Antakya Saint Pierre Kilisesi

Antakya Saint Pierre Kilisesi

Antakya-Reyhanlı karayolu üzerindedir. Toplu taşım araçları ile gidebilirsiniz. İnince; bir yokuşun başına geliyorsunuz. Burası: Sen Piyer caddesi.

Yukarıda bir yapı ve dalgalanan şanlı bayrağımızı göreceksiniz. Yokuşu tırmanın ve kilise olarak kullanılan mağaranın önüne çıkıyorsunuz. Ön cephede; muhteşem panoramik bir manzara var.

Evet, Mağara/Kilise: Staris dağı (Haç dağı) batı yamacında, Hatay il merkezine 3 km uzaklıkta, deniz seviyesinden 100 metre yüksektedir.  Günümüzde kilisenin bulunduğu mahallenin ismi “Küçükdalyan Mahallesidir.”

Giriş ücretlidir.   Müze kart geçerlidir.

Ancak; müze olarak kullanılan bu mağara kilisenin açık bulunduğu saatler kısıtlı olduğundan, buraya gelenlerin çoğu, demir parmaklık ile karşılaşıyor, yani kapalı.

Giriş için son bir not: burada fazla bir şey beklemeyin, tarihi kalıntı görmeyi ummayın, buranın en büyük ve dünyaca ünlü özelliği, dini yönüdür.

Antakya Saint Pierre Kilisesi Girişi

GENEL:

Hz İsa’nın 12 havarisinden biri olan St Pierre (Aziz Petrus) ;  Hz İsa’nın ölümünden sonra, MS 29-40 yılları arasında, Antakya’ya geldiğinde, Hıristiyanlık dinini yaymaya çalıştığı sırada, bu doğal mağarayı bir kiliseye dönüştürülmüştür.

Çünkü o yıllarda burası önemli ticaret yolları üzerindedir, İpek ve Baharat yolları buradan geçmektedir. Ayrıca, yine o yıllarda Antakya, Roma İmparatorluğunun en büyük 3’ncü şehridir. Maddi ve kültürel yönden çok zengindir.

Bu yüzden St Pierre: ilk dini toplantılarını burada yapmıştır. Yani, Hıristiyanlığın ilk kilisesi olarak burası kabul edilmektedir.

Hz İsa’nın dinine inanan topluluk, ilk olarak kendisine “Hıristiyan” adını burada vermiştir.

Saint Petrus, ilk Papa olarak kabul edilmiş ve Katolik inancı bütün dünyaya buradan yayılmaya başlamıştır.

MS 11 ve 12’nci yüzyıllarda: 3 Haziran 1098 tarihinde Antakya şehrini ele geçiren Haçlılar tarafından, kilise birkaç metre daha uzatılmış, mağaraya sütun ve kemerler eklenerek, 3 nefli bir kiliseye dönüştürülmüştür.

Kilisenin ön cephesi: 1863 yılında Papa IX Pius’un isteği gereğince, kilisenin restorasyonunu yapan Kapusen rahipleri tarafından yenilenmiştir.

1931 yılında sunağın yerine yenisi konulmuştur. 1932 yılında sunağın üzerindeki nişe beyaz mermerden Aziz Petrus heykeli yerleştirilmiştir.

Peki bu bilgilerin kaynağı nedir?

İncil’de “Resullerin İşleri” Bölümünde: Barnabas Tarsus’a giderek, Pavlos’u Antakya’ya getirdiği, bir yıl birlikte çalışarak Hıristiyanlığı yaydıkları ve bu dine inananlara “Hıristiyan” adının verilmesinin Antakya’da gerçekleştiği yazılıdır.

Buna dayanarak: Hıristiyanlık geleneği Petrus’u Antakya kilisesinin kurucusu ve burada oluşan Hıristiyan topluluğunun başpapazı kabul etmiştir.

Kilisenin içi:

Evet mağaranın içi ve dışı tamamen insan eliyle şekillendirilmiştir.

Kayalara oyulmuş mağaranın: yüksekliği 7.2 metre, derinliği 13 metre ve genişliği 9.4 metredir.

Kilisenin tabanında ve yan neflerde, MS 4 ve 5’nci yüzyıllara ait mozaikler bulunmaktadır. Ancak bunların bir kısmı tahrip olmuştur. Günümüzde taban mozaiğinin parçaları ve sunağın sağında, duvar boyamalarının izleri kalmıştır.

Antakya Saint Pierre Kilisesi içi kürsü
Kilisede, tam ortada taş sunağın üzerinde, taştan bir kürsü vardır.

Günümüzde kilisenin içinde: yukarıda belirttiğim mozaik kalıntısını görebilirsiniz. Ayrıca: niş içinde mermer küçük bir St Pierre heykeli, kutsal sayılan su ve en özel yer saldırı esnasında cemaatin gizlice kaçmasını sağlayan bir tünel bulunmaktadır.

Mağaranın kök kısmında sol köşede bulunan kaçış tüneli olarak adlandırılan yer: kuzey istikametinde daralarak ilerleyen baca şeklinde bir galeridir. Galeri ileri kısımda iki kola ayrılır. Galerinin uzunluğu, çatallanma noktasına kadar 7 metredir.

Bu kısımdan itibaren sol galeri 4.5 metre ve sağ galeri ise 3.7 metredir. Her iki galeri, bir insan girebilecek boyutta olup, ileri kısımlarda iyice daralmaktadır. Bu galeriler: bu kısımlardan mağara içlerine doğru suyollarının bulunduğunu ve mağaranın insan eliyle işlenmeden önce: doğal oluşumlu bir mağara olduğunu kanıtlamaktadır.

Ancak günümüzde, bu tünel günümüzde kapatılmıştır, kapatılmadan önce, bir zamanlar bu tünelin diğer ucunun Suriye topraklarına kadar gittiğine inanılıyor.

Antakya Saint Pierre Kilisesi içi
Niş içindeki mermer küçük St Pierre heykeli, 1932 yılında yerleştirilmiştir.

Mağaranın kök kısmına doğru: gerek dışarıdaki hava akımının azalması ve gerekse yamaçlardan galeri içinden sızan suların etkisiyle, serinletici bir hava vardır. Mağaranın mabet olarak seçilmesinde, bu serinletici havanın da etkisi olduğu düşünülmektedir.

Kayalardan sızarak yalakta toplanan su ise, vaftiz törenlerinde kullanılmıştır. Anca su sızıntısı, depremler nedeniyle günümüzde oldukça azalmış durumdadır. Bir zamanlar burada toplanan su, ziyaretçiler tarafından şifalı kabul edilerek içilmekte, hastalara götürülmekteymiş.

Antakya Saint Pierre Kilisesi Törenleri

Törenler:

Her yıl 29 Haziran tarihinde, Katolikler, burada dini ayin düzenlemektedirler. Çünkü: 1983 yılında Papa IV Paul: burayı Hıristiyanlar için haç yeri olarak ilan etmiştir.

Antakya Cehennem Kayıkçısı (Kharon) kabartması

CEHENNEM KAYIKÇISI (KHARON) KABARTMASI:

St Pierre Kilisesinin 200 metre doğusunda, dağın eteklerinden yukarıya doğru olan patikada yaklaşık 10 dakika yürüme mesafesindedir. Ancak yol biraz zorludur yani buraya gitmeden önce yolun zorlu olduğunu bilmelisiniz.

Patika bir yoldan yürüyerek ulaşılan yerde: kayalara oyulmuş, dev bir büst vardır. Büst: başında örtü bulunan, tamamlanmamış bir kabartma insan portresidir. Bu kabartma, tamamlanamayan bir portreyi çağrıştırır. Kabartma büst şeklindedir ve başında bir örtü bulunur. Boyutları: 4 x 1.5 metredir.

Antakya Cehennem Kayıkçısı (Kharon) kabartması

Peki bu kabartmanın buraya işlenmesinin sebebi nedir;

Bu kabartma “Roma İmparatoru Antiochus IV Epiphanes ” zamanında MÖ 2’nci yüzyılda, bir veba salgını sırasında yapılmıştır. Çok sayıda insanın ölümüne yol açan salgını önlemek için bir kahine danışılmış ve onun tavsiyesi üzerine, dağa şehre yüksekten bakan bir mask oyularak üzerine ölümleri önleyecek sözler yazılmıştır.

Ancak bu yazılar günümüze ulaşmamıştır. Günümüzde Cehennem kayıkçısının yüzü, kuzeye dönüktür ve tüm Antakya’yı görür.

Cehennem Kayıkçısı Kharon:

Yunan mitolojisinde, ölülerin ruhlarını Styks nehrinden geçirip, yeraltı ülkesine götürmekle görevlidir.

Kiliseye çok yakında olan Antakya Arkeoloji Müzesi gezi yazısı için.

Hatay şehir merkezi gezi ve tanıtım yazısı için.

Antakya Arsuz

Antakya Arsuz
 

Antakya Arsuz: İskenderun ilçesinin 32 km güneyindedir.

Arsuz Hatay arasındaki uzaklık 87 km. dir. Arsuz İstanbul arası uzaklık 1082 km. Arsuz Ankara arası uzaklık 637 km Arsuz İzmir arası uzaklık 1043 km Arsuz-Adana arası uzaklık 170 km dir.

TARİHİ:

Arsuz, tarihte “Rhosus, Rhopolis, Port Panel, Kabev ve Arsous” gibi isimlerle tanınmıştır. Arsus Luwi dilinde “Akan akarsu” demektir. Helenleşme döneminde, akarsu adları Halen dilinde eril olacağı ve eril adlara özgü bitişik olacağı için Arsus denilmiştir.

İlçenin bilinen tarihi İskender’in ardılları olan Selevkoslar ile başlar. MÖ 300 yılında İskender’in generallerinden Selevkos Nikator I tarafından kurulmuştur. Ardından bölgede: Roma, Arap, Bizans ve Memlük hakimiyetleri görülür.

Ancak özellikle Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir yerleşim ve liman kentidir. Ünlü coğrafyacı gezgin Strabon’a göre: Arsuz, Kilikya bölgesinin en önemli şehirlerinden birisidir.

Bir efsaneye göre: Antakya şehrinin kurucusu I. Seleucus Nicekot, MÖ 300 yıllarında, karaya burada ayak basmış ve Demetrius’un kızı Stratonica ile burada evlenmiştir.

Bölgenin dinsel özelliği de öne çıkmaktadır, şöyle ki İsa’nın havarilerinden Saint Pierrre, buradan geçmiş ve Antakya şehrinde, Hıristiyanlığın haç merkezi olan Saint Pierre kilisesini kurmuştur.

Arsuz, 2012 yılında Hatay ilinin bir ilçesi olmuştur.

Antakya Arsuz
 

GENEL:

Arsuz ilçesi, İskenderun’dan itibaren yaklaşık 40 km sahil boyunca uzanmaktadır.

Arsuz çayı ağzında kuruludur. Çayın kenarında kafeler ve restoranlar bulunuyor. Üstünde ise köprü bulunuyor. Çayın denizle birleştiği yerde, tatlı suyun, denizin tuzlu suyu ile birleşmesi görülür. Dere, mavi denizin sularına karışır.

İlçe sahil boyunca 5-10 km lik vadiler, ovalarla devam eder. Amanos dağları (diğer ismi Nur dağları) Arsuz deniz kıyısına paralel uzanır ve İskenderun’dan başlayıp güney batı ucunda Domuz Burnu (Hınzır) ile biter.

Hınzır burnu: “Piri Reis” tarafından çizilen haritada gösterilmiş ve burası hakkında şunlar yazılıdır “Hınzır burnu yüksek bir burundur, bu burunun ucunda bir taş vardır.”

Arsuz ve çevresi, pansiyonları, kafelere, lüks otelleri ve lokantalarıyla tam bir turizm bölgesidir. Özellikle yaz aylarında aşırı kalabalık olur. Beldenin kış aylarında nüfusu 3500-4000 kişi iken, yaz aylarında 45-50 binlere çıkar.

Tarihi ve turistik mekanları, Amanos dağlarındaki yüksek alanlarda doğa yürüyüşü yani tracking parkurları, yamaç paraşütü, av turizmi, yayla turizmi ile ilgi çekmektedir. Bölgede ayrıca kamp yapılabilecek çok sayıda tesis vardır.

 

NEVRUZ-YUMURTA BAYRAMI ŞENLİKLERİ:

Her yıl 30 Mart tarihinde, Akçalı Beldesinde halk arasında Yumurta Bayramı olarak da isimlendirilen Nevruz kutlama şenlikleri yapılır.

Hicri Takvime göre 17 Mart, Miladi Takvime göre 30 Mart tarihinde, halk arasında “Yumurta Bayramı” olarak kutlanan şenlikler, aynı zamanda baharın müjdecisidir.

Bu kutlamalara, her yöreden, her dinden insanlar katılır ve tam bir dostluk ve kardeşlik ortamı yaratılır.

Belediye 30 Mart ve 14 Nisan tarihleri arasındaki süreyi, renkli bir festivale dönüştürmüştür. Şenliklerin ardından ise, her yıl 14 Nisan tarihinde, Çetekli köyündeki panayırda düzenlenir.

 

FÜSUN SAYEK SAĞLIK VE KÜLTÜR ETKİNLİKLERİ:

Doktor Füsun Sayek, eski Türk Tabipler Birliği başkanıdır. 1947 yılında Niğde-Bor’da doğmuş1970 yılında Hacettepe Tıp Fakültesinden mezun olmuştur.

Yakalandığı hastalık nedeniyle 16 Ekim 2006 tarihinde vefat etti ve eşinin memleketi olan İskenderun’da toprağa verildi.

Her yıl Arsuz ilçesinde 1-30 Ağustos tarihleri arasında etkinlikler düzenlenmektedir.

Bu etkinlik programında: konserler, sergiler, çocuklara yönelik sanat atölyeleri, spor yarışmaları ve sağlık taramaları yapılmaktadır.

Antakya Arsuz Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLER:

Ortaçağ döneminde Port Bonel olarak tanınan Rosun şehrinden günümüze: nekropol, mozaikler ve bazı antik dönem yapı kalıntıları ulaşmıştır.

Antakya Arsuz nehri
 

ARSUZ NEHRİ:

İlçe merkezinde Arsuz nehri, denize dökülüyor. Nehrin kendine has bir rengi vardır.

Nehrin kenarında kafeler ve restoranlar bulunmaktadır. Özellikle yaz akşamlarında yörede eğlenmek isteyenler nehir kıyısındaki tesisleri tercih ederler.

Çayın denizle buluştuğu yerde ise balıkçılar vardır. Nehir balıklar tarafından yumurtlama alanı olarak kullanılmaktadır.

Antakya Arsuz Plajları
 

PLAJLAR:

Arsuz Halk Plajı:

Antakya Arsuz Halk Plajı

Plaj yakınlarında birçok otel, pansiyon ve apartlar bulunmaktadır. Plaja giriş ücretlidir. (15 TL.) Girişin ücretli olması, plaj sahasında kalabalıkları biraz önlüyor. Ayrıca yine girişte kabin kiralayıp eşyalarınızı bırakabilir, mayo-elbise değiştirebilirsiniz. 

 
Plaj:

İnce kumlu plajın uzunluğu 100 metre ve genişliği ise 30 metre civarındadır.

Deniz;

Deniz oldukça güzeldir, hemen derinleşmez, sığdır. Deniz suyu sıcaktır. Yani, söylenenlere göre, Akdeniz bölgesinin en sıcak deniz suyu buradaymış.

Antakya Arsuz Gözcüler Plajı
 

Gözcüler Plajı:

Arsuz merkezdedir. Plaja giriş ücreti yoktur, şezlong ve şemsiye ücretlidir.

Plajda sahil kum ve çakıl karışımıdır. Deniz ise hafif dalgalıdır.

Antakya Arsuz Gözcüler Plajı
 

Gözcüler plajı bölgesinin bir özelliği var. Burada “Milyonfest Festivali” düzenleniyor. Gözcüler plajı bölgesinde hazırlanan konser ve kamp alanında, 4 gün süren festivalde, gençler rock ve alternatif müziğin yıldızlarının konserlerini izliyorlar. Ayrıca festival alanına yakın çadır alanı da bulunmaktadır.

Antakya Arsuz Mario Hanna Kilisesi
 

MARİO HANNA KİLİSESİ-MAR YUHANNA KİLİSESİ:

Kilise, Arsuz Merkez Mahallesinde bir ara sokaktadır. Hatay yöresinin en eski 3’ncü kilisesidir. Zeytin ve nar ağaçlarının arasındadır.

Hıristiyanlığın ilk yıllarında birçok rahip, Arsuz ve çevresine gelerek yerleşirler. Bunlardan birisi olan Aziz Hanna, burada 1514 yılında bir kilise yaptırır.

Günümüzde görülen Rum Ortodoks kilisesi, bu eski kilisenin yerine 1778 yılında yapılmış ve 19’ncu yüzyılda ise restore edilmiştir.

Antakya Arsuz Mario Hanna Kilisesi
 

Yapının zengin iç dekorasyonu ilgi çeker. Ayrıca çan kulesi ve mezarlığı görülmeye değerdir.

Kilisede 1778 yılına ait tesis kitabesi ve 1838 yılına ait restorasyon kitabesi olmak üzere iki mermer kitabe bulunmaktadır. Her iki kitabe de üçer satırlık Arapça metin vardır. Ancak sadece 1838 tarihli kitabe okunabilir durumdadır.

Antakya Arsuz Mario Hanna Kilisesi
 

Ayrıca: kilisede, bez üstüne yapılmış, çok değerli ve 1600’lü yıllardan kalma iki baskı resim bulunur. Bu resimler, kilisede korunmakta ve sergilenmektedir.

Her yıl 15 Ağustos tarihinde burada Meryem Ana’nın göğe yükseliş ayini yapılıyor. Bu ayine, yörede yaşayan Hıristiyan halk ve dışarıdan gelenler katılıyor.

Antakya Arsuz Gülcihan Plajı
 

GÜLCİHAN PLAJI

İlçe merkezine bağlı 9 km uzaklıktaki “Üçgüllük Mevkiinde” Gülcihan Mahallesindedir. Gülcihan kelime anlamı “Gül Dünyası” dır. Değişik bir isim, isminin kaynağı incelendiğinde ilaveten şöyle bir bilgiye ulaştım.

“Bölgede çok sayıda gölet varmış ve bu göletlere gelen cin denilen hayali yaratıklar: eğlence ve danslar yaparlarmış”

Bölgenin ismi bu yüzden “Gölettincin” olmuş ve bu isim zamanla değişerek günümüze “Gülcihan” olarak gelmiştir.

Gülcihan sahillerindeki sarı ince kumların, her türlü hastalığa iyi geldiğine inanılır.

Rivayete göre: Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın tatil yapması için uygun bulunan buraya, Mısır’dan gemilerle kum taşınarak kumsalı oluşturulmuş ve çevresine gül bahçeleri dikilmiştir, bu yüzden buraya “Gülcihan” isminin verildiği söyleniyor.

Yine bu konuyla ilgili bir söylenti. Romalı komutan Antonius, Mısır Kraliçesi Kleopatra’ya aşıktır. Ancak Kleopatra, siyatik hastasıdır. Antonius, tüm Akdeniz bölgesini adamlarına taratır ve Kleopatra’nın ağrılarına iyi geleceğini düşündüğü Gülcihan’ı bulur.

Kleopatra’yı buraya bir süre yerleşmeye ikna eder.

Ancak o dönemde, burada kum yoktur.

Bunun üzerine Mısır’dan 400 gemi yükü kum getirilir ve Gülcihan’da kum dağları oluşturulur.

Deniz güzel, kum da tamam, ancak Kleopatra için güzellik çok önemlidir ve gül suyu ile banyo yapmaya düşkündür.

Bu yüzden, İsfahan’dan gül fidanları getirten Antonius, burayı adeta gül diyarına çevirtir. İlk olarak Üçgüllük beldesinde, gül fidanları için seralar kurdurur, aşılar yaptırır.

Sonra buradaki gül fidanlarını getirtip Gülcihan çevresine diktirir. O günden bu yana, İskenderun Arsuz arasında uzanan bölgede yetişen güllerin kokusu da rengi de farklıdır. Kum tepelerine gelince, günümüzdeki kumulların o dönemden kaldığı söylenir.

Çünkü, sarı kum, Akdeniz’in hiçbir kesiminde yoktur, sadece Mısır sahillerinde görülür. Bu yüzden, yaz aylarında romatizma ve siyatik hastaları da burada kum banyosu yaparlar.

Kum tepeleri, Askeri kampın duvarlarına kadar dayanmış, rüzgarın etkisiyle tepeler oluşmuştur.

Evet: Akdeniz’de hiçbir yerde (Mısır sahilleri hariç) sarı kum yoktur.

Gülcihan’da Halk Plajı vardır.

Plaj: Sarı kumludur, bu yüzden oldukça popülerdir. Plajın uzunluğu 500 metre ve genişliği 50 metredir.

Deniz: Yer yer çakıl ve taşlıdır. Hemen derinleşmez, sığdır, ancak dalgalıdır.

Antakya Arsuz Gülcihan Askeri Kampı
 

Gülcihan Askeri Kampı:

Bölgede kamu kurum ve kuruluşlarının kamp ve dinlenme tesisleri bulunuyor. Askeriyenin de burada bir kampı vardır. Gülcihan bölgesinde, askeri şahısların ve yakınlarının girebildiği bir sosyal tesistir.

Kampın güzel tesisleri vardır, bu tesisler en fazla iki kat yapılmış ve kıyıda bir betonlaşma görülmez.

Buranın kumsalı oldukça güzeldir.

Deniz kıyısında bulunan dalgakıran ile, deniz tamamen dalgasız ve çarşaf gibidir.

Kumsaldaki kum ise orjinaldir. Bu kuma “Kleopatra kumu” denilir.

Arsuz yöresinde bulunan askeriyeye ait kamp yeri ise, Deniz Kuvvetleri tarafından işletilen daha küçük bir kamp alanıdır.

Antakya Arsuz Uluçınar Askeri Kampı
 

ARSUS ULUÇINAR DENİZ KUVVETLERİ ASKERİ KAMPI:

Hemen Arsuz merkezin sonlarındadır. Bölgedeki en güzel plajlardan biri buradadır. Denizi dalgasızdır, havuz gibi, sıcacık ve tertemizdir.

Ancak elbette buraya sadece asker kişilerin girebildiklerini unutmamak gerek.

Antakya Arsuz Uluçinar
 

ULUÇINAR:

Arsuz yöresinin en yoğun ve turistik açıdan en ilgi çeken bölgesidir. Uluçınar sahili boyunca: evler, birbirinin önünü kesmeyecek şekilde yapılmıştır.

Arsuz çayı üzerinde bir köprü bulunmaktadır. Köprü: Arsuz meydanındaki Arsuz otelini bağlar. Arsuz çayının denize döküldüğü yerde bulunan otelin karşısında ise, bir Arsuz evi vardır. Bu ev, restore edilmiştir.

Arsuz meydanından sola dönerek, Arsuz çayı boyunca yürürseniz, bir kiliseye ulaşırsınız.

Antakya Arsuz Stelleri
 

ARSUZ HİTİT STELLERİ:

Steller, 2007 yılında Uluçınar bölgesinde Deniz Kuvvetleri Uluçınar Özel Eğitim Komutanlığı arazisinde yapılan inşaat sırasında bulunmuştur.

Steller MÖ 9’ncu yüzyıla tarihlenir.

Stellerin her ikisi de: tepesi yuvarlanmış dörtgen bir sütun şeklindedir. Bazalt taştan yapılmıştır. Hem boyut, hem de içerik olarak hemen hemen aynıdır.

Stellerin yükseklikleri 2.2 metre ve genişlikleri 0.5 metredir.

Ön yüzlerinde: kanatlı bir güneş kursu, altında muhtemelen kralı temsil eden bir erkek figürü, elini tutmuş olarak Fırtına Tanrısı görülür.

1’nci Stelde:

Figürler stilize bir ağaç/bitki üzerinde dururlar. Stelin diğer üç yüzünü saracak şekilde 9 satırlık Luvice yazıt vardır.

2’nci Stelde:

Figürler: bir boğanın üzerinde tasvir edilmiştir. Stelin diğer üç yüzünü saracak şekilde, 8 satırlık Luvice yazıt vardır.

Bu yazıtlarda: Walastin ülkesi kralı Kral Manana’nın oğlu Suppiluliuma ağzından bir metin anlatılmaktadır. Metinde “Bu kralın Adana şehri ve Hiyawa ülkesine karşı yaptığı başarılı seferlerden” söz edilmektedir.

Walastin: Tell Tayinat merkezli Geç Hitit Krallığının Luvi dilindeki ismidir.

Evet, her iki stel de Rhosus sınırları içinde, Demirçağ’da bir yerleşimin varlığına işaret etmektedir.

Steller günümüzde Hatay Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Antakya Arsuz Meryem Ana Havuzu
 

MERYEM ANA HAVUZU:

İlçe merkezine bağlı Hacıahmet köyünden sonra, sola ayrılan 8 km lik yol üzerindedir. Yöre halkı tarafından burası “Seydi” diye bilinir. Burada doğal bir havuz bulunuyor ve havuza Meryem Ana’nın şifalı kutsal havuzu deniliyor.

Çünkü burası ile ilgili bir rivayet var: Aziz John, Meryem Ana’yı Kudüs’teki tehlikeli ortamdan kaçırmak için Efes’e doğru giderlerken, yorgunluk gidermek üzere Arsuz’da buraya uğrarlar.

Meryem Ana, yol yorgunluğunu gidermek için buradaki havuza girer. Bunu gören bir köylü de havuza girer, ancak havuz kurur. Havuzun kuruduğunu gören halk dua eder ve iki yerdeki kayalıklardan bir sıcak, bir soğuk su çıkar. Sıcak su günahı, soğuk su ise kutsallığı ifade eder.

Bu iki suyun toplandığı havuz, Meryem Ana şifalı havuzu olarak biliniyor. Başka bir rivayet daha var. Meryem Ana, buraya yani Seydi’ye geldiğinde, oruç tutmaktadır.

Karnını doyurmak için bakınırken, sudan sıçrayan bir balık taşa düşer ve güneş ışıklarıyla pişer.

Meryem Ana, balığın yarısı ile karnını doyurur ve ardından balık tekrar taştan, suya sıçrar.

Evet, bu satırları okudunuz ve aracınızın yer bulma sistemine yazarak buraya gitmeye niyetlendiniz, hayır gitmeyin, çünkü gidemezsiniz.

Çünkü buraya ulaşmak oldukça zor, belli bir süre yoldan gittikten sonra yürümek gerekiyor, ben burayı bulamadım, oldukça yaklaştım sanırım ama yolun kötü olması tüm hevesimi önledi ve gitmekten vazgeçtim, karar sizin.

Antakya Arsuz Meryem Ana Havuzu
 

Tamamen ağaçlar arasındaki bu mekanda, nehir ve kaynak sularının meydana getirdiği ortam ilgi çekmektedir.

Burada Meryem Ana’nın yıkandığı iddia edilmektedir ve bu yüzden Hıristiyanlar tarafından kutsal kabul edilir. Her yıl, özellikle Ortodokslar, Meryem Ana’ya adadıkları perhizin son günü olan 14 Ağustos tarihinde burada dini tören yaparlar.  

Antakya Arsuz Sütunlu Liman
 

SÜTUNLU LİMAN-PORT AUX COLONNES:

İlçe merkezinin 8 km güneyindedir. Eski ismi “Kesrik” ve yeni adı “Konacık” olan köyün batısında deniz kıyısındadır. Kesrik, eski bir yerleşimdir.

Burada Helenistik döneme ait liman kalıntısı vardır. Ancak yazılı kayıtlara göre, bu limanın yakın zaman öncesine kadar kullanıldığı bilinmektedir.

1865 yılında yapılan idari düzenlemede bugün askeri bölge içinde kalan Kabev iskelesinin oldukça işlek bir iskele olduğundan söz edilmektedir. Fransız yazılı kaynaklarında da, Arsuz’un 4 km güneyinde, isimsiz bir liman bulunduğu, gemilerin buraya yanaşarak dağdan indirilen odunları yükleyip götürdükleri yazılıdır.

O dönemde, dağ yamaçlarından kesilen kütükler, kütük yolu adı verilen akarsu yolu üzerinden ve halatlarla su üzerinden yürütülerek, iskelenin bulunduğu tepeden yine halat ve makaralar yardımıyla iskelede demirleyen gemilere yükleniyormuş.

Yağışlar olmadığı zamanlarda ise, kütük taşımacılığında hayvanlar kullanılıyormuş.

Antakya Arsuz Sütunlu Liman
 

Duyduğuma göre, bu ören yerinde 1973 yılında bir yağma yaşanıyor. Ören yeri, bir şahıs tarafından satın alınıyor ve sanırım yazlık mekan olarak kullanılması için tahrip edilerek ortadan kaldırılıyor. Bu satırları okuyunca sanırım kahkaha atarak güldünüz, ama bu bir gerçek.

Günümüzde, bu kalıntılar, askeri bölge içinde kalıyor, yani görmeniz, ziyaret etmeniz mümkün değildir.

Sadece deniz yolu ile buraya ulaşılıyor.

Limanın yakın çevresinde: küçük bir koy çevresinde kurulmuş bir antik dönem kalıntıları ile akropol yani antik döneme ait mezarlık ve antik yol bulunuyor. Kaya mezarları, Işıklı köyüne giden karayolu üzerindedir.

Toprak içinde, daha önce kazılarak açığa çıkarılan yan yana iki mermer lahit bulunuyor. Bu lahitlerin 5’nci yüzyılda Bizans döneminden kaldığı tespit edilmiştir. Lahit üzerinde bulunan rahibe figürlerinden mezarların onlar için yapıldığı, lahitlerin yanındaki mozaik tabanının ise kiliseye ait olduğu anlaşılmıştır.

Burada ayrıca tarihi yapı kalıntıları ve Roma dönemine ait seramik ve mozaik parçaları bulunmuştur.

 

Hatta, yine söylentilere göre, Büyük İskender’in komutanlarından Selevkos Nikator’un ihtişamlı sarayı buradadır ve bu saraydan günümüze sadece 4 parça işlemeli kemer kalmıştır.

Tarihçe bölümünde belirttiğim gibi, Antakya şehrini kuran Nikator, MÖ 300 yıllarında burada karaya ayak basmış ve Demetrius’un kızı Stratonica ile burada evlenmiştir.

Antakya Arsuz Sütunlu Liman
 

Ayrıca, köyün iç tarafında, bazıları deniz içinde bulunan, birçoğu da kıyıya yayılmış, 80 cm kalınlığında, beyaz mermerden yapılmış sütunlar bulunmaktadır.

 

ÜÇGÜLLÜK YANAN TAŞ:

Amanosların zirvesinde, Üçgüllük Beldesi Kurtbağı Köyündedir. Arsuz merkeze 21 km uzaklıktadır.

Buradaki köy: Horasan bölgesinden göç edip Gaziantep bölgesine ve daha sonra buraya gelip yerleşen birkaç aile tarafından kurulmuştur. Köy daha sonra civardan gelen aileler tarafından geliştirilmiş ve günümüzdeki duruma gelmiştir.

Köyde, Geç Roma dönemine ait mezar ve maden ocağı kalıntıları vardır. Köy üzerinden, dönemin liman şehri olan Gülcihan’a su götüren pişmiş topraktan yapılmış su boruları bulunmaktadır.

Ayrıca, yanan taşlar diye tabir edilen bölge, yine bu köy sınırları içindedir. Ormanlık bölgede Arsuz Belediyesi tarafından çevre düzenlemesi yapılmıştır.

Bölge halkı yanan kayaların yaz-kış yandığını, hiç sönmediğini, kışın ısınmak için bazen bölgeye geldiklerini, bazen de piknik yaptıklarını anlatırlar.

Kurbağı mevkiinde bulunan ve metan gazı sızıntısıyla alev alan bir yerdir. Yanartaş olarak bilinen kayalığın hemen yanında 30 metre yükseklikten dökülen  Zilli şelalesi var, orayı da görmeyi unutmayın.

Antakya Arsuz Sıcak su höyük Hammamed
 

SICAK SU HÖYÜK-HAMMAMED:

İlçe merkezine 10 km uzaklıktadır. Höyük köyü: adını ortasında bulunan tepeden alır. Buraya ulaşmak isterseniz nehir boyunda yaklaşık 2 saatlik bir yürüyüş yapmanız gerekir.

2 saatlik yürüyüşün ardından, sıcak suya varılır. Halk arasında buraya Hammamed denir.

Tepede Roma dönemine ait kalıntılar vardır. Ayrıca, bazı araştırmacılara göre, köyün, aslında çok daha eski dönemlerde kurulduğu ve birçok uygarlığa ev sahipliği yaptığı söylenir.

Bölge yeşilin her tonu görülebilen ve sularında yüzülebilen bir piknik ve mesire yeridir. Adını dağın içinden gelen sıcak sudan alan burada, bir ayağınız serin nehir suyunda iken, diğer ayağınız sıcak suda olabiliyor.

Dağdan akan sıcak suyun, romatizmal hastalıklara iyi geldiği de söyleniyor.

Antakya Arsuz Kutsal Havariler Kilisesi
 

KUTSAL HAVARİLER KİLİSESİ:

İlçe merkezine bağlı Arpaçiftlik Mahallesindedir.

Kilise 6’ncı yüzyıla tarihlenir. Hatay Müze Müdürlüğü tarafından yapılan arkeolojik kazılar sonucu kilise, gün yüzüne çıkarılmıştır. Kazılar sırasında bulanan Latince yazıtlarda, kilisenin ismi “Kutsal Havariler Kilisesi” olarak yazılıdır.

Antakya Arsuz Kutsal Havariler Kilisesi
 

Bölgede bulunan mozaikler, Roma ikiye bölündükten sonra yani Roma döneminin etkilerinin azaldığı döneme aittir. Bu dönem, Hıristiyanlık dininin etkisi içine girilen, devlet yönetiminin kontrolünün tamamen dine bağlı olduğu ve o dönemde burada Pagan inanışlarının etkisinin var olduğu tahmin edilmektedir.

Çünkü bu dönemden sonraki kilise çalışmalarında, bu tür kutsal figürlerin kiliselerde zeminden kaldırılıp duvara ve tavana yerleştirildiği öngörülüyor.

Kilisenin iki büyük kanatlı ana giriş kapısının yeri, su sistemini gösteren kanalları ve vaftiz havuzu olduğu tahmin edilen bir çukur bulunmuştur.

Ancak kilisenin ölçeği ve büyüklüğü konusunda net bilgi yoktur.

Antakya Arsuz Kutsal Havariler Kilisesi
 

Yine buradaki kazılarda bulunan ve üzerinde “Adam” yazan insan figürlü mozaikteki yazı henüz çözülememiştir. Burada kilisenin yanı sıra kaya mezarları ve iskelet kalıntıları bulunmuştur.

Bu durum, kilise yıkıldıktan sonra mezarlık olarak değerlendirildiği tahmin edilmektedir.

Yuvarlak şekilde olduğu tahmin edilen mezarlarda milattan önce yapılan Houkurt türü gömmeler bulunduğu, Roma ve Bizans dönemlerinde ise böyle bir gömme şekli yoktur.

Antakya Arsuz Arabın gölü
 

ARABIN GÖLÜ:

Antakya Arsuz merkeze 10 km uzaklıkta bulunan Konacık Mahallesinde Amanosların zirvesindedir.

Göl dağlar arasında küçük bir vadidedir.

Karaçay deresinin taşıdığı sular yüksekten düşerek gölü oluşturmuştur.

Gölün çevresi yüksek kayalıklarla çevrilidir, ayrıca çam ağaçları vardır.

Gölün berrak suyu yüzmek için tercih edilir.

Ancak burada hassas bir husus var, gölü ziyaret için Konacık köyü muhtarından izin almak gerekiyor, çünkü Konacık köyünün içme suyu bu gölden sağlanıyor.

Antakya Arsuz kalesi
 

ARSUZ KALESİ:

Antakya Arsuz merkeze 30 km uzaklıkta Kale Mahallesindedir. Kalenin Selçuklu döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. Günümüze, kaleden çok az bir kalıntı kalmıştır.

 

ARSUZ DENİZ FENERİ

Arsuz merkeze 30 km uzaklıkta Kale Mahallesindedir. Suriye sınırına en yakın deniz feneridir. Fener: 1933 yılında yapılmıştır. Yüksekliği 5 metredir ve deniz seviyesinden yüksekliği ise, 109 metredir. Kesme taştan yapılmış deniz feneri, günümüzde tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

İskenderun merkez gezi ve tanıtım yazısı için.

Hatay şehir merkezi gezi ve tanıtım yazısı için.

Antakya Hassa

Antakya Hassa

Hassa ailesi: padişahı korumakla görevli bir sınıftır. Hükümdara hizmet etmekle görevli anlamına da gelir. Buraya, Antakya’dan Gaziantep’e geçerken uğradım. Ancak: amacımız tarihi ve turistik özellikleri olan yerleri tanıtmak ise de, burada herhangi bir tarihi ve turistik yer bulunmamaktadır. Amanos dağlarının eteklerindeki bu yöremizde, gezilecek herhangi bir yer yok, ancak: günübirlik piknik yapılabilecek mesire yerleri var.

ULAŞIM:

Hassa, Hatay ilinin kuzeyindedir ve il merkezine 80 km. uzaklıktadır. Maalesef ulaşım yolları zorlu ve pek keyifli değildir.

 

TARİH:

Yörenin ilk kuruluşu ile ilgili olarak bilinenler: 1864-1865 yılları arasında, Amanos dağlarında yaşamakta olan “Ulaşlı” boyu isyan eder ve bunun üzerine, bölgeye bir Osmanlı askeri birliği gönderilir ve İbrahim Derviş Paşa komutasındaki bu birlik, isyanı bastırır ve burada konaklar.

Bu konaklanan yere: daha sonra, çevredeki nahiyelerde oturan bir kısım halk getirilerek yerleştirilirler.

Yöre I. Dünya savaşı sonunda, diğer yerlerde olduğu gibi, Fransızlar tarafından işgal edilir. Ankara antlaşması sonucu, 1921 tarihinde Fransızlar bölgeyi boşaltırlar.

Bunun sonucunda ise, bölgedeki Türk çetecileri, Kasım 1921 tarihinde ilçe merkezindeki hükümet binasına girerek, Osmanlı sancağı çekerler. Halk arasında kurtuluş bayramı olarak bilinen bu olay, her yıl, 15 Kasım tarihinde kutlanmaktadır.

GENEL:

Yüzölçümü: 495 km. karedir. Amanos dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Suriye ile, 24 km. sınır mevcuttur. İlçe merkezinin denizden yüksekliği: 400 metredir. Bölgenin büyük bölümü dağlık ve geriye kalan kısmı ise ovalıktır. Amanos dağlarının en yüksek noktası: 2240 metre yükseklikteki Mığır tepesidir. İlçenin doğusunda ise, Amik ovası uzanmaktadır.

İlçede oturan insanların başlıca ekonomik etkinlikleri, tarıma dayanmaktadır. Bunun dışında, köylerde ise mera hayvancılığı yapılmaktadır.

Yörede, Akdeniz iklimi hakimdir.

GEZİLECEK YERLER:

Antakya Arsuz Lavlar
 

LAV TÜNELLERİ:

Hassa bölgesinde 4 tane lav tüneli bulunmuştur. Tüneller günümüze en yakın zaman dilimi içerisinde oluşmuş olan lav bölgesinde bulunmaktadır. Doğu Anadolu fayını takiben volkanik malzeme yeryüzüne çıkıyor ve içerisindeki gaz, özelliğine göre akıcı olduğu için lav tünelleri meydana geliyor.

Evet bu lav tünelleri günümüzde gezilemiyor, sadece bilimsel araştırma ekipleri tarafından içlerine giriliyor, umarım ileri zamanlarda bunlar turizme yani halkın ziyaretine açılır.

 

Ardıçlı Lav Tüneli:

Uzunluğu 56.5 metredir ve tam bir tünel görünümündedir.

 

Eğrigöl Lav Tüneli:

Türkiye-Suriye sınırında Sugediği civarındadır. Tünelin: hem sağlam ve hem de “Hilale” benzer bir görünüme sahip olması ilgi çeker. Tünelin uzunluğu 132 metredir.

Antakya Arsuz Lav Tünelleri
 

Mal Deliği Lav Tüneli:

Yarımaktepe civarında da bir lav tüneli vardır. Burada, bir bölümün çökmesiyle ortaya çıkan tünel: bir birine dik uzanan iki ayrı bölümden oluşur. Her bölümün uzunluğu 100 metredir.

Antakya Arsuz Lav Tünelleri
 

Tünelin birden fazla girişi olduğun için içindeki hava akımı rahatlıkla hissedilmektedir. Zaten tünelin içinde binlerce yarasa yaşamaktadır. Bu yarasaların bir kısmı, Uluslararası Doğayı Koruma Birliği tarafından belirlenmiş nesli tehlikede olan yasalardır.

 

Yalağın Deliği Lav Tüneli:

Bölgedeki en uzun lav tünelidir ve uzunluğu 2 kilometredir. Tünel: Ardıçlı ve Hassa arasındaki Yalak Mevkiindedir. Burada bulunan lav tünelleri: Doğu Anadolu Fay Hattına bağlı olarak 260 bin yıl önce oluşmuş olup, Hassa bölgesinin en yaşlı lavlarıdır.

 

SAYLAK YERLEŞMESİ

Koruhöyük köyünün 2 km güneydoğusundadır. Höyüğün yüksekliği 12 metredir. Çevresi tarım arazileriyle çevrilidir. Güneyinde Amik ovası uzanır. Yüzey araştırmalarında, burada Demir Çağı ve Ortaçağ’a ait keramikler bulunmuştur.

Güneydoğu bölümünde: 12 tane sunak çukuru vardır. Bunlardan 8 tanesi büyük, 4 tanesi küçüktür. Bazaltik düz bir kayanın üzerinde bulunan bu sunak çukurları: 30 x 30 cm ebatlarında ve 15 cm derinliktedir.

 

KALETEPE KALESİ:

Salmanuşağı Mahallesindedir. Mahallenin batısında dik bir tepe üzerindedir. Bölge halkı tarafından “Kaletepe” olarak adlandırılmaktadır.

Höyüğün yüksekliği 70 metredir. Kalenin doğusu ve güneyi, günümüzde yerleşim yerleriyle çevrilidir. Kuzeyi ve batısı ise, dağlık alanlardır. Kalenin zirvesine, bölge halkı tarafından bir bayrak direği dikilmiştir. Kuzey eteğinde bir su deposu vardır.

Hatay şehir merkezi gezi ve tanıtım yazısı.

İskenderun merkezi gezi ve tanıtım yazısı.

Kırıkhan gezi ve tanıtım yazısı.

Dörtyol gezi ve tanıtım yazısı.