Malatya Akçadağ

Malatya Akçadağ

Tarihsel değerler açısından oldukça zengindir. Malatya ilçeleri arasında, devletin en çok yatırım yaptığı yer olarak öne çıkar. Çünkü: Erhaç Hava alanı ve Sultansuyu Üretim Çiftliği burada.

Malatya Akçadağ

ULAŞIM

İlçe, Malatya’yı: İç Anadolu bölgesine bağlayan, Malatya-Kayseri-Ankara kara yolu üzerindedir.

Akçadağ-Malatya arası uzaklık: 37 km. Akçadağ-Darende arası uzaklık: 70 km. Akçadağ-Yazıhan arası uzaklık: 63 km. Akçadağ-Kale arası uzaklık: 80 km.

TARİHİ

İlçenin Osmanlı dönemindeki adı: Arga.

Arga kelimesi: Luvi kökenli bir kelimedir. Yukarı, yüksek, sınır, ışıldayan, parıldayan, ışıltı anlamına gelir.

Hititlerin: MÖ. 1750-1100 tarihleri arasında, yaşadığı göz önüne alındında, Arganın ortalama olarak: MÖ. 1500’lerde kurulduğu düşünülmektedir.

Aradaki tarihi süreçte, yörede birçok medeniyet egemenlik sürdürmüştür. Malazgirt zaferinden sonra ise, Anadolu’da hızla Türkmen nüfusu iskan edilmeye başlanmıştır. 1074 yılında, yöre, Danişmentoğlu Beyliği topraklarına katılır. Haçlı seferleri zamanında ise, yöre bunlardan etkilenir. 1105 yılında: Anadolu Selçukluları, bölgeyi fethederler.

1283 yılında, bölgede şiddetli bir deprem olur. 1894 yılında, yörede yine büyük bir deprem olur. 1956 yılında ise, Akçadağ çarşısında büyük bir yangın çıkar ve çoğu ahşap ve kerpiçten yapılmış binalar ve dükkanlar yanar. Bunun üzerinde, Belediye tarafından, tek katlı dükkanlar yapılır. Bu dükkanlar, bugünde kullanılmaktadır.

Malatya Akçadağ

GENEL

İlçe, dağlık ve ovalık bir alanda kurulmuştur. Güneydoğu Torosların kollarından: Akçadağ ve Karadağ, önemli yükseltiler olarak öne çıkmaktadır.

İlçede, karasal iklim hakimdir. Buna bağlı olarak yazları aşırı sıcak, kışları ise aşırı soğuk olur.

Yöre insanının ekonomisi: tarıma dayanmaktadır. Yörede yetiştirilen ürünlerin başında ise, kayısı gelir. En lezzetli, şeker oranı en yüksek kayısılar, burada yetiştirilmektedir. Çünkü: Malatya’da  düzenlenen kayısı festivalinde, Akçadağ kayısıları daima birinci seçilmektedir.

Yörede, kayısıdan sonraki en meşhur ürün ise: armut. Akçadağ armudu: bol sulu, çok lezzetli ve kendisine has kokusu olan bir üründür. Özellikle, dağ köylerinde yetiştirilir ve büyük şehirlere pazarlanır. Ancak, erken bozulması, kötü yanıdır. Bu yüzden beklemeye ve saklamaya uygun değildir.

NE SATIN ALINIR

Akçadağ bölgesinden, her türlü kayısı ürünü satın alabilirsiniz. Bu ürünler, gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için, gayet güzel hediyelik paketlerde satışa sunuluyor. Kurutulmuş kayısı, kayısı pekmezi, yeşil kayısı turşusu gibi kayısı ürünleri satılıyor. Kuru kayısının yanı sıra kayısı döneri, kayısı lokumu ve kayısı sucuğu da hediyelik olarak tercih edilebilir. Kayısı reçeli ve kayısı marmelatı da sofraların vazgeçilmezi olarak öne çıkan, taze ya da kuru kayısılardan üretilen geleneksel lezzetlerdir. 

Bakırcılar çarşısı ve kuru kayısı pazarı, geleneksel el sanatları ve yerel ürünlerin satıldığı en popüler alışveriş yerleridir. 

Akçadağ Kayısı Kavurması

NE YENİR:

Bulgur ve baharatın eksik olmadığı Malatya mutfağı, iştah kabartıcı lezzetleriyle tadanları kendine hayran bırakır. 

1-Kayısılı Kavurma: Akçadağ’ın meşhur yerel lezzetlerinden olan Kayısılı kavurma, yöreye özgü eşsiz bir ana yemektir. Kavrulmuş kayısıların soğan ve kavurmalarla birleşimi inanılmaz bir lezzet ortaya çıkarır. 

2-Akçadağ’ın üzüm yaprağına sarılan zeytinyağlı sarmalar, soğuk olarak servis edilir. 

3-Akçadağ pilavı: Akçadağ yöresinden sofralara taşınan, etli ve sulu kıvamıyla klasik plav tariflerinden farklılık gösteren bu lezzet, nohutla zenginleştirilmiş yapısıyla adeta başlı başına bir ana yemektir. Özellikle soğuk havalarda iç ısıtan, doyurucu ve besleyici bir yemektir. 

 

 

Malatya Akçadağ

GEZİLECEK YERLER

ARGA TEPESİ-HÖYÜĞÜ

Akçadağ ilçe merkezinde yer alan Akçadağ (Arga) Höyük, yüzey çalışmaları ışığında bölgede ilk yerleşimin Eski Tunç Devrinde başladığını ortaya koymaktadır. Bu süreç Hitit, Geç Hitit, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde de kesintisiz devam etmiştir. İlçe merkezinde bulunan ve 60 yıl öncesine kadar tüm evlerin üzerinde yükseldiği çevresi 2 km uzunluğundaki dairesel höyük, Malatya Aslantepe höyüğünün bir eşi olabilecek büyüklükte ve önemdedir. 

Tarihi kayıtlarda Arga, Arka, Arkha veya Arha olarak isimlendirilen höyüğün adı, Anadolu’nun en eski dillerinden olan Luwi dilinde “yüksek, yukarı, ışıldayan, gümüş ve sunak yeri” anlamına gelmektedir. 

Höyük üzerinde Arslantepe Höyüğünden çıkarılanlara benzer şekilleri taşıyan ve MÖ 2000 yılına tarihlenen bölgenin en güzel taş kalıpları Arga Tepesi Höyüğünden çıkarılmıştır. 

Arga Höyük, 6 Şubat 2023 depremlerinde önemli ölçüde etkilenerek Akçadağ da yeniden inşa sürecinde kapsamlı bir çevre düzenlemesine kavuşturulması planlanmaktadır. 

 

Malatya Akçadağ Ferik Kalesi

FERİK KALESİ

Kürecik bucağına bağlı Düvencik köyü civarındadır. 

Ferik kalesi, MÖ 1200’lü yıllarda Hititler tarafından inşa edilmiş bir kaledir. Bu tarih, kalenin Anadolu nun en köklü savunma yapılarından biri olduğunu ortaya koymaktadır. Tarihçiler, kalenin adının ve yapısının Frig dönemiyle de bağlantılı olabileceğini değerlendirirler. Bu nedenle Ferik adı bazı kaynaklarda Frig kökenli bir terim olarak ele alınmıştır. 

Kale, yüksek ve sarp bir konuma inşa edilmiştir. Çevresindeki etkileyici manzaralarıyla birlikte ilçenin tarihi eser bakımından en önemli noktalarından biridir. 

Kalenin önemine gelince, Ferik kalesi Hititler döneminden günümüze ulaşan nadir yapılar arasındadır. Kale henüz yeterince belgelenmemiş ve tanıtılmamış bir alandır. Bölgede rehber eşliğinde ya da yerel halktan yol tarifi alarak gitmek önerilir. Kaya mezarları eşliğinde sunduğu görsel zenginlik, tarihe meraklı gezginler için paha biçilmez bir deneyim sunar. 

Kale arazisinde, resmi arkeolojik kazı çalışmaları yapılmamıştır. Kale yapısının girişi belirlidir, ancak çıkışı bilinmemektedir. Çıkışının, Tohma çayı civarında bulunabileceği düşünülmektedir.

Akçadağ Levent Vadisi

LEVENT VADİSİ

Levent bucağındadır.

Toplam uzunluğu 28 km olan vadi, Yalınkaya köyü mevkiinde Akçadağ ilçesine 8, Malatya il merkezine yaklaşık 40 km uzaklıktadır. Levent vadisi uçurumlar, mağaralar ve neolitik çağdan kalma kalıntıların bulunduğu yapısıyla yerli ve yabancı turistlerden yoğun ilgi görmektedir. Vadinin yaklaşık 65 milyon yıllık jeolojik oluşum sürecini bünyesinde barındırdığı ve alanda daha önce okyanus tabanı olması dolayısıyla çok sayıda jeositin de bulunduğu bilinmektedir. Vadiyi karakterize eden ana unsurlar yatay yapı ve yatay yapıya bağlı gelişen şekillerdir. Yaklaşık 350 km karelik bir alanda jeolojik olaylar sonucu oluşmuş birbirinden farklı büyüklükte mağaralar, mikro-makro karstik şekiller, volkanik birimler ve fosil mezarlıklar geniş yer tutar. 

Sonuç: Levent vadisi ziyaret saatleri: 09.00-18.00 arasındadır. Doğa yürüyüşü, kamp, paraşüt, piknik ve kaya tırmanışı gibi etkinlikler yapılabilmektedir. Giriş ücretsizdir. Toplu etkinlikler için randevu alınması gerekir. Yükseklik korkusu olanların seyir terasının cam tabanlı alanına girmemesi önerilir. 

Akçadağ Levent Vadisi cam seyir terası

Cam seyir terası:

Vadi boyunca 28 km uzayan kayalıkların en merkezi noktasında, düz bir kaya bloğunun üzerine inşa edilen Levent Vadisi Seyir Terası 104 m yükseklikte olup terasın 8.5 m bölümü cam zeminden oluşmaktadır. Seyir terası 2012 yılının Ağustos ayında hizmete girmiştir. 1400 rakımlı, vadi tabanından 240 m yüksekte bulunan seyir terasının etrafında bazı mağaralar ve kaya blokları güneş enerjili sistemle aydınlatılmaktadır. 

 

Akçadağ Bağköy Kaya Kabartmaları

BAĞKÖY KAYA KABARTMALARI

Bağköy’e giden yolun köy girişinde, büyük bir kaya kütleri üzerindeki bir nişin içinde bulunan kabartma, ayakta durur vaziyette ellerini göğsüne kavuşturmuş bir insan, cepheden tasvir edilmiştir. Yoldan yaklaşık 2.5 m yüksekte, kayanın cephe kısmına işlenmiştir. Yaklaşık 120 x 80 cm boyutundaki niş içine oyulan kral figürü ayakta tasvir edilirken, baş kısmının profilden, vücudunun ise cepheden işlendiği ifade ediliyor. Ancak tarihi figürün büyük bölümü, zamanla aşınmış ve tahribat artmıştır. Kabartmanın kitabesinin bulunmaması nedeniyle figürün hangi döneme ait olduğu ve kimi temsil ettiği net olarak bilinmiyor. 

Bağ mahallesinde bulunan bir diğer  dikkat çekici yapı “Nicer Mevkii Kaya Nişi” dir. Kaya bloğunun batıya bakan kısmına oyulan nişin içinde farklı boyutlarda ikinci ve üçüncü oyma alanlarının bulunması dikkat çeker. Uzmanlara göre bu yapının dini, mezar ya da ritüel amaçlı kullanılmış olabileceği  düşünülmektedir. 

Evet kaya kabartmalarının bulunduğu bölgede Roma dönemine ait pek çok kaya mezarı da bulunmaktadır. Levent vadisi boyunca yerleşim yerlerinin yakınlarında, günümüze ulaşan pek çok Osmanlı mezarlığı vardır. Bunlardan biri 18-19 yüzyıllara ait mezarların bulunduğu Bağköy Osmanlı mezarlığıdır. Zengin geometrik bezeme ve semboller içeren mezar taşlarında tabanca, kılıç, çarkıfelek motifi, ibrik, tarak gibi semboller dikkat çeker. 

 

Akçadağ Sultansuyu Harası

SULTANSUYU HARASI

Malatya’nın 27 km batısında, Malatya-Kayseri karayolu üzerinde Sultansuyu vadisindedir. Malatya Erhaç Havaalanı ile Tohma vadisi arasındadır. 

Dünyaca ünlü Arap atlarının yetiştirildiği, yanı başında Sultansuyu çayının geçtiği bu bölgede, 1865 yılında Osmanlı ordusunun binek at, keçe ve yapağı ihtiyacını karşılamak üzere “Sultansuyu Çiftlikat-ı Hümayun” adıyla kurulmuştur.

1865 yılında Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz döneminde kurulan Sultansuyu Harası, ilk yıllarında ordunun süvari ihtiyacını karşılamak amacıyla faaliyet göstermeye başladı. Tarihi dokusu ve doğal güzelliğiyle dikkat çeken Sultansuyu Harası, sadece atçılık merkezi değil aynı zamanda kültürel bir miras olarak görülmektedir. 

Hara, 1865’den 1908 yılına kadar ordunun binek at, keçe, yapağı ve diğer hayvansal ürün ihtiyaçlarını karşılama görevini sürdürmüştür. Meşrutiyetin ilanından sonra (1908) Çiftlikatu Hümayun lağvedilerek hazineye devredilmiş, 1915 yılına kadar halka yarıya vermek suretiyle işletilebilmiştir. 

1915 yılında halen hara merkezi olan Aziziye Kışlası ve civarındaki 50 dekarlık arazide bir tay deposu kurulmuş ve ilk defa “hara” ismini almıştır. Bu kuruluş 1924 yılında feshedilerek yerine topçu alayı kurulmuş, 1928 yılına kadar hizmetini sürdüren topçu alayının ardından, Doğu ve Orta Anadolu vilayetlerinde at ıslahını sağlamak ve safkan Arap atı yetiştirmek amacıyla 29 Temmuz 1928 tarihli Kararname ile “Sultansuyu Harası” resmen kurulmuştur. 

1984 yılından beri TİGEM (Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü) bünyesinde faaliyet gösteren Sultansuyu Harasında at yarışlarında yüksek başarı gösteren safkan Arap atları yetiştirilmektedir. Buna ek olarak 27 bin dekarın üzerindeki arazisinde bitki ve meyve üretimiyle birlikte arıcılık ve sığırcılık faaliyeti de yapılmaktadır. 

Akçadağ Sultansuyu Harası

İşletmede 14 aygır ve 110 kısrakla tay üretimi yapılmaktadır. Bölgenin toprak yapısı, bitki örtüsü, su kalitesi ve iklim şartları, safkan Arap atlarının ırk özelliklerinin bozulmadan yetiştirilmesine imkan sağlamaktadır. 

Son yıllarda yapılan düzenlemeyle hara içerisinde Sultansuyu Binicilik ve Hipoterapi Merkezi kurularak halkın ziyaretine açılmıştır. Burayı ziyaret eden engelli çocuklar, isteklerine bağlı olarak uzman nezaretinde Midilli veya Arap atlarına bindirilip gezdirilmekte, böylece kendilerine bir tür rehabilitasyon hizmeti verilmektedir. 

Akçadağ Sultansuyu Barajı

SULTAN SUYU BARAJI:

Sultansuyu vadisindedir. Sulama amacıyla 1986-1992 yılları arasında inşa edilmiştir. 1994 yılında işletmeye açılan baraj, toplam 106  bin dekar alanın sulama suyu ihtiyacını karşılamaktadır. Akarsu yatağından yüksekliği 60 metredir. Akçadağ ve çevresindeki tarım arazilerinin can damarıdır. Sulama kanalları aracılığıyla bölgenin tahıl, meyve ve sebze üretimini ayakta tutar. Hara ile Sultansuyu Barajı çevresinde piknik ve dinlenme alanları bulunmaktadır. 

6 Şubat 2023 tarihindeki depremde baraj hasar görmüş, DSİ, çiftçilerin mağdur olmaması için sulama sahasının farklı noktalarına 41 adet yeraltı su kuyusu açmış ve bu sayede 2023 ve 2024 yılları sulama sezonu tamamlanmıştır. 

Sonrasında, depremde hasar alan yapının kapsamlı bir şekilde güçlendirilerek yeniden faaliyete alınmış ve tesisin daha güvenli ve dayanıklı hale getirilmiş, yeniden hizmete açılmıştır. 

 

YAYLAK KÖYÜ YAPAY MAĞARASI:

Yaylak (eski adıyla Kürne) köyü ve çevresi, özellikle sarp kayalık yapısı ve insan eliyle şekillendirilmiş yapay/oyma mağaraları ile bilinen tarihi bir yerleşim alanıdır. Bu bölgedeki mağara sistemleri, ünlü Levent Vadisinin uzantısı niteliğindedir. 

Mağaralar Karadağ eteklerinde yer alan Yaylak köyü ve hemen yakınındaki Küçükkürne mahallesi civarında yoğunlaşır. Yaklaşık 1700 m yükseklikte, Akçadağ’a kuş bakışı bakan sarp kayalıkların üzerinde bulunur. 

Hitit, Roma ve Bizans medeniyetlerinin izlerini barındıran bu bölgede, Romalılar döneminde mağaraların sadece yatay değil, üst üste katlar çıkılarak dikey bir mimariyle şekillendirildiği görülür. Mağara içinde patikalar, yan odalara geçişi sağlayan yapay geçitler, güvenliği sağlamak için örülmüş taş duvarlar ve su ihtiyacını karşılamak adına kayaya oyulmuş 1-2 m derinliğinde su sarnıçları yer almaktadır. 

Gelelim günümüzdeki duruma: Bu yapay mağaraların büyük kısmı yüzyıllar boyunca yerel halk tarafından ev, erzak deposu ve hayvan barınağı olarak kullanılmıştır. Hatta bölgede yakın döneme kadar bu mağara evlerde geleneksel yaşamını sürdüren aileler bulunmaktaydı. Eski muhtar Şükrü Kurt, 18 çocuğunu bu mağaralarda büyütmüş, sıra dışı yaşamı bugün dünyanın dört bir yanından gelen gezginlerin ilgisini çekmektedir. 2025 yılında Güney Kore merkezli bir uluslararası televizyon kanalı, bu mağara eve gelerek Şükrü Kurt’un yaşamını ve bölgedeki gizemli kaya şekillerini konu alan kapsamlı bir belgesel çekmiştir. 

 

HAN KALINTILARI:

1-Sarıhacılı Hanı (Mescitli Han): Anadolu Selçuklu dönemine ait olan bu kervansaray, Sarıhacı Köyü eski yol güzergahı üzerinde yolun yaklaşık 500 m içerisinde yer alır. Günümüzde ne yazık ki büyük ölçüde harap ve yıkılmış durumda, yani tam anlamıyla bir “han kalıntısı” şeklindedir. Duvar yapıları ve temel taşlarının bir kısmı geçmişin mimari izlerini hala taşımaktadır. Kültür envanterinde kayıtlı tarihi yapılardan biridir. 

 

2-Kalolar Hanı ve Diğer Köy Kalıntıları: Sarıhacı, Bekiruşağı ve Esenbey köyleri çevresinde dönemsel ticaret yollarına hizmet etmiş küçük/orta ölçekli han ve kervansaray kalıntılarına rastlanmaktadır. İlçe envanterinde Kalolar Hanı olarak adlandırılan tarihi yapı kalıntıları da bu bölgedeki sivil mimari örneklerindendir. 

Akçadağ Şeyh Ali Kara Türbesi

ŞEYH ALİ KARA TÜRBESİ:

Akçadağ ilçesinde inanç turizmi ve tasavvuf tarihi açısından en çok ziyaret edilen, bölgenin en önemli manevi merkezlerinden biridir. Mimari ihtişamı, geniş külliyesi ve her yıl ağırladığı yüz binlerce ziyaretçi nedeniyle halk arasında yer yer “Türkiye’nin Tac Mahalı” yakıştırmasıyla da anılır. 

Akçadağ Şeyh Ali Kara Türbesi

Türbe ve içinde meftun bulunan Şeyh Ali Kara Efendi kimdir:

1900 yılında Aşağı Örüşkünde doğmuş, 29 Nisan 1971 tarihinde yine aynı yerde vefat etmiştir. Her yıl Nisan ayının son haftasında türbede geniş katılımlı anma programlı düzenlenir. Babası Aliseydi Efendi, annesi Fatma hanımdır. Askerlik vazifesini yaparken zamanın büyük mürşidi, Bağdat doğumlu Şeyh Osman Nuri Ölmeztoprak Hazretleriyle karşılaşmış ve ona intisap etmiştir. 18 yıl boyunca şeyhine bağlı kalarak tasavvufi eğitimini tamamlamıştır. Şeyhinin vefatının ardından irşad görevini devralmıştır. Yaşadığı dönemde bölgede süregelen cehalet, kabile çatışmaları, kan davaları ve eşkiyalık gibi toplumsal sorunların çözülmesinde, insanların barıştırılmasında ve ahlaki eğitimin yayılmasında çok büyük roller üstlenmiştir. 

Akçadağ Şeyh Ali Kara Türbesi

Türbe:

Akçadağ ilçe merkezine yaklaşık 15 km uzaklıkta, Aşağı Örüşkü (Aşağı örükçü) köyündedir. Klasik türbe yapılarının ötesinde, çok büyük bir kubbeye ve geniş bir avluya sahip, kesme taş işçiliğiyle inşa edilmiş anıtsal bir mimarisi vardır. Çevresindeki peyzaj, geniş bahçesi ve düzeniyle dikkat çeker. Türbe içerisinde Şeyh Ali Kara’nın kabri, pirinç/demir parmaklıklarla çevrilidir. Türbenin hemen yanında, hayatı boyunca sadakatle hizmetinde bulunmuş olan emektar çobanı Bayram Boran’ın mezarı yer alır. Ziyaretçiler burayı da saygıyla ziyaret ederler. 

Akçadağ Şeyh Ali Kara Türbesi

Müze Bölümü:

Türbe kompleksinin bir parçası olarak düzenlenen müzede, Seyh Ali Kara Efendinin sağlığında kullandığı şahsi eşyalar, kıyafetler, asalar, tarihi nitelikte tespihler ve tasavvufi objeler sergileniyor. 

 

Diğer hususlar:

Uzak şehirlerden otobüslerle gelen misafirlerin konaklaması ve dinlenmesi için büyük bir misafirhane (aşevi) vardır. Özellikle Cuma akşamları ve dini bayramlarda yoğunluk hat safhaya ulaşmaktadır. 

 

 

 

 

 

Darende tanıtımı.

Yazıhan tanıtımı.

Kale tanıtımı.

 

Malatya Doğanşehir

Malatya Doğanşehir

Malatya Doğanşehir: Malatya’nın hemen yakınlarında, küçük ve şirin bir ilçe olarak öne çıkıyor. Özellikle, elma.

ULAŞIM

Doğanşehir ilçesi, il merkezi olan Malatya’ya, 58 km. uzaklıktadır. Doğanşehir-Gölbaşı arasındaki uzaklık: 67 km. Doğanşehir-Adıyaman arasındaki uzaklık; 97 km.

Malatya Doğanşehir

TARİHİ

Yörede ilk yerleşimin, MÖ.66 yılında, Romalılar tarafından gerçekleştirildiği bilinmektedir. O zamanlar: Zipetra olarak isimlendirilen ilçe: daha sonra Bizanslıların egemenliğine girer. Daha sonra Müslüman Araplar tarafından fethedilir ve 857 yılına kadar, Arapların egemenliği altında kalır.

1399 yılında ise, bu kez, Yıldırım Beyazıt tarafından, yöre toprakları, Osmanlılara bağlanır. 1401 yılında Timur tarafından yağmalanır ve 1515 yılında, tekrar Osmanlılar tarafından ele geçirilir.

1877 yılı öncesinde: Viranşehir ve Harapşehir olarak isimlendirilen bölge: 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sırasında, doğudan getirilerek yöreye yerleştirilen halkından dolayı: Muhacir köy olarak isimlendirilir. 1929 yılında, bucak merkezi olur.

1933 yılında Başbakan İsmet İnönü, ziyareti sırasında “Böyle güzel bir şehre Viranşehir adı yakışmaz, burası olsa olsa Doğanşehir” olur diyerek ilçenin adı Doğanşehir olarak değiştirilmiştir. 1946 yılında, bağımsız bir ilçe olarak Malatya’ya bağlanır.

Malatya Doğanşehir

GENEL

İlçe merkezinin, deniz seviyesinden yüksekliği: 1290 metredir. Yerleşim yeri, genellikle ova ve dağlık bir kısımda kurulmuştur.

İlçenin en önemli gelir kaynağı: tarımdır. Başlıca tarım ürünleri: fasulye, şeker pancarı, buğday, patates, tütün, kayısı ve elmadır. Bunlardan başka, bağcılık ve arıcılık da gelişmiştir.

Doğanşehir Ekşili Köfte

NE YENİR

Malatya mutfağının temeli bulgur, et ve baharattır. Doğanşehir’de de bu zengin mutfak geleneği paylaşılır. 

 

GIRIK-SULU KÖFTE.

Bulgur, kıyma ve soğan ile hazırlanan sulu bir köfte yemeği olan Gırık, Malatya’nın en sevilen yöresel yemeklerinden biridir. Minik yuvarlak sebzelerle yavaşça kaynatılır ve suyundan koyultularak sıcak servis edilir. 

KARA ÇORBA:

Malatya’ya has kara nohuttan yapılan Karra Çorba, yoğun kıvamıyla yörenin en karakteristik lezzetlerinden biridir. Gendime (dövme), maş, kara nohut, tereyağı, domates salçası ve baharatlarla hazırlanan bu çorba özellikle soğuk kış günlerinin favorisidir. 

Doğanşehir Avrat Köftesi

AVRAT KÖFTESİ-KİRAZ YAPAĞI SARMASI:

Yarma ile hazırlanan iç harcın, kiraz yapraklarına sarılarak suda haşlanmasıyla pişirilen avrat köftesi, Malatya mutfağının özgün ve karakteristik lezzetlerinden biridir. 

 

TAKAZ ALABALIĞI:

Doğanşehir’e özgü bir lezzet olan Sürgü Takaz Mesire Alanının taze alabalıkları öne çıkar. Doğa ile iç içe bir mekanda taze alabalık yemek isteyenler için Doğanşehir Sürgü deki tesisler, yörenin en gözde lezzet duraklarından biridir. 

Doğanşehir kayısı ve ürünleri

NE SATIN ALINIR

 

KAYISI VE KAYISI ÜRÜNLERİ

Malatya’nın dünyaca ünlü kayısısı, götürülebilecek en değerli hediyeliğin başında gelir. Kurutulmuş kayısı, kayısı pekmezi ve yeşil kayısı turşusu gibi çeşitli kayısı ürünleri almak için Malatya ideal bir yerdir. Gün kurusu kayısı, fıstıklı muska, kayısı çekirdeği ve hediyelik kayısı paketleri en çok tercih edilenler arasındadır. 

Doğanşehir Köme cevizli sucuk

PESTİL, KÖME VE CEVİZLİ SUCUK

Doğanşehir ve çevresinin vazgeçilmez yöresel lezzetleri arasında pestil, köme ve cevizli sucuk yer alır. Üzüm, dut veya kayısıdan yapılan pestil ve içine ceviz doldurulmuş sucuklar hem lezzetli hem de uzun süre dayanıklı hediyeliklerdir. 

Doğanşehir el dokuma kilimler

EL DOKUMA HALI VE KİLİMLER:

Malatya halısı ve kilimi, bölgenin tarihi ve kültürel zenginliğini yansıtan geleneksel el dokuması ürünler arasında yer alır. Bu halı ve kilimler genellikle yün iplikle ve doğal kök boyalarıyla dokunur. El tezgahlarında üretilen her parça usta ellerin emeğiyle motif motif işlenerek ortaya çıkar.

 

GEZİLECEK YERLER

Doğanşehir Polat Sulu mağara

POLAT SULU MAĞARA

İlçe merkezine bağlı Polat kasabası sınırları içindedir. İlçe merkezi ve Polat mahallesi arasındaki yol asfalttır. Polat mahallesinden 6 km stabilize yolu araç ile aşmak mümkündür. Bundan sonra 4.5 km lik yol, 2.5 saatte yürünerek mağaraya ulaşılır. Yani, yol oldukça zorlu.

Mağara, 2260 m yükseklikte, Kuzkaya Tepesinin 2150 metresindedir. Bu yüksek rakım sayesinde temiz hava ve etkileyici bir manzara sunan bölge, doğa turizmi açısından stratejik bir noktada bulunuyor. 

Mağara özellikle doğa yürüyüşü ve keşif tutkunları için dikkat çekici bir rota oluşturur. 

Mağara, koruma altına alınırken tabiat varlığı olarak tescil edilmiştir. 

Mağara adını, suyun taşlaşması nedeniyle oluştuğundan aldığı ifade edilmektedir. 

Doğanşehir Polat Sulu mağara

Mağaranın içi:

Girişi 20 m uzunluğunda dar ve alçak bir geçitten oluşur. Zeminin nemli ve kaygın olması nedeniyle dikkatli yürünmelidir. 

Birinci bölüm: yaklaşık 35 m çapında dairesel bir forma sahiptir ve burada yoğun şekilde sarkıt ve dikitler bulunur. 

İkinci bölüm: Bu bölümde kuzeydeki terasa tırmanarak, mağaranın ikinci bölümüne çok dar bir boğazdan, sürünerek geçilir. 

Gizemli devamı; Yerli halk, mağaranın ikinci bölümünden sonra da devam ettiğini söylemektedir. Fakat burada herhangi bir geçiş yeri bulunamamıştır. 

Doğanşehir Polat sulu mağara

Sonuç;

Dar ve kaygan yapısı nedeniyle mağaraya girişin tecrübeli rehber eşliğinde yapılması önerilir. Zemin rutubetli ve kaygan olduğundan sağlam tabanlı, kaymaz ayakkabı şarttır. El feneri veya kafa lambası mutlaka yanınızda olmalıdır. Yürüyüş mesafesi 4.5 km ve yaklaşık 2.5 saatlik yorucu bir tırmanış gerektirir. Fiziksel olarak hazırlıklı olunmalıdır. Mağara içi serin ve nemli olduğundan ekstra katman giysi almanız önerilir. Tek başına gitmek yerine gurup halinde ziyaret edilmesi tavsiye edilir. Kış aylarında kar ve buz nedeniyle, yollar kapalı ve tırmanış tehlikeli olabilir. 

Doğanşehir Polat Beypınarı Mesire Alanı

POLAT BEYPINARI MESİRE ALANI

Doğanşehir’in Takaz’dan sonra en beğenilen mesire alanlarından biri olan Polat Beypınar, Polat beldesine 3 km, Doğanşehir ilçe merkezine ise 7 km uzaklıktadır.

200 metre yükseklikteki bir dağın eteğinden çıkan soğuk ve berrak sularıyla, gür çam ormanlar arasından geçerek Soğuksu Çayına karışır. Burada: piknik ve aile gezileri için uygun gölgelik alanlar bulunur. Bölgede alabalık üretim tesisi ve restoran hizmetleri mevcuttur. Gürültüden uzak, sakin ve doğa ortamı sunar. 

Bölgede hizmet veren bilinen en ünlü işletme: Beypınarı Balık Restoranıdır. Burada taze alabalık, yöresel kahvaltı ve açık hava oturma alanları bulunmaktadır. İşletme çevresinde su kaynakları ve ağaçlık alanlar mesire yerinin en dikkat çeken bölümleridir. 

 

POLAT BARAJI:

Doğanşehir’in doğal kaynaklarından biri olan Polat Barajı, geniş su yüzeyiyle dikkat çeker, çevresindeki yeşil alanlar barajı daha da etkileyici kılar. Baraj Fındık çayı üzerindedir. Bu baraj ile, Sürgü, Doğanşehir, Polat ve Akçadağ ovaları sulanmaktadır. 

Yapım tarihleri: 1985-1990 yıllarıdır. Yükseklik 54  metredir. Baraj ilçe merkezine 10 km uzaklıktadır. İlkbahar ve yaz aylarında göl çevresi oldukça yeşildir. Balıkçılık ve doğa fotoğrafçılığı için uygun manzaralar sunar. Gün batımında göl yüzeyinde güzel yansımalar oluşur. 

Genellikle balık tutmak isteyenler burada zaman geçirir. 

 

Doğanşehir Roma dönemi sur kalıntıları

ROMA SUR KALINTILARI

Roma döneminde: Doğanşehir ilçesinin çevresini dolanan surların kalıntıları, birkaç yerde ayakta kalarak günümüze ulaşmıştır. Doğanşehir ilçesi bölgesinde bulunan kale ve bu kaleyi çevreleyen surların: MÖ.66 yılında, Bizanslılar döneminde yaptırıldığı sanılıyor.

Ancak: kale ile ilgili, eski bir gravür, günümüze ulaşmamıştır. Temel izlerine dayanılarak, kalenin beşgen bir planı olduğu ve moloz taştan yapıldığı sanılıyor.

2025 yılında Doğanşehir ilçe merkezinde rezerv yapı alanında yapılan çalışmalar sırasında yaklaşık 2000 yıllık olduğu değerlendirilen bir sur duvarı ortaya çıkarıldı. İlk incelemeler bunun Roma dönemine ait olabileceğini gösterdi ve bölgede çalışmalar durdurularak arkeolojik değerlendirmeler başlatıldı. 

Ne yazık ki surların önemli bir kısmı zaman içinde yerleşim ve yapılaşma nedeniyle zarar görmüştür. Bazı bölümler evlerin arasında kalmış, bazı kesimler ise tamamen yok olmuştur.

 

ELMALI KÖYÜ:

Elmalı köyü, Doğanşehir’in sakin ve otantik köylerinden biridir. Geleneksel taş evleri ve misafirperver insanlarıyla kültürel bir deneyim sunar. Köyde yapılan yürüyüşlerde yöreye özgü meyve bahçelerini gezebilir, doğal ürünlerin tadına bakabilirsiniz. 

Doğanşehir Sürgü Takaz Mesire Alanı

SÜRGÜ TAKAZ MESİRE ALANI

İlçe merkezinin 14 km güneydoğusunda bulunan Sürgü beldesindeki Takaz, yöre halkının oldukça rağbet ettiği bir mesire yeridir. Malatya’ya 70 km mesafede olan mesire yeri soğuk ve temiz sularıyla doğal bir akvaryum görünümündedir. Suyun içindeki balıkların çıplak gözle görülebildiği mesire alanı, fotoğraf tutkunları için de eşsiz kareler sunar. 

Burada: Takaz suyunun kaynağında, alabalık üretim tesisleri var. Sürgü Takaz: halkın, piknik için kullandığı yerlerden biri. Ayrıca: burada muhteşem lezzetli alabalık yiyebilirsiniz.

Doğanşehir Sürgü Barajı

SÜRGÜ BARAJI:

Sürgü Barajı, Sürgü çayı üzerinde, sulama amacıyla 1965-1969 yılları arasında inşa edilmiş bir barajdır. Baraj, Malatya-Adıyaman yolu üzerinde Doğanşehir ilçesi Sürgü mahallesinde yer alır. Tahliye suyu, Atatürk Barajına kadar ulaşmaktadır. 

Akarsu yatağından 55 m yüksektedir. Göl alanı 5.10 km karedir. 

Sürgü barajı, geniş gölet yüzeyi ve çevresindeki yeşilliklerle sakinlik arayanların gözdesidir. 2023 Depreminde, 7.6 büyüklüğündeki depremin merkezi olan Malatya’nın Doğanşehir ilçesindeki Sürgü Barajının kretende (baraj gövdesinin en üst noktasında) çatlaklar meydana gelmiş, DSİ görevlileri tarafından incelemeler yapılmıştır. 

 

Doğanşehir Erkenek Yaylası

ERKENEK YAYLASI:

Erkenek Yaylası, yemyeşil doğası ve temiz havasıyla ziyaretçilerine huzurlu bir ortam sunar. İlçe merkezine 30 km ve Malatya il merkezine 90 km uzaklıktadır. Osmanlı döneminde ait 1524 yılı sayımlarında Erkenek, 35 haneli bir köy olarak geçmektedir. Yani, Erkenek’in yüzyıllar öncesine uzanan köklü bir yerleşim yeri olduğu anlaşılmıştır. 

Yayla özellikle yaz aylarında serinlemek isteyenlerin tercih ettiği bir noktadır. Kamp, doğa yürüyüşü ve piknik yapmak için oldukça elverişlidir. 

Erkenek kasabasının görülmeye değer doğal güzellikleri arasında: Elektrik santralı şelalesi, sulama tünelleri, Güpdüştü Şelalesi, Eskiköy ve vadisi, Kınalıtaş mevkiindeki yeşil renkli taşlar, Reşadiye geçidi, Karanlıkdere geçidi, Karayolu tüneli, Yumurta köprü ve Bozkavak sayılabilir. 

Doğanşehir Erkenek Güpdüşen Şelalesi

GÜPDÜŞEN ŞELALESİ:

Erkenek mahallesindeki bu şelale, bölgenin gizli hazinesi olarak bilinir. Malatya il merkezine uzaklık 90 km ve İlçe merkezine uzaklık 30 km dir. 

Yoğun kar yağışının ardından havaların ısınmasıyla birlikte eriyen kar suları şelaleyi harekete geçirir, şelalenin çevresini saran buz sarkıtları ve katlı çam ağaçları, akan suyun coşkusu birleşince kartpostallık görüntüler ortaya çıkar. Son bir not: İstanbul Teknik Üniversitesinden deprem sonrası hazırlanan raporda Güpdüşen Şelalesinin 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri sonrasında kurulduğuna yer verilmiştir. 

 

GELENEKSEL YAYLA KAMPI:

Erkenek dağlarında bir gurup dağcı, 7 yıldır dedelerinin çadır kurduğu yaylalarda kamp yapmaktadırlar. Doğayı ve Doğal Hayatı Koruma Derneği’ni de kuran bu doğaseverler, gittikleri yaylalarda tahrip olan çeşmeleri ve su kaynaklarını onararak bölgeye gelen gezginlerin ve dağdaki hayvanların kullanımına imkan sağlamaktadırlar. Kampa katılanlar dedelerinden kalan keçeleri giyinip yaylanın serin havasının tadını çıkarıyor, dağlarda yürüyüş yapıp dağ çayı ve kekik topluyorlar. 

 

Gölbaşı tanıtımı.

Doğanşehir tanıtımı.

Malatya tanıtımı.

 

Malatya Pütürge

Pütürge

Malatya Pütürge denilince, aklıma hemen “Nemrut Dağı” ve muhteşem kalıntılar geliyor. Nemrut dağına her ne kadar Kahta üzerinden gitmek mümkün ise de, Pütürge üzerinden de gidiliyor. Yol derseniz, zor yol.

ULAŞIM

Pütürge ilçesi, il merkezi olan Malatya’ya: 74 km. uzaklıktadır. Ancak yolun üzerinde bulunan Kubbe dağı geçidi, kış aylarında yoğun kar ve tipi nedeniyle zaman zaman ulaşıma kapanabilmektedir. Pütürge yol sonu. Buradan sonra başka bir yere ulaşım yok.

 

TARİHİ

Pütürge, ilçe olmadan önce, Şiro isimli bir nahiye olarak bilinir. İlçe olduktan sonra, Pütürge ismini almıştır.

Yöredeki ilk yerleşim: yaklaşık 300 yıl önce, İmrün (güzel yer) ismiyle kurulmuştur. 1877 yılında bucak statüsü kazanınca, Kahta ilçesine bağlanmış, 1892 yılında ise nahiye yapılmıştır.

Malatya Pütürge

GENEL

Pütürge, Gördük dağı yamaçlarında, denizden yaklaşık 1250 m yükseklikte kurulmuştur. İlçe arazisi son derce engebeli, dağlık ve  diktir, düzlük alan yok denecek kadar azdır. İlçenin can damarı, Fırat nehrine dökülen Şiro çayıdır. Yerleşimler ve tarım alanları genellikle bu çayın açtığı vadinin tabanında ve çevre dağların yamaçlarında dağınık şekilde kümelenmiştir. Akdeniz karasal geçiş iklimine sahiptir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ise oldukça sert, uzun ve yoğun kar yağışlı geçer. 

Deprem kuşağı üzerindedir. Son büyük deprem: Mayıs 2000 tarihinde, 4.5 şiddetinde gerçekleşmiştir.  

NE YENİR

İlçede, yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz, önerim: saç kavurma, incik kebabı, kaburga doldurma, içli köfte ve ekşili köfte sayılabilir. Özellikle Pütürge Tava (Şiro Tavası) meşhurdur. İlçenin en bilinen ve en prestijli et yemeğidir. Genellikle özel misafirlere ve düğün gibi büyük organizasyonlarda ikram edilir. Bir de Gırık (Pütürge köftesi) önerebilirim. 

 

NE SATIN ALINIR

Pütürge yayla balı (şiro balı) satın alabilirsiniz. Yüksek rakımlı dağlardaki endemik çiçeklerden toplanan, şeker katkısız, tamamen organik ödüllü bir baldır. Kurutulmuş dut ve dut pekmezi de olabilir. Pütürge cevizi de çok meşhurdur. İnce kabuğu, içi beyaz ve yağ oranı yüksek, çok lezzetli bir cevizdir.

Pütürge

GEZİLECEK YERLER

Pütürge Mor Barsavmo Manastırı

MOR BARSAVMO MANASTIRI-PERAŞ KALESİ

İlçe merkezine bağlı, Tepehan bucağı, Uzuntaş köyündedir. Manastıra ulaşmak için özel araç şart.

Süryani Patrikliği: ortaçağ dönemlerinde buradaymış. Ortaçağda, Süryani Patrikliğine ev sahipliği yapmış olan yer, yani burası: “Mor Barsavmo” olarak biliniyor. Günümüzde pek adı duyulmayan: Mor Barsavmo Manastırı: ilçe merkezine bağlı: Uzuntaş yani Peraş köyü yakınlarındadır.

Burası: yöre halkı tarafından: “Peraş kalesi” olarak isimlendiriliyor. Günümüzde, buradaki manastırın, sadece birkaç duvarı kalmış ve gerisi yıkık durumda. İlk olarak, 5’nci yüzyılda inşa edilen manastırın önemi, Süryaniler, Bizanslılar tarafından Malatya’ya yerleştirilince ortaya çıkmıştır.

985 yılında, Mor Barsavmo Manastırına taşınan Süryani Ortodoks Patrikliği: 1293 yılında Deyrulzafaran’a (Mardin) taşınana kadar, burada kalmıştır. Bu dönemde: manastır, Süryanilerin dini ve kültür merkezi olarak öne çıkmaktadır. Manastır yapısında bulunan: Mor (Aziz) Barsavmo rölyeflerinin, mucizevi özellikleri olduğuna inanılıyormuş.

Süryani tarihçi Abü’l Farac: 1134 yılında, çekirge istilasını önlemek için, Mor Barsavmo’nun sağ kolunun bulunduğu tabutun, Urfa’ya gönderildiğini ve tabutun mucizesi sonucunda, çekirgelerin Urfa’ya uğramadan, çekip gittiklerini anlatır. Burada bulunan Patriğin: dönemin devlet adamlarıyla dostluklar kurduğu ve Selçuklu Sultanı 2.Kılıçaslan ile, burada, üç kez görüştüğü bilinmektedir.

Sultan II. Kılıçaslan: İslam geleneklerine aykırı olmasına rağmen, kendisini ziyarete gelen Patrik Roboyu, elinde İncil ve haçı ile huzuruna kabul etmiştir. Kılıçaslan, bu tavrı nedeniyle, İslami çevrelerce eleştirilmiş ve hatta dinsizlikle suçlanmıştır.

 

DİLBERSEN (PERİEŞ) KALESİ:

Uzuntaş köyü sınırlarında yer alan bu tarihi kalenin MS 450 civarında Bizans döneminde yapıldığı ve inşasında 10.000 askerin çalıştığı rivayet edilir. 

Süryani kadim kültürü açısından çok büyük öneme sahip bir kompleksin parçasıdır. 

Kale Tepehan bölgesindeki Uzuntaş köyü sınırlarında, halk arasında Peraş veya Şalyan olarak anılan vadi ve mezra yakınında bulunur. Şalyan vadisine tamamen hakim, yaklaşık 300 m yükseklikte çok yalçın ve sarp kayalıkların üzerinde inşa edilmiştir. Stratejik konumu sayesinde antik dönemlerde vadiyi ve buradan geçen yolların kontrol altında tutma amacı taşımıştır. 

Tarihi kayıtlara ve yerel inanışlara göre kalenin temelleri MS 450 yıllarına kadar uzanmaktadır. 

Bugün doğu-batı doğrultusunda uzanan ve oldukça geniş bir alanı kaplayan Dilbersan Kalesi kompleksinde şu yapılar ve kalıntılar dikkat çeker.

Surlar ve Mimari Kalıntılar: Kalenin tepe, kuzey ve güney yamaçlarında yer yer su kalıntıları, tuğla, seramik ve antik küp parçaları göze çarpmaktadır.

Yaşam alanları ve su sarnıçları: Kalenin zirvesine ve yamaçlarına doğru kayalara oyulmuş basamaklar ile kuşatmalarda su ihtiyacını karşılamak için tasarlanmış derin su sarnıçları yer alır. Ayrıca depremlerle tahrip olmuş yeraltı şehri uzantıları ve mağaralarda kalenin etrafında kümelenmiştir. 

 

Mor Barsaum Manastırı ilişkisi:

Kalenin batı ucunda, adeta bir kartal yuvası gibi uçurumun kenarındaki kayalıklara oturtulmuş olan ünlü Süryani Kadim Mor Barsaum Manastırının kalıntıları yer alır. 

Bu alan Orta Çağda dünya Süryanilerinin patriklik merkezi ve çok büyük bir ilim yuvasıydı. Dünyaca ünlü Süryani tarihçiler bu kalede ve manastırda korunaklı şekilde yaşanarak eserlerini üretmişlerdir. Kalenin hem askeri bir sığınak hem de bu kutsal manastırı koruyan ana savunma hattı olduğu bilinmektedir. 

 

Günümüz:

Sarp kayalıklar üzerindeki bu tarihi alan, 1 Derece Arkeolojik Sit alanı olarak tescil edilmiştir. Coğrafi yapısının aşırı dik ve ulaşılması zor olması, kaleyi doğa olaylarına karşı korumuş olsa da ne yazık ki resmi bir bekçi veya tam koruma olmaması sebebiyle kaçak kazı yapan definecilerin tahribatına uğramıştır. Günümüzde turizme tamamen kazandırılmayı ve kapsamlı bir arkeolojik kazı ile restore edilmeyi bekleyen, saklı bir tarihi mekandır. 

Pütürge Gerar Kalesi

GERAR KALESİ-KERAR KALESİ:

 Bölgenin sarp coğrafyasında, Fırat nehrini besleyen önemli kollardan biri olan Şiro Çayı havzasına hakim bir noktada kurulmuş çok köklü bir antik dönem savunma yapısıdır. 

Kale kalıntıları, Taşmış köyünün çermik mezrası sınırları içine komşu Ormaniçi Mahallesindedir. Şiro çayının hemen üzerinden geçen Pütürge-Malatya karayolunun kuzey tarafında yükselen sarp bir tepenin üst yamaçlarında konumlanmıştır. Bu konumu, antik dönemde vadi tabanından geçen stratejik ve askeri geçiş yollarını tamamen kontrol altında tutmasını sağlamıştır. 

Yapılan arkeolojik araştırmalar ve yüzey araştırmaları, kalenin temellerinin MS 1 yüzyıla yani Erken Roma dönemine kadar uzandığını gösterir. İlk olarak bir Roma sınır karakolu veya kalesi olarak inşa edildiği düşünülür. Zaman içinde bölgenin el değiştirmesiyle kale, Bizans, Ermeni, Keldani ve Süryani medeniyetleri tarafından da aktif olarak kullanılmıştır. Bu yönüyle kale harabeleri, Doğu Anadolu’daki çok kültürlü askeri mimarinin önemli örneklerinden biridir. 

Kale, geçirdiği şiddetli depremler ve zamanın aşındırmasıyla günümüze büyük ölçüde harabe halinde gelmiştir. 

Günümüzde buraya ulaşmak için, engebeli bir tırmanış gerektirir. Kalenin bulunduğu tepe Şiro çayı vadisine bakan muazzam bir panaromik manzaraya sahiptir. Özellikle gün batımı saatlerinde kale kalıntılarının silüeti, tarih ve doğa fotoğrafçıları için etkileyici görüntüler sunar. 

 

TEPEHAN SELÇUKLU HANI VE TARİHİ KERVAN YOLLARI

Tepehan Selçuklu Hanı ve bu yapının merkezinde yer aldığı Şiro Havzası Tarihi Kervan Yolları, Malatya’nın sarp coğrafyasında, Orta Çağ ticaretinin ve askeri lojistiğinin en hayati geçiş koridorlarından birini oluşturmaktaydı.

Tepehan: ilçe merkezinin güneyinde, bugünkü Tepehan beldesi ve yakınındaki Yandere (eski adıyla Şengrik) ile Yazıca köyleri hattındadır.

Burası, İç Anadolu ve Yukarı Fırat Havzasını, Güneydoğu Anadolu’ya ve oradan Mezopotamya ile Suriye’ye bağlayan en kestirme ama en sarp dağ rotasıdır. Malatya’dan yola çıkan bir kervan 1900 metrelik zorlu Kubbe Dağı geçidini aşıp, Şiro vadisine indiğinde ya da tam tersi istikamette güneyden gelip dağa tırmanmadan önce, kış şartlarında sığınabileceği ve lojistik ikmal yapabileceği korunaklı bir alana ihtiyaç duyuyordu. Tepehan tam bu stratejik noktada kurulmuştur. 

Tepehan, ovalardaki süslü ve geniş avlulu Sultan hanlarının tersine, sarp bir dağ yamacında yer aldığı için dışa kapalı, adeta küçük bir kaleyi andıran, kalın duvarlı ve savunma endeksli bir mimariye sahiptir. Yapımında bölgedeki moloz taşlar ve dayanıklılığı arttırmak için kireç esaslı horasan harcı kullanılmıştır. 

Gelelim günümüze: Tepehan yüzyıllar boyu süren ağır kış şartları, bölgedeki şiddetli depremler ve ne yazık ki korumasızlık nedeniyle günümüze büyük ölçüde yıkılmış, harabe halinde ulaşmıştır. Bugün alanda hanın temel duvarları, bazı kemer ve tonoz parçaları ile çevre binaların yapımında kullanılan devasa yapı taşlarının izleri görülebilmektedir. 

Antik kervan yollarının bir kısmı modern karayolları tarafından kesilmiş olsa da, dağ eteklerinde kervanların ve süvarilerin kullandığı taş döşeli antik patikaların izlerini doğu yürüyüşçüleri görebilmektedirler. Bugün bu kervan yolu güzergahı, özellikle Nemrut dağına Pütürge üzerinden gitmek isteyen macera ve tarih tutkunları tarafından kültür rotası olarak kullanılmaktadır.

 

ORMANİÇİ (TELLİ) ASLAN KABARTMASI VE ANTİK YERLEŞİMLER

Pütürge ve çevresi antik dönemde Geç Hitit krallıkları (özellikle Malatya merkezli Melid Krallığı) ile güneydeki Kommagene Krallığı arasında doğal bir sınır ve geçiş noktasıydı. Hitit sanatında aslan figürü, gücü, krallığı ve kutsal alanların korunmasını simgeler. 

Orman içindeki aslan kabartması, bölgedeki sarp kaya kütlelerinin yüzeyine doğrudan oyularak yapılmış bir kaya rölyefidir. Halk arasında “Telli” veya “Yeleli” aslan olarak anılmasının sebebi, aslanın boyun ve gövde kısmındaki tüylerin (yelelerin) çizgisel/tel tel bir işçilikle kayaya işlenmiş olmasındandır. 

Bugün Ormaniçi (Telli) aslan kabartması ve etrafındaki yerleşim kalıntıları, Kültür ve Turizm Bakanlığı envanterinde Arkeolojik Sit Alanı olarak kayıtlıdır. Coğrafyanın aşırı engebeli olması yapıların modern kentleşmeyle yok olmasını engellemiş olsa da resmi bir arkeolojik kazı  ekibi tarafından tam anlamıyla gün yüzüne çıkarılmayı ve turizm rotalarına dahil edilmeyi beklemektedir. 

 

 

NAN-I GUNİ (EKMEK VE TEKNE) KAYALIKLARI VE BATTALGAZİ ZİYARETİ

Nan-ı Guni (Ekmek ve Tekne) Kayalıkları:

Kadim dillerdeki kelime kökleriyle doğrudan “Ekmek ve Tekne” anlamına gelmektedir. (Farsça kökeni Nan: ekmek) Pütürgenin dik yamaçlarında yer alan bu alan, jeolojik bir oluşumun halk efsaneleri ve inanç ritüelleriyle birleştiği korunaklı bir kaya oluşumudur. 

Bu alan, dışarıdan bakıldığında yan yana duran devasa bir hamur teknesini ve fırından yeni çıkmış ekmek somunlarını andıran doğal karstik/aşınmış kaya bloklarından oluşur. Ancak  dikkatle incelendiğinde, bu kayalıkların etrafında antik çağlardan kalma ilkel oyma izleri, basamaklar ve barınma amaçlı kullanılmış küçük kaya sığınakları göze çarpar.

Anadolu genelinde yaygın olan “nankörlük edenlerin veya ekmeğe saygısızlık yapanların taş kesilmesi” efsanesinin çok net bir silsilesi bu kayalıklara atfedilir. İnanışa göre, eski dönemlerde bu dağlarda yaşayan kurnaz veya katı yürekli bir topluluğun, kıtlık zamanında ellerindeki ekmeği ve hamur teknelerini muhtaçlardan saklaması üzerine, tekne ve ekmekleriyle birlikte taşa dönüştükleri rivayet edilir. Bu yönüyle burası, bölge halkı için tarih boyunca ahlaki bir sembol ve ibret mekanı olarak görülmüştür. 

 

Battalgazi Ziyareti:

Malatya: Bizans’a karşı verilen mücadelelerde destanlaşmış Seyyid Battal Gazi’nin (ve babası Hüseyin Gazi’nin) ana vatanıdır. Pütürge’deki Battal Gazi ziyareti, doğrudan bir mezar (türbe) değil, Battal Gazinin Bizans a karşı düzenlediği seferlerde ordusuyla birlikte sığındığı, stratejik planlar yaptığı veya atlarını otlatıp konakladığı kabul edilen bir Makam ve Mağara ziyaret alanıdır. 

Pütürge’nin bu dağlık bölgesindeki kutsal kabul edilen bu noktaya yerel halk “Ziyaret” adını vermiştir. Yüzyıllardır süregelen bir gelenekle, kuraklık dönemlerinde yağmur duasına çıkmak, adak kurbanları kesmek ve lokma dağıtmak için bu mekana gelinir. İnanca göre, adalet ve yiğitliğin timsali olan Battal Gazi nin ayak bastığı ve namaz kıldığı bu topraklarda yapılan duaların kabul olacağına inanılır. 

 

Malatya Pütürge Nemrut

NEMRUT DAĞI

İlçe merkezine 8 km. uzaklıktadır. Turistlerin yoğun ilgisini çekmektedir. Nemrut dağı ve buradaki antik kalıntılar hakkında: yine bu sitede, ayrıntılı bir yazım var. Bu yazıya “Nemrut dağı” adı altında ulaşabilirsiniz.

 

Nemrut dağı tanıtımı ve ayrıntılı gezi yazıma ulaşmak için.

Malatya tanıtımı.