Kırşehir

Kırşehir

Kırşehir denildiğinde, benim aklıma hemen “Neşet Ertaş” ve bu ünlü ozanın, güzel türküleri geliyor. Ama, tarih meraklıları da bilirler ki, Kırşehir merkezinde bulunan “Cacabey Camisi” tam Türkiye’nin ortasındadır.

Avrupa insanının, barındığı saraylarda dahi tuvalet bulunmaz iken, burada yaşayan insanlar, gökyüzünü, uzayı incelemişler, uzaya roket göndermeyi düşünmüşler ve bu  düşüncelerini taş duvarlara yansıtmışlar.

Kırşehir de, sizi tarihin ilk astronomi okulu, Cacabey camisi bekliyor.

Kırşehir

ULAŞIM

Kırşehir: öyle bir yerde ki, doğu-batı ve kuzey-güney yönünde giden bütün kara yollarının birçoğu buradan geçiyor. Bu yüzden, bu şehirde, ulaşım problemi yok.

Kırşehir-Kırıkkale arasındaki uzaklık: 113 km. Kırşehir-Nevşehir arasındaki uzaklık: 91 km. Kırşehir-Ankara arasındaki uzaklık: 186 km. Kırşehir-Adana arasındaki uzaklık: 375 km. Kırşehir-İstanbul arasındaki uzaklık: 639 km.

TARİH

Bu topraklarda ilk egemenlik kuranlar, Hititler. Daha sonra ise, Asurlular geliyor. MÖ.6’ncı yüzyılda ise, Persler. Takip eden dönemde, Persleri yenerek bölgeden uzaklaştıran, İskender.

Takip eden dönemde: Roma ve Bizans egemenlikleri.

1071 yılında ise, bu kez Türkler yörede görülmeye başlanır. Kutalmış Oğlu Süleyman Şah, bölgeyi Anadolu Selçuklularına bağlıyor. Yavuz Sultan Selim döneminde ise, Osmanlılar, yöredeki hakimiyeti ele geçiriyorlar.

14.yüzyılda: Anadolu’da yaygınlaşan “Tasavvufi Esnaf Teşkilatı”, Kırşehir yöresinde yayılmaya başlar ve burayı merkez edinir. Bunda en büyük etken ise, “Ahi Evran” ın, Kırşehir yöresine yerleşmesidir.

Ayrıca, büyük mutasarrıf ve Türk şairi Aşık Paşa’da, buraya yerleşir ve 14.yüzyılda, Kırşehir, kültür ve ilim merkezi haline gelir.

19’ncu yüzyılın ikinci yarısında, Kırşehir sancağı Ankara vilayetine bağlanır. Cumhuriyet devrinde ise, il merkezi olur.

Kırşehir ismi nereden gelmektedir? Türkler zamanında, bozkırın ortasında yükselen bu şehre: “Kır Şehri” adı verilmiştir. Yani, şehrin ismi: Türkçeden gelmektedir. Başka bir söylentiye göre, Timur, Anadolu’da iken, kendisine karşı koyan bu şehri kastederek “kırın bu şehri” demiş ve bu söylence daha sonra “Kırşehir” olarak şehrin ismi olmuştur.

Şehrin tarihi geçmişinde, bir de sanırım yeryüzünde eşi-benzeri olmayan bir olay yaşanmıştır. Ülkemizde bir partinin iktidar döneminde, o partiye oy vermedikleri için, şehir il statüsünden, ilçe statüsüne indirilmiştir. Olayı merak edenleriniz olabilir.

Ayrıntı şöyle: bir zamanlar Başbakan Adnan Menderes, şehre konuşmak üzere gelmeyi planlar ama aynı anda, muhalefet parti milletvekili, ancak yörede Anadolu Fırtınası olarak bilinen Osman Bölükbaşı, Kaman ilçesine konuşmaya gelir. Tabii, şehir halkı, Osman Bölükbaşı’nı dinlemek üzere, Kaman ilçesine gidince, şehir merkezinde kimse kalmaz ve Başbakan buna çok sinirlenir ve şehir, ilçe statüsüne indirilerek, milletvekili sayısı 5’ten sıfıra çekilir.

Kırşehir

GENEL

Coğrafi özellikleri değerlendirildiğinde, şehir Türkiye’nin coğrafi alan olarak en büyük 57. ilidir. Deniz yüzeyinden yüksekliği: 985 metredir.  İl topraklarının: yüzde 17 dağlar, yüzde 65 yaylalar ve yüzde 18 ovalardan oluşmaktadır. Bu yüzden, buraya bir anlamda “Yaylalar Şehri” de denilmektedir.

Şehrin ekonomik faaliyetlerinin temelinde: tarım var. Sanayi sektörü ise, pek öne çıkmamış. Bunun dışında: halı ve kilim dokumacılığı önem kazanmış. Bir zamanlar yoğun olarak yapılan “bakırcılık” ise, günümüzde pek kalmamış. Merakınız varsa, Uzunçarşı’da, bakırcıları ve bakır mamulleri görebilirsiniz.

Bölgede düzenlenen etkinlikler: Mayıs ayı içinde: Yunus Emre Anma Günleri ve Ağustos ayı içinde: Halk Ozanları Şöleni. Halk ozanları denilince, yazının başında belirttiğim gibi, Neşet Ertaş’tan söz etmemek olmaz. Neşet Ertaş: 1938 yılında, Kırşehir’de  dünyaya gelir. Babası Muharrem Ertaş’tan aldığı müzik eğitimiyle, kısa zamanda kendisini kanıtlar.

NE YENİR

Kırşehir yöresinde, keşkek yemelisiniz. Bir de, buranın pekmezi meşhur. Hatta, yerel lisanda, halk birbirine “pekmez akıllım” diye hitap eder. Tüm bunların yemek  değil diyorsanız: size önerim, “Tandırda çömlek” ve hatta “Çömlekte kuru fasulye” olabilir.

NE SATIN ALINIR

Kırşehir yöresinde, eskiden çok yaygın olmasına rağmen, günümüzde bu etkinliğini nispeten yitiren bir el sanatı var. Taş işlemeciliği.

Günümüzde, genellikle dış pazara yönelik olarak yapılan taş işlemeciliğine ait: süs eşyaları ve satranç takımları var. Bunların bir diğer adı da: Onxy.

GEZİLECEK YERLER

Kırşehir Müzesi

KIRŞEHİR MÜZESİ

Müze, 1996 yılında hizmete açılmıştır. Kültür Merkezinde bulunmaktadır.

Müzede: 3300 den fazla eser bulunmakta olup, bunların bir kısmı ziyaretçiler için sergilenmektedir. Daha önce, güzel sanatlar galerisi olarak kullanılan bölümün alt katı: arkeoloji ve üst katı ise, Etnografya müzesi olarak ziyaretçilere hizmet veriyor.

Arkeoloji Bölümü: Bu bölümde sergilenen eserlerin çoğunluğu: Kaman-Kale höyük ve Malkaya bölgelerinden getirilmiştir.

Bunun dışında: Asur Ticaret Kolonileri döneminden, Osmanlı dönemine kadar olan süreçte, bölgede egemenlik kuran uygarlıklara ait buluntular sergileniyor.

Etnografya Bölümü: bu bölümde, yörede etkin olarak yaşanan ve ilk kez ortaya çıkan Ahilik ve Ahi Evran kültürü tanıtılıyor. Sergilenen objeler arasında: Ahi Evran tarafından kullanıldığı söylenen başlık, ahilik sancağı ve ahilik ile ilgili diğer özel objeler bulunuyor.

Bu bölümde: Kırşehir halıcılığı için de yer ayrılmış ve bir halı dokuma tezgahı önünde, yerel giysiler içinde halı dokuyan bir kadın; manken ile canlandırılmaya çalışılmış.

Kırşehir Cacabey Camisi

CACABEY CAMİSİ

İl merkezindedir. Şehrin, en büyük tarihi camisidir. İlk yapıldığında, medrese olarak yapılmıştır.

1271-1272 yılları arasında, Selçuklular döneminde, Kırşehir Emiri Nurettin Cacabey tarafından yaptırılmıştır. Caca oğlu Nurettin Bey: Selçuklu Sultanı IV. Kılıçaslan döneminde yaşamış, şehirde, Cacabey Medresesi ve Külliyesini kurmuştur.

Nurettin Cacabey: 1272 yılında, Cacabey Medresesini kurmuştur. Ama, bu medrese aynı zamanda, bir “Rasathane” imiş. Günümüzde: cami olarak kullanılan bu medresenin: dış köşelerindeki sütunlar, uzay araçlarına benzemektedirler.

Hatta: bunlar, dikkatli bakıldığında, gökyüzüne bakan “ateşlenmiş roket figürleri” olarak da dikkati çekiyor. Cami içindeki sütunlar: gezegenlerin sayısını gösteriyor.

Kırşehir Cacabey Camisi

Caminin kubbesi: cam. Bu kubbeden görünen gökyüzü ve yıldızlar: hemen kubbenin altında, caminin içinde bulunan havuzun sularına yansıyor. Zaten, minare de, bir gözlem yeri olarak kullanılmış.

Kırşehir Cacabey Camisi

Evet, sonuçta, cami yani ilk yapıldığı anlamı ile medrese, döneminde tam bir “Astronomi Okulu” ve “Rasathane” olarak öne çıkmış. İtalya-Roma şehrinde, Panteon kilisesi vardı, bu kilisenin tepesinde, bir boşluk bulunuyordu. Bu boşluktan, ünlü astronomi bilgini Galile, gökyüzünü seyredermiş.

Bu yuvarlak boşluğa “Tanrının gözü” diyorlardı. Ama, tüm bunlar, Cacabey medresesindeki gelişmelerden yıllarca sonra gündeme geliyor. Bu arada: yine ülkemiz topraklarında, gökyüzünü gözlemleyen birkaç kişi daha vardı, bunların başında ise: İbrahim Hakkı ve yaşadıkları yer, Siirt-Aydınlar.

O yöre hakkındaki yazımı okuyanlar, İbrahim Hakkı’nın, ünlü eseri Marifetname’nin son sayfasında, dünya haritası bulunduğunu ve gayet muntazam olarak çizilen bu harita da, Amerika kıtasının da çizili olduğunu okumuşlar ve yöreye gidenler görmüşlerdir.

Bir zamanlar, Anadolu’da gerçekten uzaya muhteşem bir ilgi ve bunun sonunda birikmiş bir bilgi vardı, ama sanırım tüm bu birikim, somut bazı şeyler olarak ortaya dökülemedi.

Kırşehir Cacabey Camisi

Evet, biz yine cami yapısına  dönelim. Minaresindeki yeşil çiniler nedeniyle, halk arasında “Cıncıklı cami” olarak da bilinir. Mimari bir şahaser olan taç kapısın hemen yanında, Cacabey’in türbesi var.

Türbe, 1272 yılında, kesme taştan yapılmış. Kapısı lacivert üzerine beyaz çiniler ve yazılarla süslenmiş. Türbeye, cami içindeki bir salondan, merdivenle geçilerek giriliyor. Son olarak bu büyük şahıs hakkında bir şey daha söylemek istiyorum.

Gerek o dönemde büyük bir fakülte konumundaki medresesindeki konuşmalarında ve yazışmalarında sürekli olarak Türkçe dilini kullanmış ve böylece bu kurumda, Türk dil eğitiminin de verilmesini sağlamıştır. Bu özelliği ile de, ona ayrı bir yer vermek, kültürümüze katkıları dolayısıyla, unutmamak, unutturmamak gerek.

MELİK GAZİ TÜRBESİ

İl merkezindedir. Cacabey camisinin doğusunda, Lale camisinin arkasındadır.

1250 yılında, Melik Gazinin eşi, Muhterem Hatun tarafından yaptırılmıştır. Anadolu Selçuklularına ait, güzel bir kümbet olarak öne çıkıyor. Türbe yapısı, 2 katlıdır. Alt katta: mumyalık var.

Buraya, dışarıdan bir kapı ile giriliyor. Bu bölümün üzeri, tonozla örtülüdür. Yandaki bir pencere ile, türbenin içi aydınlatılıyor. Türbenin, yerden kubbeye kadar olan bölümünün yüksekliği: 5.90 metre ve mumyalıktan itibaren yüksekliği ise, 15 metredir.

Zeminde taş bir sanduka bulunmaktadır. Özellikle, mermer taç kapının süsleri görülmeye değer.

Kırşehir Lale Camisi

LALE CAMİSİ

14.yüzyılda, İlhanlılar döneminde yapılmıştır.

Melik Gazi kümbetinin hemen yanındadır. Yapının mimari durumu incelendiğinde, ilk yapıldığında, bir cami olarak değil de: bir kervansaray veya bir darphane olarak yapıldığı düşünülüyor.

Yapının üstü, 3 kubbe ile örtülmüş. Caminin çatı yapısı ilginç. Çünkü, çatı “kırlangıç kuyruğu” şeklinde yapılmış ve bu özelliği ile, ülkemizde tek. Yani, benzeri yok.

Ancak, restorasyon çalışmaları sırasında, 2008 yılında, drenaj yapım ve onarım çalışmaları sürdürülürken, drenaj yapımı sırasında, birkaç gün sürekli yağan yağmur, drenaj çukurlarını doldurur ve göçük meydana gelir.

Bu çökme nedeniyle, restorasyon çalışmaları durdurulur. Günümüzde, yapının yüzde 40’lık bölümü yıkık ve temel yok. Öylece kaderine bırakılmış, 800 yıllık bir tarih.

Kırşehir Ahi Evran Camisi

AHİ EVRAN CAMİSİ

İl merkezinde, Ahi Evran Mahallesindedir.

1482 yılında yaptırılmıştır. Bu bölümde, camiyle birlikte Ahi Evran’ın türbesi, zaviye ve tekke olarak kullanılan mekanlar var. Cami: kesme taştan yapılmıştır. Minare kaidesinin solunda: batı cephesindeki bir kapıdan, divanhaneye giriliyor.

1972 yılında, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılarak, hizmete açılmıştır.

Ahi Evran’ın türbesine, cami içinden bir merdivenle çıkılıyor. Türbe yapısı: 3 kubbeli ve kesme taştan yapılmıştır. Burada, Ahi Evran’ın ahşap sandukası bulunuyor.

Kırşehir Kümbetaltı Yer altı Şehri

KÜMBETALTI YER ALTI ŞEHRİ

İl merkezi, Kümbetaltı mahallesindedir.

Bu yer altı şehrinin Kapadokya bölgesindeki en büyük yer altı şehri olduğu sanılıyor. Ancak, günümüzde, sadece giriş bölgesindeki birkaç oda görülüyor.

Sanırım ileride gerekli çalışmalar yapılır ve yer altı şehri tamamen ortaya çıkarılarak, turizme açılır.

Kırşehir Aşık Paşa Türbesi

AŞIK PAŞA TÜRBESİ

İl merkezi, Aşıkpaşa Mahallesinde, Ankara-Kayseri kara yolu üzerindeki bir tepededir.

Aşık Paşa: Türkçenin zenginliğini savunmuş ve eserlerini Türkçe olarak yazmış bir halk şairidir.

Türbe: 1333 yılında, Ali Şah Ruhi tarafından yaptırılmıştır. Yapı: beyaz mermerle işlenmiştir ve Eratna Beyliğinin mimari tarzını yansıtması açısından ilgi çekmektedir.

Taç kapısı üzerindeki mermer oymacılığı ilgi çekmektedir. Dış görüntüsü ile, türbe yapısı, Kırgız çadırlarını andırmaktadır. Bu görüntüsü  nedeniyle, Anadolu’daki diğer türbe yapılarından farklıdır.

Kırşehir Kalesi

KIRŞEHİR KALESİ

Burası, şehrin ortasında akan Kılıçözü ırmağının hemen yanındaki bir höyük yapısıdır. Yani: kale höyük olarak görülür. Höyüğün yüksekliği 25 metre olup, kapladığı alanın çapı: 300 metre kadardır. Toplamda, 10 dönümlük bir alanı kapsıyor.

Höyük bölgesinde yapılan arkeolojik araştırmalarda, burada uzun yıllar boyunca yerleşim bulunduğu ve hatta, MÖ. 3000-3500 yılları öncesine kadar yerleşimin uzandığı tespit edilmiştir. Bizans döneminde ise, buraya bir kale yapılmış ve MS. 4’ncü yüzyılda yapılan bu kale ile, yerleşimciler koruma altına alınmıştır. Yapılaşma, takip eden tarihi süreçte de sürer.

Selçuklu döneminde bir cami (Alaaddin Camisi) ve Cumhuriyet döneminde ise, diğer bir kısım sivil yapılaşma sürdürülmüştür. Yalnız, bugün höyük üzerinde kale yapısından günümüze kalan bir şey yok.

Sadece, cami ve bir okul var. Kaleye, iki merdiven ile çıkılıyor. Büyük merdiven 65 basamaklı ve diğer merdivenler 18 basamaklıdır.

Kale ile ilgili olarak anlatılan bir söylenti var. Bir zamanlar, yörede yaşayan bir beyin bir oğlu olur. Oğul, büyür, delikanlı çağına gelir, ancak bir gün, ava gittiğinde, atı büyük bir bataklığa saplanır ve oğul ölür.

Bunun üzerine, bölgenin Bey’i, bir emir yayınlar “ Tüm yöre insanlarının, her türlü araç ile, bu bataklığa kuru taş-toprak dökmelerini ve bataklığı en kısa zamanda kurutmalarını ve bataklık kuruyunca üzerine büyük bir kale yapılmasını” söyler. Bütün yöre halkı, emri yerine getirir, bataklık kurutulur ve üzerine bir kale yapılır.

Günümüzde, Kalehöyük denilen bu bölgede, arkeolojik araştırmalar “Japonlar”  tarafından sürdürülmektedir.

SULTAN ALAADDİN KEYKUBAT CAMİSİ

Kale içindedir. 1242 yılında: Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat zamanında yapılmış olup, bölgedeki Selçuklu eserlerinin en güzelidir. Yapı: 1893 yılında, Ahmet Arifi Bey tarafından onarılmıştır. Tek şerefeli minaresi olan yapı, günümüzde, burası: Kırşehir Müzesinin deposu olarak kullanılıyor.

TERME KAPLICASI

İl merkezine, yaklaşık 1 km. uzaklıkta, Kuşdili mahallesindedir.

Kaplıca bölgesinde, konaklama imkanları var. Özellikle: 4 yıldız konforlu bir otel, 132 odası ve diğer imkanları ile, gayet güzel. Suyunun çıkış sıcaklığı: 40 derecedir. Bu sular, banyo olarak kullanılırsa: romatizma, felç, cilt hastalıklarına iyi geliyormuş.

İçmece olarak kullanılırsa: böbrek, kalp, damar, yüksek tansiyon, mide ve kadın hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor. İkisi birden uygulanırsa, çocuk felci, safra kesesi ve sinirsel hastalıklara iyi geldiği söylenmektedir.

YUNUS EMRE TÜRBESİ

İl merkezine bağlı, Ulupınar kasabasındadır. Burada, 13.yüzyılda yapılan türbe yıkılmış ve yerine, günümüzde görülen türbe yapısı yapılmıştır. Yani, yeni türbe yapısı, tarihi bir özellik taşımıyor.

Ama, Yunus Emre Milli Parkı içinde bulunan türbe: kayalar üzerindeki görüntüsüyle, anıtsal bir görünüm ortaya koyuyor. Kesme  taştan yapılan bir çeşmenin yanından, merdivenler ile türbenin bulunduğu yere çıkılıyor.

Kare kaide üzerinde, dört ayağın taşıdığı, konik bir taş külah ile örtülmüş. Türbenin hemen yanında, Yunus Emre tarafından kullanıldığı söylenen bir de Çilehane binası var.

Kırşehir Obruk Dağı Mağarası

OBRUK DAĞI MAĞARASI

Mağara: şehir merkezine, 10 km. uzaklıktadır. Karıncalı köyü yakınlarında bulunması nedeniyle, Karıncalı Mağara da denilmektedir. Mağaraya, Obruk’tan girilip, Karıncayı Say mevkiinden çıkılabilmektedir.

Mağara hakkında, ilginç bir söylenti duydum ve bunu paylaşmak istiyorum. Şöyle ki: mağara, aslında Obruk dağının kente bakan yüzünde bulunuyor. Bu özelliği nedeniyle: mağaranın söylencesi de etkilenmiş.

Mağaranın içinde, iki tane yol varmış ve bu yollardan birinde bir kadın, diğerinde ise bir erkek bulunuyormuş. Ama bu yollar sonu olmayan, sonuna varılamayan yollar olarak öne çıkıyormuş.

Ayrıca, mağara su ile doluymuş. Bir taş atılsa, bu sular taşar ve Kırşehir’i su basarmış. Bu mağaraya giren, ayrıca havasızlıktan ölürmüş ve bu yüzden, bu mağaraya ne kimse girer, ne de küçük bir taş dahi atmazmış”.

Yine, bu mağara hakkında söylenenlere göre: mağaranın demirden kapısının arkasında, sürekli birbirine sürterek, bilenen ve hep keskin kalan iki tane kılıç varmış. Bir gün, bir yiğit: bu kılıçlara yakalanmadan, mağaradan girecek ve  mağaranın bütün sırlarının sahibi olacakmış.

Son olarak benim ilgimi çeken bir söylenti: bir gün, bu mağaranın ağzına bir örümcek ağ yapar. Daha sonra bir kuş gelir ve bu örümcek ağına, yuva yapar, yumurtlar ve zamanla yavrular çıkar ve yavrular büyümeye başlar, ama örümcek bunlara asla dokunmazmış.

Derken, bir gün, bir yılan gelmiş, kuşun yavrularını yemek üzere iken, örümcek yılana saldırmış ve onu yok etmiş. Bu inanış yüzünden, Kırşehir yöresinde “örümcek” kutsal sayılır.

Son olarak, yine mağara ile ilgili bir söylenti şöyle: mağaranın ağzında, içine doğru “obruk” diye bağırıldığında, içeriden “obruk” diye karşılık gelirmiş, ama bu karşılık, inanışa göre “doğa üstü varlıklar” tarafından söylenirmiş.

Kırşehir Keçi Kalesi

KEÇİ KALESİ

İl merkezine bağlı, Kızılca köyü yakınlarındadır.

Kale yapısı, bölgedeki en büyük kalelerden olup, Bizans döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. Yalnız, bu kale, yöredeki diğer kalelerden farklı. Bunun çevresinde, herhangi bir sivil yerleşim yok.

Yani, tamamen, yakınlarından geçen “Baharat yolunu” koruma altına almak için yapılmış, yani tamamen bir askeri nokta denebilir. Yani, büyük bir kale, büyük bir yerleşim değil. Zaten, kalenin surları  da, düzenli ve büyük kalelerde olduğu gibi, kesme taştan değil, yassı ve moloz taşlardan yapılmış.

Kalenin duvar kalıntıları, günümüzde 2-3 metre yüksekliktedir. Yapıldığı dönemde ise, 5 metre olduğu tahmin ediliyor. Hatta, 7 metreyi bulduğu bile söyleniyor.

Kalenin günümüzdeki görüntüsü ve hali kötü, yıkılma  tehlikesi var.

HİRFANLI BARAJ GÖLÜ

DAVULAĞIL TESİSLERİ

İl merkezine 25 km. uzaklıktadır. Sıdıklı Büyükoba köyündedir. Burada: göl kıyısında temiz su ve ince kum var. Çevrenin en güzel plajı, buradadır.

TOKLUMEN PLAJI

Burası, il merkezine 28 km. uzaklıkta, doğal bir plajdır. Yeşilli, Uzunali, Karaduraklı ve Büyükoba köylerinin baraj gölü kıyısındaki yerleri, doğal kumsal alanlardır.

Kırşehir Kesikköprü (Cacabey) Kervansarayı

KESİKKÖPRÜ (CACABEY) KERVANSARAYI

İl merkezinin 23 km. uzağında, Kesikköprü köyündedir.

Kervansaray, hemen Kızılırmak yakınında kurulmuştur.

Yapı: 1248 yılında, Anadolu Selçuklu Sultanı, II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde, Kırşehir Emiri Cacabey tarafından yaptırılmıştır.

Yapı: 1989 yılında restore edilerek, günümüzdeki görünümünü kazanmıştır.

KESİKKÖPRÜ

Kesikköprü köyündedir. Kervansarayın hemen yanındadır.

1248 yılında, Cacabey tarafından, kervansaray ile birlikte yaptırılmıştır.

Köprü: Kırşehir-Konya arasındaki bağlantı olması nedeniyle önem taşımakta olup, mimari yönden de öne çıkmaktadır.

Köprünün uzunluğu 400 metre, genişliği 6 metredir. 13 gözlüdür. Gözler, sivri kemerlidir.

DULKADİROĞLU YER ALTI ŞEHRİ

İl merkezine 45 km. uzaklıkta, Dulkadirli İnli Murat köyündedir.

Bu yer altı şehri yapısı: bölgede yaşayan ağaların tapulu malı ve ağıl olarak kullanılıyor iken, 1998 yılında tarihi eser kapsamına alınarak, Sit alanı olarak ilan edilmiştir. Günümüzde, yer altı şehrinin bir kısmı ziyarete açık olup, Kapadokya’nın giriş noktasında bulunmaktadır.

Burası, her ne kadar yer altı şehri olarak anılsa da, tarihte “Hitit Hapishanesi” olarak bilinmektedir. Diğer bir ismi ise “Bezirhane”. Yer altı şehri: kaya zemine oyularak yapılmış, kare planlı bir avlu ve bu avluya açılan 10 odadan oluşmaktadır. Dışarıya açılan, 14 kapı var. Ancak, kapılar zamanla kapanmış, yapılan restorasyon çalışmaları sırasında, sadece 7 kapının temizliği yapılarak, açılması sağlanmıştır.

Evet, bu yer altı şehrinin tarihi süreç içinde kullanımına gelirsek: MS. 4.ve 5’nci yüzyıllar arasında, Hıristiyanlar tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Planı itibarıyla, bir manastır ya da konaklamaya uygun bir yer olduğu izlenimi vermektedir.

Biraz önce sözünü ettiğim gibi, yerel halk, buraya “Bezirhane” ismini vermiş. Çünkü: eski dönemde, zeyrek bitkisinden, burada Beziryağı imal ediliyormuş.

Bu yer altı şehrinden, yaklaşık 150 metre uzaklıkta, ikinci ve üçüncü yer altı şehirleri bulunuyor. 25-30 metre yüksekliğindeki kayalar içine oyulmuş bu yer altı şehrinin genişliği 12 metre ve uzunluğu 70 metredir.

İçinde ise, 4 salon ve 8 oda var. Özellikle, giriş bölümündeki; kral tahtına benzeyen, özel bölmeli odalar bulunmaktadır.