Fethiye Ölüdeniz

Fethiye Ölüdeniz

Fethiye Ölüdeniz, Yabancılar için, yurtdışında  herhangi bir turizm aktivitesi düşünüldüğünde, ilk akla gelen resimlerden biridir. Gerçekten: dünya üzerinde pek eşi-benzeri olmayan bir yer. Sakin bir yer, çam ağaçlarının gölgelediği kumsallarında, muhteşem güzellikteki kumsallar ve isteyene sakin bir deniz, isteyene ise dalgaların hareketlendirdiği bir deniz.

Fethiye ilçe merkezinden, Ölüdeniz’e giderken, dik rampanın sonunda, Hisarönü ve Ovacık köyleri vardır. Bunlar: yan yanadır.

OVACIK

Fethiye ilçe merkezine 6 km uzaklıktadır. Ölüdeniz’e ise 5 km uzaklıktadır.

Fethiye eteklerinde küçük bir kasabadır. Babadağ’ın dibinde, Ölüdeniz ile Fethiye arasında bulunan bir plato üzerindedir. Babadağ yamaçlarına yakın olması nedeniyle serin esintiler bulunur. Hisarönü ile aynı yerdedir ve Hisarönü’nün konaklama tesislerinin bulunduğu kısımdır.

Belde son yıllarda kurulan çok sayıda otel ve tatil köyü ile turistik bir merkez olmuştur. Ovacığın hemen bitiminde Hisarönü başlar. Ovacık ve Hisarönü’nün birleştiği yerde, Ölüdeniz yol ayırımı vardır.

Son bir not: Ovacık bölgesinde tepe üzerindeki sur duvarları, 1’nci Derece Arkeolojik Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Fethiye Ölüdeniz Hisarönü

HİSARÖNÜ

Fethiye-Ovacık karayolu üzerindedir. Fethiye Ölüdeniz’e 4 km uzaklıktadır. Fethiye ise 10 km uzaklıktadır.

Çam ormanlarının içindedir. Gündüzleri sakindir. Ancak burası özellikle popüler gece hayatı ile tanınmaktadır. Hisarönü merkezi, akşam saat 19.00’dan sonra araç trafiğine kapanmaktadır. Ölüdeniz ve Fethiye’den daha yüksekte olduğu için, hava nispeten daha serindir.

Burada çok miktarda tatil köyü, otel ve pansiyon bulunmaktadır. Bölgede çok sayıda hediyelik eşya dükkanı da bulunuyor. Mağara ve dükkan yanında, sokak üzerinde sayısız tezgah açılarak çeşitli ürünler satılır.

Ayrıca: restoranlar, barlar, kulüpler ve mağazalar vardır. Özellikle “Barlar sokağı” eğlence için tercih edilmektedir ve özellikle İngiliz turistler oldukça fazladır. Ancak sadece turist değil, bölgede çok sayıda yerleşik İngiliz ve İrlandalı da yaşamaktadır. Restoran ve barlarda, menüler İngilizce ve Paunt olarak yazılıdır. İngiliz yemekleri servis edilir. İngiliz usulü kahvaltılar bulunur. Raflarda İngiliz gazeteleri görebilirsiniz. Yani bunu yazmaktan sıkılsam da, buranın esnafı Türk müşteriyi pek sevmez.

Son bir not: Hisarönü bölgesinde bulunan Roma yapı kalıntıları, 1’nci Derece Arkeolojik Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Fethiye Ölüdeniz Belcekız

BELCEKIZ

Ulaşım

Fethiye Ölüdeniz, Fethiye ilçe merkezine 14 km uzaklıktadır. Yol, çamların arasından ilerler. Yolun son kısımlarındaki yokuştan aşağıya inince, muhteşem bir mavilik, deniz sizi karşılar.

Burası “Belcekız Koyu” dur.

Ölüdeniz lagününün bulunduğu mahalle “Belcekız” olarak isimlendiriliyor.

Belcekız koyundaki kumsaldan yürüyerek Ölüdeniz’e ulaşabilirsiniz.

Fethiye Ölüdeniz

ÖLÜDENİZ

Teke Yarımadasında Fethiye Ölüdeniz Mahallesindedir.

2006 yılında; Almanya’nın en yüksek tirajlı gazetesi olan “Bild” gazetesinin düzenlediği ankette “Dünyanın En Güzel Sahili” seçilmiştir.

Fethiye Ölüdeniz: Likya döneminde “Işık ve Güneş Diyarı” olarak tanınmıştır.

Ortaçağ’da ise “Uzak Diyar” olarak tanınır.

Adı gibi durgun bir göl şeklindedir.

Kıpırtısız durur.

Belcekız kıyılarında yoğun dalgalar varken, Fethiye Ölüdeniz’de sadece çırpıntılar görülür.

Dibinde tek bir tane yosun yoktur ve beyaz bir kumla örtülüdür.

Suyun ve dibindeki kumun kırdığı ışık “turkuaz” bir renk verir.

Ayrıca: kıyıdaki çamların gölgesi, Fethiye Ölüdeniz e düşer ve ortaya etkileyici bir görüntü çıkar.

Fethiye Ölüdeniz lagünü, Kaptan Cousteau tarafından incelenmiş ve buranın tek hücreli mikro organizmalardan deniz kaplumbağalarına kadar birçok canlıyı barındıran doğal bir akvaryum olduğu belirtilmiştir.

Fethiye Ölüdeniz

Ölüdeniz 2 kısımdan oluşuyor.

1’nci Bölüm: Belcekız bölümüdür.

2’nci Bölüm ise, Lagün bölümüdür.

Her iki bölümü birbirinden Kumburnu ayırır.

Kendisini Yenilemesi

Fethiye Ölüdeniz, hemen hemen her gün kendisini yeniler.

Çünkü: burada yoğun kaynak suyu çıkar.

Dipte, açık denize doğru bir akıntı vardır.

Kaynak sularının yarattığı tuzluluk farkı nedeniyle, açık denizden içeriye ve dışarıya devamlı bir sirkülasyon vardır.

Gel-git etkisi nedeniyle, 2-3 günde bir Ölüdeniz ortalama yarım metre yükselir ve alçalır. Bunun sonucunda, Fethiye Ölüdeniz’e büyük oranda, açık deniz suyu giriş ve çıkışı sağlanmaktadır.

Ölüdeniz Efsanesi

Bir zamanlar, buradan geçen gemiler, açıkta demirler ve içme suyu almak için sandallarla kıyıya çıkarlarmış.

Yine bir gün yaşlı bir kaptanın genç oğlu, sandalla su almak için karaya çıkar ve “Belcekız” ı görür. Görür görmez de vurulur aşık olur. Kızda buna kapılır.

Ancak, delikanlı suyu alıp dönmek zorundadır.

Gemi uzaklaşıp gider.

Belcekız, hep kıyıyı, sevgilisini gözler.

Delikanlı da geminin buralardan her geçişinde, sandalla kıyıya su almaya gelir ve görüşürler.

Yine bir gün, gemi, buradan geçerken fırtına çıkar.

Genç, kaptan babasına burada korunaklı, havuz gibi bir koy olduğunu söyler.

Ancak babası oğlunun gönül macerasını ve karadaki Belcekız’ı bilmektedir.

Oğlunun sevgilisini görmesi uğruna, gemiyi parçalamayı göze aldığını düşünür.

Fırtına, dalgalar ve baba ile oğul arasındaki kavga büyür.

Gemi tam kayalıklara çarpacakken, kaptan bir kürek darbesiyle oğlunu denize atar ve geminin dümenine iyice yapışır.

Derken deniz döner, çarşaf gibi bir koya girerler.

Oğlan ise orada denizde ölür.

Belcekız, kayaların üzerinde sevgilisini beklerken, öldüğünü görünce kendisi de kayalardan atlayarak intihar eder.

İşte o günden sonra kızın öldüğü yere “Belcekız” ve oğlanın öldüğü yere ise “Ölüdeniz” denir.

Ölüdenizin rengi, günün değişik saatlerinde değişip durur ve bu durumun, iki aşık oğlan ve kıza denizin yandığını söylerler.

Fethiye ÖlüdenizKıdrak Tabiat Parkı

 

KIDRAK TABİAT PARKI

Kıdrak koyu, Fethiye Ölüdeniz’in ilerisinde, Kayaköy’e yaklaşık 16 km uzaklıktadır. Fethiye merkeze 12 km ve Ölüdeniz’e 3 km uzaklıktadır.

Babadağ eteklerindeki bölge: 1983 yılına kadar Orman içi dinlenme yeri iken, bu tarihte “Tabiat Parkı” olarak ilan edilmiştir.

Çünkü flora zenginliği ve orman, deniz, sarp kayalıkların oluşturduğu doğal peyzaj koruma altına alınmıştır. 1’nci derece doğal sit alanıdır.

950 hektarlık alanda ilan edilen Kıdrak Tabiat Parkı içine, Ölüdeniz de dahil edilmiştir.

Alan: Fethiye Ölüdeniz Lagünü ve Kıdrak Plajını kapsar.

Fethiye Ölüdeniz’den buraya karayolu bulunmaktadır.

Fethiye Ölüdeniz Kıdrak Plajı

Kıdrak Plajı

Fethiye Ölüdeniz biraz ilerisindedir. Ölüdeniz kalabalığından sıkılmış olanlar burayı tercih ediyorlar.

Milli Park alanı olması nedeniyle buraya giriş ücretlidir. (Araç girişi 27 TL. dir.) Aracınızı otoparka bıraktıktan sonra biraz yürümek gerekiyor.

Kıdrak Plajı: 2017 yılında Tabiat Parkı olarak ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Çünkü, burada birçok ağaç türü ve birçok kuş türü bulunmaktadır. Ayrıca yaban hayatı da mevcuttur.

Sessiz ve sakin bir yerde, plaj istiyorsanız, burayı mutlaka ziyaret etmelisiniz. Burada ayrıca: piknik, yürüyüş, kuş gözlemi ve fotoğrafçılık yapabilirsiniz.

Tabiat parkında bir işletme bulunuyor. Bu işletmeye ait bölgede: karavan veya çadırla konaklama yapabilirsiniz. Tuvalet ve duşlar bulunuyor.

Koyun en büyük özelliği: yamaç paraşütü yapanların genellikle iniş için kullandığı alandır. Yani güneşlenirken, tepenize inen rengarenk paraşütleri izleyebilirsiniz.

Piknik Alanı

Kumsal hariç, ağaçların altında çokça dinlenme alanları vardır. Ancak piknik alanı fazla büyük değildir. Park alanına dışarıdan yiyecek-içecek getirmek serbesttir.

Fethiye Ölüdeniz Piknik Alanı

Plaj-Kumsal

Plaj, kumluktur.

Sahilde şezlong ve şemsiye kiralamak mümkündür. Plajda, soyunma kabini, duş ve tuvalet bulunuyor.

Giriş ücreti ödemenize rağmen şezlong ve şemsiye için de ücret ödemeniz gerekiyor.

Fethiye Ölüdeniz

Deniz

Deniz birden derinleşiyor bu yüzden yüzme bilmeyenler ve çocuklu aileler için uygun değildir. Suyu tertemiz ve berraktır. Deniz serin, hafif dalgalı ve kum-çakıl karışımıdır.

Ancak deniz yoğun şekilde taşlıktır, bu yüzden deniz ayakkabısı kullanmak şarttır.

Fethiye Ölüdeniz Kumburnu Tabiat Parkı

 

KUMBURNU TABİAT PARKI

Belceğiz’İn kuzeybatısında, Kıdrak Tabiat Parkı sahasının içindedir. Park alanına giriş ücretlidir. Otopark ve giriş ücreti 25 TL. dir. Aracınızı otoparka bıraktıktan sonra plaja ulaşmak için 150 metre kadar yürümek gerekiyor. Dikkat buraya yaya olarak girerseniz ücret alınmıyor. (Eskiden 7 TL. giriş ücreti alınıyordu.)

Çevresi dağlarla çevrilidir.

Tabiat Parkı, Muğla Valiliğine bağlı MUÇEV (Muğla Hizmet Vakfı) tarafından işletiliyor.

Burada: 100 metrelik bir mesafenin, saha koruması yapılarak sürekli temiz kalması sağlanıyor. Bu mesafeye giren atıklar, görevliler tarafından anında temizleniyor.

Günübirlik ziyaretler için kullanılmaktadır.

Halen burada iki küçük kafeterya bulunmakta ve fast-food türü yiyecek ve içecekler satılmaktadır. Piknik yapmak isteyenler için, piknik alanı düzenlenmiştir.

Fethiye Ölüdeniz Kumburnu Halk Plajı

 

Kumburnu Halk Plajı

Fethiye bölgesindeki mavi bayraklı 3 plajdan birisi burasıdır.

Plaj 2 km uzunluktadır.

Plaj bölümünde: su sporları yaptıran bir işletme bulunuyor. Ayrıca duş ve tuvaletler bulunmaktadır.

Plajda şezlong ve şemsiye kiralamak imkanı bulunmaktadır. (şezlong 15 TL ve şemsiye 15 TL. dir.)

Denize gelince, deniz tabanı taşlık ve hatta kayalıktır ve birden derinleşir. Bu yüzden yüzme bilmeyenler ve çocuklu ailelere uygun değildir. Isıran balıklar burada da vardır.

BABADAĞ

1975 metre yükseklikteki Babadağ üzerinde kurulu B tipi mesire alanı, Babadağ’ın 1965 metre rakımındadır ve yaklaşık 810 hektar büyüklüktedir.

Paraşüt yapmayacaksanız, Babadağ’da Bayrak Zirveye kadar çıkın ve çevreyi ve paraşüt yapanları izleyin. Burada “Zirve Kafe” diye bir mekan bulunuyor, oldukça güzel bir yerdir.

Burası, Fethiye Ölüdeniz e yamaç paraşütü atlayışı için kullanılmaktadır.

Babadağ yamaç paraşütü için ayrı yükseklikte 4 tane piste sahiptir. Hava şartlarına ve rüzgar durumuna bakılarak hangi pistten atlayış yapılacağına profesyonel pilotlar karar veriyorlar.

Sadece: paraşüt atlayışı ve manzara izlemek için gelenler tarafından kullanılabilir.

Ancak: buraya ulaşım oldukça dik ve stabilize yolla sağlanır. Paraşüt atlayışı yapacak olanlar buraya özel ciplerle çıkarılırlar. Bu yolculuk yaklaşık 50 dakika sürer.

Fethiye Ölüdeniz Skywalk Teleferik Projesi

 

Skywalk Teleferik Projesi

Proje tamamlandığında, Ölüdeniz ile Babadağ zirvesi arasında ulaşım sağlanacaktır. Bu hareket, Babadağ’ın karlı zirvesi ile yine Ölüdeniz arasında kış aylarında da devam edecektir.

Fethiye Ölüdeniz Teleferik

Teleferik projesinin başlangıç yeri: Ovacık Mahalesindeki Yasdam Caddesidir. Bitiş yeri ise, Babadağ zirvesindeki 1700 metrede bulunan pistin hemen yanındadır.

1700 metre yüksekliğe çıkacak olan teleferik, 61 kabinlidir ve seyahat süresi 7 dakikadır.1800 ve 1900 metrelik pistlere ulaşım ise telesiyej ile sağlanacaktır. Proje dahilinde 1700 ve 1900 metre pistlerinde restoran ve seyir terası yapılacaktır.

Fethiye Ölüdeniz Paraşüt Atlayışı

Paraşüt Atlayışı

Deneyimli bir pilot eşliğinde başlayan uçuş, 35-40 dakika sürer. Uçuşu tamamladıktan sonra yamaç paraşütü atlayışı yapanların inmesi için ayrılmış alana iniliyor.

Fethiye Ölüdeniz Faralya Köyü

 

FARALYA KÖYÜ

Fethiye merkeze 28 km ve Fethiye Ölüdeniz e 8 km uzaklıktadır.

Fethiye Ölüdeniz den; buraya ulaşım için alternatiflerden birisi: Likya yolu üzerindeki Kelebekler Vadisinden, yukarıya yürüyerek ve zaman zaman iplere asılarak tırmanmaktır.

Diğer ulaşım şekli ise, araba ile buraya ulaşmaktır.

Köyün ismi “Uzunyurt” olarak değiştirilmiştir.

Köy, denize meyilli bir yamaç üzerindedir.

Denizden 440 metre yüksekliktedir.

Köy: yemyeşil bir cennete benzer.

Dağlardan gelen rüzgarlar sıcak yaz günlerinde insanın içini rahatlatır. Köy, yüzünü Akdeniz’e dönmüş ve sırtını Babadağ’a yaslamıştır. Kızılçam ormanlarıyla bir cennet gibidir.

Köy: Hisar, Orta Mahalle ve Kabak Mahallesi olarak üç mahalleden oluşmaktadır.

Köy halkı, hayvancılık ve turizm ile uğraşmaktadır. Özellikle bal üretimi yaygındır ve burayı ziyaret ederseniz, bence mutlaka tatmalısınız.

Köyde; sakin ve huzurlu bir tatil geçirmek isteyenler için pansiyon, otel, bungalov ve çadır kamp yerleri bulunuyor.

Fethiye Ölüdeniz Kabak Vadisi ve Kabak Koyu

 

Kabak Vadisi ve Kabak Koyu

Fethiye merkeze 31 km dir. Kelebekler vadisine yakındır.

Buraya gerek teknelerle denizden ve gerekse dolmuşlarla karadan gidebilirsiniz.

Vadi yüzlerce metre yükseklikteki yamaçlarla çevrilidir. Bu yamaçların yükseklikleri 800 metreyi bulabilmektedir. Kanyonun bitiminde, vadi yaklaşık 200 metre genişlikte bir plajla sonlanır.

Kabak koyu: doğa tutkunları için, yörede mutlaka görülmesi gereken yerlerden biridir.

Fethiye Ölüdeniz Kabak Koyu

Likya yolu üzerindedir.

Koy, Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Çünkü: dünya üzerinde koruma altına alınmış 100 dağdan biri olan Babadağ eteklerinde bulunan Kabak Koyu, Türkiye’de nadir rastlanan bir jeolojik yapı olan kanyon biçimindedir. Doğal hayatın devamlılığını sağlamak için bölgede büyük oteller yoktur.

Burada kamp alanlarında bungalovlarda kalabilir veya çadır kurabilirsiniz. Hatta ağaç evler bulunmaktadır. Tesislerde sabah kahvaltısı ve akşam yemeği veriliyor.

Ölüdeniz’den sonra en güzel kumsal buradadır.

Fethiye Ölüdeniz Kabak Koyu

Koyda 200 metre uzunluktaki sahilin bir kısmı taş bir kısmı kumludur.

Kumsal Sit alanı olduğu için herhangi bir tesis bulunmuyor. Tesis olmadığından doğal olarak şezlong ve şemsiye de bulunmuyor. Yani kendi şemsiyenizi götürmelisiniz.

Deniz ise, temiz ve parlaktır. Ancak kalabalık sezonda yani Temmuz ve Ağustos aylarında deniz aşırı kalabalık olması nedeniyle bulanık olabiliyor. Denizde su seviyesi birden derinleşiyor, bu yüzden yüzme bilmeyenler ve çocuklu aileler için sıkıntılı bir yerdir, dikkat etmek gerekir.

Fethiye Ölüdeniz Kelebekler Vadisi

 

KELEBEKLER VADİSİ

Vadiye kara ulaşımı yoktur. Sadece Ölüdeniz’den kalkan teknelerle buraya ulaşabilirsiniz. Tekneler vadinin koy kısmına gidiyor, bu koyun ismi “Güdürümsü Limanı” dır.

Babadağ’ın eteklerindedir.

Babadağ: sahil olduğu endemik türler nedeniyle, UNESCO Dünya Mirası için önerilmiştir.

Vadi, 350 metreye ulaşan sarp kayalarla çevrilidir.

Vadi, her türlü yapılaşmaya kapalıdır.

İsmini barındırdığı 80’den fazla kelebek türenden ve özellikle “Kaplan kelebeğinden” almaktadır.

Vadide kayalarda, ağaçların gövdelerinde ve yapraklarında, milyarlarca kelebek bulunmaktadır.

Bu kelebeklerin yarattığı bu örtü, önce fark edilmiyor ancak bir ses veya bir hareket nedeniyle, havalanan kelebekler, gökyüzünü sarıyor.

Vadi: 1995 yılında 1’nci derece Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Yani, burada yapılaşma yasaktır.

Fethiye Ölüdeniz Kelebekler Vadisi

Vadiye giriş ücretlidir.

Burada konaklama isterseniz: çadır ve bungalov tercihleri bulunmaktadır. Konaklayanlar için vadide bir restoran, bar ve büfe vardır.

Yukarıda belirttiğim gibi, buraya ulaşmanın en kolay yolu teknelerdir.

Ancak Babadağ eteklerinde Kelebekler Vadisine ulaşan iki tane patika bulunmaktadır.

Bu patikalardan bir tanesi “Şelalelere” ve diğer patika ise “Faralya köyüne” gitmektedir.

Belli bir tecrübeniz varsa, sadece 1’nci Şelaleye kadar gitmeniz önerilir, gerisi tehlikelidir.

Faralya köyüne giden patika ise daha tehlikelidir, hatta birçok yerde ilerlemek için ip yardımı ile yukarı çıkmak gerekir.

GEMİLER KOYU

Ölüdeniz’in batısında yaklaşık 7 km uzaklıktadır.

Kaya Mahallesinin arkasındaki tepenin hemen arkasında, zeytin ve çam ağaçlarının arasında “Gemiler Koyu” bulunmaktadır

Gemiler koyu ve plajı: korunaklı oluşu ve güzel kumsalıyla gerek tekneler ve gerekse karayolu ile buraya ulaşanlar tarafından yoğun tercih edilmektedir. Karayolu ile, buraya Fethiye-Hisarönü-Kayaköy yolundan ulaşmak mümkündür.

Kayaköy, buraya 5 km uzaklıktadır. Birçok ziyaretçi, buraya Kayaköy’den yürüyerek gelmektedirler. Ancak buraya araçla da ulaşmak mümkündür.

Koyda, plaj işleten bir işletme bulunuyor. Şezlong ve şemsiye kiralamak mümkündür. Sahilde kano ve deniz bisikleti kiralayabilirsiniz.

GEMİLER ADASI

Gemiler koyunun tam karşısında ise, Gemiler adası vardır.

Adanın diğer ismi “St Nicholas” (Aya Nicola) adasıdır.

Adaya, tekne ile geçilebiliyor.

Adaya giriş ücretlidir. Müze kartı olanlar, ücretsiz girebiliyorlar.

Adada, MS 5 ile 13’ncü yüzyıllar arasında, Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşim görülür.

Bu dönemlere ait: sarnıç, konut, depo ve kilise kalıntıları vardır.

Büyük kilisenin freskleri iyi durumda günümüze ulaşmıştır.

Deniz kıyısında ise sarnıç kalıntıları vardır.

Kalıntılar arasında en ilgi çeken yer: iki kilise arasındaki 500 metrelik tüneldir.

Tünel bazı kısımları yıkık olarak günümüze ulaşmıştır.

Tünel içindeki merdivenlerin aralarında 17 durak vardır.

Bunlar: İsa’nın çarmıha gerilmeye götürülürken 17 kere dinlenmesini temsil eder.

MS 240-241 yılları arasında meydana gelen deprem sonucunda, kıyıdaki kalıntıların bir kısmı suların altında kalmıştır ve günümüzde bu batık kalıntıları, denizde 2 metre derinlikte görülebilmektedir.

1990 yılında bir Japon arkeoloji heyeti tarafından yapılan araştırmalarda, adanın erken Hıristiyanlık döneminde bir ziyaret yeri olduğu, çünkü adada denizcilerin azizi St Nicholas’in yaşadığı tespit edilmiştir.

Evet bu adayı ziyaret etmeyi düşünürseniz, özellikle gün batımını izlemenizi şiddetle öneririm.

Fethiye Ölüdeniz Yediburunlar Köyü

 

YEDİBURUNLAR KÖYÜ

Ölüdeniz ve Patara plajları arasındadır.

Yolu biraz zorludur. Ancak büyüleyici manzaralar sunmaktadır.

Köy, eski dönemlerde “Kutsal Burun” (Hiera Akra) olarak tanınmaktadır.

Köy, denizden 600 metre yüksektedir ve harika bir manzara görülmektedir. Yüksek konumu nedeniyle havası bunaltmaz.

Güneye doğru: sırasıyla Yediburunbaşı, Kötü, Sancak, İnkaklık, Yassa, Kılıç ve Zeytin burunlarından oluşmaktadır.

Evet, Yediburunlar köyünde denize ulaşmak için, Likya yolu üzerinden bir yürüyüş parkurundan denize inmeniz gerekiyor.

Bu parkurun bir kısmı “Kabak koyu” na doğru ayrılıyor. Diğer kısım ise özel bembeyaz bir koya açılıyor. Ancak: 450 metre yükseklikteki yamaçtan, 2.5 km lik bir parkurdan aşağıya inmek gerekiyor. Aşağıda deniz kıyısındaki koyda herhangi bir tesis bulunmuyor.

Fethiye ören yerleri.

Fethiye merkezi gezilecek yerler.

Fethiye kayaköy ve çevresi.

Fethiye genel bilgiler.

Fethiye Göcek ve çevresi.

Fethiye Girme kaplıcaları.

Fethiye Saklıkent.

 

 

 

Edirne Keşan İbrice

Edirne Keşan İbrice Sualtı dalış

Saroz körfezi kıyılarındaki bu yerleşim yerlerinde: özellikle İstanbul’dan bölgeye: dalgıç eğitimi almak üzere gelen insanlar bulunuyor. Bunun dışında ise, özellikle çadır ve karavan turizmini tercih edenlerin, uğrak yeri.

ULAŞIM:

Erikli’ye İstanbul üzerinden ulaşmak için: Silivri’den Tekirdağ yönüne doğru devam ederek, Malkara ve Keşan geçilir. Keşan’dan Çanakkale yoluna saparak, Erikli’ye ulaşabilirsiniz. Ayrıca: Bayrampaşa-Esenler Otogarı Keşan-Gürel yazıhanesinden her saat otobüs bulmak mümkün.

İbrice-Tekirdağ arası uzaklık: 60 km. İbrice-Malkara arası uzaklık ise: 10 km. dir.

Keşan Erikli Sahili

ERİKLİ SAHİLİ

Saroz körfezi içinde, en sosyal ve gelen yerli-yabancı turistleri en iyi şekilde ağırlayabilecek tek bölge Erikli Sahilidir. 1974 yılında: 800-1000 arası bir nüfusa sahip bölge, günümüzde, yaz dönemi içinde, neredeyse 50 binleri buluyor.

Şu anda, Erikli de, Turizm Bakanlığına bağlı, üç otel, Keşan Belediyesi denetiminde yedi pansiyon ve apart oteller olmak üzere, yaklaşık 340 yatak kapasitesi var.

Fakat, ev pansiyonculuğu da çok yaygın. Yani, toplam 3000 yatak kapasitesine kadar ulaşılıyor.

Keşan Adilhan köyü

ADİLHAN, SAZLIDERE, GÖKÇETEPE

Sırtını ormana dayamış olan Adilhan köyü: temiz havası, denizi, bitki örtüsü ve en önemlisi ahtapotların yavrulamaya geldiği sahili ile bakir bir köy. Köy: çam, armut, akasya ve zeytin ağaçları ile kaplı. Sahilinin: astım ve nefes darlığı problemi olanlara iyi gelin bir havası var.

İstanbul’a yakınlığı nedeniyle, yazlık gibi kullanılan köyde: ata binmeyi, kış aylarında yaban domuzu ve bıldırcın avlamayı, yürüyüş, kros, bisiklet ve balık tutmayı sevenlere ve dalgıçlara rastlayabilirsiniz.

Gökçetepe:

tam bir balıkçı köyü. Köy girişindeki eski Rum taş evleri ve Bizans kale kalıntıları var. Köy meydanında: eski gelenekleri sürdüren, güler yüzlü köy sakinleri, dibekte bulgur dövmeye devam ediyorlar.

Sahile yönelince; son yıllarda “Kayıp Cennet” olarak anılan Milli Parklar Genel Müdürlüğü Kamp Alanı, önünüze çıkıveriyor.

Danişment; Çevre Bölge Müdürlüğüne bağlı kamp alanı. Hem günübirlik piknik hem de çadırlı kamplar için ihtiyaç duyulabilecek her türlü olanak sunuluyor. Keşan’dan sonra, Erikli’ye gider gibi devam edip, yoldaki “Danişment Orman Kampı” tabelalarını takip ederek, kolayca bulabilirsiniz.

En son 1 kilometrelik bölümü hariç, yol asfalt ve gayet güzel. 1 km.ye yakın stabilize bir yoldan koya iniliyor. Çevre Müdürlüğü, kamp alanını özel işletmeye kiralamış. Bakkal, manav ve restoran var. Orada, hazır çadırlardan kiralayabileceğiniz gibi, kendi çadırınızda da kalabilirsiniz. Duşlar, tuvaletler var, hepsi de tertemizdir.

Keşan İbrice Çadır Kampı

Günübirlik piknikçiler için, sabah saat: 07.00’de açılan kapı, saat: 01.00’de kapanıyor. Kamp alanında: ahşap masalar, ocaklar ve bir de restoran var. Günübirlik kamp alanında: çadır kurmaya ve karavan turizmine uygun düzenlenmiş: restoran, duş, tuvalet gibi üniteler var.

Kamp alanını büyükçe bir bölümü, çadırlar için parsellenmiş, elektrik veriliyor, yanlarında su var. Bu bölümü, guruplara günlük olarak da kullandırılıyor. Kumsalın belli bir bölümü kumluk, asıl denize girilebilen bölüm burası.

Deniz tabanı çakıllarla kaplandıkça, deniz kestaneleri görünmeye başlıyor. O yüzden ayaklarınızı yere basıyorsanız dikkat etmeniz şart. Dikkatli olduğunuz sürece deniz kestanesi yönünden sorun yaşamazsınız.

Keşan İbrice Limanı

İBRİCE LİMANI:

Edirne Keşan İbrice Limanı: Keşan’a bağlı Mecidiye beldesinde yer alan, iki küçük koydan oluşuyor. Tarihi liman, doğanın bir hediyesi olarak, dalgalara kapalı bir haliç çevresinde kurulmuş.

İzmir’den Gökçeada’ya gelen gemiler, geçmiş yıllarda yüklerini bu limana boşaltırlar, develerle Uzunköprü’ye taşınan ticaret malları, buradan trenle, İstanbul’a gönderilirmiş. Limanda gümrük binası, hamam, ticaret mağazası gibi üniteler bulunurmuş.

Şimdi, yalnızca kalıntıları görülen binalar, bölgenin ikinci derece SİT alanı olması nedeniyle yıkılmış.

Günümüzde, ciddi bir balık sirkülasyonu bulunan İbrice Limanı, sayısız balıkçı teknesini misafir ederken, lüks bir restoranda kendilerine balık ziyareti çekmek isteyen aileleri ağırlıyor.

Keşan İbrice Limanı

Evet, burası: kısa süre önce, mütevazi bir balıkçı barınağıydı. Artık özellikle yaz aylarında, dalma meraklılarının akınına uğruyor. Denize girmek, dalış yapmak isteyenler, taze balık almak için gelenlerle, limanın ziyaretçisi eksik olmuyor.

Keşan İbrice Sualtı zenginlikleri

EDİRNE KEŞAN İbrice Limanında, WC dalış merkezi var.

Meraklılarına eğitim veriliyor. Çünkü: Saroz körfezi, deniz turizmi yanında, özellikle balık avcıları ve dalma meraklıları için ideal bir yer. Savaştan kalma batık gemiler için yuva görevi yaptığından, bölgenin en iyi balık çıkan yeri buradadır.

Bu nedenle de, dalma meraklılarının yuvaları bozacağından endişe eden yöre balıkçıları ve eski sünger avcıları, dalmak için gelenlere yardımcı olmaktan pek hoşlanmıyorlar.

Hatta: her hafta en az 200 dalgıç gelen yörede, limandaki lokanta bile kapatılmış durumda. Açtırmamak için de uğraşılıyor.

Limanın karşısındaki kayalık alandan denize giren dalgıçların görüntüsü içler acısı. Burada hiçbir sosyal tesis yok. Elbette, son yıllarda gelen dalgıç sayısı azalıyor. İbrice Limanı ve çevresinde; dalgıçlara hizmet için harekete geçilmesi gerekir.

Yoksa: İbrice insanı, dalış turizmini kaybedecek. Dalmak için gelen insanlar: içecek, su, tuvalet, duş istiyorlar. Ücreti karşılığında bu hizmetlerin verilmesinin gerekliliğini düşünüyorum.

Evet, devam edelim.

İstanbul dalgıçlarının ehliyet aldıkları sınav, burada yapılıyor. Çünkü: burası İstanbul’a yakın ve derinliği kolayca bulabilen bir dalış merkezi. Bu yüzden de, tüm dalış okulları tarafından büyük ilgi görüyor.

Özellikle: hafta sonları, dalış okullarının hücumuna uğrayan Kömür Limanında, dalış yerleri, tekne limanını sol tarafındaki kayalıklar arasındaki küçük koylardır.

Edirne Keşan İbrice de, koy, gerek limana doğru ve gerekse diğer yöne doğru güzel bir dip florası sergiliyor. Özellikle, Mayıs ayından Eylül ayı sonuna dek süren dönemde, İbrice Limanında, dalgıçların sertifikalarını aldıkları, açık deniz ile tanıştıkları ilk yer burası.

Cuma sabahı, erkenden İstanbul’dan yola çıkan dalış gurupları, 3.5 saatlik bir yolculuk sonunda buraya ulaşıyorlar.

Liman her iki yanı yüksek tepelerden oluşan bir bölümde bulunuyor. Doğusundaki tepeden bakıldığında iki koy görülüyor. Bu koylarda: mükemmel resif sığlıklar bulunuyor. Koyların dipleri, zaman zaman kaya ve kumluk halinde, meyilli olarak 40 metrelere kadar inen bir su altı yapısına sahip.

Bu koylara yapılan dalışlar sırasında, çok sayıda sübyeye, taşların arasında gizlenen ahtapotlara ve melanur sürülerine rastlamak mümkün.

Limanın batı kıyısındaki sarp ve dik kaya yapısı, Toplarönü Burnuna kadar uzanıyor. Toplar önü, mükemmel gizli koyları olan bir dalış noktası. Ancak, buraya yalnızca deniz yolu ile gidiliyor. Ortalama derinlik ise 20 metre ile sınırlı.

Keşan İbrice çadır kampı

Evet: dalış dışında, limandan içlere doğru, toprak yolla devam ettiğinizde, Deli Liman denilen ve arkası çamlık, önü deniz olan kamp sahalı görülüyor. Burada: kamp ateşi yakmak ve gitarlı geceler yaşamak mümkün.

Kamp yerinden, güneşin batışını, hele hele güneş battıktan sonra, ışık kirliliği olmayan gökyüzünde, saman yolunu izlemek, bir yandan da tüm haftanın yorgunluğunu atabilmek, inanın, muhteşem bir keyiftir.

Eğer, amatör balıkçılığa, olta balıkçılığına merakınız varsa, burası olta balıkçılığı içinde mükemmel olanaklar sunan bir yer.

Özellikle: zargana yakalayabilirsiniz. 4-5 saatlik bir süre sonunda, muhtemelen 50 civarında zargana yakalamanız içten bile değil. İhtiyacınız olan tek şey, birazcık şans. Yoksa, balık bol.

Edirne Keşan İbrice Limanında: balık restoranları, dükkanlar ve pansiyonlar da var. Uskumru, sinarit, levrek, mercan, kefal ve barbunya, çevredeki restoranların muhteşem balık lezzetleri arasındadır.

Ankara Ulucanlar Cezaevi

Ankara Ulucanlar Cezaevi

Ulucanlar Cezaevi, muhteşem bir ziyaretçi akınına uğruyor.

Türk Siyasi Tarihinin en önemli duraklarından biri olan ve açıldığı günden yana 120.000 den fazla kişinin ziyaret ettiği “Ulucanlar Cezaevi Müzesi” koğuşları, tecrit odaları, zindanları ve bu bölümlerde yapılan seslendirmeleriyle ziyaretçilerin büyük ilgisini çekiyor.

Her yaştan insanın gezdiği “Ulucanlar Cezaevi Müzesine en çok hayatının bir bölümünü burada yatmış, yolu bir şekilde buradan geçmiş eski hükümlüler ilgi gösteriyorlar.

Ziyaretçilerin en çok ilgisini çeken bölüm ise: Ulucanlar Cezaevinde yatmış, tanınmış kişilere ait kişisel eşyaların sergilendiği 6’ncı koğuş oluyor.

1925 yılından 2006 yılına kadar faaliyet gösteren Ulucanlar Cezaevinin 6’ncı koğuşu, burada yatan ünlü gazeteci, edebiyatçı ve siyasetçilerin kişisel eşyalarına ev sahipliği yapıyor.

Her kesimden tanınmış pek çok önemli ismin eşyalarının sergilendiği bu koğuşta, Bülent Ecevit’ten Muhsin Yazıcıoğlu’na, Deniz Gezmiş’ten Metin Toker’e, Hüseyin İnan’dan Mustafa Pehlivanoğlu’na, Kasım Gülek’ten Fakir Baykurt’a ve Necip Fazıl Kısakürek’e kadar pek çok kişinin kişisel eşyaları ve bu kişilerin öz geçmiş bilgileri bulunuyor.

Açıldığı günden bugüne Ulucanlar Cezaevi Müzesine bu kadar yoğun bir ilginin gösterilmesinden dolayı çok mutlu olduğunu belirten “Altındağ Belediye Başkanlığı”; gerçekleştirdikleri restorasyon çalışması ile Ankara’nın çok önemli bir merkez kazandığını dile getirmişlerdir.

Evet: bu genel özet girişten sonra, gelelim “Ulucanlar Cezaevi Müzesi” hakkında; ayrıntılı bilgi vermeye. Gezdim-gördüm ve işte izlenimlerim.

Asıl kullanılan adı: Ulucanlar Cezaevi Müze, Kültür ve Sanat Merkezi.

Aslına bakarsanız, gitmeden önce yaptığım araştırma da, burayı bilip, tanıyan birçok kişi tarafından ifade edildiği gibi, ne kadar orijinal olduğu da söylense, buranın pek orijinalliğinin kalmadığını yazmışlar. Ama gittikten sonra anladım ki: burayı ne renge boyarlarsa boyasınlar, o soğuk ve ürkütücü görüntü kesinlikle egemen. Yani: duvarları ne kadar pembeye boyarlarsa boyasından, hayır, o ürkütücü, korkunç ortamı sevimli hale getirememiştir.

Öncelikle, şuna karar vermek gerekir. Buraya niye gitmek istiyorsunuz? Zaten özellikle, çocukların yani ilköğretim çağındaki çocukların buraya götürülmesini kesinlikle önermiyorum. Çünkü: biraz önce de söylediğim gibi, berbat bir ortam.

Yani, buraya çocukları götürüp de, bu rezillik içinde, bir zamanlar, birçok ünlü insanımızın barındırıldığını anlatmak, göstermek kesinlikle saçma. İnsanlar hayatta elbette suç işleyebilirler, ama bunun cezalandırılması, bu tür berbat yerlerde olmaması gerekir.

Bu yüzden: bence ve kesinlikle ilköğretim çağındaki çocukları, okul çocuklarını sakın buraya götürmeyin ve bu kötü ortamı görmelerini sağlamayın.

Hani, denebilir ki, görsünler de, suç işlemekten çekinsinler, kesinlikle alakası yok, hiçbir suçun karşılığı, bu ahırdan berbat yerlerde, insanların cezalandırılmasını gerektirmez.

Yani, cezalandırma, daha insancıl ortamlarda, şartlarda yapılmalı diye düşünmemek elde değil. Her ne kadar burası halen kapalı bulunmasına rağmen, uzun yıllar, burada insanların barındığını bilmek, berbat bir duygu.

Ankara Ulucanlar Cezaevi

Tüm bunların yanında: belli bir yaş düzeyindeki insanların, Türk Siyasi Tarihinde bir çok ünlünün bir süre barındığı ve hatta idam edilerek öldürüldüğü bu mekanı görmesinde fayda olabilir. Hani, o günleri anmak, anımsamak açısından.

Yoksa: inanın, ben yabancıların yani turistlerin bile burayı ziyaret etmelerini istemem, çünkü, uzun yıllar, cezaevi olarak hizmet etmiş bu mekan, inanın çok ürkütücü, soğuk ve insan yaşamına uygun değil.

Sayın Bülent Ecevit’in, Sayın Talat Aydemir’in, Sayın Deniz Gezmiş’in, Sayın Nazım Hikmet’in ve daha birçok insanımızın: insan yaşamına uygun olmayan bu yerde nasıl yaşadığını görmek, bilmek ziyaretçiye ne kazandırır.

Orayı gezip çıktığınızda, tek duygunuz “bu berbat yerde, bu insanlar nasıl yaşamış?” Bu nedenle: ben bir kez gittim ve bir kez daha asla gitmem, hani derler ya “Allah düşürmesin, ama hiçbir şekilde” Buradan çıktığınızda, özgürlüğün ve yaşamınızın gerçek tadını daha iyi hissedeceksiniz.

Ankara Ulucanlar Cezaevi

YERİ

Ulucanlar cezaevi Müzesi: Ankara-Altındağ semtinde, Ulucanlar Mahallesindedir. Burası: Ulus semtinde, tarihi kent merkezinin kıyısında, Ankara kalesinin doğusundaki bir tepe üzerindedir.
Müzenin girişi: Ulucanlar caddesi üzerindedir.

Yani: Ulus-Bent deresi caddesi üzerinde, Ankara Hastanesinin hemen arkasında, Ulucanlar caddesi üzerindedir. Ulucanlar caddesi üzerindedir ve zaten kime sorsanız gösterirler. Ulus-Samanpazarı Hacettepe Hastanesi arkasındaki caddeden ulaşabilirsiniz. Dikimevi Opera binasının önündeki caddeden ilerleyerek ulaşabilirsiniz.

Ankara Ulucanlar Cezaevi

MÜZENİN TARİHİ

Müze olarak tanzim edilen “Ulucanlar cezaevi”: ilk olarak; 1925 yılında açılmıştır. Öneri: şehir plancısı Alman Carl Christoph’dan gelmiştir.

İlk açılışını takiben: “Cebeci Tevkifhanesi, Cebeci Umumi Hapishanesi, Cebeci Sivil Cezaevi, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi olarak kullanılmış ve son olarak Ulucanlar Cezaevi olarak kullanılıyor iken, Sincan cezaevinin açılması nedeniyle, 1 Temmuz 2006 tarihinde kapatılmıştır.

2006 yılına kadar, tam 81 yıl boyunca insanların içinde hapis edildiği, çok zor günler geçirdiği, infaz edildiği, ana babaların kapısında günlerce haber beklediği soğuk ve karanlık bir hapishane olarak hafızalarda yer edindi.

81 yıllık tarihi boyunca: cezaevinde yapılan infazlardan bazıları: Fethi Gürcan, Talat Aydemir, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Necdet Adalı, Mustafa Pehlivanoğlu, Erdal Eren, Fikri Arıkan, Ali Bülent Okran.

Cezaevinin, Cumhuriyetin ilk yıllarında inşa edilmiş olması, buranın önemini arttırmaktadır. Açık bulunduğu, 81 yıllık süreçte: Türk siyasi tarihindeki pek çok ünlü kişi, burada, bir süre cezalarının infazı için bulunmuşlardır.

Ayrıca: koğuşların yakılması, isyanları, çekilen sinema filmleri de, ünlü konukları kadar önem kazanmıştır.

MÜZENİN HAZIRLANMASI

Müze, Ulucanlar cezaevinde yapılan yoğun restorasyon çalışmaları sonucu: 2009 yılında başlayan restorasyon çalışmaları tamamlanmış ve ziyarete açılmıştır. Bu restorasyonda birlikte çalışan kurumlar: Adalet Bakanlığı, Altındağ Belediyesi, Ankara Barosu ve Mimarlar Odasıdır.

Ancak, cezaevi, tarihi süreç içinde, 2 kez yangın geçirdiği için, pek çok belgeye ulaşılamamıştır. Yalnızca, burada yatan eski mahkumlar, görev yapan görevliler ve idam edilenlerin geride kalan yakınlarında bulunan bilgi ve belgeler ve kişisel eşyalar; burada sergilenmek üzere toplanmıştır. Ayrıca: Mamak ve Sincan cezaevlerindeki bir kısım belge ve kişisel eşyalar da, toplanarak buraya getirilmiştir.

Müzenin genel yapısı ise: biraz önce de belirttiğim gibi, burada yatan mahkumlar ve görevlilerin beyanına göre düzenlendiği söylense de; daha sonra burayı ziyaret eden eski mahkumlar: cezaevinin orijinal halinden uzaklaşıldığı ve sevimli bir görüntü yaratıldığı, halbuki kesinlikle böyle bir sevimliliğin söz konusu olmadığını ısrarla söylemişlerdir.

Yani: genel bir alışkanlığımız olarak, restorasyon adı altında, eskiyi tamamen ortadan kaldırmak, eskiye olan talebi yıkıyor, insanlar eskiyi görmek üzere buraya geliyorlar ama bir bakıyorlar ki; burada eskiyi anımsatan, sadece yapı desem, yapıda da birçok değişiklik yapılmış.

Bu restorasyon faaliyetlerinde: cezaevi koğuşlarında, ranzalar ve koğuş duvarlarının boyanmış olması uygun olmamışsa da, aslına uygun olarak düzenlendiği söyleniyor. Koğuş ve tecrit odalarında, 22 adet bal mumu heykel kullanılarak: cezaevinin içindeki düzenin görülmesi sağlanmış, ayrıca: koridorlarda ve çeşitli yerlerde, ses düzeni ile, mahkum çığlıkları ve görevlilerin sesleri-bağırmaları verilerek, görselliğin yanında, işitsel gerçekçilik de yaratılmaya çalışılmıştır.

Koğuşlarda bulunan bal mumu heykellerde: biri yemek yiyor, biri bağlama çalıyor ama yüzlerinde hüzün ifadesi bulunmaması dikkatimi çekiyor. Burası cezaevi, bu bal mumu heykelleri yapanlar, yüzlerde hüznü ifade etmeliydiler diye düşünmemek elde değil.

Bunların yanında: cezaevinde, bir kısım mimari değişikliklerin de yapıldığı söyleniyor. Hani, ben veya buranın eski halini bilmeyenler gezerken bunu hissetmiyorlar. Ama, yaptığım araştırmada öğrendiğime göre, eski mahkumlar, buranın mimari yapısında da büyük değişiklikler yapıldığını ifade etmişlerdir.

Hatta: kadınlar koğuşunun kaldırılıp yerine kafeterya yapıldığı söyleniyor. En büyük görsel değişikliğin ise bahçede olduğu, eskiden yalnızca kavak ağaçlarının bulunduğu bahçenin, günümüzde yemyeşil, çim ve çiçeklerle bezeli olmasının, cezaevi görüntüsünü değiştirdiğini söylüyorlar.

Evet, tüm hazırlıklar bitirildiğinde, Ulucanlar Cezaevi Müzesi, 17 Haziran 2011 tarihinde ziyarete açılmıştır.

Ankara Ulucanlar Cezaevi

MÜZE GEZİSİ

Müze bölgesine aracınız ile giderseniz, müzenin içine girerek aracınızı park edebiliyorsunuz. İçeride yer yoksa, hemen müzenin yanındaki boşluğa, 20 TL. karşılığında aracınızı park etmeniz mümkündür.
Aracınızı park ettikten sonra, hemen solda, camlı bölmeden, giriş ücreti ödeyerek müzeye giriliyor. 65 yaş üstü ücretsiz.

Önce karanlık bir koridordan ilerliyoruz ve sonra “Adnan Menderes Bulvarı” ve ardından; Hilton olarak isimlendirilen, 9 ve 10 numaralı koğuşların bulunduğu bölüme varıyoruz. Bu koğuşlarda, 7-8 kişinin kalmış olması bir lüks. Çünkü, diğer koğuşlarda, 60-70 yatak kapasitesi olmasına rağmen, çoğu kez, 100-120 kişi kaldığı oluyormuş.

Müze içinde “Gezi için devam ediniz” şeklinde tabelalar var ve bu tabelalar geziyi gayet olumlu şekilde yönlendiriyor. İyi bir uygulama.

Ankara Ulucanlar Cezaevi

Burada: çelik merdivenlerden üst kata çıkıyoruz ve karşılıklı iki koğuş görülüyor. Bu koğuşlar, çok büyük değil. Ancak: her iki koğuşunda pencereleri şehir manzaralı ve güneş tamamen içeriye giriyor. Zaten, bu nedenle, bu koğuşa “Hilton koğuşları” ismi verilmiştir. Buradan, çelik merdivenle tekrar aşağıya indiğimizde, zemin katta, yine karşılıklı iki koğuş bulunuyor.

Ankara Ulucanlar Cezaevi

Ankara Ulucanlar Cezaevi

 

Bu Hilton koğuşlarında, bir zamanlar: Bülent Ecevit, Nazım Hikmet, Osman Bölükbaşı kalmışlar. Bunların resimleri, yattıkları ranzalara asılmıştır. Ancak, bunlar elbette aynı anda kalmamışlar ve farklı dönemlerde cezaevinin bu koğuşunda kalmışlardır.

Ankara Ulucanlar Cezaevi

Ankara Ulucanlar Cezaevi

Ankara Ulucanlar Cezaevi

 

Hilton koğuşlarını gezdikten sonra, hemen yan tarafta, farklı bir bölüme giriyoruz. Buraya girince, hemen dikkati çeken, fonda verilen sesler. Bunlar: işkence çeken insanların sesleri. Hiç hoş değil ve hatta iğrenç, zaten en başta da belirttiğim gibi, buraya okul öğrencilerinin götürülmesi bence uygun değil.

Buradaki loş koridorun sol yanında: tek kişilik hücre şeklinde odacıklar var. Bu odaların içi karanlık olduğu için görülmüyor. Ancak: çelik kapıların üzerinde küçük bir gözetleme kapıcığı var. Buradan içeriye baktığınızda, içeride bal mumu heykeller şeklindeki mahkumları göremiyorsunuz. Fotoğraf makinesi ışığı ile görmek mümkündür. Gerçekten, hücrelerdeki havayı tam yansıtmışlar, fonda bağırmalar, görüntüler ürkütücü.

Bir zamanlar: yani cezaevi faal iken, burada, ağır ceza mahkumlarının cezaları infaz ediliyormuş. Yani, bir anlamda tecrit odaları. Bu odalar: küçük, kapalı, havasız, tuvaleti olmayan ve farelerin cirit attığı yerler olarak biliniyorlar.

Bu arada, cezaevinin bir kısım bölümünde sergilenen bal mumu heykellerden söz etmek istiyorum. Bu bal mumu heykeller, yurt dışında yaptırılmıştır. 22 heykel, 4 aylık bir süreç sonunda, tüm ayrıntılar yapıldıktan sonra, önce İstanbul’a ve sonra Ankara’ya getirilerek, buraya yerleştirilmiştir.

Ankara Ulucanlar Cezaevi

Gezimize devam ediyoruz. Buradan sonra: önce havalandırma avluları ve sonra koğuşlar olan bölümlere geçiyoruz. Her koğuşun önünde, avlusu bulunuyor. Bu avlunun, bir kıyısında, koğuşlar görülüyor. Avlular arasında ise, kapılar var. Avlularda da, cezaevinde yatan mahkumların çeşitli büyük boy fotoğrafları asılmıştır.

4 numaralı koğuşa girdiğimizde, içerisi tam Türk filmlerini anımsatır görüntüler sunuyor. Özellikle: bal mumu heykeller ve çeşitli teçhizatlar yerleştirilmiş koğuşlarda, cezaevi görevlilerinin, soğukta, elektrik sobası ile ısınmaya çalışması, günümüzde bile, bu cezaevinin soğuk görüntüsünün en büyük kanıtıdır.

Koğuşta: ranzalar ve üzerinde yatak takımları, battaniyeler yerleştirilmiş, büyük ve ilginç görüntülü sobalar var. Duvarlarda ise, halı-kilim ve bir kısım resimler asılmıştır. Yine bal mumu heykeller, görüntüye ayrı bir canlılık kazandırıyor. Özellikle, cezaevi çaycısı ve cezaevi ağasının betimlendiği heykeller ilginçtir.

Daha sonra, 5 numaralı koğuşa geliyoruz. Burada, yine cezaevinde kalan, tanınmış kişilerin ranzaları ve fotoğrafları görülüyor.

Ankara Ulucanlar Cezaevi

Ankara Ulucanlar Cezaevi

Ankara Ulucanlar Cezaevi

Ankara Ulucanlar Cezaevi

 

Şeftali sokağından sonra: 6’ncı koğuştayız. Burası en kapsamlı koğuş olarak hazırlanmıştır. Hemen girişte fotoğraflar ve mahkumların mektupları var.
İçeride ise: Yılmaz Güney’in gıravatı, Bülent Ecevit’in şapkası ve gıravatı, idam edilen Mehmet Pehlivanoğlu’nun kardeşine yazdığı mektup, ayakkabısı ve takım elbiseleri, Deniz Gezmiş’in hırkası, kendi el yazısı ile tuttuğu “Roma Hukuku” ders notları, sigarası, kibriti ve üzerinden çıkan madeni paralar, Yusuf Aslan’ın kaşkolu, Hüseyin İnan’ın idamının ardından üzerinden kesilerek çıkarılan fanilası, Muhsin Yazıcıoğlu’nun namaz takkesi, seccadesi, süveteri gibi kişisel eşyalar görülüyor.

Bunlar: koğuşun sağ yanında, cam vitrinler içinde, yeterli açıklamalar yazılarak sergileniyor. Ayrıca, yine bu bölümde hemen tam karşıda: bir piyano ve sinema film makinesi dikkati çekiyor.

Hadi, kömürlü film makinesini anladım, mahkumlara çeşitli eğitici filmler izlettiriliyormuş ama bu piyanoyu anlayamadım. Söylenenlere göre, Atatürk, bu piyanoyu, cezaevinde yatan bir mahkum çocuğa hediye etmiş. Yine de, böyle kötü bir ortam ile piyano, hiç bağdaşmıyor.

Sol yanda ise, yine ranzalar ve bu ranzalarda yatan mahkumların resimleri ve hayat hikayeleri anlatılmıştır.

Buradan çıktıktan sonra, 4 tane disiplin hücreleri yani zindan bölümünden geçiyoruz. Burası da, toplum içinde yüz kızartıcı suç işlemiş ve koğuşunda kendisine verilen ihtarları ve uyarıları dinlemeyen mahkumların atıldığı yerlerdir. Odaların içleri karanlık, yani normal şartlarda göremiyorsunuz, bu olumsuz bir durum, karanlık ve göremediğim odanın içinin aydınlatılması gerekir diye düşünüyorum.

Buradan sonra: avluya çıkılıyor. Avlu bölümünde, ses yayın cihazından, müzik yayını yapılıyor. Avlunun bir köşesinde, mahkumların banyo yaptıkları hamam bölümü görülüyor.

Bu hamam bölümü restore edildikten sonra, aslına uygun olarak düzenlenmiştir. Hatta, bu bölümü yalnızca bir banyo yeri olarak düşünmemek gerek, çünkü geçmişte birçok mahkum buradan kaçma girişiminde bulunmuştur.

Ankara Ulucanlar Cezaevi Darağacı

Diğer yanında ise “darağacı” denilen ve idam cezalarının infaz edildiği yer var. Bu darağacı, daha önce “Ulu kavak” adıyla anılan ağacın önünde iken, günümüzde aynı ağacın arkasına yerleştirilmiştir. Bu darağacı, her ne kadar boyanıp cilalanmış olsa da, burada, cezaevinin açık bulunduğu yıllarda, 18 kişi asılarak idam edilmiştir.

Restorasyon sırasında, bu darağacının, çatıda bulunduğu söyleniyor. İdam edilenler arasında bulunanlardan bazıları: İskilipli Atıf Hoca, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Mehmet Pehlivanoğlu var. Ancak, burada asıldığı öne sürülen İskilipli Atıf Hoca’nı aslında burada değil, şehir meydanında asıldığı da bir gerçektir.

Ayrıca, Deniz Gezmiş’in asılmadan önce, oturtularak idam sehpasını seyrettiği müdür odası, günümüzde mutfak olarak düzenlenmiştir. Günümüzde, darağacı, bir çelik kafes içine alınarak sergileniyor. Üzerinde ise, bir yazı hemen dikkati çekmektedir “Türkiye’de idam cezası 2004 yılında kaldırılmıştır”. Hemen sol yanda ise, bu darağacında idam edilenlerin isimleri yazılıdır.

Ankara Ulucanlar Cezaevi

İdam sehpasının hemen arkasındaki odalarda: kapalı görüş odası olarak kullanılmıştır. Küçük odacıklar şeklindeki yerleşim ilgi çekiyor.

Avlunun bu bölümünde, hamamın hemen yanında: küçük bir oda: hediyelik eşya satışına ayrılmıştır. Aslında, burayı da gezdim, güzel birkaç şey var (kupalar, kalemler, anahtarlıklar gibi) ama, yazının en başında belirttiğim gibi, burayı, buradaki perişanlığı hatırlamak istemiyorum, bu objeleri o yüzden almadım. Bu oda, cezaevi açık iken, çamaşırhane olarak kullanılıyormuş.

Yine avlunun bir kenarında: çay-kahve içilebilecek bir yer yapılmıştır. Buradan sonra kütüphaneyi görebilirsiniz. Müze kütüphanesi, Türkiye’nin demokrasi mücadelesinin unutulmaz isimlerinin yazmış olduğu kitaplar, çeşitli dönemlere ait önemli yayınlar, dönemin aktörlerinin mahkeme kayıtları, mahkumiyet tutanakları ve yine değeri kendisine münhasır günümüzde bulunması çok güç olan yayınların ilk baskıları ile tarihi bir arşiv niteliği taşıyor.

Müzede, açık bulunduğu dönemlerde, birçok film çekilmiştir. Bunlardan özellikle: senaryosunu Feride Çiçekoğulu’nun yazdığı: “Uçurtmayı Vurmasınlar” isimli film hafızalardadır. Ancak, bu filmin çekildiği “Kadınlar koğuşu” günümüzde, kafeterya olarak düzenlenmiştir.

Evet, avludaki gezimiz bittikten sonra, çıkış kapısından dışarı çıkıyoruz ve gezimiz bitiyor.

Ankara Ulucanlar Cezaevi

ÖZEL TECRİT ODASI

Ulucanlar Cezaevi Müzesi Proje Genel Koordinatörü Deniz Yavuz tarafından yapılan bir açıklamayı, hayretle okudum ve ilginç bulduğum bu açıklama hakkında sizlere de bilgi vermek istiyorum. Deniliyor ki: müzeyi ziyaret eden vatandaşlardan gelen istek üzerine: Tecrit odalarının üst bölümünde, özel bir tecrit odası oluşturulmuştur.

Bu odanın anlamı: cezaevindeki tecrit şartlarını görmek ve yaşamak isteyen ziyaretçilerin, bu isteklerinin karşılanmasıdır. Ancak: kişiler, bir ücret ödeyerek, bu odaya alınacaklar, belirlenen saat kadar kalacaklar ve üzerlerindeki saat, cep telefonu gibi objeler de alınacak ve kelepçelenerek, gardiyan eşliğinde, bu tecrit odasına konulacaklardır.

İlginç bir uygulama ve özellikle böyle bir talebin vatandaşlardan gelmiş olmasını anlamak mümkün değil. Kim, böyle bir durumu yaşamak ister? Anlamak mümkün değil.

Evet, sonuç olarak: cezaevinin kapalı bölümlerinin restorasyonunun tamamlandığı belirtiliyor. Açık bölümlerin restorasyonu ise devam ediyormuş ve bu açık bölümlerde: restorasyon faaliyetleri tamamlandığında, bu bölümlerde: Ankaralı sanatçıların; sanatsal ve kültürel faaliyetlerine yönelik çalışmalar yapmalarına imkan sağlanacakmış.

Müze gezinizde, şuna dikkat etmenizi öneririm. Müze bölgesi bayağı geniş ve kapanış saati geldiğinde, görevliler içeride kim var kim yok demeden, kapıları kapatıp gidiyorlarmış ve bu nedenle, birkaç kez, içeride mahsur kalan ziyaretçiler, cep telefonlarından itfaiyeyi arayarak yardım istemişler ve müze kapılarının açılması ile, özgürlüklerine kavuşabilmişlerdir. Bu nedenle, çıkış saatini takip ediniz ve çıkış saatinden önce mutlaka müzeden çıkınız.