Amasya Taşova

Amasya Taşova

Uzunca bir süre, Tokat’ın bir ilçesi olmuş, 1939 yılındaki depremden  sonra yeniden yapılandırılan ve yeniden yapılandırılırken, bütün cadde ve sokakların birbirini kestiği, ızgara sistemi kullanılan, yeşil, küçük ve şirin bir yöre.

Özellikle: Yeşilırmak buraya başka bir hava veriyor. Yörenin çocukları: Yeşilırmak’ta yüzüyorlar ve ayrıca, muhteşem bir balık avcısı olmuşlar.

Amasya Taşova

ULAŞIM

Ulaşımı kolay bir konumdadır. Amasya il merkezine uzaklığı: 55 km. dir. Ankara-Taşova arasındaki uzaklık: 343 km.

Taşova-Erbaa arası uzaklık: 22 km.

Amasya Taşova

TARİHİ

Yöreye, önce Hititler ve daha sonra ise, Frigler geldiler. Daha sonra, Med imparatorluğu, Persler, Makedonyalı İskender, Pontus krallığı, Roma İmparatorluğu ve 395 yılından sonra Bizanslılar. 712 yılında Emeviler ve daha sonra, 1071 yılını takip eden dönemde: Türkler.

Horasan’dan gelen Seyyid Nurettin Alparslan: günümüzdeki “Alparslan” Kasabasına gelerek yerleşir. Bu şahıs, yörenin Türkleşmesinde etkili olur. Seyyid Nurettin tarafından kurulan vakıf, 1901 yılına kadar bölgede etkin olur.

1075 yılında Danişmentliler, bölgede hakimiyeti ele geçirirler. 1174 yılında ise, Selçuklular görülür. Kösedağ savaşından sonra Moğol istilası, kıtlık, yoksulluk ve kargaşa  dönemleri. Özellikle: Babai ayaklanması, yörede etkili olur. Tacettinoğulları Beyliği: 1425 yılına kadar, yörede hakimiyeti sürdürür.

1425 yılında, Osmanlı Sultanı Çelebi Mehmet, Tacettin Beyliğine son verir ve Taşova’yı, Osmanlı topraklarına dahil eder.

Kurtuluş Savaşında, Taşova, Rum çetelerinin saldırılarına uğrar. Ancak, yapılan silahlı çatışmalar sonucu, Rum çeteleri bölgeden temizlenir.

1944 yılında, Taşova, ilçe statüsünü kazanır. Bu tarihten önceki ismi: “Yemişenbükü” dür.

Tokat iline ulaşım güçlüğü nedeniyle, Amasya iline bağlanır.

Amasya Taşova
Amasya Taşova

GENEL

İlçenin ortasından, Yeşilırmak geçmektedir. Yeşilırmak’ın suyu, ilkbaharda artar, yazın azalır. Rejimi düzensizdir. Ancak, tarımda sulamada yoğun olarak yararlanılır. İlçe merkezinde, Yeşilırmak çevresinde: önceki yıllarda başlatılan yeşillendirme çalışmaları, burayı tam bir yeşillik diyarı haline getirmiştir. Kıyı boyları: söğüt ve çam ağaçlarıyla bezenmiştir.

İlçe toprakları: dağlık ve engebelidir. Denizden yükseklik: 230 metredir.

Bölgede: geçiş iklimi görülür. Genellikle ılıman olan hava şartları, yazları kurak ve sıcak, kışları ise ilçe merkezinde ılık ve yağışlı geçer. Ancak, yüksek kesimler, soğuk ve yağışlıdır.

İlçe, tabii orman sınırları içinde kurulmuştur. Yer yer korunmuş ormanlar yoğunluktadır.

İlçenin ekonomisi: tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Şekerpancarı, buğday, arpa, üzüm, tütün, elma yetiştirilir. Sanayi kuruluşu olarak ise, yaprak tütün işleme tesisi bulunmaktadır.

Amasya Taşova Yeşilırmak

YEŞİLIRMAK

Asıl adı: Tozanlı ırmağı olmasına rağmen, yöre insanı tarafından “Yeşilırmak” olarak isimlendirilir. Köse dağından doğan ırmak, Almus Barajına kadar gider. Amasya şehrinden geçen ırmak: Taşova’yı da geçtikten sonra, Erbaa civarında, Kelkit ırmağı ile birleşir.

Orta derecede tuz ve çok miktarda alkali bulundurur. Çarşamba ovasını geçtikten sonra, Karadeniz’e dökülür. Tüm uzunluğu: 276 km. dir.

Biraz önce de, söylediğim gibi: akış bakımından çok düzensiz bir yapısı vardır. Mevsimlere ve hatta bazen günlere göre bile değiştiği söylenir. Geniş ve verimli tarım arazilerini, bazen, sular altında bırakarak, büyük zararlar verir.

Amasya Taşova

NE YENİR. NE İÇİLİR

Taşova denilince, buraya has, muhteşem lezzetli “bamya” var, bamya yemeği yemelisiniz.

NE SATIN ALINIR

İlginizi çekerse, Taşova yöresinden, kuru bamya satın alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

ALPASLAN MÜZESİ

İlçe merkezine bağlı, Alpaslan beldesindedir. 1991 yılında, Osmanlı döneminden kalan bir tarihi hamam, müze olarak düzenlenir ve 1994 yılından itibaren, burası, müze olarak halkın ziyaretine açılır.

Müzede: yöresel bir köy odası sergileniyor. Ayrıca: antik dönemlere, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait, ahşap işçiliğini yansıtan çeşitli objeler sergileniyor. Müzenin en değerli eseri ise: 13.yüzyıla tarihlenen, kasabanın kuzeyindeki bir ören yerinden bulunup getirilen, Selçuklu dönemine ait, orijinal bir ahşap sanduka ve türbe kapısıdır.

Amasya Taşova Borabay Gölü

BORABAY GÖLÜ

İl merkezine, 65 km. ve ilçe merkezine 15 km. uzaklıktadır. Amasya-Taşova karayolunun 44.km. sola ayrılarak, Taşova-Samsun karayolunu takiben, 14.km. den, tekrar sola ayrılarak ulaşılıyor.

Göl, denizden 1050 metre yükseklikte, krater gölüdür. Genişliği: 80 metre ve derinliği ise, 25 metredir. Doğu-batı yönünde uzanan bir vadide bulunmaktadır. 900×300 metre boyutlarındadır. Güney kıyısı, sarp ve diktir.

Bakanlar Kurulu tarafından, Turizm Merkezi olarak ilan edilmiştir. Bölgede: bungalov evler, gazino, kamp ve piknik alanları, yürüyüş parkurları var.

Gölün kıyısında, piknik ve yürüyüş yapabilirsiniz. Kayık ile, gölde gezebilirsiniz.

BARAKLI KALESİ

İlçe merkezine 2 km. uzaklıkta, Özbaraklı Beldesinin güneyinde: Kale tepesi denilen bir yerdedir. Kalenin, Romalılar döneminde, buradan geçen kervanları korumak için yapıldığı tahmin edilmektedir. Moloz taş ve kireç harçtan yapılmıştır. Günümüzde: gözetleme kulesi ve sur duvarları ayaktadır.

Amasya Taşova Baraklı Şelalesi

BARAKLI ŞELALESİ

E-80 kara yolu kenarındadır.

Baraklı köyündeki şelale: 8 metre yükseklikten akmaktadır. Yaz aylarında: şelale çevresine masalar ve sandalyeler konuluyor ve ziyaretçilerin burada piknik yapması sağlanıyor. Küçük bir tesis te var. Ayrıca: şelalenin kaynağının çıktığı, çanak tipindeki düz alan üzerinde, Roma ve Bizans dönemlerinden kaldığı sanılan kalıntıların, temel izleri görülüyor.

Amasya

2017.07.22-2.Amasya.1.Genel.1a
Amasya

Amasya, ülkemizin şirin şehirlerinden birisi. Buraya defalarca gittim. Özellikle: Yeşilırmak bu şehrin, en büyük güzelliğidir. Hatta: dünyada deniz olmayıp ta yalı boyu evleri olan tek şehir burasıdır. Ayrıca: tepenin yamaçlarında, çok uzaklardan bile görülebilen mağalar yani kral mezarları, şehir içindeki güzel müze ve müzenin bahçesindeki mumyalar. Güzel bir Amasya gezisi için, aşağıdaki satırlar, sizleri mutlaka en güzel şekilde yönlendirecektir. Amasya’ya gitmeyi düşünenler için, buyurun Amasya gezisi.

ULAŞIM

Ankara-Amasya 335 km. Ankara’dan çıkışta. Kırıkkale-Sungurlu-Çorum, Amasya. Evet, Amasya’nın öbür ucunda ise, Samsun var. Amasya-Samsun 131 km. Ankara’dan çıkışta, muhtemelen 4-4.5 saat sonra Amasya’ya ulaşabiliyorsunuz.

TARİHİ

Amasya’da tarihi süreç içinde, birçok uygarlığın egemenlik izleri görülür. Şöyle ki, bölgenin 7 bin yıllık tarihi söz konusudur. Özellikle; antik çağların meşhur coğrafya yazarı Strabon’un MÖ.1 nci yüzyılda, burada yaşamış olması, buranın tarihi geçmişinin ayrıntılı olarak günümüze ulaşmasını sağlamış. Ben, burada ayrıntılı tarihi geçmişi irdelemek istemiyorum. Çünkü; amaç, tarih dersi vermek değil. Gezilecek, görülecek yerleri anlatmak. Başlangıçta, isterseniz, şehrin isminin nereden geldiğine kısaca bakalım.

Bölgede çok etkin olan Mitridates krallığı döneminde, MS.2 nci yüzyılda, şehirde basılan sikkelerde: “Amasseia” ismi görülmekte. Strabon’a göre: Amazonların kraliçesinin ismi; Amasis. Demek ki, buralarda yaşadılar ve bu şehre de kraliçenin ismine atfen, “Amesia” ismi verilmiş olsa gerek. Neyse, şehrin ismine ait anlatılanlar bunlar.

Evet, tarihi süreçte: Hititler, Frigyalılar, Kimmerler, İskitler, Persler, Madedonyalılar (Büyük İskender)ın izleri ve etkileri görülür. Büyük İskender’in ölümünden sonra, bölgede Mitridates krallığı kurulur ve Amasya başkent olur. Özellikle; o dönemde, şehir bir kültür merkezi haline gelir.

Burada kurulan Pontus devleti

Trabzon’dan Sinop’a ve hatta Ege kıyılarına kadar bölgelere hakim olurlar. Bunların taş işçiliği öne çıkar, her bir kral için yapılan kral kaya mezarları ve kaya su kanalları onların zamanında yapılmıştır. Zamanla, Romalılar buraya saldırır, bir ve ikinci saldırıda başarılı olamayınca, Sezar bizzat ordusu başında buraya kendisi gelir ve Zile kalesi yakınlarında, Kral Mitridas’ın ordularını yener ve “veni-vidi-vici” yani “geldim-gördüm-yendim” meşhur sözünü burada söyler. Roma hakimiyeti, ardından Bizans ve Türkler bölgeye gelirler.

Burada; Danışmentoğlulları Beyliği kurulur. Bunların egemenlikleri yaklaşık 100 yıl sürer. 1175 yılında ise, şehir, Selçukluların egemenliğine girer. 1243 yılında Moğollar, 1393 yılında Osmanlılar bölgeye gelirler. Osmanlı döneminde: Amasya, şehzadelerin görev yaptığı bir sancak olarak ünlenir.

Şehirde, 12 şehzade görev yapar ve bunlardan 8 tanesi tahta geçer. 1603 yılında celali isyanlarında, şehir, yakılıp-yıkılır, yağma edilir. 1559 yılında, burada görev yapan Şehzade Beyazıt’ın İran’a firar etmesi nedeniyle, takip edilen dönemlerde hiçbir şehzade, burada bir daha görevlendirilmez.

Ancak en önemli olay: Yıldırım Beyazıt, Ankara savaşını kaybedince Osmanlı fetret devrine girer, Çelebi Mehmet, Amasya’dan hareketle Osmanlıya tekrar ayağa kaldırır ve Amasya, Osmanlının ikinci kuruluş yeri olarak tarihe geçer. Yine bir diğer önemli olay: 1914 yılında, Osmanlının son dönemlerinde, Amasya bir ticaret merkezi iken, dükkanlar ve kervansaraylarla dolu iken: 1915 yılında Ermeni tehcirinde, Ermeniler göç ettirilirken, kullanılan yollardan bir tanesi de buradan geçer.

Amasya’da yaşayanlarla birlikte göç ettirilen Ermeniler, şehirden ayrılırken, şehirde büyük bir yangın çıkar. Aslında muallakta olan ama Ermenilerin çıkardığı tahmin edilen bu yangın büyür ve şehrin yarısı yanar, günümüzde de bu bölüme “yangın yeri” ismi verilmiştir.

Şehrin tarihinde yine önemli bir olay: 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a çıkan büyük kurtarıcı Mustafa Kemal Atatürk, Samsun-Havza ve Amasya’ya gelir. Burada: Saraydüzü kışlasında Amasya Tamimi yayınlanır. Buna göre: “Halkın geleceğini yine halkın kendisi belirleyecektir” denir.

GENEL

Yeşilırmak, yüksek bir ovanın ortasında akan bir nehir. Nehir boyunca uzanan tarihi evlerin suya yansıyan görüntüleri muhteşem. Evet, Amasya, Yeşilırmak’ın iki yakasına kurulmuş. Yeşilırmak’ın kuzey kıyısındaki kale kalıntıları, kral mezarları ve Yeşilırmak arasındaki yerleşim alanı; dar. Bu yüzden, yerleşim ince bir şerit halinde uzanıyor. Şehrin asıl yerleşim ve gelişimi alanı ise, Yeşilırmak’ın güney kısmında. Evet, nehir tam ortadan şehri ikiye bölüyor. Dolayısı ile, bol miktarda köprü var. Tam 7 tane. Şehrin güzellik ve özelliklerini, aşağıda ayrıntılı olarak veriyorum.

AMASYA ELMASI

Amasya denilince, her yerde, ilk akla gelen, sanırım Amasya elmasıdır. Burada, Amasya’nın ismi ile bütünleşen misket elması yetiştiriliyor. Bu elma, özelliğini Amasya’nın coğrafi konumundan alır. Amasya elmasının bir yüzü kırmızı, diğer yüzü ise sarımtırak yeşil renge kaçar. İnce kabuklu ve hoş kokuludur. Sert ve dayanıklıdır. Uzun süre saklanmaya elverişlidir. Amasya’dan ne alınır derseniz, buranın en meşhur ürünü, evet Amasya elması veya belki seversiniz, kurutulmuş bamya da tercih edebilirsiniz. Son bir not: aslında Amasya, İç Anadolu bölgesinin meyve deposudur.

FERHAT İLE ŞİRİN EFSANESİ

Amasya denilince, akla gelen diğer özellik; Ferhat ile Şirin’in aşkını anlatan efsanedir. Amasya beyi: kendisine yeni bir konak yaptırmak istediğinde, ustalar aranır ve en iyi nakkaş ustası olarak Ferhat işe alınır. Zaman içinde, Ferhat, Bey kızı Şirin’e aşık olur. Ardından: Ferhat, kızını beyden istetir, bey kızını vermez, vermek istemez ama halkın çok sevdiği Ferhat’ı ve halkı bir bahane ile oyalamak adına: “Amasya’ya su geldiğinde kızımı sana vereceğim” der.

Ama su çok uzaklarda, Şahinkayası denen mevkidedir. Yani: imkansız gibi bir istektir. Ama Ferhat yılmaz, alır kazma-küreği eline ve başlar su kanalını kazmaya.

Aradan uzun zaman geçer, Ferhat’tan haber çıkmayınca, Bey: bir yaşlı kadını, Ferhat’ı kontrole gönderir. Yaşlı kadın, su kanalına girer ve kazma-kürek seslerini duyunca Ferhat’a bağırır “Ferhat sen burada kazıp dururken Şirin öldü”

Ferhat bunu duyunca, kazmasını havaya fırlatır, kazma döner döner Ferhat’a gelir ve Ferhat ölür. Ama ölürken “Şirin” diye haykırır ve haykırışı kayalarda yankılanır. Şirin bunu duyunca, kendisini kaleden aşağıya atar ve o da ölür.

Şehre su gelmiştir ve coşku ile akar. Ama bu iki genç birbirlerine kavuşamazlar. İkisi de yan yana gömülür. Her mevsim, mezarlarının üstünde birer gül biter, ancak iki mezar arasında da bir kara çalı çıkar. İki sevgiliyi, iki gülü birbirinden ayırmak için. Elbette: belki kafanızda şöyle bir soru gelişecektir. Bu mezarlar, bugün nerde? Evet, mezarlar yine Amasya’da. Ferhat dağının zirvesinde imiş. Elbette, bu mezarların sembolik olduğunu düşünmemek elde değil.

Sonuç olarak: günümüzde su kanalı içinde gezerken, hala kazma-kürek izlerini görmem mümkündür. 2500 yıllık su kanalı, 18 km uzunluktadır ve yaklaşık 1000 yıldır Amasya şehrine temiz su taşımaktadır.

YEŞİLIRMAK

Amasya denilince, Yeşilırmak da gözler önüne gelir. Yeşilırmak, Sivas’ın Köse dağından doğuyor ve Amasya’nın içinden geçerek Çarşamba’da Karadeniz’e dökülüyor. Toplam uzunluğu; 256 km. Amasya ovasından çıktıktan sonra, Ferhat boğazını geçiyor ve sonra bir vadiye girerek, şehre kadar ilerliyor. Şehrin ortasından akıyor. Nehrin batısı eski şehir. Kirlilik etkin. Sık sık, toplu balık ölümleri olmakta imiş.

2017.07.22-2.Amasya.5.Atatürk anıtı.1b
Amasya Atatürk Anıtı

ATATÜRK ANITI

“Amasya Tamimi Anıtı” olarak da isimlendirilir. Anıt 2007 yılında geçirdiği bir trafik kazasında hayatını kaybeden Devlet Sanatçısı Prof. Dr. Tankut Öktem tarafından 1981 yılında yapılmıştır. Öktem: yaptığı birçok Atatürk anıtında, genellikle Atatürk’ü yalnız göstermekten ziyade, yarattığı toplumla birlikte göstermeyi tercih etmiştir. Anıtın ön tarafında: iki din adamı (Müftü Hacı Hafız Efendi ve Vaiz Abdurrahman Kamil) görülür.

Bu iki din adamının milli mücadeleye katkıları söz konusudur. Anıtın yan tarafında eli baltalı bir kişi gösterilmiştir. Bu kişinin net olarak kimliği bilinmediğinden ve bu konuda birçok tez ileri sürüldüğünden, ayrıntıya girmek istemiyorum. Bu kişinin “Gabaş Ali” isimli biri olduğu ileri sürülüyor, ancak bu iddia kanıtlanmış değildir. Daha gerçekçi bir iddia, Atatürk tarafından söylenen bir söze dayandırılıyor “Gerekirse baltaları alır, savaşa gideriz”

2017.07.22-2.Amasya.3.Saat kulesi.2
Amasya Saat Kulesi

AMASYA SAAT KULESİ

1865 yılında Amasya valisi Ziya Paşa tarafından yaptırılmıştır. Ancak 1938 yılındaki depremde hasar görmüş, 1940 yılında köprünün yeniden inşaatı sırasında yıktırılmış ve 2002 yılında yeniden inşa edilmiştir. Amasyalılar için saat kulesinin özel yeri vardır. Bu özelliğin hikayesi şöyledir: “Anadolu’nun işgali sırasında Merzifon’a yerleşen İngilizlerin 2 subayı, Mordros Mütarekesinin ardından Amasya’ya gelerek, cezaevinin boşaltılmasını, mahkumların serbest bırakılmasını isterler.

Ancak bu istekleri kabul edilmez, bunun üzerine ertesi günü Amasya’ya gelen İngilizler Amasya valisi Sırrı Beyi tutuklamak isterler. Bu arada bir gurup İngiliz askeri, saat kulesinin kapısını kırarak içeri girer ve kulenin üstündeki Türk bayrağını indirerek İngiliz bayrağı çekerler. Bu olay, Amasya’da büyük tepkilere sebep olur. Halk meydana toplanır. Bu sırada: Müftü Hacı Tevfik Efendi, Kadı Ali Himmet Efendi ve Hoca Bahaeddin Efendi meydana gelerek halkı sakinleştirir.

Bu sırada aniden bir fırtına çıkar ve her kez korku ile yere yığıldığında, saat kulesinin tepesinde dalgalanan İngiliz bayrağı parçalanır ve Yeşilırmak sularına savrulur. İngilizler bu gördüklerinden çok etkilenir ve korkarak kaçarlar, Hükümet konağına sığınırlar. Halk ise, kuleden indirilen Türk bayrağını yine kuleye çeker.

AMASYA KALESİ

Ramazan ayında, iftar saatlerine yakın, üstlerinde orijinal kırmızı renkli kıyafetleriyle, Belediye bando takımının, bu kalede, marşlar çaldığı hakkında, televizyonlarda haber çıkmıştı, belki hatırlarsınız. Evet, şehre hakim bu kale, şehrin kuzeyinde. 3 bölüme ayrılıyor. Bunlar; içeri şehir (Hatuniye Mahallesi), Kızlar Sarayı ve Yukarı kale (Harşena)

İÇ ŞEHİR (HATUNİYE MAHALLESİ)

Yeşilırmak nehri boyunca, İstasyon Köprüsü ile Hükümet Köprüsü arasında kalan, yaklaşık 800 m. lik bir alanda Hatuniye Mahallesi kurulu. Bu mahalle de, Yeşilırmak kuzeyinde yükselen antik sur duvarı üzerinde, Osmanlı dönemine ait Amasya evleri, hamam ve cami var. Aşağı kale olarak adlandırılan bu bölüme: İstasyon köprüsü, Magdenus köprüsü (Beyazıt Camii karşısındaki) ve Hükümet köprüsünden girmek mümkün. Kızlar sarayı ise, demiryolu ile, Hatuniye mahallesinden ayrılmış.

2’NCİ BEYAZIT KÜLLİYESİ

Cami ve medresesi günümüze kadar ulaşmış ama tabhanesi ulaşmamıştır. Aş evi ile birlikte büyük bir komplekstir. 1520’li yıllarda yapılmıştır, yenilemelerle beraber günümüze kadar gelmiştir. 2’nci Beyazıt, burada vali iken, Kızlar Sarayı’na kendisinin tahta geçeceğine dair müjde gelir ve bu müjdenin karşılığında kendisinden bir cami isterler.

Böylece bu caminin inşaatı başlar, ancak yapımı 12-13 sene sürer ve oğlu Şehzade Ahmet tarafından (mezarı günümüzde hemen yan taraftadır) tamamlanır.

Medrese 8 odalıdır ve günümüzde kütüphane olarak kullanılmaktadır. Onun hemen yan tarafında, ağacın hemen yanında bir bina var, burası muvakithane yani güneş saatidir. Burası merkez camisi olduğundan, Amasya ve çevresinin namaz saatleri burada düzenlenirdi. Yine burada minarenin altında, girişte bir “vav” işareti var, bu işaret te buranın merkez camisi olduğunun göstergesidir. Caminin iç mekanı 2 ana kubbeli ve son cemaat yerinde ilaveten 5 kubbelidir. Mukarnaslı bir giriş vardır.

İçeriye girince, yukarıya bakınca yukarıda size bir baykuş bakıyor gibi görülür. Yan tarafta da küçük nişler bulunuyor. Onlar da baykuşun kanatlarını temsil ediyor. Baykuş “bilgelik” sembolüdür. İçeride mihrap ve minberin üst tarafında bir pano var. Panoda simetrik çift “vav” işareti var. Bunlar da göz gibidir. Buraya girenler karşılarında onu görünce, insanlara şu hatırlatılır “siz yaradanın huzuruna giriyorsunuz, ne yaparsanız yapın, her tarafta yaradan sizi görecektir”

Giriş kapısının sağ tarafında bir pano var.

Onun üstünde de bir yazı vardır. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’daki Topkapı Sarayını yaptırınca, sarayın girişine sarayın kendisi tarafından yaptırıldığı hakkında bir hat yazdırır. 2’nci Beyazıt, yani Fatih Sultan Mehmet’in oğlu da, burayı yaptırınca, benzer bir hat yazdırır, bu hat yazısında “karaların fatihi, denizlerin hakimi, Konstantinopolisin fatihi, Fatih Sultan Mehmet’in oğlu tarafından yaptırılmıştır”

Camide, kapının yan tarafında bir balkon görülüyor. Üst tarafta, bu balkonun işlevine gelince: burası sonuçta bir şehzade camisidir. Şehzade camiye geldiğinde, özellikle bayram ve cuma namazlarında burada büyük kalabalıklar toplanır ve insanların bir çoğu cami dışında namaz kılmak durumunda olurlar. İçeride ses sistemi iyidir ama dışarıya doğru ses sistemi yoktur.

Balkon yardımı ile dışarıya doğru bir ses sistemi yapılmıştır. Bu balkona: bir çocuk veya sesi gür müezzin çıkarılır, içeride hoca “allahü ekber” deyince, bu balkondaki kişi dışarıya doğru hocanın söylediklerini bağırarak tekrarlar ve arka tarafa doğru ses yankılanırdı. (Son bir not: Ağustos 2017 tarihinde cami tadilat nedeniyle kapalı idi, yani içini görmek mümkün değil.)

2017.07.22-2.Amasya.2.Minyatür müzesi.2a
Amasya Minyatür Amasya
2017.07.22-2.Amasya.2.Minyatür müzesi.2c
Amasya Minyatür Amasya

MİNYATÜR AMASYA

Külliyenin hemen arkasındaki bu mekanı mutlaka gezmenizi öneririm. Amasya’nın eski durumu, maketlerle canlandırılmıştır. Bir görevli: gezmeye gelen guruplarla birlikte içeriye giriyor ve eski Amasya’ya yaklaşık 3-4 dakika anlatıyor. Ardından: 3 dakika boyunca ortam kararıyor ve tavandaki yıldızların altında, Amasya şehrinin gece görüntüsü canlandırılıyor. Bu gösteriyi izlemenizi öneririm.

AMASYA GÖK MEDRESE

Türkiye’deki en önemli 3 medreseden birisidir. 1266 yılında Torumtay tarafından yaptırılmıştır. İçerisinde mavi-turkuaz çiniler vardır. Üst tarafta açılır-kapanır kubbe bulunur. İçeride bir havuz vardır ve gökyüzü burada incelenir.

KIZLAR SARAYI

İç kalenin üzerinde bulunan mağaranın altında. Kalenin güney eteğinde. Osmanlılar zamanında yapılmış. Sinop mutasarrıfı İsfendiyar Beyin torunu Doğrak Hatun, Amasya’ya geldiği zaman, Selçuklu sarayında kalamamış ve onun üzerine bu saray yaptırılmış.

Bu saray yapıldıktan sonra ise, İsfendiyar Beyleri, Amasya’yı bir üs olarak kullanmaya başlamış ve bu sarayda ikamet etmişler. Burada, takip eden dönemlerde ise, 150 yıldan uzun süre, Osmanlı şehzadeleri ve bunların aileleri kalmış. Yani; burası, 1852 yılına kadar aktif olarak kullanılmış. Bu tarihten sonra ise, Amasya ayanına terkedilmiş. Daha sonra ise, kendi haline bırakılmış. Bugün, tamamen harap olmuş durumda.

YUKARI KALE (HARŞENA)

Yeşilırmak’ın kuzeyinde, Harşena dağı üzerindeki dik kayaların üzerine inşa edilmiş. Yeşilırmak’tan 300 m. yüksekte. Enderun kalesi olarak da biliniyor. Bu iç kaleyi, Pontus kralı Mitritates’in, MÖ.250 yılı dolaylarında yaptırdığı sanılıyor. Kalenin içi kesme taş, surları ise moloz taştan yapılmış. Önemli tepe noktaları ise, kesme taşlardan yapılmış. Sur duvarlarının çoğu, bugün ayakta.

Kalenin; 4 kapısı var. Bunlar: Belkıs, Saray, Maydonos ve Meydan kapıları. Kalenin içinde; sarnıçlar, su depoları, burç ve cami kalıntıları var. 1146 yılında, Selçuklu sultanı I. Mesud, Amasya’yı kendine merkez yapmış. İç kaleye ise; cami, medrese, hamam yaptırmış. Ölünceye kadar da burada oturmuş. Kale ile Yeşilırmak arasında kalan bölümde, 8 tane savunma kademesi var. Kale, birçok kez el değiştirmiş ve tahrip olmuş. Persler, Romalılar, Pontus ve Bizans egemenlikleri dönemlerinde saldırıya uğrayan kale, yüzyıllar içinde yakılmış-yıkılmış ve her seferinde yeniden inşa edilmiş.

CİLANBOLU KUYUSU

Amasya kalesinde, çok sayıda dehliz ve su kuyusu var. Bu kuyuların en ünlüsü ise Cilanbolu dehlizi. Bu dehliz; Harşema kalesinin orta yerinde, büyük kapının hizasındaki yüksek yerde bulunuyor. Güneyden kuzeye doğru ilerliyor. 150 kadar basamakla aşağıya iniliyor. Daha aşağılarda, tahribat sonucu merdivenler kaybolmuş. Kuyunun girişi geniş ve yuvarlak.

Önce kagir olarak başlatılan kuyu, aşağılara inildikçe kayaların oyulması biçiminde devam ediyor. İnilen yerin çapı 8 m. Bu dehlizin; ilk yapıldığında, kaleden 70 m. aşağıda Yeşilırmak nehrine ve kral mezarlarına kadar ulaştığı sanılıyor.

KRAL MEZARLARI

Amasya kalesi eteklerindeki kalker kayalara oyulmuş 3 mezar var. Helenistik dönemlerde, Harşema dağının güney eteklerine yapılmış. Yamaçlarda, yerden 20-25 m. yükseklikte, düz bir duvar halindeki kalker kayalara oyulmuşlar. Ancak; birbirine çok yakın oyulmuşlar. Yapıları ve mevkileri itibarıyla, hemen dikkati çekiyor. Strabon’a göre: kaya mezarları, Pontus krallarına ait. Buraya çıkabilirsiniz. Buradan; kıvrım kıvrım akan Yeşilırmak ve Amasya’yı izlemek gerçekten çok keyİfli. Pek, buraya nasıl çıkılıyor?

Hatuniye mahallesinin dar sokaklarından ve tren yolunu geçerek çıkılıyor. Kayaya oyulmuş yollar ve merdivenler var. Bu kaya mezarların içlerinde, arkalarına oyulmuş geçitler çok ilginç. Bu bölgedeki büyük mezarların birinin yanında, buradan Yeşilırmak’a kadar uzandığına inanılan bir tünelin başlangıcı bulunmuş.

Kral kaya mezarlarının en büyüğü; galeri ve merdivenlerle çıkılan, batı yönündeki en son mezar. Bu mağaranın yüksekliği 15 m. genişliği 8 m. ve derinliği ise 6 m. Mezar odası girişi, diğer mezarlardaki kapılardan daha yüksek. Büyük kral mezarı olarak adlandırılan mağara, cephe itibarı ile büyük tahribata uğramış. En solda yer alan mezar, ortadaki mezar sahibini gölgede bırakmak amacıyla, ön plana çıkarılmış.

Kızlar sarayının alt kısmında ve demiryolu tünelinin üzerinde bulunan bir mezar daha var. Diğerleri gibi blok kayaya oyularak yapılmış. Diğer kaya mezarlarından farklı olarak, etrafı oyulmamış. Ayrıca, mezar odasına çıkmayı kolaylaştıracak taş merdivenler yapılmamış. Mezar odasının sağ ve sol kenarlarına yapılan sütunlar ise, daha sonraki dönemlerde kırılmış.

Mağaraların bütününde görülen, kapaksız 2-3 m. arasında değişen yükseklikte, kapıya benzer girişler var. Bu mağaraların ortak özellikleri; mağaraların etrafı geniş biçimde boş bırakılmış, bunun nedeni ise, bazı mezarların tavaf edilmesi, bazılarınında, kayalardan sızan suların hava ile temas ederek, mezar odasının korunmasının sağlanması.

Vadi içinde

Toplam 18 tane kral mezarı tespit edilmiş. Helenistik dönemde, Amasya’yı MÖ.333-26 yılları arasında kullanan Pontus kralları, öldükten sonra yeniden doğacaklarına inandıkları için, kendilerini korumak amacıyla, bu kaya mezarlarını dağlara oydurmuşlar.

Kral kaya mezarları: bazı dönemlerde hapishane ve cezalandırma mekanları olarak da kullanılmış. Örneğin: IV. Mitridates, kendisi ile yapılan barış görüşmelerinde zorluk çıkaran Romalı elçileri, demiryolu geçidinin hemen üzerindeki mezara hapsettirmiş.

1075 yılında, Amasya’yı fetiheden Malik Ahmet Danışment Gazi, mezarların içindeki Pontus devrinden kalma gömüleri kaldırtmış. Yine o dönemlerde, Hıristiyan keşişlerin bu mağalar da inzivaya çekildikleri bilinmekte.

FERHAT SU KANALLARI

Roma dönemine ait, antik Amasya kentinin su ihtiyacını karşılamak üzere yapılmış. Kayalar oyulup tüneller açılarak, yer yer duvar şeklinde, tonozlu bir biçimde, arazi eğimine göre, su terazisi sistemine uygun olarak yapılmış.

Yaklaşık 75 cm. genişliğinde ve toplam 18 km. uzunluğunda bir kanal sistemi. Bu kanalın, 2 km. uzunluğundaki bölümü, Ferhat arası mevkiinde, karayoluna paralel olarak uzanıyor ve görülebilmekte.

AMASYA EVLERİ

19’ncu yüzyılda yapılmış ve bugün bölge SİT alanı ilan edilerek koruma altına alınmış. Evler, genellikle yan yana ve bitişik nizam olarak düzenlenmiş. Bu konut tipi mimarisinin en güzel örneklerini; Yalıboyu evleri olarak Yeşilırmak kenarında, tarihi sur duvarı üzerinde görmek mümkün. Geleneksel Osmanlı evinin bütün özelliklerini taşıyorlar. Buradaki evlerden birini gezmek, sanırım hoşunuza gidecektir.

YALIBOYU-HAZERENLER KONAĞI

Yalıboyu evleri, İstanbul Boğaziçi’ndeki yalıların manzarasını andırıyor. Ama yalı yerine, sıra sıra konaklar getirin gözünüzün önüne. Zaten, Amasya resimlerinde bunları görüyorsunuz. Özellikle, Yeşilırmak üzerine yansımaları muhteşem güzel bir görüntü ortaya çıkarıyor.

Evet, bu konaklardan en ilgi çekeni; Hazerenler Konağı. Burası, onarılmış ve 1983 yılında müze haline getirilmiş. Konak çok büyük. İç mekanlar geniş ve ferah. Kalabalık ailelerin nasıl yaşadıklarını betimleyen bir yapısı var. İki ebeveyn odası, oturma odası, haremlik, selamlık odaları, mutfak, kiler, tuvaletler var. Oturma gurupları: duvar ve cam boyunca uzanan sedirlerden oluşuyor.

Dolaplar, genellikle yer kazanmak için duvar içinde, gömme dolap olarak yapılmış. Isınma için kocaman mangallar kurulmuş. Konakta yaşanılan zamanları betimlesin diye; gündelik hayata ait yerel kıyafetler giydirilmiş mankenler, evin bölümlerine yerleştirilmiş. Elbiseleri, kadife üzerine sırma işlemeli. Takılar ağır ve inanılmaz emek sarf edilmiş görüntüsü veriyor. Evet, konağa mutlaka gidin ve gezin. Küçük bir avludan giriyorsunuz ve dar ve dik ahşap merdivenlerden yukarı çıkıyorsunuz. Bu arada, ayakkabılarınızı çıkarmayı unutmayın.

AMASYA MÜZESİ

1980 yılında hizmete açılmış. Bölgede egemenlik kurmuş olan 12 ayrı medeniyete ait arkeolojik, Etnografik eserler ile sikke, mühür, el yazması ve mumyalar sergilenmekte. Müzede görülmeye değer bir eser daha var. Bu; fırtına tanrısı Teşup heykeli. MÖ.1400-1200 yılları arasındaki bir dönemde yapıldığı sanılıyor. 1962 yılında, Doğantepe yakınlarındaki kazılarda bulunmuş. Hitit dönemine ait bu tanrı heykeli, bronz döküm tekniğiyle yapılmış. 21.5 cm. boyunda ve 1340 gr. ağırlığında. Hitit imparatorluk dönemi kaya kabartmalarında yer alan tanrı tasvirleriyle, özellikle de, Boğazköy ve Yazılıkaya açık hava tapınağındaki tanrı kabartmalarıyla benzerlik göstermesi ilginç.

Evet, bir diğer görülmesi gereken yer; bahçe içinde. Selçuklu sultanı I. Mesud’a ait bir türbe var. Burada; 8 mumya bulunmaktadır. (Son gittiğimde yani Ağustos 2017 tarihinde, bu mumyaların türbeden alınarak müzeye yerleştirildiğini gördüm.)

Yalnız, burada bir şey söylemek istiyorum. Mumyalar, malum biraz ürkütücü. Gerek siz ve gerekse çocuklarınızın, bu görüntülerden ürkeceğini sakın unutmayın. Gerekiyorsa, girmeyin veya çocuklarınızı buraya sokmayın.

14ncü yüzyılda, burada nazırlık ve emirlik yapmış olan bir şahıs ve aile efradına ait mumyalar. Bunlar; aslında, Moğol ırkından gelen İlhanlılar. İslam inancında, mumyalama uygulaması yok. Ama gelenekler gereği, önemli bu aileye mumyalama uygulanmıştır. Çünkü bu ailenin yani şehrin o dönemdeki yöneticilerinin halk tarafından çok sevildiği söyleniyor. Camekanlı sandukalar içinde sergileniyorlar. Mumyaların üzerinde, ince bir çamur tabakası göreceksiniz, daha önce bulundukları yeri sel basmış, o olayın hatırası.

Müzenin bahçesinde; bir lahit göreceksiniz. Bu lahit roma dönemine ait bir mezar lahdi. Üzerinde yazan yazıt ilginç: ” Saygı ve merhamet duygusuyla yaklaşanlar, tanrıdan iyilik görsünler. Ancak kötü niyetle yaklaşanlar ve mezarı ele geçirmeye çalışanlar veya bir kötülük yapanlar için, bu dünya basılmaz, denizler aşılmaz olsun. Çocuklarının ve karılarının hayrını görmesin, rızkı azalsın ” Evet, biz iyi niyetle yaklaşıp, baktık.

Amasya Oluz Höyük
Amasya Oluz Höyük
Amasya Oluz Höyük

      

OLUZ HÖYÜK

Amasya şehir merkezinin, 25 km. güneyinde, Geldingen ovasının batı kısmındadır. Merkeze bağlı “Tokluca köyü” yakınlarındadır.

Burada bir höyük var. Bu höyük üzerinde, yapılan incelemelere göre, tarihi süreç içinde, 9 kent kurulmuş ve bu kentlerden, 4 tanesinin kalıntıları, günümüze nispeten sağlam olarak ulaşabilmiştir. Bölgede: iki tür mezar kalıntısı görülmektedir.

Bunlardan birinci tür, açılan büyük bir mezar ve buraya adeta atılan iskeletler ve ikinci tür ise, İslami usullere göre gömülerin yapıldığı mezarlardır. Dolayısı ile, İslami usullere ait gömülerin yapıldığı mezarların, burada daha önceki mezarların bulunması nedeniyle, yani bir mezarlık olması nedeniyle gömüldükleri düşünülmektedir.

Evet, burada: yaklaşık 100 civarında mezar bulunduğu tahmin ediliyor. Bugüne kadar, bu mezarlardan yalnızca 2 yetişkin ve 1 çocuğa ait 3
tanesi açılabilmiştir.

Bu mezarlarda: İslami usullere göre gömülmüş cesetlerin sağlam iskeletlerine ulaşılmıştır. Bunların: 10-11’nci yüzyıllardan kalma
olduğu ve göçebe Türklere ait olduğu anlaşılmıştır. Ama ilginç olan: bu mezarların yanlarının kiremitle döşenmesidir. Çünkü, bu tür mezar geleneği: Roma-Helen uygarlıklarında görülmektedir. Ama, bu kiremit döşeli mezarlardaki iskeletlerin İslami usullere
göre gömüldükleri anlaşılmaktadır ve ilginç olan budur. Bu durum ilgililer tarafından şöyle izah edilmektedir.

Göçebe toplumlar: herhangi bir yerleşimleri olmasa da, kendileri dağlarda yaşarken, mezarlarını: ekilip-biçilmeyen, başkaları
tarafından sahiplenilmemiş, insan hafızasında kalabilecek yerlere yaparlarmış. Yani burası bir mezarlık noktasıdır. Ancak, burası aynı zamanda bir höyüktür. Ancak, belirtilenlere göre: bu insanlara ait, yakın ve uzak çevrede herhangi bir yerleşim izi görülememiştir.

En ilginç buluntu: yine İslami usullere göre gömülmüş olan ve 1000 yıllık: 6 yaşında bir kız çocuğuna aittir. Bu mezarda: iskeletin sol kulağında tunç küpe, sağ kulağında ise muska şeklinde bir küpe ve göğüs kısmında, tunç çengelli iğne bulunmuştur. Bu küpelerin benzerlerine, daha önce rastlanmamış
olması ilginçtir. Yani, İslam sanatına göre üretilmiş oldukları düşünülmektedir.

Sonuç olarak

1071 tarihi ve Malazgirt, yalnızca bir semboldür. Türklerin: bu tarihten yüzyıllar önce, Anadolu’da bulundukları, ama göçebe olarak sabit bir yere yerleşmedikleri anlaşılmaktadır. Göçebe oldukları için, herhangi bir yerde kalıntılara bugüne kadar ulaşılamamıştır. Bu nedenle, buradaki mezarlık, İslami usullere göre hazırlanmış olması nedeniyle ilginçtir ve Türklerin: Malazgirt’ten yıllar önce, Anadolu’da bulunduklarının en büyük kanıtıdır.

Zaten: Türkler, Malazgirt’ten önce, yaklaşık 200 yıl kadar, Van gölü kıyısında “Ahlat” ve “Adilcevaz” yöresinde bulunmuşlar ve bu durum: bu mahallerdeki gerek mezar taşları ve gerekse kültürel yapı tarzları ve diğer imgeler ile ispatlanmıştır. Bu mezarlık: aynı dönem öncesinde, Türklerin, Anadolu içlerinde göçebe olarak yaşadıklarını kanıtlamaktadır.

Yalnızca kanıt değil, aynı zamanda: özellikle kız çocuğu mezarındaki buluntular: göçebe Türklerin, neler giydikleri, takıları ve fiziksel özelliklerini de ortaya koymaktadır. Hatta, kız çocuğu mezarında, üzerindeki kefen örtüsünün büyük kısmı günümüze kadar ulaşmıştır ki, bu durum, o döneme ait dokuma özelliklerini de göstermektedir. Hatta, buna Anadolu bezi denilebilir.

Oluz höyük bölgesinde

Bu düzenli mezarlar dışında: daha eski dönemlere ait, iskelet topluluklarının bulunduğu bir mezar kalıntısı daha
bulunmuştur. Bu kalıntılarında, MÖ.5’nci yüzyıldan kalma olduğu, açılan bir çukura, üstün-körü atıldıkları anlaşılmaktadır. Yani, büyük olasılıkla öldürülmüş ve buraya gömülmüş oldukları düşünülmektedir. Yani, Amasya yöresinde, bilinen en eski cinayet kalıntıları.

GEZİ ROTASI-PLANI

Evet; Amasya’da nereyi gezelim, nereyi görelim, ne alalım, ne yiyelim. Ben; bu şehirde görmeniz gereken yerleri tek tek yazdım. Siz; burada kalış sürenize göre, buralardan seçeceğiniz yerlere gidin, gezin, görün. Amasya’nın tarih kokan sokaklarına dalın, yürüyün. Şehir belirgin bir biçimde, Osmanlı izleri taşıyor. Yeşilırmak, başlı başına şehrin atmosferini etkilemiş.

Bunun kıyısındaki, çay bahçelerinde mutlaka oturun, çayınızı yudumlarken, ırmağı izleyin. Ancak, şehrin neresine başınızı çevirirseniz çevirin, karşınıza mutlaka kayalara oyulmuş kral mezarları çıkıyor. Celali isyanlarında; şehrin ileri gelenleri, kral mezarlarının bulunduğu mağaralara çıkarak canlarını kurtarmışlar.

Yani; bu mezar mağaralarının, şehrin yaşantısında, daima yeri ve önemi olmuş. Kral mezarlarını görmek için, yamaca tırmanmak belki biraz sizi yorar ama sonuçta, buna değeceğini göreceksiniz. Gerçi kral mezarlarının bakımsızlığı ve ziyaretçilerin sağa-sola attıkları çöpler ve yazdıkları yazılar, sizi biraz öfkelendirecek ama sonuçta, ülkemizdeki tarihi eserlerinin hepsinin ortak kaderi bu değil mi?

Evet; Amasya size ne verecek. Buram buram tarih kokan bir kent.

İyi tatiller.

Isparta Sütçüler

Isparta Sütçüler

 

Isparta Sütçüler;

Sütçüler ilçesi, il merkezi Isparta’ya 123 km uzaklıktadır.

Hitit metinlerinde bugünkü Sütçüler ilçesi topraklarının içinde bulunduğu bölgenin ismi Pitaşşa olarak geçer. Bölge MÖ 334-323 tarihleri arasında Büyük İskender’in kontrolüne girer. Ölümünden sonra ise Sleukosların eline geçer. MÖ 188 döneminde Seleukoslar Toroslara kadar olan kısımlardan geri çekilirler ve bölge Romalılar tarafından Bergamalılara bırakılır. MÖ 188-133 yılları arasında Bergamalılar döneminde bölgede Sağrak köyü yakınlarındaki Adada, Kesme civarında Kocaköy Asarı ve Kasımlar yolu üzerinde Zorzila bulunur.

395 yılında bölge Bizans sınırları içinde kalır. 1204 yılında ise Anadolu Selçuklularının eline geçer. 1301 yılına kadar, Feleküddin Dündar Bey tarafından kurulan Hamitoğulları Beyliği hakimiyetine girer. 1868 yılında Bucak, Cumhuriyetin ilk yıllarında ise “Bavullu” olarak adlandırılan nahiye merkezi, bulunduğu yerin dağlık ve engebeli olması nedeniyle, dağ anlamına gelen “Cebel” adını almış, 1938 yılında bucak, İlçe yapılmıştır.

GENEL

İlçe Isparta ilinin güneyindedir. Kuzeybatısında Eğirdir ve güneyinde Antalya-Serik ve Manavgat ilçeleri vardır. Rakımı 250 metre ile 2500 metre arasında değişir.

Isparta Sütçüler

GEZİLECEK YERLER

Isparta Sütçüler Seferağa Camii

SEFERAĞA CAMİİ

İlçe merkezinde Cami mahallesindedir. Giriş kapısında yapım tarihi olarak 1184 yılı yazılıdır. Cami, genel özellikleri itibarı ile, ana mekanı kare planlı, ana mekanın kuzeybatı köşesinde minaresi ve kuzey cephesinde son cemaat yeri bulunan bir yapıdır. Kesme ve moloz taş kullanılarak yapılmıştır.

Cami, kare mekanlıdır ve tek kubbe ile örtülmüştür. Kubbe içi çevresi ve yüksek kottaki pencere çevrelerinde renkli kalem işi süslemeler vardır. Üst kattaki pencereler: çeşitli geometrik biçimlerde vitray şeklindedir. Minarenin yapım tarihi 1590 yılıdır. Bahçede sekizgen bir şadırvan vardır.

Isparta Sütçüler Adada

ADADA

Savaşın ve dinin merkezi. Adada antik kenti: Türkiye’de ayakta kalan antik kentler içinde, hemen hemen en önemlilerinden biri olmasına rağmen, burası hala görmezlikten geliniyor. Özellikle: antik şehrin tam ortasından yol geçirilmesi, inanılacak gibi değil. Buraya gittiğinizde göreceğiniz kalıntılar o kadar muhteşem ki, sanki daha yeni yapılmış gibi, dimdik ayakta durmaya çalışıyorlar.

Isparta Sütçüler Adada

Yeri

Isparta-Sütçüler karayolu üzerinde, Sağrak köyüne 2 km ve il merkezine ise 90 km uzaklıktadır. Isparta’nın ve Kovada Gölünün güneydoğusunda bulunan antik kent: Eğirdir’den sonra Sütçüler’e uzanan asfalt yoldan, 50 km. gidildikten sonra ulaşılır.

Ayrıca: Isparta’yı, Antalya’ya bağlayan yeni Aksu yolundaki Kovada-Eğirdir ayırımından, Adada şehrine ulaşmak mümkün. Ancak: bu yolun bir kısmı daha tamamlanmamış durumdadır. 

 

Isparta Sütçüler Adada

Genel

Pisidia bölgesi şehirlerinden biridir. MÖ. 7000 yıllarından itibaren, Anadolu’da önemli bir kültür bölgesi olarak öne çıkmıştır.

Çevresi: çam ve ardıç ağaçlarıyla kaplı tepelerle sarılmıştır. Bölgenin değil, Anadolu’nun en sağlam kalabilmiş antik kentlerinden biridir. Bölge halkı: bu yöreyi, Karabavlu yaylası olarak isimlendirmiştir. 

Sütçüler ilçesinin eski adı olan “Baulo” ve “Karabaolu” veya “Karabavlu” adlarının ise “Aziz Paul” adından geldiği düşünülüyor. Çünkü: Aziz Paul: Perge bölgesinden, Antiokheia (Yalvaç) bölgesine geçerken: buradan geçmiştir. 

Adada şehrinin adı: Anadolu’nun eski yerli halkının dili olan “Luwice” yada “Pisidce” dilinden geldiği düşünülmektedir. Bunun yanında: Ada kök sözcüğünün “Uda/hisar/kale” sözcüklerinin birleşiminden türemiş olduğu başka bir varsayımdır.

Ünlü coğrafya bilgini Strabon’a göre: kentin ismi, ilk olarak: MÖ. 1’nci yüzyılda, Artemidoros tarafından anılır. Hierokles ise, kent ismini “Odada” olarak yazar.

Adada kentinde bilinen ilk sikke:

MÖ. 1’nci yüzyılda basılmıştır. Bu sikkelerin: bir yüzünde boğa başı (Bukranion), diğer yüzünde ise geometrik merkezli, üç başak (triskeles) kabartması bulunur. Bu kabartma: güç simgesidir. Aynı kabartmanın işlendiği bir taş: Batık kentte bulunmaktadır.

Kentin, Romalıların egemenliğine geçmesinden sonra basılan paralarda ise: bir yüzünde, o dönemin imparatorluğunun başı, diğer yüzünde ise Zeus, Athena ya da aslan postu sarınmış Herakles başı kabartmaları görülür.

Roma döneminde: kentlerin bir imparator tapınağına sahip olması ve ona bekçilik yapması “Neokoros ünvanı” olarak tanımlanıyordu. Adada şehri, bu şerefe layık görülen ender kentlerden biridir.

Isparta Sütçüler Adada Şehrinin Hikayesi

Şehrin Hikayesi

Adada şehrinin adı, ilk kez MÖ.1.yüzyıl yazarlarından, Artemidoros tarafından verilmiştir. Ünlü coğrafya bilgini Strabon, Ptolemaios ve Bizans tarihçesi Hierokles’in yazılarında görülür.

Ancak kentin tarih sahnesine çıkışı: Termessos şehrinde bulunan bir antlaşma metnidir. Bu metin: MÖ. 2’nci yüzyıla tarihlenir. Bölgenin önemli kentlerinden olan: Termessos şehri ile, Adada arasındaki bu dostluk antlaşması; bazı araştırmacılara göre, bu iki kent arasında, ortak düşmanları olan “Selge” kentine karşı yapılmıştır. Kent: Termessos kenti için, paralı asker temin etmektedir.

Adada ve Termessos şehirleri: dışta Selge ve içte demokrasi düşmanlarına karşı yardımlaşmak için bu anlaşmayı kabul etmişlerdir. Antlaşmanın tarafları: karşılıklı olarak, herhangi bir saldırı veya demokrasiyi yıkma girişimine karşı birbirlerinin yardımlarına koşmayı taahhüt ederler. Sonuçta, bu antlaşma: hem Termessos ve hem de Adada şehri için, büyük önem taşır. Bu sayede: iki kentin, idari açıdan demokratik bir yapıya kavuştuğu ve şehir devleti (polis) benzeri bir statü kazandıkları görülmektedir.

Bu antlaşmanın bir diğer özelliği de: bu iki kent halkı arasındaki kan bağı bulunmasıdır. MÖ. 133 yılında, Bergama krallığının dağılması ve topraklarının Romalılara kalmasından sonra: Pisidia kentlerinin çoğunluğu, bölgede, bağımsızlıklarını devam ettirmişlerdir.

Adada şehrinin ilk sikkeleri, bu dönemde basılmıştır. Yapı faaliyetleri ise: MS. 212 yılında çıkarılan bir kanunla, İmparatorluk toprakları üzerinde yaşayan herkese “Roma Vatandaşlık Hakkı” verilmesi sonucu: hız kazanmış, ancak, MS. 3’ncü yüzyılda bu hızını kaybetmiştir.

Ünlü coğrafya bilgisi Strabon’a göre:

Dağlarda yaşayan Pisidialılar, komşuları olan Kilikyalılar gibi, tiranlar tarafından yönetilen, ayrı kabileler halinde yaşarlar ve korsanlık yaparlardı. Ancak, Pisidialıların en önemli özellikleri, bağımsızlıklarına düşkün ve savaşçı bir karaktere sahip oluşlarıydı.

Buna en iyi örnek, MÖ. 333 yılında, Büyük İskender’e karşı ölümüne direnen “Sagalossos” halkıdır. Bu durum: Pisidialıların, geçim kaynaklarından birinin, askerlik olduğunu ortaya koyar.

Yine yazılı belgelere göre: Adada şehri, Antiokheia’nın Pisidia’daki yardımcı piskoposudur. Adada şehri: MS.325, 381, 451, 692 ve 787 yıllarında, çeşitli kentlerde toplanan, dini meclislere (konsil) temsilci göndermiştir. Bu şunu göstermektedir ki: Adada şehrindeki hayat, MS. 9’ncu yüzyıla kadar sürmüştür.

Bu arada: bir kısım Adadalı’nın: Büyük İskender’den sonrası Helenistik kralların ordularında hizmet vermek amacıyla, anayurtlarından ayrılarak, gurbette paralı asker olarak çalışmışlar. Bunun kanıtı: Kıbrıs’ta ve Fenike’de bulunan, Adadalı askerlere ait mezar taşlarıdır.

Daha sonra:

Türklerin Anadolu’da yayılmaya başlamaları sonucu: Pisidia bölgesinde, Selçuklu egemenliğine karşı direnişler olmuşsa da, III. Kılıç Arslan, 1203 yılında, Isparta’yı alarak, Uluborlu, Eğirdir ve Yalvaç’a; Türkmen Aşiretlerini yerleştirmişlerdir. Bölgede: daha sonra, Hamidoğulları Beyliği kurulmuş ve bu beylik de, 1390 ve 1422 yıllarında: Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Adada şehri: o günlerden bu yana, harabe olarak yaşamını sürdürmektedir. 1970 yılında, antik kentin içinden geçirilen “Yeniköy” yolu, ziyaretçilerin harabeye kolayca ulaşımını sağlamaktadır. Son yıllardaki turizm hareketlerine paralel olarak, Adada antik şehri kalıntıları, oldukça fazla sayıda ziyaretçi çekmektedir. Ancak: kenti tahrip ederek, içinden geçirilen yolun kaldırılması gereklidir. Daha sonra ise, antik kentin çevresinin tel örgü ile kapatılıp, koruma altına alınması şarttır.

Isparta Sütçüler Adada

Adada Antik Kentinde Gezilecek Yerler-Kalıntılar

Kent bulunduğu yerin dağlık arazi olması sebebiyle, fazla tahrip olmadan günümüze kadar ulaşmıştır. Adada antik kenti kalıntıları: Erikli tepe ile, Aktepe arasında yayılı bulunuyor. Kalıntılar arasında: en göze çarpanı: iç içe geçen Agora-Forum-Helenistik kule üçlüsüdür. Nekropol alanı ise, birçok antik kentin aksine pek zengin değil, birkaç kırık lahitten başka bir şey yok. Elbette, kırık lahitler, define avcıları tarafından parçalanmış lahitler.

Isparta Sütçüler Adada ana cadde

Ana cadde

Kent alanının geometrik eksenindedir. Büyük taşlarla döşelidir.

Isparta Sütçüler Adada Akropol ve Helenistik Kuleleri

Akropol ve Hellenistik Kuleleri

Savunma amaçlı yapılan akropol, kent düzlüğü ile vadi arasındaki bölümde bulunan kayalık alandadır. Akropol çevresi sur duvarları ve kulelerle çevrilidir. 

Isparta Sütçüler Adada Açık hava toplantı yeri

Açık hava toplantı yeri

Akropolisin batı kısmında bulunuyor. Burası: kentin halk meclisinin toplanıp, şehrin sorunlarını tartıştığı, açık hava toplantı yeri. 20 basamaklı ve yaklaşık: 1000 kişilik. Avlu kısmında: yerdeki taş döşemeler hala duruyor, bunları görebilirsiniz. Meydanın üstü: günümüzde sütunlar, kabartmalı ve yazıtlı taşlar, heykel kaideleri parçaları dolu.

Bu arada: antik kentin amblemi olduğu tahmin edilen “üç koşan bacak” kabartması bulunan taşı, mutlaka görmenizi öneriyorum.

Isparta Sütçüler Adada Roma forum ve bazilikası

Roma forum ve bazilikası

Toplantı yerinin önünde, sonradan yapılmış, kentin alışveriş ve idari merkezi olan forum ve bazilika var. Adada forumu: 32×45 metrelik bir alanı kapsıyor. Forum alanının tabanı düzgün taşlarla kaplı. Forumun ortasında: büyük bir sarnıç var. Batısında cadde, diğer iki yanında ise stoalar (sütunlu galeri) bulunuyor.

Forumun kuzeyinde: doğu-batı yönünde bir bazilika var.

Isparta Sütçüler Adada anıtsal çeşme

Anıtsal çeşme

Forumun güneydoğu kısmında: anıtsal bir çeşme bulunuyor.

Bizans bazilikası

Adada antik kentinin en büyük kilisesi. Vadinin batı kısmında. Kilise, burada eski bir yapının teras ve iç duvarlarından yararlanılarak, Bizans döneminde inşa edilmiştir.

Çarşı binası ve yönetici sarayı

Yoldan, şehir merkezine gittiğinizde, burada, yolun yan kısmında bir bina göze çarpıyor. Bu yapının bazı duvarları, hala dimdik ayakta. Bu yapı, muhtemelen şehir yöneticisinin sarayı.

Isparta Sütçüler Adada imparatorlar ve Aphrodite Tapınağı

İmparatorlar ve Aphrodite Tapınağı

MS 200-210 yıllara arasında yapılan tapınak, basit ve yuvarlak planlıdır. Çevresinde sütun sırası yoktur. Antik kentin içinden geçen Yeniköy yolu altında kalmıştır. Podiuma ait bloklar üzerinde bulunan yazıtta “Tanrı İmparatorlar ve Baba kenti için, kentin dostu, İmparatorlar kültünün Başrahibi, kurucu kentin oğlu ve halk meclisine 4 kez seçilmiş olan Tlamos oğlu Antiokhos, karısı Başrahibe, Hoplan kızı Anna ve oğulları, kentin dostları, Tlaomos ve Antiokhos ile beraber Aphrodite kült heykelini, tapınağı ve tapınağa ait süslemeleri ve kaplamaları adadılar ve diktiler” yazar.

Isparta Sütçüler Adada İmparatorlar ve Zeus-Serapis Tapınağı, B Tapınağı

 

İmparatorlar ve Zeus-Serapis Tapınağı-B Tapınağı

Yapıdan düşen taşlar olduğu gibi yerdedir. Tapınak korint tarzındadır. 4 sütunludur. Saçaklık seviyesine kadar ayakta kalarak günümüze ulaşmıştır. Tapınağın ön kısmı yıkılmıştır, temel kalıntıları kalmıştır. Çıkışı sağlayan merdivenler tahrip olmuştur. Kornişler konsollu olup yıkılan bloklar orijinal yerlerinde durmaktadır.

Esas tapınak kısmının bütün duvarları çatıya kadar ayaktadır. İçeri girişi sağlayan kapının yan söveleri düşmüştür. Duvarların en altında, büyük olan temel taşları vardır. Sonra işlemeli alt taşlar ve üstünde blok taşlar 11 sıradır. Bir büyük, bir küçük dizilmiştir. En üstte, üç şeritli arşitrav vardır. Kornişler düşmüştür. Sütunlar çok kalın ve uzundur. Sütun çapı 60 cm ve uzunluğu 360 cm dir. Alt ve üstler kırıktır. Temel taş uzunluğu 142 cm, en altta 30 cm yüksekliktedir.

Tapınağın önünde, anıtsal sunak vardır. Arşitrav bloklarındaki yazıtların ilki, yapının 5-6 metre doğusundadır. Üç satır yazıt vardır. Yazılar üstten alta doğru küçülür. Diğeri tapınağın ön tarafından büyük sütunun altında kalmıştır. Üç satırdır.

Araştırmacı Sterret tarafından 1888 yılında kopya edilen yazıtta “Tanrı-İmparatorlar Zeus Megestos Serapis ve Baba kenti için onun karısı, Hoplan kızı, başrahibe Anna ve onların oğulları Tlaamos ve Antiokhos, tapınağı ve heykelleri, çevresindeki stoalar atölyeler ve bütün süslemeleriyle beraber adayarak dikti” yazar. Tapınak, Severuslar döneminde (MS 180-210) yılları arasında yapılmıştır.

Isparta Sütçüler Adada İmparator Traianus Tapınağı, C Tapınağğı

İmparator Traianus Tapınağı-C Tapınağı

İon tarzındadır. Tapınağın çatı ve yan duvarları, olduğu gibi içe yıkılmıştır. Batı duvarının ön kısmı, çatıya kadar ayakta kalabilmiştir. Tapınağın diğer günümüze ulaşan duvarları, 1-2 metre yüksekliktedir. Yapı gri kireç taşı bloklarından yapılmıştır. Bloklar düzgün kesilmiştir.

Yapının doğu kısmında, tapınağın ön kısmına kadar gelen bir blok taş döşemesi vardır. Tapınak dikdörtgen şeklinde, 15 x 11.20 metre ebatlarındadır. Antik şehir içindeki en büyük tapınaktır. Ön cephesinde 6 sütun vardır. Kaynaklara göre, imparator Traianus, MS 114 yılında, bazı Psidia kentlerini ziyaret etmiş ve tapınak bu ziyaret öncesinde ziyaret anısına yapılmıştır.

Isparta Sütçüler Adada İmparatorlar Tapınağı. A Tapınağı

İmparatorlar Tapınağı-A Tapınağı

Yapının taşları, yerde olduğu gibi durmaktadır. Tapınak İon tarzındadır. İkisi yanlarda, dördü önlerde olmak üzere toplam 6 sütun vardır. Yan duvarlar, saçaklık seviyesine kadar sağlamdır. Yan duvarların temeli: düz şerit, iyon sima, çukur profil, 4 iyon simadan oluşan temel taşları üzerine: 130 x 58 cm boyutlu ve 52 cm kalınlıkta duvar taşları 9 sıradır. En üsttekinin yüksekliği biraz azdır.

Temel yüksekliği 85 cm dir. Arka alınlığın yarısı sağlam durumdadır. Tapınağın ön cephesi, düzgün yontulmuş gri kireç taşındandır. 97 x 72 cm boyutlu, dikdörtgen çerçeveli bloklarla örülmüş kapı 7 sıradır. Temeli 42 cm yüksekliktedir. Kapı anıtsaldır. Kapı genişliği 3.5 metredir. Küçük kapı yoktur. Tapınağın önündeki sunak ve merdivenler toprak altındadır.

Arka çatısı üzerindeki elemanların yarısı durmaktadır. Tapınağın önünde sütunlu avludan, platformu kalmıştır.

Araştırmacı Sterret tarafından, 1888 yılında kopya edilen yazıtta “Tanrı imparatorların iki kez rahipliğini yapmış olan kurucu kentin oğlu, Probusluk yapmış Nikomakhos’un oğlu Theodoros, bu tapınağı Tanrı İmparatorlara ve kente, ksoanon ve heykelleriyle birlikte kendi parasıyla yaptırdı ve adadı” yazar.

Bu tapınağın Traianus Tapınağı gibi, Roma döneminde, MS 114 yılından önce yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu tapınağın en önemli özelliği: tam bitirilmemiş olan tapınağın doğu duvarında, antik dönem taş ustalarının nasıl çalıştıklarını ve ince işçiliği hangi aşamalardan geçirerek yaptıklarını gösteren izlerin bulunmasıdır.

 

Mezar Anıtı

Mausoleiom; ev görünüşünde anıtsal bir mezardır.

Isparta Sütçüler Adada Tiyatro
Isparta Sütçüler Adada Tiyatro

 

Tiyatro

Kent düzlüğünün batısında, tepe yamacına inşa edilmiştir. Sahne binası ve orkestra kısmı, toprak altındadır. Cavea (seyircilerin oturma yerleri)’nın uçları, kısmen görülmektedir. Tiyatronun kapasitesi, yaklaşık 3000 kişidir. Roma tarzında yapımına başlanmış olan tiyatro, hiçbir zaman bitirilememiş.

Oturma sıralarının, yalnızca 7 sırası tamamlandıktan sonra; toprağa gömülmüş. Sahne binası ise, hiçbir zaman yapılmamış. Bu tiyatro: Anadolu’daki antik tiyatrolar arasında: günümüze kadar en iyi korunmuş tiyatrolar arasında bulunuyor.

İyi korunmuş olmasının nedeni, sanırım hiçbir zaman bitirilememiş olması ve o dönemlerde, yani eski çağlarda toprağa gömülmüş olması nedeniyle, sağlam kalabilmiş. Böylece: yapı, 2000 yıl boyunca, doğa tarafından deprem ve diğer tüm doğal koşullardan korunarak günümüze kadar gelebilmiştir.

Uzun yıllar toprak altında kaldığından: diğer antik tiyatrolara nazaran açık renkli bir görüntüye sahiptir. Ancak ne var ki, kireç taşı beyazlığını korumuş olan bu taşların: bir süre sonra bu renklerinin bozulacağı kesin. Yani: koyu gri renklere bürüneceği kesin.

Isparta Sütçüler Adada Kral Yolu

Kral yolu

Kent; Caralis (Beyşehir) Gölünün batı kıyısını izleyerek Antiocheia (Yalvaç), Neapolis (Şarkikaraağaç), Tibririada (Aksu), Adada (Karabavlu) üzerinden Pednelissos (Kozan) ve Perge (Aksu) antik kentine uzanan antik yol üzerindedir.

Halk dilinde, kral yolu olarak adlandırılan, Anadolu’da eşi-benzeri olmayan, vadiden şehrin güneyine bağlanan bir antik yol. Bu yol: aşağıdan, dağın yamacına doğru kıvrılarak şehre ulaşıyor.

Yolun yapımında: yontulmuş dev taşlar kullanılmış. Bu taşlar o kadar büyük ki, bazıları yolun genişliğinde. Üzerinden, binlerce yıl geçmesine rağmen, taşların birçoğu yerinden oynamadan, günümüze ulaşmış. Dev granit bloklardan oluşan antik yolun, yaklaşık 500 metrelik bölümü, çok iyi durumdadır.

Bu taşların bulunduğu yol üzerinde, bir zamanlar: insanlar, hayvanlar, askerler, yük taşıyanlar. Buraları gezerken, bu ortamı yaşamanız lazım.

Isparta Sütçüler Adada Resmi Bina

Resmi Bina

Dikdörtgen planlıdır. MS 1’nci yüzyılda Roma döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. Doğu duvarı ayakta kalarak günümüze ulaşmıştır. Altta küçük üç pencere deliği vardır. Üstte, ortada bir pencere ve yanda daha büyük pencere (kapı da olabilir) vardır.

Bu duvarın iç kısım blokları düşmüştür. Bloklar düzgün kesilmiş gri kireç taşından yapılmıştır. Yapının diğer duvarları, yarıya kadar yıkılmıştır. Kuzey duvarında, batı duvara yakın bir yerde 1 metre genişlikte, 1.5 metre yükseklikte dikdörtgen bir giriş kapısı vardır.

Kuzey ve güneyde yapıya bitişik duvarlar uzanır. Bunların araları, dikdörtgen bölümlere ayrılmıştır. Dükkan olduğu tahmin edilen bu temeller, forum meydanına kadar uzanır.

Isparta Sütçüler Adada Haber Tanrısı Hermes ve Ay Tanrıçası Selene Kabartması

Haber Tanrısı Hermes ve Ay Tanrıçası Selene Kabartması

Burada: Dionysos ve Tykhe (Şans Tanrısı) adına: bir zamanlar, şölenler yapılıyormuş. Agorada: dört yanı bezeli bir yazıt var. Bu yazıtta: aşk falı bezenmiş, yılanlı sopası ile yol ve haber tanrısı Hermes, omuzlarında doğa boynuzlarıyla ay tanrıçası Selene kabartması var. Bunlar: diğer parçalarla birlikte, Isparta Müzesinde bulunuyor.

Genellikle: arkeolojik alanlarda, bu tür kabartmalara rastlanılmıyor. Bu antik kentte; daha önce söylediğim gibi, kentin sembolü olarak değerlendirilen “üç ayak kabartması-triskeles ” figürü var. Bu isim: kentte, Zeus’a verilen bir isim. Çünkü: Zeus’a her kentte ayrı isim verilerek tapınılıyormuş.

Isparta Sütçüler Zorzila Kalıntıları

ZORZİLA KALINTILARI

İlçe merkezine bağlı Kasımlar kasabasında, yolun batısında yaklaşık 5 km uzaklıkta ve kasabanın kuzeybatısında, Kurşunlu Tepesinin doğu eteğinde bulunan şehrin ismi bilinmemektedir. Kalıntılardan anlaşıldığı kadarıyla, küçük bir dağ kentidir. Kalıntılara yerel olarak “Zorzila Harabeleri” denilmektedir.

Kent, eğimli bir araziye oturmakta olup, kent üzerindeki yapıların yerleştirilmesi için teraslanmıştır. Kent, muhtemelen Roma döneminde kurulmuş olmalıdır. Kent üzerinde podyumlu bir yapı, doğu kenarı basamaklı bir toplantı alanı ve güneyinde bir yapı bulunur. Bu yapıların güneyinde eteği çevreleyen birçok yapı kalıntısı ve kuzeyde bir tapınak kalıntısı vardır.

Isparta Sütçüler Kocaköy Asarı Anıt Mezarı

KOCAKÖY ASARI ANIT MEZARI

Kesme kasabası 5 km kadar güneyindeki tepe üzerinde bulunan Kocaköy Asarının kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Kuzey ve batısı, Köprüçay vadisiyle sınırlanmıştır. Şehrin ismi bilinmemektedir. Kalıntılardan anlaşıldığına göre küçük bir dağ kentidir ve muhtemelen Hellenistik dönemde kurulmuş olmalıdır.

Örenyerinin doğusunda giriş kapısı kısmında Yunanca stilde bir yazıt bulunmaktadır. Kentin kesin çevresi, kısmen ayakta duran bir surla çevrilidir. Kent içindeki en önemli mimari yapı tamamen yıkılmış durumda olan prostylos planlı tapınaktır.

Ören yerinde ana kayaya oyulmuş dikdörtgen biçimli dört adet sarnıç ilginç birer mimari gösterir. Ören yerinin güneydoğusunda sur duvarına yaklaşık 500 metre uzaklıkta, yerel taş ve harçtan yapılmış, tonozlu 3 nefli yapı kompleksi vardır. Doğudaki nefin tahrip edilen arka duvarından içeriye girildiğinde, sağa ve sola doğru ilerleyen dehlizler görülmektedir.

Ören yerinin güneybatısında, sur duvarının dışındaki düzlükte, biri sağlam biri yıkık iki mezar anıtı vardır. Bunlar yöresel kireç taşından yapılmıştır. Kuzey-güney istikametindeki mezar anıtının podyumu doğal kayanın düzleştirilmesiyle oluşturulmuş birkaç basamak şeklindeki kaidenin üzerine oturmaktadır.

Alttan ve üstten silmelerle sınırlandırılmış podyum köşeleri, biraz çıkıntılı bırakılarak paye görünümü verilmiştir. Podyumun kuzey cephesinde 3 dikdörtgen taş sırasında, dört satırlık Yunanca bir kitabe vardır.

Mezar anıtları, kaideli olup üzerine İonik tapınak tarzında lahit mezarlar oturtulmuştur. Kapak kısa yüzlerinde Medusa kabartması vardır. Mezar anıtısın güney kısmı boydan boya tahrip edilmiştir.

Isparta Sütçüler Taşkapı Harabeleri

TAŞKAPI HARABELERİ

İlçe merkezinin güneybatısında, kuzey-güney uzantılı bir sırt üzerindedir. En yüksek noktası: 1024 metre yükseklikteki Asartepedir.

Taşkapı harabelerinin bulunduğu alan: 1500 metre uzunlukta ve 500 metre genişliktedir. Kuruluş tarihi hakkında kesin bilgi yoktur. Kentin girişinde bulunan, büyük blok taştan yapılmış giriş kapısı, halk arasında “Taşkapı” diye bilinir. Bu kapı, sur duvarlarıyla bütünlük gösterir. Sur duvarları: Hellenistik dönem özelliği gösterir.

Giriş yolu: ana kayaya oyulmuş basamaklarla düzenlenmiştir. Taşkapı olarak adlandırılan girişten sonra: geniş bir meydan bulunur. Bu meydandan sonra, yoğun maki bitki örtüsü alanı kaplamıştır. Yerleşim alanı içinde: ana kayaya oyulmuş, hatıl delikleri ile kendini belli eden mekanlar vardır.

Ayrıca yerleşimin en üst noktası olan Asartepe üzerinde Geç Roma-Erken Bizans dönemine ait sur duvarları bulunmakta olup, bunlar burada bir iç kalenin varlığını gösterir. Alanda yoğun olarak bulunan seramikler: daha çok mutfak kabı özelliğinde Roma ve Bizans dönemine aittir.

 

ESKİ MEZARLIK

İlçe merkezine bağlı Sağrak köyünün kuzeyinde, Sağrak çeşmesi mevkiindedir. Mezarlık köyün kuruluş tarihiyle çağdaştır. Günümüzde de gömü yapılmaktadır. Mezarlığın güneyi orman arazisine komşudur. Batıya doğru eğimli bir arazi üzerindedir. Eski mezar taşları yöresel malzeme kullanılarak yapılmıştır. Özellikle mezarlığın kuzeyindeki ulu meşe ağaçları dikkat çeker.

Isparta Sütçüler Abla Pınarı Çeşmesi

 

ABLA PINARI ÇEŞMESİ

İlçe merkezine bağlı Boğazköy Aytaşı mevkiindedir. Eski Sütçüler-Isparta karayolu üzerinde, Boğazköy mezarlığının yaklaşık 50 metre kuzeydoğusundadır. Yöreye özgü olan köfke taşından yapılmıştır. Köfke taşından kırma çatılıdır. Tek cepheli ve haznesizdir. Cephesi sivri kemerli, sağır nişlidir. Kemer köşelerinde, bir tanesi bezemesizdir.

Diğerinde ise, kalkan kabartmalı Roma dönemi mimari parça devşirme malzeme olarak kullanılmıştır. Nişin üzerinde çeşmenin 1952 yılında onarım gördüğüne ait yazıt vardır. Yöre halkı tarafından “üçtaş arası pınar kaynağı” olarak adlandırılan kaynak, çeşmeye kuzey cepheden bağlantılıdır.

 

KİLİSE KALINTISI

İlçe merkezine bağlı Çandır köyünde Kırcazeytin mahallesindedir. Yaklaşık 3 metre eninde, 7 metre boyunda, doğu-batı ekseninde, derinlemesine dikdörtgen, tek nefli ve apsisli, moloz taş ile yapılmış, küçük bir kilise kalıntısıdır. Ayakta kalan duvar yüksekliği 2 metredir ve 70 cm kalınlığındadır. Apsis kıvrımına yaklaşık yarım metre mesafede, kuzey ve güney duvarla birer pencere açıklığı ile yine kuzey ve güney duvarlarının batı duvarı köşesine yakın karşılıklı birer adet mazgal açıklığı bulunmaktadır.

Isparta Sütçüler Sığırlık Kalesi, 1

 

SIĞIRLIK KALESİ 1

İlçe merkezine bağlı Sığırlık Asar mahallesindedir. Yüksek bir tepe üzerinde, kuzey yamaçta kurulmuştur. Dikdörtgen planlıdır. Köşelerde birer kule vardır. Kalenin aşağı tarafında barınma üniteleri yıkılmış, sadece sur duvarları kalmıştır. Erken Bizans döneminde yapıldığı tahmin edilen kalenin geçiş yolu üzerinde koruma amaçlı kullanıldığı tahmin edilmektedir. Oldukça sağlam olup tamamına yakını korunarak günümüze ulaşmıştır.

Isparta Sütçüler Sığırlık Kalesi.2

SIĞIRLIK KALESİ-2

İlçe merkezine bağlı Sığırlık ve Çandır köyü arasında, karayolu ortasında, bir tepe üzerindedir. Doğu-batı yönünde uzanan kalenin, Erken Bizans döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. Moloz taş ve harç kullanılmıştır. Doğu, güney ve batıda birer giriş kapısı vardır. Sur duvarları sağlamdır. Doğu duvarında üç pencere açıklığı bir kilise varlığını düşündürür. Bu yapının altında sarnıç vardır. Kalenin orta bölümünde bazı bina temelleri görünür. Köşelerde birer kule yer alır.

Isparta Sütçüler Sülüklü Tepe Kalesi
Isparta Sütçüler Sülüklü Tepe Kalesi

 

SÜLÜKLÜ TEPE KALESİ

İlçe merkezine bağlı Yeşilyurt (Sülüklü göl) mevkiinde vadiyi kuzeyden çevreleyen doğal tepe üzerinde doğu batı yönünde uzanır. Yaklaşık yüksekliği 1 ile 4 metre arasında değişir. Tepenin düzlük kısmında yuvarlak pencereler bina kalıntıları iç kalenin kalıntılarıdır. Kaleye güney taraftan Roma dönemine ait, bugün izleri kalan bir merdivenle çıkılır.

Kaleye dikdörtgen söveleri kalmış bir kapı girişinden girilir. Duvarlar gri renkli, moloz taş ve horasan denilen harçla yapılmıştır. Define arayıcıları ve bazı ağaçlar tarafından duvarlar tahrip edilmiştir. Yapı tekniği ve harçtan Roma döneminde yapıldığı anlaşılmaktadır.

Sülüklü göl vadisinin batısına ve kuzey doğusunda yer alan boğazları birer sur duvarı kapatır. Altta büyük blok taşlar üstte küçük moloz taşlar vardır. Yükseklikleri yaklaşık 1 ve 2 metre arasında değişir. Batı sur duvarının kuzeyinde vadinin içlerine kadar giden bir yol bulunur.

Isparta Sütçüler Aşağı Yaylabel Kaya Kiliseleri

AŞAĞI YAYLABEL KAYA KİLİSELERİ

İlçe merkezine bağlı Aşağı Yaylabel köyü Sarıkök mahallesine yaklaşık 5 km mesafede, Kesme’ye giden karayolunun yaklaşık 2 km doğusunda, Kilise Kayaları denilen yerdedir. Doğal kaya oyukları, içerisi sıvanarak tapınma mekanı olarak kullanılmıştır. Büyük kilise, yaklaşık 15 metre genişlikte ve 10 metre derinliktedir.

Doğu-batı aksında olan mekan, doğuya doğru daralarak ilerlemektedir. Daha önce yan duvarları ve üst örtüsü tamamen fresklerle kaplı olduğu anlaşılan kaya kilisenin, günümüze sadece kuzey duvarında Meryem ve kucağında çocuk İsa betimlemeli bir figür ile Gabriel olduğu tahmin edilen kanatlı bir melek figürü vardır. Figürlerin çevresi giyoş motifli bordür ile çevrelenmiştir.

Giyoşlar içerisinde, kolları uçlara doğru genişleyen haçlar işlenmiştir. Fresklerde kırmızı, siyah, yeşil ve sarı boya kullanılmıştır. Küçük kilise: büyük kilisenin 20 metre kadar güneyinde, yaklaşık 3 metre genişliğinde ve 3 metre derinliğinde, yine doğuya doğru daralan, aynı amaçla kullanılmış ikinci bir kilise mekanı vardır.

Güney tavanında bulunan freskleri, gümümüze ulaşabilmiştir. İsa ve Havarilerin konu alındığı freskler oldukça yoğun tahrip edilmiştir. Tasvir edilen figürler ve konusu tahribat nedeniyle tam olarak anlaşılmaz. Freskler doğa ve insan tahribatı görmüştür. Her iki kaya kilisesi de muhtemelen Erken Hıristiyanlık döneminde ibadet yeri olarak kullanılmıştır.