İzmir Selçuk Ayasuluğ Tepesi (Hagios Theologos): Büyük İskender’in ölümünden sonra, onun generali Lysimachos tarafından kurulan Efes kenti; takip eden dönemde; limanın tekrar dolmuş olmasının yarattığı ekonomik ve sivri sineklerin yarattığı sıtma hastalığı sebeplerinden dolayı, Ayasuluğ Tepesi eteklerine taşınır ve yeniden kurulur.
Zaten; yıllardır depremlerde zarar gören binalar da, iyice salaş hale gelmiştir. Halk; artık, liman kıyısında değil de, dağlara, yaylalara çekilmesi tercih ediyorlardı. Bir yandan da, yoksullaştılar, uzun yollar aşarak yeniden taş ocaklarından yeni taş getirecek ekonomik güçleri yoktu.
MS.10’ncu yüzyıldan itibaren, eski kent tamamen terk edilir ve şehir tepenin çevresine yerleşir. Eski tanrılara ait heykel ve kabartmalar kırılır, hatta inşaatlarda kullanılmaya başlanır. (Efes’te, inşaat taşı olarak kullanılan, yüzlerce tanrı heykeli parçası ele geçmiştir.)
Böylece büyük göç başladı ve herkes St. Jean Kilisesi etrafına gelip yerleşti. Bu arada; St. Jean ismi, kentin geleneksel adına üstün gelir. Belgelerden anlaşıldığına göre, yeni kente, onun ismine atfen ” Hagios Theologos ” adı verilir. (1082 tarihli böyle bir belgeye rastlanmıştır.)
Böylece; Efes adı, tarihe karışır. Antik çağın görkemli kenti Efes, artık yalnızca bir taş ocağı idi.
Malazgirt zaferinden sonra, Türkler, büyük bir hızla Anadolu’ya yayılırlar. Türkler Efes’i 11’nci yüzyılın ilk yarılarında fetih etmelerine rağmen, Bizanslılar, bölgeyi 14’ncü yüzyılın başına kadar terk etmezler.
Kent; zamanın hanedanlığı Menteşoğulları’ndan İsa Bey tarafından fetih edilir. Daha sonra ise, 1348 yılında, Aydınoğluları Beyliğinin başkenti olur.
1390 yılında ise, Osmanlılar tarafından, kent, ele geçirilir. Yıldırım Beyazıt; diğer beylikler gibi Ayasuluğ’u da işgal eder. Bu arada; İsa Bey’in kızı Hafsa Sultan ile evlenir.
İsa Bey; biraz da bu akrabalık nedeniyle, Osmanlılardan olumsuz etkilenmez. Ancak; Anadolu beyliklerinin hepsi perişan olur. 1402 Ankara Savaşını kazanan Timur; takip eden dönemde, Ayasuluğ’u da ele geçirir. Hatta, buradaki St. Jean kilisesine büyük ölçüde zarar verdiği iddia edilmektedir.
Bundan sonra, önemini yitirir, çünkü İzmir daha önemli duruma gelmiştir. 1914 yılında, Ayasuluğ ismi, ” Selçuk ” olarak değiştirilir. Kentin, nüfusu 50 yıl önce; 1000 kişi iken, bugün gelişen turistik yapı nedeniyle, 18 bine ulaşmıştır.
Bu arada: Ayasuluğ kelimesinin nereden geldiğini belki merak edersiniz? İtalyanca da ” yüksek yer ” anlamına gelen ” Altoluogo ” kelimesi, Türkler tarafından farklı bir biçimde telaffuz edilmiş ve ” Ayasuluğ ” olarak isimlendirilmiştir. Nitekim, bu ad, günümüze kadar, değişmeden gelmiştir.
Evet; Ayasuluğ Tepesindeki tarihi kalıntılara bakalım.
AYASULUĞ KALESİ
İzmir Selçuk Ayasuluğ Tepesi (Hagios Theologos): Bu tepe; erken Hıristiyan, Bizans ve Selçuklu devirlerinde; iyi tahkim edilmiş bir kale ile savunulmuştu. Halen ayakta duran sur; erken Hıristiyanlık devrinde inşa edilmiş olup sonradan Selçuklular zamanında, büyük bir restorasyona uğramıştır. Yani; göreceğiniz sur, sonradan restore edilmiş.
Kale içinde; 7-8’nci yüzyılda; Arap akınlarının yörede etkili olması üzerine, Bizanslılar tarafından yapılmış. Böylece; şehir, koruma altına alınmış. St. Jean kilisesinin bulunduğu alanın çevresi; 20 kule ve onları birbirine bağlayan surlar ile çevrilmiş.
Selçuklular ve takip eden dönemde Osmanlılar, bu kaleyi onarmış ve daha da güçlendirerek kullanmışlar.
Kesme taş ve moloz taştan yapılan kale ve surların; Efes kentine yönelik, bir de görkemli kapısı var. Bu kapıdan içeri girildiğinde görülen kilisenin duvarlarında ise; Truva kahramanlarından Achileus’un yaşamını anlatan bir friz görülüyor.
Bu friz; günümüzde, Abbey Galerisinde. Kapıdan sonraki Atrium; 35 x 47 metre ebatlarında. Arazi konumu, buradaki duvarların yükseltilmesi ile giderilmiş. Kalenin, anıtsal giriş kapısı dışında, biri güneyde, diğeri de batıda olmak üzere iki giriş kapısı daha var.
Ana giriş kapısı, yöredeki Roma yapılarından alınmış taşlarla yapılmış. Surlar; 15 burçla sağlamlaştırılmış, günümüzde büyük bölümü restore edilmiş olarak ayakta ve görülebilmekte.
İSABEY CAMİİ
İzmir Selçuk Ayasuluğ Tepesi (Hagios Theologos): 1375 yılında, Aydınoğulları’ndan İsa Bey tarafından yaptırılmış. Şamlı Mimar Ali; inşa etmiş. Tepede; St. Jean bazilikasının, batı yamacında. Selçuklu dönemi özelliklerini taşıyan bir yapı. Binanın ön yüzü, süsleri birbirine benzemeyen pencerelerle donatılmış.
Namaz kılınan yer, oldukça büyük tutulmuş ve bundan ayrı olarak, ilk defa, bir camiye etrafı revaklarla çevrili, büyük bir avlu eklenmiş. Caminin iki de minaresi var.
Camiyle birlikte inşa edilmiş olan İsa Bey hamamı var. Klasik Türk hamamının tüm özelliklerini taşıyan bir yapısı var. Bütün mekanları kubbeli. Kubbe kasnaklarını taşıyan stalaktitler; benzerlerinin en güzeli.
Aslında; İsa Bey; kendi zamanında, kenti, birçok karakteristik Selçuklu yapılarıyla süslemiştir. Hamamlar, türbeler, medreseler ve camiler yaptırmıştır.
Ancak; İsa Bey Cami; Türk-İslam sanat tarihinde önemli bir yer tutar. İsa Bey; eski putperest Artemis Tapınağı ile bir Hıristiyan tapınağı olan St. Jean Kilisesi arasına, bu camiyi yaptırırken, İslam’ın üstünlüğünü kanıtlamak istemiştir.
İzmir Selçuk Ayasuluğ Tepesi (Hagios Theologos) ST. JEAN BAZİLİKASI-AZİZ YUHANNA BAZİLİKASI
ST. JEAN BAZİLİKASI-AZİZ YUHANNA BAZİLİKASI
Hıristiyan dünyasının, iki önemli kişisi; Aziz Paul ve Aziz John’dur. Her ikisi de, Efes’te yaşamışlardır. Paul; yaşamının, 5-6 yılını, yeni dini tanıtmak için, Efes’te vaazlarla geçirmiştir. John ise; bir yüzyıl süren ömrünün son yıllarını; Efes’te, yeni Ahit’in 4’ncü bölümlerini yazmakla geçirmiştir.
Hz. İsa; Kudüs’te, kalabalığın coşkulu çığlıkları ve kahkahaları arasında çarmıha gerilirken; Aziz John ve Meryem; İsa’nın yanı başındadır. Hz. İsa; Aziz John’a dönerek; “John, bu senin annendir” der. Annesine dönerek: ” Anne, bu senin oğlundur” der.
İzmir Selçuk Ayasuluğ Tepesi (Hagios Theologos)
Bunun üzerine; İsa’nın havarisi; bu isteği görev kabul eder ve İsa’nın ölümünden sonra; Meryem Anayı da yanına alarak, Efes’e gelir ve yerleşir. MS.39 ile 48 yılları arasında; bölgede vaazlar vererek, yeni dini yaymaya çalışır. Sonrada, burada ölür. Mezarının Ayasulug tepesinde olduğu kabul edilmektedir.
Aziz John öldüğünde, mezarın üzerine, o devirlerde, küçük bir kilise yapılmış. Efes’in karşısına rastlayan kayalık ve kurak bir tepede; St. Jean adına, halk tarafından küçük bir kilise kurulmuştu. Theologien adıyla anılan bu yapı, zamanla yıkık bir hale geldi.
Takip eden dönemde, bu harap kilisenin üzerine, Bizans imparatoru Justinyen tarafından; MS.6’ncı yüzyılda, daha muhteşem bir kilise yaptırmaya karar verdi.
İzmir Selçuk Ayasuluğ Tepesi (Hagios Theologos) ST. JEAN BAZİLİKASI-AZİZ YUHANNA BAZİLİKASI
Öyle ki, İstanbul’daki Ayasofya ile boy ölçüşecek nitelikte olmalıydı. Nitekim, yapı bittiği zaman; yalnızca Efeslilerin değil, bütün çevre halkını da tatmin etmişti. Zira; kimse, Artemis Tapınağı yıkıldığından beri, böyle görkemli bir yapı görmemişti.
Bu kilise, ortaçağın muhteşem anıtları arasında yer alır. Yapı: 40 x 130 m. boyutlarında. Dönemin, en büyük yapılarından biri.
Sütunlarla çevrili, kubbeli bir avlusu var. İki katlı. Freskler ve mozaiklerle bezeli; 6 büyük ve 5 küçük kurşun kaplı, kubbesi var. Bu kubbeleri; kalın fil ayakları taşıyor. Kutsal kuyular, ilahilerin söylendiği yerler bu kubbelerin altında.
İzmir Selçuk Ayasuluğ Tepesi (Hagios Theologos) ST. JEAN BAZİLİKASI-AZİZ YUHANNA BAZİLİKASI
Ayrıca; St. Jean’ın mezar odasından çıkan tozların; her derde deva olduğu söyleniyor. Bu yüzden; kilise, hacılar ve hastalar tarafından sürekli ziyaret ediliyordu.
Arkeolojik çalışmalarda; MS.1’nci yüzyıla ait sikkelerin bulunmuş olması, Aziz John’un mezarının, o zamanlarda, yani MS.1’nci yüzyılda da, insanlar tarafından ziyaret edildiğinin işareti.
Yapıya: batıdan giriliyor. İnşaatta kullanılan taşların bir kısmı: Artemis Tapınağından getirilmişti. Bir tapınağın harabesi yanında, bu kez başka bir tapınak yükseliyordu.
Sanırım, böylece, Hıristiyanlığın putperestliğe olan zaferi anıtlaştırılmak istenmişti. Neyse, devam edelim. Kilisenin planı; bir haçı andırıyor. Bazilikanın ortasında; kubbe altında ve zemin seviyesi altında; İsa’nın en sevdiği havarilerinden olan St. Jean’ın mezarının bulunduğu iddia edilmekte.
Ancak; henüz bir bulguya rastlanmamış. Aziz John’un mezarının yanından akan suların şifalı olduğu ve o zamanın hacıları için ayrı bir değeri olduğu söyleniyor.
Doğu tarafında ise, rahiplerin oturdukları kısımlar var. Bu yapılar; kiliseden, yarım daire biçiminde ayrılıyor. Mezar alanının kuzeyinde, aziz resimlerinden oluşan fresklerin bulunduğu kilisenin, restore edilen sütun başlıkları üzerinde, imparator Justinyen ile karısı Theodora’nın resimleri bulunuyor. Kilisenin kuzeyinde, hazine binası ve vaftizhane var.
Evet, bugün bu muhteşem yapı burada durmasına rağmen, yapılan incelemelerde, daha önceki tarihlerde, buraya ait birçok kalıntının, kutsal olması adına, çalınarak, Yunanistan, Avusturya ve diğer ülkelere kaçırıldığı ortaya çıktı. Bugün; mezarın çevresinde, beş küçük mezar daha ortaya çıkarılmış.
Aziz John’un arzusu üzerine; diğer beş mezar, kendi mezarıyla, haç oluşturacak şekilde yapılmış. Hıristiyanlığın en başından beri; Hıristiyan camiası, bu yeri; ” bir haç merkezi ” olarak kabul etmiş.
Takip eden dönemlerde, Artemis’in Tapınağı ne kadar yağmalandı ise, bu kiliseye hiç dokunulmadı. Çünkü; onun İsa’nın halefi olduğuna inanılıyordu.
Adana şehrinin merkez ilçelerinden birisidir. Yani: burayı değerlendirirken, Adana şehrinin genel özelliklerini düşünmek gerekir. Yüreğir ilçesi; Misis ören yeri ile tarih meraklılarının ilgisini çekiyor.
Adana Yüreğir
ULAŞIM
Adana şehrine ulaşım olanakları değerlendirildiğinde, buraya ulaşım anlaşılır. Yani, ulaşım yönünden herhangi bir sıkıntı bulunmamaktadır. Çünkü: Adana şehir merkezinin bir bölümünü oluşturmaktadır.
Yüreğil-Osmaniye arasındaki uzaklık: 87 km. Yüreğil-Mersin arasındaki uzaklık: 69 km. Yüreğil-Hatay arasındaki uzaklık: 191 km. Yüreğil-Niğde arasındaki uzaklık: 205 km. Yüreğil-Kayseri arasındaki uzaklık: 334 km. Yüreğil-Ceyhan arasındaki uzaklık: 48 km. Yüreğil-Karaisalı arasındaki uzaklık: 47 km. Yüreğil-Yumurtalık arasındaki uzaklık: 81 km. Yüreğil-Karataş arasındaki uzaklık: 50 km. Adana Şakirpaşa Havaalanı, ilçe merkezine 4 km. uzaklıktadır.
TARİH
Tarihi süreç içinde, bölgede: günümüzde Ceyhan ırmağının kıyısındaki “Yakapınar” bölgesinde kurulu yerleşim yeri olan Misis yöresinde: Roma ve Memlük dönemine ait uygarlıkların izleri görülür. Misis şehri: İran satraplarının başkenti iken, 1517 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından, Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Yüreğil ismi nereden gelmektedir?
Orta Asya’da Özbekistan ve Kazakistan arasında kalan, dünyanın dördüncü büyük gölü Aral Gölüne dökülen Seyhun ve Ceyhun ırmaklarının arasındaki verimli bölge, eskiden “Yüreğil” diye anılırdı.
Çünkü iki nehir arasındaki bu bölge, Oğuz Türkler Üçoklar kolundan olan Yüreğil boyunun kışlağı idi.
1340’lı yıllarda, Üçok Türkmenlerinden “Yüreğil aşireti” Mısır Memlük Devletinin desteği sonucu Misis yakınlarına gelirler ve Çal dağı eteklerine yerleşirler. Yani, Yüreğil boyu, Çukurova’ya göç eder.
Çünkü: çalılarla kaplı bir tepelik alan olan Çal dağı: ovanın orta yerinde ve çevresine hakim bir konumdadır.
Burada: Camili isimli bir köy kurarlar.
Aynı dönemde: Adana merkezinden Halep ve Maraş yönüne giden kervan yolları da buradan geçmektedir.
Çal dağında yerleşen, Oğuz Türklerinin Yüreğil boyu: daha sonra Ramazanoğulları Beyliğini kurar. Hatta: Ramazanoğulları Beyliğinin kurucusu Ramazan Beyin babasının ismi “Yüreğir” dir.
Ramazanoğulları: 1360’lı yıllarda yöredeki Ermenilerle savaşırlar ve onları yenerek, Taşköprü’ye ulaşırlar ve köprüyü geçerek Adana şehir merkezini fetih ederler.
Adana Yüreğir
GENEL
Adana il merkezinde, 425 bin kişilik nüfus yoğunluğu ile, dört merkez ilçeden birisidir. Bu nüfus yoğunluğunun büyük çoğunluğu ve hatta yarıya yakını: ülkemizin Güneydoğu ve çevre illerinden gelen göçmenlerden oluşmaktadır.
Hatta: Ceyhan, Kadirli, Kozan ve Aladağ gibi ilçelerden de yoğun göç almıştır.
Bu yüzden: buraya gelenlerin büyük çoğunluğunun eğitim seviyesinin ve gelir seviyesinin düşük olması dikkat çeker. Ayrıca, kalabalık aile profili görülür.
Tüm bunların sonucu olarak, elbette kaçak yapılaşmanın üst düzeyde olduğunu söylemek gerekir. İlçe merkezindeki yapıların % 85’i kaçaktır, yani gecekondudur.
Bölgenin yüzölçümü: 859 km. karedir. Denizden yükseklik ise, 21 metredir.
Adana Yüreğir Uluslararası Ölümsüzlük Şehri Misis Kültür ve Sanat Festivali
ULUSLARARASI ÖLÜMSÜZLÜK ŞEHRİ MİSİS KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ
Misis kenti, Lokman Hekim efsanesinde geçen ölümsüzlük iksirinin Ceyhan nehrine düşürülmesi ve böylece bölgenin ölümsüzlük yöresi olması nedeniyle, her yıl burada festival düzenlenmektedir.
Adana Yüreğir
GEZİLECEK YERLER
Adana Yüreğir Tek Kubbeli Kübik Mescit-Akça Mescit
TEK KUBBELİ KÜBİK MESCİT-AKÇA MESCİT
Ulu camiye yakındır. Türkmen Beyi Ağcabey tarafından muhtemelen 1489 yılında yaptırılmıştır. Dönem: Ramazanoğlu Şahabettin Bey dönemidir.
Hemen yakınındaki Ulu Caminin 1513 yılında yapıldığı bilindiği için, bu mescidin çok daha önceden burada yapılması önemlidir.
Yapım tarihi itibarıyla Akça Mescit, Adana’nın en eski yapısıdır. Mescitte Selçuklu mimarisi izleri görülür. Girişteki kapıda bitki desenli rölyef işlenmiştir. Tamamen taştan yapılan mihrap da, oldukça görkemlidir.
Yapının boyutları 10 x 10 metredir. Kubbesi tek bölümden oluşur ve oldukça küçük bir mescit olarak yapılmıştır. Dışarıdan bakıldığında türbe görüntüsü verir.
Adana Yüreğir Misis-Yakapınar Ören Yeri
MİSİS-YAKAPINAR ÖREN YERİ
Merkeze bağlı, Ceyhan ırmağı kıyısındaki “Yakapınar” köyü bölgesindedir. Adana merkezine 27 km. uzaklıktadır. Yılanlı kale ise 16 km uzaklıktadır. Misis şehri, günümüzde Ceyhan ırmağının sağ tarafındaki büyük höyüğün toprak yığınları altında saklıdır.
Yazının giriş kısmını biraz uzun tutmakta yarar var, çünkü yaklaşık 7000 yıllık bir yerleşim yeri yani Misis şehri kalıntılarını gezmeden önce, buranın önemini bilmekte yarar var. Bu yüzden, umarım sıkılmadan okursunuz, ama inanın okuduktan sonra burayı daha bilinçli gezeceksiniz.
Tarihi ipek yolu buradan geçer. Adana şehir merkezinden sonra, bölgenin ikinci bir geçidi durumundadır. Suriye’den gelen bir yol, Amanos dağlarını aşarak Kanlı Geçit’ten Çukurova’ya, buradan da Misis ve Adana’ya ulaşmaktaydı.
Antakya’dan Belen Geçidi’ni aşıp İskenderun ve Payas üzerinden gelen diğer bir yol, Misis üzerinden geçerek Tarsus’tan Gülek Boğazı yoluyla İç Anadolu’ya ulaşmaktaydı. Yumurtalık limanından başlayarak kuzey kervan yolunun ilk menzili Misis kentiydi. Uzak diyarlardan, farklı kültürlerden getirilen taşınabilir mallar, burada depolanır ve dağıtılırdı.
Adana Yüreğir Misis-Yakapınar Ören Yeri
Misis şehrinin bilinen ilk ismi, Hititler tarafından kullanılan “Pahora” dır. Asurlular ise şehre “Pahru” demişlerdir. Yani MÖ 5500’lerde kurulduğu düşünülmektedir.
Adana Yüreğir Misis-Yakapınar Ören Yeri
Helen dilinde ise şehrin ismi: Mopsuestia’dır. (Günümüzdeki Türkçesinde, bu isim: Mopsus’un ocağı” anlamına gelmektedir.) Şehrin ismi, Bizans ve Haçlı kaynaklarında “Mopsuesta, Mamistra” olarak geçer. Süryanicede “Masista”, Arapçada “Massisa” Türkçede ise “Misis” olarak geçer.
Adana Yüreğir Misis-Yakapınar Ören Yeri
Evet, her ne kadar Misis şehrinin Hitit döneminde kurulduğu, kalıntıların Hitit dönemine kadar uzandığı bilinse de Grek inanışına göre: Mopsos isimli efsanevi kahin tarafından MÖ 1200’lü yıllarda Truva savaşına katılmış ve ardından Çukurova’ya gelerek Mopsuestia yani Misis ile Külek Boğazındaki Mopsukhrene antik şehirlerini kurmuştur.
Efsanevi kahin liderliğindeki karışık toplulukların yerleştikleri ilk yerdir. Efsaneye göre, şehir Mopsos tarafından kurulduğu için Mopsuhestia yani Mopsos’un Evi olarak isimlendirilmiştir.
Ancak biraz önce de belirttiğim gibi, şehir, Mopsos bu topraklara ayak basmadan 4000 yıl önce de burada vardı ve onun zamanında kurulduğu gerçeği yansıtmaz.
Yapılan araştırmalara göre, MÖ 2 binli yıllarda, burası, Hitit imparatorluğunun ilk şehirlerinden birisidir. MÖ 1 binli yıllarda ise, şehirde Asur hakimiyeti görülür.
Adana Yüreğir Misis-Yakapınar Ören Yeri
Makedonyalı İskender: MÖ. 333 yılında, Kilikya olarak bilinen Adana yöresine gelir. Deniz sahilindeki Magarsus ( günümüzdeki Karataş yakınlarında) Yüreğil ovasında ve Ceyhan nehri kıyısındaki Mallos (günümüzde Kızıltahta köyü yakınlarındadır) şehirlerine uğrar.
Buradan: doğuya yönelir ve Misis üzerinden Çukurova’yı körfeze bağlayan Demirkapı’dan geçerek “İsos” şehrine gider ve burada Pers kralı Darius ile savaşır.
Tarihi süreç içinde: Misis şehri gelişerek büyür. Şehrin stadyumu ve akropolü gibi büyük tesisler yükselir ve iki tarafı, mermer sütunlu geniş bir yoldan gemilerin bağlandığı ırmak boyuna gidilirdi.
İskender’in ölümünden sonra ise, şehir Seleukosların idaresine geçer. MÖ. 93 yılında: İskender’in generallerinden 6’ncı Selokos de, burada oturmuş, ancak halka çok fazla vergi uygulamıştır. Halk: bunun üzerine isyan eder ve kral sarayını ateşe verirler ve Selokos, yanarak ölür.
Takip eden dönemde, yani Roma döneminde, Misis şehri daha gelişerek büyür, Ceyhan nehrinin sağ ve sol kıyılarında gelişir ve çevresi büyük surlarla çevrilir. Roma İmparatoru Hadrian, burada birçok binalar yaptırır ve şehre “Hadrian Mopsuestia” ismi verilir.
Bu onarım ve yeniden yapılanma döneminde; araştırmacı Longlois tarafından Misis yöresinde bulunan bir taş üzerindeki şu yazıt dikkat çekmektedir “Mukaddes, hür, müstakil, Roma’nın dostu ve müttefiki Misis”. Evet, bu kısa yazı da, Romalıların Misis şehrine ne kadar önem verdiklerin kanıtlamaktadır.
710 yılında şehir Arapların istilasına uğrar ve Arapların eline geçer. Malazgirt Savaşından sonra ise, Selçuklu Türkleri, şehri ele geçirir. Misis şehri, Selçuklu döneminde Ayas (Yumurtalık) Limanından tüm Anadolu’ya ihraç edilmek üzere gönderilen malların güzergahı üzerinde bulunması nedeniyle önem kazanır.
1132-1151 yılları arasında Ermeniler ve Bizans arasında el değiştiren şehir, 1375 yılına kadar Kilikya Ermeni krallığının elinde kalır. 1375 yılında Memluklular ve 1516 yılında ise Osmanlılar görülür. I. Selim, bölgeyi Osmanlı topraklarına katar.
1671 yılında Misis şehrini ziyaret eden Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde şöyle yazar “Köprübaşında küçük bir han vardı. Dördüncü Sultan Mehmet; Köprülü Mehmet Paşa’ya emir verip köprübaşına büyük bir han ve bir de cami yaptırır.
Mutfağının gelip geçene nimeti boldur. Bir hamamı, üç yüz kulu, dizdarı vardır. Tüccar veya hacıları yanlarına silahlı kimseler verip diledikleri yere kadar götürürler”
1210-1211 yılları arasında Misis şehrine uğrayan gezgin Oldenburg: şehrin çevresinin kuleli surlarla çevrili olduğunu ve bu surların da tamire ihtiyacı olduğunu yazar.
7000 yıldan bu yana, kesintisiz olarak kullanılan şehir, bu imajıyla diğer antik şehirlerden ayrılmakta ve bu yapısı, şehri özel kılmaktadır.
Son bir not: burası her ne kadar 1. Derece Sit alanı olarak koruma altına alınmış olsa da, halen burada 800 civarındaki kaçak konutta, 5 bin civarında insan yaşamaktadır.
Ülkemizdeki tarihi yapıların başına gelen, tarihi yapı üzerinde ve çevresindeki yapılaşma, burada en üst düzeyde sürdürülmüş ve bölge bir tarihi mekan değil, gecekondu mekanı görünümü göstermektedir. Umarım bir gün birileri bu konutları kamulaştırır, bu insanlara başka yerlerde konut verir ve tarihi mekan, halkın ziyaretine açılır.
Misis şehri hakkında, antik yazarların yazdıkları şunlardır
Heredot: Troya ele geçirildikten sonra, Yunanlılardan Enflochos: Kilikya bölgesine geçer ve oradan Suriye hududunda eski Pesideion şehrini kurar.
Strabon: MÖ. 66 yılında Amasya şehrinde doğan Strabon, Misis şehri hakkındaki yazılarında: Enflochos’un, Mopsos ile birlikte Kilikya bölgesine geldiğini ve bunların beraberce Misis gibi bir sıra önemli şehirler kurduklarını yazar.
Misis yöresindeki kazılar
ilk olarak: 1956-1957 ve 1958 yılları arasında, Alman arkeolog Prof. Theodor Helmuth Bosser Başkanlığındaki heyet tarafından yapılır. Bu kazılarda: höyükte İslam dönemine ait kubbeli ve tuğladan yapılmış büyük sarnıç ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca yine bu kazılarda: höyüğün batısındaki kilisede, 4’ncü yüzyıla ait mozaikler ele geçirilir.
Kilisenin altında bir Roma tapınağı bulunduğu anlaşılır. Höyüğün merkezinde ve batısında yapılan çalışmalarda ise, Bizans ve daha geç dönemlere ait 6 metre yüksekliğindeki duvarlar ve tuğladan yapılmış, kaleye ait, kubbeli su sarnıcı bulunur. Ayrıca kilisede, bazı Arapça mezar taşları ve çok sayıda Bizans dönemine ait çanak-çömlek bulunmuştur.
Evet, Misis antik kenti kalıntıları, ilk olarak 1959 yılında ziyarete açılmıştır. Ancak 1990 yılında bir evin bahçesinde iki tane yuvarlak ve yazılı mezar taşı bulunmuştur. Başka bir evin bahçesinde, erken Bizans dönemi yazıtlı bir sütun başlığı bulunur. Antik kentin kuzeyinde, yeni su deposu ve Adana-Hatay kara yolu arasında yapılan bir kaçak kazıda ise, sur duvarları bulunur.
Bu sur duvarlarında, yapı malzemesi olarak epigrafik ve arkeolojik taş eserler kullanılmıştır. Bu eserlerde horasan harcı kullanılmıştır. Horasan harcı, suya ve özellikle deniz suyuna karşı dayanıklıdır ve bu yüzden nem oranının yüksek olduğu deniz kıyısındaki şehirlerde Horasan harcı ve sıvası oldukça yaygın kullanılırdı.
Bunların üstüne, 2012 yılında resmi arkeolojik kazılar yeniden başlamıştır. Bu kazılara katılanlar: Yüreğil Belediyesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Roma Antik Akdeniz Araştırmaları Enstitüsü ve Ulusal Araştırma Merkezi, İtalya Pisa Üniversitesi ve Adana Müzesi Başkanlığıdır. Kazılarda 1100 metre karelik alan kazılmıştır. Bu kazılarda, farklı dönemlere ait buluntular elde edilmiş ve bunlar Misis’in oldukça önemli bir kent olduğunu ortaya koyar.
MS 7 ile 9’ncu yüzyıllara ait erken İslami dönem kale kalıntısı ve yine aynı döneme ait bir cami olduğuna inanılan bulgular bulunmuştur. O dönemde Misis şehrinin ismi Al-Masisa’dır ve Ceyhan ovasının tüm kontrolü buradan yapılmaktadır. Daha sonra Bizans ve öncesi döneme ait bazilika ve su sarnıcı bulunmuştur.
En büyük antik abide ise, yağmalanan ve son dönemlerde kullanılmış olan Roma imparatorluk dönemine tapınak olduğu değerlendirilen ait çok büyük bir bina bulunmuştur. Bu binanın bulunduğu alanda çok sayıda heykelcik de vardır.
Diğer kazı alanında, yine birden fazla döneme ait savunma binası kalıntılarına rastlanmıştır. Erken İslami dönem (7-9’ncü yüzyıllar) ve geç antik döneme ait surlar üzerinde sıralı platformlar bulunur ve bu platformlar yerleşim bölgesini ayırır. MÖ 1-2’nci yüzyıllara ait yüksek kalitede çanak çömlekler bulunan iki odalı bir bina bulunmuştur.
Demir çağına ait yüksek kalitede materyallerin olması Misis’in oldukça önemli bir bölge olduğunun kanıtıdır. En ilginç buluntulardan biri, büyük bir vazo içinde bir sığıra ait uzun kemiklere rastlanılması, arkeoloji dünyası açısından oldukça önemlidir.
Yine bu alanda tandır ve sarnıca ulaşılmıştır. Ayrıca Grek ve Kıbrıs kökenli resimlerle bezenmiş yüksek kalite çanak ve çömlekler, heybetli orandaki hayvan kemikleri de vardır. Bunlar Neo Hitit döneminde de Misis’in çok önemli olduğunu işaret eder.
Son olarak, Tarihi Kentler Birliği, Misis’e Antalya’da düzenlenen bir törenle “Başarı Ödülü” verdi.
Günümüzde, burada görebileceğiniz kalıntılar şunlardır:
SURLAR
Höyük ve Akropol çevresindeki surlar, yoğun olarak tahrip olmuş olup yer yer izlenebilmektedir. Yerleşimin doğusunda ve köprüye bakan taraflarında sur duvarı parçaları görülebilir. Günümüze kadar ulaşan surların büyük bölümü: kare şeklinde düzgün kesme taştan ve hafif yontulu taşlardan oluşmuştur.
Duvarlarda moloz taşlar, harç doldu ile yerleştirilmiştir. Bu surlar üzerinde 3 kapı vardır. Adana kapısı batıya, Halep kapısı doğuya açılıyordu.
Üçüncü kapı olan köprü kapısı ise, iki yandan yüksek duvarları olan bir geçit şeklinde iç kaleye açılıyordu. Köprü kapısı ana giriştir ve tahminlere göre görkemli bir şekilde inşa edilmiştir.
Çünkü günümüzde görülen ve özenle işlenmiş bir mermer blok, büyük olasılıkla kapının üst tarafının oluşturan lentoya aittir. (lento: kapının üstünde bulunan duvarda, boşluk bırakılan yerde, yatay olarak uygulanan ve kapının devamlılığını sağlayan elemandır.)
NEKROPOL
Misis Nekropolü, çok geniş bir alana yapılmıştır. Nekropolde, çoğunlukla görülen oda mezarları kalkere oyulmuştur. Mezarların çoğu açıkta olup, arazide bunları görmek mümkündür. Bunlar değerlendirildiğinde, şehirde ölülerin gömülmesinde, genellikle kayalara açılmış oda mezarları kullanılmıştır. Bu durum, özellikle Roma ve Bizans dönemlerinde devam etmiştir.
Şehirde, bu kadar kaya mezarı arasında, günümüze kadar elde kalan tek örnek Misis Lahdidir. Halen Adana Müzesinde sergilenen lahdin mermer olması: Anavarza’da bulunan kalker lahit atölyesinden getirilme olasılığını ortadan kaldırır. Lahdin süsleme ve malzeme özelliklerine bakıldığında, başka merkezlerden buraya geldiği düşünülmektedir.
Roma imparatorluğunun her bölgesinde mermer yatağı olmadığı için, lahdin mermer olması istenmiş ve ithal yolu ile buraya getirilmiştir. Anadolu’da, mermer ocakları olan (Ephesos, Aphrodisias ve Karia gibi) yerlerde, yarı mamul halleriyle ya da yerel atölyeler tarafından tamamlandıktan sonra buraya getirildiği düşünülmektedir. Öte yandan: Misis üzerinden, diğer merkezlere de birçok malın yanın da lahitlerin de taşınması mümkündür.
Adana Yüreğir Misis KöprüsüAdana Yüreğir Misis Köprüsü
MİSİS KÖPRÜSÜ
Ceyhan (Pyramos) nehri üzerindedir. Antik dönem sikkelerinin üstündeki resimlere göre, köprünün MS 250’li yıllarda yapıldığı tahmin ediliyor.
Ancak daha net bir bilgi, köprü: 4’ncü yüzyılda, Bizans imparatoru Constantinius’un ortanca oğlu İmparator 2’nci Flauius Constantinus tarafından yaptırılmıştır.
Eski: Adana-Halep kervan yolu, bu köprü üzerinden geçmektedir. Köprünün uzunluğu 132 metre ve genişliği 6.5 metredir. 9 gözlü olan köprü, taştan yapılmıştır. Gözler arasındaki en büyük genişlik 11 metredir. Köprü, sonraki yıllarda, 6’ncı yüzyılın ortalarında Bizans İmparatoru Justinianus tarafından onarılmıştır.
Günümüzde ise, köprü kullanılabilir durumdadır. Ancak 1998 yılında yörede meydana gelen depremde, köprünün bazı bölümlerinde çatlaklar oluşmuş ve ardından onarım yapılmıştır.
Son bir not: Lokman hekim efsanesi burada Misis köprüsünde geçer. Eski Tıp alimlerinden ve Kuran’da ismi geçen Lokman Hekim, Misis köprüsünden geçerken, karşısına Cebrail gelir. Konuşmaya başlarlar, Lokman Hekim çok sevinçlidir, ölümsüzlüğe çare bulduğunu söyler, çareye ait iksirin formülünün yazılı olduğu defteri ise koltuğunun altındadır.
Cebrail aniden kanat çırpar ve defter ırmağa suya düşer. Bir süre sonra, ırmak sahilinde, kitabın kağıt parçaları bulunur. Orada yazılı olan sözler, bugünkü tıbbın kaynağını oluşturur. Ancak, kitapta ölümsüzlük iksirinin yazılı olduğu bölüm bulunmaz. Ancak, Misis bölgesi ölümsüzlüğün merkezi kabul edilir.
SU SARNICI
1957 yılında yapılan kazılarda: höyükte, İslam dönemine ait, kubbeli ve tuğladan yapılmış, büyük bir sarnıç ortaya çıkarılmıştır.
ROMA BAZİLİKASI
Misis köprüsü yakınındadır. Burada: MS. 4’ncü yüzyıldan kaldığı düşünülen, bozulmamış durumdaki “mozaik” ilgi çekmektedir. Bu Roma tapınağının üzerine kilise inşa edilmiştir. Kilisede, bazı Arapça yazılı mezar taşları ele geçirilmiştir. Ayrıca: bol miktarda, Bizans boyalı çanak-çömlek parçası bulunmuştur.
Adana Yüreğir Havraniye-Misis KervansarayıAdana Yüreğir Havraniye-Misis KervansarayıAdana Yüreğir
HAVRANİYE-MİSİS KERVANSARAYI
Misis ören yerinin 1 km. güneyinde, Ceyhan nehrinin kıyısında, Misis köprüsünün doğu ucundadır.
Misis köprüsü başına ilk olarak Selçuklular tarafından, köprüden geçen kervanların barınması için bir kervansaray yaptırılmıştır. Ancak bu kervansaray zamanla yıkılmış ve bunun üzerine 1542 yılında, Padişah 4’ncü Mehmet döneminde, Köprülü Mehmet Paşa tarafından eski kervansarayın yerine bir han ve bir de mescit yaptırılmıştır. Kervansaray ve Kervansaraya ait mescit, kare planlıdır, mescit tek kubbelidir.
Günümüzde yapının taştan duvarları ve giriş kapı ayakta, diğer bölümleri ise tamamen yıkılmıştır. Mevcut duvarlardan anlaşıldığı üzere: Selçuklu dönemindeki kervansaray blok kesme taşlardan yapılmıştır. Ortasında bir avlu ve avlunun çevresinde mekanlar bulunmaktaydı. Avlu kapısı, sivri kemerli büyük bir niş içinde bulunmaktaydı.
Esas kapı, duvarlardan çıkan konsol taşlarıyla kenetlenmiş, düz silme halindedir. Niş kemerinin dış kontürü, bütün mermer boyunca stilize bitki motiflerinden taş bezemelidir. Kemerin iki yanında: rumi ve palmet motifleriyle süslü iki rozet bulunmaktadır.
Osmanlılar zamanında yapılmış handan, sadece üst örtüyü taşıyan payeler ve kemer kalıntıları kalmıştır. Diğer kısımları yıkılarak yerine petrol istasyonu yapılmıştır.
Yapının kitabesi ise, Adana Arkeoloji Müzesindedir.
Son yıllarda buradaki kazı çalışmalarında, kervansaray restorasyonunu engelleyen binaların Belediye Başkanlığınca yıkılmıştır.
1959 yılında açılan müze: Adana-Ceyhan kara yolu üzerinde; Misis höyüğünün batı yönündeki sırt üzerindedir.
Müzede sergilenen, Geç Roma dönemine ait mozaikler: bir rastlantı sonucu, 1956 yılında Misis höyüğünde çalışan Prof. Bossert ve Dr. Ludvig tarafından bulunmuş ve korunması için buraya bu müze kurulmuştur.
Bu mozaiklerin, muhtemelen 4’ncü yüzyılın sonlarında, Bazilika tipinde inşa edilmiş bir tapınağın tabanını kapladıkları düşünülmektedir.
Adana Yüreğir Misis Mozaik MüzesiAdana Yüreğir Misis Mozaik Müzesi
Bizans dönemine tarihlenen küp şeklindeki irili ufaklı ve renkli taşlardan yapılan bu mozaiklerin merkezinde, bir masa ve sehpa şeklinde yapılmış bir kümes ve çevresinde Nuh Peygamberin “Büyük Tufan” da gemisine aldığı 23 adet kuş ve kümes hayvanları görülür. Bunların çevresinde ise vahşi ve evcil hayvan figürleri bulunur.
Bitkisel motiflerin tamamı sitilize olmasına karşılık, insan ve hayvan figürleri son derece gerçekçi olarak işlenmiştir.
Evet, müzede, mozaikler yanında, Misis höyüğünde yapılan kazılarda elde edilen birçok eser görülebilmektedir. Müzenin duvarları, dışarıdan ışığı geçirebilmesi için cam tuğla ile döşenmiştir.
ÇALDAĞI-CAMİLİ KÖYÜ
Burası: Adana şehir merkezini ele geçirmeden önce, Ramazanoğullarının bir süre kaldıkları yerleşim yeridir. Çaldağı ve doğu eteklerindeki tarihi Camili köyüne yolunuz düşerse: burada Yüreğil aşiretinin bey ailesi olan Ramazanoğulları’na ait “Üçok” damgalı mezarları görebilirsiniz.
NACARLI KÖYÜ
Pyramos (Ceyhan) ırmağı doğu kıyısındaki bu köyde, Mopsuhestia (Misis) şehrinden buraya getirilmiş olduğu tahmin edilen, Roma devri stoasının vakıf yazısı vardır. Bu yazıtın ilk satırlarında, MÖ 67 yılında başlayan Mopsuhesteia takvimine göre verilmiş olan 170 yılı sayısı okunur.
Buna göre, MS 103 yılına tarihlenen yazıttan Mopsuhesteia’nın Fabius Felix ismindeki bir hemşerisinin kentteki bir stoanın inşa giderlerini kendi servetinden karşıladığı anlatılmaktadır.
NARLIDERE KÖYÜ
Aigeai antik kenti civarındaki tarlalardan getirilmiş olduğu söylenen Roma dönemine ait bir yazıt vardır. Üst tarafı kırılmış olan bu yazıttan, yazıtın kırılarak kaybolan kısmında kalmış olduğundan adı öğrenilemeyen bir kadının, dört stoayı, Tanrıça Demeter ve Aigeai kenti için, babası Titus Flavius Plitus’un ölümünden sonra bıraktığı servetten sağlanan 40.000 dineria ile yaptırdığı anlaşılmaktadır.
Yine aynı köyde, Latince yazıtlı bir miltaşı incelenmiştir. Üst kısmı kırıldığından, hangi imparator döneminde diktirildiği belli değildir.
Ankara’dan özellikle, Ürgüp-Göreme bölgesine yapılan gezilerde, Keskin ilçesi içinden geçiliyor. Ama, buranın yine de pek fazla turistik özellikleri öne çıkmıyor.
Genellikle, burası, Cumhuriyet döneminden hemen sonra, Anadolu’nun güvenli bir bölgesi olması nedeniyle kurulan birkaç tesisle biliniyor ki, bu tesisler halen ziyaretçilerin ziyareti ötesinde, çeşitli kamu kurum binaları olarak kullanılıyor.
Kırıkkale Keskin
ULAŞIM
Keskin ilçesi, Kırıkkale-Kayseri devlet karayolu üzerindedir.
Bağlı bulunduğu, Kırıkkale il merkezine uzaklığı: 27 km. dir. Keskin-Ankara arasındaki uzaklık: 100 km. Keskin-Kırşehir arası uzaklık: 82 km. Keskin-Kayseri arası uzaklık: 134 km.
TARİH
Keskin bölgesindeki bilinen ilk yerleşim: Denek dağı yakınlarındadır. Bu yüzden, yerleşime “Denek Madeni” ismi verilmiş ve daha sonra ise, bu isim “Keskin Madeni” olarak değiştirilmiştir. Ancak, Keskin isminin nereden geldiği, kesin olarak bilinmemektedir. Kaynaklarda, daha çok “Elmadağ-Kırşehir-Yozgat” arasındaki bölgenin tanımlanması için kullanılmıştır.
Keskin, 1859 yılında Belediye, 1891 yılında Kırşehir iline bağlı bir ilçe olarak görülür. Daha sonra ise, Ankara ve en son olarak Kırıkkale şehrine bağlanmıştır.
Keskin halkı, 1926 yılında, bir uçak satın alarak, Türk ordusuna hediye etmiştir. Bu uçak: “Keskin-1” adı verilerek, uzun süre, Türk Hava gücünde hizmetini sürdürmüştür. Tarihi süreç içinde, Keskin’in önemini ortaya koyan diğer bir konu: Keskin Gazetesidir. Bu gazete, 1924 yılında, ilk kez basılmaya başlanmıştır.
Kırıkkale Keskin
GENEL
Keskin ilçesi: Denek dağının güneyinde, At Tepesi ve Kartal Tepesi denilen iki tepenin yamaçlarında kurulmuştur. İlçe arazisi, bir yayla görünümündedir. Denizden yükseklik, rakım: 1150 metredir.
Yörede, karasal iklim hakimdir. Buna bağlı olarak, kışlar sert ve yağışlı geçer. Yazlar ise, sıcak ve kurudur. Yağışlar az olduğundan, yaz aylarının sonunda, yörede bozkır görünümü egemen olur.
Keskin ekonomisi: tarım ve hayvancılığa dayanır. Yoğun olarak, buğday ve arpa üretimi yapılmakta olup, kavun üretimi de önemlidir.
Keskin ilçesi, 1550’li yıllardan bu yana etkin yerleşime sahiptir. Bu nedenle, bölgede birçok Türk evi vardır. Günümüzde, bunların çoğu tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Genellikle, iki katlı olan bu yapılar, alt katı kagir ve üst katı ahşap olarak yapılmıştır. Çatıları ise, üçgen alınlıklıdır.
Kırıkkale Keskin
RAHMİ PEHLİVANLI
Bu büyük ressam: 1926 yılında Keskin’de doğmuştur. Günümüzde, eserlerinin büyük bölümü, 17 değişik müzede sergilenmektedir. Birçok devlet başkanı tarafından, kendisine, ödül, takdirname ve nişanlar verilmiştir.
Özellikle, portre ressamı olarak, önemli bir yeri vardır. Sanat hayatına, 1952 yılında, Aziziye Savaşına katılan, Nene Hatun’un portresini yaparak başlamıştır. Bu portre, halen “Askeri Müze” de sergilenmektedir. Takip eden süreçte ise, 29 devlet adamının portrelerini yapmıştır.
1992 yılında, vefat etmiştir.
GEZİLECEK YERLER
ESATMÜMİNLİ ÖREN YERİ
Esatmüminli köyü ören yeri: ilçe merkezine 25 km. uzaklıktadır.
Esatmüminli köyü: Keskin yöresinde, tarihi özellikleri öne çıkan bir yerleşim yeridir. Büyük Selçuklu Devleti tarafından, Anadolu’nun Türkleştirilmesi amacıyla Horasan bölgesinden getirilen Türkmenler, bu bölgeye yerleştirilmişlerdir.
Böylece: Niğde-Ankara arasında, yoğun bir Türkmen yerleşimi oluşmuştur. Esatmüminli köyü ise: Osmanlının döneminde, savaşlara, en çok asker yollayan köy olarak önem kazanmıştır.
Bugün köyün bulunduğu yerde: Kızılırmak üzerine kurulmuş, Kapulukaya barajı var. Sonuçta, burada muhteşem güzel bir ören yeri oluşturulmuş. Piknik yapmak, gezinmek, dinlenmek mümkün.
ÇARŞI CAMİİ
İlçe merkezinde, çarşıdadır. Caminin, 1871 yılında yapıldığı biliniyor. Ancak, 1966 yılında büyük bir restorasyona tabii tutulmuştur. Minaresi, tuğladan yapılmış olup, kuzey batıda olup, taş bileziklerle süslüdür.
ESKİ BARUT-FİŞEK FABRİKASI
1920 yıllarında, ülke içinde, tehlikelerden uzak bir yerde, ordunun fişek ihtiyacını karşılamak üzere yapılmıştır. Bina, günümüzde, Lise binası olarak kullanılıyor.
Kırıkkale Keskin
KİBRİTHANE BİNASI
1903 yılında kibrit fabrikası olarak kurulmuştur. Günümüzde ise, Halk-Eğitim Merkezi olarak hizmet veriyor.
Kırıkkale Keskin
TAŞ MEKTEP
1913 yılında, Kız Mektebi olarak yapılmıştır. Günümüzde, Kütüphane olarak kullanılmaktadır.
Kırıkkale Keskin
CERİTKALE KAYA MEZARLARI
İlçe merkezine, yaklaşık 10 km. uzaklıktaki Ceritkale köyündedir. Bölgenin en eski yerleşim yerlerinden biridir. Buradaki yerleşim, muhtemelen Demir Çağına tarihlenmektedir. Yani, yaklaşık MÖ.1500 yıllarında burada yerleşim bulunduğu tahmin ediliyor. Bu kaya yerleşmeleri, bir vadi içinde ve vadinin doğuya bakan yamaçlarında yer almaktadır.
SULU MAĞARA
Keskin ilçesi, Arzu Bayırı mevkiindedir. Yatay olarak gelişmiş, yarı doğal-yarı yapay, düden konumlu fosil bir mağaradır. Sulu mağaranın doğal bölümü birbirine bağlı 3 kattan oluşur. 285 metre uzunluğunda olan mağaranın en derin yeri 25 metredir.
Tavan yüksekliği 1-14 metre arasında değişir. Gerek doğal ve gerekse yapay bölümleri birbirine bağlayan dar geçitler erken Hıristiyanlık döneminde yapılmış taş duvarlarla örtülüdür. Yağışlı dönemlerde tavandan damlayan sular, dışında bütünüyle kurudur.