Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi

 

Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Öncelikle: müzeye ulaşım önemli. Ziyaretçiler, birçok yoldan müzeye ulaşmayı deniyorlar. Araç ile giderseniz, Ulus semtindeki Atatürk Zafer Anıtının hemen solundaki yolu, doğruca takip edin, “tabelalar” sizi, Müzeye kadar götürecektir.

Ancak: müzeye varmadan hemen 100-150 metre kadar önce, sağınızda otopark bölümü var. Burayı geçmemeli ve aracınızı buraya park etmelisiniz, çünkü yukarı da, yani müze yakınlarında park yeri bulmak sorun. Son gittiğimde, Mayıs 2026 tarihinde bu otoparkta yaşadığım bir durumdan söz etmek istiyorum. Burası, Altındağ Belediyesi tarafından işletilen bir otopark, buranın görevlileri otopark ta yer yok diye, sizi diğer özel otoparklara yönlendiriyorlar, buna dikkat etmenizi öneririm. 

Otoparktan sonra: yaklaşık 50 basamak civarında bir merdiven çıkarak, müzenin kapısına ulaşıyorsunuz. Yani, en mantıklısı, aracınızı otoparka bırakmak.

Yürüyerek çıkmayı düşünenler için, müze yolu biraz zahmetli.

Bence: Ulus halinin hemen arkasından, sağa rampa yukarı ilerleyen “Samanpazarı” yokuşunu  takip eden ve tepeye vardığınızda, sola dönerek, müzenin kapısına ulaşın. Ama dediğim gibi yol bayağı zahmetli ve özellikle: mutlaka lastik  tabanlı bir ayakkabı giymeniz şart.

Evet, bir şekilde, müze kapısına geldiğinizde: müze kartınızı gösterip ücretsiz girebiliyorsunuz. Müze kartınız yoksa: ücretli girebilirsiniz, giriş ücretleri sürekli değiştiği için rakam yazmıyorum, en iyisi müze kart sahibi olmanız. 

Müzenin bahçe bölümü: elbette yeşillendirilmiş ve çiçeklerle süslenmiş ve birkaç taş eser konulmuş. Burada, banklara oturarak, dinlenmek mümkün. Bu bankların buraya konulması, yorulan ziyaretçilerin dinlenmesi için olumlu bir girişim olmuş. Güzel bir havada, bahçede mutlaka oturarak dinlenmenizi ve sonra gezinize başlamanızı öneririm. Müzenin bahçesin de bir de kafeterya var, ama elbette fiyatlar biraz yüksek, tercih sizin.

 

MÜZE BİNASI

Burası: Ankara kalesi bölgesi. Bir anlamda ise: “At Pazarı” olarak biliniyor ve isimlendiriliyor. Burada: genellikle Osmanlı döneminden kalma yapılar var. Bu yapılardan: iki tanesi: Mahmut Paşa Bedesteni yani Kapalı çarşı ve Kurşunlu Han yani Kervansaray. Bunlar 15 nci yüzyıldan kalma yapılar. 

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk: 1921 yılında, Ankara’da bir Hitit Müzesi kurulması emrini verir. Zamanın Kültür Müdürü Hamit Zübeyr Koşay tarafından, bu emir, zamanın Milli Eğitim Bakanına iletildiğinde: bu yukarıda sözünü ettiğim iki tarihi bina satın alınır ve kamulaştırılır. 1938-1968 yılları arasında, restorasyon çalışmaları sürdürülür. 1972 yılına gelindiğinde ise, müze, ziyarete açılır.

 

ÖDÜLLÜ MÜZE

1997 yılında: burası: Avrupa’da “Yılın Müzesi” olarak seçilir. Elbette, ödülün başında, Avrupa kelimesi olması anlamlı. Çünkü: Avrupa’da, özellikle: İtalya, Fransa, İspanya gibi ülkelerde, tarihi özellikler taşıyan, çok sayıda müze var. Bunların arasından sıyrılarak, Yılın Müzesi seçilmek elbette güzel bir olgu. Müzenin içine girdiğinizde, hemen karşıda, bu ödülün sergilendiği bir pano var.

Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi

MÜZE GEZİSİ

Müzenin zemin altı Bodrum Salonu

Buraya ana kapıdan değil, sağ yandan ilerleyerek yan kapıdan giriliyor. Ama müzenin içinden de buraya iniş merdivenleri var. 

Kapıdan salona girince, sol ve sağa uzanan iki koridor bulunuyor. Tam ortada;  bir bronz heykel ilgi çekiyor.

Bronz heykeller önemli, çünkü Helen ve Roma-Bizans dönemlerinde heykeller genellikle mermerden yapılmış, bronz heykel yapımı zor olduğundan bronz heykeller az sayıda ve nadir bulunuyor. Bu yüzden bronz heykeller çok değerli.

Evet bu bronz heykel ülkemizin bahtsız heykellerinden birisidir. Bu heykel çalınmış ve uzun uğraşlar sonucunda mahkeme kararı ile Amerika’dan geri alınmış ve burada sergileniyor. 

Sol yandaki koridora girdiğinizde: müzenin en önemli sergilerinden birisi yani “sikke” koleksiyonu bulunuyor. Burada: Anadolu’da kurulmuş birçok medeniyete ait birçok sikke bulunuyor ki, gerçekten muhteşem bir koleksiyon ve gayet güzel bir şekilde sergilenmiştir.

Dönemlerine ve yıllarına göre sergilenen ve dönemleri ile yılları, aşağıda bir listede yazılı sikkeleri zevkle izleyebilirsiniz.

Aynı bölümde: yine Anadolu’da kurulmuş medeniyetlere ait: seramik, metal objeler, cam objeler, süs takıları bulunuyor.

Süs takıları bölümünde: özellikle yüzük/mühürlerin üzerine işlenmiş görüntülerin, büyütülerek ekrana verilmesi iyi bir uygulama, iyi düşünülmüş, bu görüntüleri normalde görme şansı yok, ekrandan harika görünüyorlar.

Diğer  koridorda ise: Ankara ve çevresinde elde edilen buluntular sergileniyor. Bunlar arasında benim en çok ilgimi çeken: Ankara çevresinde bulunan sikkeler arasında: üzerinde “gemi çıpası” bulunan ve tarihte ilk kez “Ankara” isminin kullanıldığı sikkelerdir.

Deniz bulunmayan bir yerde yani Ankara’da, şehrin simgesinin “gemi çıpası” olması ilginç.

Bunun sebebi: Galadlar denilen savaşçı ve denizci bir topluluğun: İstanbul boğazını geçtikten sonra: dönemin Anadolu’daki o bölgedeki en büyük medeniyeti olan Pontuslar: bölgeye ulaşan Mısır donanması ile denizde savaşmaktadırlar.

Pontus İmparatoru, Galadlar la bir anlaşma yapar ve Galatlar bu savaşta Pontusların yanında savaşa girerler, savaş sırasında Mısır amiral gemisini ele geçiren Galadlar gemide ki çıpayı hatıra olarak yanlarına alırlar.

Savaşın ardından: Pontus imparatoru Galadların isteğini sorduğunda, Galadlar kendisinden yerleşmek üzere toprak isterler. Bunun üzerine, Pontus imparatoru, Galadlara: günümüzde Ankara şehrinin de içinde bulunduğu bölgeyi verir ve bunun üzerine, Galadlar, günümüzde Ankara’nın bulunduğu yerde bir yerleşim kurarlar ve hatıra olarak tam merkeze Mısır gemisinden ele geçirdikleri gemi çıpasını yerleştirirler. Evet: Ankara şehrinin simgesinin çıpa olmasının nedeni budur.

Evet, bu koridorda: Ankara şehir merkezinde: Roma hamamı, Roma tiyatrosu, Balgat Roma mezarı ve diğer birkaç yerde yapılan kazılarda bulunan antik objeler sergileniyor. Ayrıca: yine Ankara yakınlarında, halen Sarıyar barajı suları altında kalan ünlü Roma antik kentinin nekropolünde yani mezarlarında bulunan objeler sergileniyor. Son bölümde ise: Ankara ve çevresinde yaşadığı düşünülen hayvan nesillerine ait kalıntılar sergileniyor.

Bu salondaki geziniz için 1 saat ayırmalısınız. 

 

Şimdi, Müzenin ana kapısından girdikten sonraki bölümler; 

Evet: müze binasına girdiğinizde, özellikle tatil günlerinde, mutlaka ziyaretçi kalabalığı ile de karşılaşıyorsunuz. Zamanınız uygunsa: müzeye hafta içi günlerde (pazartesi hariç, çünkü kapalı) gitmelisiniz. Çünkü, ancak o zaman, sakin bir gezi yapabilirsiniz.

Ana kapıdan müzeye girdikten sonra: sağ yönde ilerleyin. Çünkü, müzedeki objelerin sergilenmesi, zamanlara göre yapılmış ve en eski eserler, sağdaki ilk bölümde sergileniyor. Daha sonra, yine dönemlere göre ve uygarlıklara göre düzenleme yapılmış.

Evet, burada: sizi ilk karşılayacak panolarda-vitrinlerde:

Önce bir Türkiye haritası ve bu harita üzerindeki antik yerlerin ışıklı gösterimi, sonraki panolarda: Anadolu’dan toplanmış: paleolitik, neolitik dönemlere yani, günümüzden 2 milyon yıl önce başlayan ve 10 bin yıl önce biten zaman dilimine ait, kalıntıların sergilendiği vitrinler var.

Hemen koridorun köşesinde ise: yine aynı dönemlerde yaşayan insanların, yaşam yerlerinin betimlendiği bir yer, bire-bir maket olarak hazırlanmış.

Burada: dikkatinizi çekecek olan, insanlar ölülerini yaşadıkları yerde gömmeleri ve yaşam alanlarının, yerin altına doğru kazılması ve merdivenle inilmesi. Yani, evler, zemin altında, toprak içinde. Ayrıca, evlerinin dekorasyonunda, boğa başı heykelleri kullanmışlar.

Devam ediyoruz ve hemen karşımıza: yine aynı döneme ait, yani binlerce yıl öncelerine ait: mağara duvar resimleri, kemik kalıntıları, kullanılan aletlerin örneklerinin sergilendiği vitrinler var.

Devam ettiğimizde: karşımıza müze koleksiyonunun en değerli parçalarından biri çıkıyor.

Ana tanrıça Kybele heykeli. Her gittiğimde: bu heykelciğin karşısına geçip, 7-8 dakika izliyorum. Siz de izleyin, çünkü, düşünün ki, Anadolu’da, yaşadığımız bu topraklarda, bizlerden binlerce yıl önce yaşamış insanlar, bu heykele yüzlerce yıl tapınmışlar. Heykel, o kadar özel ki, vücudunun çeşitli bölümlerinin ölçüleri aşırı büyük olarak betimlenmiş.

Elbette bunun nedeni, ana tanrıça yani doğurganlığı ve bereketi simgelemesi. Aynı zamanda, dikkatimi çeken şu oldu: Anadolu’da, tapınılan en büyük tanrının, bir tanrıça olması yani bir kadına ait olması da, kadına verilen önemin ifadesi açısından bence önemli.

Gezimize devam ettiğimizde: bu kez karşımıza, Anadolu’da yine büyük bir uygarlık kuran, Hititler ve onların öncülleri, Hattiler bölümü geliyor.

Burada da, müzenin sembol eserlerinden: güneş kurslarını görebiliyorsunuz. Özellikle: hemen soldaki, kırmızı zemin üzerine yerleştirilen, güneş kursu muhteşem. Hemen solunda: yine içinde, o dönemlerde kutsal olarak kabul edilen, geyik heykelleri bulunan güneş kursları sergileniyor.

Siz bunları görünce elbette hemen Ankara Sıhhiye Meydanındaki Anıtı hatırlayacaksınız. Evet, bunlar bir zamanlar Ankara Belediyesi tarafından “simge” olarak kabul edilmiş ve daha sonra ise vazgeçilmiştir.  

Evet, gezimize devam ediyoruz.

Bu güneş kursları: Hattiler döneminde, dinsel ayinlerde kullanılmıştır. Zaten: Çorum ilimizin Alaca ilçesinde, Alacahöyük yöresinde, Hatti kral mezarlarında, mezar hediyesi olarak bulunmuştur.

Bunlar, cenazenin mezara nakli sırasında, cenaze alayında, ucuna uzun bir sopa  takılarak kullanılmış ve üzerindeki hareketli parçalar, yürüyüş sırasında, çıkardıkları sesler ile, cenaze alayında mistik bir müzik oluşmasını sağlamış ve cenaze gömülürken, bu güneş kursu da cenaze ile birlikte gömülmüş ve yakın zaman önceki arkeolojik kazılarda bulunarak, müzede sergilenmeye başlamıştır.

Bunları izlerken: yapıldıkları ve kullanıldıkları dönemi  düşünün, günümüzden binlerce yıl öncesinde, bu topraklarda yaşayan insanların, bunları yapabilecek düzeyde bir kültüre ve gelişime sahip olduklarını düşünün. O zaman bunlar daha çok anlam ifade ediyor.

Güneş kurslarının bulunduğu yerde, hemen solda aşağıya doğru inen bir merdiven var. Bu merdivenle aşağıya indiğinizde, yukarıda belirttiğim müzenin en alt bodrum katı sergi salonları bulunuyor. 

Evet, aşağıdaki bölümü gezdikten sonra merdivenle yine yukarı bölüme çıkabilirsiniz. 

Yukarıda sonraki bölümde, Hititlerden sonra, yine Anadolu’da büyük bir uygarlık kurmuş olan, Friglerin günümüze ulaşan eserlerinin sergilendiği bölüm geliyor. Burada: özellikle, tam koridorun köşesindeki, sağ bölümde, bir çivi yazısı ile  tablet üzerine yazı yazan kişinin betimlendiği, maket var.

Hemen solunda ise, Asurlular ve Hititlerden günümüze kalan, çivi yazılı tabletler var. Bunlar arasında, özellikle görmenizi istediğim: Anadolu’daki iki kralın birbirlerine yazdıkları tablet, evlilik belgesi yazılı tablet ve özellikle, bir boşanma belgesi mahiyetindeki  tablet.

Boşanma belgesi tabletinde: boşanma halinde, kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduklarının yazılı olması, mutlaka ilginizi çekecektir.

Günümüzden binlerce yıl öncesi, kadının bu topraklardaki önemi, rolü ve eşit haklara sahip olmasını düşünün.

Devam ediyoruz. Hemen ortadaki ilk panolar: ahşap Frig dönemi eserlerine ait. Özellikle: ahşap masaların güzellikleri büyüleyici.

Daha sonra: Urartu uygarlığı, yani Doğu Anadolu medeniyetleri eserleri var. Özellikle, sol yanda: bir at başını süsleyen, o dönemlere ait “at başı kuşamı” ilginç. Ayrıca, bir kalkan var.

Evet: şimdi bu koridorda, biraz geri gelin ve hemen soldaki kapıdan girerek, orta bölüme geçin.

Orta bölümde: taş eserler sergileniyor ve ayrıca: Sinevizyon gösterileri düzenleniyor. Hoş ne zaman düzenlendiği meçhul, ben bu müzeye, 8-9 kere gittim ve hiçbirinde bu gösterilere rastlayamadım.

Neyse, taş eserler ilginç elbette, çünkü, bulundukları yerlerden çıkarılıp buraya getirilmeleri çok mantıklı. Hattuşaş yani Hititlerin başkentindeki, aslanlı kapının her iyi yanındaki aslanlar burada sergileniyor.

Ayrıca: Hitit askerleri, Hitit tanrıları, Hitit prensleri, muhteşem taş eserler var. Bunları: gezin, hatta ve hatta günümüzden binlerce yıl önce yapılmış bu eserlere bu kadar yakın olabilmek muhteşem bir duygu.

Burada, Alacahöyük’ten getirilen özellikle kapı stelleri muhteşem güzel, bunlar bulundukları yerden sökülerek buraya getirilmiş. Sergileme de oldukça güzel, sergilenen objelerin hemen altlarında ayrıntılı açıklamalar yazılı.

Evet, müze gezisi burada bitiyor.

Müzeye girişte kullandığınız ana kapıdan, müze dışına, yani bahçeye çıkılıyor. Bahçedeki banklarda yine kısa bir mola verebilir ve müzenin tuvaletlerini kullanabilirsiniz. Tuvaletler oldukça temiz ve müzeye yakışır şekilde düzenlenmiş.

Son olarak, şunu belirtmekte yarar var.

Müzeyi her ziyaret ettiğimde, farklı objelerin sergilendiğini gördüm, çünkü müzenin depolarında bulunan objelerin hepsinin aynı anda sergilenmesi mümkün olmuyormuş, umarım Ankara’ya, Anadolu’nun muhteşem geçmişine yakışır, büyük ve ayrıntılı bir başka müze binası en kısa zamanda yapılır.

Ayrıca: müzede bazı eserlerin yerinde bir yazı göreceksiniz ki, bu yazı, bazı eserlerin başka yerlerdeki geçici sergilere götürüldüğü yazılı. 

Sonuç olarak, Ankaralı iseniz veya Ankara’yı ziyaret ederseniz, bence mutlaka gidin ve bu müzeyi ziyaret edin.

 

MÜZENİN EN ÜNLÜ ESERLERİ

Son bölümde, müzenin en ünlü eserlerinden söz edeceğim. Müze büyük tamamını gezmek isterseniz en az 3-4 saat gerekli, ama kısa süreli bir müze gezisi için, müzede bulunan en ünlü eserlerden bazıları hakkında bilgi vereceğim.

Alacahöyük Güneş Kursları

ALACAHÖYÜK GÜNEŞ KURSLARI:

MÖ 2500-2000 yılları arasına tarihlenen Erken Tunç çağına ait bronz ve altın alaşımlı törensel objelerdir.

Çorum Alacahöyük kazı alanındaki kraliyet mezarlarında bulunmuştur.

Ağırlıklı olarak bronz dan yapılmıştır. Üzerlerine altın ve gümüş kaplamalar vardır. Bazı örneklerde elektrum yani altın-gümüş doğal alaşımı kullanılmıştır.

Ana gövde: yuvarlık, disk ya da çember şeklindedir. Üzerlerinde geyik, boğa, öküz gibi hayvan figürleri vardır.Alt kısmı, çatal şeklinde sap vardır. Bir yere saplanarak dikildiğine işaret eder.

Çapları genellikle 20-60 cm arasında değişir.

Evet gelelim bunların ne anlamı olduğuna

Astronomik semboldür. Çünkü dairesel form ve simetrik kollar, güneş, ay ve yıldızları temsil ediyordur. Bazı araştırmacılara göre, ilkel bir takvim ya da astronomik gözlem aracıdır.

Diğer bir görüşe göre, sadece kraliyet mezarlarında bulunmaları, bunların hükümdarların otoritesini ve ilahi statüsünü simgeleyen prestij nesneleri olduğuna işaret eder.

At kısmındaki çatal sap sayesinde toprağa ya da sırığa takılarak, savaş ya da tören alaylarında taşınmış olabilir.

 

Sonuç:

Anadolu da metal işçiliğinin ne denli ileri bir düzeye ulaştığını kanıtlar. Türkiye’nin en önemli ulusal simgelerinden biri haline gelmiştir.

Kybele Ana Tanrıça heykeli

KYBELE ANA TANRIÇA HEYKELİ

Çatalhöyük te bulunmuş. Bu eser, Güzel Venüs adıyla da anılmaktadır.

İngiliz arkeolog James Mellaart tarafından 1958 yılında bulunmuştur.

MÖ 6 binli yıllara tarihlenen yapı katmanındaki, kutsal alan içinde bulunan tahıl deposunda toplam 9 tane pişmiş toprak kadın heykelciği bulunmuştur.

Bu heykelcikler arasında hem boyutu hem de bir taht üzerinde betimlenmiş olmasıyla diğerlerinden öne çıkan ve Ana Tanrıça Heykelciği olarak tanımlanan, pişmiş toprak kadın heykelciği, sahip olduğu özellikleriyle son derece önemli bir örnek kabul edilmektedir.

Pişmiş topraktan yapılmış olan ve 2 aslanın koruduğu bir tahtta oturan, çıplak tanrıça heykeli çok ünlüdür.

Göğüsleri, kalçaları ve karnı abartılı şekilde, iri olarak yapılmış tanrıça, anaerkil iktidarın tahtında, doğam ve bereketi yönetmektedir.

Pişmiş topraktan ve taştan yapılan bu heykelcik, bolluk ve bereketi temsil etmektedir.

Kadının kollarını koyduğu yerde, aslan, leopar ya da kaplan kabartması var.

Tanrıça bacaklarının arasında bir çocuk başı vardır.

Bu, aynı zamanda doğurganlığı ve doğa ile özdeştirildiği özelliğini temsil eder.

Figürde bir özellik daha göze çarpar.

Kadının oturduğu tahtta yer alan hayvan figürleri, Anadolu da yaygın olan vahşi hayvanların egemeni motifini uygulaması bakımından önemlidir.

Bu hayvanlar, tanrıçanın doğa üzerindeki egemenliğinin bir göstergesidir.

Kybele Taş Heykeli

FRİG DÖNEMİ TAŞ KYBELE HEYKELİ:

Müzenin en ilgi çeken parçalarındandır.

Frig sanatının anıtsal gücünü yansıtır.

Simetrik yapısı ve sert hatlarıyla sessiz güç fikrini işleyen heykel, bireysel bir karakterden ziyade, zamansız ve kutsal bir varlığı betimlemektedir.

Heykelin formunda görülen sert hatlar, Frig sanatının karakteristik özelliğini taşırken, Geç Hitit ve Asur sanatından da gelen simgesel etkiler dikkat çekmektedir.

Özellikle kabartmalarda görülen simetri ve stilazyon, Kybele nin politik ve kültürel simge olarak kullanıldığını gösterir.

Kültepe çivi yazılı tabletler

KÜLTEPE ÇİVİ YAZILI TABLETLER:

MÖ 1970 ile 1750 yılları arasına tarihlenen bu tabletler, Anadolu nun en eski çivi yazılı belgeleridir.

Kültepe de 70 yıldır yapılan kazılarda, bugüne kadar 23. Bin tablet bulunmuştur.

Boyutları değişen kare veya dikdörtgen bu tabletlerin üzerine yazı, tabletlerin hammaddesi ıslak kilin özelliğinden yararlanılarak, sivri uçlu bir kamış vasıtasıyla yazılıyordu.

Islak kil tablete, önce satırlar çiziliyor, ardından bu satırlara çivi yazısı metinler yazılıyordu.

Tabletlerde ilginç bir detay, özellikle mektup, mahkeme kararı veya kontratlar, genellikle zarfa konulmuştur.

Kağıdın henüz bilinmediği bir dönemde, ikinci bir kil katman şeklinde uygulanarak kurutulan zarfların varlığı oldukça şaşırtıcıdır.

EN ÖNEMLİ TABLET-SARGON TABLETİ:

En önemli tablet Akadlı Sargon a aittir.

MÖ 19-18 nci yüzyıllara tarihlenen bu tablet, Akad devletinin kurucusu Sargon a aittir.

Eski Asurca yazılmış metinler bulunmaktadır.

Kral Sarrukin, Akad Kralı, Dört cihanın kralı, kuvvetli kral sözleriyle başlayan tablet, Akadlı Sargon un seferlerini anlatmaktadır.

Kendi döneminden önceki bir dönemi anlatan bu tablet, adeta bir tarih kitabı niteliğindedir.

Hitit dönemi fildişi aslan heykelciği

HİTİT DÖNEMİ FİLDİŞİ ASLAN HEYKELCİĞİ:

Altıntepe tapınağında ortaya çıkarılan bu aslan heykelciği, kalçaları üzerine oturur biçimde tasvir edilmiş olup, yükseklik 10 cm dir.

Aslan başını sola çevirmiş ve hırlar durumda betimlenmiştir.

Yüzde ürkütücü bir ifade vardır.

Heykelciğin alt kısmında bulunan delik, eserin bir başka nesneyi süslemek amacıyla kullanıldığına işaret etmektedir.

Hitit kral kapısı

HİTİT KRAL KAPISI:

Hattuşa dan bir savaşçının rölfefini taşıyan orijinal kral kapısıdır.

Kral kapısı, Hattuşa şehrinin güneybatısında, Yukarı şehir surları üzerindedir.

Konumu, biçimi ve boyutları açısından Hattuşa nın en iyi korunan yapısı olan Kral kapısı nın bir kapı odası ve yaklaşık 5 m yüksekliğinde olduğu tahmin edilen, sivri kemer biçimli içte ve dışta iki geçidi bulunmaktadır.

Bu kapı geçitleri, ortadaki odaya doğru açılan çift kanatlı ahşap kapılarla kapatılmaktaydı.

Kapının iç yüzünde, silahlı tanrının görkemli biçimde kabartma olarak işlendiği görülür.

Kılıç ve balta taşıyan tanrı kabartması, kapıya adını veren en önemli unsurdur.

Figür: sivri miğfer, uzun elbise ve belinde kılıçla tam teçhizatlı bir savaşçı/tanrı olarak betimlenmiştir.

Başının üzerinde kanatlı güneş kursu vardır. Bu tasvir, Hitit sanatında tanrısal gücü ve kraliyet otoritesini simgeler.

Evet anıtın boyu 2.25 metredir.

Hurri ve Şerri

HURRİ VE ŞERRİ

Hititlerin fırtına tanrısının boğalarıdır.

Boğa biçimli kaplar, Anadolu nun özel törensel kap formlarıdır.

Boğalar bir çift olup, sadece kuyruklarının baktığı yönle birbirinden ayrılır.

Sırtlarındaki doldurma deliği ve akıtacakları ağızları, sunu kabı olduklarını gösterir.

Bu iki kült kabı, muhtemelen Fırtına Tanrısı Teşup un oğulları Hurri ve Şerri dir.

Kutsal sıvı, boğa küplerin içine sırtlarındaki deliklerden aktarılır.

Burunlarındaki çifte deliklerde sıvının akması sağlanırmış.

Bu muhteşem eserler MÖ 16 yüzyıla aittir.

Bu boğaların biri iyiliği, diğeri ise kötülüğü temsil eder.

Hurri ve Şerri kelimeleri, gece ve gündüz anlamına gelir.

Büyük olasılıkla, Fırtına Tanrısı Teşup un boğaları olarak tasvir edilen Hurri ve Şerri nin Hitit toplumsal hayatında önemli bir yeri vardır.

Tarım işlerinde kullanılan bu hayvanlara verilen önem, yaptıkları eserlerde çok sık boğa figürünü işlemelerinden anlaşılmaktadır.

Tanrı Tarhunda nın (Teşup) un arabasını çeken bu boğalar, Hurri (Gündüz) ve Şerri (Gece) olarak bilinirler.

Türkçeye geçen iki deyim var. Hurri “Hayır” Şerri “Şer” demektir. Yani biri hayırlı, diğeri kötü anlamındadır. 

Kral Midas ın ahşap Masası

KRAL MİDAS’IN AHŞAP MASASI

Yaklaşık MÖ 740 yılına tarihlenen bu ahşap Frig masası, Gordion antik kentindeki Büyük Tümülüs te bulundu.

Kazılarda en az 50 parça Frig mobilyası ve 70 den fazla küçük objeden oluşan olağanüstü bir ahşap buluntu gurubu ortaya çıkarıldı.

Masa: ardıç, şimşir ve ceviz ağacından, kakma işiyle üretilmiş, ilginç kıvrımları olan bir sanat eseridir.

Krala ait mezarda bulunan tahta parçaları, 6 yıllık bir çalışma ile birleştirilmiş ve bunun aslında Efsanevi Kral Midas ın çalışma masası olduğu ortaya çıkarılmıştır.

Yaklaşık 2700 yıllıktır.

Kral mezarından çıkarılan mobilyaların masa ve sehpaların tablası cevizden, ayakları şimşirden yapılmıştır.

Şimşir üzerindeki kakmalar ise güzel kokulu ardıç ağacındandır.

Helenistik dönem Medusa kolyesi

HELENİSTİK ALTIN MEDUSA KOLYESİ

Altın örme zincir ucunda, Medusa başı yer alan bu kolye Helenistik döneme aittir.

Tarihi, MÖ 3 ile 1 yüzyıllar arasındadır.

İlk bakışta estetik bir takı gibi görünse de, Medusa figürü antik çağ da koruyucu bir tılsım olarak kabul edilirdi.

Altın örgü zinciri inceliği ve Medusa başının işçiliği, dönemin kuyumculuk sanatındaki ustalığı gözler önüne serer.

 

 

HİTİT ÇİVİ YAZISIYLA YAZILMIŞ TUNÇ TABLET

Anadolu daki tek metal anlaşma belgesidir.

Hitit Kralı 4 Tuthaliya ile Tarhuntaşya ülkesi kralı Kurunta arasındaki MÖ 1235 tarihli anlaşmadır.

1986 yılında Hattuşa kazılarında bulunmuştur. Sfenksli kapının 35 m batısında bulunmuştur.

Bronz tablet, 23.5 cm ile 35 cm ebadındadır.

5 kg ağırlığındadır.

Ön ve arka yüzünde, 4 sütun halinde 350 satırlık Asur çivi yazısı ile yazılmıştır.

Anlaşma metni, bazen gümüşten fakat genellikle bronz ya da demirden olan metal bir t ablet üzerine çivi yazılı ile yazılmıştır.

Eski çağlarda bu tür tabletlerin sık sık çalındığı ve ikinci kez kullanıldığı bilinmektedir. Bu yüzden bu parça nadirdir.

Tunç gibi dayanıklı bir malzeme üzerine yazılması, anlaşmanın kalıcılık ve bağlayıcılık iddiası taşıdığını gösterir.

 

Anlaşmanın içeriği:

Anlaşma: 4 Tuthaliye nın Kurunta ya verdiği yetkileri, toprak sınırlarını ve sadakat şartlarını detaylı şekilde içermektedir.

Anlaşmanın giriş kısım şu şekildedir:

Hatti ülkesi kralı büyük kral kahraman,  tabarna Tathalya şöyle der: “Hattı ülkesi kralı büyük kral Kahraman III Tuthalya nın neslinden, Hatti ülkesi kralı büyük kral kahraman I Şuppiluliuma nın torununun oğlu, Hatti ülkesi kralı büyük kral kahraman III Murşili nin torunu, Hatti ülkesi kralı büyük kral kahraman III Hattuşili nin oğlu, büyük kral kahraman tabarna 4 Tuthalya…..

Frig dönemi minyatür savaş arabası

FRİG DÖNEMİ MİNYATÜR SAVAŞ ARABASI

Gordion çocuk tümülüslerinden çıkmıştır.

Tümülüs, muhtemelen Frig kraliyet ailesinden bir prens veya prensese ait bir çocuk mezarıdır. Mezarda 4/5 yaşlarında bir çocuğu ait iskelet bulunmuştur.

Ahşap mezar odasında ele geçen ve çocuğun ikinci yaşamı için sunulmuş etkileyici lüks eşyalar arasında, geometrik motifli çok ince kakma işçiliği sahip mobilyalar ve belki de oyuncak olarak yapılmış ahşap ve seramik hayvanlar bulunmuştur.

Araba çift tekerlekli olup, 4 at koşulmuştur. Savaş arabalarının minyatür bir modeli olan bu eser, çocuk oyuncağı olarak yapılmış olmalıdır.

Evet, tunçtan yapılmış eser, MÖ 770 yılına aittir.

Hitit dönemi Sistrum

SİSTRUM

Anadolu’da kullanılan ilk metalden yapılmış müzik aletidir.

Tunç, Tokat Horoztepe MÖ 3 binin sonu,

Dinsel törenlerde bir müzik aleti olarak kullanılmış olmalıdır.

Mezarda ölü hediyesi olarak bulunmuştur.

Bir çerçeve, bir tutacak ve sarsıldığında şangırdayan metal çubuklardan oluşur.

Sistemin çevresinde çanlar tutturulmuş iki yada üç paralel çubuk bulunur.

Çerçeve sallandığında çanlar ses çıkarır.

Bu eşsiz Anadolu eseri, geyik ve ceylan tasvirleriyle süslenmiştir.

Törenlerde uzun bir sopanın ucuna takılan bir metal eserdir.

Tunç hançer

HANÇER:

Hitit öncesi dönemin en önemli buluntularından biri, Kaniş-Kültepe kralı Anitta ya ait çivi yazılı tunç hançer.

Asur ticaret kolonileri dönemine tarihlenir. Yani MÖ 1950-1750

Anitta, MÖ 1800 lü yıllarda Kaniş merkezli bir şehir krallığının hükümdarıdır. Birçok Anadolu devletini fethetmiştir. Adı bilinen en eski Anadolu krallarından biri olması nedeniyle büyük tarihsel öneme sahiptir.

Hançe tunçtan yapılmıştır. Üzerinde Akadça çivi yazısı vardır.

Bu yazı, silahın Kral Anitta ya ait olduğunu açıkça belirtmektedir.

Bu özelliği onu Anadolu da bilinen bir hükümdara ait olduğu kanıtlanmış en eski yazılı kişisel eserlerden biri yapar.

İnandık vazosu

İNANDIK VAZOSU

Vazo: Hititlerin Hanhana (bugün Çankırı İnandık köyü)’da bir tapınakta 1966 yılında bulunmuştur.

Üzerindeki resim, kutsal tanrıların evlilik törenini anlatır.

 

Dış yüzü kabartmalı ve renklidir.

Üzerindeki kabartmalı motifler, tek tek incelendiğinde, her bir figürün ve motifin birbirini tamamladığı görülür.

Bütün olarak ise, kutsal bir töreni, muhtemelen dini bir evlilik töreni yansıtır.

Figürlerin hemen hepsi, tören için bir şeyler yaparlar.

 

VAZONUN ÖNEMİ:

Vazo üzerinde evlilikleri resmedilen çift: Hitit mitolojisinin önemli figürlerinden tanrıça İnanma ve tanrı dumuzi.

Vazonun tarihi: MÖ 1650-1450 yılları.

Üzerinde düğün ve yaşam figürleri bulunan dünyanın ilk vazolarından biridir.

Hitit kültürünü çok iyi yansıtır.

Yükseklik 82 cm, çapı ise 43 cm. dir.

Çark tekniğiyle yapılan vazo, çarkta şekillendikten sonra astarlanarak koyu kırmızı bir renk kazanmıştır.

Vazonun üstündeki figürlerin, önce kalıpla yapılıp sonra vazoya tutturulduğu düşünülür.

Balon tipli oval gövdeye sahiptir.

Omuz bölümünde, simetrik olarak yerleştirilmiş, 4 adet tutma yeri yani kulp bulunur.

Bu kulplar, vazonun tutulmasını ve içindekilerle birlikte rahatça taşınmasını sağlar.

Ağız kısmının kenarında, yuvarlak kesimli, dışa doğru şişkin, kalın çizgi biçiminde, kanalımsı bir yapı vardır.

Bu kanalın üstünde: kabın içene doğru dönük duran ve ağızları delik olan 4 adet boğa başı figürü vardır.

Vazonun en üst kısmında bulunan ve üstü açık olan ağız kısmına boşaltılan sıvı: boğaların ağız kısmından vazonun içine doğru akar.

Bu kendine has ve değişik doldurulma tekniği nedeniyle, vazonun o dönemde kutsal içki sunma kabı olduğu düşünülür.

Evet: boğa gökyüzünü temsil eder, boğanın ağzından akan su, göğün bereketi olan yağmurdur.

 

EN ALTTAN ÜSTE DOĞRU:

1.FRİZ:

Törende kullanılacak yemek ve çanak-çömlek hazırlanmaktadır.

Müzisyenler lir ve saplı lut çalarken, tanrıların yemeği betimlenmiştir.

Bu arada iki rahip de dans etmektedir.

Bu frizin bir diğer özelliği de iki kişi tarafından çalınan büyük lir in varlığıdır.

 

 

2.FRİZ:

Daha dardır ve geometrik desenlerle süslenmiştir.

Bir boğa heykeli ve boğayı hançerleyen bir erkek figürü var.

Kutsal törenlerde kurban kesme bir gelenek olarak kabul edildiğinin göstergesidir.

Ayrıca kral lir eşliğinde Fırtına Tanrısına gaga ağızlı bir kaptan boğa kanı sunmaktadır.

Gaga ağızlı testi: kapların hayvan figürleriyle süslendiği.

Tanrıya içki sunulması, içkinin kutsal bir önem ifade ettiği.

 

3.FRİZ:

Kutsal izdivaç yatağı üzerinde oturan tanrı ve tanrıça figürleri var.

Damat, gelinliğin duvağını açmaktadır.

Bu sahneye de yine müzisyenler eşlik etmektedir.

İki erkeğin elinde, törenleri başlatmak için kullanılan ve hem çalgı hem de libasyon kabı işlevi gören boynuz ya da kılıç bulunur.

Kerpiçte yapılmış mabet.

O çağda yerleşimde mimarinin ne şekilde olduğunu gösterir.

 

 

4.FRİZ:

Daha dardır ve geometrik desenlerle süslenmiştir.

Lir, saplı lut, simbal gibi çalgılar çalan müzisyenler var.

Bunların arasında akrobatik gösteriler yapan 2 figür bulunur.

Ortam bir sirk sahnesini hatırlatır.

Bu esnada: kutsal evlilikle bağlanmış kadın ve erkek, üreme ve bereketin ifadesi olarak, cinsel penetrasyon halindedir.

Ancak erkeğin ilgisi eşinden ziyade sunular gösteriye yönelik gibidir.

 

SONUÇ:

Tüm frizlerde, lir ve çalpara çalan figürler var.

Bunlar müziğin ve eğlencenin önemini gösterir.

 

 

 

Düzce Gölyaka

Düzce Gölyaka

Düzce il merkezine 20 km uzaklıktadır. İlin en batı ucunda, İstanbul’a 200 km. Ankara’ya 250 km uzaklıktadır.

Kuzeyde ve güneyde bulunan Bolu ve Köroğlu dağlarının uzantısı olan sıra dağlar arasında kalır.

Gölyaka: yemyeşil doğası, yaylaları, şelaleleri, gölleri, ormanları ve yerel yaşam tarzı ile hafızalarda iz bırakacak bir bölgedir.

Öne çıkan turizm potansiyelleri: Güzeldere şelalesi Tabiat Parkı, Efteni gölü, Kardüz yaylası Turizm Koruma ve Gelişim bölgesi, Yanık, Unluk ve Kızık yaylaları, Kültür Park, Toptepe ve Muhap Dede Türbesidir.

Tabii tüm bunların yanında bölgenin en büyük özelliği: Kuzeydoğu Anadolu aktif fayı üzerinde bulunması ve 1’nci derece deprem bölgesi olmasıdır. 

 

TARİHİ GEÇMİŞİ:

Gölyaka ve çevresindeki toprakların ilk sahipleri Hititlerdir. MÖ 5000 yıllarında Anadolu Trakyası olarak bahsedilen bu topraklarda birçok medeniyet yerleşmiştir. Bitinya olarak adlandırılan Bursa, İzmit ve Bolu toprakları arasında kalan bölge, Hititler tarafından MÖ 1800-2000 yılları arasında iskan edilmiştir. 

1877-1878 Türk-Rus savaşının ardından Bolu ve civarına, özellikle Kafkasya’dan, Doğu Karadeniz Bölgesinden, Balkanlardan ve Akdeniz Bölgelerinden, Kuzey Irak’tan 5 ana gurupta büyük göçler gelmiştir. 

İlçe “İmamlar köyü” iken, 1955 yılında Düzce’ye bağlı nahiye olmuş ve 1962 yılında, yakınında bulunan gölden dolayı adı “Gölyaka” olarak değiştirilmiştir. 1999 yılında Gölyaka ilçesi Bolu’dan ayrılarak Düzce iline bağlanmıştır.

1999 depreminden sonra, şehirde yeniden yapılanma çalışmalar yapılmış, modern altyapı hizmetleri getirilmiştir. 

 

 

NE YENİR:

Buralara yolunuz düşerse özellikle önereceğim yerel lezzetler: Melen böreği (bir tür saç böreğidir), Kaldirik kavurması (Karadeniz’e özgü bir bitki olan kaldirik ile yapılır) ve Çerkez Tavuğu’dur.

Gölyaka Meslek Yüksek Okulu

GÖLYAKA MESLEK YÜKSEK OKULU

Düzce üniversitesine bağlıdır. 2008 yılında eğitim-öğretim hayatına başlamış olup, 4 bölüm ve 5 program ile örgün öğretim devam etmektedir. Bölümler: Bilgisayar Teknolojileri bünyesinde Bilgisayar programcılığı, Otel, Lokanta ve İkram hizmetleri bölümü bünyesinde Turizm işletmeciliği, Pazarlama ve Reklamcılık bölümü bünyesinde Halkla ilişkiler ve Tanıtım ile E-Ticaret ve Pazarlama, Tasarım bölümü, Grafik Tasarım uygulamaları bulunmaktadır. 

Öğrenciler, Düzce merkezde bulunan KYK yurtlarından yararlanıyorlar. Her 30 dakikada bir Düzce Merkez ile Gölyaka arasında araç kalkmaktadır. 

 

GEZİLECEK YERLER:

Gölyaka Kültür Parkı

GÖLYAKA KÜLTÜR PARKI

İlçe merkezinde, Kültür Mahallesi Cumhuriyet Caddesindedir.

Kültürpark, 2007 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile Turizm merkezi ilan edilmiştir. Bölge havacılık sporları yanında, piknik ve mesire yeri olarak da kullanılmakta olup, doğa yürüyüşü, çadır ve karavan kampı, bisiklet ve foto safari ve benzeri gibi etkinlikler için oldukça uygundur. 

Gölyaka Kültür Park

Alanın her yeri düz ve iç açan bir manzarası vardır. Banklar ve mangal yerleri bulunuyor. Doğa ile iç içe vakit geçirmek isteyenler çok uygundur.  

Gölyaka Kültür Parkı Belediye Sosyal Tesisi

İçeride Belediyeye ait bir kafeterya vardır. Tuvalet, su ve birkaç noktada elektrik mevcuttur. Sosyal tesisin içinde çocuk parkı var. Girişte ücret alınıyor ancak özellikle tatil günlerinda aşırı kalabalık olduğunu unutmamak gerer. 

Gölyaka Toptepe Seyir Terası

TOPTEPE SEYİR TERASI

İlçe merkezine bağlı Hamamüstü Köpündedir. 

Güzeldere Şelalesini görmek için gidenler, yol üzerindeki bu mekana da uğramalarını öneririm. 

Gölyaka Toptepe Seyir Terası

Evet, buraya giden yol biraz sıkıntılı, dar ama düzgün. Ancak bazı bölümlerde, iki arabanın aynı anda geçmesi zor, bu yüzden bazı bölümlerde araçların birbirini beklemesi gerekiyor. Yolun hemen kıyısı ise, uçsuz bucaksız uçurum. Yani, buraya gelecek olanların bunu göze alarak gelmelerinde fayda var. 

Gölyaka Toptepe Seyir Terası

Evet, burada otopark sıkıntısı yok, arabanızı park ettikten sonra merdivenlerden yürüyerek seyir terasına ulaşıyorsunuz. Burada birkaç işletme var. 

Gölyaka Toptepe Seyir Terası

Mekanda harika bir manzara var. İhlamur kokuları içinde kahvaltınızı ya da yemeğinizi yiyebilirsiniz. Özellikle sunulan yöresel lezzetleri tercih edin. Fiyatlar uygun. İlaveten burada konaklama şansı da var. 

Gölyaka Değirmentepe Mesire Alanı

DEĞİRMENTEPE MESİRE ALANI

İlçe merkezine bağlı ve 5 km uzaklıktaki Değirmentepe Köyündedir.

Aksu deresinin kıyısında bulunan mesire alanında, kavlan ağaçlarının gölgesinde keyifli vakit geçirmek mümkündür. Bölgede doğal kaynak suyundan beslenen çeşme, piknik alanı, çocuk oyun parkı ve tuvalet bulunmaktadır. 

 

Gölyaka Yayakbaşı Göletleri

YAYAKBAŞI GÖLETLERİ:

İlçe merkezine bağlı 12 km uzaklıktaki Yayakbaşı köyü yolundadır.

Göle giriş çıkış yolları oldukça kötü. Giriş ücreti yok. Tuvalet yok, sosyal tesis yok. Araç girişi molozlarla kapatılmış. 

Oturma alanı yok, kendi masa-sandalyenizi götürmelisiniz. Bölgenin bir kısmı göl, bir kısmı ağaçlıktır. Fazlasıyla serin ve esintilidir. Piknik yapmak için ideal bir ortam var, balık tutmak da mümkündür. 

 

 

Düzce Gölyaka

BAKACAK ŞELALESİ PİKNİK VE MESİRE ALANI:

Gölyaka ilçesi Bakacak köyü Değirmendere mevkiinde bulunan Bakacak şelaleleri ard arda sıralı 6 şelaleden oluşmaktadır.

Gölyaka Bakacak Şelalesi Piknik ve Mesire Alanı

Gölyaka ilçe merkezine 6 km uzaklıkta bulunan şelalelerden ilki çevresinde Gölyaka Bakacak Şelalesi Peyzaj Projesi ile çevre düzenlemesi çalışması yapılmıştır. 

Şelale çevresi doğa yürüyüşü için uygundur.

Gölyaka Eftani gölü ve kuş cenneti

EFLANİ GÖLÜ VE KUŞ CENNETİ;

Efteni gölü, Elmacık dağı silsilesinin eteğinde, Düzce ovasına ait akarsu ağının birleştiği ve Büyük Melen kanalıyla Karadeniz’e döküldüğü ekolojik bir ağın düğüm noktasındadır. 

Gölyaka ilçesinde bulunan Efteni gölü, ilçe merkezine 5 km ve il merkezine 25 km uzaklıktadır. D-100 karayoluna 15 km, TEM otobanına ise, 10 km uzaklıktadır.

Evet, Eftani gölü tektonik oluşumlu bir tatlı su gölüdür. Düzce ovasının en alçak noktasındadır. Bu yüzden, Melen çayı ve çevreden gelen Aksu, Asar ve Uğur dereleri buraya dökülür. Birleşen tüm sular, Büyük Melen Çayı ile gölden çıkıp, Karadeniz’e dökülür. 

Gölün ortalama derinliği 1-2 metredir. En derin yeri 3-4 metredir. 

Efteni gölü ve çevresi, sahip olduğu zengin bitki örtüsü ve su kaynakları nedeniyle, hayvan yaşamı için uygun bir ortam yaratır.

Koruma sahası içindeki sazlık alanlar, açık su yüzeyleri, bataklıklar ve çamur düzlükleri gibi farklı ekolojik nitelikteki habitatlar, başta su kuşları olmak üzere değişik türden çok zengin bir hayvan hayatının barınmasını sağlamaktadır.

Efteni gölü ve çevresinde en önemli fauna elemanlarını su kuşları oluşturur.

Efteni gölü, 35’i kalıcı olmak üzere 150 tür kuşa ev sahipliği yapmaktadır.

Kuzeybatı-güney rotasındaki (Trakya-Boğaziçi-İç Anadolu) göç yolu üzerinde bulunan alan, Türkiye’de ender görülen ya da nesli tükenmekte olan kuş türlerini barındırmaktadır.

Kuşların göç yolları üzerinde önemli bir konaklama ve beslenme sahası olan Eftani gölü, özellikle kışları Avrupa’da yaşayan ancak daha güneye inemeyen bazı göçmen kuşların kışlama ve bazı kuş türlerinin kuluçka alanıdır.

Bu nedenle, göç mevsiminde değişik türden çok sayıda kuş gözlenebilir. Efteni gölü koruma sahasında bulunan diğer kuş türleri ise: nesli tükenme tehlikesi altında olan kuğu, turna, mezgeldek, toy, Sibirya kazı, küçük karabatak, boz ördek, çıkrıkçın, kaşıkçın, potansiyel tehdit altında olanlar: yeşilbaş, fiyu, bekri, kılkuyruk, mazar, pasbaş, elmebaş’tır.

Gölyaka Eftani Gölü

Çevredeki kuş türlerinin izlenebilmesi için 1 adet seyir terası vardır. Toptepe Yangın kulesi, 162 basamaklıdır. Ayrıca göl kıyısında, kuşları gözlemek için bir yürüyüş iskelesi vardır. 

Leylekler, yaban ördekleri, tepeli beyaz balıkçıllar, angut, sakarmeke, kuğular, gölün gediklilerinden olup, kolay görünenler arasında yer alırlar.

1992 yılında Orman Bakanlığı Milli Parklar Av-Yaban Hayatı Koruma Genel Müdürlüğü tarafından, av ve yaban hayvanlarının muhafazası, göçmen türlerinin göç yollarının güvence altına alınması, yaşama ortamlarının korunması, geliştirilmesi, iyileştirici tedbirlerin alınması, barınma, beslenme ve uygun yaşama koşulları sağlanması amacı ile koruma statüsüne alınmış ve avlanma yasaklanmıştır.

Av yasağı dışında, olta balıkçılığı yapılabilen Eftene gölünde, karabalık, sazan, turna, tahta balığı, kızılkanat, karakanat, dikenlibalık, kadıncık, yılanbalığı, akbalık ve Tatlısu hamsisi yaşamaktadır.

Eftene gölü kuş türlerinin yanı sıra bünyesinde ender bitki türlerini barındırmaktadır.

Nilüfer, süsen, düğün çiçekleri, kamış, nane, su mercimeği bitkilerinin yanı sıra, söğüt, dişbudak, kızılağaç, çınar gibi sucul karakterli ağaçlar da göçe ilk çarpan bitkilerdir.

Efteni gölü, trekking, olta balıkçılığı, bitki ve kuş gözlemciliği ve foto-safari aktiviteleri için oldukça uygundur.

 

EFSANELER:

Eftani gölünün adını bir Bizans Prensesi olan Eftelya’dan aldığı söylenir. Ordusuyla buradan geçen prensesin ellerinde yaralar çıkar. Gölün şifalı suyunda yıkandığında iyileşir ve buraya bir bent yaptırarak gölün oluşmasını sağlar. Bir diğer anlatıda ise Prenses bir Osmanlı delikanlısına aşık olur, ancak kavuşamadan gölde boğulur. O günden sonra gölün adı “Eftani” olmuştur.

Gölün oluşmasına ait bir başka efsaneye göre ise, Zeus ve Hermes, yeryüzüne inip konuk olmak istediklerinde, köy halkından ilgi görmezler. Sadece misafirperver yaşlı bir çift onları ağırlar. Zeus diğer köylüleri ceza olarak sular altında bırakır, bu şekilde Eftani gölü doğmuştur. 

 

 

Gölyaka Kardüz Yaylası
Gölyaka Kardüz Yaylası

KARDÜZ YAYLASI:

Kardüz yaylası, Gölyaka ilçe merkezine 28 km ve Düzce il merkezine 48 km uzaklıktadır. D-100 karayoluna 38 km ve en yakın yerleşim yerine 19 km uzaklıktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği 1830 metre olan yaylanın alanı ise 180 hektardır.

Düzce’nin en yüksek noktalarından biri olan Kardüz Yaylası, kış turizmine adaydır.

Bolu Kartalkaya Kayak Merkezine uygun özellikte olan Kardüz Yaylasında kışın kış sporları yapmanın yanı sıra meraklıları için, jip safari, foto safari, dağ bisikleti, trekking, at binme ve kampçılık aktiviteleri yapılıyor.

Kardüz yaylasının, kış turizmi, spor turizmi, kongre-seminer ve yayla turizmine kazandırılması için Düzce Valiliği ve ilgili kurumlarla alanda yapılabilecek turizm ve sportif faaliyetlerin belirlenmesi, alt yapının hazır duruma getirilmesi ve hali hazırda vatandaşın kullanımında olan alanlara dair çözüm önerilerinin geliştirilmesi için çeşitli çalışmalar yapılmış,

Gölyaka Kardüz Yaylası

Bakanlar Kurulunun 06.10.2013 Tarih ve 28787 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanan kararı ile, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi olarak tespit ve ilan olunmuştur.

Kardüz Yaylası, Düzce’nin önemli yürüyüş parkurlarından birine sahiptir. Aksu deresi-Kardüz yaylası arasındaki 24 km lik parkurun, endemik bitki örtüsü ve yaban hayatı dikkat çekmektedir. Bu parkur, iyi kondisyona sahip olup uzun yürüyüş tecrübesi ve yol bulma yeteneği olanların yürümesine uygun bir alandır. 

Evet, her yıl Temmuz ayında, geleneksel Kardüz Yayla Şenlikleri düzenleniyor.

Halkoyunlarının oynandığı, güreş ve yürüyüşlerin yapıldığı şenliklere, Türkiye’nin dört bir yanından yoğun bir katılım gerçekleştiriliyor.

Düzce Gölyaka

GÜZELDERE ŞELALESİ VE TABİAT PARKI:

Güzeldere Şelalesi ve Tabiat Parkı, 22.76 hektarlık alanı kaplar.

İl merkezine 18 km, Gölyaka ilçe merkezine 11 km uzaklıkta, Güzeldere köyündedir.

Rakım 630 metredir. Mesire yeri olarak 1993 yılında, Tabiat Parkı olarak ise 2011 yılında tescil edilmiştir.

Gölyaka Güzeldere Şelalesi

Güzeldere köyünden geçen Bıçkı deresi üzerinde bulunan şelale: 120 metre yükseklikten dökülen suyun doğal coşkusunu dev kayın ve gürgen ağaçlarıyla bütünleştirerek muazzam bir görüntü sağlar.

Kışın beyaz yorganını örten, ilkbaharda ise ormangülleriyle canlanan Güzeldere’nin en görkemli zamanı ilkbahar ve güz mevsimidir.

İlkbaharın ve sonbaharın renk cümbüşüne dönüşen tonları bir tabloya benzetiliyor.

Güzeldere şelalesi, doğal peyzaj bitki örtüsü, piknik alanları, düzenlenmiş orman içi dinlenme yerleri ve yürüyüş parkurları ile bölgenin önemli doğal değeridir.

Gölyaka Pürenli Yaylası

PÜRENLİ YAYLASI:

Düzce il merkezine 28 km uzaklıktadır. Rakımı 1400 metredir.

Düzce, Efteni gölü veya Güzeldere şelalesi yolundan ulaşılan Pürenli yaylası, doğanın coşkusunun renk cümbüşü ile kaynaştığı, su seslerinin kuş seslerine karıştığı bir yaylalar bütünüdür.

Gölyaka Pürenli Yaylası

Mudurnu ile sınır olan yayladan Abant’a, Odayeri yaylasına, Samandere şelalesine ve Kardüz yaylasına ulaşmak mümkündür.

Yayla: çadır kampı, doğa yürüyüşü ve fotoğraf meraklılarının uğrak yeridir.  

  

Düzce Gölyaka

MUHAP DEDE TÜRBESİ

Muhapdede köyü sınırları içindedir. Köy merkezi ile Kadife kale arasında kalan yol güzergahı üzerindedir. Köye 3 km uzaklıktadır.

 

 

Akçakoca gezi yazım için  Akçakoca

Malatya Yazıhan

Malatya Yazıhan

Yazıhan, il merkezi olan Malatya’ya 40 km uzaklıktadır. Yazıhan, Hekimhan arasındaki uzaklık: 53 km.

TARİHİ

İlçenin tarihi geçmişteki en önemli özelliği, İpek yolu üzerinde bulunmasıdır. Bölgede yerleşim, mezra olarak başlamış ve 1936 yılında demiryolu ve 1937 yılında ise karayolunun geçmesiyle önem kazanmaya başlamıştır. 1947 yılında nahiye statüsü kazanmıştır.

İlçenin yerleştiği alanda demiryolu kurulmasıyla birlikte kuzey batıda yaklaşık 3 km uzaklıktaki Fethiye köyünde yaşayanların buraya yerleşmesi için bucak merkezi Fethiye’den alınıp 1940 yılında Yazıhan’a taşınmış ve imar faaliyetleri başlamıştır.

Buraya gelen aşiretler arazinin düz olması ve “Sultan Murat Han” adına izafeten konakladıkları bu ovaya “Yazıhan” ismini vermişlerdir. 1990 yılında Yazıhan Belediye teşkilatı kurulmuş ve ilçe statüsü kazanmıştır.

Malatya Yazıhan

GENEL

İlçe yerleşim alanı, güneyden kuzeye doğru bir eğim gösterir. Kuzey tarafında dağlık ve vadilik alanlar bulunur. İlçenin yarısı sulu ve düz arazi üzerindedir. İlçe halkının başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Ayrıca halı dokumacılığı yapılır. İlçenin rakımı 900 metredir. Doğusunda Fırat nehrinin bir kolu olan “Kuruçay” bulunur.

Malatya Yazıhan

GEZİLECEK YERLER

 

Yazıhan Hasan Patrik Camii

HASAN PATRİK-HASAN BADIRIK (UZUN HASAN) CAMİSİ-FETHİYE MAHALLESİ CAMİİ

İlçe merkezine bağlı Malatya-Sivas yolunun 41’nci km de bulunan Fethiye Mahallesindedir. 

Kitabesine göre: Kanuni Sultan Süleyman’ın son saltanat döneminde 1566 yılında Malatya Beylerbeyi olan Abdülselam oğlu Mustafa Paşa tarafından yaptırılmış ve “Uzun Hasan” diye adlandırılmıştır.

Cami Osmanlı mimarisinin en geliştiği dönemde yapılmış olmasıyla önem kazanır.

15’nci yüzyılda Bursa, Edirne ve İstanbul’da yapılan “T” şeklindeki plana sahip ilk Osmanlı camilerindendir.

Cami, tamamen kesme taştan yapılmış, tek kubbeyle örtülü, kare planlıdır.

 

Yazıhan Hasan Patrik Camii

Beş gözlü son cemaat mekanından oluşan caminin, batı ve doğusundaki camiye bitişik moloz taştan yapılan iki zaviye odası bulunur.

Minberi, mührü Süleyman ile süslenen caminin sekiz basamaklı, korkuluksuz ve kapısız olarak taştan yapılan minberi ise dikkat çekiyor.

Pencere önündeki silmelerle, kubbeye geçişte kemerlerin çevresi tuğlalarla süslenerek bir hareketlilik kazandırılmıştır.

Zaviye tipi bir cami. Bu tür camileri geçmişte daha çok dervişler ve tarikatlar ibadethane olarak kullanmıştır.

Caminin bir bölümünde iki oda vardır. Birisi kütüphane, diğeri ise dershane yapılmıştır. 

Caminin çevresi vatandaşların tapulu arazileridir. 

Yaklaşık 500 yıldır ayakta duran cami, orijinal halini koruyarak günümüze gelmiştir.

Yazıhan Buzluk Mağaraları

ANSIR MAĞARALARI-BUZLUK MAĞARALARI

İlçe merkezinin yaklaşık 10 km kuzey batısında eski adı Ağınsur olan Buzluk köyündedir. Köy, Yazıhan ovasına hakim bir yerdedir ve tarihi ipek yolu üzerinde yer almaktadır. 

Önce Ansır kentinden söz etmek gerekir.

Tohma nehrinin sol kıyısında, Yazıhan ovasının kuzeybatı ucunda, Karabel Gavur deresi ağzında bulunan Ansır şehri eski dönemlerde oldukça kalabalık bir şehirmiş.

1912 yılında Ermeni nüfusunun yoğun olduğu bir köymüş.

Şimdiki adı “Buzluk” olan “Ansır” şehrinin her tarafında arkeolojik kalıntılar içinde mezar taşları, kayalara oyulmuş onlarca mağara, yıkılmış kiliseler, değirmenler bulunur. Ancak bu mezarlar, yıllardır define avcıları tarafından aşırı tahribata neden olmuştur.

Ansır mağaraları: Yazıhan ovasını ve Malatya’yı seyrediyor.

Yazıhan Buzluk Mağaraları

 

Evet mağaralara devam edelim.

Kayaların altında üç kilise ile birlikte, 40 civarında oda şeklinde harabe vardır. Kilise ve mezar kalıntılarına rastlanmıştır.

Mağaraların insanlar tarafından ne zaman barınak olarak kullanıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, kaya mağaralarında Yontma Taş ve Hitit uygarlıkları izlerine rastlanır. 

Ayrıca Ansır vadisinde yer alan tarihi yerleşmelerde Roma ve Bizans dönemlerinin yansımaları görülür. 

Geçmişi çok derin izler taşıyan bu mağaraların, Hıristiyanlığın yayılma safhasında devrin hükümdarından kaçan Hıristiyanların yerleşim yeri olduğu da söylenebilir. 

Efsaneye göre: Şehristan kralı dış saldırılardan kendisini korumak için mağaraların en yükseğine yerleşmiştir. 

Evet, kayaların altında 3 kilise ile 40-50 civarında oda görünümünde kalıntılar vardır. 

Mağaraların hemen eteğinde, kültür katmanı ve mezarlık alanı bulunmaktadır. 

Bu mezarlıklarda Hitit aslan modellemesi ile biçimlendirilmiş taşlar, bölgenin önemini arttırmaktadır. 

Mağaraların derinliği 150-200 metreye kadar inmektedir. Set şeklinde konumlanmış mağaralar, etkileyici bir manzaraya sahiptir. 

Ansır Mağaralarının bulunduğu yerden bakılınca: Malatya Merkez, Yazıhan ve Battalgazi ilçeleri ile Karakaya Baraj gölünün o muhteşem manzarası görülür. 

 

Yazıhan Buzluk Mağaraları

 

Çok eski dönemlerde, yaz aylarında çevredeki köylüler, kayaların arasındaki çatlaklardan zorla girerek Buzluk mağaralarından çuvallara kalıplarla buz, kar doldurup hem şehre hem de köylere satıyorlarmış.

Yakın zaman öncesinde mağaranın giriş kısmına büyük bir kaya parçası düşerek girişi kapatmıştır.

Kültesi 2 km uzunlukta ve 50 metrenin üstünde bir yükseklikte, görünüşü insan yüzüne benzetilen üç kaya mağarası bulunur.

Mağaraların içinde içme suyu vardır.

Son bir not: az eğimli yapısıyla yürüyüş rotası olarak da tercih edilen bu bölge, tarih, kültür ve doğayı, bir arada sunarak ziyaretçilerine eşsiz bir deneyim kazandırır. 

 

Yazıhan Ali Seydi Sultan Türbesi

ALİ SEYDİ SULTAN TÜRBESİ

Hemen yazının başında belirtmek istediğim önemli bir husus var, Ali Seydi ile aşağıda sözünü edeceğim Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli) aynı kişiler değil.

İlçe merkezine bağlı İriağaç köyündedir. 

Türbenin yanında bir çeşme bulunur.

Çeşme suyunun şifalı olduğuna inanılır.

Suyun hikayesi şudur “Bir gün köyün suyu kesilir. Köylüler saf birine suyun gözüne gir de bak derler. Adam içeri girer ve bir türlü çıkmaz.

Bir zaman sonra dışarı çıktığında, içeride bir kara yılan gördüğünü ve aklının başından gittiğini söyler. Derken yılan suyun gözünden ayrılır. Su yeniden akmaya başlar. Kara yılanın Ali Seydi olduğuna inanılır. Ali Seydi, beni arayan burada bulsun diyerek su oluğundan akıp gitmiştir.

Türbeyi ziyaret ederek şifa arayanlar: psikolojik olarak korkan ve felç geçiren kişilerce ziyaret edilir.

Adet olduğu üzere dilekler dilendikten sonra, suyun aktığı kaynağa ellerin girip girmediği sınanır. Eli su kaynağına girenlerin dileklerinin gerçekleşeceğine inanılır. 

 

Yazıhan Kızıldeli Türbesi

KIZILDELİ (SEYİD ALİ SULTAN) TÜRBESİ

İlçe merkezine bağlı Fethiye Kasabasının Tecirli köyündedir.

Türbenin yanında misafirlerin kurban kesebileceği yerler ve türbe koruma derneği vardır.

Önce birkaç satır, Kızıldeli Seyyid Ali Sultan kimdir?

Kendisi Horasan civarında yaşamakta iken, bir gece rüyasında gördüğü Hz Muhammed’in emriyle Balkan fetihlerinde Yıldırım Bayezid’e yardım etmek için yanındaki 40 arkadaşı ile birlikte yola çıkışından söz edilmektedir.

Kayıtlara göre, Seyyid Ali Sultan ve arkadaşları Horasan’dan yola çıkarak önce Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergahına uğramışlar, burada bir süre onunla görüştükten sonra Hacı Bektaş-ı Veli’nin emriyle Seyyid Ali Sultan başlarında olduğu halde Osmanlı topraklarına gelmişlerdir.

Balkanlarda, özellikle Dimetoka’daki Kızıldeli Sultan Dergahı ile tanınır. Hacı Bektaş-ı Velinin halifelerinden biri kabul edilir. Menkıbeleri, onun kerametleriyle birlikte Bektaşi geleneğinde yerleşmiştir. 

Yunanistan Dimetoka’daki türbesi Balkan Alevi-Bektaşileri için kutsal bir merkezdir. 

 

Şimdi türbe:

Türbe mermerden yapılmıştır. 72 basamaklı merdivenden yürüyerek çıkılır.

Kapıya yakın yerde bir çam ağacı, biraz ileride kayısı ağacı bulunur.

Türbenin kapısından içeri girilince, içinde büyük mezarın başında bağlanan bir sürü yeşil çaput görülür.

Türbenin tabanı tek parça halı ile kaplanmıştır, üzerine minderler konulmuştur.

 

 

 

 Malatya Yeşilyurt hakkındaki gezi yazım için Yeşilyurt