Malatya Akçadağ

Malatya Akçadağ

Tarihsel değerler açısından oldukça zengindir. Malatya ilçeleri arasında, devletin en çok yatırım yaptığı yer olarak öne çıkar. Çünkü: Erhaç Hava alanı ve Sultansuyu Üretim Çiftliği burada.

Malatya Akçadağ

ULAŞIM

İlçe, Malatya’yı: İç Anadolu bölgesine bağlayan, Malatya-Kayseri-Ankara kara yolu üzerindedir.

Akçadağ-Malatya arası uzaklık: 37 km. Akçadağ-Darende arası uzaklık: 70 km. Akçadağ-Yazıhan arası uzaklık: 63 km. Akçadağ-Kale arası uzaklık: 80 km.

TARİHİ

İlçenin Osmanlı dönemindeki adı: Arga.

Arga kelimesi: Luvi kökenli bir kelimedir. Yukarı, yüksek, sınır, ışıldayan, parıldayan, ışıltı anlamına gelir.

Hititlerin: MÖ. 1750-1100 tarihleri arasında, yaşadığı göz önüne alındında, Arganın ortalama olarak: MÖ. 1500’lerde kurulduğu düşünülmektedir.

Aradaki tarihi süreçte, yörede birçok medeniyet egemenlik sürdürmüştür. Malazgirt zaferinden sonra ise, Anadolu’da hızla Türkmen nüfusu iskan edilmeye başlanmıştır. 1074 yılında, yöre, Danişmentoğlu Beyliği topraklarına katılır. Haçlı seferleri zamanında ise, yöre bunlardan etkilenir. 1105 yılında: Anadolu Selçukluları, bölgeyi fethederler.

1283 yılında, bölgede şiddetli bir deprem olur. 1894 yılında, yörede yine büyük bir deprem olur. 1956 yılında ise, Akçadağ çarşısında büyük bir yangın çıkar ve çoğu ahşap ve kerpiçten yapılmış binalar ve dükkanlar yanar. Bunun üzerinde, Belediye tarafından, tek katlı dükkanlar yapılır. Bu dükkanlar, bugünde kullanılmaktadır.

Malatya Akçadağ

GENEL

İlçe, dağlık ve ovalık bir alanda kurulmuştur. Güneydoğu Torosların kollarından: Akçadağ ve Karadağ, önemli yükseltiler olarak öne çıkmaktadır.

İlçede, karasal iklim hakimdir. Buna bağlı olarak yazları aşırı sıcak, kışları ise aşırı soğuk olur.

Yöre insanının ekonomisi: tarıma dayanmaktadır. Yörede yetiştirilen ürünlerin başında ise, kayısı gelir. En lezzetli, şeker oranı en yüksek kayısılar, burada yetiştirilmektedir. Çünkü: Malatya’da  düzenlenen kayısı festivalinde, Akçadağ kayısıları daima birinci seçilmektedir.

Yörede, kayısıdan sonraki en meşhur ürün ise: armut. Akçadağ armudu: bol sulu, çok lezzetli ve kendisine has kokusu olan bir üründür. Özellikle, dağ köylerinde yetiştirilir ve büyük şehirlere pazarlanır. Ancak, erken bozulması, kötü yanıdır. Bu yüzden beklemeye ve saklamaya uygun değildir.

NE SATIN ALINIR

Akçadağ bölgesinden, her türlü kayısı ürünü satın alabilirsiniz. Bu ürünler, gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için, gayet güzel hediyelik paketlerde satışa sunuluyor. Kurutulmuş kayısı, kayısı pekmezi, yeşil kayısı turşusu gibi kayısı ürünleri satılıyor. Kuru kayısının yanı sıra kayısı döneri, kayısı lokumu ve kayısı sucuğu da hediyelik olarak tercih edilebilir. Kayısı reçeli ve kayısı marmelatı da sofraların vazgeçilmezi olarak öne çıkan, taze ya da kuru kayısılardan üretilen geleneksel lezzetlerdir. 

Bakırcılar çarşısı ve kuru kayısı pazarı, geleneksel el sanatları ve yerel ürünlerin satıldığı en popüler alışveriş yerleridir. 

Akçadağ Kayısı Kavurması

NE YENİR:

Bulgur ve baharatın eksik olmadığı Malatya mutfağı, iştah kabartıcı lezzetleriyle tadanları kendine hayran bırakır. 

1-Kayısılı Kavurma: Akçadağ’ın meşhur yerel lezzetlerinden olan Kayısılı kavurma, yöreye özgü eşsiz bir ana yemektir. Kavrulmuş kayısıların soğan ve kavurmalarla birleşimi inanılmaz bir lezzet ortaya çıkarır. 

2-Akçadağ’ın üzüm yaprağına sarılan zeytinyağlı sarmalar, soğuk olarak servis edilir. 

3-Akçadağ pilavı: Akçadağ yöresinden sofralara taşınan, etli ve sulu kıvamıyla klasik plav tariflerinden farklılık gösteren bu lezzet, nohutla zenginleştirilmiş yapısıyla adeta başlı başına bir ana yemektir. Özellikle soğuk havalarda iç ısıtan, doyurucu ve besleyici bir yemektir. 

 

 

Malatya Akçadağ

GEZİLECEK YERLER

ARGA TEPESİ-HÖYÜĞÜ

Akçadağ ilçe merkezinde yer alan Akçadağ (Arga) Höyük, yüzey çalışmaları ışığında bölgede ilk yerleşimin Eski Tunç Devrinde başladığını ortaya koymaktadır. Bu süreç Hitit, Geç Hitit, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde de kesintisiz devam etmiştir. İlçe merkezinde bulunan ve 60 yıl öncesine kadar tüm evlerin üzerinde yükseldiği çevresi 2 km uzunluğundaki dairesel höyük, Malatya Aslantepe höyüğünün bir eşi olabilecek büyüklükte ve önemdedir. 

Tarihi kayıtlarda Arga, Arka, Arkha veya Arha olarak isimlendirilen höyüğün adı, Anadolu’nun en eski dillerinden olan Luwi dilinde “yüksek, yukarı, ışıldayan, gümüş ve sunak yeri” anlamına gelmektedir. 

Höyük üzerinde Arslantepe Höyüğünden çıkarılanlara benzer şekilleri taşıyan ve MÖ 2000 yılına tarihlenen bölgenin en güzel taş kalıpları Arga Tepesi Höyüğünden çıkarılmıştır. 

Arga Höyük, 6 Şubat 2023 depremlerinde önemli ölçüde etkilenerek Akçadağ da yeniden inşa sürecinde kapsamlı bir çevre düzenlemesine kavuşturulması planlanmaktadır. 

 

Malatya Akçadağ Ferik Kalesi

FERİK KALESİ

Kürecik bucağına bağlı Düvencik köyü civarındadır. 

Ferik kalesi, MÖ 1200’lü yıllarda Hititler tarafından inşa edilmiş bir kaledir. Bu tarih, kalenin Anadolu nun en köklü savunma yapılarından biri olduğunu ortaya koymaktadır. Tarihçiler, kalenin adının ve yapısının Frig dönemiyle de bağlantılı olabileceğini değerlendirirler. Bu nedenle Ferik adı bazı kaynaklarda Frig kökenli bir terim olarak ele alınmıştır. 

Kale, yüksek ve sarp bir konuma inşa edilmiştir. Çevresindeki etkileyici manzaralarıyla birlikte ilçenin tarihi eser bakımından en önemli noktalarından biridir. 

Kalenin önemine gelince, Ferik kalesi Hititler döneminden günümüze ulaşan nadir yapılar arasındadır. Kale henüz yeterince belgelenmemiş ve tanıtılmamış bir alandır. Bölgede rehber eşliğinde ya da yerel halktan yol tarifi alarak gitmek önerilir. Kaya mezarları eşliğinde sunduğu görsel zenginlik, tarihe meraklı gezginler için paha biçilmez bir deneyim sunar. 

Kale arazisinde, resmi arkeolojik kazı çalışmaları yapılmamıştır. Kale yapısının girişi belirlidir, ancak çıkışı bilinmemektedir. Çıkışının, Tohma çayı civarında bulunabileceği düşünülmektedir.

Akçadağ Levent Vadisi

LEVENT VADİSİ

Levent bucağındadır.

Toplam uzunluğu 28 km olan vadi, Yalınkaya köyü mevkiinde Akçadağ ilçesine 8, Malatya il merkezine yaklaşık 40 km uzaklıktadır. Levent vadisi uçurumlar, mağaralar ve neolitik çağdan kalma kalıntıların bulunduğu yapısıyla yerli ve yabancı turistlerden yoğun ilgi görmektedir. Vadinin yaklaşık 65 milyon yıllık jeolojik oluşum sürecini bünyesinde barındırdığı ve alanda daha önce okyanus tabanı olması dolayısıyla çok sayıda jeositin de bulunduğu bilinmektedir. Vadiyi karakterize eden ana unsurlar yatay yapı ve yatay yapıya bağlı gelişen şekillerdir. Yaklaşık 350 km karelik bir alanda jeolojik olaylar sonucu oluşmuş birbirinden farklı büyüklükte mağaralar, mikro-makro karstik şekiller, volkanik birimler ve fosil mezarlıklar geniş yer tutar. 

Sonuç: Levent vadisi ziyaret saatleri: 09.00-18.00 arasındadır. Doğa yürüyüşü, kamp, paraşüt, piknik ve kaya tırmanışı gibi etkinlikler yapılabilmektedir. Giriş ücretsizdir. Toplu etkinlikler için randevu alınması gerekir. Yükseklik korkusu olanların seyir terasının cam tabanlı alanına girmemesi önerilir. 

Akçadağ Levent Vadisi cam seyir terası

Cam seyir terası:

Vadi boyunca 28 km uzayan kayalıkların en merkezi noktasında, düz bir kaya bloğunun üzerine inşa edilen Levent Vadisi Seyir Terası 104 m yükseklikte olup terasın 8.5 m bölümü cam zeminden oluşmaktadır. Seyir terası 2012 yılının Ağustos ayında hizmete girmiştir. 1400 rakımlı, vadi tabanından 240 m yüksekte bulunan seyir terasının etrafında bazı mağaralar ve kaya blokları güneş enerjili sistemle aydınlatılmaktadır. 

 

Akçadağ Bağköy Kaya Kabartmaları

BAĞKÖY KAYA KABARTMALARI

Bağköy’e giden yolun köy girişinde, büyük bir kaya kütleri üzerindeki bir nişin içinde bulunan kabartma, ayakta durur vaziyette ellerini göğsüne kavuşturmuş bir insan, cepheden tasvir edilmiştir. Yoldan yaklaşık 2.5 m yüksekte, kayanın cephe kısmına işlenmiştir. Yaklaşık 120 x 80 cm boyutundaki niş içine oyulan kral figürü ayakta tasvir edilirken, baş kısmının profilden, vücudunun ise cepheden işlendiği ifade ediliyor. Ancak tarihi figürün büyük bölümü, zamanla aşınmış ve tahribat artmıştır. Kabartmanın kitabesinin bulunmaması nedeniyle figürün hangi döneme ait olduğu ve kimi temsil ettiği net olarak bilinmiyor. 

Bağ mahallesinde bulunan bir diğer  dikkat çekici yapı “Nicer Mevkii Kaya Nişi” dir. Kaya bloğunun batıya bakan kısmına oyulan nişin içinde farklı boyutlarda ikinci ve üçüncü oyma alanlarının bulunması dikkat çeker. Uzmanlara göre bu yapının dini, mezar ya da ritüel amaçlı kullanılmış olabileceği  düşünülmektedir. 

Evet kaya kabartmalarının bulunduğu bölgede Roma dönemine ait pek çok kaya mezarı da bulunmaktadır. Levent vadisi boyunca yerleşim yerlerinin yakınlarında, günümüze ulaşan pek çok Osmanlı mezarlığı vardır. Bunlardan biri 18-19 yüzyıllara ait mezarların bulunduğu Bağköy Osmanlı mezarlığıdır. Zengin geometrik bezeme ve semboller içeren mezar taşlarında tabanca, kılıç, çarkıfelek motifi, ibrik, tarak gibi semboller dikkat çeker. 

 

Akçadağ Sultansuyu Harası

SULTANSUYU HARASI

Malatya’nın 27 km batısında, Malatya-Kayseri karayolu üzerinde Sultansuyu vadisindedir. Malatya Erhaç Havaalanı ile Tohma vadisi arasındadır. 

Dünyaca ünlü Arap atlarının yetiştirildiği, yanı başında Sultansuyu çayının geçtiği bu bölgede, 1865 yılında Osmanlı ordusunun binek at, keçe ve yapağı ihtiyacını karşılamak üzere “Sultansuyu Çiftlikat-ı Hümayun” adıyla kurulmuştur.

1865 yılında Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz döneminde kurulan Sultansuyu Harası, ilk yıllarında ordunun süvari ihtiyacını karşılamak amacıyla faaliyet göstermeye başladı. Tarihi dokusu ve doğal güzelliğiyle dikkat çeken Sultansuyu Harası, sadece atçılık merkezi değil aynı zamanda kültürel bir miras olarak görülmektedir. 

Hara, 1865’den 1908 yılına kadar ordunun binek at, keçe, yapağı ve diğer hayvansal ürün ihtiyaçlarını karşılama görevini sürdürmüştür. Meşrutiyetin ilanından sonra (1908) Çiftlikatu Hümayun lağvedilerek hazineye devredilmiş, 1915 yılına kadar halka yarıya vermek suretiyle işletilebilmiştir. 

1915 yılında halen hara merkezi olan Aziziye Kışlası ve civarındaki 50 dekarlık arazide bir tay deposu kurulmuş ve ilk defa “hara” ismini almıştır. Bu kuruluş 1924 yılında feshedilerek yerine topçu alayı kurulmuş, 1928 yılına kadar hizmetini sürdüren topçu alayının ardından, Doğu ve Orta Anadolu vilayetlerinde at ıslahını sağlamak ve safkan Arap atı yetiştirmek amacıyla 29 Temmuz 1928 tarihli Kararname ile “Sultansuyu Harası” resmen kurulmuştur. 

1984 yılından beri TİGEM (Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü) bünyesinde faaliyet gösteren Sultansuyu Harasında at yarışlarında yüksek başarı gösteren safkan Arap atları yetiştirilmektedir. Buna ek olarak 27 bin dekarın üzerindeki arazisinde bitki ve meyve üretimiyle birlikte arıcılık ve sığırcılık faaliyeti de yapılmaktadır. 

Akçadağ Sultansuyu Harası

İşletmede 14 aygır ve 110 kısrakla tay üretimi yapılmaktadır. Bölgenin toprak yapısı, bitki örtüsü, su kalitesi ve iklim şartları, safkan Arap atlarının ırk özelliklerinin bozulmadan yetiştirilmesine imkan sağlamaktadır. 

Son yıllarda yapılan düzenlemeyle hara içerisinde Sultansuyu Binicilik ve Hipoterapi Merkezi kurularak halkın ziyaretine açılmıştır. Burayı ziyaret eden engelli çocuklar, isteklerine bağlı olarak uzman nezaretinde Midilli veya Arap atlarına bindirilip gezdirilmekte, böylece kendilerine bir tür rehabilitasyon hizmeti verilmektedir. 

Akçadağ Sultansuyu Barajı

SULTAN SUYU BARAJI:

Sultansuyu vadisindedir. Sulama amacıyla 1986-1992 yılları arasında inşa edilmiştir. 1994 yılında işletmeye açılan baraj, toplam 106  bin dekar alanın sulama suyu ihtiyacını karşılamaktadır. Akarsu yatağından yüksekliği 60 metredir. Akçadağ ve çevresindeki tarım arazilerinin can damarıdır. Sulama kanalları aracılığıyla bölgenin tahıl, meyve ve sebze üretimini ayakta tutar. Hara ile Sultansuyu Barajı çevresinde piknik ve dinlenme alanları bulunmaktadır. 

6 Şubat 2023 tarihindeki depremde baraj hasar görmüş, DSİ, çiftçilerin mağdur olmaması için sulama sahasının farklı noktalarına 41 adet yeraltı su kuyusu açmış ve bu sayede 2023 ve 2024 yılları sulama sezonu tamamlanmıştır. 

Sonrasında, depremde hasar alan yapının kapsamlı bir şekilde güçlendirilerek yeniden faaliyete alınmış ve tesisin daha güvenli ve dayanıklı hale getirilmiş, yeniden hizmete açılmıştır. 

 

YAYLAK KÖYÜ YAPAY MAĞARASI:

Yaylak (eski adıyla Kürne) köyü ve çevresi, özellikle sarp kayalık yapısı ve insan eliyle şekillendirilmiş yapay/oyma mağaraları ile bilinen tarihi bir yerleşim alanıdır. Bu bölgedeki mağara sistemleri, ünlü Levent Vadisinin uzantısı niteliğindedir. 

Mağaralar Karadağ eteklerinde yer alan Yaylak köyü ve hemen yakınındaki Küçükkürne mahallesi civarında yoğunlaşır. Yaklaşık 1700 m yükseklikte, Akçadağ’a kuş bakışı bakan sarp kayalıkların üzerinde bulunur. 

Hitit, Roma ve Bizans medeniyetlerinin izlerini barındıran bu bölgede, Romalılar döneminde mağaraların sadece yatay değil, üst üste katlar çıkılarak dikey bir mimariyle şekillendirildiği görülür. Mağara içinde patikalar, yan odalara geçişi sağlayan yapay geçitler, güvenliği sağlamak için örülmüş taş duvarlar ve su ihtiyacını karşılamak adına kayaya oyulmuş 1-2 m derinliğinde su sarnıçları yer almaktadır. 

Gelelim günümüzdeki duruma: Bu yapay mağaraların büyük kısmı yüzyıllar boyunca yerel halk tarafından ev, erzak deposu ve hayvan barınağı olarak kullanılmıştır. Hatta bölgede yakın döneme kadar bu mağara evlerde geleneksel yaşamını sürdüren aileler bulunmaktaydı. Eski muhtar Şükrü Kurt, 18 çocuğunu bu mağaralarda büyütmüş, sıra dışı yaşamı bugün dünyanın dört bir yanından gelen gezginlerin ilgisini çekmektedir. 2025 yılında Güney Kore merkezli bir uluslararası televizyon kanalı, bu mağara eve gelerek Şükrü Kurt’un yaşamını ve bölgedeki gizemli kaya şekillerini konu alan kapsamlı bir belgesel çekmiştir. 

 

HAN KALINTILARI:

1-Sarıhacılı Hanı (Mescitli Han): Anadolu Selçuklu dönemine ait olan bu kervansaray, Sarıhacı Köyü eski yol güzergahı üzerinde yolun yaklaşık 500 m içerisinde yer alır. Günümüzde ne yazık ki büyük ölçüde harap ve yıkılmış durumda, yani tam anlamıyla bir “han kalıntısı” şeklindedir. Duvar yapıları ve temel taşlarının bir kısmı geçmişin mimari izlerini hala taşımaktadır. Kültür envanterinde kayıtlı tarihi yapılardan biridir. 

 

2-Kalolar Hanı ve Diğer Köy Kalıntıları: Sarıhacı, Bekiruşağı ve Esenbey köyleri çevresinde dönemsel ticaret yollarına hizmet etmiş küçük/orta ölçekli han ve kervansaray kalıntılarına rastlanmaktadır. İlçe envanterinde Kalolar Hanı olarak adlandırılan tarihi yapı kalıntıları da bu bölgedeki sivil mimari örneklerindendir. 

Akçadağ Şeyh Ali Kara Türbesi

ŞEYH ALİ KARA TÜRBESİ:

Akçadağ ilçesinde inanç turizmi ve tasavvuf tarihi açısından en çok ziyaret edilen, bölgenin en önemli manevi merkezlerinden biridir. Mimari ihtişamı, geniş külliyesi ve her yıl ağırladığı yüz binlerce ziyaretçi nedeniyle halk arasında yer yer “Türkiye’nin Tac Mahalı” yakıştırmasıyla da anılır. 

Akçadağ Şeyh Ali Kara Türbesi

Türbe ve içinde meftun bulunan Şeyh Ali Kara Efendi kimdir:

1900 yılında Aşağı Örüşkünde doğmuş, 29 Nisan 1971 tarihinde yine aynı yerde vefat etmiştir. Her yıl Nisan ayının son haftasında türbede geniş katılımlı anma programlı düzenlenir. Babası Aliseydi Efendi, annesi Fatma hanımdır. Askerlik vazifesini yaparken zamanın büyük mürşidi, Bağdat doğumlu Şeyh Osman Nuri Ölmeztoprak Hazretleriyle karşılaşmış ve ona intisap etmiştir. 18 yıl boyunca şeyhine bağlı kalarak tasavvufi eğitimini tamamlamıştır. Şeyhinin vefatının ardından irşad görevini devralmıştır. Yaşadığı dönemde bölgede süregelen cehalet, kabile çatışmaları, kan davaları ve eşkiyalık gibi toplumsal sorunların çözülmesinde, insanların barıştırılmasında ve ahlaki eğitimin yayılmasında çok büyük roller üstlenmiştir. 

Akçadağ Şeyh Ali Kara Türbesi

Türbe:

Akçadağ ilçe merkezine yaklaşık 15 km uzaklıkta, Aşağı Örüşkü (Aşağı örükçü) köyündedir. Klasik türbe yapılarının ötesinde, çok büyük bir kubbeye ve geniş bir avluya sahip, kesme taş işçiliğiyle inşa edilmiş anıtsal bir mimarisi vardır. Çevresindeki peyzaj, geniş bahçesi ve düzeniyle dikkat çeker. Türbe içerisinde Şeyh Ali Kara’nın kabri, pirinç/demir parmaklıklarla çevrilidir. Türbenin hemen yanında, hayatı boyunca sadakatle hizmetinde bulunmuş olan emektar çobanı Bayram Boran’ın mezarı yer alır. Ziyaretçiler burayı da saygıyla ziyaret ederler. 

Akçadağ Şeyh Ali Kara Türbesi

Müze Bölümü:

Türbe kompleksinin bir parçası olarak düzenlenen müzede, Seyh Ali Kara Efendinin sağlığında kullandığı şahsi eşyalar, kıyafetler, asalar, tarihi nitelikte tespihler ve tasavvufi objeler sergileniyor. 

 

Diğer hususlar:

Uzak şehirlerden otobüslerle gelen misafirlerin konaklaması ve dinlenmesi için büyük bir misafirhane (aşevi) vardır. Özellikle Cuma akşamları ve dini bayramlarda yoğunluk hat safhaya ulaşmaktadır. 

 

 

 

 

 

Darende tanıtımı.

Yazıhan tanıtımı.

Kale tanıtımı.

 

Malatya Pütürge

Pütürge

Malatya Pütürge denilince, aklıma hemen “Nemrut Dağı” ve muhteşem kalıntılar geliyor. Nemrut dağına her ne kadar Kahta üzerinden gitmek mümkün ise de, Pütürge üzerinden de gidiliyor. Yol derseniz, zor yol.

ULAŞIM

Pütürge ilçesi, il merkezi olan Malatya’ya: 74 km. uzaklıktadır. Ancak yolun üzerinde bulunan Kubbe dağı geçidi, kış aylarında yoğun kar ve tipi nedeniyle zaman zaman ulaşıma kapanabilmektedir. Pütürge yol sonu. Buradan sonra başka bir yere ulaşım yok.

 

TARİHİ

Pütürge, ilçe olmadan önce, Şiro isimli bir nahiye olarak bilinir. İlçe olduktan sonra, Pütürge ismini almıştır.

Yöredeki ilk yerleşim: yaklaşık 300 yıl önce, İmrün (güzel yer) ismiyle kurulmuştur. 1877 yılında bucak statüsü kazanınca, Kahta ilçesine bağlanmış, 1892 yılında ise nahiye yapılmıştır.

Malatya Pütürge

GENEL

Pütürge, Gördük dağı yamaçlarında, denizden yaklaşık 1250 m yükseklikte kurulmuştur. İlçe arazisi son derce engebeli, dağlık ve  diktir, düzlük alan yok denecek kadar azdır. İlçenin can damarı, Fırat nehrine dökülen Şiro çayıdır. Yerleşimler ve tarım alanları genellikle bu çayın açtığı vadinin tabanında ve çevre dağların yamaçlarında dağınık şekilde kümelenmiştir. Akdeniz karasal geçiş iklimine sahiptir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ise oldukça sert, uzun ve yoğun kar yağışlı geçer. 

Deprem kuşağı üzerindedir. Son büyük deprem: Mayıs 2000 tarihinde, 4.5 şiddetinde gerçekleşmiştir.  

NE YENİR

İlçede, yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz, önerim: saç kavurma, incik kebabı, kaburga doldurma, içli köfte ve ekşili köfte sayılabilir. Özellikle Pütürge Tava (Şiro Tavası) meşhurdur. İlçenin en bilinen ve en prestijli et yemeğidir. Genellikle özel misafirlere ve düğün gibi büyük organizasyonlarda ikram edilir. Bir de Gırık (Pütürge köftesi) önerebilirim. 

 

NE SATIN ALINIR

Pütürge yayla balı (şiro balı) satın alabilirsiniz. Yüksek rakımlı dağlardaki endemik çiçeklerden toplanan, şeker katkısız, tamamen organik ödüllü bir baldır. Kurutulmuş dut ve dut pekmezi de olabilir. Pütürge cevizi de çok meşhurdur. İnce kabuğu, içi beyaz ve yağ oranı yüksek, çok lezzetli bir cevizdir.

Pütürge

GEZİLECEK YERLER

Pütürge Mor Barsavmo Manastırı

MOR BARSAVMO MANASTIRI-PERAŞ KALESİ

İlçe merkezine bağlı, Tepehan bucağı, Uzuntaş köyündedir. Manastıra ulaşmak için özel araç şart.

Süryani Patrikliği: ortaçağ dönemlerinde buradaymış. Ortaçağda, Süryani Patrikliğine ev sahipliği yapmış olan yer, yani burası: “Mor Barsavmo” olarak biliniyor. Günümüzde pek adı duyulmayan: Mor Barsavmo Manastırı: ilçe merkezine bağlı: Uzuntaş yani Peraş köyü yakınlarındadır.

Burası: yöre halkı tarafından: “Peraş kalesi” olarak isimlendiriliyor. Günümüzde, buradaki manastırın, sadece birkaç duvarı kalmış ve gerisi yıkık durumda. İlk olarak, 5’nci yüzyılda inşa edilen manastırın önemi, Süryaniler, Bizanslılar tarafından Malatya’ya yerleştirilince ortaya çıkmıştır.

985 yılında, Mor Barsavmo Manastırına taşınan Süryani Ortodoks Patrikliği: 1293 yılında Deyrulzafaran’a (Mardin) taşınana kadar, burada kalmıştır. Bu dönemde: manastır, Süryanilerin dini ve kültür merkezi olarak öne çıkmaktadır. Manastır yapısında bulunan: Mor (Aziz) Barsavmo rölyeflerinin, mucizevi özellikleri olduğuna inanılıyormuş.

Süryani tarihçi Abü’l Farac: 1134 yılında, çekirge istilasını önlemek için, Mor Barsavmo’nun sağ kolunun bulunduğu tabutun, Urfa’ya gönderildiğini ve tabutun mucizesi sonucunda, çekirgelerin Urfa’ya uğramadan, çekip gittiklerini anlatır. Burada bulunan Patriğin: dönemin devlet adamlarıyla dostluklar kurduğu ve Selçuklu Sultanı 2.Kılıçaslan ile, burada, üç kez görüştüğü bilinmektedir.

Sultan II. Kılıçaslan: İslam geleneklerine aykırı olmasına rağmen, kendisini ziyarete gelen Patrik Roboyu, elinde İncil ve haçı ile huzuruna kabul etmiştir. Kılıçaslan, bu tavrı nedeniyle, İslami çevrelerce eleştirilmiş ve hatta dinsizlikle suçlanmıştır.

 

DİLBERSEN (PERİEŞ) KALESİ:

Uzuntaş köyü sınırlarında yer alan bu tarihi kalenin MS 450 civarında Bizans döneminde yapıldığı ve inşasında 10.000 askerin çalıştığı rivayet edilir. 

Süryani kadim kültürü açısından çok büyük öneme sahip bir kompleksin parçasıdır. 

Kale Tepehan bölgesindeki Uzuntaş köyü sınırlarında, halk arasında Peraş veya Şalyan olarak anılan vadi ve mezra yakınında bulunur. Şalyan vadisine tamamen hakim, yaklaşık 300 m yükseklikte çok yalçın ve sarp kayalıkların üzerinde inşa edilmiştir. Stratejik konumu sayesinde antik dönemlerde vadiyi ve buradan geçen yolların kontrol altında tutma amacı taşımıştır. 

Tarihi kayıtlara ve yerel inanışlara göre kalenin temelleri MS 450 yıllarına kadar uzanmaktadır. 

Bugün doğu-batı doğrultusunda uzanan ve oldukça geniş bir alanı kaplayan Dilbersan Kalesi kompleksinde şu yapılar ve kalıntılar dikkat çeker.

Surlar ve Mimari Kalıntılar: Kalenin tepe, kuzey ve güney yamaçlarında yer yer su kalıntıları, tuğla, seramik ve antik küp parçaları göze çarpmaktadır.

Yaşam alanları ve su sarnıçları: Kalenin zirvesine ve yamaçlarına doğru kayalara oyulmuş basamaklar ile kuşatmalarda su ihtiyacını karşılamak için tasarlanmış derin su sarnıçları yer alır. Ayrıca depremlerle tahrip olmuş yeraltı şehri uzantıları ve mağaralarda kalenin etrafında kümelenmiştir. 

 

Mor Barsaum Manastırı ilişkisi:

Kalenin batı ucunda, adeta bir kartal yuvası gibi uçurumun kenarındaki kayalıklara oturtulmuş olan ünlü Süryani Kadim Mor Barsaum Manastırının kalıntıları yer alır. 

Bu alan Orta Çağda dünya Süryanilerinin patriklik merkezi ve çok büyük bir ilim yuvasıydı. Dünyaca ünlü Süryani tarihçiler bu kalede ve manastırda korunaklı şekilde yaşanarak eserlerini üretmişlerdir. Kalenin hem askeri bir sığınak hem de bu kutsal manastırı koruyan ana savunma hattı olduğu bilinmektedir. 

 

Günümüz:

Sarp kayalıklar üzerindeki bu tarihi alan, 1 Derece Arkeolojik Sit alanı olarak tescil edilmiştir. Coğrafi yapısının aşırı dik ve ulaşılması zor olması, kaleyi doğa olaylarına karşı korumuş olsa da ne yazık ki resmi bir bekçi veya tam koruma olmaması sebebiyle kaçak kazı yapan definecilerin tahribatına uğramıştır. Günümüzde turizme tamamen kazandırılmayı ve kapsamlı bir arkeolojik kazı ile restore edilmeyi bekleyen, saklı bir tarihi mekandır. 

Pütürge Gerar Kalesi

GERAR KALESİ-KERAR KALESİ:

 Bölgenin sarp coğrafyasında, Fırat nehrini besleyen önemli kollardan biri olan Şiro Çayı havzasına hakim bir noktada kurulmuş çok köklü bir antik dönem savunma yapısıdır. 

Kale kalıntıları, Taşmış köyünün çermik mezrası sınırları içine komşu Ormaniçi Mahallesindedir. Şiro çayının hemen üzerinden geçen Pütürge-Malatya karayolunun kuzey tarafında yükselen sarp bir tepenin üst yamaçlarında konumlanmıştır. Bu konumu, antik dönemde vadi tabanından geçen stratejik ve askeri geçiş yollarını tamamen kontrol altında tutmasını sağlamıştır. 

Yapılan arkeolojik araştırmalar ve yüzey araştırmaları, kalenin temellerinin MS 1 yüzyıla yani Erken Roma dönemine kadar uzandığını gösterir. İlk olarak bir Roma sınır karakolu veya kalesi olarak inşa edildiği düşünülür. Zaman içinde bölgenin el değiştirmesiyle kale, Bizans, Ermeni, Keldani ve Süryani medeniyetleri tarafından da aktif olarak kullanılmıştır. Bu yönüyle kale harabeleri, Doğu Anadolu’daki çok kültürlü askeri mimarinin önemli örneklerinden biridir. 

Kale, geçirdiği şiddetli depremler ve zamanın aşındırmasıyla günümüze büyük ölçüde harabe halinde gelmiştir. 

Günümüzde buraya ulaşmak için, engebeli bir tırmanış gerektirir. Kalenin bulunduğu tepe Şiro çayı vadisine bakan muazzam bir panaromik manzaraya sahiptir. Özellikle gün batımı saatlerinde kale kalıntılarının silüeti, tarih ve doğa fotoğrafçıları için etkileyici görüntüler sunar. 

 

TEPEHAN SELÇUKLU HANI VE TARİHİ KERVAN YOLLARI

Tepehan Selçuklu Hanı ve bu yapının merkezinde yer aldığı Şiro Havzası Tarihi Kervan Yolları, Malatya’nın sarp coğrafyasında, Orta Çağ ticaretinin ve askeri lojistiğinin en hayati geçiş koridorlarından birini oluşturmaktaydı.

Tepehan: ilçe merkezinin güneyinde, bugünkü Tepehan beldesi ve yakınındaki Yandere (eski adıyla Şengrik) ile Yazıca köyleri hattındadır.

Burası, İç Anadolu ve Yukarı Fırat Havzasını, Güneydoğu Anadolu’ya ve oradan Mezopotamya ile Suriye’ye bağlayan en kestirme ama en sarp dağ rotasıdır. Malatya’dan yola çıkan bir kervan 1900 metrelik zorlu Kubbe Dağı geçidini aşıp, Şiro vadisine indiğinde ya da tam tersi istikamette güneyden gelip dağa tırmanmadan önce, kış şartlarında sığınabileceği ve lojistik ikmal yapabileceği korunaklı bir alana ihtiyaç duyuyordu. Tepehan tam bu stratejik noktada kurulmuştur. 

Tepehan, ovalardaki süslü ve geniş avlulu Sultan hanlarının tersine, sarp bir dağ yamacında yer aldığı için dışa kapalı, adeta küçük bir kaleyi andıran, kalın duvarlı ve savunma endeksli bir mimariye sahiptir. Yapımında bölgedeki moloz taşlar ve dayanıklılığı arttırmak için kireç esaslı horasan harcı kullanılmıştır. 

Gelelim günümüze: Tepehan yüzyıllar boyu süren ağır kış şartları, bölgedeki şiddetli depremler ve ne yazık ki korumasızlık nedeniyle günümüze büyük ölçüde yıkılmış, harabe halinde ulaşmıştır. Bugün alanda hanın temel duvarları, bazı kemer ve tonoz parçaları ile çevre binaların yapımında kullanılan devasa yapı taşlarının izleri görülebilmektedir. 

Antik kervan yollarının bir kısmı modern karayolları tarafından kesilmiş olsa da, dağ eteklerinde kervanların ve süvarilerin kullandığı taş döşeli antik patikaların izlerini doğu yürüyüşçüleri görebilmektedirler. Bugün bu kervan yolu güzergahı, özellikle Nemrut dağına Pütürge üzerinden gitmek isteyen macera ve tarih tutkunları tarafından kültür rotası olarak kullanılmaktadır.

 

ORMANİÇİ (TELLİ) ASLAN KABARTMASI VE ANTİK YERLEŞİMLER

Pütürge ve çevresi antik dönemde Geç Hitit krallıkları (özellikle Malatya merkezli Melid Krallığı) ile güneydeki Kommagene Krallığı arasında doğal bir sınır ve geçiş noktasıydı. Hitit sanatında aslan figürü, gücü, krallığı ve kutsal alanların korunmasını simgeler. 

Orman içindeki aslan kabartması, bölgedeki sarp kaya kütlelerinin yüzeyine doğrudan oyularak yapılmış bir kaya rölyefidir. Halk arasında “Telli” veya “Yeleli” aslan olarak anılmasının sebebi, aslanın boyun ve gövde kısmındaki tüylerin (yelelerin) çizgisel/tel tel bir işçilikle kayaya işlenmiş olmasındandır. 

Bugün Ormaniçi (Telli) aslan kabartması ve etrafındaki yerleşim kalıntıları, Kültür ve Turizm Bakanlığı envanterinde Arkeolojik Sit Alanı olarak kayıtlıdır. Coğrafyanın aşırı engebeli olması yapıların modern kentleşmeyle yok olmasını engellemiş olsa da resmi bir arkeolojik kazı  ekibi tarafından tam anlamıyla gün yüzüne çıkarılmayı ve turizm rotalarına dahil edilmeyi beklemektedir. 

 

 

NAN-I GUNİ (EKMEK VE TEKNE) KAYALIKLARI VE BATTALGAZİ ZİYARETİ

Nan-ı Guni (Ekmek ve Tekne) Kayalıkları:

Kadim dillerdeki kelime kökleriyle doğrudan “Ekmek ve Tekne” anlamına gelmektedir. (Farsça kökeni Nan: ekmek) Pütürgenin dik yamaçlarında yer alan bu alan, jeolojik bir oluşumun halk efsaneleri ve inanç ritüelleriyle birleştiği korunaklı bir kaya oluşumudur. 

Bu alan, dışarıdan bakıldığında yan yana duran devasa bir hamur teknesini ve fırından yeni çıkmış ekmek somunlarını andıran doğal karstik/aşınmış kaya bloklarından oluşur. Ancak  dikkatle incelendiğinde, bu kayalıkların etrafında antik çağlardan kalma ilkel oyma izleri, basamaklar ve barınma amaçlı kullanılmış küçük kaya sığınakları göze çarpar.

Anadolu genelinde yaygın olan “nankörlük edenlerin veya ekmeğe saygısızlık yapanların taş kesilmesi” efsanesinin çok net bir silsilesi bu kayalıklara atfedilir. İnanışa göre, eski dönemlerde bu dağlarda yaşayan kurnaz veya katı yürekli bir topluluğun, kıtlık zamanında ellerindeki ekmeği ve hamur teknelerini muhtaçlardan saklaması üzerine, tekne ve ekmekleriyle birlikte taşa dönüştükleri rivayet edilir. Bu yönüyle burası, bölge halkı için tarih boyunca ahlaki bir sembol ve ibret mekanı olarak görülmüştür. 

 

Battalgazi Ziyareti:

Malatya: Bizans’a karşı verilen mücadelelerde destanlaşmış Seyyid Battal Gazi’nin (ve babası Hüseyin Gazi’nin) ana vatanıdır. Pütürge’deki Battal Gazi ziyareti, doğrudan bir mezar (türbe) değil, Battal Gazinin Bizans a karşı düzenlediği seferlerde ordusuyla birlikte sığındığı, stratejik planlar yaptığı veya atlarını otlatıp konakladığı kabul edilen bir Makam ve Mağara ziyaret alanıdır. 

Pütürge’nin bu dağlık bölgesindeki kutsal kabul edilen bu noktaya yerel halk “Ziyaret” adını vermiştir. Yüzyıllardır süregelen bir gelenekle, kuraklık dönemlerinde yağmur duasına çıkmak, adak kurbanları kesmek ve lokma dağıtmak için bu mekana gelinir. İnanca göre, adalet ve yiğitliğin timsali olan Battal Gazi nin ayak bastığı ve namaz kıldığı bu topraklarda yapılan duaların kabul olacağına inanılır. 

 

Malatya Pütürge Nemrut

NEMRUT DAĞI

İlçe merkezine 8 km. uzaklıktadır. Turistlerin yoğun ilgisini çekmektedir. Nemrut dağı ve buradaki antik kalıntılar hakkında: yine bu sitede, ayrıntılı bir yazım var. Bu yazıya “Nemrut dağı” adı altında ulaşabilirsiniz.

 

Nemrut dağı tanıtımı ve ayrıntılı gezi yazıma ulaşmak için.

Malatya tanıtımı.

 

Malatya Yazıhan

Malatya Yazıhan

Yazıhan, il merkezi olan Malatya’ya 40 km uzaklıktadır. Yazıhan, Hekimhan arasındaki uzaklık: 53 km.

TARİHİ

İlçenin tarihi geçmişteki en önemli özelliği, İpek yolu üzerinde bulunmasıdır. Bölgede yerleşim, mezra olarak başlamış ve 1936 yılında demiryolu ve 1937 yılında ise karayolunun geçmesiyle önem kazanmaya başlamıştır. 1947 yılında nahiye statüsü kazanmıştır.

İlçenin yerleştiği alanda demiryolu kurulmasıyla birlikte kuzey batıda yaklaşık 3 km uzaklıktaki Fethiye köyünde yaşayanların buraya yerleşmesi için bucak merkezi Fethiye’den alınıp 1940 yılında Yazıhan’a taşınmış ve imar faaliyetleri başlamıştır.

Buraya gelen aşiretler arazinin düz olması ve “Sultan Murat Han” adına izafeten konakladıkları bu ovaya “Yazıhan” ismini vermişlerdir. 1990 yılında Yazıhan Belediye teşkilatı kurulmuş ve ilçe statüsü kazanmıştır.

Malatya Yazıhan

GENEL

İlçe yerleşim alanı, güneyden kuzeye doğru bir eğim gösterir. Kuzey tarafında dağlık ve vadilik alanlar bulunur. İlçenin yarısı sulu ve düz arazi üzerindedir. İlçe halkının başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Ayrıca halı dokumacılığı yapılır. İlçenin rakımı 900 metredir. Doğusunda Fırat nehrinin bir kolu olan “Kuruçay” bulunur.

Malatya Yazıhan

GEZİLECEK YERLER

 

Yazıhan Hasan Patrik Camii

HASAN PATRİK-HASAN BADIRIK (UZUN HASAN) CAMİSİ-FETHİYE MAHALLESİ CAMİİ

İlçe merkezine bağlı Malatya-Sivas yolunun 41’nci km de bulunan Fethiye Mahallesindedir. 

Kitabesine göre: Kanuni Sultan Süleyman’ın son saltanat döneminde 1566 yılında Malatya Beylerbeyi olan Abdülselam oğlu Mustafa Paşa tarafından yaptırılmış ve “Uzun Hasan” diye adlandırılmıştır.

Cami Osmanlı mimarisinin en geliştiği dönemde yapılmış olmasıyla önem kazanır.

15’nci yüzyılda Bursa, Edirne ve İstanbul’da yapılan “T” şeklindeki plana sahip ilk Osmanlı camilerindendir.

Cami, tamamen kesme taştan yapılmış, tek kubbeyle örtülü, kare planlıdır.

 

Yazıhan Hasan Patrik Camii

Beş gözlü son cemaat mekanından oluşan caminin, batı ve doğusundaki camiye bitişik moloz taştan yapılan iki zaviye odası bulunur.

Minberi, mührü Süleyman ile süslenen caminin sekiz basamaklı, korkuluksuz ve kapısız olarak taştan yapılan minberi ise dikkat çekiyor.

Pencere önündeki silmelerle, kubbeye geçişte kemerlerin çevresi tuğlalarla süslenerek bir hareketlilik kazandırılmıştır.

Zaviye tipi bir cami. Bu tür camileri geçmişte daha çok dervişler ve tarikatlar ibadethane olarak kullanmıştır.

Caminin bir bölümünde iki oda vardır. Birisi kütüphane, diğeri ise dershane yapılmıştır. 

Caminin çevresi vatandaşların tapulu arazileridir. 

Yaklaşık 500 yıldır ayakta duran cami, orijinal halini koruyarak günümüze gelmiştir.

Yazıhan Buzluk Mağaraları

ANSIR MAĞARALARI-BUZLUK MAĞARALARI

İlçe merkezinin yaklaşık 10 km kuzey batısında eski adı Ağınsur olan Buzluk köyündedir. Köy, Yazıhan ovasına hakim bir yerdedir ve tarihi ipek yolu üzerinde yer almaktadır. 

Önce Ansır kentinden söz etmek gerekir.

Tohma nehrinin sol kıyısında, Yazıhan ovasının kuzeybatı ucunda, Karabel Gavur deresi ağzında bulunan Ansır şehri eski dönemlerde oldukça kalabalık bir şehirmiş.

1912 yılında Ermeni nüfusunun yoğun olduğu bir köymüş.

Şimdiki adı “Buzluk” olan “Ansır” şehrinin her tarafında arkeolojik kalıntılar içinde mezar taşları, kayalara oyulmuş onlarca mağara, yıkılmış kiliseler, değirmenler bulunur. Ancak bu mezarlar, yıllardır define avcıları tarafından aşırı tahribata neden olmuştur.

Ansır mağaraları: Yazıhan ovasını ve Malatya’yı seyrediyor.

Yazıhan Buzluk Mağaraları

 

Evet mağaralara devam edelim.

Kayaların altında üç kilise ile birlikte, 40 civarında oda şeklinde harabe vardır. Kilise ve mezar kalıntılarına rastlanmıştır.

Mağaraların insanlar tarafından ne zaman barınak olarak kullanıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, kaya mağaralarında Yontma Taş ve Hitit uygarlıkları izlerine rastlanır. 

Ayrıca Ansır vadisinde yer alan tarihi yerleşmelerde Roma ve Bizans dönemlerinin yansımaları görülür. 

Geçmişi çok derin izler taşıyan bu mağaraların, Hıristiyanlığın yayılma safhasında devrin hükümdarından kaçan Hıristiyanların yerleşim yeri olduğu da söylenebilir. 

Efsaneye göre: Şehristan kralı dış saldırılardan kendisini korumak için mağaraların en yükseğine yerleşmiştir. 

Evet, kayaların altında 3 kilise ile 40-50 civarında oda görünümünde kalıntılar vardır. 

Mağaraların hemen eteğinde, kültür katmanı ve mezarlık alanı bulunmaktadır. 

Bu mezarlıklarda Hitit aslan modellemesi ile biçimlendirilmiş taşlar, bölgenin önemini arttırmaktadır. 

Mağaraların derinliği 150-200 metreye kadar inmektedir. Set şeklinde konumlanmış mağaralar, etkileyici bir manzaraya sahiptir. 

Ansır Mağaralarının bulunduğu yerden bakılınca: Malatya Merkez, Yazıhan ve Battalgazi ilçeleri ile Karakaya Baraj gölünün o muhteşem manzarası görülür. 

 

Yazıhan Buzluk Mağaraları

 

Çok eski dönemlerde, yaz aylarında çevredeki köylüler, kayaların arasındaki çatlaklardan zorla girerek Buzluk mağaralarından çuvallara kalıplarla buz, kar doldurup hem şehre hem de köylere satıyorlarmış.

Yakın zaman öncesinde mağaranın giriş kısmına büyük bir kaya parçası düşerek girişi kapatmıştır.

Kültesi 2 km uzunlukta ve 50 metrenin üstünde bir yükseklikte, görünüşü insan yüzüne benzetilen üç kaya mağarası bulunur.

Mağaraların içinde içme suyu vardır.

Son bir not: az eğimli yapısıyla yürüyüş rotası olarak da tercih edilen bu bölge, tarih, kültür ve doğayı, bir arada sunarak ziyaretçilerine eşsiz bir deneyim kazandırır. 

 

Yazıhan Ali Seydi Sultan Türbesi

ALİ SEYDİ SULTAN TÜRBESİ

Hemen yazının başında belirtmek istediğim önemli bir husus var, Ali Seydi ile aşağıda sözünü edeceğim Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli) aynı kişiler değil.

İlçe merkezine bağlı İriağaç köyündedir. 

Türbenin yanında bir çeşme bulunur.

Çeşme suyunun şifalı olduğuna inanılır.

Suyun hikayesi şudur “Bir gün köyün suyu kesilir. Köylüler saf birine suyun gözüne gir de bak derler. Adam içeri girer ve bir türlü çıkmaz.

Bir zaman sonra dışarı çıktığında, içeride bir kara yılan gördüğünü ve aklının başından gittiğini söyler. Derken yılan suyun gözünden ayrılır. Su yeniden akmaya başlar. Kara yılanın Ali Seydi olduğuna inanılır. Ali Seydi, beni arayan burada bulsun diyerek su oluğundan akıp gitmiştir.

Türbeyi ziyaret ederek şifa arayanlar: psikolojik olarak korkan ve felç geçiren kişilerce ziyaret edilir.

Adet olduğu üzere dilekler dilendikten sonra, suyun aktığı kaynağa ellerin girip girmediği sınanır. Eli su kaynağına girenlerin dileklerinin gerçekleşeceğine inanılır. 

 

Yazıhan Kızıldeli Türbesi

KIZILDELİ (SEYİD ALİ SULTAN) TÜRBESİ

İlçe merkezine bağlı Fethiye Kasabasının Tecirli köyündedir.

Türbenin yanında misafirlerin kurban kesebileceği yerler ve türbe koruma derneği vardır.

Önce birkaç satır, Kızıldeli Seyyid Ali Sultan kimdir?

Kendisi Horasan civarında yaşamakta iken, bir gece rüyasında gördüğü Hz Muhammed’in emriyle Balkan fetihlerinde Yıldırım Bayezid’e yardım etmek için yanındaki 40 arkadaşı ile birlikte yola çıkışından söz edilmektedir.

Kayıtlara göre, Seyyid Ali Sultan ve arkadaşları Horasan’dan yola çıkarak önce Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergahına uğramışlar, burada bir süre onunla görüştükten sonra Hacı Bektaş-ı Veli’nin emriyle Seyyid Ali Sultan başlarında olduğu halde Osmanlı topraklarına gelmişlerdir.

Balkanlarda, özellikle Dimetoka’daki Kızıldeli Sultan Dergahı ile tanınır. Hacı Bektaş-ı Velinin halifelerinden biri kabul edilir. Menkıbeleri, onun kerametleriyle birlikte Bektaşi geleneğinde yerleşmiştir. 

Yunanistan Dimetoka’daki türbesi Balkan Alevi-Bektaşileri için kutsal bir merkezdir. 

 

Şimdi türbe:

Türbe mermerden yapılmıştır. 72 basamaklı merdivenden yürüyerek çıkılır.

Kapıya yakın yerde bir çam ağacı, biraz ileride kayısı ağacı bulunur.

Türbenin kapısından içeri girilince, içinde büyük mezarın başında bağlanan bir sürü yeşil çaput görülür.

Türbenin tabanı tek parça halı ile kaplanmıştır, üzerine minderler konulmuştur.

 

 

 

 Malatya Yeşilyurt hakkındaki gezi yazım için Yeşilyurt