Kırşehir

Kırşehir

Kırşehir denildiğinde, benim aklıma hemen “Neşet Ertaş” ve bu ünlü ozanın, güzel türküleri geliyor. Ama, tarih meraklıları da bilirler ki, Kırşehir merkezinde bulunan “Cacabey Camisi” tam Türkiye’nin ortasındadır.

Avrupa insanının, barındığı saraylarda dahi tuvalet bulunmaz iken, burada yaşayan insanlar, gökyüzünü, uzayı incelemişler, uzaya roket göndermeyi düşünmüşler ve bu  düşüncelerini taş duvarlara yansıtmışlar.

Kırşehir de, sizi tarihin ilk astronomi okulu, Cacabey camisi bekliyor.

Kırşehir

ULAŞIM

Kırşehir: öyle bir yerde ki, doğu-batı ve kuzey-güney yönünde giden bütün kara yollarının birçoğu buradan geçiyor. Bu yüzden, bu şehirde, ulaşım problemi yok.

Kırşehir-Kırıkkale arasındaki uzaklık: 113 km. Kırşehir-Nevşehir arasındaki uzaklık: 91 km. Kırşehir-Ankara arasındaki uzaklık: 186 km. Kırşehir-Adana arasındaki uzaklık: 375 km. Kırşehir-İstanbul arasındaki uzaklık: 639 km.

TARİH

Bu topraklarda ilk egemenlik kuranlar, Hititler. Daha sonra ise, Asurlular geliyor. MÖ.6’ncı yüzyılda ise, Persler. Takip eden dönemde, Persleri yenerek bölgeden uzaklaştıran, İskender.

Takip eden dönemde: Roma ve Bizans egemenlikleri.

1071 yılında ise, bu kez Türkler yörede görülmeye başlanır. Kutalmış Oğlu Süleyman Şah, bölgeyi Anadolu Selçuklularına bağlıyor. Yavuz Sultan Selim döneminde ise, Osmanlılar, yöredeki hakimiyeti ele geçiriyorlar.

14.yüzyılda: Anadolu’da yaygınlaşan “Tasavvufi Esnaf Teşkilatı”, Kırşehir yöresinde yayılmaya başlar ve burayı merkez edinir. Bunda en büyük etken ise, “Ahi Evran” ın, Kırşehir yöresine yerleşmesidir.

Ayrıca, büyük mutasarrıf ve Türk şairi Aşık Paşa’da, buraya yerleşir ve 14.yüzyılda, Kırşehir, kültür ve ilim merkezi haline gelir.

19’ncu yüzyılın ikinci yarısında, Kırşehir sancağı Ankara vilayetine bağlanır. Cumhuriyet devrinde ise, il merkezi olur.

Kırşehir ismi nereden gelmektedir? Türkler zamanında, bozkırın ortasında yükselen bu şehre: “Kır Şehri” adı verilmiştir. Yani, şehrin ismi: Türkçeden gelmektedir. Başka bir söylentiye göre, Timur, Anadolu’da iken, kendisine karşı koyan bu şehri kastederek “kırın bu şehri” demiş ve bu söylence daha sonra “Kırşehir” olarak şehrin ismi olmuştur.

Şehrin tarihi geçmişinde, bir de sanırım yeryüzünde eşi-benzeri olmayan bir olay yaşanmıştır. Ülkemizde bir partinin iktidar döneminde, o partiye oy vermedikleri için, şehir il statüsünden, ilçe statüsüne indirilmiştir. Olayı merak edenleriniz olabilir.

Ayrıntı şöyle: bir zamanlar Başbakan Adnan Menderes, şehre konuşmak üzere gelmeyi planlar ama aynı anda, muhalefet parti milletvekili, ancak yörede Anadolu Fırtınası olarak bilinen Osman Bölükbaşı, Kaman ilçesine konuşmaya gelir. Tabii, şehir halkı, Osman Bölükbaşı’nı dinlemek üzere, Kaman ilçesine gidince, şehir merkezinde kimse kalmaz ve Başbakan buna çok sinirlenir ve şehir, ilçe statüsüne indirilerek, milletvekili sayısı 5’ten sıfıra çekilir.

Kırşehir

GENEL

Coğrafi özellikleri değerlendirildiğinde, şehir Türkiye’nin coğrafi alan olarak en büyük 57. ilidir. Deniz yüzeyinden yüksekliği: 985 metredir.  İl topraklarının: yüzde 17 dağlar, yüzde 65 yaylalar ve yüzde 18 ovalardan oluşmaktadır. Bu yüzden, buraya bir anlamda “Yaylalar Şehri” de denilmektedir.

Şehrin ekonomik faaliyetlerinin temelinde: tarım var. Sanayi sektörü ise, pek öne çıkmamış. Bunun dışında: halı ve kilim dokumacılığı önem kazanmış. Bir zamanlar yoğun olarak yapılan “bakırcılık” ise, günümüzde pek kalmamış. Merakınız varsa, Uzunçarşı’da, bakırcıları ve bakır mamulleri görebilirsiniz.

Bölgede düzenlenen etkinlikler: Mayıs ayı içinde: Yunus Emre Anma Günleri ve Ağustos ayı içinde: Halk Ozanları Şöleni. Halk ozanları denilince, yazının başında belirttiğim gibi, Neşet Ertaş’tan söz etmemek olmaz. Neşet Ertaş: 1938 yılında, Kırşehir’de  dünyaya gelir. Babası Muharrem Ertaş’tan aldığı müzik eğitimiyle, kısa zamanda kendisini kanıtlar.

NE YENİR

Kırşehir yöresinde, keşkek yemelisiniz. Bir de, buranın pekmezi meşhur. Hatta, yerel lisanda, halk birbirine “pekmez akıllım” diye hitap eder. Tüm bunların yemek  değil diyorsanız: size önerim, “Tandırda çömlek” ve hatta “Çömlekte kuru fasulye” olabilir.

NE SATIN ALINIR

Kırşehir yöresinde, eskiden çok yaygın olmasına rağmen, günümüzde bu etkinliğini nispeten yitiren bir el sanatı var. Taş işlemeciliği.

Günümüzde, genellikle dış pazara yönelik olarak yapılan taş işlemeciliğine ait: süs eşyaları ve satranç takımları var. Bunların bir diğer adı da: Onxy.

GEZİLECEK YERLER

Kırşehir Müzesi

KIRŞEHİR MÜZESİ

Müze, 1996 yılında hizmete açılmıştır. Kültür Merkezinde bulunmaktadır.

Müzede: 3300 den fazla eser bulunmakta olup, bunların bir kısmı ziyaretçiler için sergilenmektedir. Daha önce, güzel sanatlar galerisi olarak kullanılan bölümün alt katı: arkeoloji ve üst katı ise, Etnografya müzesi olarak ziyaretçilere hizmet veriyor.

Arkeoloji Bölümü: Bu bölümde sergilenen eserlerin çoğunluğu: Kaman-Kale höyük ve Malkaya bölgelerinden getirilmiştir.

Bunun dışında: Asur Ticaret Kolonileri döneminden, Osmanlı dönemine kadar olan süreçte, bölgede egemenlik kuran uygarlıklara ait buluntular sergileniyor.

Etnografya Bölümü: bu bölümde, yörede etkin olarak yaşanan ve ilk kez ortaya çıkan Ahilik ve Ahi Evran kültürü tanıtılıyor. Sergilenen objeler arasında: Ahi Evran tarafından kullanıldığı söylenen başlık, ahilik sancağı ve ahilik ile ilgili diğer özel objeler bulunuyor.

Bu bölümde: Kırşehir halıcılığı için de yer ayrılmış ve bir halı dokuma tezgahı önünde, yerel giysiler içinde halı dokuyan bir kadın; manken ile canlandırılmaya çalışılmış.

Kırşehir Cacabey Camisi

CACABEY CAMİSİ

İl merkezindedir. Şehrin, en büyük tarihi camisidir. İlk yapıldığında, medrese olarak yapılmıştır.

1271-1272 yılları arasında, Selçuklular döneminde, Kırşehir Emiri Nurettin Cacabey tarafından yaptırılmıştır. Caca oğlu Nurettin Bey: Selçuklu Sultanı IV. Kılıçaslan döneminde yaşamış, şehirde, Cacabey Medresesi ve Külliyesini kurmuştur.

Nurettin Cacabey: 1272 yılında, Cacabey Medresesini kurmuştur. Ama, bu medrese aynı zamanda, bir “Rasathane” imiş. Günümüzde: cami olarak kullanılan bu medresenin: dış köşelerindeki sütunlar, uzay araçlarına benzemektedirler.

Hatta: bunlar, dikkatli bakıldığında, gökyüzüne bakan “ateşlenmiş roket figürleri” olarak da dikkati çekiyor. Cami içindeki sütunlar: gezegenlerin sayısını gösteriyor.

Kırşehir Cacabey Camisi

Caminin kubbesi: cam. Bu kubbeden görünen gökyüzü ve yıldızlar: hemen kubbenin altında, caminin içinde bulunan havuzun sularına yansıyor. Zaten, minare de, bir gözlem yeri olarak kullanılmış.

Kırşehir Cacabey Camisi

Evet, sonuçta, cami yani ilk yapıldığı anlamı ile medrese, döneminde tam bir “Astronomi Okulu” ve “Rasathane” olarak öne çıkmış. İtalya-Roma şehrinde, Panteon kilisesi vardı, bu kilisenin tepesinde, bir boşluk bulunuyordu. Bu boşluktan, ünlü astronomi bilgini Galile, gökyüzünü seyredermiş.

Bu yuvarlak boşluğa “Tanrının gözü” diyorlardı. Ama, tüm bunlar, Cacabey medresesindeki gelişmelerden yıllarca sonra gündeme geliyor. Bu arada: yine ülkemiz topraklarında, gökyüzünü gözlemleyen birkaç kişi daha vardı, bunların başında ise: İbrahim Hakkı ve yaşadıkları yer, Siirt-Aydınlar.

O yöre hakkındaki yazımı okuyanlar, İbrahim Hakkı’nın, ünlü eseri Marifetname’nin son sayfasında, dünya haritası bulunduğunu ve gayet muntazam olarak çizilen bu harita da, Amerika kıtasının da çizili olduğunu okumuşlar ve yöreye gidenler görmüşlerdir.

Bir zamanlar, Anadolu’da gerçekten uzaya muhteşem bir ilgi ve bunun sonunda birikmiş bir bilgi vardı, ama sanırım tüm bu birikim, somut bazı şeyler olarak ortaya dökülemedi.

Kırşehir Cacabey Camisi

Evet, biz yine cami yapısına  dönelim. Minaresindeki yeşil çiniler nedeniyle, halk arasında “Cıncıklı cami” olarak da bilinir. Mimari bir şahaser olan taç kapısın hemen yanında, Cacabey’in türbesi var.

Türbe, 1272 yılında, kesme taştan yapılmış. Kapısı lacivert üzerine beyaz çiniler ve yazılarla süslenmiş. Türbeye, cami içindeki bir salondan, merdivenle geçilerek giriliyor. Son olarak bu büyük şahıs hakkında bir şey daha söylemek istiyorum.

Gerek o dönemde büyük bir fakülte konumundaki medresesindeki konuşmalarında ve yazışmalarında sürekli olarak Türkçe dilini kullanmış ve böylece bu kurumda, Türk dil eğitiminin de verilmesini sağlamıştır. Bu özelliği ile de, ona ayrı bir yer vermek, kültürümüze katkıları dolayısıyla, unutmamak, unutturmamak gerek.

MELİK GAZİ TÜRBESİ

İl merkezindedir. Cacabey camisinin doğusunda, Lale camisinin arkasındadır.

1250 yılında, Melik Gazinin eşi, Muhterem Hatun tarafından yaptırılmıştır. Anadolu Selçuklularına ait, güzel bir kümbet olarak öne çıkıyor. Türbe yapısı, 2 katlıdır. Alt katta: mumyalık var.

Buraya, dışarıdan bir kapı ile giriliyor. Bu bölümün üzeri, tonozla örtülüdür. Yandaki bir pencere ile, türbenin içi aydınlatılıyor. Türbenin, yerden kubbeye kadar olan bölümünün yüksekliği: 5.90 metre ve mumyalıktan itibaren yüksekliği ise, 15 metredir.

Zeminde taş bir sanduka bulunmaktadır. Özellikle, mermer taç kapının süsleri görülmeye değer.

Kırşehir Lale Camisi

LALE CAMİSİ

14.yüzyılda, İlhanlılar döneminde yapılmıştır.

Melik Gazi kümbetinin hemen yanındadır. Yapının mimari durumu incelendiğinde, ilk yapıldığında, bir cami olarak değil de: bir kervansaray veya bir darphane olarak yapıldığı düşünülüyor.

Yapının üstü, 3 kubbe ile örtülmüş. Caminin çatı yapısı ilginç. Çünkü, çatı “kırlangıç kuyruğu” şeklinde yapılmış ve bu özelliği ile, ülkemizde tek. Yani, benzeri yok.

Ancak, restorasyon çalışmaları sırasında, 2008 yılında, drenaj yapım ve onarım çalışmaları sürdürülürken, drenaj yapımı sırasında, birkaç gün sürekli yağan yağmur, drenaj çukurlarını doldurur ve göçük meydana gelir.

Bu çökme nedeniyle, restorasyon çalışmaları durdurulur. Günümüzde, yapının yüzde 40’lık bölümü yıkık ve temel yok. Öylece kaderine bırakılmış, 800 yıllık bir tarih.

Kırşehir Ahi Evran Camisi

AHİ EVRAN CAMİSİ

İl merkezinde, Ahi Evran Mahallesindedir.

1482 yılında yaptırılmıştır. Bu bölümde, camiyle birlikte Ahi Evran’ın türbesi, zaviye ve tekke olarak kullanılan mekanlar var. Cami: kesme taştan yapılmıştır. Minare kaidesinin solunda: batı cephesindeki bir kapıdan, divanhaneye giriliyor.

1972 yılında, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılarak, hizmete açılmıştır.

Ahi Evran’ın türbesine, cami içinden bir merdivenle çıkılıyor. Türbe yapısı: 3 kubbeli ve kesme taştan yapılmıştır. Burada, Ahi Evran’ın ahşap sandukası bulunuyor.

Kırşehir Kümbetaltı Yer altı Şehri

KÜMBETALTI YER ALTI ŞEHRİ

İl merkezi, Kümbetaltı mahallesindedir.

Bu yer altı şehrinin Kapadokya bölgesindeki en büyük yer altı şehri olduğu sanılıyor. Ancak, günümüzde, sadece giriş bölgesindeki birkaç oda görülüyor.

Sanırım ileride gerekli çalışmalar yapılır ve yer altı şehri tamamen ortaya çıkarılarak, turizme açılır.

Kırşehir Aşık Paşa Türbesi

AŞIK PAŞA TÜRBESİ

İl merkezi, Aşıkpaşa Mahallesinde, Ankara-Kayseri kara yolu üzerindeki bir tepededir.

Aşık Paşa: Türkçenin zenginliğini savunmuş ve eserlerini Türkçe olarak yazmış bir halk şairidir.

Türbe: 1333 yılında, Ali Şah Ruhi tarafından yaptırılmıştır. Yapı: beyaz mermerle işlenmiştir ve Eratna Beyliğinin mimari tarzını yansıtması açısından ilgi çekmektedir.

Taç kapısı üzerindeki mermer oymacılığı ilgi çekmektedir. Dış görüntüsü ile, türbe yapısı, Kırgız çadırlarını andırmaktadır. Bu görüntüsü  nedeniyle, Anadolu’daki diğer türbe yapılarından farklıdır.

Kırşehir Kalesi

KIRŞEHİR KALESİ

Burası, şehrin ortasında akan Kılıçözü ırmağının hemen yanındaki bir höyük yapısıdır. Yani: kale höyük olarak görülür. Höyüğün yüksekliği 25 metre olup, kapladığı alanın çapı: 300 metre kadardır. Toplamda, 10 dönümlük bir alanı kapsıyor.

Höyük bölgesinde yapılan arkeolojik araştırmalarda, burada uzun yıllar boyunca yerleşim bulunduğu ve hatta, MÖ. 3000-3500 yılları öncesine kadar yerleşimin uzandığı tespit edilmiştir. Bizans döneminde ise, buraya bir kale yapılmış ve MS. 4’ncü yüzyılda yapılan bu kale ile, yerleşimciler koruma altına alınmıştır. Yapılaşma, takip eden tarihi süreçte de sürer.

Selçuklu döneminde bir cami (Alaaddin Camisi) ve Cumhuriyet döneminde ise, diğer bir kısım sivil yapılaşma sürdürülmüştür. Yalnız, bugün höyük üzerinde kale yapısından günümüze kalan bir şey yok.

Sadece, cami ve bir okul var. Kaleye, iki merdiven ile çıkılıyor. Büyük merdiven 65 basamaklı ve diğer merdivenler 18 basamaklıdır.

Kale ile ilgili olarak anlatılan bir söylenti var. Bir zamanlar, yörede yaşayan bir beyin bir oğlu olur. Oğul, büyür, delikanlı çağına gelir, ancak bir gün, ava gittiğinde, atı büyük bir bataklığa saplanır ve oğul ölür.

Bunun üzerine, bölgenin Bey’i, bir emir yayınlar “ Tüm yöre insanlarının, her türlü araç ile, bu bataklığa kuru taş-toprak dökmelerini ve bataklığı en kısa zamanda kurutmalarını ve bataklık kuruyunca üzerine büyük bir kale yapılmasını” söyler. Bütün yöre halkı, emri yerine getirir, bataklık kurutulur ve üzerine bir kale yapılır.

Günümüzde, Kalehöyük denilen bu bölgede, arkeolojik araştırmalar “Japonlar”  tarafından sürdürülmektedir.

SULTAN ALAADDİN KEYKUBAT CAMİSİ

Kale içindedir. 1242 yılında: Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat zamanında yapılmış olup, bölgedeki Selçuklu eserlerinin en güzelidir. Yapı: 1893 yılında, Ahmet Arifi Bey tarafından onarılmıştır. Tek şerefeli minaresi olan yapı, günümüzde, burası: Kırşehir Müzesinin deposu olarak kullanılıyor.

TERME KAPLICASI

İl merkezine, yaklaşık 1 km. uzaklıkta, Kuşdili mahallesindedir.

Kaplıca bölgesinde, konaklama imkanları var. Özellikle: 4 yıldız konforlu bir otel, 132 odası ve diğer imkanları ile, gayet güzel. Suyunun çıkış sıcaklığı: 40 derecedir. Bu sular, banyo olarak kullanılırsa: romatizma, felç, cilt hastalıklarına iyi geliyormuş.

İçmece olarak kullanılırsa: böbrek, kalp, damar, yüksek tansiyon, mide ve kadın hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor. İkisi birden uygulanırsa, çocuk felci, safra kesesi ve sinirsel hastalıklara iyi geldiği söylenmektedir.

YUNUS EMRE TÜRBESİ

İl merkezine bağlı, Ulupınar kasabasındadır. Burada, 13.yüzyılda yapılan türbe yıkılmış ve yerine, günümüzde görülen türbe yapısı yapılmıştır. Yani, yeni türbe yapısı, tarihi bir özellik taşımıyor.

Ama, Yunus Emre Milli Parkı içinde bulunan türbe: kayalar üzerindeki görüntüsüyle, anıtsal bir görünüm ortaya koyuyor. Kesme  taştan yapılan bir çeşmenin yanından, merdivenler ile türbenin bulunduğu yere çıkılıyor.

Kare kaide üzerinde, dört ayağın taşıdığı, konik bir taş külah ile örtülmüş. Türbenin hemen yanında, Yunus Emre tarafından kullanıldığı söylenen bir de Çilehane binası var.

Kırşehir Obruk Dağı Mağarası

OBRUK DAĞI MAĞARASI

Mağara: şehir merkezine, 10 km. uzaklıktadır. Karıncalı köyü yakınlarında bulunması nedeniyle, Karıncalı Mağara da denilmektedir. Mağaraya, Obruk’tan girilip, Karıncayı Say mevkiinden çıkılabilmektedir.

Mağara hakkında, ilginç bir söylenti duydum ve bunu paylaşmak istiyorum. Şöyle ki: mağara, aslında Obruk dağının kente bakan yüzünde bulunuyor. Bu özelliği nedeniyle: mağaranın söylencesi de etkilenmiş.

Mağaranın içinde, iki tane yol varmış ve bu yollardan birinde bir kadın, diğerinde ise bir erkek bulunuyormuş. Ama bu yollar sonu olmayan, sonuna varılamayan yollar olarak öne çıkıyormuş.

Ayrıca, mağara su ile doluymuş. Bir taş atılsa, bu sular taşar ve Kırşehir’i su basarmış. Bu mağaraya giren, ayrıca havasızlıktan ölürmüş ve bu yüzden, bu mağaraya ne kimse girer, ne de küçük bir taş dahi atmazmış”.

Yine, bu mağara hakkında söylenenlere göre: mağaranın demirden kapısının arkasında, sürekli birbirine sürterek, bilenen ve hep keskin kalan iki tane kılıç varmış. Bir gün, bir yiğit: bu kılıçlara yakalanmadan, mağaradan girecek ve  mağaranın bütün sırlarının sahibi olacakmış.

Son olarak benim ilgimi çeken bir söylenti: bir gün, bu mağaranın ağzına bir örümcek ağ yapar. Daha sonra bir kuş gelir ve bu örümcek ağına, yuva yapar, yumurtlar ve zamanla yavrular çıkar ve yavrular büyümeye başlar, ama örümcek bunlara asla dokunmazmış.

Derken, bir gün, bir yılan gelmiş, kuşun yavrularını yemek üzere iken, örümcek yılana saldırmış ve onu yok etmiş. Bu inanış yüzünden, Kırşehir yöresinde “örümcek” kutsal sayılır.

Son olarak, yine mağara ile ilgili bir söylenti şöyle: mağaranın ağzında, içine doğru “obruk” diye bağırıldığında, içeriden “obruk” diye karşılık gelirmiş, ama bu karşılık, inanışa göre “doğa üstü varlıklar” tarafından söylenirmiş.

Kırşehir Keçi Kalesi

KEÇİ KALESİ

İl merkezine bağlı, Kızılca köyü yakınlarındadır.

Kale yapısı, bölgedeki en büyük kalelerden olup, Bizans döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. Yalnız, bu kale, yöredeki diğer kalelerden farklı. Bunun çevresinde, herhangi bir sivil yerleşim yok.

Yani, tamamen, yakınlarından geçen “Baharat yolunu” koruma altına almak için yapılmış, yani tamamen bir askeri nokta denebilir. Yani, büyük bir kale, büyük bir yerleşim değil. Zaten, kalenin surları  da, düzenli ve büyük kalelerde olduğu gibi, kesme taştan değil, yassı ve moloz taşlardan yapılmış.

Kalenin duvar kalıntıları, günümüzde 2-3 metre yüksekliktedir. Yapıldığı dönemde ise, 5 metre olduğu tahmin ediliyor. Hatta, 7 metreyi bulduğu bile söyleniyor.

Kalenin günümüzdeki görüntüsü ve hali kötü, yıkılma  tehlikesi var.

HİRFANLI BARAJ GÖLÜ

DAVULAĞIL TESİSLERİ

İl merkezine 25 km. uzaklıktadır. Sıdıklı Büyükoba köyündedir. Burada: göl kıyısında temiz su ve ince kum var. Çevrenin en güzel plajı, buradadır.

TOKLUMEN PLAJI

Burası, il merkezine 28 km. uzaklıkta, doğal bir plajdır. Yeşilli, Uzunali, Karaduraklı ve Büyükoba köylerinin baraj gölü kıyısındaki yerleri, doğal kumsal alanlardır.

Kırşehir Kesikköprü (Cacabey) Kervansarayı

KESİKKÖPRÜ (CACABEY) KERVANSARAYI

İl merkezinin 23 km. uzağında, Kesikköprü köyündedir.

Kervansaray, hemen Kızılırmak yakınında kurulmuştur.

Yapı: 1248 yılında, Anadolu Selçuklu Sultanı, II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde, Kırşehir Emiri Cacabey tarafından yaptırılmıştır.

Yapı: 1989 yılında restore edilerek, günümüzdeki görünümünü kazanmıştır.

KESİKKÖPRÜ

Kesikköprü köyündedir. Kervansarayın hemen yanındadır.

1248 yılında, Cacabey tarafından, kervansaray ile birlikte yaptırılmıştır.

Köprü: Kırşehir-Konya arasındaki bağlantı olması nedeniyle önem taşımakta olup, mimari yönden de öne çıkmaktadır.

Köprünün uzunluğu 400 metre, genişliği 6 metredir. 13 gözlüdür. Gözler, sivri kemerlidir.

DULKADİROĞLU YER ALTI ŞEHRİ

İl merkezine 45 km. uzaklıkta, Dulkadirli İnli Murat köyündedir.

Bu yer altı şehri yapısı: bölgede yaşayan ağaların tapulu malı ve ağıl olarak kullanılıyor iken, 1998 yılında tarihi eser kapsamına alınarak, Sit alanı olarak ilan edilmiştir. Günümüzde, yer altı şehrinin bir kısmı ziyarete açık olup, Kapadokya’nın giriş noktasında bulunmaktadır.

Burası, her ne kadar yer altı şehri olarak anılsa da, tarihte “Hitit Hapishanesi” olarak bilinmektedir. Diğer bir ismi ise “Bezirhane”. Yer altı şehri: kaya zemine oyularak yapılmış, kare planlı bir avlu ve bu avluya açılan 10 odadan oluşmaktadır. Dışarıya açılan, 14 kapı var. Ancak, kapılar zamanla kapanmış, yapılan restorasyon çalışmaları sırasında, sadece 7 kapının temizliği yapılarak, açılması sağlanmıştır.

Evet, bu yer altı şehrinin tarihi süreç içinde kullanımına gelirsek: MS. 4.ve 5’nci yüzyıllar arasında, Hıristiyanlar tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Planı itibarıyla, bir manastır ya da konaklamaya uygun bir yer olduğu izlenimi vermektedir.

Biraz önce sözünü ettiğim gibi, yerel halk, buraya “Bezirhane” ismini vermiş. Çünkü: eski dönemde, zeyrek bitkisinden, burada Beziryağı imal ediliyormuş.

Bu yer altı şehrinden, yaklaşık 150 metre uzaklıkta, ikinci ve üçüncü yer altı şehirleri bulunuyor. 25-30 metre yüksekliğindeki kayalar içine oyulmuş bu yer altı şehrinin genişliği 12 metre ve uzunluğu 70 metredir.

İçinde ise, 4 salon ve 8 oda var. Özellikle, giriş bölümündeki; kral tahtına benzeyen, özel bölmeli odalar bulunmaktadır.

Aksaray

Aksaray

Burada: üç gün kaldım. İlk aklımda kalanlar: şehir merkezinde güzel bir restoranda yenilen güzel bir yemek, sonra anayol üzerindeki birçok insanımız tarafından bilinen otobüs mola yerleri ( Ağaçlı Tesisleri ) ve modern bir şehir ve tüm bunların yanında: şehir yakınlarında, göl kıyısındaki piknik yeri ve elbette: Ihlara vadisi.

Aksaray

ULAŞIM

Şehir: E-90 kara yolu üzerindedir. Şehre her giriş noktasında “Welcomme to 68 Aksaray” yazmaktadır.

Aksaray-Niğde arasındaki uzaklık; 121 km. Aksaray-Ankara arasındaki uzaklık: 225 km. Aksaray-İstanbul arasındaki uzaklık: 674 km. Aksaray-Nevşehir arasındaki uzaklık: 75 km. Aksaray-Konya arasındaki uzaklık: 148 km. Aksaray-İzmir arasındaki uzaklık: 688 km. Aksaray-Antalya arasındaki uzaklık: 465 km.

Aksaray ilinin, yakın yerleşim yerlerine olan uzaklıkları ise şöyledir: Aksaray-Ihlara arasındaki uzaklık: 45 km. Aksaray-Sultanhanı arasındaki uzaklık: 40 km. Aksaray-Helvadere arasındaki uzaklık: 28 km. Aksaray-Selime arasındaki uzaklık: 28 km. Aksaray-Akhisar arasındaki uzaklık: 11 km. dir.

Aksaray

TARİHİ

Aksaray ve çevresindeki ilk yerleşimcilerin, Neolitik çağda ortaya çıktıkları bilinmektedir. Bölgede bulunan “Acemhöyük” kazılarında: Asurlu tüccarların bölgeye gelerek ticaret yaptığına dair buluntular ele geçirilmiştir. Acemhöyük’ün en parlak dönemleri ise, MÖ.2000 yıllarında yaşanır. Hitit medeniyetinde “kurşaura”, Roma döneminde “Archelais garsaura” olarak geçer. MS.6.yüzyılda ele geçen bir sikkede “aqsara” ismiyle anılır. Yani, bugünkü şehir isminin, Türklerin egemenliğinden önce de, yörede kullanıldığı sanılıyor.

Aksaray: 1142 yılında, Selçuklular tarafından ele geçirilir. 1470 yıllarında ise, Osmanlılar bölgede görülür. Bu ara dönemde ise: İlhanlılar, Danışmentler ve Karamanoğlu Beyliği var. 1470 yılında, İshak Paşa, bölgeyi ele geçirir ve Osmanlı hakimiyetine sokar. Bunun üzerine, İstanbul’un Türkleşmesi için, Aksaray halkının büyük bölümü: İstanbul’a nakledilirler. İstanbul’daki: Aksaray, Laleli, Kurtuluş ve Ortaköy semtlerinin, bu sırada Aksaraylılar tarafından kurulduğu söylenmektedir.

1920 yılına gelindiğinde, Aksaray’ın il olduğu görülür. 1933 yılında ise, vilayet statüsü biter ve Niğde iline bağlı bir ilçe olur. 1989 yılında ise, yine il olur.

Bu arada: şehre “Aksaray” isminin verilmesinin nedeni hakkında: “Bir zamanlar, Selçuklu Sultanının çok sevdiği kızı  hastalanır. Ülkenin tüm hekimleri, saraya çağırılır  ama kızın hastalığı anlaşılamaz. Kız “ah saray” diye inlemektedir. O sırada, saraya, derviş kılığında bir adam gelir. Sultandan izin alır ve hasta kızı görür, konuşturur.

Sevda kelimeleri geldikçe, kızın nabzının hızla arttığını hisseder. Bunun üzerine, kızın sevdalı olduğunu anlar. Kız: saraydan kurtulup sevdiğine kavuşamayacağını düşündükçe, “Ah Saray” diye inlemektedir. Derviş, kızın babası Sultan’ın huzuruna çıkar ve durumu anlatır. Bunun üzerine, Sultan, kızının sevdalısı genci bulur, saraya getirttirir ve bunları evlendirir. Böylece: genç kızın “Ah Saray” iniltileri “ Aksaray” a dönüşür.

Aksaray

GENEL

Coğrafi bölge olarak, İç Anadolu’nun, Kızılırmak kesimindedir. Bölgede: Hasandağı, Melendiz ve Ekecik gibi, volkanik dağların oluşturduğu platolar yoğunluktadır. Batıda ise, Konya ovasının bir bölümü, Aksaray sınırları içine girer.

İl merkezinin, denizden yüksekliği: 980 metredir.

Bitki örtüsü: yarı kurakçıl bitkiler şeklinde gelişmiştir. İklim durumu ise: yazları sıcak ve kurak, kışları ise, yağışlı bir iklim bölgede hakimdir.

Yörede, düzenlenen etkinlikler şunlardır: Temmuz ayı içinde: Ihlara Kültür ve Turizm Festivali, Eylül ayı başında: Yunus Emre Anma Günleri, Temmuz ayının sonlarında: Saratlı Kültür ve Sanat Etkinlikleri Festivali  düzenlenmektedir.

Aksaray ilinin en büyük özelliklerinden birisi: burada yaşayan insanların büyük bölümünün, bir zamanlar yurt dışına gitmiş olmalarıdır. Özellikle: İngiltere. Evet, burada yaşayanların ailesinden, en az iki kişi, yurt dışındadır. Yani, halkının % 70’i Avrupa görmüştür.

Yazın, bu gurbetçilerin şehre gelmesiyle, şehirde kışın yaşayan nüfus birden artar. Kışın: akşam saat: 07.00 gibi boşalan sokaklar, yazın akşam saat: 02-03.00’e kadar kalabalıktır.

Şehirde, 1980’li yıllarda kurulmuş olan “Mercedes Benz” fabrikası, kamyon üretimiyle, öne çıkmaktadır. Bu kamyon fabrikasının şehirde kurulmuş olması, şehrin öne çıkmasını sağlamıştır.

AĞAÇLI TESİSLERİ

Burası, Kapadokya’ya açılan bir kapı konumundadır. Ihlara vadisine 35 km. uzaklıktadır. Tesislerde: Türk mutfağı, fast-food bölümü ve alışveriş için bir çarşı bulunuyor. Ayrıca: burada 92 oda ve 225 kişi kapasiteli bir de toplantı salonu bulunan konaklama tesisi var. İlginç ve güzel bir yer. Buradan söz etmemin nedeni: ülkemizde yaşayan birçok insanın, mutlaka bir şekilde buraya uğramış olmasıdır. Ben birkaç kez uğradım, güzel, temiz bir tesis.

Aksaray Tuz Gölü

TUZ GÖLÜ

Türkiye’nin en büyük ikinci gölüdür. Koçhisar gölü olarak da bilinir.

Uzunluğu: 400 km. dir. Göl çevresi: bataklıklarla çevrilidir. Bataklık dışında kalan araziler ise, çoraklaşmıştır. Gölün en derin yeri: 1 metredir ki çoğu yerde 0.5 metre bile değildir. Yani, büyüklüğüne karşı, ülkemizin en sığ göllerinden biridir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: 899 metredir.

Ülkemizin en az yağış alan yöresinde bulunduğu için, akarsu bakımından çok fakirdir. Aşırı buharlaşma nedeniyle de, gölün tamamına yakın kısmı, yazın kurur. Kuruyan bu bölgelerde: 30 cm. kadar ulaşan, tuz tabakası oluşuyor. Dolayısıyla, ülkemizin tuz ihtiyacının büyük bölümü (% 64 lük bölümü) buradan karşılanmaktadır.

Göl: aynı zamanda, kuş varlığı bakımından, ülkemizin en zengin göllerinden biridir. Kışın, birçok kuş için, kışlama alanıdır. İlkbaharda, göl içinde oluşan adalar ve bataklıklarda, birçok kuş türü kuluçka yapmaktadırlar. Özellikle: flamingo türü kuşların, en önemli kuluçka alanıdır. Gölün orta kesimlerinde, 5-6 bin yuvadan oluşan, dev kuluçka kolonileri bulunmaktadır.

Tuz gölü

Kıyısından geçerken, mutlaka küçük bir mola verin. Hatta, ayakkabılarınızı çıkarıp, tuz gölünün kıyısında, küçük bir gezinti yapın. Hatta, göl kıyısında, uzun bir yürüyüşe bile çıkabilirsiniz. Burada ilginç bir konudan daha söz etmek istiyorum. Göl kıyısındaki köylerde: kavun ve karpuz tarlaları göreceksiniz.

Tuz yoğunluğunun bu kadar fazla olduğu göl kıyısında yetiştirilen: bu kavun ve karpuzları tadarsanız, ne kadar tatlı olduklarını görüp şaşıracaksınız. Ayrıca: göl kıyısındaki bu köylerde: pek çok çömlekçi bulunuyor ve buralardaki ustalar: su kavanozları üretiyorlar ki, bunları, dünyanın başka herhangi bir yerinde bulmak mümkün değil.

Evet, Tuz gölü: yapılan araştırmalara göre, 1915 yılından bu yana % 85 oranında küçülmüştür. Bu şekilde küçülme devam ederse, 2015 yılında, göl tamamen yok olacaktır.

 

HASAN DAĞI

Aksaray il merkezine, 28 km. ve Ihlara’ya 15 km. uzaklıktadır.

Orta Anadolu bölgesinin, en yüksek ikinci dağıdır. Yüksekliği: 3268 metredir. 1750 metrelik yüksekliğe kadar, meşe ormanlarıyla kaplıdır. Anadolu’da, silüeti en güzel  dağ olarak bilinir. Ulaşım ise, rahattır. Çünkü: E-90 karayolunun hemen kenarında bulunmaktadır.

Turizm Bakanlığı tarafından, Turizm merkezi olarak ilan edilen Hasan Dağında, dağcılık ve yürüyüş yapmak mümkün. Zirvede bulunan Helvadere köyüne, 2 km. uzaklığında bulunan dağ evinden, muhtemelen 9 saatlik bir yürüyüş ile çıkabilirsiniz. Burada: muhteşem güzellikteki göleti görebilir, dağdan çıkan kaynak suyundan içebilirsiniz. Bu arada, Helvadere köyünde, antik Nora şehrini görebilirsiniz.

AKSARAY ÜNİVERSİTESİ

2006 yılında açılmıştır. Üniversite bünyesinde: 4 fakülte, 2 yüksekokul, 5 meslek yüksek okulu bulunmaktadır. Bu eğitim kurumlarında: 6930 öğrenci bulunmaktadır. Akademik kadrolarda ise: 434 öğretim elemanı görev yapmaktadır.

NE YENİR. NE İÇİLİR

Aksaray yöresinde: yerel tatlardan denemek isterseniz: bamya çorbası ve un-su ve kaymaktan yapılan çiğleme yiyebilirsiniz. Ayrıca: çılbır (kırılmış yumurta, sarımsaklı yoğurt ve su içinde haşlanıyor), mıhlama ve Aksaray tava yiyebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Aksaray Taşpınar yöresinden: halı satın alabilirsiniz.

Aksaray

GEZİLECEK YERLER

Aksaray Kültür Evi

AKSARAY KÜLTÜR EVİ

Şehirde, ilginç bir yapı var. Kısaca bilgi vereceğim, ilginizi çekerse, ziyaret edebilirsiniz. Burası: 1930 yılında yapılan, Vali konağı. Tamamı kesme taştan yapılmış, 2 katlı ve 5 odalı, 2 salonlu. Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmış, ender güzellikteki yapılardan biri.

Son yıllarda, yeni Vali konağı yapılınca, burası, valilik tarafından terk edilmiş. 2007 yılında ise, Aksaray kültürünü, geleneklerini, göreneklerini, yaşam tarzını, sosyal hayatını yansıtan, bir müze haline getirilmiş. Ama, geleneksel müzecilik anlayışı dışına çıkılarak, her odada, ayrı bir kültür yansıtılmış ve bu durum heykellerle desteklenmiştir. Kültürevinde, yaklaşık 31 heykel bulunuyor. Kullanılan eşyaların tümü ise, vatandaşlardan hibe olarak alınmış.

Aksaray Müzesi-Zinciriye Medresesi

AKSARAY MÜZESİ- ZİNCİRİYE MEDRESESİ

İl merkezinde, Zincirli Mahallesindedir. Karamanoğlu Yahşi Bey tarafından, 1336-1338 yılları arasında yaptırılmıştır.

Anadolu’nun ilk üniversitelerindendir. Somuncu Baba, Yusuf Hakiki Baba, Ak Şemseddin gibi, büyük İslam alimleri, burada dersler vermişlerdir.

Plan olarak: kesme taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiş, dört eyvanlı, üzeri kubbe ile örtülü, 8 bölmeli ve üstü açık avluludur. Ortadaki büyük revağın, tam ortasında, medresenin su ihtiyacının karşılandığı büyük bir kuyu bulunmaktadır. Bu kuyuda bulunan zincirden dolayı, buraya “Zinciriye Medresesi” ismi verilmiştir.

Giriş: doğu bölümündeki taç kapıdandır. Bu kapı: basık kemerlidir. Yapı: 15.yüzyıl ortalarında yapılmış ve 20.yüzyıl başlarına kadar, medrese olarak işlevini sürdürmüştür. 1940 yılından sonra ise, 1955 yılına kadar cezaevi olarak kullanılmıştır. Çakırcalı Mehmet Efe: bu cezaevinde yatmış ve tünel kazarak firar etmiştir. Bu tarihi bina, bir süre sonra terk edilmiştir.

1969 yılından sonra ise, müze olarak faaliyete geçmiştir. Müzede: 1997 yılı sonu itibarıyla: satın alma, bağış ve Aksaray ili sınırları içinde yapılan arkeolojik kazılar sonucu elde edilmiş, toplam: 6134 eser bulunmaktadır. Bunlardan: 2022 tanesi arkeolojik eserdir.

Müze

Birbiriyle, koridorlarla bağlanan 4 teşhir salonundan oluşuyor. Bu salonlar: Etnografya, Arkeoloji, Mumyalar ve Üzerinden çıkan eserlerin sergilendiği salonlardır. Bahçede ise, küpler sergileniyor.

Müzede: Güvercinkaya yerleşkesinden getirilen 24 parça eser bulunmaktadır. Kalkolitik dönemden kalma bu eserler arasında: obsidyen’den kesici aletler, çanak-çömlek, sürtme ve öğütme taşları, kemikten bız ve süs eşyaları, pişmiş topraktan hayvan ve insan figürleri bulunmaktadır.

Acemhöyük kazısında ise, ortaya çıkarılan 819 eser, yine müzede sergileniyor. Bunlar: pişmiş topraktan riton, testi, kapaklı vazo, ağırşak, damga, mühür ve bullaları, kemikten alet, mühür ve aplikleri, taştan el baltası, fayanstan ve pişmiş topraktan hayvan figürleri, kaya kristalinden objeler var. Ayrıca: altın ve gümüz küçük buluntular ile bronz iğneler müzede müzede sergilenmektedir.

Evet, bunların dışında, Müzede: Darphane (Melik Mahmut Gazi Hangahı) kazısında bulunan: 11 Selçuklu dönemi eseri ve başkaca, yörede bulunan arkeolojik eserler sergileniyor.

ETNOĞRAFYA SALONU

Aksaray çevresinden toparlanmış: etek, bindallı, cepken ve kaftan gibi giyim eşyaları, süs eşyaları, halılar, çorap, para kesesi, kılıç ve silahlardan oluşan, 584 eser sergileniyor.

Sikke Bölümünde: Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait: altın, gümüş, bronz ve bakır madenlerinden yapılmış,. Toplam 3528 sikke sergileniyor.

Aksaray Müzesi

Evet, müze gezisinde

Mutlaka görmenizi önereceğim obje: Aşıklı Höyükte bulunun ve dünyanın en eski kafatası ameliyat izlerini taşıyan, genç bir kadına ait kafatasıdır. Ayrıca: müzede, Mumyalar Bölümünde bulunan mumyalar: 10. ve 13.yüzyıllardan kalma, Çanlı Kilisenin içinden ve çevresinden çıkarılmışlardır. Bunların içinde : çocuk ve yetişkin mumyaları yanında bir de kedi mumyası bulunuyor.

Mumyaların üzerinden çıkarılanların sergilendiği bölümde ise: mumyalarla birlikte bulunan: cam bilezik, boncuk, metal yüzük, kolye, giysi, kefen parçaları, tarak,  patik ve fes gibi kişisel eşyalar ve elle yazılmış İncil ve çeşitli yazma eserler de görülebilir.

Aksaray Ulu Cami

ULU CAMİ

Şehir merkezinde, yığma bir tepe üzerinde: 1408-1409 yılları arasında, Kılıçaslan’ın oğlu Rükneddin Mesut tarafından yaptırılmıştır. Sultan Mesut’tan sonra hükümdar olan oğlu II. Kılıçaslan, babası tarafından yaptırılan camiyi genişlettirmiş, abanoz ağacından yapılan muhteşem minberine, babasının adı yanına kendi adını da yazdırmıştır. Özellikle, bu minber: yazının, sedef kakmacılığının, ince ağaç işçiliğinin ve süslemenin her çeşit inceliğinin bir arada kullanıldığı bir sanat eseridir. Bu minber: Hoca Anüştekin tarafından, Sultan I. Mesut zamanında yapılmıştır.

Minaresi: 1925 yılında yapılmıştır.

KIZIL (EĞRİ) MİNARE

Şehir merkezindedir. 1221 yılında; Selçuklular döneminde; Sultan I. Gıyasettin Keyhüsrev tarafından yaptırılmıştır.

Kırmızı tuğladan yapılmış olduğu için, Kızıl Minare olarak da isimlendirilmektedir. Yanında göreceğiniz cami, sonradan yapılmıştır.

Minare: dört köşe bir kaide üzerindedir. Silindirik gövdeli, ince bir silme ile, iki kısma bölünmüştür. Alt kısım: zikzak, üst kısım ise: mavi ve yeşil, çini mozaiklerle süslenmiştir. Ancak, bu tarih hazinesi yapı: yıkılma tehlikesine karşı, çelik halatlarla bağlanmış. Çünkü: yer çekimine meydan okurcasına yaptırılan bu Selçuklu eseri: ekseninden 27 derece eğiktir. Yüksekliği ise: 35-36 metre civarındadır.

Minare, yıkılma tehlikesine karşı: 1973 yılında, çelik halatlarla bağlanmıştır.

Aksaray Somuncu Baba Türbesi

SOMUNCU BABA TÜRBESİ

Şehir merkezinde, II. Kılıçaslan Tepesi eteğinde, Ervah mezarlığı içindedir. Bu açık türbe, Şeyh Hamid-i Veli’ye aittir. Türbe: 1412 yılında yapılmıştır. Yapıdan günümüze ulaşan, 2 tane mezar taşı vakfiyesi bulunmaktadır.

Türbenin girişinde ise bir yazı var: “ Ne kahrı düşman elinden, ne lütfu tanıdıktan bil. İşlerini Hakka havale et, onları Allah’tan bil”

Somuncu Baba: Hacı Bayram-ı Veli’yi: Aksaray’a çağırtır ve geldiğinde, ona “vefat zamanının geldiğini” söyler. Hacı Bayram-ı Veli: 18 yıl, burada, Şeyhinin hizmetinde bulunarak eğitim alır. Daha sonra, Fatih Sultan Mehmet’in hocalığını yapar.

YEŞİLOVA (ACEM HÖYÜK) 

 Acemhöyük hakkındaki ayrıntılı yazımı, yine bu sitede bulabilirsiniz. 

 

ÖRESİN HAN (TEPESİ DELİK HAN)

Aksaray-Nevşehir karayolu üzerinde ve il merkezine 21 km. uzaklıktadır. Anadolu’da sadece iki örneği bulunmakta olan bu yapı: hükümdarlara misafirhane, sığınak, borsa, ticaret işlerinin görüşüldüğü bir merkez olarak öne çıkmaktadır.

Dikdörtgen bir plana sahiptir. Duvarları: yığma olarak inşa edilmiştir. Kesme taş ile kaplıdır. Taç kapısı ve ön cephesi yıkık, kitabesi yoktur. Bu yüzden: 1264-1283 yılları arasında yapıldığı düşünülmektedir.

Buranın, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restorasyonu yapılmış ve bir ihale ile, restoran olarak kullanılmak üzere özel sektöre kiraya verilmiştir. Kervansaray restoran adıyla, burada hizmet veren bir işletme var.

ALAYHAN

Aksaray-Nevşehir-Kayseri karayolu üzerinde, 22’nci km.de, Alayhan köyünün, 3 km. doğusundadır. Kapı üzerinde bulunan “çift gövdeli ve tek başlı aslan figürü” mutlaka görülmelidir.

Han yapısı: sağ ve solda, yedişer bölümden oluşmaktadır. Ancak: bütün kubbeler, tonozlar ve hanın üzerinde bulunan gözetleme kulesi yıkılmıştır. Ayakta kalan kısımlardan anlaşıldığına göre: yapı girişten itibaren, 6 sıra halinde, 24 ayaktan oluşmaktadır.

Moloz taşlarla, yığma olarak inşa edilmiştir. Düzgün kesme taşla kaplanmıştır. Taç kapı, sadedir. Mimari ve süsleme şekillerinden, yapının: 12.yüzyıl sonları veya 13.yüzyıl başlarında yapıldığı sanılmaktadır.

Evet, günümüzde tam ortasından karayolu geçirilmiş ve han, tam bir harabe durumundadır.

Aksaray Aşıklı Höyük

AŞIKLI HÖYÜK

İl merkezinin 25 km. güneyinde, Kızılkaya köyündedir. Ihlara vadisinin, 4.5 km. kuzeydoğusundadır. Orta büyüklükte bir höyüktür.

Höyük: tarıma elverişli bir ova yanında ve Melendiz ırmağının kenarında kurulmuştur. Doğal oluşum sonucu, çevrede çok sayıda “doğal cam-volkanik cam” denilen “obsidiyen” yatakları var.

Bu höyükte yaşayan insanlar: binlerce yıl önce, alet ve silahlarını yapmak için, bu obsidiyen kaynakları kullanmışlar, bu hammaddeyi, çevredeki diğer yerleşim insanlarına satarak ve değiş-tokuş yaparak ticaretin başlamasına neden olmuşlardır. Çünkü: Kıbrıs, Suriye, Irak ve Filistin bölgelerinde, obsidiyen aletler bulunmuştur.

Burada: 1989 yılından bu yana arkeolojik kazılar yapılıyor. Çünkü: Mamasın Baraj gölünün su seviyesi yükseldiğinde, Aşıklı Höyüğün, kısmen batı ve kuzey yamaçları, su altında kalacaktır.

Burada: Anadolu’daki ilk köy yerleşimi, yani günümüzden on bin yıl öncesine ait köy yerleşimi bulunmuş olup, bu özelliği ile ön plana çıkmaktadır. Burada bulunan kültürün benzeri: henüz bulunamamıştır. Burada: 10.000 yıllık, damından girilen neolitik bir ev tipi kullanıldığı anlaşılmıştır.

Aşıklı insanları: günümüzden binlerce yıl önce, ölülerini, konutlarının altına açtıkları çukurlara gömmüşlerdir. Aşıklı’da yaşayan insanlar, ilk kez, burada: buğday, arpa ve mercimek tarımı yapmışlardır. Ancak, yoğun olarak avcılık ile uğraşmışlardır. O dönemlerde, Melendiz vadisinde bulunan: yabani koyun, domuz, keçi, sığır, geyik, tavşan ve kuş gibi hayvanları, yoğun olarak avlamışlardır.

Aksaray Ihlara Bölgesi

IHLARA BÖLGESİ 

Ihlara vadisi bölgesi, Aksaray şehir merkezine 45 km. uzaklıktadır. Yol: düz ve asfalttır.

Öncelikle, Ihlara vadisinin nasıl oluştuğu hakkında kısa bilgi vermek istiyorum: Vadiye yakın Hasan dağı yükseltisi oluştuğunda, havzalar oldukça alçakta kalmıştır. Daha sonra, Hasan dağı, volkan püskürttüğünde, tektonik hareketler sonucu, çevre yüzeyinde büyük bir volkan tabakası oluşur. Bu volkan tabakası: rüzgar, erozyon ve  diğer doğal etkenler sonucu aşınır ve Selime ile Yaprakhisar bölgelerindeki, değişik görünüm ve renklerdeki “Peri bacaları” ortaya çıkar. Ihlara Vadisi boyunca ilerleyen “Melendiz Çayı” da, kanyon vadisinin tabanını oyarak, büyük bir derinlik kazandırır. Yer yer; 100 ve hatta 120 metrelere kadar ulaşan bu derinlik; vadiye farklı bir görüntü veriyor.

Aksaray Ihlara Bölgesi

Evet: Ihlara vadisi içinde, 5000 yerleşim yeri ve 105 kilise bulunmaktadır. Bugün görülebilen 14 kilise mevcuttur. Bunlardan, 10 kadarı, canlılığını ve renk uyumunu korumaktadır.

Bölgenin eski adı: “Peristremma”dır. Bu kadar yoğun kilise yapılaşmasının nedeni hakkında; aşağıda yine kısa kısa bilgiler vereceğim.

Aksaray Ihlara Bölgesi

Bölge

Hıristiyanlığın ilk yıllarında, önemli bir dini merkez olmuştur. Kayserili Basilus ve Nazianzoslu Gregorius gibi mezhep kurucuları, 4.yüzyılda, burada yetişmişlerdir. Bu şahıslar: Mısır ve Suriye sisteminden ayrı bir manastır hayatı geliştirmişler ve böylece: Yunan ve Slav sistemleri ortaya çıkmıştır.

Gregorius’un yetiştiği kayalık bölge: Manastır ruhuna uygun, kayalara oyulan kiliseler şeklinde yoğunlaştı. Ihlara vadisinde, kayalara oyulmuş bu freskli kiliseler: günümüze kadar korunarak gelmiş ve dünyada eşine rastlanmayan bir tarihi hazine olarak ziyaret edilmektedir.

Aksaray Ihlara Bölgesi

Hıristiyanlığın ilk yıllarından itibaren, kayalara oyularak oluşturulan bu kiliseler: 14 km. uzunluğunda, Ihlara’dan Selimiye’ye kadar devam eden “Ihlara Vadisi” nin içindedirler.

Burada bulunan kiliselerden, sadece 2 tanesinin yapılış tarihleri belirlenebilmiştir. Bunlar: Direkli Kilise (976-1025) ve Saint Georges Kilisesi (1283-1295) dir. Özellikle: Saint Georges kilisesi: yapıldığı dönemin sanatsal özelliklerini taşımaktadır. Hatta, bir Selçuklu Sultanının elbisesini gösteren resim bulunması: buranın yani kilisenin, Türk hükümdarının himaye ve yardımları ile yapıldığının kanıtıdır.

10.yüzyılda, Bizanslılar: Toroslar ve Kilikya bölgelerinde, yeniden hakim olmaya başlayınca: Ihlara bölgesinde, yeni yeni kiliseler de yapılır. Özellikle: Bahaeddin Samanlığı, Sümbüllü ve Direkli Kiliselerin resimleri, bu dönemde işlenmiştir. 11.yüzyılda inşa edilen kiliseler ise: Ala kilise, Akhisar’daki Çanlı kilise ve Karagedik kilisesidir. Eski kiliselere, bu dönemde, yani 11.yüzyılda, yeni resimlerin ilave edildiği de görülmektedir.

11.yüzyılda, Selçuklular bölgeye gelince, kilise kültürü son bulur. Fakat, bölgedeki dini hayat devam eder. Bölgedeki dini kilise hayatı, ancak, mübadele sonrasında, 1924 yılında tamamen biter.

Vadi içinde: Melendiz çayı akıyor.

Aksaray Ihlara Bölgesi

Ihlara bölgesine geldiğinizde

özel aracınız ile geldiyseniz, aracınızı bırakabileceğiniz otopark var, burada aracınızı bırakın ve müze gişesinden, giriş biletinizi alın. Vadiyi gezmek için size ayrılan zaman: 08.30 ile 19.30 arasındadır. Önce: seyir terasından çevreyi inceleyin ve sonra kanyonun içine inin. Birçok basamaklı merdiveni inip, Melendiz çayının kıyısına geldiğinizde, patika yol kıyısındaki  tabelalar, hangi kiliseye gitmek istiyorsanız, sizi yönlendiriyor.

Burada gezebileceğiniz birçok kilise: patika ve kayalar üzerinde olduğundan, rahat kıyafet ve özellikle ayaklarınızda spor/lastik tabanlı ayakkabı bulunması çok önemli. Ayrıca: gerek merdivenler ve gerekse kilise yapılarına inip-çıkarken mutlaka terleyeceksiniz, buna göre tedbirli olmanızda yarar var. Vadinin tamamını yürüyerek dolaşmanız, yaklaşık 5 saat sürmektedir.

Aksaray Ihlara Vadisi Gezi Planı

IHLARA VADİSİ GEZİSİ PLANI

Gezerken bir ipucu: Ihlara köyünden itibaren, Melendiz ırmağının sol tarafını takip ederek ilerleyin. Belisırma köyünden itibaren ise, ırmağın sağ tarafını izleyin. Vadinin çıkışında: Yaprakhisar köyüne ulaşın, köyde çok sayıda Bizans Manastırı görebilirsiniz. Yaprakhisar köyünün devamında ise, Peri bacalarıyla çevrili, Selime var.

Aksaray Eğritaş Kilisesi

EĞRİTAŞ KİLİSESİ

9.yüzyılda yapılmıştır. Vadinin en eski yapılarındandır. Çok büyük bir tapınak şeklinde inşa edilmiştir. Batı yönündeki bir bölümü, yıkılarak yok olmuştur. 2 katlı olarak yapılan yapıda, ana yapının altında cenaze törenlerinin yapıldığı bölüm ve bu bölüme açılan mezar odaları bulunmaktadır. Bu odalarda mezarları görebiliyorsunuz. Ancak, 2 katlı olarak yapılmış olsa da, iki katı birbirinden ayıran ahşap zemin, sonradan çökmüştür.

Doğu duvarındaki bir kitabeden: kilisenin “Meryem” e ithaf edildiği anlaşılmıştır.

Bunun dışında, yapıda bulunan fireskolarda işlenen konular: iki melek arasında oturan İsa, iki melek ve 6 piskopos arasındaki Meryem, Hz. Yusuf’un rüyası, Mısır’a kaçış, vaftiz, Kudüs’e giriş. Bunlar, oldukça yıpranmış olmalarına rağmen, boyalarının çok renkli ve canlı oluşları dikkat çekiyor.

Aksaray Kokar Kilise

KOKAR KİLİSE

10.yüzyılda yapılmıştır. Haç planlı ve tek katlıdır. Yapıya giriş: yıkılmış olan apsisinden sağlanmaktadır. Tek katlıdır ve kayanın içine, uzunlamasına oyulmuştur. Sonradan, kaya içine oyulan, 2 cenaze salonu ile, kilise, batıya doğru uzatılmıştır. Bu bölümde, zeminde mezarlıklar görülmektedir.

Freskolarında işlenen konular oldukça zengindir. Bunlar: son yemek, çarmıha gerilme, Mesih’in defnedilişi, göğe çekilme, havarilerin görevleri. Bu resimlerde: gri ton hakimdir. İyi korunmuş olan kubbenin tam ortasında, İsa’yı sembolize eden büyük bir haç motifi bulunmaktadır. Çevresinde ise, havariler bulunmaktadır.

Kilisede, 2 mezar odası var. Bu odalardaki süslemeler, kırmızı boya ile yapılmış ilk örnekler olarak öne çıkıyorlar.

PÜRENLİ SEKİ KİLİSESİ

Ağaçlı kilisesi ile aynı istikamettedir. Ihlaraya doğru, yaklaşık 300 metre uzaklıktadır. Irmak seviyesinden ise, 30 metre yukarıdadır. Çevresinde yetişen “püren” isimli ot nedeniyle, yöre halkı tarafından, bu isim verilmiştir.

10.yüzyılda yapılmıştır. Kayaya oyulmuş 4 bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünden sonra, büyük salona ve buradan da, diğer salonlara geçilmektedir. Salonlardan biri, cenaze tören salonu olarak da kullanılmıştır ve bu salonun zemininde, mezarlar bulunmaktadır.

Zeminde: mezarlar var. Fireskolarda: Peygamberlerin kehaneti, Meryem ve piskoposlar, müjde, ziyaret, çobanların tapınması, İsa’nın çocukluğu ve İncil’den çeşitli sahneler işlenmiştir.

DANİEL KİLİSESİ- AĞAÇALTI KİLİSESİ

Vadi içinde, vadiye giriş merdivenlerinin güney kısmındadır. Kiliseye: yıkık olan ana apsisten girilebilmektedir.

Burası, son dönem Roma ve Sasani etkisindedir. Yani, buradaki resimler, daha yoğun doğu havası taşımaktadır. Danyal Peygamberi: aslanlar arasında gösteren ve oldukça tahrip olmuş fresklere dayanılarak: Daniel kilisesi olarak da isimlendirilmektedir.

Aziz tasvirleri: Kapadokya ve Bizans tipinden çok ayrıdır. Kilisenin planı gereği: 5. veya 6.yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Haç planlıdır. Kubbeli bir yapıya sahiptir. Büyük kubbede, iyi korunmuş durumda çeşitli dini tasvirler var.

Diğer bölümlerdeki freskolarda: vahiy, ziyaret ve  doğum, Mısır’a kaçış, Hz. İsa’nın vaftizi ve Hz. Meryem’in ölümü işlenmiştir. Kubbedeki freskolarda ise, göğe çekilme sahnesi işlenmiştir. Kilisenin içinde, Batı kolunda: geometrik ve bitkisel süslemeler ile yukarıda sözünü ettiğim, Danyal Peygamberi, aslanlar arasında gösteren bir sahne var.

Ayrıca: bu kilisede “Göklerin Dürülüşü Sahnesi” betimlenen bir fresk var. Bu resimde: ortadaki İsa, baş aşağı görülmektedir. Bu sahne: İsa’nın Yüceleştirilmesi yani Apoheosis olarak adlandırılıyor. Tanım olarak: madalyonun içindeki bir İsa figürünün, melekler tarafından, göğe yükseltilmesi anlatılıyor.

Aksaray Sümbüllü Kilise

SÜMBÜLLÜ KİLİSE

Vadinin sol tarafındadır. Yapıya bu isim, çevresinde yetişen sümbül çiçeklerinden dolayı, yöre halkı tarafından verilmiştir. Irmak seviyesinden, 20 metre yüksektedir.

10.yüzyılda yapılmıştır. Mekanlar: kaya kütlesine, 2 kat halinde oyulmuştur. Dış yüzü düzeltilerek, dekoratif bir görünüm kazandırılmıştır. Giriş kapısı: doğal etkenler ile doldurulmuş olan kiliseye, günümüzde, dar bir pencereden girilebilmektedir. Orta kubbe, oldukça tahrip olmuştur.

Bu yapıdaki freskolarda işlenen konular: Mikail ile Cebrail arasında Meryem, İsa ve fırında 3 İbrani genci ile azizlerin tasvirleri. Ancak: bu aziz tasvirleri: Kapadokya ve Bizans tiplerinden farklıdır. Göreme ve diğer kiliselerde rastlanmayan özellikler ve ifadeler vardır. Bütün resimlerde, İncil sahnelerinin sembolik bir üslupla gösterildiği dikkat çekmektedir.

YILANLI KİLİSE

9.yüzyılda yapılmıştır. Kilisenin ana girişi yıkılmıştır. Günümüzde, kiliseye yıkılın giriş koridorunun sonundaki bir bölümden girilmektedir. Bu kilise: gerek planı ve gerekse fresklerinin konusu bakımından, vadideki diğer kiliselerden farklılık gösterir.

Yapının: kuzeyinde ve güneyinde: dar haç kolları var. Tavanı: kabartma bir haçla bezenmiş.

Yapıdaki fireskolarda işlenen figürler: çarmıhta İsa, Kudüs’e giriş, Mısırlı Meryem’in gömülmesi, ziyaret. Bu fresklerde: İncil’de yer alan konular yanında, diğer kiliselerdekinden farklı olarak, öteki dünya ile ilgili konulara yer verilmiştir.

Kuzey duvarındaki şapelin içinde: keşiş mezarları var.

Batı duvarında: yılanların saldırısına uğramış, 4, çıplak ve günahkar kadınla ilgili sahneler nedeniyle, kiliseye “yılanlı kilise” adı verilmiştir. Sekiz yılanın saldırısına uğrayan birinci kadına ait kitabe tahrip olduğundan suçu anlaşılmamaktadır. Yılanlar: ikinci kadını, çocuğunu emzirmediği için göğsünden, üçüncü kadını yalan söylediği için ağzından, dördüncü kadını, itaat etmediği ve söz dinlemediği için, kulaklarından ısırmaktadırlar. Aynı duvar üzerinde bulunan “Son Yargı” sahnesi de dikkat çekicidir. Burada: 24 din görevlisi ve Sivaslı yani Sebaste’li 40 şehidin portreleri bulunmaktadır.

Bu sahneler  değerlendirildiğinde,

Buranın “Kadınlar Manastırı” olduğu sanılıyor. Kilisedeki son akşam yemeği sahnesinde Şeytanın da yer alması, ressamın doğruluğu kabul edilmeyen İncillerin etkisinde kalmasına bağlanıyor. Yani, bir anlamda, ressamlar Şeytana uymuşlardır.

Kilisede, bir de “Müjde” sahnesi var. Burada: din adamı kıyafetli bir baş melek görülüyor. Ancak, müjde sahnesi olabilmesi için: karşısında, kompozisyonu tamamlayacak bir “Meryem” figürü bulunması gerekiyor. Çünkü: ülkemizdeki kilise yapılarında, müjde sahnelerinde “Melek ve Meryem” hep aynı kare içinde görülmektedir. Ancak, böyle iki figürün, karşılıklı olabileceği kompozisyonlar, sadece “Sicilya” adası kiliselerinde görülüyor.

Aksaray Yaprakhisar Bölgesi

YAPRAKHİSAR BÖLGESİ

Güzelyurt ilçesine bağlı olan Yaprakhisar köyü: Ihlara vadisinin bitimindedir. Sarp kayalıklar üzerinde kurulmuştur. Burada: mağaralar, mabetler ve barınaklar bulunmaktadır.

Aksaray Yaprakhisar Köprüsü

YAPRAKHİSAR KÖPRÜSÜ

Yaprakhisar köyündedir. Üç gözlü ve kemerli olarak, kesme taştan yapılmıştır. Melendiz çayı üzerindedir. Köprünün kitabesi bulunmadığından: kim tarafından ve ne zaman yapıldığı belli değildir. Günümüzde, kullanılmaktadır.

KALE YAPISI

Burada, bir yamaçta, 200 metre kadar yükselen, eski dönemlerden kalma mağaraların bulunduğu bir yapı var. Yapının: doğu ve kuzeydoğusu, 100-150 metre yüksekliktedir. Dik kayalar: ırmak vadisiyle çevrilmiştir. Batı bölümü, yine dik kayalarla çevrilidir. Burada: en üstte, o dönem insanlar kayayı burgu ile delerek, içine tırhazlı sığınaklar yapmışlardır. Bu bölümde: yörenin kaya içine oyularak yapılan en büyük mağarası bulunmaktadır.

Bu mağaranın mazgal delikleri de var. İnsanlar: kayaya oyulmuş küçük basamaklara ayaklarını koyup, elleriyle tırmanarak çıkıyorlarmış. Bir savaş veya tehlike anında ise, yapının kapısı, tırhaz taşı konularak kapatılıyormuş. Ayrıca, mazgallardan atılan taşlarla, düşmanlarını uzaklaştırıyorlarmış. Bu yapı içinde: birbirine geçen 12 oda ve geniş bir salon var. Büyük salonda, bir kuyu var. Bu kuyudan su çekildiği, ip ve halat yerlerinin kuyu ağzındaki izlerinden anlaşılıyor.

Aksaray Koyunağul Kilisesi

KOYUNAĞUL KİLİSE

Köyün karşısındaki vadinin, doğu yakasındadır. Köyden vadiye doğru giren yol üzerindeki köprünün solundadır.

11.yüzyılda yapılmıştır.

GÜVERCİNLİK (DAVULLU) KİLİSE

Köyün karşısındaki vadinin, doğu yakasındadır. Köyden vadiye doğru giren yol üzerindeki köprünün sağındadır. Bunların dışında: Yaprakhisar bölgesinde görebileceğiniz kiliseler şunlardır:

ÇOHUM KİLİSE

9 ve 11.yüzyılda yapılmıştır.

YAZILI KİLİSE

1024 yılında yapılmıştır.

ALAYGEDİĞİ KİLİSE

1023.yılında yapılmıştır.

PANAGA KİLİSESİ

10.yüzyılda yapılmıştır.

Aksaray Selime Bölgesi

SELİME BÖLGESİ

Burası, il merkezine, 28 km. uzaklıktadır. Ihlara vadisinin bitiminde kurulu bir kasabadır. Burası: düz masa şeklindeki devasa bir tepenin eteğinde kurulmuştur.

Burada: kayadan oyma kiliseler bulunmaktadır. En önemlileri ise: Selima Katedrali olarak bilinen yapıdır. Bu yapı: kayalara oyulmuş, yüksekçe bir yerde bulunmaktadır. Ayrıca, burada: 13.yüzyıldan kalma mimari görünümüyle öne çıkan: Selime Sultan Türbesi, görülmeye değerdir.

SELİMA KATEDRALİ

Kayalara oyulmuş, yüksek bir yerdedir. Buraya: 365 basamaklı bir merdivenden çıkılıyor.

Yapı içinde, iki sıra halinde sütunlar var. Bu sütunlar, katedral yapısını, üç bölüme ayırmıştır. Üç nefli bazilika tipi kilise yapısı, bu planı nedeniyle, bölgede tektir. Yapı içindeki fresklerde: İsa’nın göğe çıkışı, müjde, doğum, üç müneccimin tapınması, çocukların öldürülmesi, Mısırdan kaçış, Elizabeth’in takip edilmesi, vaftiz, Meryem’in ilk yedi adımı, Meryem’in Mabede Takdimi, Koimesis, Piskopos tasvirleri.

Kapadokya bölgesindeki en büyük dini kuruluş olarak önem kazanıyor.

KALE KİLİSESİ

10.yüzyılda yapılmıştır.

DOĞANYUVASI KİLİSESİ

10.yüzyılda yapılmıştır.

SELİME HATUN TÜRBESİ

13.yüzyıldan, Selçuklu döneminden kalmadır. Görülmeye değerdir, mutlaka görün.

 

Şırnak

Şırnak

Şırnak şehrinde havaalanı vardır. Şerafettin Elçi isimli havaalanı, şehir merkezine 17 km uzaklıktadır. Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım, otobüs ve taksilerle sağlanır.

Şırnak, Eruh arası uzaklık:  47 km. Şırnak, Cizre arası uzaklık: 40 km. Şırnak, Diyarbakır arası uzaklık: 285 km. Şırnak, Siirt arası uzaklık: 97 km.

Şırnak

TARİHİ

İl bölgesindeki yerleşimin MÖ 7000’lere kadar gittiği tahmin edilmektedir. Ancak kesin bir bilgi ve belge yoktur.

Bir rivayete göre: Tufandan sonra “Nuh’un gemisi, Cudi dağının üzerinde durdu” şeklinde anlatılır. O dağdan inen ilk gurup, önce Heştan (Yoğurtçular köyü) ve ikinci gurup (Nuh peygamber bu gurubun içindedir) ise Şırnak yerleşim yerini kurmuştur.

Buraya önceleri Nuh’un şehrin anlamına gelen “Şeh-i Nuh” ismi verilmiş, bu isim zaman içinde değişerek “Şernah”, “Şırnek” ve günümüzde “Şırnak” olarak gelmiştir.

Bunun dışında: Şırnak tarihi incelendiğinde, buranın Eskiçağlarda Asur ve Babil gibi Mezopotamya’da kurulan devletlere komşu olduğu, ardından Kimmer ve İskitlerin akınlarına maruz kaldığı görülür. MÖ 330 yılına kadar Pers hakimiyeti sürer.

Ardından Büyük İskender ve onun ardılları Selevkoslar görülür. 639 yılında ise, Doğu Anadolu’nun güneyi ve güneydoğu kısa sürede İyaz Ganm tarafından İslam topraklarına katılır.

1042 yılında bölgeye Türkmen akınları başlar. 1085 yılında ise bölge Büyük Selçuklu Devleti hakimiyetine girer. 1514 yılında Yavuz Sultan Selim, bölgeyi Osmanlı topraklarına katar.

1925 yılında Şırnak köyü, Eruh’tan ayrılarak Siirt iline bağlı bir kaza olur. 1930 yılında belediye teşkilatı kurulur. 1990 yılında ise İl merkezi olur.

Şırnak

GENEL

Şırnak, 1990 yılında Türkiye’nin 73’ncü ili olmuştur. İl merkezi, Güneydoğu Toroslarda 1990 metre yükseklikteki Namaz Dağının güneybatısına bakan yamaçları eteğinde, eğimli bir arazi üzerinde kurulmuştur. Şehrin orta kesiminin rakımı, 1370 metredir.

Şırnak ismi: 19’ncu yüzyılın sonlarında, bir köy adı olarak geçer. Yani, daha büyük bir yerleşim kurulmamıştır. Şehrin günümüzde en canlı bölgesi: Atatürk caddesi, Siirt caddesi ve Cizre caddesinin ortasında kalan, üçgen biçimli alandır.

Şehrin, kuzeybatıya doğru yüksek kesimlerinde bulunan Şehrinur mahallesinde rakım 1500 metreye ulaşır. İlde yaşayanların başlıca geçim kaynağı hayvancılıktır. Bu yüzden göçerlik te yaygındır.

Göçerler ,koyunlarıyla birlikte yazın çayırların ve suların bol olduğu dağ zirvelerine, kışın ise, alçaklardaki daha sıcak ovalara göç ederler.

Erkekler sürüleri otlatırken, kadınlar da koyunlardan elde edilen yünlerden kilim ve halı dokurlar. Ancak son yıllardaki terör olayları nedeniyle göçerler, yerleşik hayata geçmişlerdir.

KUZU KIRMA VE YAYLA ŞENLİKLERİ

Şehirde, göçer kültürünün hatırlanması ve gelecek nesillere aktarılması için yapılan bir festivaldir. Şenlikler her yıl Beytüşşebap yaylasında, Ağustos ayında yapılır.

Şenliklerde giyilen elbiseler, oynanan oyunlar, söylenen türküler, çevrilen kuzular bereketin ve cömertliğin sergilendiği yer sofraları, yöre kültürü ve misafirperverliğini gösterir.

Şırnak

ŞIRNAK ÜNİVERSİTESİ

Üniversite, 22 Mayıs 2008 tarihinde kurulmuştur. Üniversite bünyesinde: 4 meslek yüksek okulu, 2 yüksek okul, 5 fakülte, 2 enstitü ve rektörlüğe bağlı 3 bölüm ile 73 açık bölüm vardır.

Açık olan 73 bölümün 37’sinde fiilen eğitim öğretim sürdürülmektedir.

Halen Kredi ve Yurtlar Kurumu bünyesinde il merkezinde 450 kişilik kız ve 450 kişilik erkek öğrenci yurdu vardır. Yine Şırnak il merkezinde çok sayıda özel öğrenci yurdu ve kamu kurumlarına ait misafirhaneler, oteller ve apart daireler bulunur.

Şırnak

CUDİ DAĞI

“Cudi” kelimesi, “cömertlik” anlamındaki “cud” kökünden gelir. Dağın tepesinin avuç içi gibi olması, tufandan sonra geminin konmasına ve gemidekilerin barınmasına elverişli durumu nedeniyle, bu adın verildiği düşünülmektedir.

Cudi dağı, Türkiye-Irak sınırına 15 km uzaklıktadır. Cizre’nin 33 km kuzeydoğusunda, Şırnak il merkezinin ise 17 km uzağındadır. Elip biçiminde olan dağın 2000 metreyi geçen dört ana zirvesi vardır. Bunların en yükseği 2115 metredir.

2017 metre yükseklikte olanı “Nuh Peygamber Ziyaret Tepesi” olarak isimlendirilir. Yüksekliği fazla olmamakla birlikte, batı ve güney yönünden oldukça görkemli görünür. 1500-2000 metre yükseklikteki bölgelerde çam ve meşe ormanları bulunur.

Tüm bu sayısal özellikleri dışında, Cudi dağının en önemli özelliği dinsel yönüdür. Kur’an da Hz Nuh’un gemisinin tufandan sonra, Cudi dağına oturduğu belirtilir. Bazıları tarafından ayet farklı yorumlanmış ve Nuh’un gemisinin indiği yer “Ararat” dağı denilmiştir.

Esasen Ağrı dağı çok yüksek ve sarp olup insan hayatı için önemli olan su, ağaç, barınacak yer gibi imkanlardan yoksundur.

Bu yüzden geminin oraya inmesi mümkün görülmemektedir. Cudi dağında ise, barınacak birçok mağara vardır. Tepesinin geminin inişine uygun bir yüzey oluşturması ve beslenme imkanlarına sahip olması da geminin oraya inmesi için uygun ipuçlarıdır.

Geminin oturduğu yerin, Yeşildağ adını alışı da önem gösterir. Sonuç: bu yazdıklarım bir varsayım, kesin kanıt yok, bu yüzden daha fazla ayrıntıya girmek gereksiz.

NE YENİR

Şırnak yöresine yolunuz düşer ve yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz: Kutlık, serbidev, perde pilavı, kipe, şimşipe, meyre, birinzer önerilir.

 

GEZİLECEK YERLER

Şırnak yeni bir yerleşme yeri olduğundan, burada tarihi eser bulunmamaktadır.

ULU CAMİ

İsmet Paşa mahallesindedir. 1960 yılında yapılmıştır. Güzel bir minaresi vardır.

CUDİ CAMİSİ

İsmet Paşa mahallesindedir. Kimin tarafından ve ne zaman yaptırıldığı bilinmemektedir.

Şırnak İdil hakkındaki gezi yazım için  İdil

Şırnak Silopi hakkındaki gezi yazım için  Silopi