Ankara Ulus Zafer Abidesi

 

Ankara Ulus Zafer Abidesi

Ulus meydanı: ilk zamanlar “Taş Han Meydanı” olarak biliniyormuş. Çünkü, 1888 yılında, Ankara Valisi Abidin Paşa tarafından, burada “Taş Han” yaptırılmış. Meydan daha sonra “Hakimiye Milliye” ve son olarak “Ulus Meydanı” olarak isimlendirilmiştir.

Ulus’un tam merkezinde. Ortadaki kaide üzerinde; atı ile Atatürk ve önde, sağlı-sollu iki asker, arkada ise Türk kadını heykelleri var. Bu anıt; Yenigün Gazetesinin sahibi Yunus Nadi’nin önderliğinde, Türk ulusunun maddi katkılarıyla yaptırılmış.

Bunun için; tüm yurt çapında bir kampanya başlatılmış ve işlemleri yürütmek için, bir yurttaş komitesi kurulmuş. Komite tarafından: Osmanlıca ve Fransızca yazılı şartname hazırlanır. Hazırlanan şartnamede: Kurtuluş savaşının; kime karşı, nasıl ve hangi amaçla yapıldığı, geniş şekilde açıklanır ve zaferin önderi olan Mustafa Kemal’in kişiliği ve özellikleri, ayrıntılı olarak tanımlanır.

Yapılan çalışmalar sonunda; Mustafa Kemal Atatürk’ün, bir kaide üzerinde, ayakta, sivil giysili bir cumhurbaşkanı olarak tasvir edilmesine ve doğal büyüklükte, bir bronz heykel dikilmesine karar verilir.

Yarışmaya gönderilen projeler incelenir ve içlerinden; Avusturyalı sanatçı Heınrıch Krippel’in projesi beğenilir. 1883 tarihinde, Viyana’da doğan sanatçı, eğitimini Viyana Güzel Sanatlar Akademisinde tamamladıktan sonra, Türk Hükümetinin davetlisi olarak geldiği ülkemizde, 1925-1938 yılları arasında kalarak, birçok Atatürk Anıtı yapmıştır.

Atatürk; bu eserler için, sanatçıyı köşke davet etmiş ve bir süre poz vermiş. Anıtın, Türkiye’de hazırlanan taslakları ve heykel kalıpları, sanatçının Viyana’daki atölyesinde üretilir ve Viyana Birleşik Maden İşletmelerinde, bronza dökülür. Daha sonra ise, parçalar halinde getirilerek, Türkiye’de yerlerine monte edilir.

Anıtın samani renkli taş bölümleri ise: Marmara adasından sağlanan taşlar, gemilerle İstanbul-Haydarpaşa’dan vagonlara yüklenmiş ve trenlerle Ankara’ya getirilerek, yerinde yapılmıştır. Bu taş bölümler yani kaide üzerinde “Arapça” harflerin bulunduğu yazılar göreceksiniz. Bunun nedeni: anıt yapıldığında, “Harf Devrimi” henüz gerçekleşmemiştir ve bu yüzden, anıt kaidesi üzerindeki yazılar, Arapçadır.

Evet; geçen süreçte, anıt tamamlanır ve 24 Kasım 1927 tarihinde, törenle açılır. Özellikle: anıtın açıldığı ilk yıllarda, belli aralıklarla, Ankara İtfaiye Teşkilatının araçları, bu anıtı, çamaşır sodası ve Arap sabunlu doğal süngerlerle yıkarlar.

Ankaralılar, anıtın çevresine, ne bir sigara izmariti nede herhangi bir çöp atmazlar. Ne ilginç ki; gittiğinizde bundan farklı bir manzara ile karşılaşacaksınız. Yani; toz ve kuş kirleri yoğun bir anıt. Ayrıca; çevresinde de, asla öyle geçmiş zamanlarda olduğu gibi, bir temizlik hassasiyeti filan yok. Kirli ve pis, mezbelelik bir ortam.

Neyse, anıtın ifade ettiği anlamı anlatmak istiyorum. Anıt, bir heykel gurubu olarak tasarlanmış. Burada, esas vurgulayıcı olan; Türk milletinin kurtuluş savaşında gösterdiği birlik ve beraberlik sonucu ortaya çıkan başarı.

Kaide üçgen olup, heykel gurubu: cumhuriyetin kurulduğu meclis binasına ve tren istasyonu yönüne bakıyor. Özellikle: Atatürk, kendi heykelinin, Meclis Binalarına bakmasını istemiştir.

Ankara Ulus Zafer Abidesi

Önde: iki Mehmetçik var.

Sağdaki: arkadaşlarını savaşa çağırıyor. Kıtlık şartlarından dolayı, zayıftır. Ama, Namazgah Tepesindekileri çatışmaya çağırmaktadır. Namazgah  tepesi, o yıllarda: deve dikeni ve madımak bitkileriyle örtülü bir kırsal alandır. Savaşa giden veya gidecek askerler, bayramlarda, güneşli günlerde Cuma namazını, burada topluca kılarlar, hatta yağmur duaları yapılır.

Soldaki: düşmanı gözetleyen bir Mehmetçik heykeli. Bu heykeldeki Mehmetçik: Taş Han tarafındaki elini güneşe siper ederek, Polatlı tarafından gelebilecek  düşmanı gözetliyor. Ayağında: 8 delikten bağlı, ökçeli, nalçalı, altı kabaralı Bursa postalı var. Tozluk yerine, 8 defa sarılmış dolak ve elinde 7.9 mm. lik mavzer, üzerinde kışlık kaput var.

Yani: 9-11 Ocak 1021 tarihinde, I ve II’nci İnönü savaşlarının kıyafetleri. Mavzerin ucunda kasatura var. Çünkü: göğüs göğse çarpışma çok yakındır. Başında, Alman ordusundan alınan, I. Dünya savaşından kalma miğfer, göğsünde el bombası görülüyor.

Ankara Ulus Zafer Abidesi

Arkada ise; mermi taşıyan, Türk kadını heykeli var. Kuvay-i Milliye diliyle “Kara Fatma”. Kara Fatma, kağnının gitmediği yerde, top mermisini kendisi taşımaya başlamıştır. Ayağında: şaplı çarık (süt danası, koç ya da keçi derisinden yapılan), örme çorap, altında Kocatepe kayalıkları görülüyor.

Şalvarı, belinde kuşağı, başında yemeni, üzerinde göynek. Kolları sıvalı, yakasının 4 düğmesi kapalı, 6 düğmesi açık, çünkü tepesinde Ağustos güneşi, omuzunda büyük taarruza yetiştirilmesi gereken bir ağır sahra obüs mermisi var.

Heykel gurubunun tam ortasında; çokgen kaidenin üzerinde, yine çokgen plana sahip ve daralarak yükselen anıtın, asıl kaidesine ulaşılıyor. Mermerden olan bu kaide; güney cephesinde, üstte, Sakarya’da düşmanı yenen Türk askerleri.

Altta; savaş sırasında, Mustafa Kemal, Komutanlar ve Türk Askerlerinin tasvir edildiği; iki pano var. Kuzey cephesinde: mermere kazınmış iki pano daha var. Üstte: zaferden sonra, resmi geçit yapan Türk askerleri ve altta ise; kağnılarla, cepheye silah ve cephane taşıyan Türk köylüsü tasvir edilmiş. Burada da ilginç bir durum var.

Atatürk, açılışta, burada kağnının önünde anasının kucağındaki çocuğun çıplak olduğunu gördüğünde “Bu çocuk çıplak, üşür” diye yorumlar. Halbuki, çocuğun giysileri, o sırada kağnı ile cepheye taşınan top mermisinin kapsülündeki barut ıslanıp nemlenmesin diye, mermi üzerine örtülmüştür. Atatürk’e verilen cevap “çocuk anasının kucağında, ana kucağının sıcaklığı ile üşümez”

Mermer kaidenin ön yüzünde: üç adet doğan güneş motifi ve bunları çevreleyen çelenk motifleri var. Daralarak yükselen, en üst kısmında, anıtı çevreleyen bir sıra halinde, Mustafa Kemal Atatürk’ün, altın varakla yazılmış, özlü sözleri bulunuyor.

Mermer kaidenin arka yüzünde; ortada, kabartma olarak topraktan çıkan, ancak bir dalı kırılmış ve kırık yeri üzerinden daha gür bir şekilde yükselen hayat ağacı motifi var.

Kaidenin üzerinde; şartnameye aykırı olarak yapılmış olsa da, gayet güzel olduğunu düşündüğüm: mareşal üniformalı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, dört ayağı üzerine yere sağlamca basan “Sakarya” isimli atı üzerinde, bronzla tasvir edilmiş.

Ülkemizde; çeşitli şehirlerdeki Atatürk anıtlarının çoğunda, atının bir veya birkaç ayağı, yerden kesilmiş ve yukarıda olarak tasvir edilirdi. Bu nedenle: ilginç bir soru, dilden dile dolanırdı. Ankara’daki Atatürk Anıtında, atının hangi ayağı havadadır?

Evet; bu anıt, yapıldığında bugünkü yerinden farklı, başka bir yerde imiş. 1956 yılında, arkadaki çarşı binasının yapılması nedeniyle, eski yerinden, güneye, yani buraya, Kızılay istikametine, 10 metre kaydırılmıştır.

Burada; bu anıtı inceleyin, gerçekten güzel bir anıt. Kurulduğundaki, o çevresi boş meydandaki, ihtişamını düşünebiliyor musunuz?

THE REPUBLİC MONUMENT

Standing in Ulus Square, this monument was made by an Australian sculptor, Kripper, in memory of the heroes of the Turkish War of İndependence. The base of the equestrian statue of Atatürk bears reliefs depicting Atatürk and his soldiers, along with figures symbolizing Turkish women and the young Turkish Republic.

Ankara Ulus Ankara Palas

Ankara Ulus Ankara Palas

 

Ankara milli mücadelenin merkezidir. Başkent olmuştur. Geleni-gideni geçmişle kıyaslanmayacak ölçüde artmıştır. Kalacak yer kıtlığı çekilmektedir.

Ulus’taki Taşhan’ın adı “Hotel d’Angora” olmuşsa da, altı üstü bir handır ve özellikle yabancı ülkelerden gelenlerin konuk edilebileceği eli yüzü düzgün bir yapıya ve işletmeye ihtiyaç vardır.

Belvü Palas adlı bir otel yaptırılmıştır ama o da istenilen nitelikte değildir. Dolayısıyla Atatürk’ün isteği üzerine, TBMM’nin karşısına bir otel yaptırılır. Ankara’nın Cumhuriyet kurulduktan sonraki ilk çağdaş otelinin projesi Mimar Vedat Tek tarafından yapılır.

İnşaat başladıktan sonra, Vedat Tek, Evkaf İdaresiyle anlaşmazlığa düşer ve işi bırakır. Yapımını Mimar Kemalettin Bey’in tamamladığı otel, 1928 yılında hizmete girer. Önceleri Vakıf Oteli adı konulsa da bu ad “Ankara Palas” olarak değiştirilir. İşletmesi Fransızlara verilir.

Atatürk’e göre; ” Doğu’dan Batı’ya açılan bir pencere ” idi. Ankara’nın ilk çağdaş otelidir. Bu otelin odalarında: Krallar, Kraliçeler, Cumhurbaşkanları ağırlanmış, salonlarında Atatürk’ün unutulmaz cumhuriyet baloları düzenlenmiş.

Evet, 2’nci Meclis binasının hemen karşısındaki Ankara Palas, bugün 1980 yılından bu yana İçişleri Bakanlığının devlet konuk evi olarak kullanılıyor.

Binanın; cadde yönündeki ana giriş kapısı: taç kapı olarak yapılmış. Oldukça yüksek ana girişin üzerindeki ahşap kubbe, zemin katın kemerli pencereleri ve girişteki sütunlar; o devrin mimari anlayışını yansıtmaktadır.

Taç kapıdan girdikten sonra ise; sağa uzanan koridorun önünde, büyük balo salonu var. Onun sağ yanında ise; çay ve yemek salonları bulunuyor. Binada: 55 oda var. Yukarı kattaki; 44 odanın her birinin önünde, küçük balkonu mevcuttur.

Evet; Ankara Palas Oteline girmeniz mümkün değil. Dışarıdan bir-iki dakikamızı ayıralım, gerçekten, bir zamanlar, Türkiye Cumhuriyetinin ilk kuruluş yıllarında; çok popüler bir mekan imiş. İnanıyorum ki, orada, birçok insanın, unutulmaz anıları vardır.

Özellikle, ön cephenin üst bölümündeki mavi çiniler harika. Hatta, burada bazen düğünler tertip ediliyor, bir düğüne davet edilirseniz, yapının içini de görme şansınız olabilir.

Ankara Ulus Kurtuluş Müzesi

 

Ankara Ulus Kurtuluş Müzesi

Burada fotoğraf makinası kullanmak yasaklanmıştır. Ancak: 2’nci Meclis binası, yani hemen 200 metre aşağıdaki ortamda, fotoğraf çekmek yasak değil iken, burada fotoğraf çekmenin yasaklanmasını anlamak mümkün değil.

Özellikle: yasak denilse de, özellikle şehir dışından gelenler, burayı gezdiklerini belgelemek adına, birkaç fotoğraf çekmeye kalkıştıklarında ise, görevlilerin sert müdahale içeren sözleri, inanın kırıcı oluyor ve müze gezmek gibi bir kültür gezisi, stresle yoğuruluyor.

Evet, gelelim, en büyük değerimiz olan ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusumuza armağanı, Türk gençlerine emaneti Cumhuriyetimizin hangi ortamda, ne gibi şartlarda ilan edildiğini gezip görmeye.

Müze: Ulus Meydanındadır. Cumhuriyetimizin ilan edildiği, 1’nci Meclis Binası. 1920 ile 1924 yılları arasında kullanılmış. Gerçekten; o yıllardaki şartları göreceksiniz. O insanların, saatler, günler boyunca, o tahta sıralar üzerinde oturduklarını göreceksiniz.

Ve o zor ve güç şartlarda yarattıkları, kurtuluş mücadelesi olsun, cumhuriyet olsun ve bunlar gibi ülkenin kurtuluşu ve gelişmesi için yarattıkları birçok çabanın, yaratıldığı o güç şartları göreceksiniz ve bugünle karşılaştırıp, elbette şaşıracaksınız.

Evet; Cumhuriyetimizin ilan edildiği bu bina, günümüzde müze olarak kullanılıyor ve adı: Kurtuluş Müzesi. İlk toplantının yapıldığı bu binanın yapımına; 1915 yılında, mimar Hasip Bey tarafından başlanır. Atatürk’ün, 27 Aralık 1919 tarihinde, Ankara’ya gelişinden sonra, yapının meclis binası olarak kullanılmasına karar verilir.

İlk parlamento binası; 22 x 43 metre boyutlarında. Bodrum üzerine, tek kat olarak yapılmış. Büyük bir toplantı salonu ve 9 odası olan taş bir yapı. Dış cepheler; kemerler ve geniş saçaklarla bezenmiş ve ayrıca iki balkon var. Devletimizin kuruluşu ve kurtuluş savaşının tüm askeri ve siyasi kararları burada alınmış.

Bu küçük bina; 18 Ekim 1924 tarihine kadar kullanılmış. Günümüzde ise, Müze. Evet; kurtuluş savaşımız ve cumhuriyetin ilanı aşamasındaki o imkansızlıklar ortamını mutlaka gidin görün. Müzeye; girdiğinizde, sizi büyük bir nezaketle, müzenin görevlileri karşılıyor. Gerçekten, bu nazik insanları, görevli olarak oraya koymak, muhteşem bir uygulama. Gerek davranışları, gerek kıyafetleri ve gerekse yol göstermeleri: ” gezinize şuradan başlayacaksınız ” şeklinde yol göstermeli çok güzel.

Evet; müze kartınızı gösteriyor veya bilet alarak giriyorsunuz, hemen ilk oda; mescit, sonra Atatürk’ün çalışma odası ve sonra toplantı salonu. Bir koridorun çevresindeki bölümleri geziyorsunuz. İlgi çeken yerler; toplantı salonundaki tahta oturma yerlerine bakın lütfen, kötü oturma yerleri, sonra ısınmak için konmuş, iki soba göreceksiniz.

Özellikle: Lozan Barış Antlaşmasının imzalandığı masa var. Hemen yanında: Atatürk ve İsmet İnönü’nün resimleri bulunuyor. Bu masa; İsviçre’den buraya nasıl getirilmiş anlamadım. Ama; Lozan barış antlaşması, Türk Siyasi tarihinde çok önemli yeri olan bir antlaşma.

Bunun imzalandığı masayı bulup, buraya getirmek ve sergilemek, güzel bir uygulama. Düşünene ve bu masayı buraya kadar alıp getirene teşekkür etmek gerek, gerçekten Türkiye’nin siyasi geleceği, işte bu masanın üstünde şekillendi dememek elde değil. Ayrıca; zamanında Mecliste görev yapmış kişilere ait, şahsi eşyalarda sergileniyor.

Bunun yanında; o zamanlar kullanılan, üç makineli tüfek ve normal mavzer tüfekler sergileniyor. Meclis çatısı altında, bu tür silahların niye sergilendiğini anlayamadım? Bu tür silahlar, milli mücadelede kullanıldı ise, bunların sergilenebileceği bir çok yer olduğunu düşünüyorum, ama burası Meclis ve ben buraya, Cumhuriyetin hangi şartlar altında ve ne gibi bir ortamda ilan edildiğini, bir zamanlar milletin temsilcilerinin ne gibi ortamda çalışarak, ülkenin kurtuluşunda çaba gösterdiklerini görmeye gittim ve gerek  tahta sıra ve masalar ve gerekse ısınmak için kullanılan sobalar; ziyaretçileri etkilemek için yeterli geliyor.

Birde, Atatürk’ün Sivas kongresinde kullandığı masası var. Bunlara bakarken, lütfen, o günün şartlarını düşünün. Bugün olsa, asla dönüp te kimsenin bakmayacağı bir masa, ama masanın lüks olmasının ne önemi var, o insanlar, lüksten ziyade, kararlılıklarını bu masaların üzerinde, tahta sıraların üzerinde ortaya koymuşlar, önemli olan bu.

Evet; bu güzel müzeyi gezip çıkıyoruz. Mutlaka gitmenizi öneriyorum. En fazla bir saat zamanınızı alır ve çok yakın, hemen dibimizde, mutlaka gidilmeli. Ama, bu giriş ücreti konusuna çözüm bulunması gerekir diye  düşünüyorum.