Ankara Ziraat Bankası Müzesi

Ankara Ziraat Bankası Müzesi

Müze, 1926-1929 yılları arasında İtalyan Mimar Giulio Mongeri tarafından yapılan ve I. Ulusal Mimarlık dönemi yapılarından biri olan Ziraat Bankası Genel Müdürlük Binası Şeref Salonunda yer almaktadır. Burası daha önce banka şubesi olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise şeref salonu ve müze olarak kullanılmaktadır. Bu salon, iki kat yüksekliğindedir ve üzeri çelik bir konstrüksiyon tarafından taşınan cam ile örtülmüştü ve gün ışığı alabilmektedir.

Asma olarak yapılmış ikinci bir cam tavan ile çelik konstrüksiyon gizlenmiş ve renkli camlar ile yapılan dekoratif vitray çalışması göz kamaştırıcıdır. Vitrayın ortasında Ziraat Bankasını temsilen “Buğday başaklarından” oluşturulmuş bir demet yer almaktadır.

Müze Ziraat Bankasının 118’nci kuruluş günü olan 20 Kasım 1981 tarihinde dönemin Başbakanı tarafından açılmıştır. (Banka Genel Müdürlüğü binasında restorasyon çalışmaları var, müzenin açık olup olmadığını sorarak gidiniz. Zaten gezmek isterseniz, Genel Müdürlükten izin almak gerekiyor. Telefon: 03123093170)

Ülkemizin ilk banka müzesi olma özelliğini taşır. Başlangıcından bugüne kadar Türkiye Bankacılık sisteminin ticari, ekonomik, siyasi, kültürel, sanatsal ve eğitsel değişimi ile günümüze kadar gelinen gelişimi gösterme özelliğine sahip olan Ziraat Bankası Müzesi, bu özellikleri içinde barındıran ve bankacılık sisteminde kullanılan pek çok antika nesneyi, tarihi bir atmosfer içinde sergilemektedir.

İnegöl Memleket Sandıkları Levhası

1863 yılına ait orijinal “Memleket Sandığı”, yüz yılın üzerinde bir tarihi geçmişi bulanan yevmiye defterleri, bugün artık kullanılmayan altın alım ve satım kayıt defterleri, “Kinin” tevzi ve satışına ait defterler, teşhirde bulunan değerli eşyalardan sadece bazılarıdır. Ülkenin sıtma ile boğuştuğu yıllarda kinin mevcudu defteri tutulmuş ve banka aracılığı ile halka yardım dağıtılmıştır.

Müze koleksiyonundaki en eski belgeler arasında: Mithat Paşa’nın “Memleket Sandıkları” nın kurulması için:

Sadaret Makamına yazdığı ve mühürlediği mektuplar, 3-5 Ağustos 1888 tarihli Memleket Sandıklarından Ziraat Bankasına geçiş nizamnamesi, 1868 yılı tarihli Emniyet Sandığının kuruluşunda yazılan mektup ve belgeler, Şurayı Devlet Reisliği Mithat Paşa’ya ait 1.Nolu hesap sayfası bulunmaktadır.

Çeşitli dönemlerde kullanılan nostaljik kumbaralar, “kura çarkları” sayesinde bankanın müşterilerine ikramiye ve ev çekilişi yapılırmış.

Mithat Paşa Tefeci Tablosu

Teşhirde bulunan değerli eşyalar arasındakiler: 1863-1867 yıllarında açılan Şarköy ve Tava Memleket Sandıklarında kullanılmış standart ölçü ve şekilde yapılmış demir çemberli gürgen veya çam ağacından bölgeli sandıklar vardır. Ayrıca 1889 yılında Sivrihisar sandığının açılışından beri kullanılan mıhlı para kasası görülür. Bergama Şubesinden gelen demir kasa, Genel Müdürlük ve Şubelerde kullanılan hesap ve yazı makinaları, kristal hokka takımı, telefonlar, çeşitli altın ve mektup terazileri, bekçi kontrol saatleri, banka kapı levhaları bulunur.

Çorum-Osmancık şubesi personelinin sakladığı Osmanlı ve yeni Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarına ait kağıt ve madeni para örnekleri (1839-1938 yılları arasına ait) ileride daha zenginleştirilip koleksiyona dönüştürülecektir.

Müzede sergilenen objeler arasında, en ilginçlerinden birisi de AEG (ALlgemeinen Elektrizitaets-Gesellschaft) tarafından 1923-1934 yılları arasında üretilmiş ve büyük bir başarı göstermiş olan Mignon 4 modeli yazı makinesidir.

Müzede: Türk resim sanatının özgün eserleri de bulunur. Cumhuriyet dönemi ressamlarının Mithat Paşa ve Atatürk ile ilgili bazı eserleri sergilenmektedir.

Atatürk Çiftçiler arasında

Ayrıca: Genel Müdürlük binası için özel olarak yaptırılan, İbrahim Çallı’nın “Harman(1928)” isimli tablo görülür. Bu tablo: 4.50 x 5.3 metre boyutundadır. Kaput bezi üzerine yağlı boya ile yapılan  tablo, iki parça halinde taşınmış ve birleştirilerek yerine asılmıştır. İlk günden beri de asıldığı yerde sergilenmektedir.

Ayrıca: Namık İsmail’in Gazi Mustafa Kemal Çiftçiler arasında (1928) adlı yağlıboya tablosu 4.5 x  5 metre boyutlarındadır. Her iki tablo, koleksiyonun önemli eserleri arasındadır.

3 boyutlu Atatürk Tablosu

Namık İsmail’in üç boyutlu Atatürk tablosu, siz nereden bakarsanız bakın, Atatürk size bakıyor gibi görülüyor.

Türkiye’de Tarımın Gelişimi

Yine, müzede sergilenen bazı sanat eserleri var. Bunlardan biri: Mimar ve heykeltıraş Dündar Elbruz’un “Türkiye’de Tarımın Gelişimi” adlı heykeli, diğeri de Kuzgun Acar’ın “Kuzgun Yuvası” adlı heykelidir.

Dündar Elbruz:

1922 doğumlu, ODTÜ Mimarlık Fakültesinde yardımcı Profesör olarak 15 yıla yakın öğretim görevlisi olarak çalışmıştır. Çok yönlü ve renkli kişiliği ve her türlü sanat dalında gösterdiği becerisiyle takdir toplamıştır.

Ancak 1 Nisan 1973 tarihinde, çeşitli konferanslar verdiği bir kursun bitiminde düzenlenen kokteyl sonrasında, kullandığı otomobil ile evine dönerken geçirdiği trafik kazası sonucu erken yaşta vefat etmiştir.

Sanatçı, buradaki heykelinde: boynunda çıngırağı ile öküzü, saban, orak, tırpan, buğday başakları, sapları ve büyükten küçüğe çarklar kullanarak, 1960’lı yılların toplumsal gerçekçilik anlayışı içerisinde tarımın gelişimini ifade etmeye çalışmıştır.

Çarklar, Türkiye’de tarımın kara sabandan pulluğa ve modern araçlara geçişini, leylek başı ise çiftçinin uğurunu simgelemektedir. Sanatçı, metal dışında heykelinde ham cam parçaları da kullanmıştır.

Kuzgun Yuvası

1928 doğumlu sanatçı Kuzgun Acar’da: hurdaları değerlendirerek bir heykel yapmıştır. Ancak kendisi de bir kaza sonucu vefat etmiştir. Libya kökenli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Abdülahet Kuzgun Çetin Acar, bir duvar rölyefi üzerinde çalışırken, merdivenden düşmüş ve beyin kanaması nedeniyle 4 Şubat 1976 yılında, 48 yaşında hayatını kaybetmiştir.

Evet, Ziraat Bankası Müzesi gerçekten tarihe ışık tutan bir müze, bence boş bir gününüzde, önce telefonla bilgi alın ve sonra mutlaka Ulus semtine gidin, şehrin tam orta yerindeki bu müzeyi ziyaret edin.

Ankara Hamamönü

Ankara Hamamönü

Yazıya başlamadan önce bilmenizi istediğim bir konu var: Dünya Turizm Yazarları ve Gazetecileri Federasyonu tarafından verilen, dünyanın en prestijli turizm ödülü “The Golden Apple”; 2012 yılı için “Hamamönü” ne verilmiştir.

Turizmin Oscar ödülü olarak kabul edilen bu ödül: gerçekten “Hamamönü” için muhteşem bir sonuçtur. Bu derece büyük bir ödülün takdim edildiği yeri, mutlaka ama mutlaka gidin görün ve o havayı yaşayın.

Evet gelelim, Hamamönü’nü anlatmaya:

Ankara denilince, şehirdeki eski dönemlere ait kalıntıların bulunmaması nedeniyle, turizm etkinliklerinin gelişmediği  söylenir. Ancak: her ne kadar ülkemizin tarihi yönleri ağır basan yöreleri kadar olmasa da, özellikle son yıllarda, Ankara’da, yok olmaya yüz tutmuş tarihi kalıntılar, restore edilerek, günümüze ve gelecek nesillere kazandırılıyor.

Özellikle: bu çalışmalarda, yerel yönetimlerin ve Üniversitelerin birlikte hareket etmesi: ortaya, inanılmaz güzellikler ve eskinin günümüze, olduğu gibi yansıması durumunu yaratıyor. Bu arada; Ankara’da yaşayan binlerce insan ve şehre ziyaretçi olarak gelenler, bu zahmetli çalışmalar sonucu ortaya çıkarılan güzellikleri göremiyorlar.

Çünkü: yapılan her türlü çaba, tanıtım olmadan, hiçbir anlam ifade etmiyor. Sanırım, son yıllarda Ankara’da yaratılan modern sanatların sergilendiği muhteşem “Cer Modern” sanat galerisi gibi, yine şehrin ara sokakları içine sıkışmış “Hamamönü” de yeterli ziyaretçiyi alamıyor.

Ankara Hamamönü

Hamamönü.

İsmi ilginç. Ankara’da, fotoğraf sanatı ile uğraşan bir gurupla birlikte: burayı ziyaret etmeye karar verdik ve bir tatil günümüzün, öğleden sonraki bölümünü: burada, yenilenmiş güzel görüntüleriyle ziyaretçileri karşılayan tarihi evler, masaları sokaklara kadar taşmış restoranların arasında geçirdik. Buraya ulaşmak için: Kurtuluş Parkının arka bölümünden: Hacettepe Hastanesinin arka bölümüne, Onkoloji Hastanesi bulunan yere doğru yürümeniz gerekiyor. Yani: Kurtuluş Parkının, hemen arkasından, yaklaşık 10 dakikalık yürüyüş yapılarak ulaşılıyor.

Ankara Hamamönü

Öncelikle:

“Hamamönü” isminin nereden geldiğini söylemek istiyorum. 1427 yılında, yani günümüzden: 584 yıl önce: Sultan II. Murad’ın kadı askeri olan Celalettin Karacabey tarafından: burada, bir külliye yaptırılır.

Bu külliye içinde: hamam, cami, imaret, saman deposu ve at ahırları bulunmaktadır. O yıllarda: Ankara şehrinde, kale dışında başlıca yerleşim yeri burasıdır. Dolayısı ile, yapılış tarihi olarak, Ankara şehrinin en eski tarihi eserlerinin başında gelmektedir. 1988 yılında restore edilen yapı: kubbelerinin güzel görünümüyle dikkati çekiyor.

Kubbelerdeki ışık veren bölümler, yapının içinin ışıklandırılmasına yeterli, gündüz ilave bir ışıklandırma kullanılmıyor. Ayrıca: içeride, aşırı nemlenmeyi önleyici bir hava akımı yaratılmış. Taban kısmındaki mermerler: Afyon, Sivrihisar ve Elazığ yöresinden getirilmiş.

Ahşap bölümler ise, tamamen dantel gibi işlenerek güzelleştirilmiştir. Yapının, alt bölümünde birçok tünel bulunduğu ve bu tünellerde dolaşan sıcak havanın, ısıtmayı sağladığı söyleniyor. Semt: ismini, bu tarihi hamamdan alıyor.

Ankara Hamamönü

Hamamönü semtinin en büyük özelliği:

Burada bulunan evlerin ve dini yapıların: Belediye ve Hacettepe Üniversitesi işbirliğiyle restore edilerek, günümüze ve gelecek nesillere kazandırılmasıdır. Bölgedeki birçok ev, camiler ve konaklar restore edilerek, yıkılmaktan kurtarılmış. Daha önce: Safranbolu, Beypazarı, Eskişehir Odunpazarı evlerini görenler ve bu tür eski yapılara merakı olanlar: buradaki restore edilen yapılarda, aynı heyecanı duyacaklardır.

Hacettepe Üniversitesinin, bu çalışmalara katılmasının nedeni: Üniversitenin öğrenci yurtlarının bir bölümünün burada bulunması ve genellikle, öğrencilerin burada bulunan restoran ve kafelerden yararlanıyor olmalarıdır. Ancak: tüm bu restorasyon çalışmaları sonucunda: Avrupa Birliği tarafından yapılan seçim sonucu: buraya, yani “Hamamönü” ne: 2011 yılının “Avrupalı Seçkin Turist Destinasyonu” ödülü verilmiş.

Ödülün anlamı: gerek yerli ve gerekse yabancı turistler tarafından buranın bilinir hale getirilecek olmasıdır. Bunun için: Avrupa Birliği tarafından: tanıtım videoları hazırlanarak, Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yayınlanıyor. Ayrıca: Avrupa Turizm Forumu kapsamında düzenlenen fuarda, buranın tanıtımı yapılıyor.

Ankara Hamamönü

Restorasyon çalışmaları sonucu: ödüle layık görülen Hamamönü: yukarıda sözünü ettiğim gibi: Hacettepe Hastanesinin hemen arkasından başlıyor. Sokaklar: Arnavut kaldırımı taş ile döşenmiş. Restore edilerek yenilenmiş evler ise: 19’ncu yüzyıldan kalma.

Burada gezerken, kendinizi 19’ncu yüzyılda, bir Osmanlı mahallesinde gezer gibi hissediyorsunuz. Evlerin bulunduğu bu sokakta ilerlerken, yaklaşık 200 metre sonra: hemen solunuzda: sanatçılar için tahsis edilmiş, birçok evin bir arada bulunduğu bir bölüm var.

Burada: 22 tane, tarihi ve geleneksel Ankara evi, restore edilmiş ve yeşil alanlar oluşturularak, ışıklandırıldıktan sonra: sanatçılara tahsis edilmiş. El sanatı icra eden bu sanatçılar, evlerin alt katlarını galeri ve üst katlarını ise, atölye gibi kullanıyorlar. Özellikle: alt katlardaki galerileri gezmeyi unutmayın.

Daha sonra, sokakta ilerlediğimizde, yine sağ bölümde: bu kez, yine bir boşluk çevresinde bulunan birkaç yapıdan oluşan: Belediye Kültür-Sanat Evi görülüyor. Burayı ziyaret edebilir ve bahçesinde çay molası verebilirsiniz. Hatta: akşam saatlerinde buraya giderseniz, yazlık sinema bölümünde, tahta sandalyelere oturarak, nostaljik eski Türk filmlerini izleyebilirsiniz.

Ankara Hamamönü Mehmet Akif Ersoy Müzesi

Bu sırada: hemen solda: dini bir yapı karşımıza çıkıyor. Burası: Tacettin Sultan Cami. Yapı: Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılmıştır. Bahçesinde: Tacettin Sultan’ın türbesi bulunan yapı: 1826 yılında, Sultan Abdülmecit tarafından restore ettirilmiştir. Caminin hemen yanındaki bölümde: günümüzde “Mehmet Akif Ersoy Müzesi” olarak kullanılan bir tarihi yapı daha var.

Mehmet Akif Ersoy: kurtuluş mücadelesi sürerken, milletvekili olarak Ankara’da bulunduğu yıllarda, burada ikamet etmiştir. Hatta: İstiklal Marşı’mızın mısralarını, ilk kez, bu yapının duvarlarına yazdığı söyleniyor. Müzeyi mutlaka ziyaret etmelisiniz. Bir kısım fotoğraf, günlük yaşam malzemeleri ve cansız mankenler ile, o günün yaşam şartları sergileniyor.

Ankara Hamamönü Saat Kulesi

Tacettin Cami ve Mehmet Akif Ersoy Müzesinin bulunduğu bölümden çıktıktan sonra: yürümeye devam ettiğimizde: Mehmet Akif Ersoy Meydanı ve hemen karşısında, Karacabey Hamamı görülüyor. Meydanda: tam ortada bir saat kulesi ve hemen yanında, Mehmet Akif Ersoy heykeli var.

Meydanın diğer konukları ise, güvercinler. Bu meydandan: diğer sokak yönünde ilerlediğinizde ise: burada tarihi mekanlardan öte, sokaklara masalarını atmış ve bu masalarda sessizlik ve sakinliğin ve tarihi ortamın tadını çıkaran insanları: bir şeyler yerken veya içerken görebilirsiniz.

Hamamönü: yazının başında da sözünü ettiğim gibi: geçmişle günümüz  arasında bir bağlantı. Tarihi pek eskilere gitmeyen Ankara‘nın, yaklaşık 600 yıllık geçmişinin, günümüze yansıyan görüntüsü. Ama, aynı zamanda, Avrupa Birliği bünyesinde ödül almış bir çalışmanın ürünü.

Sizler de, bir tatil gününüz  ve hatta akşamınızı, mutlaka buraya ayırmalı ve bu tarihi mekanda, keyifli bir gezi yapmalı ve hatta: restoran ve kafeteryalarda, mola vererek, ortamın tadını çıkarmalısınız. Yanınızda, fotoğraf makineniz olursa, ilginç kareler yakalayabilirsiniz.

Ankara Ulus Augustus Tapınağı

 

Ankara Ulus Augustus Tapınağı

 

Tapınak günümüzde Ulus Semtinde Hacıbayram camisinin hemen yanındadır.

ÖNEMİ

Ankara Ulus Augustus Tapınağı; Yapı: 14 Ekim 1972 tarihinde 1’nci derece kültür varlığı olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Aynı zamanda: UNESCO tarafından dünya üzerinde mutlaka korunması gereken 100 kalıntı arasında kabul edilmektedir. Çünkü: ilk Roma imparatoru Augustus’un vasiyetnamesinde yazılı ve yaptığı işleri anlatan dünya üzerindeki Latince en uzun ve tek yazıt olarak önem kazanmaktadır.

İLK KAŞİFLER

Ankara Ulus Augustus Tapınağı: İmparator Augustus adına yaptırılan tapınak: 16. yüzyıldan itibaren bilim adamları ve tarihçilerin dikkatini çekmiştir.

Tapınak ilk olarak: 1553-1555 yılları arasında Kanuni Sultan Süleyman döneminde: Kanuni Sultan Süleyman’ın huzuruna çıkmak için Amasya’ya giden Kaiser I. Ferdinant’ın elçisi ve I. Ferdinant’a yazdığı 4 mektupla tanınan aslen Hollandalı olan Baron Ghislen de Busbeck tarafından incelenmiş ve kopyası çıkarılmıştır. Yapı ile ilgili daha detaylı bilgi ise: Busbeck ile birlikte seyahat etmiş olan Hans Dernschwam tarafından verilmiştir.

Evliya Çelebi: 1640 yılları civarında külliyede, 300 e yakın dervişin barındığını yazmıştır.

1670 yılında Ankara’yı ziyaret eden Fransız Lainse, tapınakla ilgili daha detaylı bir çizim yapmıştır.

1701 yılında Ankara’ya gelen Joseph Piton de Tournefort: tapınakla ilgili iki verim vermektedir ve tapınağın tarifi ve yazıta değinmektedir.

Tapınaktan söz eden bir diğer seyyah da Richard Pococke’tur. Pococke: yapının tarifini yaptıktan ve çeşitli ölçüler verdikten sonra, bu yapının Augustus tapınağı olduğunu söyler ve yazıtına değinir.

Yazıtın ilk tam ve inanılır kopyası: III Napolyon tarafından Anadolu’yu araştırmakla görevlendirilen Georges Perrot ve Edmund Guillaume tarafından yapılmıştır. Bunlar: yazıtların Latince metninin tamamını ve Yunanca metninin yetiştirebildikleri kısımlarının alçı değil, grafik kalemle tam kopyasını almışlardır.

Bu kopyalar: yazıtın 1865 yılında Mommsen edisyonu tarafından basımında ve 1873 yılında Berg edisyonu basımında ve Corpus İnscriptionum Latinarum adlı eldeki bütün Latince yazıtları kapsayan eserin basımında temel teşkil etmiştir.

1813 yılında Ankara’ya gelen MacDonalt Kinneir: yapıyı kısaca tarif ettikten sonra, burada bulunan yazıtı kopyalamaya çalıştığını belirtir ve ancak daha önceden kopyalandığını ve çok tanınan bir yazıt olduğunu öğrenince bundan vazgeçtiğini belirtir.

1835 yılında Ankara’ya gelen Fransız mimar ve seyyah Charles Texier: tapınakla ilgili birçok çizim yapmış ve yapının planını hazırlamıştır.

1859 yılında Berlin Akademisi Mordtmann’a yazıtın ıslatılmış kağıttan (papier-mache) mulajını alması için finansman tahsis etmiştir. Ancak Mordtmann, bu tapınağın dış duvarındaki Yunanca metinleri kapatan evlerin sahiplerinden izin alamadığı için ve bu şekilde mülaj yapmanın kazılmış yazılara zarar vereceğini düşündüğünden bu işe girişmemiştir.

1882 yılında Mommsen’in önerisine uyularak Berlin Akademisi bu defa yazıtların alçı mülajlarını almak için Carl Humann’ı finanse etmiştir. Carl Humann: hem Latince metnin hem de ev sahiplerine çok iyi tazminat vererek tatmin ettiği için, Yunanca metnin tamamının mulajını almayı başarmıştır.

Bu alçı munajlar, 1882 yılında Berlin’e taşınmış olup Berlin Müzesinin en tanınmış; bütün eski kopyalardan daha değerli olmuş ve Berlin Müzesinin en tanınmış eski eserlerinden birisi olarak görülmektedir.

Ancak: Humann’ın tarafından kopyalar çıkarılmadan önce, anıt duvarlarının bazı yerlerinde biraz göçükler olması, eski kopyaların da kullanılmaya devam etmesini gerektirmiştir.

Mommsen’in verdiği metinin baskılarından: bu yazıtın Latinceden Türkçeye çevirisi “Ankara Anıtı” adı altında Prof. Hamit Dereli tarafından yapılmış ve Devlet Kitapları arasında bastırılmıştır. 1930 yılında yine Hamit Dereli tarafından gerçekleştirilen kazılarda: tapınağın tüm mimari yapısı ortaya çıkarılmıştır.

1936-1939 yılları arasında tapınakta “Türk Tarih Kurumu” adına H. Z. Koşay kazı çalışmaları yürütmüştür.

2008 yılında Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürlüğü başkanlığında sondaj çalışmaları yapılmıştır.

 

TAPINAĞIN YAPILIŞI

Ankara Ulus Augustus Tapınağı: Tapınağın ilk olarak: Frig döneminde Frig tanrıları Men ve Kybele onuruna yapıldığı düşünülmektedir. Romalılar MÖ. 1’nci yüzyılın sonlarına doğru, Galatya bölgesini eyalet haline getirip Ankara şehrini metropolis başkent yaptıktan sonra, şehrin büyüyüp gelişmesini sağlamak için birtakım imar faaliyetlerine girişmişlerdir.

Bu esnada: şehirde; Roma döneminin en önemli yapıtlarından biri olan tapınak: son Galat hükümdarı Amintos’un oğlu Kral Pylamenes tarafından Roma imparatoru Augustus onuruna bir bağlılık belirtisi ve Galatya Eyaletinin Roma’ya katılmasını kutlamak için, MÖ. 25 yılında: daha önce burada bulunan Frig tanrıları Men ve Kybele onuruna yapılmış tapınak üzerine inşa ettirilmiştir.

Bu durum: Roma dönemi yazıtları ve sikkelerden anlaşılmaktadır. Bir kısım sikkede: Frig döneminde tapınağın bulunduğu tepede “Bereket Tanrıçası Kybele” ve “Ay Tanrısı Men” adına yapılmış bir tapınak bulunduğu görülmektedir.

Galatlar: Helen ve Romalıların tapındıkları tanrılara  tapınmanın yanı sıra, Anadolu’da kendi bölgelerinde ağırlıklı olarak Kybele ve Men’i kutsamışlardı.

“Men” bir erkek tanrıydı ve onlar için: insan talihinin, yaşanılan olayların, yerin ve göğün tanrısıydı. Canlıları ve ölüleri yargılayan yüce bir varlıktı.

Tanrıların anası “Kybele” ise Pessinus’daki ünlü kutsal mabedin kült tanrıçasıydı. Ana tanrıçanın şekilsiz,  taştan yapılmış kült heykelinin gökten indiğine inanılıyordu. MÖ. 204 yılında, Roma Senatosu Pesinus’a elçi göndererek, Kybele’nin bu kült heykelini Roma’ya getirtmiş ve “Hayatin” tepesinde yapılan bir tapınağa koydurmuştu.

Evet Galatia’nın başkenti Ankara şehrindeki Augustus mabedi önceleri tapındıkları tanrılara ayrılmıştı. İcra ettikleri dini törenleri uyguladıkları bu tapınak, daha sonraları imparator kültü için kullanıldı.

Kolonadın kuzeybatı antası üzerindeki bir yazıtta: tapınağın Augustus ve Tanrıça Roma’ya adandığı yazılıdır. İmparator kültünün Ankara şehrine bu şekilde getirilmesi, o dönemde Ankara şehrine Romalılar tarafından verilen önemin en büyük ifadesidir.

Bu mabetteki Augustus kültü: özel olarak Augustus mabedinin baş rahibi ile diğer rahipler tarafından imparatorun doğum günleriyle diğer günlerde düzenleniyordu.

Her beş yılda bir büyük şenlikler düzenleniyor, bu sırada görkemli ziyafetler veriliyor ve hatta halka hububat dağıtılıyor, özel müsabakalar ve gladyatör gösterileri düzenleniyordu.

Aslında: tarihçi M. Schede: tapınağın yapılış tarihi olarak MÖ.2. yüzyılı vermiş olsa da tapınakta bulunan mimari ögeler: tapınağın yapılış tarihi olarak: erken Augustus dönemi yani MÖ. 27 ile MS. 14 yılları arasındaki dönemi işaret etmektedir.

Şehir: Roma döneminde: bu tapınağın bulunduğu tepenin çevresinde büyüyüp gelişmiştir.

 

MİMARİ

Ankara Ulus Augustus Tapınağı: Tapınak: 8 basamakla çıkılan; 36 x 54.82 metre ölçülerinde ve 2 metre yükseklikteki basamaklı bir podyum üzerinde oturmaktadır.

Yapı: İon düzeninde: önde ve arkada kısa kenarlarda: 8 ve kuzey ve güney uzun yanlarda: 15 sütunlu, dikdörtgen planlı, Korint düzenli bir perinstasis ile çevrilmiş, pseudodipteros planlı bir yapıdır.

Plan olarak benzemesi nedeniyle: Hadrian döneminde: Kütahya-Sivrihisar bölgesinde yapılmış Aezonai Zeus Tapınağına öncülük ettiği söylenmektedir. Ayrıca: tapınak yerli Anadolu geleneğini sürdüren Efes, Sardes, Menderes Magnesiası ve son yıllarda Pessinus’ta ortaya çıkarılan tapınak gibi batıya dönüktür.

Yapının eğimli çatısını destekleyen bu 42 tane dış sütun dizisinin arkasında: 4 sütundan oluşan bir sıra daha vardır. Sütunlar: büyük dikdörtgen bloklardan oluşan temel üzerinde durmaktadır. Ancak günümüze kadar varlığını sürdürememiş bu sütunları anlayabilmek için, yapının ön tarafında görülen 4 ve arkadaki 2 sütun temel kalıntıları değerlendirilmektedir.

Cella (tapınaklarda tanrı heykellerinin konulduğu bölüm) ya giriş: yüksek bir kapı ile sağlanmaktadır ve burada 4 sütun bulunmaktadır.

Giriş güzel ve orantılı, yüksekçe bir kapı ile verilmiştir. Çünkü: penceresiz tapınağın cella bölümünün aydınlatılması, bu yüksek kapı ile sağlanmıştır.

Kapının yüksekliği 8.4 metredir, genişliği 3.34 metredir. Bu büyük ve görkemli kapıdan, kutsal yapının iç bölümüne ve pronaos denilen üstü kapalı bir geçide geçilmektedir.

Yapının iç bölümü yani “Naos” (tapınaklarda kült heykelinin bulunduğu kutsal bölüm, iç oda, yani tapınağın en kutsal bölümüdür) üç bölümlüdür ve 12.8×28.21 metrelik bir alanı kapsamaktadır.

Pronaos (tapınakta genellikle doğuda bulunan ve cellaya geçit veren ön odadır) bölümünde 4 ve opisthodomos (tapınakta arka odadır) bölümünde 2 korint tarzı sütun bulunmaktadır.

Duvarlar: yapının bütün duvarları yaklaşık 11.20 metre uzunluğunda ve 90 cm kalınlığındadır. Kısa olan ve Hacı bayram camisine bitişik olan duvar: önemli ölçüde bozulmuştur. Büyük duvarın tepe noktası ise, zemine göre 70 cm kaymıştır ve eğimlidir.

Turizm Bakanlığı: duvardaki eğikliğin daha fazla ilerlememesi için, duvarların desteklenmesine karar vermiştir. Tapınaktaki 3 mermer duvarın destek yapıları yapılırken: üzerindeki yazıtların görünürlüğünün korunması esas alınmıştır. Bu duvar destekleri halen görülebilmektedir.

Cellanın kuzeybatı duvarının bir bölümü: 1834 yılında yıkılmış, ancak tapınak yine de iyi korunarak günümüze ulaşmıştır. Tapınaktan günümüze gelen kısımları: büyük kapı, sella ve pronaos kısımlarıdır. Yani: yalnız iki yan duvar ile kenarları işlemeli kapı kısmı eski haliyle ayakta günümüze ulaşmıştır.

 

İMPARATOR AUGUSTUS

Ankara Ulus Augustus Tapınağı: Roma imparatoru Augustus: MÖ. 63 yılında Roma şehrinde doğmuştur ve esas ismi “Gaius Octavius” tur. MÖ. 44 yılında, bir suikast sonucu öldürülen Roma imparatoru Julies Ceaser’ın kız kardeşinin oğludur ve imparatorun yasal varisidir.

Kendisi: MÖ. 43 yılında, 5 yıllığına, Marcus Antonius ve Lepidus ile birlikte, Roma’da ikinci Triumvirliğe (Roma’da devlet yönetimini üstlenen üçlü komisyon) seçildiler. Daha sonra ise Octavianus ile Antonius’un arası açıldı. Octavianus, MÖ.30 yılında, Mısır’daki Ptolemaios krallığının başında bulunan Kraliçe VII Cleopatra ve Mısır’a kaçan M. Antonios’u izleyerek Actium Deniz Seferinde onları yenilgiye uğrattı ve Roma’nın başındaki tartışmasız tek lider oldu.

MÖ. 27 yılında Mısır’dan Roma’ya döndüğünde Senatus tarafından imparator ve onun yanında “kutsal” anlamına gelen “Augustus” unvanları verildi. Augustus unvanı onunla bütünleşerek ismi oldu ve Augustus olarak anılmaya başlandı.

Bu başarılı imparator: 70 yaşlarına yaklaştığında yavaş yavaş devlet işlerinden uzaklaştı. Karısı Livia’nın ilk eşinden olan oğlu Tiberius’u evlatlık edindi ve MS. 4. yılında ona 10 yıl süreyle “tribunika potestas” görevi verdi. Livia (MÖ.58 MS.29) yılları arasında yaşamıştır.

Roma imparatoriçesi ilk imparator Augustus’un karısı ve ikinci imparator Tiberius’un annesidir. Augustus’un ölümünden sonra adı Julio olmuş ve Livia, uzun yaşamı boyunca imparatorlar üzerinde etkili olmuştur.

Evet Augustus dönemi: Roma için acı ve sıkıntıların az olduğu huzurlu bir dönemdi. Kendisi Anadolu’da etkili olmuş ve MÖ. 25 yılında Roma’ya bağladığı Galatia Eyaletinin başkentini Ankara olarak belirlemiştir.

Roma imparatorlarının: Anadolu’da birer tanrı gibi kabul görmeleri, bu imparator zamanında başlamıştır.  Onlar adına tapınaklar inşa edilmiş, var olan tanrı ve tanrıça tapınakları da Roma imparatorlarına ithaf edilmiştir.

MS.14. yılında 19 Ağustos günü, imparator Augustus: Capri adası yakınlarında hastalanarak 76 yaşında öldü ve cesedi Roma’ya getirilerek yakıldı ve külleri “Mausoleum”a konuldu.

İmparator ölmeden 16 ay önce: Vesta rahiplerine 4 önemli belge teslim etti.

Birinci belge: özel istekleri ve vasiyetnamesiydi. İkinci belge: cenaze töreni hakkında buyrukları yazılıydı. Üçüncü belge: İmparatorluğun parasal ve askeri bilgileri bulunuyordu. Dördüncü belge ki en önemlisi buydu: hayatı boyunca yaptığı işleri belirliyordu.

Bunlar: cenaze töreniyle ilgili emir, devletin asker ve para durumu belgesi, servetini varisleriyle Roma halkına bıraktığını bildiren belge, yaptığı işleri, kazandığı onur ve harcadığı paraları gösteren çizelgeden oluşmaktadırlar.

Bunlardan, yalnızca dördüncüsü yani “İndex rerum gestarum” Augustus tapınağı duvarlarına iki dille yazılarak günümüze ulaşmıştır.

Roma şehrinde Senato’da okunan metin: MS. 14. yılında ölümünün ardından: bronz levhalar üzerine yazılarak, Roma şehrinde “Da Ripatta”da bulunan Augustus mozolesinin ön yüzüne yerleştirilmiş ve belgelerin kopyaları: eyaletlerdeki tapınaklara gönderilerek, bazı şehirlerdeki Augustus tapınaklarının duvarlarına yazdırılmıştır.

Ancak, Roma şehrinde imparatorun mezarına konulan orijinal Latince metinler nereye gittiği bilinmeden kaybolmuş ve bu yüzden tapınaklardaki yazıtların önemi daha da artmıştır.

 

ANKARA AUGUSTUS TAPINAĞI YAZITLARI

Ankara Ulus Augustus Tapınağı: İmparator Augustus’un vasiyetnamesi: Ankara şehrinde bulunan Augustus tapınağının duvarına: Latince ve eski Yunanca olarak yazılmıştır.

“Monumentum Ancyranum” yani “Ankara Anıtı” ve “Ankara Yazıtı” (Res Gestae Divi Augusti) ve hatta “Yazıtlar Kraliçesi” olarak bilinmektedir.

 

Latince Çeviri

Bu yazıt: İmparator Augustus’un yaptığı işleri anlatan, dünyadaki en uzun ve sağlam Latince kitabe olarak önem kazanmaktadır.

Evet: “Res Gettae Divi Augusti” isimli yazıt: tapınağın anta duvarlarının promaos’a bakan yüzünde: Hacı bayram camisine yakın olan duvarın üstünde Latince, güneydoğu cella duvarının dışa bakan yüzünde ise eski Yunanca olarak yazılmıştır. Yazıt: “tanrılaştırılmış Augustus’un icraatları” sözcükleri ile başlamakta ve duvarın büyük bölümünü kaplamaktadır.

Yazıtlarda, yukarı da söz ettiğim gibi: ilk Roma imparatoru Augustus’un imparatorluğu sırasında (MÖ.27-MS.14) yaptıklarını yani “Res Gestae Divi Augusti” metninin  bir kopyasını içermektedir.

Yazıtların yazılı bulunduğu ve kalın mermerden yapılmış: iki uzun paralel duvar ve bu iki duvarı birbirine bağlayan, tapınağın girişini oluşturan üçüncü duvar: günümüze kadar ulaşmıştır. Uzun ve paralel duvarlar: yaklaşık 27 metredir. Kısa olan duvar ise yaklaşık 10 metre uzunluğundadır. Kısa olan duvar: iki uzun duvar arasındaki boşlukta bulunan girişi oluşturur.

Yazıtlar: uzun duvarlardan birinde, zeminle yaklaşık 2 metre yükseklik arasında bulunmaktadır. Anıtın Pronaos bölümündeki üç duvarın iç bölümlerine Latince ve 6 sayfa olarak yazılmıştır. Latince yazıtın her bir sayfası:2.7 metre yükseklikteki duvara kazınmıştır.

Her duvar 4 metre genişliktedir. Bu 6 sayfa Latince yazıttan girişin sol tarafında bulunan ilk 3 sayfasında 46 satır bulunur. Bunun bölümlerinin başlıkları: her 3 sayfanın üzerinde 2.5 satır olarak verilmiştir.

Girişin sol yanında bulunan 3 sayfa için ise, her bir sayfa 54 satırdan oluşmaktadır. Şüphesiz, bu şekildeki düzenleme: Roma şehrindeki bronz orijinaline benzetmek içindir. Bu altı sayfadan her bir satır, ortalama olarak 60 Latince harften oluşmaktadır.

Paragrafları göstermek için paragraftaki birinci harf: marjdan bir harf dışarı çıkar. Cümle sonlarında bulunması gereken nokta yerine, 7 şeklinde bir sembol kullanılmıştır.

 

Grekçe Çeviri

Cellanın güneybatı dış duvarına ise Grekçe çeviri kazınmıştır. Çünkü: Latince metnin, Grekçe konuşan eyaletlerdeki halkın okuması için Grekçe çevirisi eklenmiştir. Ancak: Grekçe çeviri: metnin birkaç noktası dışında olmak üzere, yazıtı çözümleme ve açıklama bakımından önemsizdir.

Hatta: bunları araştıran Mommsen ve Kaibel gibi araştırmacılar: çeviriyi yapının bir Grek değil, bir Romalı olduğunu kesin olarak kanıtlamışlardır.

Zaten: Grekçe metin uzun yıllar araştırılmamıştır, Grekçe yazının Latince yazıt ile herhangi bir ilgisi olduğu akla bile gelmemiştir. Latince metinde bulunan bazı parçaların, Grekçe metinde karşıt parçalarına uymaması, biraz önce belirttiğim gibi, Latince metinin Grekçeye kötü tercümesinden kaynaklanmaktadır. Bu durum: bu konudaki en etkin araştırmacı Mommsen tarafından belirtilmektedir.

Grekçe metnin bulunduğu bu dış duvar kıyısında: çok uzun zaman öncesinde evler inşa edildiğinden Grekçe metni okumak ve bu metinlerin alçıdan kopyalarını almak bazı kısımlar için imkansız olmuştur.

 

Diğer Kopyalar

Yukarıda belirttiğim gibi: belgelerin kopyaları bazı eyaletlere gönderilmiştir.

Buna istinaden: aynı konuyu içeren Latince yazıtlar: Pisidia bölgesindeki Antiochia (Yalvaç) da yapılan kazılarda “Res gestae divi Augusti” yani “tanrılaştırılmış Augustus’un işleri” adını taşıyan kitabenin kopyasına ait bir kısım parça ele geçirilmiştir.

Frigya Apollonia’sında (Uluborlu) ise yazıtların Grekçeleri ele geçirilmiştir. Ancak: Grekçe bu yazıt: Ankara’daki Augustus tapınağında bulunan Grekçe yazıtın okunmasında çok da işe yaramamıştır. Evet; yazıtlar içinde en iyi korunanı Ankara Augustus tapınağında bulunanlardır.

Ankara Augustus tapınağında bulunan yazıtın eksik bölümlerinin tamamlanmasına yardımcı olan bu parçalardan Yalvaç da bulunan yazıt; halen Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

 

RAHİPLER LİSTESİ

Augustus rahiplerinin burada sadece 1 yıl görev yaptıkları biliniyor. Tapınağın anta duvarlarından: kuzeybatı anta duvarının ucunda: imparator rahiplerinin listesi ve rahiplikleri sırasında yaptıkları işleri anlatan “Rahip Listesi” bulunuyor.

Burada: rahip isimleri yanında Livia Augusta ismi de geçmektedir. İmparator Augustus MS. 14 yılında ölünce, karısı imparatoriçe Livia tarafından “Augustus” unvanı kullanılmaya başlanmıştır.

Bu durum: imparatorun vasiyetinde yazılıdır. Yine bu yazıtta: Albiyoriks adındaki rahibin, mabede Livia Augusta ile Kaiserin heykelini diktirmiş olduğu yazılıdır.

Güneybatı anta duvarında ise: biraz daha geç dönemde görev yapan bir rahiple ilgili kısa bir yazıt görülür.

 

HIRİSTİYANLIĞIN KABULU VE KİLİSEYE DÖNÜŞÜM

Hıristiyanlık kabul edilince, tapınak kiliseye çevrilmiştir. Bu esnada cellanın güney duvarına üç pencere eklenmiştir. Ayrıca: cella ile opisthodomos arasındaki duvar yıkılarak naos gerisine bir crypta yapılmıştır.

 

OSMANLI DÖNEMİ

Osmanlı döneminde, tapınak bir ara medrese olarak kullanılmıştır.

 

HACI BAYRAM CAMİSİ

15. yüzyıl başlarında Türkler, Ankara’yı alınca, tapınağın kuzeybatı köşesine: 1427-1428 yılları arasında  Hacı bayram camisi eklenmiştir.

Çünkü: MÖ. 8. yüzyıldan günümüze kadar olan süreçte, tüm kutsal yapıların üst üste veya yan yana bulunması, eski bir Anadolu geleneği ve Anadolu insanının hoşgörüsü olarak yorumlanmaktadır.

Caminin doğu duvarı: Augustus tapınağına, güney duvarı Hacı Bayram türbesine dayanır. Selçuklu mimari stilinde inşa edilmiş cami, Mimar Sinan tarafından onarılmıştır.

Yapı: uzunlamasına dikdörtgen planlı, taş kaideli, tuğla duvarlı, kiremit çatılıdır. Türbenin güneydoğu duvarında yükselen iki şerefeli minaresi kare planlı, taş kaideli ve silindirik tuğla gövdelidir.

Alt pencereler dışta sivri kemerli nişlerle kuşatılmıştır. Üst pencereler sivri tuğla kemerlidir. Ahşap mihrabı 17. yüzyıl sonunda ünlü nakkaş Mustafa tarafından işlenmiş olan cami,  daha sonra Kütahya çinileriyle süslenmiştir.

Sanat değeri yönünden ilgi çekici olan cami, halen Ankara’nın en önemli camilerinden birisidir.

 

SONUÇ

Önemli kısımları: günümüze kadar ulaşmış tapınak, Anadolu kültür bütünlüğünü en güzel yansıtan bir eserdir.

Her ne kadar, restorasyon ve çevre düzenlemesi adına: tapınağın hemen yakınlarına havuzlar yapılmış olsa ( bu havuzların yaratacağı nem ortamının tapınak kalıntılarını olumsuz etkileyeceği maalesef hiç düşünülmemiştir) ve bu tür antik hazinelerimizin hala yalnızca taş olduğu zihniyeti devam ettiği sürece: dünya buranın dünya üzerinde kesinlikle sahip olunması gereken 100 eser arasında gösterse de: inanın, bu kafa ve mantalite ile burası da fazla dayanmaz, yıkılır, yok olur gider.

Bu yüzden: Ankara’da yaşayanlar, Ankara’ya yolu düşenler, mutlaka burayı ziyaret etmeli ve bin yıl öncesinden günümüze kalan bu eseri yıkılmadan, yok olmadan mutlaka görmelisiniz.

 

Ulus Roma sütunu tanıtım yazım için.

Ulus Roma hamamı tanıtımı yazım için.

Ulus Atatürk Anıtı tanıtımı yazım için.

Ulus Ankara kalesi tanıtımı yazım için.