Almanya Köln

Almanya Köln

Şehrin en öne çıkan yapısı “Kölner Domm-Katedral” dir. Bulunduğunuz yerden, bir şekilde katedralin bulunduğu yere geliyorsunuz. Bunun en kolay yolu: katedralin hemen yanında bulunan, şehrin en büyük ve muhteşem tren istasyonunu kullanmaktadır.

Tren istasyonundan, merdivenler ile ( biraz fazla merdiven var, kısa molalar ile devam ediniz) katedralin bulunduğu alana çıkılıyor.

Köln Katedrali-Kölner Dom

 

 

KÖLNER DOMM-KÖLN KATEDRALİ

Domkloster bölgesindedir. 1996 yılında; UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek, koruma altına alınmıştır. 2004 yılında ise, yapı, görsel anlamda, çevresine inşa edilen yüksek binalar nedeniyle, tehlike altındaki dünya mirası listesine dahil edildi. Ancak, katedral yakınında ve çevresinde inşa edilen binaların yüksekliklerinin ayarlanmasının ardından, bu durum, 2006 yılında iptal edilmiştir. Yani, katedralin çevresine önceleri yüksek binalar yapılınca, katedralin görüntüsü, silüeti yok olmaya başlamıştı, UNESCO tarafından alınan önlemler ile, günümüzde katedral çevresinde yüksek binalar yapılmasına izin verilmiyor.

Tarihçesi:

Katedralin yapım fikri ilk olarak 7 yüzyılda ortaya atılmıştır.

Temeli ise 15 Ağustos 1248 tarihinde, Meryem’in Göğe Kabul günü tesadüf olmayarak bu tarihe denk getirilerek atılmıştır.

Yapımını başlatan kişi Başpiskopos Konrad von Hochstaden olmuştur.

Katedralin hikayesinin temelinde 13 yüzyılda Üç Bilge Adam’ın kalıntılarının Köln şehrine getirilmesi yatmaktadır.

Bu kutsal emanetleri barındıracak büyük bir katedral tasavvur edilir ve inşaat 1248 yılında başlar.

Bir dönem Fransız askerleri tarafından işgal altına alınan katedral, pek çok tarihi olaya tanıklık etti.

1248’de başlayan inşaatı tam 632 yıl sürdür ve ancak 1880 yılında tamamlandı.

II Dünya savaşı sırasında, katedral, şehirde bombalanmayan nadir yapılardan biridir. Çünkü gerek dini ve tarihi önemi ve gerekse pilotların, yön tayininde kullanmaları nedeniyle, katedral bombalanmamıştır. Yine de yapının bazı kısımları hasar görmüştür. 1956 yılında bina onarımdan geçirilmiştir. Aslında binada hala yapım iskeleleri görülmektedir. Bu durum, buraya has bir durum değildir. Genellikle Avrupa’da bu tür katedral yapıları, kum taşından yapıldığından, bu kum taşı yapılar zamanla temizleme ve onarım yapılmasına ihtiyaç göstermektedir ve bu nedenle sürekli çevresinde iskeleler bulunur.

 

Mimari Özellikleri:

Köln Katedrali, Avrupa yüksek gotiğinin en kapsamlı ve en tutarlı biçimde uygulanmış örneklerinden biri kabul edilir.

Yapı, 1248’de başlayan ilk inşa kampanyası ile 19 yüzyıldaki ulusal tamamlanma hareketinin birleşmesi sonucu çok katmanlı bir mimari karakter kazanmıştır.

Gotik mimari tarzında inşa edilen katedral, sivri uçlar ve heybetli yukarı doğru uzanan sütunlar, kabartma piramitler, görkemli heykeller, kutsal resimler ve mozaik döşemeler göz kamaştırmaktadır.

Üç nefli bazilikal planlı yapı, yüksek sivri kuleleri ve çok sayıda sütun ile penceresiyle, dikkat çeker. Batı cephesi, İncil’den sahneleri tasvir eden karmaşık oymalarıyla ünlüdür.

Katedral, 7000 metre karelik alanda yükselmektedir. Yapının uzunluğu 144.5 metre, genişliği 86.5 metredir.

Katedralin altında yapılan kazılarda 1 yüzyıldan 4 yüzyıla kadar uzanan Roma İmparatorluğu dönemine ait evler bulunmuştur. Yapının bulunduğu yerde daha önce 4 yüzyılda inşa edilen Roma Tapınağının bulunduğu ve bunun 1248 yılında yandığı söyleniyor.

Yapı tamamlandığında İmparator I Wilhelm tarafından kutsanmıştır. 18 Ağustos 2005 tarihinde ise Papa Benedict tarafından katedral ziyaret edilmiştir.

Yapının kuleleri:

Yapının ana kulelerine “Aziz Piyer” (güney) ve “Meryem” (kuzey) ismi verilmiştir. Güney kulesi ziyarete açıktır. Kuzey kulesi ise, halka kapalıdır, çanlara ev sahipliği yapıyor. 1880 ile 1889 yılları arasında bu kuleler, dünyanın en yüksek yapısı konumundaydı. İki büyük kule, katedrali Almanya’nın en yüksek kilisesi ve Avrupa’nın en büyük Gotik kiliselerinden biri yapmaktadır.

Her iki ana kule: 157 metre yüksekliğindedir.

Yapının kulelerinin rengi siyahtır. Bu durum: kullanılan kumtaşının zamanla okside olarak kararmasından kaynaklanmaktadır. Bu kararmış görünüm katedrali daha gizemli ve heybetli kılmaktadır.

Aziz Piyer Kulesi Tırmanışı-Güney Kule:

Köln Katedralinin güney kulesi 157 metre yükseklikte olup 533 basamaktan oluşmaktadır. Güney kulesine ulaşmak ortalama 25 ile 35 dakika kadar sürebilir. Burada asansör yoktur. Kule ziyareti 6 eurodur, kuleye çıkış için hazine ziyaretinin birlikte yapılmasıyla 8 euro olarak ücretlendirilir. Yapıda asansör olmadığı için katedrali ziyaret etmek isteyenler, rezervasyon yaparken özel durumları hakkında bilgi vermelidir. En iyi ziyaret zamanları: sabah erken veya akşamüstüdür. Sabahın erken saatlerinde kuyruğa girmeden çıkabilirsiniz.

98 metre yükseklikteki seyir platformu kulesine çıkarak (533 basamak tırmanmak gerekir) Ren nehrinin hakim olduğu, muhteşem bir şehir manzarası izlemek mümkündür. Köln şehir merkezini 360 derece panoramik olarak görmek mümkündür. Hava açık olduğu günlerde görüş mesafesi 40 km ye kadar ulaşabilmektedir.

Ancak elbette yaşlılar, şişmanlar, kalp hastalığı olanlar çıkmayı düşünmesinler. Çünkü dar merdivenler bir türlü bitmek bilmiyor. Ama çıkmayı düşünürseniz, kısa molalar vererek çıkabilirsiniz. Bu arada duvarlara isminizi yazmayı unutmayın, bu arada kuleye çıkış ücretli. (6 euro)

Köln Katedrali Efsanevi St Peters Bell çanı

Efsanevi Çan-St Peters Bell:

Kulenin en büyük sürprizi tepedeki devasa çandır. Kulenin en üst noktasına çıkarken katedral çanını görmek mümkündür. Burada 24 ton ağırlığında, dünyanın en büyük serbest sallanan kilise çanı olan St Peters Bell (Aziz Peter Çanı) ile birlikte 8 çan bulunmaktadır. Çan, Kölsch (Köln) lehçesinde “Dicke Pitter” yani “Şişman Piyer” olarak da bilinmektedir. Güney kulesinin çan kulesinde asılı durmaktadır. Çanın tokmağı 700 kg dır ve 322 cm çapıyla dünyanın yatay montajlı en büyük serbestçe sallanan çanı unvanını taşımaktadır. 1922 yılında eklenmiştir. Çan yaklaşık 3 metre çapında ve 3 metre yüksekliğindedir. Döküm yeri: Apolda, Thuringia/Almanya dır.

Çanın ilginç bir hikayesi var. Çanın dökümü, I Dünya savaşından toparlanma sürecinin ortasında, 1921 yılında, önceki çanın yerini almak üzere başlatıldı. Finansman, Alman Devleti, Prusya Eyaleti ve halk bağışlarıyla sağlandı. Döküm, usta çancı Heinrich Ulrich tarafından 5 Mayıs 1923’de Apolda’daki Gebrüder Ulrich dökümhanesinde gerçekleştirildi. İkincil bir fırından tam 9 dakika 32 saniyede dökülen çan, saf Do tonu için titizlikle tasarlandı. Çan, yaklaşık % 78 bakır ve % 22 kalay oranında geleneksel çan bronzundan yapılmıştır. Metal, 18 saat boyunca üç odun yakıtlı fırında eritilmiştir.

Çan  döküldüğünde, 1923 yılı Almanya’sı şiddetli bir hiperenflasyon içindeydi. Çancı Ulrich, ödeme olarak Alman Markı almayı kabul etmedi. Bunun yerine Katedral Kurulu 5000 Amerikan doları ödedi. Çanı yaratmanın stresi, başka büyük çan dökümleri nedeniyle iflas eden ustalarla yaşanan sıkıntılar ve bu devasa işi tamamlamanın ağırlığı, sonunda Ulrich in sağlığını çökertti. Usta çancı, çan yerleştirilerek çalınmadan önce hayatını kaybetti. Dev çanı katedrale taşımak hiç te kolay olmadı. Genişliği nedeniyle Petersglocke, katedralin ana kapılarından geçemedi. Bu yüzden iki kapı arasındaki orta bölge söküldü. Çan içeriye alındıktan sonra çan kulesine çekilmesi gerekti.

Evet, çan sadece özel günlerde ve törensel anlarda çalınmaktadır. Köln Piskoposu ya da Papa’nın vefatı veya yeni bir başpiskoposun göreve başlaması, çanın çalınmasına vesile olur. Petersglocse: 1945 yılında II Dünya savaşının sona ermesini, Köln şehrinin yıkıntıları üzerinde ilan etti. Aynı şekilde, 1990 yılında Almanya nın yeniden birleşmesini de bu çanın sesiyle duyuruldu. Genel kural olarak Petersglocke, diğer tüm çanlardan 10  dakika önce tek başına çalar, ardından diğer çanlar sırayla ona eşlik ederler.

Katedralde toplam 11 çan bulunmaktadır ve bu çanlar hala aktif olarak çalışmaktadır.

Çanlar 1842 yılında takılmıştır. 4 tanesi büyük, 10 çan bulunmaktadır. Bunların ilki 1437 yılında takılan 3.8 ton ağırlığındaki çan, diğerleri ise 10.5 ton ve 5.6 ton ağırlığındaki özel çanlardır. 1874 yılında ise yine devasa bir çan eklenmiştir.

Son bir not: çanın sesini yakından duymak isteyenler kuleye çıkarak çanı yakından görebilirler, ancak çalarken yanında durmak kulak sağlığı açısından sakıncalıdır.

Köln Katedrali iç mekan

İç Mekan ve Sanat Eserleri:

Nef Salonu:

İçeriye adım attığınız anda, devasa nef salonu ve göğe uzanan sütunlar sizi sessizce karşılayacaktır. Gün ışığı, 12 yüzyıldan kalma renkli vitraylardan süzülerek kutsal bir atmosfer yaratır. Bu atmosfer, sadece bir dini mekanı değil, zamana meydan okuyan bir sanat galerisine adım attığınızı hissettirir.

İç mekan, 5 ayrı koridordan oluşmaktadır. Yan neflerin yüksekliği 19.80 metredir. Bu kademeli yükseklik farkı, iç mekandaki dikey mimari vurguyu güçlendirir.

Köln Katedrali İç mekan Üç Kral Sandukası -Dreikönigsschrein

 

Eserler:
1-Üç Kral (GASPAR, MELCHİOR, BALTHASAR) Sandukası:

1164 yılında Kutsal Roma İmparatoru I Friedrich (Barbarossa) Milano’yu fethettikten sonra, üç kutsal kralın emanetlerini ele geçirdi ve Köln Başpiskoposu Rainald von Dassel e hediye etti.

Şehre getirilen, üç kralın kemiklerinin bulunduğu bölüm, katedralde en çok ziyaret edilen yerlerin başında gelmektedir. Bu dini kalıntılar, İtalya-Milan şehrindeki St Eustorgio Bazilikasından alınmıştır. Bu kalıntılar, büyük bir dini öneme sahiptir. Burada, kalıntılar bir lahit içinde muhafaza edilmektedir.

Koleksiyonun merkezinde 1190-1220 yılları arasında Nikolaus von Verdun atölyesiyle ilişkilendirilen görkemli Üç Kral Sandukası bulunur.

Uzunluğu 220 cm, genişliği 110 cm ve yüksekliği 153 cm olan bu altın eser, katedralin gözdelerindendir. Üç Kral Tapınağı, Orta Çağ döneminin izlerini taşımakta ve Batı’da yer alan en büyük kutsal emanet olarak kabul edilmektedir.

Efsaneye göre, bu sandukada doğu diyarlarından gelen üç bilgenin kalıntıları yer alır. Müneccimler ya da yıldızbilimciler Hıristiyan geleneğinde bebek İsa’ya “Yahudilerin Kralı” olarak hürmetlerini sunmak için doğadan geldiğine inanılan soylu alimlerdir. Kitab-ı Mukaddes’te isimlerinden ya da kral olduklarından bahsedilmez, ancak sonraki dönem efsanelerde Gaspar, Malkior ve baltazar isimli üç kral oldukları söylenir. İsimleri İncil’de kaydedilmemiş olsa da üç Magi’nin isimleri yaklaşık 8 yüzyılda “Excerpta Latine Barbari” olarak bilinen bir kronikte ortaya çıkmıştır.

Hadi biraz daha ayrıntıya girelim. Matta İncilinde kısaca söz edilen bu Hıristiyanlık efsanesine göre: İsa Mesih’in yıldızı gökte parladıktan sonra bebek İsa’yı görmek için üç bilge kral, doğudan Kudüs’e gelirler. Kral Hirodes’e Yahudilerin kralı olarak doğan çocuğun nerede olduğunu sordular. Duydukları dolayısıyla “Krallık elden mi gidiyor” endişesine kapılan Kral Hirodes, kahinleri ve din adamlarını toplayıp İsa bebeğin nerede olduğunu sordu ve onun Beytlehem de doğacağını öğrendi. Üç bilgi kralı yanına çağırıp bebeği bulup kendisine de haber vermelerini emretti. Krallar yıldızı takip edip Beytlehem e vardıklar ve onlar bebeğin olduğu ahıra vardıklarında yıldız orada duruyordu. Ahıra girip Mesih’e taptılar ve ona hediyeler sundular: altın, tütsü ve mür. Altın krallık ve iktidar, tütsü ilahilik ve ibadet, mür ise ölümlülük ve kefaret anlamına gelir.  Hediyelerini sunduktan sonra rüyalarından uyandırıldıkları için Hidores’e dönmek yerine başka bir yoldan evlerine döndüler.

Bu nedenle Katedral, Orta Çağ boyunca Hıristiyanlar için bir hac merkezine dönüşmüştür.

Köln Katedrali Gero Haçı
2-GERO HACI (GERO-KREUZ)- 970 YILI

Koleksiyonun en dikkat çekici parçalarından biri de yaklaşık 970 yılına tarihlenen Gero Haçıdır. Ahşap üzerine polikrom teknikle yapılmış bu eser, Almanya’da bilinen en eski büyük boyutlu haçlardan biri olup, İsa’nın dramatik betimiyle erken Orta Çağ heykel sanatının bir dönüm noktasını temsil eder.

Köln Başpiskoposunun adıyla isimlendirilen bu heykel figürü, İsa’nın çarmıha gerilmesini tasvir etmektedir. İsa’nın çarmıha gerilişinin İlk Batı tasviri olması nedeniyle turistlerin dikkatini özellikle çekmektedir. 976 yılında bir meşe ağacı oyularak yapılmıştır.

En önemli detay, İsa figürünün öne doğru eğik başı ve sarkık vücududur. Bu o dönem için son derece cesur ve yenilikçi bir betimleme biçimiydi. Önceki tasvirlerde İsa genellikle diri ve zafer kazanmış halde gösterilirdi. Gero Haçı ise, ölümünü ve çektiği ızdırabı gerçekçi biçimde yansıtmasıyla sanat tarihinde devrim niteliği taşır.

 

3-VİTRAY PENCERELER

Katedralin iç kısmı, Gotik mimarinin ince detaylarını barındırır. Özellikle vitray pencereler, Orta Çağın en iyi vitray örneklerinden bazılarını oluşturur ve iç mekana mistik bir ışık sağlar. Vitray pencereler, II Dünya Savaşı sırasında yerinden çıkarılarak muhafaza altına alınmıştır. Bombalamalar sırasında oluşan basıncın en aza indirilmesi için savaş sonrasında camların çoğu yerine takılmıştır.

Katedralde toplam 10.000 metre kareyi aşan pencereler bulunmaktadır. Bunlar arasında 1332-1340 yılları arasına tarihlenen boyalı paravanlar ve Orta Çağ vitrayları öne çıkar. Vitrayların çoğunda, İncil den alınma hikayeler betimlenmiştir.

Köln Katedrali Gerhand Richter vitrayı
4-GERHARD RİCHTER VİTRAYI

Eksik kalan camlar için 2007’de Alman sanatçı Gerhard Richter, katedral için modern bir vitray pencere  tasarladı. Bu eser, 11.000’den fazla aynı büyüklükte cam parçasından oluşan bir vitray penceresinin modern yorumunu sunar. Bu pencere bilgisayar tarafından düzenlenmiştir.

Gerhard Richter tarafından 2007 yılında tasarlanan modern vitray pencereler, Orta Çağ geleneğini çağdaş bir yaklaşımla yorumlayarak, renk ve ışığın mekan içindeki oyununu olağanüstü bir şekilde ortaya koyar.

Köln Katedrali Milan Madonna
5-MİLAN MADONNA:

Milan Madonna, 13 yüzyıldan kalan estetik görünümlü bir heykeldir. Bu heykel, Meryem Ana’yı ve Hz İsa yı tasvir etmektedir. Katedralin en zarif ve duygusal eserlerinden biri olarak öne çıkar. Heykelin adı Milano’dan Köln’e getirildiği efsanesinden kaynaklanmaktadır. Meryem Ana’nın yüzündeki sakin ve şevkatli ifade, Gotik dönemin ideallerini yansıtmaktadır. Kucağındaki bebek İsa figürü ile birlikte Tahttaki Madonna geleneğinin en güzel örneklerinden biridir. Heykelin çevresi genellikle mum ışıklarıyla aydınlatılır, bu da ona mistik ve kutsal bir hava katmaktadır. Bugün hala aktif bir ibadet ve dua noktası olarak kullanılmaktadır, ziyaretçiler önünde dua eder ve mum yakar.

Köln Katedrali Stefan Lochner Sunağı
6-STEFAN LOCHNER SUNAĞI:

Lady Şapelindeki mihrap başlıklı bir triptik olan “Maga’nin Hayranlığı” (yaklaşık 1445) Köln ekolünün seçkin ressamlarından Stefan Lochner tarafından yapılmıştır. Eser 3 panelden oluşmaktadır. Orta panel: Üç Kralın bebek İsa ya hediyeler sunması, Sol kanat: Köln ün kurucu azizi Ursula ve beraberindekiler, Sağ kanat: Aziz Gereon ve askerleri vardır.

Parlak altın arka plan, esere ilahi ve kutsal bir atmosfer katar. Bu teknik, Geç Gotik dönemin karakteristik özelliğidir. Lochner in kullandığı canlı kırmızı, mavi ve yeşil tonlar, 15 yüzyıl boyasının ne denli kalıcı olduğunu gözler önüne sermektedir. Söylendiğine göre, Albrecht Dürer, 1520 yılında Köln şehrini ziyaret ettiğinde bu eseri görmek için özel olarak kapıların açılmasını talep etmiştir. Bu anekdot, eserin dönemindeki itibarını açıkça ortaya koymaktadır.

Köln Katedrali Katedral Hazinesi
7-KATEDRALİN HAZİNESİ

Köln Katedralinin Hazinesi, Orta Avrupa’nın en zengin litürjik koleksiyonlarından biri olarak kabul edilir ve büyük bölümü Orta Çağ boyunca Köln Başpiskoposluğu tarafından biriktirilmiştir.

Katedral hazinesi, altın kutsal emanetler, değerli kumaşlar ve kutsal sanat eserleri de dahil olmak üzere, dini eserlerden oluşan bir koleksiyona ev sahipliği yapmaktadır.

Hazine II Dünya Savaşı sırasında güvenli alanlara taşınarak korunmuş, savaş sonrasında restore edilip katedralin özel hazine odasında sergilenmeye başlamıştır. Hazineye giriş ücreti 6 eurodur. Katedralin güney kapısından girildiğinde sağ taraftadır.

Hazinedeki eserler:

1-Üç Kral Sandukası-Dreikönigsscherein (Bunun hakkında yukarıda ayrıntılı bilgi verdim)

2-Gero Kodeksi (Gero Codex): Hazinedeki en nadir eserlerden biri olan bu el yazması İncil, 969 yılına tarihlenir. Altın ve değerli taşlarla süslü kapağı ve içindeki ışıltılı minyatürleriyle Orta Çağ kitap sanatının zirvelerinden biridir. Köln Başpiskoposu Gero tarafından sipariş edilmiştir.

3-Ayin Kapları ve Altın Haçlar: Hazinede ayrıca 10 ve 11 yüzyıllara tarihlenen ayin kapları, altın haçlar, antik gem taşlarıyla süslü relikyerler, Roma camlarının litürjik kaplara dönüştürüldüğü örnekler ve Otton dönemine ait tekstiller yer alır.

4/Aziz Petrus Sandukası: Aziz Petrus’a ait olduğuna inanılan bu değnek, katedralin en eski kutsal emanetlerinden biridir. Fildişi ve altın kakma tekniğiyle işlenmiş zarif bir kutu içinde muhafaza edilmektedir.

5-Orta Çağ Tekstilleri ve Piskopos Giysileri: Köln piskoposlarına ait yüzyıllık ipek giysiler, nakışlı kutsal örtüler ve litürjik kumaşlar, hazinenin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.

 

Katedralin ziyaret edilmesi:

Köln Katedrali yılda ortalama 6 milyon ziyaretçi çekerek Almanya’nın en çok ziyaret edilen yapısı unvanını taşımaktadır. Günde ortalama 16 bin kişi ziyaret etmektedir. Ziyaret edenlerin ‘% 99 u turisttir.

Şehre gelen herkesin görmesi için, şehir tren istasyonu bile, katedralin yanına yapılmıştır. Özellikle, istasyona bakan kısımdaki meydan çok hareketlidir. Burada, zamanınız olduğunda, oturup, gelen geçeni seyredin.

Katedralin çevresinde: “İnnerstadt” yani “Alstadt” denilen bölge var. Katedralin hemen arkasında, Ren nehri üzerindeki muhteşem köprü ise: yine şehirde görülmesi gereken yerlerden birisidir. Köprünün hemen arkasında, nehrin öbür yanındaki büyük yapı ise: Hyatt Hotel’dir. Eğer daha kuzeye bakarsanız, orada da bir kule görülüyor. Bu kule: 1928 yılında yapılmış ve 80 metre uzunluğundaki “Fair Tower” kulesidir.

Köln Hohenzollernbrücke Köprüsü

HOHENZOLLERN KÖPRÜSÜ

Ren nehri üzerinde, Köln Katedralinin hemen yanındadır.

 

Tarihçesi:

Köprü, Prusya Hohenzollern hanedanına atfen adlandırılmıştır. İlk yapıldığında köprü üzerinden sadece demiryolu geçmekte iken, 1945 yılında bu köprü yıkılmış ve sonraki yapılanmada, köprü üzerinden hem demiryolu hem de yaya yolu geçirilmiştir.

II Dünya Savaşı sırasında yapılan bombardıman sırasında köprü ağır hasar görmez. Ancak 6 Mart 1945 tarihinde müttefikler tarafından Köln şehrini saldırı başlayınca, köprü, Alman mühendisler tarafından havaya uçurulmuştur. Savaştan sonra ise 8 Mayıs 1948 tarihinde köprü yeniden açılmıştır. 1980  yılında ise büyük bir onarım geçirmiştir.

 

Köln Hohenzollern Köprüsü

Mimari ve Teknik özellikleri:

Köprünün toplam uzunluğu 408 m, genişliği ise 27 m dir. Ana açıklık sayısı 3 tür. Her açıklığın uzunluğu 107 m dir. Köprünün su üzerinden yüksekliği 14 m dir. İnşaat süresi: 1907-1911 yılları arasında yaklaşık 4 yıldır.

Üç paralel çelik kafes kemeri bulunur. Her üç kemer de yatay kuvvetleri köprü ayaklarına ileterek zemindeki basıncı dengeler. Ren nehri tabanına indirilmiş keson temeller üzerine kurulmuştur.

Köprü ayakları taş kaplama ile güçlendirilmiştir, Gotik köprü kulelerine benzer bir görünüm kazandırılmıştır. Kemer kirişlerinin üst kısmında süslü demir işçiliği bulunur. Her iki köprü başında, anıtsal taş kapı kuleleri yer almaktadır.

İki tarafta demiryolu hattı, ortada ise yaya ve bisiklet yolu bulunur. Demiryolu hatları elektrikli üst yapı ile donatılmıştır.

Her iki uçta Holenzollern hanedanına ait atlı heykeller dikkati çeker.

Günde yaklaşık 1.200 tren köprüden geçer, bu da onu Avrupa’nın en yoğun demiryolu köprülerinden biri yapar.

Sonuç: Hohenzollern köprüsü, hem estetik tasarımı hem de mühendislik performanslarıyla 100 yılı aşkın süredir Köln şehrinin vazgeçilmez bir parçası olmaya devam etmektedir.

Köln Relterstandbild Kaiser Wilhelm I heykeli

Atlı Heykeller:

Köprünün her iki ucunda birer bronz atlı heykel bulunmaktadır. Bu heykeller Prusya ve Alman İmparatorluğunun en önemli hükümdarlarını tasvir etmekte olup köprünün tarihi ve siyasi kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Batı uçta: Prusya Kralı ve Almanya’nın ilk İmparatoru Kaiser Wilhelm (1871-1888) heykeli bulunur. Heykel, onu zafer pozu veren görkemli bir atlı olarak tasvir eder. 1911 yılında yapılmıştır.

Doğu ucunda: Kaiser Friedrich III heykeli vardır. Friedrich III, uzun süre Prusya veliahtı olmuş, ancak sadece 99 gün tahtta kalabilmiştir. (1888) Hemen yanındaki Wilhelm II ise, I Dünya savaşı döneminin imparatoru olup 1918 yılında tahttan inmiştir.

Evet, heykeller tam boy bronz döküm tekniğiyle yapılmıştır. Her biri yaklaşık 6-7 metre yüksekliktedir. Atlar dörtnala değil, vakur ve kontrollü bir duruşta betimlenmiştir. Bu Prusya disiplinini sembolize eder. Kaideler üzerinde Latince ve Almanca yazıtlar bulunur. Heykeller köprü silüetiyle birlikte Köln Katedrali arka planında son derece etkileyici bir görünüm sunarlar. Bu heykeller sadece birer sanat eseri değil, aynı zamanda Alman İmparatorluğunun gücünü ve birliğini temsil eden siyasi birer semboldür. Köprünün 1911’de açılışı, hem ulaşımda modernleşmeyi hem de Hohenzollern hanedanının prestijini kutlama amacı taşıyordu.

 

Köln Holenzollern Köprüsü Aşk Kilitleri

Aşk kilitleri:

Aşk kilidi geleneğinin kökeni tartışmalı olmakla birlikte, Avrupa’da 2000’li yılların başında yaygınlaşmıştır. Holenzollern Köprüsü, dünyada aşk kilidi geleneğiyle en çok özdeşen köprülerin başında gelir. Buradaki gelenek yaklaşık 2008 yılından itibaren popülerlik kazanmış ve kısa sürede dünyanın en ünlü aşk kilidi mekanına dönüşmüştür.

Çiftler, isimlerini veya mesajlarını yazdıkları metal kilitleri, köprünün korkuluklarına asıp anahtarı Ren nehrine fırlatmaktadır. Bu durum, aşklarının sonsuza dek kilitlendiğini simgeler.

Günümüzde köprüde 500 binden fazla kilit bulunduğu tahmin edilmekte olup bu kilitlerin toplam ağırlığının 20 tonu aştığı düşünülmektedir. Köprünün bazı bölümleri o kadar yoğun kilitlenmiştir ki, altındaki demir parmaklıklar artık görülmez. Gece ışıkta binlerce kilidin parıltısı, büyüleyici bir görünüm oluşturur.

 

Geziye devam ediyoruz.

Katedral gezisi sonrasında, katedralin önündeki alandan, güneye ilerleyin, katedralin önündeki alanın hemen solunda: Romishch-Germanish Müzesi var.

Almanya Köln Romen-Germen Müzesi

ROMİSHCH-GERMANİSH MÜZESİ

Köln Katedrali yakınlarındadır. Katedral ve müze yan yanadır. Köprüden yürüme mesafesindedir.

Köln Romen-Germen Müzesi mozaiği

Tarihi:

1941 yılında II Dünya savaşı sırasında Köln’de bir sığınak inşaatı yapılırken işçiler büyük bir Roma dönemi mozaiğini keşfederler. Bu eser, yaklaşık MS 220-230 yıllarına tarihlenen “Dionysos Mozaiği” dir. Mozaik o kadar büyük ve kırılgandır ki, taşınamamıştır, müze mozaiğin etrafına inşa edilmiştir. Müzenin iç avluları da antik villa düzeninde yapılmıştır.

1974 yılında kapılarını açan müze, o günden bu yana Roma döneminin en önemli koleksiyonlarından birini barındırmaktadır.

 

Köln şehrinin Roma geçmişi:

Köln şehrinin Roma dönemindeki adı “Colonia Claudia Ara Agrippinensium” dur. MS 38 yılında Romalılar tarafından kurulmuştur. İmparator Claudius’un eşi Agrippina burada doğduğundan şehir özel statü kazanmıştır. MS 50’de resmi Roma kolonisi ilan edilmiştir. Ren nehrinin en önemli Roma sınır üslerinden biriydi. Nüfusu doruk döneminde yaklaşık 20-30 bin kişiye ulaşmıştır. Bugünkü Köln sokaklarının birçoğu hala Roma kenti ızgara planını takip etmektedir.

 

Müze binasının mimari özellikleri:

Bina 1947 yılında açılmış, modern Brntalist mimari anlaşıyla tasarlanmıştır. Müze binası yakın zamanda kapsamlı bir restorasyon sürecine girmiştir. Koleksiyonun bir kısmı bu süreçte geçici mekanlarda sergilenmektedir.

Müzenin Koleksiyonu:

Müzenin önündeki yazıt, şehrin kuzeyindeki eski şehir kapısından getirilmiştir.

1-Dionysos Mozaiği:

Müzenin taşınmaz baş yapıtı ve en büyük hazinesidir. Boyutları: 10 x 7 metredir. Yani yaklaşık 70 metre karedir. 1.5 milyondan fazla renkli taş parçasından oluşur. Şarap tanrısı Dionysos ve ona eşlik eden mitolojik figürleri tasvir eder. Roma döneminde zengin bir villanın yemek odası zeminini süslemiştir. Renk canlılığı ve işçiliğiyle bugün hala Avrupa’nın en iyi korunmuş Roma mozaiklerinden biri sayılır.

Köln Romen-Germen Müzesi Poblicius Anıtı
2-Poblicius Anıtı:

MS 1 yüzyıla ait dev bir Roma anıt mezarıdır. 1965 yılında Köln’de bir inşaat çalışması sırasında yüzlerce taş parça bulundu. Parçalar titizlikle temizlendi ve kataloglandı, uzmanlar parçaları bir araya getirerek anıtı yeniden inşa ettiler.

Anıtın yüksekliği yaklaşık 15 metredir. Kalker taştan yapılmıştır.

Gaius Iulies Poblicius adlı bir Roma askeri için yaptırılmıştır. Kendisi Fabia kabilesinden, Veleai şehrindendir. Legio V Alaudae’nin (5 Lejyon) Birinci Çavuşudur. Yani bir lejyondaki en yüksek rütbeli çavuş unvanıdır. Son derece prestijli bir pozisyondur. Anıta göre yaklaşık 80 yaşında hayatını kaybetmiştir. Uzun ve onurlu bir askeri kariyerinin ardından, Colonia’da (bugünkü Köln) hayatını sürdürmüş ve orada ölmüştür. Anıt, muhtemelen varlıklı mirasçıları tarafından ona olan saygının göstergesi olarak yaptırılmıştır.

Köln şehrinde bulunan en büyük Roma mezar anıtıdır. Kuzey Avrupa’daki en iyi korunmuş Roma mezar kulelerinden biridir. 1 yüzyıl Rome heykel ve kabartma sanatının mükemmel bir örneğidir. Köln şehrinin erken Roma dönemindeki zenginlik ve önemini gözler önüne serer.

Köln Romen-Germen Müzesi
Diğer önemli eserler:

Roma dönemi cam eserleri ki, bunlar antik dünya cam sanatının zirvesi sayılır. Altın ve gümüş mücevherler, Roma askeri silah ve zırhları, Günlük yaşama ait kap, kacak, heykel ve objeler, sikke koleksiyonu (MS 1-4 yüzyıl) ve Roma dönemi yazıt ve kabartmalarıdır.

 

Geziye devam ediyoruz.

Burayı da gezdikten sonra: hemen bu müzenin arkasındaki başka bir müzeyi geziyoruz.

Almanya Köln

LUDWİG MÜZESİ

Giriş ücreti: tam 13 euro, indirimli 8 eurodur.

Köln şehrinin Avrupa’nın modern sanat başkentlerinden biri yapan en önemli unsurdur. Londra’daki Tate Modern, Paris’teki Centre Pompidou ile aynı üst ligada yer alır. Koleksiyonun genişliği ve kalitesiyle dünya çapında tanınır.

Köln Ludwig Müzesi

Müzenin kuruluşu ve kurucuları:

Müze adını kurucuları Peter Ludwig (1925-1996) ve eşi Irene Ludwig’den almıştır.

Peter Ludwig, Almanya’nın en büyük çikolata şirketi Monheim’in sahibiydi.

İkisi birlikte dünyanın en önemli özel sanat koleksiyoncuları arasına girdiler.

1976’da koleksiyonların büyük bölümü (350 sanat eserini) Köln şehrine bağışladılar.

Peter Ludwig aynı zamanda Budapeşte, Viyana, Havana, St Petersburg ve daha pek çok şehirdeki müzelere de eser bağışladı.

Irene Ludwig ise yardım kuruluşlarıyla sosyal projelere önem verdi.

 

Müze binası mimarisi:

1986 yılında açılmıştır. Köln Katedrali ve Romen-Gemen Müzesi ile birlikte kültürel bir üçgen oluşturur. Binanın dişli çatı profili, şehir silüetinde kolayca tanınır. Holenzollern Köprüsüne ve Rem Nehrine bakan muhteşem konumu ile öne çıkar. İçeride geniş, ferah ve bol doğal ışıklı açık galeri alanları bulunur.

Köln Ludwig Müzesi

Müze koleksiyonunun ana bölümleri:

1-Pop Art Koleksiyonu:

Müze, ABD dışındaki en kapsamlı Pop Art koleksiyonuna sahiptir. Koleksiyonda eserleri bulunan bazı sanatçılar şunlardır: Andy Warhol, Roy Lichtenstein, Jasper Johns, Robet Rauschenberg, Claes Oldenburg.

 

2-Picasso Koleksiyonu:

779 eser ile dünyanın en kapsamlı Picasso koleksiyonlarından biridir. Resim, heykel, grafik, seramik dahil tüm dönemlerini kapsar. Mavi Dönem, Kübizm, Klasik Dönem eserlerinin tümü temsil edilmektedir.

Müzenin en ikonik eserleri:

Marilyn Monroe serisi: And Warhol 1960’lar Pop Art.

Guernica çalışmaları: Pablo Picasso, Kübizm.

Siyah Kare: Kazimir Malevich, Avant-Garde

Fotorealist tablolar: Gerhard Richter. Çağdaş.

 

Geziye devam ediyoruz.

Sonra, hemen önde, başka bir müze var.

Köln Wallraf-Richartz Müzesi

WALLRAF-RİCHARTZ MÜZESİ

Köln’ün tarihi merkezinde, Eski Pazar yakınında konumlanır. Giriş ücreti 13 euro, indirimli ise 8 eurodur.

Müze, iki önemli ismin anısına adlandırılmıştır.

Ferdinand Franz Wallraf (1748-1824)

Köln’ün Katolik rahibi, botanikçi ve koleksiyoncusudur. Fransız işgali döneminde (Napolyon dönemi) kiliselerin ve manastırların kapatılması sırasında binlerce sanat eserini kurtardı. Hayatı boyunca derlediği tüm koleksiyonunu Köln şehrine vasiyet etti. Onun bu fedakarlığı olmasaydı pek çok eser yok olacaktı.

Johann Heinrich Richartz (1795-1861)

Kölnlü zengin bir tüccar ve hayırseverdir. Wallraf; koleksiyonunu sergileyecek bir bina inşa edilmesi için büyük mali bağış yapmıştır. 1861’de ilk bina onun katkısıyla açılmıştır.

Gerard Corboud (Fondation Corboud)

İsviçreli koleksiyoncu Gerard Corboud, 170 izlenimci eser bağışladı. Bu bağıış müzenin adına “Fondation Corboud” ekini kazandırdı.

Köln Wallraf-Richartz Müzesi

Müze binası mimarisi:

Mimar Alman mimarisinin önemli ismi Oswald Mathias Ungers dir. 2001 yılında açılmıştır. Tarz: minimalist, saf geometrik postmodern mimaridir. Ungers’in imzası olan kare ve  dikdörtgen formlar baskındır. İç mekanda bol doğal ışık ve temiz beyaz galeriler vardır. Dışarıdan sade görünse de içeride geniş ve ferah bir deneyim sunar.

Köln Wallraf-Richartz Müzesi

Koleksiyonun öne çıkan eserleri:

Müzenin kalbinde, Orta Çağ Sanatı bölümü vardır. Wallraf-Richard, Köln Okulu tabloları açısından dünyada eşsizdir. Köln’ün en büyük ortaçağ ressamı Stefan Lochner’in eserleri bulunur. Altın arka planlı dini ikonalar ve altar resimleri bulunur. Madonna ve çocuk kompozisyonları, Aziz portreleri ve kilise için üretilmiş paneller vardır.

Rönesans ve Barok eserler bölümünde: Alman Rönesansının zirvesi ressamı Albrecht Dürer, Lucas Cranach te Elder, Flamanların en büyük barok ustası Peter Paul Rubens, Işık ve gölgenin Hollandalı ustası Rembrand van Rijn, Portre sanatının zirvesi Anthony van Dyck eserleri bulunur.

İzlenimcilik yani Empresyonizm bölümünde: Claude Monet’in su zambakları, Seine nehri manzaraları tabloları, Pierre-Auguste Renoir’in neşeli figür kompozisyonları, Camille Pissaro’nun Paris sokakları, Edgar Degas’ın Bale sahneleri, Paul Cezanne’nin Post-Emperyonist geometrik düzenlemeleri bulunur.

 

Müze ziyaretinde bu eserleri görmeden dönmeyin:

Stefan Lochner, 1450 Köln Okulu dönemi yapımı, Madonna im Rosenhag. Gül bahçesinde Madonna tablosu müzenin simgesi haline gelmiştir.

Köln Okulu, 14 yüzyıl, Azizler Tabloları.

Rönesans dönemi, Albrecht Düner, Portreler serisi.

Claude Monet, İzlenimcilik, Su Zambakları,

Edgar Degas, İzlenimcilik, Bale Sahneleri.

Geziye devam ediyoruz.

Müzenin önündeki caddeden, batıya, yani ren nehrinin tam tersi istikametinde yürüyün, solunuzda yeşillikler içinde: başka bir müze ile karşılaşacaksınız.

 

Köln MAKK-Museum für Angewandte Kunst Köln-Uygulamalı Sanatlar Müzesi

MUSEUM FÜR ANGELWANDTE KUNST-UYGULAMALI SANATLAR MÜZESİ

Müze, Köln Katedraline yakın konumdadır.

Tarihçe:

MAKK, 1888 yılında kurulmuş olup Köln şehrinin en eski ikinci müzesidir.

Müzenin tarihi, bir gurup vatandaşın Orta Çağ’dan günümüze uzanan uygulamalı sanat eserlerini barındırarak, bir müze kurulması amacıyla bir araya geldiği 1888 yılına dayanmaktadır.

1987 yılına kadar “Kunstgewerbemuseum” (Dekoratif Sanatlar Müzesi) adıyla anılmıştır.

Bina ve Mimari:

Müze binası, Rudolf Schwarz ve Josef Bernard tarafından tasarlanmış olup bir mimari ikon olarak kabul görmektedir.

1957 yılında II Dünya savaşı sonrasında modern mimari diliyle tamamlanan ilk müze binası olma özelliği taşımaktadır.

İç avlusunda, Ewald Matare’nin eseri olan çeşmesiyle ziyaretçilere görsel yoğunluktan uzaklaştırabilecek sakin bir köşe sunmaktadır.

 

Koleksiyon;

Müzede yaklaşık 250 bin eser bulunmaktadır. Orta Çağ, Rönesans, Barok ve Rokoko’dan Bledermeier, Historismus, Art Nouveai ve Modern döneme uzanan ev kültürü, sofra kültürü, lüks eşyalar ve mücevherler sergilenmektedir.

Müze, 800 yıllık Avrupa el sanatları koleksiyonuna ve 5000 yıl geriye uzanan mücevher koleksiyonunu Köln’ün kalbinde sunmaktadır.

Koleksiyonda öne çıkan parçalar:

Faszination Schmuck (Mücevherin Büyüsü) adlı daimi sergi, 7000 yıllık mücevher sanatını kapsamaktadır.

 

Gezmeye devam ediyoruz.

Buradan doğru ilerleyin ve yol bittiğinde, caddeden sağa döndüğünüzde, yine bir önemli yapı ile karşılaşacaksınız.

Köln El-De Haus

EL-DE HAUS

Tarihi:

EL-DE Haus, adını binanın kurucusu kuyumcu Leopold Dahmen’in baş harflerinden almaktadır. Başlangıçta konut ve ticari bina olarak planlanan yapı, 1935 yazında Köln Gizli Devlet Polisi (Gestapo) tarafından devralınarak kiralanmıştır. Gestapo, binayı kendi amaçları doğrultusunda yeniden düzenlemiş ve bodrum katında 10 hücreli bir tutukevi oluşturmuştur.

 

Nazi Dönemi:

EL-DE Haus, Aralık 1935-Mart 1945 yılları arasında Köln Gestapo’sunun merkezi olarak hizmet vermiştir. Binanın bodrum katındaki tutukevinde siyasi muhalifler ve Nazi rejimine karşı çıkanlar sorgulanmıştır. Haftalarca, çoğu zaman aylarca tutuklu kalmışlardır. Gestapo, işkence yoluyla itiraf koparmıştır. Savaşın son aşamasında EL-DE Haus’un iç avlusunda başta yabancı zorla çalıştırılanlar olmak üzere yüzlerci kişi idam edilmiştir.

Tarihin bir cilvesi olarak savaşın yıkımından büyük ölçüde etkilenmeyen EL-DE Haus binası, günümüze sağlam bir şekilde ulaşmıştır.

 

Gedenstatte-Anıt ve Hücre Koridoru:

NS-Dökümantasyon Merkezi, Almanya’nın en büyük yerel anıt mekanlarından biridir. Burası hem bir anıt, hem öğrenme, hem de araştırma mekanıdır. Merkezde, büyük ölçüde korunmuş hücre bloğu ve eski mahkumların bıraktığı 1800 den fazla duvar yazısından oluşan eşsiz bir koleksiyon yer almaktadır. Bodrum kattaki hapishane hücrelerindeki bu yüzlerce duvar yazısı, Nazi terörünü çarpıcı biçimde gözler önüne sermektedir.

 

Müze ve Araştırma Merkezi olarak Günümüz:

NS-Dökümantasyon Merkezi 1988 yılında kurulmuş, 1995 yılından itibaren tüm işlevleri tek çatı altında toplamak amacıyla, EL-DE Haus yeniden düzenlenmiş ve Haziran 1997’de “Köln im Nationalsozlalismus” (Nasyonal Sosyalizm Döneminde Köln) adlı daimi sergi açılmıştır. NS-DOK: mekanda ve kent genelinde, NS tarihi üzerine turlar düzenlemekte, gençlik ve antisemitizm, ırkçılık ile aşırı sağ konularında atölye çalışmaları sunmakta, ayrıca herkese açık bir araştırma kütüphanesi işletmektedir. Ziyaretçi sayısı yıldan yıla artmış, 2019 yılında rekor kırılarak 97.000 kişi olmuştur. Ziyaretçilerin büyük çoğunluğu okul guruplarından oluşmaktadır.

Müze, 2006 yılında “Yılın Müzesi” seçilmiştir.

 

Geziye devam ediyoruz.

Oradan, kuzeye ilerleyip, yolu kesen cadde ile karşılaşınca sola dönün, biraz ilerleyince yine yeşillikler içinde “Köln Şehir Müzesi” ni göreceksiniz.

Köln Zeughaus

ZEUGHAUS-KÖLNİSCHES STADTMUSEUM

Zeughaus, bugünkü Köln Altstadt-Nord’da 1594 ile 1606 yılları arasında, şehrin silah deposu (cephanelik) olarak inşa edilmiştir. “Zeug” kelimesi, dönemin dillerine göre askeri teçhizat ve silahları ifade etmekteydi.

Zeughaus, Hollanda Rönesansının etkisiyle inşa edilmiş sade bir tuğla yapıdır. 66.80 m uzunluğu ve 17 metre genişliğiyle dikkat çekicidir. Yapının çatısı boyunca her iki uzun cephede, ikişer adet basamaklı alın duvarı yer alır. Yapının köşesine yerleştirilmiş yuvarlak bir merdiven kulesi vardır. Zemin seviyesinden yaklaşık 23 metre yüksekliğe ulaşmaktadır.

“Der Goldene Vogel” (Altın kuş) tescilli tarihi Zeughaus’un merdiven kulesinin tepesine yerleştirilmiş, altın rengine boyanmış ve kanatlı bir otomobildir. HA Schult (fikir ve tasarım) ile Elke Koska'(nın 1989 yılındaki Fetich Auto sanat koleksiyonunun bir ürünüdür.

Yapı, bu tür binaların tipik özelliklerini taşımaktadır. Büyük kapılı geniş bir zemin kat, top ağırlığı nedeniyle bodrum katının bulunmaması, masif sütunlar ve üst katta tahıl ambarı.

Köln Zeughaus

Zeughaus, yüzyıllar boyunca farklı amaçlarla kullanılmıştır. Eski subay gazinosu, idari bina ve Deutz’daki kışla gibi mekanlarla konaklayan müze, en sonunda bu tarihi cephaneliğe taşınmıştır. 1924’ten 1945’e kadar binada vergi idaresi bulunmaktaydı.

1912’de Zeughaus’un yeni müze mekanı olarak değerlendirilmesi gündeme gelmiş, ancak Büyük Buhran ve II Dünya Savaşı bu planı geciktirmiştir. Kölnisches Stadtmuseum ancak 1958’de buradaki daimi sergisini açabilmiştir.

Köln Zeughaus

2000 metrekarelik alanda Köln’ün Orta Çağ’dan II Dünya Savaşı sonrasına uzanan tarihi sergilenmiştir. 1268 tarihli şehir mührü, katedrali inşa ederken kullanılan dev halat makarası ve 1960’lara ait kırmızı Ford Taunus gibi eserler ilgi çekici hikayeler anlatmaktadır. 800 yıl önce Köln, Alpler’in kuzeyindeki en önemli şehirdi, Londra ve Paris’ten bile daha büyüktü.

Müzenin koleksiyonu, Ferdinand Franz Wallraf’ın zengin birikimine dayanmakta olup şehir tarihine ait eserler 1888’den itibaren derlenmektedir.

 Geziye devam ediyoruz.

Müzenin hemen önündeki caddeden kuzeye ilerleyin, meydanla karşılaştığınızda, sola dönün ve bu kez: şehrin ünlü 12 Romanesk kilisesinden birini göreceksiniz.

Köln ST Gereon Bazilikası

ST.GEREON BAZİLİKASI

St Gereon Bazilikası (Basilika Sankt Gereon), Aziz Gereon’a adanmış bir Alman Roma Katolik kilisesidir. 25 Haziran 1920 tarihinde küçük bazilika statüsüne kavuşturulmuştur.

Yapının temeli, yaklaşık MS 350 yılına tarihlenen geç antik çağa ait oval bir merkezi binadır. Bu yapının fonksiyonu tam olarak bilinmemekle birlikte, Köln’ün en eski Roma mezarlığının üzerinde bulunduğundan büyük olasılıkla bir anıt mezar ya da kilise olarak inşa edilmiştir.

Efsaneye göre: Aziz Gereon, Teb Lejyonunun bir Roma subayıydı. Hıristiyanları zulmetme emrine uymayı reddetti ve yaklaşık MS 304’da başı kesilerek idam edildi. Onun ve yoldaşlarının kanıt, dekoganon girişinde sol tarafta yer alan ünlü “Kan Sütunu” na sıçradı. Kripta da ise Gereon’un kalıntılarının bulunduğu lahit yer almaktadır.

Kiliseden bu konumda bahseden ilk belgelenmiş kayıt, MS 612 yılına aittir. 1060-1062 yılları arasında Başpiskopos Anno II döneminde yeni bir uzun koro odası ve altına bir kripta eklenmiştir.

Köln ST Gereon Bazilikası

Mimari:

Bazilika son derece düzensiz bir plana sahiptir. Nef kısmı, 21 m uzunluğunda ve 16.9 m genişliğinde, ongen (dekagonal) oval bir kubbe ile örtülüdür. Bu kubbe 1227 yılında antik yapının kalıntıları üzerinde tamamlanmıştır.

Dekagonun geç Romanesk-erken Gotik kubbesi, 6 yüzyılda inşa edilen Ayasofya ile birlikte 15 yüzyıldaki Floransa Katedrali arasındaki dönemde Batı dünyasında inşa edilmiş en büyük kubbedir.

1219-1227 yılları arasında erken Hıristiyanlık dönemine ait oval yapı, ongen biçimine dönüştürülmüştür. 3 katlı galeri ve bir aydınlık şeridi eklenerek dönemin yeni mimarisi olan Gotik tarzda bir kubbe ile örtülmüştür.

Bu dönem yapısı, Alplerin kuzeyindeki Orta Çağ’ın en büyük serbest tonozlu merkezi binası olma özelliğini taşımaktadır. Dekagonun tasarımı, Romanesk ve erken Gotik stilleri kusursuzca harmanlayan mimari bir başarının ürünüdür.

 

İç Mekan ve Hazineler:

Bazilikada çarpıcı mozaikler ve Roma İmparatorluğu döneminden kalma hamam kalıntıları bulunmaktadır. Apsislerden birinde, tüm merkezi binayı kaplayan mozaik zeminin günümüze ulaşabilen tek korunmuş bölümü görülebilir.

Kriptada Aziz Gereon’un lahdi ve antik mozaikler yer almaktadır. II Dünya Savaşı sırasında ciddi hasar gören yapı restore edilmiş olsa da içerideki vitray pencereler eski ile yeninin ilginç bir karışımını sunmaktadır. Gotik mimarinin şaheseri olan üst sacrictia (hazine odası) 2019 yılında restore edilmiştir.

 

Aziz Gereon’un Kumaşı:

Avrupa’nın en eski halısıdır. Koro bölümünde asılı olan Aziz Gereon Kumaşı, Avrupa’da günümüze ulaşan en eski dokuma halıdır. 11 yüzyıla ait bu eser, parçalar halinde çeşitli müzelerde sergilenmektedir. Nürnberg Alman Ulusal Müzesi, Berlin Kungstgewerbemuseum, Lyon Tekstil Müzesi ve Londra Victoria Albert Müzesi.

Kumaşın Londra’daki bölümünde aslan başı maskesi, diğer parçalarda ise boğalara saldıran grifonları gösteren madalyon motifleri yer almaktadır.

 

Gezmeye devam ediyoruz.

Buradan sonra, aynı caddeden batıya doğru ilerlemeye devam ediyoruz ve bir süre sonra, bol ağaçlıklı bir caddeye ulaşıyoruz. Burası: Christophstr/Mediapark bölgesidir. Buraya ulaştığımızda, sola dönüyoruz ve güneye doğru ilerlemeye başlıyoruz. Önce, Friesenplz meydanı ve sonra: Ehrenstrabe denilen caddeye ulaşıyoruz.

Köln Ehrenstrafe

EHRENSTRABE

Burası Köln şehrinin Trend caddesidir.

Ehrenstrabe, Köln’ün en popüler alışveriş caddelerinden biridir. Cadde boyunca çok sayıda butik, dükkan ve restoran bulunur. Köln şehrinin en gözde alışveriş caddesi olan Schildergasse’ye alternatif bir alışveriş aksı olarak kabul edilmektedir. Aralarındaki molalarda ziyaretçileri davet eden kafeler ve restoranlar bulunur.

Ehrenstrabe, yıllar içinde büyüleyici bir dönüşüm geçirmiş, canlı ve trend bir caddedir. 1960’lara kadar farklı bir geçmişi olan bu cadde, sonraki dönemlerde sanatçıların ve moda tutkunlarının odağı haline gelmiştir. 2026 yılı itibarıyla Ehrenstrabe’nin en önemli değişimi, büyük ölçüde araç trafiğine kapalı hale getirilmesidir. Cadde artık Arket ve Ganni gibi trend markalar ile yüksek kaliteli sokak modası için şehrin birincil adresi konumundadır.

Ehrenstrase 60 Numaradaki Pick Weight mağazası gerçek vintage tutkunlarının vazgeçilmez durağıdır. 1960’lardan 2000’lere uzanan döneme ait parçaların kilogram üzerinden fiyatlandırıldığı bu mağaza, adeta bir hazine avına çıkma deneyimi sunar.

1875 yılında açılan Zimmermann Fırınında ise Köln’e özgü Schnecke (salyangoz şeklinde çörek) yiyebilirsiniz.

 

Geziye devam ediyoruz.

Bu cadde üzerinde doğuya doğru yürümeye devam edin, Hahnan caddesi ile karşılaşacaksınız. Bu caddeden sonra, Schilder gasse caddesine ulaşılıyor.

Köln Schildergasse

SCHİLDERGASSE

Schildergasse, Almanya’nın Köln şehrinin merkezinde yer alan bir alışveriş caddesidir. Gfk’nın 2008 yılında gerçekleştirdiği araştırmaya göre saatte 13.000 kişinin geçtiği bu cadde, Avrupa’nın en işlek alışveriş caddesidir.

BNP Paribas Real Estate ve Locatus tarafından yapılan araştırmaya göre, Schildergasse, 2021 yılında günde yaklaşık 77.200 ziyaretçisiyle Avrupa’nın en çok ziyaret edilen alışveriş caddesi olarak birinci sıraya yerleşmiştir. Aynı çalışmada Köln’ün Hohe Strastse Caddesi de günde 48.000 ziyaretçiyle 8 sıraya girmiştir.

Cadde, Roma döneminde şehrin Decumanus Maximus’u (Doğu Batı ana ekseni) olarak kullanılmaktaydı. Köln’ün ikinci en eski caddesi olan Schildergasse, tarihte Galya’ya uzanan ticaret yolunun bir parçasıydı. Caddenin adı (tabelacı/ressam) Orta Çağda’ki sanatsal kökenlerine işaret etmektedir. Almanya’nın ilk yaya bölgelerinden biri olan Schildergasse, 1967’de araç trafiğine kapatılmıştır.

Schildergasse, 1966’da yaya bölgesine dönüştürülmeden çok önce de alışveriş ve gezinti için tercih edilen bir caddeydi. Örneğin: Çikolata üreticisi Franz Stollwerck burada 1847’de Cafe Royal’ı açtı. Köln’ün ilk sineması da Schildergasse’deydi. Şehrin o dönemki en büyük ve en modern mağazası olan Kaufhaus tietz, 1914’de Schildergasse ile Hohe Strasse’nin köşesinde açıldı.

534 m uzunluğundaki cadde, Neumark’tan (Yeni Pazar) Köln’ün 2 nci büyük alışveriş caddesi Hohe Strasse’ye kadar uzanmaktadır. Her gün 79 bin kadar kişi bu güzergahtan geçmektedir.

Caddede dikkat çeken mimari yapıların başında ünlü mimar Renzo Piano tarafından tasarlanan ve pek çok kişinin “cam balina” ya benzettiği Weltstadthaus’un kavisli cam cephesi gelmektedir.

Geniş yaya bölgesi, geleneksel dükkanların yanı sıra modern mağazaların, sokak müzisyenlerinin, kafelerin ve atıştırmalık duraklarını bir arada barındırmaktadır. Onlarca yıl boyunca, Almanya’nın en tanınan sokak müzisyeni “Kemancı Klaus” burada sıklıkla karşılaşılan bir figürdür.

 

Gezmeye devam ediyoruz.

Bu cadde üzerinde ilerlerken, hemen bir sağ paralel caddede kalan bir müzeyi gezmenizi öneririm.

 

Köln Museum Schnütfen

SCHNÜTGEN MÜZESİ

Giriş ücretlidir, giriş bileti 10 euro, indirimli 7 eurodur.

Museum Schnütfen, Ortaçağ Hıristiyan sanatına adanmış en önemli müzelerden biridir. Müze, 1956’dan beri Romanesk mimarinin eşsiz örneklerinden biri olan St Cacillien Kilisesi içinde yer alır. Koleksiyonun temeli, Katolik rahip ve ilahiyatçı Alexander Schnütgen’in (1843-1918) bağışladığı eserlerle atılmıştır. Bugün müzede yaklaşık 2000 eser sergilenmektedir. Toplam koleksiyon ise 13.000 parçadan oluşur.

 

Mimari:

Müzenin en büyük sergi salonu, 1000 yıllık St Cacilien Kilisesidir. Romanesk mimarinin uyumlu oranları, sergilenen eserlerin ruhani atmosferini güçlendirir. 2010 yılında açılan modern ek bina, koleksiyona çağdaş bir sergi alanı kazandırmıştır.

 

Öne çıkan eserler:

St George Haçı: 11 yüzyıldan kalmadır. Ahşap üzerine işlenmiş etkileyici bir haçtır.

Heribert Tarak: 9 yüzyıldan kalmadır. Fildişinden yapılmış litürjik tarak.

Parler Büstü: Avrupa Gotik sanatının önemli örneklerinden biridir.

Saint-Alban Psalter yaprağı: Carolingian dönemi el yazmasıdır.

Vitraylar ve Tekstiller: Köln Katedrali dönemine ait vitraylar ve nadir dokuma eserler.

 

Gezmeye devam ediyoruz.

Burada ilerlerken: şehrin en ünlü meydanlarından birini görmeden geçmeyin. Daha sonra: önce “Hohe caddesi” ve sonra “İnnerstadt” bölgesine kadar ilerleyin ve Ren nehri kıyısından: güneye doğru yürümeye devam edin.

Köln Hohe Strabe

HOHE STRABE

Köln’ün en ünlü alışveriş caddelerinden biri olan Hohe Strabe, Köln Katedralinin hemen yanından başlayarak Schildergasse’ye kadar uzanan, trafiğe kapalı ve her gün binlerce ziyaretçiyi ağırlayan canlı bir alışveriş caddesidir. Tamamen trafiğe kapalı, sadece yayalara açıktır.

Tarihi Roma dönemine kadar uzanan bu cadde, bugün Almanya’nın en yoğun alışveriş sokaklarından biridir.

Uzunluk yaklaşık 683 metredir. Wallrafplatz’dan Hohe Pforte’ye kadar uzanır. Schildergasse ile kesişir, bu iki cadde, birlikte Köln’ün alışveriş kalbini oluşturur.

Gelelim caddenin tarihçesine: Hohe Strabe, antik Roma’nın Cardo Maximus adı verilen ana kuzey-güney ekseninin devamıdır. Dar ve taş döşeli sokak yapısı korunmuştur. II Dünya Savaşından sonra yeniden inşa edilerek günümüzdeki geniş alışveriş caddesi kimliğini kazanmıştır.

Yine, bu sokak ve alanlarda, müzik yapanları görebiliyorsunuz. Ayrıca: ilgi alanınızı bilemem ama, burada, şehrin meşhur birası “Kölsch” tadılması mümkün olan yerler var.

 

Gezmeye devam ediyoruz.

Bu kez karşınıza: Çikolata ve Olimpiyat Müzelerinin bulunduğu, Ren nehri üzerinde bir adacık çıkıyor. Burada, bu müzeleri gezmelisiniz. Özellikle: çikolata müzesini sakın atlamayın.

Almanya Köln
Köln Imhoff-Schokoladenmuseum

IMHOFF-SCHOKOLADENMUSEUM-ÇİKOLATA MÜZESİ

Giriş ücreti yetişkinler için 14 Euro, indirimli ise 11 Eurodur. Çocuklar için özel indirimler vardır.

Köln’deki İmhoff-Schokoladenmuseum (Çikolata Müzesi),  dünyanın en kapsamlı çikolata müzelerinden biridir ve her yıl yaklaşık 650.000 ziyaretçi ile Köln’ün en çok ilgi gören kültürel merkezlerinden biri sayılır. Müzenin en ünlü simgesi, sürekli akan 200 kg Lindt çikolatası ile doldurulmuş altın renkli çikolata çeşmesidir.

Müzenin kurucusu Hans Imhof (1922-2007) isimli, Köln’ün çikolata üreticisidir. Kendisi 12 Mart 1922 tarihinde Köln’de doğdu ve 21 Aralık 2007 tarihinde hayatını kaybetti. II Dünya Savaşının ardından çikolata ve şeker fabrikası kurdu, markasız çikolataları büyük başarı kazandı.

Müze 31 Ekim 1993 tarihinde, Köln şehrinin Altsadt-Süd semtinde, Rheinauhafen yarımadasında, eski gümrük binası üzerine inşa edilmiştir. Hans Imhoff, müzeyi sadece 13 aylık bir inşaat sürecinin ardından 53 milyon Alman Markına mal ederek açmayı başarmıştır. Müzenin adı, 2006’daki değişikliğiyle “Imhoff-Schokoladenmuseum Köln” e dönüştürmüştür.

İmhoff, 2007’deki ölümüne kadar müzeyi yönetti. 2015’e kadar eşi Gerburg Klara Imhoff yönetimi devraldı, Ocak 2016’dan itibaren ise kızı Annette Imhoff ve eşi Dr Christian Unterberg-Imhoff müzeyi yönetmeye devam etti.

Müzenin kuruluş hikayesi, adeta bir tesadüf eseridir. 1975’te Stollwerck şirketi Köln-Porz’a taşınırken, bugünkü sergilerin büyük bölümü çöpe atılmak üzereydi. “Hurda” ve “döküntü” olarak nitelendirilen koli yığınlarını inceleyen Hans Imhoff, bunların aslında gerçek birer hazine olduğunu keşfetti.

Köln Imhoff-Schokoladenmuseum-Çikolata Müzesi

Müze binası:

Cam ve alüminyum ağırlıklı modern yapı, eski gümrük binasını çevreler. Müze binası, gemi güvertesini andıran tasarımıyla Rheinauhafen’in “İlk gemisi” olarak bilinir.

9 sergi alanı, 4000 m kare: Çikolatanın 5000 yıllık kültürel yolculuğu, Olmekler, Maya ve Azteklerden başlayarak Barok dönem, sanayileşme ve günümüz üretim tekniklerine kadar.

Cam Çikolata Fabrikası: Ziyaretçiler üretimi sürecini şeffaf bir şekilde görebilir.

Çikolata Çeşmesi: Müzenin en popüler noktasıdır. Ziyaretçilere taze çikolata ikram edilir.

Atölyeler ve Tadımlar: Çocuklar ve yetişkinler için çikolata yapım atölyeleri düzenlenir.

Müzede ayrıca içine girilebilen küçük bir tropikal sera yer alır. Bu cam küp yapı içinde Theobroma Cacao ve Theobroma grandiflorum türünden kakao ağaçları sergilenmektedir. Bazı üretim tesisleri minyatür olarak yeniden oluşturulmuştur.

 

Müzede değerli eserler:

Müzede değerli eserler arasında 18 ve 19 yüzyıllara ait porselen ve gümüş kaseler, Kolomb öncesi Mezoamerika’dan çikolata içme kapları ile tarihi çikolata makineleri ve çikolata otomatları bulunmaktadır.

Köln Imhoff-Schokoladenmuseum-Çikolata çeşmesi

Çikolata Çeşmesi:

Müzenin en özel cazibe merkezi olan 3 metrelik çikolata çeşmesinde ziyaretçiler çikolata tadabilirler. Çeşmede sürekli olarak 200 kg çikolata akmaktadır.

 

Sonuç:

Yılda 4000 rehberli tur ve 650.000 ziyaretçiyle müze, Almanya’nın en çok ziyaret edilen ilk 10 müzesi arasına girmektedir. Müze herhangi bir sübvansiyon almadan tamamen kendi kendini finanse etmektedir. Mart 2006’dan itibaren İsviçreli çikolata üreticisi Lindt-Sprüngli, müzenin yeni ortağı olmuştur. Daha önce Köln’ün köklü çikolata üreticisi Stollwerck bu rolü üstleniyordu. Evet, müze çikolata tarihini öğrenmek, tarihi makinaları görmek ve elbette çikolata tatmak isteyen, her yaştan ziyaretçilere hitap eden Köln’ün en popüler turistik mekanlarından biridir.

Unutmayın, müzenin girişinde her türlü çikolata ürünlerini satan bir yer var. Buradan binbir çeşit çikolatalardan satın alabilirsiniz. Bu dükkanı yani satış yerini ziyaret etmek için müzeye girmek gerekmiyor, müzeye girmek istemezseniz, burayı yine de ziyaret edebilirsiniz.

 

ŞEHRİN KUZEY BÖLÜM

Köln Flora und Botanicher Garten

FLORA UND BOTANİSCHER GARTEN

Tarihçe ve Kuruluş:

Bahçe, 1863 yılında bir özel şirket tarafından Flora parkının oluşturulması amacıyla kuruldu. Bu gelişme, 1857’de Köln Katedrali yakınındaki eski botanik bahçesinin merkez tren istasyonu inşası için yıkılmasına karşılık olarak hayata geçirildi.

Flora, 1864’te kapılarını açtı. Açılış gününde Köln’ün “üst tabaka” sakinlerinden 4.000 ziyaretçi fayton, araba ve buharlı gemilerle geldi. O dönemin en göz alıcı unsuru, Belgal ateşiyle aydınlatılan lüks Cam Saraydı.

Arazi, 19 yüzyılın ortasında Prusyalı Peyzaj mimari Peter Joseph Lenne tarafından tasarlanmış ve 1864’te açılmıştır.

Flora Lenne’nin 1864 tasarımı ile 1914’te açılan Botanik Öğretim Bahçesi, 1920’de birleştirilerek benzersiz bir bahçe anıtı ve seralı botanik bahçesi bütünlüğü oluşturuldu.

Köln Flora und Botanischer Garten

Konum ve Genel Bilgiler:

Flora und Botanischer Garten, Köln Hayvanat Bahçesinin hemen yanı başında, Amsterdamer Strasse 34 adresindedir. Bahçeye her gün ücretsiz olarak girilebilmektedir.

Köln’ün kuzeyinde, Ren nehrinin sol kıyısına yakın konumlanan Flora, kentin en eski ve köklü yeşil alanıdır. 11.5 hektarlık bu alan, 19 yüzyıldan kalmadır ve o dönemde çeşitli bahçe ve sanayi fuarlarına ev sahipliği yapmıştır.

Köln Flora und Botanischer Garten

Bitkiler ve Koleksiyon;

Dünya genelinden getirilmiş 12.000 kültüre adanmış bitki türüyle Flora und Botanischer Garten, hem açık alanda hem de seralarda tüm duyularla gerçek bir dünya turu imkanı sunmaktadır, üstelik tamamen ücretsizdir.

Park, Almanya’nın ilk palmiye avenüsüne ev sahipliği yapmaktadır. Bunların yanı sıra Amerikan mamut ağaçları, yerli Avrupa ve Asya bitkileri bir arada bulunmakta, küçük göletler, kıvrımlı bahçeler ve hatta bir şelale de ziyaretçileri karşılamaktadır. Bu zengin doğal ortam, kuşlar ve sincaplar için de adeta bir cennet niteliğindedir.

Subtropikal serada geniş bir kamelya koleksiyonu yer almaktadır. Bahçe turu: Barok, köylü ve dağ bahçelerinin yanı sıra kış bahçesine de uğramaktadır.

 

Glasplast-Cam Saray:

Parkın içinde, tam merkezde, bir cam saray var. Bu yapı, dökme demir üzerine desenli ve düz camlarla yapılmıştır. Eski Cam Saray, kapsamlı restorasyon çalışmalarının ardından 2014 yılında yeniden ziyaretçilere açılmıştır. Farklı salonları ve odalarıyla düğün gibi özel etkinlikler için çekici bir mekan işlevi görmektedir.

Etkinlikler:

Her yıl Ocak-Nisan ayları arasında uluslararası ödüllü “Uzakdoğu Çiçek Büyüsü” sergisi düzenlenmekte ve bu etkinliğe yaklaşık 60.000 ziyaretçi akın etmektedir. Bunun dışında da pek çok etkinlik, rehberli tur ve eğitim programı sunulmaktadır. Sıcak aylarda “Dank Augusta” adlı bahçe restoranı açılarak ziyaretçilere kavanozlarda sunulan küçük atıştırmalıklar ve terastan içecekler eşliğinde keyifli bir mola imkanı tanınmaktadır. Her yaz “Hayvanat Bahçesi ve Flora’da Yaz Gecesi” etkinliği düzenlenmekte, bu etkinlikte gece hayvanat bahçesi turu ve çekici müzik programı bir arada sunulmaktadır.

 

Köln Zoologischer Garten

ZOOLOGİSCHER GARTEN -KÖLN HAYVANAT BAHÇESİ

Tarihçe ve kuruluş:

Temmuz 1857’de Köln’de ekonomik ve siyasi açıdan etkili birkaç isim, bir öğretmenin önerisi üzerine “Zoologischer Garten Komitesi” ni oluşturdu. Komite, o dönemde hala Riehl köyüne bağlı olan Stammheimer Weg, Riehler Strasse ve Frohnweg arasındaki 23 dönümlük araziyi 17.700 talere satın aldı. Şehir bahçevanı Anton Strauf, 17 Eylül 1859’da yeşil alanların ve göletlerin düzenlenmesine başladı.

Hayvanat bahçesi, 1860’da açıldı ve bugün Almanya’nın en önemli hayvanat bahçelerinden biri konumundadır. Ren nehri kıyısındaki 20 hektarlık alanda yaklaşık 650 türden 6.000 hayvan sergilenmektedir. 1860’da kurulan Köln Hayvanat Bahçesi, Almanya’nın 3 en eski hayvanat bahçesidir.

Köln Zoologischer Garten

Alan ve Hayvan koleksiyonu:

Yaklaşık 20 hektarlık alanda hayvanat bahçesi, fil, maymun, su aygırı, timsah ve yırtıcı kediler gibi pekçok hayvanı özenle tasarlanmış alanlarda barındırmaktadır. Bugün 700’den fazla farklı türden yaklaşık 10.000 hayvan bulunmaktadır. Bahçe özellikle primatlar konusunda uzmanlaşmış olup mükemmel bir lemur koleksiyonuna sahiptir.

Köln Zoologischer Garten

Öne çıkan bölümler ve yapılar:

1863’de Mağribi üslupta inşa edilen Fil evi ve 1914’ten kalma Maymun Kayalığı gibi korunmuş tarihi yapılar ile yeni binyılda açılan “Yağmur Ormanı” ve “Fil Parkı” gibi modern alanlar, hayvanat bahçelerinin menajeri döneminden doğa koruma merkezine dönüşümümü gözler önüne sermektedir.

Kuzey Avrupa’nın en büyüğü olan Fil Parkı, ilgi çekici bir akvaryum ve sizi egzotik iklimlere götüren yemyeşil bir yağmur ormanı evi, bahçenin en dikkat çekici bölümleri arasındadır.

1985’te insan benzeri prikatlar için orman evi, 1994’te leopar biyotopu, 2000’de yağmur ormanı evi ve 2004’de toplam alanın yüzde onuna karşılık gelen yaklaşık 2 hektarlık fil parkı ziyarete açılmıştır.

Köln Phantasialand

PHANTASİALAND

Köln şehir merkezine 20 km uzaklıktadır. Giriş ücreti yetişkinler için 57 euro, çocuklar için ise 47 eurodur. Park içinde 3 tematik otel bulunmaktadır. Kışın dahi açıktır, kışın yalnızca su konumları dışındaki yerleri açıktır. Yani, konumların % 70’lik kısmı kışın kapalıdır. Ancak, yine de her türlü hava koşulunda, çok eğlencelidir.

Tarihçe ve Genel Bilgiler:

Phantasialand, 30 Nisan 1967 tarihinde açılmıştır. 28 hektarlık alana sahip olan park, bugün yılda yaklaşık 2 milyon ziyaretçiye ev sahipliği yapmaktadır. Altı tema alanı, hız trenleri ve kanal gezileri ile tam bir macera dünyası sunmaktadır.

Kuruluşunda kukla tiyatrosu olarak başlayan Phantasialand, bugün yılda yaklaşık 2 milyon ziyaretçiyi çeken renkli bir tema parkına dönüşmüştür.

Köln Phantasialand

6 Tema Bölgesi:

Phantasialand’ın 6 tema bölgesinin her biri, sizi farklı bir dünyaya taşıyacak şekilde, titizlikle tasarlanmıştır. 1920’lerin kalabalık Berlin sokaklarını keşfedin. China Town’ın gizemli bahçelerinde dolaşabilir ya da Deep in Africa’da heyecan dolu bir safari yaşayabilirsiniz. Mexico bölgesi, parkın en renkli ve canlı bölgelerinden biridir. Güzel duvar resimleri, mozaik karolar ve geleneksel Meksika dekorasyonları, kültürel bir zenginlik katmaktadır. Bölgede adım atar atmaz mariachi gurupları ve halk müziğiyle çevrili sesler duyacaksınız.

 

Öne çıkan sürüşler ve atraksiyonlar:

Phantasialand, dünyanın ilk fırlatmalı uçan hız trenine ev sahipliği yapmaktadır. F.L.Y aynı zamanda dünyanın en uzun uçan hız treni ünvanını taşır. Colorado Adventura adlı maden treni hız treni ise ABD’li şarkıcı ve dansçı Michael Jackson tarafından resmi olarak açılmıştır.

Taron: dünyanın en uzun çok fırlatmalı hız trenidir. Rekor kıran bir hızda sizi fırlatır ve çevirişlerle dolu nefes kesici bir yolculuğa çıkarır.

Mystery Castle: 5 saniyede 65 metreye çıkıp aynı hızla geri indirilen kule içi serbest düşüş deneyimidir. River Quest ise, suların içinden geçtiği için ziyaretçileri sırılsıklam bırakan bir su macerası sunmaktadır.

Tüm hız trenleri ve tema bölgelerinde, özel müzikler kullanılmaktadır. Her deneyime işlenen müzikler, gizemli, ürkütücü ya da heyecan verici temaları güçlendirerek ziyaretçileri hikayenin içine çekmektedir.

Köln Phantasialand

Aileler ve Çocuklar için;

Adrenalin pompalayan hız trenlerinin yanı sıra Phantasialand, genç kaşifler için de bol seçenek sunmaktadır. Çocuklar Fantasy bölgesindeki Wuze Town’da atlıkarıncalara, tekne turlarına ve labirentlere binebilirler. Aileler Colorado Adventura ile nehirde ya da Geister Rikscha ürkütücü tekne yolculuğuyla parkı keşfedebilirler.

 

Gösteriler ve otel deneyimi:

Çok sayıda ödül kazanmış hız trenleri, atraksiyonlar ve gösterilerin yanı sıra üç macera oteli ile Phantasialand, tüm aile için sınırsız eğlence, aksiyon ve macera sunmaktadır. Fantisima’da muhteşem bir akşam yemeği gösterisi izleyebilir, Meksika ormanlarında tekne turu yapabilirsiniz.

Köln Seilbahn

KÖLNER SEİLBAHN

Sachsenbergstasse bölgesindedir. Her gün saat 10.00-17.45 arasında çalışmaktadır. Bilet tek yön 5 euro, gidiş dönüş 7.5 eurodur. Yürümeyi sevenler için tek yön bilet alıp, Rhein Park’ta dolaştıktan sonra nehir boyunca yürüyerek Dom Meydanına dönmeleri önerilir.

935 metre uzunluğundaki teleferik, 1957’de Federal Bahçe Fuarı (Bundesgartenschau) için inşa edildi ve Riehl ile Deutz semtleri arasında hizmet vermektedir. Avrupa’nın bir nehir üzerinden geçen ilk teleferiği unvanını taşıyan bu tesis, 1967 yılında de yeniden düzenlenmiştir.

Köln Seilbahn

Güzergah ve Bağlantı:

Teleferiğin en önemli özelliği, Rheinpark’ı kentin Hayvanat Bahçesi ve Heykel Parkına bağlamasıdır. Rheinpark ile Köln Hayvanat Bahçesi arasında yaklaşık 930 metrelik bir mesafede çalışan teleferik, şehrin havadan keşfedilmesinin keyifli bir yolunu sunmaktadır.

Ren nehri üzerinden süzülürken Köln’ün eşsiz panoramasını ve katedralle bezeli şehir silüetini izlemek mümkündür. Gündüzleri harika olan bu deneyim, geceleri ise “Kölner Lichter” veya “Zoo’da Halloween” gibi özel etkinliklerde romantik ve unutulmaz bir gece gezisine dönüşmektedir. Yaklaşık 930 metrelik güzergahı her yıl yarım milyondan fazla yolcu kullanmaktadır. Son dönemde teleferiğe, iki yeni Pico gondol eklenmiştir. Sloganı: “Bin, havalan ve Köln’ü uçuşta deneyimle” dir.

 

 

ŞEHRİN ÇEŞİTLİ BÖLGELERİNDE BULUNAN ROMANEKS KİLİSELER-12 KİLİSE

KİLİSELER

Şehirde, Romenesk üslupla yapılmış 12 kilise bulunuyor. Bu kiliselerin çoğu: dini şehitlerin ve piskopos mezarlarının olduğu yerlere inşa edilmiştir. Bu nedenle, şehre, “Kutsal Köln” ismi de veriliyor.
Ancak, bu kiliselerin tamamı, II. Dünya savaşındaki bombardıman sonucu yıkılmıştır. St. Kolumba ve bazıları dışında, tamamı, yapılan restorasyonlar sonucu, eski görünümlerine kavuşmuşlardır.

Köln Gross St Martin Kilisesi

1-GROSS ST. MARTİN-BÜYÜK AZİZ MARTİN

Tarihçe ve kuruluş:

MS 1150 ile 1240 yılları arasında, 1 yüzyıldan kalma Roma spor tesisleri ve 2 yüzyıldan kalma depo yapılarının üzerine inşa edilen kilise, bir Benediktin manastırına aitti.

Gross St Martin, Köln Katedrali tamamlanama kadar şehrin en büyük kilisesi unvanını  taşıyordu. Kilisenin inşası ilk olarak 1150-1250 yıları arasında gerçekleşti. Kilisenin inşa edildiği yerde 12 veya 13 yüzyıla tarihlenen bir Roma şapeli bulunmaktaydı. Roma şapelinin kalıntılarını incelemek isteyenler kilisenin mahzenine inmek durumundadır.

Köln Gross St Martin Kilisesi

Mimari:

Gross St Martin kilisesi, Köln’deki 12 büyük Romanesk kilisenin en önemlilerinden biridir. Bu kiliseler, Katedralle birlikte şehrin öne çıkan simgeleri arasında yer almaktadır. Kilise binası, Altstadt’ta Ren nehri kıyısında konumlanmakta olup 1970’lerden kalma konut ve işyerleriyle iç içe geçmiş durumdadır.

Üçgen çatılı devasa kulesiyle şehrin pek çok noktasından görülebilen kilise, Orta Çağ boyunca Benediktin manastırı olarak kullanılmıştır. Kilise iç mekanında yüksek tavanlar, taş sütunlar ve sade ama etkileyici bir atmosfer hakimdir. Kilise özellikle büyük dört yönlü kulesi ve üç apsisli düzeniyle öne çıkmaktadır.

 

II Dünya Savaşı Hasarı ve Restorasyon:

II Dünya savaşında ağır hasar alan kilise, savaşın ardından aslına uygun olarak restore edilmiş ve günümüzde dini ayinler, klasik müzik konserleri ve diğer sanatsal etkinlikler için kullanılmaktadır. Kilise, şehirdeki birçok yapı gibi II Dünya savaşı sırasında büyük hasar görmüş, 1985 yıllına kadar süren yenileme çalışmaları tamamlanınca yeniden ziyarete açılmıştır.

Köln Gross St Martin Kilisesi

Konumu ve çevresi:

Köln’ün kartpostallık görüntülerine hayat veren ikonik yerlerden biri olan Fischmarkt, Eski Şehir bölgesinde Ren nehri kıyısında yer almaktadır. Rengarenk cepheli dar evleri ve hemen arkasında yükselen Büyük St Martin Kilisesi ile bu küçük meydan, şehirde en çok fotoğraflanan noktalardan biri olma özelliği taşımaktadır. Yaz aylarında sokak müzisyenleri, kış aylarında ise Noel süslemeleriyle farklı bir yüz kazanmaktadır.

Kilisenin ahşap kapısı, 1065 yılından kalmadır. Veba haçı ise: yaklaşık 1300 yılından kalmadır.

Köln St Kunibert Kilisesi

2-ST.KUNİBERT KİLİSESİ

Tarihçe ve Kuruluşu:

St Kunibert Bazilikası, Köln’deki büyük Romanesk kiliseler arasında en genci olup 1247’de, Köln Katedralinin temellerinin atılmasından tam bir yıl önce kutsanmıştır. Daha önceki bir yapı olan ve Aziz Clemens’e adanmış kilisenin üzerine inşa edilmiştir.

Aziz Kunibert (yaklaşık 623-663) yılları arasında görev yaptığı düşünülmektedir. 7 yüzyılda Aziz Clemens’e adanmış bir kilise kurmuş ya da yenilemiştir. 1168’de Kunibert’in kemiklerinin yükseltilmesi ve aziz ilan edilmesinin ardından Kunibert, kilise koruyucu azizi olarak Aziz Clemens’in yerini almıştır.

Yaklaşık 1210/1215’te daha büyük ve yeni bir kilisenin inşasına başlanmış, bu kilise 1247’de, Köln Katedralinin temelinin atılmasından bir yıl önce kutsanmıştır. Bu nedenle St Kunibert, 12 Romanesk kiliseden en genci olmakla birlikte en büyüklerinden biridir.

Köln Gross St Martin Kilisesi

Mimari Özellikleri:

Tüf taşından, trakit ve bazalt bölmelerle inşa edilmiş Geç Romanesk bazilika, pek çok tipik Köln mimari unsurlarını barındırmaktadır. Batı transepti ile nefin duvar bölümleri ve tonozları St Aposteln Kilisesinden esinlenilmiş, apsis ise St Gereon’da da görülen Ren’e özgü katlı koro tipinden türetilmiştir.

Üç nefli kilise, 1993’ten bu yana Gotik Köln Katedralinin kuzeyindeki şehir panoramasında yeniden en belirgin silüetlerden birini oluşturmaktadır. Geç inşaat dönemine özgü formel zenginliği ve bütünlüklü tasarımı dikkat çeker. Apsisin dış duvarları ince işçilikle iki katlı olarak yükselmekte, apsisin üzerindeki arka cepheyi tamamlayan cüce galerisiyle son bulmaktadır.

Yüksek tonozlu salon, ahenkli kemerler ve sütunlar, yürüyüş koridorları 24 çan (Köln’ün üçüncü ve en büyük çanı  dahil) ve renklendirici ışık süzen büyük yuvarlak kemerli pencereler ziyaretçileri karşılamaktadır.

Köln Gross St Martin Kilisesi

Vitray Pencereler:

Vitray koleksiyonunun en dikkat çekici parçaları, 1220/1230 yıllarına tarihlenen ve Köln şehir sınırları içindeki en eski kurşun camları olan özgün apsis pencereleridir. 18 yüzyılda diğer kiliseler iç mekana daha fazla ışık alabilmek amacıyla renkli camları beyazlarla değiştirirken, St Kunibert bu  nadide renkli camları korumayı başarmıştır.

Savaş sırasında güvenli yerlere taşınarak korunan bu 13 yüzyıldan kalma özgün pencereler olağanüstü bir değer taşımaktadır. Üst bölümde sağ dışta Aziz Kunibert’in, solda ise Aziz Clemens’in efsanesi yer alırken, ortadaki pencere İsa’nın yaşamı “Yesse’nin Kökü” biçiminde süslenmiştir.

 

Efsane: Kunibertuspütz (Bebek Kuyusu)

Efsaneye göre, Köln’de bebekler leylek tarafından değil, kilisenin altındaki  derin bir kuyu olan Kunibertuspütz’den gelir. Bu kuyunun dibinde, Meryem Ana(nın onlara yulaf lapası yetirdiği cennete benzer bir yer bulunduğuna ve çocukların burada oynadığına inanılmaktadır.

 

Sanat eserleri ve hazineler:

Panel tablolar, emanet küçük sandıkları, emanet büstleri ve ortaçağ duvar resimleriyle St Kunibert son derece zengin bir iç donamına sahiptir. Koro mekanında, altındaki kriptada Kunbertuspütz’e gönderme yapan ve 1955’te Elmar Hillebrand tarafından tasarlanan bir zemin levhası bulunmaktadır.

 

Müzik ve Dini Yaşam:

Bazilika, imanın ve müziğin canlı bir mekanıdır. Bunun yanı sıra yüzyıllardır Köln Kevelaer Kardeşliğine ev sahipliği yapmaktadır. 1672’den bu yana her yıl bir kez hacılar, Köln’den yaya olarak Niederrhein’daki Kevelaer’deki kutsal resme kadar yürümektedir.

 

 

Köln St Andreas Kilisesi

3-ST. ANDREAS KİLİSESİ

Tarihçe ve kuruluş:

St Andreas kilisesinin kökenleri “çukurdaki Aziz Matta” (St Matthaeus in fossa) adlı erken Hıristiyan şapeline kadar uzanmaktadır. 10 yüzyılın ikinci yarısında Başpiskopos Bruno öncülüğünde Aziz Andreas’a adanmış bir manastır kilisesi kuruldu. Başpiskopos Gero, kiliseyi 1974 yılında kutsadı ve Aziz Andreas’a ithaf etti. Ancak daha önce aynı yerde Aziz Matta’ya adanmış bir kilise bulunuyordu.

12 yüzyılda kilise Romenesk üslupla yeniden inşa edildi ve büyük olasılıkla 1220’deki büyük Köln yangınının ardından tamamlandı.

Köln St Andreas Kilisesi

Mimari-Romanesk ve Gotik’in buluşması:

St Andreas, Romanesk ve Gotik arasındaki üslupsal köprüdür. Romenesk’in zengin, süsleme dolu mimari unsurları, geç Gotik koro salonu gibi yalın Gotik zarafetiyle yan yana yer almaktadır. Böylece tek bir mekanda birkaç yüzyılın mimari stillerini bir arada deneyimlemek mümkündür. MS 1200 dolaylarında St Andreas, batı yapısı, kavşak kulesi ve uzun korosuyla üç nefli yeni bir sütun bazilikasına dönüştürüldü.

Özgün Romanesk doğu korosu ve kripta, 15 yüzyılda Aachen koro salonundan esinlenerek Gotik bir koro salonuyla değiştirildi. Kuzey transepti 1470-1480 yılları arasında yenilendi. Güney transepti ise 1492 yılında tamamen geç Gotik uslupla yenidne inşa edildi. Kilisenin belirgin özelliği olan katlanmış çatılı kavşak kulesi, Romanesk dönemden günümüze ulaşan önemli bir mimari unsurdur.

 

En önemli hazine-Albertus Magnus’un Mezarı:

Kilisenin kriptasında, 13 yüzyılın büyük ilahiyatçısı ve doğa filozofu Aziz Albertus Magnus’un kalıntılarını barındıran MS 3 yüzyıldan kalma bir Roma lahdi bulunmaktadır. Kriptada ziyaretçileri büyüleyen, 10 yüzyıla ait özgün yapıdan korunan bölümlerin yanı sıra kilisenin doktoru unvanını taşıyan 13 yüzyıl Dominikan ilahiyatçı ve filozofu Aziz Albertus Magnus’un mezarıdır. Relikleri, 3 yüzyıldan kalma bir Roma lahdiyle saklanmakta olup St Andreas’ı köklü bir hac merkezi konumuna getirmektedir.

Papa IX Pius, Aziz Albertu Magnus’u 16 Aralık 1931’de aziz ilan etti. Ardından sadece 35 kişiye verilen Kilise Doktoru unvanını kendisine da bahşedildi. Bilim insanları ve filozofların koruyucu azizi olan Albertus Magnus’un aziz günü 15 Kasım olarak kutlanmaktadır. Kilisenin ünlü ziyaretçileri arasında 1980’de Papa II Jean Paul de yer almaktadır.

Köln St Andreas Kilisesi

Markus Lüpertz’in Modern Vitrayları:

2005’ten bu yana Markus Lüpertz’in tasarımlarına  dayanarak bir dizi modern vitray pencere hazırlandı ve St Andreas’a yeni bir parlaklık kazandırıldı. 2005-2010 yılları arasında iki tkansept, Marian ve Maccabee Korusunda 12 pencere oluşturuldu, bu pencereler Mesih’in çilesi, Maccabee şehitleri ve Albertus Magnus’un yaşamı gibi hikayeleri anlatmaktadır.

 

Sanat Eserleri ve Hazineler:

Kilise içinde ziyaretçileri çeşitli ortaçağ sanat eserleri ve kutsal emanetler karşılamaktadır. Bunlar arasında Usta Tilman’ın yaptığı Aziz Kristof heykeli ile, 1475’te Apostolik Nuncio tarafından hediye edilen Tesbih Meryem Ana yer almaktadır. Yüksek sunaktaki geç Gotik Havariler Sandığı ise Niederlahnstein’daki Aziz Yuhanne Kilisesinden getirilmiş olup azizlerin ve piskoposlara ait tempere resimlerini içermektedir.

 

II Dünya Savaşı ve Sonrası:

II Dünya savaşının yıkımına karşın St Andreas, 1947’ye kadar yeterince restore edildi ve Dominikan tarikatının kardeşleri kilisenin pastoral bakımını üstlendi. Sonraki yıllarda kripta kazılarak Dominikan Albertus Magnus için bir mezar şapeli oluşturuldu.

 

ŞEHİRDE GEZİLEBİLECEK DİĞER YERLER

Köln Deutz

DEUTZ

Köln’ün Ren nehrinin sağ yakasındaki eşsiz semti Deutz.

Buranın ilk kurulumu: Roma İmparatoru I. Constantinus tarafından, 310 yılına kadar gitmektedir. O dönemde, burada bir askeri kamp kurulduğu söyleniyor. Kamp ve şehir, bir köprü ile birbirine bağlanmıştır. Ortaçağ döneminde ise, bu bölge, bir öğrenme merkezi haline gelmiştir. Burada, birçok önemli manastır açılmış ve ilahiyatçılar yetişmiştir.
Modern Deutz bölgesi, 1888 yılında kurulmuştur. Burada, günümüzde, özellikle “Luthansa Havayolları Şirketi” nin merkezi bulunuyor.

 

Genel Tanıtım:

Modernlik ve tarihin iç içe geçtiği büyüleyici bir  semttir. İkonik Lanxess Arena, geniş yeşil alanlarıyla nefes kesen manzaralar sunan Rheinpark ve çeşitli yeme-içme mekanlarıyla dikkat çekmektedir. Geleneksel Alman bira salonlarından çağdaş fine dining restoranlarına uzanan geniş bir mutfak yelpazesiyle de tanınmaktadır.

Köln Fuarı (Koelmesse) burada yer almakta, devasa Lanxess Arena bu semtte bulunmaktadır. Dom’a ve Ren nehri ile Hohenzollern Köprüsüne bakış açısından Köln’ün en ünlü ve tanımmış manzarası da Deutz yakasında yakalanmaktadır.

Köln Lanxess Arena

Lanxess Arena:

Konser kapasitesi 20.000, hokey maçları için 18.500 kişilik kapasiteye sahiptir. İnşaat maliyesi 153 milyon euro olan arena, mimar Peter Böhm tarafından tasarlanmış ve 5 Ekim 1998 tarihinde açılmıştır. Arenanın planlanması 1988 yılına dayanmaktadır. Kasım 2012’de 25 milyon ziyaretçi sınırını aşan Lanxess Arena, Köln halkı tarafından belirgin 76 metrelik kemerinden dolayı sevgiyle “Henkelmannchen” (saplı kap) olarak adlandırılmaktadır. Açılış gecesinde efsanevi Luciano Pavarotti bir konser vermiştir.

Köln Triangle

KölnTriangle-Köln üçgeni

Deutz’da yer alan 103 metre yüksekliğinde bir bina ve Köln’ün önemli bir simgesidir. Bina, Köln merkezli Gatermann+Schlossig mimarlık tarafından Dörte Gatermann tarafından tasarlanmış ve 2006 yılında tamamlanmıştır. Aynı zamanda Avrupa Havacılık Güvenlik Ajansının (EASA) genel merkezidir.

Bu cam bina, Ren nehrinin sağ kıyısında Deutz semti üzerinde yükselmektedir. Binanın üç tarafı hafifçe dışa doğru kıvrılmakta ve taban planı bir Reuleaux üçgeni oluşturmaktadır. 29 kattaki platformdan aşağıya baktığınızda Köln’ün ve ötesinin muhteşem manzarasıyla karşılaşırsınız. UNESCO, binanın inşasında Köln Katedralinden dikkati uzaklaştıracağı uyarısında bulunmuş ve o dönemde katedrali tehlike altındaki Dünya Mirası Listesine almıştır.

Köln Messe

Köln Messe-Köln Fuarı:

Deutz istasyonunun hemen karşısında, uluslararası fuarlar, konserler ve etkinliklere her yıl milyonlarca kişiyi çeken Koelnmesse’nin geniş alanı bulunmaktadır. Avrupa’nın en büyük ve en ünlü fuar merkezlerinden biri olma özelliğini korumaktadır.

Köln Rheinboulevard ve Rheinpark

Rheinboulevard ve Rheinpark:

Arkeolojik kalıntıların şık tasarımla bütünleştiği Rheinboulevard, Ren nehrinin doğu yakasında popüler bir buluşma noktasına dönüşmüştür. Geniş basamakları ve nehir kıyısıyla eşsiz bir panoramik Köln manzarası sunmaktadır. Rheinpark ise Ren nehri ve Köln Katedraline nefes kesen manzaralar sunan geniş ve yeşil bir kent vahası olma özelliği taşımaktadır.

Köln Messe/Deutz Tren İstasyonu

Köln Messe/Deuts İstasyonu:

Köln’ün ikinci en önemli ulaşım merkezi olan Deuts istasyonu, yerel ve uzun mesafeli ulaşımı kusursuz biçimde entegre etmektedir. Ana istasyon binası, etkileyici kubbesiyle 1912-1913 yılları arasında inşa edilmiştir. Hohenzollern Köprüsünü geçtiğinizde Köln’ün Eski Şehir ve Katedraline kısa yürüyüş mesafesiyle ulaşmak mümkündür.

 

 

Köln Altstadt ve Fıshmarkt

ALTSTADT VE FISH MARKET

Altstadt-Eski şehir hakkında:

Ren nehrinin batı kıyısında yer alan Altstadt için Köln’ün kalbi denebilir. Orta Çağ’da önemli bir ticaret merkezi olarak gelişerek bu zengin tarihi bugüne kadar taşıyabilmiş nadir bölgelerden biridir. Otantik sokakları, pastel renkli tarihi binaları ve taş döşeli dar yollarıyla adeta zamanda yolculuk yapıyormuş gibi hissedilir. Evet, Altstadt, Köln’ün en sıcak ve karakterli sokaklarını bir arada sunar. Renkli evler ve dar geçitler gezintiyi bir keşif yolculuğuna dönüştürür. Geleneksel birahaneler yerel kültürü tutmak isteyenleri hemen çağırır, küçük meydanlar ise sokak müzisyenleriyle gün boyu canlı kalır.

Köln Fıshmarkt

Fischmarkt-Balık Pazarı Meydanı:

Köln şehrinin kartpostallık görüntülerine hayat veren ikonik yerlerden biri olan Fischmarket, Eski Şehir bölgesinde Ren nehri kıyısında yer almaktadır. Rengarenk cepheli dar evleri ve hemen arkasında yükselen Büyük St Martin kilisesi ile bu küçük meydan, şehirde en çok fotoğraflanan noktalardan biri olma özelliği taşımaktadır.

Köln, II Dünya Savaşı sırasında oldukça hasar alan şehirlerden biri olmasına rağmen, bu bölgedeki evler hasar görmeden kalmış nadir yerlerden biridir. Bu nedenle bu renkli evler mutlaka görülmesi gereken yerler arasındadır.

Tarihte balık pazarı olarak kullanılan bu alan, bugün nostaljik atmosferi ve çevresindeki kafe ve restoranlarıyla birlikte turistik bir cazibe merkezi haline gelmiştir. Özellikle sabah saatlerinde sessiz ve huzurlu olan meydan, gün içinde canlanmakta, akşam saatlerinde ise nehir kıyısında oturmak isteyenlerle dolup taşmaktadır. Yaz aylarında  sokak müzisyenlerine, kış aylarında ise Noel süslemeleriyle farklı bir yüz kazanmaktadır.

 

Alter Markt-Eski Pazar Meydanı:

Arnavut kaldırımlı dar sokakları, dik çatılı tarihi evleri, kafe, restoranlar ve birahaneleriyle Köln’de gezilmesi en keyif veren yerlerin başında gelir. Meydanda oturup Kölsch içmek ve çevredeki tarihi yapıları izlemek şehrin en keyifli anlarından biridir. Eski Şehir Meydanının hemen yanındaki Fishmarkt’ın renkli cepheleri ve arka planda yükselen St Martin Kilisesi, Köln’ün en çok fotoğraflanan manzaraları arasındadır.

 

Almanya Köln

COLOGNE CİTY HALL

Hohe Strabe bölgesinde, İnnenstadt-Rathausplatz bölgeleri arasındadır.
Yapı: Belediye Başkanına ev sahipliği yapmaktadır. Almanya ülkesinin, en eski Belediye binasıdır. Yaklaşık 900 yıllık bir geçmişi belgelenmiştir.
Binada: 14’ncü yüzyıldan kalma bir salon, 15’nci yüzyıldan kalma, gotik bir kule ve 16’ncı yüzyıldan kalma Rönesans tarzı bir sundurma ve revak, 20’nci yüzyıldan kalma: Atrium bulunmaktadır.

Günümüzdeki yapı: 1135 yılında yine aynı yerde yapılan Romanesk tarzda meclis binasının olduğu yerdedir. Yapının içindeki solunun uzunluğu 30 metre, genişliği ise, 9.5 metredir.
Yapının kulesi: 19 Ağustos 1406 tarihinde, gotik tarzda yapılmıştır. 61 metre yüksekliktedir. 5 katlıdır. En altta: esas belgeleri saklamak için, bir mahzen bulunmaktadır. II. Dünya savaşındaki bombalamada, yapı ağır hasar görmüştür. Günümüzde, kule, tamamen restore edilerek yenilenmiştir. Burada, günde 3 kez, çan çalmaktadır.

Köln Overstolzenhaus

OVERSTOLZENHAUS

Köln’ün  en eski yapıları arasında yer almakta olup Almanya’nın günümüze ulaşmış en eski patrisyen evi unvanını Trier’deki Dreikönigenhaus ile paylaşmaktadır. Köln’ün Altstadt-Süd semtinde, Rheingasse 8 numarada, biraz gizli bir konumda bulunmaktadır.

Karakteristik basamaklı alınlıklarıyla öne çıkan bu Romaneks patrisyen evi, yapı-tarih araştırmalarına göre yaklaşık 1230 yılında Blithildis Overstolz tarafından inşa ettirilmiştir. Blithildis (1175-1255) hanedanın kurucusu Gottschalk Overstolz’un kızıydı. Evlendiği şövalye Werner von der Schuren, Blithildis ile evlenerek “Overstolz” soyadını almıştır.

Overstolz ailesi, Orta Çağ Köln’ünün en nüfuslu ve zengin ailelerinden biriydi. Değerli yabancı kumaşlar ticareti yapıyordu.

 

Mimari özellikleri:

Overstolzenhaus, laiksel Romaneks mimarinin muhteşem bir örneğidir. Binanın ilk iki katı konut olarak kullanılırken, üst dört kat mal depolama amacıyla hizmet vermiştir. Yapı, ağır taş işçiliği ve yuvarlak kemerlerle tanımlanan Romaneks üslubunun açık bir temsilcisidir. Ancak büyük pencereleri ve plaka izleme kullanımıyla erken Gotik mimariye dair ipuçları taşımaktadır.

Binanın alın duvarını taçlandıran etkileyici basamaklı çatı alınlığı, cephenin en görkemli unsurudur. Overstolzenhaus, Köln’de günümüze ulaşan tek Romaneks patrisyen evidir ve aynı zamanda Almanya’nın bu türdeki en büyük ve en güzel yapısı olarak kabul edilmektedir.

 

İç mekan ve  duvar resimleri:

Binanın görkemli kabul ve yönetim odaları alt katta yer alıyordu. Birinci katta ise bir şölen salonu vardı. Duvar resimleri, Overstolzenhaus’ta yaşanan görkemli dönemin tanıkları olarak bugün hala görülebilmektedir. Bir odada günümüze ulaşmış bir  Romaneks duvar resmi mevcuttur. Bu  resim, dünyevi içerikli bu  tür eserler arasında nadir örneklerden biridir. Söz konusu resimde şövalye turnuvası sahneleri tasvir edilmiştir.

 

Sonraki dönemler ve bugünkü kullanımı;

Ticaret ailesi Overstolzen tarafından nesiller boyunca depo ve konut olarak kullanılan bina, 1838’de şehir tarafından satın alınıp restore edilmiş, ardından 1843’ten 1932’ye kadar Köln Borsası ve Ticaret Odası olarak hizmet vermiştir. II Dünya savaşı sırasında Köln’ün pek çok ortaçağ yapısı yıkılmıştır. Overstolzenhaus da ağır hasar görmüş, sadece ilk iki katın bir kısmı ayakta kalabilmiştir. Ancak diğer tarihi yapıların aksine bina, 1955 yılında tamamen restore edilmiştir. Köln Medya Sanat Yüksekokulunun kütüphanesi, 2006’dan bu yana Overstolzenhaus’ta bulunmakta olup yaklaşık 60.000 eserden oluşan koleksiyonuyla herkese açık bir okuma kütüphanesi işlevi görmektedir.

 

Köln Farina Parfüm Müzesi

FARİNA PARFÜM MÜZESİ

Köln Belediye binasının hemen karşısındadır.

Farina, 13 Temmuz 1709’da kurulmuş olup dünyanın en eski parfüm fabrikasıdır. 1723’den bu yana Obenmarspforten’deki Farina-Haus’ta faaliyet göstermekte, bu bina heme Eau de Cologne’nin doğduğu yer hem de bugün Köln’ün Koku Müzesi olarak hizmet vermektedir.

1685 yılında Piermonte’nin Santa Maria Maggiore kasabasında doğan Johann Mria Farina, köklü bir İtalyan aromacı aileden gelmektedir. Son derece hassas bir koku alma duyusuna ve aromalar ile özler konusunda mükemmel bilgiye sahipti. 21 yaşında Avrupa’nın önemli ticaret merkezi Köln’e geldi.

Farine, limon, portakal, bergamut, greyfurt, otlar ve çiçeklerden oluşan bu yenilikçi koku karışımıyla hem kendini hem de Köln’ü orijinal Eau de Cologne’nin anavatanı olarak dünyaya tanıttı. Parfümün “yağmur sonrası bir İtalyan bahar sabahı” gibi kokması gerekiyordu. Bill Clinton, Françoise Sagan, Goethe, Kraliçe Victoria, Napolyon, Marlene Dietrich, Voltaire ve Sissi gibi ünlü isimler Eau de Cologne kullanmıştır. Bugün parfüm 8 ve 9 nesil tarafından üretilmeye devam etmektedir.

 

Müzenin tarihi ve binası:

Aralık 2003’te Köln’ün tarihi merkezindeki özgün konumuyla yeniden açılan parfüm müzesi, Farina-Haus’un 3 katına yayılmaktadır. Bina, Roma döneminden kalma bodrumuyla orijinal yapısını korumaktadır. II Dünya Savaşında içi tamamen yansa da dış duvarlar bütünüyle ayakta kalmış ve 1949  sonrasında eksiksiz restore edilmiştir. Farina-Haus, aynı koku, aynı konum ve aynı aile çizgisiyle dünyanın en eski parfüm fabrikası unvanını taşımakta, Farina şirket arşivi ise Alpler’in kuzeyindeki ticaret evi tarihleri arasında en kapsamlı koleksiyon olma özelliğini korumaktadır.

Köln Farina Parfüm Müzesi

Müzede neler var:

Müze ziyaretçilere, Roma döneminden Art Deco’ya ve modern tasarıma uzanan parfüm şişeleri, şirket yazışmaları, aile portreleri, hesap defterleri, firmanın orijinal büro mobilyaları ve tarihi bodrumda kurulu eski sedir ağacı fıçılı imbikhaneden oluşan zengin bir koleksiyon sunmaktadır. Müzede ayrıca parfüm üretiminde kullanılan distilasyon aletleri, üretim belgeleri ve henüz marka koruması olmadığı dönemde yaşanan taklit girişimlerine ilişkin belgeler de sergilenmektedir. Cam kaplarda pazarlama ve parfüm üretiminin tarihsel gelişimi de kapsamlı bir biçimde aktarılmaktadır.

 Rehberli turlar:

Müzede Rokoko dönemi kostümü giymiş bir rehber eşliğinde gerçekleştirilen konaklı turlar sunulmaktadır. Ziyaretçiler parfümün nasıl yapıldığını öğrenir, damıtma odasında koku testleri yapar ve götürülmek üzere kokulu bir hediye alır. Her saat başı düzenli Almanca ve çok dilli turlar yapılmaktadır.

 

Ödül:

25 Kasım 2006’da Johann Maria Farina’nın vefatının 240 yıl dönümünde, Farina-Haus, Cumhurbaşkanı’nın “Almanya-Fikirler Ülkesi” projesi kapsamında “Seçilmiş Mekan” ödülüne layık görülmüştür.

 

 

Viyana Şehir içi ulaşım

Viyana Şehir içi ulaşım

Viyana, toplu taşıma bakımından Avrupa’nın en gelişmiş kentlerinden biridir. Otobüs, metro, tren, tramvay, troleybüs gibi araçlarla örülmüş bu şehirde bir yerden bir yere gidememek diye bir şey neredeyse mümkün değildir. Üstelik araçlar inanılmaz dakik çalışır, bineceğiniz dakikadan ineceğiniz dakikaya kadar her şey bellidir ve sapma olmaz.

Viyana Metro/U-Bahn durağı

1-METRO-U-BAHN

Şehrin bel kemiği olan metro sistemi: U-Bahn adlı metro ağında araçlar 05.00-00.00 saatleri arasında 5 farklı hatta yolcu taşır. Cumartesiyi Pazara bağlayan ve resmi tatil günlerinin gecelerinde de metrolar sabaha kadar çalışır.

5 hat vardır. U1 (kırmızı), U2 (mor), U3 (turuncu), U4 (yeşil), U6 (kahverengi)

Seferler gündüz 2-5 dakika arayla gelir. Viyana metro sisteminde turnike bulunmaz. Ancak bu bilet almanıza gerek olmadığı anlamına gelmez. Denetmenler sık sık kontrol yapar.

Viyana tramvay

2-TRAMWAY-STAFSENBAHN

Tramway sistemi Viyana’nın en eski toplu taşıma araçlarından biridir ve 30’dan fazla hat ile hizmet verir. Şehir içinde sakin şekilde ve etrafı izleyerek seyahat etmek isteyenler tramvayı tercih edebilirler. Keyifli bir tur için 10.00-17.30 saatleri arasında her 30 dakikada bir Schwedenplatz’dan hareket eden The Vienne Ring adlı tramvaya binebilirsiniz.

Tarihi Ringstrasse boyunca geçen tramvay hem ulaşım hem turizm amaçlıdır. Klima ve modern ekranlarla donatılmış yeni nesil vagonlar mevcuttur.

Viyana otobüs

3-OTOBÜS

Gündüz 127 farklı hatta yolcu taşıyan otobüsler, 00.30’dan 05.00’e kadar şehir merkezindeki belirli güzergahlarda hizmet vermeye devam ederler. Geç saatlerde de birkaç gece seferi (Nightline) bulunmaktadır. Metro ve tramvayın ulaşamadığı mahallelere otobüsler hizmet verir.

Viyana bisiklet-Citybike

4-BİSİKLET-CİTYBİKE

Viyana aynı zamanda bisiklet dostu bir şehirdir. Şehir genelinde yaygın bisiklet yolları ve bisiklet park yerleri bulunmaktadır. Citybike sistemi halka bisiklet kiralama hizmeti sunarak bisiklet kullanımını teşvik eder. İlk saat ücretsiz olup daha uzun süreli kullanımlar için makul ücretler uygulanır. Şehir merkezinde bisiklet şeritleri çok gelişmiş olup trafik akışı bisikletçiler için oldukça güvenilirdir.

Viyana S-Bahn

5-S-BAHN (BANLİYO TRENİ)

S-Bahn olarak bilinen banliyö trenleri şehir merkeziyle dış mahalleler ve çevre şehirler arasında ulaşım sağlar. Özellikle uzak mesafeler için hızlı ve konforlu bir seçenektir. Ana hatlardan S7 hattı, Viyana Uluslararası Havaalanına erişim sağlar.

Viyana Taksi

6-TAKSİ

Viyana taksileri güvenilir ve diğer Batı Avrupa şehirleriyle karşılaştırıldığında göreceli uygun fiyatlıdır. Şehrin mükemmel toplu taşıma ağına rağmen gece geç saatlerde, valiz taşıyarak ya da doğrudan ulaşım için taksi çok tercih edilir. Viyana taksileri sarı-siyah “TAXİ” tavan tabelasıyla kolayca tanınır. Plakalar TX harfiyle biter. Ücretler taksimetre ile hesaplanır ve resmi taksiler lisanslı operatörler tarafından işletilir.

Şehir genelinde çeşitli taksi duraklarından taksi tutabilirsiniz. Resmi Viyana taksi durakları, sarı tabelayla işaretlenmiş olup TX harfleriyle belirtilir. Genellikle büyük turistik noktaların ve kalabalık alanların yakınında yer alır. Viyana Havaalanı, Hafburg Sarayı, Schönbrun Sarayı, Viyana Hayvanat Bahçesi ve Belediye Binası çevresinde duraklar mevcuttur. Bazı duraklar araç çağırabilmeniz için telefon bile bulundurmaktadır. Bunların yanı sıra, sokakta el kaldırarak durdurmak mümkündür. Telefon veya uygulama ile önceden taksi istenebilir. Otel resepsiyonları da kolaylıkla taksi organize ederler.

Biraz da fiyatlardan söz edelim. Gündüz açılış ücreti 3.80 eurodur. Gündüz 1.5 km 1.42 euro, sonraki 5-10 km ise 1.20 eurodur. Gece (23.00-06.00) arasında açılış ücreti 4.30 eurodur. Gece ilk 1-5 km 1.62 euro, sonraki km ler 1.18 eurodur. Bekleme dakika başına 0.46 eurodur.

Viyana Schwechat Havalimanından şehir merkezine sabit fiyat 36 eurodur. En fazla 4 yolcu için geçerlidir. Bu fiyat sadece Viyana’daki bir adresten havaalanına yapılacak doğrudan yolculuklar için geçerlidir. Rezervasyon sırasında havaalanına gideceğinizi belirtmeniz şarttır, aksi takdirde dönüş için 13 euro ilave ücret alınır. Havalimanında taksi durakları her terminalin geliş salonunun hemen önündedir. Taksiler sayaçlıdır ancak çoğu sürücü şehir merkezine sabit tarife kabul eder.

Kredi kartı çoğu takside kabul edilir. (önceden sormanızı öneririm) Nakit her zaman güvenli seçenektir. Viyana’da taksi bahşişi genellikle toplam ücretin yüzde 10-13 kadardır. Ancak bahşiş tamamen yolcunun tercihine bırakılmıştır.

Son birkaç not daha:

Büyük gurup için 6-8 kişilik minübüs talep edebilirsiniz. Taksiyi resmi duraktan veya uygulamadan alın, havalimanında kapıda bekleyen gayri resmi araçlardan kaçının. Yoğun saatlerde trafik yavaşlayabilir, bekleme ücreti sayaca yansır. Uber: Viyana’da aktiftir, ancak yasal düzenleme gereği taksi tarifesiyle çalışır. Bolt uygun fiyatlı alternatifdir, şehirde yaygındır. Free Now (mytaxi) Avusturya’da çok popülerdir ve güvenilirdir. Uber eskiye nazaran daha pahalıya gelebilmektedir.

 

7-FİAKER

Bunlar, romantik faytonlar ve genellikle “Hofburg” yakınlarında bulunuyorlar. Sürücüleri: tarihi karakteristik özellik taşıyan kıyafet giyiyorlar. Eski şehir içinde: 20-60 dakika arasında tur düzenliyorlar. Fiyatları da, bu turun süresine bağlı olarak değişiyor. Evet, turistler için, bunlarla yapılan geziler ilginç oluyor.

8-YAYA ULAŞIMI:

Viyana’nın merkezindeki pek çok tarihi ve turistik yere yaya olarak kolayca ulaşılabilir. Geniş kaldırımlar ve yayalara öncelik tanıyan trafik düzenlemeleri yaya ulaşımını güvenli ve konforlu hale getirir. Graben ve Kartner Strasse gibi ana alışveriş caddeleri tamamen trafiğe kapalıdır.

 

BİLET VE FİYAT BİLGİLERİ:

Viyana’da toplu taşıma sistemi entegre bir yapıya sahiptir. Yani metro, tramvay, otobüs ve S-Bahn için tek bir bilet yeterlidir. Yeni fiyatlara göre tek bilet 3.2 Euro (dijitalde 3 euro), 24 saatlik bilet 10.2 euro (dijitalde 9.7 euro), 7 günlük bilet ise 28.9 euro (dijitalde 25.2 euro) dur. Yıllık kart ise 467 eurodur.

15 yaş altı çocuklar ücretsizdir. Biletsiz binenin cezası 105 eurodur. Eğer kontrolöre pasaportunuzu göstermezseniz sizi karakolu götürme yetkisine sahiptir.

 

ARAÇLA ŞEHİR İÇİ TRAFİK:

Hani olur da şehirde araç kiralarsanız, Viyana’da araçla dolaşmak tavsiye edilmez. Çünkü şehir merkezi büyük ölçüde trafie kapalıdır veya kısıtlıdır. Park yeri bulmak son derece zor ve pahalıdır. Viyana Belediyesi park ücretlerinde ciddi artışlara gitmiştir. Toplu taşıma o kadar gelişmiştir ki, araç kullanmak zaman kaybettirir.

 

HAVA LİMANINDAN ŞEHRE ULAŞIM

Havalimanı ile şehir merkezi (Wien Mitte istasyonu) arasındaki en hızlı ve en rahat yol CAT (City Airport Train) olup 16 dakika sürer. Bilet fiyatları tek yön 14.90 euro, gidiş-dönüş 24.90 eurodur. Trende wifi ve priz mevcuttur. Ayrıca Viyana Airport Lines’ın her yarım saatte bir Westbahnhof, Hauptbahnhof ve Morzinplatz (Schwedenplatz) arasında otobüs seferleri bulunmaktadır.

 

SONUÇ:

Wiener Linien uygulamasını indirin, gerçek zamanlı sefer bilgisi ve rota planlaması için çok kullanışlıdır. Digital bilet alın, hem 20-30 cent daha ucuzdur hem de pratiktir. Gece yarısından sonra Nightline otobüsleri düzenli çalışır. Bisiklet yolları çok iyidir. Kısa mesafeler için Citybike idealdir. Şehir merkezi küçük olduğundan yürüyerek de çok şey görülebilir. Biletleri doğrulatmayı (validate) unutmayın, ceza çok ağırdır.

 

 

Sicilya Güneybatı bölümü

Sicilya Güneybatı bölümü

Sicilya adasının güneybatı bölümünde: tarihi ve turistik özellikler taşıyan şehir ve kasabalar hakkındaki ayrıntılı bilgileri, bu bölümde bulabilirsiniz. Bu bölümde: sizlere anlatacağım şehir ve kasabalar ise şunlardır:

a. Agrigento
b. Sciacca
c. Piazza Armerina
d. Enna

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento

AGRİGENTO

Şehir: iki yanında nehir ile deniz manzaralı bir plato üzerinde yerleşmiştir. Şehir ile Palermo arasındaki uzaklık 140 km. ve Catania arasındaki uzaklık ise, 200 km. dir. Palermo ve Catania şehirlerinden buraya ulaşmayı düşünürseniz, tren kullanabilirsiniz.

Agrigento şehrinde tren istasyonu, şehir merkezinde “Piazza Marconi” meydanındadır. Buradan, tarihi merkeze kısa bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz.

Agrigento şehrinde bir şeyler yemek isterseniz: uygun birkaç restoran bulunuyor. Bu restoranlarda: makarna ve balık yemekleri bulabilirsiniz.

Evet: burası, antik dönemde, Akdeniz bölgesinde dünyanın en büyük şehirlerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Bu özelliği nedeniyle, turistleri çeker ve UNESCO tarafından korumaya alınmıştır.

Buradaki ilk yerleşimciler

MÖ.580 yıllarında buraya gelen, Yunan kolonistlerdir ve bunlar “Gela” olarak bilinirler ve ilk kurulan şehrin ismi “Akragas” tır.

Akragas şehri: kolonistler döneminde hızla büyümüş ve zenginleşmiştir. Birinci Pön savaşı sırasında: Romalılar şehri kuşatırlar ve MÖ.262 yılında, şehri ele geçirirler. İkinci Pön savaşında ise, Romalılar ve Kartacalılar, şehri ele geçirmek için büyük mücadele verirler.

Sonuçta, Romalılar şehri ele geçirirler. Roma imparatorluğunun çöküşünün ardından ise, bölge, Bizans imparatorluğuna geçer. Bu dönemde şehir sakinleri, büyük ölçüde kentin alt kısımlarını terk ederek, akropol tepesinin üstüne yerleşirler.

Çünkü: Arapların baskıları, kıyı bölgelerinde iyice hissedilmeye başlanmıştır. Takip eden dönemde, bölgede Arap egemenliği görülür ve şehrin ismi “Girgenti” olarak değiştirilir. Bu isim: 1927 yılına kadar devam eder ve aynı yıl, şehrin isminin Latince olmasına karar verilerek, Arap döneminde verilen isim değiştirilir.

Evet

Şehir zengin arkeolojik özellikleri nedeniyle, ada ziyaretçileri tarafından ilgi görmektedir. Özellikle: antik Akragas kenti: büyük bir alanda yayılmıştır ve hala kazılmamış birçok bölgesi bulunmaktadır. “Vale dei Templi” denilen “Tapınaklar Vadisi” büyük ilgi çekmektedir.

Çünkü: bu vadide, 7 tane anıtsal Yunan tapınağı bulunmaktadır. Burası: Yunan toprakları dışında, en iyi korunmuş antik dönem Yunan yapılarını barındırmaktadır. Zaten bunlar UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası” listesine dahil edilerek koruma altına alınmışlardır.

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento

GEZİLECEK YERLER

Luigi Pirandello’nun Doğduğu Ev

Agrigento şehrinde, antik kalıntılar haricinde, gezilebilecek bir yer olarak burası bulunuyor. İlginizi çekerse gidip görebilirsiniz.

Bu şahıs: Nobel Ödüllü Sicilyalı bir romancı, kısa öykü yazarı ve oyun yazarıdır. Kendisinin doğduğu bu ev, şehir merkezine 4 km. uzaklıktadır. Yapı: 18’nci yüzyıl yapımıdır. Yapının odalarında: ünlü yazarın fotoğrafları, yorum ve eserlerinin imzalı örnekleri ve oyunlarının posterleri bulunmaktadır. Ayrıca, geçici sergiler düzenlenmektedir.

Evet, yazarın vasiyeti üzerine, öldükten sonra cesedi yakılmış ve külleri: bir taş içine yerleştirilerek, evin arka bölümünde, sağ yandaki yolun sonunda, bir anıt içine yerleştirilmiştir.
Müzeye giriş ücretlidir, ücret 4 Euro’dur.

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento Antik Akragas Kenti Kalıntıları

Antik Akragas Kenti kalıntıları-Arkeolojik Park

Buraya giriş ücretlidir, arkeolojik park ve müze ziyareti için kombine bilet alabilirsiniz, ücreti 10 Euro’dur.

Antik şehrin kalıntıları arasında, Helenistik ve Roma dönemi birçok kalıntı bulunmaktadır. Bu kalıntıların bir bölümünden: Demeter Tapınağı yakınlarındaki kutsal mağaranın yanında “San Biagio kilisesi” inşa edilmiştir.

Biraz önce de belirttiğim gibi, bu büyük şehir kalıntısında, kazı çalışmaları hala sürdürülmektedir. Bugüne kadar Nekropol ve taş ocakları bölümleri ortaya çıkarılmıştır.

Günümüzde burada görülenler: birkaç bina kalıntısı, 14’ncü yüzyıl katedrali, 13’ncü yüzyıl Santa Maria dei Greci kilisesi bulunur. Ayrıca: bir de arkeoloji müzesi vardır.

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento Vale dei Temple

Vale dei Temple-Agrigento Tapınakları

Modern şehir merkezinin güneyinde, Agrigentumlu şehrini savunmak için, sırt boyunca ve akarsu boyunca kalker tüf sur duvarları yapılmıştır. Bunların içinde ise, MÖ.5’nci yüzyılda yapıldığı düşünülen Dor tarzı tapınaklar bulunur.

Evet, şehir merkezinden aşağıdaki vadiye doğru yürürseniz, büyük bir tapınak bulunan bu bölgeye ulaşırsınız. Buradaki tapınak büyük ve iyi durumdadır. Burası, birkaç yıl önce UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Burada: 7 tane tapınak bulunuyor. Bunlar: Yunan toprakları dışında, antik Yunan dönemine ait en iyi korunarak günümüze ulaşmış Yunan mimari eserleridir.

Tapınaklar: Hera, Concordia, Herakles, Zeus, Castor, Pollux tapınaklarıdır. Bunlar: MÖ.510-430 yılları arasında inşa edilmişlerdir.

Bunlardan en iyi korunarak günümüze ulaşanlar ise

Juno Lacinia ve Concordia’dır. Concordia tapınağı, MÖ.597 yıllarında, erken Hıristiyanlık döneminde, kilise olarak kullanılmıştır. Çünkü: tapınağın bulunduğu alandaki kayalıklarda, erken Hıristiyanlar zamanında kullanılan konutlar ve mezarlar bulunmuştur.

Bölgedeki diğer tapınaklar: depremler sonucunda devrilerek hasar görmüşlerdir. MÖ.480 yılında, Himera savaşının ardından, Zeus adına yapılan “Temple of Olympian” tapınağı nispeten daha sağlamdır.

Bu tapınak, günümüze kadar inşa edilen en büyük Dor tapınağı olarak bilinir. Ancak tamamlanamamıştır, çünkü MÖ.406 yılındaki Kartaca işgalinin ardından, bölge terk edilmiştir.

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento
Gelelim tapınaklar hakkında, birkaç kelime ile bilgi vermeye
Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento Regionale Museum
Regionale Museum

Müzenin girişinde bir kilise var. Daha sonra toplantı salonu ve müzenin birinci kısmına geçiliyor. Birinci kısımda: özellikle aslan başlı başta olmak üzere güzel bir vazo serisi bulunuyor.

Alt katta ise, sikke koleksiyonu görülüyor. Daha sonraki dev odada ise, ağlayan anne figürü görülen bir çocuk mezarı var. Ayrıca: Roma mozaikleri de bulunuyor. Giriş ücretlidir, 6 Euro.

Heracles Tapınağı
Heracles Tapınağı-TEMPLE OF HERACLES

Valle dei Templi (Tapınaklar Vadisi) arkeolojik alanı içindedir.

Yapı stili Arkaik Dor düzenindedir. Tapınağın ne zaman inşa edildiği kesin olarak bilinmemekle birlikte, genellikle 6’ncı yüzyıl sonları olarak kabul edilir. Tapınağın Herakles’e adanmış olarak anılması, modern dönemin bir tespiti olup, bu atama başta Roma dönem yazarlarından Cicero’nun In Verrem adlı eserindeki ifadeye dayanır. Tapınağın agora yakınında ve içinde ünlü Herakles heykeli olduğu söylenir.

Sütun düzenine gelince:

Ön cephesinde 6 sütun, uzun kenarında 15 sütun olacak şekilde planlandığı düşünülür. Günümüzde ayakta kalan sütun sayısı 8 dir. Bazı sütunlar 1924 yılında yeniden monte edilmiştir. Özellikle akşam saatlerindeki karanlıkta ışıklandırılan sütunlar güzel bir görüntü oluşturmaktadır.

Temel yapısı, üç basamaklı bir crepidoma üzerinde kuruludur. Tapınağın çatı sistemi, yağmur suyu yönlendirmesi için aslan başı figürlü oluklar ile süslenmiştir. Yapıdaki bazı mimari yenilikler, cella içinde çatıya çıkan basamakların oyulması, köşe sütunların daraltılması gibi detaylar, tapınağın mimari açıdan özgün yönlerini gösterir. Tapınağın bazı dönemlerde bir yangın geçirdiğine dair izler bulunmaktadır. Roma dönemi müdahaleleri, tapınağa üç küçük oda eklenmiş ve bunlardan birinde Asklepion heykeli barınmış olabilir.

Bu tapınak, kutsal alandaki en eski tapınak olarak dikkat çeker. Otopark alanından sonraki ilk tapınaktır.

Hera Lacinia Tapınağı

Tapınağın: MÖ.450 yıllarında, Lacinius tarafından yaptırıldığı söylenmektedir. Tapınak: geleneksel evlilik ve doğumların koruyucusu “Hera” isimli tanrıçaya ithaf edilmiştir.
Tapınak: uçurumun tepesinde, kutsal bölgenin doğu ucundadır. Yapının 13 yan sütunu: 38 ile 17 metre arasındadır. Sütunlar: 1900’lü yıllarda yeniden inşa edilmiştir.
Tapınağın sunağı: doğudadır ve iyi durumda olarak günümüze ulaşmıştır. Tapınak: MÖ.406 yılında, Carthaginians tarafından yakılmıştır.

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento Agrigentumlu Olympieion
Agrigentumlu Olympieion-Tempio di Zeus Olimpio

Bu tapınak, günümüze kadar inşa edilen en büyük “Dor” stili tapınak olması nedeniyle önem taşımaktadır, ancak asla tamamlanamamıştır. Olympieion: Kartacalı, binlerce esir tarafından, MÖ.480 yılında dikilmiştir. Yapının genişliği 56.30 metre, uzunluğu ise, 113.50 metredir. Zeus onuruna dikilen tapınağın: Himera savaşında, Kartacalılara karşı kazanılan zaferin anısına dikildiği düşünülür. Evet yapıldığı dönemde, dünyanın en büyük Yunan tapınağı olarak önem kazanmaktadır.
Dev erkek Atlantes heykeli:

8 metre yüksekliğindedir ve tapınağın ortasında yatan bu heykellerden birini görebilirsiniz.

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento Concord Temple
Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento Concord Temple
Concord Temple

Bu tapınak: MÖ.430 yılında inşa edilmiştir. Yunan mimarisinin en iyi korunarak günümüze ulaşmış yapılarından birisidir. Mükemmel bir denge ve uyum ile klasik tarzı göstermektedir. Yapının 13 tane sütunu bulunur. Bunların boyutları: 39.42 metre ile, 16.92 metre arasında değişir. Tapınak: MS. 597 yılında kiliseye çevrilmiştir ve bu nedenle birkaç değişikliğe uğramıştır. Ama, kilise olarak kullanılması nedeniyle, sağlam kalarak yani korunarak günümüze ulaşmıştır. Tepede bulunan tapınaktan, aşağıdaki vadinin güzel bir görüntüsü izlenebiliyor.

Sicilya Güneybatı bölümü Sciacca

SCİACCA

Burası: Agrigento şehrinin güneybatısındadır ve Akdeniz’in muhteşem güzel manzarasıyla dikkat çekmektedir. Bunun dışında: Sciacca denilince “karnaval”, “balıkçılık” ve “kaplıcalar” akla gelir.

Şehrin nüfusu, 40.000 kişidir. Agrigento ve Selinunte gibi yerlerdeki antik Yunan tapınaklarını ziyaret ederken, burası güzel bir mola yeri olarak önem kazanmaktadır.

Burası tam bir balıkçılık limanıdır. Liman oldukça geniş ve fonksiyoneldir ve 500 civarında tekne, buraya yanaşır. Liman bölgesinde bulunan deniz ürünleri, tazelikleri ve çeşitlilikleriyle dikkat çeker.

Şehir merkezinden biraz söz etmek istiyorum. Şehir merkezinde: panaromik Akdeniz manzarası seyredebileceğiniz başlıca yer “Piazza Scandaliato” meydanıdır. Bu meydanın bir tarafı balıkçı limanıdır ve aşağıda deniz manzarası görülür. Meydandaki yüksek destekli banklara oturup, hem manzarayı izlemek, hem de gelip geçenleri seyretmek mümkündür. Bu meydanda, bir de “Turizm Ofisi” bulunuyor. Şehir gezinize başlamadan önce, bu ofisten, şehir haritası ve çeşitli broşürler alabilirsiniz.

Evet: şehir merkezinde

Tepenin üzerinde, belirgin bir yüksek noktada “St Michael” isimli, şehrin azizine adanmış büyük bir kilise bulunuyor. Burada yokuş aşağı bulunan ve 14’ncü yüzyıl yapımı “Sciacca kalesi-Castello Luna”: özellikle yaz aylarında çeşitli etkinliklerde, konserlerde kullanılır. Yine yokuş aşağıya inerken, 14’ncü yüzyıl yapımı Norman şapeli “Chiesa di San Nicolo” görülür.
Kasabanın katedrali ise Vittorio Emanuele isimli kapalı bir meydandadır. Katedralin zarif bir 17’nci yüzyıl yapımı cephesi ilgi çekmektedir. Yine burada şehrin en ilginç yapılarından olan ve çivili duvarlarıyla ilgi çeken “Palazzo Steripinto” bulunmaktadır.
Kasabanın güzel eski t aş geçitleri, büyük ölçüde bozulmadan günümüze kadar gelebilmiştir.

Başlangıç için son bir not: Sciacca şehri: ülkemizdeki: Kırşehir ve Bursa-Mustafakemalpaşa ile kardeş şehirdir.

Kasaba: MÖ.5’nci yüzyılda “Thermae” tarafından kurulmuştur. Takip eden dönemde, çevredeki insanlar, termal spa için buraya gelirler. Çünkü: şehrin arkasındaki “San Calogera” dağından kükürtlü-termal sular çıkmaktadır. Romalılar döneminde de buranın termal su kullanımına yönelik özellikleri devam eder. Ünlü coğrafyacı gezgin yazar Strabon: buranın termal sularından söz etmektedir. Romalılar şehre “Thermae Selinuntinas” ismini verirler.
840 yılında, şehir Araplar tarafından ele geçirilir ve ismi “Ash-Shaqquh” olarak değiştirilir ve ekonomik büyüme başlar.

Romalılar tarafından inşa edilen liman restore edilir.

Sicilya’nın tahılları, Kuzey Afrika’ya buradan ihraç edilir.
1101 yılına gelindiğinde, şehre Kont Roger I hakim olur. Bu dönemde, şehirdeki camiler kiliseye dönüştürülür ve yeni kiliseler yapılır. Bu dönem: şehirdeki Norman Perollo ve Katalan Lunas aileleri arasındaki kanlı çatışmalar ile sonuçlanır.
1268 yılına gelindiğinde yörenin Sicilya Kralı Vespers tarafından kuşatılarak teslim alındığı görülür. Sonraki yüzyıllarda ise, şehir, Normanlar tarafından ele geçirilir ve yönetilir. 1647 yılında, şehir halkı, İspanyol işgalcilere karşı yaptıkları direnişle gündeme gelirler.

Sicilya Güneybatı bölümü Sciacca

Evet: burayı ziyaret ederseniz, yazının en başında söz ettiğim gibi, balık başta olmak üzere, deniz ürünlerini tatmalısınız. Balık burada uzmanlık alanıdır. Günlük avlanan balıklar, balıkçı limanı karşısındaki “La Lampara” denilen yere getirilir ve herhangi bir dondurma işlemine tabi tutulmadan doğruca müşterilere servis edilirler. Burada bir restorana giderek: önce “yeşillikler arasında karides” sonra “fileto di spatula, lezzetli ve ince yerel beyaz balık sote” yemenizi öneririm. Bunların yanında, birçok meze türü de bulunuyor. Meze türleri arasında dikkat çekenler: risotto, zeytin, minik domatesler, limonlu sosla hazırlanan istiridye, spagetti olabilir. Peki, hangi restoran derseniz: “Hostaria del Vicolo” olabilir. Deniz manzaralı ve daha rahat bir akşam yemeği için ise “Piazza di Scandaliato” bölgesindeki “Miramare” düşünülebilir.

Alışveriş derseniz

Buranın seramikleri çok meşhurdur. Şehirdeki, seramik atölyelerinde: seramik üretimini görebilir ve beğendiklerinizi satın alabilirsiniz. Özellikle: sarı, yeşil ve mavi renklerdeki vazolar, tabaklar, bardak ve şamdanlar ilgi çekmektedir. Corso Vittorio Emanuelle bölgesinde seramik ürünlerinin satıldığı yerleri görebilirsiniz.

Sicilya Güneybatı bölümü Sciacca Karnaval

Festivaller ve Karnaval

Giriş için son bir not: yazının en başında söz ettiğim gibi, buranın “festivali” meşhurdur. Her yıl “2 ŞUBAT” ve “15 AĞUSTOS” tarihlerinde: yılda iki kez “Madonna” günü kutlamaları yapılır. Bu kutlamalar, Sicilya’nın en iyi karnavalı olarak seçilmiştir. “Mardi Gras” geçidi tam bir karnaval havasında gerçekleştirilir ve Sciaca insanları, bu geçitlerde, müzik ve dans ederek seyredenlere keyifli anlar ve görsel güzellik yaşatırlar. Bu karnaval geçitlerinde, Madonna’nın ağır bir heykeli de taşınır. Karnavalın esas yapılma amacı “veba” dan kurtulmanın anısınadır.
Evet, 1626 yılından bu yana süregelen bu karnavalın tarihine denk gelmenizi umarım. Karnaval zamanı, yüzlerce turist, şehrin sokaklarında dolaşır ve büyük ve değişik figürlerin oluşturduğu renkli alaya tanıklık ederler.

Sicilya Güneybatı bölümü Sciacca

GEZİLECEK YERLER

Sicilya Güneybatı bölümü Sciacca Maria Katedrali
Maria Katedrali

12’nci yüzyılda yapılan yapı, 1685 yılında yenilenmiştir.

San Michele Kilisesi

13’ncü yüzyılın ilk yarısında yapılan kilise, 17’nci yüzyılda yenilenmiştir.

Sicilya Güneybatı bölümü Sciacca Terme Di Sciacca
Terme Di Sciacca

Burası, şehrin termal hamamıdır ve burada geniş bir ürün yelpazesi bulunmaktadır ve bu yüzden İtalyan kamu sağlık sisteminin bir parçası olarak kullanılmaktadır.
Giriş ücretlidir ve ücret 23 Euro’dur. Burada: vasküler sinüs rahatsızlıkları ve diğer birçok rahatsızlık için tedavi edici özellikleri bulunduğu, kükürtlü termal sular bulunuyor. Ancak: kükürdün çürük yumurta kokusu, çoğu ziyaretçiyi rahatsız ediyor, buna tahammül edebilecekseniz girmenizi öneririm ki, giriş ücreti de yüksektir. Öte yandan: buraya gitmenin anlamı bu termal kaplıcalardır, yani kaplıcaları kullanmayacaksanız, buraya gitmenize gerek kalmıyor.
Kaplıca deyince, şehrin bir özelliği daha var. Şehrin üst bölümündeki kayalık bölgede: çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan buharlı “Grottoes, Mount Kronio” gibi mağaralar bulunduğu söyleniyor.

Stabilimento Termale dele Terme Via

Bu kaplıca merkezi de şehir merkezine yakındır.

Piscine Molinelli

Bu kaplıca bölgesi, şehir merkezi dışındadır. Burada: bir termal yüzme havuzu bulunmaktadır.

Monte San Calogero-Stufe di San Calogero

Burası: yukarıda kısaca sözünü ettiğim buhar mağaralarıdır. Mağaralar: tepenin yamaçlarında doğal mağaralardır. Bu mağaralardaki buhar, tedavi amaçla olarak kullanılmaktadır.

Castello Incantato-Tılsımlı Kale

Buraya ulaşmak için, kasabanın doğusundaki yerel otobüsleri kullanabilirsiniz.
Şehir çevresindeki bu ilginç turistik yer, çeşitli sanat eserleriyle dolu bir bahçedir. Bahçenin yaratıcısı Filippo Bentivegna (1888-1967) dır. Bu kişi: 20’nci yüzyılın başlarında Amerika’ya göç eder ve yaşadığı çeşitli aksilik ve aksaklıklardan sonra Sicilya’ya geri dönerek, Sciacca dışında bu bahçede, tuhaf heykel kafaları ve bir şekilde düşmanı temsil ettiği düşünülen rakamlar ile kendi dünyasını yaratır. Bahçe halkın ziyaretine açıktır, ancak giriş ücretlidir. Burayı ziyaret ederseniz: ilginç ve tuhaf heykel başları ve ev içinde bulunan resimleri görebilirsiniz.

Sicilya Güneybatı bölümü Piazza Armerina

PİAZZA ARMERİNA

Şehir: Sicilya adasında, Enna özerk bölgesindedir. Deniz seviyesinden, 721 metre yüksekliktedir. Sicilya adasının en çok uğranılan turistik yerlerinden birisidir. Ama çoğu insan, buraya şehri değil, ünlü “Villa Romana del Casale” mozaiklerini görmeye gelirler.

Şehir: tarihi süreç içinde, çok önceki dönemlerde iskan edilmiştir. Özellikle: Roma döneminde, Roma aristokrasisi burada yaşamıştır. Bu nedenle: burada yine aynı döneme ait muhteşem konutların bulunduğu tahmin edilmektedir ki, bunlardan günümüze kadar kalan “Villa Romana del Casale” dir.

Elbette sırf bu villa değil.

Şehirde, Ortaçağ döneminden kalma, önemli mimari yapılar bulunmaktadır ki, bunlar çok iyi korunarak günümüze kalmıştır. Bunun sonucunda, her yıl, şehre yaklaşık 600.000 turist gelmektedir.

Hatta: Ağustos ayının 12-13-14 günlerinde burayı ziyaret ederseniz, burada yapılan “Palio dei Normanni” yani “Şövalye mücadeleleri ve binicilik” gösterilerini/etkinliklerini izleyebilirsiniz. Bu etkinliklerde, 1060 yılında Normanların bölgeyi Araplardan ele geçirişi çeşitli gösterilerle canlandırılır.

Sicilya Güneybatı bölümü Piazza Armerina Duomo

Duomo-Katedral

Via Cavour tepesinde bulunan katedral: 15’ncı yüzyıldan kalan eski bir kilise üzerine, 17-18’nci yüzyıllarda yapılmıştır. Kubbe: 1768 yılında tamamlanmıştır. Yanının içi, çoğunlukla beyaz ve mavi renklidir.

Sicilya Güneybatı bölümü Piazza Armerina Villa Romana del Casele
Sicilya Güneybatı bölümü Piazza Armerina Villa Romana del Casele

Villa Romana del Casele

Şehir merkezinin yaklaşık 5 km. güneybatısındadır.

Hadrianus’un Tivoli’deki villasını çağrıştıran geniş bir kır villasıdır.

Yapının: MS.330-360 yılları arasında yapıldığı bilinmektedir.

Evet: burası, muhteşem güzel ve zengin Roma mozaikleri nedeniyle, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesine” dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Aslında, villa 4’ncü yüzyılda yapıldıktan sonra, 12’nci yüzyılda heyelan sonucu toprak altında kalır ve 19’ncu yüzyılda yeniden keşfedilir ve 20’nci yüzyılda gün ışığına çıkarılır.

Yapılan arkeolojik çalışmalara göre: villanın yalnızca ikametgah olarak kullanılmadığı, çeşitli amaçlara hizmet ettiği anlaşılmıştır.

Özellikle, bazı odaların resmi amaçlarının olduğu düşünülmektedir.

Sahibinin Kuzey Afrika ile ticaret yapan seçkin ve zengin bir tüccar olduğu düşünülüyor.

Hatta, bölgenin valisi olduğu da söyleniyor.

Son bir varsayım: buranın İmparator Maximian’ın bir emeklilik evi olduğu hakkındadır.

Ancak, villanın sahibinin Afrika ile bağlantılarının olduğu kesindir.

Bu durum: uzun koridordaki egzotik hayvan yakalama ve taşıma mozaik resminden anlaşılmaktadır.

Aslında toplamda yaklaşık 3000 metre karelik alan kaplayan zemin, çok sayıdaki mozaikleriyle ünlüdür. Bunlardaki tasvirler arasında at arabalarının, flamingoların ve güvercinlerin çektiği ve erkek çocukların taşıdığı komik bir araba yarışı da vardır.

Bu tarz, antikçağ sonlarına aittir ve bu dönemin sanatının mükemmel bir örneğidir. Böyle yer mozaikleri başka yerlerde de döşenmeye devam edecektir ki bunun 6’ncı yüzyıldan başka örneklerinden biri, Konstantinopolis’teki Büyük Saraydır.

Villanın girişinde, su boruları kalıntıları vardır.

Ayrıca: bu villanın altında, yapılan kazılarda MÖ.100-200 yıllarına tarihlenen bir köy kalıntısının bulunduğu da söyleniyor.

Bu saray, Hadrianus’un villasından daha sıkışık bir düzende yerleştirilmiş bir dizi pavyondan meydana gelir.

Muhteşem büyüklükteki villa: 4 ana bölümden ve 40 odadan oluşmaktadır.

Bunlar

a. Termal hamamlar
b. Bazilika yani kamu salonu
c. Oturma alanı, sahibinin özel odaları, yemek alanı, avlu
d. Misafir odaları

Villada bulunan mozaiklerin en büyük özellikleri: bikinili kızların mozaikleridir. Bunlarda: genç kadınların: bazı sporlar yaptıkları (disk atma, koşu, top oyunları gibi) görülür. Kızlardan birinin elinde “palmiye yaprakları” vardır.

Evet: burası, yaz döneminde günlük 2000 kişi tarafından ziyaret ediliyor, sabahın erken saatlerinde gitmenizi öneririm.

Villayı ziyaret ettiğinizde görebilecekleriniz şunlardır: özgün banyolar ve mozaikler. Ayrıca: orta avlu, taht odası ve spor salonu var. Mozaikler arasında ise, biraz önce söylediğim 10 bikinili kızların haricinde: muhteşem hayvan av sahneleri, ziyafet salonu sahneleri.

Sonuç olarak, inanılır gibi değil, mozaikler sanki bir halı gibi işlenmiş, bir zamanlar insanların bunların üzerine basarak yürüdüklerinde ne tür bir keyif aldıklarını belli, günümüzde Sicilyalılar mozaiklerin üzerini camlarla kapatmışlar, mozaiklerin yanında veya üstündeki platformlarda yürüyerek ilerliyorsunuz ve bu muhteşem güzellikleri izliyorsunuz. Sicilya adasına gidenler, sakın buraya gitmeyi ihmal etmeyin, mutlaka gidin görün, gözlerinize inanamayacağınız güzellikler sizi bekliyor. Hani: Hatay şehrindeki Mozaik Müzesindeki mozaikler de güzel ama inanın bunlar bir başka garip güzellikteler, bunları gördüğümdeki şaşkınlığımı unutamıyorum.

Sicilya Güneybatı bölümü Enna

ENNA

Enna şehri: deniz seviyesinden 931 metre yüksektedir. Coğrafi olarak, burası Sicilya adasının kalbidir. Şehir: bir kayalık üzerinde, Dittaino vadisine bakan bir plato üzerindedir.

Antik dönemlerde burada kurulan yerleşim yeri: sarp kayalıklarla kuşatılmış olduğundan, tamamen olmasa da ulaşılmaz bir konuma sahip olmuştur. Yani, devasa bir tepenin zirvesindedir. Dünyanın en önemli doğal kalesi olduğu bile söylenmektedir.

Şehrin tarihi geçmişi incelendiğinde: I. Pön savaşında, Kartacalılar ile Romalılar arasında sürekli el değiştirdiği görülür. II. Pön savaşı sırasında: MÖ.214 yılında, Enna şehri korkunç bir katliama sahne olur. Sicilya şehirleri, Kartacalıların saldırılarına karşı alarmda iken; Enna valisi, şehir halkını tiyatroda toplar. Bu sırada, Romalı askerler, şehir halkının ihanet etmesini önlemek için, ayırım yapmadan hepsini kılıçtan geçirirler. Evet, tarihsel Enna şehri: Araplardan bu yana, bir tarım merkezi olarak önem kazanmıştır. Zaten bölge insanı, günümüzde de, tahıl üretimi yapmaktadır.

İtalya’da en iyi makarnayı, Enna şehrinde yiyebilirsiniz.

Turizm: evet Enna şehrinin turistik özellikleri nedir derseniz: burada, çok sayıda tarihi bina görebilirsiniz. Ama en önemli örnek: “Castello di Lombardia” isimli kaledir. Kale: özgün mimarisiyle, şehrin ve çevrenin büyük bölümüne hakim yapısıyla etkileyicidir.

Sicilya Güneybatı bölümü Enna

GEZİLECEK YERLER

Sicilya Güneybatı bölümü Enna Duomo

Duomo-Katedral

Burası, 1307 yılında Frederick III karısı kraliçe Eleonora tarafından inşa edilmiştir. Sicilya dini mimarisinin en güzel örneklerinden birisidir. Ancak: 1446 yılındaki yangında zarar görür ve sonra yenilenir. Barok cephe, sarı tüf taşı ile örülmüştür. Alçı dekorasyon, 16 ve 17’nci yüzyıllardan kalmadır. Minber tabanında, önceki yapının kalıntıları görülmektedir.
Katedralin hazinesinde: değerli süs eşyaları, elmaslı bir altın taç, Bizans ikonları, antik sikkeler ve diğer bazı değerli objeler bulunur.

Sicilya Güneybatı bölümü Enna Museo Alessi

Museo Alessi-Arkeoloji Müzesi

Piazza Mazzini meydanında, Palazzo Varisano isimli bir binada bulunan ve 1862 yılında kurulan müzede: Bakır çağından, MS.6’ncı yüzyıla kadar olan döneme ait objeler sergilenmektedir. Giriş ücretlidir, ücret 2 Euro’dur.

Calascibetta

Burası, bir tepenin kenarında, kayalara sokulmuş bir amfi tiyatrodur. Şehir merkezinin birkaç kilometre kuzeyindedir. 1087 yılında tiyatro: Kont Roger tarafından güçlendirilmiştir ve günümüzde burada dolaşırsanız, Arap ve Ortaçağ etkilerini hissedebilirsiniz.

Sicilya Güneybatı bölümü Enna Torre di Federico

Torre di Federico

Enna şehrinde görmenizi önereceğim bir diğer yer, burasıdır. Şehirde bir zamanlar birçok kule olmasına rağmen, daha sonra bunların çoğu kaybolmuş ya da kiliselere çan kulesi yapılmıştır.
Burası: Frederick II zamanında yapılmış, 24 metre yüksekliğinde, sekizgen bir kuledir. Şehrin “Puglia” isimli parkında, Castel del Monte’nin parçası olarak bulunmaktadır. Kulenin avlusunda: ortaçağdan kalan bir merdiven bulunmaktadır.

Pergusa Gölü

Şehir merkezinin 9 km. güneyinde bulunan bu göl, Sicilya adasının tek doğal gölüdür. Gölün, şaşırtıcı mitolojik önemi vardır. Ancak, günümüzde göl çevresinde, yarış pisti bulunmaktadır. Şehir dışında, su kıyısında kumlu sahillerde dinlenmek isterseniz, buraya gidebilirsiniz.

Sicilya Güneybatı bölümü Enna Castello di Lombardia

Castello di Lombardia-Kale

Kalenin dik yolu, tırmanarak kaleye ulaşır. Kale: Enna şehrine bakan bir tepenin üzerindedir. Yani: Enna şehrinin kuzeydoğu ucunda ve Via Roma ile Enna caddelerinin sonundadır.
13’ncü yüzyıl başlarında, Frederick II tarafından inşa edilmiştir. Yapının: muhtemelen Arap ya da Bizans öncesindeki bir tahkimatın yıkıntıları üzerine inşa edildiği söylenir. Büyük kalenin ise, Roma döneminden kalan bir yapının kalıntıları üzerine inşa edildiği düşünülmektedir. 16 ve 17’nci yüzyıllarda, İspanyol işgali sırasında kalenin stratejik önemi azalır ve hapishane olarak kullanılır.
Kalenin 20 tane gözetleme kulesi bulunduğu bilinmesine rağmen, bunlardan yalnızca 6 tanesi günümüze gelmiştir. Bunlar arasında “Torre Pisana” en iyi korunmuş olanıdır.
Yaz aylarında kalenin iç avlusunda: Ortaçağ tiyatro oyunları sergilenmektedir.