Isparta Yalvaç

Isparta Yalvaç

Tarihi olarak büyük öneme sahip: Men kutsal alanı, Psidia Antiochia antik kenti ile öne çıkan bir bölge.

Isparta Yalvaç

ULAŞIM

Yalvaç ilçesinin, Isparta il merkezine uzaklığı: 108 km. dir. Senirkent üzerinden, Eğirdir gölünün kuzeyinden ilerleyerek ulaşmak mümkün. Senirkent-Yalvaç arası uzaklık: 57 km.

Yalvaç’ın kuzeydoğusunda: Akşehir ve güneydoğusunda ise Şarkıkaraağaç ilçeleri bulunuyor. Yalvaç-Şarkikaraağaç arası uzaklık: 26 km. Yalvaç-Akşehir arası uzaklık ise: 47 km. dir. Yalvaç-Antalya arasındaki uzaklık: 230 km. Yalvaç-Konya arasındaki uzaklık: 105 km.

Isparta Yalvaç

TARİHİ

Önce çok daha eskilere gidelim. İlçenin geçmişi o kadar eski ki, erken bulgular, Tokmacık yöresinde bulunmuştur. Bunlar 8 milyon yıl önce yaşadığı düşünülen at, fil ve gergedan fosilleridir. Bunlar, Tokmacık yöresinde bulunmuştur. 

Yani, Yalvaç yöresinde Ay Tanrısı Men inancı hakimdir. Ay Tanrısı Men inancının kökleri Hititlerden önceye uzanıyor. Ancak tanrının adı ve tarihi dahil tapınım; gizemler içeriyor ve Yalvaç’ta nasıl bu kadar güçlendiği henüz bilinmiyor. 

Ay Tanrısı Men’e tapınılan Men Askeneos Tapınağı, antik çağın Vatikan devleti olarak nitelendirilir. Bölgenin hac merkezi olan tapınak, konumu itibarıyla, kökleri Helenistik dönem öncesine giden önemli bir dini merkezdir. Büyük ihtimalle, tapınak ve çevresindeki yerleşim, Seleukosların kolonileştirdiği kentten önce de vardı.  

Çocuk İsa’yı taşıyan Meryem Ana figürü dahil günümüzde Hıristiyanlık dinini pek çok konuda etkileyen Ay Tanrısı Men inancının, yeril bir dini inanç olarak ortaya çıkmış olmasına rağmen, bulunduğu alanda Yunan inançlarının önüne çıkmayı başardığı ve hatta Hıristiyanlık döneminde diğer pagan inançları terk edilirken varlığını sürdürmesi ilginçtir. Roma’nın İmparatorluk döneminde gelirleri ve yetkileri kısıtlansa da Men Kültü etkin olarak bölgede varlığını sürdürmüştür. Hatta tapınak ve kutsal alan, İmparator Diocletianus döneminde, Hıristiyanlığa karşı paganizmin yeniden güçlenmesi için pilot bölge olarak seçilmiştir. Tapınak son pagan imparatoru Julianus öldürüldükten sonra bütün gücünü kaybetmiş, Hıristiyanlığın devletin resmi dili olmasıyla da yıkılmış ve malzemesi kilise yapımında kullanılmıştır. 

Evet, Yalvaç Pisidia Antiocheia kenti, bugünkü Yalvaç ilçesinin yaklaşık 1 km kuzeyinde ve Sultan Dağlarının güney yamaçları boyunca uzanan, verimli bir alanda yer almaktadır. 

Deniz seviyesinden 1236 metre yükseklikte, Sultan dağlarının bir kolu üzerinde kuzey-güney yönünde uzanan Anthios vadisine hakim bir tepe üzerinde kurulmuştur. 

Şehrin; MÖ 275’de;  Helenistik Krallarından I Antiokhos Seleukos tarafından kurulduğu tahmin ediliyor. Kendisi kenti tahkim etmiş ve yeni kurduğu şehre: dedesi ile kendi adı olan “Antiochos” ismini vermiştir. 

MÖ 25’de, Galatya Eyaletine dahil olmuş, daha sonra ise Roma kolonisi olmuştur. İmparator Augustus döneminde (MÖ 27-MS 14) döneminde Pisidia bölgesinde 8 koloni kurulur. 

Ancak konumu ve önemi nedeniyle sadece Antiochia kentine “Colonıa Caesareıa” yani “Sezar’ın Kenti” unvanı verilir. Aynı zamanda Psidia bölgesinde başkent konumuna getirilir. 

Şehir en parlak dönemini Roma egemenliği sırasında yaşar. Bu dönemde yoğun imar faaliyetleri görülür. 

Kent, imarı sırasında bütün Roma kentlerinde olduğu gibi, 7 tepe üzerine kurulur ve 7 mahalleye bölünür. MS 3’ncü yüzyıla kadar resmi dil Latincedir.

Kentin önemini fark eden Aziz Paulus, MS 46 ve 62 yılları arasında, kente üç kez gelir. 

Hıristiyanlığın temellerini burada atar ve dünyaya yaymaya başlar. Özellikle: MS 4’ncü yüzyılın başlarında, Hıristiyanlığın serbest bırakılmasıyla, Bizans döneminde de kent dini bir merkez olarak önemini korur. 

MS 713 yılında ise Arap akınlarına uğrar ve harabeye döner. Yavaş yavaş tarih sahnesinden çekilmeye başlar. 

Yapılan araştırmalar sonucunda: bu yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortadan kalktığı ve halkın bir kısmının o dönemin verimli topraklarında bulanan Yalvaç’a göçtüğü, diğer bir kısmının ise başka eyaletlere taşındığı ve böylece de Antiocheia’nın tarihten silindiği belirlenmiştir. 

1176 yılında Selçuklu Sultanı II Kılıç Arslan, Yalvaç yakınlarında yapılan Myriakephalon savaşından sonra, Türkler bölgeye yerleşirler. 

 

İsparta Yalvaç

 GENEL

Akdeniz bölgesinde bulunan Yalvaç, Isparta il merkezinin kuzeydoğusunda, Sultan Dağlarının güney eteklerinde ve denizden 1096 metre yüksekliktedir. 

Isparta ilinin en büyük ilçesidir. 

İlçe: sahip olduğu geçmiş kültürel özellikleri nedeniyle, zengin turizm potansiyeline sahip. Antiocheia in Psidia, Anadolu’da kurulan antik kentler arasında, oynadığı önemli roller ve eşsiz yapıları ile ayrı bir önem  taşıyor.

İlçede bulunan, Yalvaç Meslek Yüksek Okulu, 3500 öğrenci barındırıyor ve bu miktar: İlçenin ekonomik ve sosyal yaşamında önemli bir oran.

 

CITTASLOW

Yalvaç ülkemizde Cıttaslow olarak seçilen 15 yerden biridir. Cıttaslow felsefesi: yaşamın, yaşamaktan zevk alınacak bir hızda yaşanmasını savunmaktadır.

İnsanların birbirleriyle iletişim kurabilecekleri, sosyalleşebilecekleri, kendine yeten, sürdürülebilir, el sanatlarına, doğasına, gelenek ve göreneklerine sahip çıkan ama aynı zamanda alt yapı sorunları olmayan, yenilenebilir enerji kaynakları kullanan, teknolojinin kolaylıklarından yararlanan kentlerin gerçekçi bir alternatif olacağı hedefiyle yola çıkmıştır. 

Isparta Yalvaç Yemekleri

NE YENİR

Günümüzde Yalvaç mutfağında, buğday başta olmak üzere tahıl yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Tahılın yanı sıra, yöredeki hayvancılık faaliyetlerinden kaynaklandığı düşünülen et, süt ve ürünleri (yöreye has pastırma, kaymak ve kaymaktan elde edilmiş yağ başta olmak üzere) kullanımı da sıklıkla görülür. Yalvaç’ta mutlaka, buraya has “güllaç” yemelisiniz.

Yemek olarak ise: kurutulmuş malzemeden yapılan ve iki farklı yöntemle hazırlanan (etli ve bulgurlu olarak) dolma denemelisiniz. Bunun yanında, buraya özgü yemekler olarak öne çıkanlar: Fasulye Boranısı, keşkek, yufka katmeridir.

Keşkek: yörenin en bilinen mahalli yemeği olup kaburgadan yapılan yerli pastırma ve önceden ıslatılmış keşkeğin, toprak çömleğe konarak ateşi sönmüş mahalle fırınlarında yaklaşık 12 saat pişirilmesiyle yapılır.

Boranı ise, fasulye ya da ıspanaktan yapılır. Başta belirttiğim gibi, güllaç asla unutulmamalı.

Isparta Yalvaç

NE SATIN ALINIR

Eski bir Selçuklu ve Osmanlı yerleşimi olan Yalvaç’ta pek çok geleneksel el sanatı yaşatılmaktadır. Geleneksel el sanatlarının bulunduğu Rampalı Çarşıya uğrarsanız, mutlaka ilginizi çekebilecek bir şeyler bulup, satın alabilirsiniz.

Geleneksel el sanatları olarak öne çıkanlar: dericilik, keçecilik, halıcılıktır. Tabakhane bölgesinde doğal malzemelerle üretilen deriler, çeşitli turistik el sanatı ürünlerine dönüştürülüyor ve yine sıcak demircilerin yaptıkları çapa, kürek, tahra gibi ürünler satın alabilirsiniz. Keçecilik, saraçlık ve semercilik te tercih ediliyor. 

Isparta Yalvaç Pazarları

YALVAÇ PAZARLARI

Yalvaç’ta haftada bir gün, Pazartesi günleri pazar kuruluyor. Bu pazarda, çevre köylerden gelen ve yöresel kıyafetler giymiş halkın da katılımıyla, çok renkli ve zengin bir görünüm ortaya çıkıyor. Pazartesi günleri, pazarın açılışı belediye hoparlöründen okunan “Pazar duası” ile yapılıyor.

3 farklı bölgede 3 farklı pazar kuruluyor. Sebze pazarı, yoğurt pazarı ve buğday pazarı. Sebze pazarında organik ürünler, yoğurt pazarında kaymak ve süzme yoğurt, buğday pazarında nohut, mercimek, fasulye gibi ürünler, ambalajlanmadan doğrudan üreticisinden satın alınabiliyor. 

FESTİVALLER

İlçenin Körküler Kasabasında, her yıl, Temmuz ayının ilk haftasında, 3 gün süreli, Yalvaç Körküler Kardeşlik ve Sevgi Festivali düzenleniyor. Ayrıca: Mayıs ayı içinde, 3 gün süreli, Antiokheia Kültür ve Sanat Festivali düzenleniyor.

Bunların yanında: Ağustos ayı içinde, 2 gün süreli, Sücüllü Yardımlaşma ve Dayanışma Festivali düzenleniyor

GEZİLECEK YERLER

Isparta Yalvaç Müzesi

YALVAÇ MÜZESİ

Hükümet Caddesindedir. 1947 yılında yöreden toplanan arkeolojik ve Etnografik eserlerin depolanmasıyla başlayan çalışmalar, 1963 yılında yapımına başlanan binanın müze olarak 1966 yılında tamamlanmasıyla hizmete girmiştir.

Müze koleksiyonunda: 2599 arkeolojik eser ve 14715 sikke bulunmaktadır. 

Yalvaç Müzesi
Prehistorik Eserler Salonu

1.Vitrin: Tokmacık kasabası yakınlarında yapılan çalışmalarda ortaya çıkarılan: muhtelif memeli hayvan fosilleri sergileniyor. Bunların: 7-8 milyon yıl öncesinden kaldığı düşünülürse, değerleri ortaya çıkıyor. Mutlaka görmelisiniz.

2.Vitrin: Burada: Yalvaç’a 19 km. uzaklıkta bulunan Çamharman Höyüğünde bulunan, Eski Tunç çağına ait pişmiş toprak eserler sergileniyor. Bu eserlerin: MÖ.3000-2000 yıllarından günümüze kaldığı sanılıyor.

4.Vitrin: Bu vitrinde, eski Tunç Çağına ait kaplar sergileniyor. Bu kaplar: dinsel hayatı ortaya koyuyor.

7.Vitrin: Pişmiş topraktan yapılmış tanrıçalar ile pişmiş toprak ve mermer idoller sergileniyor. Bu bölümün en gözde eserleri: pişmiş toprak hayvan figürleri ve çocuk oyuncakları.

Isparta Yalvaç Müzesi Klasik Eserler Salonu
Klasik Eserler Salonu

Bu salonda: Pisidia Antiocheia ve Men Kutsal Alanında yapılan kazılarda elde edilen eserler sergileniyor.

9.Vitrin: Bu sergide: Antiocheia heykeltıraşlık okulunun özgün mermer yapıtları var. Bunlar arasında: tanrı ve tanrıça heykelleri, Tyke, Nike ile imparatorluk dönemine ait portreler geniş yer tutuyor. Ayrıca: Roma dönemine ait mermer küpler bulunuyor.

11.Vitrin: Men Kutsal Alanından gelen pişmiş toprak ve mermer eserler sergileniyor. Çağının en çok ziyaret edilen tapınağı, aynı zamanda bir kehanet merkezi. Baş tanrı Men olmak üzere, bu tanrıya adanmış adak stelleri, ilgi çeken eserler olarak öne çıkıyor.

12.Vitrin: Roma çağına ait mermer tanrı ve tanrıça heykelleri sergileniyor. Bunlar arasında: Ana tanrıça Kybele, Zeus, Aphrodite, Tyke, Eroslar ve kadın heykelcikleri var.

Bu vitrinin hemen yanında: MS.1.yüzyıla tarihlenen, Zeus heykeli var. Antiocheia heykeltıraşlık okulunun önde gelen heykeltıraşlarından olan Menandros tarafından yapılmış, bu ihtişamlı heykel. Kaidesindeki yazıtta yapanın ismi yazılı.

Isparta Yalvaç Müzesi
Klasik Eserler Salonunun doğu tarafı, tanrı ve tanrıça heykellerine ayrılmış.

Antiocheia heykeltıraşlığının tüm özellik ve güzelliklerini gözler önüne seren bu yapıtlar, görenleri hayretler içinde bırakıyor. Tanrıça Athena, Nike ve Mousalar, bu bölümde sergilenen başlıca eserler.

Ayrıca, burada önemle üstünde durmak istediğim bir eser daha var. Roma İmparatoru Augustus’un, hayatta iken yaptığı işleri anlatan Latince metinler, panolar halinde burada sergileniyor.

Bunun yanı sıra, aynı metinin, Apollonia’da bulunan ve Yunanca yazılı bazı parçaları da burada sergileniyor.

Mutlaka görmelisiniz. Ankaralılar için bir hatırlatma. Aynı metinlerin bir benzeri: Ankara şehir merkezinde, Hacı Bayram Camisi yanındaki Augustus Tapınağında bulunuyor.

Isparta Yalvaç Müzesi

 

14.Vitrin: Roma döneminin küçük buluntuları, bronz ve cam süs eşyaları, burada sergileniyor. Buradaki bir kupa ya özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum.

Düzenlenen bir av yarışması sonunda verildiği anlaşılan, çift kulplu bu kupanın, bir yüzünde gladyatörler, diğer yüzünde ise sürüngen bir hayvan olan semender tasviri var.

15.Vitrin: Salonun bu son duvar vitrininde, Bizans dönemi pişmiş toprak ve madeni eserleri sergileniyor. Bunlar arasında: İsa’nın çarmıha gerilmiş heykelcikleri, haçlar, özellikle Hıristiyanlıkla ilgili kabartmalar, kandiller dikkatinizi çekecektir.

Ancak, bunların içinde en önemli eser: MS.4.yüzyıla tarihleniyor. Midye kabuğu üzerine işlenmiş. İsa’nın bir masa üzerinde. Ortada: Meryem Ana, başı örtülü, yüzü görünüyor. Her iki yanında iki melek duruyor.

Bu kabartma, dünyada tek olma özelliğini korumaktadır. Kompozisyon: İsa’nın mezara indiriliş sahnesi olarak betimlenmiş, bu hüzünlü an çok iyi betimlenmiş.

Salonun ortasında bulunan iki vitrinde: balıkçı başı ve nadide köpek heykelcikleri var.

Isparta Yalvaç Müzesi Etnografik Eserler Salonu
Etnoğrafik Eserler Salonu

Bu salonda Yalvaç ve çevresinden gelen eserler ve muhtelif yollarla gelen eserler sergileniyor.

25.Vitrin: Salonun ortasında bulunan iki yatay vitrinde: Osmanlı dönemine ait altın, gümüş ve bakırdan yapılmış zengin sikke koleksiyonu var.

Etnografya Salonunun dar kenarında: 19.yüzyıla ait bir evin malzemeleri ile aslına uygun olarak düzenlenen “Eski Yalvaç Evi” müzeye gelen ziyaretçilere, önceki kuşakların sahip oldukları ihtişam hakkında bir fikir veriyor.

Isparta Yalvaç Devlethan Camisi-Eski Cami

DEVLETHAN CAMİSİ-ESKİ CAMİ

İlçe merkezindedir. Kesin yapılış tarihi bilinmemektedir. Ancak, 14’ncü yüzyılda, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Mesut’un oğlu tarafından devlet adına yaptırıldığı ve hatta kız kardeşi olan Devlet Hatun tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir. Ancak caminin mimarı bilinmemektedir. 

Devşirme malzeme ile yaptırılmıştır. Antiochia ören yerinden getirilen, önceki dönemlere ait mimari yapı elemanları (mermer işlemeli bloklar ve yazıt parçaları) duvar örgüsünde kullanılmıştır. Dış yüzü sıvasızdır. Bu yüzden, Antiochiadan gelen hayvan figürü kabartmalı ve işlemeli taşlar görülür. 

Caminin tek minaresi, yapının kuzeydoğu köşesindedir. Mihrabı ve minberi, düz sadedir. Caminin muhtelif dönemlerde onarımlardan geçtiği ve bu yüzden 15-16. yüzyıla ait yapının, günümüzde orijinalliğini yansıtmadığı düşünülmektedir.

Kubbe dışında kalan tavan ahşaptır. Kubbe içleri, çeşitli renklerle yapılmış (sarı, mavi, kırmızı, yeşil) kalem işi stilize edilmiş bitkisel motiflerle süslenmiştir.

Mihrap kabartma süslemelidir.

Mihrabın hemen üstünde açılmış, yuvarlak formlu, çeşitli renklerden oluşturulmuş vitray pencere dikkat çeker. Sabah güneş doğuşunda, caminin içerisi buradan gelen ışıkla rengarenk görünür. 

Isparta Yalvaç Osmanlı Hamamı

OSMANLI HAMAMI

Kaş mahallesindedir. Osmanlı dönemine ait ayakta kalan tek hamam Yalvaç’ta bulunuyor. Bölgesel Osmanlı geleneklerini ihtiva eder. Soyunmalık, soğukluk, sıcaklık, su deposu ve külhan gibi bölümleri vardır.

Taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiş yapının iki ayrı girişi bulunur. İçten su geçirmez sıva ile kaplanmıştır. 1940’lı yıllardan beri kullanılmayan hamamda, şu an restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir, restorasyon bitirildiğinde Hamam Müzesi olarak ziyarete açılacaktır. 

Isparta Yalvaç Çınaraltı

ÇINARALTI

Bu muhteşem doğal anıt ağacın, 1200 yıllarında dikildiği tahmin ediliyor. Yani: 800 yaşında. Boyu ise: 16 metre. Gövde çevresi: 10.25 metre. Çapı: 3.26 metre. Dal uzunlukları: 7.50 ile 15.80 metre arasında değişiyor. 

Yalvaç Çınaraltı

Türklerin gelip yerleştiğinde merkezde bulunan Çınaraltı, tam ilçenin merkezinde bulunuyor. Çevresinde toplanmış kahvehanelerden oluşur. Ağacın çevresinde oluşturulan tarihsel meydan, gerçekten mutlaka mola vermenizi önereceğim güzel bir ortam.

Yalvaç Hacı Ali Rıza Efendi Halk Kütüphanesi

YALVAÇ HACI ALİ RIZA EFENDİ HALK KÜTÜPHANESİ

Önce bir kaç cümle ile Hacı Ali Rıza Efendi: 1830 yılında Yalvaç Salur Mahallesinde doğmuştur. 1853 yılında, dördüncü dereceden naiblik yani hakimlik ehliyetnamesi aldı ve hakimlik görevine başladı.

Ülkenin çeşitli yerlerinde 48 yıl hakimlik yaptı. Gelelim kütüphaneye, kütüphanenin kuruluşu 108 yıl öncesine dayanır. 1970 yılından itibaren, kütüphane, kendi binasında faaliyetini sürdürmekte olup, çeşitli konularda 30 bini aşkın eser ile, önemli bir kültür hazinesidir.

Yalvaç Belediye Kültür Evi-Tıraşzade Konağı

BELEDİYE KÜLTÜR EVİ (TIRAŞZADE KONAĞI)

Geleneksel Yalvaç evlerine örnek olan Tıraşzade Konağı, burada yapılan ilk restorasyon çalışmalarından biridir. Konak restorasyonun ardından içi tamamı orijinal malzemelerle tefriş edilerek bir Etnografya müzesi olarak hizmete açılmıştır.

Konak, kerpiç ve ahşap malzeme kullanılarak inşa edilmiştir.

Yalvaç Belediye Kültür Evi-Tıraşzade Konağı

İlk kısmının 1840 yılında ve son halinin 1911 yılında tamamlandığı biliniyor. Giriş: batıdaki çift kanatlı ahşap kapıdan. Kapıdan girilince: hayat bölümü açılıyor.

Yapı, iç kısımda “L” şeklinde düzenlenmiş. Kuzeydeki blok 2 katlı ve batıdaki blok ise 3 katlı.

Bunların arasında bahçe var. Evet, bu Osmanlı mimari özelliklerini gösteren yapı, yakın süre öncesine kadar yıkılmak üzere iken, Belediye tarafından onarılarak, ziyarete açılmıştır.

Yalvaç Anlatan Meydanı

ANLATAN MEYDANI

Belediye Binasının hemen karşısındaki meydan: İlçenin zengin geçmişini gelen ziyaretçilere gösteren bir rehber niteliğinde hazırlanmış. Tam bir Açık hava müzesi niteliğinde. Kuzeyde bulunan, üzeri kapalı ve sütunlu bir bölümden meydana giriliyor.

Üstü açık koridorun her iki yanındaki dikmeler üzerinde, bilgi panoları var. İlk pano: Tokmacık fosilleri bölgesini anlatıyor.

Daha sonraki panoda: Men Kutsal Alanı ve takip edenlerde: Antiokheia kenti, Roma dönemi, Bizans dönemi ve böylece devam ediyor. Meydanın merkezinde ise, 25 metre çapında bir tören alanı ve Atatürk Anıtı bulunuyor. 

Meydan; İlçe hakkında, burayı ziyaret eden insanlar için hazırlanmış. Bu meydanı ziyaret eden bir ziyaretçi, meydan bitiminde, İlçe hakkında birçok bilgi sahibi olmuş oluyor.

İlginç, buna benzen bir yapıyı, ülkemizde başka bir yerde görmedim, ama iyi düşünülmüş. Çünkü: Yalvaç gerçekten, tarihi özellikleriyle öne çıkan bir yer.

İlçeye ilk gelen ziyaretçilerin, antik yerleri gezmeden önce, bu meydanda küçük bir tur atmalarında, İlçeyi tanımaları açısından büyük yarar var.

Isparta Yalvaç Metin Sözen Keçe Evi   

METİN SÖZEN KEÇE EVİ

Görgü mahallesindedir. Keçeyi turistik ürün haline dönüştürecek tasarımların yapıldığı bir merkezdir. Eski bir Yalvaç evinin restore edilmesiyle oluşturulan evde, keçe işleme makineleri, keçe yapım aşamaları ve üretilen keçeler sergileniyor.

Ayrıca, burada çalışanların ürettikleri çanta, başlık, şapka, duvar resmi ve benzeri keçe ürünleri satılıyor. 

Isparta Yalvaç Mustafa Bilgin Sanat Evi

MUSTAFA BİLGİN SANAT EVİ

Görgü mahallesindedir. Bir öğretmene ait olan eski evin restore edilmesiyle meydana getirilen Mustafa Bilgin Kadınlar Sanat Evi’nde, hanımlara yönelik olarak cam, seramik, resim gibi çeşitli kursların verildiği atölyeler, çay ve kahve içilebilen odalar, kitap okunabilen kütüphane bölümü bulunuyor. 

Isparta Yalvaç Geleneksel Yemek EVİ

GELENEKSEL YEMEK EVİ

Kaş Mahallesinde, Tıraşzade Konağının karşısındaki bu mekanda, geleneksel yemek kültürüne ait pek çok lezzet burada konuklara servis ediliyor.

Eski bir Yalvaç evinin restore edilmesiyle oluşturulan bu mekanda, bir lokanta ortamı değil daha yöresel bir ortam oluşturulmuştur.

Bu mekanda ve bir aşçının değil mahalleli kadınların yaptığı yemekler ikram ediliyor. 

Isparta Yalvaç Eski Deri Fabrikası ve Deri Sanayi Açık Hava Müzesi

ESKİ DERİ FABRİKASI VE DERİ SANAYİ AÇIK HAVA MÜZESİ

Cumhuriyetin ilk yıllarında, Atatürk’ün emriyle kurulan 125 Anonim şirket arasındadır. Alman mimarisi ve makineleri kullanılarak, modern tarzda çok ortaklı olarak kurulan deri şirketi ve fabrikası, Cumhuriyetin ilk dönemlerinden itibaren kalkınma hedefinde olan ülkemizde örnek gösterilecek yatırımlardan biridir.

Günümüzde kullanılmayan binası, otel olarak restore edilmekte, makineleri ön kısmında Açık hava müzesinde sergilenmektedir. 

İLÇE DIŞINDA GEZİLECEK YERLER

Isparta Yalvaç Tokmacık Fosil Yatakları

TOKMACIK FOSİL YATAKLARI

Tokmacık kasabasında 1994 yılında yapılan kazılarda, 9 milyon yıl öncesine ait bir gergedan fosili bulunmuştur. Süleyman Demirel Üniversitesinden Prof Fuzuli Yağmurlu başkanlığında devam eden kazılarda çeşitli hayvanlara ait fosillerde ele geçirilmiştir.

Bunlar: değişik türden memeli hayvanlara ait: diş, çene, ayak, kaburga ve omur kemikleridir.

Bulunan kalıntılar: gergedan, mamut, vahşi at, etoburlar ve geyikgillere ait fosilleşmiş ve kısmen iyi korunmuş kemik parçalarıdır.

Hayvanlara ait kalıntıların tümü: yaklaşık 9 milyon yıl öncesine aittir. Dolayısı ile, 9 milyon yıl önce, yörede yayılan bol miktarda hayvan topluluğunun varlığı ortaya çıkıyor.

Fosil yatağında bulunan kalıntılar fazla parçalanmamış olduğundan, iyi korunmuştur. Bunlar: yakın sayılabilecek mesafeden taşınıp depolanmışlardır.

Bu fosiller, günümüzde Yalvaç Müzesinde sergilenmektedir.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti

PİSİDİA ANTİOCHEİA  

İlçenin yaklaşık 1 km. kuzeyinde, Sultan Dağının güney yamacındaki vadi üzerindedir. En yüksek noktası: 1176 metreye kadar yükselen bir tepenin üzerinde kurulmuştur. Kentin kuzeyinde: güneybatı yönünde, Anthius nehri akmaktadır.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti

 

1833 yılında, İzmir’de rahiplik yapan, V. Arundell tarafından bulunmuştur. Daha sonra ise, birçok gezgin ve araştırmacı tarafından, araştırılmıştır. 1920 yılında yapılan kazılar sonucunda: Roma kolonisinin büyük kısmı ortaya çıkarılmıştır.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti

 

Kentin önemi, Hıristiyanlık dininin yayılmasında siyasi kişiliği ile çok önemli bir rol oynamış olan Hz İsa’nın 12 havarisinden St Paul’un buraya gelmesi, burada 2 yıl kıl çadır dokuyarak hayatını kazanması ve farklı dinlere inanan insanlara hitap ederek, onlara Hıristiyanlığı anlatması, vaazlar vermesi, bu bölgenin Hıristiyanlığın beşiği olmasına neden olmuştur.

Daha sonra kilise yapımı serbest bırakılınca, Antiocheia halkı, St Paul’un anısına dünyanın ilk ve en büyük kilisesini 325 yılında Aziz’in ilk resmi vaazını verdiği Sinegog üzerine yapmıştır.

Kent yakınında, Karakuyu Tepesinde: Men kutsal alanı var. Burada: yazıtlar bulunmuş.

Şehrin

Suriye kralı Seleukos I (MÖ.312-280) tarafından kurulduğu düşünülüyor. Kentte: kolonistlerin yaşadığı düşünülüyor. Kent, bu durumunu, MÖ.39 yılına kadar sürdürmüş.

MÖ.25 yılında, İmparator Augustus zamanında, kent, Roma kolonisine dönüştürülmüştür. Bu dönemde ismi de; Colonia Caesarea olur. Bu statü, yaklaşık 200 yıl sürdürülür.

Bu dönemde, serbest şehir statüsü verilen şehir, 7 küçük tepe üzerine oturan, bölgelere bölünmüştür. Koloninin resmi dili: Latincedir. Kent merkezindeki nüfus ise, tahminen: 10 bin kişi civarındadır. Bu nüfusun: yaklaşık 3 bin kişilik bölümü ise, Roma askeridir.

Kolonide yaşayan pek çok insan: imparatorluk idaresinde görev alır. Kent, daha sonraki dönemlerde: Pisidia Eyaletinin metropolisi olur. Bu önemini; Bizans döneminde de sürdürür.

Ekonomik durum; MS. 3.yüzyılda en üst düzeyine çıkar. MS. 713 yılında, kent, Arap istilasına uğrar, yakılıp, yıkılır.

Kent: yaklaşık 3 km. uzunluğunda, oval bir surla çevrilidir.

Surlar

Helenistik dönemde inşa edilmiş, Roma ve Bizans dönemlerinde ise genişletilmiştir. Sur içinde kalan alan, düz değil. Bu nedenle, kent ızgara planlı olarak inşa edilmiş. Güneyden kuzeye uzanan ana caddeler, şehir planının özünü oluşturuyor. Diğer planlama, bu caddelere göre yapılmış.

Kente giriş, 3 kapıdan yapılıyor. Güneyde ve kuzeybatı köşede, tek geçitli 2 kapı var. Üçüncü kapı, şehrin en görkemli kapısı. Bu kapı, batıda bulunuyor. 3 tonozlu olan kapı üzerinde: karşılıklı  diz çökmüş, flama ve standart  taşıyan iki nike (Zafer Tanrıçası) kabartmaları var.

Kent dışına bakan kısımda: bronzdan kabartma harflerle “Gaius Julius Asper Con 212” yazıtı bulunuyor.

Yazıtın üstü: zırh ve çeşitli silah kabartmaları ile ve bitkisel bezemelerle süslenmiş. Evet, bu anıtsal kapının yapılış tarihi ise, MS. 212 yılı. Ancak, günümüzde, bu 3 kapı da yıkılmış olup, ancak temel seviyesinde görülebilmektedir.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti

ANTİK KENTTE GEZİ

Bu antik kentte, bugün neler görebilirsiniz?  Sütunlu cadde, Augustus Tapınağı, Tiberius Alanı, Anıtsal Giriş, Roma Hamamı, Çeşme, Toplantı Binası, Tiyatro ve Kilise kalıntıları var.

Yani: arkeolojik kalıntı yönünden, oldukça zengin bir yer. Mutlaka uğranması, gezilmesi gereken bir yer. Büyük keyif alacağınıza inanıyorum, mutlaka zaman ayırın ve gidin.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Augustus Tapınağı

Augustus Tapınağı

Kentin en yüksek yerindeki kutsal alan içinde yapılmıştır. Kentin en etkileyici ve en anıtsal kapı kompleksidir.

Kentin en yüksek noktasında, büyük bir azimle oyulan kayalardan oluşturulan düzlükte kurulmuştur. Roma özelliği taşıyan özenli cephe mimarisi: ziyaretçileri hayrete düşürecek ölçüde zenginliğe sahip olarak inşa edilmiştir.

İmparator Augustus’un ölümünden sonra, onun adına izafeten yapılmıştır. Temeli: doğal kayanın kesilmesiyle oluşturulmuş bir podyum üzerinde bulunuyor. Podyum kayanın oyulması ile, mahzene dönüştürülmüş.

Yapı: yanlarda ikişer, önde 4 sütun olmak üzerine, 8 sütunludur. Ön cepheye: 12 basamaklı merdivenle çıkılıyor. Tapınağın arkasındaki kayada: oyularak oluşturulmuş, alt katta dor, üst katta İon tarzında sütunlarla taşınan, iki katlı galeri var.

Tapınağın önünde: 63 x 85 metre boyutlarında, Augustus alanı bulunuyor. Tapınak ve sütunlu galeriler yıkılmış olup, günümüze temel seviyesinde ulaşmıştır.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Tiberius Alanı

Tiberius Alanı

Sütunlu caddenin doğu bitimindedir. Merkezi kilisenin yanındadır. Yaklaşık kare planlı olan alanın, iki yanındaki sütunlu galerilerin içinde, sonraki dönemlerde dükkanların yapıldığı anlaşılmaktadır. Tiberius alanının muhtemel yapım döneminin, MS.1. yüzyıl olduğu düşünülmektedir.

Günümüzde, meydanın her iki yanındaki dolgunun çok az bir kısmı kazılmıştır. İleride, yeterli arkeolojik çalışmalar yapıldığında, mutlaka değişik antik kalıntılar çıkacaktır.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Propylon-Anıtsal Giriş

Propylon (Anıtsal giriş)

Augustus alanı ve Tiberius alanının kesiştiği yerdedir. Zafer takı biçiminde yapılan anıtsal giriş: İmparator Augustusun onuruna dikilmiş ve onun deniz ile karada kazandığı zaferlerini sembolize eden heykel ve kabartmalarla süslenmiştir.

Üç kemerli girişin, yan kemerleri: 3.5 metre, merkez giriş ise 4.5 metre genişliğindedir.

Anıtsal giriş kapısına: Tiberius alanından, 12 basamaklı bir merdivenle çıkılıyor. Geçit tonozunun ortadaki alanı: 4 adet ayak ve korinth başlıklı, 4 sütun üzerinde durmaktadır.

Ortadaki kemerin üzerinde: diz çökmüş ve kolları arkadan bağlanmış, biri giyimli, diğeri çıplak iki esir ve önlerinde meşale ve çelenk var. Yanlardaki kemerlerin üzerinde ise, girland taşıyan kanatlı Eros ve Nike kabartmaları var.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti

 

Arşitrav kısmında, bronzdan kabartma harflerle “İmp Caes Avgvsto Pontfex Max Tribunıca Potestate XII Con” yazıtı bulunuyor.

Kemerlerin üzerinde devam e den firizde: tritonlar savaş gemileri, kalkanlar, çeşitli hayvan kabartmaları var. En üstte: Poseidon (Deniz Tanrısı) ve Demeter (Bereket Tanrıçası) tasvirleri var. Bu heykeller: Yalvaç Müzesinde sergileniyor.

İmparator Augustus un ölümünden önce yazdığı vasiyetinin Latince kopyası da, bu yapıda bulunuyor. Kazılar sırasında, bunların dışında, birçok kitabe parçası da ele geçirilmiş. Evet, MS.1.yüzyıla tarihlenen anıtsal giriş, bugün tamamen yıkılmış ve temel seviyesindedir.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Roma Hamamı ve Palaestra

Roma Hamamı ve Palaestra

Kentin kuzeybatı köşesindedir. Kazılarda 7 mekanı açılmış, 70 x 55 metre ebatlarındaki yapının önemli bir kısmı hala toprak altındadır. Bu yüzden planı tam olarak anlaşılamamıştır. Hamam olup olmadığı bile tartışılmaktadır.

Örneğin: güneş ve rüzgar faktörleri düşünülerek, tüm hamamların girişleri ve ocakları güney ve doğu yönlerinde yapılmıştır.

Ama bu durum, bu şehirde, hamam olarak tanımlanan yapıda farklıdır. Su ve ısıtma sistemine ait de çok fazla iz bulunmamaktadır.

Yapı: çeşme binasına 150 metre yakınlıktadır. Hamamın dış duvarlarının, şehir surlarının bir parçası olarak kullanılmış olduğu düşünülüyor.

Hamamın doğusundaki alanda kurulu olan ve hamamla organik bir bağı olan beden eğitimi alanı, yaklaşık olarak 38 x 29 metre ebatlarında ve sütunlu bir galeri ile çevrilidir.

Ancak doğu kısmındaki kazı çalışmaları henüz tamamlanmamıştır.

Bu yüzden, buranın da plan özellikleri tam olarak bilinmemektedir.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti

 

Açılan bölümlerinde: tabandan ısıtmayı sağlayan sisteme ait ızgara ve künkler ortaya çıkmıştır. Soğukluk, sıcaklık ve ılıklık bölümlerinin yanında, servis mekanları da ortaya çıkarılmıştır. Ancak, henüz külhan ve havuzlara ulaşılmamıştır.

Oldukça iri ve sağlam yapısı ile, 80 x 55 metre ebatlarındaki hamam yapısı, benzerleri içinde büyüklüğünü ortaya çıkarmaktadır. MS.1.yüzyılın ilk yarısında yapıldığı düşünülmektedir.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Tiyatro
Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Tiyatro

Tiyatro

Kent merkezine yakın bir tepenin yamacında inşa edilmiştir. Şehre hakim bir noktadadır. Oturma kısmının kuzey bölümü, tepenin yamacına, güney kısımları ise tonoz kemerler üzerine oturtulmuştur.

Tiyatronun cephe genişliğinin yaklaşık 100 metreye ulaştığı anlaşılmaktadır. Bu durumda tiyatro: 15 bin kişilik, Aspendos tiyatrosu ile karşılaştırılabilir. Zaten, çevredeki antik kentlerin tiyatrolarından da büyüktür.

Roma döneminde genişletilmiş ve ana cadde, tiyatro altında kalmıştır. Kentin: doğu-batı yönündeki ana caddesi: tonozlu bir tünelle, tiyatronun altından geçmiştir. Bu ilginç tünelin uzunluğu; 56 metre, genişliği ise 8 metredir.

Bu tünelin: MS.311-313 yılları arasında yapıldığı, bulunan yazıtlardan anlaşılmıştır.

Tiyatro: yaklaşık 5 bin kişi kapasitelidir. Sahne kısmı, tamamen yok olmuştur. Günümüze kalan, mevcut kalıntıları ise: muhtemelen MS.4.yüzyıla tarihlenmektedir.

Stadium

Sultan Dağlarının eteklerinde, akropolün batısındadır. Yapı: 190 x 30 metre ölçülerinde ve at nalı şeklindedir. Helenistik dönemde, MS.2 yüzyılda inşa edilmiştir.

Antik çağda, çeşitli atletizm, güreş ve boks gibi bedensel sporlar ile, MS. 3 ve 4.yüzyıllarda, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları, bu yapıda düzenlenmiştir.

Günümüzde, burada herhangi bir kazı yapılmamıştır.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Nympheum ve su kemerleri
Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti Nympheum ve su kemerleri

 

Nympheum (çeşme) ve su kemerleri

Kent mimarisinin en önemli yapılarındandır. Nympheum yapısı, geniş bir U şeklinde planlanmış ve su kemerlerinden akıtılan suyu depolayıp düzenleyerek, kentin önemli bir bölümüne dağıtmak için planlanmıştır.

Yapı: 27 x 3 metre boyutlarında, suyu toplayan bir rezervuar, 9 metre yüksekliğinde süslü bir cephe ve önündeki  27 x 7 metre boyutlarında, 1.5 metre derinliğindeki havuz kısımlarından oluşuyor.

Hemen arkasında: yaklaşık 11 km. uzaktan, Sultan Dağlarındaki “Suçıktı” kaynağından aldığı suyu, kente getiren su iletim sisteminin, sifon bölümünü oluşturan, 800 metrelik su kemerlerinin kalıntıları var. Yalvaç kasabasının su ihtiyacı, bugün yine aynı kaynaktan karşılanıyor.

Isparta Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Kenti su kemerleri

Deniz seviyesinden 1465 metre yükseklikte olan Suçıktı kaynağından alınan su: bazen açılan kanallar, bazen ise tüneller içinden, bazen de tek yada iki katlı kemerler üzerinden, pişmiş toprak ve taş künklerle, biraz önce söylediğim gibi, 11 km. boyunca, arazinin eğimine ve karşılaşılan engellere veya dere yataklarına göre bulunan çözümlerle, 1178 metre yüksekliğindeki Nympheum’un rezervuarına taşınmış.

Aradaki 287 metrelik kod farkı: mesafe ile oranlandığında % 2.5’lik bir ortalama eğim ortaya çıkıyor. Bu eğimdeki suyun, müthiş bir basınç uygulayacağından, aşamalı olarak yavaşlatılan basıncı, sistemin sonundaki su kemerlerinden oluşan sifon bölümüne geldiğinde, tamamen kontrol altına alınmış oluyor.

Uzun yılların deneyimiyle elde edilen, bu kusursuz mühendislik deneyimi sayesinde, günlük ortalama 3000 metreküp su, düzenli ve sorunsuz olarak, kente dağıtılmış.

Çeşme binasının da, bu hesaplamaya göre, kentin yüksek kısımlarına su iletebilmek için, en az 9 metre yüksekliğinde olması gerektiği, yapılan hesaplamalar sonucu ortaya çıkarılmış.

Günümüzde: su kemerlerinin 200 metreye yakın bir bölümü ayakta kalmıştır. Bu kemerlerin yükseklikleri: 5 ile 7 metre arasında değişir.

Harçsız blok örgüyle yapılmışlardır. Ortalama 4 metrekare taban alanı ve 4 metre yükseklikleri var.

Gerek kilit taşlarında ve gerekse silmelerde süslemeler yok. Çünkü, görünümden çok işlevselliğe önem verilmiş. İki ayak arası açıklık, arazinin yapısına bağlı olarak 3.80-4.70 metre arasında değişiyor.

Yüzlerce yıl boyunca, birçok depreme rağmen yapının önemli bir kısmının ayakta kalması, kemer mimarisindeki kusursuzluğun en büyük göstergesidir.

Üst yapı tamamen tahrip olmuş. Ama kemerlerin üstünde, suyu taşıyan, ortalarında, ortalama 25 cm. çapında akaç delikleri bulunan kanalların izleri görülüyor.

Isparta Yalvaç  St Paul Kilisesi

St Paul kilisesi

Kentin ilk ve en büyük kilisesidir. Şehir suruna bitişik ve Roma hamamının yaklaşık 200 metre güneyindedir. Yapının boyutları: 70 x 26 metredir. Apsis kısmı doğudadır.

Kilisenin batısında, enine yerleştirilmiş giriş bölümü bulunmaktadır. Arkeolog Ramsay tarafından: 1927 yılında yapılan kazılarda: demir bir madalyon üzerinde, bir yüzde Diocletianus dönemi azizlerinden Neon, Nikon ve Heliodorus ve diğer yüzünde ise, Antiochia’llı Bassus’un isimleri yazılıdır.

Bu kilisenin bulunduğu yer ilginçtir. Burada: ilk evrede büyük boyutlarda bir sinagog, ikinci evrede, MS.3.yüzyıl başlarında küçük bir kilise, üçüncü evrede, MS.4.yüzyıl başlarında ise, şu anda görülen kilise yapısı yapılmıştır.

Isparta Yalvaç  St Paul Kilisesi

 

Kilisenin tabanı: renkli ve çeşitli mozaiklerle kaplıdır. Bu mozaik tabanda: 4 adet kitabe bulunmakta olup, bu kitabelerde, mozaiği yaptıran ve görevli papazların isimleri yazılıdır. Evet, bu kilise, Hıristiyanlık için önem arz ediyor.

Çünkü: özellikle, bu kilisenin altında, ilk evrede yapılan Sinegogda: MS.46 yılında, Hz. İsa’nın havarilerinden St. Paulus’un, Barnabasla birlikte ilk vaazlarını verdikleri düşünülüyor. Bu nedenle, St. Paulus’a adanan kilise, büyük önem arz ediyor.

Sonuç

Yalvaç’ın Hıristiyan alemi açısından önemli bir haç merkezi olabileceği değerlendirilmektedir. Yalvaç ilçesinin bu büyük potansiyeli, İncil’de yer almaktadır.

İncil’in 280’nci sayfasında bulunan “Elçilerin İşleri” başlığı altındaki bölümde: Yalvaç ilçesinde bulunan Pisidia Antiocheia antik kentinden söz edilmektedir.

İncil’de yazılanlara göre: İsa çarmıha gerildikten sonra İsa’nın havarileri Kıbrıs’a gitmiş ve daha sonra da Yuhanna isimli havari, diğer havariler ile birlikte Kudüs’e gitmiştir.

Paulus isimli havari ise tekrar Anadolu’ya dönerek, önce Pamfilya bölgesine gelmiş daha sonra ise Perge ve en son olarak Yalvaç ilçesinde bulunan Pisidia Antiocheia antik kentine yerleşmiştir.

Pisidia Antiocheia antik kentine Paulus isimli bu havari yerleştikten sonra bugün St Paulus kilisesi altında bulunan Sinagog’da Yahudilere vaazlar vermiştir.

Hıristiyanlığın yaygınlaşması üzerine, MS 325 yılında buraya büyük kilise inşa edilmiştir. Görüldüğü gibi Yalvaç ilçesinin Hıristiyanlık alemi açısından öneminin İncil’de vurgulanıyor olması Yalvaç ilçesinin önemini ortaya koymaktadır.

Yalvaç ilçesi bu  durumu iyi kullandığı takdirde Hıristiyanlık aleminin dikkatini bu yöreye çekebilecektir. Tabii ki bu iyi kullanım deyimi, tamamen tanıtımdan geçiyor.

Ben de kendi çapımda bu tanıtıma katkıda bulunuyorum, sonuçta siz de bu satırları okuduğunuzda, Yalvaç ilçesinin inanç turizmi açısından önemini anlıyorsunuz. 

Isparta Yalvaç  Ay Tanrısı Men Kutsal Alanı

AY TANRISI MEN KUTSAL ALANI

Antiokheia antik kendinin, yaklaşık 5 km. güneydoğusundadır. Yaklaşık 1600 metre yükseklikte kurulmuştur. Anadolu’nun mistik tanrılarından Men adına yapılmıştır.

Kökleri 3 binli yıllarda Mezopotamya’ya dayanan ve ayın gizemli gücüyle insanlara şifa dağıttığına inanılan tanrı Men’in tarihte bilinen tek kentleşmiş merkezi Yalvaç’tadır.

Evet, çevresindeki yapılarla birlikte, kutsal bir alan oluşturmaktadır.

Sinoplu coğrafyacı Strabon, Geographika kitabında da adı geçen Men Kutsal Alanı, kentin tüm çevresine hakim bir konumdadır.

Alanda: temenos içinde, alanın en etkileyici yapısı olan Men tapınağı, daha küçük ikinci bir tapınak, stadion, tören salonu, kült yemeklerin yendiği bir andron ve ev benzeri 20 kadar, niteliği tam olarak anlaşılamayan yapıdan oluşan bir kutsal alan ve daha sonraki yüzyıllarda inşa edilmiş kilise kalıntıları vardır. 

Isparta Yalvaç  Karakuyu Tepesi Kutsal Alanı

KARAKUYU TEPESİ KUTSAL ALANI

Burası: Antiokheia’nın baş tanrısı Patrios Theos’un kutsal ağacı: çamlarla kaplıdır. Karakuyu ismi: kutsal alan içinde yapılmış Bizans kilisesi yakınlarında, kurumuş su kaynağından gelmektedir.

MEN TAPINAĞI

Araştırmalarda, burada: bir tapınak, daha küçük başka bir tapınak, stadion, tören salonu, kült yemeklerin yenildiği bir andron ve ev, 20 kadar niteliği tam olarak anlaşılamayan yapılar bulunmuştur.

Bu kalıntıların: MÖ.4 ve MS.4.yüzyıllar arasındaki uzun tarihi süreçte yapıldığı ve dolayısı ile, kökleri olan güçlü bir külte ait olduğunu kanıtlamaktadır.

Tapınak: 11 x 6 sütunludur. Podyum tabanında: 31×17.4 metre, podyum üstünde 25×12.5 metre boyutlarındadır. Güneybatı ve kuzeybatı yönünde: 10’ar basamak, güneydoğu ve kuzeydoğu yönlerinde ise 6’şar basamaklı podyum üzerinde yükseliyor.

ADAK YAZITI

Temenos duvarları üzerinde: Tanrı Men’den: yardım, şifa, koruma dileyen, rüyalarını anlatan, teşekkürlerini sunan, kısaca tüm yaşamlarını paylaşan insanlar tarafından adanmış yazılı steller bulunuyor. Ancak: bunlar, daha sonraki dini kültler tarafından, sistemli olarak yok edilmişler.

MEN (MENSIS)

Men tanrısı: Anadolu’nun özellikle iç-batı bölgelerinde yoğun tapınım görmüştür. Yoksul, güçsüz, hasta insanların koruyucusu olmuştur. Sembolü: ay’ın gizemli gücü ile, insanlara iyilik ve şifa dağıtmıştır. Kökleri: MÖ.4000 yıllarına, Mezopotamya’ya kadar iner.

Tanrı: genellikle, omuzlarının üzerinde, iki yana açılmış gizemli semboller olan, boynuz biçiminde ayça (ayın ince hilal hali) ile betimlenmiştir.

Anadolu’nun batısında giyilen ve Frig külahı olarak bilinen, keçeden, kulakları da örten bir külah, beli kemerli, genç bir erkek olarak tasvir edilmektedir.

Tanrı Men’in kutsal hayvanları: boğa ve aslandır. Boğa-Aslan-keçe külahlı kahraman üçlüsü, birçok betimlemelerde birlikte olurlar. Men: tanrı-delikanlı olarak karşımıza çıkar.

KUTSAL ALANDA GEZİ

Kutsal Alan ziyarete açıktır. Ancak: Hıristiyanlığın yükselmesiyle, MS.4.yüzyılda burada yaşanan yıkımın izleri, bugün de görülmektedir. Tüm yapılar tamamen yıkık ve dağınık yapılarıyla, ormanlık alan içinde görülmektedirler.

Kutsal alana uzanan 5.5 km. lik yolun ıslah çalışmaları sürdürülmekte. Ancak: kazı ve temizlik çalışmaları yapılması ve en önemlisi koruma sağlanması şart. Çünkü: özellikle yaz sezonu dışında, burada görevli kalmıyor ve kaçak kazılara bolca sahne olunuyormuş.

Isparta Yalvaç  Hoyran Gölü

HOYRAN GÖLÜ

Eğirdir gölünün Yalvaç sınırları içinde kalan kuzey yarısı, Hoyran gölü olarak adlandırılır. Hoyran gölünde plaj ve göl çevresinde de konaklama imkanı sunan kamp alanları vardır. Ayrıca iskelesi, cankurtaranı, deniz bisikletleri ve pek çok donanımı olan bir de plaj bulunur. 

Isparta Yalvaç  Hoyran Kaya Mezarları
Isparta Yalvaç  Hoyran Kaya Mezarları

 

HOYRAN KAYA MEZARLARI

İlçe merkezinin batısında, 25 km. uzaklıktadır. Hoyran gölüne doğrudan dik inen kayalıklar üzerindedir. 3 mezar var. Soylulara özgü oldukları belirlenmiş. Ancak, bir tanesi daha özel. 30 metre yukarıda, göle ve günbatımına doğru bakıyor, yalın olarak diğer ikisinden hemen ayırt ediliyor.

İşçiliği, değişik biçimdeki geometrik desenlerden oluşan alınlığı ile, mutlaka önemli bir kişiye ait mezar olduğu kesin. Yüksekliği: 5.5 metre. İçinde, eni: 3.5 metre. Tavan yüksekliği: 3 metre. Yapı itibarı ile, Frigyalılar döneminde yapıldıkları düşünülüyor.

Bu mezar yapılarının: Antiocheia şehrinin kuruluşundan önceki bir zamanda yapılmış olduğu tahmin ediliyor. Uzaktan görebiliyorsunuz. Mezarlar, Bizans döneminde kilise olarak da kullanılmıştır.

Bu kullanım şekli, Frigya’dan gelir. Buna yönelik olarak, anıtın mezar yapısı, içte ve dışta değişikliğe uğramıştır. Özellikle doğu duvarı, bu dinsel amaçla apsis olarak sonradan oyulmuştur ve oda duvarlarına, onca bozulmaya karşın hala etkileyebilen İncil’den alınma öyküler resmedilmiştir.

Apsisteki nitelikli resim: haleli, sakalsız ve beyaz giysileriyle ve az büyüklüğüyle farklı olan önemli bir kişide odaklanır.

Bizans kiliseleri apsisindeki betimlemelerin genellikle İsa ve Meryem Ana’ya ayrıldığı bilinir ve bu olgu, önemi, çevresindeki mavi, yeşil ve kırmızı giysili azizlerin ortasındaki konumuyla vurgulanan bu özel kişinin olabileceğini düşündürür.

Zor seçilebilir olmasına karşın, tavanda da başı haleli, elinde kalkan ve mızrak taşıyan, beyaz ata binmiş bir aziz betimlenmiştir. Başının her iki yanında ki harflerde, Kapadokya’da özellikle saygı gören İkonion (Konya) Piskoposu Aziz Kornoutos’un adı okunur.

Ancak buradaki asker kişiliği onun bilinen resimlerine yabancıdır, genellikle beyaz sakallı, halesi ve piskoposluk belirteçleriyle birlikte tanınır.

Yörede benzersiz olan ve Anadolu’daki benzerleri arasında da önemli bir yeri olan bu kaya mezarları ve kaya kilisenin, duvar resimleriyle birlikte restore edilerek turizme kazandırılmasının önemini umarım yetkililer en kısa zamanda anlarlar. 

Isparta Yalvaç Limenia Adası

LİMENİA ADASI

Hoyran gölü içindedir. İlçe merkezine, 25 km. uzaklıktadır. Adanın çevresi: surlarla çevrilidir. Kayalık yamaçlarında ise: kaya mezarları bulunuyor. Adanın içinde bulunan bir başka tarihi mekan ise: Meryem Ana’ya adanmış bir manastırdır. 

 

Isparta Atabey

Isparta Atabey

Isparta Atabey; Antik çağda, önemli bir yerleşim yeri. Ayrıca: Selçuklular döneminde, yapılışından sonra 700 yıl boyunca eğitim verilen Ertokuş Medresesi, yörenin önemini ortaya koyuyor.

ULAŞIM

Atabey ilçesinin, Isparta il merkezine uzaklığı: 24 km. dir. Eğirdir yolu üzerinde, sola sapılarak 12 km. ilerleyince, İlçeye ulaşılıyor.

TARİH

İlçe, antik çağda: Ağrai veya Agpia olarak isimlendirilmiştir. MÖ. 334 yıllarında, Büyük İskender’in egemenliği, bölgede hissedilir. Ölümünden sonra ise, I. Antiochos Soter tarafından bu bölgede kurulan: “Seleukeia” kenti, ilçenin güney batısındaki Bayat köyü sınırları içindedir.

Seleukeia şehri: bölgenin Roma egemenliğine girmesinden sonra: MÖ.164 yılında, İmparator Claudius döneminde “Claudioseleuceia” adını alır. Daha sonra ise, “demirden” anlamına gelen “Sidera” ön adını alarak: Seleukeia Sidera olarak isimlendirilir.

1224 yılında, Selçuklular bölgede görülür. Antalya Valisi Mubarizüddin Ertokuş, bölgeyi ele geçirir. Konya-Antalya güzergahındaki yerleşimlerden biri olan “Agros (Atabey)” a önem verilir. 1224 yılında, Ertokuş tarafından, burada bir Medrese yaptırılır. Bu medrese, Osmanlı eğitim sistemi içinde, 13.yüzyıl başlarına kadar faaliyetini sürdürür.

16.yüzyıl başlarında, dört mahalleden oluşan merkez, aynı yüzyılın sonlarında büyük bir gelişme göstererek, kasaba olur.

Özellikle: 16.yüzyılda, buranın Pambuklu köyünde yetiştirilen pamuğun işlenmesi sonucu, dokunan ve Osmanlı ülkesinde “donluk”denilen kumaş; oldukça iyi Pazar bulur. 1869 yılında, Agros nahiyesinde, 14 mahalle bulunmaktadır.

Cumhuriyet döneminde, 1926 yılında ise, TBMM kararı ile, İlçe, Atabey ismi ile anılmaya başlanır. 1953 yılında Bucak ve 1960 yılında ise İlçe statüsüne getirilir.

Atabey ismi, Selçukluların kumandanlarına verdikleri bir unvandır.

Isparta Atabey Genel

GENEL

İlçe merkezinde: Çayırlı Mescit adında bir mesirelik ve dinlenme yeri ile, Belediye önünde bir dinlenme parkı var. Ayrıca, 1995 yılında, faaliyete geçen “Okuf Göleti” çevresi: dinlenme ve piknik için ayrılmış, burada ayrıca olta balıkçılığı da yapılabiliyor.

Atabey ilçesinin en büyük özelliklerinden biri de: Süleyman Demirel’in doğum yeri olan “İslamköy” kasabasının buranın sınırları içinde olmasıdır.

İlçe ekonomisi: tarım ve hayvancılık ağırlıklıdır.

GEZİLECEK YERLER

Isparta Atabey Ertokuş Medresesi

ATABEY ERTOKUŞ MEDRESESİ

Medrese: 13.yüzyılda Selçuklu hükümdarlarından Ertokuş Bey tarafından yaptırılmış ve 700 yıl boyunca, ilim ve kültür merkezi olmuştur. Burada: astronomi ve tıp alanında eğitim verilmiştir. Medresenin yapımında kullanılan bazı taşlar: Atabey ve Bayat’taki harabelerden getirilmiştir. Ancak: hiçbir bağnaz düşünceye yer vermeden, bu taşlar üzerinde bulunan Roma ve Bizans simgeleri, işaretleri silinmemiş, kazınmamıştır.

Medrese: dış avlu, iç avlu ile türbe ve medrese odalarından oluşur. Odaların üzeri kubbelidir. İç avluda bir havuz ve üstünde, ortası açık bir kubbe var. Bu kubbe: yarım kemerlerle dört adet sütuna dayanmaktadır. Dinlendirici su sesi eşliğinde, ders ve araştırma yapılması sağlanmıştır. Giriş kapısının karşısında: mescit ve dershane görevini üstlenen, ana bir eyvan bulunmaktadır. Buradaki taş mihrap: Anadolu Selçuklu eserlerinin nadir örneklerindendir.

Mescit ve dershane olarak kullanılan bölümden: sivri kemerli, üç kapı ile türbeye geçilir. Bu kapıların medrese ilk yapıldığında olmadıkları ve yakın zamanda açıldıkları biliniyor.

Birçok fermanda, Agros Medresesinin tasdiki ile, kaydının bulunması, Medresenin ilim bakımından ülke çapında ne derece önem taşıdığını anlatmaktadır. Öğretime başladığından itibaren, Medresede pozitif ilimler okutulmuştur. Bu medresede bulunan ve 629 yıl önce yazıldığı bilinen bir kitapta gösterilen “Ay ve güneş tutulması” şekilleri, bugünkü okullarda okutulan Astronomi kitaplarındaki bilgilerle aynıdır. Tıp alanındaki birçok hastalık ta, bugünkü dille tanımlanmış ve çareleri de belirtilmiştir.

1877 Konya Vilayet Salnamesine göre: Medresede, 51 öğretmen bulunduğu, 344 kız ve 443 erkek öğrencinin eğitim gördüğü yazılıdır.

1993 yılında restore edilmiştir.

AGRAE ANTİK KENTİ

İlçe merkezinde bulunmakta olup, günümüzde ilçe merkezinin altında kalmıştır. İlçe merkezinin kuzeybatısında Kapıcak köyü yakınında Parlais (Barla) ve Prostanna (Eğirdir) şehirlerinin sınırlarını belirleyen bir sınır yazıtı bulunmaktadır. Bundan başka, birkaç mimari parça dışında, anılan kentten günümüze herhangi bir kalıntı kalmamıştır. Agrea; Bizans döneminde bir piskoposluk merkezi olarak kullanılmıştır.

Evet günümüzde bu kentten bir kalıntı yoktur.

Isparta Atabey Seleukeia Sidera

SELEUKEİA SİDERA-CLAUDİOSELEUCEİA-SİDERA

İsparta Atabey ilçesi Bayat köyü sınırları içinde bir tepededir. Atabey ilçe merkezine 15 km uzaklıktadır. Bayat köyüne ise 800 m uzaklıktadır.

Aynı şehre tarih boyunca farklı isimler verilmiştir.

 

Seleukeia Sidera:

Demir Seleukeia anlamına gelir. Şehrin çevresindeki zengin demir madenleri nedeniyle bu ismi almıştır.

 

Claudioseleuceia:

Roma İmparatoru Claudius (MS 41-54) döneminde şehir yeniden imar edildiği için, İmparatora atfen bu isim kullanılmıştır.

 

Selef:

Bölgedeki Bayat köyünün eski adı “Selef” tir.

Bu isim doğrudan “Seleukeia” isminin günümüze ulaşmış, bozulmuş bir halidir.

 

Tarihçesi:

MÖ 3 ncü yüzyılda Seleukos Kralı I Nikator veya I Antiokhos tarafından, kuzey Psidia boyunca uzanan askeri yolu korumak amacıyla kurulmuştur. Şehir kendi sikkelerini basmış ve bunların bazıları Antioch ta tapınılan Asyalı Tanrı Men in görüntüsünü taşır.

SELEUKEİA SİDERA-CLAUDİOSELEUCEİA-SİDERA

Günümüze ulaşan kalıntılar:

Günümüzde su duvarları, nekropol alanı ve bir tiyatronun kalıntıları görülebilmektedir. Ayrıca şehre su taşıyan antik su kemerlerine ait izler (Taş Kemer mevkii) hala mevcuttur. Bunun dışında henüz tam olarak turizme açılmadığı için kalıntılar oldukça doğal ve el değmemiş bir şekilde yayılmış durumdadır.

 

Şehir kalesi:

Şehir kalesi, tepe üzerinde iç içe geçmiş 3 kaleden oluşur. En iyi ayakta kalan kısmı, tepenin güneydoğu köşesindedir. Kale, büyük dikdörtgen bloklardan oluşur.

 

Kaya Mezarları:

Kentin en dikkat çekici özelliklerinden biri, çevredeki kireç taşı kayalıklara oyulmuş mezarlardır. Genellikle tek odalı ve önü açık kaya mezarları şeklindedir. Bazılarında Helenistik ve Roma döneminin tipik süslemeleri görülür. Mezarlar genellikle şehrin kurulduğu tepenin yamaçlarına yayılmıştır. Bu mezarlar, kentin o dönemdeki refah seviyesini ve nüfus yoğunluğunu göstermesi açısından önemlidir.

 

Antik Tiyatro ve Akropolis:

Şehrin savunma avantajı sağlayan yüksek bir tepeye Akropolis kurulmuştur.

 

Tiyatro:

Tepenin güney yamacına yaslanmış, doğal eğimden yararlanılarak inşa edilmiş küçük bir tiyatrosu vardır. Helenistik döneme tarihlendirilen yapılardan biridir.

Hisar Tepenin doğu yamacına yaslanarak, yarım daireyi biraz aşan planda inşa edilmiş, tipik Yunan tiyatrosu formundadır.

Tiyatronun sadece skene (sahne) binası, yanlardan girişini sağlayan vomitoriumu (tonozlu giriş kapısı) ve diazomanın (oturma sıralarını ayıran bölüm) bir bölümü korunmuştur.

Tiyatronun cavea (oturma sıraları) kısmı ise oldukça tahrip olmuş durumdadır.

Hellenistik ve Roma İmparatorlukları dönemlerinin metropolis kentlerine oranla oldukça küçük olan tiyatronun oturma basamaklarının tahrip olmasına karşı, ortalama 3-4 bin kişilik olduğu söylenebilir.

Bugün görülen sahne binası, Roma İmparatorluk dönemine MS 2-3 ncü yüzyıllara aittir.

 

Surlar:

Akropolisi çevreleyen devasa sur duvarlarının kalıntıları hala ayaktadır.

Bu taşların bir kısmı daha sonraki dönemlerde çevre köylerdeki yapılarda malzeme olarak kullanılmıştır.

 

Su sistemi-Taş Kemer Mevkii:

Seleukeia Sidera, sadece demiriyle değil, mühendislik harikası su yollarıyla da ünlüdür.

Kente su taşımak için inşa edilen su kemerlerinin kalıntıları, bugün hala bölgedeki bahçelerin arasında görülebilir.

Antik dönemde Eğirdir Gölü veya yakınındaki kaynaklardan şehre su taşındığı düşünülmektedir.

 

Güneybatı Yamaç Yapıları:

Seleukeia Sidera antik kentinin güneybatısında, güneybatı yamacı olarak adlandırılan alanda, farklı dönemlere ait çok sayıda yapılanma vardır.

Bunlar arasında, iki şarap işliği ve bu işliklerin hemen kuzeyinde ise kemik işlikleri vardır.

Alanda ayrıca ana kaya kullanılarak oluşturulmuş ahşap hatıl delikleri bulunan bir yapı yer alır.

Bu alanın işlik kompleksi ile ilişkili olduğu ve depolama amacıyla kullanıldığı düşünülür.

 

Şarap İşlikleri:

Kentin kurulduğu Hisartepe nin çevresinde yapılan araştırmalarda çok sayıda tarımsal üretim donanımı bulunmuştur.

Hisartepe nin güney, batı ve doğu yamaçlarında ve eteklerinde, toplam 25 şarap presine işaret eden arkeolojik buluntulara rastlanmıştır.

Bununla birlikte bu presler ile birlikte kullanılan 5 ağırlık taşı tespit edilmiştir.

Ayrıca fulchrum deliği ve taşları, pres ağırlık taşları ve açık alanda anakayaya oyulmuş preslerde bu donanımlar arasındadır.

Kentte tespit edilen 25 şarap presinin varlığı, bu dönemde kent ekonomisinde tarımsal üretimin tuttuğu yeri gösterir.

Kentin batı ve güney yamacında bu preslerin tespit edilmiş olması önemlidir.

Özellikle baskı kollu preslerin yayılımlarının Hisartepenin Nekropolis alanlarından biri olarak kullanıldığı bilinen Kuzeybatı yamacın dışında kalır.

Kuzeybatı Nekropolisin hemen sınırında bu üretim donanımlarının sonlanmaları, kentte üretim ve nekropolis alanları için kesin bir planlama olduğunu gösterir.

 

Kemik alet işlikleri:

Güneybatı yamacı yapıları olarak alandaki mekanlarda yürütülen çalışmalarda ele geçen buluntular, söz konusu mekanların kemik işliği olduğunu ve MS 5 ile 6 ncı yüzyıllara kadar aktif olarak kullanıldıklarına işaret eder.

 

Seramik işlikleri:

Üretim faaliyetlerinin bir başka kolunu seramik üretimi oluşturmaktadır.

MS 1 ve 7 nci yüzyıl arasında devam eden: hazırlama-servis kabı, pişirme kabı ve Geç Roma İmparatorluk döneminde unguentarium üretimi yapıldığı görülmektedir.

Çatı kiremidi üretimi kentin önemli üretim faaliyetleri arasında yer almaktadır.

Kazılar ve yüzey araştırmalarında bulunan hatalı üretim parçaları, üretimin yoğun bir şeklide yapıldığına işaret etmektedir.

 

Antik Yol:

Antik kentin bulunduğu Hisarlık Tepe nin yaklaşık 2 km kuzeydoğusunda, İncirli sırtlarındaki Sırçalı Tepe de bir bölümü günümüze ulaşmış antik kente ulaşımı sağlayan antik yol vardır.

 

Demir (Sidera) Takısı ve Madencilik:

Şehre neden Sidera (Demir) denildiği konusunda arkeologlar iki varsayım üzerinde dururlar.

1-Gerçek Maden: Bölgedeki demir yataklarının o dönemde aktif olarak işletilmesi.

2-Siyasi Ayrım: Akdeniz deki diğer “Seleukeia” isimli şehirlerden (örneğin: Silifke Seleukeia ad Calycadnum) ayırt edebilmek için bir lakap olarak kullanılması.

Antik yerleşimde, demir cürufları ve cevher zenginleştirilme havan taşları, MS 4 ile 6 ncı yüzyıllar arasında kentte demircilik faaliyetlerinin de yürütüldüğünü düşündürür.

Isparta Atabey İslamköy Demirel Evi ve Demokrasi Müzesi

İSLAMKÖY DEMİREL EVİ VE DEMOKRASİ MÜZESİ

İslamköy’de bulunuyor. Türkiye Cumhuriyetinin 9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in doğduğu Ata evi.

İslamköy Demirel’İn doğduğu ev

Müze: bir külliyenin tam ortasında bulunuyor. Külliyenin diğer yapıları ise: Süleyman Demirel’in ninesi Şehriban Hatun adına yapılmış cami, kütüphane, araştırma merkezi, şadırvan, hediyelik eşya satış yeri, lojman, çeşme, Demirel evi, köy evi gibi üniteler bulunuyor. Ancak, bunların bazıları yapım aşamasında. Müze ise tamamlanmış ve kısmen ziyarete açılmış.

Müzenin girişinde duygusal bir yazı var. “Ey ziyaretçi, Süleyman  Demirel Demokrasi Müzesini dikkatli gez. 50 yıllık medeniyet mücadelesini, sende sez. Kafanı kaldır, kerpiç evleri, yeşil ovayı gör. Böylece: Türkiye-Köy-Demirel ve Demokrasi arasındaki ağını ör”

Bunun dışında müzede: Süleyman  Demirel’in 55 yıllık siyasi hayatına ilişkin belgeler, fotoğraflar bulunuyor. Müzenin büyük kubbesi Demirel’in cumhurbaşkanlığını, 7 kubbesi ise, başbakanlıklarını simgeliyor. Bunların dışında: Demirel’in 1949 yılından, 2000 yılına kadar geçen dönemdeki yurt dışı gezileri, bu geziler dolayısıyla ortaya çıkan belgeler, fotoğraflar ve 10 bine yakın hediye sergileniyor.

Müzenin girişinde: Demirel’in heykeli ve önünde de seçim sandığı bulunuyor.

İslamköy Süleyman Demirel Mezar Anıtı

İSLAMKÖY SÜLEYMAN DEMİREL ANIT MEZARI:

Atabey ilçesine bağlı İslamköy’de, Çataltepe Mevkiindedir. Anıtkabir’den sonra Türkiye’nin ikinci büyük anıt mezarıdır. Anıt mezar, Demirel hayattayken oluşturulmaya başlanmıştır.

Demirel’in dokuzuncu Cumhurbaşkanı olmasını simgeleyen dokuz adet gölet yapılmıştır. Demirel’in 17 Haziran 2015 tarihinde vefatından sonra anıt mezarın inşasına başlandı.

Anıt mezarda bir de dünya ormanı oluşturuluyor. Bir zamanlar kayalıklar ve kıraç topraktan ibaret olan Çalça tepede şu anda dünyanın dört bir yanından getirilen bölge iklimine uygun farklı türden ağaç ve fidanlar dikilerek orman oluşturuldu.

İslamköy Süleyman Demirel Mezar Anıtı

Yaklaşık 2 yıl süren inşaat sürecinin ardından, 2019 yılında halkın ziyaretine açıldı. Anıt mezar Demirel Külliyesini çaprazdan görüyor. Atabey ve İslamköy ovasına hakim bir tepededir. Tepe, Selçuklu İmparatorluğu döneminden bu yana mezarlık olarak kullanılan ve Demirel’in ataları, eşi Nazmiye Demirel ve diğer hemşerilerinin bulunduğu mezarlığı da görüyor. Evet Nazmiye Demirel’in mezarı 400-500 metre ileride köy mezarlığındadır.

 

ATABEY GÜL BAHÇELERİ:

Atabey gül bahçesi içinde Ertokuş Medresesi bulunur. Çevresi son derece bakımlı ve güzeldir. Medresenin çevresi, güllerle çevrilidir.

 

Atabey Gazi Ertokuş Bey Medresesi

ATABEY GAZİ ERTOKUŞ BEY MEDRESESİ:

Medrese, I Alaaddin Keykubat zamanında, Selçuklu uç kumandanı Mübarizeddin Ertokuş tarafından, 1224 yılında yaptırılmıştır. Medresenin taşları Agrai (Atabey) ve Seleukeia Sidera (Bayat) harabelerinden getirilmiştir. Avluda dört kolon Bizans yapılarından alınmadır. Kapı lentolarının büyük bir kısmı da ya Bizans ya da Geç Roma devirlerine aittir.

Atabey Gazi Ertokuş Bey Medresesi

Medrese “Kapalı Tip Medrese” türüne girer ve dış avlu, iç avlu ile türbe ve medrese odalarından oluşur. Medresenin hücreleri zemin katta olup, üzerleri kubbelidir.

İç avluda bir havuz ve üstünde ortası açık bir kubbe vardır. Bu kubbe yarım kemerlerle, dört mermer direğe dayanır. Medresenin içinde hiçbir dekor bulunmadığından, sadece mimari kuvvete dayalı değişik bir mekan olarak değerlendirilir. Taş mihrabıyla Anadolu Selçuklu eserlerinin nadir örneklerinden biridir.

 

Atabey Ertokuş Kümbeti

ATABEY ERTOKUŞ KÜMBETİ

Atabey’te Mübarezeddin Ertokuş Medresesinin batı yüzüne bitişik, sekizgen gövdeli ve külahlı bir yapıdır.

6.40 x 6.40 metre karelik oturmalığın üstüne kurulu gövdenin kenarları 2.69-2.80 metre arasında değişir. Her yüzde köşelerden 0.32 metre genişlikte tuğla ayakları, oturmalıktan 4.95 metre yukarıda kesilerek, beyaz bir taş sırasıyla gövdenin üst bölümünü oluşturur. Bunu yarım yıldızlardan ve halat örgüden taş silme izler. Bundan sonraki iki sıra tuğla külahın görünen kesimleridir. Kümbete, medresenin baş eyvanlarından girilir. Tuğla döşemeden 2.43 metre yukarıda başlayan ve 3.21 metrede biten güney, batı ve kuzey yöndeki üç pencere kemerlidir.

 

GÖNDÜRLE HÖYÜK;

İlçe merkezine bağlı Harmanören köyünün 1.3 km doğusundadır.

Yapılan yüzey araştırmalarında ve 1993 yılında yürütülen kazı çalışmalarında, buranın son Kalkolitik çağdan MÖ 1000 yılı sonlarına kadar kesintisiz yerleşmelere sahne olduğu anlaşılmıştır. Höyükte yer alan küp mezarların, ilk Tunç Çağı başlarından, Orta Tunç Çağı başlarına kadar kullanıldığı belirlenmiştir.

Evet burada 41 küp mezar çıkarılmıştır.

Atabey Küp Mezarlar

KÜP MEZARLAR:

Harmanören köyü yakınlarındaki Göndürle Höyük mezarlığı 1989 yılından beri süren kazılarla açığa çıkarılan ilk Tunç Çağı mezarlığıdır.

MÖ 1000 sonlarına tarihlenen, Atabey’de bulunan küp mezarların ağzı genellikle doğuya açılmaktadır ve düzenli sıralar halinde yerleştirilmiştir. Küpün ağzı kapak taşı ya da küçük derin bir çömlekle kapatılarak etrafı moloz taşlarla desteklenmiştir. Ölünün yanına mezar hediyesi olarak, kadın ise bronz bir yüzük, küpe, bilezik, ağırşak, gaga ağızlı testi ve benzeri kap-kacak, erkek ise taş balta, obsidiyen (doğal cam), kesici, bronz spatula gibi metal objeler, gaga ağızlı testiler konulmuştur.

Evet mezarlık Erten Tunç Çağı kültürüne ışık tutmaktadır.

Atabey Sinan Camii

ATABEY SİNAN CAMİİ-KURŞUNLU CAMİİ

Defterdar Burhanettin Paşa Camii de denilmektedir. Isparta’daki Ferdevs Bey camii gibi, Mimar Sinan stiliyle 1591 yılında yapılmıştır. Tek kubbeli olan yapının kubbesi kurşun kaplıdır. Caminin minaresi, basamak merdiveni, orta direk ve dış duvarının bir bütün olarak oyulduğu kasnakların üst üste dizilmesiyle meydana gelmiştir.

 

Isparta Yenişarbademli

Isparta Yenişarbademli


Isparta Yenişarbademli: İl merkezine 105 km uzaklıktadır. Şarkikaraağaç ilçesine 51 km, Beyşehir ilçesine 51 km uzaklıktadır.

Beyşehir gölünün batısında, Toros dağlarının kuzey uzantısı olan Amanos dağları yamaçlarındadır.

Denizden yükseklik 1150 metredir. İlçe arazisinin büyük bölümü ormanlıktır. Kiraz üretimi yoğundur ve üretilen kirazlar yurt dışına ihraç edilmektedir. İlçe sınırlarının tamamı, Milli Park ve Birinci Derece Doğal Sit alanıdır.

 

TARİHİ

İlçe tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış olup Roma ve Bizans dönemlerinde “Gorgorum” ismiyle bilinmektedir.

Bölge 1380 yılında Osmanlı hakimiyetine girmiştir. 1810 yılında Konya iline bağlanmış ve 1868 yılından itibaren “Yenişar” olarak isimlendirilmiştir. 1954 yılında ise “Yenişarbademli” Belediyesi kurulmuştur. 1991 yılında Şarkikaraağaç İlçesinden ayrılarak Isparta iline bağlanmıştır.

 

PINARGÖZÜ KÜLTÜR ŞENLİKLERİ

Her yıl Temmuz ayında yapılır.

Yenişarbademli Dağcılık Şenliği

DAĞCILIK ŞENLİĞİ

Her yıl Mayıs ayının 2’nci haftasında Dedegöl dağı Melikler yaylasında yapılır. Ana kamp yeri, Melikler yaylasında 1700 metre yüksekliktedir.

Yaka köyüne 7 km ve ilçe merkezine 10 km uzaklıktadır. Çam ormanı içinde bulunan kamp yerine toplu ulaşım sağlanmaktadır. Kamp alanında ortalama hava sıcaklığı gündüz 20-25 derece ve gece 5-7 derece arasındadır.

Yenişarbademli Melikler Yaylasıdan Dedegöl dağının görünümü

 

GÖKYÜZÜ GÖZLEM ŞENLİĞİ

Her yıl Temmuz ayının sonunda gözlem şenliği yapılıyor.

Etkinliğin yapıldığı Melikler Yaylasındaki “Cennet” adı verilen şenlik alanı, 1700 metre yüksekliktedir. Melikler yaylası, Yenişarbademli ilçesine 15 km ve Isparta il merkezine 95 km uzaklıktadır. 

Yenişarbademli Melikler Yaylası Gökyüzü Gözlem Şenliği

Burada dünyada 68, Asya kıtasında 3 ve Türkiye’de ilk defa “Karanlık Gökyüzü Gözlem Parkı” kurulmuştur. Park aynı zamanda uluslararası karanlık gökyüzü parkı olmaya adaydır. 

Yenişarbademli Gökyüzü Gözlem Şenliği

Burada yapılan ölçüm sonucunda, en karanlık yer olduğuna karar verilmiştir. Şenlik alanının karanlık olması, gözlem için avantajdır. Bu yüzden ışıkla kirletilmemesi sağlanıyor.

İnsan gözünün karanlığa alışması 10 dakika sürüyor ama tek bir ışık kaynağı bu alışma sürecini derhal sıfırlıyor.

Alanda mangal ve ateş yakmak yasaktır.

Ayrıca belli bir saatten sonra alana araçla girip çıkılması da yasaklanıyor.

Gözlem gecesi, 3 bin kişinin, uyumadan gökyüzünü çıplak gözle gözlemlediği söyleniyor.

2020 yılında Melikler Yaylasında Perseid meteor yağmuru döneminde, 4’ncü düzenlenen gökyüzü şöleninde, Türkiye’nin dört bir yanından gelen öğretmenlere doğa eğitimi verilmiştir. 

 

PINARGÖZÜ KÜLTÜR ŞENLİKLERİ:

Her yıl Temmuz ayında geleneksel Pınargözü Kültür Şenlikleri yapılmaktadır. Etkinlik programında: yerel halk dansları ve yöresel halk müziğinin yaşatılması için amatör veya profesyonel ses sanatçıları konserleri, sanat çalıştayı, çocuklar için jonklör etkinliği, geleneksel toplu yemek, düzenlenen etkinlikte tempoyu ve coşkuyu süregen kılmak için yaylada yapılan güncel çeşitli yarışmalar düzenlenir. 

 

 

 

Yenişarbademli Meslek Yüksek Okulu

YENİŞARBADEMLİ MESLEK YÜKSEK OKULU

Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesine bağlı Yüksekokul bünyesinde “Ormancılık ” bölümü vardır. 

Yenişarbademli Belediyesinin işlettiği 120 yatak kapasiteli kız ve erkek öğrenci pansiyonu bulunmaktadır. Ayrıca, ilçede ev ya da apart imkanı mevcuttur. Mezun olan öğrenciler dikey geçiş sınavıyla Orman Fakültelerinin Orman Mühendisliği ve Orman Endüstri Mühendisliği bölümlerine, dikey geçiş yapıp lisans eğitimlerini tamamlayabilmektedirler. 

Yenişarbademli’de; Karaçam, Ardıç, Göknar gibi asli ağaç türlerinin buluştuğu ormanlar mevcut olup buralarda öğrenciler uygulama yapabilmektedirler. 

 

 

Yenişarbademli

GEZİLECEK YERLER

Yenişarbademli Melikler Yaylası


MELİKLER YAYLASI

Dedegül dağı eteklerindedir. İlçe merkezine 15 km uzaklıktadır. Yenişarbademli-Aksu karayolu üzerinde, Vali Çeşmesi mevkiinden, güney yönünde 2 km ilerlendiğinde, yayla alanına ulaşılır.

 

Yenişarbademli Melikler Yaylası
 

Evet Melikler Yaylasının en önemli özelliklerinden birisi de, Türkiye’nin en karanlık noktası olmasıdır. Manzara güzel olduğu için yıldız gözlemi ve gece çekimleri için oldukça uygun konumdadır.

Bu konuda yukarıda daha ayrıntılı açıklamamı bulabilirsiniz. (Gökyüzü Gözlem Şenliği)

Kamp alanı çevresi çam ağaçlarıyla çevrelidir. Dedegöl dağının mükemmel manzarasına sahiptir. Düzlük bir alandadır. 

Rakım 1735 metredir. Bu nedenle yazın dahi geceleri soğuk olabiliyor. Kışın ise genellikle yoğun kar nedeniyle yolu kapanıyor. 

Yayla alanında çadırda konaklayabilirsiniz. Alanda kullanma suyu vardır. 

Pınargözü Mağarasına, Yaka Kanyonuna yürüyüş yapabilir, 2298 metre yükseklikteki Dedegöl dağına tırmanış yapabilirsiniz.

 

Yenişarbademli Dedegöl Dağı
 
Yenişarbademli Dedegöl dağı yolu

DEDEGÖL DAĞI

Orta Torosların en yüksek tepesi olup 2992 metre yüksekliktedir ve Isparta’nın en yüksek tepesidir.

Değişik bir husus var, dağın ismi Dedegöl, ama zirvesinin ismi Dedegül’dür. Çünkü: söylentilere göre, doruğa yani zirveye adını veren gülleri, erenlerden sayılan bir dede dikmiş, zamanla doruk dedegül olarak isimlendirilmiştir.

Tepesinde yılın 11 ayı kar bulunur. 2000 metre rakımdan sonra ormanlık alan biter.

Burada: dağ yürüyüşü, kamp, tırmanma için uygun yerler vardır.

Dedegöl dağının iki tane zirvesi vardır. Zirvelerden bir tanesi, Melikler yaylasına yakın alanda konumlanan ve zirve defteri ile bayrak içeren herkesin uğradığı zirvedir. 

Diğer zirve ise oraya çıktıktan sonra yatay 1.2 km yürünerek ulaşılabilen diğerinden 6 metre daha yüksek olan asıl zirvedir. Yalnız asıl zirve tarafı pek uğrak bir nokta değildir ve orada bayrak ve zirve defteri yoktur. Ancak manzara muhteşemdir, kayalıklara bakmaktadır. Hem Eğridir gölü, hem de Beyşehir gölü görünür. 

Çıkış ve inişi Barla dağından (gelincik dağı veya gelincik ana dağı olarak da bilinir) nispeten daha kolay denilebilir. 

 

Paroıs de Legende:

Tırmanma dedim de, Dedegöl kaya tırmanışı açısından rehber olan “Paroıs de Legende” isimli kitapta yer alan tüm dünyadaki 19 tırmanış bölgesinden birisidir.

Yani, bu kadar değerlidir. Sebebi ise, yekpare kaya blokları ve 500-600 metre uzunluğunda olmasıdır.

Kitapta, bölge tüm detaylarıyla anlatılıyor.

Kaya kütlesinin özellikleri, bölgeye nasıl gidileceği gibi hususlar vardır.

Dünyadaki pek çok dağcı, bu kitabı okuyarak bölgeye geliyormuş.

Evet, ben Dedegöl’ün tırmanış için nasıl önemli bir yer olduğunu ve tüm dünyada tırmanışçıların burayı biliyor, dünyada sadece 5 ülkede bulunan kaya tırmanış parkuru buradadır.

Yenişarbademli Dedegöl Dağı
 
 
Yenişarbademli Dedegöl dağı
 

Melikler Yaylası ve Dedegül dağının çevresi, endemik bitki örtüsü açısından oldukça zengindir.

Dağın güneyinde “kartos suyu” denen bir su kaynağı vardır.

Bu “kartos suyu”, Antalya ili Beşkonak kasabasında bulunan “Köprülü Kanyon Milli Parkına” adını veren köprü çayının başlangıcıdır.

Evet sonuç olarak Dedegöl dağının zirvesinde, muhteşem manzaraların izlendiği söylenmektedir. Isparta, Konya, Antalya sınırının kesiştiği yerdedir. Aynı anda üç il sınırına ayak basabilirsiniz. 2000 metreden sonra ormanlık bölge biter. Aşağıda 35 derece sıcağı ve yüksek nemi geride bırakmış, tatlı bir serinlik, aşırı oksijenin pırıl pırıl yaptığı bir beyin, yorgunluktan arınmış bir beden ile tırmanış yaparsınız. 

Zirve serindir, gölgede yazlık kıyafetle üşürsünüz. Kıştan kalma karlar azalsa da hiç eksik olmaz. 

 

Yenişarbademli Yaka Kanyonu
 

Yaka Kanyonu

Kanyonun girişi, Melikler Yaylasının hemen alt kısmındadır.

Kanyonun bitim yeri ise Isparta’nın Aksu ilçesine bağlı Yaka köyüdür.

Kanyonun Anamas Dağından gelen kar sularının milyonlarca yıllık aşındırma süreciyle şekillendiği söylenir. Zaten kanyonun en büyük özelliği, Anamas dağından gelen kar sularının kanyonun içinden akmasıdır. Kar sularının mevsimsel değişimleri, kayaçların kimyasal ve fiziksel ayrışmasını hızlandırarak kanyonun derinleşmesine katkıda bulunmaktadır. 

Dağın kuzey batısında, köyle aynı adı taşıyan kanyon 4 km uzunluğundadır.

Yani kanyon yürüyüşü 4 + 4 km toplam 8 km sürüyor.

Genişliği ise yer yer 1.5-2 metre kadardır. Sarp ve yalçın kayalıkların duvar yüksekliği 30-100 metre arasında değişmektedir.

Yenişarbademli Yaka Kanyonu
 

Kanyonun içinde pek çok doğal havuzlar ve şelaleler vardır.

Geçişi zor bir kanyon değildir, sadece kış aylarında geçilmemesi önerilir, çünkü suyun ısısı oldukça düşüktür, kanyon geçişi sırasında vücut bazen tamamen ıslanmaktadır.

Yenişarbademli Yaka Kanyonu

Hatta yine bu su içinde yürürken alabalıkları görebilirsiniz.

Yaban hayatı açısından çeşitli kuş türleri, küçük hayvan türleri ve renkli kelebeklerin varlığı, kanyonun mikroklima özelliklerinin jeolojik yapıyla olan ilişkisini göstermektedir. Nemli ve korunaklı kanyon ortamı, farklı ekolojik nişlerin oluşmasına imkan tanımaktadır. 

Öte yandan, kanyonun genişliği çok dar olduğundan yağışlı havalarda, su seviyesi aniden yükselebilmektedir.

Bu yüzden, kanyon geçişi düşünenlerin yazın geçmesi önerilir. Ayrıca kanyon ziyaretçilerinin kaymaz ayakkabı ve kask kullanımı zorunludur. Nemli kayalık yüzeyler ve ani kaya düşmesi riski nedeniyle dikkatli olunmalı, güvenlik ekipmanları eksiksiz taşınmalıdır. 

Çünkü yazın kanyon içindeki akıntı kurur.

Sadece bazı yerlerde, bazı çukurlarda su birikintileri kalır.

Sonuç olarak kanyon geçişi için en uygun mevsim Haziran ayıdır.

Son bir not: Yaka kanyonu zorlu coğrafyası nedeniyle askeri birlikler tarafından komando eğitimleri için de kullanılmaktadır. 

Yenişarbademli Karagöl
 

 

Karagöl

Dedegöl dağının doğusunda Kurucuova denen yerdedir.

Şaman döneminden kalma inanışlarla efsaneleri bol olan bir göldür. 

2335 metre yüksekliktedir.

2500 metre kare büyüklüğe sahiptir.

Buzul gölüdür, minik ama derin bir göldür.

Güzel bir doğaya sahiptir ve çevresinde ve Dedegül dağının eteklerinde bulunan Dedegül çiçeği ile dikkat çeker.

Son bir not: Dedegöl dağına Melikler yaylasından çıkacaksanız, göle ulaşmanız mümkün değildir. Çünkü 3000 ramıma ulaşıp, yani zirve yapıp 2400 rakıma inmeniz, sonra tekrar zirveye, zirveden aşağıya inmeniz gerekir, bu da tam 18 saatinizi alır. 

 

Kuyu kuyu Mağarası

Dedegöl dağında 1996 yılında, Kuyukuyu mağarası keşfedilmiştir.

Mağara 832 metre derinliği ve 1231 metre uzunluğu ile dünyada en derin mağaralar arasında 118 ve ülkemizde ise 2’nci sıradadır.

Yenişarbademli Kubadabad Sarayı
 

 

KUBADABAD SARAYI

İlçe merkezine 2.5 km uzaklıkta, Beyşehir gölünün kuzeybatı kısmındadır.

Torosların bir kolu olan Anamos dağlarının eteklerindeki küçük alüvyon ovasında, göle doğru çıkıntı yapan kayalık tepe ile toprak tol denen bronz çağı höyüğü ile çevresine yayılan bir külliyedir.

Sarayı ilk bulan Konya Müzesi Müdürü M. Zeki Oral’dır.

Kendisi İbn-i Bibi’nin Selçuknamesini tarayarak, pek çok eser yanı sıra Kubad Abad ve Keykubadiye’yi bulmuştur.

İlk sondaj çalışmaları, kendisi tarafından 1949-1950 yıllarında yapılmıştır.

İlk bilimsel kazılar ise, Prof Otto Dorn tarafından, Müzeler Genel Müdürü Mehmet Önder’le anlaşarak 1965 yılında yapılır.

Sultan Alaaddin Keykubat tarafından, Beyşehir gölünün güzelliklerinden etkilenilerek 1236 yılında yaptırılan bir saraydır.

Sarayın mimar ve nakkaşı Emir-i Şikar Saadettin Köpek’tir.

Binanın planını İbn-i Bibi: Alaaddin Keykubat’ın binanın planını çizerek üzerinde açıklamalar yapıp resmettiğini yazar.

Saray kompleksinin çevresi bir surla çevrilmiştir.

Sultan buraya saray yaptırırken, çevresine de şehir kurulmasını emreder.

Saray tamamlandığı yıl, Alaaddin Keykubat ölür ve bu sarayda oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev oturur.

Saray kompleksinde, büyük ve küçük saraylar yanında, 16’ya yakın yapı kalıntısı ile av hayvanları için birbirinden çitlerle ayrılmış bir park bulunur. Büyük sarayın altında, göl kıyısında küçük tersane görülür.

Yenişarbademli Kubad-ı Abad Sarayı

Büyük Saray

50 x 35 metre boyutlarındadır. Planı simetrik bir düzen gösterir.

Beyşehir gölüne doğru uzanan geniş bir terası vardır.

Güney ve doğusu odalarla çevrilmiş, oldukça düzgün taş döşeli büyük bir avlusu vardır.

Buradan, büyük salon ve tuğla döşeli yüksek taht eyvanı ile harem ve misafirlere özgü odaların bulunduğu asıl saray bölümüne geçilir.

Burada yapılan kazılarda, sarayın son derece zengin çini süslemelerle kaplı olduğunu gösteren buluntularla karşılaşılmıştır.

Çinilerde: ayakta ve oturur vaziyette insan figürleri, çeşitli kuşlar, çift başlı kartal, hayvan ve sembolik figürler görülür.

Kazılarda ele geçen çiniler Konya Çini Eserleri Müzesinde sergileniyor.

13’ncü yüzyıl tarihçilerinden İbn Bibi: Saray hakkında “duvarlarının güzelliği kıskançlıktan gökkuşağı rengini solduran, firuze ve lacivert renklerdeki döşemeleri … Büyük sarayın duvarlarını süsleyen göz kamaştırıcı firuze (turkuvaz), lacivert çiniler onun tanımına çok uygundur” demiştir.

Yenişarbademli Kız kalesi Adası
 

 

KIZ KALESİ ADASI

Sarayın 3 km kuzeydoğusunda Beyşehir gölündedir.

Ada: Sarayın haremliği ve tersanesidir. Sultanlar kendilerini tehlikede hissettiği anlarda bu adalarda (Kız Kalesi, Mada ve Kilise Adası) konaklamayı tercih ettikleri bilinmektedir. Günümüzde Kilise ve Mada adalarında harap durumdaki kalıntılar arasında görülen çini buluntuları, adaların Selçuklular tarafından kullanıldığını açıkça göstermektedir. 

Bu kaleden geriye, harçlı duvar yıkıntıları, sur ve saray kalıntıları kalmıştır. Adada bir zamanlar 230’dan fazla kuş türü varmış ve bu yüzden adaya kuş cenneti deniliyor. 

Burası, Türkiye’de Manyas’tan sonra en önemli kuş cenneti alanlarından birisidir.

Adada 10’un üzerinde kuş türü bulunur.

Yenişarbademli Pınargözü Mağarası
Yenişarbademli beyçam Anıt Ağacı

PINARGÖZÜ MAĞARASI

İlçe merkezine 8 km uzaklıkta Çaydere ormanları içindedir.

Mağara yolu üzerinde, 700 yaşından büyük, 30 metrelik Beyçam Anıt Ağacını mutlaka görmelisiniz. 

1550 metre rakımdaki mağaranın uzunluğu 15 km dir ve Türkiye’nin en uzun mağarasıdır.

Mağaranın içinde çok güçlü su akmaktadır, ayrıca birçok sifon ve büyük çağlayan, şelaleler, gölcükler, damlataş havuzları vardır.

Yenişarbademli Pınargöz Mağarası
 

Buradan çıkan suyun ısısı Temmuz ayında bile 5 derece civarındadır, yani oldukça soğuktur, bu su Beyşehir gölünü besler.

Bu mağaranın 1995 yılına kadar yapılan uzun süreli araştırmalarla 16 km lik bölümü ölçülmüş, ancak sonuna kadar henüz ulaşılamamıştır. Belirlenen son nokta, + 660 metre yukarıdadır. Mağara uzunluğu itibarıyla Türkiye’nin en büyük mağarasıdır. Turizm açısından Avrupa’nın da en büyük mağarası olarak kabul edilmektedir. 

Mağara çevresinde 213 tür bitki varlığı tespit edilmiştir. 

Doğa yürüyüşü, mağara keşfi gibi aktiviteleri sevenler için oldukça cazip bir yerdir. 

 

 

Şarkikaraağaç tanıtımı.

Beyşehir tanıtımı.

Isparta tanıtımı.