Dublin şehrini ziyaret ederseniz: buraya has yerel lezzetler, yemek saatleri ve yemeklerde bulunan gıdalar, hamur işleri, ekmek ve tatlılar, kafeler ve çayevleri ve içkilerle ilgili ayrıntılı bilgiler aşağıdadır.
ÖĞÜNLER-ÖĞÜN SAATLERİ
Kahvaltı
Dublin şehrinde: isteğinize bağlı olarak meyve suyu, poğaça ve çay ya da kahveden oluşan Kıta Avrupa’sı kahvaltısı yapabilirsiniz. Veya: kahve ya da çay eşliğinde: yumurta, domuz pastırması, domates ve sosis ile ekmekten oluşan: geleneksel İrlanda kahvaltısı deneyebilirsiniz.
Genellikle şehirde, kahvaltı saatleri: saat: 06.00 veya 07.00 de başlar ve saat: 10.00’da biter.
Öğle Yemeği
Şehirde öğle yemeği, genellikle 13.00-14.00 arasında yenilir ve en geç 15.00’de biter. Restoranlar, öğle yemeğinde genellikle üç yada dört çeşit sunarlar. Ancak: pub, kafe ve barların birçoğunda, öğle yemeğinde: sandviç, salata veya sıcak yemekleri tadabilirsiniz. Özellikle, şehir merkezindeki publar: öğle yemeği saatlerinde oldukça kalabalık olurlar. Kafelerin çoğu ise: gün boyunca, saat: 09.00-18.00 arasında meze ve aperatif yiyecek çeşitleri sunarlar.
Akşam Yemeği
Akşam yemeği, genellikle saat: 18.00 civarında başlar. Birçok restoran: akşam yemeği servisi yaparlar ve fiyatları uygundur. Ancak: sabit fiyat seçenekli olanlar en caziptir. Bazı restoranlar, yalnızca akşam yemeği saatlerinde açılırlar. Öte yandan, herkesin yemek yediği 19.30-20.30 saatleri arasında akşam yemeği yemek isterseniz, birçok restoran için önceden rezervasyon yaptırmanız gerekir.
NE YENİR
Dublin şehrindeki menülerin çoğunda: balık ve deniz ürünleri ağırlıklıdır. Listenin başında ise, genellikle “İrlanda Somonu” bulunur. Bu balık: kaynatılarak veya buharda pişirilerek hazırlanır ve yalnızca limon ile servis edilir. Diğer sunuş şekli ise: ince dilimler halinde kapariyle servis edilmesidir.
Bunun yanında: Dublin koyundan çıkarılan “karidesler” de iyi bir yemek başlangıcı olabilir. Bu karidesler: daima sulu, dolgun ve lezzetlidir. Galway Koyu istiridyeleri de çok lezzetlidir ve yanında Guinness birası ile mükemmel gider.
Bunların dışında: balık sevmeyenler için kuzu etinden yapılan geleneksel yemeklerden de söz etmek istiyorum. Siyah zeytin ve sarımsak ile servis edilen kızarmış kuzu butu, içi nane sosu ve elma ile doldurulmuş kuzu fileto gibi kuzu etinden yapılan sayısız seçenek vardır.
Balık sevmeyenler için: İrlanda ülkesinde sığır eti de birçok farklı çeşitle pişirilerek sunulur. Özellikle: istiridye ile doldurulmuş sığır eti, zencefille pişirilmiş sığır eti, krem peynir ve mantarlı sığır fileto mutlaka tadılması gereken yerel lezzetlerdir.
Hıristiyan ülkelerin birçoğunda olduğu üzere, burada da jambon ve domuz eti sıklıkla karşınıza çıkabilecektir. İrlanda kahvaltı tabaklarında: Limerick jambonu ve evde terbiyelenmiş domuz pastırması bulunur.
Ayrıca: şişman sosisler de görülür. Özel olarak beslenen çiftlik tavukları çok lezzetlidir. Kızartılmış olarak servis edilen domuz pastırması, jambonla sarılıp kekiğe benze bir bitkiyle doldurularak da servis edilir. Daha ilginç bir önerim ise: tavuk göğsü ile sarılmış somon balığı olacaktır.
Fast-food düşünenler için şunlar söylenebilir. Hamburger menüleri, ülkemizdekilerden daha büyük ve güzeldir. Bir normal menü fiyatı, yaklaşık 7 eurodur. Buraya has bir fast-food zincir mağazası olan “Abrakadabra” yaygındır.
Dublinliler: yemeklerinde yoğun olarak “sirke” kullanıyorlar. Birçok yemeğin içine, hatta garnitürler içine bile sirke kullanıyorlar. Burada: günde üç öğün patates yemek mümkündür, zaten şehrin yerel yiyeceklerinin sembolleri: patates, bezelye, biradır. Patates bol ürettikleri için sıkıntı yaratmıyor, ama diğer bütün sebze ve meyveleri yurt dışından ithal ediyorlar ve bu yüzden fiyatları çok yüksektir.
HAMUR İŞLERİ VE TATLILAR
İrlanda ekmeği: her yerde bulunamaz ise de, genellikle pek çok yerde “ay çöreği” bulabilirsiniz. Klasik İrlanda tatlıları olarak ise: “Porter Cake” ve “Barmbrack” deneyebilirsiniz.
Tatlı seçiminde, yanına “krema” isteyip istemediğinizi soruyorlar. Koyu kıvamlı İrlanda kreması, özellikle elmalı tart ile çok iyi gitmektedir.
NERELERDE YENİR
Dublin şehrinde: klasik Fransız ya da modern İrlanda mutfağının örneklerinin sunulduğu birçok restoran vardır. Bunların yanında: unlanarak kızartılmış lezzetli balık yemekleri ve mütevazi patates kızartması sunan yerler de çok bulunur.
Bunların dışında, şehirde: geleneksel yemekler sunan Çin, Hint, Japon, Tayland, Endonezya ve vejeteryan mutfakları da mevcuttur. Öte yandan: kafeler, self-servis barları ve tipik fast-food restoranları da göreceksiniz.
Tüm bu birimlerde, servis standartları değişse de hizmet eden personel genellikle güler yüzlü ve kibardır. Çoğunlukla akşam yemeği için ayrılmış yerler de bulunan publar, öğle yemekleri için iyi bir seçimdir.
KAFELER VE ÇAYEVLERİ
Her ne kadar Dublin’in kahve uğruna çaydan vazgeçmiş olması kendini pek çok yerde hissettirse de, şehrin Shelbourne ve Gresham gibi otellerinde hala Dublin’in ikindi çayı geleneği sürdürülmektedir. Arka plandaki İrlanda harbı ya da piyanosuyla yapılan huzur verici müzik eşliğinde bir garson size bir demlik çay ile gümüş tepsi içinde kurabiyeler, güzel sandviçler, çörekler, kekler ve pastalar getirecektir.
Dublin’de güzel kahve yapan birçok kafe bulunmaktadır. South William Street’deki Gloria Jean’s oldukça sert kahve yapar. İş arasında öğle yemeği yenilebilecek birçok şarküteri ve sandviç bar bulunur.
İÇKİLER
Dublin, dünyaca ünlü bir siyah bira olan Guinnnes’ten ayrı düşünülemez. Bu biranın tadı insana, dünyanın başka hiçbir yerinde Dublin’de olduğu kadar güzel gelmez. Birayı bardağa dökme ve durgunlaşmasını bekleme süreci biraz uzun sürse de kesinlikle beklemeye değer. Murphy’s ve diğer İrlanda siyah biraları da oldukça lezzetlidir.
Pubların camlarında isimlerini görebileceğiniz İrlanda viskilerinin pek çok çeşidi bulunur. Avustralya cabarnet ve chardonnay şaraplarından Şili şaraplarına kadar birçok şarabı da her yerde bulabilirsiniz.
İtalyan kırmızı şarapları mönülerde en çok karşılaşacaklarınızdır. Şarap içmenin en ucuz yolu, yemeğin yanında cam sürahilerde servis edilen ev şaraplarını tercih etmektir. Dublin’de publarda içmek, otellerin barlarında içmekten ucuzdur. Fiyatların en yüksek olduğu yer şehir merkezidir.
Bu bölge, geleneksel olarak hukuk ile basın sektörünün yerleştiği bir yerdir. Royal Courts of Justice (Kraliyet Adalet Sarayı) ve Inns of Court (Hukuk Ofisleri) buradadır, ulusal gazetelerin büyük kısmı 1980’lerde Fleet Street’ten taşınmıştır.
Staple Inn ve Prince Henry’s Room’un ön cepheleri ile Middle Temple Hall’un iç kısmı gibi bazı yapılar 1666 Büyük Yangından önceki dönemden kalmadır. Holborn bir zamanlar şehrin alışveriş merkezleri arasındaydı.
Zaman içinde bu niteliği değişmiş olmasına karşın, London Silver Vaults ve Hatton Garden’ın altın ve pırlanta satıcıları hala buradadır.
SİR JOHN SOANE’S MUSEUM
13.Lincoln’s Inn Fields.WC2 adresindedir. Giriş ücretlidir yetişkinler için giriş ücreti 10 paund. Her rehberli tur 1 saat sürer. Biletleri, tur başlamadan yarım saat önce, kapıdan satın alabilirsiniz. Salı ve Cuma günleri turlar saat: 11.30 da başlar. Çarşamba ve Perşembe günleri ise, turlar saat: 15.30 da başlar. Cumartesi turları saat: 11.00 de başlar.
Tüm mevsimlerin adama olan, Georgian dönemi mimarı John Soane’in gittikçe büyüyen bu eve topladığı İngiliz ulusunun eserleri konusunda keskin bir gözü vardır. Soane: 1753 yılında bir duvarcı ustasının oğlu olarak doğmuş ve uzun ve seçkin bir kariyer sonucunda 1837 yılında ölmüştür. 1806 yılında Kraliyet Akademisine Mimarlık Profesörü olarak atanmıştır.
Ölümünün ardından, karısı: buradaki sanat eserlerine, sürekli olarak yenilerini eklemiş ve koleksiyonu düzenlemiştir. 1833 yılında: Parlamento Yasası ile, bu ev müze olarak kurulmuştur.
Geniş koleksiyonda Mısır ve Roma antikalarından, Hogarth, Canaletto ve Turner tablolarına, vitraylara, nadir kitaplara, kronometrelere, mobilyalara, Çin karolarına ve diğer binalardan kurtarılmış parçalara kadar pek çok eser bulunur.
İçeriği bir yana, evin kendisi 19. yüzyıl başı üst-orta sınıf Londralıların hayatı konusunda nadir, neredeyse dokunulmamış bir bakış açısı sunar.
LİNCOLN’S INN
11 dönümlük Inns Of Court (Londra Hukuk Ofisleri) kompleksi içinde, en iyi korunmuşlardan biri olan Lincoln’s Inn’deki binalarının bazılarının tarihi 15.yüzyıla kadar uzanır.
Chancery Lane’deki giriş binasının üstündeki kemerde dikkat çeken hanedan arması Kral Henry VIII e aittir. Ağır meşe kapıda aynı dönemden kalmadır.
I. Elizabeth döneminde, Shekespeare’in çağdaşı olan Ben Johnson’ın Lincoln’s Inn’in birkaç tuğlasını koyduğu söylenir.
Şapel, 17.yüzyıl Gotik tarzındadır. 1839 yılına kadar buraya kadınların gömülmesine izin verilmiyordu. Kızlar: 18. ve 19. yüzyıllarda yeni doğan bebeklerini buraya bırakırlarmış ve bu bebeklere genellikle “Lincoln” ismi verilerek burada büyütülürlermiş. Ancak Lord Brougham kendisi öldükten sonra kızının da yanına gömülebilmesi için bu kuralın değiştirilmesini sağlamıştır.
Lincoln’s Inn’in ünlü öğrencileri Oliver Cromwell, 17.yüzyıl şairi John Done ile ABD’nin Pennsylvania Eyaletinin kurucusu olan William Peem de vardır.
LİNCOLN’S INN FİELDS
Covent Garden civarındaki burası: bir zamanlar halka açık idamların infaz edildiği bir meydandır ve Lincoln’s Inn bölgesinden özel bahçeler ve bir çevre duvarı ile ayrılır. Meydan: muhteşem binalar topluluğu tarafından kuşatılmıştır.
Özellikle: bu meydanda Sir John Soane Müzesi ilgi çekmektedir. Meydan 12.yüzyıldan itibaren kamusal alan olmuştur. Ancak, 17.yüzyılda İnigo Jones isimli ünlü mimar tarafından yeniden dizayn edilmiştir. Bu dönemde özellikle “West End” tiyatrolarına yakın konumu ile önem kazanmaktadır.
Bu yüzden Londra’nın en popüler meydanlarından birisi olmuştur. Ünlü İngiliz aktris Nell Gwynne burada yaşamış ve oğlu St Albans Duke burada doğmuştur. (kendisi Kral Charles II nin metresidir)
Meydan, 1735 yılında Parkalentodan çıkan bir kanunla kapatılmış ve 1895 yılında London Country Council tarafından satın alınınca yeniden halka açılmıştır.
Tudorlar ve Stuartlar döneminde din şehitleri ile kraliyete ihanet etmekle suçlanan birçok kişi burada can vermiştir. Özellikle 1683 yılında Kıng Charles II’ye suikast girişiminde bulunan Plot ve onunla birlikte olduğu düşünülen William Russel ile ilk Bedford Dükü’nün oğlunun kafaları burada kesilerek idam edilmişlerdir.
Lincol’s Inn’deki öğrenciler ve diğer semt sakinleri, 1640’larda burada yapım çalışmalarına girişmek isteyen William Newton’dan ortadaki alanın sonsuza kadar halka açık doğal bir mekan olacağına dair söz vermesini istemişlerdir.
Çevreye duyarlı bu istek sayesinde avukatlar yazları tenis oynayıp açık havada notlarını okuyabilmektedirler. Burası aynı zamanda: yaz partilerine ev sahipliği yapan popüler bir yerdir. Londralılar, yaz aylarında burada öğle yemeği yerler.
Burası ayrıca son yıllarda şehrin evsizleri için akşam çorbalarını içebilecekleri bir yere dönüşmüştür. Özellikle: 1980’li yıllarda burası evsiz insanların istilasına uğramıştır. Ancak: bunlar 1992 yılında çiftliklere yerleştirilmişler, ortalık temizlenmiş ve 1993 yılında alanın çevresine yeni korkuluklar yapılarak, kapılar her gece gün batarken kilitlenmeye başlamıştır.
Günümüzde, Lincolns Inn bitişiğinde, doğu kenarı boyunca geceleri yine evsiz insanlara çeşitli dini kuruluşlar tarafından çorba servisi yapılmaktadır.
OLD CURİOSİTY SHOP
13-14 Portsmouth Street adresindedir ve her gün saat: 10.30-19.00 arasında açıktır.
Bu ayakkabı mağazası: Charles Dicken’ın aynı adlı romanındaki dükkan olup olmadığı bilinmese de, 16.yüzyıldan (muhtemelen 1567 yılında inşa edilmiştir) kalma bu binada yer alan mekan, kesinlikle Londra şehrindeki en eski dükkandır. Old Curiosity Shop: 1841 tarihinde kitap olarak basılmıştır.
Kraliçe Victoria: 1841 yılında bu romanı okuduğunda “çok ilginç ve akıllıca” bulmuştur. Kitap: Nell Trent isimli genç, güzel ve erdemli bir kızın: hayat hikayesini anlatmaktadır. O yetimdir ve ıvır-zıvır dolu dükkanda: dedesi ile birlikte yaşamaktadır. Onun tek arkadaşı, dükkanda çalışan dürüst bir çocuktur.
Evet, bu antika dükkanı: Dickens için ilham kaynağı olmuştur. Yarı ahşap, gıcırdayan yapı, onun mükemmel imajına uymaktadır. Ancak, dükkanın ismi, roman yayınlandıktan sonra eklenmiştir. Öte yandan, dükkanın gerçek hayatta: Kral Charles II nin metreslerinden birine verilen arazi üzerinde kurulduğu da söylenmektedir.
Çıkıntılı birinci katıyla çevresine 1666 Büyük Yangını öncesi Londra’sını yansıtan bir sokak görüntüsü verir. Çünkü gerek büyük yangından ve gerekse II. Dünya savaşındaki bombardımandan mucizevi olarak kurtulmuştur.
Old Curiosity Shop günümüzde el yapımı ayakkabılar satan bir dükkan olarak faaliyetini sürdürmektedir. Japon tasarımcı Daita Kimura, bodrumdaki atölyede benzersiz el yapımı ayakkabılar yapmaktadır. Ancak, bayanlar ve erkekler için yapılan bu ayakkabıların fiyatları; 200 paund dan başlamaktadır.
Binanın geleceği bir koruma yasasıyla garanti altına alınmıştır.
LAW SOCİETY
Profesyonel dava vekilleri üniversitenin merkezi, resmi hukuk kuruluşlarının bulunduğu semtin en ilginç mimariye sahip binasıdır. Burada tüketiciler için danışmanlık ve hukuki hizmetler sunulmaktadır.
1823 yılında, çok sayıda avukat, standartların belirlenmesi ve en iyi uygulama sağlayarak mesleğin itibarını yükseltmek için “Londra Hukuk Kurumu” isimli kurulun kurulması için bir araya geldiler. 1831 yılında kraliyet tüzüğü yayınlandı ve 1832 yılında, buradaki dört ion sütunlu bina açıldı.
Daha da etkileyici kuzey uzantısı, bir Arts&Crafts sanatçısı olan Charles Holden’in eseridir.
Holden, daha sonra Londra metrosunun tasarımcısı olarak ünlenmiştir. Pencere kemerlerindeki dört figür: gerçek adalet, özgürlük ve merhamet kavramlarını temsil eder.
Bina iflas mahkemesinin bulunduğu Carey Street’in köşesindedir. Carey adı sonraları muhtaç anlamına gelen “Queer”e dönüşmüştür.
Burada son bölümde ilginç bir nottan söz etmek istiyorum: 1827 yılında kurulan bu avukatlar kuruluna, kadınlar ilk olarak 1922 yılında alınmışlardır. Dikkat edin, neredeyse 100 yıl sonra. Bugün buraya kayıtlı 17.000 avukat bulunduğu söyleniyor.
ST GLEMENT DANES
Strand bölgesindedir.
Burada daha önce de 1000 yıllık süreçte kilise bulunduğu söyleniyor. Bu durum: 1170-1312 yılları arasında yaşamış William Domesday’ın kitabında yazılıdır. Ama bilinen ilk kilisenin:
19.yüzyılda Londra şehir merkezinden kovulan Danimarkalılar tarafından yapıldığı biliniyor. Ardından, bu muhteşem kilise binası, 1680 yılında Sir Chistopher Wren tarafından yapılmıştır. Çünkü, 1666 yılındaki büyük yangından hasar görmüştür. Yapının çan kulesi: 1719 yılında James Gıbbs tarafından kuleye eklenmiştir.
Kilisenin adı 9.yüzyılda Büyük Altred’in Londra’da kalmalarına izin verdiği Danimarkalı istilacıların torunlarının yaptırdıkları bir kiliseden gelmektedir.
17.yüzyıldan 19.yüzyıla kadar birçok kişi buradaki mezar odasına gömülmüşlerdir ve mezarlara ait plakalar bugün mezar odasındadır. 10 Mayıs 1941 tarihindeki bombardımanda bir bomba: binanın yalnızca duvarlarını ve kulesini ayakta bırakacak şekilde yapıya büyük hasar vermiştir.
1853 yılında ise, kilise Hava Kuvvetleri Konseyine teslim edilmiş ve yeniden yapılmıştır.
Duvardaki zincirlerin ölüleri çalarak tıp okullarına satan hırsızlara karşı korunma amacıyla takıldığı sanılmaktadır.
St Clement Danes, bugün bir trafik selinin ortasındadır.
Kraliyet Hava Kuvvetlerine (RAF) ait olan kilisenin içi mekanı RAF sembolleri, hatıraları ve anıtlarıyla doludur. Galeride duran kilisenin organı: Ralph Downes tarafından tasarlanmış ve söylenenlere göre Londra şehrindeki en iyilerden birisidir. 1941 yılında yerleştirilen bu organ, Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri üyelerinin hediyesidir.
Kilisenin dış cephesinde, doğu yönünde bulunan heykel, kilise ayinlerine düzenli katılan Dr Johnson’a adanmıştır.
Kilisenin çanları Pazartesi-Cumartesi arası saat: 09.00, 12.00, 15.00 ve 18.00 de İngiliz çocuk şarkısı “Oranges and Lemons” un melodisiyle çalar ve her Mart ayında burada çocuklara portakal ve limon verilir.
ROYAL COURTS OF JUSTİCE
Strand, WC2 adresindedir.
Neredeyse bin yıllık bir geçmişe uzanan hukuk geleneklerine bağlı olan bu yerde, beyaz peruklu yargıçlar ve avukatlar İngiltere’nin yasal merkezini oluşturan koridorlar, geçitler ve odalardan oluşan bu labirentte dolaşırlar.
Bu gri taş yapı, neo-Gotik labirent 19. yüzyılın sonunda yapılmış yani 1882 yılında yapılmıştır. Yapının mimarı aynı zamanda bir avukat olan George Edmund’dur. 8 yıllık çalışmanın sonucunda bitirilen bina Aralık 1882 tarihinde görkemli bir törenle Kraliçe Victoria tarafından açılmıştır, ancak mimar: tüm dış süslemeler ve dış dizayn tamamlanamadan ölmüştür.
Dış bölüm: revaklar üzerindeki oymalarla, tam bir laiklik ve dini karışımı simgelemektedir. Dış sundurmada: İngiltere’nin önde gelen avukatları ve hakimleri bulunur. Ayrıca: İsa, Musa ve King Solomon tasvirleri ve bir kedi-köpek tasviri de görülür. Kedi-köpek tasviri: biraz kaprisli davacıları ifade etmektedir.
Yapının içinde ise, 88 mahkeme odası bulunur ve ulusun pek çok sivil davalarına bakar. Victoria döneminden kalma bu binanın önünde ise, dava sonucunu bekleyenler, protesto gösterileri ve televizyon kameralarının kargaşası: olağan manzaralardır.
Görkemli giriş holü, sivil bir binadan çok katedrale benzemektedir ve 24 metre yüksekliğindeki 72 metre uzunluğundaki Great Hall’e açılır. Binanın koridorlarının uzunluğunun 5.6 km. olduğu söyleniyor.
Boşanma, iftira, medeni yükümlülükler ve temyiz davalarına burada bakılır. Halkın birçok davaya katılmasına izin verilir. Ağır Ceza Davalarına ise, buraya on dakika uzaklıktaki “Old Bailey” denilen yerde bakılır.
TEMPLE BAR MEMORİAL
Fleet Street adresindedir. Adalet Royal Court yanındadır.
1880 yılında yapılan bu anıt, Mahkeme Binalarının karşısında, Fleet Street in ortasında yer alır ve City’nin başlangıç noktasını belirler ve Belediye Başkanına tam burada; her yıl yapılan törende City bölgesine girmeden önce, burada sadakat sembolü olarak incili kılıcı sunulur. Hatta: geleneksel olarak devlet törenlerinde Kraliyet ailesi bu noktada durarak Belediye Başkanından giriş izni ister.
Wren in tasarımı olan büyük Temple Bar kemeri de eskiden buradaydı. 1669-1672 yılları arasında porland taşı kullanılarak yapılan bu ince kemer: Kral Charles II döneminde, Wren tarafından yapılmıştır. Bu iki katlı yapının üstündeki kemerler, yayaların geçişi için yapılmıştır. Üst kısımda, dört heykel bulunur. 1800’lü yıllarda kemer buranın büyüyen trafiğine engel olmasına rağmen, yıkılmaktan kurtulmuştur.
1879 yılına gelindiğinde ise, şehir komisyonu: bu tarihsel anıtın buradan kaldırılmasına karar vermiş ve 11 günlük bir süreçte, anıt parça parça sökülmüş ve özenle ayrılan 2700 parça taş: Theobalds Park bölümünde, yeniden inşa edilmiştir.
Evet, Wren’in yapıtı buradan kaldırılmış olsa da, 1880 yılında Horace Jones tarafından, Temple Bar’ı işaretlemek için burada daha küçük bir anıt tasarlanmıştır. Bu anıt: ayrıntılı bir kaide üzerinde, neo-Rönesans stilinde yapılmıştır.
Bugünkü anıtın zeminini çevreleyen dört rölyeften kemerin bir zamanlar nasıl göründüğünü anlamak mümkündür. Son bir not: anıtın üzerinde “ejderha” figürü göreceksiniz, bunun anlamı: ejderhanın şehri koruduğuna inanılmasıdır.
Aynı zamanda “ejderha” Londra şehrinin simgesidir. Ama bu ejderha figürü biraz farklıdır. Bunun temel özellikleri: yarı kartal, yarı aslan ve bu yüzden oldukça perdeli ve pullu kanatları ve tüyleri vardır ve bir sürüngen vicutu daha ağır basmaktadır.
FLEET STREET
William Caxton ın yardımcısı İngiltere nin ilk matbaasını 15. yüzyılın ikinci yarısında yani 1534-1535 yıllarında burada kurmuştur. Fleet Street bu tarihten itibaren Londra’nın yayıncılık merkezi oldu.
Oyun yazarı Shakespeare ve Ben Johnson, no.37 de bulunan eski Mitre Tavern ın müdavimleriydi.
1702 yılında ilk gazete “The Gaily Courant” burada “Ludgate Circus” denilen yerde (günümüzde Leon restaurant) yayınlanmıştır. Başlıca haber kaynakları olan City ile Westminster’e yakın mesafedeki Fleet Street, bunun için en uygun mekandı.
Caddenin adı, sonraları basınla aynı anlamı taşır olmuştur.
1987 yılında yeni teknolojilerin basım işlerini Wapping ve Docklands gibi merkezlerden uzak semtlerde yürütmesini gerektirdiği için gazete binalarının alt katlarındaki basımevleri buradan taşınmıştır. 20. yüzyıla gelindiğinde, her büyük gazetenin genel merkezi burada bulunuyordu. Ayrıca, yine bu cadde üzerinde antik meyhaneler de görülüyordu.
Bugün gazete ofisleri de buradan taşınmış, geriye sadece Commowealth Broadcasting haber ajansı kalmıştır.
Caddenin batı ucunda, Fetter Lane in karşısındaki El Vino Şarap Barı gazetecilerle avukatların uğrak yeridir.
Günümüzde, burada gece turu düzenleniyor. Bu gece turunda: güzergah boyunca aktörler, müzisyenler ve cesetlerle Londra’nın tarihinde kısa bir yolculuk yapılıyor ve bu kan donduran tur: Fleet Street sokağının karanlık tarihini öğrenmeyi sağlıyor. Tur 2 saat sürmektedir ve Perşembe gecesi yapılır.
PRİNCE HENRYS ROOM
Fleet Street pub’ının bir bölümü olarak 1610 yılında inşa edilen Prens Henry Odası, adını, alçı tavanının ortasındaki PH harfleri ile Galler Prensinin armasından alır. Bina bir galeri olarak inşa edilmiş, burası da Kral James I tarafından büyük oğlu Galler Prensi Henry için ayrılmıştır.
Ev: 1666 büyük yangınından sağ olarak kurtulan birkaç yapıdan biridir. 1905 yılında restore edilmesine rağmen, bina 1610 yılında yapılmıştır.
Ancak: ilk yapılan orijinal cephe: 1900 yılında restore edilmiştir. Ön cephedeki cumbalı pencereler, kalın tabakalar altında korunmuştur. Yani, cephedeki cumbalı pencereler aslına uygun olarak restore edilmiştir.
I.James in büyük oğlu olan Galler Prensi Henry kral olamadan ölmüştür.
Odadaki meşe panoların büyük kısmı ve Inner Temple a giden geçit boyunca uzanan yarı ahşap ön cephe orijinaldir.
Salonda ayrıca günlük yazarı Samuel Pery ile ilgili bir sergi de bulunmaktadır. Çünkü: 1975 yılında birinci kattaki Prens Henry odası: onun hayatının hatıralarını gösterecek bir müze yapılmak üzere, Samuel Pepys Kulübü tarafından satın alınmıştır. Müze olarak kullanılan bu bölümde: özellikle tavan ilgi çekmektedir çünkü Londra şehrinde günümüze kalan en iyi jakoben-zenginleştirilmiş alçı tavan olarak bilinmektedir.
TEMPLE
İnner Temple (İç Tapınak) ve Middle Temple (Orta Tapınak) dört Hukuk Ofisinden ikisidir. İç tapınak doğuda, orta tapınak ise batı bölümündedir. Bunların ortasında “Temple Church” bulunur ve her iki tapınak/misafirhane buradan yönetilir. Bölümlerin her birinin kendi bahçesi, yemek salonu, kütüphanesi ve idari ofisleri vardır.
Tapınağın adı, Kutsal Topraklara hacca gidenlerin korunmasını üstlenen Tapınak Şövalyelerinden gelir.
1312 yılında Tapınak Şövalyeleri dağılınca, papa onları, King Edward II’nin himayesine göndermiştir. Buraya yerleşen tarikat Kraliyeti tehdit edecek denli güç ve zenginliğe ulaştığı için kapatılmıştır.
Tarikatın ayinleri kilisenin mezar odasında gizlice yapılmıştır. Tapınak Şövalyelerinin 13.yüzyıldan kalma heykelleri neftedir.
Diğer ilginç ve eski binalar arasında Orta Tapınak Salonu bulunur. Elizabeth dönemi iç mekan günümüze kadar gelmiştir. Shakespeare’in “Onikinci Gece” oyunu, 1601 yılında burada sahnelenmiştir.
Temple’ın arka kısmında huzur dolu, sessiz bahçeler Embankment a kadar uzanır.
ST BRİDES CHURCH
Fleet Street.EC-4 adresindedir.
St Brides Church: Wren’in en çok sevilen kiliselerinden birisidir. Kilisenin Fleet Street’te bulunması nedeniyle vefat eden gazetecilerin son törenleri geleneksel olarak burada düzenlenir. Duvarlardaki plakalar: Fleet Street gazetecileri ve basımevi çalışanlarının anısını yaşatır.
II. Dünya savaşı bombardımana Londra’nın gazetecilik lideri kilisesini neredeyse yok etmiş olsa bile, kilise Sir Christopher Wren’in orijinal tasarımına göre tekrar inşa edilmiştir. Ancak, burada: yaklaşık 2000 yıldır St Bride isimli İrlandalı bir prensin kızı adına, önce Romalılardan başlayan ve ardından devam eden bir dini alan bulunduğu bilinmektedir.
1703 yılında eklenen, sekizgen ve 69 metrelik katmanlı “düğün pastası” tarzı çan kulesi, hava saldırılarından kurtulan sadece tek kısım olarak kiliseyi süsler. Çan kulesi hakkında yazılmış en romantik efsane şöyledir: William Rick: Ludgate Circus yakınlarında bir çırak olarak çalışır.
Çıraklık sonunda kendi işini kurar ve kilisenin çan kulesinin yapımında görevlendirilir. Bu sırada, efendisinin kızına aşık olur ve evlilik için babasının onayını alır. Ama:düğün için muhteşem bir pasta yaratmak istemektedir ve kilisenin çan kulesini: bir pastanın katmanları gibi yukarı doğru azalan kat-kat yapar.
Böylece: katlı düğün pastası geleneği başlar.
Alman bombalarının ardından, 1940 yılında bu kez bir yangın kiliseyi olumsuz etkiler. 1953 yılında Ortaçağ arkeolog Profesör WF Grimes önderliğindeki bir gurup: iskelet kalıntılarından başlayarak, kilisenin temellerini açığa çıkarmışlar ve 17 yıllık bir süreç sonunda bugünkü kilise ortaya çıkmıştır.
Mezarlığında bir müze, tarihi mezar taşlarından oluşan bir koleksiyon ve mezar hırsızlarına engel olmak için tasarlanmış ender bulunan “demirden bir tabut” vardır.
St Bridge Çarpraz haç: Bu ilginç haçın, Bridge tarafından yapıldığı söylenir ve bu güne kadar İrlanda genelinde evlerde görülür. Burada kilisenin giriş kapısı üzerinde de vardır.
Mezar odasında: önceki kiliselerin kalıntıları ve bir Roma dönemi kaldırım parçası görülmektedir.
İngiltere Londra Holborn ve Inns of Court YE OLDE CHESHİRE CHEESE
YE OLDE CHESHİRE CHEESE
Fleet Street üzerindedir.
Burada yüzyıllar boyunca bir han bulunmaktaydı. İlk olarak 1538 yılında burada yapılan pub: 1666 büyük yangınında yok olması üzerine, 1667 yılında yeniden inşa edilmiştir. Yapının kasvetli havası ilgi çekmektedir.
Kışın açık şömineler yapının sıcak tutulmasını sağlarmış. Bar salonunda ise, buraya düzenli olarak takılan insanların kimliklerini belirten plakalar bulunmaktadır. Bu plakalara göre, buraya düzenli takılan edebiyat insanları şunlardır: Mark Twain, Alfred Tennyson, Oliver Goldsmith, Arthur Conan Doyle.
17.yüzyılda günlük yazarı “Samuel Pepys” burada takılırmış. Ancak bu pub’ı 19. yüzyıl edebiyatçılarının mekanı haline getiren asıl kişi “Dr Sauel Johnson”olmuştur. Pub’ın müdavimi olan edebiyatçılar arasında “Charles Dickens” da sayılabilir. Ama buranın bir ünlüsü daha vardır. Yaklaşık 40 yıl boyunca burada yaşayan papağan “Polly Parrot” 1926 yılında öldüğünde, 200 gazete bu ölüm haberini yazmıştır.
Pub 18.yüzyıldaki gibi masa ve sıralarla döşenmiş, şömineli küçük odalara ayrılmış ve rahat havasını bugünde koruyabilmiştir. Pub’ın üst katı: 18.yüzyılda bir genelev olarak kullanılmış ve odanın çinileri, halen Museum of London’da sergilenmektedir.
DR JOHNSON HOUSE
17.Gough Square adresindedir. Dr Johnson evi: City sokaklarının labirenti içine sokulmuş 300 yıllık bir konaktır. Giriş ücretlidir, yetişkinler için 4.5 paund, çocuklar için 1.5 paund ücret ödemek gerekir.
18.yüzyıl bilgini Dr Samuel Johnson, biyografisini yazan James Boswell in derlediği, ince zekasını yansıtacak ancak genellikle ihtilaflara yol açan sözleriyle ün yapmıştır. Johnson 1709-1784 yılları arasında burada yaşamıştır. Kendisi: yazar ve sözlük bilimcisidir.
En önemli çalışması “İngilizce Dil Sözlüğü” dür ve 1755 yılında yayımlanmıştır. Aynı zamanda dönemin etkili şairlerindendir. Yazdığı sözlüğün, günümüzdeki sözlüklerden tek ayrıcalığı, kendi sözlüğünde kendi düşüncelerini de belirtmiş olmasıdır.
1755 yılında yayınlanan ilk İngilizce sözlüğü, masaları başında bütün gün çalışan altı yazıcı ve diğer asistanlarıyla birlikte buradaki tavan arasında tamamlanmıştır.
Tarihi 1700 öncesine uzanan evi, 18.yüzyıl mobilyalarıyla döşenmiştir. Johnson ve yaşadığı dönemle ilgili eserlerin bulunduğu bir koleksiyon da görülebilir.
Bu eserler arasında arkadaşı Bayan Thrale e ait bir çay takımı ile Johnson un ve arkadaşlarının resimleri de vardır. Çocuklar George dönemi giysilerinin replikalarını deneyebilirler.
İngiltere Londra Holborn ve Inns of Court ST ANDREW HOLBORN
ST ANDREW HOLBORN
Bu ahşap ortaçağ kilisesi 1666 yangınından rüzgar yönündeki bir değişiklik sayesinde kurtulabilmiştir. Şehir ile West End arasındadır.
Ancak, her ne kadar yangından kurtulsa da, zaten kötü durumda bulunan kilisenin onarımından ise, yenisinin tasarlanması düşünülmüş ve 1686 yılında Wren’in kiliseyi yeniden tasarlaması istenmiş ve eski kiliseden geriye sadece 15.yüzyılda yapılan taş kulenin alt kısmı kalmıştır. Wren burada yeni kilise yaptığında, kulenin içinde ortaçağ taş işçiliği görülebilmektedir.
Ancak: 2001 yılında yapılan arkeolojik kazılarda: kilisenin altında Roma kalıntılarına rastlanılmış ve böylece sitenin daha eski ve uzun bir süredir kullanıldığı anlaşılmıştır. Ancak, burada bir kilise bulunduğuna dair ilk resmi kayıtlar, MS. 951 yılından kalmadır.
Wren’in en ferah kiliselerinden biri olan St Andrew, II. Dünya Savaşında hasara uğramış ancak Londra esnaf odalarının kilisesi olarak yeniden restore edilmiştir.
Yahudi asıllı başbakan Benjamin Disraeli 1817 yılında burada vaftiz edilmiştir. Kilise: aynı zamanda “Royal Free Hastanesi” kurucu yeri olarak bilinir. 1827 yılında, William Marsden: kilisenin merdivenlerinde ölmek üzere olan bir kadın bulur.
Bunun üzerine: Greville caddesinde yoksul ve muhtaç insanlar için bir hastane kurmaya karar verir. Hastane daha sonra Gray Inn bölgesine taşınır, günümüzde ise Hampstead bölgesindedir.
Kiliseye 19.yüzyılda bir yetimler okulu eklenmiştir.
HOLBORN VİADUCT
Victoria döneminden kalma bu demir işi sembol, 1860 lardaki trafik düzenlemesinin bir bölümüydü. 1863 ve 1869 yılları arasında inşa edilen bu köprü, Londra merkezindeki ilk köprüdür. Köprünün inşa edildiği viyadük: 1400 metre uzunluğunda ve 80 metre genişliğindedir.
Köprü: mimar William Haywood tarafından yapılmış ve Kraliçe Victoria tarafından açılmıştır. Günümüzde Londralılar tarafından pek önemsenmeyen bu köprü, Victoria döneminin bir mühendislik harikası olarak önem kazanmaktadır.
Çünkü mimar: dökme demir kemerler aracılığı ile, zarif yaldızlı metal başlıklardan yukarıya granit sütunlar kullanmıştır. Özellikle burada art-nouveai formları ilgi çeker. Yani, yapı benzersiz bir mimari zenginlik sunmaktadır.
Köprüye bir merdivenle bağlanan “Farringdon Street”in tepesine çıkarsanız City kahramanlarının heykelleri ile Ticaret, Tarım, Bilim ve Güzel Sanatlar’ın bronz simgelerini görebilirsiniz.
ST ETHELDREDA CHAPEL/CHURCH
İngiltere Londra Holborn ve Inns of Court;
14 Ely Place adresindedir. Prenses Etheldreda: Kral Anna döneminde iktidar ailesinin önemli bir üyesi olarak 630 yılında doğdu. O bir rahibe olmak istedi, ama bu sırada bakire kalması koşulu ile komşu kral Egfrith ile siyasi bir evliliği kabul etmek zorunda kaldı.
Ancak, kral anlaşmayı bozmaya çalıştı. Prenses ise, o sıralarda dini bir topluluk kurdu ve oldukça büyük bir devrimci olarak: topraklardaki tüm kölelerin serbest bırakımlısı gibi etkinlikler sağladı.
679 yılında ölümünün ardından: insanlar onun yaptığı yardımseverlik ve iyilikleri unutmadılar. Hatta söylenenlere göre: gömüldüğü ıslak toprakta, 15 yıl sonra vücudunun korunduğunun görüldüğü söylenir. 1106 yılında cenazesi ölümünden yaklaşık 450 yıl sonra yaptırılan bu kiliseye taşınmıştır. Bugün “Ely Katedrali”ne giderseniz, onun mezarının yerini işaretleyen bir kitabe görülüyor.
Evet: kiliseye ismini veren prensesten söz ettikten sonra gelelim kilisenin yapımına: Kilise: 1290 yılında Kral I.Edward döneminde inşa edilmiş ve “John De Kirkeby” adını taşımaktadır. Kilise yapıldıktan sonra Londra’ya gelen “Ely piskoposları” buraya yerleşmiştir.
Piskoposlar: Londra şehrindeki bu saray gibi dini yapıya yerleştiklerinde, burası Londra şehrindeki en etkili yerlerinden biri olmuştur. Zaten: Kral I. Edward döneminden günümüze kalan iki önemli yapıdan biridir. Dönemin diğer yapıları yok olmuştur.
Yapı: 1620 ve 1623 yılları arasında İspanyol Büyükelçiliğinin şapeli olarak kullanılmıştır.
Daha sonra evi satın alan Elizabeth dönemi saray çevresinde Sir Christopher Haulton’ın mirasçıları şapel hariç evin tamamını yıkarak bir Protestan kilisesine dönüştürmüşlerdir.
St Etheralda: 1873 yılında yine Katolik kilisesi olur.
HATTON GARDEN
İngiltere Londra Holborn ve Inns of Court;
Önceleri Hatton House un bahçesinin bulunduğu alana inşa edilen bu mekan, 1581 yılından bu yana şehrin pırlanta ve mücevher merkezidir.
Paha biçilmez parçalardan en değersizlerine kadar bütün taşlar buradaki küçük dükkanların pırıltılı vitrinlerinde, hatta kaldırımların üstünde satışa sunulur.
Londra’nın birkaç tefecisinden biri de buradadır. Kapının üstünde tefecinin geleneksel simgesi olan üç adet prinç top bulunur.
Evet, günümüzde de burası Londra elmas ve mücevher ticaretinin ve aynı zamanda dünyanın en iyi ve ünlü mücevher merkezlerinden birisidir. Burada 300 işletme ve 55 mağaza bulunmaktadır. İngiltere’nin en iyi kuyumcuları, zanaatkarları ve stilistleri, tasarımcıları buradadır.
İngiltere Londra Holborn ve Inns of Court STAPLE INN
STAPLE INN
İngiltere Londra Holborn ve Inns of Court;
Siyah ve beyaz Tudor cephesi olan bina “Grays Inn Road” ve “High Holborn” kavşağındadır.
Eskiden koyun yünlerinin tartılarak vergilendirildiği bir yün pazarı olarak kullanılan bu kompleks, şehir merkezinde Elizabeth dönemine özgü yarı ahşap ön cepheye sahip tek binadır. 1585 yılında yapılmıştır.
Ardından, 1666 yılındaki büyük yangın ve Dünya Savaşındaki Alman bombardımanında büyük hasar görmüştür.
Bina 1954 yılında restore edilmiş olmasına karşın, 1586 yılındaki görünümünden pek bir şey kaybetmemiştir. Ahşap çerçeveli ön cephe ve çatı ile iç avlu orijinaldir.
Sokak hizasındaki dükkanlar hala 19.yüzyıl çizgilerini taşırlar. Avluda ise 18.yüzyıldan kalma binalar yer alır.
LONDON SİLVER VAULTS
İngiltere Londra Holborn ve Inns of Court;
City ve West End arasında Chancery Lane. Adresindedir. Pazartesi-Cuma arasında saat: 09.00-17.30 ve Cumartesi günü saat: 09.00-13.00 arasında açıktır.
Londra gümüş çarşısının kökeni, 1885 yılında kurulmuş olan Chancery Lane Safe Deposit Comyany şirketine kadar uzanır. Ancak orijinal bina, Dünya Savaşı sırasında Alman bombalarından hasar görmüş ve günümüzde görülen bina 1953 yılında bugünkü biçiminde yapılmıştır.
Merdivenlerden indikten sonra çelik güvenlik kapısından geçerek yeraltında bulunan antika ve modern gümüş eşyalar satan dükkanlara ulaşılır.
Ustalıklarının zirvesine George döneminde ulaşan Londra gümüş imalatçıları, yüzyıllardır bu alanda ün yapmışlardır. Özellikle: 1950’lerde İngiltere’de konuşlu birçok Amerika asker: eşleri ve anneleri için buradan gümüş satın almışlardır. Film yıldızları, rock yıldızları ve daha birçok ünlü, buradan gümüş almışlardır.
En iyi gümüş parçalar binlerce paund a alıcı bulsa da pek çok dükkanda uygun fiyatlara satılan güzel parçalar da bulabilirsiniz. Günümüzde burada dünya çapında ünlü 30 uzman gümüş dükkanı bulunmaktadır.
16.yüzyıldan kalma buradaki mağazalarda: her alıcının zevkine uygun gümüş sofra malzemeleri, çatallar, dekoratif parçalar, hediyeler, mücevherler, saatler ve koleksiyon öğeleri bulup satın alabilirsiniz. Buradaki tüm dükkanlar bağımsız işletmelerdir ve çoğu aile işletmesi, üçüncü nesli barındırmaktadırlar.
GRAYS İNN
İngiltere Londra Holborn ve Inns of Court;
Bu tarihi hukuk okulu ve hukuk merkezinin geçmişi 14.yüzyıla kadar uzanır. Buradaki en eski yapının 1391 yılından kaldığı biliniyor. 15. ve 16.yüzyıllarda ise burası doruk noktasına ulaşarak, özellikle Elizabeth II döneminde giderek büyümüştür. Birçok önemli vekilin ve siyasetçinin en önemli evi olmuştur.
Bu bölgedeki birçok bina gibi II. Dünya savaşı sırasında bombalardan zarar görmüş, ancak daha sonra yeniden inşa edilmişlerdir.
Shakespeare in “Yanlışlıklar Komedyası” 1594 yılında ilk kez burada sergilenmiştir. Salondaki paravan ise 16.yüzyıldan kalmadır. 1827-1828 yılları arasında genç Charles Dickens, burada katip olarak çalışmıştır.
Bir zamanlar düelloların yapıldığı büyük bahçe, bugün öğle saatlerinde bir şeyler atıştıranlarla doludur. Burası hukuk ofislerinin dördünün de sahip olduğu o huzurlu havanın somuşlatmış bir örneğidir. Binaları gezmek için önceden randevu almak gerekir.
Bulgaristan Razgrad; Şehir merkezi, Tuna nehrinin 80 km güneyindedir. Tuna ovasında, Beli Lom nehri boyunca yer almaktadır. Bu topraklar, Traklar döneminden beri iskan edilmiştir.
Deliorman bölgesinin başkentidir. Bulgaristan ülkesinde Türk nüfusun en yoğun olduğu yerdir. (Nüfusun yüzde 27’si Türk’tür.)
Tarihi açıdan oldukça zengindir. Şehir: Antik Roma kenti Abritus’un kalıntılarının üzerine kurulmuştur.
Şehrin iklimi yazları sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk geçer.
Razgrad şehri, Bulgaristan ülkesinde ilaç endüstrisinin merkezidir. Önde gelen ilaç şirketi “Balkanpharma-Razgrad” dır.
Osmanlı döneminde şehrin adı “Hezargrad” dır.
Şehir, Osmanlı dönemi sonrasında pehlivan güreşçileriyle tanınmıştır. Bunlar arasında öne çıkanlar: Koca Yusuf, Ahmet Kara, Kurtdereli Mehmet, Osman Durali’dir.
Bulgaristan Razgrad
ULAŞIM
Orta Avrupa’yı Karadeniz bölgesine bağlayan önemli ulaşım yolları buradan geçer. Razgrad ile Sofya arasındaki uzaklık 355 km dir. Razgrad ile Varna arasındaki uzaklık 136 km dir. Ruse şehri Razgrad şehrine 65 km uzaklıktadır. Şumnu şehri ise 50 km dir.
Bulgaristan Razgrad yoğurt
INTERNATİONAL JOGHURT FAİR-YOĞURT FESTİVALİ
Şehirde her yıl Temmuz ayında 3 gün süreli uluslararası Yoğurt Festivali düzenlenmektedir.
Festival Etnografya Müzesinde yapılır. Arka arkaya 11 kere düzenlenen fuar, geleneksel ve sembolik Bulgar ürününü üreten ve dağıtan firmaların bir araya gelmesiyle oluşuyor. Ayrıca ev yapımı yoğurt ve içerik olarak yoğurtla yapılan yemekler için bir yarışma yapılıyor.
En iyi ev yapımı yoğurt yarışmasında en ünlü yoğurt: Getzovo köyünün yaşlı kadınları tarafından yapılmış yoğurtlardır. Bunlar kalınlığı ve kalitesiyle tercih edilir. Kasesi aşağı çevrildiğinde yoğurt yere düşmez.
Ayrıca: “Make Tarator Not Terror” yarışması çerçevesinde: salatalık ve sarımsak doğranmış karışım üzerine yoğurt dökülüyor.
El sanatları sergisine ülkenin dört bir yanından yaklaşık 100 zanaatkar katılıyor. Halk gösterileri ve geçit törenlerine: İtalya, Sırbistan, Türkiye, Rusya, Almanya, Moldova, Endonezya, Tayvan ve Meksika gurupları katılıyorlar. Bulgar halk guruplarının tarafından, her akşam elle boyanmış geleneksel Bulgar vagonlarıyla geçit törenleri ve konserler düzenleniyor.
Evet, şehir “Kapantsi” el yapımı sihirli yoğurdu tatmaya ve geleneksel halk geleneklerini yaşamak amacıyla her yıl yüzlerce konuk tarafından ziyaret ediliyor.
NATİONAL ROCK FİESTA-ULUSLARARASI ROCK FESTİVALİ
Her yıl Eylül ayında şehirde Bulgaristan ülkesinin her yerinden gelen gurupların yer aldığı Ulusal Rock Festivali düzenlenmektedir.
Bulgaristan Razgrad
GEZİLECEK YERLER
Bulgaristan Razgrad Old Quarter of Varosha
OLD QUARTER OF VAROSHA-VAROŞA MAHALLESİ
Razgrad şehri yakınında Kızıl Meydan bölgesindedir.
Şehirde ilk Türk yerleşim yeridir. Başlangıçta, mahallede gayrimüslimler yani Yahudi ve Ermeniler yaşıyorlardı. Bunlar buradan kovulunca: 19’ncu yüzyılda mahalle tamamen Bulgarların yaşadığı bir yere dönüştü.
Bulgaristan Razgrad Old Quarter of Varosha
19’ncu yüzyıl Rönesans tarzı geleneksel otantik ve restore edilmiş evlerden oluşmaktadır.
Günümüzde evlerde: küçük ve şirin bir meyhane ve restoranlar ile müzeler bulunmaktadır. Bu müzedel: Etnografya Müzesi, Ev müze, Stanka ve Nikola İkonomovi, Dimitar ve Nenov Evi müzeleridir. Aziz Nicholas kilisesi de buradadır.
RUS KAHRAMANLARI ANIT MEZARI-MAUSOLEUM-OSSUARY OF THE RUSSİAN HEROES
Şehrin merkezindedir. Razgrad şehrinin özgürlüğü için ölen Rus Kahramanlarına aittir. 1880 yılında ziyarete açılmıştır.
Bulgaristan Razgrad Monument To The Victims Of The Wars
SAVAŞ KURBANLARI ANITI-MONUMENT TO THE VİCTİMS OF THE WARS
1’nci Dünya Savaşının bitiminden sonra savaşlarda ölenlerin hatırasını saklamak için yapılmıştır. Önce gazete “Razgradsko Slovo” tarafından bir inisiyatif komitesi kurulmuş ve fonlar toplanmış, ancak bazı politik nedenlerle herhangi bir işlem yapılamamıştır.
Bulgaristan Razgrad Monument To The Victims Of The Wars
Ancak 1990’lı yılların başlarına kadar böyle bir anıt yapılamamıştır. 1990’lı yılların başlarında ise yapılan anıt, 5 Mayıs 1995 törenle açılmıştır. Anıt: kemer fikriyle yaratılmıştır. Vesselin Kraeshnikov ve heykeltıraş Lyubomir Dobrev tarafından yapılmıştır. Sırp-Bulgar, 1’nci Dünya Savaşı ve 2’nci Dünya savaşında ölen Razgrad vatandaşlarının isimleri yazılıdır.
Anıtta: bir at üzerinde Aziz George görülür.
Bulgaristan Razgrad Saat kulesi
SAAT KULESİ
Şehrin tam merkezinde, yeni tiyatro binasının yanındadır. Şehrin sembolüdür. Saat kulesi küçük bahçeler ve tarihi binalarla çevrilidir.
1864 yılında Todor Tondchev tarafından yapılan kule Tanzimat dönemi karakteristik özelliklerini taşır. Daha önce burada bulunan bir çan kulesinin yerine yapıldığı tahmin edilmektedir.
Kule: kemer şeklindeki kornişleri ve kubbe çatısı ile, Bulgaristan ülkesindeki diğer kulelerden farklıdır. Bu unsurlar, kilise mimarisine benzemektedir.
Bulgaristan Razgrad Saat kulesi
Kule, 3 bölümden oluşmaktadır. Alt ve orta bölümler taş bloklardan yapılmıştır. Üst kısmı, ahşaptır. Kubbe çatılı, sekiz yüzlü yapıya sahiptir. Kulenin toplam yüksekliği 26 metredir. Duvar kalınlığı ise 1 metredir.
Kulenin çanı: muhtemelen 1731 yılında Macaristan’dan getirilmiş ve eski kulede de kullanılmıştır. Eski saat mekanizması: 1970’li yıllardan kalmadır ve günümüzde Razgrad Tarih Müzesinde saklanmaktadır.
Bulgaristan Razgrad İbrahim Pasha Mosque
İBRAHİM PASHA MOSQUE-İBRAHİM PAŞA CAMİİ
Razgrad şehir merkezindedir.
1530 yılında yapılmıştır. İstanbul hariç, Balkanların 3’ncü büyük camisidir.
Kanuni Sultan Süleyman’ın Sadrazamı Pargalı İbrahim Paşa tarafından 1523-1536 yılları arasında Bulgar ustalara yaptırılmıştır.
Bulgaristan Razgrad İbrahim Pasha Mosque
Ancak, 1536 yılında ölümünün ardından inşaat durur. Cami, 1616 yılında Mahmud Paşa tarafından tamamlanır.
Caminin daha önce burada bulunan (büyük olasılıkla kilise-manastır gibi) bir dikdörtgen yapının üzerine yapıldığı anlaşılmıştır.
17’nci yüzyılda bu bölgeden geçen Evliya Çelebi, Seyahatname notlarında cami hakkında şunları yazar “cami, sağlamlık ve ihtişam açısından ancak Kostantinopolis şehrindeki Rüstem Paşa camiiyle karşılaştırılabilir.”
Bulgaristan Razgrad İbrahim Pasha Mosque
Caminin çatısı kurşunla kaplıdır. Girişin üzerinde mermer bir levhada anma yazısı vardır. Bu yazıda yazılı olanlar şunlardır “Oğullar, işte iyi inşa edilmiş kutsal cami. İbrahim Paşa”
1944 yılında Sosyalist dönemin başlangıcında yıkılmaya terk edilmiştir. Daha sonraki süreçte: 1971 yılından 1989 yılına kadar aralıksız olarak caminin restorasyon işlemleri sürdürülmüştür. Ancak sonunda fon eksikliği nedeniyle restorasyon işlemleri tamamen durdurulmuştur.
Bina kilitlenir ve neredeyse terk edilir. Yapı iskeleti, caminin içinde bırakılır. Ardından Razgard şehrinin gençleri tarafından cami tahrip edildi. Camları ve minberi kırıldı.
Bulgaristan Razgrad İbrahim Pasha Mosque
2018 yılında Bulgar yetkililer, caminin restorasyonu Türk yetkililer tarafından yapılması ve açılmasına izin verdiler.
Günümüzde cami, UNESCO tarafından Dünya Kültür Listesi’ne dahil edilmiştir.
Son bir not: cami hakkındaki bir efsaneye göre: İbrahim Paşa, cami inşaatının bitiminden sonra, usta inşaatçıların öldürülmesini emretmiş ve böylece cami eşsiz güzellikte kalabilecekti.
Bulgaristan Razgrad Late-Antique Town of Abritus
LATE-ANTİQUE TOWN OF ABRİTUS
Abritus arkeolojik koruma alanı: Razgrad şehrinin 2 km doğusunda, Rusçuk-Varna ana yolunun yakınındadır. Rezerv 1000 dönümlük bir alana yayılmıştır ve Roma kenti Arbitus’un kalıntılarını korumayı amaçlamıştır.
Abritus kenti, bilinmeyen MÖ 5-4’ncü yüzyıllardan kalma bir Trak yerleşimi üzerine kurulmuştur.
Bulgaristan Razgrad Late-Antique Town of Abritus
Şehrin kalıntılarında: Trakya kralı Seuthes III’ün (MÖ 330-300) birkaç bronz sikkesi ve çanak çömlekleri bulunmuştur.
Ayrıca yine bölgede diğer hükümdarlardan eserler ve Herkül’ün kurbanlık sunağı bulunmuştur.
Yüzyıllar sonra Romalılar, Trakya yerleşimi kalıntıları üzerine, stratejik müstahkem şehir Abritus’u MS 1’nci yüzyıl sonlarında inşa ettiler.
Bulgaristan Razgrad Late-Antique Town of Abritus
İlk olarak burası bir Roma askeri kampı olarak kuruldu ve sonra büyüdü. Bölgedeki Roma eyaletinin en büyükşehir merkezlerinden birisi haline geldi.
251 yılında Gotların istilası sırasında, Romalılar burada feci bir yenilgiye uğradılar ve İmparator Trajan Decius ve oğlu Herennium Etruscus: Abritus şehrinin 15 km kuzeybatısındaki Beli Lom nehri vadisinde yapılan Abritus savaşında öldüler. Arbitus savaşı: bir Roma imparatorunun barbarlarla yapılan bir savaşta öldüğü ilk olaydır.
Bulgaristan Razgrad Late-Antique Town of Abritus
4’ncü yüzyılın başında, şehir İmparator Konstantin tarafından nehrin güney yakasındaki kasaba yeniden inşa edilmiştir.
Şehrin alanı devasa bir kale duvarıyla çevrildi. Bu sur duvarının kalındığı 3 metre ve yüksekliği 12 metreydi. 4 kapısı ve 35 koruma kulesi vardı.
Ancak bu surlar: 376-378 yılları arasında Gotlar, 447 yılında Hunlar ve 480’lerde Gotlar tarafından yapılan saldırılar sonucunda yeniden yıkıldı. Her seferde yeniden inşa edildi.
Bulgaristan Razgrad Late-Antique Town of Abritus
5-6’ncı yüzyıllarda: Abritus, eyaletteki en büyük şehirlerden biriydi ve bir Piskoposun koltuğuydu.
Daha iyi güvenlik sağlamak için: kapılar 527-565 yılları arasında Justinian tarafından daraltıldı. Ancak şehir, 586 yılında Avarlar tarafından tahrip edildi.
Daha sonra, 10’ncu yüzyıla kadar var olan bir Bulgar Ortaçağ yerleşimi Prens Svyatoslav (968-981) tarafından inşa edildi.
11’nci yüzyılda, Abritus harabeleri üzerindeki Ortaçağ yerleşimi tamamen yıkıldı.
13’ncü yüzyılda: bu sefer, Bulgar yerleşimi olan Hrazgard görülür.
Bulgaristan Razgrad Late-Antique Town of Abritus
Gelelim bölgedeki kazılara:
Bölgedeki ilk kazılar: 1887 yılında Ananie Yavashov tarafından yapıldı. 1953 yılından itibaren ise düzenli kazılar başlatıldı.
Kazılar sırasında, müstahkem bir duvar, kuleler, kapılar ve 2’nci yüzyıldan kalma bir Roma taş lahdinin bir kısmı ile ticari bir bölüm, büyük bir konut binası keşfedilmiştir. Kalenin devasa duvarlarında geç Roma imparatorluğundan kalma tahıllar için büyük depolama tesisleri bulunmuştur.
Batı kapısından yaklaşık 10 metre güneyde: hem doğu hem de batı duvarları boyunca 13 burç ve tahıl deposu kazılmıştır. Bu tahıl deposu (Horreum): MS 4 ile 6’ncı yüzyıllar arasında kullanılmıştır. Dikdörtgen planlıdır, 56 x 20 metre boyutlarındadır.
Bulgaristan Razgrad Late-Antique Town of Abritus
Kazılardaki en önemli buluntu: mükemmel bir şekilde korunmuş, 835 sikkeden oluşan, Geç antik dönem altın hazinesidir. Bunlar 5’nci yüzyıldan kalmadır. Doğu sur duvarlarının hemen içinde bulunmuştur. Muhtemelen Gotların işgali sırasında buraya 487 yılında gizlenmiş olmalıdır.
Bulgaristan Razgrad Late-Antique Town of Abritus
Burayı ziyaret ederseniz:
Yüksek rütbeli bir devlet hakiminin ikametgahı olan, 3200 metre karelik bir kompleksin kalıntılarını görebilirsiniz. Bu kalıntılar: dikdörtgen bir iç avlu ve bir binadan oluşur. Güney cephesi, ana girişin iki yanında bulunan 6 dükkan vardır. İç avlunun dört yanında Roma-İon sütunları görülür. Büyük çiftlik binalarının kalıntıları, kompleksin doğu ve batı kısımlarında bulunur. Bina, tüm kasabanın yıkıldığı 6’ncı yüzyıl sonuna adar kullanılmıştır.
Bulgaristan Razgrad Arbitus Museum
ARBİTUS MUSEUM
Rezervin topraklarında kurulmuştur.
İlçe merkezinin doğusundadır.
Bulgaristan Razgrad Arbitus Museum
Razgrad Tarih Müzesinin bir parçasıdır.
Bulgaristan Razgrad Arbitus Museum
Müzenin sergisi: insan toplumunun gelişimini takip eden 5 bölüme ayrılmıştır.
Arbitus kalıntılarında bulunan Bulgaristan ülkesinin 5’nci yüzyıldan kalma en büyük altın sikke hazinesi (835 madeni para) resimleri müzede görülebilir. Yine müzede 10’ncu yüzyıldan kalma küçük bir hazine sergileniyor.
Park Bölümü
Rezervin topraklarında yapılan kazılar sırasında keşfedilen büyük arkeolojik buluntular: bir açık hava müzesinde bulunmaktadır. Abritus Park bölümü: çoğu Roma dönemine tarihlenen 70 anıtı korumaktadır.
Burada ziyaretçiler: Herkül’e adanmış ve İmparator Septimus Severus dönemine kadar uzanan kurbanlık sunak gibi pagan kültürüyle ilgili eserleri görebilirler. Çeşitli eski Yunanca ve Latince yazıtlar, yüzyıllar boyunca Arbitus’ta yaşayan halkların çeşitliğini kanıtlamaktadır. Romalılar, Bulgarlar ve Türkler.
18 ve 19’ncu yüzyıllardan kalma kitabeler ve yapı yazıtları da ziyaretçilerin ilgisini çeker. Bunlar: Hıristiyan ve İslam geleneklerinden gelir. Hatta Ermeni kökenli olanlar da vardır.
Bulgaristan Razgrad House Museum Dimitar Nenov
HOUSE MUSEUM DİMİTAR NENOV
Varosh Mahallesindedir.
Ünlü Bulgar besteci ve piyanist Dimitar Nenov: 1902 yılında Razgrad şehrinde doğmuştur. 20’nci yüzyılın ilk yarısından itibaren, Bulgar Klasik müziğinin önde gelen isimlerinden birisi olmuştur.
Parlak bir piyanist, besteci ve mimar, kendisinden sonra gelen besteciler nesli için çok önemli bir figürdür. 1950’lerin ve 1960’ların Bulgar avangardını oluşturan da besteciler gurubundadır.
Bulgaristan Razgrad House Museum Dimitar Nenov
Doğduğu ev, 1992 yılında müzeye dönüştürülerek ziyarete açılmıştır.
Müzede: sanatçıya ait yayınlar, orijinal eserlerinin korunmuş tek kaydı ve hayatına ait fotoğraflar bulunmaktadır. Özellikle ilk dersini aldığı piyano ilgi çeker.
Ayrıca, müzede farklı oda konserlerinin, sergilerin ve toplantıların düzenlendiği küçük bir konser salonu da bulunmaktadır.
Bulgaristan Razgrad Regional Museum of History
REGİONAL MUSEUM OF HİSTORY
Aprilsko Vazstanie adresindedir.
Razgrad bölgesinde: tarihi alandaki faaliyetler akademisyen Anani Ivanov Yaashov tarafından başlatılmıştır.
1887 yılında şehrin batı kesiminde Abritus kalesinde ilk kazı yapılmıştır.
Ardından yerel yüksekokul olan binada, müze koleksiyonu toplanmaya başlamıştır.
Daha sonra 1922 yılında Razgrad ve bölgede antik eserleri bulmayı, depolamayı ve incelemeyi amaçlayan Razgrad Arkeoloji Derneğini kurdu.
Bunlar: Razgrad Bölgesel Tarih Müzesinin temelidir. Günümüzde, Bölgesel Tarih Müzesi: kalıcı ve geçici sergilerle sergilenen 53 binden fazla kültürel anıtı bünyesinde barındırıyor ve tanıtıyor. Arkeolojik ve Etnografik sergilerin yanı sıra iki ev müzesi (Stanka ve Nikola İkonomovi ve Dimitar Nenov) vardır. Ayrıca: arkeolojik rezerv “Abritus” bulunmaktadır.
Günümüzde müzede bulunan bölümler şunlardır.
Arkeoloji
Etnografya
Bulgaristan Tarihi
15-19’ncu yüzyıllar arası,
Modern ve Çağdaş Tarih.
Müzeye bağlı olan kurumlar şunlardır.
1-Abritus Müzes.
2-Geç Antik kent Abritus
3-Stanka ve Nikola İkonomovi
4-Dimitar Nenov Müzesi
Bulgaristan Razgrad Fountain Momina Tap
FOUNTAİN MOMİNA TAP-KIZIN ÇEŞMESİ
Burası bir çeşmedir. Heykelde, üzerinde antika giysiler olan bir genç kadın, kolunda bir hydria yani su kabı tutmaktadır. Heykel, 19’ncu yüzyıl sonlarında yurt dışından ithal edilen dökme demirden yapılmıştır.
Bulgaristan Razgrad Temple St Nicholas Miracle Worker
TEMPLE ST NİCHOLAS MİRACLE WORKER
Varoşa Mahallesindedir.
1860 yılında Stancho Russenetsa tarafından yapılmıştır. Yapıldığı tarihte Kuzeydoğu Bulgaristan ülkesindeki en heybetli Hıristiyan tapınaklarından birisi olmuştur.
Bunun bulunduğu yerde eski bir kilise vardır. Eski kilise Osmanlı döneminde yapıldığı için yüksekliği çok az ve toprağa gömülüydü.
Kilise, başlangıçta 3 nefli ve kubbesiz yapılmıştır. Ancak 1903 yılında yeniden yapılırken bir çan kulesi ve merkez kubbe eklenmiştir. Yapının en ilgi çeken yerleri: 1862 yılından kalma güzel oymalarıdır. Bu güzel oymalar: Gencho Kanev tarafından yapılmıştır. Ayrıca: Zachary Tsanyuv ve oğlu tarafından yapılan 8 büyük ikon bulunur. Duvar resimleri, 1933-1934 yıllarından kalmadır.
Bulgaristan Razgrad House Museum Stanka and Nikola İkonomovi
HOUSE MUSEUM STANKA AND NİKOLA İKONOMOVİ
Varosh Mahallesindedir.
Stanka Nikolitsa: ilk Bulgar şairi ve tercümanıdır. İlk Bulgar şairlerindendi ve şiir yayınlayan ilk Bulgar kadın oldu. Yazar Dimitar Obradovic’in eserlerini Bulgarcaya tercüme etmiştir. 18’nci yüzyıl sonlarında, sadece eğitimli insanlar tarafından değil, aynı zamanda eğitimsiz köylüler ve çobanlar tarafından da anlaşılacak olan yerel dil ile yazacağını duyurdu. Ancak Obradovic’in dili Slavo-Sırpça bir karışımdır, ancak bir yerel dil değildir.
Bulgaristan Razgrad House Museum Stanka and Nikola İkonomovi
Stanka Nikolitsa’nın kocası Nikola İkonomovi’dir. Çift: 1852 yılında evlendi. Nikola: 1874 yılında rahip oldu. Bulgaristan ülkesinde tarımla ilgili ilk kitabı yazdı.
Bulgaristan Razgrad House Museum Stanka and Nikola İkonomovi
Evet: Razgart şehrindeki ev müzesi: Stanka ve Nikola Ikonomov: Bölgesel Tarih Müzesinin bir parçası olarak 17 Nisan 1980 tarihinde açıldı. Fotoğraflardan, belgelerden ve aile yaşamlarının unsurlarının restorasyonundan oluşan bir sergiye ev sahipliği yapıyor.
Bulgaristan Razgrad House Museum Stanka and Nikola İkonomovi
Razgrad şehrinde her 5 yılda bir düzenlenen “Bulgar Kadınının Şiir Ufukları” edebiyat festivali, Stanka Spaso-Elenina’ya adanmıştır.
Müzede: İlk odada: fotoğraflar, portreler, resimler ve her ikisinin yani Stanka ve Nikola’nın yaşamını ve çalışmalarını yansıdan belgeler bulunur.
İkinci odada: Nikola İkonomovi’nin günlük yaşamından objeler ve kişisel eşyaları sergileniyor. Son odada ise, rüzgarlı odaların ortamı restore edilmiştir.
Bulgaristan Razgrad Ethographic Museum Razgrad
ETHNOGRAPHİC MUSEUM RAZGRAD
Varoş Mahallesindedir.
Müzede yerel bir etnik gurubun (Kapantsi) geleneksel kültürü temsil edilmektedir.
Bu kültüre ait nesnelerin bulunduğu bir koleksiyon sergileniyor. Ayrıca: kutlamalar, olaylar, doğurganlık ve mutluluk hakkındaki farklı inançlar, geleneklerin örnekleri vardır.
SVESHTARİ
Köy: Küçük Byuven yerleşim yerinin yakınlarındadır. Ortaçağ başlarından kalmadır. Kazılmış ve kısmen kazılmış bölgede: konutlar ve etkileyici yapılardan oluşan bir topluluk vardır. Bu alanda kazılar halen devam etmektedir.
7 Kasım 2012 tarihinde Büyük Seveshtari Höyüğünde yapılan kurtarma kazısında bir hazine bulunmuştur.
Höyüğün tepesinde, 8 metre derinlikte: 50 x 50 cm ölçülerindeki bur kutu bulunmuştur.
Kutunun içinde bulunanlar:
1 Taç: aslan gövdeli, dişi baş ve gövdeli, aslan ve panter alayına önderlik eden fantastik yaratıklara sahiptir.
Ayrıca: 4 sarmal bilezik ve bir altın yüzük bulunmuştur. Altın yüzükte kabartma Eros tasvir edilir.
Kutuda ayrıca: bir zamanlar bir at parçasını, at şeklinde alın parçasını, Athena’nın kafalı yuvarlak apliklerini, diğer kadın figürlerini, bitki motiflerini süsleyen 200’den fazla aplikasyon seti bulunmuştur.
Telkari süslemeli ince aplikler veya emaye: yüzlerce küçük yuvarlak ve silindir boncuklar, altın iplikler, altından dokunmuş bir kumaştan sağ kalmıştır.
Bu kutu: muhtemelen höyüğün yığılmasında ölen kişiye eşlik eden bir hediye olarak gömülmüştür. 2013 yılındaki kazılarda: höyükte bulunan mezarda kimin gömülü olduğu hakkında, daha fazla bilgiye ulaşılmıştır.
1’nci olasılık: Makedonya Kral Philip II’in, MÖ 339 yılında Skythians’a karşı yaptığı seferde, müttefiki olarak bilinen Getic Hükümdarı Kotela’dır.
Bulgaristan Razgrad Demir Baba Tekkesi
DEMİR BABA TEKKESİ
Sveshtari köyü yakınlarındadır.
Türbenin muhtemelen MÖ 4’ncü yüzyıldan kalma eski bir Trakya kutsal alanı olan yerde, 16’ncı yüzyılda inşa edildiği düşünülür. Çünkü türbe çevresinde, bir kült kompleks ortaya çıkmıştır. Bu komplekse: daha sonra yıkılan bir cami, ahşap bir imaret dahildir.
Bulgaristan Razgrad Demir Baba Tekkesi
Sboryanono tarihi ve arkeolojik rezervinin bir parçasıdır ve Bulgaristan’ın 100 turistik yerinden biridir.
Türbede: 16’ncı yüzyılda yaşamış Demir Baba’nın yattığına inanılıyor. Türbe: yerel kumtaşından yapılmış, yedigen bir yapıdır. Altta dikdörtgen bir oda bulunur ve 11 metre yüksekliğinde, yarım küre şeklinde bir kubbe ile örtülüdür.
Demir Baba’nın mezarı: altıgen iç mekanın ortasındadır. Tuğla ve ahşaptan inşa edilen lahit: 3.74 metre uzunluğundadır ve başı güneybatıya bakacak şekilde konumlandırılmıştır. Lahit genellikle, tamamen hediyelerle kaplıdır.
Evet, günümüze kadar ayakta kalan konut binasında: Demir Baba’nın hikayesi anlatılıyor.
Türbe hem Hıristiyanlar ve hem de Müslümanlar tarafından ibadet edilen bir dini anıttır. Mezarın kubbesinde 1927 yılına kadar hem Hıristiyan haçı ve hem de Müslüman hilali vardı.
Demir Baba Tekkesi, 1970 yılında yerel öneme sahip bir kültür anıtı ilan edilmiştir. 1991-1994 yılları arasında ise yenilenmiştir. Çürüyen ahşap zemin yenisiyle değiştirilmiştir. Binanın iç dekoratif unsurları, yeniden düzenlenmiştir.
THRACİAN TOMB OF
Sveshtari köyü yakınlarındaki mezar alanıdır. Buranın tanıtımıyla ilgili yazım için.