Osmaniye Kadirli

Osmaniye Kadirli

Kadirli-Adana arası uzaklık: 105 km. ve Kadirli-Osmaniye arası uzaklık: 46 km. dir. Denize uzaklık: 60 km. dir.

Osmaniye Kadirli

TARİH

İlçe sınırları içinde: Aslantaş Baraj gölü kıyısında bulunan Domuztepe’de: Neolitik çağ ve son kalkolitik çağ ve ilk tunç çağında yerleşim bulunduğu anlaşılmıştır. Ayrıca: Kadirli-Kozan arasındaki “Tırmıl Höyüğü” üzerinde de, bu dönemlerde yerleşim bulunduğu öğrenilmiştir.

İlçenin bulunduğu coğrafi alanda: tarih boyunca: Hititler, Asurlar, Klikyalılar, Romalılar, Bizanslılar, Büyük Selçuklular, Dulkadiroğulları ve Osmanlılar egemenlik kurmuşlardır. Adana ovası hükümdarı, Asativatas MÖ.800 yıllarında, ilçeye bağlı Karatepe-Aslantaş bölgesinde, bir uç kale kurmuştur.

Romalılar döneminde, Flaviopolis adı ile görkemli bir kent haline gelen Kadirli, bu döneme ait mimari eserleri bünyesinde barındırmaktadır. Bu eserler: İmparator Hadrianus’un anıtsal tunç heykeli, 6-7 dönümlük alana yerleşik ama şehrin altında kalmış olan roma hamamı, MS.5.yüzyıla ait bir roma bazilikası ve Ala camii öne çıkıyor.

7.yüzyılda, bölgeye ilk Müslüman orduları, Abbasiler ve Selçuklular döneminde Türkler girerler. 1515 yılında, Yavuz Sultan Selim: bölgeyi Osmanlı topraklarına katar. 1865 yılında, İlçe haline gelir ve 1872 yılında Belediye kurulur. Şehre, Osmanlı döneminde “Kars-ak-eli”, Pazaryeri ve Kars Pazarı gibi isimler verilir. Ancak: 1928 tarihinde “Kadirli” adını alır.

Yöre: I. Dünya Savaşı sonunda, 1919 yılında Fransızlar ve Ermeniler tarafından işgal edilir. 1920 yılında ise, işgal sona erdirilir.

Osmaniye Kadirli

GENEL

Osmaniye ilinin en büyük ilçesidir. Çukurova’nın kuzeydoğusunda ve orta Torosların güneyindedir. Deniz seviyesinden yüksekliği ortalama 95 metredir.

İlçede arazi yapısına bakıldığında: arazinin üçte biri dağlık, üçte ikisi ise ovalıktır. Ceyhan ırmağı, Savrun, Sumbaş ve Keşiş çayları, ilçe sınırlarından geçmektedir.

İlçede: Akdeniz iklimi hakimdir. Yazları: sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer. Bitki örtüsü bakımından ise, zengin bir bölgedir. Ormanlar, ilçe arazisinin % 40’ını kapsar.

İlçe, son yıllarda, hem göç almakta, hem de göç vermektedir. Bunun sonucunda ise, sosyal yapıda önemli değişiklikler olmaktadır.

Günümüzde ilçe halkının en büyük ekonomik kaynakları: tarımsal üretim, tarım işçiliği ve sınırlı ticarettir. Sanayi ise gelişmemiştir. Tarım ürünleri değerlendirildiğinde, en fazla üretilen ürünler: buğday, mısır, yer fıstığı, turp ve karpuz. Kış aylarında: turp üretimi yapılmaktadır.

Osmaniye Kadirli Karatepe Kilimleri

KARATEPE KİLİMLERİ

Karatepe kilimleri, Kadirli ilçe merkezine 20 km. uzaklıktaki, Kızyusuflu köyünde yapılmaktadır. Bu kilimler, dünyaca ün kazanmıştır. Tamamen doğal yün ve doğal kök boyalarından yapılırlar. Motif olarak ise: özgün motif, renk ve desenler kullanılır. Bu kilimlerin büyük bölümü, yurt dışına ihraç ediliyor.

NE YENİR NE İÇİLİR

Türkiye’nin turp üretiminin % 70’lik bölümü burada yapılıyor. Burada, mutlaka turp yemelisiniz. Nehrin içine atıp yıkıyorlar.

NE SATIN ALINIR

Bu yöreden, özellikle biraz önce sözünü ettiğim Karatepe kilimlerinden satın alabilirsiniz.

Osmaniye Kadirli

GEZİLECEK YERLER

Osmaniye Kadirli Kent Müzesi
Osmaniye Kadirli Kent Müzesi
Osmaniye Kadirli Kent Müzesi

KADİRLİ KENT MÜZESİ

Burası eski bir hapishanedir ve 60 yıl hapishane olarak kullanılır ve müzeye çevrilmiş ve 2016 yılında ziyarete açılmıştır.

Müzede: Kadirli’ye ait kentsel ve kültürel öğeler sergileniyor. Özellikle Çukurova doğumlu ünlü sanatçıların balmumu heykelleri, özel eşyaları ve eserleri ilgi çekiyor. Ayrıca: kalaycılık, semercilik, demircilik, nalbantlık gibi unutulmaya yüz tutmuş meslekler de sergileniyor.

SÜLEMİŞ ÇAMLIĞI

İlçenin merkezinde, hakim bir tepe üzerindedir. Selçuklu komutanlarından Sülemiş Bey zamanında, 16.yüzyılda, otağ merkezi olarak kullanılmıştır. Burası: 1973 yılına kadar bozkır görünümündeyken, 1976 yılında, Belediye tarafından istimlak edilmiş ve ağaçlandırılmıştır. 1987 yılında, burada, turistik tesis açılır. Tesiste: 40 oda, 80 yatak kapasitesi, futbol antreman sahası, çay bahçesi ve salon bulunmaktadır.

Osmaniye Kadirli Ala Camii
Osmaniye Kadirli Ala Camii

 

ALA CAMİİ

Yapı: 2.yüzyılda, Romalılar tarafından yaptırılmış bir manastırdır. Manastır yapısı: sert  taşlarla yapılmış ve doğu cephesinde, 5.yüzyılda, bir kilise ilave edilmiştir. Kilisenin altı bodrum. Bodruma inen kapı: manastırın batı yönündedir. Bodrum bölümünde yapılan araştırmalarda, burada bol miktarda insan kemiği çıkmıştır.

Takip eden tarihi süreçte: 1480-1490 yılları arasında: Dulkadiroğlu Kasım Bey; bu kiliseyi, babası adına camiye çevirmiş ve “Alaüddevle Mescidi” adını vermiştir. Bu dönemde: yapının üstü kurşunla kaplanır.

Ancak: daha sonraki yıllarda, buradaki kaza merkezinde yaşam durur ve cami harabeye döner. 1865 yılında ise, cami restore ettirilir ve minaresi onarttırılır. Caminin üzerindeki kurşun kaplamalar, daha önce söküldüğü için çatı, oluklu kiremitle kaplanır ve cami-medrese yeniden hizmete açılır. Bu dönemde, caminin ismi “Ala camii” olarak anılmaya başlanır.

1924 yılında: medrese-cami cemaatinin daha çok öğrencilerden oluşması ve o yıllarda, ilçe merkezindeki Hamidiye camiinin ihtiyaca cevap vermesi nedeniyle, cami, kendiliğinden kapanır. 1924-1960 yılları arasında kaderine terk edilen cami: 1961 yılında, Kaymakamlık tarafından koruma altına alınır.

Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilir ve bu kurum tarafından, 1996 yılından bu yana restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir. Restorasyon çalışmaları tamamlandığında, caminin hizmete açılacağı söyleniyor.

Osmaniye Kadirli Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi
Osmaniye Kadirli Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi
Osmaniye Kadirli Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi

 

KARATEPE-ASLANTAŞ AÇIK HAVA MÜZESİ

İlçenin güneydoğusunda, Kızyusuflu köyü sınırları içinde ve ilçe merkezine 22 km. uzaklıktadır.

Karatepe: MÖ.8.yüzyılda, Adana ovası hükümdarı Hitit kralı Asativatas tarafından, Krallığını kuzeydeki vahşi kavimlere karşı korumak üzere bir  hudut kalesi olarak yaptırılmıştır. Kurucusundan dolayı, burası: Asativada olarak anılmaktadır.

Kral Asativatas tarafından kurulan bu kale: büyük olasılıkla, MÖ.720 yılları sıralarında, Asurlular tarafından yakılıp yıkılmış ve terk edilmiştir.

Osmaniye Kadirli Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi

Kale sur duvarlarının kalındığı: 2-4 metre genişliğindedir. İç ve dış duvarlarının yüksekliğiyse: 4-6 metre arasındadır. Kuru-harçsız olarak yapılan iki duvar arasındaki boşluk ise: taş, moloz ve toprakla doldurulmuştur. Burçlarına gelince: 34 adet dikdörtgen burçla tahkim edildiği görülmektedir.

Tepenin zirvesinde: saray olduğu tahmin edilen, iki tane yanmış bina harabesi ve zahire kuyuları bulunmaktadır. Kalenin 2 kapısı var. Güneybatıdaki giriş kapısında: 2 aslan heykeli var. Sağ ve sol yan odacıklarda: taş kabartmalar var.

Ayrıca: Finike ve Hitit hiyeroglif yazıları bulunuyor. Kapı içinde ise: yaklaşık 3 metre boyunda: Fırtına Tanrısının heykeli bulunuyor.

Kuzeydoğu kapısında: insan başlı, aslan gövdeli, karşılıklı iki sfenks var. Sağ ve sol odacıklarda: Güneş Tanrısı rölyefi ve çeşitli rölyefler var.

Osmaniye Kadirli Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi

Bu kalede bulunan yazıtların en önemli özelliği

Anadolu’da, MÖ.2000 yılının başlarına kadar geri giden hiyerogliflerin ve Fenike metinlerinin çözülmesi: burada elde edilen anahtar yazılar sayesinde olmuş. Çünkü: Fenike ve Hiyeroglif yazı sistemlerindeki, en uzun, çift dilli metin burada, kutsal bir heykel üzerinde bulunmaktadır. Dünya üzerindeki Hitit yazıları, ilk defa burada okunmuştur.

Bölgedeki kazı çalışmaları: 1946 yılında başlamıştır ve halen yürütülmektedir. Ancak; bu bölgedeki eserler, mimari bir bütünün parçaları oldukları için, yerlerinden sökülüp kapalı bir müzeye taşınamamıştır.

Açık hava müzesi kurularak, eserlerin burada sergilenmesi yoluna gidilmiştir. Yerli halk, aslan heykellerinden dolayı, buraya “Aslantaş” demektedir. Ancak, diğer yerlerdeki aynı isimlerden farklılık yaratması için, “Karatepe-Aslantaş” ismi verilmiştir.

KARATEPE KALESİ

İlçe merkezine 22 km. uzaklıktadır. Ceyhan ırmağının kıyısındaki Milli Park alanındadır. Buraya: Adana-Kadirli ve Adana-Osmaniye karayolundan ulaşılır.

Kale: MÖ.8.yüzyılda, Kilikya bölgesine hakim olan Kral Asitowada tarafından, Karatepe-Aslantaş yöresinde bir Hitit krallığı kurulur. Bu krallığın bir sınır kalesi olarak, burası görülüyor. Burada: özellikle kuzey-güney kapıları ve kapı aslanları, kalıntıların en ilgi çekenleridir.

Asurlular tarafından yıkılan kalenin sur duvarları: 2-4 metre genişliğindedir. Yükseklikleri ise: 4-6 metredir. İç ve  dış kalenin sur duvarları arasındaki boşluk: taş, moloz ve toprakla doldurulmuştur. Kalede: 34 tane, dikdörtgen burç bulunmaktadır. Kalede çok sayıdaki bazalt taş üzerindeki yazıtlardan bir örnek: “Adanava kralı ben Asitivadas’ım.

Güneş ilahının adamı, Fırtına tanrısının kulu, Avarikos’un büyük yaptığı Adanava memleketini, doğusuna, batısına genişlettim. Komşu krallarla, iyi geçindim. Karşı gelenleri, ayağımın altında ezdim. Bolluk ettim.

Açları doyurdum. Huzur ve güveni sağladım. Silahlı erkeklerin gezemediği bu yerlerde, genç ve güzel kadınların, yalnız başlarına huzur ve güven içinde gezmelerini sağladım. Kim, benim yaptığım bu kaleyi ve kapıyı yıkar ve nizamı bozarsa, tanrı belasını versin. Yalnız, benim adım ölümsüzdür, güneş ve ay gibi”

Ortaya çıkarılan eserler: modern müzecilik anlayışına göre onarılarak, açık hava müzesi haline getirilmiştir. Türkiye’nin ilk açık hava müzesi ve biraz önce sözünü ettiğim gibi, bu büyük kralın yaşadığı mekanı, kalesini mutlaka gidin ve görün.

Osmaniye Kadirli Kalealtı Kalesi

KALEALTI KALESİ

Kadirli-Andırın karayolu üzerinde, Paşaoğluğu yaylasından dönülerek, 4 km. ilerlendikten sonra, yol ayrımına geliniyor. Buradan, 1200 metre sonra, Kalealtı kalesine ulaşılıyor.

Kale kapısı: tamamen sağlam olarak günümüze ulaşmış. Çevresi, dik kaya üzerine, yöresel malzeme kullanılarak yapılmıştır. Doğu yönünde, iki burç var. Burçlardan biri 8 metre, diğeri 3 metre yüksekliktedir.

Yapım zamanı olarak, Ortaçağ kalesidir. Duvar içinde: ahşap hatır veya su yolu olabilecek boşluklar bulunuyor. İki tane, yan yana olan bu su yolları; ısınma ve pis su tahliye su boruları olmalıdır. Tahliye veya ısınma amaçlı olan bu su boruları, dikdörtgen şekildedir.

Doğu odasının sağında, ayrı bir mimari öğe var. Oda mezar veya malzeme saklama yeri olarak kullanılmıştır. Alt katlar: sağlam olarak günümüze ulaşmıştır. Üst katlarda ise, tonozun başladığı yere kadar, sıvalar durmaktadır.

KOKAR KAPLICALARI

İlçenin kuzeyinde olup, merkeze 15 km. uzaklıktadır. Kaplıca sularının, çeşitli cilt hastalıklarına iyi geldiği söylenmektedir.

Burada çıkan su, yaz-kış daima 25 derecededir. Kokulu isminin verilmesinin sebebi: buranın her iki yamacında bulunan ağaçlardır. Bu ağaçlar: çam ağaçları, adaçayı ve buna benzer kokulu ağaçlar, yoğun olarak bulunmaktadır. Su ise: barut ve yumurta gibi kokmaktadır.

Dolayısıyla, buraya ilk gelindiğinde: tüm bu kokular birbirine karışıyor. Çeşmenin başına gittiğinizde: suyun tadı ve kokusu karşısında şaşıracaksınız. Sanki: yeraltında bir fabrikadan, bu kimyasal suyun gönderildiğine inanmamak mümkün değil.

Kaplıca suyunun iyi geldiğine inanılan hastalıklar şunlar: kanser, siroz, sedef hastalığı, egzama, mantar, kapanmayan yaralar, vitiligo, kellik, mide ülseri, kolit, hemoroit, şeker hastalığı, alerjik astım, böbrek yetmezliği, böbrek ve safra kesesi taşları, prostat, sarılık ve karaciğer hastalıkları, aşırı kilolar, kireçlenmeler, romatizmal hastalıklar.

Burada: konaklama tesisi yok. Geceyi Kadirli ilçe merkezinde geçirmek gerekiyor.

Osmaniye Kadirli Maksutoğlu Yaylası

MAKSUTOĞLU YAYLASI

İlçe merkezine 45 km uzaklıktadır. Bu yolun 33 km bölümü stabilizedir.

Burası, Adana ilinin şehirleşmiş birçok yaylasının yanında, hala klasik yayla kültürünün korunduğu ender bir yayla olarak önem kazanıyor. Yaylanın alt yapısı tamamlanmıştır.

Kır kahveleri, bakkallar, kasaplar, et yemekleri sunan küçük lokantalar ve özel doktorlar hizmet vermektedir. Burada sedir ağaçlarının ve mis gibi çam havasında, muhteşem ekmeği ve kuru tavasını mutlaka tadın.

Kıbrıs Karpaz İskele

Kıbrıs Karpaz İskele

Kıbrıs adasının kuzey doğusunda bulunan ve İskele ilçesinin bir parçası olan Karpaz yarımadası: huzur veren sessizliği, yeşilliklerin süslediği masmavi koyları, upuzun kumsalları, el değmemiş doğası ve geçmişin görkemine tanıklık eden tarihi kalıntılarıyla cennetten bir parçadır.

Yaklaşık 80 km uzunluğundaki bu yarımada, Akdeniz Havzası’nın belki de son bakir ve huzurlu parçasıdır.

Gazi Magosa şehrinden Karpaz’a giderken, sağ yanda, denizle yol arasında kalan muhteşem oteller göreceksiniz, bunlar tanınmış marka oteller.

Bir çıkıntı şeklinde uzanan Karpaz yarımadası, biçiminden dolayı bazı antik yazarlar tarafından “Öküz kuyruğu” ve “Tava sapı” adlarıyla tanımlanırken, antik gezginlerden Pococke ise, antik Karpasia kentinin, yarımadaya adını vermiş olduğunu yazar.

Kıbrıs’tan söz eden en eski tarihçi yazar olan Strabon, MS.23 yılında yazmış olduğu “Geografica” adlı kitabında, Karpaz Yarımadasından söz ederken: Acte Achaion adıyla bilinen Akalar sahilinden, Telamon’un oğlu Teucer’in kurduğu Salamis kentinden, Anadolu’nun güney sahillerindeki Sarpedon’un karşısında bulunan Karpasia kentinin limanından, Urania kentinden ve burundaki Aphrodite Acraia tapınağı ile Klides Adalarından söz etmiştir.

Strabon’un dışında, Kıbrıs’ı ziyaret eden diğer seyyahların ziyaret ettikleri yerleşim yerleri arasında Klides adaları, Macaria (Santa Maria), Aphrodisium, Kantara Kalesi, antik Karpasia, Ay, Philon kilisesi, Kanakaria kilisesi, Kumyalı, Urania, Venüs Tapınağı, Apostolos Andreas Manastırı, Aphrodisium Kent harabeleri, Ay, Selonez, Erenköy, Aphendrika ve Limionas bulunmaktaydı.

Karpaz’ın kuzey sahillerinde

Anadolu ile ticari ilişkileri nedeniyle kurulduklarına inanılan çok sayıda küçük doğal liman vardı. Bunlardan Afendrika, Karpasia, Exarchos, machairiona ve Yenierenköy limanları, başlıcalarıydı.

Caretta Caretta, Yeşil Kaplumbağa, nesli tükenmekte olan Akdeniz foku, 300 çeşit flora, 200 çeşit kuş, 100 çeşit balık ve deniz canlısı, 8 çeşit deniz memelisi, 13 çeşit karasal uçan memeli, 21 çeşit sürüngen, çok sayıda yaban eşeği, balıklara ve omurgasızlara besin kaynağı ve yuva olan  deniz bitkileri, 20 kayıtlı tarihi eser ve 5 adet arkeolojik alan, doğal bariyerler, tepeler, kumullar ve kumul plajları, kumtaşı ve kayalar, 3 adet Antik çağa ait taş ocağı, 2 adet özel çevre koruma bölgesi, Kuzey Kıbrıs’taki tek Milli Park, Kuzey Kıbrıs’ta belirlenen 6 Natura 2000 alanlarından ikisi, Kıbrıs’ta yayılış gösteren bitki çeşitliliğinin ve endemik türlerin yaklaşık % 75’i Karpaz Yarımadasındadır.

1974 Barış Harekatı öncesinde

“Trikoma” olarak adlandırılan bölgenin ismi, 1975 yılında Larnaka’nın İskele köyünden kaçarak buraya gelen Kıbrıslı Türklerin 1975 yılında yerleşmesinin ardından “Yeni İskele” olarak değiştirilmiştir.

Sonraki düzenlemede ise yörenin ismi “İskele” yapılmıştır. İskele: Gazimagusa ve Karpaz arasındaki en büyük yerleşim yeridir.

Burada: zengin flora ve faunanın koruma altına alındığı “Karpaz Koruma Alanı” (Milli Park) bulunuyor.

kıbrıs eşekleri.1
Kıbrıs Karpaz İskele Kıbrıs Eşeği
kıbrıs eşekleri.2
Kıbrıs Karpaz İskele Kıbrıs Eşeği

KIBRIS EŞEĞİ

Kıbrıs’a özgü birçok hayvan türü arasında, adeta ülkenin sembolü olarak ilgi çekmektedir. Karpaz Yarımadasının doğasında yabani olarak kendilerine yaşam alanı yaratan eşekler, genelde toplu halde sürüler halinde dolaşırlar.

Eşekleri Karpaz Yarımadasında, özellikle Dipkarpaz köyü ve Zafer Burnu arasında doğal ortamlarında görmek mümkündür.

Özellikle 1974 yılına kadar Kıbrıs’ta ailelerin bir parçası olan eşekler, bu tarihten itibaren Karpaz Yarımadasında toplanmıştır.

Karpaz eşeklerini, diğer eşeklerden ayıran en önemli özellik, çok güçlü olmalarıdır. Hatta Osmanlı saraylarında yük taşınırken özellikle Karpaz eşekleri tercih ediliyormuş.

Bu bölgenin doğasının zenginliği bu eşeklerin çoğalmasını sağlamış ve günümüzde bölgenin en önemli turizm çekiciliğini oluşturmuşlardır.

Günümüzde buradaki eşek varlığının 300-3000 arasında olduğu söylenmektedir.

Araba ile yolda giderken, bir eşek yolun üstünde durup, arabanızı durdurur, diğer iki eşek ise, arabanın her iki yanından size yaklaşarak yiyecek bir şeyler özellikle havuç isterler.

Bu manzara, gerçekten ilginizi çekecektir.

karpaz.genel.2
Kıbrıs Karpaz İskele Karpaz Plajları
karpaz.altınkum.1
Kıbrıs Karpaz İskele Altınkum Plajı

KARPAZ PLAJLARI

Boğaz’da bulunan “Haraydi Sahili” halk plajı olarak kullanılmaktadır. Ayrıca: Bafra ve Altınkum gibi bakir plajlarda, doğal güzellikleriyle huzur arayanların ilgisini çekmektedir.

Altınkum plajı

Karpaz yarımadasının 2 km boyunca uzanan muhteşem sahili ve masmavi sularıyla, Akdeniz’in en bakir sahillerindendir. İnce ve altın sarısı kumdan oluşan ve kilometrelerce uzanan plaj sakinliğiyle ünlüdür ve Karpaz bölgesinin isminin duyulmasında etkili olmuştur.

Deniz kenarında kilometrelerce çıplak ayakla yürünebilir. Akdeniz’in berrak sularında denize girilebilir. Burası aynı zamanda Caretta Caretta kaplumbağalarının yumurtlama alanıdır.

Altınkum ile ilgili son ve önemli bir not: Yunan mitolojisinde Aşk ve Güzellik Tanrıçası Afrodit’in buradaki dalgalardan doğduğuna inanılıyor.

karpaz.genel.0
Kıbrıs Karpaz İskele
karpaz.genel.3
Kıbrıs Karpaz İskele

GEZİLECEK YERLER

karpaz.zafer burnu.1
Kıbrıs Karpaz İskele Zafer Burnu
karpaz.zafer burnu.3
Kıbrıs Karpaz İskele Zafer Burnu

Zafer Burnu

Kıbrıs adasının en kuzey ucudur. Adanın bu en kuzey ucunda, çok büyük boyda bir KKTC ve Türkiye bayrağı yan yana yükselmektedir. Hemen kuzeyinde ise birkaç küçük ada vardır ve bu adalara “Zafer Adaları” denilir.

Ancak buraya ulaşmak isterseniz, kötü bir yolu aşmanız gerekiyor.

Yol çok kötü ve engebelidir. Yol güzergahında kahvaltı yerleri ve yaban eşekleri görebilirsiniz.

Zafer Burnu’na varmadan hemen önce, tarihin en eski kiliselerinden birisini de görebilirsiniz.

Karpasia kenti

MÖ 1050 yılından başlayarak Ortaçağ’a kadar tarihlenen antik Karpasia şehir kalıntıları, Dipkarpaz köyü ile 3 km kuzeyindeki kayalık körfezlerin bulunduğu sahil şeridi arasındadır.

Antik çağlarda: Salamis ile Anadolu arasında ticareti sağlayan bir Pazar yeri olmasının yanı sıra, bir Fenike kolonisi olarak da bilinmektedir.

Şehrin efsanevi kurucusu, Kıbrıs ile Sidon kralı ve Kıbrıs’ın ilk heykel sanatçısı olarak bilinen Pygmalion’dur.

Latin ozanlarından Ovidius tarafından yazılan “Pigmalion’un Öyküsü”, daha sonra Yunan mitolojisine girmiştir.

Mitolojiye göre: kadınlardan nefret etmesi nedeniyle hiç evlenmeyen Pigmalion, mükemmel kadını yaratmak için fildişinden (bazı kaynaklara göre mermerden) bir heykel yapmıştır.

Yarattığı heykel, hiçbir kadında bulunmayan güzelliğe sahiptir.

Bu yüzden aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’in gazabına uğramış ve heykele aşık olmuştur. Ancak aşkına karşılık göremeyince ızdırab çekmeye başlar.

En sonunda heykele can vermesi için Afrodit’e yalvarır. Çektiği acıyı gören Afrodit, Pigmalion’un sevgisini karşılıksız bırakmaz ve Venüs Bayramında heykele can verir.

Süt beyazı anlamına gelen Galateia (Galatya) adını alan bu kadınla evlenen Pigmalion’un bir oğlu olur.

Ona Afrodite’nin sevdiği şehir Paphos (Baf) adını verir. Efsanede, bu çocuğun, aynı zamanda Baf şehrinin isim babası olduğu da yer almaktadır.

Evet, Karpasia şehri, Kıbrıs’ın en eski piskoposluk merkezi olarak bilinmektedir. Bu şehirde, MS 401 yılında Aziz Philon. İlk piskopos olarak atanmıştır.

Bu yüzden, yapılan kiliseye de onun ismi verilmiştir. Şehir, Bizans döneminde büyük bir gelişim süreci içine girer.

MS 647-649 yıllarındaki Arap akınlarından etkilenen şehir halkı, şehrin gerisindeki tepelerde bulunan Agridia şehrine çekilmişlerdir.

Şehir, Latin döneminde Nores ailesine aittir. Ancak bu dönemde şehir sakinlerinin güneye çekilip şimdiki Dipkarpaz köyünü kurdukları sanılmaktadır.

Çoğu kalıntıları halen toprak altındadır. Sadece bugüne kadar bir kısmı kazılan Ay Philon kilisesi, şehrin antik limanı ve Tsambres mevkiindeki mezarlık alanı görülebilmektedir.

ayios philon kilisesi.1
Kıbrıs Karpaz İskele Dipkarpaz Ay Philon Kilisesi
karpaz.agios philon kilisesi.1
Kıbrıs Karpaz İskele Dipkarpaz Ay Philon Kilisesi

Ay. Philon Kilisesi-Dipkarpaz

Dipkarpaz köyünün kuzeyinde, deniz kıyısındadır.

5’nci yüzyılda inşa edilen kilisenin bulunduğu alan: ilk kez Fenikelilerin yerleştiği antik Karpaz şehrinin bulunduğu yerdir.

Kiliseye adını veren Philon: 4’ncü yüzyılda Karpaz bölgesinde yaşayanları Hıristiyanlaştıran Piskopos’dur.

Kilise: Roma ve Helenistik dönem kalıntılarının yıkıntıları üzerine inşa edilmiştir. Üç bölümden oluşan apsisi ve kubbesi vardır.

Orijinal zemini: renkli (sarı, kırmızı, siyah, beyaz) taşlardan yapılmış ve son derece iyi durumdaki mozaiklerle kaplıdır.

802 yılında Arap saldırıları sırasında, tüm şehirle birlikte kilise de tahrip edilmiştir. Ancak 12’nci yüzyılda Bizans döneminde yeniden inşa edilmiştir. Bir sarnıç ve vaftiz odası vardır.

Panagia Theodokout Kilisesi-İskele İkon Müzesi

Bu kilise, İskele kasabası içindedir. 12’nci yüzyılda inşa edilen kilisenin iç duvarında, apsis ve kubbelerinde: 12 ve 15’nci yüzyıllara ait freskler görülür. Kilisenin güney kısmı: en eski bölüm olup Bizans dönemine tarihlenmektedir.

15’nci yüzyılda, kuzey kısımlar ve daha geç bir dönemde de batı kısımlar eklenerek bina genişletilmiştir. Günümüzde çevreden toplanan ikonların sergilendiği bir müze olarak ziyarete açıktır.

Panagia Kyrama Kilisesi-Sazlıköy

Sazlıköy’ün yaklaşık yarım mil kadar doğusundadır.

Meryem Ana’ya adanmış olup Panagia Kyra adıyla bilinmektedir. Haç planlı ve kubbe üst örtülü küçük bir yapıdır. Bir zamanlar, bir manastır içinde yer aldığı varsayılmakla birlikte, manastıra ait yapılar günümüze ulaşmamıştır.

Kilisenin doğusunda bulunan yarım daire şeklindeki apse, erken Bizans (MS. 330-642) dönemine tarihlenir. Kilisenin geriye kalan kısımları ise Orta Bizans (MS. 642-1204) dönemine tarihlenir. Narteks adıyla bilinen kiliseye giriş bölümü ile güneydeki avluda, taştan yapılmış bir zeytinyağı değirmeni vardır.

Ayios Thyrsses Kilisesi-Yenierenköy

Yenierenköy’ün deniz kenarındaki Ayios Thyrsos bölgesinde küçük bir kilisedir. 16-17’nci yüzyıllara tarihlenmektedir.

Kilise adını: bir zamanlar Karpasia kentinin piskoposu olan erken Bizans dönemi azizi Thyrsos (Theryssos)’dan alır.

Kayalık bir alana yapılmış olan kilisenin apsisi, bir zamanlar Ayios Thyrsos’un içinde yaşadığı mağaranın olduğu yere inşa edilmiştir.

Ancak bu mağara günümüze kadar ulaşmamıştır. Kilisenin kuzey-batı köşesindeki basamaklarla ayazmanın bulunduğu kilisenin altındaki yer altı odasına inilir.

Odanın tabanında, kutsal suyun var olduğu bir çukur, duvarlarda ise dar bir tünel bulunmaktadır. Cilt hastalığı olanların buradaki suyla yıkandıktan sonra, denizde de yıkanmaları halinde, sağlığa kavuşacaklarına inanılır.

Eski kilisenin güney-batısındaki yeni kilise 1911 yılında inşa edilmiştir.

Yenierenköy-Anıtsal heykeller ve kilise harebeleri

Yenierenköy’ün doğusundaki Ay, Thyrsos kilisesi’nin yaklaşık 3 km güneyindeki Vikla (Gözetleme amacıyla kullanılan yüksek yer) tepesinin kuzey yamacındaki Ayia Triada mevkiindeki eski eser alanında, kireç taşından yapılmış iki heykel vardır.

Heykellerden biri büyük, diğeri ise normal bir insan boyundadır.

Mısır etkisi taşıyan büyük boy erkek heykeli, yaklaşık 4.30 metre boyunda, kadın olan diğer heykel ise yaklaşık 2.40 metre boyundadır.

Bir kadını yansıttığı tahmin edilen heykelin sağ elinde, bir cisim bulunmaktadır. Bu cismin, bir tef, lir veya Tanrılara sunulacak bir adak hediyesi olabileceği varsayılmaktadır.

Kıbrıs’ta genellikle bu şekilde  heykeller Geç Arkaik Dönemden (MÖ. 600-475) başlayarak Roma döneminde (MÖ 30 – MS 330) de devam eden küçük boy heykellere benzediklerinden, bu dönemlere tarihlenmeleri olası görülmektedir.

Heykellerin çevresindeki Pyrgos mevkiinde Ayia Marina kilise harabesi vardır. Tek sahınlı olan kilisenin iç duvarlarında MS. 13’ncü yüzyıla tarihlenen fresk kalıntıları bulunmaktadır. Kilisenin kuzeyinde bir şapel ve biraz ilerisinde bir sarnıç görülür.

kastros.1
Kıbrıs Karpaz İskele Kastros

KASTROS

Zafer Burnu ya da Apostolos Andreas Burnu olarak bilinen Karpaz yarımadasının en doğu ucunda: 1970-1974 yılları arasında: Fransız Ulusal Bilim Araştırmaları Merkezinden Alain Le Brun başkanlığındaki bir ekip tarafından yapılan kazılar sonucu adanın bu en eski yerleşim yeri ortaya çıkarılmıştır.

Kastros’un kelime anlamı: “yer altına kazılmış sığınma veya korunma yeri, siper, mevzi, kale” demektir.

Neolitik (MÖ 6000-5800) döneme ait olan yerleşimde: yaklaşık olarak 2.5 metre çapında, yuvarlak planlı evler açığa çıkarılmıştır.

Dönemin en tipik özelliği olan dairesel planlı ev inşa etme anlayışı ve kıyıya yakın alanlarda yer alan korunaklı doğal tepeler üzerine yerleşim kurma geleneği, adanın diğer Neolitik köylerinde olduğu gibi burada da görülmektedir.

Ele geçen çok sayıda balık kemiği, deniz kabuğu ve balıkçılık gereçleri: yerleşimcilerin temelde balıkçılıkla uğraştıklarını gösterir.

Obsidyen’den yapılmış gereçlerin varlığı ise, yerleşimcilerin Anadolu’dan geldiğini ya da Anadolu ile irtibatlı olduğunu işaret etmektedir.

Kastros Tepesi Antik Mezarı-Kaleburnu

Kaleburnu köyünün doğusundaki Kastros Tepesinin güney doğusundaki antik bir su kuyusu ile St. Anna Harabe kilisesinin yanındadır.

Bu mezar, kayaya düzgün olarak oyulduğundan, zenginlere ait bir aile mezarı olduğu tahmin edilmektedir.

Cephe planı, Avtepe civarındaki Elisis mevkiinde bulunan ve kral mezarı olarak anılan Kastros antik mezarının bir benzeridir. Mezarın tipi klasik-Helenistik (MÖ. 5-4 yüzyıllar) döneme tarihlenen mezarların bir benzeridir.

Merkezi koridorun uzunluğu 68 ayak 8 inç, yüksekliği ise 8-9 ayak civarındadır. Bir zamanlar, bu mezarda üç ayrı su kuyusu bulunmasına karşın, şimdilerde sadece merkezi koridorun sonundaki görülmektedir.

Merkezi koridorun her iki yanına, üçerden toplam altı adet derin niş açılmaktadır. Ölüler, bu nişlere konulmaktaydı. Koridor şeklindeki nişlerin uzunlukları, yaklaşık 25 ayak, genişlikleri ise yaklaşık 10 ayaktır.

Rivayete göre: yıllar önce Kastros’un karşısındaki Vasili Tepesinde (şimdiki Kral Tepesi) demir top güllesine rastlanıldığından, bu iki yer arasında karşılıklı bir savaşın geçtiğine inanılmaktadır.

Yine rivayete göre: bir zamanlar Kastros’daki büyük mezarda oturan kral, definesinin tamamını karşıdaki Kral tepesine gömmüştür.

Ancak Kral Tepesinin düşmanların eline geçmesinden sonra, Kastros’daki mezarın ikinci kapısına kraliçe ile birlikte oturan kral, Kral Tepesini seyredermiş.

Kral Tepesi-Kaleburnu

Arkeoloji dünyasında, son yıllarda yapılan en önemli keşiflerden biridir.

Karpaz yarımadasının güney kıyısındaki Kaleburnu (Galinopomi) köyü yakınlarındadır.

Bölgede gezinti yapan ziyaretçilerin ihbarı üzerine, 2005 yılında kazılar başlatılmıştır. Kazılar sonucunda, Kral tepesinde Geç Tunç Çağı’na tarihlenen bir antik yerleşim yeri kalıntıları bulunmuştur.

Yerleşim tepenin en üst bölümündeki platoya ve aşağıdan yukarıya doğru uzanan birçok teras üzerinde yayılmaktadır.

2004 yılındaki kazılarda: bir küp içinde 26 adet yüksek kaliteli bronz eserden oluşan hazine ele geçirilir.

Bu eserler: geç Bronz çağına ait olup, yaklaşık olarak MÖ 13’ncü yüzyıla tarihlenmektedir. Söz konusu kalıntılar, denizden 200 metre yükseklikteki kayalık bir tepe üstünde bulunmuştur.

Ancak buradaki kalıntıların tüm tepe ve yamaçlara yayıldığı, yerleşimden 2 kilometre uzaklıktaki deniz kıyısında bir ya da daha fazla liman bulunduğu düşünülmektedir.

Söz konusu hazinenin tesadüfen gün ışığına çıkması ile Kral tepedeki arkeolojik çalışmalar Alman bir ekip tarafından başlatılmıştır.

Kazı çalışmaları sırasında: üst platoda Geç Tunç Çağı’na, MÖ 13-12’nci yüzyıllara tarihlenen bir saray-tapınak yapısı gün ışığına çıkarılmıştır.

Yürütülen kazı çalışması sırasında bulunan çok sayıda Kıbrıs’a özgü yazı örnekleri, en önemli buluntular arasında sayılmaktadır.

Devam eden çalışmalarda: ortaya çıkan eserler, Kral Tepesinin geç Bronz çağında hem Doğu Akdeniz Bölgesi için önemli bir ticaret merkezi hem de Kıbrıs’ın önemli bir yerleşim merkezi olduğunu göstermektedir.

Elisis Kastros Antik Mezarı-Avtepe

Avtepe sınırları içinde bulunan Elisis bölgesindeki Kastros Tepesinin kuzeyindeki uçurumun cephesine kazılmış büyük bir oda mezardır.

Yapımı tam olarak tamamlanmadığından, gömü amacıyla kullanılmadığı izlenimi edinilmektedir. Kuzey cephesi Kaleburnu’ndaki Kastros Tepesi mezarına benzerlik gösterir. Bu yüzden, bu mezarın da Klasik-Helenistik dönemlerine tarihlenmesi mümkündür.

87 ayak olan merkezi sahına, kuzeydeki kemerli bir kapıdan girilir.

Giriş kapısı, yer seviyesinin yaklaşık olarak 15-20 metre yukarısındadır. Merkezi sahının ucunda dikdörtgen biçiminde ana kayaya oyulmuş çok derin bir kuyu vardır. Bir rivayete göre: suç işleyenler bu kuyuya atılırmış.

Yine bir başka rivayete göre: bir zamanlar soyguncular bu mağaraya saklanırlar ve Karpaz bölgesinde seyreden kervanları soyduktan sonra, el koydukları eşyaları bu mağarada saklarlarmış.

Nitovikla

Kuruova köyünün 4 km kadar güneyinde, deniz kıyısındadır. Nitovikla: 1928 yılında İsveçli arkeologlar tarafından kazılmış, Orta Tunç çağına tarihlenen antik bir kaledir. Denizden yaklaşık 25 metre yükseklikte bir kayalık üzerine inşa edilmiş olan kalenin duvarları, harçsız moloz taşla örülmüştür.

Kalenin duvarları 2 metreden 5 metreye kadar ulaşan kalınlıkta olup kulelerle köşelerde desteklenmiştir. Kulelerin sadece dış köşelerinde düzgün köşeli bloklar kullanılmıştır. Kalenin MÖ 1400’ler civarında Hiksos istilasından etkilenerek tahrip olduğu varsayılır. Yerleşimin Orta Tunç Çağından olan mezarlığı da araştırılmıştır.

Tarihi Yağ Değirmeni-Büyükkonuk

Antik dönemlerden itibaren zeytinin bol olarak üretildiği Büyükkonak köyündeki ilkel yağ değirmeninin geçmişi, 1870 yılına dayanmaktadır.

Zeytinyağı imalathanesi önce Mehmet Mulla Halil’in evinin sürdürmesinde kurulur, ancak 1917 yılında Mulla Halil’in ölümü üzerine, zeytinyağı değirmeni ile pres şimdiki eve taşınır.

İlk zamanlar zeytinlerin ezilmesini sağlayan yağ değirmeninin tekne ile silindirik kısımları taştan, ezilen zeytinlerin sıkılması amacıyla kullanılan burgu şeklindeki pres ise çam ağacından yapılmıştı.

Hayvan veya insan gücüyle çalışan yağ değirmeninde Eylül ayında olgunlaşan zeytinler ezilir, sonra da harar denilen keçi kılından yapılmış torbalara konarak, insan gücüyle çalışan preste sıkılarak yağ elde edilirdi.

1930 yılında ahşap presin yerini, yine insan gücüyle çalışan şimdiki madeni pres aldı. Köyde kooperatif tarafından yağ fabrikası kurulduktan sonra bu atölye 1986 yılında tamamen kapatıldı.

Zamanla yok olma sürecine giren yağ değirmen evinin geleneksel Kıbrıs kerpiç mimarisi, restore edildikten sonra 18 Mayıs 2008 tarihinde “HASDER Değirmen Kültür Evi” adıyla hizmete açıldı.

Zeytinyağı imalathanesinin bir odasında zeytin yağı üretiminin tarihçesi ile üretim aşamaları sergilenirken, binada geleneksel el işleri eğitimi de verilmektedir.

karpaz.Panayia-Kanakaria.1
Kıbrıs Karpaz İskele Panagia Kanakaria Kilisesi-Boltaşlı

Panagia Kanakaria Kilisesi-Boltaşlı

Boltaşlı köyünün girişinde yer alan, Meryem Ana’ya adanmış ve kesme taştan inşa edilmiş bir manastır kilisesidir.

Orijinal kilise MS. 5’nci yüzyılın sonu veya MS.6’ncı yüzyılın başında inşa edilmiştir. Bir zamanlar kilisenin apsesi içinde bulunan Meryem Ana ile İsa’yı yansıtan ünlü mozaik ile diğer mozaikler bu döneme ait olup, mozaiklerin bulunduğu eski kilise, MS. 647 yılında başlayan Arap akınları sırasında yıkılmıştır.

Üstü ahşap örtülü ve üç sahınlı Bazilika şeklinde yeniden inşa edilen yapının da MS. 1160 yılındaki yer sarsıntısında yıkılması üzerine, üç kubbeli olarak yeniden inşa edilmesine başlanmış, ancak başlatılan inşaat MS. 14’ncü yüzyılda tamamlanabilmiştir. Bu çalışmalarda kilisenin duvarlarına freskler de yapılmıştır.

Nitekim kilisenin güneyindeki sütunlu kapı girişinin üst başında bulunan yarım daire şeklindeki nişin içinde görünen Meryem Ana, kucağında oturan İsa ve onların çevresindeki beş melek ve havarileri gösteren mozaikler, iç duvarları süsleyen eski Bizans sanatına ait önemli örneklerdendir.

Ay. Trias Bazilikası-Sipahi

Sipahi köyünde bulunan bazilika, MS. 5’nci yüzyıl sonu ile 6’ncı yüzyıla tarihlenir.

Bazilika, MS. 7’nci yüzyıldaki Arap akınları sırasında tahrip olunca, güney tarafında bulunan küçük kilise ile bazı ek binalarla yeniden düzenlenmiştir. Son olarak 9-10’ncu yüzyıllarda tahrip olunca, tamamen terk edilmiştir.

Bazilika 3 sahınlıdır, batısında narteks ve atrium, güneydoğusunda ise vaftiz odası vardır. Ama en önemli özelliği zengin taban mozaikleridir. Zemini: geometrik, bitkisel ve haç motifleri içeren mozaiklerle süslüdür.

Burada, taban üzerindeki eski Yunanca yazıda, papaz yardımcılarından Heracleos tarafından yapıldığı belirtilmektedir. Bir diğer önemli mozaik “sandal” mozaiğidir.

kantara kalesi.00
Kıbrıs Karpaz İskele Kantara Kalesi
kantara kalesi.0
Kıbrıs Karpaz İskele Kantara Kalesi

Kantara Kalesi

Beşparmak dağları üzerindeki üç kaleden en doğuda olanıdır.

Deniz seviyesinden yaklaşık 700 metre yükseklikte yalçın bir kayalık üzerine kurulmuştur.

Kuzey kıyıyı, Mesarya Ovasını ve Karpaz Yarımadasını kontrol edebilecek konumu ile stratejik bir kaledir. Arap akınları sonrasında, Bizanslılar tarafından St Hilarion ve Buffavento kaleleriyle birlikte inşa edildiği tahmin edilmektedir.

Yazılı kaynaklarda ilk olarak Aslan Yürekli Richard’ın Kıbrıs’ı ele geçirdiği 1191 yılında yapıldığından bahsedilmektedir. Kalenin ismi: en çok Luzinyan ve Venedik dönemlerinde duyulmuştur. Çünkü bu dönemlerde, buralarda birçok savaşlar yapılmıştır.

Cenevizlilerin 1373 yılında Lefkoşa ve Magusa şehirlerini işgal etmelerine rağmen, kale Kral I. Peter taraftarlarının elinde kalmıştır. Kıbrıs kralı I. Peter’in kardeşi Prens John’un: Cenevizlilerin elinde esir iken, kaçarak bu kaleye sığındığı biliniyor.

Kale 1391 yılında Kral James tarafından surlarla çevrilir. Venediklilerin adayı ele geçirmesinden sonra, denizden uzak diğer kaleler gibi, bu kale de askerden arındırılarak, eski önemini yitirir. Kalede savunma yerleri, asker odaları, su sarnıçları, tonozlu odalar ve işaret kuleleri gibi bölümler gezilebilir.

Aphendrika-Dipkarpaz

Karpaz yarımadasının kuzey kıyısında, Karpaz köyünün kuzeydoğusundadır.

Kuruluşu MÖ.2’nci yüzyılın başlarına giden bir şehir olan Aphendrika, Antik Kıbrıs’ın önemli şehirlerinden birisidir.

Kente ait: kale, kaya mezarları, tapınak ve bugün dolu olan bir liman bulunmuştur. 8’nci yüzyıl sonlarında, Kıbrıs üzerinde Arap akınlarının artması üzerine, önceki dönemlere nazaran daha küçük kiliseler yapılmaya başlanmıştır.

Bu dönemde inşa edilen kiliseler arasındaki üç tanesi: Aphendrika yakınlarında bulunmaktadır. Bunlar: Haghios Georgios, Panaghia Chrysiotissa ve Panaghia Asomatos kiliseleridir.

Bunlardan ilki olan Haghios Georgios kilisesi: 10’ncu yüzyılda yapılmıştır. Tek kubbeli bir kilisedir. Apsisi iki parçalıdır.

İkinci kilisenin ismi: Panaghia Chrysiotissa’dır. 6’ncı yüzyılda yapılmıştır. Araplar tarafından tahrip edilmesine rağmen, 10’ncu yüzyılda yenilenmiştir.

Ahşap tavanı yerine, beşik tonozlu bir tavan yapılmıştır. Ortaçağ döneminde yeniden yıkılan kilise son olarak 16’ncı yüzyılda yeniden inşa edilmiştir.

Bu üç kilisenin arasında, en iyi durumda olan, üçüncüsü ise Panaghia Asomatos kilisesidir. 6’ncı yüzyılda yapılan bu kilise, Arap akınları sonucu yıkıldığından, 10’ncu yüzyılda yenilenmiştir.

apostolos andreas.00
Kıbrıs Karpaz İskele Dipkarpaz Apostolos Andreas Manastırı
apostolos andreas.02
Kıbrıs Karpaz İskele Dipkarpaz Apostolos Andreas Manastırı

Apostolos Andreas Manastırı-Dipkarpaz

Kıbrıs adasının en doğu ucunda: Apostolos Andreas ya da Zafer Burnu olarak bilinen yerde kurulu manastır: yüzlerce yıl Ortodoksların haç yolu üzerindeki önemli bir durak noktası olarak hizmet vermiştir. Manastır: Rumlar olduğu kadar Türkler tarafından da kutsal kabul edilmektedir.

Manastır: mucizelerin yaratıcısı, rüzgarların hakimi ve yolcuların koruyucusu vasfını taşıyan “Apostolos Andreas (St Andrew)” a adanmıştır.

Hıristiyanlığın kutsal kitabı İncil’e göre: St Andrew, Hz İsa tarafından papazlığa çağırılan ilk kişidir ve bu yüzden,  dini unvanı “İlk çağırılan” anlamında “O Protoklitos” tur.

Hıristiyan inanışına göre: St Andrew (Aziz Andreas) deniz yolu ile Kudüs’e giderken, gemide su sıkıntısı yaşanır.

Kendisi: susuzluktan ve hastalıktan kırılan gemi mürettebatına kılavuzluk yaparak, bu burnun kayalık bir bölgesine demir attırmış ve kıyıya çıkmıştır. Tatlı su bulmanın imkansız olduğu bu kayalıklarda Aziz Andreas, elindeki değneği bir noktaya değdirmiş ve yerden tatlı su fışkırmaya başlamıştır.

Bu suyu için gemi mürettebatının tüm hastalıkları iyileşir. Hatta, bir gözü kör olan kaptan, bu su ile yüzünü yıkadığında, gözünün görmeye başladığı söyleniyor.

O gün bu gündür buradaki çeşmeden akan suyun, çeşitli hastalıklara iyi geldiği söylenir.

Her yıl dini bayramlarda, Kıbrıs Rum kesiminden otobüslerle buraya gelen yüzlerce Rum, bu manastırda ibadet eder ve bu çeşmeden su içerler. Çünkü burası dünya Ortodoks cemaatinin en önemli ibadet yerlerinden birisi olarak kabul edilmektedir.

Kutsal ve şifalı olduğuna inanılan bu suyu, şişelere ve bidonlara doldurarak evlerine götürürler. Ayrıca, ilginç şekillerde mumlar yakarak, buradaki kiliseye adaklar adar ve dilekler tutarlar. İlginç şekilli mumlar konusu: Aziz Andreas’ın kerametine inananlar: gerçekleşmesini istedikleri dileklerinin şekli verilmiş mumları yapıp, burada yakıyorlar veya adak yerine bırakıyorlar.

Örneğin: çocuğu olmayan bir aile, bebek şeklinde mumlar yapıp buraya bırakır. Adak adandıktan sonra, dilek sahipleri, dualarına daha inançla devam edip, sabırsızlıkla gerçekleşmesini bekliyorlar.

Gerçekte bu çeşmede akan suyun: mantar, siil ve çeşitli alerjik deri hastalıklarına iyi geldiği, bu hastalıkların bu su ile yıkanınca iyileştiğine inanılıyor.

Evet, manastırın ilk halinden günümüze ulaşan en önemli bölüm: MS 15’nci yüzyıla tarihlenen şapel yani küçük kilisedir.

Bu kilise: görkemli mimarisi yanında, göz alıcı avizeleri ve ikonlarıyla mekanın önemini arttırmaktadır.

Afyonkarahisar

afyon.zafer anıtı.1
Afyonkarahisar


Memleketimi anlatmak, başka bir güzellik. Evet, Öncelikle, lütfen şuna hep birlikte dikkat edelim ve özen gösterelim, buranın ismi Afyon değil, Afyonkarahisar.

Afyonkarahisar, belki yalnızca gezmek için buraya gitmeyeceksiniz ama burası konumu itibarıyla, ülkemizin metropol illerinin Antalya bağlantı noktasında bulunması nedeniyle, çoğu kez, yalnızca durmadan ve bazen de meşhur konaklama tesislerinde bir süre durularak geçilen bir yer olarak öne çıkıyor.

Belki ilginizi çeker, işte Afyonkarahisar’ın gerçek kimliği aşağıda.

Afyonkarahisar

ULAŞIM

Afyonkarahisar’a diğer belli başlı İllerin uzaklıkları şöyle: Ankara: 256 km. İstanbul: 460 km. İzmir: 327 km. Antalya: 292 km. Bursa: 273 Konya: 223 km. Evet: gördüğünüz gibi, Afyonkarahisar; sanki ülkemizin tam ortasında bir yer. Bu kadar merkezi konumda olmasına rağmen; yine de son yıllara kadar yeterli kalkınmayı gösterdiğine inanmıyorum, ama son yıllarda: sanırım büyük yatırımlar yapılıyor ve şehir daha güzel ve ekonomik olarak daha güçlü bir hale gelecektir.

Özellikle: yakın bir zaman öncesine kadar, şehrin içinden geçen şehirlerarası karayolu; şehir dışına taşınmış ve şehrin içindeki trafik yoğunluğu azaltılmış. Ayrıca: birçok yeni turistik tesis yapılmış ve halen yapılmakta. Ülkemizin tam merkezinde, birçok yolun kesişim noktasındaki bir mahallin, çok daha ileri ekonomik düzeyde olması gerekir diyorum ve zamanla ekonomik ve sosyal durumun daha da ileri düzeye ulaşacağına inanıyorum.

Bu arada: Afyonkarahisar, konumu ve geçmişte yapılan yatırımlar sonucu, bugün, demiryolu açısından da son derece şanslı bir durumdadır. Afyonkarahisar il merkezi, dört ayrı demiryolu hattının birleştiği noktada bulunan tek il merkezidir. Afyonkarahisar’a, ülkemizin pek çok ilinden demiryolu ile ulaşmak mümkündür.

genel.1
Afyonkarahisar

GENEL

Ege bölgesinin İç Batı Anadolu bölümünde bulunan Afyon ili, coğrafi konumu itibarıyla Marmara ve İç Anadolu bölgelerini, Ege ve Akdeniz bölgelerine bağlayan bir geçit olmuştur. Bu özelliği nedeniyle, tarih boyunca doğu ile batı, kuzey ile güney arasında bir köprü, bir intikal bölgesi olmuştur.

MÖ.3000 yıllardan başlayarak, bilinen 5000 yıllık bir tarihe sahip olan sırasıyla: Hititler, Frigler, Lidyalılar, Persler, Helenler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar burada hüküm sürmüşlerdir.

Anadolu’nun üstünlüğünü ele geçirmek isteyen yada korumak için yapılan büyük savaşlardan: İpsos (MÖ.301), Miryakefalon (1176) ve Büyük Taarruz (1922) savaşları, Afyon topraklarında cereyan etmiştir. Geçiş ve kavşak bölgesi olması nedeniyle, Hititler Arzava seferine giderken, Afyon’dan geçmişlerdir. Frigler, gelip Afyon’a yerleşmişlerdir.

Persler, Apameia (Dinar)ı merkez edinmişlerdir. Roma ticaret yolları, Afyon’da düğümlenmiştir. Bizanslılar, Amarium (Emirdağ) u askeri üs yapmışlardır. Araplar ve Türkler, Anadolu’nun kilidinin Afyon’un alınmasıyla açılacağını düşünerek, Afyon’a saldırmışlardır. Haçlı seferleri buradan geçirilmek istenmiştir.

Selçuklular, Afyon’u üs olarak kullanmışlardır. Anadolu’da egemenlik kurmak isteyen Yunanlılar da, yine stratejik öncelik verdikleri Afyon’da üstlenmişlerdir.

genel.2
Afyonkarahisar

Afyonkarahisar’da karasal iklim hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak, baharlar ılık ve yağışlı, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer. Ama, tek kelime etmek gerekirse, Afyonkarahisar, soğuk bir şehir, kar yağışı pek eksik olmuyor.

kocatepe üni.1
Afyonkarahisar

KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ

Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi, şehirde: üç kampüste eğitim ve öğretim faaliyetlerini sürdürüyor. Bunlar: Ahmet Necdet Sezer, Ali Çetinkaya ve Ahmet Karahisari kampüsü. Bu arada: eski Cumhurbaşkanlarımızdan Sayın Sezer’in Afyonlu olması nedeniyle, kampüslerden birine adı verilmiş.

Bu kampüslerde: Tıp Fakültesi, Eğitim Fakültesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Güzel Sanatlar Fakültesi gibi eğitim üniteleri var. Bu ünitelerde: öğrenciler için her türlü sosyal tesis bulunuyor.

zafer yürüyüşü.1
Afyonkarahisar Zafer Yürüyüşü

ZAFER YÜRÜYÜŞÜ

Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi tarafından her yıl; 23-26 Ağustos tarihleri arasında düzenleniyor. Etkinlik: önce Ankara’da Anıtkabir ziyaretiyle başlıyor. Daha sonra şehir içinde çeşitli yerlerin gezilmesi sağlanıyor. Sonra: 26 Ağustos günü, saat: 01.00’de, Çakırözü Köyünden Kocatepe’ye yürüyüş başlatılıyor.

Onur ve gururun bir arada yaşandığı “Kocatepe Zafer Yürüyüşü” günün ilk ışıklarında sona eriyor. Etkinliğe; ülkemizin yaklaşık 50 üniversitesinden, 400 civarında öğrenci ve öğretim elemanı katılıyor. Ayrıca: sivil toplum örgütleri ve Afyonkarahisar ile ülkemizin diğer birçok ilinden gelen vatandaşlar da katılabiliyorlar.

Bakın, bu bana bir şey hatırlatıyor. Avustralya ve Yeni Zelanda devletlerinin; her yıl Nisan ayında gerçekleştirdikleri “Anzak günü” törenlerini. Belki biliyorsunuz dur; “ Her yıl, Nisan ayında, Avustralya ve Yeni Zelanda devletleri, düzenlenen büyük organizasyonlar ile, onbinlerce genci, uçaklarla, ücretsiz olarak, 20 saat uçak yolculuğuna gönderiyorlar.

Bunlar: Gelibolu’da, Anzak koyu olarak isimlendirilen yerde: geceden yerleşiyorlar ve sabaha karşı, dedelerinin yaptığı gibi, yarı bellerine kadar Çanakkale boğazının serin sularına girip, karaya doğru ilerliyorlar, ataları için dini ayin düzenliyorlar.”

Evet: eminim ki, bu gerçeği çoğumuz bilmiyoruz, ama nesillerin geçmişine sahip çıkması açısından, muhteşem bir uygulama. Evet, zafer yürüyüşü denilince, benim aklıma gelen bu. Bu gençlerimiz; yıllar önce Büyük Taarruz sırasında atalarının yaşadıklarını yaşamak istercesine, bu yürüyüşü organize ediyorlar, ne denir, tebrikler, umarım bu yürüyüşler, yüzlerce yıl sürer, devam eder.

Afyonkarahisar Özdilek Tesisleri

ÖZDİLEK TESİSLERİ

Afyonkarahisar denilince, sanırım buradan geçen herkes, bu tesislerde, kısacık ta olsa bir mola vermiştir. Çünkü: gerçekten her türlü ihtiyaca cevap verebilen bir tesis. 1996 yılında açılan ve 350 personelin çalıştığı büyük bir tesis. Gerek alışveriş, gerekse yiyecek ve gerekse tuvalet olarak, temiz, düzenli ve yeterli bir tesis.

Özellikle: çevredeki diğer tesisler açılmadan önce, tüm yolculuklarda, mola noktası kesin olarak burası idi. Hatta: insanlar burada birbirleriyle randevulaşıyorlar ve bazen de büyük rastlantılar burada gerçekleşiyordu.

Evet, Özdilek Tesisleri, merkeze 10 km. uzaklıkta. Burada: lokum üretim tesisi bulunduğundan, özellikle, yolculuk edenler, buradan taze lokum alıyorlar.

İKBAL TESİSLERİ

Evet, bilmediğiniz ilginç bir nokta, İkmal ismi, bizzat Atatürk tarafından konulmuş. Afyon’un en büyük şirketi İkbal, 1922 tarihinde küçük bir lokanta olarak kurulduğunda, ismi “Zümrüt” imiş. 1934 yılında, Atatürk, Afyon’u ziyaret ettiğinde, Zümrüt’ün sahibi Salim Usta’nın yemeklerini tadar ve çok beğenip ustayı yanına çağırtır.

Salim Usta, Zümrüt adında küçük bir lokantası olduğunu söyler. Atatürk; zümrüt ismini beğenmez ve lokantanın ismini, bahtı ve önü açık anlamına gelen “İkbal” koymasını ister. İkbal, şimdi: pastırma ve sucuk da üretiyor.

Evet, tesis: Afyonkarahisar-İzmir karayolu üzerinde. Ama: tam köşede bulunması nedeniyle, bütün yollardan ilerleyenlerin ulaşabileceği, Özdilek tesislerinin hemen karşısındaki bir mekan. Geniş otoparkı ve her türden markanın satıldığı mağazaları ile ön plana çıkmış. Ayrıca: güzel bir restoranı var.

Küçük bir de market. Alışveriş mekanlarında gezerek, yorgunluk atabilirsiniz. Yoksa; büyük metropollerde yaşayanların kendi yaşadıkları yerlerde rahatça bulabilecekleri ürünler satılıyor, fiyatlar da pek düşük değil. En güzel yanı, sanırım burada üniversite öğrencileri çalışıyor, bu çok güzel bir uygulama, ekonomik durumları açısından bu öğrencilere buralarda çalışma olanakları yaratılması gerçekten güzel.

Zaten bu durum gelen müşteri açısından da önemli, çünkü satıcı ile müşteri arasında, olumlu kontak kurulabiliyor. Evet: sucuk-ekmek ve ekmek kadayıfı burada da var. Yemekleri lezzetli ve fiyatları nispeten uygun. Self servis uygulaması var. Siz yine de, burada sucuk ekmek değil, diğer yemeklerden yemelisiniz, özellikle rosto ve tandır. Üstüne de kaymaklı ekmek kadayıfı. Çünkü: özellikle yoğun kalabalık olan günlerde, gelen sucuklar çoğu kez çiğ.

CUMHURİYET TESİSLERİ

Afyonkarahisar-Antalya kavşağı üzerinde, 60 dönüm arazide kurulmuş. Merkez içinde: market, kafe, restoran, self servis, alakart ve Özsüt dondurma ve pasta çeşitleri bulunuyor. Markette ise: Cumhuriyet sucukları ve Afyon’un meşhur lokum çeşitleri, satışı yapılıyor.

Ama: bu marketin fiyatları çok uçuk yani yüksek. Kafe restoranda: sucuk ızgara, sucuk döner, et döner, hamburger ve tost var. Ama, biraz önce söylediğim gibi, buradaki fiyatlar da yüksek. Tek cazip tarafı: 600 araçlık yani büyük otoparkı ve tertemiz, gayet büyük tuvaletleri.

afyon.sucuk yapımı.1
Afyonkarahisar Sucuk

SUCUK

Afyonkarahisar’dan geçip de, sucuk almamak olmaz. Sucuk, ülkemizde severek tüketilen ve üretimi çok eskilere dayanan, geleneksel et ürünü. Üretiminde: sığır, koyun ve manda etleri veya bu etlerin belirli orandaki karışımları kullanılıyor. Etler, önce toz şeker ve nitrit gibi kürleme maddeleri, çeşitli baharatlar ve sarımsak ile kıyılıyor.

Daha sonra, kılıflara doldurulan bu karışımın fermantasyon ve kuruma aşamaları geçirmesiyle, sucuk elde ediliyor. Sucukculuk: Afyonkarahisar’da, uzun yıllardan beri yapılmakta. Sucuk imalinde, kaliteli et kullanıldığından, buranın sucukları özellikle tercih ediliyor.

afyon.haşhaş.1
Afyonkarahisar Haşhaş

HAŞHAŞ

Haşhaş bitkisinin üretimi, çok eski zamanlardan bu yana yapılıyor. MÖ.5’nci bin yıllarda, Sümerlerin yazıtlarında, haşhaşın mevcudiyeti görülüyor.

Asuri kabartmalarında da, haşhaş resimleri görülmüş. Bazı iddialara göre: haşhaşın anavatanı:; Orta Asya yani Türkistan. Ancak:; Anadolu’da ve özellikle Afyon dolaylarında bulunan Etiler döneminden kaldığı iddia edilen taş kabartma ve hatta paralarda, haşhaş resimleri görülüyor.

Bu eserler: Afyon Müzesinde bulunmakta. Zaten, şehrin ismi de, bu bitkiden geliyor. Türkiye’de haşhaş ekimi ve alımı devlet kontrolünde ve izni altında yapılır. Yıllık 12.000 ton kadar haşhaş ekimi yapılır. Bunun büyük bölümü ise, Afyon sınırları içindedir. Osmanlı döneminde, Sultan II. Selim tarafından: Afyonun hası burada yetişiyor denilerek şehrin ismi verilmiş.

afyon.lokum.1
Afyonkarahisar Lokum

LOKUM

Evet, Afyon yöresinde bulunduğunuzda mutlaka gözünüze çarpacaktır, bir çok çeşidi bulunan lokumlar burada üretiliyor. Mutlaka tadına bakmalısınız. Hatta, çoğu insan, yakınlarına yolculuk anısı olarak Afyon lokumu alıp götürmektedir. O kadar çok çeşidi var ki, şaşacaksınız ve de çok taze olması büyük avantaj.

KAYMAK

Kaymak, eskimeyen lezzetlerdendir. Manda sütünden yapılan makbuldür. Ekmek kadayıfının üstüne konularak yenilir. Mutlaka deneyin. Tadına doyamayacaksınız.

afyon.ekmek kadayıfı.1
Afyonkarahisar Ekmek Kadayıfı

EKMEK KADAYIFI

Afyon bölgesinde yapılan bir tatlı türü. Üzerine kaymak konulduğunda, tadına doyum olmaz. Mutlaka denemelisiniz.

NE YENİR

Afyonkarahisar mutfağı; geleneksel lezzetleriyle zengin çeşitliliğe sahiptir. Özellikle: hamur işlerinde haşhaş ve haşhaş yağı kullanımı yaygındır. Yemeklerde ise, etin özel bir yeri vardır. Nohut ve buğdaydan elde edilen, göce ve düğü (ince çekilmiş bulgur) yemeklerde çokça kullanılır.

Özel günlerde kurulan meydan sofralarında, toplu yemek yenir ve bu yemeğe “sıra yemeği” denir. Sıra yemeğinde, 10-15 çeşit yemek bulunur. Yemek sonunda, sindirimi kolaylaştırması için, “bamya çorbası” verilir.
Buranın en meşhur yiyeceği: Patlıcan böreği. Evet; bunun dışında: ekşili bamya, tadılması gereken lezzetlerden. Ayrıca, buraya özgü kaymak ve kaymaklı ekmek kadayıfı.

GEZİLECEK YERLER

arkeoloji müzesi.1
Afyonkarahisar Arkeoloji Müzesi

ARKEOLOJİ MÜZESİ

Konya yolu üzerinde, Kurtuluş Caddesindedir. Oldukça zengin bir koleksiyona sahiptir. Bölgedeki 40 kadar höyük, 20 kadar antik şehirden derlenen eserler ile, kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Frig, Helenistik, Roma ve Bizans devrine ait kazı çalışmaları sonucu bulunan eserler sergileniyor.

Müzenin bahçesinde: Herakles, İmparator Hadrian tipi büyük heykeller, İon-Korint tipi sütun başlıkları, üzeri yazıtlı veya kabartmalı ve bölgenin tipik eserleri arasında olan “Kapı Tipi Mezar Stelleri”, pişmiş toprak lahitleri ve çeşitli mimari eserler sergileniyor. Müzede mevcut arkeolojik eser sayısı: 13.276’dır. Ayrıca: 26.564 sikke, 33 el yazması kitap bulunmaktadır.

Yıllık ziyaretçi sayısı: 12 bin civarında. Müzenin en önemli yanı: Türkiye’de eser bakımından, beşinci sırada bulunması. Evet, yani eser sayısı ve kalitesi gerçekten yüksek. Müzede: Hitit dönemine ait, dünyada benzeri bulunmayan bir eserde sergileniyor, gittiğinizde göreceksiniz.

Bu eser: Afyonkarahisar’a bağlı Çavdarlı Köyü yakınlarındaki Kovalık Höyüğünde yapılan çalışmalar sonrasında ortaya çıkartılan ve dünyada benzeri olmayan, Hitit dönemine ait erkeklerin kutsal sayıldığını gösteren “Libasyon” adı verilen bir kap.

Ayrıca: müzede sergilenen, Hitit dönemine ait mermer üzerine resim yazısı da büyük ilgi çekiyormuş.
Müzede sergilenen eserlerden: Afyonkarahisar mermerinin geçmiş dönemlerde heykeltıraşlıkta kullanıldığı görülüyor. Afyon mermeri, bu özelliği nedeniyle, dünyanın değişik mekanlarını süslemiş. İnsan figürlerinde, tapınaklarda, kiliselerde, ünlü kişilerin mekanlarında Afyonkarahisar mermeri görmek mümkün.

zafermüzesi.1
Afyonkarahisar Zafer Müzesi

ZAFER MÜZESİ

Anıt park karşısında, Hükümet konağı yanındadır. 1913-1914 yılları arasında yapılmıştır. Bina 1985 yılında Zafer Müzesi olmak üzere, tahsis edilmiş ve 1992 yılında; Başkomutan Tarihi Milli Park Müdürlüğü buraya taşınmıştır. Dekorasyon ve düzenleme çalışmaları devam eden bu binanın önemi, tüm ulusun ölüm-kalım mücadelesi verdiği bir döneme (1919-1922) ait olmasındandır.

Evet: zemin katta 10 oda, 1 toplantı salonu, üst katta 9 oda ve sergi salonu var. Başkomutan Meydan Muharebesinin planlandığı ve taarruz emrinin verildiği yerdir. Müzede: Başkomutan savaşı ile ilgili bilgiler verilmesinin yanında, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Paşa ve Batı Cephesi Harekat Şube Müdürü Tevfik Bıyıkoğlu anısına, kaldıkları odalar düzenlenmiş ve ziyarete açıktır.

Afyonkarahisar Zafer Anıtı

ZAFER ANITI

Şehir merkezindeki Anıt park içinde, kübik bir kaide üzerinde, Türk ve Yunan güçlerinin sembolü, iki insanın bulunduğu ve Türk’ün zaferini anlatan, 1936 yılında açılan bir anıttır. Devrin önemli heykeltıraşlarından Krippel tarafından; 1934-1945 yılları arasında yapılmıştır. 27 Ağustos 1922 tarihinde Kurtuluş Savaşında, Afyon’un Yunan saldırılarından kurtarılışını sembolize eden, tunçtan bir anıttır.

Anıt: yeşil porfır bir platform üzerindedir. Yine porfirden dikdörtgen bir kaidenin taşıdığı, iki çıplak insan figüründen meydana gelen bir kompozisyondur. Kaidenin uzun kenarında çerçeveler içinde, rölyef halinde işlenmiş Kurtuluş Savaşını simgeleyen figürler var.

Kaidenin ön yüzünde: Atatürk’ün portresi, sol yönünde de Atatürk, İnönü ve Fevzi Çakmak’ın, harita üzerinde Başkumandanlık Savaşını planlarken yapmış oldukları hazırlıkları, arka yüzünde de, askerin taşıdığı sancağı, işgalden kurtulan halkın öpmesi, sağında da Mehmetçik’in süngü taarruzu kabartmalar halinde tasvir edilmiştir.

Kaidenin üzerindeki heykeller: normal insan boyutlarından daha büyük ve hareketler son derece canlıdır. İşgalcileri sembolize eden ve yerde yatan figürün; büyük bir çaresizlikle aşağıya sarkmış olan başındaki ızdıraplı yüz ifadesi ve bitkin vücudu, yenilgiyi göstermektedir.

Ayaktaki figürün yüzünde ise, büyük bir hiddet ifadesi vardır. Gerilmiş adaleleri, şişmiş boyun damarları, yukarı kalkmış kolları, biri yumruk şeklinde sıkılmış, diğeri bir şeyi parçalayacakmış gibi açılmış elleri ile, ayakları altında yatan figüre, yukarıdan bakarak adeta ezmektedir.

Atatürk: 1937 yılında, Afyon ziyaretinde, anıt hakkında: “ Büyük Zaferi en iyi anlatan anıt” diyerek, beğenisini dile getirmiştir. Zaman içinde, heykelin üzerinde meydana gelen oksitlenme ve deformasyon, 2008 yılında yapılan çalışmalarla temizlenmiştir.

Evet: bakın tüm ülkeyi gezdim, ama gerçekten bu derece anlamlı, canlı bir anıt gördüğümü söyleyemem. Afyonkarahisar yöresine yolunuz düşerse, mutlaka gidin ve bu muhteşem anıtı görün. Kesinlikle çok beğeneceğiniz, muhteşem bir anıt.

kocatepe anıtı.1
Afyonkarahisar Kocatepe Anıtı

KOCATEPE ANITI

Şehir merkezinde, Örnekevler Mahallesinde bulunan park içinde, basamaklarla çıkılan, yüksek bir teras ortasında, kaide üzerinde Atatürk’ün Kocatepe’ye çıkış anını gösteren heykel anıtı, 1970 yılında açılmış olup, heykeltıraş Namık Denizhan tarafından yapılmıştır.

Afyonkarahisar Ulucami
Afyonkarahisar Ulucami

ULUCAMİ

Camikebir mahallesindedir. Selçuklu Veziri Sahip Ata Fahrettin Ali’nin oğlu Sancak Beyi Nasredüddin Hasan tarafından, 1273 yılında yaptırılmıştır. Mihberi: Emirhaç Bey, süslemeleriyse Nakkaş Mahmut Oğlu Hacı Murat tarafından yapılmıştır. Minaresi tuğladandır. 40 ahşap sütun ve başlık üzerine oturtulmuştur. Düz toprak damlıdır. 1341 yılında onarılmıştır.

afyon.kale.2
Afyonkarahisar Kalesi

AFYON KALESİ

Her ne kadar bu kaleye çıkmasanız da, uzaktan geçerken, ana yol üzerinde ilerlerken; bu kalenin bulunduğu kaya blokunun uzaktan muhteşem görüntüsün mutlaka göreceksiniz. Evet, her gelip geçtiğinizde, belki bir-iki saniye bakıp geçtiğiniz kale, gerçekten ilginç bir yer. Buyurun kale ile ilgili ayrıntılı bilgi. Umarım bir gün, buralardan geçerken, 3-4 saatlik bir zamanınız olur ve bu kaleye çıkarsınız.

Kaleye çıkış zamanı, ortalama: 30 dakikadır. Volkanik özellikle, doğal bir kaya kütlesinin üzerinde kurulmuştur. Yüksekliği: 226 metredir. Arzava ülkesine sefer düzenleyen Hitit İmparatoru II. Murşili tarafından, MÖ.1350 yılında, askerlerinin kışı geçirmeleri amacıyla yapıldığı sanılmaktadır. Kalenin o zamanki ismi Hapanuva (yüksek tepe şehri) dır. Sonraki dönemlerde, eklerle daha da genişleyen kale, çevrenin kontrolü için önemli bir stratejik konumdadır.

afyon.atatürk afyonda.1
Afyonkarahisar

Kale zirvesinde: Ana Tanrıça Kybele’ye adanmış bir çok tapınma yerleri ve 4 adet büyük sarnıç (su çukuru) var.

Malazgirt savaşından sonra, 11’nci yüzyılda, Selçuklular buraya yerleşirler. Burada yaşayan Türk boyları, kayalar üzerindeki bu kaleye “Karahisar” adını verirler. Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat, bu kalede hazinelerini saklar.

Bu yüzden de, “Hisar-ı Devle” ismiyle tanınır. Selçuklu Vezirlerinden Sahip Ata Fahrettin Ali ve oğullarına, kale muhafızlığı verilir ve bu nedenle de ismi “Karahisar-ı Sahip” olur.

Osmanlı döneminde, Sultan II. Selim, kaleyi onarır ve en iyi Afyon’un bu çevrede yetişmesinden ötürü de, kaleye “Afyonkarahisar” ismi verilir.

afyon.kale.3
Afyonkarahisar

Dik bir tepe üzerindeki kaleye: kayaların üstüne oyulmuş merdivenlerle çıkılır. Bunlar: iç ve dış olmak üzere, iki bölümden oluşur. Kız kalesi veya kız kulesi denilen kalenin iç bölümü, muhafızlara ayrılmıştır. Sultan Alaeddin Keykubat burada: cami, saray, erzak ambarı, cephanelikler, 8 su sarnıcı ve değerli eşyaların saklandığı bir de mahzenler yaptırmıştır.

Burası; askeri amaçlı olduğundan halkın oturacağı yerler bulunmaz. Buradaki caminin süslü bezemeleri olan minaresi yıkılmıştır. Ayrıca, kalenin batı kapısı üzerindeki iki yazıttan biri: Alaaddin Keykubat’ın ve diğeri ise Sultan II. Selim’in yaptırdığı onarımları belirtir.

Afyonkarahisar

EFSANELER

Hazreti Ali ya da Düldül’ün ayak izleri efsanesine göre: İslam halifelerinden Hazreti Ali, atı Düldül’ün üzerinde, dağdan dağa uçarak sefer yapmaktadır. İşte böyle seferlerin birinde, Afyonkarahisar’a gelen Hz. Ali, Hıdırlık Dağında konaklamak için sertçe yere basınca, buradaki bir kaya üzerinde ayağının izi kalır.

Daha sonra, Hıdırlıktan kaleye atlayan Düldül, burada da dizginlenince bu kez ön ayağının izi, bir kayanın üzerinde kalır. Hz. Ali, Düldül’ü sulamak için, su yalağına vardığında, atı bağlayacak bir yer bulamaz ve dört parmağı ile yalağın yanındaki bir taşa vurarak taşı deler ve atı buraya bağlar.

Yukarıda belirttiğim gibi : Afyonkarahisar kalesinde, bugün Düldül’ün ayak izi ile atın bağlandığına inanılan kaya üzerinde delik, hala varlığını korumaktadır.

Başka bir efsaneye göre: Afyonkarahisar’da, 740 yılında öldüğü konusunda, tarihçilerin birleştiği Battal Gazi ile yakın arkadaşı Ahmet Tarhan; kaleyi ele geçirmek için sıkı bir kuşatma yaparlar. İçeridekilerin dışarısı ile bütün bağları kesilir. Kale komutanı, bunun üzerine Bizans imparatoruna haber salar ve 100 bin kişilik bir ordu yardım için yola çıkar.

Kalenin burçlarından Battal Gaziyi görerek aşık olan komutanın güzel kızı: o’na bir kötülük gelmemesi için, çimler üzerinde uyumakta olan Battal Gazi’ye bağırır, ancak duyuramaz. Sonra bir kağıt yazar, taşa sarar atar. Battal Gazi, bir iki kıpırdandıktan sonra, hareketsiz kalır. Battal’ın uyunmadığını gören kız telaşlanır.

Babasına, Türklerin komutanının çayırda uyuduğunu söyler ve güya o’nu öldürmek için zehirli bir hançer ister. Battal Gazi’nin yanına gelen kız, onu ölmüş olarak bulur. Çünkü attığı taş, Battal’ın kulağına gelmiş ve ölümüne neden olmuştur. Kız üzülür ve hançeri kendi kalbine saplayarak hayatına son verir.

Bizans ordusu kalenin eteklerine geldiğinde, amansız savaş başlar. Ahmet Tarhan, askerleriyle birlikte şehit olur. Ahmet Tarhan, Karahisar Kalesinin eteklerinde, şu anda Ulu Cami’nin karşısındaki mezarına gömülür. Yenilgiden sonra çok şiddetli bir fırtına başlar ve Battal’ın cesedini Eskişehir dolaylarına atar. Böylece, Bizanslılar, Battal Gazi’nin öldüğünü anlayamazlar ve daha uzun süre onun korkusuyla yaşarlar.

Afyonkarahisar Kalesi Dilek Yeri

DİLEK YERİ

Karahisar Kalesi: tarih boyunca, evlenmek isteyen kızların iyi bir kısmet diledikleri, kısmeti bağlı olanların kısmetlerinin açıldıkları yer olmuştur. İnanışa göre: taliplisi çıkmayan ya da evlenme zamanı gelmiş kızlar, yanlarında yaşlı bir kadınla birlikte, Cuma günü, Karahisar kalesinin yolunu tutarlar.

Ancak, yanlarında birde asma kilit alırlar, kilit kaleye çıkılmadan önce kilitlenir. Kaleye çıkıldıktan sonra, yaşlı kadın kaleye çıkılmadan önce kilitlenmiş olan kilidi kızların başlarında açarak, inanışa göre bahtlarını açar. Daha sonra kızlar Kız Kulesinden :” Bahtım bahtım, Altın bahtım, Evlenecek vaktım.” diyerek bağırırlar.

İnanılan odur ki, tahminen bir hafta sonra, bu kızlara hayırlı birer nasip çıkar ve nişanlanırlar. Bu gelenek, Hıdırelmez’de daha çok ilgi görmekte ve Hıdırellez sabahı erken saatlerde kaleye çıkan kızlar, Kız Kulesinden dileklerini bağırmaktadırlar. Kimi zaman kadınların ya da erkeklerin de Kız Kulesinden: çeşitli dileklerde bulundukları gözlenmektedir.

Kalede: Kız Kulesinin yanında, bir şarapnel oyuğu gibi, insan boyunda olan taşın içinde yatan kadınlar, çeşitli dileklerde bulunurlar. Kalenin kapısının kemerinde bulunan bir oyuğa, bir dilek tutup, 3 taş atılmaktadır. Eğer taşların üçü de oyuğa girerse, dileğin yerine geleceğine inanılır.

Yine, kalenin kapısının önündeki uçmak ağacına insanlar üzerlerinden bir bez ya da ip parçası kopararak bağlamak suretiyle dilekte bulunurlar.

TERMAL TESİSLER

afyon.gazlıgöl kaplıcası.1
Afyonkarahisar Gazlıgöl Termal Turizm Merkezi

GAZLIGÖL TERMAL TURİZM MERKEZİ

İl merkezine, 21 km. uzaklıkta, Eskişehir karayolu üzerinde İhsaniye ilçesine bağlı, Gazlıgöl kasabası içindedir. Kaplıcada, halen 5 adet umumi havuzlu hamam, 4 adet havuzlu dubleks villa, 16 adet de çift odalı küvet tipi banyolu üniteler bulunmaktadır. İşletmedeki toplam yatak kapasitesi: 404 dür.

Kaplıcanın suyunun sıcaklığı: 45-68 derece ve debisi saniyede 9 litredir. Kimyasal özellikleri: hiperterm, hipotenik, alketihir karbonatlı ve hafif radyoaktif bileşiminden oluşmaktadır. İçme ve banyo tedavisinde kullanılmaktadır.

İçme suyu olarak: ağrılı ve spazmalı böbrek hastalıklarına, mide rahatsızlıklarına, karaciğer ve safra yolları ve bağırsağın spastik ağrılarına iyi geldiği söyleniyor.

Banyo tedavisi ise: romatizmal, nevralji, nevrit, artroz, kadın hastalıkları ve saboreik deri hastalıklarına tavsiye edilmektedir.

afyon.ömer kaplıcası.f1
Afyonkarahisar Ömer Kaplıcası

ÖMER KAPLICASI

Afyonkarahisar-Kütahya karayolu üzerinde, Afyonkarahisar merkezine 15 km. uzaklıktadır. Ömer kaplıcası: adını Ömer Dede yatırından almıştır. Suyunun sıcaklığı: 46-71 derece arasındadır. Litrede 1 gr.dan fazla karbondioksit ihtiva etmesi nedeniyle, gazlı sular gurubuna girer.

Kaplıca suyu: romatizmal hastalıklar, solunum yolu hastalıkları, kadın hastalıkları, kemik ve kireçlenme hastalıkları, beslenme bozuklukları ile sinir-kas yorgunluklarının tedavisinde kullanılır. Kaplıcada; konaklama sorunu bulunmamaktadır. Ayrıca: 1 adet kapalı yarı olimpik yüzme havuzu, 2 adet Türk Hamamı, 1 adet büyük kapalı yüzme havuzu bulunmaktadır.

afyon.gecek kaplıcası.1
Afyonkarahisar Gecek Kaplıcası

GECEK KAPLICASI

Afyonkarahisar merkezine 18 km. uzaklıkta, Afyonkarahisar-Kütahya yolu üzerindedir. Kaplıca şifalı sularının yanı sıra mesire yeri olarak da ünlenmiştir. Suyunun sıcaklığı: 46-71 derece arasındadır.

Kaplıca suyu: romatizmal hastalıklar, solunum yolu hastalıkları, kadın hastalıkları, kemik ve kireçlenme rahatsızlıkları, sinir ve kas yorgunluklarına iyi gelmektedir. Konaklama sorunu yoktur. Ayrıca: 1 bayanlara ve 1 erkeklere olmak üzere, iki tane kapalı yüzme havuzu vardır.

afyon.mermer ve el ürünleri teşhirsatış.1
Afyonkarahisar Mermer ve El Ürünleri Teşhir-Satış Merkezi

AFYONKARAHİSAR, MERMER VE EL ÜRÜNLERİ TEŞHİR-SATIŞ MERKEZİ

Türkiye mermerinin, % 28’ini üreten İscehisar, aynı zamanda ülkemizin dört bir yanında üretilen mermerlerin pazarlandığı bir yerdir. Burada: öncelikli olarak, mermer mozaik ürünleriyle gravürle işlenmiş çeşitli mermer ürünler sergileniyor.

Ayrıca: çeşitli ilçelerde üretilen el sanatları ve dokuma ürünleri de burada tanıtılıyor ve satışa sunuluyor. Ayrıca, mermercilikle uğraşan esnafın atölyelerinde işlenen çeşitli mermer ürünlerinin sergilenmesi ve tanıtımı için de kampus içinde, açık alanda 26 adet açık hava sergisi oluşturulmuş.

Snowroom;20 bin metrekarelik bir alanda. Bunun 1200 metrekaresi kapalı alan. Tesis alanı içinde: ayrıca, açık-kapalı sergi alanları, kafe, restoran vs. sosyal donatı mevcut. Sivrihisar istikametinden, Afyonkarahisar’a gelmeden önce; burayı göreceksiniz.

Biraz önce sözünü ettiğim mermer ürünlere merakınız varsa veya merakınız olmasa da kısa bir zamanınız varsa, buraya uğrayıp, gerçekten el emeği muhteşem güzellikteki ürünleri görebilirsiniz.

başkomutanlıkmilliparkı.2
Afyonkarahisar Başkomutanlık Milli Parkı

BAŞKOMUTANLIK MİLLİ PARKI

Ankara-İzmir karayolu, Antalya-Afyon karayolu ve İstanbul-Bursa-Eskişehir karayolu ile buraya ulaşım sağlanmaktadır. 26 Ağustos tarihinde, Kocatepe’den başlayan Türk Kurtuluş Taarruzu, 27-28 Ağustos tarihlerindeki kanlı muharebelerde, Kocatepe bölgesindeki düşman kuvvetlerini önüne katarak sürmüş ve 29 Ağustos’ta, Afyon’a ulaşmıştır.

Beş gün; geceli-gündüzlü aralıksız süren meydan savaşını, Ulu Önder Atatürk’ün; 26-30 Ağustos 1922 tarihinde, bütün dünyayı şaşırtan bir başarı ile sonuçlandırdığı Kurtuluş Savaşının geçtiği yörelerdeki tarihi olgular, Başkomutan Tarihi Milli Parkının ana kaynak değerini oluşturmaktadır.

başkomutanlıkmilliparkı.3
Afyonkarahisar Başkomutanlık Milli Parkı

Kocatepe ve Dumlupınar bölümlerinde ormanlık alanlar içinde, bütün yıl, su bulunan vadi boyları, pek çok endemik türleri kapsayan bitki örtüsü ve yaban hayatı zenginlikleri, Milli Parkın diğer değerlerini oluşturur.

Milli Park içinde: ana iki bölüm içinde yer alan, Kocatepe ve Dumlupınar savaş alanları, Şehitlikler ve anıtlar görülmesi gereken yerlerin başında gelir. Ayrıca, ormanlık alanlardaki vadi boylarında, bitki zenginliği, ziyaretçileri etkiler.

Akören mevkiindeki günübirlik kullanım alanı, ziyaretçilere piknik yapma imkanı sağlamaktadır. Çalköy göleti ve çevresi rekreaktif amaçlı kullanıma uygun olup, çadırla konaklama imkanı sağlanmaktadır.

KOCATEPE ŞEHİTLİĞİ

Kocatepe: Afyon’un 20 km. güneyinde, Büyük kalecik Kasabasındaki bir tepedir. Başkomutan Tarihi Milli Parkı içindedir. Anıt; Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Türk Ordusunun karargah kurduğu ve Kocatepe’de verilen Milli Mücadelede şehit düşen kahramanlarımız adına, 1972 yılında yaptırılmıştır.

kocatepe.atatürk.1
Afyonkarahisar Kocatepe Atatürk Anıtı

KOCATEPE ATATÜRK ANITI

Atatürk; Büyük Taarruzu, günümüzde de varlığını sürdüren siperden bizzat sevk ve idare etmiştir. Kocatepe’ye: Milli Savunma Bakanlığı tarafından, 1953 yılında bir anıt yaptırılmış ve üzerine yazıt konulmuştur. Kültür Bakanlığı da, 1993 yılında: Atatürk Anıtı ve çevre düzenlemesi yapmış ve Kocatepe ziyarete açılmıştır.

Bronzdan yapılan Atatürk Anıtı; 4 ton ağırlığında ve 7.5 metre yüksekliğindedir. Atatürk; elinde sigarası, dalgın, yürüyor. Yoldan geçerken, uzaktan bu görüntüsü seçebilirsiniz. Hemen önünden geçeceksiniz, dinlenmek için ayıracağınız kısa bir zaman parçasını, burada değerlendirebilirsiniz.

YÜZBAŞI AĞAH EFENDİ ŞEHİTLİĞİ

Büyük Kalecik Kasabasında, Kurtkaya Mevkiinde, Kurtuluş Savaşımız sırasında, 27 Ağustos 1922 günü şehit olan Bayburtlu Yüzbaşı Agah Efendi ile Sinoplu Üsteğmen Feyzullah Efendi ve 101 silah arkadaşının bulunduğu şehitliktir. Şehitlik; 1972 yılında onarılmış, 1993 yılında Kültür Bakanlığı tarafından yenilenmiştir.

BÜYÜK TAARRUZ ŞEHİTLİĞİ VE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ANITI

Afyonkarahisar’a 16 km. uzaklıkta bulunan Afyon-Antalya-İzmir yol kavşağında, Işıktepe üzerinde yapılmıştır. 26-27-28-29 Ağustos 1922 tarihlerinde şehit düşen 275 subay ve 2150 Mehmetçik anısına, 1993 yılında yapılmış olan şehitliğin alanı: 3 bin metre karedir. Yolun hemen sağında, geçerken uzaktan görebiliyorsunuz.

ALBAY REŞAT ÇİĞİLTEPE ŞEHİTLİĞİ

Sincanlı İlçesinin güneyinde, Başkomutan Tarihi Milli Parkı içinde, Çiğiltepe mevkiindedir. 57’nci Tümen Komutanı Miralay Reşat Bey, Büyük Taarruzun ikinci günü olan 27 Ağustos 1922 tarihinde, Atatürk’e verdiği sözü yerine getiremeyerek, hedefini ele geçirememenin verdiği üzüntü ile intihar eder. Ancak, yarım saat sonra, Çiğiltepe alınır. Şehitlik, Reşat Bey ve o bölgede şehit düşen askerlerimiz adına, 1995 yılında yaptırılmıştır.

ANITKAYA ŞEHİTLİĞİ

Afyon-Kütahya karayolu üzerinde, Anıtkaya kasabasındaki bir höyük üzerinde, üst terasta, Kurtuluş Savaşımız sırasında, 28 Ağustos 1922 günü, 13 ve 20’nci Alaydan şehit olanlar anısına, 1924 yılında, piramidal bir anıt dikilmiştir. 1972 yılında çevre düzenlemesi yapılmıştır.

Burdur şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.