Malatya Arslantepe

 

Malatya Arslantepe

Malatya Arslantepe: bilgi vermeden önce, gurur ve mutlulukla belirtmem gerekir ki, Arslantepe UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek 2021 Temmuz ayında koruma altına alınmıştır. Temennim ülkemde bulunan bu tür binlerce tarihi kalıntının da, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınmasıdır. 

2011 yılının Mayıs ayının son günlerinde: burası “Açık Hava Müzesi” olarak ziyarete açıldığını duydum. İtalyan arkeologlar tarafından yapılan kazılar devam etmesine rağmen, buranın “Müze” olarak ziyarete açılması bence gayet olumlu bir adım olmuş.

Sizler, bu çevreye yolunuz düşerse, mutlaka ve mutlaka gidip burayı görmelisiniz. Umarım en kısa zamanda, ben de gidip son durumu görmek istiyorum. Yani, Müze olarak nasıl dizayn ettiler, merak ediyorum. Son durumu yani Müzeyi görenler, lütfen yorum bıraksınlar, diğer okuyucularla paylaşalım.

Evet, gelelim, burası hakkında bilgi vermeye. Hüyük: İl merkezinin 7 km. batısında, Orduzu bölgesindedir. Yani merkeze oldukça yakın, ulaşımı oldukça kolaydır. 

Höyüğün Hititçe ismi “Malitiya” ve Asurca ismi ise Meliddu’dur. Kazılarda bulunan aslan heykelleri nedeniyle, buraya “Aslantepe” ismi verilmiştir.

Malatya Arslantepe

 

Höyükteki Yerleşim

Höyüğün yani yerleşim alanının boyutları 200 x 120 metredir. Yükseklik ise 30 metredir. 

Höyük: MÖ.1900-1200 yılları arasında, ilk olarak Hititliler tarafından yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. MS 11’nci yüzyıla kadar iskan edilmiştir. MÖ 5 binli yıllarda başlayan yerleşim, MÖ 710 yılında, Asur istilası ile son bulur. Malatya Krallığının Asur Kralı II Sargon tarafından fethinden sonra, Arslan tepe giderek geriler ve Kimmerler’in istilasından sonra kesin olarak terke dilir. 

Sonrasında MS 5-6 yüzyıllarda Romalıların gelmesiyle bölge bir lejyonun yerleşim yeri haline gelir. MS 6’ncı yüzyıla kadar bir Roma lejyonuna ev sahipliği yapar. 

Ardından Bizans nekropolü olarak yerleşim görür. 

Atatürk: 1933 yılında, burada, arkeolojik araştırma yapılmasını söyler.

Bunun üzerine: Fransız I. Delaporte ve 1948 yılında, C. Schaeffer ve 1962 yılında ise, İtalyan F. Meriggi tarafından kazılar yapılır. Bu kazılar sonucu: höyükte, birçok kültür tabakasına rastlanır.

Özellikle: Hitit ve Asur hükümdarlarına ait saray kalıntıları, kabartmalar, aslan heykelleri ve süslü vazolar bulunur.

Malatya Arslantepe Aslan Heykelleri

 

Aslan Heykelleri

Aslanlı iç kapısında, sol yana ait kapı aslanı: aslan figürü beyaz kireçtaşından bir ortostat bloğuna oyulmuştur. MÖ 11-10’ncu yüzyıllara aittir.

Orijinal yerinde başı kırık olarak bulunmuştur. Arslanın üst tarafında, bloğun sağ üst köşesine kazınmış, 6 işaretli Luvi hiyeroglifinde Kral Halpasulupi adı yazılıdır. 

Günümüzde heykel Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesindedir. 

Malatya Arslantepe Saray

 

Saray

Höyükte bulunan geç Hitit dönemine ait kerpiç Saray oldukça ilginçtir. Saray MÖ 3300-3000 yılları arasına tarihlenmektedir. Bu saray kompleksinin, Yakındoğu’da “saray” ın başlangıcını oluşturduğu düşünülür. 

Sarayın çevresi toprak tabakasından arındırılmış ve böylece saraya gelecek toprak kütlesinin ve su baskınlarının önüne geçilmeye çalışılmıştır. 

Saraya: anıtsal bir oda kapısından ve zemin altından su tahliyesi için kapalı bir kanal geçen, dik bir şekilde yükselen koridordan girilirdi. 

Bugün sarayın yıkılmış koridor duvarlarında bazı renkli bezeme (baklava desenli baskı, motif ve duvar resimleri) izleri görülmektedir. 

Binanın duvarlarında, girişlerin yakınlarında ve geniş erişim koridoru duvarları boyunca: alçılı beyaz zemin üzerine: kırmızı ve siyah renkli resimler bulunur. Bu resimler: insan ve hayvan figürlerini içerir, karmaşık sahneler ve motifler bulunur. 

Bu bezemelerde: bir yük arabasını çeken iki boğanın, boyunduruğa bağlı durumu görülmektedir. Arabanın sürücüsü tarafından çekilen araç: 2 katlı bir yapıdan çıkmaktadır. 

Bu sarayda taş üzerine kabartma ile tasvir edilmiş avlu ve giriş kapısı yanında iki aslan heykeli ve devrilmiş bir kral heykeli bulunmuştur. 

Sarayın içindeki kazılarda ise: ayaklı meyvelikler ve uzun vazolar da tespit edilmiştir. Ama bu dünyanın en eski kerpiç sarayında bulunan en ilginç buluntu: MÖ 3000’li yıllara ait olduğu tahmin edilen kerpiç tahtdır. 

Ayrıca: saray kompleksi içindeki depo ve benzeri yerlerde: kumanya dağıtımı için yapılmış yüzlerce kase, mühür baskısı taşıyan yaklaşık 2 bin civarında kil mühür bulunmuştur. 

 Saray: MÖ 3000 yılında büyük bir yangın sonucu yok olur. Günümüzde her yerde, tüm malzemeleri yerinde tutan, çöken bir yangın izleri vardır.

Malatya Arslantepe Kral Mezarı

 

Kral Mezarı

Sarayın hemen yanındaki bir mezarın, MÖ 2900 yılından kalma, zengin bir kişiye ait olduğu düşünülür. Bu mezar: dünyanın en eski kral mezarı olarak kabul edilmektedir. 

Mezarda bulunan sanduka: büyük levhalarla kaplanmış ve süslenmiştir. Mezarda bulunan iskelet: kendisini taşımak için kullanılan bir tahtanın kalıntılarının üzerine çömelmiş ve bacakları karnına çekilmiş, güneşe doğru yan yatmış durumdadır. 

Bu sanduka 5 metre büyüklükteki geniş bir çukurun içindedir. Sandukanın içinde: çanak, çömlek, silahlar, bakır-gümüş alaşımı ve altından yapılmış süs eşyaları gibi mezar hediyeleri ve bir yetişkin iskeleti vardır. Mezara yerleştirilmiş kavanozlar ölüler için yiyecek rezervi olarak ve küçük kaplar ise masa servisi olarak kullanılıyordu. 

Sanduka çatısının iki büyük taş bloğunun üzerine ve çevresine dört genç gömülmüştür. (veya büyük olasılıkla ölüme terk edilmiştir.)

Mezarı kaplayan levhalar üzerine uzanmış: başlarında gümüş-bakır karışımı taç bulunan 14-16 yaşlarında bir erkek ve bir genç kız iskeletinin: sandukada gömülü kişiyle bağlantılı olduğu düşünülür.

Diğer iki genç kız iskeleti ise, 13-15 yaşlarındadır. Bunlar, diğer ilk iki genç iskeletinin ayaklarına, taş sanduka alanının dışına ve ekipmansız olarak yerleştirilmiştir. Bunlar muhtemelen ölen kişinin hizmetkarlarıdır. 

Tüm cesetler: ayrık ve doğal olmayan bir konumdaydı. İskeletler kaynak sırasında çürük ve kırık izlerini koruyordu. Bu ölümden kısa bir süre önce veya cenaze töreni sırasında yaşanan şiddetin bir işaretidir. 

Muhtemelen: yüksek rütbeli bir adamın, belki de bir şefin: insan kurbanlarının eşlik ettiği bir cenaze törenidir. İlk iki genç kişinin taktığı mücevherler, onların da daha yüksek bir rütbeye sahip olduklarını, belki de ölen kişinin aile gurubuna ait olduklarını gösteriyor.

Evet sonuç olarak mezarın kime ait olduğu bilinmiyor. Ancak bir kral veya önemli bir lider veya zengin kişi olduğu düşünülüyor.

Tapınak

Sarayla birlikte höyükte bulunan tapınak ta ilgi çeker. Tapınak MÖ 3600-3500 yılları arasına tarihlenmektedir. Toplumun en seçkin kişilerinin evleri, bu tapınağın yanındadır. 

Höyüğün zirvesinde ve şehirden ayrı bulunan tapınak yaklaşık 400 metre karelik bir alanı kapsamaktadır. 22 x 20 metre ölçülerinde, büyük taş ve kerpiç levhalardan oluşan bir platform üzerinde yükselir. 

Büyük ve tek başına olan bu yapı: sal taşları ve kerpiçten yapılmış büyük bir platform üzerine inşa edilmiştir. Mezopotamya’nın üç bölümlü mimari planına sahiptir. 

Yapının ortasında büyük bir salon, salonun iki yanında ise küçük odalar vardı.

Krala ait bu dini alan, aynı zamanda ticari ve ekonomik paylaşım yerine dönüşmüştür. 

Tapınak yapısı: çok renkli nişlerle bezelidir.

Merkezindeki hol de ateş platformu bulunur. Dört girişi bulunması, geniş kalabalıklar tarafından kullanıldığına işaret eder. Ayrıca: tapınak alanında bulunan çok sayıdaki (binden fazla) seri şekilde üretilmiş kaseler, tapınakta törensel ziyafetler yapıldığını ve bu ziyafetlerde yemek dağıtıldığını gösterir.

Bu yüzlerce kase: yavaş bir tekerlek üzerinde yapılmıştır. Kaselerin yanı sıra mühür baskılı çok sayıda kretula da bulunmuştur. 

Tapınak: MÖ 3450 yılında terk edilmiştir. Terk edilme sebebi bilinmiyor, muhtemelen deprem olduğu düşünülür. Ardından: tepenin güneybatı kısmında açık avlularla birbirine bağlı değişik işlevlere sahip tapınak ve depolar inşa edilmiştir. 

Günümüzde: bu tapınağa ait benzersiz olan bir temel ve bodrum sistemi görülür. 

Diğer yapılar

Sarayla birlikte Anadolu’daki ilk şehir devleti yapıları bulunmuştur.

Höyüğün zirvesinde: duvarları boyalı, kerpiç sütunları beyaz renkli, geniş odalı ve elit kesimin ikamet ettiği görkemli kerpiç yapılar bulunmuştur. 

Depolar

Araştırmalara göre, depolama sektörü, malların toplanması ve yeniden dağıtılmasının iki ana aşamasını gösteren, iki depoyu ifade eder. Bir alan depo olarak kullanıldı ve neredeyse tamamen gıda kavanozları, büyük kaplar ve şişeler içeriyordu.

Bazı büyük kapların yanında, muhtemelen yeniden dağıtılması amaçlanan, daha küçük başka bir odada, yüzlerce seri üretim kil ve kase ele geçmiştir.

Bu oda: sık sık görevliler kontrolünde, kapların mühürlenerek açılıp kapanması ile toplama ve yemek dağıtım işlerini, kaseleri tanımlanmış büyüklükteki kaplar olarak kullanarak yapmak zorunda kaldı. 

Yiyecek toplama ve yeniden dağıtma faaliyetleri, sarayın iki tapınağında yapılıyordu. 

Malatya Arslantepe Mühürler

 

Kil Mühürler

Ayrıca: 2 bin civarında mühür baskısı bulunmuştur. Üreticilerin malları mühürlenerek yatı altına alınıyor ve krala sunuluyordu. Bir kısmı ise dini törenlerde halka sunuluyordu. 

Yani bu mühürler gıda dağıtım sisteminde kullanılmıştır. Kil mühürlerin çoğunluğu: ön sipariş ve muhasebeden sonra bilinçli olarak, belirli alanlarda çöpe atılıyordu. 

Bu mühürler incelendiğinde: bütün depolar sadece tek bir memur tarafından mühürleniyordu. Ancak, ikinci tür depolar ise başkaca bir gurup memurlar tarafından mühürleniyordu. Üçüncü bir memur gurubu ise: her bir memurun bir odadan sorumlu olduğu anlaşılmaktadır. Yani memurların büyük çoğunluğuna, bu mühürleme yetkisi verilmemiştir. 

Yani: malları depolardan alma ve mühürleme yetkisi bulunan çok sayıda memurun çalıştığı düşünülmektedir. Kayıt amacı ile etkin bir mühürleme sisteminin kullanılması, giderek bürokrasinin geliştiği, güçlü siyasi ve dini kurumları olan bir devlet sisteminin doğuşunu işaret etmektedir. 

Malatya Arslantepe Kılıçlar

 

Kılıç ve Metal buluntular

Sarayın odalarından birinde: arsenikli bakırdan yapılmış 21 silah bulunmuştur. Uç kısımları daha öldürücü olması için arsenikle güçlendirilen ve yeni ortaya çıkmaya aşlayan bu silahlar: genellikle duvarlara asılan ve gücü sembolize eden askeri araçlardır. Yani bu kılıçlar, savaşlarda kullanılan değil bir tür tören kılıcı olarak kullanılmıştır ve bu el sanatı ürünlerinin alıcıları büyük ölçüde yerel seçkinlerdir. 

Bu silahlar arasında: 13 mızrak ve 9 kılıç vardır.

Kılıçlar, bakır, bakır arsenik alaşımı ve gümüşten yapılmıştır.

Sap süslemeleri gümüş kakmalıdır. Aslantepe höyüğünde rastlanan bu tür silahlar, tarih sahnesinde ilk kez rastlanılması nedeniyle ilginçtir.

Başka yerlerde görülen ve daha önceki dönemlere tarihlenen kılıçlarda: ağız ve kabza bölümleri, tek bir parça halinde dökülmüştür. 

Ayrıca: dörtlü sarmallı metal plakalar ele geçmiştir. Bunlar: metal üretimi ve işçiliğinin geldiği seviyeyi göstermesi açısından ilgi çeker. 

Daha da ilginç olanı, kazılar sonrası ele geçirilen bu metal silahlarda yapılan ayrıntılı incelemede: kullanılan metalin Karadeniz kıyılarından ithal edildiğini gösterir. Bu yörelerde yaşayan göçebe guruplar, metali saraya getirmişlerdir. Böylece Aslantepe’de, elitlerin metal ticaretinde oldukça etkili oldukları görülür.

Malatya Arslantepe Fildişi Tablet

 

Fildişi Tablet

Aslantepe höyük kazılarında ortaya çıkarılan bu fildişi tabletin üzerinde Asur süsleme sanatı görülür. MÖ 1200 yıllarına ait olduğu düşünülen tablet: dikdörtgen bir çerçeveye sahiptir. Çerçeve içinde: orta kısma bir palmet ve palmetin her iki yanına, birer dağ keçisi figürü ve üst köşelerde birer lotus çiçeği işlenmiştir. Tabletin kalınlığı 0.8 cm, yüksekliği 4.3 cm ve genişliği 8.1 cm dir.

Keçi kabartmalı tablet, Asur ve Aslantepe arasındaki bağı ortaya çıkarması açısından ilginçtir. Tabletin bir mobilyanın dekorasyonu olduğu tahmin edilmektedir. 

Malatya Arslantepe Çocuk İskeleti

 

Çocuk İskeleti

Yine kazılarda: Geç Kalkolitik döneme ait bir evin taban kısmında: 5.700 yıllık bir çocuk iskeletine rastlanmıştır. Evin içinde çukur açılıp çocuk oraya gömülüyordu.

Bu sistem yani çocukların eve gömülmesi: Neolitik dönemde Doğu Anadolu ve Mezopotamya’da sıkça görülür. Çocuğun: 6-7 yaşlarında olduğu tahmin edilmektedir.

Çocuğun boynunda: 4 sıra kolye, sağ el bileğinde 4 sıra bileklik ve sol el bileğinde bir sıra bileklik bulunmuştur. Bu boncuklar, çocuğun önemli bir aileye ait olduğunu gösteriyor. 

Diğer Buluntular

Günümüzde, bu eserlerin birçoğu Malatya ve Ankara-Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergileniyor. Tarih sahnesinde kılıcın ilk kez burada kullanıldığı tahmin ediliyor. Çünkü, burada bulunan kılıçlar öncesinde, herhangi bir yerde kılıç kalıntısı yok.

Gelelim höyükteki geziye: Höyükte oldukça güzel bir düzenleme yapılmıştır. Düzenlenen ahşap yürüyüş yollarıyla höyüğün bütün bölümlerine girmek mümkündür. Ayrıca: oldukça makul sayıda bilgilendirici pano bulunmaktadır. 

Malatya tanıtımı, gezilecek ve görülecek yerlerle ilgili yazım için.

Malatya Battalgazi

Malatya Darende

 

Yozgat Yerköy

Yozgat Yerköy

Yerköy, bağlı bulunduğu il merkezi olan Yozgat iline 41 km uzaklıktadır. Yerköy, Çiçekdağı arası uzaklık: 7 km. Yerköy, Ankara arası uzaklık: 182 km. Yerköy, Kırıkkale arası uzaklık: 107 km. Yerköy, Kırşehir arası uzaklık: 74 km.

TARİHİ

Bölge tarihi süreç içinde, sırasıyla Hititler, Frigler ve Perslerin egemenliği altında kalmıştır. Daha sonra ise, bir süre Romalılar, ardından Ankara’yı başkent yapan Galatlar, Bizanslılar ve 1071 Malazgirt Zaferinin ardından kitleler halinde Anadolu’ya gelen Bozoklu Türkmenler tarafından yerleşilmiştir.

Yani: Yerköy ve civarı, Bozoklu Türkmenlerden oluşur. 1925 yılında bir köy olarak görünen yöre, 1930 yılında Ankara-Kayseri demiryolunun geçmesiyle kısa sürede hızla gelişmiş ve büyümüştür. 1935 yılında Bucak ve 1945 yılında ise İlçe olmuştur.

Yozgat Yerköy

GENEL

İlçe toprakları genel olarak geniş düzlüklerden oluşur. Arazinin büyük kısmı, Delice ırmağı tarafından taşınan alüvyonlardan oluşan Yerköy ovası tarafından kaplanmaktadır.

En önemli akarsu: Karanlıkdere vadisinden sonra ilçe sınırlarına giren Delice ırmağıdır. Irmağın suları yazın azalır, baharla birlikte ise artar.

Yörede karasal iklim hakimdir. Buna bağlı olarak, yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk ve sert geçer. Deniz seviyesinden 774 metre yüksekliktedir. Bitki örtüsü genelde bozkırdır, orman yok denecek kadar azdır.

Tepeler çıplaktır. Sadece Aygar dağı üzerinde, meşe ormanları bulunur. Yöre halkının başlıca geçim kaynağı: tarım ve hayvancılıktır.

Yozgat Yerköy çıntar

NE YENİR

Buralara yolunuz düşer ve yerel lezzetlerden tatmak isterseniz, bir tür mantar yemeği olan “çıntar” öneririm.

YERKÖY ADALET MESLEK YÜKSEKOKULU:

Yozgat Bozok Üniversitesine bağlı olarak 2010 yılında açılmıştır. Eğitim ve öğretim faaliyetleri, 6 ayrı program üzerinden sürdürülmektedir.

Yozgat Yerköy

GEZİLECEK YERLER

Yozgat Yerköy Kaplıcaları

YERKÖY KAPLICALARI

İlçe merkezine 3 km uzaklıkta güneydoğudadır.

Kaplıca yörede “Uyuz Hamamı” olarak da isimlendirilir. Kaplıca sularının oluşturduğu gölette çamur banyosu da yapılabilir. Bu sırada, kaşıntıları hafifletir. Kaplıca sularının sıcaklığı 44 derecedir.

Kaplıca suları klorlü sülfatlı sular gurubuna girer. Lokal olarak uygulandığında tuzluluğu da öne çıkar. Tuzlu sular, rezolutif özellik taşır.

Bu nedenle, birçok enfeksiyon sekellerinde kullanılırlar. Ayrıca yine kaplıca sularında bulunan Termalitler, spazm çözücü özelik taşırlar.

Suyun taşıdığı radon gazi ise, solunum yollarından ve deriden organizmaya girerek, çeşitli safhalardan geçtikten sonra, yarılanma süresi daha uzun ömürlü ürünlere dönüşür.

Bu yüzden, öncelikle solunum yoluyla alınan radon gazına ait etkiler görülür. Yarılanma süresi uzun olan devreler oluştuktan sonra diğer etkileri ortaya çıkar.

Bunlar: endokrin sisteminin uyarılması şeklindeki etkilerdir. Radon taşıyan su, ayrıca ürik asit salgısını da kolaylaştırır ve gut hastalığının tedavisinde önem kazanır.

Kaplıca sularının iyi geldiği söylenen diğer hastalıklar şunlardır: nevrit, nevralji, kırık-çıkık sekelleri, kadın hastalıkları, romatizmal hastalıklar, çeşitli ağrılar, cilt hastalıklarıdır.

Kaplıcada iki tane tedavi havuzu bulunur. Sosyal tesisler yeteri kadardır. Konaklama için toplam yatak kapasitesi 100 civarındadır ve bunlar özel işletmelerdir.  

Yozgat Yerköy Çapanoğlu Camii

ÇAPANOĞLU CAMİSİ

İlçe merkezine bağlı Saray köyündedir.

Caminin kitabesi yoktur. Ancak Şamdan kitabelerine göre, caminin 1749 yılında Kapucu Başı Çapanoğlu Ahmet Paşa tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir.

İç mekanda; her duvarda ikişer tane olmak üzere, dıştan içe doğru genişleyen sekiz pencere bulunur.

Cami dıştan dikdörtgen planlı ve kırma çatılıdır. 1957 yılında eklenen minaresi, son cemaat yerinin batısındadır.

Yapı içinde, süsleme olarak sadece ahşap süslemeler kullanılmıştır. Eskiden tüm duvarlarında kalem işi süslemeler var olduğu söyleniyor.

Yozgat Yerköy Keçi kalesi

KEÇİ KALESİ VE ANTİK DÖNEM YERLEŞİM YERİ KALINTISI

İlçe merkezine bağlı Aşağı Eğerci ve Hacılı köyleri sınırları içerisindedir. Kale: Aşağı Eğerci köyünün 1 km kuzeyinde, Hacılı köyünün ise yaklaşık 2 km güneybatısındadır.

Çevreye hakim bir konumdadır. Sarp ve dik yamaçlardan sonra, zirveye ulaşılır. Zirveye yakın kısımlarda: kayaya oyulmuş. 11 adet basamak vardır.

Kayanın zirve noktası ise 3 x 6 metre ebatlarında, doğul şekilde oluşan bir zemine sahiptir. Zeminde, kayaya oyulmuş duvar temelleri görülür.

Kayalığın güney batı bölümünde ise 2 x 2 metre boyutlarında ve 2 metre yükseklikte, doğrudan kayaya oyulmuş bir şapel bulunur.

Bunun ilerisinde duvar, güney kısmında ise yere oyulmuş tandır vardır. Zirvenin doğu eteklerinde, özellikle doğu, kuzey ve kuzeydoğu bölümlerinde, çok miktarda Bizans dönemine tarihlenen seramik parçası bulunmuş, az sayıda ise yeşil sırlı İslami dönem seramiklerine rastlanmıştır.

Gelelim kaleye

Bu kalede, bir zamanlar yabancıların yaşadığı söyleniyor. Bunların başında: Şampas Pir isimli bir firavun varmış.

Yörede Büyük Kızılkale ve Küçük Kızılkale köylerinde yaşayan Müslümanlar, Keçi Kalesini almak isterler.

Bir akşam, bin kadar keçinin boynuzlarına mum takarlar ve bu keçileri kaleye doğru sürerler. Kalede bulunanlar bu durum karşısında şaşırırlar ve gece olması nedeniyle, kaleden ateş ettiklerinde hedeflerine isabet ettiremezler.

Bu yüzden iyice korkarlar ve Müslümanlar, kaleyi ele geçirirler. Şampas Pir ve askerleri, kaleden atılır. Kalenin ele geçirilmesinde keçiler kullanıldığı için, kaleye “Keçi kalesi” ismi verilir.

Keçi kalesi, yerleşimi ve nekropolü, 2008 yılında, 1’nci Derece Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Yozgat Sorgun gezi yazısı hakkındaki yazım için Sorgun

Ardahan Hanak

Ardahan Hanak

Hanak, Ardahan arasındaki uzaklık: 28 km. Hanak, Damal arasındaki uzaklık: 16 km. Hanak, Posof arasındaki uzaklık: 52 km. Hanak, Çıldır arasındaki uzaklık; 39 km. Hanak, Kars arasındaki uzaklık: 91 km. Hanak, Erzurum arasındaki uzaklık: 254 km. Hanak, Şavşat arasındaki uzaklık: 74 km.

Ardahan Hanak

TARİHİ

Yörede MÖ 680’li yıllara kadar Urartu hakimiyeti görülmektedir ve ilk ismi “Tariu” dur. Kırmalar mevkiinde bulunan kaya yazıtında bu isim geçmektedir.

Yöre, Oğuz Türklerinin eline geçince, ismi “Kanak-Kanık” olarak değiştirilmiştir. Bu ismin muhtemelen Oğuz boylarından “Khanah” oymağına aittir. Zamanla bu isim değişime uğrayarak “Hanak” olmuştur.

İlçeye bağla Karakale köyü ortaçağ döneminde bölgenin merkeziydi. Günümüzde, köyde eski şehir kalıntıları bulunmaktadır, Kırmalar mevkiinde bulunan Kaya Yazıtı, tarihe ışık tutmaktadır.

Osmanlı taşra teşkilatında Hanak ve yöresi “Meşe Ardahan” ve “Küçük Ardahan” olarak bilinmektedir. Ancak, 18’nci yüzyılda çıkan bir orman hastalığı yüzünden bölge tamamen kurumuştur.

Bu ormanların tek kalıntısı, günümüzde bir koru halinde bulunan Selamverdi ve Avcılar köyü bölgeleri ve ilçe merkezinin kuzeyindeki yamaçlarda bulunan Alaçam köyünün güney yamaçlarındaki çamlıktır. Bunun dışında, günümüzdeki bitki örtüsü çayır ve meralardır.

93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı Rus savaşının ardından, bölge savaş tazminatı olarak Rusya’ya bırakılmıştır. Ancak Ruslar, 3 Mart 1918 tarihinde bölgeden çekilmiş ve 3 Aralık 1921 tarihinde yapılan Moskova Antlaşması ile Hanak tekrar Anavatana katılmıştır.

Hanak, 1958 yılında ilçe olmuştur.

Ardahan Hanak

GEZİLECEK YERLER

Ardahan Hanak Oğuzyolu-Eruşeti Kilisesi

OĞUZYOLU-ERUŞETİ KİLİSESİ

Eruşeti köyündeki kilise, farklı bir konumdadır. Çünkü Eruşeti bölgesi, Gürcü Hıristiyanlığının en eski yerleşim yeri olarak bilinmektedir.

İlçe merkezine yakın bu kilise, 4’ncü yüzyıla tarihlenmektedir.

Gürcü Ortodoks piskoposluk kilisesiymiş. Yani ilk Gürcü kilisesidir. Hıristiyanlığın kabul edilmesiyle birlikte, Constantinus’un gönderdiği mimarlar tarafından yapılan bu kilise, o dönemde başkent Constantinepolis’te yaygın olduğu üzere, dışa taşkın, çok cepheli apsis ile üç nefli bazilika planına sahiptir.

Mimarlar yaptıkları bu kiliseyi, Constantinus’un Hıristiyanlığın kabul edilmesinden duyduğu memnuniyetin bir göstergesi olarak Gürcistan’a götürülmek üzere kendilerine verdiği, İsa’nın çarmıha gerilişi sırasında ellerine çakılan çivileri bırakarak kutsamışlardır.

Ancak bunlar, 7’nci yüzyılda Bizans İmparatoru Heraklius tarafından geri götürülmüştür.

1901 yılında araştırmaları sırasında bölgeyi ziyaret eden Takaişvili tarafından planı ve fotoğrafları yayınlanmıştır. O zamanlarda da harap olan kilise, günümüzde biraz daha tahrip olmuştur. Sadece apsisi ve samanlık olarak kullanılan batı bölümü kısmen ayaktadır.

Ardahan Hanak Sevimli Kalesi

SEVİMLİ KALESİ

İlçe merkezinin 18 km güneydoğusundaki Sevimli köyü civarındadır. Sevimli köyünün eski ismi “Veli” dir. Veli kelimesinin anlamı, Gürcücede “Düzlük” demektir.

Köyün il merkezine uzaklığı ise, 44 km. dir. Sevimli köyündeki kalenin ismi de Gürcü kaynaklarında “Velistsihe” yani “Veli kalesi” olarak geçer. Kale, Urartu dönemi kale özelliklerini taşımaktadır.

Köyün merkezinin 500 metre güneybatısında, Kura nehrinin kıyısında, yarımada biçimli sarp bir tepe üstündedir. Ortaçağ öncesinde buranın bir şehir olduğu düşünülmektedir.

Kale yığma taş kullanılarak yapılmıştır. Günümüze sadece yıkıntıları ulaşmıştır. Kalenin bulunduğu yerde 3 kilise vardır. Kalenin içinde bulunan kilise: Vaftizci Yahya’ya adanmıştır. 954 yılında inşa edilmiş kilise, tek neflidir.

Kilisenin kuzey duvarı, kale duvarına bitişiktir ve kesme taşlardan yapılmıştır. Sunakta duvar resimlerinin izleri günümüze ulaşmıştır. Doğu duvarında, hasar görmüş iki adet Gürcüce yazıt bulunur.

Yazıtlardan birinde, kiliseyi yaptıran kişinin isminin “Gvarami” olduğu yazılıdır. Güney cephesinde giriş kapısı üzerindeki yazıt ise okunamayacak derecede hasarlıdır.

Kiliseden düşmüş, sekiz köşeli bir taşta, kilisenin 954 yılında Vaftizci Yahya adına yaptırıldığı belirtilmektedir.

İkinci kilise, kalenin alt bölümünde, Kura nehri kıyısındadır. Tek nefli olan bu kilisenin günümüze sadece duvarları kalmıştır.

Ardahan Hanak Çayağzı Köyü

ÇAYAĞZI KÖYÜ

İlçe merkezine 4 km ve il merkezine 25 km uzaklıktadır.

Köyün eski ismi “Orağaz” dır. Ahıska Türkleri tarafından kurulmuştur. Ardahan yöresindeki ilk yerleşim merkezi olarak bilinir ve kabul edilir. Köyde Kırnav kalesi, köy merkezinde bulunan tarihi köprü ve batısında cak suyunun yamacında “Harosman” mağaraları bulunur.

Ardahan Hanak Kırnav Kalesi

Kırnav kalesi:-

İlçe merkezinin 5 km batısında, Ardahan-Hanak karayolu üzerindedir. Kale alçak bir tepe üzerindedir ve oldukça yüksek beden duvarlarına yani surlara sahiptir. Kalenin kesin yapım tarihi ve kimler tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.

Ancak kalenin günümüze kalan kalıntıları incelendiğinde, kalenin Ardahan kalesine ait kalıntılarla aynı duvar tekniğiyle yapıldığı görülmektedir.

Ardahan Hanak Kışla Hanak-Avcılar kalesi

KIŞLA HANAK-AVCILAR KALESİ

Yukarı Hanak köyünün ismi “Avcılar” köyü olarak değiştirilmiştir. Kale; İlçe merkezine 3 km uzaklıktaki Kışla Hanak Avcılar köyünün 2 km kuzeybatısında Kalecik mevkiindedir. Kale tamamen harap olmuştur.

KARA KALE

İlçe merkezinin yaklaşık 19 km kuzeybatısında, Cin dağının 1 km doğusundaki Karakale köyünün doğu ucundadır. Bu yüzden Karakale ismini almıştır.

Kalenin ismi tarihi kaynaklarda geçmektedir, ancak kim tarafından hangi tarihte yapıldığı bilinmemektedir. Bölge defineciler tarafından yoğun şekilde tahrip edilmiştir. Yüzeyde bulunan taş kalıntılarına göre kale hakkında fikir sahibi olmak mümkündür. Kale 120 x 40 metre ebatlarındaki bir alanı kapsar.

Alan boyunca ören yeri surlarla çevrilmiştir. Bu surlar, düzensiz taşlarla 1 metreye yakın kalınlıkta örülmüştür. Ören yerinin batı kenarında, sur duvarı boyunca uzanan su kanalı görülür. Bu su kanalı, ören yerinin kuzeyinde mekanlara girer.

Bu durum, kuzey bölümdeki mekanların su ile ilişkisinin bulunduğunu, burada muhtemelen hamam, banyo ve çeşme gibi unsurların bulunduğunu gösterir.

Önemsiz yapılar o dönemde çamur harçtan veya taşlar arası moloz duvarlardan oluşuyordu, bu kale yapılarında ise düzgün kesme taşlar kullanılmıştır, yani özenle yapılmıştır.

Ardahan Hanak HarOsman-Ortakent

HAROSMAN-ORTAKENT

Ortakent, Hanak ilçe merkezine 7 km ve Ardahan il merkezine 23 km uzaklıktadır. Ortakent köyünün eski ismi “Büyük Nakala” dır.

Ardahan Hanak Morev Kaya Yazıtı

Morev Kaya Yazıtı

İlçe merkezinin 6 km doğusunda, Ortakent’in 2-3 km kuzeyinde Morev diye tabir edilen yerde bir dere içindedir. Yazıt Urartu çivi yazısı ile yazılmıştır ve 13 satırdan oluşur.

Yazıt Urartu kralı Argişti I. (MÖ 786-764) dönemine tarihlenmektedir. Urartu sefer yazıtı olarak nitelendirilen bu yazıtta şu ifadeler bulunur. “Tanrı Haldi kendi mızrağıyla sefere çıktı.

Düşman ülkesi olan Tariu ülkesini ele geçirdi ve …. De ele geçirdi. Onları Aargisti önünde yere çaldı.

Tanrı Haldi güçlüdür.

Minua oğlu Argisti sefere çıktı. Tanrı Haldi önden gitti ………..” bu şekilde uzayan yazıt, kısaca Urartu Kralı Argişti I’in Diaohi ülkesinin kralı Utupirşi’yi yendiğini anlatmaktadır.

Bu yazıttan hareketle, Hanak’ın MÖ 8’nci yüzyılda, Urartu ya da Diaohi devleti sınırları içinde bulunduğu anlaşılmaktadır.

Ayrıca, Urartu krallığı sınırlarını genişlitmiş ve Argisti zamanında en parlak dönemini yaşamıştır.

Ortakent Kalesi

Ortakent beldesinin 3 km kuzeyindedir. Kale Yünbüke ve Sulakçayır derelerinin buluştuğu yerdedir.

Ortakent yazıtının hemen kuzeyinde bulunan tepe üzerindeki oval planlı kaleden günümüze sadece çok az bir sur duvarı kalmıştır.

Bu sur duvarı, kuru duvar tekniğiyle yapılmıştır. Kalede bulunan seramiklere göre, kalenin Demir çağında yapıldığı düşünülmektedir.

Ardahan Hanak Ortakent Büyük Nakala Mağaraları

Ortakent (Büyük Nakala) Mağaraları

Ortakent yakınlarında, Çatalağzı köyünün 6 km doğusunda, Kura nehrinin akış yönünde göre sol yanındaki kayalıklarda bulunur.

Tüf kayalara oyulmuş mekanlar olmalarına karşın, görünüş olarak mağaralara benzedikleri için Harosman mağaraları olarak tanınır. İrili-ufaklı birçok mağara ve büyük bir kilise vardır.

Ardahan Hanak Ortakent Büyük Nakala Mağaraları

Mağaralar iki bölümlüdür. Birinci bölüm yani yukarı kısım, batı, ikinci bölüm yani aşağı kısım ise doğudadır.

Birinci bölüm: dehlizler, kilise ve küçük barınaklardan oluşur. İkinci bölüm ise, yönetici odası, yönetimle ilgili diğer barınaklardan oluşur.

BİNBAŞAK-GOGiBA KİLİSESİ

Eski ismi “Gügübe” dir. İlçe merkezine 22 km ve Ardahan il merkezine 50 km uzaklıktadır. Ancak köy eskiden, şimdi bulunduğu yerin 2-3 km doğusunda Çiftdereler denilen yerde bulunuyordu.

Köyün eski yerinde yerleşim izleri görülmektedir. Ayrıca yine orada eski köyün mezarlığı vardır.

Aynı isimle anılan ilçe merkezine bağlı Ahıska Türklerinin yaşadığı Binbaşak köyünün 1.5 km kuzeybatısındadır.

Kilisenin 7’nci yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Kilise günümüze ulaşmamış olmasına rağmen, eski plan ve fotoğraflarına göre: dıştan oniki cepheli, içte altı apsisli plan tipindedir.

Ardahan’da bu plan tipinde başka yapı yoktur, benzer diğer iki örnek Erzurum’da bulunmaktadır.

Ardahan Posof