İstanbul Küçükçekmece

İstanbul Küçükçekmece

 

İstanbul Küçükçekmece: Küçükçekmece gölünün kuzeyindeki “Yarımburgaz Mağaraları” kayalık bir yamaçtadır. Burada yapılan resmi arkeolojik araştırma sonuçlarına göre, tarih öncesi dönemlerde, burada insan yerleşimi olduğu ve bu insanların avcılık ve balıkçılıkla geçindikleri anlaşılmıştır.

Küçükçekmece gölünün kuzeyindeki yarımada üzerinde ise sur ve bir liman kalıntısı vardır. Bunlara göre, burası Roma ve Bizans dönemlerinde kullanılmıştır. Hatta buradaki yerleşimin isminin “Bathonea” olduğu öğrenilmiştir.

Bizans döneminde ilçe: İstanbul’u Roma’ya bağlayan “Via Egnetia” yolu üzerindedir. Bu yüzden tarih boyunca bölge, birçok akına uğramış ve istila edilmiştir.

Bizans döneminde bölgenin isminin “Region” olduğu da söylenmektedir. Burada bir Bizans sarayı bulunuyormuş. Bizans imparatorları, seferden döndüklerinde bu sarayda dinlenirlermiş.

Tarihi süreçte Bulgarlar ve Latinlerin egemenliğine giren Region şehri, 1453 yılında Rumeli Beylerbeyi Karaca Bey tarafından ele geçirilir. 1455 yılında ise Edirne’den İstanbul’a gelen Fatih Sultan Mehmet’in emriyle imar edilir.

Osmanlı döneminde bölgenin ismi “Çekme-i Küçük” yani “Küçük-Çekme” dir. Burada: camiler, medreseler, hanlar, hamamlar ve çeşmeler inşa edilmiştir. 1908 yıllarına kadar Çatalca ilçesine bağlı bir yerdir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Yeşilköy nahiyesinin bir köyüdür. 1956 yılında nahiye merkezi ve 1981 yılında Belediyelik olmuştur. 1987 yılında ise Bakırköy ilçesinden ayrılarak bağımsız ilçe olmuştur.

İstanbul Küçükçekmece

 

GENEL

Çatalca yarımadası üzerinde, Küçükçekmece lagün gölü kıyısındadır. (Lagün: kelime anlamı denizle bağlantısı olan demektir.) İstanbul şehir merkezine uzaklığı 17 km dir. Asya Avrupa bağlantısını sağlayan önemli karayolu ve Sirkeci-Avrupa bağlantılı demiryolu ağı üzerindedir.

İlçenin yüzölçümü 118 kilometre karedir. Sahil uzunluğu 7 km dir. Yerleşim yeri: geniş düzlükler hallinde, az engebeli bir alana yayılmıştır. Deniz ve göl kıyılarında, içerilere doğru yükseltiler artar. Kuzeydeki tepelerde yükseklik 200 metreyi bulur.

İstanbul Küçükçekmece gölü

 

KÜÇÜKÇEKMECE GÖLÜ

Göl: önce koy, zamanla da kıyı kordonuyla kaplanarak lagün haline gelerek oluşmuştur.

Gölün ağız kısmı kapalıdır. Ancak denizle bağlantısı vardır. Gölün denizle bağlantısı: 1.5 metre derinlikteki bir geçitle sağlanmaktadır. Bu geçit, gölün fazla suyunun Marmara denizine akmasını sağlar.

Marmara denizi ise Küçükçekmece gölü arasında köprü vazifesi gören bu geçit, gölün fazla suyunu denize aktardığı gibi, gölde su azalması ve deniz suyunun taşması durumlarında denizden göle su taşınmasını sağlar.

Bu yüzden gölün suyu, yarı tuzludur.

Gölün uzunluğu yaklaşık 10 km ve genişliği ise 6 km dir. En derin yeri 22 metredir. Göl deniz seviyesindedir.

Göl: doğusunda Nakkaş deresi ve batısında ise Eşkinoz deresi ve Sazlıdere ile beslenmektedir.

Gölün güney sahili, Marmara denizine paralel ince bir sahil şeridiyle çevrilmiştir.

Gölün doğu kısmında İstanbul ilinin banliyö ilçeleri olan Halkalı, Küçükçekmece, Soğuksu ve Menekşe bulunmaktadır. Gölün ağız kısmının, doğusunda ise Florya vardır. Bu kısımda turistik amaçlı plajlar vardır.

Kuzeydeki Altınşehir ve batıdaki Firuzköy kıyılarında, geniş sazlıklar vardır. Özellikle: gölün doğu kıyısında buluna Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi ve askeri alan sınırlarında gölün doğal yapısı korunmuştur.

İstanbul Küçükçekmece gölü

 

Göl kış aylarında çok sayıda su kuşu barındırır.

Ancak gölde uzun yıllara dayalı aşırı kirlilik söz konusudur. Göl çevresindeki endüstriyel tesisler ve kara ve deniz ulaşım araçlarının atıkları gölde ağır metal kirliliği oluştururken, bu durum son yıllarda nispeten önlenmiştir. Ancak, evsel atıklar devam ettiği söylenmektedir.

Günümüzde gölün kıyısında: piknik alanları, mesire yerleri, koşu ve yürüyüş parkurları bulunmaktadır.

İstanbul Küçükçekmece gölü

 

Göl ve arkeoloji

Evet tüm bunların yanında, Küçükçekmece gölü ile ilgili çeşitli efsaneler anlatılmaktadır. Bunların en başında ise, MS 557 yılında meydana gelen büyük deprem sonucu yıkıldığı tahmin edilen “Bathenoa” isimli antik kentin bu gölün altında bulunduğu tahmin edilmektedir.

Döneminde önemli bir liman kenti olan Bathenoa antik kendi, Tarihçe bölümünde bahsettiğim gibi Roma ve Bizans dönemlerinde burada kurulu olan kentin ismidir.

Gölde yapılan bazı arkeolojik araştırmalarda, bu şehirle ilgili bazı kalıntılara ulaşılmıştır. Göl suları altında: bu kalıntılarla birlikte, bir deniz fenerine ait yapıların kalıntıları da bulunmuştur. Bu deniz feneri kalıntıları: gölün kuzeybatısında Firuzköy kıyısındaki yarımadanın deniz tabanında bulunmuştur.

Göl içindeki sığlığın üstünde iki taş blok görülmektedir. Blokların çevresinde ise, su altında duvar kalıntıları, mermer döşeme parçaları, seramik kalıntıları ve çok sayıda tuğla ve kiremit parçası bulunmuştur. Bu fener kalıntıları, Bathenoa kentinin önemli bir liman kenti olduğunu kanıtlamaktadır.

 

KÜÇÜKÇEKMECE GÖL FESTİVALİ

Küçükçekmece gölü amfi tiyatroda yapılmaktadır. Her yıl geleneksel olarak Temmuz ayı içinde 7 gün süreli yapılan festival: ulusal ve uluslararası düzeyde çeşitli ülkelerin katılımı ile yapılıyor. Küçükçekmece gölü kıyısında oluşturulan festival alanında: her gün farklı ülkelerin katıldığı etkinlikler düzenleniyor. Ayrıca amfi tiyatroda, birçok sanatçı tarafından konser verilmektedir.

 

GEZİLECEK YERLER

İstanbul Küçükçekmece Bathonea

BATHONEA ANTİK KENTİ KALINTILARI

İstanbul Küçükçekmece Bathonea

 

Sur duvarları

2007 yılında yapılan yüzey araştırmalarında, Küçükçekmece gölü kuzeyinde bulunan yarımadanın en uç kıyısında, kuraklık nedeniyle, 15-20 metre uzunluğunda bir duvar formunun, göl içine doğru ilerlediği görülmüştür.

2008 yılı araştırmalarında, kara ve su altı koordineli biçimde taranmaya başlanmıştır. Bir önceki yıl tespit edilen göl içine doğru ilerleyen duvar formu karadan ve su içinden takip edilmiştir.

Bu araştırmalar sonucunda: yarımadanın kuzeydoğu doğrultusunda 95 metre ve güneydoğu doğrultusunda ise 200 metre uzunlukta, ortalama 135 cm yükseklikte bir duvar formu tespit edilmiştir.

Bu iki duvar, yarımadanın ucunda bir yapı ile (kule) birleşerek üçgen biçim almaktadır.

Bunun yanında; aynı kalınlıkta bir hattın, güneydoğu tarafından karaya doğru devam ettiği görülmüştür.

Karada yapılan araştırmalara göre, denize doğru çıkıntı yapan kuzeyinden geçen başka bir duvarın varlığı tespit edilmiştir.

Bu durumda: iki yandan denize kıyısı bulunan ve kuzeyde karadan üçgeni tamamlayan uzun bir sur duvarını ortaya çıkarmaktadır.

Sur duvarlarının yapımında kullanılan malzemeler arasında devşirme olarak kullanılmış malzemeler de görülmektedir. Bu malzemelerin Hellenistik ve Roma dönemine ait oldukları anlaşılmaktadır.

Duvarların arasındaki alan Osmanlı döneminde de imar görmüştür. Duvarın iç sınırlarındaki Osmanlı yapılarına ait duvar kalıntıları ve havuz yapısı kısmen ayaktadır. Havuz bölümünde kaçakçılar tarafından açılan delikten, aşağıda daha önceki dönemlerden kalma bir sarnıç varlığı tespit edilmiştir.

Kuzeybatı tarafında, suyun içinde birbirine yakın durumda iki yapı parçası ve karada bir sütun parçası bulunmaktadır.

İstanbul Küçükçekmece Bathonea Mendirek

 

Mendirek

Çalışmalardan anlaşıldığına göre, Küçükçekmece gölü üzerindeki yarımadanın, aynı zamanda doğal bir mendirek olduğu anlaşılmıştır. Göl içinde hemen her gün esen hakim rüzgar, çoğunlukla kuzeydoğu yönünden gelir.

Yarımada bu yöndeki rüzgarın yarattığı sert dalgaları kırmaktadır. Bu doğal özellik, yarımadanın diğer yönden gelen gemiler için emniyetli bir demirleme alanı olmasını sağlamaktadır. Günümüzde yarımada yakınlarındaki su derinliği ortalama 4 metredir.

Derinlik kıyıya yaklaştıkça artar. Bu yüzden, gemilerin yarımadanın duvarına bir rıhtım gibi yaklaşması mümkün gözükmez. Aynı zamanda, göle akan akarsuların taşıdıkları alüvyonlar gölü doldurmaktadır.

Bu yüzden limanın kullanıldığı dönemde, su derinliği hakkında bilgi yoktur. Ancak mevcut derinliğe göre değerlendirildiğinde, o dönemdeki ticaret gemilerinin iskelelere yaklaşmasının mümkün olduğu anlaşılmaktadır.

Efsane

Nurani yüzlü, uzun sakallı, garip bir dede bütün köyü dolaşmasına rağmen, bir lokma ekmek, sıcak bir aş bulup karnını doyuramaz. Bu yoksul ihtiyarı evine davet edip sofrasını açan olmaz. Uğramadığı tek bir ev kalmıştır.

Son bir umutla o kapıyı çalar. Kapıyı açana açık der. Kapıyı açan yaşlı kadın onu içeriye davet eder ve ihtiyarın karnını doyurur.

Garip Dede adındaki bu kişi, dua ettikten sonra kadına hitaben “Çocuklarını  al ve bu köyden uzaklaş, ama uzaklaşırken arkana bakma” der. Kadıncağız çocuklarını alır ve köyden uzaklaşır, yolda aklına gelir, neden arkana bakma dedi, merakını yenemez ve döner bakar.

Ne görsün köy çökmektedir ve yerini sular kaplamaktadır. Sonra bağırır “köy çöktü, köy çöktü”

Köy çökmüş ve sulardan bir göl oluşmuştur. Çöken köyün bulunduğu yerin adına “Çökmece Gölü” denilmiştir, sonradan bu yerin adı “Çekmece Gölü” ne dönüşmüştür.

Antik Fener

Göl kıyısında, bütün yöre halkı tarafından anlatılan bir efsane vardır. Buna göre “Caminin minaresinin hala Cuma günleri sabah ezanı okunduğunda görünmesiyle sona erer”

Minarenin göründüğü iddia edilen yer, yarımadanın açıklarıdır. Gerçekten de bu yerde: yapı kalıntıları, duvar formları, mermer döşeme parçaları, seramik kalıntıları ve çok miktarda tuğla-kiremit parçası bulunmaktadır.

Kalıntıların arasında suyun hemen altında ahşap bir de kazık bulunmuştur. Bu kazık, büyük ihtimalle: Küçükçekmeceli balıkçıların, tekneleriyle oraya çarpmamak için işaret olarak yerleştirdikleri bir ağaç parçasıdır.

Gölün su seviyesi düştüğünde kazık ortaya çıkmaktadır. Böylece bu durum ezan zamanına denk geldiğinde, efsane yani inanış desteklenmektedir.

Göl tabanında, suyun içinde yapılan araştırma sonuçlarına göre: denizin altındaki söz konusu yükselti, bugün olduğu gibi, o dönemde de deniz taşıtları için tehlikeliydi. Bu yapı ile, yarımada arasında şerit şeklinde bir sığlık bulunmaktadır.

Hem bu sığlığa karşı uyarı hem de limanın yerini göstermek için farklı zamanlarda buraya deniz fenerleri yaptırıldığı düşünülmektedir. Büyük blok taşlarından yapılmış olan yapı kalıntısından alınan harç malzemesi, Tem altı ve Sazlıdere tarafından bulunan sur kalıntılarından alınan harç örneklerine benzemektedir. (MS 4’ncü yüzyılda İmparator Konstantin tarafından yaptırılmış olmalıdır.)

Deniz feneri olduğu tahmin edilen söz konusu yapının, tam işlevi, büyüklüğü ve yüksekliği tespit edilememiştir.

Antik Çapa İzleri

Gölün kuzeybatı ve güneybatı arasında kalan alanı ile yarımadanın güneyinde kalan liman bölümünde su altında sonarla yapılan araştırmalarda: 6 tane geç Roma ve Bizans dönemine ait demir çapası (V ve T çapa formunda) görülmüştür. Buna göre, yarımadanın güney ucundaki alanın bir liman olarak kullanıldığı düşünülmektedir.

 

Antik Mimari Kalıntılar

Yarımadanın kuzey kıyılarında yapılan araştırmalarda çok sayıda yapı kalıntısı izine rastlanılmıştır. Ayrıca, kıyıya paralel giden bir yol tespit edilmiştir. Bu yol tipik Roma dönemi yapılarındandır. Yolun kenarlarında ise, kısmen toprağa gömülü sütun parçaları, dağılmış halde bulunmaktadır.

Tüm bunlara yani eldeki verilere göre: Küçükçekmece gölü üzerindeki yarımada ile sahilindeki tüm alanlar, antik yazarlar ve coğrafyacılar tarafından Konstantinopolis şehrinin 20 km batısında varlığına işaret edilen ve Küçükçekmece gölü yakınlarında olması gereken ancak bugüne kadar bulunamamış “Bathonea” şehrini işaret etmektedir.

Tarihçe Procopius’a göre, Konstantinapolis soyluları, tıpkı eski başkent Roma yakınındaki Ostia’da olduğu gibi, yılın bütün yaz dönemini deniz kıyısında, kent merkezinden uzak buradaki malikhanelerinde geçiriyorlardı. İmparatorun mailetiyle birlikte senatörler ve soylular, kent dışında saray ve malikhaneler inşa ettirdikleri bilinmektedir.

Ayrıca: Konstantinopolis şehrine batıdan girişi sağlayan günümüzdeki Zeytinburnu tarafındaki “Port Aurca” (Altın kapı) Via Egnetia yolu ile Küçükçekmece gölü kıyısındaki Reigon’a bağlanmaktadır.

Antik kent Bathonea: MÖ 2000’li yıllara ait izler taşımaktadır.

Kazılarda bugüne kadar: antik liman yapıları, İmparator Büyük Konstantin tarafından yaptırıldığı düşünülen dev bir açık sarnıç, bir kale kalıntısı ve tabanları mozaik kaplı büyük bir saray-manastır kompleksi, yer altı su kanalları ve antik yollar gün yüzüne çıkarılmıştır.

Bu yapıların içinde ele geçen küçük objeler, seramikler, amforalar: yüzyıllar boyunca Akdeniz’in batısından doğusuna kadar uzanan kıyılarda, İspanya, Fas, Mısır, Sicilya, Fenike, Lübnan, Suriye ve Ege adaları gibi pek çok antik dönem merkeziyle Karadeniz arasında yapılan yoğun ticareti ortaya koyması açısından önemlidir.

Küçükçekmece gölünün Avcılar kıyılarında yapılan ilk kazılarda ortaya çıkan antik limanlar ve deniz feneri, bölgenin büyük bir liman olduğunu göstermektedir. Kıyılarda ise duvarlar, denize inen büyük yollar, caddeler ve rıhtımlar vardır.

Zamanla büyük yapılar, meydanlar, kilise ve saray kompleksi belirginleşmiştir. Damgalı ve üzerinde Konstantin ve Konstans gibi isimler yazılı tuğlalardan inşa edilen büyük bir sarnıca ulaşılmıştır. Bunun, İstanbul şehrini ismini veren İmparator Konstantin döneminden kaldığı tahmin edilmektedir.

İstanbul Küçükçekmece Bathonea

 

Kazılarda: cam ve seramikten yapılmış, yaklaşık 420 tane tıbbı şişe (bunlar merhem, ilaç ya da koku şişesi) bulunmuştur. Bunlar: şişe biçimli, avuç içine sığan, çanak-çömlek gibi pişmiş topraktan yapılan bir kap cinsidir. MÖ 4’ncü yüzyılda Hellenistik dönemde kendini göstermeye başlayan bu tip toprak kaplar, sonraları dönemin modasına uyarak biçimsel değişimler göstermiş, zamanla camdan yapılmaya başlanmıştır.

Bu kaplarda bulunan kremler/merhemler/parfümler: hamam, spor yarışmaları sonrasında erkeklerce vücutlarına sürülüyordu. Kadınlar da bunları yoğun olarak vücutlarına sürüyorlardı.

İstanbul Küçükçekmece Bathonea

 

Bu, arkeolojik bir kazıda keşfedilen en yüksek antik şişe sayısıdır.

Bunlar, MS 7’nci yüzyıldan kalmadır.

Bu şişelerin bulunduğu birimin hemen yanındaki birimde: büyüklü-küçüklü boyutlarda birçok havan ve spatül saplı havan eli ortaya çıkmıştır.

Bu buluntuların ışığında anlaşılan: Bathonea şehri bölgesinde belirli bir süre boyunca bir ilaç üretim tesisi bulunmasıdır.

Tübitak Marmara Araştırma Merkezinde, bir şişenin iç duvarına sıvanmış halde bulunan kristalize olmuş, taşlaşmış ana yapıdan, kendiliğinden dökülen küçük parçaların ilk kimyasal analizleri yapılmıştır.

Bu analiz sonuçlarına göre: bunların içinde methanone (psikoaktif sakinleştirici) ve phenanthrene (yaraları iyileştirici, iltihapları giderici, adet öncesi ve sonrası rahatsızlıkları önleyici, damarları büzücü, mikropları yok edici, bağışıklığı güçlendirici, kan dolaşımını etkileyen) türden ilaç formülleri bulunmuştur.

Her iki türün de yerel olarak mevcut olan bitkilerden hazırlandığı anlaşılmıştır.

Çünkü daha önce botanik uzmanlarının çevrede yaptıkları araştırma sonuçlarına göre: Küçükçekmece gölü çevresinde dünyada nadir görülen endemik türlerden bulunan bazı bitkilerin ilaç yapılında kullanıldığı ortaya çıkmıştır. Bitkilerin, yan birimde bulunan kaplarda ezilip karıştırıldığı düşünülmektedir.

Özellikle: dünyada nadir görülen ve Ege denizi çevresine özgü endemik türlerden “amsonia orientalis” yani “mavi yıldız” çiçeği ilaç yapımında yoğun olarak kullanılıyordu. Mavi yıldız bitkisinin, özellikle kan dolaşımı ve kansere karşı özelliklere sahip olduğu belirlenmiştir.

Sonuç olarak: antik dönem tıp pratisyenleri, psikolojik hastalıkların farkında olmakla birlikte, bunların aktif olarak tedavisini de sağlamaktaydılar. Evet bu şişeler, ateş tabakasının altında sadece 1 metre karelik alanda toplu olarak bulundu.

Çevresinde yangın izleri olan oranın çevresinde ele geçen sikkelerden yapının tarihi yaklaşık olarak MS 616-620 yılları arasına tarihlendi. Çöken çatının altında kalan ahşap sandıktaki toprak şişeler korunarak günümüze kadar gelmişti.

MS 620-640 yılları arasında bölgede büyük bir yangın olduğu anlaşılmaktadır. Bu tarihlerde, Trakya’dan İstanbul’a saldırılar olduğu bilinmektedir. MS 626 yılında Avar imparatorluğundan ciddi bir saldırı olur ve muhtemelen bu saldırı sırasında Bathonea alanında büyük bir yangın çıkar, yapı gurupları bu yangın sonunda yıkılır ve şişeler, ateş tabakasının altında kalır halde bulunmuştur. Bu durum, şehre Avar saldırısının kanıtı olabilir.

Hani şehirdeki tıbbi gelişmişlikle ilgili bilgiler verdik ya, kazılarda bir obje daha bulunmuş ki, bu da şehirdeki tıbbı gelişmeyi ortaya koymaktadır. Kazılarda bulunan bir kafatasında kesik izi vardır ve buna istinaden günümüzden bin yıl önce, burada beyin ameliyatı yapıldığı tahmin edilmektedir.

Muhtemelen MS 6’ncı yüzyılda depremde yıkıldıktan sonra mezarlık olarak kullanıldığı düşünülen bazilika içinde, 20’den fazla mezar tespit edilmiş ve mezardan çıkarılan kemikler incelenmiştir.

Roma ve geç Roma döneminden kalan, yüzey buluntularına göre, şehir 5-10 bin kişinin yaşadığı bir yerdi.

Daha da ilginci, kazı bölgesinde MÖ 2000’lere ait, erken Hitit dönemine ait iki figür/heykelcik bulunmasıdır.

Kazı bölgesinde 2015 yılında yapılan kazılarda, bazilika tipi bir dini yapının temelleri kazılırken, 5.4 cm boyunda ve 14 gram ağırlığında Hurri tipi Tanrıça heykelciği bulunmuştur. Demirden ve özel kalıpla üretildiği tahmin edilen heykelcik yüzyıllar içinde korozyona uğramıştır.

İkinci heykelcik ise 6.1 cm boyunda, 11 gram ağırlığındadır. Erkek tanrı heykeli de döküm tekniğiyle üretilmiştir. Kapı eşiklerinde, temel yapılarında, ocak altlarında bulunan bu tür eserler, yapı adak heykelciği olarak kullanılmıştır. İçlerinde nikel yoktur, cevherden kazanılan demirden üretilmiştir.

Burada yine ilginç bir gelişmeden söz etmek istiyorum, kazı ekibinin ifadelerine göre: Küçükçekmece gölü çok kirli olduğu için su altında çalışma yapılamıyormuş. Çünkü görüntü net değil, suyun büyük bölümü kanalizasyon, nükleer veya sanayi atığı ile doluymuş.

Son bir not: bu bölgedeki kazıların uzun yıllar boyunca süreceği söyleniyor.

İstanbul Küçükçekmece Sazlıdere

 

SAZLIDERE

Uzunluğu yaklaşık 40 km kadardır. Küçükçekmece gölüne dökülür. Ancak: baraj haline getirilmiş ve su tutulması için kapakları kapatıldığı için, Küçükçekmece gölünü besleme özelliği kaybolmuştur. Sazlıdere barajı, İstanbul’da içme suyu üretmek amacı ile 1991-1996 yılları arasında inşa edilmiştir. Kaya gövde dolgu tipindedir. Akarsu yatağından yüksekliği 48 metredir.

İstanbul Küçükçekmece Köprüsü

 

KÜÇÜKÇEKMECE KÖPRÜSÜ

Roma döneminde, İstanbul’u batıya bağlayan ana yolun üzerinde, Küçükçekmece gölünün Marmara deniziyle birleştiği yerde büyük bir ihtimalle ahşap bir köprü bulunuyordu.

Bizans devrinde: başkenti yani Konstantinopolis şehrini, batıya bağlayan ünlü “Via Egnetia” yolu bu köprünün üzerinden geçerek ilerliyordu. Hatta: aynı yerde göl manzaralı hakim bir tepenin üzerinde, İmparatorun büyük bir sayfiye yeri olan Region isimli bir yerleşim yeri vardı.

Bu köprü, MS 6’ncı yüzyıl ortalarında meydana gelen iki deprem sonucu yıkılır.

Daha sonra, MS 558 yıllarında ise, burada Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından yarısı kagir, yarısı ahşap bir köprü yaptırılır. Köprü, taşlardan yapılan geniş bir kemer üzerine oturmaktadır.

Bu köprü, MS 813 yılında Bulgar kralı Krum tarafından tahrip edilmiştir.

Sonrasında ise Bizans imparatoru I. Basileios tarafından tamir ettirilmiştir.

Fetihten sonra, 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet, stratejik önemde olan köprüyü onarttırmıştır.

Batı kaynaklarında: Büyükçekmece köprüsü ile bu köprü kıyaslandığında bu köprü “Küçük Köprü” olarak isimlendirilir.

1560 yılında ise, Osmanlı döneminde Mimar Sinan’dan önce Başmimar olan Acem Alisi tarafından buraya yeni bir köprü yapılır. (köprüyü yaptıranın kimliği kesin değildir, tahmindir.)

Bu tarihi köprü: 1735 ve 1861 yıllarında onarılır. I Dünya savaşı sırasında eni genişletilir.

Son olarak: 1996 yılında köprü İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından tekrar onarılır.

2005 yılında ise restorasyon çalışmaları yapılır.

Günümüzde görülen ve “Mimar Sinan Köprüsü” olarak isimlendirilen köprü: 227 metre uzunlukta ve 7 metre genişliktedir.

 

ATATÜRK MAHALLESİ

İstanbul Küçükçekmece Mehmet Arsay Klasik Otomobil Müzesi

 

MEHMET ARSAY KLASİK OTOMOBİL MÜZESİ

İkitelli caddesindedir.

Klasik otomobil tutkunu Mehmet Arsay, eşi Meryem Aksay ile birlikte, İstanbul’da 3 tane olan klasik otomobil müzelerinden bir tanesi, Küçükçekmece ilçesinde kurmuştur. Mehmet Arsay, yaşamı boyunca: klasik nostaljik otomobilleri onarıp yeniletmiş, yeni nesillere bu araçları tanıtmak için bu müzeyi kurmuştur.

Müzede sergilenen araçlardan bazıları yurt dışından getirilmiştir. En dikkat çeken otomobiller: 1886 model Benz, 1899 model Decouvelle, 1979 model Porche markalı otomobillerdir.

Müzeye giriş ücretsizdir. Ancak sadece Cumartesi ve Pazar günleri ziyarete açıktır. Müze özellikle klasik otomobil meraklıları tarafından yoğun ziyaret edilmektedir. Mehmet Arsay, 1999 yılında vefat etti ve yerine müzeyi oğlu idame ettirmektedir.

İstanbul Küçükçekmece Mehmet Arsay Klasik Otomobil Müzesi Atatürk’ün Arabası

 

Atatürk’ün Arabası

Haziran 2015 tarihinde Atatürk’ün makam arabası, yenileme amacıyla Anıtkabir Komutanlığından teslim alınmış ve müzeye getirilmiştir. 82 yaşındaki otomobil: işinin ehli mekanik, kaporta ve elektrik ustaları tarafından özenle sökülmüş, aracın eksik ve değişmesi gereken parçaları yurtdışından temin edilmiştir. 6 aylık bir restorasyon süreci sonunda, araç 26 Ekim 2016 günü Anıtkabir Komutanlığına teslim edilmiştir. Mükemmel bir uygulama, bunu sağlayanları kendi adıma tebrik ediyorum.

 

HALKALI MERKEZ

İstanbul Küçükçekmece YKB Gösteri Merkezi-Yahya Kemal Beyatlı Gösteri Merkezi

 

YKB GÖSTERİ MERKEZİ-YAHYA KEMAL BEYATLI GÖSTERİ MERKEZİ

Aytaç Mevkii Fatih Caddesindedir. 2013 yılında hizmete açılmıştır. İstanbul ilinin en büyük gösteri merkezidir. Amfi tiyatro tarzında düzenlenen merkezde: kapalı alanda 10 bin ve açık alanda ise 35 bin izleyici kapasitelidir. Burada: konser, gösteri, etkinlik, uluslararası prodüksiyonlar düzenlenmektedir.

İstanbul Küçükçekmece YKB Gösteri Merkezi-Yahya Kemal Beyatlı Gösteri Merkezi

 

Sahne 704 metre kare büyüklüktedir. Bu ölçüsü ile, Türkiye ve Avrupa’nın en büyük sahnesidir. Ancak parabolik oturma düzeni nedeniyle, sahne her yerden görülebilmektedir. Sahnenin iki yanı “Efes Celsius Kütüphanesi” tarzını yansıtmaktadır. Yine merkezde, en gelişmiş ses ve ışık sistemleri bulunmaktadır.

SEFAKÖY

Yerleşim yeri ilk olarak 1879-1890 yılları arasından Bulgaristan’dan göçen Karaömeroğlu İbrahim Safra tarafından kurulmuştur.

Tarihi süreç içindeki isimleri: Zifirköy, Sofranatis, Sofraköy, Safraköy, Işıklıtepe, Sefaköy olmuştur. Bilinen ilk ismi “Zafirköy” dür. Gerçekte, Zafir kelimesinden kaynaklanan bu isim, bölgenin Rumların yerleşim yeri olarak kullanıldığı dönemde Sofranatis olarak değiştirilmiştir.

Osmanlı döneminde avlak olarak kullanılan bu bölgede: birçok Osmanlı Padişahı ve erkanı bir dönem avlanmıştır. Hatta, bir söylentiye göre: “Sultan Abdülhamid, bir gün avlanırken, eşraftan Fehim Efendi’nin konuğu olur.

Fehim Efendi’nin kendisini ağırlamak için kurduğu sofra, Padişah tarafından çok beğenilir ve bunun üzerine Sofranatis isminin değiştirerek buraya “Sofraköy” isimin verir. Daha sonra halk arasında bu isim “Safraköy” olarak değişime uğrar.

Cumhuriyet döneminde köyün ismi, kayıtlara geçerken yanlışlıkla “Safraköy” olarak geçer. 1970’li yılların başında dönemin yöneticileri bu ismin değiştirilerek yörenin isminin “Işıktepe” olmasını isterler. 1974-1975 yılları arasında yapılan girişimler sonucu, bölgenin ismi “Sefaköy” olarak değiştirilmiştir.

Bir zamanlar birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bölgede bulunan tarihi eserler, zaman içinde yok olmuş ve bölge yerleşim alanı olarak kullanılmıştır. Günümüzde bu eserlerden birkaç tanesi (su sarnıcı) kalmıştır.

İstanbul Küçükçekmece Ayamama Deresi üzerindeki köprü-Papazın köprüsü

 

AYAMAMA DERESİ ÜZERİNDEKİ KÖPRÜ-PAPAZIN KÖPRÜSÜ

Basın Ekspres yolunun Halkalı çıkışındadır. Ayamama deresi üzerindedir.

İstanbul Küçükçekmece Ayamama Deresi üzerindeki köprü-Papazın köprüsü

Yaptığım bütün araştırmalara rağmen bu köprünün yapılış tarihi ve yaptıranla ilgili net bilgilere ulaşamadım.

Yakın zaman önce, köprünün hemen yanına yeni bir köprü yapılmış olup bu yeni köprü de “Papazın Köprüsü” olarak isimlendirilmiştir. Eski köprü ise, 2009 yılındaki sel felaketinde ağır hasar görmüş durumda onarılmayı beklemektedir. Daha doğrusu kaderine terk edilmiş, yıkılması beklenmektedir.

İstanbul Küçükçekmece Halkalı Ziraat Mektebi

 

HALKALI ZİRAAT MEKTEBİ

1891 yılında eğitim-öğretime başlanan okul; sahasında Türkiye’deki ilk ve önemli kurumlardan birisidir. Okul: 1878-1879 yılları arasında Ticaret ve Ziraat Nazırı Ahmet Cevdet Paşa döneminde kurulan Ziraat Müdürlüğüne getirilen, Fransa’da eğitim görmüş Amasyan Efendi tarafından kurulmuştur.

Açıldıktan 1894 yılına değin Mülkiye Baytar Mektebinin yatılı kısmını bünyesinde barındırmıştır. Bu tarihten sonra sadece Ziraat sahasında eğitim ve öğretim devam etmiştir. Devrinde Avrupa ayarında eğitim veren okul, ilerde mesleğinde uzman olacak ve ülkeye önemli hizmetlerde bulunacak pek çok öğrenci yetiştirmiştir.

Bu okuldan mezun olan bazı şahsiyetler ise sadece meslekleriyle ilgilenmemişlerdir. Bunlardan ilk akla gelen İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy’dur. 1928 yılında okul kapatılmış, öğrencileri İstanbul Orman Mektebine devredilmiştir. Okulun Halkalı’da bulunan binası ise, Halkalı Ziraat ve Tarım Lisesine dönüştürülmüştür. Okul günümüzde İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Kampüsü olarak kullanılmaktadır.

İstanbul Küçükçekmece Sabahattin Zaim Üniversitesi

 

SABAHATTİN ZAİM ÜNİVERSİTESİ

Halkalı caddesindedir. 2010 yılında kurulmuş bir vakıf üniversitesidir. Halkalı Ziraat Mektebi binasında yerleşiktir. Mektebin yemekhane salonu, günümüzde üniversite Mehmet Akif Ersoy fuayesi olarak kullanılmaktadır.

Burada: iç kapı üstü ve çevresini İstiklal Marşı ve Akif’in büyük boy bir portresi süslemektedir. Halen okulda, 87 ülkeden 1934 öğrenci eğitim görmektedir. Lisans öğrenci sayısı ise, 7490 dır.

ÇAMLIK PİKNİK ALANI

Sabahattin Zaim Üniversitesinin yanındadır. Giriş ücretsizdir. Alanda: yürüyüş ve koşu yolları, bisiklet alanı, piknik yerleri ve çocuk oyun alanları bulunmaktadır.

 

ATAKENT MAHALLESİ

İstanbul Küçükçekmece Atakent Kültür Merkezi

 

ATAKENT KÜLTÜR MERKEZİ

Halkalı Toplu Konutları 2 Ekip Girişindedir. Eski adı “Halkalı Kültür ve Sanat Merkezi” dir. 2005-2006 yılında yenilenerek tekrar hizmete açılmış ve “Atakent Kültür Merkezi” ismini almıştır. Burada: çok amaçlı bir salon (386 kişilik), sergi salonu, fuaye, derslikler, kütüphane ve spor salonu bulunmaktadır.

İstanbul Küçükçekmece Arena Park Alışveriş Merkezi

 

ARENA PARK ALIŞVERİŞ MERKEZİ

Çiçekli Vadi Caddesindedir.

2011 yılında hizmete girmiştir. Yapının iki katı: alışveriş ve yaşam merkezi, bir katı ise otopark olarak düzenlenmiştir. Yarı açık mimarisiyle sokakta alışveriş yapma zevki yaşanmaktadır. Meydanları ise yemyeşil düzenlenmiştir.

Burada Türk ve dünya markalarının bulunduğu 110 mağaza bulunmaktadır. Ayrıca, sinema bölümünde 10 salon vardır.

Bölgenin en büyük sinema salonu buradadır. Arena Park alışveriş merkezinde “Starpark” isimli çocuk oyun merkezi bulunmaktadır. Starpark içinde: atlıkarınca, çarpışan arabalar, gondol, uçan salıncak ve benzeri birçok etkinlik bulunmaktadır.

 

MENEKŞE/NAKKAŞ DERESİ (ROMA) KÖPRÜSÜ

Halkalı Altınşehir İstanbul Caddesi ile 4. Caddenin sınırladığı güney ucunda, Nakkaş deresinin Menekşe deresiyle birleştiği noktadadır.

Köprü, yol ağları bağlantısı tamamen koparılmak suretiyle ulaşım işlevini kaybetmiştir. Ancak tarihi belge değerinin yüksek olduğu söyleniyor.

Köprü 3 gözlüdür. Uzunluğu 14.33 metre ve genişliği ise 4.61 metredir.

Köprünün kemerleri, tek merkezli yarım dairedir.

Ortadaki büyük gözün her iki yanında kemerli küçük gözler bulunur.

Köprünün yapılış tarihi hakkında net bilgiler yoktur. Ancak: köprü MS 4’ncü yüzyılın ilk yarısında Roma imparatoru Constantinus tarafından inşa ettirildiği söylenen ve Konstantinopolis şehrini Avrupa’ya bağlayan “Via Egnetia” adı verilen tarihi yol ağının bir parçasıdır.

Köprü: yapım tekniği, mimari özellikleri ve malzeme kullanımı değerlendirildiğinde, Roma köprü mimarisi özelliklerini taşır. Bu yüzden, Roma döneminin teknik bilgi, beceri, yapım, malzeme ve işçilik özelliklerini günümüze yansıtır.

Yalın bir tasarıma sahip köprüde süsleme yoktur. Sadece kültürel peyzaj öğesi olarak önem kazanır.

Evet, yukarıda da söz ettiğim gibi, günümüzde: dere yatağı değiştirilmiş, köprünün yol ağları ile bağlantısı kesilmiş ve çevre düzenlemesi sırasında dikkate alınmamış ve köprü işlevsiz bırakılmıştır. Ancak yine yukarıda belirttiğim gibi, köprü tasarım, malzeme ve işçilik özellikleri açısından Roma döneminin özelliklerini yansıtacak özgünlüğünü korumaktadır.

 

TEVFİKBEY MAHALLESİ

İstanbul Küçükçekmece Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi

 

SEFAKÖY KÜLTÜR VE SANAT MERKEZİ

Maslak Çeşme Caddesindedir. Türkiye’nin en modern kültür ve sanat merkezidir. 2009 yılında hizmete açılmıştır. Burada 1 tane 507 kişilik büyük sahne, 17 tane atölye ve sergi alanı vardır.

 

ARMONİAPARK  OUTLET CENTER

Şehit Mehmet Sevinç Sokaktadır. Merkezde: restoran ve kafeler, sinema salonları ve mağazalar bulunmaktadır. Bu mağazalarda, her türlü ürün bulup satın alabilirsiniz.

 

İSTANBUL AREL ÜNİVERSİTESİ SEFAKÖY YERLEŞKESİ

2007-2008 yılında eğitime başlamıştır.

Üniversite bünyesinde: Fen-Edebiyat, Mühendislik ve Mimarlık, Güzel Sanatlar, İktisadi ve İdari Bilimler, İletişim Fakültelerinden oluşan 5 fakülte vardır. Ayrıca Uygulamalı Bilimler Yüksek Okulu ve Yabancı Diller Yüksekokulu bulunmaktadır.

 

CENNET MAHALLESİ

CENNET KÜLTÜR VE SANAT MERKEZİ

Yahya Kemal Beyatlı Caddesindedir.2008 yılında hizmete girmiştir. Merkezde: 435 seyirci kapasiteli tiyatro salonu bulunmaktadır. Ayrıca çok amaçlı bir sergi salonu, tam donanımlı müzik atölyeleri, bale salonu ve yaşam boyu eğitim atölyeleri bulunmaktadır.

 

İSTASYON MAHALLESİ

İstanbul Küçükçekmece İstasyon Mahallesi Millet Bahçesi

MİLLET BAHÇESİ

100 dönümlük bir alana kurulmuştur.

Halkalı Çamlık Park alanında: yürüyüş yolları ve bisiklet yolları bulunmaktadır. Ayrıca barbekü alanları yapılmış ve piknik masaları bulunmaktadır. Ayrıca: oyun bahçeleri, macera parkı, uçurtma çayırı, etkinlik meydanı ve panayır alanı vardır.

 

1’NCİ ORDU MUHABERE ALAY KOMUTANLIĞI-HAMZA GÜNALP KIŞLASI

Yarımburgaz caddesindedir.

 

YARIMBURGAZ MAHALLESİ

İstanbul Küçükçekmece Yarımburgaz Mağaraları

YARIMBURGAZ MAĞARALARI

Güvercintepe Mahallesindedir.

Küçükçekmece gölünün 1.5 km kuzeyinde, Altınşehir mahallesi civarındadır. Denizden yükseklik 15 metredir. İki farklı giriş vardır. Alt mağara 500 metre ve üst mağara 52 metre uzunluktadır. Buradaki ilk araştırmalar 1838 yılında yapılmış ve bu araştırma sonuçlarına göre bu Yarımburgaz Mağaralarında, tarih öncesinde insanların yaşadığı anlaşılmıştır.

Yarımburgaz’da yaşamını sürdüren insan topluluklarının Küçükçekmece civarında avlandıkları ve hatta sonradan bölgeye yerleşmiş olabilecekleri tahmin edilmektedir. Mağaranın 6 km güneyinde Firuzköy yakınlarındaki yarımada üzerinde Paleolitik dönem insan guruplarının avladıkları hayvan derilerini yüzmüş, işlemiş, ayrıca kemik ve ağaçları sürterek sivriltmiş olabilecekleri muhtemeldir.

Yakın geçmişte ise, mağaraların kilise olarak kullanıldıkları anlaşılmıştır. Çünkü Yarımburgaz Mağarasının içine oyulan Bizans döneme kilisesinin apsisi halen görülebilmektedir. Mağaralar, 2000 yılında arkeolojik sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

 

ÇEKMECE NÜKLEER ARAŞTIRMA VE EĞİTİM MERKEZİ

Nükleer Araştırma ve Eğitim Yolundadır.

1955 yılında ABD ile atom enerjisinin sivil amaçlı kullanımına ait bir anlaşma imzalanmıştır. 1956 yılında ise bir araştırma reaktörü kurulması için çalışmalara başlanmıştır. Küçükçekmece gölü kıyısındaki günümüz arazisi seçilmiş ve Başbakanlık Atom Enerjisi kurumu kurulmuştur.

1959 yılında ülkemizin ilk nükleer tesisi olan araştırma reaktörünün temeli 2800 dönümlük arazide atılmıştır. 1960 yılında atom reaktörü projesinin ismi bulunduğu yere izafeten “Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi” olarak değiştirilmiştir. 1962 yılında ise tesisin açılışı yapılmıştır.

Nükleer teknoloji alanında faaliyet göstermektedir. Her yıl burada, değişik branşlardan birçok öğrenci staj yapmaktadır.

Merkez arazisi içinde kalan 3700 metre uzunluğundaki kıyı şeridi üzerinde gizli bir kuş cenneti bulunmaktadır. Burada bulunan koruluk alanda: karabatak, balıkçıl ve yaban ördeği başta olmak üzere çeşitli kuş türlerinin barındığı ve göçler sırasında ise başkaca kuşların da görüldüğü tespit edilmiştir.

 

FATİH MAHALLESİ

İstanbul Küçükçekmece Göl ağzı Parkı

KÜÇÜKÇEKMECE GÖL AĞZI PARKI

Hatboyu caddesindedir. Yürüyüş yolu ve kafeleri bulunmaktadır.

İstanbul Küçükçekmece Göl ağzı Parkı

Özellikle güneşin doğuşu ve batışını izlemek için burası tercih ediliyor. Sahil boyunca bisiklet yolu vardır.

İstanbul Küçükçekmece Göl ağzı Parkı

Ayrıca 1 tane çocuk oyun alanı ve 1 tane fitness alanı bulunuyor. İki büyük seyir iskelesi bulunur.

İstanbul Küçükçekmece Sosyal Tesisi

KÜÇÜKÇEKMECE SOSYAL TESİSİ

Yalı Caddesi Altın Sokaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılıp işletilmektedir.

Burada nezih bir ortamda ve göl manzarası eşliğinde yemek yenilebiliyor. Tesis, yeşilin her tonunun göl manzarasıyla buluştuğu bir yerde yapılmıştır. Tesiste 237 metre kare açık alan ve 283 metre kare restoran bölümü bulunur. Aynı anda 240 kişiye hizmet verilmektedir.

İstanbul Küçükçekmece Kibrithane-Kibrit Fabrikası

KİBRİTHANE-KİBRİT FABRİKASI

“Osmanlı Kibritleri Fabrikası” günümüzde de 19’ncu yüzyıl başlarında “Osmanlı Kibritleri Anonim Şirketi” tarafından kurulan fabrikada faaliyet göstermektedir. Osmanlı kibritleri fabrikası, 1888 yılında kurulmuş ve o dönemin büyük fabrikalarından birisi olarak bütün ülkeye ve hatta Avrupa’ya kibrit ihraç etmiştir. Fabrika, 1900’lü yılların başına kadar üretime devam etti, ancak bir süre sonra kapatıldı.

Üretimin sonlanmasıyla atıl duruma düşen yapı, 20’nci yüzyıl başlarında farklı mülkiyetlere, farklı kullanımlarla birlikte günümüze bazı değişikliklere uğrayarak ulaşmıştır. Çünkü: fabrikanın mülkiyet hakkı bölünmüş durumdadır ve farklı bölümler şimdiye kadar birçok kullanıcı tarafından üretim amaçlı kullanılmıştır.

İstanbul Küçükçekmece Kibrithane-Kibrit Fabrikası

 

1991 yılında kültür varlığı olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

2010’lu yıllarda, 5 bloktan oluşan Eski Kibrit Fabrikasının 1 bloğunun koruma ve restorasyon sürecine başlanmıştır. Ardından restore edilen bu blok: film ve video klipleri çekimi yapan bir şirket tarafından etkinlik mekanı ve film seti olarak kullanılmaktadır.

Günümüzde 2 ve 3’ncü bölümler: Nakil Bant Fabrikası olarak kullanılmaktadır. Bu fabrikaya ait buhar kazanı arka cephededir ve kazanın hemen arkasında günümüzde aktif olarak kullanılan bir baca yükselir.

Sonuç, bu satırları sadece bilgi amaçlı yazdım, çünkü eski yani bir zamanların oldukça ünlü kibrit fabrikası bugün bu özelliğini yitirmiş durumdadır. Yani gidilip görülecek bir şey yoktur.

İstanbul Küçükçekmece Tuğralı Çeşme-II Abdülhamit Çeşmesi

TUĞRALI ÇEŞME-II ABDÜLHAMİT ÇEŞMESİ

Fatih Mahallesinde Küçükçekmece Meydanında İstasyonun önündedir. Çeşme Sultan II Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. Çeşme: Hamidiye çeşmeleriyle aynı süsleme özelliklerine sahiptir.

İstanbul Küçükçekmece Tuğralı Çeşme-II Abdülhamit Çeşmesi

 

Çeşme üzerinde, ortadaki yuvarlak madalyon içinde Sultan II Abdülhamid’in tuğrası bulunmaktadır. Ayrıca tuğranın altında 1318 yani 1900 yılı tarihi yazılıdır. Muhtemelen 1900 yılında yapılmıştır. Gelelim günümüze, günümüzde çeşme terkedilmiş ve bakımsız durumdadır.

İstanbul Küçükçekmece Garip Dede Türbesi

GARİP DEDE TÜRBESİ

Dış Kumsal Mevkiinde Yan yoldadır.

Garip Dede: Anadolu erenlerindendir. Alevi-Bektaşi inancına göre, türbesi Macaristan’da bulunan Gül Baba’nın müsahibi olduğuna inanılmaktadır. Kimsesi olmadığı için Garip Dede ismiyle tanındığı tahmin edilmektedir.

1600’lü yıllarda yaşadığına inanılıyor. Garip Dede öldüğünde gömüldüğü mezar, 1955 yılında türbeye dönüştürülmüştür. Türbenin çevresinde, günümüzde Cemevi ve altında aşevi bulunmaktadır.

 

KARTALTEPE MAHALLESİ

İstanbul Küçükçekmece Sefaköy Çarşı Camii

SEFAKÖY ÇARŞI CAMİİ

Aytaç Mevkiinde 16/1 Sokaktadır. Fatih Sultan Mehmet dönemi yapısıdır. Bu yüzden “Fatih Camii” olarak da bilinir. Mescit olarak yaptırılan mekan, 1960 yılında halkın bağışları ile camiye çevrilmiştir. Camide, iki dükkan ve bir çay ocağı bulunmaktadır.

 

YENİ MAHALLE

 

ABDÜSSELAM ÇELEBİ EFENDİ

Kendisi: Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Başdefterdar olarak görev yapmıştır. Kendisi: Yavuz Sultan Selim tarafından, 1517 yılında Mısır seferinden dönüşte, yanında getirilmiştir.

Bölgenin gelişmesinde önemli imar faaliyetlerinde bulunmuş ve kendi adına bir külliye yaptırmıştır. Külliye günümüzde İmaret caddesindedir.

Bu külliyenin yaptırıldığı dönem Mimar Sinan dönemi, bu yüzden külliyenin yani cami, imaret ve medresenin ve ardından türbenin Mimar Sinan yapısı olduğu biliniyor. Külliyede: cami, medrese, imaret, türbe ve iki çeşme bulunmaktadır. Ancak: bunlardan sadece medrese ve imaret günümüze ulaşmamıştır. Sadece: cami, türbe ve çeşmeler günümüze ulaşmıştır.  

Tekke Camii-Abdüsselam Camii

Külliyenin merkezinde bu cami bulunmaktadır. 1526 yılında Başdefterdar Abdüsselam Bey tarafından mescit olarak yaptırılmıştır. Daha ayrıntılı bilgi verecek herhangi bir belge yoktur.

Daha sonraki süreçte, Aşçı Hüseyin Ağa tarafından minber konulmasıyla cami olmuştur. Cami, 1923 yılında Şerefnur Hanım tarafından yenilenmiştir. 1940 yılında harap durumda olan cami yine yenilenmiştir. Bu onarımda, cami kagir duvarlı ve ahşap çatılı yapılmıştır.

Son olarak 1967 yılında onarılan cami, özgün yapısını tamamen yitirmiştir. Günümüzde betonarme olan camiden geriye, sadece minarenin bir bölümü kalmıştır.

Abdüsselam Medresesi

Günümüzde yoktur. Abdüsselam Efendi, külliyeyi ilim merkezi haline getirmek için içine medrese yaptırmıştır. Bu medreseden saraya alimler ve devlet adamlarının yetiştirildiği söyleniyor.

İstanbul Küçükçekmece Abdüsselam Bey Türbesi
Abdüsselam Bey Türbesi

Türbe günümüzde Küçükçekmece’nin en önemli tarihi yapılarından birisidir.

Defterdar Abdüsselam Bey: medresesi ve imareti yakınındaki türbesinde yatmaktadır. Kendisi, 1526 yılında Kanuni Sultan Süleyman ile Mohaç seferine katılmış ve bu seferden dönüşte azledilmiş, azledildikten kısa bir süre sonra 1527 yılında vefat etmiştir.

İstanbul Küçükçekmece Abdüsselam Bey Türbesi

 

Türbeyi sağlığında yaptırıp yaptırmadığı belli değildir. Türbe, külliyenin en önemli yapısıdır. Caminin güneydoğusundadır. Batıdan doğuya doğru meyilli bir arazi üzerinde bulunmaktadır.

Yapının güneyinde kare planlı giriş kapısı vardır. Altıgen planlıdır. Köşelerde pandantif geçişli kubbe bulunur. Özellikle: güney cephede, muhdes giriş cephesi ile dikkat çekmektedir.  

İstanbul Küçükçekmece Abdüsselam Çelebi Çeşmesi
Abdüsselam Çelebi Çeşmesi

Yapım tarihi bilinmemektedir, ancak muhtemelen 1795-1796 yılları arasında yaptırılmıştır. Herhangi bir inşa ve onarım kitabesi yoktur.

İstanbul Küçükçekmece Abdüsselam Çelebi Çeşmesi

 

Çeşme, yakın zaman önce onarım görmüş olup özgün yapısını kaybetmiştir. Çeşmenin bulunduğu yer zamanla yükselmiş ve çeşme zemininin büyük kısmı, günümüzde asfalt kaldırımın altında kalmıştır. Çeşme kaidesi ve su yalağının önemli kısmı döşeme altındadır.

İstanbul Küçükçekmece Seyyid Aziz Bey Çeşmesi
Seyyid Aziz Bey Çeşmesi

Gerek tasarım ve gerekse özellikleri itibarıyla daha erken yapılan Abdüsselam Çelebi Çeşmesinden ayrılmaktadır. Çeşme: Abdüsselam Çelebi soyundan gelen Seyyid Aziz Bey tarafından yaptırılmıştır. İlk yapıldığı dönem özelliklerini tamamen kaybetmiştir. Ayrıca günümüzde çeşmeden su akmaz.

 

İNÖNÜ MAHALLESİ

MASLAK ÇEŞME SARNICI

Tarihi sarnıç Roma veya Bizans döneminde kalmadır. Üstü ızgara ile kapatılmış sarnıç, ne yazık ki günümüzde çöplük olarak kullanılmaktadır. Son olarak: tarihi sarnıç yanındaki yeşil alan Küçükçekmece Belediyesi tarafından düzenlenmiştir. Halen üniversitede 39 bin öğrenci eğitim görmektedir.

 

BEŞYOL MAHALLESİ

İstanbul Küçükçekmece İstanbul Aydın Üniversitesi

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ

Florya Yerleşkesi Sefaköy İnönü Caddesindedir. 2007 yılında kurulmuştur. Ön lisans, lisans ve lisansüstü eğitim verilmektedir.

İstanbul Küçükçekmece İstanbul Aydın Üniversitesi

 

12 fakülte, 2 yüksekokul, 3 meslek yüksek okulu ve lisansüstü eğitim enstitüsü programları bulunmaktadır.

Büyükçekmece tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

İstanbul günlük gezi planı yazım için.

 

G.Kore Seul Genel

G.Kore Seul Genel

Şehir Güney Kore ülkesinin başkenti ve en büyük şehridir. Kuzey Kore sınırının 50 km güneyindedir. Ülkede 10.195.000 bin kişi yaşamaktadır. Güney Kore ülkesinin nüfusu ise 50.948.000 kişidir. Ülke nüfusunun beşte biri Seul şehrinde yaşamaktadır.

Aynı zamanda dünyanın en kalabalık şehirlerinden birisidir. Şehir, ortasından akan Han nehri ile ikiye bölünmektedir. Nehir üzerinde 28 tane köprü bulunmaktadır. Bu köprüler genelde düz köprü şeklindedir, yani herhangi bir görüntü güzelliği bulunmuyor.

Bu durum Avrupa şehirlerini andırıyor malüm Avrupa’da da birçok şehir nehir kenarlarına kurulmuştur. Nehir bayağı geniş, hani İstanbul Boğaziçi kadar var. Ama nehir kenarından genellikle otoyollar bulunuyor, yani nehir kenarını cazibe merkezi olarak kullanmamışlar.

Şehrin sonradan imar edilen güney kesimi daha gelişmiş ve modern olarak görülür. Burada geniş caddeler ve yüksek binalar bulunur. Ancak şehir merkezinin kuzey bölümünde: büyükelçilikler, resmi daireler ve yabancıların daha yoğun olarak yaşadığı konutlar bulunur. Şehirde yerleşim alanı fazla olmadığından genellikle büyük apartmanlar şeklinde, çok katlı yapılar bulunuyor. Şehir çok sayıda dağ zirvesiyle çevrili, doğal bir havzada bulunmaktadır.

Şehirde: antik ve modern, geleneksel ve moda yan mükemmel bir karışım yaratmaktadır. Modern cam, beton ve çelik mimarinin gölgesinde ahşap evler görebilirsiniz. Güçlü bir Budizm geleneği ve muhteşem alışveriş merkezleri bir aradadır.

G.Kore ülkesinin diğer başlıca şehirleri olarak: Busan ve İncheon bulunmaktadır.

 

TARİHÇE

Yapılan arkeolojik çalışmalara göre: bölge ilk çağlardan bu yana iskan görmüştür. İlk devlet, MÖ.2333 yıllarında bölgedeki ilk devlet, Çosun halkı tarafından kurulmuştur.
Devam eden süreçte, çeşitli hanedanlıklar tarafından yönetilen ülke, daha sonra bölgenin iki güçlü ülkesi olan Çin ve Japonya arasındaki mücadelelere sahne olmuştur.

1904-1905 Japon-Rus savaşını, Japonlar kazanınca Kore bu ülkenin etkisine girmiş ve ülke 1910 yılında Japonya tarafından ilhak edilmiştir. Ancak II. Dünya savaşında Japonlar yenilince, 35 yıl süren işgal dönemi bitmiş ve 1948 yılında bağımsız Kore Cumhuriyeti kurulmuştur. Ancak bölgede 38. paralelin kuzeyinde ise, SSCB denetiminde Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti kurulmuştur.

Kuzey Kore’nin Haziran 1950 tarihinde güneye saldırmasıyla Kore Savaşı başlamıştır. Kuzey Kore’nin yanında: SSCB ve Çin yer alırken, Türkiye’ninde aralarında bulunduğu 16 devlet Güneylilerden yana taraf olmuştur. 3 yıl süren savaş, 1953 yılında imzalanan ateşkes andlaşması ile son bulmuştur. Bu savaşta 3 milyon Koreli ölmüştür. Ülkemizden ise, savaşa katılan 21.212 askerden, 1005 kişi şehit olmuştur.

G.Kore Seul Genel

ULAŞIM

Ocak 2012 tarihinden sonra, Kore’ye giriş yapmak isteyen 17 yaş üstü herkesten zorunlu olarak parmak izi alınmakta ve yüz taraması yapılmaktadır. Bu arada: uçakta iken size verilen “varış kartını” doldurmayı unutmayın, çünkü pasaport kontrolünde bu varış kartı da isteniyor. Yaklaşık 10 saatlik bir uçak yolculuğu sonrası, dünyanın en iyi havaalanlarından birisi olan “İncheon” havaalanına ulaşılır.

Bu havaalanı zaten uzun yıllar arka arkaya dünyanın en iyi havaalanı seçilmiştir. Havaalanı şehir merkezine 1 saatlik uzaklıktadır. Havaalanı şehir merkezi arasında otobüs veya tren kullanarak gidebilirsiniz. Ancak trenle birkaç kez aktarma yapılıyor.

Trenle şehir merkezine ulaşımı düşünürseniz yaklaşık 80 dakika sürmektedir. Otobüs fiyatı 10.000 wondur.  Otobüslerde 4 dilden anonslar (Korece, Çince, Japonca, İngilizce) anons yapılıyor, ineceğiniz durağı kaçırmamak için iyi takip etmeniz gerekir.

Öte yandan otobüs şöförlerinin pek çoğunun İngilizce bilmediğini bilmelisiniz. Burada ilginç bir konudan söz etmek istiyorum. Seul havaalanından cep telefonu ve hat kiralayabilirsiniz.

Pasaport ve kredi kartı ile kiralayabileceğiniz cep telefonu kira ücretini dönüşte nakit veya kredi kartı ile ödeyebilirsiniz. Bir not daha, şehrin kuzeybatı kesiminde “Gimpo” denilen bir havaalanı daha bulunuyor ve burası şehir merkezine 30 dakika uzaklıktadır.

G.Kore Seul Genel

METRO

Şehir 398 istasyon ve 527 km uzunluğu ile dünyanın en uzun metro ağına sahiptir. Metrolarda: durak isimleri LCD ekranlarda yazılı olarak gösteriliyor. Metroları çok gelişmiş ve konforludur. Metrolarda cep telefonu kullanabilirsiniz. Hatta wifi bile kullanmak mümkündür. Metro çok ayrıntılıdır, ancak bazen iki aktarma noktası arasında uzunca yürümek zorunda kalıyorsunuz ve bu insanı yoruyor ve sıkıyor. “t Money” kart kullanırsanız, metro ve otobüslere binebilirsiniz.

 

TRAFİK

Sanırım Seul şehrinin en kötü yanı, berbat trafiğidir, trafik yoğun olup sıkıştığında çekilmez olur.

 

OTOBÜSLER

Otobüs biniş ücretleri 1100 won (1.8 TL) dir. Metro biniş ücretleri de aynıdır.

 

TAKSİLER

Şehirde taksiler genellikle ucuzdur.

 

İKLİM

Şehirde, sıcaklık yönünden karasal ve yağış yönünden muson iklimi hakimdir. İlkbahar yağışlı ve ılımandır. Yaz ayları sıcak ve nemli geçmektedir. Sonbahar buranın en güzel mevsimidir. Kış mevsimi kuru ve soğuk geçer. Ağustos en sıcak aydır. Ocak ise en soğuk aydır. Bazen Ocak ve Şubat aylarında ısı eksi 15 derecelere kadar düşer.

 

ELEKTRİK

Ülkede 220 volt elektrik kullanılır. Kullanılan prizler, iki yuvarlak delikli yani ülkemizdeki gibidir.

 

GÜVENLİK

Seul son derece güvenli bir şehirdir. Suç oranı dünyanın diğer şehirlerine oranla çok düşüktür. Acil durumlarda telefon ile 112 veya 119 ile 120 aranabilir.

 

ALKOL

Ülkede alkol içme yaşı 19 dur. Alkol içmek yasak değil ama sarhoş olup ahlaka aykırı davranışlarda bulunmak ağır para cezaları ödemeyi gerektiriyor.

 

PARA BİRİMİ

Ülkede “Kore Wonu” (KRW) kullanılmaktadır. Kağıt paralar: 1000, 5000, 10.000, 50.000 lik banknotlar şeklindedir. Bozuk paralar ise, 1-5-10-100-500 won dur.
1 Amerikan doları = 1.055 Wondur. 1 ve 5 lik bozuk paralar, piyasada yaygın değildir.
10.000 won = 16 TL.
1 TL = 625 won

 

DİN

Kore 4. yüzyılda Budizm ile tanışmıştır. Bu yüzden şehirde birçok Budist tapınağı bulunmaktadır. Kore ülkesinde baskın din Budizm ve Hıristiyanlıktır. Ülke nüfusunun % 32 Hıristiyan (bunların büyük bölümü Protestan, sonra Katolik), % 24 Budist ve kalan bölüm diğerleri şeklindedir.

Koreliler Budizm ile ilk olarak 372 yılında Goguryeo krallığı hüküm sürerken Kral Sosurim zamanında tanışmışlardır. Daha sonra Budizm, Baekje ve Silla krallıklarında da güçlü bir etki yaratmıştır. Tarih boyunca Kore kültürünü önemli ölçüde etkileyen Budizm’in izlerini Kore’de birçok bina, heykel, resim ve el yapımı aletlerde görebilirsiniz.

 

ZAMAN-SAAT

Kore zaman dilini (+9 saat) ileri şeklindedir ve günışığı tasarrufu sistemi uygulanmamaktadır. Yani bu ülkeye giderken saatlerinizi 9 saat ileri almak gerekiyor.

 

SU

Korede musluk suyu diş fırçalamak, yüz yıkamak ve diğer amaçlar için hijyeniktir rahatlıkla kullanabilirsiniz. Şişelenmiş su bulmak ta çok kolaydır. Tüketim için genellikle şişelenmiş su kullanmanız önerilir.

 

ÖLÇÜLER

Kore’de metrik sistem kullanılır. Ağırlık gram cinsinden, uzunluk ise metre cinsinden ölçülür.

 

MİLLİ BAYRAMLAR

1 Ocak Yılbaşı
1 Şubat Seollar-Lunan yeni yıl günü.
1 Mart Bağımsızlık hareketi günü
8 Nisan Lunar-Buda’nın doğum günü
5 Mayıs Çocuk günü
6 Haziran Özgürlük günü
15 Ağustos Kurtuluş günü-Lunar-

G.Kore Seul Genel

GECE HAYATI

“sinchon” denilen semtte birçok gece kulübü bulunuyor.

G.Kore Seul Genel

İNSANLAR

Koreliler aslında çok sıcakkanlı olmasalar da, oldukça saygılı ve kibardırlar. Ancak: özellikle İngilizce konuşmaya başladıklarında oldukça zorlanırlar ve siz de anlamakta zorlanırsınız. Ama tek bir gerçek, Türk olduğunuzu duyduklarında gülümsemeleri ve ayrı bir saygı göstermeleridir.

G.Kore Seul Genel

 

ALIŞVERİŞ

Şehirdeki alışverişlerde pazarlık yapmak gelenektir. Şehirde çok sayıda alışveriş merkezi yanında, açık pazarlar da bulunur.

Hediyelik bir şeyler satın almak isterseniz, özellikle “inseadong” önerilir. Bu cadde boyunca onlarca dükkan bulunuyor.

Elektroniklere merakınız varsa, “yongsan park” alışveriş merkezi, “coex” ve “yongsan” alışveriş merkezlerini ziyaret etmelisiniz.

Özellikle “Namdaemun”, “ınsadong hwanghakdong” ve “Dongdaemun” bölgelerindeki açık pazarlar yani bit pazarları yani halk pazarları ilgi çekiyor. Bu pazarlarda fiyatlar oldukça ucuzdur. Pazarda gezerken yol kenarlarında oturan önlüklü yaşlı kadınlar dikkatinizi çekecektir, bunlar aynı zamanda seyyar döviz bürosudur ve para bozdurabilirsiniz.

 

İnsadong

Burası turistik ıvır zıvır satılan bir yerdir. Hediyelik eşya satın almak isteyenlerin burayı mutlaka ziyaret etmesi gerekir. Ancak ucuz fiyat yakalamak için mutlaka biraz dolaşmalısınız ve pazarlık yapmalısınız, nakit ödeme yaptığınızda bayağı indirim yapıyorlar. Kredi kartında ise indirim düşünmüyorlar.

 

Namdaemun pazarı

Binden fazla dükkan, açık tezgah, sokak satıcısı ve restoran bulunur. Burada: her türlü hediyelik eşya, deri ürünleri, giysiler, çanta, bavul, takı ve akla gelebilecek her şeyi bulup satın alabilirsiniz.

 

Dongdaemun pazarı

Burada genellikle manifaturacılar toplanmıştır. Burada uygun fiyatlı ipek ve ipekli ürünler, kıyafetler, çanta ve ayakkabılar bulup satın alabilirsiniz. Burası her gün sabah 05.00 e kadar açıktır ve kadınlar için özellikle bir alışveriş cennetidir ve genelde her şey Koreli kadınlara göre yapıldığından küçük bedendir.

 

Ginseng

Burada yani Kore’de özel bir öneme sahiptir ve resmi tekel idaresi tarafından satışı yalnızca izin verilen mağazalarda yapılmaktadır. Seul şehrinde yalnızca ginseng satan birkaç mağaza bulunmaktadır.

 

DİL

Şehirde “Korece” resmi dil olarak kullanılır. Tüm halk bu dili kullanmaktadırlar, değişik şiveler bulunmamaktadır. Okullarda ise İngilizce dil eğitimi verilmektedir. Gençler genellikle İngilizce konuşabilirler.

Kore’nin resmi alfabesi olan Hangeul: Joseon hanedanı zamanında Kral Sejong tarafından bulunmuştur. Yani alfabe 1443 yılında icat edilmiş ve kral tarafından 1446 yılında ilan edilmiştir. Alfabe 24 harften oluşmaktadır.

Özellikle taksi şöförleri kesinlikle İngilizce bilmiyorlar, yani kaldığınız yerin Korece yazılı bir kartını mutlaka yanınızda bulundurun.

 

NE YENİR

Şehirde yemek kültürü oldukça zengindir. Özellikle “kimchi” denilen sağlıklı yemekleri dünyaca ünlüdür. Ayrıca yiyecekten konu açılınca, hemen şunu bilmekte yarar var, Koreliler bolca “sarımsak” tüketiyorlar.

Hatta sabah kahvaltıda, sarımsağı çiğ olarak yiyorlar ve geceyi yine onunla noktalıyorlar, ama elbette bu sarımsak kokusu şehirde ve insanlar üzerinde bayağı yerleşmiş. Öte yandan ülkede sarımsağın bu kadar yaygın olarak kullanılmasının en büyük nedeninin geçmişte tüm Asya kıtasını sarsan sars giribinin Korelileri etkilememiş olması ve bunun nedeni olarak sarımsak düşünülüyor.

Evet Koreliler denizden ne çıkya yiyorlar. Ama farklı tarzda pişiriyorlar ve tuhaf kokulu soslarla yiyorlar.

“Bibimpab” ve “bulgogi” özellikle pilavın yeşillik ve et katılmış bir şekli denilebilir. Bunlar sipariş verdiğinizde özel olarak pişiriliyor.

Eğer et seviyorsanız, şehirdeki barbekü restoranlarına uğramalısınız. Bu restoranlarda “kendin pişir kendin ye” sistemi açık büfe şeklinde çeşitli et ürünleri sunuluyor.

“dakgalbi” tavuklu pilav türü bir yöresel lezzettir. Ama bunun en özel yanı, aşçılardan birinin masanıza gelip, yemeği masanızda gözünüzün önünde hazırlamasıdır.
“galbi”: bir tür kızartılmış pirzolalardır.

Eğer sokak yemeklerini denemek isterseniz, bu kere “myeong-dong” caddesine gitmeniz gerekir. Bu cadde boyunca sokak yemeklerini tadabileceğiniz yüzlerce yer bulunuyor. Özellikle “tavuk döneri” yemenizi öneririm. Çünkü çok özel bir sos ile yapıyorlar.

Bir diğer öneri “ginsengli tavuk haşlama” dır ve oldukça lezzetlidir.

Koreliler turşuyu seviyorlar ama kimchi denilen turşuları “tatlı” dır.

Çay çeşitleri ise şunlardır: “sujeonggwa” bir tür zencefilli çaydır. “Nokcha” yeşil çay ve “boricha” arpa çayıdır.

 

Özbekistan Shakhrisabz

Özbekistan Shakhrisabz

Şehir; Semerkant şehrine 160 km uzaklıkta, küçük bir vadi içinde, Pamir dağının eteklerinde kurulmuştur. Özbekistan ülkesinin en renkli şehirlerinden birisidir ve büyük yeşillikleriyle ünlüdür.

Şehir: Amir Timur’un doğum yeri ve aynı zamanda babası ile oğullarının gömüldüğü yer olarak önem kazanmaktadır. Hatta; Timur kendisinin de burada gömülmesini istiyordu, ancak Semerkant şehrini başkent yapmak durumunda kaldı, yine de kendi şehrini unutmadı ve küçük vatanına en iyi mimarları ve inşaatçıları göndererek buranın da mamur olmasını sağladı.

Amir Timur: bu harika şehrin “Hoca-Ilgar” denilen komşu köyünde 9 Nisan 1336 tarihinde doğmuştur. Çocukluğunda hayvan çalarken, hükümdar olup Güneybatı Anadolu’dan, Hindistan ve Çin’e kadar uzanan bütün Orta Asya’yı kapsayan ve 500 yıl ayakta kalmayı başaran bir imparatorluk kurmuştur.

Soylu soyundan gelmediği için Özbekler kendisini “Amir Timur” yani “Komutan Timur” olarak isimlendirilirler.

Özbekistan Shakhrisabz

Özbekistan Shakhrisabz

 

Şehrin ekonomisi: pamuk işlenmesi ve tarım makinaları imalatı ve el sanatları üzerine yoğunlaşmıştır. Buraya özgü halı dokuma ve ince nakış ve Özbek kalpakları (tubeteikas) ünlüdür. Ayrıca, Shakhrisabz: uluslar arası şarap yarışmalarında ilk sıraları alan şaraplarıyla ünlüdür.

Evet, bilim adamlarının tahminlerine göre şehir 2700 yıldan daha eskidir. İpek yolu üzerinde bulunduğu için ticari yönden büyük önemi vardır. Ancak, günümüzde bakımlı ve modern bir görüntüsü vardır. Eskiden burası “Shakhrisabz Sogd” antik devletinin başkentiymiş ve “Kesh” adıyla bilinirmiş.

MÖ.329 yılında Büyük İskender; bölgeyi ele geçirince yörede Yunan tanrılarının ve Helenistik kültürün etkileri yerleşmiştir. Çünkü: şehir İskender tarafından kış geçirmek üzere seçilmiştir. Bu arada bir kampanya başlatarak komutanlarını yerel kadınlar ile evlendirerek Doğu-Batı ortak kültürü yaratmaya çalışmış, kendisi de Roxanne isimli kızla evlenmiştir, bu evlilikten doğan oğlu Makedon hanedanının son çar’ı olmuştur.

Takip eden bin yıl boyunca Shakhrisabz: birçok hanedanlığın egemenliği altına girmiştir. 8. yüzyılda ise yöre: Arap ve İslam karşıtı isyanın merkezi haline gelmiştir. Anti Arap hareketinin ünlü lideri Mukanna, 776-780 yılları arasında Sinam dağlarında ölü bulundu. Onun hareketi tarihte önemli bir olay oldu.

Günümüzde şehrin tarihi merkezi UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Çünkü şehrin tarihi merkezi: 15. ve 16. yüzyıllarda Amir Temur ve Temirids egemenliği altında olağanüstü anıtların şehir laik gelişimine tanıklık eden tarihi semtlerden oluşan bir koleksiyonu içermektedir.

Şehirde özellikle: Ak-Saray, Dorut Tilova anıt kompleksi, Kok-Gumbaz camii kalıntıları gezilebilmektedir. Ayrıca: Dorus Siodat türbesi, Shamsad-Dina Kulyala, Gumbazi-Seyidan türbeleri ilgi çeker.

Şehrin büyük bölümü 17. yüzyılda Buhara Emiri Abdullah han tarafından yıkılmış olmasına rağmen, aralarında Ak Saray’ın göz alıcı mavi, beyaz ve altın yaldızlı çini mozaiklerle bezeli kapısının da bulunduğu birçok tarihi yapı varlığını sürdürmüştür. Girişin üstünde bulunan kitabede şu yazılıdır “Eğer bizim gücümüzden şüphe duyarsanız yapılarımıza bakınız”

Günümüzde şehir nüfusu 53.000 kişidir. Deniz seviyesinden yükseklik 622 metredir. Yukarıda da söz ettiğim gibi, şehir yeşillikler içine gömülmüştür ve özellikle meyve bahçeleri ve üzüm bağları yoğundur.

Bu şehri ziyaret etmek için en iyi zaman: ilkbahar ve sonbahar aylarıdır, çünkü yazları çok sıcak, kışları ise soğuktur.

Şehir: Buhara şehrine rakip olacak şekilde el oymalarıyla ün kazanmıştır. Bu el oymaları, genellikle müzelerde görülebilir ve yüksek fiyatla açık arttırma ile satılır.

Özbekistan Shakhrisabz

 

GEZİLECEK YERLER

Özbekistan Shakhrisabz Ak-saray Sarayı

Özbekistan Shakhrisabz Ak-saray Sarayı

 

Ak-saray Sarayı

Yapı Timur döneminden kalmadır ve 30 yıllık süreçte yapılmıştır. Buranın inşasının Timur tarafından emredildiği söyleniyor.

Sarayın yapımı ile ilgili birçok efsane bulunmaktadır. Bunlardan birine göre: Timur, böyle muhteşem sarayı yapmak üzere bir mimar görevlendirir. Mimar Timur’u dinledikten sonra devlet hazinesine girmek için izin ister. İzin verildiği zaman, mimar: altın ile karışık kil bloklar yaparak sarayın yapımına koyulur.

Diğer bir efsaneye göre: Timur, inşaat tamamlandıktan sonra, sarayın dekoratif kaplamasını tamamlatmak için ustalarla konuşur. Ancak, çini ve mozaiklerle binanın kaplanmasında hiç acele edilmez. Çünkü mimar tarafından sarayın ama kemeri merkezine asılan bir zincirin sonradan kaybolduğu tespit edilmiştir.

Daha sonra buna eşit uzunlukta zincir bulunamadı, bir süre sonra mimar aniden giriş kemeri üzerindeki zincirin konulduğu yerde olduğunu gördü ve hemen binanın dekorasyonuna girişti.

Evet bu muhteşem sarayın yapımı 25 yıldan fazla sürdü. Timur, 1404 yılında Shahrisabz şehrinden geçerken, İspanyol elçisi Ruy Gonzales: mimarın yarattığı mucize yapıyı hayretle izlediğini yazmıştır. Ancak bu görkemli sarayın dekorasyonu henüz bitmemişti.

Sarayın genel ölçeği: etkileyicidir. Ana avlu: 120 x 125 metre ebatlarındadır. Yapının genel ebatları ise 240 x 250 metredir. 16. yüzyılda diğer avluların ve sarayın dış cephesi büyütülmüştür. Çok yönlü kaide üzerinde, köşe kuleleri 80 metre yükseklikte iken, ana giriş portalı 50 metre genişliğinde ve kemer 22.5 metre boyundadır.

Sarayın mimari dekorunda: desen ve renklerde geniş bir yelpaze sunulur. Çeşitli teknikler kullanılarak, saray ana portalı başkent Semerkant şehrine dönük olarak yapılmıştır. Zayıf ışık: buradaki dekoratif özellikleri öne çıkarmaktadır.

Tuğla mozaik çalışmasında: renk ağırlığı olarak koyu ve açık mavi kullanılmıştır. Portal niş içinde, çeşitli mozaik ve çini çalışmaları son derece renklidir. Süslemede özellikle Kur’an içeriği zarif kaligrafik yazılar görülür. Dekoratif kaplamanın ortasındaki bir yazıtta Tebrizli usta Muhammed Yusuf Tebrizi ismi ve 1395-1396 tarihleri yazılıdır.

Evet: Ak-saray saray kompleksi: Orta Asya standartlarına göre görkemli bir sivil mimari parçasıdır. Görkemli yapı: şehrin bir kuşatması sırasında yıkılmıştır. Görkemli yapının yıkımı için 17.yüzyılda Buhara hanı Abdullakhan’ın ismi geçer. Bir zamanlar lüks kraliyet sarayı, günümüzde yalnızca sütunlar ve 18. yüzyılın ikinci yarısından kalan ana portal kemeri parçası ile görülmektedir.

Özbekistan Shakhrisabz Ak-saray Sarayı

Özbekistan Shakhrisabz Ak-saray Sarayı

 

Ak-saray Sarayı

Gumbaz camii mavi kubbesiyle dikkat çeker. Cami Amir Timur’un torunu Ulugbek tarafından yaptırılmış ve 19. yüzyılda katedral camiye dönüştürülmüştür. Cami: 1435-1436 yılları arasında, Shamsiddin Kulol türbesi karşısında inşa edilmiştir.

Şehrin en büyük Cuma camisidir. Portaldaki yazıtta, caminin Ulugbek tarafından inşa ettirildiği yazılıdır. Caminin üstü mavi seramik kaplı büyük bir kubbe ile örtülmüştür. Mavi kubbe ismi buradan gelmektedir. Kubbenin çevresindeki beyaz çinilerde ise şu yazılıdır “Egemenlik Allah’ındır, servet Allah’a aittir”

Caminin iç mekan yerleşimi, neredeyse kare ve yeryüzünün her köşesine yönelik dört adet derin nişle dekore edilmiştir. Bütün duvar yüzeyleri, ganch sıva ile kaplanmış, koyu ve mavi süsler boyanmıştır.

Özbekistan Shakhrisabz Kompleksi

Özbekistan Shakhrisabz Kompleksi

 

Dorus-Saidat Kompleksi

Buranın kelime anlamı “güç deposu” demektir.

Burası, Amir Timur’un genç yaşta ölen iki oğlu Cihangir ve Ömer Şah için yaptırılmıştır. Özellikle 1376 yılında büyük oğul Jakhongir’in zamansız ölümünün ardından: Timur tarafından Harzemşahların en iyi mimar ve ustalarına yaptırılmıştır. 1393 yılında Timur’un ikinci oğlu Umarshaykh (Ömer Şeyh), İran’da bir kale kuşatması sırasında öldürülmüş ve buraya getirilerek defnedilmiştir.

Bu kompleks içinde, Amir Timur’un kendisi içinde bir mezar yeri yaptırdığı biliniyor. Ama kader onun Semerkant şehrindeki Gur-Emir türbesine gömülmesini sağlamıştır.
Ancak, Timur’un burada kendisine de bir mezar yeri yaptırdığına dair ayrıntılı bilgi bulunamamıştır. Ancak 1960 yılında küçük bir kız çocuğu; bu mozole kompleksi yakınlarında oynarken, üzerine bastığı yerin çökmesi sonucu açılan çukura düşmüş, çocuk kurtarıldığında buranın Amir Timur için yaptırılan mezar odası olduğu anlaşılmıştır. Mezar odasının duvarlarındaki yazıtta, buranın Amir Timur’un mezar odası olduğu yazılıdır. Ayrıca: oda’da devasa bir lahit bulunmaktadır. Ağırlığı nedeniyle lahitin kapağı zorlukla açılabilmiş ve içinin boş olduğu görülmüştür.

Son bir not: Buhara emiri Abdullakhan güçleri, 16. yüzyılın ikinci yarısında şehre girdiklerinde, buradaki bina da yıkılmıştır. Sadece Jakhongir türbesi kurtulmuştur. Burası 19. yüzyılda yeniden, kubbeli bir salon ve boyalı eyvan ve yükseltilmiş veranda ile, çok bölmeli bir cami yanında inşa edilmiştir.

Özbekistan Shakhrisabz Tilovat Memorial Kompleksi

Dorut Tilovat Memorial Kompleksi

Burası: tasavvufun kurucusu Emir Mentor’un dini lideri Shamsiddin Kulal için: 1370-1371 yılları arasında yaptırılmıştır ve mezar yeri, onun sayısız öğrencisi için saygın bir yer haline gelmiştir.
Şeyh Kulal’ın mezarı: Doruttilovat medresesi binasındadır. Timur’un hükümdarlığı sırasında, Kulal’ın mezarı, oniks mermer levhalarla hazırlanmıştır. Daha sonra Ulugbek hükümdarlığı sırasında ise, üzerine türbe yaptırılmıştır. Portal üzerindeki yazıtta: türbenin Shakhrukh adına Ulugbek tarafından inşa ettirildiği ve 1435 tarihi yazılıdır.

 

Chor-su Çarşısı

Yapı, özel dekorasyonu olmamasına rağmen, merkezi bir kubbe ile sekizgen şekilde, iki ana caddenin kesiştiği çarpraz yola inşa edilmiştir.

 

Hamam

15.yüzyıla tarihlenen hamam sitesinde günümüzde: ısıtmayı sağlayan yer altı borularının ayrıntılı ağı görülmektedir.