Adıyaman Gölbaşı

Adıyaman Gölbaşı

Bulunduğu konum itibarıyla, önemli yolların kavşağında bulunmaktadır ve bu yüzden, ulaşım bakımından herhangi bir sorununun bulunmaması, yörenin gelişimini olumlu yönde etkilemiştir. Evet Adıyaman ilinin en batısındaki ilçesi. Bu nedenle: Malatya gibi illeri, Gaziantep ve Kahramanmaraş gibi batıya bağlayan geçit durumundadır.

Adıyaman Gölbaşı

ULAŞIM

Gölbaşı, bağlı bulunduğu Adıyaman il merkezine 63 km. uzaklıktadır. İlçe: Doğu Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerin, Doğu Anadolu bölgesine bağlayan Gaziantep-Malatya karayolu ve Adana-Malatya demiryolu üzerinde bulunmaktadır.

Adıyaman Gölbaşı

TARİH

Gölbaşı ilçesinin en önemli tarihi yönü yol kavşağında bulunmasıdır. Bu yol Cumhuriyetin kuruluşundan sonra buradan geçen Devlet Demir yolları ve Doğu-Güneydoğu Akdeniz bağlantı yolu olan kara yolu ile pekişmiş ve özellik belirginleşmiştir. Çünkü ilk çağlarda Gölbaşı’ndan geçen transit yol “Bağdat yolu, Savaş yolu, Halep yolu, Murat yolu” gibi isimlerle anılmıştır.

Gölbaşı ilçesinin yerleşim yeri, önceleri boş bir arazi iken: 1934 yılında demir yolunun buradan geçmesi sonucunda, bir yerleşim merkezi haline gelmiştir. Çevreden buraya olan göçler, zamanla yoğunlaşmış ve 1954 yılında Besni ilçesine bağlı bir köy iken, 1958 yılında ilçe haline gelmiştir.

Hatta, öyle bir gelişim göstermiştir ki, Adıyaman ilinin en büyük ilçelerinden biri haline gelmiştir.
Ancak, yörede antik döneme ait kalıntılar yoğun değildir ve buna bağlı olarak antik dönemde burada iskan alanı bulunmadığı değerlendirilmektedir.
Yörenin tarihi geçmişindeki tek özelliği: önemli bir yol kavşağında bulunmasıdır. Şöyle ki, ilk çağlarda, buradan geçen transit yol: Bağdat yolu, Savaş yolu, Murat yolu, Halep yolu gibi isimlerle anılmıştır.
Gölbaşı, 1958 yılında Besni ilçesinden ayrılarak, Adıyaman iline bağlı ilçe haline gelmiştir. İlçe olarak ayrılmadan önce, Besni ilçesine bağlı “Karaçalık” köyü olarak bilinmektedir.

Adıyaman Gölbaşı

GENEL

Gölbaşı ilçe merkezi, önceleri boş bir arazi iken, 1934 yılında demir yolunun geçmesiyle bir yerleşim merkezi haline gelmeye başlamıştır. 1930 yılında Gölbaşı ovasından Fevzipaşa-Malatya bağlantılı demir yolu hattının geçmesi planlanmış ve ilk olarak “Gölbaşı İstasyonu” adıyla bir hizmet binası yapılmıştır. İşçe burası, Gölbaşı için yerleşmenin ilk nüvesi olmuştur.

Civar il ve ilçelerden göçler neticesinde 1954 yılında Besni ilçesine bağlı bir köy olmuş, 1958 yılında ise ilçe olmuştur. Hızlı gelişme seyri sonucu, bugün Adıyaman ilinin en büyük ilçelerinden biri haline gelmiştir. Deniz seviyesinden yükseklik 866 metredir. En yüksek dağ 2500 metre yükseklik ile Akdağ’dır. Gölbaşı’nın 7 km kuzeydoğusunda, Göksu çayı üzerinde (Kumluk köprüsü civarı) inşa edilecek Çataltepe Barajının tamamlanmasıyla Adıyaman ve Gaziantep’e içme suyu verilebileceği gibi Gölbaşı ovası ve çevresindeki arazinin sulanması imkan dahiline girecektir.

Adıyaman Gölbaşı Gölfest

GÖLFEST FESTİVALİ

Her yıl, Gölbaşı ilçesinde Tarım, Kültür, Sanat, Turizm, Eğitim, Spor ve Yardımlaşma festivali, kısa ismiyle Gölfest yapılıyor. Festivalde çeşitli yarışmalar, dans gösterileri düzenleniyor. Konser kısmı son yıllarda düzenlenmiyor.

Adıyaman Gölbaşı Meslek Yüksekokulu

ADIYAMAN ÜNİVERSİTESİ GÖLBAŞI MESLEK YÜKSEKOKULU

Yüksekokul, 2006 yılında yapılan değişiklik ile, Adıyaman Üniversitesine bağlanmıştır. Okulda “Bilgisayar Teknolojileri” başta olmak üzere birçok bölüm vardır.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Gölbaşı yöresine yolunuz düşer ve yerel lezzetlerden tatmak isterseniz, önerim: içli köfte, çiğ köfte, keklik kömbesi, yahni, borani olabilir. Patlıcan, domates ve biberden yapılan dövmeç yemeği de, buraya has ve gerçek bir lezzettir. Son olarak: çiğdem mevsiminde toplanan çiğdemlerin meyve kısmından yapılan çiğdem sütlacını mutlaka denemelisiniz.

Adıyaman Gölbaşı

GEZİLECEK YERLER

GÖLLER BÖLGESİ

Yer yapısının kuzeydoğu ucunda Gölbaşı gölü yüzölçümü itibarı ile en büyük, güneybatı ucundaki İnekli gölü en küçük olanıdır. Bu ikisi arasında Azaplı gölü vardır. Gölbaşı gölünün fazla gelen suları bir gelegenle Azaplı gölüne, bu gölün fazla suları İnekli gölüne, İnekli gölünün ve dolayısıyla sözü edilen üç gölün fazla suları da yine bir gidegenle Aksu çayına boşaltılmaktadır.

Adıyaman Gölbaşı gölü

GÖLBAŞI GÖLÜ

İlçeye ismini veren bu göl, ilçe merkezindeki göllerin en büyüğüdür. Kuzeydoğu ve Güneybatı yönündeki çöküntü hendeğinin deniz seviyesinden yüksekliği 885 metredir. Gölbaşı gölü, büyük ölçüde akarsular tarafından beslenmektedir. Göle dökülen akarsuların rejimi ile göl seviyesi arasında bağlantı vardır. Gölü besleyen en önemli akarsular, göle güney ve kuzeydoğudan karışmaktadır. Bunlar bol yağışlı dönemlerde göle doğrudan ulaşabilmektedir.

Ancak çoğunun suyu, kendi oluşturdukları alüvyon dolgu içinden sızarak yeraltına iner ve yeraltındaki gölü beslemektedirler. Oluşum bakımından, kartik tektonik göller gurubundadır. Suyu tatlı fakat içilmeye uygun değildir. Gölün uzanışı, doğu-batı yönlü olup, güneyinde bir miktar ovalık alan, sonrasında ise platoluk alan görülür. Bazı yerlerde alüvyon saha bulunur.

Gölün yüzölçümü 3 km kareye yakındır. Gölün en derin yeri 22 metredir. Göl seviyesi ilkbaharda yükselmekte, sonbaharda ise alçalmaktadır. Batı istikametinde, kanal ile Azaplı gölüne bağlanır. Gölleri birbirine bağlayan bu kanal gelecekte su sporlarının yapılması için düşünülmektedir.

Bu özelliği nedeniyle: GAP Mesire Alanı olarak ilan edilmiştir. Gölbaşı gölünün çevresi motorlu araç trafiğine kapalı, yürüyüş ve spor amaçlı, faytonların süslediği bir kıyıya sahiptir. Gölbaşı gölünün bir özelliği daha var, birçok gölde nilüfer çiçeğinin tek rengi var iken, burada iki rengi mevcuttur.

Adıyaman Gölbaşı Azaplı gölü

AZAPLI GÖLÜ

Gölbaşı gölünün bir kanalla bağlandığı Azaplı gölü, 3 km kare büyüklüğündedir. Tektonik oluğun en çukur yerinde b ulunmaktadır. Deniz seviyesinden 850 metre yüksekliktedir. Diğer göllere oranla daha derindir. Su hacmi, Gölbaşı ve İnekli göllerinden daha fazladır. Bu özellik, Azaplı gölünün tektonik oluğun merkezi kısmında bulunması, çökmenin burada fazla olması, ayrıca göl dibine Eosen kalkerlerinin hakim olması ve böylece çözünmeye bağlı olarak gölün derinleştiği ortaya çıkmaktadır.

Kıyıları: girintili çıkıntılı değildir, sazlık ve kamışlıklarla kaplıdır. Suları tatlı fakat içmeye elverişli değildir. Oluşumu karstik bir yapıya sahiptir. Azaplı gölü 25 metre derinlik ile en derin göldür. Su hacmi diğer iki gölden daha fazladır. Diğer göllere göre dar alanlı olmasına rağmen, su hacminin fazla olmasının sebebi, daha derin olmasıdır. Sazan ve yayın balığı yetiştirmek için müsait olan gölde, yılda yaklaşık 20 ton sazan ve 25-30 ton yayın balığı üretilir.

Ayrıca göl sulama amaçlı kullanılmaktadır. Gölün doğu kenarındaki Hüyük Tepe (895 metre) eski bir adadır. Burası, göl seviyesindeki değişmelere bağlı olarak zaman zaman yine ada özelliği gösterir ve üzerindeki yığıntıdan dolayı da Hüyük ismini alır.

İNEKLİ (YEŞİLOVA) GÖLÜ

Gölbaşı’nın en batısındaki göldür. Denizden yüksekliği 863 metredir. Yüz ölçümü olarak üç gölün en küçük olanıdır. Ancak beslenme havzası açısından en büyüğüdür, çünkü İnekli gölü, büyük ölçüde Gölbaşı ve Azaplı göllerinin su rejimi etkisi altındadır. Gölbaşı ve Azaplı göllerinin suları yüzeysel olarak kısmen de yer altından İnekli gölüne doğru bir akış gösterir.

Çevresi sazlık ve kamışlıktır. Suyu tatlı ama içilmez. İnekli gölü su seviyesi, kış ayları ile Mart ve Nisan aylarında yükselir. En düşük seviyesi ise, yaz aylarında ve Eylül ayındadır. Gölün azami derinliği 13.60 metredir. Bataklık alanını kurutulması için, gölün güneybatısındaki gideğeni yönünde, Gökyar boğazına doğru 1986 yılında bir tahliye kanalı açılmıştır.

Böylece gölün fazla gelen suları, bu kanal vasıtasıyla boşaltılmış ve kıyı gerisinde Gölbaşı ve Azaplı gölü çevresini de içine alacak şekilde, nispeten geniş bir alanda zirai faaliyet yapılabilir hale gelmiştir. Gölbaşı, Azaplı ve İnekli gölleri, DSİ tarafından kanallarla birleştirilmiştir.

Adıyaman Gölbaşı Gölleri Tabiat Parkı

GÖLBAŞI GÖLLERİ TABİAT PARKI

Kahramanmaraş ile Gölbaşı üzerinden gelerek Ermenek-Malatya istikametine doğru giden kırık hattının, bu civarda çökmesi sonucu, kuzeydeki Toroslardan gelen suların kaynak oluşturarak buraya dolması ile bu üç göl meydana gelmiştir. Göllerin çevresi alçak tepelerle çevrilmiştir.

Oluşum bakımından tektonik-karstik göller gurubuna girer. Gölbaşı ilçesinde, söz konusu göllerin içinde bulunduğu 16 bin dekarlık alan, 2008 yılında Gölbaşı Gölleri Tabiat Parkı olarak ilan edilmiştir. Gölbaşı, Azaplı ve İnekli gölleri, iletim kanalları ile birbirine bağlanmıştır. İnekli gölünden Çelik köyü tren istasyonuna kadar yaklaşık 2 km yaya yürünerek yaban hayatı gözleme noktasına ulaşılabilir.

Adıyaman Gölbaşı Gölleri Tabiat Parkı
Adıyaman Gölbaşı Gölleri Tabiat Parkı

Göksu çayından pompalanarak göle akıtılan su, Gaziantep’e içme suyu olarak da verildiğinden, göller arasında 40 metre genişliğinde kanallar açılarak, 50 km yi bulan bir su yolu yapılmıştır. Yoğun yağış alan yıllarda, göllerin su seviyesi artar ve göller taşkın alanları ile geçici olarak birleşir.

Göller ıslak çayırlar ve sazlıklarla çevrilidir. Dere vadisinin kuru bölgelerinde kavak toplulukları ve tarım alanları vardır. Daha dış kısımlarda ise fıstık ve meyve bahçeleri bulunur. Alanda üreyen 11 tür su kuşu vardır. Özellikle “turna” nın dünyadaki en güney üreme alanlarından biridir.

Nesli dünya ölçeğinde tehlike altında olan kız böceği, alana özel statü kazandıran en önemli türlerden biridir. Bölgede yoğun küçükbaş ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliği yapılır. İnekli ve Azaplı göllerinde balıkçılık yapılmakla birlikte kirlenme nedeniyle Gölbaşı Gölünde son yıllarda balıkçılık yapılamamaktadır. Buğday, mercimek ve arpa açısından en çok ekilen tarımsal ürünlerdir. Göllerin arasındaki kanal sistemi aracılığıyla bölgedeki su seviyesi kontrol edilmektedir.

Adıyaman Gölbaşı Tren İstasyonu

GÖLBAŞI TREN İSTASYONU

İlçe merkezindedir. İdari binalar ve su deposu binalarından oluşur. Bu binalardan bazıları yıkılmıştır, yıkılmayanlar ise özgün yapılardır. Binalar kesme taştan yapılmış olup yakın dönemde sıvalar yapılmıştır. Köşe taşlarında kapı etraflarında ve alt pencerelerinden dışa çıkıntılar bulunur.

Adıyaman Gölbaşı Altınlı Köprü

ALTINLI KÖPRÜ

Köprü Gölbaşı ilçesinin simgesidir. Yolbağ köyü sınırları içindedir. Köprüye, ilçe merkezinin 10 km kuzeyindeki Karagüney, Karahasan ve Miçolar köyü yol güzergahından gidilir. Göksu çayı üzerindedir. Gölbaşı ile Elbistan arasındaki ulaşımı sağlar. Köprü: Harmanlı kasabası yakınında Göksu üzerinde bulunan “Paşa köprüsü”, Yaylacık köyünde 6 km uzaklıkta, Göksu üzerinde bulunan “Vijne köprüsü” ile yaşıttır. Muhtemelen Selefkiler döneminde yapılmıştır.

Ancak bir rivayetlere göre, kralın kızı tarafından yaptırılmıştır ve yıkılma durumunda, eşdeğer köprüyü inşa edecek altın, civarda gömülüdür. Bu yüzden köprünün ismi “Altınlı köprü” olmuştur. Yine bir söylentiye göre, bu köprünün Deli Dumrulun meşhur köprüsü olduğuna inanılmaktadır. Köprünün uzunluğu 83 metredir. 4 kemer göze sahiptir. Köprü muhtemelen Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Besni-Elbistan kervan yolu için kullanılmıştır.

Ayrıca 16’ncı yüzyılda Osmanlı Arşiv kayıtlarında bu güzergahın “Adıyaman-Behisni-Gölbaşı-Elbistan-Maraş güzergahı” ya da “Karasungur yolu” olarak kaydedilmiştir. Bu yolun önemini ve sürekliliğini göstermesi açısından bu durum dikkat çekicidir. Evet, Çetintepe Barajının yapılması nedeniyle, su tutulmaya başlandığında köprü baraj suları altında kalacaktır. Ancak köprünün gelecek nesillere sağlam olarak aktarılması düşünüldüğünden, restorasyonu yapılarak dayanıklılığının arttırıldığı söyleniyor, ama hiç sanmıyorum, baraj sularının altında kalınca büyük olasılıkla köprü elden çıkacaktır.

Mimari

Köprünün büyük bir kemeri ve kademeli olarak küçülen üç kemeri daha vardır. Ana kemer: temelde 14 taş ve yukarı çıkıldıkça kademeli olarak daralır 9 taş olur. Kemerin batı kısmında 63 ve doğu kısmında 70 sıra taş vardır. Ana kemer, azgın suya karşı korunmak için, koni şeklinde, kemerin her iki tarafına destek yapılmıştır. İkinci kemerde, tabanda 9 sıra taş ve toplam 33 taş vardır. Üçüncü kemerde: 10 sıra taş ve toplam 26 taş vardır.

Dördüncü kemerde: 9 sıra t aş ve toplam 19 sıra taş kullanılmıştır. Köprünün önden yüksekliği 20 metreye yakındır. Sağda kaya zemine oturmakta, solda taşma kemerleriyle çay yatağını aşmaktadır. Kemerler beyaz kesme taşlardan, diğer kısımlar moloz taşlardan yapılmıştır. Taşlar harç kullanılmadan, sıkıştırma (Cendere) yöntemiyle yerleştirilmiştir.

HARMANLI

Daha önce buraya “Pervari” deniyormuş. Pervari’den şu şekilde söz edilmektedir.”Bestesha (Besni) civarına gelip yerleşen bazı Türkmen Oymakları arkadan gelen göçlerin teshiriyle küçük ovaya doğru yola çıkarlar. Türkmen oymaklarından Atlı, Çakallı ve Beydilli oymakları, düşmanlarına karşı birleşirler. Oymak beyliğini ise Beydilli aşiretlerinden Muhammed Pervari yapar. Bu büyük kafile üç göl çevresine dağılır.

Atlı ve Çakallı birliği bozularak ayrılır. Muhammet Pervari ise küçük kardeşi Mahmut Pervari ile Hz. Ali’nin atının izi olduğuna inanılan Ali Kayası civarına yerleşirler. Civardaki eşkıya baskınları bu iki kardeşi yıldırır. İskan etmiş birkaç oymakla birlikte daha yukarıda bir yerde birleşirler. Ancak büyük kardeş ölür, küçüğü ise oymakla ayrılarak Cenub tarafında iskan eder. Gittiği yer Küçük Perveridir. Büyük ve Küçük Perveri diye iki yerleşim yeri olur. Kasaba böylece adını oymak beyi olan Muhammed Pervari’den almıştır.

Uzun mağara

Mağarada 3 tane gizlenme odası vardır. Girişi doğuya bakmaktadır. Büyük ihtimalle, 1245 yılında Moğol istilasında, askerlerden gizlenmek için buraya kaçanlar tarafından oyulmuştur.

Adıyaman Gölbaşı Paşa Köprüsü

Paşa köprüsü

Harmancı kasabasında Göksu ırmağı üstündedir. Tarihi ipek yolu güzergahındadır. Ancak 1954’lerde üzerinden ağır bir iş makinası geçirilmeye çalışılmış ve bunun üzerine ağır hasar görmüş ve yine bir idareci tarafından tehlikeli olmaması için dinamitlenerek yıktırılmıştır. Malum ülkede tarihi eser, tarihi değer bilinci yok, bunlara taş diye bakan zihniyet.

Adıyaman Gölbaşı Ulupınar

Ulupınar

İpekyolu güzergahında, kesme taştan yapılmıştır. Yapım tarihi ve yaptıranlar bilinmemektedir. 6 tane oluğu var, pınarın suyu kuzeye giden kanala yönlendirildiğinde Göksu nehrine akmaktadır. Batıya giden kanala yönlendirildiğinde ise, suyu Gölbaşı gölüne karışmaktadır. Daha önce bir kısmı yıktırılmış, ancak 1993 yılında Paşa köprüsünden temin edilen 23 taş ve dışarıdan getirilen taş ustaları ile tekrar yapılarak eski görünümüne kavuşturulmuştur.

Kavkutlu Höyük

Harmanlı Beldesi Kavkutlu mevkiindedir. Gölbaşı-Harmanlı yolu üzerindedir. Düz bir arazi üzerinde yer alan höyük, yaklaşık 160 metre genişliğinde ve 120 metre uzunluğundadır. Höyük yaklaşık 5 metre yüksekliktedir. Geç Tunç çağından başlayarak Helenistik, Roma ve Geç dönemlere kadar kullanıldığı bilinmektedir.

NASIRLI

Köy ilçe merkezine 29 km uzaklıktadır. Evler iki katlı ve topraktır. Köyün ilk kuruluş yeri, Mendededir. (Minik Dede) Buradan da kız kapana göç edilmiştir. Burada da aşiret kavgaları başlamış, köy ikiye ayrılarak Yukarı ve Aşağı Nasırlı köyleri olmuştur.

Aşağı ve Yukarı Nasırlı köylerinin asıl sahipleri “Cec oğulları” dır. (Besni ağaları olarak da bilinirler.) Malatya Akçadağ ilçesindeki Levent oğulları ile Harun oğulları arasında çetin kavgalar olur. Levent oğulları, Aşağı Nasırlı’ya göç ederler. Cec oğulları ile bunlar arasında da yerleşme konusunda uzun mücadeleler olur. Köy tarihi zenginliklerle doludur.

Mendene Höyüğü

Nasırlı köyünde, köyün ilk kuruluş yeri olan Mende’dedir.

Kız Kapan

Burada su sarnıçları, basamaklarla çıkılan mağaralar vardır. Çevrede, çok sayıda cam, ok demirleri, çanak ve çömlek kalıntılarına rastlanmıştır.

Gölün başı mağarası

Köyün güneyinde, 2 km uzaklıkta Çardak veya Gölün Başı Mağarası olarak isimlendirilen bir mağara vardır. Mağarada “öküz başı rölyefi” bulunmuştur. Buraya “Musa Gediği” de denilmektedir.

Kırkbayır

Köyün kuzeyinde Kırk Bayır denilen yerdeki mağaralarda, mezarlara rastlanmıştır. Köy merkezine 2 km uzaklıktaki bu mağaralarda, 5-6 cesedin konulacağı yer ile başlarının da konulacağı seki yapılmıştır.

BELÖREN

İlçenin güneyinde 23 km uzaklıktaki Belören beldesi, Gölbaşındaki tarihi yerleşim merkezleri içinde, tarihi kalıntılar bakımından en zengin olan yerlerden biridir. Beldenin eski ismi “Belviran” olup “halkın dayanışması” anlamında kullanılmıştır. 1968 yılında belediyelik olunca “Belören” ismini almıştır.

Beldedeki tarihi kalıntılar ile mevkileri şu şekildedir:

Heyik mevkii

Köyün 6 km batısında eski yerleşim yeridir. Buranın tarihi bir şehir olduğu, dükkan olması muhtemel kalıntılardan, yine buradaki mezar kalıntılarından anlaşılmıştır. Taşlar doğal halindedir.

Keykubat kalesi

Beyören’in kuzeyinde 5 km uzaklıktadır. Çevresi surlarla çevrilidir. Kale, Roma harcı ile yapılmıştır.

Kent bölgesi

Belören beldesinin güneyinde 5 km uzaklıktadır. Burada, taş mimari parçalar ile mezar kalıntıları bulunmuştur.

Peri önü

Belören beldesinin güneyinde 2 km uzaklıkta, bu höyük vardır. Buranın da eski bir yerleşim yeri olduğu bilinmektedir.

ÇELİK 

Çelik ilçe merkezinin 14 km kuzeyindedir. Köyün kesin kuruluş tarihi bilinmemekle birlikte göçer Türkmenler tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir. Köyün içindeki çeşme “Kürt Pınarı” adını ilk olarak bu göçerlerden alır. 1968 yılında yapılan müteahhitlik çalışmasında, atılan dinamitlerden sonra, tesadüfi olarak Bizans dönemine ait binlerce altının toprağa savrulduğu bilinmektedir.

ÇATALTEPE

İlçe merkezine 7 km uzaklıktadır. Köy ismini kurulduğu yerin birkaç dağ yamacında olmasından alır. Köyün kuruluş tarihi, kesin olarak bilinmemektedir. Çevrede “Aşağı ve Yukarı Örenli” denilen iki tane eski yerleşim merkezi olduğu söylenir. Devlet bürokrasisinin çeşitli kademelerinde yetişmiş çok sayıda elemanı vardır.

Köydeki tarihi kalıntılar ve yapılar şunlardır:

Köristan-Kölisten

Burada, dağın üzerindeki kalıntının ne olduğu kesinlik kazanmamıştır. Bu kalıntıların yel değirmeni veya bir kiliseye ait olduğu söylenir.

Kara mağara

Köyün güneybatısındadır. Doğal mağaranın üzerinde 1 metre çapında ve 2 metre derinliğinde, tahıl saklama veya şarap kuyuları olduğu söylenen kalıntılarla karşılaşılmıştır. Ayrıca burada kilise ve ev kalıntıları bulunur. Bunlar da burada bir yerleşim olduğunu gösterir.

Kara mağara bölgesinde Yolbağı mezarlardan anlaşıldığına göre gayri Müslimlerin yaşadıkları yerdir. Hangi döneme ait olduğu bilinmeyen bir kale yıkıntısı vardır. Hatta buralarda, Kurtuluş savaşına kadar Ermenilerin yaşadığı, Kurtuluş savaşından sonra Halep’e göç ettikleri söylenir.

Mezgitli Yaylası

Yaylada bulunan Gümbürtü mağarası adını, yere sertçe vurulduğunda çıkan sesten almıştır. Mağaradaki yaşam izleri burada yatak şeklindeki oyuklardan anlaşılmaktadır.

Beş Tepe

Köyün batısında, Göksu ırmağını geçtikten sonra Meydan Köyü sınırlarında birbirine sıralı beş tepe vardır. Beş Tepe Mevkii denilen bu tepelerin üzerinde Roma harcına benzer harçla yapılmış kapı kalıntıları mevcuttur. Bu tepelerin birinde bulunan bir mağarada 4x 4 metre ebadında, ikon veya benzeri eşya koymaya yarayan taştan oyma raf vardır.

Kuşadası

Kuşadası

İşte, Türkiye’nin gerçek bir turizm cennetlerinin başında bulunan bir cennet mekanı Kuşadası.
Kuşadası, Aydın İline bağlı bir ilçe. Aydın’a yaklaşık 60 km. uzaklıkta. Ankara yönünden gelecekler için: Ankara-Aydın: 530 km. İzmir üzerinden gelecekler için: İstanbul-İzmir arası: 561 km. İzmir-Selçuk: 76 km. ve Selçuk-Kuşadası ise: 12 km. Ulaşım sonunu yok, gerek Aydın üzerinden ve gerekse İzmir üzerinden gelirken, otoban yoldan, gayet rahat bir yolculuk yapacaksınız.

Yalnızca, dikkat etmeniz gereken tek şey: her iki yönden de gelirken, sakın “Kuşadası” tabelasını yani dönemeci kaçırmamak, yoksa tekrar geri dönmeniz imkansız. Bu tabelaya mutlaka dikkat edin.

“Selçuk-Kuşadası” tabelasını kaçırmamanız gerek. Bu tabeladan saptıktan sonra: yine düzgün bir yoldan Kuşadası’na ulaşıyorsunuz. Yalnız: Kuşadası girişinde, hemen sağınızda, tüm bölgenin en güzel panoramik manzarasını görebileceğiniz bir alan var.

Burada: duraklamayı, mola vermeyi ve panoramik manzarayı izlemeyi sakın ihmal etmeyin.

Bu arada: seyahatlerinizde hava yolu kullanıyorsanız, Kuşadası, size, bu konuda iki alternatif sunuyor. Şöyle ki: İzmir ve Bodrum hava alanları, buraya hava yolu ile ulaşımınız için gayet uykun mesafede. İzmir hava alanından Kuşadası’na transferiniz, 30-40 dakika civarında sürer. Bodrumdan ise, yaklaşık 1.5 saatlik bir yolculuk gerekir.

TARİHİ:

Büyük Menderes ve Gediz ırmakları arasında kalan bu bölge: antik çağlarda “İyonya” adını alır. Tüccar ve denizci olan İyonlar; denizaşırı ticaretinde zenginleşirler ve bölgede üstün bir politik güce sahip olurlar.

Tarihte: İyonya kolonileri adını alan, 12 şehir kurulur. Bu şehirlerden biri de: Kuşadası’ dır. İsmi ise: Neopolis. Ama; şu an yerleşilen yere değil, Kuşadası yakınlarındaki “Yılancı Burcu” denilen yerde kurulmuş. Antik çağlarda, Anadolu’nun Akdeniz’e açılan başlıca limanlarından biri olmuştur.

MÖ.7’nci yüzyılda: Lidyalılar bölgede egemen olurlar. MÖ.546 yıllarında ise, Pers’ler görülür. MÖ.334 yıllarında, Büyük İskender, bölgeden geçer. Ortaçağa gelindiğinde, Kuşadası, korsanlar tarafından kullanılan bir limandır. 15’nci yüzyılda: Venedikliler ve Cenevizliler zamanında; şehir “Scala Nuova” adını alır.

Daha sonra: Pilavtepe eteklerinde, Andıztepe denilen yere taşınmış. Ancak: ulaşım güçlükleri nedeniyle, bir süre sonra, Andıztepe mevkiinden de taşınmış ve bugünkü yerine gelmiş. Bugünkü yerinde, ilk kuruluş ismi ise: Yeni İskele.

1186 yılında: II. Kılıçaslan: bölgeyi, Selçuklular adına alır. Böylece: bölgede, Türk egemenliği başlar. Bu devirde: Kuşadası; kervan yollarının denize açıldığı bir ihraç kapısı olur. Selçuklu devletinin yıkılmasından sonra ise; beylikler döneminde, Aydınoğulları Beyliği, bölgeye egemen olur.

15’nci yüzyılın ortalarında ise, Osmanlılar görülüyor. Osmanlılar zamanında: Kuşadası, surlarla çevrilir. Bu surlarda; şehre girmek için, üç kapı bulunur. Bu kapılardan: yalnızca biri günümüze ulaşır.

Yeri ise: Barbaros Hayrettin Paşa Caddesi ile Kahramanlar Caddesini birbirinden ayıran ve üst kısmı “Şehir içi Bölge Trafik Amirliği” olarak kullanılan yer.

Kuşadası

GENEL:

Konuya girmeden önce, küçük bir anekdot vermek istiyorum. Bir arkadaşımın oğlu Kanada da eğitim yapıyor. Kanadalı bir ailenin, tatil için Yunanistan’a geleceğini öğrenmiş. Sormuş, Niye Türkiye değil de Yunanistan diye?

Kanadalılar ne dese beğenirsiniz. Türkiye’de deniz var mı ki? İşte: tanıtım bu. Bunu umarım Turizm ile ilgili resmi yetkililer okur, duyar ve tanıtım da ne kadar geri kaldığımızı anlarlar ve önlem alırlar.

Evet, Kuşadası denilince, büyük olasılıkla sizin de aklınıza geldiği üzere; buraya bu ismin konulmasının amacı: burada bulunan ve aslen “Güvercin” adası olarak isimlendirilen bir yer.

Bizanslılar için: üstüne kale yapılarak önemli bir askeri üs olarak görev yapan bu yere: 1834 yılında, bugün görülen kale yapılır. Burada, yani kalede, pek çok kuş barınmaktadır. Bu nedenle: buraya, Kuşadası ismi verilir.

Birde: Kuşadası denilince, akla hemen: buraya gelen kruvaziyer gemiler var. Bu büyük yolcu kapasiteli gemiler: her seferinde, buraya büyük miktarda turist getiriyor. Bu turistler ise: gerek alışveriş ve gerekse Efes-Meryemana, evet özellikle Meryem Ana ziyaretine katılıyorlar.

Yani: Kuşadası’nın tüm hareketi, yerli turistten öte, yabancı turist yani gelen bu gemilerle bağlantılı. Birkaç gemi geldi mi, Kuşadası’nın havası değişiyor. Çünkü: bu gemilerle gelen binlerce, on binlerce turist, ilçeye ayrı bir hava getiriyor. Elbette, ilçe esnafı da bundan gereği kadar nemalanıyor.

Yani, sonuç olarak Kuşadası’nda, gözler, hep limanda. Limana herhangi bir yerden baktığınızda, birkaç gemi görürseniz, Kuşadası o gün hareketli ve canlıdır. Aksi halde: gözler hep bu büyük gemileri arar. Sabah olağan kalabalığın olduğu bir güne başlayıp, akşam saatlerinde limana yanaşan iki yolcu gemisiyle, bir anda iki-üç misli insan görüp nefes alamayabilirsiniz.

Gelen 6 gemi ile, 10500 yabancı turistin ilçeye geldiği görülmüş. Bunların büyük çoğunluğu ise: Efes ve Meryem Ana’yı ziyaret ediyor ve sonra ilçeden ayrılıyorlar.

Elbette bu gemilerin yanaşması için yapılan büyük bir liman var.

İstanbul’da, şehre gelen turistleri taşıyan gemilerin yanaştığı Karaköy Limanından çok daha güzel ve modern bir liman.

Kuşadası denilince: buranın en büyük özelliklerinden biri de: özellikle öğleden sonraları, denizden esen ve ortalığa tatlı bir serinlik veren rüzgardır. Yani: aynı anda, güney sahillerinden insanlar aşırı nemden bunalırken; Kuşadası’nda asla nem olmaz ve özellikle geceleri çok rahat uyuyabilirsiniz. Zaten, buranın tatil için tercih edilmesinin en büyük nedenlerinden biri de: nem olmaması.

Ayrıca: Kuşadası’nın deniz ve plajları gayet temiz. 2009 yılında: Kuşadası’nda bulunan 13 plaj ve 1 marina da; mavi bayrak dalgalanıyor. Bu güzel bir olay.

Bir diğer buraya has özellik: Sisam (Samos) adasının çok yakın olması. Bu ada ile Kuşadası arasında: sürekli olarak çeşitli boyuttaki tekneler hareket halinde. Bu teknelere binerek, yanınızda pasaportunuz varsa, vize almadan da, Samos adasına geçme şansınız bulunabiliyor. Düşünürseniz, limandan konuyu inceleyip, tatilinizde, küçük bir değişiklik yaratabilirsiniz.

Burada; belki de dikkatinizi çekmeyecek ve yurt dışından geldiklerini düşüneceksiniz. Ancak: buradan ev alarak veya site yaptırarak yerleşmiş, bir çok İngiliz turist var.

Ülkemizde, malum kuzey Avrupa ülkesi vatandaşları, güneye, Antalya-Alanya yöresine yerleşirken, daha çok buranın nemli olmaması deneniyle, İngiliz vatandaşları, buraya yerleşmeyi tercih ediyorlar.

Hatta; bazen, site halinde yani topluca konut yaptırarak yerleşiyorlar, ve hatta, bu sitelerinin bahçesine ülke bayraklarını dikmekten bile geri kalmıyorlar. Bunları göreceksiniz.

KUŞADASINDA NE ALINIR:

Kuşadası’nda: yabancı turistler için en ilginç alışveriş olanakları: halı. Türkiye’nin tüm önemli bölgelerinden toplanan halılar; burada turistlere pazarlanıyor. Ve hatta; satın aldıkları halılar, kargo hizmetiyle adreslerine gönderiliyor. Yani: yanlarında taşıma sıkıntısı yaratılmıyor. Bunun dışında: Kuşadası’nda; alınabilecek, buraya özgü herhangi bir şey yok.

Yine de, burada: tişört, kot, mayo, body, deri ürünler, abiye ve gece kıyafetleri satan, yüzlerce tekstil mağazası bulabilirsiniz. Bunun yanında: altın, pırlanta, gümüş satan kuyum mağazaları, küpe, kolye, toka, bileklik vb. gibi aksesuarları satan bijuteri mağazaları bulabilirsiniz. Bunların dışında: buradan, küçük ve üzerinde Kuşadası ismi bulunan hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz.

Yemek kültürü olarak da, yenebilecek özel bir menü yok. Yalnızca: malum deniz kıyısı, balık yemeniz önerilir. Ancak: fiyatları kontrol etmek şartı ile. Tüm bunların yanında: buraya gelirken, Ortaklar Mevkiinde yani Aydın’dan çıktıktan sonra, Kuşadası’na sapakta, mutlaka ve mutlaka, çöp şiş yemeği ihmal etmeyin. Buraya has yapılan çöp şişleri beğenmemeniz mümkün değil.

Eğer: antika el yapımı halı ve kilim görmek ve satın almak istiyorsanız: Selçuk-Kuşadası yolu üstündeki “Türkmen Halil Köyü” ne uğramanız gerekli.

GEZİLECEK YERLER:

ÇARŞI:

Kuşadası’nda: özellikle akşam saatlerinde çok hareketli, ışıl ışıl, insanların yoğunlaştığı bir bölge. Denize sırtınızı verip de, iç kısımlara yürüdüğünüzde, cıvıl cıvıl bir çarşıya girersiniz. Yaz mevsiminde: günün her saatinde kalabalıktır.

Ama özellikle akşam saatlerinde, tam bir mahşer yerine döner. İngilizler, biraları içip, televizyonda futbol maçlarını izlerken şarkılar söylerler. Bir başka mekanda ise, Türkler fasıl geçmektedirler. Postanenin arkasındaki dar sokaklı bölge, barlar sokağı.

Ancak, çoğu bar: İrlanda bayrağı asarak, sokağı tümünü, neredeyse “Irısh Pub”lara dönüştürmüşler.

Yani: yabancı turistlere hizmet etmeyi düşünen mekan sahiplerinin bulunduğu bir yer. İngiliz ve İrlanda türü barlarıyla meşhurdur.

Kuşadası Yat Limanı Marina

KUŞADASI YAT LİMANI-MARİNA:

650 yat kapasiteli liman, 24 saat hizmet vermektedir.

Limandan: Sisam (Samos) adasına, yaz sezonunda (1 Nisan-20 Ekim) her gün düzenli olarak motor seferleri düzenlenmektedir.

Ayrıca, yine Limanda, günübirlik ve Mavi tur tekneleri de bulunmaktadır.

Setur Kuşadası Marina: teknik destek ve kusursuz servisiyle öne çıkar.

Yaz döneminde: Marine bünyesinde dalış okulu vardır ve özel su altı dalma turları düzenlenir. Kış aylarında ise balık tutma turları düzenlenir.

Limanda, ayrıca turist gemilerinin yanaştığı iki adet iskele vardır. Bu yüzden, Kuşadası Türkiye’nin ikinci önemli deniz kapısıdır.

KUŞADASI AVM

Kuşadası-Söke karayolu üzerindedir. Kuşadası merkeze 7.3 km uzaklıktadır. 2014 yılında hizmete girmiştir.

Burada: amfi tiyatro, çocuk oyun alanları, sosyal ve kültürel etkinlikler düzenlenen mekanlar ile alışveriş yerleri bulunmaktadır.

Kuşadası Kipa Avm

KİPA AVM

Kuşadası merkez Süleyman Demirel Bulvarındadır.

Burada birçok alışveriş mekanı ve hazır yemek üniteleri bulunmaktadır.

Kuşadası Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı

ÖKÜZ MEHMET PAŞA KERVANSARAYI:

Kuşadası iskelesi yakınındadır.

Yapının çevresinde, oldukça hareketli çarşı ve dükkanlar bulunmaktadır.

Öküz Mehmet Paşa, (Babası: öküz nalbandı olduğu için kendisine Öküz lakabı takılmıştır.) 1618 yılında Sadrazam iken bu yapıyı ve 50 metre ilerideki Kaleiçi Camiini yaptırmıştır.

Kendisi, 1615 yılında İran Seferine çıktığında, burada konaklamış ancak konaklayacak kışlak olmadığından, sefer sonrası dönüşte bu külliyeyi yaptırmıştır.

Kuşadası Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı içi

Neden? Çünkü: Kuşadası yöresi, 17’nci yüzyılda İstanbul ile Mısır arasında işleyen deniz haç yoludur. Mekke ve Medine’ye hacı götüren hac gemileri burada mola vermekte, bu yüzden Hıristiyan korsanlar tarafından baskınlar yapılmaktadır.

Yani: bu bölge hacca gelip giden Müslümanların güvenliklerinin sağlanması için Öküz Mehmet Paşa’ya temlik edilmiştir.

Külliyede: cami, mektep, han, hamam, çarşı, fırın, kahvehane, evler, mahzenler, odalar, dükkanlar ve değirmen bulunmasına rağmen, bunlardan günümüze sadece han ve cami gelebilmiştir.

Yapı, önceleri kale olarak yaptırılmış, daha sonra han olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Kuşadası Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı

Yapının dikdörtgen avlusunun (avlunun boyutları: 18.50 x 21.60 metredir.) çevresi, kalın ve yüksek duvarlarla çevrilidir. Yapıda malzeme olarak düzgün kesilmiş taş, molozlar ve tuğla kullanılmıştır. Üst katta bulunan pencerelerin hepsi, düşey dikdörtgen şeklindedir.

Avlunun çevresinde, iki katlı ve revaklı kapalı mekanlar vardır. Bu kapalı mekanlarda sıralanmış odalar bulunur. Alt katta ve avlu çevresinde bulunan revakların arasında, 28 farklı mekan vardır.

Bu mekanların hepsinde birer kapı ve pencere bulunur. Üst katta ise, toplam 29 mekan vardır. Üst kattaki mekanların mazgal pencereleri, alt kattakilerden fazladır.

Avlunun güneyinde kare bir havuz bulunur. Ancak orijinal yapıda, bu havuzun bulunduğu yerde, bir mescit bulunduğu söyleniyor.

Kuzeybatı ve güneydoğu köşelerde: arkadan üst kata çıkan iki merdiven vardır.

Yapının girişi: kuzeydedir. Kapı boşluğu 2.96 metredir ve mermerle örülmüştür. Kapı sade görünümlüdür.

Evet, günümüzde burada üst kata çıkıp tarihi dokuyu yakından görmek mümkündür.

Kurşunlu Han olarak da anılan kervansarayın alt katında, bir halı mağazası bulunmaktadır.

Yapı, 1966 yılında büyük ölçüde restore edilmiştir.

Kaleiçi Camii:

Kuşadası’nın en eski camisidir. Öküz Mehmet Paşa tarafından 1618 yılında yaptırılmıştır.

Caminin giriş kapısının kanatları: sedef kakmalar ve geometrik geçmelerle süslenmiştir.

Cami, moloz taştan yapılmıştır. Kare planlıdır. Son cemaat yeri, 1981 yılında yenilenmiştir, sivri kemerli açıklıklıdır ve üç kubbe ile örtülüdür.

Kubbe kurşun kaplıdır ve köşelerdeki ikişer payanda kemeriyle desteklenmiştir. Kubbenin eteğinde ve içinde, barok kalem işi süslemeler görülmeye değerdir.

Minare kuzey batı köşededir ve kare kaide üzerine, silindirik olarak yapılmıştır, tek şerefelidir, kurşun külahlıdır.

Cami avlusunda bir kütüphane bulunmaktadır, kütüphanenin kapısı üzerindeki kitabeye göre, 1812 yılında yapılmıştır.

Cami, 1830 yılında büyük onarım görmüştür.

Kuşadası Öküz Mehmet Paşa Heykeli

Öküz Mehmet Paşa Anıtı-Heykeli:

Kervansarayın hemen yanında, Barbaros Bulvarının girişindedir. 2012 yılında açılmıştır.

Kuşadası Kuakmer

KUAKMER:

Kuşadası Fatma Özel Arabul Kültür Merkezi olarak düzenlenen yapı: Kent arşive ve müzesi olarak kullanılmaktadır.

Yapıya: 2014 yılında hayatını kaybeden Şair ve Yazar Fatma Özel Arabul’un ismi verilmiştir.

Burada: Kuşadası’nın geçmişi ve kültürü tanıtılmaktadır. Her gün zenginleşen koleksiyon: bağış, satın alma ve araştırmalarla elde edilmiş ve edilmektedir.

Eserler: iki katlı binada, özel aydınlatmalı camlı dolaplarda sergilenmektedir.

Kuşadası Kesedağı Atatürk Heykeli

KESEDAĞI ATATÜRK HEYKELİ:

Heykelin yanına ulaşmak isteyenler için, parke bir yol ve merdiven bulunmaktadır.

Heykel, 1997 yılında inşa edilmiştir. Heykelin uzunluğu 12 metredir. 6 metre yükseklikteki kaidesi mermerdir.

Kuşadası Kese Dağı Atatürk Heykeline çıkan merdivenler

Heykelin ön ve arka yüzünde “Yurt Sevgisi ona hizmetle ölçülür” ve “Özgürlük ve Bağımsızlık benim karakterimdir” yazıları bulunmaktadır.

Kuşadası Belediyesi tarafından heykelin bakımı yapılmaktadır.

Evet, heykel 1997 yılından bu yana her gece ışıklandırılmaktadır.

Kuşadası Çalıkuşu Kültür Evi

ÇALIKUŞU KÜLTÜR EVİ:

Merkezde Yıldırım Caddesindedir.

Burası: Kuşadalılar tarafından, Yazar Reşat Nuri Güntekin’in “Çalıkuşu” romanında geçen Feride Öğretmenin kaldığı ev olarak bilinmektedir.

Ev, 2006 yılında Kuşadası Belediyesi tarafından kamulaştırılmıştır.

Feride’nin hemşirelik yaptığı hastane binası ise, günümüzde İbramaki Sanat Galerisi olarak kullanılmaktadır.

Kuşadası’nda yöreye özgü eski evler “Çalıkuşu Evleri” olarak isimlendiriliyor. Bu evler: eğimli arazideki konumu, taşlık alanı ve bahçeli kullanımıyla öne çıkmaktadır.

Ahşap kırma çatısı ve saçaklarındaki kuş motifleri ilgi çeker. Pencereleri ahşap kafesli ve pancurludur.

Kuşadası Çalıkuşu Kültür Evi

Yapı: Osmanlı dönemine aittir.

2008 yılında Kuşadası Belediyesi tarafından restore edilerek kültür evi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ayrıca 1987 yılında tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Çalıkuşu evi, 2008 yılında ziyarete açılmıştır. Yapı, günümüzde Kuşadası Belediyesi Çalıkuşu Kültür Evi ve ÇEKÜL İletişim Merkezi olarak kullanılmaktadır.

Kuşadası İbramaki Sanat Galerisi

İBRAMAKİ SANAT GALERİSİ:

Sanat galerisi: Osmanlı Sadrazamı Öküz Mehmet Paşa tarafından 1550-1622 yılları arasında yaptırılmış sur duvarları kalıntılarının üzerindedir. Yani, günümüzde Kaleiçi olarak adlandırılan mevkidedir.

Sanat galerisinin bulunduğu bina: 1860 yıllarında Kuşadası eşrafından İbrahim Zeki Efendi tarafından “Gureba Memleket Hastanesi” olarak yaptırılmıştır. Hastane: 1’nci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sırasında kullanılmıştır.

Kuşadası İbramaki Sanat Galerisi

1925 yılında Kuşadası Belediyesine bağışlanmış ve 1959 yılında yıkılıncaya kadar Pratik Kız Sanat Okulu olarak kullanılmıştır.

Yapı, 2009 yılında Kuşadası Belediyesi tarafından restore edilerek sanat galerisi, resim, fotoğraf, heykel, seramik sergileri, müzik ve şiir dinletileri, yaratıcı drama eğitimlerine ev sahipliği yapmaktadır.

İki katlı yapının önündeki çeşme, günümüze ulaşmıştır.

Kuşadası Fatma Şaban Alkış Müze Evi

FATMA-ŞABAN ALKIŞ MÜZE EVİ:

Cephane Sokak ve Yedi Eylül Sokak köşesindedir.

Ev, 1930’lu yıllarda Ahmet Şaban Alkış tarafından inşa edilmiştir. Evin inşaatında kullanılan tahtalar, Ahmet Şaban Alkış tarafından bizzat kendi elleriyle şekil verilmiştir. Ahmet Şaban Alkış, 1962-1967 yılları arasında Kuşadası Belediye Başkanlığı yapmıştır.

İki katlı yapı, yığmadır. Yapıldığı tarihten bu yana, orijinalliğini koruyarak günümüze ulaşmıştır. Eski Anadolu mimarisi özelliklerini yansıtır.

1996 yılına kadar konut olarak kullanılan yapı: 2000 yılında Dr Ali Alkış tarafından müze ve sanat galerisine dönüştürülmüştür.

Kuşadası Fatma Şaban Alkış Müze Evi

Alt katta: 2 oda, 1 salon ve 1 mutfak bulunur. Alt katta, özellikle yerdeki taşlara dikkat ediniz, bu taşlar tamamen orijinaldir. Alt katta bulunan avludaki manolya ağacı, 16 metre boyundadır ve 56 yaşındadır.

Bir merdivenle çıkılan üst katta: 4 oda, 1 banyo ve 1 salon bulunur. Merdiven başında bulunan ve misafirlerin kabul edildiği beyaz oda da, sedir ve oturma gurupları bulunur. Kuşadası’nın ilk radyosu, burada sergilenmektedir.

Kırmızı odada: Dr Ali Alkış’ın özel eşyaları ve orijinal mobilyaları bulunur. Evet, burayı gezebilirsiniz.

Ev, günümüzde Sit alanı bölgesindedir ve koruma altına alınmıştır.

GAZİBEĞENDİ TEPESİ:

İlçe merkezinden dolmuşlarla ulaşılabilen bir seyir tepesidir.

Söylenenlere göre, Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk: 9 Şubat 1924 tarihinde burayı ziyaret etmiş ve özellikle bu tepeyi çok beğenmiştir.

Bu yüzden her yıl 9 Şubat tarihinde, burada bulunan Atatürk heykeline çelenkler konulmakta ve ziyaret anılmaktadır.

Bunun üzerine tepe “Gazibeğendi Tepesi” olarak isimlendirilmiştir.

Evet, burası özellikle çevrenin muhteşem manzarasını izlemek için tercih ediliyor.

Buraya kendi arabanız ile gidebilir (otopark ücretsizdir) veya dolmuşları kullanarak buraya ulaşabilirsiniz.

Atatürk Heykeli:

Kuşadası Hastanesinin hemen yanındadır. Gazibeğendi tepesinde, Atatürk’ün heykeli bulunmaktadır. Heykel, heykeltıraş Tülin Atalay tarafından yapılmıştır. Heykelde, Atatürk oturmakta ve manzarayı izlemektedir.

Restoran-Kafe:

Tepede bulunan restoran-kafe, 18 Mart 2014 tarihinde, Kuşadası Belediyesi tarafından açılmıştır.

Kuşadası Kale Kapısı

KALE KAPISI:

17’nci yüzyılda, kent sur duvarlarının içine alınmıştır. Bu sur duvarları, Konevi Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Bu sur duvarlarında kente girmek için 3 kapı yapılmıştır.

Bu üç kapı şunlardır:

1-En büyük kapı: Kervansarayın güneybatı bölümündeki iskele kapısıdır.

2-İkinci büyük kapı: Sağlam olarak günümüze ulaşmış kale kapısıdır.

3-Üçüncü büyük kapı: küçüktür ve Beden Ardı mevkiindedir.

Bu kapılardan, Kervansarayın güneybatısında bulunan büyük kapı: Bu kapı, Evliya Çelebi tarafından Seyahatnamesinde “Varoş Kapısı” olarak isimlendirilmiştir.

Çünkü: Söke-Aydın tarafına gitmek isteyenler ve oradan gelenler, kente giriş için bu kapıyı kullanıyorlarmış.

Burada bulunan iki kanatlı kale kapısı, yakın zaman öncesine kadar yerinde duruyormuş. Hatta, 1930’lu yıllarda günümüzdeki Barbaros Hayrettin Caddesi ve Atatürk Bulvarı arasındaki sur duvarları ayaktaymış.

Ancak bu sur duvarları, şehir merkezinin gelişimini engelliyormuş ve iki caddenin birbirine bağlanması için, aradaki büyük kapının kaldırılması zorunluluk haline gelmiş ve sur duvarları yıkılmış, büyük kapı ise, parça parça parçalanmıştır.

Bunun üzerine, Belediye Başkanı mahkemeye verilmiştir. Duruşmanın olduğu günlerde, büyük kapı dinamitlenerek ortadan kaldırılmıştır.

Üçüncü kapı da günümüze ulaşmamıştır. Bu üçüncü kapı: Dağ mahallesinde oturanların bağ ve bahçelerine gitmeleri için kullandıkları kapıydı.

Kuşadası Kale Kapısı
Gelelim günümüze sağlam olarak ulaşmış, kent sur duvarları üzerindeki ikinci büyük kapıya.

Evet, bu kale kapısı günümüzde Kuşadası’nın simgelerinden birisidir.

Kuşadası merkezinde, Barbaros Hayrettin Paşa ve Sağlık Caddelerinin kesiştiği yerde, köşededir.

Güney kapı olarak da bilinir.

Bir zamanlar, üst katı Karakol olarak kullanılmıştır.

Günümüzde, kapının bulunduğu bölgede özellikle turistik hediyelik eşyalar satan dükkanların bulunduğu bir çarşı vardır.

Kule şeklindeki yapı, kare şeklindedir.

Daha önce burada bir kapı varmış. Çok kalın kalaslar üzerin geçirilerek perçinlenmiş kalın saçlarla kaplı olan kapı: gelip geçmeye engel olduğu için 1933 yılında Kuşadası Belediyesi tarafından yıktırılmıştır.

Mevcut kapının kanatları ise: buradan gelip geçen araçlar tarafından zedeleniyormuş ve bunun üzerine, yine Belediye tarafından bu kanatlar, 1954 yılında kaldırılmıştır.

Kale kapısının altında, köşede bulunan yuvarlak bir taş vardır. Rivayete göre: kale kapısından geçen ve bu yuvarlak taşa basanlar, bir daha Kuşadası’nı terk edemezlermiş.

Kuşadası Necati Korkmaz Mikro Minyatür Sanat Müzesi

Kuşadası Belediyesi Necati Korkmaz Mikro Minyatür Sanat Merkezi ve Müzesi:

Günümüzde yapı yani Kale Kapısının üst katı: “Kuşadası Belediyesi Necati Korkmaz Mikro Minyatür Sanat Merkezi ve Müzesi” olarak kullanılıyor. Müzeye giriş ücretlidir.

Kuşadası Necati Korkmaz Mikro Minyatür Sanat Müzesi

Müze: Tarihi Kentler Birliği tarafından düzenlenen Müze Özendirme Yarışmasında “Sanat ve Edebiyat Müzeleri” kategorisinde ödüle layık görülmüştür.

16 Ekim 2018 tarihinde açılan Mikro Minyatür Müzede: dünyanın üç mikro heykel tıraşlarından birisi olarak kabul edilen Necati Korkmaz’ın eserleri sergileniyor. Müze, dünya üzerinde bu konuda açılan 3’ncü müzedir, ancak eser sayısı bakımından yani eserlerinin çokluğu nedeniyle 1’nci sıradadır.

Kuşadası Necati Korkmaz Mikro Minyatür Sanat Müzesi

Müzede: 3 odadan oluşmaktadır. Dünyanın en küçük eseri olarak kabul edilen, 40 tane civarında mikro minyatür eser sergilenmektedir.

Bu eserler: büyüteç veya mikroskopla görülebilmektedir. Bunlar, insan eliyle yapılmış en küçük heykellerdir.

Müzede bulunan objeler arasında öne çıkanlar:

1-Toplu iğne başına yapılmış, dünyanın en küçük satranç takımı, (Bu satranç takımı, Dünyanın en küçük satranç takımı olarak kayıtlara girmiştir.)

2-Saç teli üzerine yapılmış yürüyen cambaz,

3-Üzerinde sadece mikroskopla görülebilen süslemeleri olan, dünyanın en küçük çini vazoları,

4-Bateri çalan gerçek yaprak biti,

5-İncir çekirdeğinden yapılma, dünyanın en küçük tespihi,

6-İncir çekirdeği içine yapılmış altın süslemeli mini vazo,

7-İğne deliğine yapılmış sema yapan semazenler,

8-Nükleer enerji karşıtı miting yapan gerçek pireler,

9-Toplu iğne başına yapılmış, ringde boks yapan boksörler,

10-İçinde Türk klasik hat sanatının örneklerinin bulunduğu, dünyanın en küçük hat kataloğu,

11-Toplu iğne başına yapılmış deve ve hurma ağacı,

12-Saç teline yazılmış, dünyanın en küçük el yazması olan Arapça “Besmele-i Şerif

13-Kalem ucuna kazınmış, İstanbul silüeti,

14-Dünyanın en küçük “Kuran-ı Kerim” i.

Sonuç, Kuşadası’na yolunuz düşerse, bence mutlaka zaman ayırın ve bu orijinal müzeyi gezin.

Kuşadası Güvercinada

GÜVERCİNADA-KÜÇÜK ADA

Kuşadası merkezinde, Hacıfeyzullah Mahallesindedir. Kuşadası körfezi ağzında, limanı koruyan bir konumdadır.

Güvercinada, günümüzde Kuşadası simgesidir. Geçmişte adada çok sayıda kuş ve özellikle güvercin bulunduğundan, adaya “Güvercinada” ismi verilmiştir.

Osmanlı döneminde, ada korsanlara karşı bir karakol görevi üstlenmiştir.

Bu yüzden, adada bulunan kaleye “Korsan Kalesi” de denilmektedir.

Adaya, bir zamanlar sadece denizden kayıkla ulaşılıyormuş. Çünkü ada anakaradan 200 metre açıktaymış.

Ancak, 1957 yılında Kuşadası rıhtımı yapılırken, yapılan bir mendirekle, ada karaya bağlanmıştır. Yani, günümüzde, uzun bir iskeleden yürüyerek adaya geçilebiliyor.

Kuşadası Güvercinada kalesi

Güvencinada Kalesi:

Öncelikle belirtmekte yarar var, adanın içindeki kale UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası geçici listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Ada üzerindeki ilk kale, 14’ncü yüzyılda Cenevizliler tarafından yaptırılmıştır. Kuşadası’nın eski ismi “Calanova” yani Yeni İskeledir. Cenevizliler, 13’ncü yüzyıl sonları ile 14’ncü yüzyıl başlarında gelip Kuşadası’nın bulunduğu yere yerleşmişlerdir.

Burada yeni bir şehir kurmuşlar, Kuşadası önünde küçük bir ada olan Güvercinada’da ise kale yapmışlardır.

Daha sonra: Barbaros Hayrettin Paşa tarafından, kalenin ortasına küçük bir kale yaptırılmıştır.

Kuşadası Güvercinada kalesi

Barbaros Hayrettin Paşa; 1534 yılında kurulan “Cezayir-i Bahr-i Sefid Eyaletinin Kapudan Paşa Eyaletinin” ilk Beylerbeyidir. Barbaros Hayrettin Paşa: günümüzdeki Güvercinada üzerindeki iç kaleyi ve şehir cephaneliğini yaptırmıştır.

Tabii bir kayalık üzerinde yapılan kalenin yapımında kullanılan taşlar: Yılancı burnundan çıkarılarak getirilmiştir.

Kale: 1613 yıllarında, Sadrazam Konevi Mehmet Paşa tarafından tamir ettirilmiştir.

1671 yılında, Kuşadası’nı ziyaret eden Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde Güvercin ada kalesi hakkında bazı bilgiler vermektedir.

Kuşadası Güvercinada kalesi

Takip eden süreçte: 1826-1827 yıllarında, Subaşı İlyas Ağa tarafından, şehrin dış surları ve kale çevresindeki surlar tamir ettirilmiştir.

Çünkü: 1821 yılındaki Mora isyanında Güvercin ada kalesinin bir kısmı tahrip olmuştur. Surların yapılış amacı, Samos adası tarafından gelebilecek korsan saldırılarına karşı kenti korumaktır.

Surlar: adanın şekline uygun olarak kıyıdan biraz içeride ve kıyıya paralel olarak 3 metre yükseklikte inşa edilmiştir.

Kalenin giriş kapısı: surların güneyinde, iki yuvarlak kemerli kule ile korunmaktadır.

Kulelere: merdivenle çıkılmaktadır.

Bu iki kuleden: kuzeyde olan kule: beşgen ve güneyde olan kule ise, silindirik şekildedir. Kuzey kule üzerinde, surların inşa kitabesi vardır. Bu kitabe, 4 satır ve 20 mısradan oluşur. 1826 yılı tarihlidir.

Kuşadası Güvercinada kalesi

Kulelerden büyük olan kule, aynı zamanda depo alarak kullanılmıştır. Kuleye, güneydeki sivri kemerli bir kapıdan girilmektedir.

Kulenin ikinci katında: top ve tüfek mazgalları açılmıştır. Burada, biraz sonra sözünü edeceğim bir balina iskeleti sergilenmektedir.

Kapının üstünde bulunan kitabe boşluğu ise, günümüzde boştur. Ancak burada bir kitabe değil İlyaszadelere ait bir arma olabileceği de düşünülmektedir.

Bu boşluğun üst tarafından bulunan lento taşı, stel biçiminde bir mezar taşına aittir.

Güvercinada kalesi, anıt eser olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Sur içi alan 1’nci derece Sit alanıdır. 2013 yılında Güvercin adası kalesi surları tamir ettirilmiş ve kale içinde bazı yapılar onarılmıştır.

Kuşadası Güvercinada kalesi Balina iskeleti
Balina İskeleti:

Kalede kule kısmında; 14.5 metre boyundaki Fin Balinası iskeleti sergileniyor. Bunun hikayesine gelince:”1998 yılı Şubat ayında, Dilek Yarımadası kıyılarına vuran balina cesedi, yapılan incelemeler sonucunda ülkemiz kıyılarında çok nadir görülen bir Fin Balinasına ait olduğu anlaşılmıştır.

Balina cesedi koruma altına alınmış, bozulması önlenen balina iskeleti 2000 yılından sonra burada sergilenmeye başlamıştır.” Bu balina iskeleti oldukça önemlidir, çünkü bu tür bir balinaya ait, günümüzde sadece İngiltere’de başına ait iskelet bulunmaktadır, yani tüm balina iskeleti yoktur.

Kuşadası Güvercinada Deniz Feneri

Deniz Feneri:

Adanın batı ucundadır.

Görüş mesafesi 20 mil olan deniz feneri, denizden 20 metre yüksekliktedir.

Deniz fenerinin yanından geçip ilerlerken, bir mezar ve bunun ilerisinde üzerine çaputlar bağlanmış dilek ağaçları görülmektedir.

Kuşadası Güvercinada Papaz Plajı

Papaz Plajı:

Güvercin ada girişinde, sol yandadır. Ada girişinde bulunan restoranın önünden merdivenle buraya iniliyor.

Plajın uzunluğu 150 metre, genişliği ise sadece 5 metredir.

Kumsal ve kum ve çakıl yok ama deniz oldukça güzeldir. Burada bulunan restoran: teras, şezlong ve şemsiye sağlamaktadır. Deniz oldukça güzel ve kayalıktır.

Mavi Bayraklıdır.

Kuşadası El Heykeli

EL HEYKELİ:

Sahilde İsmail Cem Dostluk ve Barış Meydanındadır. Kuşadası Liman ve Kuşadası Setur Marina ortasındadır.

Sahilde yürürken heykeli görebilirsiniz. Ancak ilk yapıldığında, heykel burada değilmiş, daha sonradan buraya denizin tam yanına sahile taşınmıştır.

Kuşadası El Heykeli

Beyaz, kocaman bir el, içinde bir beyaz güvercin ve birkaç siyah güvercin bulunuyor. Bu kuşlar, özgürlüğü simgelemektedir.

Bu yönü ile oldukça anlamlıdır, özellikle sanat sevenler tarafından ziyaret ediliyor. Heykelin özelliği: Atatürk’ün Türk gençliğiyle el ele olmasını ifade etmektedir. Heykelin mesajı ise “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” dur.

Kuşadası Pygela

PYGELA:

Ören yeri, günümüzde Kuşadası merkeze bağlı Bayraklıdede Mahallesi, Clup Pigale ve Kuştur Tatil Köyünün Diskosu ve Restoranının bulunduğu tepededir.

Tarihçi Strabon tarafından yazılan “Geographika” isimli kitapta yazılanlara göre: “Argos kralı Agamennon’un Truva savaşı sonunda kaba etlerine hastalık bulaşır. Bunun üzerine kahinlere danışır, kahinler bu bölgede tedavi edilerek iyileşebileceğini söylerler.”

Bunun üzerine, Agamennon ve askerleri burada bir süre tedavi olurlar ve bu esnada bir antik kenti, Pygela antik kentini kurarlar.

“Pygela” kelimesi, antik Yunan dilinde “Kalça” demektir.

Bir diğer söylentiye göre: Argos kralı Agamennon: 10 yıl süren Truva savaşının ardından, yorgun düşen askerlerini dinlendirmek ve savaş gemilerini onarmak için, İzmir yöresinde “Agamennon” ve Kuşadası yöresinde “Pygela” şehirlerini kurdurmuştur.

Yani: şehir, antik dönemde dünyanın ilk sağlık şehri olarak kurulmuştur.

Şehir yakınlarında bulunan şifalı sular: askerlerin bozulan sağlıklarının düzeltilmesi ve yıpranan morallerinin yerine getirilmesinde kullanılmıştır.

Pygela şehrinin limanı ve gemilerin bakım yeri: günümüzde Pine Bay Tatil köyünün bulunduğu “Çam Limanı” ve Tusan otelinin arkasındaki “Gölet-bataklık” bölümüdür.

Takip eden dönemde, kent, İskender’in askerleri tarafından da aynı amaçla kullanılmıştır.

Bölgede: MÖ 3000 ile 2500 yılları arasında kesintisiz yerleşim olmuştur. Bu bilgiye dayanılarak, bölgede Truva savaşından çok daha önce bir yerleşim bulunduğu anlaşılmaktadır.

Şehir: uzmanlar tarafından, ünlü Miken seramiğinin bulunduğu merkezler arasında sayılmaktadır.

Arkeolojik Araştırmalar:

Bölgede ilk arkeolojik araştırmalar: 1974 ve 1978 yılları arasında yapılmıştır.

Ancak, kazılar sonrasında bırakılmış ve Pygela antik kenti, günümüzde bir sır olarak gizliliğini muhafaza etmektedir.

Günümüzde, ören yerinde: villa, üç nefli bir kilise ve su kemeri kalıntıları bulunmaktadır.

Kuşadası Anaia Kadıkalesi

ANAİA-KADIKALESİ:

Kuşadası merkeze 8 km uzaklıktadır. Kuşadası-Davutlar yolu üzerindedir.

Anaia antik kenti: günümüzde Kadıkalesi olarak bilinmektedir.

Anaia kenti: Samos adasının karşısına düşen Carta bölgesindedir. Çünkü Ege deniz ticaretinde çok önemli bir role sahip olan Samos boğazını denetlemek için yapılmıştır.

Bir ticaret merkezi ve korsan gemileri tarafından sığınmaya elverişli bir liman olarak kurulmuştur.

Atina-Sparta savaşları sırasında, Samos adasından sürgün edilenler, kaçanlar, oradaki yönetime karşı düşman olanlar kente yerleşmişlerdir. Böylece kentte yaşayanlar: Atinalılara karşı Spartalıları tutuyorlardı.

1304 yılında: Anaia kentinin Nekropolis alanında bir Ceneviz kolonisi vardır. Burada yaşayan Cenevizliler: Nif (Kemalpaşa) Anlaşmasından sonra, yerli Rumlarla birlikte, ticaret gemilerine karşı korsanca saldırılar düzenlerler.

1317 yılında, yörede Türk hakimiyeti görülür.

Arkeolojik Araştırmalar:

2005 yılında yapılan resmi arkeolojik araştırmalara göre: ören yerinde 12’nci yüzyılda kalenin içinde yapılmış bir kilise-manastır kompleksi ortaya çıkarılmıştır.

Yapı: görkemli boyutları ve altyapısı ile önem göstermektedir.

Orta Bizans dönemine ait şapelin bulunduğu yerde, bir kadın ve çocuklara  ait 14 gömü bulunmuştur.

Şehir kapısı ve kare planlı kule de restorasyon yapılmıştır.

Ören yerinde yapılan araştırmalarda: Miken seramikleri, kurşun mühür, mimari heykel parçaları bulunmuştur. Ayrıca: Roma-İslam dönemi sikkelerine de rastlanılmıştır.

Kuşadası Aslanlı-Yaren Mağarası

ASLANLI-YAREN MAĞARASI:

Kirazlı köyünde Dereboğazı mevkiindedir. 3 km uzaklıktaki bu mesafeyi yürüyerek gidebilirsiniz.

Mağaranın inişi, 60 derece eğimlidir. Bu yüzden, sadece ip yardımı ile inilebilir.

Mağaranın “Yaren” ismi, yakınlarında bulunan “Yaren Dede” mezarından gelir.

Mağaranın “Aslanlı” ismi ise, mağara içinde bulunan dikitlerden birinin bir aslan görünümünde olmasından gelir.

Mağaranın uzunluğu 110 metredir. Derinliği ise 36 metredir.

Kuru bir mağaradır.

Mağara duvarlarında: küçük odacıklar oluşmuştur.

Duvarlarında bulunan sarkıt ve dikitler ilgi çeker.

Kuşadası  Yılancı Burnu

NEOPOLİS-YILANCI BURNU:

Güvercinada’nın güneyindedir.

Denize doğru uzanan ikinci bir yarımadadır.

Sahilde: plaj bölümü taşlık, deniz berrak ve genellikle dalgasızdır. Ancak deniz aynı zamanda derin ve kayalıklıdır. Yani yüzme bilmeyenler ve çocuklu aileler için uygun değildir.

Plajda: ahşap platolar ve kıyıda iskele vardır.

Yılancı burnunda denize girmek isteyenler için, iki tane lüks beach club bulunmaktadır. Ayrıca: büyük ve lüks bir restoran, büyük bir bar ve disko bulunmaktadır.

Sonuç: burada her türlü lüksü yaşamak mümkündür, eğlence ve su sporları ve bol bol müzik.

Kuşadası Neopolis

Neopolis:

Kuşadası bölgesinin, antik dönemlerdeki ilk yerleşim yeridir ve İyonlar tarafından kurulmuştur.

Kente ait kalıntıların bir kısmı, günümüzde deniz altındadır.

UYDUKENT:

Kuşadası denilince, burayı görmemek ve sinirlenmemek mümkün değil. Davutlar beldesine giderken, solunuzda kalacak.

Birçok ve çok yüksek ve de bitirilememiş yapılar göreceksiniz. Yıllardır bitirilemiyor. Bir turizm beldesi içinde, 20 katlı bloklardan oluşan, dev bir site. Plansız yapılaşmanın en büyük örneği.

 

ADALAND-AQUAPARK:

Kuşadası girişinde, Tusan Otelin arka tarafındaki yamaçlarda kurulmuş. Avrupa’nın en büyük su parkı. 24 saat açık tesiste; çeşitli su kaydırakları, dalga ve aktivite havuzları, çarpışan botlar, animasyon, bar, restoran türü faaliyetler var.

Çocuklu aileler için; ilginç ve eğlenceli bir gün olabilir. Ancak: giriş ücreti bir hayli yüksek.

PAMUCAK MEVKİİ:

Kuşadası’nda, ayrı bir bölüm. Kuşadası’na 10 km. uzaklıkta, 5 km. lik bir sahil şeridi var. Plajın genişliği ise: 80 metre kadar. Plaj boyunca: kaliteli su sporları aktivitelerinin bulunduğu oteller görebilirsiniz.

Türkiye’nin en büyük Aqua park’lı Hoteli ile bir tatil beldesi oluşturan Türkiye’nin bir numaralı su parkı; Aqua Fantasy burada. Kuşadası-Selçuk sınırında. Bataklıkta kurulan muhteşem tesisler bunlar. Bölgeye gelen turistlerin yoğunluğu: buraları tercih ediyorlar.

Özellikle: yine su parklarının bulunduğu; yapı olarak uzaktan da olsa büyük ilgi çeken (Moskova Kızıl Meydan yapısı benzeri) yapılar var. Yanlarındaki otellere ait bu su parklarına: ücret ödeyerek girebilirsiniz.

Gerçekten muhteşem, mutlaka girmenizi öneriyorum. Her ne kadar ücretleri (Euro bazında belirleniyor) yüksek olsa da; gerçekten en azından bir kez de olsa girilmesi gereken yerler. İçeride çok güzel zaman geçireceğiniz kesin.

Dünyanın en eğlenceli işini yaptığını söyleyen bir İngiliz denetçi: yaptığı 48 bin km. lik yolculuk ve incelediği binlerce su parkı arasında, en yüksek puanı: Aqua Fantsy su parkına vermiş. Haber İngiliz gazetelerinde uzun süre yer aldı. Ülkemizde, bu tür su parklarının bulunması, gurur verici.

Evet: Pamucak sahilinin karşısında, Küçük Menderes ırmağı denize akıyor. Bu deltada yapılmış o kocaman otelleri görünce, sanırım sizlerin de aklınıza gelecektir. Bu zemin üzerine, bu ölçüde büyük inşaatlar sağlıklı mı?  Gerçekten değil, zaten buraya yapılan oteller, uzun süre, bu yüzden iskan alamamışlar, yani zemin pek sağlam değil. Deniz ve nehrin birleşme noktasında, kıraç ve tuzlu su nedeniyle kurak bir toprak tabakası oluşmuş. Bu dezavantaj. Halen, bölgede turizme açılan alan çok sınırlı.

Bu arada: Pamucak sahillerindeki plajlarda: at ve deve binme olanakları var. Turistlerin ilgisini çekiyor. Develerin üzerinde resim çektiriyorlar, sonra gidip kendi ülkelerinde bu resimleri gösterdiklerinde, insanlar bizim ülkede halen develerin kullanıldığını sanıyorlar.

KUŞADASI PLAJLARI:

KUŞADASI ŞEHİR İÇİ HALK PLAJI:

Kuşadası merkezinde, Marina yanındadır.

Daha önce plaj olarak kullanılmayan bu alan, Belediye tarafından plaj olarak düzenlenmiştir.

Kuşadası’nda merkezi konumu nedeniyle yoğun tercih edilir. Özellikle merkezdeki otellerin müşterileri tarafından kullanılmaktadır.

Buranın en büyük özelliği, engelliler için uygun düzenlemelerin yapılmış olmasıdır. Bu düzenlemeler sayesinde, engelliler rahatlıkla denize girebilirler.

Plajda, sahil kumluk, deniz ise sığdır. Bu yüzden yüzme bilmeyenler ve çocuklu aileler için uygundur.

Plajda: duş, soyunma kabinleri ve tuvalet bulunmaktadır. Şezlong ve şemsiye ücretlidir.

Plajın çevresinde: restoran, kafeterya, pansiyonlar, 3 ve 4 yıldızlı oteller bulunmaktadır.

Kuşadası Kadınlar Denizi

KADINLAR DENİZİ-PLAJI:

Türkiye’nin en eski plajlarından birisidir. Şehir merkezine uzaklık 3 km dir ancak ulaşım sorunu yoktur, şehir merkezinden buraya dolmuşlarla ulaşım mümkündür.

Plaj: “Mavi Bayraklı” dır.

Bölgede birçok yazlık site ve otel bulunmaktadır. Ancak bu oteller, süper lüks değildir ve uygun fiyat seçenekleriyle tercih edilir.

Yani ismi her ne kadar “Kadınlar Denizi” olsa da, sadece kadınların girebildiği, girdiği bir yer değil, eskiden öyleymiş, şimdi buraya erkekler de gidiyor.

Tüm sahil boyunca: hurma ağaçları, dükkan ve restoranlar bulunuyor ve bu sahil boyunca yürüyüş oldukça keyiflidir. Geceleri de canlılık devam ediyor.

Sahil yolundan plaja 3 metrelik bir merdivenle iniliyor.

Plajın uzunluğu 500 metredir. Genişliği 20 metredir. Çakıl ve beton yoktur.

Duşlar ve soyunma kabinleri vardır. Şezlong ve şemsiye kiralayabilirsiniz.

Kuşadası Kadınlar Denizi

Plaj: kumludur ve bu kumlu olması özelliği nedeniyle yoğun tercih edilir.

Deniz ise: suyu berraktır ve Türkiye’nin en güzel denizlerindendir. Bazen deniz dalgalı ve yosunlu olabiliyor. Denizin derinliğine gelince, deniz içinde 50 metre sonra ortalama derinlik 150 ile 160 cm arasında değişir.

Ancak özellikle sezonda hafta sonlarında aşırı kalabalık olduğunu bilmeniz gerek.

Gece saat 22.00’den sonra sabah saatlerine kadar plaja girmek yasaklanmıştır, çünkü gece boğulma olayları oluyormuş.

YEŞİL PLAJ-GREEN BEACH:

Kuşadası merkeze 5 km uzaklıktadır. Kadınlar denizinden 2 km daha ileridedir.

Plaj: Blue Sky otelin karşısındadır.

Plaj, ismini çevresinde bulunan yeşillik alandan almıştır. Plajda palmiye ağaçları bulunmaktadır. 100 metre uzunluğundaki plaj oldukça küçüktür ve teraslar düzenlenerek ziyaretçilerin bu terasların üzerinde güneşlenmesi sağlanmıştır. Şemsiye ve şezlonglar bu terasların üzerinde bulunmaktadır.

Mavi Bayraklıdır.

Sessiz ve sakin bir yerdir, sadece hafta sonlarında kalabalık olmaktadır.

KUŞTUR PLAJI:

Kuşadası merkeze 5 km uzaklıktadır. Giriş ücretli değildir, bu yüzden özellikle hafta sonlarında aşırı kalabalık olur.

Plajın bulunduğu bölgede: antik dönemde “Pygela” antik şehri bulunuyormuş ve bu yüzden plaja bazı kaynaklarda “Pygela Plajı” ismi de verilmektedir.

Plaj: “Mavi Bayraklı” dır.

Plaj ismini, hemen yakınlarında bulunan Kuştur Tatil Köyünden almıştır.

Kumlu olan plaj: 1 km uzunluğundadır.

Plajın bir bölümü, Belediye tarafından işletilmektedir.

Plajda: şezlong, şemsiye, duş, tuvalet, otopark ve kafeterya vardır. Ayrıca: su sporları ve plaj voleybolu sahası bulunmaktadır.

Deniz: berrak ve sığdır.

PAMUCAK PLAJI-KUM TEPECİKLERİ:

Kuşadası merkeze 10 km uzaklıktadır.

Plaj: Küçük Menderes nehri deltası ve deniz arasında uzanmaktadır.

Plaj, “Mavi Bayraklı” dır.

Plajın uzunluğu 7 km dir.  Genişliği ise 60 metredir. Plaj alanında sağ veya sol yandan girmek fark etmemektedir.

Uzun sahilde, aralarında bataklık alanlar bulunan küçük kum tepecikleri vardır.

Kuzeye doğru yürüdüğünüzde, kumların arasından geçen küçük bir dere görülür. Sahilde, duş ve tuvaletler derenin bulunduğu bu bölgedeki tesislerdedir.

Dereyi geçtikten sonra yine, uzun bir sahille karşılaşılır.

Plaj kumluk, deniz sığdır. Plajın çevresinde kafeterya ve restoranlar bulunmaktadır. Ayrıca: oteller ve Aqua Park vardır.

Kuşadası Dilek Yarımadası Milli Parkı gezisi için. 

Kuşadası Davutlar gezisi için.

Kuşadası Güzelçamlı gezisi için. 

 

 

 

Isparta

Isparta

Gül ve halı ile öne çıkan ve dünya üzerinde haklı bir ün kazanan bu güzel ilimize birçok kez gittim.

ULAŞIM

Isparta: Ankara-Antalya bağlantılı kara yolu üzerinde bulunmuyor. Bu kara yolu üzerinde, Keçiborlu’yu geçtikten sonra: ana yoldan sapmanız gerekiyor. Ana yoldan yaklaşık 19 km. uzaklaştıktan sonra, Isparta’ya ulaşmanız mümkün.

Aslında: Ankara-Antalya arasında ulaşım düşünenler için, bu yoldan saparak Isparta’ya ulaşmak ve oradan yola devam ederek, Antalya’ya ulaşmak mümkün ve bu yol, Burdur üzerinden ilerleyen yola göre: gerek kalabalık olmaması ve gerekse daha kısa olması nedeniyle bilenler tarafından tercih ediliyor.

Bende, Ankara-Antalya arasındaki yolculuklarınız için, Isparta üzerinden Antalya’ya ulaşmanızı rahatlıkla önerebilirim.

Bu ara yol; Dereboğazı yolu olarak tanımlanıyor. Bu 138 km. lik yol; 3 yıl gibi kısa bir sürede yapılmış ve 1995 yılında hizmete açılmıştır. Bu yolun, Antalya bağlantı noktası: özellikle, şehir kalabalığına uğramadan, Side-Alanya istikametine gitmek isteyenler için çok uygun. Evet, bu yolun Antalya şehrindeki bağlantı noktası, Alanya yolu üzerinde, hemen Antalya Hava alanından sonra.

Isparta’nın bir kısım şehre uzaklıkları şöyledir.

Isparta-Ankara arası uzaklık: 422 km. Isparta-Antalya arası uzaklık: 128 km. Isparta-Burdur arası uzaklık: 51 km. Isparta-Denizli arası uzaklık: 167 km. Isparta-İstanbul arası uzaklık: 601 km. Isparta-İzmir arası uzaklık: 382 km. Isparta-Konya arası uzaklık: 264 km. Isparta-Nevşehir arası uzaklık: 487 km.

Hava ulaşımı değerlendirildiğinde: Isparta’da, 1992 yılında, hava alanı yapılmıştır. Süleyman Demirel Hava alanı: Keçiborlu sınırları içinde olup, İl merkezine 28 km. ve Burdur iline ise, 30 km. ve Antalya iline, 140 km. uzaklıktadır. Yılda, 1.5 milyon yolcuya hizmet verebilme kapasitesi vardır.

Bunun dışında: Isparta’da, demir yolu ulaşımı da bulunuyor. Ama: demir yolu ulaşımı kısıtlı.

Isparta

TARİH

Bugünkü Isparta şehrinin bulunduğu yer yakınlarında, İlk çağlarda, “Baris” isimli bir kentin bulunduğu ve Isparta adının bu “Baris” kentinden geldiği düşünülmektedir. Ancak, bugünkü kent civarında yapılan araştırmalarda, böyle bir şehrin varlığına rastlanmamıştır. 14. yüzyıl Arap kaynaklarında ise, İlin bugünkü bulunduğu yöreye: “Saparta” ismi verilmektedir. Isparta adının bu sözcükten geldiği de bir olasılık.

Evet, ilin tarihine gelelim. Isparta ilinde, toplam 56 höyükte, Neolitik ve Kalkolitik yerleşimler tespit edilmiştir. Tüm höyüklerde, Tunç Çağ yerleşimleri bulunmaktadır.

Hitit döneminde: bölge, “Pitaşşa” olarak biliniyor. Daha sonra ise, Frigler; Pisidia denilen bu bölgede egemenlik kurarlar. MÖ. 334 yılında, Pisidia bölgesi, Pers egemenliğine girer. Tarihi kaynaklarda, Pisidia adına, ilk kez, MÖ. 5 yüzyılda rastlanır. Daha sonra ise, Anadolu’ya giren İskender, bu bölgeyi de ele geçirir ve MÖ. 323 yılına kadar, bu durum sürdürülür. MÖ. 133 yılında bölgede Roma egemenliği görülüyor.

Pisidia bölgesinde, özellikle İmparator Augustus döneminde, Roma egemenliğinin simgesi olan koloni kentleri kurulur.

Roma imparatorluğunun ikiye ayrılmasından sonra: MÖ. 395 yılında, Isparta, Bizans imparatorluğunun bir eyaleti ve bir dini merkez haline gelir.

1204 yılında; Isparta yöresi, III. Kılıç Arslan’ın saltanatı sırasında fethedilir. I. Keyhüsrev (1204-1210)  ve I. Kaykavus (1219-1237) yıllarında, yöredeki Selçuklu egemenliği iyice pekişir. Ancak, Moğol akınları sonucu Selçuklular yıkılınca, bölgede, beylikler dönemi başlar.

Bölgede: 1301 yılından itibaren, Hamidoğulları Beyliği kurulur. 1390 yılında ise, Yıldırım Beyazıt tarafından, bölge, Osmanlı yönetimine alınır. Bu dönemde: bölge, Karamanoğulları Beyliği ile Osmanlılar arasında zaman zaman el değiştirir.

16.yüzyıl başlarında: Şahkulu isyanı, bölgeyi olumsuz olarak etkiler. Şahkulu, bölgeyi yağmalar ve çok sayıda kişi öldürülür. 1511 yılında, isyan bastırılır. 16.yüzyılda, Isparta, önemli bir dokumacılık merkezi olarak tarih sahnesinde yerini alır. Halıcılık: 15.yüzyıla doğru, dış piyasalarda önem kazanmaya başlar.

17. yüzyılda: Isparta yöresini etkileyen önemli bir olay da: Haydaroğlu ayaklanmasıdır. 1645 yılında, Isparta yöresinde ortaya çıkan, Kara Haydar isimli bir şahıs: soygunlar yaparak, yöreyi uzun süre tedirgin etmiştir. Daha sonra ise, yakalanarak öldürülmüştür.

19.yüzyıl başlarında, şehir, bir veba salgını geçirir.

Bu salgın sonucunda; 200-300 kişi hayatını kaybeder. Osmanlı Devletinin son yıllarında: Isparta’nın başlıca ekonomik etkinliği: gül yağcılığı, halıcılık ve haşhaş üretimidir. Isparta’nın ihracatı da, bu ürünlere dayalıdır. 1908 yılında, İzmir’de kurulan bir şirket, halı üretiminde, Uşak’tan sonra, en büyük ağırlığı, Isparta’ya vermiştir. Burada; 2160 tezgahlık bir imalathane kurulmuştur.

Evet, Milli Mücadele sırasında bölgede yaşananlara gelince: Milli Mücadelenin en şiddetli dönemlerinde, Isparta, asker göndermenin yanı sıra, cephenin yiyecek ve giyecek ihtiyacının hemen hemen tamamını karşılar. Yiyeceklerin bir kısmı, çoğu zaman, halktan toplanan ayni yardımlarla sağlanıyordu.

Cepheye yakın illerin hemen hepsinin düşman işgalinde veya işgal tehdidinde bulunması nedeniyle, cephe gerisi: lojistik hizmetler bakımından Isparta’yı öne çıkarmıştı. Bu amaçla oluşturulan hastane hizmetleri; burada, tek asker hastanesinin temellerinin atılmasına da neden olmuştur. Yunan işgaline uğramamış nadir yerlerden biri.

Isparta

GENEL

Şehir, Akdeniz Bölgesinin kuzeyinde, Göller bölgesinde bulunuyor. Ortalama rakım: 1050 metre.

Şehir: birinci derece deprem kuşağı üzerinde bulunuyor. Şehir: Isparta-Dinar-Çivril-Uşak fay hattı üzerindedir. Buna bağlı olarak: tarihi süreç içinde, bölgede birçok deprem meydana gelmiş. Özellikle: 1875, 1890, 1901 yıllarındaki depremler; büyük ölçekleri ile, kayıtlara geçmiştir. En fazla can kaybı ise, 1914 tarihindeki depremde yaşanmıştır.

Bu depremde: bölgede, 2000 den fazla insan ölmüş, binlerce insan ise, evsiz kalmıştır. Kayıtlara göre: bu depremde, 3700 binanın yıkıldığı ve ayakta kalanların ise oturulamaz olduğu yazılıdır.

Depremin gece meydana gelmesi, ölü sayısının artmasına sebep olmuştur. Yaklaşık, 20 bin kişi, bir anda evsiz kalmıştır. Tabii, bu dönemde bir yandan da I. Dünya Savaşının sürmesi, bölgede, yoksulluk, hastalık ve benzeri sıkıntıların had safhada yaşanmasına sebep olmuştur. Takip eden dönemlerde de, çeşitli depremler olmuş ve en son olarak, 1995 tarihinde, 6.0 büyüklüğünde deprem, bölgeyi etkilemiştir.

İklim denilince: yörede, kış aylarında, kuru soğuklar sebebiyle zaman zaman Sibirya yüksek basıncı etkili olmaktadır. Yaz aylarında ise, Basra alçak basınç sistemi görülüyor. Gün içindeki sıcaklık farkları, yaz aylarında, kış aylarına nazaran daha yüksektir. Yağışlar ise, kış ve bahar aylarında olmaktadır. Yaz ve sonbahar ayları ise oldukça kuraktır.

İl arazisinin yarıya yakın bölümü, ormanlarla kaplıdır. Bunlar dışındaki alanlardaki bitki örtüsü ise, otlardır.

Isparta ilinde en önemli zirai faaliyetlerin başında, meyvecilik gelir. Elma, kiraz, kayısı, vişne ve üzüm yetiştiriciliği, meyve ürünleri arasında önemli yere sahiptir. Ülkemizde, çok büyük bir oranda başı çeken gül üreticiliği yanında, hububat, baklagiller ve endüstri bitkileri de Isparta tarımında önemli yer tutar.

Ülkemizdeki: elma ve kiraz üretiminin önemli bir kısmı, İlden karşılanmaktadır. Elmada birinci, kiraz yetiştiriciliğinde ise, ikinci sırada yer alır.

Isparta denilince: elbette, burada bulunan askeri kurumlardan da söz etmeden geçmek olmaz. Çünkü: burada bulunan askeri eğitim merkezinde; her dönem, yoğun olarak askerlik hizmetini yapmak üzere gelen asker adayları, hafta tatilinde çarşıda gezmeye çıkmış askerler, asker yakınları ve askeri malzeme satan birçok dükkan göreceksiniz.

Tüm bunlar: Isparta’da bulunan ve yaklaşık 10 bin kişi kapasiteli bir askeri eğitim birliğinde askerlik hizmetini yapan askerler ve bunların eğitiminden sorumlu  diğer askeri personeldir. Bu askeri personel için: şehirde: askerlik hizmetinin yürütüldüğü büyük askeri kışla alanına ilaveten, hemen şehir merkezinde: askeri lojmanlar, Orduevi, Askeri Hastane bulunmaktadır.

Isparta Gül ve Halı Festivali: her yıl, festival komitesince belirlenen tarihlerde, 3 gün olarak kutlanmaktadır.

ISPARTA VE ATATÜRK

Atatürk, 6 Mart 1930 tarihinde Eğirdir’e ulaşır ve burada Eğirdir Gölünü ve Can adayı çok beğenir. Bunun üzerine, Can adanın tapusu, Belediye Meclisi kararı ile Atatürk’e verilir. Atatürk, 6 Mart 1930 günü Kuleönü’den Isparta’ya yolculuk yapar ve saat 11.00’de Isparta’ya gelir. Burada, büyük bir coşkuyla karşılanır ve bugünkü Atatürk Bulvarı üzerinden yürüyerek doğruca Tümen Binasına gider. Daha sonra Valiliği ziyaret eder. Her yıl 6 Mart tarihinde, Atatürk’ün Isparta’ya gelişini anmak için kutlamalar yapılır.

Isparta

GÜL-GÜL YAĞI 

Yağ gülü (rose damascena): 1870 li yıllarda, Anadolu’ya, Bulgaristan’dan gelen göçmenler tarafından getirilmiştir. Isparta’da yağ üretim gülü ise, 1888 yılında başlar. Gülyağı üretimi ise, 1892 yılında “Müttüzade İsmail Efendi” isimli bir şahıs tarafından yapılır.

Bu dönemde: basit ve ilkel kazanlarla üretilmeye başlanan gülyağı, daha sonraki uzun yıllarda yaygınlaşarak, üretilmeye devam edilmiştir. 1935 yılında ise, Modern Gülyağı Fabrikasının yapılması ile, büyük ölçüde, sanayi tipi gülyağı üretimine başlanır.

Bu arada: Gülbirlik tarafından: 1958 yılında İslamköy Gülyağı Fabrikası ve 1976 yılında, diğer bir kısım gülyağı tesisleri kurularak, gülyağı üretimi şekil değiştirir. Gülyağı, günümüzde, tamamen sanayi üretimi şeklinde yapılmaktadır. Yörede: birçok, yerli ve yabancı gül işleme fabrikaları bulunmaktadır. Bu fabrikalar: toplam 15 tanedir.

Isparta yöresinde gül yağı üretimi: 1954 yılında kurulan Gülbirlik tarafından sürdürülmektedir. Gülbirlik, günlük gülyağı üretimi ile, Türkiye’nin ve dünyanın bu alanda en büyük üretici ve ihracatçı kuruluşudur.

Halen, dünyanın parfüm ve kozmetik sanayinin önde gelen kuruluşlarının gülyağı ve gül ihtiyaçları, Gülbirlik tarafından karşılanmaktadır. Tüm bunların yanında, Gülbirlik, 1998 yılından sonra, kozmetik üretimine de başlamıştır. Zaten, Isparta yöresinde; satışa sunulmuş bu ürünleri bol miktarda göreceksiniz.

Isparta

ISPARTA HALI

Isparta’da halıcılık, bölgeye yerleştirilen Türk oymakları ile başlamış. Bu oymakların dokuduğu “Türkmen Halıları”, yüzyıllar boyunca, gelenekselliğini korumuştur. Ancak, son yüzyıllarda, batılı halı tüccarlarının, kendi isteklerine göre halı sipariş etmeleri yüzünden, bu gelenek etkisini sürdürememiştir.

Evet: 19.yüzyıl sonundan başlayarak: İzmir, Manisa, Kula, Uşak ve Isparta’da; Şark Halı siparişleri nedeniyle, mahalli ve geleneksel özellikteki halılar unutulmuş ve tam 100 yıldır da, dokunmamaktadır. 19. yüzyıl ortalarına kadar: Avrupalıların istedikleri halıların üretimi ve pazarlaması, Osmanlı tüccarlarının elinde bulunuyordu. Ancak: 19. yüzyıl sonlarında, Avrupalı tüccarlar bu ticareti ele geçirdiler. İngiliz tüccarlar, ip ve modellerini vererek, önce Uşak ve çevresinde halı dokutmaya başladılar. Böylece, geleneksel dokuma tarzındaki kültür değişti.

Değişen kültür ne idi?

Isparta’da halıcılığın tarihi hakkında, sizlere kısa bilgi vermek istiyorum. Isparta’da halıcılık: 1889 yılında, özel bir teşkilat ile başlamış. Kurulan özel şirket ile: iyi halılar dokunmaya başlandı. Bir taraftan okullarda tezgah başlarında çocuklara halı işlemesi öğretildi. Diğer taraftan, şirket tarafından, halıların satışında, aracılardan kurtulmak için alıcılarla doğrudan temasa geçilmeye çalışıldı.

Takip eden dönemde: 1924 yılında Isparta’da “İplik Fabrikası” kuruldu. Bu fabrika: 1943 yılında Sümerbank’a devredilmiş, 1990 yılında ise, Sümer Halı Organizasyonu içine alınan Sümer Halı Isparta Halı Fabrikası üstlenmiştir.

Bu oluşum: halı için ham madde sağlamak, halıların dokunup, tekrar fabrikada yıkanmasını sağlamak ve Türkiye pazarına satışa sunabilmek gibi tüm işlemleri yürütmektedir.

Isparta

SÜLEYMAN DEMİREL

Isparta’da, bu isme çok rastlayacaksınız. Süleyman Demirel: yani ülkemizin 9. Cumhurbaşkanı: 1 Kasım 1924 yılında, Isparta şehir merkezine oldukça uzak, İslamköy’de doğdu. 1949 yılında, İstanbul Teknik Üniversitesinden mühendis olarak mezun oldu. 1949-1951 yılları arasında, Amerika’da: sulama, elektrik teknolojileri, baraj inşaatı doktorası yaptı.

Evet, daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Ancak: Süleyman Demirel, tüm hayatı boyunca, doğduğu bu topraklara, yani Isparta yöresine her türlü hizmeti yapmış biri olarak, Isparta şehri ve halkı tarafından, gerekli: övgü, sevgi, ilgi ve bağlılığı bulmuş ve bulmaktadır.

Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi

SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ

1992 yılında kurulmuştur. Ancak, Isparta yöresinde yüksek öğrenim, 1960 lı yıllarda başlamıştır. 1976 yılında: Isparta Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi kurulmuştur. Bu Akademi, Fakülteye dönüştürüldükten sonra, 1982 yılında, Antalya’da kurulu Akdeniz Üniversitesine bağlanır.

Başta belirttiğim gibi, 1992 tarihinde bu üniversite kurulur. Başlangıçta: 12 fakülte, 2 yüksek okul ve 4 enstitüden oluşturulması planlanırken, bugün; 12 fakülte, 3 yüksek okul, 15 meslek yüksek okulu, 4 enstitü ve çok sayıda araştırma ve uygulama merkezinden oluşan büyük bir yüksek öğretim kurumudur.

Halen üniversite bünyesinde: 91 profesör, 62 doçent, 426 yardımcı doçent, 260 öğretim görevlisi, 146 okutman, 643 araştırma görevlisi bulunuyor.

Kredi Yurtlar Kurumuna bağlı olarak, üniversite birimlerinin bulunduğu yerleşim yerlerindeki yurtlarda ise: 3300 kız ve 3100 erkek öğrenci barınmaktadır. Bunun dışında: üniversite bünyesinde: anfi tiyatro, basketbol sahaları, fitness salonu, halı sahalar, kondisyon merkezi, koşu parkuru, kum futbolu, voleybol alanları, mini golf sahası, spor salonu, sporcu test merkezi, tenis kulübü gibi sosyal mekanlarda bulunmaktadır.

Isparta

NE YENİR

Şehirde: Isparta Fırın Kebabı denemelisiniz. Az, orta ve dilediğiniz ölçüdeki yağlılık oranında isteyebilirsiniz. 18.yüzyıl başlarında, Isparta’da yaşayan Rumlar, özel fırınlarda, yalnız erkeç etinden, kebap yapmaya başlarlar. Fırın kebabı: o günden bu güne, Isparta’nın vazgeçemediği bir yemek olur. Ancak, günümüzde, yalnızca erkeç etinden değil: damak zevklerine uygun olarak: kuzu, koyun, oğlak ve erkeç etlerinden yapılıyor.

Kekik, şalba, çiğdem vb. gibi bitkilerin hoş kokusu ekleniyor. Kebap pişirilmekte olduğu özel fırınlarda: öyle rastgele sıradan odunlarla değil; is ve alevi olmayan özel meşe odunu ve çalı kökleriyle yakılan ateş ile pişiriliyor.

Daha sade bir anlatım gerekirse: fırın kebabı: uzun şişlere geçirilmiş: kuzu, keçi, oğlak kaburgalarının pişirilmesiyle yapılan bir tür yemek. Üzüm hoşafı ile birlikte servis ediliyor. Ardından da meşhur irmik helvası tatmanız şart.

Nerede yenir? Süleyman Demirel Bulvarından, İstanbul Caddesi ve Mimar Sinan Camisini geçip, Cumhuriyet Meydanının hemen arkasındaki tarihi Bedesten Çarşısının hemen karşısında “Kebapçı Kadir” var. 1851 yılından bu yana, yaklaşık 150 yıllık bir geçmişi var.

Yemek üstüne: kabak tatlısı tatmayı sakın ihmal etmeyin.

NE SATIN ALINIR

Gülbirlik tarafından, gül yağı ham maddesi ile üretilen her türlü kozmetik ürünleri bulabilirsiniz. Hatta: bunlar, set halinde satılmaktadır. Bu set içinde: gül suyu, gül kremi, gül sabunu gibi ürünler bulunuyor.

Tüm bunların yanında: elbette, gül reçeli. Kendiniz ve yakınlarınız için hediyelik olarak düşünülebilecek ve başka bir yerde bulamayacağınız orijinal ürünler bunlar.

GEZİLECEK YERLER

Isparta Müzesi

ISPARTA MÜZESİ

Isparta Müzesi: şehir merkezinde, İstiklal Mahallesi, Millet Caddesinde, 4 numarada bulunmaktadır. (246-2183437)

Müze binasının inşaatı: 1985 yılında tamamlanmıştır. 1989 yılında ise, Arkeoloji Bölümü eklenmiştir. 1999 yılında başlayan restorasyon çalışmaları ise, 2003 yılında tamamlanmış ve yeni düzenlenen salonlar ile birlikte, 16.283 eser bulunan müze, ziyarete açılmıştır.

Müzenin salon girişlerinde: Aksu ilçesindeki Timbriada, Sofular ve Senitli Yaylasında bulunan Pisidia mezar taşlarının örnekleri var. Arkeoloji Salonunda: 1989 yılında, Atabey ilçesinde, Göndürler Höyüğü mezarlığında yapılan çalışmalarda ortaya çıkarılan, 5 adet küp mezar canlandırılmış.

Bu salonda: Aksu Zindan Mağarası önünden getirilen Eurymedon heykeli, mermer heykeller ve Senirkent Yassıörende bulunan Geç Arkaik dönem, Greko-Pers (MÖ.530-510) mezar stelleri sergileniyor.

Salondaki vitrinlerde ise, sırası ile: gaga ağızlı testiler, taş baltalar, idoller ve bronz yüzük, küpe, iğne gibi süs takıları, pişmiş toprak eserler, kandiller, figürinler sergileniyor. Bu salonda: 7’Nolu vitrinde: müzenin sahibi olduğu iki define sergileniyor.

Eğirdir definesi, 374 adet Osmanlı altın sikkesinden oluşuyor. Eğirdir’de bulunan ve Burdur’a götürülen define, 1989 yılında, Burdur Müzesinden Isparta Müzesine getirilmiş. Diğer define ise, 1995 yılında, Karaağaç Mahallesinde, Cami inşaatı sırasında, temel kazımı sırasında bulunmuş ve müzeye getirilmiş. Definede: 468 adet Osmanlı gümüş sikkesi var.

Isparta Müzesi Etnografya Salonu

Etnografya Salonu

Bu salondaki vitrinlerde sergilenenler şunlar: Aydınlatma araçları, giysiler, işlemeler, takılar, saat ve köstekler, tespbihler, ağızlıklar, kaplar, kahve kültürü ile ilgili malzemeler, ölçü-tartı aletleri, silahlar ve topak ev sergileniyor.

Halı Salonu

Isparta çevresine ait geleneksel halılar, kilimler, cicimler, zililer sergileniyor.

Ön ve Arka Bahçe

Ön bahçede, Sidemara lahit parçaları, Yassıören mezar stelleri ve ostotek örnekleri sergileniyor. Arka bahçede ise, Pisidia bölgesi mezar taşları örnekleri ve mimari parçalar, Yunanca kitabeler, İslami mezar taşlarından oluşan zengin bir koleksiyon sergileniyor.

Isparta Kutlubey Camii

KUTLUBEY (ULU) CAMİ

Şehir merkezindedir. I. Murat döneminde yaşamış ve yararlılıklar göstermiş Osmanlı komutanı olan Kutlubey’den adını almıştır. Bu caminin bulunduğu yerde: 1429 yılında bir cami varmış. Bu caminin çürüyen kısımlarının yenilenmesi çalışmaları sırasında, tavanı taşıyan direklerin çoğunun çürümüş olduğu görülünce, caminin yıkılıp yenisinin yapılmasına karar verilmiş.

Bunun üzerine, Padişah II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yılı hatırasına, İstanbul’da bulunan Ayasofya’ya benzer: kagir ve çok kubbeli bu cami yapılmış. İnşaat: 1904 yılında tamamlanmış. Ancak, yapılan bu cami: 1914 yılındaki depremde yıkılmış. Bunun üzerine, 1922 yılında, bugün görülen cami yapılmış. Petek üstünde yükselen külah, kurşun kaplamalıdır.

HIZIRBEY CAMİSİ

Keçeci mahallesindedir. Hamidoğulları Devletinin kurucusu Feleküddin Dündar Beyin oğlu Hızırbey tarafından yaptırılmıştır. Yapım tarihi olarak, 1325 yılı değerlendirildiğinde, ildeki en eski cami olduğu ortaya çıkıyor. Cami küçüktür. Dört duvarı taş, içi ahşap, çatısı toprak dam, minaresi kövkeden yapılmıştır.

1881 yılında damı yıkılarak, çatı biraz daha yükseltilmiştir. 1887 yılında minaresi harap olmuş ve 1911 yılında, cami tamamen onarılmıştır. 1969 yılında yeniden bir onarımdan geçirilmiş ve bugünkü halini almıştır.

Isparta Firdevs Paşa Camii

FİRDEVS PAŞA CAMİSİ (MİMAR SİNAN CAMİSİ)

Üzüm pazarı civarındadır. Isparta’nın en eski camilerinden biridir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Isparta Valisi Firdevs Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı ve tek kubbelidir. Kitabesi bulunmamakla birlikte, 1565 yılında yapıldığı düşünülmektedir. Mimar Sinan eserleri arasında yer almaktadır.

Cami: kesme taştan yapılmıştır. Caminin giderlerinin karşılanması için, 1561 yılında, Firdevs Paşa tarafından, bir de bedesten yaptırılmıştır.

Isparta Bedesten-Firdevs Bey Bedesteni

BEDESTEN (FİRDEVS BEY BEDESTENİ)

Mimar Sinan camisine gelir sağlamak için, Isparta Valisi Firdevs Bey tarafından, 1561 yılında yaptırılmıştır. Yapı: düzgün kesilmiş taşlarla yaptırılmıştır. Kuzey-güney doğrultusunda uzanır ve her iki yönden, birer girişi vardır. Çatısı: 1967 yılında onarım görmüş ve ahşap çatı ile kaplanmıştır. Halen içindeki dükkanlar faaldir.

Isparta Atabey Gazi Ertokuş Medresesi

ATABEY GAZİ ERTOKUŞ MEDRESESİ

Selçuklular döneminde, I. Alaaddin Keykubat zamanında yaptırılmıştır. Yapım yılı olarak: 1224 düşünülüyor. Medresenin taşları: Agrai ve Seleukeia Sidera harabelerinden getirilmiştir. Yapı: kapalı tip medrese türüne girer. Dış avlu, iç avlu ile türbe ve medrese odalarından oluşuyor. Medresenin hücreleri, zemin kattadır ve üzeri kubbelidir. İç avluda: bir havuz ve üstünde ortası açık bir kubbe var.

Medresenin içinde hiçbir dekor yok. Yalnızca taş mihrabı ile, Anadolu Selçuklu eserlerinin nadir örneklerinden biridir. Medrese, 1993 yılında restore edilmiştir.

Isparta Aya Baniya Kliisesi

AYA BANİYA (AYA PAYANA) KİLİSESİ

İl merkezinde, Turan mahallesindedir. 1750 yılında yapılmıştır. 15 x 26 metre ölçülerindeki yapının, 3 giriş kapısı var. Tavanı ahşaptan yapılmış, dışı harçla sıvanmıştır. 1999 yılında kilisenin çatısı, tamamen yenilenmiştir.

Isparta Aya İshotya Kilisesi

AYA İSHOTYA (YORGİ) KİLİSESİ

İl merkezinde, Doğancı mahallesindedir. Yapım tarihi: 1857 yılıdır. Bununla ilgili olarak giriş kapısı üzerinde bulunan, kitabe, Isparta Müzesinde sergilenmektedir. Narteksin önündeki çan kulesinin çanı, günümüzde Isparta Müzesinde  sergileniyor. Çanın yapım tarihi olarak: 1903 yılı yazılı

Isparta Gölcük Tabiat Parkı

GÖLCÜK TABİAT PARKI

İl merkezi, Yakaören köyündedir. İl merkezine, 5 km. uzaklıktadır. Asfalt yolla ulaşım imkanı bulunmaktadır. Isparta ve yöre halkının; günübirlik dinlenme, eğlenme ve spor ihtiyaçlarını karşılayan bir yöre. 1991 yılında, Tabiat Parkı olarak tescil edilmiştir. Rakım: 1380 metredir. Krater çukurunun su ile dolmasıyla oluşmuş bir krater gölüdür. Gölün çevresi, 150-300 metre yükselen ve volkanik küllerle kaplı tepelerle çevrelidir. Daireyi andıran gölün çapı: 1500 metre, derinliği ise, yer yer 32 metreyi bulur.

Göl genelde yağmur suları ve dipten kaynayan kaynaklarla beslenir. Son yıllarda gölün suyunda biraz azalma gözlenmektedir. Göl kapalı havza olmasına rağmen suyu tatlıdır. Göl de az da olsa balık vardır. Gölün kenarından 3-5 metre açılınca suyun birden derinleştiği görülür. Gölün çevresi, DSİ tarafından tamamen ağaçlandırılmıştır.

Göl kıyısında, piknik için tüm alt yapı tesisleri var. Bir restoran binası ve bir de küçük kır gazinosu bulunuyor. Göl ve çevresi, 1998 yılında, Turizm Bakanlığı tarafından, Turizm merkezi olarak ilan edilmiştir. Çünkü, burası Nemrut kalderası ile birlikte ülkemizin iki kalderasından (kaldera, patlama krateridir) biridir. Batı Anadolu’nun tek kalderasıdır. Bu nedenle korunması gereken bir yerdir.

Isparta Milas Mesireliği

MİLAS MESİRELİĞİ

İl merkezine, 10 km. uzaklıktadır. Yakaören köyü sınırları içinde kalıyor. Asfalt bir yolu vardır. Doğal güzellikleri ile ünlüdür. Gölcük’ün eteklerinde bulunuyor.

Isparta Kovada Milli Parkı

KOVADA MİLLİ PARKI

Eğirdir gölü regülatöründen çıkan su fazlası, bir kanal aracılığı ile Kovada gölüne dökülür. Kovada gölü, dekarstik çukurlarının su ile dolması sonucu oluşmuştur. Ancak eskiden çok daha küçük iken, Eğirdir gölünün fazla sularının akıtılmasıyla büyümüştür. Kovada gölü ve çevresi, 1970 yılında, milli park olarak ilan edilmiştir. 1992 yılında ise, I. Derece doğal Sit alanı olarak koruma altına alınmıştır.

Buranın en önemli özelliği: regreasyonel kullanıma uygun olan doğal kaynaklardır. Göl: 9 km. genişliğinde ve oldukça sığdır. Çevresi ise: 21 km. dir. Derinliği: 6-7 metredir. Gölün suyu tatlıdır, bulanmaz, bu nedenle gölde bol balık yaşar. Sazan, kadife ve tatlı su levreği ile tatlı su ıstakozu bulunur. Gölün batı yöresi dışındaki bölümü sazlık ve kamışlıktır.

Burada, ziyaretçiler: kampçılık, yürüyüş, manzara seyretme ve tırmanma aktivitelerini yapabilirler. Göl çevresinde: yaban hayvanları, yaban  domuzu, sansar, porsuk, tilki, tavşan ve ağaç sincapları bulunur. Bölgede: 153 su kuşu tespit edilmiştir. Kuşlardan: yaban ördeği, kaz, angut, keklik ve çulluk en çok rastlanan kuş çeşitleridir.

Isparta Ayazmana Mesireliği

AYAZMANA MESİRELİĞİ

İl merkezine, 2 km. uzaklıkta, güneydoğudadır. Halıkent Mahallesinin yanı başında dağın eteklerinde. Asfalt bir yolla gidilmektedir. Burada: soğuk suları ve yüzlerce yıllık kestane ağaçları bulunur. Piknik için tüm altyapı düzenlemeleri vardır.

Isparta Karacaören Barajı

KARACAÖREN BARAJI

Isparta-Antalya kara yolu üzerinde, yol boyunca bu barajın oluşturduğu göletin güzelliğini görebilir, tesislere uğrayarak balık yiyebilirsiniz. Baraj Aksu ırmağı üzerinde 1989 yılında yapılmıştır. Baraj setinin üzerinden Isparta-Antalya kara yolu geçer, baraj göletinde tatlı su çiftliklerinde balık üretimi yapılmaktadır.

Isparta Gökçay

GÖKÇAY

Şehir merkezinde, Huzur Evi karşısındadır. Tarihe yön vermiş, Türk büyüklerinin, bilim adamları ve halk ozanlarının yer aldığı, Türk Tarih Yolu, otağ çadırı, Yörük çadırları, köşkleri, yeşil alanları, havuzları, sandal gezisi yapılabilen göleti ile, gezip görebileceğiniz güzel bir yer. Piknik yapmak da mümkün.

Isparta Kirazlıdere Mesireliği

KİRAZLIDERE MESİRELİĞİ

Hisartepe yamaçlarındadır. Şehri kuşbakışı gören, çevresi bağ ve bahçelerle kaplı ve lokantası da bulunan, bir dinlenme yeridir. Özellikle, yaz aylarında, panoramik görüntüye sahip olması nedeniyle tercih edilir.

Isparta Davraz

DAVRAZ

Yine bu sitede, “Davraz” başlığı ile ayrıntılı tanıtım yazısını bulabilirsiniz.

Isparta Kapıkaya

KAPIKAYA

Merkeze bağlı, Güneyce ve Çukurca köyleri arasında, Güneyce köyüne 5 km. uzaklıktadır. Şehir, Helenistik dönemde kurulmuştur. Güney tarafı surla çevrili, kuzey tarafı ise yüksek bir kayalığa dayanmıştır. Kente girişte: iki yandaki kayalara nişler oyularak, ostotekler yapılmıştır. Doğu ve batı yamaçlarında ise, teraslar oluşturularak, yapılar yerleştirilmiştir.

Güneydeki geniş düzlükte: 5 oturma basamaklı, at nalı şeklinde toplantı alanı var. Bunun doğusunda ise, kentin en büyük binası bulunuyor. Ayrıca: tapınak olduğu düşünülen, haç planlı bir şapel var. Bunlar dışında: lahit mezar ve kapağı üzerine mezar sahibinin işlendiği iki lahit kapağı ve heykeller var. Heykellerin bir kısmı: Isparta Müzesine taşınmış ve orada sergileniyor.

Kentin güneybatısında ise, bir mağara var. Bu mağaranın muhtemelen, kutsal bir alan olduğu düşünülüyor.