 

SUR DUVARLARI:

Sur duvarları genel olarak iyi durumdadır. Surlar hem antik kentin özgün savunma hattını hem de Orta Çağda üzerine eklenen ya da yeniden kullanılan Bizans dönem takviyelerini barındırmaktadır.

 

AKROPOL:

Akropol, kuzeydeki küçük tepenin üzerinde ve yamaçlarında yer alır.

Sur duvarları kısmen sağlamdır, burada tapınak niteliği taşıyan bir yapı kalıntısı mevcuttur. (aşağıda anlatacağım)

Akropol surlarının tepenin en dik ve savunulabilir kesimine yerleştirilmiş olması, tipik Dağlık Klikya askeri mimarisinin bir yansımasıdır. Bölgenin sarp kayalıklara ve keskin sütun halinde dağlık araziye sahip olması, kentin inşa edildiği dönemde birçok engelle karşılaşıldığını düşündürmektedir. Fakat yerli halk bu sorunun üstesinden gelmeyi başarmıştır.

Sur sistemi, kenti üç temel bölge boyunca çevrelemiştir. Birinci bölümdeki yapı dikdörtgen planlı çok mekânlıdır. İkinci bölümdeki akropol kuzeyindeki küçük tepenin üzerinde ve yamaçlarında yer alır. Üçüncü bölüm ise tahrip olmuş tek bir yapının bulunduğu yerdir.

 

İkinci Katman-Orta çağ kale surları:

Nephelis’in sur sistemi, tek dönemden değil birden fazla tarihsel katmandan oluşmaktadır. Nephelis antik kentinin günümüze kadar ayakta kalmayı başarabilen kalıntıları Roma ve Bizans dönemlerinden kalmadır.

İlk surlar Klikya ya da erken Roma döneminde yükselmiş, Bizans döneminde onarılmış ve güçlendirilmiştir. Orta çağda ise üzerlerine yeni bir kale eklenmiştir. Nephelis’teki surlar, tek bir sur değil, birbiri üzerine inşa edilmiş üç ayrı savunma anlayışının bütünüdür.

 

Doğal savunma ile surların uyumu:

Nephelis antik kentinin güney kısmı deniz ve sarp kayalıklardan oluşmaktadır. Bu jeolojik gerçek, mimarları büyük ölçüde kurtarmıştır. Güney cephe zaten doğal bir sur gibiydi. Dik kayalıklar ve deniz, herhangi bir duvar inşasına gerek bırakmıyordu. Asıl sur duvarları büyük olasılıkla kuzey ve batı cephelerde, yani erişimi daha kolay olan yamaç geçitlerini kapatan noktalarda yoğunlaşmıştı.

 

Malzeme ve Mimari Karakter:

Sur duvarlarının kaba moloz taş değil, özenle yontulmuş kesme taşlarla inşa edilmiştir. Dağlık Kilikyanın yerel kireç taşı, bu işçiliğe son derece elverişlidir.

 

Surların günümüzdeki durumu:

Nephelis’ten geriye kalanlar talihsizlik zincirinin bir parçasıdır. Definecilerin talanı, bölgedeki pek çok antik kent gibi Nephelis’i de etkilemiştir. Sur duvarları kısmen ayakta olsa da sistematik bir arkeolojik belgeleme yapılmadığından, duvarların tam güzergahı, kalınlığı, yüksekliği ve kule düzeni tam olarak bilinmemektedir.

 

ROMA TAPINAĞI:

Kentin akropolünde iyi kalite kesme taşlardan yapılmış, muhtemelen bir Roma tapınağı olan eser mevcuttur.

Roma dönemine ait tapınak, alınlık seviyesine kadar korunmuş bir şekilde günümüze ulaşmıştır.

Bu son derece önemli bir ayrıntıdır. Alınlık seviyesine kadar korunmuş ifadesi, tapınağın duvarlarının, sütun gövdelerinin ve büyük olasılıkla cella (iç kutsal alan) yapısının hala yerinde durduğu anlamına gelir. Yani çatı ve üçgen alınlık kısmı yıkılmış olsa da yapının ana gövdesi ayakta kalmaktadır. Bu, Dağlık Klikyanın daha az bilinen antik kentleri arasında oldukça iyi bir koruma durumu temsil eder.

 

Malzemesi:

İyi kaliteli kesme taşlardan inşa edilmiştir. Bölgenin yerel kireç taşının bu işçiliğe son derece elverişli olduğu bilinmektedir. Nephelis’teki kireç taşı ocakları, kentin ekonomik faaliyetlerinin bir parçasıydı. Kireç taşından yapılan heykeller tanrılara veya soyla kişilere ithaf edilirdi. Tapınağın yapı taşlarının da büyük ihtimalle bu yerel ocaklardan temin edildiği düşünülmektedir.

 

Akropol üzerindeki konumu:

Akropol kuzeyindeki küçük tepenin üzerinde ve yamaçlarında yer alır.

Sur duvarları kısmen sağlamdır. Tapınağın kentin en yüksek noktasında, akropol üzerinde konumlandırılmış olması Roma tapınak geleneğiyle tam örtüşmektedir.

 

Roma Tapınak Mimarisi Bağlamı:

Roma tapınaklarında yüksek bir podyum ve ön cephe vurgusu görülmektedir. Roma tapınaklarında naos-cella tek birim veya üç birimli olabilir. Roma tapınaklarını Yunan tapınaklarından ayıran temel özellikler arasında yüksek bir platform üzerine oturtulmuş olmaları ve sütun dizisinin sadece ön cephede yer alması sayılabilir.

 

Tapınağın adanmış olabileceği tanrı:

Kaynaklar tapınağın hangi tanrıya adandığını açıkça belirtmez. Ancak Dağlık Klikya bölgesindeki akropol tapınakları genel olarak şu tanrılara adanırdı. Zeus, Athena ya da yerel imparator kültüne hizmet eden bir yapı olarak. Bu bağlamda tapınak da kentin tipik Roma dönemi dini yaşamının merkezini oluşturmuş olmalıdır.

 

Tapınak ile Odeon arasındaki ilişki.

Kaynaklarda “Tapınak Odeon” şeklinde birleşik bir ifade kullanılmaktadır.

Kentin ayakta kalabilmiş yapıları arasında Orta Çağ Kalesi, Tapınak-Odeon, sulama sistemi ve Nekropol alanları sayılabilmektedir.

Bu ifade iki farklı şekilde yorumlanabilir. Ya tapınak ile odeon birbirine çok yakın iki ayrı yapıdır ya da mevcut kalıntının tapınak mı, odeon mu olduğu henüz net biçimde bilinmemektedir.

 

ALA KİLİSE-GÖK KİLİSE:

Halk arasında Gök kilise ve Ala kilise olarak adlandırılan, denize yakın bir yerde bir yapı kalıntısı bulunmaktadır.

Yapının denize yakın düzlük bir alanda yer alması, işlevsel açıdan son derece anlamlıdır. Akropoldeki tapınak dini ve siyasi otoriteyi temsil ederken, düzlükteki kilise toplumun geniş kesimlerine hizmet vermiş olmalıdır. Denize yakınlık ise ticaret yolları üzerindeki işlevini ve kolay erişilebilirliğini göstermektedir.

Bu halk isimlendirmesi son derece anlamlıdır. Pek çok antik tapınak, Hıristiyanlığın yayılmasıyla birlikte kiliseye dönüştürülmüştür. Gök kilise ya da Ala kilise olarak bilinen yapı, büyük olasılıkla önce bir Roma tapınağı olarak inşa edilmiş, ardından Bizans döneminde kiliseye çevrilmiş ya da üzerine kilise yapılmıştır. Bu dönüşüm süreci bölgedeki inanç katmanlarını somut biçimde yansıtmaktadır.

Evet ala kelimesi Türkçe de benekli, alacalı, çok renkli anlamına gelir. Bu isim, yapının duvarlarındaki farklı renklerdeki taş katmanlarından ya da yüzyıllar içinde biriken yosun ve bitki örtüsünün oluşturduğu renk çeşitliliğinden kaynaklanıyor olabilir.

 

Mimari özelliği:

Yapı dikdörtgen planlı ve çok mekânlıdır. Bu tanım, Erken Bizans kiliselerinin tipik bazilikal planıyla örtüşmektedir. Doğu yönünde apsis, batı yönünde narteks ve ortada iki yana uzanan neflerden oluşan bir bazilika düzeni bulunmaktadır.

 

ZENON YAZITI-EN ÖNEMLİ BULGU

Yazıtta adı geçen Zenon (MS 425-491) Doğu Roma-Bizans İmparatorluğunun önemli hükümdarlarından biridir. Zenon’un Klikya (bugünkü Gazipaşa ve çevresi) ile ayrı bir bağı vardır. Kendisi aslen İsaurialı (Toros dağlık bölgesinden) bir komutandı ve bölge halkıyla kişisel bağları bulunmaktaydı. Bu durum, onun Nephelis gibi bölgedeki küçük kentlere destek sağlamasını anlamlı kılmaktadır.

Nephelis antik kentinde bulunan yazıtlar arasında, Bizans İmparatoru Zenon dönemine ait övgülerin ve Zenon’un kente yapmış olduğu yardımların yer aldığı yazıtlar bulunmaktadır.

Bu yazıtla halen Alanya Müzesinde sergilenmektedir.

Bu yazıt, Nephelis’in 5 yüzyılda Bizans yönetimi altında hala önemli bir yerleşim merkezi olduğunu kanıtlamaktadır. Bizans İmparatoru Zenon’un (474-491) kente bizzat yardım etmiş olması, kentin bölgesel önemini açıkça ortaya koyar.

 

KİREÇ TAŞI OCAKLARI:

Nephelis’teki kireç taşı ocakları, buranın ekonomik faaliyetlerinin bir parçasıydı.

Kireç taşından yapılan heykeller tanrılara veya soylu kişilere ithaf edilirdi. Bu durum kentin salt bir yerleşim yeri değil, zanaatkarlar ve ekonomik üretim açısından da aktif bir merkez olduğunu göstermektedir.

Gelelim günümüze:

Günümüzde bu ocaklar, trajik bir şekilde antik heykellerin yok oluşuna tanık olmaktadır. Bazı işletme sahipleri, buldukları heykelleri kirece dönüştürmek için ocaklara atmış, bu muhteşem sanat eserlerini sonsuza dek yok etmişlerdir. Günümüzde bu bölgede kireç taşı ocaklarına sahip olan bazı işletme sahiplerinin, buldukları pek çok heykeli kirece çevirmek için ocağın içine atmalarına ve eriyip gitmelerine sebep olmaları söz konusudur.

Antalya Gazipaşa Hasdere köyü
Antalya Gazipaşa Hasdere köyü

HASDERE KÖYÜ

İlçe merkezine 8 km. uzaklıktadır.

Hasdere, Gazipaşa ilçesine bağlı bir mahalledir. Mahallenin eski adı “İncekarı” dır. Bu isim, mahallenin kızlarının güzelliğinden dolayı verilmiştir. Dah asonra bu isim halk ağzında İnceağrı ve İncarı olarak değişmiştir. 1960’larda ise mahalle Hasdere adını almıştır.

Hasdere adını, köyün ortasından geçen Hasdere Çayından almıştır.

Köyün bilinen en eski adı Naycar’dır. Tarihi kaynaklara göre bu isim, bölgede icar (vergi) toplanmadığı için verilmiştir. Silifke ve Antalya arasındaki en önemli yerleşim yeri olarak bilinen Naycar, Osmanlı döneminde önemli  bir merkez olarak kullanılmıştır.

Hasdere köyünün tarihi 1300’lü yıllara kadar uzanır. Köy ilk dönemlerde derebeylikler tarafından, daha sonra ise Anamur’a bağlı nahiyelik sistemiyle yönetilmiştir.

Gazipaşa Hasdere Köyü

Eğimli arazide konumlanan köy, çeşme, ahır, cami, tahıl ambarları, serenler, kümes, mezarlıklar ve sokakları ile özgün bir kırsal mimari dokusunu barındırır.

Günümüzde köyde kime ait olduğu bilinmeyen bir türbe var. Türbe kare planlı ve üstü kubbe ile örtülüdür. Herhangi bir süsleme yoktur.

Köydeki tarihi çeşmeler, medrese kalıntıları ve taş evler günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Özellikle tarihi evlerin birçoğu hala sağlam ve ayaktadır. Her yıl yerli ve yabancı turistler bu kültürel mirası yakından görmek için Hasdere’yi ziyaret etmektedirler.

Köy hakkında anlatılan ilginç bir gelenek var. Eskiden köyde suç işleyenlerin ilk yargılanması, köyün ileri gelen kişilerinin bulunduğu köy konağında yapılırdı. Suçlulara, işledikleri suça göre tokat atılır ya da aşağılayıcı sözler söylenir, ardından suçlular jandarmaya teslim edilerek adliyeye sevk edilirdi. Bu sistem 1960’lı yıllara kadar köyde uygulanmıştır.

 

 

Antalya Gazipaşa Halil Limanı

HALİL LİMANI

Alanya-Gazipaşa ilçelerinin sınırındadır. Bu iki ilçe sınırlarını, bu liman belirliyor.

Liman bölgesi: günümüzde denize girilebilen güzel bir yer. Denize uzanan küçük bir burun ve bunun iki yanında, iki güzel plaj var.

Antik liman kalıntılarının bulunduğu küçük koy, özellikle yaz aylarında Alanya’dan hareket eden guletlerin uğrak yeridir. Antik kentin güneyinde denize girilebilecek bir kumsal da bulunmaktadır. Denize uzanan burnun Gazipaşa tarafında kumsallı bir plaj bulunuyor, burasının yöredeki adı Halil Limanıdır. Gazipaşa’nın sahil şeridinde 3 km Halil Limanı-Bıçkıcı Çayı arası plaj olarak değerlendirilen alan, ilçenin en uzun kumsal şeridini oluşturmaktadır.

Denizin temizliği, kumsalların uzunluğu ve süküneti, Halil Limanında hemen dikkati çekmektedir. Denize uzanan küçük burunun her iki yanında konumlanan iki ayrı plaj, ziyaretçilere hem yüzme hem de tarihi atmosferi soluma imkanı sunmaktadır.

 

Halil Limanındaki Kilise Kalıntısı:

Halil Limanı diye bilinen kumsallı plajın üzerinde yükselen burundaki yapı kalıntısı ilk bakışta kaleyi andırıyor. Ancak bu aslında bir kilise kalıntısıdır. İotape kentinin asıl kalıntıları ise yolun kara tarafında kalmaktadır. Bu burundan Gazipaşa sahilinin büyük bir ölümünü görmek mümkün oluyor.

Halil Limanı Belen Mevkii Bizans Bazilikası: Alanya-Gazipaşa Sahil Yolu üzerinde, İotape-Selinus güzergahı üzerine Doğu Roma (Bizans) döneminde inşa edilmiş bazilikal planlı bir kilisedir. İotape Antik kentine 2 km uzaklıkta olması nedeniyle kilisenin, Erken Hıristiyanlık döneminde İotape halkınca kullanıldığı düşünülmektedir.

Kilise, doğusu içte ve dışta yarım daire biçimli apsisli, bazilikal planlıdır. Yapının doğu ve kuzey duvarları günümüze ulaşmıştır. Apsisin örtüye geçiş seviyesinde kısmen zarar görmüş bir yazıt yer almaktadır. Kilisenin güneyinde, karayolunun alt yanında ise tonozlu bir mezar yapısı bulunmaktadır.

Kilise duvarları sıva ile kaplanmış olup sıva üzerinde Bizans duvar işçiliğine özgü mala izleri görülmektedir. Halil Limanı Belen Mevkii Bizans Bazilikası, 1989 yılında Korunma Gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Gazipaşa Bıçkıcı Manastırı

BIÇKICI MANASTIRI

Gazipaşa’nın Kahyalılar Mahallesi sınırları içinde bulunan Bıçkıcı Manastırı, ilçe merkezine yaklaşık 5 km uzaklıktadır. İlçenin hemen girişinde, levhaları  takip ederek ulaşabilirsiniz. Yaklaşık 2 km. uzaklıkta. Gazipaşa’nın dış mahallelerinden geçtikten sonra, Orman Kampı görülüyor. Orman kampı girişinde aracınızı bırakıp, yürümeniz gerekiyor. Çam ağaçları ile çevrili orman içindeki patikadan, yaklaşık 400 metre kadar yürüdükten sonra, Manastırın kalıntılarının yayılı bulunduğu alana ulaşılıyor.

Selinus antik kentinin 3 km kuzeybatısında yer alan manastır, erken Bizans döneminde inşa edilmiştir.

Sarp kayalıklar üzerine inşa edilmiş Bıçkıcı Manastırı, Gazipaşa çevresindeki en ilginç yapılardan biridir. Manastır, hem korumu hem de manzarasıyla dikkat çeker.

Tüm yapılar, yerel moloz taşlardan bol harçlı olarak yapılmış olup tüm yapıların merkezinde sayılabilecek üç motifli dairevi apsisli bir bazilika vardır. Sadece kuzey duvarı ayakta kalmıştır. Kilisede en az 2, belki de 3 yapı evresi görülür. Daha sonra sarnıca dönüştürülmüştür.

Manastırın batı tarafındaki sahil düzlüğünde yer alan 2 katlı moloz taş duvar örgülü yapı kareye yakın planlıdır. İki katlıdır. Beşik tonozla örtülüdür. Alt katta batı ve doğu duvarları yıkılmıştır.

 

ALTIKAPI HAN

Gazipaşa’ya bağlı Yakacık köyü sınırlarında yer alan han, bölgenin tarihi değerleri arasındadır. Han, ilçe merkezine yaklaşık 37 km uzaklıktadır.

Han (Kervansaray) büyük ihtimalle Selçuklu döneminde yani 13 yüzyılda yapılmıştır. Adını yapıda bulunan 6 giriş açıklığından almaktadır.

Dikdörtgen planlı, moloz taşı ve harç ile inşa edilmiş olan yapının revak kısmında birbirine paralel olarak sıralanmış 6 mekan bulunmaktadır. Bu 6 kemerli girişten bazıları günümüze sağlam ulaşmıştır. İç bölümde: birbirine kemerli geçişlerle bağlanan uzun odalar vardır. Bu odalar genellikle konaklama ve depo amacıyla kullanılmıştır.

Gelelim günümüze: Yapının bazı bölümleri hala ayakta olsa da kısmen yıkılmış ve bakımsız durumdadır. Turistik olarak bilinse de yol ve yönlendirme levha eksikliği nedeniyle ulaşımı biraz zordur. Sonuç olarak, Altıkapı Han, bölgenin ticari geçmişini ve Selçuklu mimarisini anlamak açısından değer taşır.

 

Gazipaşa Yalandünya Mağarası

YALAN DÜNYA MAĞARASI

İlçe merkezine 10 km uzaklıktadır. Toros dağlarının eteklerinde, dağlık bir bölgede yer alır. Son kısmı toprak yol ve patikadır. Rehbersiz gitmek zor ve riskli olabilir. Öncelikle şunu belirtmem gerek, mağarada resmi turistik düzenleme yok, tek başına girilmesi tavsiye edilmez, profesyonel ekipman gerekir.

Ortalama 5 milyon yıl önce oluşmaya başladığı bilinmektedir. İçerisinde bulunan tünellerden farklı odalara bağlanabilen mağara yaklaşık 4 km uzunluğundadır. Gezilebilen kısmı 450 m ile sınırlandırılan bu yapı, sarkıt ve dikitleriyle dikkat çekmektedir. Ayrıca yer yer büyük salonlar ve yer altı su birikintileri vardır.

Türkiye’nin en uzun mağaralarından biri olduğu düşünülür. Mağaranın ismiyle ilgili farklı rivayetler vardır. İçerideki karanlık ve sessiz ortamın, dış dünyadan tamamen kopuk bir his vermesi, gerçek dünyadan uzak, geçici bir yer anlamında  halk arasında bu isimle anılmaktadır.

 

 

MACAR TEPESİ SEYİR TERASI

Gazipaşa ilçe merkezine yakın, yüksek bir tepe üzerindedir. Özel araçla çıkmak mümkündür. Son kısımlarda yer yer dar ve virajlı yollar vardır. Giriş ücretsizdir. Herhangi bir resmi tesis veya büyük işletme yoktur.

Gazipaşa’nın saklı cennetlerinden biri olan Macar Tepesi Seyir Terası, ziyaretçilerine büyüleyici manzaralar sunar. Buradan Akdeniz’in masmavi sularını ve Gazipaşa’nın yemyeşil doğasını kuşbakışı izleme fırsatı bulabilirsiniz. Güneşin batışını izlemek için ideal bir noktadır.

Son olarak, neden Macar Tepesi ismi verilmiştir. Kesin bir bilgi yok, ancak yaygın anlatımlara göre: geçmişte bu bölgede Macar kökenli bir kişi ya da küçük bir gurup yaşamış olabilir. Yine bazı yerel anlatımlara göre, Osmanlı döneminde ya da daha sonraki yıllarda bölgede görev yapan yabancı kökenli (Macar olduğu düşünülen) bir asker veya görevli kişi ile ilişkilendirilir. Tepe, stratejik konumu nedeniyle gözetleme noktası olarak kullanılmış olabilir.

Gazipaşa Günnercik Yaylası

GÜNNERCİK YAYLASI

Gazipaşa merkezine 50 km uzaklıkta 1800 m rakımdadır. Yaylada yaklaşık 170-180 hane bulunur. Dört bir yanı dağlarla çevrilidir. Gazipaşa’nın en büyük düz yayla ovası olarak bilinir.

Yaz aylarında sıcaktan kaçmak isteyenler için ferah ve yeşil bir alternatif sunar.

 

Atatürk Silüeti;

Yaylanın en bilinen özelliklerinden biri, gün batımına yakın saatlerde dağların gölgesinin yayla düzlüğüne Atatürk’ün Silüeti şeklinde yansımasıdır. Bu olay özellikle belirli mevsimlerde ve saatlerde gözlenebilir.

Meşhur Geçici Göl:

İlkbaharda eriyen kar suları ile oluşur. Yaklaşık 10 bin metre kare büyüklüğündedir. Nisan ayında oluşur, yaz ortasına doğru kurur. Kuruduktan sonra yerini yemyeşil çayırlar alır.

Gazipaşa İotape Aytap

İOTAPE (AYTAP)

İotape antik kenti, Alanya-Gazipaşa sahil yolunun 33 km de, Uğrak Mahallesi Aydap mevkiindedir.

Gazipaşa ilçe merkezine uzaklık, 10 km dir. İatape (Aytap) kenti ören yerine ücretsiz girilir ve yaklaşık 2 saatte gezilebilir. Antik liman kalıntılarının bulunduğu küçük koy, özellikle yaz aylarında Alanya’dan hareket eden guletlerin uğrak yeridir. Antik kentin güneyinde denize girilebilecek bir de kumsal bulunmaktadır.

İotape Antik kenti 1989 yılında I ve II derece arkeolojik sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Gazipaşa İotape Aytap

Tarihi ve önemi:

Roma döneminde kurulmuş bir liman kentidir.

Kentin ismi: MS 38-72 yılları arasında yaşamış Kommagene Kralı IV Antiochus’un karısı İotape’den gelmektedir. Roma İmparatoru Trajan’dan Valerian’a kadar antik çağda kent adına sikke bastırmıştır. Daha sonra İsaurya’ya bağlanmış ve burada bir piskoposluk merkezi olmuştur.

Günümüzde yerleşik bir piskoposluk merkezi olmasa da İsaurya’daki Iotapa adıyla Roma Katolik Kilisesinin titüler piskoposluklarından biri olmaya devam etmektedir.

Gazipaşa İotape Aytap

GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILAR:

 

AKROPOL VE SURLAR:

Aytap sahilinde denize doğru uzanan Kömürlük Burnu, kentin akropolü durumundadır. Bu burun, kentin hem savunma hem de gözetleme açısından en stratejik noktasını oluşturmaktadır.

Yüksek bir burun üzerine kurulmuş olan akropol, denize doğru uzanır ve kente hakim bir noktada bulunur. İotape Koyunun bir ucunda hamam, diğer ucunda da akropol vardır.

Akropol çevresi surlarla çevrilidir. Burada bulunan yapılar günümüzde tahrip olmuş durumdadır ve kalıntılar Roma ile Bizans dönemi özelliklerini taşır.

Burada yer alan surlar kentin kalesi görünümü verir.

Akrapolü karaya bağlayan küçük vadide, doğu-batı yönünde uzanan liman caddesi yer almaktadır. Liman caddesinin büyük bir bölümü günümüzde Alanya-Gazipaşa sahil yolunun altında kalmıştır.

Akropolün üstünde eski yazıların yazılmış olduğu, mezarı anımsatan sütunlar ve heykeller bulunmaktadır.

Yolun üst kısmında daha çok nekropol alanındaki mezar yapılarından, evlerden ve bir bölümü izlenebilen surlardan oluşan bir takım yapı kalıntıları olsa da kente ait en büyük yapılar deniz kenarında kalan kesimde kalmıştır. Bu haliyle dağınık bir yerleşim göstermektedir.

Antik kentte yukarı çıkmak fazlasıyla zordur, çünkü çalılıklar bütün akropolü sarmış durumdadır.

Evet sonuç olarak günümüzde büyük ölçüde tahrip olsa da, Kömürlük Burnundan Akdeniz’e açılan manzara hala büyüleyici olmaya devam etmektedir.

 

LİMAN CADDESİ:

Akropolün karaya bağlandığı küçük vadide, doğu-batı yönünde uzanan liman caddesi vardır.  Bu yönelim, caddenin limanı akropole bağladığını ve kentin ana omurgasını oluşturduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Liman caddesinin büyük bir bölümü günümüze Alanya-Gazipaşa sahil yolunun altında kalmıştır.

Liman caddesinin en dikkat çekici mimari unsuru, iki yanındaki krepis basamaklarıdır. Caddenin her iki yanında üç basamaktan oluşan krepis bulunduğu ve yer yer bunların arasında heykellerin durduğu kaidelerinden anlaşılmaktadır.

Caddenin iki yapında bulunan üç basamaklı krepis ve heykel kaidelerinden, antik dönemde bu bölgenin ne kadar önemli bir ticaret merkezi ve sosyal alan olduğunu gösterir.

Liman caddesi boyunca dikilen heykeller ve üzerlerindeki yazıtlar, kentin sosyal dokusunu anlamaya yardımcı olan son derece önemli belgelerdir.

Yazıtlı kaideler kentin başarılı ve hayırsever vatandaşları hakkında bilgiler içermektedir.

Yani, bu kaideler sadece taş bloklar değil, antik dönem toplumunun değer yargılarını, spor kültürünü ve hayırsever anlayışını yansıtan birer belge niteliğindedir.

Gelelim günümüze: her ne kadar büyük bölümünü görmesek de, caddenin her iki yanında bulunan üç basamaklı krepis ve heykel kaidelerinden antik dönemde bu bölgenin ne kadar önemli bir ticaret merkezi ve sosyal alan olduğunu anlamak mümkündür.

Gazipaşa İotape Aytap
Kral koyu ve antik liman:

Denize uzanan burnun Gazipaşa tarafında kumsallı bir plaj bulunuyor. Buranın yöredeki adı “Halil Limanı” dır. Antik çağda da buranın liman olarak kullanıldığı bilinmekte, günümüzde ise plaj olarak kullanılmaktadır. Deniz suyunun masmavi olduğu bu koy, aslında antik kentin limanıdır. Kıyıdaki devasa kayaların üzerinde hala antik rıhtım duvarlarını ve bağlama deliklerini görebilirsiniz. Kayaların arasından denize girmek, antik bir limanda yüzme hissi verir.

Gazipaşa İotape Aytap

TRAİANUS TAPINAĞI:

Antik kentindeniz tarafında kalan kalıntıları arasında, yakınındaki bir yazıttan ötürü İmparator Trajan’a adanmış bir tapınak bulunmaktadır.

Günümüzde antik kentin ortasından geçen Antalya-Mersin karayolunun güneyinde 8 metreye 12.5 metre boyutunda bir tapınak kalıntısı vardır.

Düz düzenli bir tapınak olan Traianus Tapınağı, 1.10 m yüksekliğinde bir podyum üzerine oturmaktadır.

Podyuma 1.85 m genişliğinde ilave edilen dar bir merdiven ile yapıya ulaşılmaktadır.

Podyumun üzerinde yine Dor tapınaklarında görülen üç basamaklı bir krepis vardır ve üzerinde 11.5 w 7.45 m ölçülerinde stylobate yer alır.

Stylobate, sütunların hemen altındaki platform anlamına gelir.

Dor düzeninde sütunların tabanı olmadığından, bu platform özellikle ihtiyaç duyulur.

Tapınağın üst yapısına ait çok sayıda mimari blok yapı çevresine dağılmış durumdadır.

Söz konusu malzemeler arasında 3 fascialı architrav blokları, ortasında bir kalkan kabartması bulunan bir alınlığa ait parçalar ve çatıya ait çok sayıda pişmiş toprak çatı kiremidi parçaları bulunmakta, çatının beşik çatılı olduğu düşünülmektedir.

 

Adak Yazıtı ve Kimin tarafından yaptırıldığı:

Tapınağın içinde bulunan adak yazıtı, yapının tarihi ve kime adandığı konusunda son derece aydınlatıcıdır.

Tapınağın içerisinde, yapının inşa tarihi ve kültü hakkında oldukça aydınlatıcı bilgiler sunan bir adak yazıtı bulunmuştur. Söz konusu yazıtta Iotape kentinin halkından ve İmparator Traiianus’tan bahsedilmektedir. “ İmparator Nerva Traianus Caesar Germanicus Dacius Parthicus’a ve Iotapeites’lillerin şehrine vatansever Toues, İmparatorların üçüncü kez rahipliğini, ikinci kez halk işlerini ve ikizci kez daima olarak gymnasium başkanlığını ve bütün diğer hizmetleri yaparken tapınağı ve onun içindeki heykeli kendi parasıyla yaptırdı.”

Bu yazıt, tapınağı bizzat kendi parasıyla yaptıran kişinin Toules adlı varlıklı ve vatansever bir yurttaş olduğunu, aynı zamanda kentte hem dini hem de siyasi açıdan etkin bir rol üstlendiğini ortaya koymaktadır.

Trajan’a adanmış tapınağın varlığı, imparator kültünün Anadolu’nun bu uzak köşesinde bile ne kadar etkili olduğunu kanıtlar. Iotape Antik Kenti, Trajan adıyla bilinen Roma’nın beş iyi imparatorlarından biri olan ve onun döneminde imparatorluğun en geniş sınırlarına ulaştığı İmparator Ulpius Nerva Traianus ile Valerian’a kadar kent adına sikke bastırmıştır.

Gelelim günümüze:

Trajan Tapınağı günümüze sadece stylobat yani temel düzeyinde ulaşmıştır. Yani tapınağın sütunları ve üst yapısı tamamen yok olmuş, sadece zemin platformu kısmen ayakta kalabilmiştir. Çevreye dağılmış architrav blokları ve kiremit parçaları ise bir zamanlar burada görkemli bir yapının var olduğunu sessizce kanıtlamaya devam etmektedir.

Gazipaşa İotape Aytap

HAMAM:

Hamam antik limanın hemen kuzeyinde, vadinin denizle birleştiği stratejik bir noktada yer alır. Hamam, eski sahil yolunun hemen kenarında, deniz tarafındaki düzlüktedir.

Kentin ayakta kalabilen en belirgin yapısı hamamdır. Hamama ait kanalizasyon sistemi günümüze kadar korunmuştur.

Hamam Roma hamam mimarisinin tipik bir örneğidir. Bölgedeki diğer Dağlık Klikya hamamlarıyla benzerlik gösterir ve birbirine paralel uzanan, apsisli üç ana odadan oluşur. Bu üç oda oluşur. Yapının inşasında yerel kireçtaşı ve moloz taş kullanılmıştır. Bazı bölümlerde harçla örülmüş duvarlar ve kemerli geçişler hala görülebilmektedir.

Hamamın en dikkat çekici özelliği, kanalizasyon sisteminin günümüze kadar büyük ölçüde korunmuş olmasıdır. Kirli sular, vadiden denize doğru uzanan ana bir kanal ve buna bağlanan yan kanallar aracılığıyla tahliye ediliyordu. Bu sistem, kentin o dönemdeki gelişmiş altyapı mühendisliğini göstermesi açısından oldukça değerlidir.

Yapı bölgedeki birçok antik kentteki hamama kıyasla daha belirgin hatlara sahiptir. Ancak doğal etkenler ve bakımsızlık nedeniyle bazı bölümleri tahrip olmuştur. Hamamın iç kısımları ve kanalları, çalılıklarla kaplı olsa da yürüyerek keşfedebilirsiniz.

 

BAZİLİKA VE KİLİSE:

Akropol Kilisesi-Küçük Kilise:

Limana ve denize hakim bir noktada olduğu için stratejik ve sembolik bir öneme sahiptir.

Kentin deniz tarafındaki yüksek kayalığı (Akropol) üzerinde bulunan küçük kilise, kentin en çok bilinen dini yapılarından biridir.

Tek nefli, küçük boyutlu bir şapel veya kilise yapısıdır. Bu yapıyı özel kılan en önemli detay, içerisindeki fresk (duvar resmi) kalıntılarıdır. Duvarların bazı bölümlerinde yer yer dökülmüş olsa da Hz İsa, Meryem Ana veya Aziz figürlerini temsil eden renkli boya izleri hala görülebilmektedir.

Sonuç olarak, yüksek kayalığın en tepesine çıkmak biraz efor istese de kesinlikle buna değer. Çünkü buradaki küçük kilisenin duvarlarında, yüzyıllara direnen freskleri çok yakından görebilirsin.

 

Bazilika Kalıntıları:

Hamamın ve liman caddesinin bulunduğu vadi tabanının yamaçlarında, daha geniş kapasiteli bir bazilika kalıntısı mevcuttur.

Roma dönemi bazilikalarından evrilen, genellikle üç nefli (üç koridorlu) bir yapı planına sahiptir. Doğu ucunda dışa taşkın bir apsis bölümü vardır. Kentin nüfusunun yoğun olduğu  dönemlerde ana ibadet merkezi olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. Yapı, Bizans döneminde kentin bir piskoposluk merkezi veya önemli bir dini durak olduğunu göstermektedir. İnşasında bölgedeki diğer yapılar gibi moloz taş ve kireç harcı kullanılmıştır. Günümüzde bu yapı büyük oranda yıkılmış durumda olsa da temel seviyesinde ve apsis kısmında mimari hatlar izlenebilmektedir.

Günümüz: eğer bu yapıları yerinde görmek isterseniz, akropol üzerindeki küçük kiliseye çıkmak biraz tırmanış gerekirse de hem fresk izlerini görmek hem de liman manzarasını seyretmek için en ideal noktadır. Bazilika kalıntıları ise ana vadi tabanından yamaçlara doğru yüründüğünde görülebilir.

 

NEKROPOL:

Nekropol, kentin en geniş alanına yapılan ve günümüze en sağlam ulaşan bölümlerden biridir. Bu alan, sadece bir mezarlık değil, aynı zamanda kentin sosyal yapısı ve ölü gömme gelenekleri hakkında eşsiz bilgiler sunan bir arkeoloji hazinesidir.

Nekropol alanı, kenti çevreleyen tepelerin yamaçlarında ve vadinin giriş noktasında yer alır. Özellikle limana inen vadinin her iki yanında ve modern yolun üst kısmında yoğunlaşmıştır. Bu yerleşim, antik dünyadaki ölüler şehriyle yaşayanlar şehri arasındaki keskin ayırımı yansıtır.

Nekropol alanında üç ana mezar tipi görülür. Bunlar, Tonozlu oda mezarlar, anıt mezarlar ve basit lahitlerdir.

Nekropolde bulunan bazı mezar yazıtları, antik kentin sosyal hayatına ışık tutar. Bu yazıtlarda sadece ölen kişinin adı değil, bazen kente yaptığı hizmetler veya kazandığı atletik başarılar da belirtiler. İotape’de sporculara ve kente hayırseverlik yapan kişilere ait anıt mezarların varlığı, kentin kültürel seviyesini göstermesi açısından önemlidir.

Nekropol alanı bugün büyük ölçüde doğal bitki örtüsü ve çalılıklar altındadır. Ancak Gazipaşa-Alanya yolundan vadiye doğru bakıldığında, yamaçlardaki tonozlu mezar yapıları kolayca seçilebilir. Maalesef birçok mezar odası geçmiş yıllarda define avcıları tarafından tahrip edilmiştir. Buna rağmen, yapıların mimari formları hala etkileyicidir ve bölgenin en zengin nekropol alanlarından biri olarak kabul edilir.

Eğer Nekropolü ziyaret ederseniz, mezarların arasından geçerek tepeye doğru yürüdüğünüzde hem bu antik sessiz şehri yakından görebilir hem de kentin limanına yukarıdan bakan muazzam bir manzarayı izleyebilirsiniz.

 

 

 

 

Antalya şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için. 

Datça Knidos

Datça Knidos
 

Datça Knidos, Datça merkeze 33 km uzaklıkta, yarımadanın en uç noktasında Tekir Burnundadır.

Tekir Burnu: Akdeniz ile Ege denizinin birleştiği bir yerdir. Buraya: Palamütbükü yöresinden, kara veya deniz yolu ile gidebilirsiniz.

Ancak karayolu ile giderken oldukça fazla dikkatli olmanız gerekiyor, çünkü karayolu biraz tehlikeli, genelde tek şerit ve bir taraf uçurum, uçurum kenarında bariyer yok. Yolculuk yaklaşık 20 dakika sürüyor.

Datça Knidos antik kentinin, Datça merkeze uzaklığı ise yaklaşık 50 dakikalık bir yolculuk gerektirir.

Datça Knidos
 

Şehrin Tarihi Geçmişi

Şehrin ilk kuruluşu

Antik dönemde Karia bölgesi sınırları içinde kalan yarımadadaki en eski yerleşim “Knidos” şehridir. Knidos şehri, Pelopohneus’tan gelen Dor’lar tarafından kurulmuştur.

Bunlar, MÖ 1000 yıllarında, Trakya’dan güneye inerek Yunanistan üzerinden buraya gelirler ve MÖ 4’nci yüzyılda günümüzdeki Datça ilçe merkezinin 2 km kuzeydoğusundaki Dalacak burnundaki “Burgaz” denen yerde “Knidos” şehrini kurarlar.

Şehrin bugünkü yerine taşınması ve yeniden kurulması

MÖ 4’ncü yüzyılda şehir; o dönemde çok gelişen deniz ticareti için yarımadanın uç noktasına yani mevcut şehirden 35 km öteye bugünkü kalıntıların bulunduğu “Tekir Burnuna” taşınır.

Şehir, ilk olarak: kıyı ile kıyıya yakın ada (Kap Krio adası) üzerinde kurulmuştur.

Daha sonra ada ile kıyı arasındaki deniz doldurulmuştur. Daha doğrusu yüzyılların getirdiği çamur ve kum nedeniyle ada ve yarımada birleşmiştir. Ana kara ve Kap Krio’nun birleşmesiyle, kıstağın doğusunda ve batısında iki koy ortaya çıkar. Ağız kısımlarında düzenleme yapılarak koylar koruma altına alınmış ve birer liman oluşturulmuştur.

Çünkü: o dönemdeki gemiler için Knidos, gerek erzak temin etmek ve gerekse dinlenmek için önemli bir merkez olur. Bölgeden geçen gemiler Knidos şehrine uğramadan buradan geçmezlerdi.

Ayrıca, şehirde bulunan iki liman, kötü havalarda gemiler tarafından sert hava koşullarından ve denizden korunmak için tercih ediliyordu.

 

KNİDOS ŞEHRİNİN MİMARİ DÜZENİ-IZGARA PLANI

Tarih ve coğrafyacı Strabon’a göre: şehirde önce surlar yapılmış, daha sonra sokaklar ve evler, ızgara planına göre ve teraslama yapılarak kurulmuştur.

Şehir yatay ve dikey caddelerden oluşmaktadır. Bu caddelerin bir kısmı merdivenlidir.

Doğu-batı yönünde 4 geniş cadde birbirine paralel uzanır. Bu caddeler şehrin en ünlü caddeleridir. Doğu-Batı yönündeki bu caddeler şehrin en ünlü caddeleridir. Çünkü bu caddeler üzerinde: stoa, meclis binası, oldukça güzel tapınaklar, şehrin önemli kişilerin konutları bulunmaktadır.

Kuzey-güney yönünde ise bir cadde bulunur.

Bu caddeler ve aralarındaki sokaklar: araziye uygun olarak birbirlerini dik açılı olarak keserler.

Ancak bu planlama ile Knidos şehrinde sıra dışı bir uygulama yapılarak, Liman merkezli bir yerleşim düzeni kurulmuştur. Çünkü: şehir etrafını saran adalar gurubunun bir üyesi gibi denize bağımlı bir kenttir.

Datça Knidos
 

KNİDOS’LU ÜNLÜ KİŞİLER

Eudoksos

MÖ 409-355 yılları arasında yaşamış olan ünlü: astronom, filozof ve matematikçidir. Fizik alanında da çalışmalar yapmıştır. Mısır’a giderek astronomik gözlemler yapmıştır. 

Aynı zamanda “yasa koyucu” olarak da tanınır. Knidos için bir yasa kodeksi hazırlamıştır. Knidos şehri için hazırladığı yasa “Demokrasiye” geçişte etkin bir rol oynamıştır. Aristoteles’in “Politika” sında, Knidos Demokrasisi ve Senatosu hakkında önemli bilgiler aktarılmaktadır.

Eudoksos: gezegenlerin hep aynı yörüngede hareket eden yuvarlak cisimler olduğunu bulmuştur. Çünkü o dönemde en önemli gözlemevi, Knidos şehrinde bulunmaktaydı. Zaten yarımadanın nemsiz oluşu ve gökyüzünün parlaklığa sayesinde, yıldızlar çok güzel gözlemlenmektedir. MÖ 355 yılında ölmüştür.

Sostratos

Mısır’daki ünlü ve Dünyanın 7 harikasından biri kabul edilen İskenderiye Fenerinin mimarı olduğu ileri sürülür. 

 

Polygnotos

Ünlü ressam: MÖ 450 yılında oldukça güzel duvar resimleri yapmıştır. Kendisi sadece bir ressam değil aynı zamanda görsel hikaye anlatıcılığını dönüştüren bir dehadır. 

Sanat üslubu ve yeniliklere gelince: Yunan vazo ve duvar resimlerinde figürleri tek bir yer çizgisi üzerine dizmek yerine, onları farklı yüksekliklere yerleştirerek, manzara içinde derinlik algısı yaratmıştır. Bu, batı sanatında perspektife giden yolun ilk adımlarından biri sayılır. 

Savaş sahnelerini aksiyonun en tepesinde değil, genellikle savaştan hemen sonraki hüzünlü ve durgun anlarda betimlemeyi tercih etmiştir. Figürlerin dişlerini gösteren, ağızlarını hafifçe açık çizen ve geleneksel sert yüz hatlarını yumuşatan ilk kişidir. 

Knidoslular tarafından Delfi’de yaptırılan Knidoslular Salonu binasının duvarlarını iki devasa tabloyla süslemiştir. Birinde: Truva savaşının bitişini ve kendin düşününü konu alır. Diğerinde ölüler diyarını ve oradaki mitolojik karakterleri tasvir eder. 

Plinus

MS 23 ile 79 yılları arasında yaşamıştır. 

İnsanlık tarihinin ilk ansiklopedisini yazan kişidir. Romalı yazar Plinius yazdığı devasa eseri Naturalis Historia (Doğa Tarihi) içinde Knidos antik kentine ve oradaki sanat eserlerine çok geniş yer ayırmıştır. 37 ciltten oluşan Doğa Tarihi ansiklopedisi, antik çağın bilim, coğrafya, botanik ve sanat tarihi konusundaki en önemli kaynağıdır. 

Ünlü Knidos Afroditi heykeli hakkında bilinen pek çok teknik detayı bize ulaştıran kişidir. Praxiteles’in yaptığı bu heykelin dünyanın en güzel heykeli olduğunu ve insanların sadece onu görmek için Knidos’a yelken açtığını yazar. 

Ölümü de ilginçtir. Vezüv yanardağının patlaması sırasında (Pempei felaketi) hem merakından hem de insanları kurtarmaya çalışırken zehirli gazlardan boğularak ölmüştür. 

 

Euryhon

Knidoslu Euryphon: ünlü bir doktor olarak tarihte yerini almıştır. MÖ 5 yüzyılda yaşamış, tıp tarihinin şekillendirilmesinde Hipokrat ile birlikte en kritik rollerden birini oynamış bir hekimdir. 

Knidos (bugünkü Datça Yarımadası) tıp okulunun en parlak döneminin temsilcisidir. 

 

KNİDOS TIP OKULU

Euryphon, o dönemde Kos (İstanköy) tıp okuluyla rekabet halinde olan Knidos Tıp Okulunun en önemli ismidir. Bu iki okul arasındaki temel fark, Euryphon’un yaklaşımını anlamak için çok önemlidir. 

Knidos Yaklaşımı: Hastalığın kendisine odaklanır. Vücudun hangi organının hasta olduğunu belirlemeye çalışır ve hastaları çok detaylı alt sınıflara ayırırdı. (Örneğin: yedi farklı türde safra hastalığı veya 12 farklı mesane hastalığı tanımlamıştır.)

Kos Yaklaşımı: Hastanın bütününe odaklanır, genel vücut dengesini ve prognozu (hastalığın gidişatını) öncelerdi. 

Euryphon: insan fizyolojisi üzerine özgün teoriler geliştirmiştir. 

Hastalıkların temel nedeninin “yetersiz sindirim” olduğuna inanırdı. Ona göre sindirilmeyen besin artıkları vücutta yükselerek kafaya ulaşır ve hastalıklara yol açardı. Bu yüzden tedavi yöntemi olarak genellikle diyet ve tahliye (kusma veya müshil) yöntemlerini kullanırdı.

Kan damarları ile sinirler arasındaki farkı, ilk fark edenlerden biri olduğu söylenir. Ayrıca, insan vücudundaki damar yapısını haritalandırmaya çalışmıştır. 

Kadın hastalıkları ve  doğum üzerine ciddi çalışmalar yapmış, bu alandaki gözlemleri daha sonra Hipokrat külliyatına dahil edilmiştir. 

Evet, Euryphon, Hipokrat’dan yaşça daha büyüktür ve onunla çağdaştır. Bazı antik kaynaklar, ikisinin zaman zaman tıbbi vakalar üzerinde tartıştığını belirtir. Hatta Hipokrat külliyatındaki bazı metinlerin, aslında Euryphon tarafından yazıldığını veya onun Knidos okulundaki öğrencilerinin notları olduğu düşünülmektedir. 

Evet, Knidos Tıp Okulunun yetiştirdiği ünlü hekimler şunlardır. 

Yukarıda sözünü ettiğim Euryphon, Pers sarayında kralların özel hekimliğini yapacak kadar yüksek bir tıbbi itibara sahip Ktesias ve Diyet ve önleyici tıp konularında uzmanlaşmış, ilaç kullanımından ziyade yaşam tarzı değişikliklerine önem vermiş Chrysippos tur.

 

Datça Knidos
 

KNİDOS BÖLGESİNDE GEZİLECEK YERLER

NEKROPOL-MEZARLIK ALANI

Knidos Nekropolü, antik dünyanın en geniş ve en iyi korunmuş ölü yerleşimlerinden biri olarak kabul edilir. 

Kentin girişinde sizi karşılayan bu devasa alan, sadece bir mezarlık değil, Knidos’un sosyal yapısı, zenginliği ve sanatı hakkında ipuçları veren bir açık hava müzesi gibidir. 

Nekropol alanı, Knidos kentine giden karayolu boyunca yaklaşık 7 km boyunca uzanır. Kentin surlarının hemen  dışında başlar ve anakara içlerine doğru geniş bir alana yayılır.

 

ASLANLI MEZAR

Knidos Nekropolü denince akla gelen en önemli eserlerden biri, kentin yaklaşık 3 km doğusunda, denize hakim bir noktada bulunan “Aslanlı Mezar” dır. 

MÖ 4 yüzyıla tarihlenen bu devasa anıtın tepesinde oturan büyük bir aslan heykeli bulunuyordu. En alt kısmında devasa taş bloklardan oluşan kare planlı bir podyum bulunur. Bu podyumun üzerinde, çevresinde sütunlarla çevrelenmiş bir gövde yükselir. Yapının üstü, basamaklı bir piramit şeklinde daralarak yükseliyordu. Piramidin en tepesinde, bugün Londra British Museum’da bulunan meşhur Knidos aslanı oturuyordu. 

Kim için yapılmıştır.

Knidoslu Amiral Konon’un MÖ 394 yılında Spartalıları yendiği “Knidos Deniz Savaşı” anısına dikilmiş bir zafer anıtı olduğu düşünülür. Şehrin çok zengin ve güçlü bir yöneticisi veya kahramanlaştırılmış bir askeri için yapılmış bir aile mezarı (Heroon) olma ihtimali de yüksektir. 

Bugün:

Bugün Knidos antik kentini ziyaret ettiğinizde, heykelin orijinali yerinde sadece anıtın devasa temel bloklarını ve etrafa dağılmış mimari parçaları görebilirsiniz. Ancak anıtın büyüklüğünü anlamak için bu kalıntılar bile oldukça etkileyicidir. Ancak bu mezarın bulunduğu yer oldukça zorlu bir tırmanış gerektirir, gitmek isteyenler için duyurulur.

Knidos Aslanı (Londra Brıtish Museum)
KNİDOS ASLANI:

Knidos aslanı, bugün Londra Brıtish Museum’un ana giriş kapısının açıldığı büyük avlunun hemen başında, müzenin Kraliçe II Elizabeth Büyük Mahkemesi adlı kısmında, bir kaide üzerinde sergilenmektedir. Müzeye gelen ziyaretçileri adeta karşılar pozisyondadır. 

Knidos Aslanı, Knidos’un nekropol alanında, 1858 yılında Brıtish Museum adına kazılar yapan konsolos yardımcısı Charles Thomas Newton tarafından bulunmuştur. Newton’un İngiliz kraliyeti tarafından emrine verilen bir harp gemisi ve 7 mürettebat ile Knidos’a geldiği bilinmektedir.

Knidos Aslanı heykelinin, hangi döneme dayandığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, MÖ 2 yüzyılda yapıldığı düşünülür. 

Uzanan bir aslan biçimindeki heykelin mermeri, daha önce Parthenon’un inşasında da kullanılan Penteli Dağından çıkarılmıştır. Aslanın vücudunun büyük kısmı bulunmuştur, sadece alt çene ve ön bacaklar eksiktir. Gözleri muhtemelen bir zamanlar camla kaplanmıştı. 

Anatomik açıdan son derece başarılı bir işçilik sergileyen heykelde, yele hareket halinde değil, kümülatif biçimde taranmış gibi tertipli ve yoğun biçimde işlenmiştir. 

Baş kısmındaki yoğun yele, kürek kemiği hizasında doğru azalarak ters üçgen formunda sonlanmaktadır. 

Ayrıca Atlas kemiği çevresindeki deri ve kaburga kemiklerinin hafif çıkıntısı gibi ince anatomik detaylara büyük özen gösterilmiştir. 

Heykel tasarlanırken altı oyularak ağırlığının azaltılması düşünülmüştür. 

Heykel gerçek bir aslandan daha büyüktür. 6 ton ağırlığında, 2.89 m uzunluğunda ve 1.82 m yüksekliğindedir. 

Oldukça görkemli olan aslan, sadece boyut ve ağırlığıyla değil, yüksek sanat değeriyle de önemli özelliklere sahiptir. Sakin, vakur bir aslan olup, derisinin görümünden ve yelesinden yaşı ilerlemiş bir aslan olduğu anlaşılmaktadır. 

Aslan heykeli neredeydi:

Knidoslular, MÖ 394 Knidos deniz savaşında kahramanca hayatını kaybedenler anısına limanda bir anıt mezar yaptırdı. Bu anıt 18 metre yüksekliğindeydi ve üzerinde dev aslan heykeli bulunuyordu. 

Hem Akdeniz’den hem de Ege’den Knidos’a yaklaşan gemiler yüzlerce metre öteden, önce onu görüyorlardı. Heykel denize nazır bir konumdaydı ve bir zamanlar denizciler için navigasyon işareti görmüş olabilecek bu 18 m yüksekliğindeki mezar anıtının tam tepesinde yer alıyordu. Heykel sonraki süreçte, anıttan biraz uzakta bulunduğundan, anıtın daha önce bir depremle yıkılmış olabileceği düşünülmektedir. 

 

Bulunuş Hikayesi:

Charles Newton’un aslında ilk zamanlar Knidos’ta araştırma yapma niyeti yoktu. Asıl amacı Halikarnas’taki Mouseleum’u kazmak ve Afrodit heykelini bulmaktı. Kaderin cilvesi olarak, 2 Temmuz 1858 tarihinde Nicholas Galloni adlı bir Rumla tanıştı. Galloni, Knidos’un güneyindeki bir burunda çok daha büyük bir aslan heykeli gördüğünden söz etti. Charles Newton, Knidos aslanından o kadar etkilendi ki, günlüğüne şunları yazdı “Onu kaidesine oturttuğumuzda, yüzündeki sakin ve görkemli ifadeyi ilk kez gördük. Sanki çağlar boyu süren uykusundan uyandırılmış gibi bir hali vardı.”

Taşınma Hikayesi:

Aslanın taşınması için Türklerden oluşan yüzlerce işçi görevlendirildi. Heykel, makaralar ve kızaklar yardımıyla uçurumun kenarına kadar indirildi. Aslanla birlikte kasanın ağırlığı 15 ton olmuştu. Ardından bir İngiliz savaş gemisine yüklenerek Londra’ya götürüldü. Heykelin savaş gemisine götürülmesi için 100 işçi, 3 gün çalışmış, buradan sahile özel yol yapılmıştır. Bindirildiği saldan gemiye yüklenmesi ise, bir ay sürmüştür. 

Heykelin taşınma süreci dönemin İngiliz basınında manşetlere taşındı ve Newton, bu çalışmalarından dolayı İngiltere’de “Sir” unvanı aldı. Heykel, HMS Supply adlı gemiye yüklenerek Londra’ya götürüldü. 

Bugün Datça Limanında İskele Mahallesinde bu aslanın bir kopyası bulunmaktadır. 

 

OTOPARK VE GİRİŞ GİŞESİ

Daha sonra aracınızı otoparka bırakarak, gişeden giriş biletinizi satın alabilirsiniz.

Buraya sıcak yaz günlerinde özellikle öğleden sonra gitmenizi ve buradan mutlaka akşam güneşinin batışını izlemenizi öneririm. Bir önemli not daha, cep telefonları Yunanistan kanallarına bağlanıyor, yani aşırı bir ücret ödemek istemiyorsanız, burayı gezerken cep telefonlarınız ile konuşmamanızı öneririm.

Kalıntıların bulunduğu ören yerine giriş ücretlidir, ancak müze kart geçiyor.  

Datça Knidos Kent Surları
 

 KENT SURLARI

Datça Knidos şehrinde, MÖ 5’nci yüzyılda kent suru yoktur.

MÖ 4’ncü yüzyılda, kent yeniden planlanırken: Akropolis, ana kara ve Kap Krio adasına kent suru inşa edilmiştir.

Surlar: arazinin yapısına bağlı olarak yerel kireç taşı bloklardan örülmüştür. Yer yer blokların kullanıldığı bölümler de bulunmaktadır.

Surların en sağlam bölümü Akropolis surlarıdır.

Burada bulunan kuleler, küçük boyuttaki dört giriş ve kuleler arasında farklı örgü tekniklerine sahip, sur bedenlerinden oluşur.

Bunlar, zamanın ve doğanın tahribatına rağmen günümüzde tüm görkemiyle görülebilmektedir.

Akropolis bulunan yerde, sadece sarnıçlar bulunmakta, başka bir yapı kalıntısı bulunmamaktadır. Bu yüzden, burası büyük olasılıkla, Knidos halkı tarafından, tehlike anında sığınılan bir “Sığınak Kalesi” olarak kullanılmış olmalıdır.

Ana karadaki surlar

Bunlar: Askeri limandan başlar, teraslar üzerinden doğal kayalık takip edilerek Akropolis’e kadar uzanır. Ancak: Yuvarlak Tapınak Terasından sonra sur bedenleri görülmez. Ancak Akropolis’e kadar olan sur duvarlarının temelleri görülmektedir. Surların toplamı 4 kilometre uzunluktadır.

Doğudaki surlar

Kentin ana karadaki doğu bölümü; karadan gelecek saldırılara karşı en açık ve savunmasız bölümdür. Bu yüzden, buradaki surların yapımında büyük bloklar kullanılmıştır. Kent surlarının en kalın bölümü (5 metreye yakındır) burada bulunur. Ancak günümüzde bu surların hiçbir bölümünde, üst bitim noktası görülmez.

Evet, kentin doğusundaki surlar: Demeter Kutsal Alanının doğusundaki, doğu-batı doğrultulu fay dikliğinden kıyıya iner. Buradan kıyı hattını takip eder, Ticaret Limanının kuzey dalgakıranı üzerinde bulunan kuleye ulaşır. Bu surların Demeter kutsal alanı doğusundaki bölümü tamamen yok olmuştur. Güney yönü, denize çok dik bir yar olarak indiği için, buraya sur yapılmamıştır.

Kap Krio bölümündeki surlar

Burası: kuzeyden güneye doğru yükselen bir tepe görünümündedir. Yani, adanın topoğrafik durumu buraya doğal bir tahkimat sağlamıştır. Sadece eksik bölümler sur ve kulelerle takviye edilmiştir. Adanın batısı ve doğusu birbirinden bağımsız savunma hatlarına sahiptir.

Güneyde ise arazi çok sarptır ve dik bir uçurumla sonlanır. Bu yüzden, güneyde herhangi bir savunma hattı yoktur. Adadaki surlar, yer yer temel seviyesine kadar korunarak günümüze ulaşmıştır.

Datça Knidos Dionysos Terası ve Tapınağı
 

DİONYSOS TERASI VE TAPINAĞI

Datça Knidos şehrinin batı bölümünde en alt kısımdadır.

Doğusunda Küçük Tiyatro, batısında Liman Caddesi ve kuzeyinde Stoa bulunmaktadır. Güneyinde ise kentin iki limanı bulunmaktadır. Deniz yolu ile Knidos şehrine gelenleri, muhteşem görüntüsü ile Dionysos Tapınağı karşılıyordu.

Teras, ismini burada bulunan Dionysos Tapınağından alır. Tapınak: İon düzenindedir. Tapınağın alt kısımları beyaz renkli yöresel mermerden oluşur. Üst kısımları ise mavi-beyaz renkli ve Rodos’tan getirilen mermerlerden yapılmıştır.

Tapınakta bulunan Dionysos konulu frizlerden bazıları günümüze ulaşmıştır.

Dionysos: “Şarap ve Bağbozumu Tanrısı” olarak tanınır. Knidos şehri asıl olarak şarap ticaretinden zengin olmuştur. Bu yüzden Dionysos onuruna her yıl bağ bozumu törenleri yapılmaktaydı.

Roma dönemde tapınak kiliseye çevrilmiştir. Tapınağa ait mermerler ve diğer objeler, kilisenin yapımı sırasında kullanılmıştır.

Günümüze sadece temel kısmı ve üzerine geç antik dönemde yapılmış olan apsisli bir kiliseye de hizmet etmiş olan stylobanın bir kısmı ulaşmıştır. Erken Hıristiyanlık döneminde eklenmiş olan kilise inşaası sırasında tapınağın ve hemen yanındaki stoanın gerek duvar ve gerekse stylobat blokları kullanılmış ve kilisenin zemininde, tapınağın stylobatının da yer yer korunduğu anlaşılmıştır.

DİONYSOS STOASI

Stoalar: antik dönemde kentlerde bir sokak veya agora yanında bulunan, üstü kapalı sütunlu galeridir.

Dionysos Stoası, Dionysos Terasının kuzeyindedir. 130 metre uzunluğundaki Stoa; Dionysos Tapınağı ile Küçük Tiyatro arasındaki terasta bulunmaktadır.

Burada, yan yana dizilmiş 4 x 5 metre boyutlarında 25 ayrı mekan bulunmaktadır. Bu mekanlar, dükkan ve depo olarak kullanılmıştır. Dükkanların dış cepheleri, renkli mermer levhalarla kaplıydı.

Bu mekanların arkasında ise bir duvar bulunur. Bu mekanların batısında ise kült odaları vardır.

Stoa: Helenistik dönemde yapılmıştır. Knidoslu ünlü mimar Sostratos tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir. MS 2’nci yüzyılda ise yenilenmiştir.

Knidos şehrindeki Aristokleidas’ın oğlu tarafından finanse edilerek yapı, oldukça görkemli bir şekilde, sütunlu galeri ve mermer kaplamalar ile bezenmiştir. Bu yenileme aşamasında, ön tarafına sütunlu bir galeri yapılmıştır.

Dükkanların önünde, Korint başlık taşıyan, 5 metre yükseklikteki, yivsiz sütun dizisi vardır.

MS 3’ncü yüzyılda Stoa bir yangın sonucunda yıkılır ve bu alan bir daha kullanılmaz.

Kazılar sırasında, Dionysos Stoasında güçlü bir tahribat ve yangın tabakası görülür, buna bağlı olarak MS 3’ncü yüzyıl ortalarında, Knidos şehrinin hem ana kara bölümlerinde hem de Kap Krio adasında bir felaket olmuştur. Yukarıda söz ettiğim gibi, Stoa, bu felaketten sonra onarılmamıştır ve buranın üzerine bir süre sonra basit ölçekli yapılar inşa edilmiştir.

Samsatlı Lukianos’un Erotika kitabı

Samsatlı Lukianos;  MS 2’nci yüzyılda yazdığı “Erotika” adlı kitabında: isimleri Kharikles ve Kallikradites olan iki arkadaşın Knidos şehri ve Afrodit heykelini ziyaretini anlatır.

“Kutsal bahçenin yanına geldik. Güzel kokular bizi sarhoş etti. Defne, mersin, selvi ağaçları. Tapınağa girdik, ortada heykel duruyordu. Dudaklarında çekingen, utangaç bir tebessüm. Güzelliğini, sol elinin hafif bir eğimle kapattığı yer dışında, hiçbir şey örtmemişti. Güzelliğine çarpıldık, Tanrıçanın her tarafını inceleyip öptük”

Öncesinde ise “Afrodit’i görmeye gitmeden önce, Sostratos’un revakları içinde gezinmişler ve burada satılan erotik tasvirli hatıra eşyalarına gülmüşlerdi. “Stao kazılarında, güldükleri tasvirlerden bol miktarda bulunmuştur.

Yine aynı kitaptan bir alıntı daha “İki arkadaş, kutsal alandaki mis kokulu güzel bahçelerden geçtikten sonra tapınağa girerler. Heykelin güzelliği karşısında büyülenirler. Heykelin arkasını da görmek için tapınağın arkasına dolanırlar.

Onlara yaşlı bir kadın, kilitli kapıyı açar ve içeriye girerler. Heykelin arkası önü kadar güzeldir. Ancak Tanrıçanın kalçasının iç tarafında bir leke vardır. Aralarında konuşurlar “Heykeltıraş mermerin lekesini ne dahice gizlemiş” derler.

Yaşlı kadın ise “hayır, düşündüğünüz gibi değil” der ve lekenin hikayesini anlatır. “Bir zamanlar Tanrıçaya aşık bir genç yaşardı. Her gününü, akşama kadar tapınakta geçirirdi. Bir gün tapınakta saklanıp, kapılar kapanınca içerde kalmayı başardı.

Sabah olduğunda anlaşılmış ki, genç Tanrıçayla sevişmişti. İşte bu leke, o sevişmenin izidir.”

Datça Knidos Limanlar
 

LİMANLAR

Güney Limanı-Askeri Liman

Akdeniz tarafında, askeri limandır. Yarımadanın güney kıyısında, Akdeniz tarafındadır. Daha dar girişli ve kapalı bir yapıya sahiptir. Bu özellik savunma açısından büyük avantaj sağlıyordu. Limanın girişi zincir ya da halat sistemiyle gerektiğinde kapatılabiliyordu. 

Triera ve diğer savaş gemilerini barındırmak için kapalı gemi hangarları inşa edilmişti. Donanma gemileri burada hem korunuyor hem de bakın ve onarım görüyordu. Stratejik açıdan, Ege ve Akdeniz arasındaki geçişi denetleyen konumuyla bölgenin en önemli deniz üslerinden biriydi. 

 

 

Datça Knidos Deniz Feneri
 

Deniz Feneri

Datça Knidos askeri limanının girişinde bulunan yuvarlak kule, konum itibarı ile bir deniz fenerine benzetilmektedir.

Askeri limanın girişinde, mendireğin güneybatısında bulunan yuvarlak kule deniz feneri olarak kullanılmış olması olasılığı yüksektir.

Antik çağda deniz fenerleri, hep limanların girişine inşa edilmiştir.

Dünyanın 7 harikasından biri olan İskenderiye Fenerinin mimarı olan Sostratos, Knidosludur. Kendi şehrinden edindiği denizcilik ve mimari tecrübeyi İskenderiye’deki o devasa yapıyı inşa etmek için kullanmıştır. 

Ancak Knidos deniz fenerlerinin muhtemel yeri ile ilgili olarak ilk akla gelecek yer, dalgakıranların uç kısımlarıdır ki, her iki dalgakıranın uç kısımları, günümüzde sualtındadır.

Su altında yapılan arkeolojik araştırmalarda ise, dalgakıranların uç kısımlarında bir yapı kalıntısı görülmemiştir.

Sonuç olarak, Knidos deniz feneri için en uygun yer: Kap Krio adasının doğu ucudur.

 

 

Datça Knidos Ticaret Limanı-Batı Limanı
 

Kuzey Limanı-Ticaret Limanı-Büyük Liman

Ege tarafındadır. Yarımadanın kuzey kıyısında, Ege denizine bakar. Daha geniş ve sığ bir yapıya sahiptir. Yük gemilerinin yanaşmasına uygundur. 

Liman dalgakıranlarla korunuyordu. Bu dalgakıranların kalıntıları bugün hala su altında görülebilmektedir. 

Antik dönemde liman çevresinde depolar, dükkanlar ve Agora yer alıyordu. Knidos’un ekonomik kalbi burada atıyordu. Başta: şarap, zeytinyağı, balık sosu ve seramik olmak üzere pek çok ürün buradan ihraç ediliyordu. 

Knidos amphorası, antik dünyada çok tanınan bir ticaret markasıydı. Bu amphoraların yüzlercesi Akdeniz’in dört bir yanında batıklarda bulunmuştur. Mısır, Rodos, Atina ve Doğu Akdeniz limanlarıyla yoğun ticaret yapılıyordu. 

Neden şarap? Çünkü Knidos şarabının o dönemde “hazmı kolaylaştırıcı etkisi” olduğuna inanılıyordu ve bu şarabın ünü, Doğu Akdeniz’den, Atina’ya kadar gider. Bu şarabın ihracı ile ilgili olarak bölgede çok sayıda amfora bulunmuştur.

Ticaret Limanının kıyı hattı yaklaşık 900 metre uzunluğundadır ve bu hattın büyük bir bölümü, liman duvarı ile çevrilerek liman havzası koruma altına alınmıştır. Günümüzde, Knidos’a gelen ziyaretçilerin bir kısmı, burada bulunan sahilden denize giriyorlar.

 

Batı Limanı Şapel Kompleksi

Batı Liman mendireği üzerindedir. Şapel ve kuzeyindeki yapı kompleksi: 16 x 13 metre boyutlarındadır. Knidos’taki diğer kiliselerde olduğu gibi doğu-batı yönünde yerleştirilmiştir.

Şapel: naos ve apsis bölümlerinden oluşur. Yapının zemini: traverten, mermer ve pişmiş toprak plakalarla kaplanmıştır.

 

İki limanı birbirine bağlayan yapı:

İki liman arasında, kentin bulunduğu yarımadayı ana karaya bağlayan yapay bir dolgu/set vardı. Bu yapı: kenti adaya benzer biçimde neredeyse çepeçevre su ile kuşatıyordu. Savunma açısından büyük kolaylık sağlıyordu. Gerektiğinde iki liman arasında gemi transferine imkan sağlıyordu. 

 

Limanların günümüzdeki durumu

Gelelim günümüzde bu iki limanın durumuna: kuzeyde askeri amaçla kullanılan liman toprakla dolduğu için sadece balıkçı gemileri tarafından kullanılıyor.

Burada özel bir durum var, bu liman niye toprakla dolmuş derseniz, Amerikalı Irıs Love tarafından 1967-1977 yılları arasında yapılan kazılarda çıkarılan topraklar bu liman bölgesini doldurulmuş, liman bataklığa dönüştürülmüş, sabotaj gibi bir durum, bile bile toprakla doldurulan ve yok edilen bir liman.

Askeri liman günümüzde sadece 1 metre derinliğe sahiptir. Günümüzde buraya sadece küçük motorlar girebilmektedir.

Peki öbür büyük liman: günümüzde halen kullanılıyor, yatlar ve gezi teknelerinin demirlemesi için kullanılıyor. Koy içinde, Datça Kaymakamlığı tarafından işletilen 10 tekne kapasiteli bir iskele bulunmaktadır. Kıyıda ise bir lokanta bulunmaktadır. Koyda bir de Jandarma Karakolu vardır.

Başka hassas bir konu, elbette Knidos derinliklerinde azgın dalgalara yenilmiş birçok tekne batığı bulunmaktadır, ancak burada “Dalış Yasaktır”

Knidos Kap Krio

KAP KRİO ÖREN YERİ

Buranın çevresi tellerle çevrilidir, buraya girmek için kapıda, tekrar biletinizi göstermenizi istiyorlar. Kapının hemen yanındaki büfeden, Knidos hakkındaki yayınlar ve hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz.

 

KNİDOS (DEVEBOYNU) FENERİ

Önce fenere nasıl gidebileceğinizi anlatmak gerek. Knidos antik şehri kalıntılarında, iki limanı birbirine bağlayan, dar kara parçasını geçip, yol boyunca siyah kabloları takip ederek, fenere ulaşabilirsiniz. Bu yürüyüş yolu gidiş-dönüş yaklaşık 2.2 km uzunluğundadır.

Kap Kario adası ve antik kent arasındaki denizin doldurulmasıyla elde edilen Kap Krio yarımadasının batısında, kayalıklar üzerindeki tepededir. Denizden 104 metre yüksektedir. Fenerin kendi boyu 9 metredir. 

Akdeniz ve Ege denizi sularının birleştiği yerde bulunması nedeniyle büyük öneme sahiptir.

Fener, 1931 yılında inşa edilmiştir. Anadolu’nun Akdeniz’e uzanan en uç noktasındadır. Fenerin görüş mesafesi, 12 mildir. Fenerin bulunduğu yerde, günümüzde Helenistik dönemden kalma antik fener ve sur kalıntıları görülmektedir. Bir zamanlar, burada bulunan antik dönem fenerinde yakılan ateş, gemilere yol gösterirmiş.

Günümüzdeki fener ise, güneş enerjisiyle çalışan elektrik lambalarına sahiptir. Kıyı Emniyet Müdürlüğü tarafından restore edilen fener, Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Burayı gezdikten sonra yine anakara bölümüne geçiyoruz
Datça Knidos Liman Caddesi
 

LİMAN CADDESİ

Kuzey-güney aksındaki cadde Limanlar Caddesi olarak adlandırılır. Liman caddesi, küçük limandan başlayarak üst teraslara doğru devam etmekte, propylona kadar rampa yapacak şekilde uzanmaktadır. İlk 75 metrelik bölümü, 2000-2006 yılları arasında açığa çıkarılmşıtır. 

Datça Knidos şehrinin en batısındadır. Caddeni genişliği yaklaşık 5 metredir. Eğime bağlı olarak kademeli yükselen basamaklara sahiptir.

Caddenin başlangıcı askeri limandır. Askeri limandan yukarıya doğru çıkan merdivenlerle bu caddeye ulaşılır. Bu merdivenlerin yanında, iki gümrük odası ve ileride ise anıtsal çeşme bulunmaktadır.

Liman caddesi boyunca: oyalanmak için yapılan oyun taşları görülür. Sağ altta: “mankala” denen bir zeka oyunu tablası var. Bu oyun antik dönemde yaygın olarak oynanırdı.

Liman caddesi askeri limandan başlayınca, Propylona kadar gider. Caddenin hemen batısında “D” kilisesi vardır. Güney kısmında ise anıtsal çeşme bulunur.

 

D KİLİSESİ

Askeri Limanın doğusunda Limanlar caddesinin batısındadır. Stoa’dan askeri limana doğru yürürken görülür.

Kilise ilk olarak 1960’lı yıllarda Amerikalı arkeolog Iris Love tarafından tespit edilmiştir.

Kilise yapısının uzunluğu 36 metre ve genişliği 15 metredir. Muhtemelen, antik bir tapınak veya bazilika üstüne inşa edilmiştir. Çünkü kilise yapılırken çakın çevresindeki eski yapılara ait malzemeler devşirme olarak kullanılmıştır.

Özellikle: kilisenin orta aksisinde: Knidoslu zengin tüccar Theopompos ve ailesini onurlandırmak için yapılmış, yuvarlak formlu bir anıta ait, gri-mavi renkli mermer bloklar dikkat çeker.

Kilisenin: ilk olarak MS 5’nci yüzyıl sonu ile MS 6’ncı yüzyıl başlarında inşa edildiği düşünülür. Üç nefli, bazilika planına sahiptir. Ana nefte bulunan altar odasının önü: gri, beyaz ve kırmızı renkli, yıldız motifli mermer mozaiklerle süslenmiştir.

Nartekse, batıda bulunan 8 basamaklı bir merdivenle ve iki ayrı kapıdan girilir.

Girişin bu derece yüksek olmasının sebebi, yapının yükseltilmiş bir yerde inşa edilmiş olmasına bağlanmaktadır.

Datça Knidos Anıtsal Çeşme
 

BOULAKRATES ÇEŞMESİ

Çeşme, Knidos’un ızgara planlı yapısında stratejik bir noktada, Trikeme (askeri) Limanı ile Liman caddesinin kesiştiği güney uçtadır. Liman caddesinin doğu sınırındaki teras duvarına yaslanmış durumdadır. MÖ 1 yüzyılda inşa edildiği tahmin edilir. Çeşme, adını üzerinde bulunan 3 satırlık yazıttan alır. 

Bu yazıta göre, yapı, kentin su işlerinden sorumlu denetim memuru olan Boulakrates tarafından Knidos halkına adanmıştır. 

 

Mimari yapısı:

Yaklaşık 3×3 metre boyutlarında ve 0.7 metre yüksekliğinde, kare bir podyum üzerinde yükselir. Bu podyumun üzerinde ise silindirik (yuvarlak) gövdeli bir ana yapı bulunur. Tamamlandığında yaklaşık 7 metre yüksekliğe sahip olduğu değerlendirilmektedir. En tepede bir akroter yani süsleme olmak üzere 9 parçadan oluşur. 

Çeşmenin çevresinde küçük aslan başı şeklinde çörtenlerin (su oluklarının) bulunduğu anlaşılmıştır. Çeşme bloklarının iç kısımları, o dönemde su taşımak için kullanılan amfhoraların ağzının rahatça yerleştirileceği ve su doldurulacağı şekilde özel oyuklarla işlenmiştir. 

Restorasyon ve Günümüzdeki Durumu:

2000’li yılların başında gün ışığına çıkarılan çeşme, yakın zamanda titiz bir restorasyon süreci geçirmiştir. Orijinal parçaların modern tekniklerle birleştirilmesiyle ayağa kaldırılan yapı, bugün Knidos’u ziyaret edenlerin en çok ilgisini çeken noktalardan biridir. 

 

 

Datça Knidos Yuvarlak Tapınak Terası-Dor Tapınağı
 

KORİNT TAPINAĞI TERASI

Küçük tiyatronun üzerindedir. Bulunduğu yer, tüm şehre hakim bir tepenin üstüdür. Buraya 7 basamaklı bir merdivenle çıkılırdı.

MS 2’nci yüzyıla tarihlenir. Tapınak ünlü mimar Stratos eseridir.

Tamamı beyaz mermerden, Korint düzeninde yapılmıştır. Ölçüleri 15 x 9.20 metredir. Yüksek podyum üstünde yerleştirilmiştir. Ön alınlıkta “kalkan figürü” kabartması görülür. Yapı, ilginç mimarisi ve görkemli mermer mimarlık unsurlarıyla önem kazanmaktadır.

Evet tapınağın hangi tanrıya adandığı bilinmemektedir. Ancak bir görüşe göre, burası Afrodit Tapınağıdır.

Knidos Afrodit Tapınağı-Yuvarlak Tapınak


APHRODİTE TAPINAĞI-YUVARLAK TAPINAK

Aphrodite Euploia Tapınağı, denizcilerin tanrıçasına adanmış kutsal bir alandı. Dik bir yamaca inşa edilen tapınağa çıkıldığında, şehrin her iki limanını da görülebilir. Bu noktanın denizciler için özellikle seçilmiş olduğu açıktır. 

Yuvarlak planlı tapınağın çapı 17 metredir. Alışılagelmiş yapıdan farklı olarak sütunlu dizilerle çevrili dairesel bir tapınaktır. Bu mimari biçim Knidos’ta özellikle seçilmiştir. Çünkü içindeki ünlü heykel, her yönden izlenebilsin diye iki kapısı bulunuyordu. 

Knidos’un merdivenli liman caddesinden sonra teraslara doğru çıkılırken, en üstte Yuvarlak Tapınak yer alır. 

Evet Yuvarlak tapınak olarak da bilinen tapınak, Aşk ve Güzellik Tanrıçası Afrodit’e aittir. Ancak bu kanıtlanamamıştır. 

Tapınağın işlevi ve dini önemi:

Tapınağın heykelin görülebilmesi için iki yönde kapısı vardı. Böylece heykel hem önden hem de arkadan görülebiliyordu. Tapınak bu nedenle kısa zamanda bir hac noktası haline geldi ve Roma İmparatorluğu döneminde de bu özelliğini korudu. Antik yazar Lukianos’un Erotika (Aşk Öyküleri) adlı kitabı, Knidos’a yapılan bir gezinin hikayesini anlatır.

“Kutsal alandaki mis kokulu güzel bahçelerden geçtikten sonra tapınağa girerler. “

 

 

Datça Knidos Yuvarlak Tapınak Terası
 


 

Datça Knidos Afrodit Heykeli
 

Praksiteles’in MÖ 360 yılında yaptığı Afrodit Heykeli Hikayesi:

Heykelin yapılışı:

1 nci Öykü:

MÖ 350’li yıllarda, Elausis kutsal gün yortusunda, şehirden ve çevreden gelen 20 bin kişi sahilde toplanır. Afrodite Tapınağının rahibesi Phryne, denizde ağır ağır dalgalara doğru yürürken, tüm giysilerini çıkarır ve kumsala atar. Saçlarını açıp omuzlarına dağıtır ve ağır adımlarla denize girer. Seyredenler arasında ünlü heykeltıraş Praksiteles, bu olağanüstü güzellik karşısında büyülenir ve rahibeyi “Afrodite” benzetir. Bu doyumsuz güzelliği ölümsüz kılmak için heykelini yapmaya karar verir. 

 

2 nci Öykü:

Atinalı heykeltıraş Praksiteles, İstanköy (Kos) Adası sakinlerinin sipariş ettiği iki Afrodit heykeli yapar. Bunlardan birinde tanrıça figürü örtülüyken, diğerinde ise çırılçıplaktır. O zamana kadar tanrı heykelleri çıplak yapılır, ancak tanrıça heykellerinin sadece gerdan ve bir göğsü açık olurdu. Heykelleri ilk gördüklerinde şaşkına dönen Koslular, bir tanrıçayı ölümlüler gibi resmetmek, hem de çıplak olarak görülmüş şey değil diye düşündüler. Sadece giysili heykeli kabul ettiler, diğerini teslim almayı ve parasını ödemeyi ret ettiler. Bunun üzerine heykeli Knidos’lular satın aldı. 

Heykelin Sanatsal Özellikleri:

Heykelde, tanrıça Afrodit, sol elinde kıyafetini tutarken, sağ eliyle de cinsel bölgesini kapar biçimde betimlenmiştir. Banyodan yeni çıkmış gibi çırıpçıplak bir tasvirdir. Knidos Heykelinin ilk anıtsal “nü” olmasının yanısıra başka bir özelliği daha vardır. Kasık bölgesini kapatan ilk “nü” idi. Bu duruş, izleyicide hem arzu hem de mahrem bir anı yakalama hissi uyandırır.  

 

Model:

Heykelde konu olan ve hatlarını bu heykelde ölümsüzleştiren model, Praksiteles’in ilişkide olduğu ünlü rahibe Phryne’dir. 

Tapınak rahibesi Phryne ile ilgili bir söylenti daha var. Phryne birini öldürür. Mahkemede rahibeyi avukat Heperides savunuyordu. Avukat savunmasının bir yerinde, Phryne’nin gerdanını ve göğsünü örten giysisini yırttı ve “Bu güzelliği nasıl ölüme mahkum edebilirsiniz” dedi.

 

Heykelin önemi

Afrodit heykeli, dönemin oldukça önemli bir sanat yapısı olarak bilinir.

Heykel hakkında da, heykelin nasıl olduğu hakkında da hiçbir bilgi yok, sadece çeşitli varsayımlar yürütülüyor, ancak bölgede bulunan bazı paraların yüzlerinde Afrodit heykeli portresi kabartması bulunuyor.

Buna göre, heykel hakkında fikirler yürütülmektedir.

Heykel, tarihte yapılmış ilk anıtsal “nü” heykelidir. Dünyada çıplak olarak tasarlanmış ilk tanrıça heykelidir. O tarihe kadar sadece erkek heykelleri çıplak yapılıyormuş, tanrıça heykellerinin ise sadece gerdan ve göğsü açık olurmuş.

Özellikle Paros mermerinin saf beyazlığı ile göz kamaştırır.

Bu çıplak heykelin en büyük özelliği, ilk defa bir kadın vücudunun böyle cesurca işlenmiş olmasıdır.

Bir saç bandı ve kolundaki bilezik dışında, tamamen çıplak olarak görülür. Knidos Afroditi’nin bir eli cinsel organını kapatırken, diğer eli havlu tutmakta, yani çıplak, sudan yeni çıkmış olarak yapılmıştır.

Çıplak bedeninin güzelliği dilden dile dolaşır ve çevreye yayılır.

O dönemde birçok insan, bu heykeli görmek için uzaklardan Knidos şehrine gelirler.

Hatta: Btinya Kralı Nikomedes, heykeli satın almak ister, heykel karşılığında Knidosluların bütün borçlarını silmeyi teklif eder, ancak Knidoslular bunu kabul etmezler. Yapılan halk oylamasında büyük çoğunluk “Hayır” demiş ve Knidoslular Afrodit’i vermekten se yoksulluğa katlanmayı seçmişlerdir. 

İon şehirleri tarafından düzenlenen dini festivallerde, Afrodit her zaman önde tutulmuştur.

Denizciler, Afrodit’in kendilerine şans getireceğine inanırlardı. Evlenecek olanlar, Tanrıçaya bir çift kumru hediye ederlerdi. Ancak: “Afrodit Heykeli” günümüze kadar bulunamamıştır.

 

Heykelin Akıbeti:

Heykel bugüne kadar bulunamamıştır. Ancak kaidesi yerinde durmaktadır. Kimi görüşlere göre heykelin Bizans İmparatoru Theodosius döneminde İstanbul’daki Lausus Sarayına götürüldüğü ve orada kaybolduğu, bir yangın sonucu yandığı ya da antik kentten çalındığı söylentileri vardır. 

1967-1977 yılları arasında Amerikalılar, heykeli bulmak için sondaj kazıları yaptılar, ancak sonradan bu sondaj kazıları Türkiye tarafından yasaklandı. 1969 yılında Afrodit Tapınağını bulup ortaya çıkaran Amerikalı arkeolog Iris Loıve, heykelin başının British Museum’da bulunduğunu öne sürdü, ancak bunu ispatlayamadı. Tapınağın yakınında, heykelin gri mermerden kaidesi bulunmaktadır. Yine bu alanda, doğal boydan daha uzun, başsız bir kadın heykeli bulunmuştur. O heykel, bugün ören yeri müzesinde sergileniyor. 

 

 Günümüz:

Heykel bulunamayınca bugün dünyada heykelin Roma döneminde yapılan 53 kopyası vardır ve bunlar değişik müzelerde sergilenmektedir. En önemli ve güzel kopyalar: Vatikan Müzesi, Paris Louvre Müzesi ve Münih Müzesinde sergilenmektedir.

Evet, günümüzde orijinal heykel yok, bulunamadı ve nerede olduğu bilinmiyor.

Tapınakta günümüzde Afrodit heykeli yok ama heykelin; Amerikalı Irıs Love tarafından bulunan gri mermerden kaidesi duruyor.

Yine tapınak alanında, çok sayıda pişmiş figürün ele geçirilmiştir. Yüzlercesinin üzerinde, erotik ve pornografik tasvirler yer almaktadır. Lucian yazılarında, bu figürinlerden söz etmektedir.

 

APOLLON KARNEİOS KUTSAL ALANI VE PROPYLON

Apollon Kimdir:

Apollon, antik Yunan mitolojisinin en önemli tanrılarından biridir. Müziği, sanatları, güneşin, şiirin ve kehanetin tanrısı olarak bilinir. Özellikle Dor kökeni taşıyan Knidos için Apollon ayrıca özel bir öneme sahiptir. Çünkü Dor medeniyetinin koruyucu tanrısı olarak kabul edilir.

Evet Knidos’un merdivenli Liman caddesini geçtikten sonra, teraslara doğru tırmanmaya başlanır. Dor Tapınağı, Apollon Tapınağı ve en üstte Yuvarlak Tapınak (Afrodit Tapınağı) yer almaktadır. Bu tapınaklar teraslar üzerinde konumlandığında kentin her yerinden görülüyordu. Hemen aşağısında ise Apollon Terası yer almaktadır. Apollon Karneios şenlikleri bu alanda yapılmaktaydı. 

Mimari Özellikleri:

Şehrin en önemli dini yapılarından biri olan Apollon Tapınağı, Helenistik döneme ait büyük bir tapınaktır. Tapınak, gri ve pembe mermerden yapılmış olup bu nedenle “Pembe Tapınak” olarak da anılmaktadır. Tapınağın temelleri kireçtaşı, üst kısımları ise beyaz mermerdir. Yumuşak poros taşlardan inşa edildiği için zaman içinde çabuk yıpranmıştır. 

Tapınağın temeli günümüze kadar korunabilmiştir. Burada, tanrı Apollona adanmış yazıtlı bir mermer altar (sunak) da mevcuttur. 

 

Propylon-Kutsal alan giriş kapısı:

Kentin ana caddesi olan doğu-batı caddesi ve Liman caddesinin kesişim noktasında 10×7 m ölçülerinde, bir platform bulunmaktadır. Bu platformun üzerinde, ön cephesi 4 sütunlu, 11×8 metre ölçülerinde, revak görünümlü İon düzeninde bir propylon yer almaktadır. Propylon büyük ve gösterişli bir kapıydı. Bir kapıyla kapatılırdı. Eşik taşında kapı milinin izleri hala görülebilir. 

Proyplon, hemen batıdaki Apollon Tapınağı ve altarının bulunduğu kutsal alana bağlantıyı sağlamaktadır. Yapı, mimari bezeme stili özellikleri nedeniyle erken Helenistik döneme tarihlendirilir. Burada arınıldıktan sonra, tapınağa girilirdi. 

 

Sunak-Altar ve Yazıtlar:

Tapınakta kutsal tanrı heykelinin bulunduğu ve çeşitli ilahiler eşliğinde tütsüler yakılarak kutsal törenler düzenlendiği bilinmektedir. Sunak daha çok kesilen kurbanlar ve tanrılara sunulan hediyeler için yapılmıştır. 

Terasın doğusunda, yaklaşık 11.20×6.70 m ölçülerinde bir altar vardır. Dikdörtgen planlıdır. Ön taraftaki merdivenlerden altar masasına ulaşılır. 

Evet, altar tapınaktan daha iyi durumda korunarak günümüze ulaşmıştır. MÖ 2 yüzyıla tarihlenir.  Beyaz mermerden yapılmış ve friz bloklarıyla sarılmıştır.

Kazılar sırasında, bugün Marmaris Müzesinde sergilenen frizler bulunmuştur. Üzerlerinde su perileri olması gereken dans eden kızlar işlenmiştir. Ayrıca Irmak Tanrısı tasvir edilmiştir. 

Bu blokta “nympai” yazısı ve frizi yapan ustaların adları yer alır. Antakyalı Theon ve Knidoslu Zenodototos. Bu heykeltıraşların MÖ erken 2 yüzyılda faaliyet gösterdikleri bilinmektedir.

Ayrıca altar üzerinde iki yazıt daha vardır ki, bunların üzerinde “Apollon Karneios” yazmaktadır. Sunağın kuzeyinde, bir mağara ve su kaynağı bulunmaktadır. 

 

Apollon Karneios Şenlikleri:

Tanrı Apollon için düzenlenen “Apollon Karneios Şenlikleri” bu alanda yapılıyordu. Halk, terasın kuzeyindeki sıralara oturarak şenlikleri izleyebiliyordu. 

Karneia Bayramı, Dor kökenli yerleşim yerlerinde görülen önemli bir festivaldi. Dor Heksapolisi ve diğer yerleşim yerlerinden bu 9 günlük festivale yoğun ziyaretçi akını olduğu düşünülmektedir. Bu dönemde festival çadırlarında festival yemeği verilirdi.

Terasın kuzeyinde bulunan duvarın üst kısmındaki oturma sıralarının da festivale katılan izleyiciler için tasarlandığı anlaşılmaktadır. Bu şenlik sadece dini bir ritüel değil aynı zamanda Knidos’un Dor Birliği içindeki ağırlığını her yıl yeniden pekiştirdiği büyük bir politik ve kültürel buluşmaydı. 

 

Çevre yapılar-Tapınağın Bağlamı:

Apollon  Tapınağı tek başına değil, bir kutsal alan ekosistemi içinde var olmuştur. Apollon terasının güneyinde, yapımında kullanılan yerel taşların pembe renginden dolayı “Pembe Tapınak” olarak adlandırılan bir tapınağa ait sadece temel kalıntıları mevcuttur. Bu yapı sonradan kilise olarak kullanılmıştır. Caddeden, Apollon Tapınağına geçişte yer alan büyük ve gösterişli kapı olan Propylon’dan günümüze sadece sütun kaideleri ulaşmıştır. 

 

Bizans dönemindeki dönüşüm:

Apollon Tapınağının üzerine Bizans döneminde bir kilise inşa edilmiştir. Bu durum, Anadolu’daki pek çok antik tapınakta görülen tipik bir dönüşüm sürecidir. Tapınak taşları ve mimari unsurlar, kilise yapılında yeniden kullanılmış, böylece antik yapı hem fiziksel hem de sembolik olarak Hıristiyanlığa devşirilmiştir. 

 

Günümüzdeki Durum:

Tapınaktan geriye sadece temeller ve istinat duvarları kalmıştır. Propylon’dan geriye devrik vaziyette birkaç sütun tamburu ve temel kısmı kalmıştır. Kazılar sırasında bulunan frizler, bugün Marmaris Müzesinde sergilenmektedir. 

 

 

Datça Knidos Güneş Saati
 

GÜNEŞ SAATİ

Eudoksos’un tasarladığı söylenir. 

Eudoksos Kimdir;

Dönemin en önemli matematikçilerinden olan Eudoksos, Platon’un öğrencisidir. Atina’dan Knidos’a gelerek büyük saygınlık görmüş ve yaşamını burada devam ettirmiştir. Eudoksos integral hesapları üzerinde önemli çalışmalar yaptı. İlk defa daire alanlarının çaplarının karesiyle orantılı olduğunu gösterdi.  Astronomi ile ilgilenin Eudoksos, gezegenlerin yörüngelerinin saptanmasının yanı sıra, bazı gök cisimlerinin konumlarını ilk kez açıklamıştır. 

Eudoksos (MÖ 408-355) “Eş Merkezli Küreler Sistemi” adlı modeliyle de tanınır. Bu modelde yıldızların, güneşin, ayın ve gezegenlerin hareketlerine ilişkin teoriler, çok sayıda dönen küreler üzerinde açıklanmıştır. 

Eudoksos’un astronomik çalışmaları arasında Güneşin kaybolması (tutulmalar), Oktaeteris (8 yıllık ay-güneş-venüs döngüsü) ve küresel astronomi üzerine yazdığı Phaenomena adlı eser bulunmaktadır. Bu çalışmaların muhtemelen Mısır ve Knidos’ta yapılan gözlemlere dayandığı düşünülmektedir. 

 

Güneş saatini konumu ve genel özellikleri:

Knidos antik kentinde Korint tapınağı yakınlarındaki bu güneş saati konik kadranlıdır. Helenistik döneme ait olan saatin yan taraflarında aslan ayakları görülür. Zamanı belirlemek için gölgelerin hareketlerinin izlenmesi mantığına dayanarak yapılan Knidos güneş saati, her iki tarafında yer alan aslan ayağı kabartmaları ile de Knidos’un sembolik eserleri arasında yer almaktadır. Eudoksus’un geliştirdiği ve dönemin büyük buluşu olan güneş saati, antik kentin en önemli buluntularından biri olup bugün de antik kentteki yerinde durmaktadır. 

 

Nasıl çalışır-Teknik açıklama:

Antik çağda zaman kavramı, gök cisimlerinin hareketlerine ve özellikle mevsimlerin oluşmasındaki düzene bağlı olarak güneşin doğuşu ile batışı arasındaki süreci belirlemekten oluşur. Zamanı belirlemek için gölgelerin hareketleri gözlenmiş, dikilen bir çubuğun gölgesinin uzaması sabah ve akşamı, kısalması öğle vaktini ifade etmiştir. Bu güneş saatleri, özel olarak hazırlanmış bir milin gölgesinin, güneşin hareketine uygun olarak özel hazırlanmış mermer kadran üzerinde hareket etmesiyle işlevini yerine getiriyordu. Konik kadranlı güneş saatleri, Batı Anadolu’da sık görülen tiptir. Saat yüzünün şekline bağlı olarak saatler konik, küresel, silindir ve düz olmak üzere dört ayrı tipte yapılmıştır. Knidos ve Klaros’daki saatler konik tip grubuna girerler. 

 

Tarihi bağlamı ve önemi:

İlk grononlar Anaksimandros tarafından yapılmıştır. MÖ 6 yüzyılda Sparta’da kullanılmaya başlanmıştır. Knidos güneş saatinin önemi sadece teknik bir buluş olmasından kaynaklanmıyor, aynı zamanda Eudoksos’un Knidos’u bir bilim merkezi olarak konumlandırılmasının en somut simgesi olma özelliği taşıyor. 

 

Eudoksos’un Mısır yolculuğu ve güneş saatiyle bağlantısı:

Eudoksos, güneş saatini geliştirmeden önce Mısır’a gitmiş ve orada rahip astronomlardan gözcülük eğitimi almıştır. Mısır’da  edindiği bilgileri Knidos’a taşıyarak hem rasathanesini kurmuş hem de bu konik güneş saatini tasarlamıştır. Böylece, Knidos doğunun kadim bilgeliğini batının geometrik düşüncesiyle buluşturan nadir merkezlerden biri olmuştur. 

 

 

BOULEUTERİON-MECLİS BİNASI

Antik kentin siyasi ve yönetimsel yaşamının merkezini oluşturan önemli bir kamu yapısıdır. Şehirde, Roma dönemine ait bir Bouleterion mevcuttur ve kent içinde yer alan önemli kamu yapıları arasında sayılmaktadır. Kaynaklarda yapı özellikle Roma dönemi Bouleterionu olarak anılmaktadır. 

Knidos’un ilk kurulduğu yıllarda oligarşik bir yönetim olduğu, daha sonra bir kral tarafından yönetildiği yazılıdır. MÖ 300’lü yıllarda ise demokrasiye geçildiği belirtilmektedir. Matematikçi ve Felsefeci Eudoksos’a kent için bir yasa hazırlatıldığı bilinmektedir ve bu yasanın demokrasiyle yakın ilgisi olabileceği  düşünülür. 

 

Mimari özellikleri:

 Antik dönem meclis binaları genellikle büyükçe bir salon ve çevresindeki yan mekanlardan oluşur. İçi bir tiyatronun gibi basamaklıdır ve sahne yerine başkan kürsüsü ya da sunak bulunur. Helenistik dönemde Bouleterion, bir propylondan (bir çeşit kapı) geçilerek girilen bir avlu ve bunun gerisinde yarım daire veya U planlı amfi biçimindeki oturma sıralarından oluşur. Knidos Bouleterionun oturma basamaklarının altında harçla yapılmış, bir uçtan diğer uca çıkan bir tünel yer almaktadır. Bu tünel, antik dünyada bu türde yapılar için oldukça özgün bir ayrıntıdır. Knidos Bouleterion’da giriş merdiveni ve yan taraflardaki oturma basamakları bugün zor seçilebilmektedir. 

 

Güncel kazı ve Restorasyon çalışmaları:

Kazı ekibinin planları arasında kent için önemli yapılardan biri olan Bouleterion’da çalışmaların ilerletilmesi ve planlanan zamanda restorasyon projesine başlanması vardır. Knidos Meclis Binasında, bir meclis oturumu yapılması hayalinin gerçekleşmesi ve yapının antik dönemde üstlendiği bu değerli görevi bir kez daha yerine getirebilmesi için bu projeyi oldukça özel kılmaktadır.

 

 

 

Datça Knidos Küçük Tiyatro
 

TİYATRO

Knidos, antik dünyanın kültürel açıdan en zengin kentlerinden biriydi ve bu zenginliğinin en somut göstergesi, iki ayrı  tiyatrosunun bulunmasıydı. Knidos, iki tiyatrosu ve bir Odeon binası ile antik dönemde kültür ve sanata hak ettiği değeri veren kentlerden biriydi.

 

KÜÇÜK TİYATRO:

Kentin güneyinde, büyük liman olarak da adlandırılan ticaret limanının kuzey kıyısında yer alan küçük tiyatro, Knidos’daki en görkemli anıtlardan biridir. Küçük tiyatro; hemen batısında, burada bulunan Dionysos tapınağından dolayı, “Dionysos Terası” olarak adlandırılan alanda bulunmaktadır. 

Ana kara bölümüne, yamacın güneyinde ve ticaret limanına hakim konumda inşa edilen küçük tiyatro, Greko-Romen tarzında olup yaklaşık 5000 seyirci kapasitelidir. Orkestra at nalı formundadır. Seyirci sıralarının uç noktalarında, doğu ve batıya yerleştirilmiş tonozlu iki giriş bulunmaktadır. 

Analemma duvarları yani cavea basamakları, iki yandan sınırlayan büyük ve düzgün taşlarla yapılmış duvarlar vardır. Küçük tiyatro, 35 oturma sıralı ve iki diazomalıdır. Oditoryum bir yamaca yaslanmıştır, orkestra alanı daire planlı, tonozlu girişlere sahip antik dünyanın en erken tiyatrolarından biri olma özelliği taşımaktadır. 

Tarihi ve İşlevi:

Küçük tiyatro, MÖ 4 yüzyıla tarihlenmektedir. Son buluntular ışığında antik dünyanın en eski tiyatrosu olma özelliğine sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Roma döneminde ise su oyunları, deniz savaşları ve gladyatör gösterileri yapılabilecek şekilde büyük bir tadilat geçirmiştir.

Apollon Karneios şenlikleri bu alanda yapılıyordu. Her yıl 6 Dor kenti (Dor Heksapolisi) burada toplanır, basamaklara oturur, Tanrı Apollon adına düzenlenen şenlikleri izlerlerdi. 

Tiyatrolar hem eğlence amaçlı hem de buluşma yeri olarak kullanılmıştır. Kentin demokratik yönetim konseyinin toplandığı yer olarak da işlev görmüştür. 

 

Günümüzdeki durumu:

Küçük tiyatro, Knidos’un en iyi korunmuş yapısıdır. Halen tiyatronun kültürel ve sanatsal etkinliklere ev sahipliği yapabilecek hale getirilmesine çalışılıyor.

 

BÜYÜK TİYATRO:

Akropol Tepesine giden yol üzerinde yer alan Knidos Büyük Tiyatrosu, 20.000 kişi kapasiteyle şehrin en büyük tiyatrosudur. Akustiği ve mimari detayları son derece etkileyici olan büyük tiyatro, antik dönemde önemli tiyatro gösterilerine ve etkinliklere ev sahipliği yapmıştır. 

Günümüzde formu anlaşılamayacak derecede tahrip olmuş olup sadece bir  duvarı görünür vaziyettedir. Tiyatronun mimari parçalarının: Afrodit Tapınağının sütunlarıyla birlikte Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Kahire’deki Sarayında ve İstanbul Dolmabahçe Sarayının iç merdivenlerinin yapımında kullanıldığı söylenmektedir. Mermerlerin gemilerle Mısır’a götürüldüğü bilinmektedir. 

Büyük tiyatrodan geriye analemna duvarından çok az bir kısım kalmıştır. 

 

ODEON-KÜÇÜK KAPALI TİYATRO:

Müzik performansları ve toplantılar için kullanılan bu kapalı yapı, kentin kültür yaşamının bir parçasıdır. Odeon, akustik açıdan mükemmel bir yapıya sahiptir. 

 

 

Datça Knidos Küçük Tiyatro
 

 

Datça Knidos Agora
 

AGORA-KENT MEYDANI

Knidos agorasını ve kent meydanını doğru anlayabilmek için önce kentin nasıl kurulduğunu bilmek gerekir. Knidos antik kenti, Miletli şehir planlamacısı Hippodamos’un  dikdörtgen planlı sokak sistemine (ızgara plan sistemi) göre kurulmuştur. Bu yüzden birbirine paralel olarak uzanan doğu-batı ekseninde 4 geniş cadde, kuzey-güney yönünde ise dik bir cadde ile kesişmektedir. Arazinin durumuna uygun biçimde cadde ve sokaklar bazen merdiven şeklinde, bazen de  dik olacak şekilde birbirini kesmişlerdir. 

Knidos, coğrafi konumu ve yerleşim planından dolayı anakara ve Kap Krio (deve boynu burnu) adını taşıyan ada bölümünden meydana gelen çift kent görünümündedir. 

Topoğrafyasının engebeli ve dik oluşundan dolayı, basamaklı şekilde yükselen teraslama sistemi uygulanmıştır. Bu ızgara sistemi, agoranın konumunu belirleyen temel unsurdur. Antik dünyada agora, her zaman caddelerin kesiştiği merkezi noktaya yerleştirilirdi.

Knidos Agorası:

Knidos’un merkezi pazar yeri olan Agora, antik dönemde ticaretin ve sosyal hayatın kalbi olarak hizmet vermiştir. Agorada çeşitli dükkanlar, tapınaklar ve resmi binalar yer almaktadır. Burada yapılan kazılarda, ticaretin ve günlük yaşamın izlerini taşıyan birçok eser ortaya çıkarılmıştır. Agora kalıntıları, antik dönemin ekonomik yaşamına dair önemli ipuçları sunmaktadır. 

Knidos Agora

AGORA ÇEVRESİNDEKİ YAPILAR:

Stoa-Sütunlu Galeri:

Stoa, kentin güneyinde, Dionysos Tapınağı ve Küçük Tiyatronun da yer aldığı en alt terasta inşa edilmiş olup 1996-2006 yılları arasındaki kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Knidos’ta 2 ayrı stoa yapısından söz edilmektedir. 

 

Helenistik (Dorik) Stoa:

Dorik Stoanın mimari elemanlarından Dor başlıkları, blokların düzenlenişi ve kulakların biçimi ilgi çeker. Yazıtlardan elde edilen veriler ve mimari blokların stil özellikleri, yapının MÖ 290-270 yılları arasında inşa edilmiş olabileceğini gösterir. Dorik Stoanın, Knidos’lu ünlü mimar Sosratos ile bağlantılı olabileceği düşünülmektedir. Sostratos, MÖ 323-270 yılları arasında kariyerinde aktif rol oynamıştır. Ünlü İskenderiye Fenerinin mimari olarak tarihe geçmiştir. 

 

Liman Caddesi Stoası:

İlk kez Helenistik dönemde inşa edilen yapıya, MS 2 yüzyılda sütunla galeri eklenmiştir. 

Yapının yüksekliği 7.5 metredir. Alt kısmı dikdörtgen gri-mavi sert kireç taşından oluşmuş olup bunun üzerine hafif kumtaşı bloklar konulmuştur. İonik yivli sütun tamburları, arşitrav bloklarındaki işlemeler, MÖ 3 yüzyıl yapılarıyla bağdaştırılır. 

Stoanın kuzey sınırını; doğu-batı yönünde devam eden teras duvarı oluşturmaktadır. Stoa duvarlarını birbirinden ayıran duvarlar kısmen korunmuş olarak günümüze ulaşmıştır. 

Evet, Knido agorasında ticari merkez olarak kullanılan alanlarda dükkanlar, hamamlar ve stoalar yer almaktaydı. Stoanın bazı mekanlarının dinsel ayinler için kilise olarak değerlendirildiği düşünülmektedir. 

Stoa, günümüzde önemli bir yere sahip olmakla birlikte restore edilmeyi bekleyen bir anıt olarak ayakta durmaktadır. Knidos Stoası, hem mimari üslubu hem de olası mimarı Sostratos ile olan bağlantısı nedeniyle oldukça değerli bir yapıdır. 1996 yılından ber ikazısı yapılan Stoa’da bulunan Helenistik ve Roma dönemine ait bronz ve seramik kandiller, sikkeler, çok sayıda seramik mutfak eşyaları ile bronz ve mermer heykellere ait parçalar Stoanın önemli buluntuları arasındadır. Buluntular ışığında, MÖ 3 yüzyılda yapıldığı, özellikle batı uç kısmının ise MS 6 yüzyılda dahi kullanıldığı anlaşılmıştır. 

 

KAP KRİO’DAKİ TİCARET ALANI:

Kentin Kap Krio (Deve boynu burnu) adı verilen ada kısmında ka kazı ve araştırmalar sürdürülmektedir. Bunların sonucunda, bu kısımda da teraslama yöntemiyle konumlandırılmış dükkan sıraları, işlikler ve yerleşimler olduğu anlaşılmıştır. Buluntuların tarihlendirilmesi sonucu bu kısmın en son MÖ 4 yüzyıl ile MS 5 yüzyıl arasında iskan gördüğü saptanmıştır. 

 

 

MUSALAR KUTSAL ALANI

Datça Knidos şehrinde tiyatronun doğusunda, konut alanının kuzeyindedir.

Burası, Charles Newton tarafından kısmen kazılmıştır. Bu kazılarda bulunan bir yazıtta “Musalara Adak” yazılı olduğu için buraya “Musalar Kutsal Alanı” ismi verilmiştir. Newton burada, çok sayıda yarı çıplak (Hymphe) heykeli bulmuştur.

 

KANALİZASYON VE ALT YAPI

Liman caddesinin altında, ana kanalizasyon hatları kollektörleri bulunmuştur. Daha dar olan ara sokaklardan gelen atık su ve yağmur suları, bu ana hatlara bağlanarak limanlara veya denize tahliye edilirdi. Şehrin teraslar üzerine kurulu yapısı, şiddetli yağmurlarda; erozyon ve su baskını riskini arttırıyordu. Mühendisler bunu engellemek için şu çözümleri geliştirdiler.

Her terasın arkasında ve istinat duvarlarının dibinde suyun birikmesini önleyen tahliye delikleri ve kanalları bulunur. Kutsal alanların zeminleri, altlarındaki drenaj kanalları sayesinde kuru tutulurdu. Ana kanallar genellikle büyük taş blokların oyulması veya örülmesiyle oluşturulmuştur. Bu kanalların üstü, caddenin zemini oluşturan düzgün mermer veya kireçtaşı plakalarla kaplanmıştır. Evlerden ve küçük işletmelerden gelen atık sular, künk adı verilen pişmiş toprak borularla sokaktaki ana kanallara iletilirdi. 

Knidos’un doğal eğimi, suyu kendiliğinden akmasını sağlayacak şekilde ustaca kullanılmıştır. 

Bugün Knidos’u ziyaret ettiğinizde, özellikle Liman Caddesi ve Stoa çevresinde açıkta kalan kanal kesitlerini görebilirsiniz. Bazı noktalarda kanalizasyon kapakları olarak işlev gören delikli taş plakalar hala yerindedir.

 

 

KONUTLAR BÖLGESİ-HELENİSTİK EV

Datça Knidos şehrinin konut bölgesinde, Amerikan kazıları sırasında 1970-1972 yıllarında bir villa kalıntısı ortaya çıkarılmıştır. Helenistik döneme ait olduğu düşünülen villa, muhtemelen MÖ 3 veya 2’nci yüzyılda yapılmıştır. Villa, oldukça güzel fresklerle bezenmiştir. Bu durum, Knidos şehrinin zenginliğini ifade eder.

Anakara ve Kap Krio adasında bulunan, Helenistik dönem konut alanı, Roma döneminde de kullanılmayı sürdürdü.

Ancak Hıristiyanlığın kabulünün ardından, konut alanları, fonksiyonlarını kaybeden kutsal alanlara doğru yapılmaya başladı.

Burada bulunan konutlar: mozaik ve zengin fresklerle bezeliydi. Bu konutlar, şehrin ileri gelenleri ve varlıklı kişilerin konut alanlarıydı.

 

 

ÖREN YERİNDEKİ DİĞER KALINTILAR

DEMETER KUTSAL ALANI VE TAPINAĞI

Demeter: Tarım ve Bereket Tanrıçasıdır. Demeter kült alanları genellikle şehir merkezlerinin dışındadır.

Demeter kutsal alanı: Akropol altında, insan eliyle düzeltilmiş gibi görünen kayadan yapılmış bir teras üstündedir.

Üç tarafı polygonal teknikle örülmüş Temenos duvarıyla çevrilidir. Alanın ortasında bulunan tapınaktan günümüze herhangi bir iz kalmamıştır.

Bu ana kayanın, düz bir hat şeklinde yükseldiği bazı kısımlarında nişler bulunmaktadır. Newton, bu nişlerin içinde heykeller bulunduğunu tahmin ederek bunların çevresinde araştırmalar yapar. Bu araştırmaları sonucunda ise, niş oyuklarının altında, en büyük oyukta, oturur durumdaki “Tanrıça Demeter” heykelini bulur.

 

Demeter Heykeli:

Bu heykel, antik dünyadaki en etkileyici Demeter tasvirlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Knidos’taki Demeter Kutsal Alanından çıkarılmış olup Helenistik dönemin mermer işçiliğini yansıtmaktadır.

Heykel, mermerden yapılmış olup 150 cm yüksekliğindedir. Gerçek bir insan ölçüsünden tasarlanmıştır. MÖ 350 yılından kalmadır. 

Tanrıça Demeteri oturmuş bir halde tasvir eden bu eser, Helenistik dönem heykellerinin etkileyici bir örneği olarak kabul edilmektedir. Heykelin tahtın üzerinde oturtulmuş Tanrıça kısmı ve diğer kısımları mükemmel durumdayken, tahtın sırt kısmının yanı sıra tanrıçanın ayrı olarak oyulmuş alt kolları, elleri ve diz kısımları eksiktir. Baş, ayrıca vücuttan bağımsız olarak oyulmuş ve boyuna sabitlenmiştir. 

Oldukça güzel olan bu heykelde: yüz hatları mağrur, koruyucu ve takip eden dönemlerde yapılacak olan azize heykellerine örnek olacak şekilde “masumdur”.  Heykelde, Tanrıçanın giysisinin işlenişindeki incelik te olağanüstü güzelliktedir.

Demeter sakin ve huzurlu bir yüz şekliyle, 12 Olimposludan biri olarak görevine uygun vaziyette bekler biçimde tasvir edilmiştir. 

Yine kaya üzerindeki küçük bir oyukta ise, Demeter’in kızı Persephone’ye ait bir heykel bulunur. Demeter kutsal alanında ayrıca Bryaksis’in yaptığı Dionysos heykeli ve rahibe Nikokleia heykeli de bulunuyordu. (Bunlar da günümüzde British Museum’da sergileniyor.)

Evet, olağanüstü güzellikteki Demeter Heykeli, günümüzde Londra Brisith Museum’da sergileniyor.

Heykelin bir kopyası ise, yine günümüzde Datça İskelesinde görülebilir.

Evet, buradaki asıl kutsal alan: altta bulunan, 75 x 40 metre boyutlarındaki büyük terastadır.

 

Sanatsal Değeri:

Ünlü heykeltıraşlardan Skopas ve Bryaxis, Knidos için görkemli eserler yapmışlardır. Brıtish Museum’da sergilenen oturan Demeter yontusu da bu dönemin önemli sanat eserlerinden biridir. Heykel, Geç klasik dönemin en başarılı kadın portrelerinden biri olarak değerlendirilmektedir. 

Yüzünde; derin hüzün ve sütüneti bir arada taşıması, heykeltıraşın ustalığının en açık göstergesidir. Birçok sanat tarihçisi bu yüz ifadesini kızı Persephone’yi kaybeden Demeterin acısının yansıması olarak yorumlamaktadır. 

 

Demeter Heykelinin bulunuşu hikayesi:

Charles Newton, bu nişlerin içinde heykeller bulunduğunu tahmin ederek kısa bir araştırma sonucunda oyuklar altında bugün Brıtish Museum’da sergilenen ünlü Demeter Heykelini buldu. 

Heykel, 1857-58’de bulundu ve vakit kaybetmeden British Museum’a Eski Yunan ve Roma koleksiyonunun bir parçası olması için götürüldü. 

Newton’un kazıları, eserlerin çıkarılması ve çalınanların 212 sandıkla gemiye yüklenmesi toplam 384 gün sürmüştür. 

 

 

 

 

Demeter Heykeli, bulundu ve kaçırıldı, bu yüzden biraz Newton’dan söz etmek gerekir.

İngiliz Arkeolog Charles Newton: 1857-1858 yılları arasında burada kazılar yapmıştır.

Bu kazılarda bulduğu “Knidoslu Demeter” heykelini, bulduğu diğer muhteşem eserlerle birlikte savaş gemilerine yükletip ülkemizden kaçırmıştır. Halen bu heykel, Londra Brisith Museum’da sergilenmektedir.

Sırf Demeter heykeli mi, elbette değil. Newton Demeter heykeliyle birlikte, Dionysos heykeli (Bryaksis tarafından yapılmıştır) ve Rahibe Nikokleia Heykeli’ni de yine savaş gemileriyle Londra’ya gönderir.

Tüm bu başarıları nedeniyle, İngilizler tarafından kendisine “Sir” ünvanı verilir. Ancak, her ne kadar bu kişinin yaptığı bir hırsızlık gibi düşünülse de, o dönemde, Padişahın izni ile bu araştırmaları yaptığını unutmamak gerekiyor.

Bugün, hala bu bölgede, Newton tarafından kazdırılmış çukurlar görülebilmektedir.

Tehesmophoria Şenlikleri

Demeter, bereket tanrıçasıydı. Burada her yıl Ekim ayında 3 gün, o yılın bereketli geçmesi için Thesmophoria Şenlikleri yapılırdı. Bu şenliklere sadece evli kadınlar katılabiliyordu. İlk gün, tanrıçaya adaklar kurban edilir, külleri gübre niyetine toprağa karıştırılırdı. 2 ve 3’ncü günlerde, kadınlar çayırlarda sere serpe otururlar, eğlenirler, birbirlerine yaptıkları kaba saba şakalarla deşarj olurlardı.

 

 

 

LİDYA VE PERS SALDIRILARI

MÖ 550’li yıllarda, Persler, Karya satrabı Harpagos komutasındaki ordu ile Datça Yarımadası yakınlarına gelirler. Bunu haber alan Knidoslular, bir savunma hattı olarak yarımadanın en dar yerini kazarak açmak ve Gökova Körfeziyle Hisarönü körfezini birleştirmek isterler.

Böylece iki deniz birleşecek ve yarımada ada olacak, karadan yapılacak saldırılara karşı korunma sağlanacaktır.

Ancak: bu zorlu çalışma sırasında, kazılmaya çalışılan yerlerin sert kayalık olması, ölümcül kazalar, salgın hastalıklar ve özellikle çalışanların gözlerindeki yaralar nedeniyle bu düşüncelerini gerçekleştiremezler.

Bunun üzerine, Knidoslular, Delphoi Tapınağındaki bir kahin rahibeye başvururlar.

Kahin Pitya şöyle cevap verir “Kıstak ne kale ister ne de kazılmak, Zeus isteseydi kayayı da yapmaz mıydı sanki, Eğer Zeus gerek görseydi, burayı ada yapardı”. Bu cevap üzerine, çalışmadan vazgeçilir.

MÖ 545 yılında ise, Knidos, Persler tarafından ele geçirilir. Ancak Knidoslular yapılan anlaşma gereği savaşmadan şehri Perslere verirler ve bunun üzerine Persler şehri yakıp yıkmazlar. Ardından Knidos şehri giderek gelişir ve zenginleşir.

MÖ 333 yılında ise, şehir Büyük İskender tarafından ele geçirilir.

ROMA DÖNEMİ

MS 167 yılında, şehir Roma imparatorluğu egemenliğine girer. Roma imparatorluğunun ikiye ayrılmasının ardından ise, Bizans hakimiyetine girer.

Bizans döneminde, eski önemini yitirmiş, bir süre Piskoposluk merkezi olarak gündeme gelmiştir. Çünkü MS 4’ncü yüzyılda ve erken Bizans döneminde, şehrin merkezi alanlarına ve bazı eski kutsal alanların üzerine, bazilikal tipte 5 farklı kilise inşa edilmiştir.

Daha sonra ise, şiddetli depremler ve korsan saldırılarından olumsuz etkilenen şehir, MS 7’nci yüzyılda terk edilmiştir.

Çünkü MS 7’nci yüzyılda, Anadolu’nun Akdeniz kıyılarındaki önemli liman kentlerine Arapların deniz yolu ile akınlar yaptıklarını ve böylece bu kentlerin büyük ölçüde tahrip edildiği bilinmektedir ki, Knidos’da bu saldırılardan etkilenmiştir.

Önce Kap Krio bölümü terk edilmiştir. Çünkü Kap Krio bölümünde, MS 6’ncı yüzyıl ortalarından sonra herhangi bir buluntu yoktur.

Daha sonra 1261 yılında, bir dönem Menteşeoğulları hakimiyeti görülür.

1424 yılında ise Osmanlı topraklarına katılan şehir “Datça” ismini almıştır.

KAZILAR VE YAĞMALAR

Datça Knidos bölgesindeki ilk arkeolojik araştırmalar bir İngiliz tarafından yapılır.

1812 yılında bir gurup İngiliz tarafından, Knidos’ta ilk büyük ve kapsamlı araştırma yapılır.

İngiliz Charles Newton, 1857 yılında, kraliyet tarafından kendisine tahsis edilen bir savaş gemisi, 250 tayfa ve bir miktar para ile Knidos’a gelir ve kazılara başlar.

Bu sırada bulunan birçok tarihi kalıntı (heykel, sikkeler ve kandiller gibi) 212 sandıkla 384 günde savaş gemisine yüklenir ve kaçırılmış ve İngiltere Britihs Museum’a götürülmüştür.

Bir söylentiye göre, Newton “Bu taşlar size lazım değilse alıyoruz” demiş ve bunun karşılığında ise o dönemin mantığı ile “onlardan bizde çok var” denmiş ve bunun üzerine gemiye yükselip götürülmüştür.

Kaçırılanlar arasında: meşhur “Aslanlı Mezar”ın aslanı ve Demeter Heykeli de bulunmaktadır.

Ancak bu kaçırma işlemlerini, sadece bir yıl içinde yapmak için oldukça hızlı hareket etmiş ve bu sırada kalıntılara büyük zarar vermiştir.

Bir söylentiye göre, yörenin köylüleri ona “Toprakta delikler açan deli İngiliz” diyorlarmış. Ancak Newton, bu çalışmaları veya bu kaçırdıkları nedeniyle, Londra Üniversitesi tarafından “Arkeoloji Doktoru” ünvanına layık görülmüştür. İngiltere Kraliyeti ise, kendisine “Sir” ünvanı vermiştir.

Büyük tiyatronun mermer taşları ise, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından, Kahire şehrindeki sarayında kullanılmak üzere yağmalanmıştır.

Datça Knidos Irıs Cornelia Love Knidos katili bir kadın
 

IRIS CORNELİA LOVE

Daha sonra, 1967-1977 yılları arasında Amerikan Long Island Üniversitesinden Profesör Irıs Cornelia Love bölgeye gelir. Kazı iznini “Ankara” dan alır. Arkeolog olduğunu söyler.

Her yıl, 200 işçi çalıştırarak bölgeyi bir köstebek gibi kazar.

Ama özellikle çok ünlü Afrodit Heykelini bulmak istemiş ve hatta heykeli bulmak için dinamit patlatmış, taş taş üstünde kalmadığı görülmüştür. Ayrıca kazılardan çıkan tarihi eserleri de yurt dışına kaçırmıştır.

Yapılan kazılarda, ortaya çıkan harfiyat, küçük limana dökülerek adeta bataklığa dönüştürülmüştür. Bu yüzden ne yazık ki küçük liman kullanılamayacak hale gelmiştir. Deniz seviyesi düşmüş ve içeriye teknelerin bile girmesi imkansız hale gelmiştir.

Tarihi limanın bir arkeolog tarafından bu hale getirilmesi rezalettir. Hatta yuvarlak yani Afrodit tapınağı kazılarında ortaya çıkan harfiyat ta, aynı şekilde para ve zaman tasarrufu sağlamak için metrelerce yükseklikten denize dökülmüştür. Bir de Iris Lowe’un arkeolog değil sanat tarihçisi olduğu ortaya çıkar.

Bunun üzerine, 1977 yılında kazı iptal edilir ve ülkesine geri döner.

Ancak kendisinden geriye, Knidos antik kentinde, mezar gibi çukurlar kalmıştır. Bir bilim insanı olmasına rağmen, hırs ve şöhret uğruna, bugünkü rezalet görüntüyü arkasında bırakmıştır. Heykeli değil ama kaidesini bulur.

Kendisi 17 Nisan 2020 tarihinde 86 yaşında Amerika’da Covid-19 nedeniyle ölmüştür.

Datça Knidos şehrinde 1987-2006 yılları arasında ise, Prof. Dr. R. Özgan başkanlığında kazılar sürdürülmüştür.

Sonuç: Knidos antik kenti, ülkemiz için, ülkemiz arkeolojik değerleri için çok önemli bir kalıntıdır. Bu yüzden, buraya mutlaka gidip görmenizi öneririm.

Datça gezilecek yerler.

Datça genel bilgiler, tarihi.