Tatvan

Bitlis Tatvan

Van gölünün hemen kıyısında, bir İlçeden öte, bölgedeki çoğu şehirden daha modern görünüm veren bir yer. Ayrıca: yöredeki birçok yerleşim yerine nazaran, resmi yapıların da yoğunlaştığı bir yer. Örneğin: 4 tane hastane var. Bunun yanında: doğu-batı arasındaki yolların bağlantı noktası olması, Van gölünün yarattığı güzellik burayı öne çıkarıyor.

Evet, Tatvan’a birçok kez gittim. Gayet güzel bir yer, ancak tek sıkıntısı kış, kar, buz. Burayı ziyaret edeceklere önerim, kesinlikle kışın gitmemeleri. Çünkü: kışın burası gerçekten sıkıntılı. Ulaşımı bırakın, yollarda, cadde ve sokaklarda kar ve buz yüzünden yürümek bile zor.

Bitlis Tatvan

ULAŞIM

Tatvan, il merkezi olan Bitlis’e: 25 km. uzaklıktadır. Tatvan-Ağrı arasındaki uzaklık: 217 km. Tatvan-Batman arasındaki uzaklık: 164 km. Tatvan-Muş arasındaki uzaklık: 85 km. Tatvan-Siirt arasındaki uzaklık: 123 km. Tatvan-Van arasındaki uzaklık: 142 km. Tatvan-Adilcevaz arasındaki uzaklık: 52 km. Tatvan-Ahlat arasındaki uzaklık: 35 km. Tatvan-Hizan arasındaki uzaklık: 46 km.

İlçede: kara yolu, demir yolu ve Van gölü üzerinden deniz yolu ulaşımı mevcuttur.

TARİHİ

Tatvan: ilk çağlardan itibaren, çeşitli medeniyetlerin hakimiyetine girmiştir. Bunlar: Persler, Makedonyalılar, Selçuklular, Osmanlılar. Osmanlılar, İran seferine çıktıklarında: Tatvan’da mola verirler, ordugahlarını burada kurarlarmış. Hatta: Kanuni Sultan Süleyman tarafından, burada bir zamanlar, bir tersane yaptırıldığı söyleniyor.

Hz. Ömer döneminde ise, yöre, İslam Devletinin toprakları arasına katılır. 1071 yılındaki Malazgirt zaferinden sonra ise, Selçuklular yörede görülürler. Bu durum: 1200 yıllarına kadar sürer. Bu tarihte ise, yörede: Harzemşahlar, İlhanlılar ve Akkoyunlular, egemenlik kurarlar.

1514 yılında, Çaldıran Savaşında, İranlıları bozguna uğratan Osmanlılar, yörede, egemenliği ele geçirirler. Bundan sonra, yaklaşık 400 yıl süresince, yörede Osmanlı hakimiyeti görülür.

1877-1878 yılları arasındaki Osmanlı-Rus harbinde ise, Rusların buraları işgal etmeleri nedeniyle, halk, Anadolu’nun iç kesimlerine göçmüş ve yerleşim yerleri, etkinliğini kaybetmiştir.

1936 yılında, Tatvan, ilçe olur. Hızla gelişerek, 1946 yılında, idare binalarının Tuğ mahallesine taşınmasıyla, ilçenin önemi artar. Ulaşım ve konaklama imkanlarının çok elverişli olması ve burada, büyük askeri birliklerin kurulması ve Van-İran bölgelerine ulaşımın sağlandığı bir liman haline gelmesi, yörenin etkinliğini yükseltir.

Bitlis Tatvan

GENEL

Tatvan: Van gölünün güney kıyılarında, Nemrut dağının doğu eteğindeki düzlükte kurulmuştur. Doğal bir liman görünümündedir.

İlçe, il olarak Bitlis’e bağlı olmasına rağmen, nüfus ve sosyal gelişmişlik düzeyi olarak, daha ileridedir.

İlçe merkezinin, denizden yüksekliği: 1700 metredir. İlçe topraklarının büyük bölümünü, dağlar oluşturmaktadır. İlçenin kuzeybatısında bulunan Rahva ovası: 1850 metre rakımlıdır ve buraya çok kar düşmektedir.

İklim: yörede karasal iklim hüküm sürüyor. Burada: hava 104 gün yağışlı, 112 gün açık ve 149 gün bulutludur. Yağışlar: ilkbahar ve sonbahar aylarında yoğunlaşır. Yılın yaklaşık 111 günü karlı geçer. Kar en fazla: Aralık, Ocak, Şubat ve Mart aylarında yağar ve uzun süre yerde kalır.

TATVAN DOĞU ANADOLU FUARI

Bu fuar: 1968 yılından bu yana: her yıl, 30 Haziran-2 Temmuz tarihleri arasında kurulmaktadır. İlçede: göl kıyısında, yaklaşık 90 bin metre karelik alanda kuruluyor. Bu tarihler arasında düzenlenen fuar: gerek yöre insanı ve gerekse yakın çevrede yaşayanlar tarafından büyük ilgi görmektedir. Fuar etkinlikleri bünyesinde, Van gölünde de, birçok değişik spor yarışmaları düzenleniyor.

YENİLECEK YEMEKLER. İÇİLECEKLER

İlçe merkezinde, lezzetli kebaplar yiyebileceğiniz restoranlar var. Buralarda, özellikle “Tatvan kebabı” yemelisiniz. Mutlaka tadına bakın.

NE SATIN ALINIR

Tatvan’da hediyelik olarak satın almanızı önereceğim bir şey bulamadım. Ancak, Ahlat yöresine gitmeyecekseniz, burada, mutlaka “Ahlat bastonu” satın almalısınız.

GEZİLECEK YERLER

SORGUN

Sorgun ismini gördüğünüzde, karşınıza değişik alternatifler çıkacaktır. Çünkü: ülkemizde 3 tane Sorgun var. Bunlar: Manavgat-Sorgun, Yozgat-Sorgun ve son olarak, Tatvan-Sorgun. Bunlar içinde, en büyüğü: Yozgat-Sorgun. Ama elbette en güzeli, Manavgat-Sorgun. Peki: Tatvan-Sorgun?

Burası, küçük bir yerleşim yeri. Tatvan-Ahlat kara yolu üzerinde bulunan, burada, yoğunlukla askeri birlikler var. Yani: burası genellikle askerlik hizmetini yapan veya yapacak olanlar açısından önem taşıyor. Bunun dışında, benim burayı ziyaretimde en çok ilgimi çeken şu oldu.

Buradan: Van gölünün karşı kıyılarına baktığınızda, ufukta, Atatürk’ün sırt üstü yatarken, izdüşümünü görebilirsiniz. Muhteşem bir görüntü. Buralardan geçerseniz, mutlaka bu görüntüyü kaçırmayın.

TATVAN KALESİ

İlçede, feribot iskelesinin kuzeybatı bitişiğindedir. Van gölünün Tatvan ilçesine doğru girinti yaptığı koyun kuzey ucundadır. Kalenin üzerinde bulunduğu kuzey-güney uzantılı kayalık göl seviyesinden 20-30 m yüksektedir. Bir nevi yarımada niteliğindeki kaleye ulaşım sadece kuzeybatı yönünden mümkündür. Bu sayede Van gölünün kaleye bir şekilde doğal savunma sağladığı anlaşılmaktadır. 

Araştırmacılar, kaleyi Urartu kalesi olarak tanımlamıştır. Araştırmacı Burney’in ziyaretinden yaklaşık 10 yıl sonra kalenin üzerinde bulunduğu kayalıktan Tatvan feribot iskelesinin yapımında ihtiyaç duyulan dolgu malzemesi için toprak alınır. Bu nedenle kayalığın kuzeybatı kısmında olması muhtemel bir çok kalıntının yok edildiği söylenebilir. 1997 yılında kalede yüzey araştırması yapılır, burada bulunan kaya mezarı ve kaya işaretleri hakkında bilgi verilir. 

Kalenin kayalığın ne kadarlık bir kısmını kapladığı tam olarak bilinmez. Dolayısıyla net ölçüleri verilemeyen kayalığın tahrip edilmeyen kuzey ve kuzeybatı kısımlarında yerleşim olduğuna dair herhangi bir iz yoktur. Buna karşılık Urartu dönemine tarihlenen kaya mezarı ve kaya işaretlerinin kayalığın güney ve doğu kısmında bulunduğu görülür. 

Bu döneme ait izlerden yola çıkılarak yapılan ölçümlere göre kalenin yaklaşık 0.5 h alanı kapladığı söylenebilir.

Kaleden günümüze ulaşanlar: 

Kalenin üzerinde Urartu dönemine tarihlenen bazı temel izleri, kaya işaretleri ve çok odalı kaya mezarı kalmıştır. 

 

Kaya mezarı:

Kalenin güney kısmındadır. 

Mezar ana kapıyla geçilen bir oda ve bu odanın batı ve kuzey duvarından ulaşılan iki ayrı odadan oluşmaktadır. 

Mezarın ana kapısının önünde 1.20 x 1.10 m boyutlarında, yaklaşık 1 m derinliğinde dromos benzeri üzeri açık giriş bulunmaktadır. 

Mezarın ana kapısı, yan kısımdan mezarın üstüne doğru uzanan, doğal şekilde olduğu anlaşılan çatlak nedeniyle tahrip olmuştur. 

Tam olarak ölçülemese de kaya üzerindeki izlerden ana kapının 1.20 x 0.70 m ölçülerinde olduğu anlaşılmaktadır. 

Ana kapının açıldığı birinci oda 4 x 3.20 m ölçülerindedir.

Birinci odanın batı duvarından açılan 1.05 x 0.80 m ölçülerinde, 0.65 m derinliğindeki dikdörtgen kapıyla nişli odaya geçilmektedir. 

Burası dikdörtgen planlı olup 5.50 x 3.25 m ölçülerindedir. 

Odanın kuzey duvarında 4, güney ve batı duvarlarında ikişer adat kemerli niş vardır. Odanın yan duvarları boyunca uzanan 35-45 x 50 cm ölçülerinde seki yer almaktadır. 

Kaya mezarının birinci odasının kuzey duvarında bir kapıyla küçük odaya geçilir. Odanın planı kabaca dikdörtgendir. Odanın zemininin toprak dolu olması nedeniyle oda tabanında çukur olup olmadığı görülmez.

 

Kaya işaretleri:

Tatvan kalesinde kaya mezarından sonra Urartu dönemine tarihlenen en belirgin mimari kalıntı kaya işaretleridir. İşaretler kayalığın doğu yamaçlarındadır. 

Günümüzde 3 adet kaya işareti görünür durumdadır. Orak şeklindeki işaret yaklaşık 1.5 m boyutlarındadır. Bu işaretin 4-5 m yanında yay şeklinde ikinci işaret yer alır. Son işaret 3 m boyunda kanal şeklindedir.

 

Sonuç:

Tatvan kalesinin bulunduğu Van gölü havzası krallığın merkezi bölgesidir. 

Bu bölge aynı zamanda krallığın en yoğun imar ve iskan faaliyetlerinde bulunduğu yerdir.

Başkent Van kalesi dahil olmak üzere 12 krali kentten 7’si bu havzada bulunur.

Havzada bulanan tek aşiret merkezi ise Tatvan’dır.

Tatvan kalesi, Van gölü havzasında bulunmasına rağmen, havzanın en batısında ve konum bakımından krali kentlerin uzağında, izole bir bölgede olduğu anlaşılmaktadır. 

 

KALEKIRAN KALESİ

Çekmece köyünün üst kısmında, Nemrut dağı kraterindeki büyük göl yanında, bütün Tatvan ve çevresine hakim konumdadır. Ancak, günümüzde sadece bir tepe görünümünde kalmış.

Kalenin: Perslere ait olduğu söyleniyor. Bölgede hüküm süren: Şahmiran adına inşa edilmiş. Yapılan incelemelerde: çok sayıda duvar, bölmeler ve seramik parçalarına rastlanılmış. Ancak, defineciler, bölgede çok sayıda çukur kazmışlar. Çok büyük bir alanı kapsadığı düşünülen kale yapısı: tamamen toprakla kaplı, biraz önce de söylediğim gibi, bir tepe görünümünde. Ancak: toprakla kaplı olmasaymış, büyük olasılıkla, kaçakçılar tarafından talan edilirdi diye düşünmemek elde değil.

Bitlis Tatvan Nemrut Dağı ve Krater gölü

NEMRUT DAĞI VE KRATER GÖLÜ

Tatvan ilçe merkezine, 12 km. uzaklıktadır. Bu yoldaki ulaşım, yaklaşık 1 saat sürüyor.

Ancak, sisli-puslu havalarda buraya çıkmak sorunlu. Bu yüzden, hava durumunu takip ederek çıkmanızı öneririm. Dağın zirvesine doğru uzanan yolda, döne döne tırmanıyorsunuz ve zirveye doğru, çevrede siyah taşların parlamaya başladığını görüyorsunuz. Bunlar, yaklaşık 600 yıl önce, çevreye dağılan lavlar. Bu yaşlı taşlara dokunun. 

Bitlis Tatvan Van gölü

Ancak, Nemrut  dağı hakkında bilgi vermeden önce, hemen buraya yani bu dağa neden “Nemrut” isminin verildiğinden söz etmek istiyorum. Çünkü, bu önemli. Biliyorsunuzdur belki, bir de: Adıyaman yöresinde Nemrut dağı var ve orası muhteşem tarihi kalıntıları ile öne çıkan bir yer.

Buranın da Nemrut ismini almasının nedeni şu: MÖ. 2100 yıllarında, Babil hükümdarı Narmuk yaşamaktadır. Bu hükümdarın ismi, Farsçada “sönmüş dağ” anlamına gelen “Nemrut” olarak değiştirilir ve günümüze kadar gelir.

Bitlis Tatvan Nemrut dağı ve krater gölü

Burası bir volkanik dağ. En son olarak: 1440 yılında faaliyet gösterdiği biliniyor. Çünkü: 15. yüzyılda, yörede yaşayan Wardan adında bir yazar, eserinde bu patlamalardan söz etmiştir. Yazar: Nemrut dağının, gök gürültüsüne benzer bir sesle gürlediğini ve insanların dehşete düştüğünü söyler.

Ayrıca: dağdaki buzların yarıldığını, bu yarıklardan duman ve alev fışkırdığını, alevlerin içinde eriyen taşlar ve kayaların, şiddetli gürültü ile havaya uçtuğunu belirtir. Dağdan çıkan pis kokular, insanları hasta etmiş, çevre yerleşim yerlerinde yaşayan insanlar, yöreden kaçmışlardır.

Bitlis Tatvan nemrut dağı ve krater gölü

Evet, patlamalar sonucu oluşan krater ağzı genişliği: 48 km. Krater ağzının deniz seviyesinden yüksekliği: 2247 metre. Bu bölgede, yani en üst bölgede, irili-ufaklı 5  tane göl bulunuyor. Bu arada, patlamalardan önce, dağın yüksekliği: 4100  metre civarında imiş, patlamalardan sonra ise, dağın yüksekliği, sivri tepe yöresinde: 2935 metre civarına inmiş. Nemrut kraterinin bu değerleri: Türkiye’de birinci, Avrupa’da dördüncü ve dünyada ise, 16’ncı sırada bulunmasını sağlamaktadır.

Bu göllerden: Soğuk göl, Türkiye’nin en büyük krater gölü olarak öne çıkıyor. Bu göl: nemrut kraterinin yaklaşık 1/3 nü kapsıyor ve yüz ölçümü: 13 km. karedir. Bir hilal şeklinde olan bu gölde: her türlü su sporu yapılabiliyor. Hatta, göl üzerinde, sıkça sörf yapılıyor.

Gölün,  denizden yüksekliği: 2247 metre, Van gölünden yüksekliği ise: 600 metredir. Çapı: 6 km. olan göl: dünyanın, ikinci büyük krater gölüdür. Ortalama derinliği: 100 metredir. En derin yeri ise, 155 metreyi bulmaktadır. Gölde, sonradan konulan ve hızla üreyen sazan balıkları var. Çünkü: suyu: berrak, renksiz, kokusuz, tatlı, soğuk ve içme suyu tadındadır.

Kraterde: Ilı göl denen göl, ikinci büyüklüktedir. Yüz ölçümü: 1.2 km. karedir. Bu gölün kıyılarında: sıcak su kaynakları var. Göl sularının sıcaklığı: kış mevsiminde 40 derece ve yaz mevsiminde ise 60 dereceye kadar çıkıyor. Bu nedenle, bu gölün suyu, canlılar için uygun değil.

Ancak: göl sularının, romatizmal hastalıkların tedavisinde uygun olduğu söyleniyor. Yakın çevreden gelenler: 3-4 gün kadar, çadır ve kendi imkanlarıyla burada barınıyorlar ve 2-3 kez, gölde banyo yaparak tedavi olmaya çalışıyorlar. Yani: konaklama tesisi yok. Ilıgöl çevresinde birçok su kaynağı bulunmasına rağmen, yaklaşık 160 km. doğudaki kayalık bir alanda, sıcaklık yanında buhar çıkışı da olmaktadır. Bu buhar: özellikle astım ve bronşit gibi hastalıklara iyi geliyormuş. Yani, yörede büyük bir jeotermal enerji potansiyeli bulunuyor.

Aslında: Ilı göl ve büyük göl, bir zamanlar birleşikmiş, sonradan oluşan tümseklerle birbirlerinden ayrılmışlar. Hani biraz önce, krater bölgesinde toplam 5 göl olduğunu söylemiştim ya, bu iki göl haricinde diğer göller, özellikle yaz mevsiminde kuruyorlar, yani yoğun bir su potansiyelleri yok.

Ama: Ilı göl, diğer adı yeşil göl yanında: yer yer sıcak buhar fışkıran krater bacaları bulunması nedeniyle, muhteşem bir görüntü oluşturuyor. Belki de, bu görüntüyü: çeşitli sanatsal ve turistik özellik taşıyan resimlerde, fotoğraflarda görmüşsünüzdür.

Sonuç olarak: yılın 4-5 ayı, karlarla örtülü bulunan Nemrut dağı: özellikle kış sporlarının yapılması açısından uygun ve bu yüzden: dağın, Tatvan’a bakan güney yamaçlarında, Nemrut Kayak Merkezi Tesisleri var. Bu tesislerde: iki adet telesiyej tesisi var.

Bir tanesi biniş istasyonu ve diğeri iniş istasyonu olarak kullanılıyor. Her iki istasyon arasındaki kod yani yükseklik farkı: 560 metre. Kayak pisti halen tam hazır değil. Tamamlandığında: Türkiye’nin en uzun kayak pisti olacağı söyleniyor. Ayrıca: burada, her yıl 5-6-7 Şubat tarihlerinde, Bitlis Valiliği tarafından “Bitlis Nemrut Kar Festivali” düzenleniyor. Ulusal mahiyetteki bu festivalin gelecek yıllarda, buradaki tesislerin tamamlanmasıyla, Uluslar arası düzeye getirileceği söyleniyor.

EL-AMAN KERVANSARAYI

Tatvan-Bitlis kara yolu üzerinde, Rahva düzlüğünde, devlet kara yolunun hemen yanındadır. Çok büyük bir alanı kaplamaktadır. Van Beylerbeyi Hüsrev Paşa tarafından, 16.yüzyılda yaptırılmıştır.

Bulunduğu yer: yapıldığı dönemlerde, doğu-batı doğrultusundaki birçok yolun kesiştiği ve iklim şartlarının en ağır olduğu bir bölgedir. Ben: 1998 yılında, bu bölgede ilerlerken(Elazığ-Tatvan arasında yolculuk yapıyordum) yoğun bir kar yağışı vardı, tam bu yol ayırımına geldiğimizde, mevcut kara yolları tabelaları da, kar yığınlarının altında kaldığından, arabamız ile tahmini bir yöne döndük, bir süre ilerledikten sonra bir yerleşim yerine vardık, nereye vardığımızı orada gördüğümüz insanlara sorduğumuzda, “Bitlis” olduğunu öğrendik ve tekrar geri dönerek, Tatvan’a ilerledik.

Düşünün lütfen, burada yani özellikle Kervansarayın bulunduğu Rahva düzlüğünde, muhteşem kar yağışı ve kar fırtınaları görülüyor ve bunların sonucu, kara yolları yol tabelaları dahi, karlar altında kalabiliyor.

Evet, biz tarihi Kervansarayı tanıtmaya devam edelim. Dediğim gibi, hemen kara yolunun kıyısında bulunması, ulaşım açısından büyük rahatlık. Biraz mola verip, bu kervansarayı gezmelisiniz.

En önemli özelliği: Anadolu’nun en büyük kervansarayı olması. Yapı: avlu ile birlikte, 5 bölümden oluşuyor. Bunlar: 1 cami, 1 hamam, 1 havuz ve 160 oda. Tarihi külliyenin: Han bölümü: 60 metre uzunluğunda ve 70 metre genişliğindedir.

Ana girişin güneyinde, bir kapı ile girilen, kare hücre, mescit olarak kullanılıyor. Girişin kuzeyindeki hücreler, diğer bölümlerden, tamamen ayrılmıştır ve 2 katlıdır. Bunların, Kervansaraya gelen hatırlı yolculara ayrıldığı sanılmaktadır. Avludaki bir merdiven, kervansarayın gözetleme kulesine çıkılış sağlıyor.

Kervansarayın dördüncü bölümü: avlunun hemen güneyinde bulunan hamam ve ona bitişik hücrelerden oluşuyor. Asıl yapıdan daha küçük ve daha alçak olan bu kısmın: avluya çıkışı sağlayan bir koridor ile ona dikey 4 hücreden oluşuyor. Koridorun batısında: girişin yanına rastlayan kısımdaki beşik tonozlu iki hücre daha var. Bunlar: büyük olasılıkla tuvalet olarak kullanılıyormuş.

Kervansaray yapısının üst bölümü: tamamen tonozlarla örtülü. Bu tonozlar, taş ve tuğla kullanılarak yapılmış. Bunların arasında, bir insanın geçebileceği delikler var, ama bunların ne amaçla yapıldığı bilinmiyor.

ABDULCELİL BEHTANİ TÜRBESİ

Reşadiye bucağındadır.

Hz. Ömer döneminde, yörede İslam dinini yaymak amacıyla gelen ve burada eğitim amaçlı bir medrese kuran bir kişidir. Bir süre sonra burada vefat ettiğinden, medresenin yanına defnedilmiştir. Türbesinin üzerinde bir kümbet ve yanında ise, bir cami var. Türbe ve zaviye bakımsızlıktan harabe halinde.

ST.GEORGE MANASTIRI

Tatvan-Van kara yolunun, 35.km. de kahveler mevkiindedir. Manastır: kalın ve yüksek bir duvarla çevrilidir. Güney duvarının uçlarında bulunan iki kule yıkılmış ve günümüze ulaşmamıştır. Güney duvarı üzerinde bulunan kitabesinde, manastır yapısının, 1760 yılında onarıldığı yazılıdır. Ancak, kilisenin ilk yapılışının: 900’lü yıllarda olduğu sanılmaktadır.

Bir zamanlar, Karçıkan Piskoposluk merkezi, bu kilisede bulunuyormuş.

TUĞ KİLİSESİ

İlçe merkezinde, Çağlayan mahallesindedir. Yer yer tahrip olmasına rağmen, kısmen görüntü olarak görülebilir özelliktedir. Kilisenin hangi  dönemde ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor.

Bitlis şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Van şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Adilcevaz tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Muş şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Tunceli

Tunceli

Tunceli, Elazığ arası uzaklık: 77 km. Tunceli, Erzincan arası uzaklık: 140 km. Tunceli, Erzurum arası uzaklık: 239 km. Tunceli, Ankara arası uzaklık: 823 km. Tunceli, İstanbul arası uzaklık: 1184 km.

TARİHİ

Murat ve Karasu nehirleri arasında kalan bölge, MÖ 2000’li yıllarda “İşuva” ismiyle bilinir ve yörede Hititler hakimdir. Ardından: Urartular, Medler ve Persler, yörede hakimiyet kurarlar. MS 395 yılında, Sasaniler ve Bizanslılar arasında sık sık el değiştiren bölgenin ismi “Dersim” dir.

Dersim kelimesi, Farsça “Gümüş Kapı” demektir. 1514 yılında bölge Osmanlı topraklarına katılır. Ancak, bölgenin dağlık yapısı ve engebeli coğrafyası, devlet denetimini buradan uzak tutmuş, yörede mahalli idareciler hakim olmuştur.

Bunlar, merkezi idarenin zayıf dönemlerinde, isyankar tutum sergilerler. Böylece: Osmanlıların son dönemleriyle Cumhuriyetin ilk dönemleri arasında yaşanan bir dizi “Dersim İsyanları” olur.

25 Aralık 1935 tarihinde, yörede Tunceli isimli bir şehir kurulmasına karar verilir ve şehir merkezi olarak Mameki adlı bir köyün bulunduğu alan seçilmiştir. Çünkü bu alan: Pülümür çayı vadisini izleyerek gelen, Erzurum-Elazığ ve Malatya şehirlerini birbirine bağlayan yol üzerindedir.

Yörede 1945 yılında Belediye kurulmuştur. İl merkezi, eskiden “Kalan kasabası” olarak bilinen günümüzdeki yerine nakledilir. 1945 yılında, Tunceli şehir olur.

GENEL

Şehir: Doğu Anadolu bölgesinde, Yukarı Fırat bölümünde, Munzur çayı ile Pülümür çayının birleştiği yerde kuruludur. Deniz seviyesinden yüksekliği ortalama 970 metredir. İl merkezinin içinden Erzurum-Malatya kara yolu geçer.

Bu yol Munzur çayına paralel uzanır. Şehir dar bir vadide kurulduğu için, bu yol yani cadde dışında geniş bir cadde yoktur. Yerleşim yerinin engebeli bir yer olması nedeniyle, şehir içindeki mahallelere bağlanan yollar, inişli ve yokuşludur. Yörede karasal iklim hakimdir. Kışlar çok soğuk ve kar yağışlıdır. Yazlar ise kuru ve sıcaktır.

NE YENİR

Tunceli yöresinde, yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz, başlıca önerilerim “Zerefet, Sirekurt, Sirepati, Keşkek, Kavut ve Patila” olacaktır.

Tunceli Ters Lale

TERS LALE

Tunceli dağlarında, zirvedeki karların erimesiyle boy veren ters laleler bulunuyor. Özellikle Ovacık ve Çemişgezik kırsalında bulunan bu çiçekler, her yıl sadece 15-20 gün boyunca görülebiliyor. Bunları görmek için Mayıs ayı içinde burayı ziyaret etmeniz gerekir. Doğa yürüyüşü yaparak bu ters laleleri görmek mümkündür.

MUNZUR KÜLTÜR VE DOĞA FESTİVALİ

Her yıl geleneksel olarak Temmuz ayı içinde 4 gün süreli yapılmaktadır. Festival süresince birçok etkinlik düzenleniyor.

GEZİLECEK YERLER

PALAVRA MEYDANI

İl merkezinde, eski Hükümet Meydanına, yörede yaşayanlar “Palavra Meydanı” ismini vermişlerdir. Bu küçük alanda: Sevuşen’in heykeli bulunuyor.

Kendisi: Tunceliler tarafından çok sevilen bir kişidir, 1994 yılında öldüğünde cenazesine binlerce kişinin katıldığı söyleniyor. Evet, Sevuşen’in heykelinin ücreti, söylendiğine göre 1995 yılında Tunceli Milletvekili Kamer Genç tarafından karşılanmıştır.

Heykelin yanında mumluk bulunuyor. İnsanlar, heykelin bulunduğu yerde dilek tutuyorlar ve mum dikiyorlar. Palavra meydanında, çay ve yemek mekanları bulunuyor.

Tunceli Munzur Vadisi Milli Parkı

MUNZUR VADİSİ MİLLİ PARKI

Tunceli il sınırlarındaki park alanı, 1971 yılında “Milli Park” ilan edilmiştir. Ülkemizde bulunan en büyük Milli Parklarından birisidir.

Park alanı Tunceli il merkezine 8 km uzaklıktadır. Burada başlayan park alanı, Munzur dağlarına kadar uzanır. Park alanı: Tunceli merkez, Ovacık ilçesi ve Erzincan Çağlayan ilçesi sınırlarında bulunmaktadır. Erzincan il sınırları içinde kalan bölüm sarp ve kayalıktır.

Milli Park sahası: Tunceli il merkezinin 7 km batısından başlar, 46 km devam eder ve kuzeye doğru Munzur dağlarını içine alacak şekilde belirlenmiştir.

Park alanının kuzeyinde: Munzur dağlarında, 3000 metre yükseklikte krater gölleri bulunur.

Ovacık ilçesi düzlüğünde: gözeler ve kanyonlar görülür.

Vadi boyunca şelaleler vardır.

Park alanında: Munzur Suyu ve Mercan deresinde yöreye özgü alabalık türleri bulunur. Ayrıca yine park alanında: 2 tür keçi vardır. Bunlar: dağ keçisi ve çengel boynuzlu dağ keçisidir.

Milli Park: bitki örtüsü bakımından oldukça zengindir. Park alanında 1518 bitki çeşidi tespit edilmiştir. Bunlardan büyük kısmı endemiktir. Park alanı, Türkiye’de bulunan 122 önemli bitki alanından bir tanesidir.

Park alanında: tepelik ve yamaçlarda, kayalık olmayan yerlerde meşe ormanları bulunur.

Tunceli Munzur Vadisi Milli Parkı

Mercan vadisinin kuzey kesimlerinde: doğa yürüyüşü yapılır. Güney kesimlerinde ise kamping alanları ve piknik yerleri vardır.

Milli Park alanını ikiye bölen Munzur ırmağında, 70 kilometrelik parkurda: rafting yapılmaktadır.

Ana Fatma Ziyareti

Tunceli-Ovacık yolu üzerindedir. Ana Fatma mahallesi olarak tanınan burası yöre halkı ve dışarıdan gelenler tarafından sıklıkla ziyaret edilir. İl merkezine 7 km uzaklıktadır. Burada kaplıca bulunmaktadır.

Ayrıca bir dinlenme tesisi ile lokanta bulunur. Dinlenme tesisi: “Munzur Vadisi Milli Parkı İdare Ziyaretçi Merkezi ve Orman Köşkleri” ismiyle bilinir. Buradaki tesisin vatandaşların kullanımına açık olduğu söyleniyor.

 

Halvori Gözeleri

Tunceli-Ovacık yolu üzerindedir. İl merkezine 20 km uzaklıktadır. Kutsal mekan olarak kabul edilmektedir. Munzur çayı kıyısında, derin ve kayalık bir arazidedir. Burada; çok soğuk kaynak suları bulunmaktadır. Ayrıca dinlenme ve mesire alanları bulunur. Ancak tesis yoktur, sadece masalar ve oturma gurupları vardır.

Mercan Deresi vadisi

Mercan deresi, Ovacık ilçe merkezinin doğusunda Munzur çayına karışır. Yüksek dağlardan beslendiği için suyu boldur. Berrak ve temiz sulardaki alabalıklar çok ünlüdür. Burada balık tutmak mümkündür. Vadi bitki örtüsü bakımından da oldukça zengindir. Vadide doğa yürüyüşleri, kamp ve piknik yapılabilmektedir.

Tunceli Kırk Meydan Şelaleleri

Kırk Meydan Şelaleleri

Munzur dağlarının, Mercan vadisine inan yamaçlarında, Ovacık yöresinin kuzeyinde, yaylalara çıkan güzergah üzerindedir. Munzur dağlarının, Mercan vadisine inen yamaçlarında: Kırk Meydan Şelaleleri görülebilir.

Şelaleler, Gözeler köyüne yaklaşık 15 km uzaklıkta, Munzur dağları arasında, aynı vadi üzerinde, 4 farklı noktadadır. Şelalelere ulaşmak için, araçla gidilen köyden sonra yürüyerek 3 saatlik bir yolculuk yapmak gerekiyor.

Bunlar: küçük ve dar bir vadide akan, birkaç şelaleden oluşmaktadır. Havanın iyice ısınıp doğadaki karların bir bölümünün erimesiyle şelaleler akmaya başlar. Görsel zenginlik sunarlar. Çünkü: suları boldur, doğal çevreleri görülmeye değerdir.

Kaletepe Mevkii

Milli Park alanının kuzeyinde, Şahverdi köyünün kuzeybatısındadır. Kale tepe mevkii, 1636 metre yüksekliktedir. Burası: 1’nci Derece Arkeolojik Sit alanı olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Tülin Tepe-Tepecik ve Pulur Höyükleri

Milli Park içindedir. Yörenin kalkolitik ve neolitik dönemlerinde iskan edilmişlerdir.

RABAT VADİSİ

İl merkezine bağlı Çemçeli köyü Rabat Mezrasındadır. İlçe merkezine 17 km uzaklıktadır.

Rabat vadisinde Rabat köyü ve Rabat köprüsü görülmeye değerdir. Yine vadi içinde: iki tane şelale var. Bu şelaleler 150 ve 200 metre yükseklikten dökülmektedir. Vadi içinde, 2200 metre rakımda, dağların eteklerinde bir mağara da gezilebiliyor. Bu mağaranın girişinde “Öküz figürü” bulunuyor.

Rabat kalesi ise, Tunceli yöresinde tespit edilebilen en eski ve büyük antik yerleşim alanıdır. Kale alanı, 3 futbol sahasından daha büyüktür. Kalenin, yüzeyde bulunan seramik kalıntılarına göre, Erken Demir çağından Osmanlı dönemine kadar kullanıldığı tahmin edilmektedir.

Vadide bulunan tarihi köprü: Rabat Kalesini, Hozat’a bağlayan bir yolda bulunmaktadır. Burada: kaya mezarları ve yine kayalara oyulmuş merdivenler görülür.

Tunceli Kutu Deresi

KUTU DERESİ

Tunceli-Erzincan kara yolu üzerindedir. İl merkezine 20 km uzaklıktadır.

Tunceli yöresinin en çok kabul gören turistik yerlerinden birisidir. Burası yaz aylarında plaj olarak kullanılıyor. Pülümür çayının buz gibi sularında yüzmek mümkündür. Dere kıyısında restoranlar bulunuyor. Bu restoranlarda özellikle karabalık yemenizi öneririm. Burada bir de tarihi köprü var, orayı da görmeyi unutmayın.

 

ANBAR KALESİ-BİRMAN KALESİ

İl merkezinin yaklaşık 8 km güneydoğusunda, Anbar köyünün 500 m güneybatısındadır. Birman kalesi olarak da bilinen kale Munzur dağlarının güney uzantılarının üzerinde güneydoğu-kuzeybatı yönünde uzanan bir kayalık üzerinde kuruludur. Kalenin üzerinde bulunduğu kayalığın zeminden yüksekliği yaklaşık 30-40 m dir. Kalenin yakın çevresinde Kaleköy/Mazgirt’te olduğu gibi tarıma müsait düzlük alanlar bulunmaz.

Anbar kalesinden bahseden araştırmacılar kaleyi bölgenin yeraltı kaynaklarıyla ilişkilendirerek Argişti oğlu Rusa dönemine tarihler.  

Anbar kalesi 70 x 25 m boyutlarındadır. Kalenin üzerinde bulunduğu kayalığın üç tarafı sarp ve  dik uçurumla bitmektedir. Kaleye ulaşım sadece güneydoğu yönünde, kayalığa doğru uzanan doğal bir sırtla mümkündür. Bu kısımda Ortaçağ dönemine tarihlenen harçlı sur duvarları arasındaki giriş kapısı bulunmaktadır. 

Kale üzerinde çok odalı kaya mezarı, sur temel yatakları, sarnıçlar, anakayaya oyulmuş basamaklar, harçlı sur duvarları ve kalenin zemininde kaya şapeli bulunur. Bunlardan çok adayı kaya mezarı ve kaya basamakların bir bölümü, Urartu dönemine tarihlenir. Basamakların bir kısmı, kaya şapeli ve harçlı sur duvarları ise Ortaçağ döneminde yapılmış olmalıdır. 

Kalede Ortaçağ’a  tarihlenen harçlı sur duvarları aralıklarla doğu ve kuzey yönlerinde görülmektedir. Diğer yönlerde ise surlarla aynı doğrultuda uzanan sur temel izleri, surların kalenin dört bir yanına kuşattığına işaret etmektedir. Buna karşılık kalede, Urartu dönemine tarihlenebilecek harçsız şekilde inşa edilmiş duvarlar yoktur. Fakat sur temel izlerinin bulunması, kalede bir savunma sisteminin olabileceğini düşündürür. 

Kalenin doğusunda bulunan kaya basamakları, kayalığın üst kısmından zemine kadar inmektedir. Bu basamakların ulaştığı yerde kaya şapeli vardır. Basamakların kaleden kaya şapeline ulaşmak için yapıldığı söylenebilir. Kayalığın üst kısmında basamakların başladığı yerde anakaya üzerinde kare planlı bir alan düzleştirilmiştir. Bu alan kutsal alan olarak adlandırılır. Fakat kayalığın üzerinde görülen bu izler kalede bulunan mimari yapılara ait temel izleri olarak değerlendirilir. Anbar kalesinde bir diğer basamak gurubu ise kaya mezarlarının girişine ulaşır. Bu basamakların ise kaya mezarıyla ilişkili olduğu anlaşılmaktadır. 

Kalenin üzerinde merkezi konumda ikisi yuvarlak planlı, biri dikdörtgen planlı 3 sarnıç vardır. Sarnıçlardan yuvarlak planlı olanların benzerleri Şirinlikale, Pekeriç, Palu gibi kalelerde de bulunur. 

Anbar kaya mezarı, kalenin doğusundadır. Mezarın girişi zeminden yaklaşık 11 m yüksekliktedir. Mezara ulaşım kalenin üst kısmından anakayaya yapılmış, günümüzde 12 basamağı seçilebilen bir yolla sağlanmaktadır. Mezar girişinin önünde yaklaşık 1.5 m kare ölçülerinde bir platform vardır. Günümüzde platformun bir kısmının tahrip edildiği görülür. 

Anbar kaya mezarı; önü kısmen açık bir giriş alanı, ana oda ve bu adanın arkasına açılmış yan odadan oluşur. Mezarın girişi kemerli şekilde yapılmıştır. Duvarların birbiriyle kesiştiği köşeler oval formdadır. Ana odaya giriş kemerli bir kapıyla sağlanır. Oda 3.20 x 4.30 m ölçülerindedir. Tavanı düz şekildedir. Odanın kuzeydoğu duvarında dikdörtgen bir niş vardır. Nişin derinliği 1.25 m dir. Niş,boyutları bakımından bir ölünün rahatlıkla yatırılabileceği ölçülere sahiptir. 

Mezarın ikinci odasına, ilk odanın doğu duvarına açılmış kemerli bir kapıdan geçilir. Oda kabaca  dikdörtgen planlıdır. Zemini toprak doludur. Odanın doğu duvarında 2.25 m genişliğinde, 1.44 m yüksekliğinde, 1.25 m derinliğinde niş bulunur. 

Anbar kaya mezarının çok odalı olması, mezarın kalenin korunaklı olan sarp ve dik kısmında bulunması, mezara ulaşımın sadece kalenin üst kısmından kayalara oyulmuş merdivenlerle sağlanması, mezar odaları içerisinde ölü yatağı bulunmamasından, kaya mezarının Urartu dönemine ait olduğu anlaşılmaktadır. 

Anbar kalesindeki iki odalı kaya mezarı, kaleyi ve kaya mezarını inşa ettirenlerin Urartu Krallığını tanıdıkları ve bölgede siyasi nüfusa sahip olduklarını gösterir. Fakat kalenin ana yolların uzağında izole dağlık bir yerde bulunması ve boyut olarak küçüklüğü dikkat çeker. Nitekim diğer aşiret merkezlerinde olduğu gibi Anbar kalesinin çevresinde tarıma müsait alan bulunmaz. Bu durum buranın hayvancılıkla uğraşan aşiret reisinin üstü olduğunu gösterebilir. 

 

Tunceli Hozat hakkındaki gezi yazım için  Hozat

Ağrı Tutak

Ağrı Tutak

Ağrı Tutak;

ULAŞIM

İlçe merkezi Ağrı il merkezine 40 km, Hamur’a 28 km, Patnos’a 39 km, Karayazı’ya 66 km Eleşkirt’e 70 km uzaklıktadır.

Ağrı Tutak

 

TARİHİ

Yörenin tarihi Urartulara gider.

Tutak isminin kökeni konusunda üç iddia vardır. Bunlara göre: ismin Farsça’dan alındığı ve iki anlama geldiği ve sonradan bu deyimin Tutak olarak değiştirildiğidir. Diğer iddia: yöreye ilk gelen Türkler tarafından tutulan yer anlamında Tutak isminin verildiğidir. Üçüncü ise: yörenin adını Alparslan ordusu komutanlarından olup, bu yörede konaklayan Tutak Bey’inden aldığıdır.

Osmanlı imparatorluğu döneminde, Van eyaletinin Beyazıt sancağına bağlı iken, 1919 yılında ilçe statüsü kazanmış ve Ağrı iline bağlanmıştır. Osmanlı salnamelerinde, buranın ismi “Antab” (Entab, Ayintab) olarak geçer. Antab ismi, 1894 tarihinde Tutak olarak değiştirilmiştir.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Rus işgaline uğrayan bölgede bölgesel mahalli direnmeler devam ederken, 14 Nisan 1918 yılında Ruslar geri çekilmiş ve işgal bitmiştir.

Ağrı Tutak

 

GENEL

İlçe il merkezinin batısındadır. Ağrı-Van karayolu üzerinde, Murat nehrinin batı kenarında kurulmuştur. Denizden yükseklik 1565 metredir. Kara iklimi hakimdir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve kar yağışlı geçer. Kışın yağan kar, Mart ayı sonuna kadar yerde kalır. Yörenin toprakları yüksek yayla karakterinde ve oldukça yüksektir.

Fırat nehrinin iki önemli kolundan biri olan Murat nehri ilçe merkezinden geçer. Murat nehri üzerinde, ilçe merkezinde, İstanbul Boğaziçi Köprüsüne benzetilen bir köprü bulunuyor.

İlçe halkı tarım ve hayvancılık yaparak geçimini sağlar.

NE YENİR

Tereyağlı kete yenir.

Ağrı Tutak

 

GEZİLECEK YERLER

YAZIT

Tutak ilçesine ait bir tarlada MÖ 755-745 yılları arasında yaptırılan bir yazıt bulunmuştur.

Yazıtta yazılı olanlar “Haldi’nin büyük gücüyle, Rusa’nın oğlu Argişti söyler, ben Bianlı ülkesinden buraya kara yolu yaptım ve Arsiani nehri üzerine köprü inşa ederek, adını Argişti köprüsü koydum.

Haldi’nin büyük gücüyle, ben Rusa oğlu Argişti, güçlü kral, karaların kralı, Bianlı ülkesinin kralı, Tuşpa şehrinin yöneticisiyim. Rusa oğlu Argişti söyler, her kim bu yazıtı kırarsa, kim ona zarar verirse ve her kim bunları yaparsa, ona söyleyin fırtına tanrısı Haldi onu güneşin altında yok etsin.

Güneşin laneti onun üzerine olsun. Bu yazıt, Arsiani nehri üzerindeki Argişti köprüsüne onun anısına dikilsin” Bu yazıtta, Urartu kralı II. Argisti tarafından, tarihteki en eski kara yollarından birisi olarak bilinen Van-Ağrı karayolu ve Murat nehri üstünde yaptırılan köprüden söz edilmektedir.

Yazıtta, Murat nehrinin ismi “Arsiani” olarak geçer. Ayrıca yine kral, yazıta zarar verenler hakkında lanet etmektedir.

 

ATABİNDİ KALESİ

Atabindi köyünün 4 km kuzeybatısında bulunan Atabindi kalesi, kuzeydoğu-güneybatı uzantılı bir kayalık üzerinde kuruludur. 

Kayalığın eğimi doğu ve kuzey yönlerde kademeli şekilde azalırken, kayalığın güney ve kısmın batısı ise 5-10 m yüksekliğinde dik bir uçurumla son bulur. 

Kalenin üzerinde bulunan kayalığın tahribata dayanıksız, gözenekli yapısından dolayı tahrip olduğu anlaşılır. 

Atabindi’nin yaklaşık 2 km kuzeyinden geçen Kesik Çayı, kalenin doğu ve güneyini çevreleyerek Murat Nehriyle birleşir. Kesik çayının arasında bulunan alan, güneybatı kısmı dışında, otlak özelliği taşıyan sulak ve verimli araziden oluşmaktadır. 

Kalenin çevresinin sur duvarlarıyla çevrili olup olmadığı anlaşılmamaktadır. Bu nedenle kalenin boyutu hakkında net bilgiler yoktur. Fakat kalenin üzerinde bulunduğu kayalığın sınırları ölçüldüğünde en az 1 hektarlık bir alana sahip olduğu anlaşılır. 

 

Kaleden günümüze kalan kalıntılar:

Kalede kaya mezarları, kaya işaretleri, mekanlara veya surlara ait harçsız duvarlar ve oda mezarları bulunmaktadır. 

Urartu dönemine ait harçsız duvarlar kalenin bulunduğu kayalığın kuzey ve kuzeydoğu kısmındadır. 

Yarı işlenmiş taş bloklarla inşa edilmiş duvarlar, bazı yerlerde 3 sıra halinde yaklaşık 1 m uzunluğunda görülebilir. 

Ayrıca kayalığın güney yamaçlarında, çevresi küçük taşlarla örülmüş yeraltı oda mezarlarının bulunduğu görülür.

 

Kaya Mezarı:

Kalede bulunan kaya mezarı, Atabindi’nin Urartu dönemine ait en dikkat çeken arkeolojik buluntularındandır.

Mezar, kayalığın güneydoğu uç kısmında bulunur.

Ön odaya geçilen ana oda ve bu odadan ulaşılan iki küçük yan odadan oluşur.

Mezar girişine ulaşmak için kayalığın üst kısmında anakayaya oyulmuş 13 basamaklı bir merdiven yapılmıştır. 

Bu amaçla yapılan açıklığın, aşağıda söz edilecek kaya işaretlerini tahrip ettiği anlaşılır. 

Mezarın dar girişi, üstteki kaya bloklarının çatlaması ve zamanla kayması ile kapanacak kadar küçülmüştür. Yani bir insan ancak sürünerek mezarın içine girebilir. 

Merdivenlerin indiği ön oda 2.12 x 3.30 x 3.13 m ölçülerindedir. 

Doğu cephesinde dikdörtgen bir açıklık bulunur. 

Mezarın ana odasına, ön odanın batı duvarına açılmış, etrafı tek silmeyle çevrili, dikdörtgen bir kapıdan geçilir. 

Ana oda dikdörtgen planlıdır. Yüksekliği 2.70 m olan odanın doğu duvarının 2.20 m lik kısmı, 1.20 m derinliğinde geriye doğru çekilerek büyük bir niş oluşturulmuştur. Bu alanın zemininde 35 cm çapında, çanak şeklinde bir oyuk vardır. Odanın duvarları boyunca sıralanmış 36 adet kemerli niş dikkat çeker. Nişlerin bazılarının tabanlarında oyuklar bulunur. 

Mezarın ana odasının zemininde, tüm duvarların kenarlarını çevreleyen, anayaya oyularak yapılmış, 50 cm yüksekliğinde 50 cm eninde seki vardır.

Odanın tavanı ise düz şekilde biçimlendirilmiştir. Anakaya üzerinde odanın batı duvarından başlayarak tavan boyunca devam eden, derin yarıklar görülür. Bu yarıkların kayaç yapısının dayanıksızlığı nedeniyle doğal şekilde oluştuğu anlaşılır. 

Ayrıca mezar odasının zemini yakın zamanda yapıldığı anlaşılan kaçak kazı çukurları nedeniyle tahrip edilmiştir. 

Ana odanın batı duvarında dikdörtgen bir kapıyla yan odaya geçilir. Odanın duvarlarında niş yoktur. Odanın zemininde 70 cm çapında bir çukur bulunur. 

Ana odanın kuzey duvarından ise, yine dikdörtgen kapıyla diğer yan odaya ulaşılır. Dikdörtgen planlı oda boyut bakımından diğer yan oda gibi küçüktür. Odanın yan ve ön duvarlarında, ikişer adet olmak üzere 6 adet niş bulunur. 

Kayalığın güney batısında, kaya mezarı dışında anakayaya açılmış bir mekan daha vardır. Kaya mezarı olduğu düşünülen mekanın tavan kısmı büyük oranda çöktüğü için planı tam olarak anlaşılmaz. Mekana güney kısmından dromoslu bir girişle ulaşılmaktadır. Girişin önünde ise düzensiz plana sahip bir oda vardır. 

 

Kaya işaretleri:

Atabindi’de kaya mezarlarından sonra en dikkat çekici buluntular kaya işaretleridir. 

Bu işaretler kaya mezarları gibi doğal tahribata az maruz kaldığından günümüze kadar ulaşmıştır. 

İşaretler, kayalığın güney ve güneybatı kısımlarını içeren geniş bir alana yayılıdır. Zamanla kayalığın üzerindeki toprağın erozyonla aşınması sonucunda yeni işaretler günümüzde görünür hale gelmiştir. 

Kaya mezarının üzerinde bulunan işaretlere dikkatli bir şekilde bakıldığında, mezar girişinin açılırken işaretlerin bir  kısmını tahrip olduğu görülür. 

Bu durum Atabindi’de, kaya mezarının üzerinde bulunan işaretlerin kaya mezarından daha önce yapıldığını işaret eder. 

Kaya işaretleri, Atabindi Kalesi dışında Urartu krallığıyla ilişkilendirilen Yukarı Anzaf, Çavuştepe, Pekeriç, Tatvan, Palu gibi krallığın egemenlik alanı içerisindeki merkezlerde bulunmaktadır. 

Bu işaretlerin atlı araba veya mobilya aksamı üretmek için kullanılan kaya kalıpları olabileceği iddia edilir. 

Ne yazık ki, bu kaya işaretleri, yakın geçmişte üzerine boya ile yapılan işaretler, yazılar ve isimler nedeniyle oldukça tahrip olmuş durumdadır. 

 

Sonuç

Atabindi’de yöneticiye ait kaya mezarının bulunmasının yanı sıra kalenin küçüklüğü ve krali merkezler ve eyalet merkezlerinde görülen mimari birimlerin yokluğu, Atabindi’nin aşiret merkezi olarak değerlendirilmesine neden olur. 

Kalenin doğu ve kuzey kısmında, özellikle Kesik çayının oluşturmuş olduğu yay içerisinde düz otlakların varlığı dikkat çeker. 

Otlak niteliği gösteren düzlük alanlar hayvancılık için oldukça müsaittir.

 

Atabindi Köprüsü

İlçe merkezine 19 km uzaklıkta, Atabindi köyünün içinden geçen çayın üzerine kurulmuştur. Ancak günümüzde tamamen yıkılmış, sadece ayakları kalmıştır.

Köyün yaşlılarının verdiği bilgiye göre, köprü tek gözlü bir açıklığa sahip iken köprünün yan taraflarında da iki adet boşaltma gözleri varmış.

Siyah bazalt taşı kullanılarak yapılan köprünün, doğu ayağının yanına DSA tarafından beton dökülerek zarar verilmiştir.

DAMLAKAYA KÖYÜ ŞEHİTLİĞİ

İlçe merkezine bağlı Damlakaya köyündedir.

Köyün batısında köy mezarlığı içindedir. Çevresi, 1 metre yükseklikte, köy sakinleri tarafından dere taşlarıyla örülmüştür. Girişi, doğudan demir bir kapı ile sağlanır.

Şehitlikte 2 mezar bulunur. Bu mezarlarda, son Rus işgali sırasında yani 1914yılında Rus ordularına karşı kahramanca savaşan Hamidiye Alay Komutanı Abdülmecid Bey ve Rus ordularına karşı savaşan ve Şeyh Abdülaziz Bey yatmaktadır.

Savaş esnasında ikisi de burada şehit düşmüşlerdir. Ayrıca: yine Rus işgali sırasında, bu köy civarında cereyan eden çatışmalarda, bu civarlara kadar savaşmak için gelip soğuktan ve çeşitli hastalıklardan dolayı şehit düşen ve Arap olduğu söylenen 7 şehit de, şehit oldukları yerden getirilip buraya gömülmüşlerdir.

ÇIRPILI KÖYÜ KALESİ

İlçe merkezine 14 km uzaklıkta bulunan Çırpılı köyünün kuzeydoğusundadır.

Yüksek ve oldukça sarp bir tepenin üzerine kurulu kalenin üç tarafı uçurumlarla çevrilidir. Arazinin doğal yapısına uygun olarak doğu-batı doğrultusunda uzanan kalenin, kuzeydoğu ve güneydoğu tarafları dik uçurumlarla çevrilidir ve bu bölümlere savunma duvarı yapılmamıştır.

Kuzeybatı yönü, hafif eğimli olduğundan savunma duvarı yapılmıştır. Ancak bu bölümdeki savunma duvarının taşları, bulundukları yerden çıkıp aşağıya doğru kaymıştır. Kalenin güneybatı bölümünde andezit taşından yapılan savunma duvarının iki sırası günümüze ulaşmıştır.

Kalenin doğu yönünde, bir su yolu ile ulaşılan bir su sarnıcı vardır. Sarnıç oldukça derindir, sarnıca kayaya oyulmuş dik merdivenle inilir. Sarnıcın doğuya açılan bir penceresi vardır. Kaçak kazılar ve doğal tahribat yapıya çok zarar vermiştir.

Kalenin üst platformu sonradan kaçak kazılarla tahrip edilmiştir. Kaçak kazılar sırasında bulunan çanak-çömlekler parçalanarak atılmıştır.

Ağrı Tutak Karagöz Kilisesi

 

KARAGÖZ KİLİSESİ

İlçe merkezinin 26 km batısında, Dayıpınarı köyü yakınında, kayalık arazidedir. Kilise kayalara oyularak yapılmıştır. Kiliseye giriş, kayalara oyularak yapılmış merdivenle sağlanır. Ortada geniş bir alan, yanlarda odalar, raflar ve pencereler vardır.

 

DÖNERTAŞ KALESİ:

Tutak ilçesine bağlı Dönertaş köyünün 600 m kuzeybatısında, doğu-batı uzantılı yüksek olmayan bir tepecik üzerindedir.

Kalenin yaklaşık 200 m önünden Başma Deresi geçer.

Kalenin üzerinde bulunduğu tepeliğin yükseltisi kuzey, güney ve doğu kısımlarından kademeli şekilde azalırken, batı kısmı ise doğal bir sırtla platoya bağlanmaktadır. 

Günümüzde tepeliğin üst kısmı tarla olarak kullanılmaktadır. Dolayısıyla bu kısımda kaleye dair izler görülmez durumdadır. Fakat tarlanın sürülmemiş kısımlarında duvarlara ait olabilecek, yarı işlenmiş taşlar, dağınık halde bulunmaktadır. Muhtemelen kaleye ait duvar taşları, yakınlarda bulunan evlerde yapı taşı olarak kullanılmıştır. 

Kalede en belirgin arkeolojik buluntu kaya mezarıdır. Mezar, 1986 yılında bulunmuştur. Kaya mezarı tepeliğin doğu yamacındadır. Mezarın tavan kısmı büyük oranda çökmüştür. Dolayısıyla mezar girişi görülemez durumdadır. Oda plan bakımından yakınında bulunan Atabindi kaya mezarının ana odasına benzemektedir. Mezar odasının Atabindi mezarında olduğu gibi kuzey duvarında büyük bir girinti bulunmaktadır. Niş benzeri bu girinti 1.80 m genişliğinde ve 0.95 m derinliğindedir. 

Mezar odasının kuzey duvarında 9, batı duvarında 7 ve güney duvarında 6 adet niş bulunur. Nişler ortalama 30 cm genişliğinde, 25 cm derinliğindedir. Ayrıca mezarın çökmüş kısımlarındaki duvarlarda nişlerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Odanın zemini toprakla doludur. Odanın tavanı ise kuzey-güney yönünde uzanan tonozlu bir şekilde biçimlendirilmiştir. 

Dönertaş’a en yakın krali merkez yaklaşık 37 km güneybatısında bulunan Aznavurtepe’dir. En yakın aşiret merkezi ise 8.5 km uzaklıktaki Atabindi Kalesidir. Atabindi ve Dönertaş’ın birbirlerine bu kadar yakın olması dikkat çekicidir. 

 

ZENCİR KALE

İlçenin güneyinde, Katavin dağındadır. Yapılış tarihi ve yaptıranlar bilinmemektedir. Kalenin köşelerinde zencir sallandığı için, bu ad verilmiştir. Kale, günümüzde yıkık durumdadır. Kale hakkında birçok efsane ve söylenti vardır.

Ağrı Tutak İsaabat Köyü Kilisesi

 

İSAABAT KÖYÜ KİLİSESİ

İlçe merkezinin 11 km uzağında, İsaabat köyündedir. Köyün kuzeydoğusunda yerleşim alanları arasında kalmıştır. Ancak günümüzde oldukça harap durumdadır.

Kilisenin sadece kuzey duvarı ve kuzeydoğu köşede bulunan apsis kemerinin küçük bir bölümü günümüze ulaşmıştır. Kaplama taşları, siyah bazalt taştandır ancak köylüler tarafından sökülerek köyün okulu ve evlerinin inşaatında kullanılmıştır. Moloz taşlarla örülen dolgu duvarında Horasan harcı kullanılmıştır.

Batı duvarında iki pencere bulunur. Kilisenin orta kısmında, bir kütle halinde duran ve çevredeki kaplama taşları sökülen bir mimari parça bulunur. İçerisine çanakların gömülü bulunduğu bu mimari parça, muhtemelen üst örtüye ait olmalıdır. İçinde gömülen çanaklar ise, ses akustiği sağlamak amacıyla konulmuştur.

MÜNEVVER VE HÜNKAR ŞEHİTLİĞİ

İlçe merkezinde, Kaymakamlık binasının kuzeyinde, Murat Mahallesinde Maksut Irgat evinin arkasındadır.

Burada 1877-1878 yılları arasında yapılan Osmanlı-Rus harbinde şehit olan bir kadın ve bir erkek yatmaktadır. Şehidin biri bahçe dışındadır. Bugün 124 yaşında olan ve 93 Harbini gören Maksut Irgat’ın anlattıklarına göre, 93 Harbinde, Tutak’a giren Rus kuvvetlerinin top ateşi sırasında parçalanarak şehit olan Münevver adlı kadın ve kocası Hünkar burada yatmaktadır.

Komşusu olan bu şehitleri, kendi elleriyle şehit oldukları bu yere defnetmiştir. Şehitlerin çevresi, Maksut Irgat tarafından 75-80 cm yükseklikte dere taşlarıyla çevrilmiştir. Şehitlikte Münevver isimli kadınla, kadının yanında ziyaret olduğu belirtilen bir mezar daha vardır. Hünkar isimli şehidin mezarı ise, etrafı çevrilen şehitliğin dışında kalmıştır. Şehitlik içinde ayrıca bir ziyaretgah daha vardır. Bakım durumu iyi değildir.

Ağrı şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.