Finike

Finike

Finike doğası: mavi ve yeşili bir arada barındırır. Uzun kumsalı, eşsiz koyları ve gökyüzünde mavinin her tonunu bulabilirsiniz. Yaylaları, şehir içi ve şehir dışı alanlarıyla da yeşilin tonları hakimdir.

Finike

ULAŞIM:

Finike-Antalya arasındaki ulaşım, sahil yolundan değerlendirildiğinde, 111 km. uzaklıktadır. Bu yol: çok güzel sahil manzaralarıyla doludur. Her gün: Finike’den: üç istikamete, araç hareket eder. Bu istikametler: Demre, Kaş, Kalkan, Kınık, Fethiye istikameti. İkinci istikamet: Kemer, Antalya ve üçüncü istikamet ise: Elmalı, Akçay, Gömme. Finike-Kumluca arası uzaklık: 18 km. Finike-Elmalı arası uzaklık: 72 km. Finike-Demre arası uzaklık: 28 km. dir.

Finike

NARENCİYE ÜRETİMİ:

Türkiye portakal üretiminin yaklaşık üçte, biri, buradan elde edilmektedir. Ovanın deniz kıyısında olması nedeniyle, deniz iyotundan gereği gibi faydalanmasını sağlar ve dünyanın en lezzetli portakalları, bu sayede yetişir. Dünyadaki en kıymetli portakallarından biri olan, Californiya Portakalı bile, Finike portakalı ile lezzet bakımından yarışamaz.

FİNİKE FESTİVALİ:

Finike’de sosyal ve kültürel yaşama hareketlilik kazandıran Finike Festivali, geleneksellik kazanarak, 1989 yılından beri varlığını, Haziran’ı Temmuz’a bağlayan günlerde sürdürmektedir.

Finike deniz ve kumsal

DENİZ-KUMSAL:

Finike’de, yaklaşık 10 km. lik kumsal bulunmaktadır. Güzel deniz, dikkati çekmektedir. Bu özelliğiyle: yerli ve yabancı yatlara ev sahipliği yapmaktadır. Avuç içine alındığı zaman su gibi akan kumun, bazı romatizmal hastalıklarda ve kireçlenmelerde iyileştirici özelliğe sahip olduğu biliniyor.

NEM:

Finike

İlçe deniz kıyısında ve arkasında yüksek dağlar bulunması nedeniyle, nispi nem oranı yüksektir. Bu da, turizmi olumsuz etkiler. Çünkü: yaz aylarında sıcaklığın daha çok hissedilmesine ve aşırı terlemeye neden olur.

SETUR MARİNA:

1966 yılında, balıkçı tekneleri ve yatların fırtınalı havalarda barınabilmeleri için yeni bir barınak yapımına başlanır ve bu barınak 1970 yılında tamamlanır. 1997 yılında, yat limanından marinaya dönüştürülmesiyle hizmete giren Setur Finike Marina: 350 denizde, 150 karada, toplam 500 yat kapasitelidir.

Bu marinada verilen hizmetler: 70 metreye kadar olan yatlar için: güvenli bağlama imkanı ve tonoz sistemi, her yat için elektrik (220-380 v.), su ve telefon bağlantısı, 24 saat güvenlik hizmeti, posta, telsiz, telefon, faks imkanları. 80 tonluk gezer vinç ile: karaya çekme ve dalgıçlık servisleri, akaryakıt, otopark, atık su ve atık yağ boşaltma hizmeti, turizm danışma ve genel acentelik hizmeti.

Kış süresince konaklayan yatlar için, yat kulübü ve aktiviteleri, hava alanına geliş ve gidişte, indirimli transfer imkanı bulunmaktadır.

 

PİKNİK ALANLARI VE ORMAN İÇİ DİNLENME YERLERİ:

İlçe dahilinde, Demre yolu üzerinde ve Yalnız köyü hudutları içinde, Orman içi Dinlenme yerleri ve piknik alanları var.

 

LİMYRA TAŞI:

Finike’nin denizden 5 km. uzaklıktaki ve tarihi Limyra bölgesindeki ocaklardan çıkarılmaktadır. Açık krem renginde, homojen bir yapıya sahip kireç taşıdır. Taşınabilir büyüklükte, istenilen ebatta blok vermektedir. Hafif ve yalıtkan özelliğinden dolayı, dış kaplama malzemesi olarak, aranılan iç ve dış pazarda beğeni kazanan bir yapı taşıdır.

Finike Hamamı

FİNİKE HAMAMI:

Finike merkezde, Otogar yanında, Aykırıçay ağzındadır. Finike Belediyesi tarafından 1993 yılında yapılmıştır. 

Selçuklu ve Osmanlı mimari motiflerinin günümüzün modern tarzıyla sitilize edildiği yapı; hamam geleneğini yaşatacak özelliklere sahiptir.

Göbek taşına uzanıp, tellakların elinde kir atmak, saunada terleyip kilo vermek, şok havuzunda vücudunuzu çelikleştirmek istiyorsanız, Finike Hamamının tarih kokan atmosferinde yıkanmanızı öneriyorum. Hamam ve sauna tesisleri, günümüzde yerli ve yabancı turistlere hizmet vermektedir. 

 

AV TURİZMİ:

Finike, sahip olduğu iklim özellikleri, zengin bitki örtüsü, değişik türde av hayvanları ile, av turizmi için uygun bir ortam oluşturmaktadır. İlçeye bağlı: Arif Köyü, Yalnız ve Akçaalan Köyü hudutları içinde: yaban keçisi avı yapılmaktadır.

TARİHÇE:

Eski çağlarda ve Finike’nin ilk kurulduğu yıllarda, bu bölge “Likya” olarak adlandırılır. O zamanki Likya: Doğuda Pamfilya, batıda Kayra, kuzeyde ise Psidya şeklinde adlandırılan bölgelerle çevriliydi. İlk Finike, Fenikeliler tarafından, 5’nci yüzyılda, Phanikos adı ile, Aykırıçay Suyunun denize döküldüğü yerde kurulur. Uzun yıllar: Likya’nın başkenti olan “Limyra”nın tarım ürünlerini ihraç ettiği bir liman görevi yapar.

Bu özelliğiyle: Fenikelilerin en önemli ticaret merkezlerinden biri olmuştur. Finike adının, Fenikelilerden dolayı verildiği de rivayetler arasındadır.

Finike: MÖ.5’nci yüzyılda, Arykandos ağzında, Phoınıkos adıyla kurulmuştur. Antik dönemde, önemli bir liman kenti olan Finike (Phoinikos)nin ilk kurulduğu yer: “İskele Mahallesi”dir. Bu mahallenin içinden geçen, kanal ve debisi yüksek, ancak hızı düşük bir dere olan Acıçay’ın, liman işlevi gördüğü, yük indirme ve bindirme işlemlerinin yapıldığı yer olması nedeniyle de adı geçen yere, İskele Mahallesi denildiği bilinmektedir.

İsmi nedeniyle, bazılarınca Fenikelilerin kurmuş olabileceği bir kent şeklinde yorumlansa da: Proınıkos Grekçe “Kızıl renkli at” veya “ kızıl renkli davar sürüsü” anlamına gelmektedir. Yöredeki hayvan varlığı ile uyum içerisinde olan bu isim; yerleşimin bir Grek kuruluşu olduğuna işaret etmektedir. Kalıntıların ve buluntuların da bunu doğruladığını görüyoruz.

Finike içindeki kalıntılardan söz edecek olursak, karşımıza ilk çıkan Helenistik döneme tarihlenecek, alt kısmı Roma çağı, üstü Bizans döneminde ait: sur kalıntıları. Atatürk Parkı karşısındaki kule, bu iki dönemi yansıtıyor.

Aynı döneme denk düşen Devlet Hastanesi karşısındaki falezin, kuzey kenarında, birkaç kaya mezarı ile eski hapishane yakınındaki kaya mezarı, Finike merkezde görülebilen kalıntıların bazılarıdır. 

Geç Bizans döneminde, Finike’de fazla geniş olmayan bir yerleşimin varlığı biliniyor. Cumhuriyet Parkında sergilenen bazı kalıntılar ve Ziraat Bankası karşısında depo olarak kullanılan büyük yapı, Geç Bizans Dönemi kalıntılarını oluşturuyor.

Finike gezilecek yerler

GEZİLECEK YERLER:

Finike Suluin Mağarası

ZİNCİRLİ GÖK MAĞARA (SULUİN MAĞARASI)

Finike merkeze 1 km uzaklıktadır. Mağara Finike merkezden sonra Kaş’a giderken, yaklaşık 500 metre ileride dağın yamacında Kırkgöz mevkiindedir.

Halk arasında “İncirli Mağara” olarak da bilinir. Mağara su altı mağarasıdır. 

Mağara 80 metrelik giriş ağzı ile, Asya kıtasının en derin mağarası olarak bilinmektedir. Mağarada 83 metre derinlikte, büyük bir salon bulunur. Bu salonun duvarları: sarkıtlar, traverten havuzlar ve diğer benzeri oluşumlarla kaplıdır. Bu yüzden mağaranın daha önceleri kuru mağara olduğu tahmin edilmektedir. Bu salona giren ve çıkan çok sayıda yan kollar bulunmaktadır.

Finike Suluin Mağarası

Amerikalı bir araştırma ekibi, 1995 yılında mağara içinde 122 metre derinliğe inmesine rağmen mağaranın sonuna ulaşamıştır.

Aynı yıl: mağaraya dalış yapan amatör dalgıç karı koca 2 Alman ölmüşlerdir. Bunların ölüm nedeni olarak, muhtemelen soğuk su nedeniyle fazla nitrojen yüklemesi ve narkoza yani derinlik sarhoşluğuna girmeleridir. Cenazeleri 60 metreden çıkarılmıştır. Ardından mağaraya giriş ve dalış yasağı getirilmiştir.

Finike Andre Doria Koyu

ANDRE DORİA KOYU

Finike-Demre karayolu üstündedir. Radyofor Koyu olarak da tanınır.  Finike merkeze 22 km uzaklıkta Boldağ Mahallesindedir. Giriş ücretsizdir.

Koyun çevresi: kayalıklarla çevrilidir ve arkası tamamen ormanlıktır. Koyda: nesli tükenme tehlikesinde olan Akdeniz Fokları yaşamaktadır.

Finike Andre Doria Koyu

Günümüzde, koy, gezi teknelerinin uğrak yeridir. Finike Belediyesine tahsis edilen koy, alınan düzenlemeler sonucu: Pazartesi ve Perşembe günü sadece kadınlara ve diğer günler ise ailelere tahsis edilmiştir.

Finike Andre Doria Koyu
Gelelim koyda denize:

Deniz dalgasızdır ve çok berraktır. Bu ahşap platform aynı zamanda denize girmek ve güneşlenmek için de kullanılır. Koyda, ihtiyaçların karşılanması için bir büfe bulunmaktadır.

Finike Gökliman Plajı

GÖKLİMAN PLAJI:

Boldağ Mahallesi sahil şeridindedir. Finike merkeze 4 km uzaklıktadır. Gökliman koyu: Andre Doia koyundan, bir yarım ada ile ayrılmaktadır. Gökliman, kendi içinde Mendikli adında küçük bir koya sahiptir.

Bu koyda bulunan plaj Mavi Bayraklıdır. Giriş ücretlidir.

Finike Gökliman Plajı

Finike Belediyesi tarafından işletilen bir tesis bulunmaktadır. Finike merkezden, Göklimana servis yapan belediye araçları vardır.  Burası, Likya döneminde liman olarak kullanılmıştır, bu yüzden gerek yüzmek, güneşlenmek ve gerekse tarihi kalıntıları görebilmek imkanı sunar. Kıyı şeridi: çakıl taşlıdır yani kum yoktur. Plajın uzunluğu 38 metredir. Genişlik ise 180 metredir. Kayalık, ahşap iskele ve beton platform yoktur. Plajda bulunan işletmeden, şezlong ve şemsiye kiralamak mümkündür.

Finike Çağıllı Plajı

ÇAĞILLI PLAJI:

Finike-Demre karayolundadır. Boldağ Mahallesindedir. Göklimanı geçtikten sonraki koydadır. Giriş ücretsizdir.

Finike Çağıllı Plajı

Deniz, son derece sakindir ve plaj kumsalı çakıl taşlıdır. Plajın uzunluğu 200 metredir. Deniz hemen derinleşmez, bu yüzden çocuklu aileler ve yüzme bilmeyenler için çok uygundur. Çevrede bulunan alan tamamen yeşilliktir.

 

FİNİKE SAHİL PLAJI:

Sahilkent Mahallesindedir. Giriş ücretsizdir. İlçenin en uzun plajıdır. Plaj: kumludur. Plajdaki kumların, özellikle romatizmal hastalıklara iyi geldiği iddia edilmektedir. Belediye tarafından: duş, tuvalet ve otopark yapılmıştır.

Finike Lymra

LİMYRA-ZEMURİ-TURUNÇOVA-YUVALILAR

Yeri:

Kumluca-Finike karayolu üzerinde, Turunçova ve Sahilkent Beldeleri arasındadır.

Toçak dağı eteklerine yayılmıştır. Finike merkeze 9 km uzaklıktadır. Karayolundan yaklaşık 5.5 km sapmak gerekir. Yuvalılar köyü sapağında şehrin tabelasını görebilirsiniz. Kumluca istikametine giden karayolu, antik şehrin tam ortasından geçer. Surların ve antik kent açıklamalarının bulunduğu yerde, aracınızı park edebilirsiniz. Ören yerine giriş ücretlidir.

 

Önemi:

Şehrin ismi, MÖ 1000’li yıllara tarihlenen Hitit çivi yazılı tablet metinlerinde “Zumarri” olarak geçer.

Burada bulunan 10’ncu yüzyıl seramikleri, Hitit kaynaklarında adı geçen “Zumarri” kentinin burada olduğunu kanıtlar. 

Bu kelime, Likya diline “Zemuri” olarak geçmiştir.

Surlarla çevrili akropolü, mezarlarla dolu etekleri ve düzlüğe yayılı yapılarıyla Lykia’nın en önemli kentleri arasındadır. 

7 cadde ile aksları oluşturan kentin en önemli yol aksı: Ptolemaion’a uzanan 8.40 metre genişliğinde ve taş döşeli ve iki yanı sütunlu ana caddedir. 

Likya Birliğinde, 3 oy hakkına sahip, 6 şehirden biridir.

Kent, Doğu Akdeniz’e yakınlığı nedeniyle stratejik önem taşıyordu. 12’nci yüzyılda Finike çayının ağzındaki liman “Portus Pisanorum” olarak adlandırılmıştı.

Strabon, kenti “küçük kasaba” olarak tanımlamıştır.

Kentte bulunan ve İmparator Severius’un eşi Julia Domna’ya adanmış bir yazıtta: şehirden metropolis olarak söz edilmektedir. Yani, şehir Roma İmparatorluk döneminde oldukça önemsenmiştir.

Evet şehir bir liman kenti olarak kurulmuş olmasına rağmen, günümüzde liman bölgesi verimli bir ovaya dönüşmüştür. Antik kent, denizden 5 km içeride kalmıştır.

Bölgenin oldukça sulak olması hakkında da bir efsane bulunmaktadır. Şöyle ki “Hestia’nın ateşinin dayanamayıp söndüğü yer burasıdır.” Ateş Tanrıçası Bakire Hestia, Limyra topraklarının sulak, bereketli ve gizemli bölgelerindeki muhteşem doğasına geldiğinde, yeşil ve mavinin binlerce tonunu görür, suyun büyülü renk oyunları karşısında şaşırır, inanamaz ve cezalandırıcı ateşi Limyra sularında işe yaramaz ve söner.”

 

Tarihi Süreç:

MÖ 4’ncü yüzyılın ikinci yarısında: Ksanthos egemeni Arttumpara’yı yenerek Lykia’nın yeni egemeni olan Tiran Perikle’nin başkenti olmuştur. 

Perikle

Likya Kralı Perikles zamanında, şehir Doğu Likya’nın başkentidir.

Likyalı Perikles (MÖ 494-429) , Perslere karşı Likya birliğini kurmak için Limyra şehrini başkent olarak kullanmıştır.

MÖ 333 yılında İskender, Anadolu’da Pers egemenliğine son verir ve bölge İskender’in bıraktığı Vali Nearkhos tarafından yönetilir.

İskender’in ölümünden sonra, bölge ardılları generallerden Antigonos ve sonrasında ise MÖ 301 yılında Lysimakhos tarafından ele geçirilir. MÖ 167 yılında Roma hakimiyeti görülür. Kral Perikles sonrası dönemde ise, şehir yine en parlak devrini MÖ 1’nci yüzyıl ile MS 2’nci yüzyıl arasında yaşamıştır.  

MS 141 yılındaki deprem, Limyra şehrini harap eder, büyük zarar verir. Bu depremden sonra, bölgenin zenginlerinden Opramoas, şehrin yeniden kurulması için maddi yardımda bulunur. Bizans döneminde, şehir Piskoposluk Merkezidir. MS 9’ncu yüzyılda Arap akınları nedeniyle şehir terk edilmiştir.

Evet, şehrin tarihi sürecine ait ilave önemli notlar şunlardır;

Şehrin baş tanrısı Zeus, Olympia’dadır.

Yazıtlardan onun onuruna spor festivalleri düzenlendiği anlaşılır. Sura’da olduğu gibi, burada da kehanetlerden söz edilir. Dinsel törenlerde, rahip, kurban hayvanının parçalarını balıklara atar, balıkların etleri yiyip yememelerine bakarak kehanette bulunurmuş.

Her yerinden sular kaynayan ve coğrafyası hızla değişen Lymra’da kehanet yeri sürekli olarak değişmiştir. Kent sikkelerinin üzerinde: kaynaktan su içen hörgüçlü boğalar ve köpeklerin resimleri vardır, ayrıca “kehanet” sözcüğü yazılıdır. Böylece burada kehanetin varlığı kanıtlanmıştır. 

Kehanet yerinin sürekli değişmesi, her yerinden sular kaynayan ve coğrafyası hızla değişen Limra’ya uymaktadır. Kaynaktan su içen hörgüçlü boğalar ve köpeklerin resimlendiği kent sikkeleri üzerindeki kehanet sözcüğü, Limyra’da ön biliciliğin varlığını doğrular.

Arkeolojik Araştırmalar:

Şehir ilk olarak 1970’li yıllarda Avusturyalı arkeologlar tarafından araştırılmaya başlanır. Bu araştırmalarda bulunan önemli buluntular, günümüzde Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

 

GÜNÜMÜZDE ÖREN YERİNDE BULUNAN KALINTILAR:

AKROPOL:

Tokaç dağının güney eteklerindedir. Tokaç dağı 1216 metre yüksekliktedir. Antik şehrin en kuzeyindedir. 318 metre yükseklikteki Akropol tepesine çıkmak için köyden rehber almanızı öneririm, tepeye çıkış yaklaşık 40 dakika sürmektedir.

Akropol, gerçekten Perikle’nin ele geçirilmesi zor kartal yuvasıdır. Akropol’ün Klasik Lykia’nın siyasi yapısında önemli bir yeri ardır. Ayrıca: Ksanthoslu hanedan Kuprrli, akropol için sikke bastırmıştır. Bugün yüksek burçları ve surlarla korunmuş tepe yerleşiminde pek çok yapıdan izler bulunur. Saray Aşağı kalededir. Burada bulanan 10’ncu yüzyıl seramikleri, Hitit kaynaklarında adı geçen Zumarri kentinin de burada olduğunu ve Likçe’de Zemuri adını doğrular gibidir. 

 

Lymra Çift başlı balta

Çift Başlı Balta-Labrys:

Akropolde duran ve MÖ 400 yılına tarihlenen çift başlı balta sembolü: koruma altına almak ve restorasyonunu yapmak için kent merkezine taşınmıştır. Çift başlı balta, ilk olarak Amazonlar tarafından kullanılan bir silahtır. Efsaneye göre “Herakles, Amazonların kraliçesi Omphale’ye çift başlı balta hediye etmiştir.” Çift başlı balta: Kandelus dönemine kadar Lidya krallığının zafer simgesi olarak kullanılmıştır.

AŞAĞI KALE:

Kale oldukça güçlü ve görkemliydi. Tokaç dağına sırtını vermişti. Aşağı kalede: sur, sarnıçlar, Bizans kilisesi ve Perikle Heroon’u vardır.

Lymra Bizans Kilisesi
Bizans Kilisesi:

Akropoldeki Bizans dönemi kilisesi bir Piskoposluk merkezidir. Kilise kalıntılarında, Hıristiyanlığın ilk yıllarına ait kırmızı boyayla yazılmış İsa’ya dair bir yazıt bulunmuştur. Kilise 5 ve 6’ncı yüzyıllara tarihlenir. 

 

Finike Perikles Heroon
Perikles Heroon-PERİKLENİN ANIT MEZARI:

Heroon anıtını tanıtmaya başlamadan önce bir ayrıntıdan söz etmek istiyorum. Burası yapılış tarzı olarak elbette önemli yani yüksek sınıftan birine veya bir kahramana ait anıt mezardır.

Perikles’in burada gömülü olduğu söylenmektedir. Ancak bazı  kaynaklarda ise, Perikles’in Yunanistan’da öldüğü ve orada gömüldüğü yazılıdır. Bunu belirttikten sonra anıtı tanıtmaya başlayalım.

Kentin en göz alıcı anıtıdır. Tapınak cepheli kral mezarıdır. Akropolün en ayrıcalıklı yerinde, kente ve Akdeniz’e bakar. Çünkü Lykia’nın son hanedanı Perikle, 4’ncü yüzyılın ilk yarısında, Ksanthos hanedanı Artumpara’yı yenerek tüm Lykia egemenliğini ele geçirmiştir. 

Evet: mezarın yapısı şöyledir:

Akropol’un güney yamacında, 218 metre yükseklikteki kaya olan taban düzeltilerek elde edilen 19 x 18 metrelik bir teras üzerindedir. Anıtın temelleri teras üzerine yapılmıştır. Kral Perikles’e ait anıt mezar: MÖ 4’ncü yüzyıla tarihlenir. Mimari stili: Xanthos şehrinde bulunan Nereidler Anıtına benzer.

Heroon, yüksekçe bir podyum üzerindedir.

Görkemli mezarın cephesini, bir kral sarayının bekçileri gibi dizilmiş kadın sütunları oluşturur. Bunlar ölü sorumluları “Horalar” ve “Kharitler” dir. 

Mezar kabartmalarında da arabasına binen kahraman Bey ve onu izleyen askerler işlenmiştir. Akroter kabartmalarında, hükümdarın yasal yanı ve ölümünden sonra hayattan bekledikleri simgelenmiştir. 

Mezarın kaidesinde kuzey alınlıkta: Perseus’un Medusa’nın başını kesişi işlenmiştir. 

Cellanın yan duvarlarını süsleyen frizlerde ise, kralı resmi geçidi izlenir. Bunların uzunluğu 6 metredir. Eğimi güneyden geçerek şehir merkezine doğru ilerleyen askeri temalı bir geçidi tasvir eder. Yani, Perikle’nin Pers’e olan sadakatini gösterdiği düşünülür. 

Ölü kültü: terasın kuzeyinde yapılıyordu. Burada ortaya çıkarılan sunakta ölü adakları bulunmuştur. Buluntular Helenistik döneme kadar kültün sürdüğünü gösterir. 

Evet, anıt mezar, depremde yıkılmıştır. Mezar anıtının önemli parçaları, günümüzde Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

 

ROMA VE BİZANS DÖNEMİ SURLARI:

Karayolu ile ayrılan düzlükte bulunan surların içinde, Roma ve Bizans dönemi yapıları bulunmaktadır. Karayolunun güneyi: Limyros çayı ile iki ayrı ada halinde bölünmüştür.

Finike Liymra Sütunlu cadde
Sütunlu Cadde:

7 cadde ile aksları oluşturan kentin en önemli yok aksı: Ptolemaion’a uzanan 8.40 metre genişliğinde ve taş döşeli ve iki yanı sütunlu ana caddedir. Uzunluğu 50 metredir.  Günümüzde ünlü sütunlu caddenin ortasından bir dere akmaktadır.

 

Finike Liymra Sütunlu cadde

Yaz aylarında antik kenti ziyaret edenler, bu derede yüzmektedirler.

Finike Liymra Ptolemaion
Ptolemaion:

Surun güney duvarı içindedir. Helenistik dönemde, Limyra şehrinde en iyi korunarak gelmiş yapıdır.

Her kenarı 15 metre olan kare bir altlık üzerinde yükselen, silindirik gövdeli ve konik çatılı bir tapınak mezardır. Alt kat üzerinde Kentaurlar savaşı betimlenen triglif-metop kuşağıyla Dor düzenindedir. 3 basamaklı krepise oturan yuvarlak tapınak mezar İon düzenindedir. Mimari süslemelerin boyandığı anlaşılmıştır. Alt köşelerine aslanlar yerleştirilmiştir. Duvarlarda araba yarışı sahnesi işlenmiştir. Ele geçen heykellerden biri olan III Ptolemaios nedeniyle yapının ilk kuruluşu MÖ 3’ncü yüzyıla aittir. 

Günümüzde anıtın antik döşemesi üzerinden sular akmaktadır. Anıt ve ona ait bazı eserler Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Finike Liymra Sütun başı
Sütun Başı:

Yolun alt kısmındadır. Oldukça güzel bir sanat eseridir.

 

Heroon Anıtsal Mezar-gaius caesar anıtı:

Lymra şehrinin Roma dönemine ait anıt mezarıdır. 

İmparator Augustus’un manevi oğlu Gaius Caesar’a aittir. Kendisi MÖ 30-4 yılları arasında yaşamıştır. Gaius Ceasar, Kudüs şehrinden Roma’ya dönerken, çatışmada aldığı ciddi yaralar nedeniyle, henüz 24 yaşında Liymra’da 21 Şubat 4 yılında ölmüş ve anıt bu yüzden yapılmıştır.

Cenazenin külleri Roma’ya götürülmüş ve onun anısına, içinde naaşı olmayan bu anıt mezar yapılmıştır. Ancak bir başka söylentiye göre: Augustus’un talebi üzerine, organları Roma’ya gönderilir, bedeni ise Limyra kentinde, Perikle tarafından yaptırılan bir anıt mezara gömülür.

Heroon, Perikle tarafından MÖ 370-350 yılları arasında inşa ettirilmiştir. İnsanlık tarihinde en güçlü ve en etkili İmparatorluklarından birinin İmparatoru olacak adamın tarihsel önemine istinaden yapılan yapı oldukça dikkat çekicidir.

Anıt mezar: bir İon tapınağının şeklini almış üst yapıyı desteklediği bir mezar odasının tepesine inşa edilmiştir. Günümüzde anıt mezarın sadece temel yapısı yerinde durmaktadır.  Anıt: onu çevreleyen mermer kabartmalarla ünlüdür. 60 metre devam eden frizler üzerinde, G.Caesar’ın hayatını anlatan bire bir ölçekteki kabartmalar bulunur. 

Bu mermer kabartmalardan, halen Antalya Müzesinde sergilenen yüksek kabartma: Augustus dönemi realizmini sergilemesi açısından son derece önemli kabul edilmektedir.

Anıt, piramidal bir çatıyla sonlanır.

Finike Liymra Tiyatro
Tiyatro:

Akropol altındaki düzlükte: Turunçova-Kumluca karayolunun hemen kenarındadır. Dağ sırtlarına doğru yapılmıştır. Kentin en görünen yapısıdır. Akropolün tepesi topuğundadır. 

Yapı, Helenistik döneme aittir. Ancak MS 141 yılında büyük onarım geçirmiştir. Tiyatronun kitabesinden öğrenildiğine göre, bu onarım, bölgenin zenginlerinden Opramoas tarafından finanse edilmiştir. Opramoas’ın zengin eli Lymra şehrine de değmiş ve tiyatro için 10.000 dinar yardım etmiştir. 

Finike Liymra Tiyatro

Tiyatro 8000 seyirci kapasitelidir. Tonozlu geçide erişimi sağlayan 8 kemerli giriş ve 1.6 metre yüksekliğinde bir arka duvarı vardır. Bu geçiş, binanın her iki yanında tonozlu giriş-çıkışları sağlamaktadır. Diazomanın arkasındaki 1.5 metre yüksekliğindeki duvarın arkasında, Cavea’nın çevresini dolaşan ve üstünde diazomaya doğru açıklıkları bulunan, üstü kapalı bir geçit vardır.

Finike Liymra Tiyatro

Yarım daire şeklindeki oturma yerleri, denize yöneliktir. Tiyatronun bazı kısımlarında dikkati çeken düzensizlikler, tiyatronun çeşitli evreler geçirdiğini kanıtlamaktadır.

Günümüzde tiyatronun, tonozlu çift diazomalı skenesi yıkık durumdadır.

 

Katabura Mezar Anıtı:

Tiyatronun doğu tarafında, yolun yaklaşık 20 metre ötesindedir.

Bu mezar anıtı, kitabesine göre Katabura’ya aittir. Katabura: Lidya Kralı Perikles’in kardeşi veya yakın akrabası olarak düşünülmektedir.

Kaidesi kabartmalarla süslüdür. Kaidenin üzerinde yükselen anıt mezar, MÖ 350 yılında yapılmıştır. Kaidede bulunan kabartmalarda, batı tarafında, ölen kişi diğer dünyanın yargıçlarının önünde duruyor. Güney tarafında, bir rahip bir boğayı kurban ediyor. Kuzey tarafındaki rölyef ağır hasar görmüştür. Araba ile bir yolculuğu gösteriyor. Üçgenlerin üzerinde, mezarı koruyan kartallar bulunur. Bir zamanlar yani ilk yapıldığında, mezarın çatısında kanatlı sfenksler ve bir atlı heykelcik varmış.

Finike Liymra Kaya Mezarları
Kaya Mezarları;

Liymra şehri, Likya bölgesinin en çok kaya mezarına sahip şehirlerinden birisidir.

Akropol’ün eteklerinde yukarıya tırmanan kayalıklara tek katlı bir sıra düzeninde açılmış mezarlar bulunur. Lykia’da sayıca en çok mezar Lymra şehrinde bulunur. Yerleşimin batısındaki II Nolu mezarlık, 200 civarında kaya mezarı ve lahit içerir. Asıl zengin mezarları, molozlar altında kalan dip kesimdedir. Çoğunlukla 4’ncü yüzyılda yapılmış toplam 500 mezar, Lymra şehrinin büyüklüğü ve nüfus artışını nekropoller boyutunda gösterirken, aynı zamanda yönetimin merkezileşmesi sonucu nitelikli bir toplanmayı da açıklamaktadır. Şehrin tüccarlar, zanaatkarlar, sanatçılar, asker ve memurlar açısından yerleşime cazip bir kent olarak tercih edildiği, nekropollerden açıklıkla anlaşılmaktadır. Zengin mezar yazıtları ve kabartmaları da bunun başka açıdan kanıtlarını oluşturur. 

Bu mezarların bazılarında “krem” renkli boya izi görülmüştür. Bu renge diğer Likya şehirlerinin mezarlarında da rastlanmıştır. Krem renginin antik çağ dünyasında kötü cinlere karşı koruyucu olduğuna inanılıyordu.

Ancak bu mezarlar, defineciler tarafından sürekli olarak yağmalanmış ve harap edilmiştir. Bugüne kadar Nekropolde, kabartmalarla süslenmiş 10 mezar bulunmuştur.

TEBeRSsELİ MEZARI:

Şehirdeki önemli mezarlardan birisidir. Savaşım kabartmaları ile bilinir. Hükümdar adına savaşmayı görev sayan vasal sınıfın temsilcisidir.

Kabartmada savaşçı sınıfın Bey’e olan sadakatı sembolize edilir. Yazıtında “Bu mezarı Tebersseli yaptırdı. Zzaja’nın babası, Perikle’nin krallığında, Lysander’in kız kardeşini ve Xntabura’nınkini gömdü” yazılıdır. 

 

TİDERİ YAZITLI MEZAR:

Şehirdeki ilginç bir mezar örneğidir. Lykia toplumunda sütannelik kurumunu anlatır. Mezarı: Xuvata, sütninesi için yaptırmıştır. 

KONUT MİMARİSİ:

Akropol yamacındaki teras evleri, çoğunlukla kayalara oyulmuştur. Böylece Lykia’da çok bilinmeyen konut mimarisine ve kullanımına ışık tutar. Asıl kent tasarımı: Perikle’nin mimarları tarafından yapılmıştır. Kentteki sokaklar, isimlerini Sarpedon, Bellerophon, Pandaros gibi kahramanlardan alır. Planlama uzmanı, iki konutun yer aldığı adaları bu sokaklara yerleştirir. Atıklarını, ortak bir kanalizasyon sistemine bağlar. Tebursseli, Xntabura gibi sarayın önemli kişileri, ayrı ayrı lüks evlerde mi oturuyordu yoksa bunlara ait sıra evler mi vardı tam olarak bilinmiyor. Ama üst sınıf evlerine ait veriler ortaya çıkarılmıştır. Büyük ve gösterişli konutlarda giriş güneyden bir avluya açılıyordu. Avlunun bir yanından bey odasına, diğer yanından da öteki aile üyelerine ait olan ve içinde mutfağında yer aldığı kısımlara açılıyordu. Yatak odaları ve misafir odaları üst kattaydı. Ev arası sokaklarda nişlerle düzenlenmiş kült alanları vardı. Çakıl taşı mozaik ve duvar boyalarıyla bezenmiş A konutunun baş odası, Lykia sosyal yaşamı içerisinde şölenin önemini yansıtır. Mezar anıtlarında çokça rastlanan şölen rahneleri, anlatımda mimariyle buluşur ve onu destekler. Rahatça uzanmış bey, çevresini saran çocukları, çalgıcılar ve yanında oturan karısıyla ziyafettedir. 

Çavdır Mezar Anıtı:

Limyra şehri yakınlarındaki Çavdır bölgesinde, dere kenarında ilginç bir mezar anıtı bulunmaktadır. MÖ 4’ncü yüzyıla tarihlenen bu anıtta: mezarın bir tarafında baba, diğer tarafında anne ve çocukların kabartmaları görülmektedir.

Finike Kafi Baba Türbesi

KAFİ BABA TÜRBESİ:

Finike merkeze 8 km uzaklıktaki Yuvalı köyü yakınlarında Limyra antik kentinin içindedir. “Abdal Musa Türbesi” olarak da bilinmektedir.

Türbenin kuzeyinde bulunan derviş mezar taşı, 1.75 metre yüksekliktedir ve 12 segmanla süslüdür. Bu mezar taşı, 1812 yılında ölen Hasan Baba’ya aittir.

Rivayetlere göre: “Kafi Baba, Kaygusuz Abdal’ın 40 dervişiyle birlikte Mısır’a gider. Mısır Sultanının kızını ölümcül hastalıktan kurtarır. Mısır sultanı, kendini ödüllendirmek ister. Kafi Baba, elinde bulunan boynuz şeklindeki şişeyi yağla doldurmasını ister. Ancak Sultan bir türlü şişeyi yağla dolduramaz. Bunun üzerine, Baba “Kafi” der. Bu kelime üzerine, şişe birden yağla dolar ve babanın adı “Kafi Baba” olur.”

Yuva Mahallesinde yapılan “Kafi Baba Şenlikleri” ne, çeşitli Alevi-Bektaşi dernek ve vakıf temsilcileri, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum örgütleri ve Türkiye’nin dört bir yanından vatandaşlar katılmaktadır.

Finike Kırkkemer Köprüsü

KIRKKEMER KÖPRÜSÜ-KIRKGÖZ KÖPRÜSÜ-LİMYRA KÖPRÜSÜ:

Dünya üzerinde, yapısını en sağlam şekilde koruyabilmiş Roma köprülerinden birisidir. 

Özgün bir antik mühendislik anıtıdır. 

İşçiliği MS 3’ncü yüzyıldan sonra yapılmış olması gereken bir Geç Roma köprüsü olduğunu düşündürür. Ancak Finike-Kumluca arasındaki bu önemli geçidin önceki yüzyıllarda nasıl sağlandığı da sorundur. Ya bu köprünün erken başlangıcı söz konusuydu ya da daha gerilerde vadinin daraldığı yerlerde başka bir köprü vardı. Çok gözlülüğü nedeniyle yerel halk “Kırkgöz Köprüsü” olarak anar. 

Köprü, günümüzde Hasyurt beldesi sınırlarındadır. Limyra Tiyatrosunun önünden geçen yoldan doğuya doğru 3.2 km gidilince varılır. Alakır çayı üzerinden batıdan (Finike) kuzeyden (Arykanda) gelip Lymra üzerinden Korydalla, Rhodiapolis tarafına, doğuya gidenlere geçit vermektedir. Bugün kullanılan yolun geçtiği yerde bulunan antik yolla bağlantılıdır. 

Köprü: batıda Toçak dağı eteğinden doğan, ancak günümüzde kurumuş veya yatağı değişmiş olan Alakır çayının kollarının birinin üzerindeydi.

Dünyadaki en eski basık kemerli köprülerden biridir. Bu yassılık oranına, köprü yapımı tarihinden daha sonra yüzyıllarca ulaşılamamıştır. Ancak Geç Ortaçağ döneminde yapılan yapılarda ulaşılmıştır.

Ana kayaya bitişik başlar ve 355 m uzunlukla devam eder. İki baştaki rampalardan güney başta 2 normal kemer ve kalan kısımda ise 26 adet basık kemer tarafından taşınmaktadır. Basık kemerlerin sağladığı açıklık ortalama 10 m olup standart değildir. 2.10 m genişlikteki ayaklara oturan kemerler, çift sıra tuğladan, diğer bölümler taştan yapılmıştır. Kemerlerin altında yükselen ayaklar oldukça güçlü monobloklarla örülüdür. Ayaklar, suyun baskısını azaltmak üzere yuvarlak yapılmıştır. Ayakların yüksekliği konumlandığı yere göre 10 m civarında değişir. Pek çok onarım izi görülür. Köprünün üstü, büyük taş levhalarla kaplıdır. Bu döşeme taşları zarif bir işçilikle göz kamaştırır. 

Kemer içlerine kadar alüvyon dolgu sayesinde oldukça iyi korunan köprünün kazılarak ortaya çıkarılma ihtimali yoktur. Bu yüzden köprünün toplam yüksekliği kesin olarak bilinmez.

Finike Arykanda

ARYKANDA-ARUWAKANDA:

Finike merkeze 18 km uzaklıktadır. Finike-Elmalı karayolunun tam orta yerindedir. Antalya-Kumluca-Finike yolunu izleyerek buradan Elmalı yoluna dönerek buraya ulaşabilirsiniz. Yayla ve sahil bağlantısını kurar. 

Şehirde ilk yerleşimin MÖ 2000’li yıllarda olduğu tahmin edilmektedir.  Ancak ören yerinde ele geçen buluntuların en eskisi, MÖ 5’nci yüzyıla aittir. Şehrin ismi Likya dilinde “Ary-ka-wanda” dır. Bu kelimenin anlamı “Yüksek kayalığın yanındaki yer” demektir.

Şehir çok zor bir alanda kurulmuş olmasıyla dikkat çeker. Şehir suruna rastlanmaması ilginçtir. Ya sarp tepenin doğal korunaklı haliyle gerek kalmamıştır ya da Arykandalıların sadece barışla ilgisi olmalıdır. Bu nedenle ödeyemedikleri borçları, onları sık sık zor duruma sokar. III Antiokhos ile de borçlarının bağışlanacağını umarak ittifak olmuşlardır. Adı içindeki “nd” eki nedeniyle, eski bir Anadolu kenti olduğundan şüphe yoktur. Ancak sikke üzerindeki “Lykialı” sözcüğü dışında başka bir Likçe yazıt ele geçmemesi ilginçtir. 

Arykanda, Rodos’un Lykia’daki kutsal yeridir. Rodos’un baş tanrısı Helios’un kutsal alanı yer alır. Aslında ne Anadolu ne de başkalarının kentteki varlığı, dinsizliği ve günahları engelleyememiştir. İmparator Maximus’a gönderilen mektupta, tanrısızların yasa dışı uygulamalarının önlenmesi istenmiştir. Piskoposluk kenti olduğunda, dinsizlik ve suçlar azalır mı bilinmez.  

Finike Arykanda

Şehir, özellikle Helenistik ve Roma döneminde yoğun iskan görmüştür.

MÖ 5’nci yüzyılda, diğer Likya şehirleri gibi Pers işgaline uğrar.  MÖ 333 yılında, İskender ve ardından Seleukoslar ve sonrasında Ptolemaiosların hakimiyeti görülür.

Apameia barışından sonra Rodos’a bağlanır. MS 2’nci yüzyılda Arykanda şehri Likya birliğinin bir üyesi olarak sikke bastırır. Likya birliğinde 1 oy hakkı bulunmaktadır.

MS 43 yılında, şehir Pamphylia ile bir eyalet yapılır ve Roma’ya başlanır. MS 240 yılında büyük bir deprem görülür ve takip eden süreçte onarılır. Bizans döneminde şehrin ismi “Akalanda” veya “Orykanda” dır. Bizans döneminde, şehir Hıristiyanlığın etkisi altına girer.

MS 5’nci yüzyılda yeniden bir deprem yaşanır ve şehir halkı günümüzdeki Çatallar köyü yakınlarına göçerler. MS 7 ve 8’nci yüzyıllarda ise, bölgeyi etkileyen Arap akınlarından korunmak için daha iç bölgelere giderler.

Arykanda Arkeolojik Araştırmalar

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR:

Bölgedeki ilk araştırmalar, 1838 yılında İngiliz Charles Fellow tarafından yapılmıştır. Elbette bu ismi duyunca, sanırım ilk aklınıza gelen, acaba bölgede neler buldu, neler çaldı ve Londra Brısith Museum’a götürdü? Sorusudur. Ancak elbette buradan çalınan fazla büyük eser yoktur, çünkü antik şehir kalıntıları denize uzaktır ve genellikle çalınan eserlerimiz, denizden, gemilerle kaçırılmıştır.

Fellow; Arykanda ve çevresindeki mezar ve şapel yazıtlarını incelemiş ve bulunan sikkelere dayanarak şehrin, Arykanda şehri olduğunu söylemiştir.

Kentteki resmi arkeolojik kazı çalışmaları, Türk arkeoloji heyeti tarafından, 1971 yılından bu yana sürdürülmektedir. 1971-2002 yılları arasında yapılan kazılarda 4000 civarında sikke bulunmuştur. Sikkelerin tamamı, Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Finike Arykanda

GÜNÜMÜZ:

Elmalı-Finike yolu üzerinde, Arif Köyü yakınlarındadır. Arif köyünden sağa dönülüp toprak yoldan 1 km daha gitmek gerekir.

Finike merkeze 30 km uzaklıktadır. Yolun büyük bölümü, çam ve sedir ağaçlarıyla kaplıdır. 

Sedir ağacı:

Yüksek dağlarda, başı göklere eren alımlı Lübnan güzelleri, artık bir teknenin omurgasında sularda salınır. O, ağaç dünyasının en güzeli ve en değerlisidir. Her mevsim yeşil yapraklarıyla bezerken, yüksekleri bir sütun kadar düzgün ve sağlam gövdesiyle, Tanrı’nın cömertçe sunduğu hazır bir yelken direği ya da bir çatı kirişidir. 40 metreyi aşan boyu ve 3 metreyi bulan kalınlığıyla, her yerde ve her şeyde olmuştur. Özellikle denizciliğin önemli olmaya başladığı zamanlardan itibaren sedir, vazgeçilmez bir tekne malzemesidir. Çünkü başkaları suda çürürken o daha çok sertleşmektedir. Nerede düzgün ve uzun bir direk görürseniz, o sedirdir. Hangi mekanda ağaç koksa orada sedir tahtası kullanılmıştır. Ağaç erlerinin özenle budadığı pürüzsüz ve sıkı gövdelere nem de girmez böcek te.

Evet, genel hususları anlatmaya devam edelim:

Ören yerine giriş ücretsizdir, arabalar için otopark bulunur. Ören yeri gezisi için asgari 1 saat zaman ayırmalısınız.

Şehir, tipik bir yamaç yerleşimidir. Doğusu ve batısı sarp falezlerle, kuzeyi ise Şahinkaya’sı ile sınırlanmıştır. Bir dağ yamacına tırmanan: 5 büyük teras üzerine kurulmuştur. Bu yüzden, şehir muhteşem bir vadiye bakmaktadır. Manzarası nedeniyle, Likya bölgesinin en görkemli şehirlerinden birisiydi.

Dere yatağının her iki yanında konumlanmış yapılar, zor arazide şehirleşmenin iyi örneklerini oluşturur. Dere yatağının batı yakasında: Stadium, tiyatro ve gymnasium bulunur. Antik çağ kentlerinin çoğunlukla sevilen bir özelliği olarak Stadium tiyatronun hemen yanında yer alır. Bu birliktelik, iki yapının fonksiyonlarının birbirine yakın olmasından kaynaklanır. Dere yatağının doğu yanındaki en önemli yapılar: hamam, tapınak ve Roma mezarlığıdır. 

Finike Arykanda Ana Teras

ANA TERAS:

Gözetleme Kulesi:

Ören yerinde, şehre ait en güzel yapı, Şahinkaya’nın güneybatısında bulunan “Gözetleme Kulesi” dir ve kentte en yüksek yerdedir.

 

Akropol:

Gözetleme kulesinin güneyindeki Akropol, kentin ilk yerleşim yeridir. Akropolde en geniş alanı Ticaret Agorası kaplar.

Finike Arykanda Ticari Agora
Ticari Agora:

Ticari Agoraya, Tiyatrodan veya Stadyumdan ulaşabilirsiniz.

Akropolün en büyük ve Helenistik dönemin mimarisini yansıtan yapısıdır. Kuzey kenarı boyunca yer yer doğal kayanın tıraşlanmasıyla yapılmış dükkanlar yan yana sıralanmıştır. Agoranın zemini, düzgün dikdörtgen taşlarla kaplanmıştır. Doğu kesimindeki dükkanların bir kısmı, hala görülebiliyor.

Ticaret Agorası, altın gibi daha değerli malların ticaretinin yapıldığı bir yerdir.

Agorayı çevreleyen bir batı duvarı vardır. Ayrıca: bir tarafı da kolonlarla bezeli koridorlardan oluşan Stoa’dır. Agora odacıklarına girip, kapılarından manzarayı izlemeyi unutmayın.  

 

Stoa:

Bunların önünde ahşap dikmelerle taşınan bir Stoa ve tabanı taşlarla kaplı bir meydan vardır. Stoa yapılarından geriye kalan tek bir sütunun kırık parçası, düzlükte uzanmaktadır. Stoa: içinde zanaatlarların küçük üretimhanelerinin bulunduğu bir yapıdır.

 

Su sarnıcı:

Ticaret Agorasının bulunduğu terasın batı ucunda: yerli kayanın yontulmasıyla oluşturulan sarnıç, tonoz ayağına kadar su ile doldurulduğunda en az 800 ton su biriktirme kapasitesine sahiptir. Plan olarak tek neşi, batı tarafı apsidal bitimli dikdörtgendir. Basık beşik tonoz örtülüdür. Taban su sızdırmayacak şekilde döşenmiş, kare şeklindeki pişmiş toprak plakalarla kaplanmıştır.

Batı taraftaki apsidal bitimin zemini özel olarak hazırlanmış ve dibe doğru sivrileşen, çokgen piramit eya koni formundadır. 6-7 metreden düşen suyun, düşme ile yapacağı yıpranma, bu tarz çukurlaştırma ile önlenmiştir. Sarnıç, büyük olasılıkla MS 5 veya 6’ncı yüzyılda son kez temizlenmiş, ağır olduğu için çıkarılamayan yazıtlı mermer blok sarnıçta bırakılmıştır.

Finike Arykanda Bouleterion
Bouleterion:

Agoranın kuzeybatısında, yerli kayanın yontulmasıyla yapılmıştır. Meclis burada toplanırdı. Yapı: 137 metre uzunluğundaki Stoa’nın sonunda, şehrin kuzeybatı yamacındadır. Bina: kayaya oturtulmuş oturma sıraları ile bir dağ yamacında kurulmuştur.

Finike Arykanda Helios Tapınağı
Helios Tapınağı:

Bouleterion binasının doğusunda, MÖ 4’ncü yüzyılda inşa edilmiş ve Güneş Tanrısı Helios adına yapılmış tapınak vardır. Dor düzenindedir. Tapınağın kutsal alanına: doğu ve batıdaki iki kapıdan girilir. Helios Tapınağı ve Bouleuterion yapılarının kuzey ve doğu kesimleri, konut alanıdır.  Ticaret Agorası batısındaki merdivenli yol hem Helios Tapınağına ve hem de konut alanına ulaşımı sağlar. Tapınak terasının batı ucunda bulunan “Sebasteion”: MS 9’ncu yüzyılda, eklentilerle atriumlu bir villa haline getirilmiştir.

Finike Arykanda Stadion
Stadion:

Ören yerinde en üst terasta, Şahinkaya’nın eteğinde, Tiyatronun arkası üzerindedir.

Gözetleme kulesinden sonra en üst seviyedeki yapıdır. Burası da sağlam olarak günümüze kadar gelmiştir. MS 1’nci yüzyıla tarihlenir.

Normal bir stadyumdan daha küçüktür. Koşu parkurunun uzunluğu 106 metre ve genişliği 16 metredir. Koşu pisti, belli bir yerden sonra trapez şeklini alır.

Yani, yarı uzunlukta ve tek yönlüdür. Kuzey yönünde, sarp kayalık yamaçta, üç basamaklı oturma yerleri, günümüze ulaşmıştır. Ortasına yakın bir yerde, merdivenlerle aşağıdaki teraslara bağlanır. Altındaki terasta, küçük fakat iyi korunmuş tiyatro bulunur.

Finike Arykanda Tiyatro
Tiyatro:

Stadion’a göre bir alt terastadır.

MS 1’nci yüzyılda inşa edilmiş tiyatro, küçüktür ama mükemmel durumda günümüze ulaşmıştır. Tiyatro ve Stadium’un aynı zamanda planlanmış ve yapıldığı tahmin edilmektedir. Tiyatro 7 bölüme ayrılır. Caveası yerli ana kayaya, 30 derece eğimle oyularak yapılmıştır. Yatay orta yolu olmayan tiyatro tek kademelidir. Merdiven kenarlarında görülen süslemeler, Stadion’un merdiven kenarlarında da görülmektedir.

Finike Arykanda Tiyatro

Oturma sıraları toplam 21 sıralıdır ve 2000 seyirci kapasitelidir. Her sıranın kenarında: koruyucu tenteleri (güneşlikleri) desteklemek için kullanılan delikler dikkat çeker. Orkestra yarıçapı, 27 ayaktan oluşur. Sahne binasının yüksekliği tahminin 38 ayaktır.

Finike Arykanda Tiyatro

Günümüzde, burada birkaç yılda bir sanatsal etkinlikler düzenlenmektedir. Son olarak İspanyol müziğinin kraliçesi olarak bilinen Buika, Finike’de düzenlenen 2’nci Uluslararası Portakal Festivali-Orange Fest Etkinlikleri kapsamında 4 bin yıllık Arkykanda tiyatrosunda konser vermiştir.

Burada: tiyatronun merdivenleri arasında bulunan ve büyüdükçe tonlarca ağırlıktaki blokları yerinden oynatan çam ağacını göreceksiniz.

Finike Arykanda

ARA TERAS BÖLÜMÜ:

Stadium ve Tiyatro arasında kalan ara teras bölümünde: tiyatronun en üst oturma sırası seviyesinde bir tapınak kalıntısı vardır. Ancak bu tapınağın kime ait olduğu bilinmemektedir. Bu alan, MS 5’nci yüzyılda, büyük bir konutun avlusu içinde kalmıştır.

BİR ALT TERAS BÖLÜMÜ:

Finike Arykanda Devlet Agorası
Devlet Agorası:

Günümüzde, burada ortada bir ağaç bulunan huzur dolu bir yerdir. Odeon’a giden yol üstünde, Agoranın hemen üzerindedir. Odeon önünde, köşeli bir “U” harfi şeklindedir. Agoranın üç tarafı kapalıdır, açık olan tarafı vadiye bakıyor. Avlusu mozaik döşelidir. Geç dönemde, mozaik döşeli portikoya sahiptir. Bu mozaik zemin muhteşem güzelliktedir.

 

Tykhe Tapınağı:

Devlet Agorasının ortasındadır. Günümüzde sadece altarı ayaktadır.

 

Odeon (Meclis Binası):

Tiyatronun alt terasında Odeon bulunur. Tümüyle ayakta kalarak günümüze ulaşmıştır. Odeon bölümüne merdivenle çıkılır.

Bina MS 2’nci yüzyılda yapılmıştır. İmparator Hadrian zamanında, burası Meclis olarak görev yapmıştır. Binanın üç girişi vardır ama ana girişi güneydedir. Yapı, bir zamanlar çok fazla süslüydü. Devlet Agorasına bakan cephesinde zengin taş kaplamalar vardır. İç kısmı ortostatlarla kaplıydı ve duvarlar, orkestra ve koltuklar; renkli mermerlerden yapılmıştı.

Kapının üstündeki frizde: üzerinde maskeler ve kabartma tanrıların başları bulunan kartuşlarla çevrili, İmparator Hadrian portresi görülür. Ayrıca: burada koltukların bir kısmında, travertenlerle restore edilme girişimi saçmalığını görüp üzüleceksiniz.

Finike Arykanda

ŞEHRİN BATI KESİMİ:

Şehrin batı kesiminde özel konutlar vardır.

Finike Arykanda Villa zemini mozaik

4’ncü Yüzyıl Villası:

Zengin bir Arykandalıya ait, mozaik tabanlı mekanları olan Batı Villası görülmeye değerdir. Bu etkileyici villanın kalıntıları son yıllara kadar kazılmadı. Arykanda’daki kazılardan sorunlu Türk arkeoloji ekibi başkanına göre, 8 odalı ve 2 katlı villa bir aristokrata aittir. Mozaik zeminler, sütunlar ve havuz ile zengin bir şekilde dekore edilmiş villa etkileyici bir manzaraya sahiptir.

 

ŞEHRİN DOĞU KESİMİ:

Şehrin doğuya doğru olan bölümünde, uzun süre kullanılan bir villa (Doğu Villası) bulunmaktadır. Batı Villasının benzeri olan yapı, doğuda, daha önceki yıllarda açılan iki odası ve üç basamaklı kapısıyla, 5’nci hamamın batısındaki kuzey-güney doğrultulu merdivenli sokak ve doğu-batı doğrultulu sokağın kesiştiği yerdeki ufak meydancıkla bağlantılı kılınmıştır.

Üstü çatı ile örtünerek korunan, balık pulu şeklindeki mozaik döşemeye sahip oda, peristilli bu büyük yapının doğu tarafındaki en önemli odasıdır. Tabanı toprak olan, ona göre batıdaki odanın da güneye açılan kapısı bu odayla birlikte bir koridora açılmaktadır. Koridor yine büyük bir kapı ile prestile bağlanmıştır.

İlk evresi taş olan ve düşük kaliteli bir döşeme izlenimi veren zemin, yapının ikinci kullanım evresinde, muhtemelen sahibinin zenginleşmesi ve modaya uyma çabası yüzünden, basit toprak dolgu yapılarak yükseltilmiş ve üzerine geometrik desenli mozaik döşenmiştir. Bu döşeme, taş döşeme üzerinde kalınca, kireç harçlı bir tabaka değil, sıkıştırılmış toprak üzerine döşendiği için taş zeminden yarım metre yukarıda, yüzeyde bulunan ağaçların kökleri bunları patlatmıştır.

 

DÜZLÜK KESİMİ:

Bazilika:

Şehrin güneyindeki düzlük kesimde: Bazilika bulunur. Bazilika yapısı, Erken Bizans dönemine aittir. Arykanda şehrinde bulunan en büyük dini yapıdır ve MS 4’ncü yüzyılda yapılmıştır.

 

Traianeum:

Bazilikanın batısındaki alandadır. Yazıtlardan ve antik kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, İmparator Triian’a adanmıştır. Kutsal alan tapınağının bir alt terasında bulunan latrinası, Roma şehrindeki Traian Formuna benzemektedir.

ŞEHRİN GÜNEYDOĞU BÖLÜMÜ:

Finike Arykanda Doğu Nekropolü

Doğu Nekropolü:

Bu mezar alanında, birçok anıt mezar dikkat çeker. Doğu Nekropolde: beşik tonozlu anıtsal mezarlar, tapınak mezarlar ve lahitler vardır. Anıt mezarlar, birbirlerine teras görevi görürler. Bunların tümü, MS 2’nci yüzyıla tarihlenmektedir.

Erken Bizans döneminde, Doğu Nekropolünde anıtsal mezar binaları arasına bir kilise yapılmıştır. Bu kilise, üç neflidir ve kilisenin nefleri ve narteksi geometrik motiflerden oluşan mozaikle süslüdür. Bu mezarların altındaki terasta, çatı hizasına kadar ayakta kalmış hamam bulunur.

Finike Arykanda Gorgo Mezarı

Gorgo Mezarı.

Sparta Kralı I Klemenes’in tek çocuğu ve kızı olan Gorgo’nun mezarı Arykanda şehrindedir. Gorgo: Termopylae Muharebesinde savaşıp ölen üvey amcası Kral I Leonidas’ın karısıdır.

Kocası I Leonidas, savaşta 300 Spartalı ve 3000’e yakın Yunan savaşçı ile birlikte öldürüldü. Plutarkhos’a göre: Termopylae savaşından hemen önce, kocasının ölüme gittiğini anlayan Gorgo, ona ne yapacağını sorduğunda, I Leonidas kendisine “İyi bir adamla evlenmesine, ona çocuklar vermesini ve güzel bir hayat sürmesini” söylemiştir.

Gorgo, Heredot tarafından anılan çok az sayıdaki kadın tarihi kişiliklerden biridir. Siyasi kişiliği ve bilgeliği dikkat çeker. Üç farklı Sparta kralının kızı, eşi ve annesi olan tek kişidir.

Finike Arykanda Hamam Kompleksi

Hamam Kompleksi:

Alt terasta, Stadion yanındadır.

Yamaç hamamı: Likya bölgesinin en büyük hamam kompleksidir. Geniş cephesi güneye bakar. MS 3’ncü yüzyıl ortalarına tarihlenir. Tarihi süreçte onarılarak uzun yıllar kullanılmıştır.

Hamamın hemen yanında Gymnasium vardır. Bu yüzden hamam Gymnasium görüntüsü verir. Gymnasium’dan günümüze kalanlar: çim sahada etkileyici bir mozaik zemin ve devasa bir giriş kapısı kalıntılarıdır.

Finike Arykanda Hamam Kompleksi

Kompleksin boyutları 75 x 25 metredir. Duvarlarının yüksekliği 7 metredir. Bu ölçülere bakılarak Arykanda şehrinin en görkemli yapısı olduğu anlaşılmaktadır. Yapı önce hamam olarak düzenlenmiş, MS 141 yılındaki depremden sonra ise, Hamam-Gymnasion olarak yeniden düzenlenmiştir.

Kompleks, MS 240 yılındaki depremden sonra yeniden onarım görmüştür.

Kemerler dizisi içinde tamamen sağlam olarak günümüze ulaşmıştır. Günümüzde sadece çatısı yoktur, yerden ısıtma sistemi, sıcak havuzlu salonu, en ince ayrıntısına kadar günümüze ulaşmıştır.  

 

Batı Nekropolü:

Batı Nekropolde: bazı tipik Likya kaya mezarları bulunmaktadır. Bunlar, Finike’den Elmalı’ya giden yol boyunca görülebilir. Hamam kompleksinin hemen arkasındaki doğu Nekropolü, olağanüstü bir anıtsal mezar koleksiyonudur.

Burada: lahitler yanında, tapınak mezarları ve görkemli beşik tonozlu mezarlar görülür. Manzara muhteşem güzeldir, çünkü özellikle aşağıdaki hamamlara ve Gymnasium ve ayrıca altındaki vadi manzarası vardır.

 

DİĞER YAPILAR:

Su yolları:

Aykırıçay kaynağının bulunduğu yerdedir. Sarp kaya yüzeylerine oyulmuş, dört ayrı seviyedeki kanal, şehre su getiren sistemin ana hattıdır ve su mühendisliğinin muhteşem bir örneğidir. Su kaynağından elde edilen su, kayalara oyulan suyolları ile şehre ulaştırılmıştır. Şehirde: ana caddelerin bazılarının altında, titizlikle yapılmış temiz ve kirli su kanalları bulunmaktadır.

 

NAL TEPESİ:

Kentin yakınlarındadır. MS 2 ve 3’ncü yüzyıllarda otel yani konaklama için kullanılmıştır. Burada bir hamam, Şaraphane ve bazilika bulunmaktadır. Arykanda şehrinde, Agora içindeki bir odada yapılan kazılarda, çok sayıda nal çıkması nedeniyle, buraya Nal Tepesi ismi verilmiştir.

BONDA TEPESİ:

Finike’nin Boldağ köyündedir. Adının anlamı ve kaynağı bilinmez. Türkçe’de karşılığı olmayan bu kelime belki de bilinmeyen antik adıyla ilgilidir. Demre’nin yaklaşık 10 km kuzeydoğusunda Gülmez Dağı üzerindeki Kaklık Tepesinin 1 km güneyindedir.

Myra’dan Beymelek’e varan yol buradan da doğuya, tepeye doğru zikzaklar yaparak çıkar ve devamında Finike’ye Lymra’ya ulaşır. Myra ile Limyra arasında bugün de fazlaca virajlı olan yola neden olan sarp kayalıklar nedeniyle sahilden ulaşmak imkansız olduğundan, Bonda Tepesinden geçit verilmiştir. Kaldı ki kent arasında deniz taşımacılığı daha yoğun olarak kullanılmaktaydı. Bonda Tepesi, Limyra ve Myra egemenlik alanlarının doğal ayrımını oluşturur. Limyra’nın polis teritoryumuna dahil olduğu ele geçen yazıtlardan anlaşılmıştır. 

Tepede Roma ve Bizans dönemlerinden kalıntılar vardır. 

Konutlar, çok sayıda lahit ve kilise görülen kalıntılardır. Yerleşim kanıtlarının güney batı köşesinde bulunan kilise, 3 nefli ve narthekslidir. Kilisenin kuzeyinde yaklaşık 15 bölümlü bir yapı gurubu bulunur. Bunların doğusuna doğru diğer yapı kalıntıları izlenir. Nekropol ise yerleşim tepesinin batı yamacındadır. Bu tür kırsal yerleşimlerde yaygın olduğu üzere burada da hem ana kayaya oyulan hem de inşa edilen zeytin ve üzüm işlikleri bulunur. 

 

YALAKBAŞI:

Günümüzde Finike’den asfalt yolla kolayca ulaşılır. Yerleşim yapı taşlarının yoğun döküntüsü arasında gezilir. Alanda modern yerleşim olmaması şanstır. Sadece birkaç çoban yapısı ve keçiler yaşamaktadır. Bu nedenle de lahit teknelerinin ve bazı işlik havuzlarının su yalağı olarak kullanılmasıyla “Yalakbaşı” adı takılmıştır. 

Bonda tepesinin 2.5 km kuzeyinde, 600 m yükseklikte, doğu-batı yönünde uzayan yayvan bir tepede bulunan Yalakbaşı kalıntıları içinde anıtsal bir yapı görülür. 

Bu küçük yerleşimdeki en önemli kalıntı, üzerinde heykel ayakları için açılmış yuvalar bulunan profilli altlıklar ve aynı zamanda yine dağınık haldeki diğer yapı bloklarıdır.

Görünen yaygın kalıntılar büyük yoğunlukta Roma dönemine aittir. 

Yerleşimde konutlar, işlikler en yoğun kalıntı gurubunu oluşturur.

Yapıların büyük kısmı, kayalık arazinin doğal sonucu olarak hibrit karakterdedir. Yerleşimin başlangıcında kümelenen yalın lahitlerin tamamı aynı teknikte inşa edilmiştir. Altta ana kaya, 1-2  basamaklı kesme taş altlık ve üstünde lahit teknesi bulunmaktadır. Bu alan dışında da yine tekil mezarlara rastlanır. 

Yalakbaşı’ndaki en önemli keşif, Açık Hava Tapınağıdır. Yalakbaşının 700 m güneyinde, Finike’ye inen kestirme bir patika güzergah üzerindedir. Bu açık hava kült alanında, Sumendis adlı bir tanrıya tapınıldığı tespit edilmiştir. Alanda yapılan çalışmalarda, altlıklar, steller ve sunaklar bulunmaktadır. Ekizce’de keşfedilen Ares Kutsal Alanındaki gibi açık hava kült alanı ve tanrıya adanmış steller söz konusudur. Bulguların karakteri ve yazıt özelliklerine göre Roma dönemi açık hava kült yeridir. 

 

ARES KUTSAL ALANI-EKİZCE/TAHTACI MEZARLIĞI

Hisarçandır köyü, Havuzönüdamı mevkiisinde, Ekizce’de, Tahtalı Mezarlığı adıyla anılan alandadır. 

İlk kez, bir Ares yazıtıyla fark edilmiştir. Toplam 14 adet steli ve yazıtlı ve kabartmalı adak stelleri ile mimari kalıntılar, bölgeden insanların bu alana gelip tapındıklarını gösterir. 

Üstelik Kitanaura’dan (Kitanauralı Osallas’ın Tanrı Ares’e adağı) ve hatta Myra gibi uzak kentlerden (Myralı Mosch……’un Tanrı Ares’e adağı) gelerek Ares’e (Epekoos Her şeyi duyan) adakta bulunmuş olmaları, önemli bir Ares kült yeri olduğunu gösterir. 

Belli ki, savaş tanrısı, bu bölgede rağbet görmüştür. Eğimli sırttaki kalıntıların merkezi alanında bir yapı olduğuna dair izler varsa da oldukça zayıf olmaları alandaki Ares kült yapısına yönelik fikir sahibi olunmasını önler. Bölgede, yerleşim dışı kült yeri olarak Ovacık’taki Tanrı Meizoares’le birlikte, bilinen 2’nci örnektir. Ovacık’daki Irmağın Ares’idir.

 

 

FİNİKE-PHOİNİKS

Kent, muhtemelen adını, kurucusu Fenikeli tüccarlardan almıştır.

Dolayısıyla, Lykia ya muhtemelen Afrika dan taşınan hurma ağacının adı olan “phoenix” ile bağlantı kurulur.

Strabon: burası için “Olympos dağının diğer adıdır” der.

Evliya Çelebi:

Dönemin tek kaynağıdır.

Seyahatnamesinde: “Finike’yi Ceneviz elinden Teke Bey oğlu Ahmet Bey in fethetmiş olduğunu, Orhan Gazi ye düğününde hediye ettiğini, Subaşısının olduğunu, serdarı, dizdarı, 70 kale neferi ve gümrük emanetinin bulunduğunu, Ayrıca kethüda, nakip ve şeyhülislamların Elmalı şehrinde oturduklarını, kalesinin d üzlük bir tepe üzerinde, beşgen şekilde olduğunu, içinde bir cami, dizdarı ve evleri ve ambarların yer aldığını, deniz içinde bir mendirek kulesinin bulunduğunu ve kale dibinde bir varoşunun var olduğunu anlatır.

Özellikle yaz aylarında 100 geminin demirlemesine uygun olan Finike limanına kadar uzandığı bilinen sur ve burçlara sahip Fenike Hisarının bugün sadece iç kaleden bazı kalıntılar kalabilmiş, etrafı ise binalarla çevrilmiştir.

Kaptan Beaufort, 1811 yılında Finike koyuna demirler ve gezi notlarına:

            Birkaç ineğin gezindiği, bol sulak, ıssız bir yer olarak kaydeder.

Stark;

            Myra-Finike arasını 5.5 saatte yürümüştür.

Nitelikli ahşap hammaddesi ve tahıl dışında, buğday unu gibi pek çok ürün de bölgeden toplanıp Finike den sevk ediliyordu.

Sualtı araştırmalarına göre, Gökliman geç antik dönemde de gemilere hizmet vermeye devam ediyordu.

Finike deki geç antik dönem manastırı, bu dönemin yaşanmışlığının karasal kalıntı açısından destekler.

Finike’nin batısında Gökliman ile Finike kalesi arasında dağdan bir yol vardır.

Bu yol üzerinde korunaklı çiftlik kalıntıları bulunmaktadır.

Derinliği ve sakin akışı ile teknelerin girişine uygun olan Aykırı çay ağzına İskele mahallesi denilmesi, burada eskiden beri bir iskele bulunmasından kaynaklanır.

Sprtt ve Forbes in 1842 yılındaki ziyaret notlarına göre:

            Denizden bakıldığında kayalık yamaç üzerinde fark edilen kale, küçük kuleleriyle tam bir Orta çağ yapısıdır. Kalenin önünde kesme taşlardan örülü kare bir kule yükselir. Üzerinde Türk bayrağı, içinde de gümrük görevlisi durur. Kalenin yukarısındaki tepe araştırmalarında, Helenistik kule kalıntıları ve 5-6 adet lahit bulunmuştur.

Yazıtlardan biri Limyralı birine ait olduğunu gösterir.

Burası Limyra’nın limanı olmalıydı.

 

LİMANLAR

Finike de bir ticari liman ve Gökliman da askeri liman vardı.

 

ASKERİ LİMAN:

Phaselis i denizden kuşatacak kadar deniz gücü olan Perikle’nin gemilerinin sığındığı limandı.

Konumu nedeniyle de, her dönem de önemini korudu.

Akdeniz in doğu sahilleriyle İstanbul arasındaki deniz ulaşımında, Kıbrıs bağlantısıyla zinciri Gelidonya üzerinden tamamlayan Finike limanı, gelenleri batıya ulaştırıyordu.

Arykandos Acıçay, Limyros Tatlıçay olarak liman yakınlarına kadar gelip, birleşerek limandan denize dökülürdü.

 

SUR KALINTILARI:

Atatürk parkı yakınlarındaki kule, Devlet Hastanesi karşısındaki falezlerin kuzeyinde ve Eski Hapishane yanındaki kaya mezarı izlenebilen kalıntılarıdır.

En uçtaki kule, 1920 yılındaki araştırmalarda hala ayaktaydı.

Bugünkü limanın hemen arkasında Helenistik kaleden kalan son duvarlar izlenir.

Ön kesimde, birkaç kez revizyon-onarım gördüğü anlaşılan, üzerinde her dönemden izler taşıyan dış kale duvarlarının kalan kısımları görülür.

En altta birkaç sıra Helenistik duvar parçaları, üzerinde de Bizans ve Osmanlı onarımları görülür.

Yukarı iç kesimde, Helenistik sur ve kulelerin kalıntıları ile bazı lahit parçaları bulunur.

Hemen hepsinin üstünü, geleneksel evler veya yeni yapılmış yapılar kaplamıştır.

Limyra adına limanı kontrol eden Helenistik kale, limana egemen bir konumda inşa edilmiştir.

Kalıntılardan anlaşıldığı gibi, Hhoenikus/Phoiniks, hiçbir zaman bir kent olmamıştır.

Sadece limana yönelik bir kontrol kalesi ve liman hizmetlerinin görüldüğü yapıları içeren bir yerleşim işleviyle yaşamıştır.

KARASU tarafında 2 kaya mezarı, batısındaki ÜÇTEPE çevresinde de lahitler ve yapı kalıntıları bulunur.

Göklimana bakan tarafta ise, gözetleme kulesi ve çiftlik kalıntıları vardır.

Karasu boyunca, kuzeye doğru Eski İskele tarafında geleneksel ahşap evler vardır.

Gümrük yapısı da muhtemelen buradadır.

FİNİKE SURLARINDA EN ETKİLEYİCİ HİKAYE, 655 YILINDA YAŞANIR.

İslam ve Bizans deniz güçleri, Finike Denizinde karşılaşır.

Mısır ve Suriye donanmaları birleşmiş ve güçlü bir Arap ordusunu oluşturmuşlardır.

Mısır güçlerinin başında Abdullah Bin Sad, Suriye güçlerinin başında ise Abul Avar vardı.

O tarihlerde Finike’de, veba ve istilalar gibi birçok felaket yaşanmış ve bölgedeki Bizans gücünün direnecek pek hali kalmamıştır.

Arap donanması ise onarımlarını ve yeni teknelerini yapacak yeterince nitelikli ağaç ve yaşanacak alan bulmuştu.

Tarihi kaynaklar akıl almaz sayıda geminin limanda buluştuğunu aktarır.

Mısır dan 200, Suriye’den 100 gemi gelmiştir.

Yaklaşık 30 bin kişilik ordunun beslenme kaynakları da Finike den sağlanmaktaydı.

Bu büyük güç, Bizans için önceden yolu kesilmesi gereken büyük bir tehditti.

Ve nihayet, Finike önlerinde donanlalar çarpışmaya başlar.

Bir yandan çanlar, diğer yandan ezanlar psikolojik savaşın silahları olur.

Arap savaşçıları gemileri yanaştırıp karadaymış gibi savaşarak kazanmayı bilir.

Finike koyu gemi mezarlığına döner.

Savaşı kaybeden Bizans imparatoru hızlı bir gemiyle İstanbul a kaçar.

Baş komutanlarının bu onursuz kaçışı Bizans savaşçılarına başkaldırtır.

Oysa savaşta onurlu aşıklar da vardır.

Bizans gemisinin kancayla sürüklediği Arap gemisinde Sad ın karısı ve onun aşığı olan veznedar Alkanah Bursayah da vardır.

Alkanah cesurca, iki geminin arasındaki kancayı çıkartarak hem komutanını hem de sevgilisini kurtarır.

 

FİNİKE SULARINDA BİR İŞGAL TARİHİ DE 1606 YILIDIR.

            Baskına uğrayan Türkler intiharı seçer.

            Aziz Stephanos Şövalyeleri asal görevlerini yapıyorlardı.

Osmanlı’nın Akdeniz Limanlarını ve gemilerini etkisiz hale getirmek ve Akdeniz de terör estirmekti.

            Bu seferin tek iyi yanı, Fulvin Fontana nın Şövalyelerinin etkinliklerini resimli bir kitapta anlaşmış olmasıydı.

Bugüne kalan kalıntılar, bu çizimdeki resmi tamamlamaya elbette yetmez.

Fontana: “Şövalyelerin Finike işgalini detaylı bir resim yanında, metinde de şöyle aktarır.

            “Finike ve Namur başarıyla ele geçirilmiş, her ikisi de 1.5 günden kısa süre içinde birliklerimiz tarafından yağmalanmıştır. Antalya Vilayetinin deniz kıyısında bulunan Finike kalesi de aynı başarıyla ele geçirildi. Aynı yılın 4 Haziran gecesi, kentin 3 mil yakınına gelindi.

Petardelerle havaya uçurulan kale girişinden içeri giren askerler karşısında Türkler şaşkın ve çaresiz biçimde kala kaldılar. Karşı koymaya o kadar kararlıydılar ki, teslim olmaktansa intihar etmeyi seçtiler. Erkeklerin ölümünden sonra kadınlar ve çocuklar ganimet olarak elimize geçti. Aralarında Ağa nın karısı ve kızı da vardı. Kent ateşe verildikten sonra kadırgalara bindirilerek Livonno ya getirildiler.

ŞEHİRDEKİ ROMA DÖNEMİ TAPINAKLARI:

Şehirde dinsel amaçlı 7 yapı tespit edilmişse de bunlardan sadece 4 tanesinin hangi tanrıya ait olduğu anlaşılmıştır. Mesela “Eutykheos’un oğlu Zosimos Ponponios Athena tapınağının mimarı ve rahibi” yazıtı bir Athena tapınağının varlığını gösterir ama bunun hangi tapınak olduğu hala bilinmez. Pindaros, kentte bir Sozon tapınağından bahseder. Atının yanında, başlıksız ve sakalsız olarak kısa tüniğiyle resimlenen tanrı Zeus gibi baba tanrı formundadır. Sozon’un güneş ve ışıkla ilgisi, Apollon benzerliğini hatırlatır. Ancak Arykanda da bir de Helios vardır ki o da ışıkla ilgilidir. Sozon’un Helios’un prototipi olduğu söylenir. Arykanda da en açık görülen ve kimliği belli olan kült yeri Helios’a aittir. Kente ait olan bazı altarlara bakıldığında, Akamenidlerle Lykia’ya giden Zerdüst dinine ait oldukları bellidir. Arykanda da Mısır tanrılarına ait bir tapınak olmamakla birlikte, İsis ve Serapis’e ait heykelcikler bulunmuştur. Kentte Dioskurlar ve Oniki Tanrılar kültünün varlığı da bulgularla kanıtlanmıştır. Kentte: Asklepios, Hygeia, Aphrodite ve Hermes’in tapınım gördüğü yine heykel parçaları ve küçük bulgulardan anlaşılmaktadır. Apollon’un varlığı benzer ışık tanrıları Sozon ve Helios ile karşılanabilse ya da Artemis heykelcikleri Tanrıça’ya inanıldığını gösterse bile kentte şaşırtıcı olan Lykia’nın asal tanrıları olan Leto, Apollon ve Artemis’e ait bir tapınak olmayışıdır.

Sebasteion:

Akropolis’in kuzeybatısındadır. Yazıtlara göre: Severuslar Hanedanlığına adanmıştır.

Doğu-batı doğrultulu bu yapının güney duvarının Geç Antikçağ ikinci kullanım evresinde, devşirme olarak kullanılmış bir heykel torso’su bulunmuştur. Kent içindeki konumu nedeniyle, bu yapının Athena Tapınağı olabileceği düşünülmektedir.

Finike Arykanda Podyumlu Tapınak

Podyumlu Tapınak ve Büyük Bazilika:

Bunlar, Akropolis’in güneydoğusunda ve alt kodlarda yer alır. Hangi İmparator veya tanrıya adandığı henüz saptanamamıştır.

Her iki yapı, mimari elemanlarından yola çıkılarak, Antoninuslar dönemine tarihlenir. Antoninuslar sülalesinden bir imparatora veya tanrıça Athena’ya adanmış olduğu düşünülür.

Özellikle, her iki tapınağın mimari elemanlarındaki benzemeler, mimar Zosimos Pomponios dönemine uymaktadır. Doğu-Batı doğrultusundaki Büyük Bazilikanın, konumundan dolayı Apollon veya Artemis’e adandığı düşünülmektedir.

PodyumluTapınak: Temenos’daki kurban bağlama ve kan akıtma havuzundan yola çıkılarak Ana Tanrıça kültü özellikleri gösterdiği ve Demeter’e adandığı tahmin edilmektedir. Ancak bu düşünce de güçlü kanıtlara dayalı değildir.

 

 

Fethiye Ören Yerleri

Fethiye Ören Yerleri: ilk tanıtacağım şehir “Telmessos” dur.

Fethiye Ören Yerleri Telmessos
 

TELMESSOS-TELEBEHİ-QUVALAPASA-MEĞRİ-FETHİYE

Fethiye Ören Yerleri, birinci durak: Telmessos antik kentinin, günümüzdeki Fethiye ilçe merkezi yakınlarındaki Belen’de; MÖ 3 binlerde kurulduğu tahmin edilmektedir.

Şehir antik Likya bölgesinin en batısında, Karia sınırında bulunuyordu.

Telmessos, Lykia bölgesinin bilinen en eski antik kentidir.

Günümüzdeki Fethiye körfezi, antik dönemde Telmessos körfezi olarak adlandırılmıştır.

“Livius” da, körfezin bir yanının Karia ve diğer yanının ise Lykia olduğu yazılıdır.

MÖ 5’nci yüzyıla ait sikkelerde ise, yörenin ismi “Telebehi” olarak geçer.

Ancak şehrin ilk kurucuları hakkında bilgi yoktur.

 

Telmessos İsmi

Bilinen en eski ismi “Quvalapasa” dır. Likçe ismi “Telebehi” dir. Eski Yunanca ismi “Telmessos” dur. MS 713 yılında II Anastasios tarafından kent kurulduğunda ismi “Nastasiopolis” dir. 1284 yılında “Meğri” (Makri) olarak değiştirilmiştir. Bu isim Makra adasından gelir. 1934 yılında ismi Fethiye olmuştur. 

Telmessos isminin antik çağda Apollon’un oğlu olan Telmessos’dan geldiği tahmin edilir. Antik kentin, güneş tanrısı Apollon tarafından kurulduğuna ve şehre oğlunun ismini verdiğine inanılmaktadır. Bu isim “Işıklar Ülkesi” anlamına gelmektedir. Çünkü yörede güneşli gün sayısı, yılda 211 gündür.

 

Gelelim, Telmessos isminin efsanesine

Tanrı Apollon, Finike kralı Agenor’un kızlarından birine aşık olur ve aşık olduğu kişinin ölümlü olması nedeniyle, aşkını açıklamaktan çekinir.

Ancak, Apollon, kıza yakın olmak için, kıza bağlı bir köpek olmayı tercih eder.

Çok utangaç olan Kral Agenor’un kızına, küçük ve sevimli bir köpek olarak yaklaşır.

Kız, zamanla kendisine alışınca da, genç bir delikanlıya dönüşür, kızın sevgisini kazanır ve evlenirler.

Daha sonraki dönemlerde ise bir oğulları olur ve ismini Lykia dilinde “Aydınlık Ülke” anlamına gelen Telmessos koyarlar.

Apollon çocuğunu bu yeni kente kahin olarak  tayin eder.

Şehrin tarihi gelişimi

Fethiye, Patara Yol Klavuz Anıtında en batı güzergahta bulunan en önemli menzildir. Karia ve Lykia arasında bir sanat-kültür ve ekonomi merkezidir. 

Uzun süre Lykia’ya karşı bağımsızlığını korumuş olan şehir, MÖ 6’ncı yüzyıl ortalarında Pers hakimiyetine girer.

MÖ 5’nci yüzyılda “Delos Birliğine” girer, MÖ 362 yılında ise Perikle yönetimindeki Lykialılar Telmessos’a karşı savaşıp kenti Lykia topraklarına katarlar. Scylax isimli bir coğrafyacı: o dönemde kentten bir Lykia şehri olarak söz eder. 

Ardından, Lykia topraklarını hakimiyeti altına alan Perslere geçer ve Karia Saprapı Mausolos tarafından yönetilmeye başlar.

MÖ 333 yılında, bölgede Büyük İskender hakimiyeti görülür. Söylenenlere göre, şehir, kendi isteğiyle Büyük İskender’e teslim olmuştur.

Bir başka söylentiye göre ise: Büyük İskender, donanması ile Telmessos kıyılarında geldiğinden, kumandanlarından Nearkos, o dönemin kent yöneticisi Antipatrides’ten yanlarındaki müzisyen ve esirlerin kente alınmasını ister.

Bu istek kabul edilir. Ancak müzisyen olarak kente girenler, müzik kutularının içlerine sakladıkları silahları çıkararak, gece, şölen esnasında akropolü ele geçirirler.

MÖ 188 yılında Bergama Krallığı bölgede egemen olur.

MS 8’nci yüzyılda şehrin ismi, Bizans İmparatoru II Anastasius onuruna “Anastasiupolis” olarak değiştirilir.

Sonraki 200 yıl boyunca, şehir bu isimle anılır.

MS 10’ncu yüzyıl başlarında ise, şehrin ismi Rumlar tarafından “Makri” olarak değiştirilir. Makri kelime anlamı “uzak şehir” demektir.

Şehrin bugünkü ismi ise, Osmanlı döneminin ilk pilotlarından olan Fethi Bey’in Kahire’ye giderken uçağının 1913 yılında buraya düşmesi nedeniyle 1934 yılında verilmiştir.

 

Kahinlik

Telmessos’da çok sayıda kahin bulunduğu kanıtları vardır. Bununla birlikte, Karya da aynı adla anılan ikinci bir kent daha vardır ki, burada gaipten haber veren ünlü bir papaz ailesi yaşamaktaydı. Anlatılanların çoğu, bu aile ile ilgili olsa gerek. 

Öte yandan, şehrin antik dönemde bir kehanet merkezi olduğu ve kahinlik özelliğinin babadan oğula geçtiği de bilinmektedir. Kahinlerin kayaların üzerine çıkarak Akdeniz’in mavi sularına bakarak kehanetlerde bulundukları düşünülür.

Tarihçi Heredot’a göre: Telmessos şehri bir zamanlar bölgenin önemli bir kehanet merkeziymiş. Lidyalı kral Krezüs, Pers kralı Kyros’a karşı savaşa hazırlanırken: Sardes kentinin çevresini yılanlar sarmış, atlar ise otlamayı kesip yılanlara saldırıp yemeye başlamışlar.

Bunun üzerine, olay Telmessos Kahinlerine sorulmuş ve alınan cevap “Krezüs üzerine yabancı dil konuşan bir ulusun yürümesini beklesin, bunlar ülkeye yayılacaklar, boyunduruk altına alacaklar, yılan toprağın oğludur, at ise savaşçı ve göçebe hayvandır.”

Evet bu kehanet bir süre sonra gerçekleşmiştir. Krezüs, Perslerle yapılan savaşı kaybeder, ancak ölümden kurtulur ve esir alınır, Pers kralı Kyros, onu bir danışman gibi yanında gezdirir.

Bir diğer örnek: İskender, Telmessoslu kahin Aristados’un yorum yapmasını ister. Kahin, İskender’e en yakın dostlarından birinin kendisine ihanete yelteneceğini, fakat zarar vermeden yakalanacağını söyler. Kahine göre, serçe uysal ve insanlara dost bir kuştur. Ama çok gevezedir. Karya’daki Telmessos, Halikarnas’a 7 mil uzaklıkta bulunduğuna göre, Aristanros’un Fethiye’de değil, burada yaşaması daha kabul edilebilir bir olasılıktır. 

 

Büyük Oyun:

MÖ 334-333 kışında, İskender bu yöreye gelince, Telmessoslularla barışçı bir anlaşma yaptı. Kent kendi isteğiyle İskender’e katıldı. Ardından. İskender güvendiği adamlardan biri olan Antipatrides’e kenti teslim eder. Bu sırada kentte Giritli Vali Nearchos vardır. 

İskender’in kenti teslim ettiği Antipatrides, kendisini tek egemen sanmaya başladığında Vali Nearchos ile savaşır ve valiyi kentten dışarı atar. Vali Nearchos ve Antipatrides dost idiler. Nearchos, kentten çıkarken beraberinde esir kadın ve çocuk şarkıcıları da beraberinde götürmek için ister ister ve götürür. Daha sonra şehirdeki bir şenlik için bu müzisyenler geldiğinde, kadınlar müzik aletlerini çocukların ellerine verirler, fülut kutularının içinde ise hançerler gizlenmiştir. Topluluk kaleye girince, esir müzisyenler silahlarını çıkarır ve Akropolü ele geçirirler. 

Burada başka bir husus daha var. İskender, Telmessoslu bir kahin olan Aristandros’tan gelecekte bir arkadaşının ihanet edeceğini öğrenmiştir ve bu kişi Antipatrides’dir. 

Evet, İskender önlemini alır ve Telmessos şehri Antipatrides’ten geri alınır. 

Söylenen o dur ki, şenlik anında ortaya çıkan müzisyen köleler, meğerse savaşçılardır ve ellerinde de müzik aletleri değil silahlar vardır. Antipatrides gafil avlanmıştır. Bu öykü, strateji örnekleyen bir anlatım olarak hala Fethiye tepelerinde yankılanır. Tarihçiler buna strateji diyorlar, başkaları ise üç kağıtçılık olarak tanımlıyor. 

 

Magra Adası:

MÖ 1’nci yüzyıl kaynaklarında bu adanın Lykia’ya bağlı olduğu belirtilir. Fethiye teritoryumundaki topraklara “Başkaza” da denilmektedir. Çünkü Fethiye merkez kadısının işlere yetişememesi nedeniyle, atanan bucak kadılarının (Baş kadı) varlığıdır. Beşkadılık örgütü, hiçbir resmi kayda dayanmamakla birlikte, merkez kadısının kendi yetkisi ile oluşturulan bir yönetim gurubudur. Fethiye merkezi dışındaki beşkadılık örgütü, Üzümlü, Ören, Yaka, Döğer, Yakabağ, Eşen ve Kaya yörelerinde halka mutlak sözünü dinleten, vergileri zamanında toplayıp merkez kadısına teslim eden ve kendilerine de bu hizmetlerinden dolayı geniş yetki verilen kimseler vardı. Bunlar parasal yönden de tatmin ediliyordu. 

 

Deprem:

1821 tarihinde ağır yıkıcı (8.2) deprem nedeniyle Meğri tüm eski erken kalıntıları, bugün liman alanı oluşturmak üzere denize dökülmüştür. 1957 yılındaki depremde yine büyük zarar görmüştür. Kaya yamaçlarına kurulu evler dışında, hemen her şey yıkılmış kentin kalıntıları toplanıp bugünkü, eskiden bataklık olan dolgu sahasına dökülerek bataklık kurutulmuştur. Tüm bu yıkılma sırasında tek ayakta kalan şimdiki Kız Meslek Lisesi ve Hükümet Konağı bahçesindeki ünlü Likya lahit mezarıdır. Onun da kapağı 2-3 cm kaykılmıştır. Depremde can kaybının olmaması, zamanın kaymakamının serinkanlılığı sayesindedir. İlk deprem hafif geçmiştir. Sonrakinin şiddetini sezen kaymakam, tellaklar ile halkı evlerini boşaltmaya çağırmıştır. Bu sayede depremden birkaç kişi hariç fazla can kaybı olmamıştır. 

 

Fethiye Ören Yerleri Telmessos Anfi Tiyatro
 

GÜNÜMÜZE KALAN KALINTILAR:

Kalıntılara bakıldığında Telmessos’un Helenistik dönemde Hıdırlık Tepesinden sahile indiği anlaşılmaktadır. Düze indikçe Helenistik ve Roma mezarları görülür. 

Eski kentten mezarlar dışında hiçbir şey kalmamıştır. Mezarlar ise, dönemin en güzel örnekleridir. Başlıca mezarlar: doğuda, kentin hemen dışındaki tepelerin kuzey ve batı yüzlerine oyulmuştur. 

Telmessos Amfi Tiyatro

1993 yılında yapılan resmi arkeolojik sondaj kazılarında, toprağın 3-4 metre altında, tiyatronun oturma sıralarını buldular. 1995 yılında ise, tiyatrodan kalabilen tüm kalıntılar gün ışığına çıkarılmıştır.

Türkiye’de denize en yakın ve en eski tiyatrodur. Hemen şehrin iskelesi yanındaydı. Tiyatro, erken Roma döneminde yapılmış ve MS 2’nci yüzyılda onarılmıştır. Telmessos tiyatrosu sadece 73 m çapında ve 27 sıralı, en çok 4000 seyirci kapasitelidir. 

Oturma sıraları ve sahne binasından giden taşlar, 1953 yılında Fethiye Limanının inşasında kullanılmıştır. Toprak üstü kalıntıları, çoktan taşınmış olmakla birlikte, alttan sağlam kalmış basamaklar ve sahnenin temelleri gün ışığına çıkarılmıştır. Masklar hala taşlaşmış gözlerle ziyaretçilere bakar. Arka planda da bir zamanların Glaukos Körfezine sintine döken yeni zaman yelkenlileri görülür. 

Günümüzde ise, tiyatroda 2000-2500 seyirci oturabilmektedir. İki oturma gurubu vardır. Üst oturma sıralarının tamamında dolgu malzemesi kullanılmıştır.

Tiyatronun 4 girişi bulunmaktadır, bunlardan sadece 3 tanesi sağlam olarak günümüze ulaşmıştır. Kalan bir tanesi bozulmuştur. Tiyatro, Bizans döneminde arena olarak kullanılmıştır.

Fethiye Ören Yerleri Telmessos Anfi Tiyatro
 

Fethiye Ören Yerleri nden Telmessos günümüzde “Kentsel Sit” alanı olarak ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Bugün Fethiye Limanına giderseniz, denizin içindeki büyük taş blokları görebilirsiniz.

 

Lahitler

Günümüzde Fethiye ilçe merkezinde Lykia tipi birçok lahit görülmektedir. Bunlardan bir tanesi Amintas Kaya mezarlarının altındaki sokakta ve bir tanesi de Hükümet Binası ile iskelenin yanındadır.

Fethiye Ören Yerleri Telmessos Lahitler
 

Hükümet Konağı Lahit Mezarı:

Lahit tipi olanlardan belki de en güzeli Lykia örneği Hükümet Konağı doğusundadır. Yüzyıl önce bu mezar denizin içindeydi. (Antik çağdan bu yana yükselen su seviyesi, yakın çağlarda yeniden alçalmış olsa gerek) Mezarın saygın bir görünümü vardır. İki katlı ön yüzünde, dörtgen, ahşap kirişleri andıran oymalar, Gotik stili kemerli bir kapağı vardır. Kapağın her iki yanı, sorgucu savaşları resmeden fresklerle bezenmiştir. Dörder savaşçı, ellerinde kalkanları olduğu halde savaşmakta, uzun giysili bir adam sağ tarafta koltukta oturmaktadır. Kapağın bitimleri, dörder kanat halindedir. Lahdin MÖ 340 yılına ait olduğu düşünülür. 

 

Amistas Mezarı:

Tapınak mezar tipindedir. Bu tip mezarlar, Lykialılara özgü değildir, Caunos ve Anadolu’nun başka yörelerinde de bulunmuştur. Ön yüzleri tapınak biçiminde olup girişte İyon stili iki sütun, bir sütun başlığı ve bir alınlık vardır. Kapıda içerideki mezar odasına açılan bir sahanlık bulunur. Mezar odası, üzerine ölülerin yatırıldığı taş peykeler bulunan sade bir odadır. Bunun en güzel örneği Telmessos’da kayaya oyulmuş Amistas Mezarıdır. 

Amistas mezarının bulunduğu yere Belediye tarafından yaptırılmış merdivenle çıkılır. Merdivenler Amistas mezarının önüne kadar çıkar. Bu mezar aşağıdan kolaylıklı görülür ve yaklaştıkça büyüklüğü karşısında duyulan hayret artar. İyonstilinde ve tapınak tipindedir. Önündeki iki yanı, bitişik sütunlu sahanlığa dört basamakla çıkılır. Soldaki sütunun orta kısmında MÖ 4’ncü yüzyıl alfabesi ile “Hermapias’ın oğlu Amistas” yazılıdır. Amistas destan çağında yaşamıştır. Yöneticilerin tanrı katına çıkma hakkını kendilerinde görmek istedikleri dönemin beyi olma ayrıcalığı yaşamıştır. 

Bu kişinin kimliği bilinmez. Her sütunun tepesinde, süper fiyonktan oluşan bir sıra nakış vardır. Yukarıda biri kırık, üç aktoterli alınlık, aşağıda ise bir dentil fresk bulunur. Esas odaya giren kapının dört köşesinde, taştan oyulmuş demir çivileri andıran eklemler vardır. Eskiden kayan bir taşla açılıp kapanıyordu. Alt tarafındaki kanat, hırsızlar tarafından kırılıp açılmıştır. Odanın tavanı düz ve biraz kabaca oymalı olup, içeride üç duvar boyunca üç ayrı taş peyke vardır.

Yamacın solunda daha birçok mezar göze çarpar. Bunlardan ikisi Amistas’ın kine benzer tapınak mezarlar olup, daha küçüktür. Çevik bir kişi soldakine belki çıkabilir. Ama öbürüne erişmek mümkün değildir. Daha aşağıdakiler daha küçük 2-3 katlı ev tipi mezarlardır. Kalanlar ise kartal yuvası tipindedir. 

Akropol Tepesi;

Telmessos Akropol Tepesi, kentin gerisinde yükselir. Burada Aziz John’un şövalyelerine ait olduğu sanılan bir Ortaçağ kalesi vardır. Duvarlara oyulmuş birkaç yazı ve tarihi belirsiz bir sarnıç dışında, kalenin içinde eski bir başka kalıntıya rastlanmaz. Tepenin en doğu yüzünde Amintas’ın kine benzeyen, fakat çok daha küçük basit bir çift kaya mezarı göze çarpar. Kuzeye bakan batı cephesinde ise, Telmessos’daki iki tiyatrodan birinin yeri olduğu sanılan bir çukur vardır. Fakat burası çok kazılmış olup, tiyatro ile ilgili hiçbir belirti bulunmamıştır. Çukurun tepesinde küçük ev tipi bir kaya mezarı görülür. 

 

 

Fethiye Ören Yerleri Kadyanda
 

KADYANDA-CADİANDA-KADAWANTİ-ÜZÜMLÜ

Fethiye Ören Yerleri, ikinci durak Fethiye merkezine 25 km uzaklıktadır.

Üzümlü beldesinin güneydoğusunda, bir tepe üzerindedir.

Tepenin yüksekliği yani rakımı 915 metredir.

Yani Fethiye limanı bölgesine tepeden bakar, muhteşem bir manzara vardır.

Yolun büyük kısmı asfalt, kısa bir bölümü ise stabilizedir. Bu bölüm, çamların arasında bir dağ yoludur, bazı yerleri bozuktur. Burayı orman içinde bir Likya şehri olarak düşünün. Şehir, engebeli bir dağ yamacı boyunca, yarım daire şeklinde konumlanmıştır.

Tanıtıma başlamadan önce söylemek gerekir: buraya mutlaka spor ayakkabısı ile gidin, çünkü yerlerde çam yaprakları var ve oldukça kaygan, ayrıca yanınızda mutlaka su bulundurun.

Fethiye Ören Yerleri Kadyanda
 

Buraya ulaştığınızda, hemen ön tarafta otopark var, aracınızı buraya park edebilirsiniz. Giriş ücretli, müze kart geçiyor.

Şehrin kuruluş tarihinin, MÖ 3 binli yıllara indiği tahmin edilmektedir.

Şehir: Karia ve Likya bölgelerinin arasında kalmış ve her türlü özellikleri barındıran bir kent olarak öne çıkmaktadır.

Fethiye Ören Yerleri Kadyanda
 

Fethiye Ören Yerler inden Kadyanda, Likya dilinde “Kadawanti” olarak bilinir.

Pilinus ise şehrin ismini Lykia dilinde “Cadianda” olarak yazmıştır.

Günümüze ulaşan kalıntıların en eskisi: MÖ 5’nci yüzyıldan kalmadır. Ayrıca: Likya bölgesinin, Hekatomnosların kontrolünde olduğu döneme ait bir kitabede, Karya Satrabı Piksodoros’un yaptığı bir bağıştan söz edilmektedir. Bu satrap MÖ 340-334 yılları arasında satraplık yapmıştır. Bu bağış, büyük olasılıkla: Karya şehri olan Kaunos’a karşı girişilen bir harekatta, Kadyandalıların satraba yardım ettiğini ifade etmektedir.

MÖ 168 yıllarında şehrin kendi sikkesini bastırdığı anlaşılmaktadır.

Ancak kent, özellikle Roma döneminde önem kazanır.

Fethiye Ören Yerleri Kadyanda
 

Günümüzdeki kalıntılar

Kent, doğal nedenlerle oldukça fazla yıpranarak günümüze ulaşmıştır.

En eski tarihli olarak, günümüze, kenti saran çevre duvarlarının bir kısmı, kaya mezarları ve bazı kitabeler kalmıştır. Kaya mezarları, iri taşlardan oluşur.

Kentin bir tepe üzerinde iskan edilmiş Akropolisinde, ana cadde boyunca bir tapınak, hamam, agora, stadion, gymnasion, tiyatro ve kaya mezarları yer alır. Kentin kimliğini oluşturan tüm bu yapılar, onun antik dönemdeki yerleşimini ve canlılığına tam olarak gözler önüne serer. 

Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Tiyatro
 

Tiyatro

Akropolün güney yamacındadır. Yapılan çalışmalar sonucunda, tiyatroda bir gezi yolu açılmıştır. 

Tiyatro kentin güneydoğusundadır. Güneye bakar. 20 oturma sırası ile yaklaşık 2000 seyirci kapasitelidir. Yaklaşık 9 m çapındaki orkestrayı kuşatan at nalı kaveasıyla Helenistiktir. Lykia da çok az sayıda bilinen Helenistik proskene örneklerinden biri bu tiyatrodadır. 

MÖ 2’nci yüzyıl sonu ile 1’nci yüzyıl başına tarihlenir. Koltuklardan bazılarında özel kişilere ayrıldığını gösteren işaretler bulunru. Prostenesinde sütunlar üzerinde, Dor plasterleri ve trigliph metoplarıyla süslenmiştir. 

Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Tiyatro
 

 

Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Tapınak
 

Tapınak

Akropol bölümünde 5 basamakla ulaşılan bir tapınak kalıntısı vardır. Dor düzenindedir. Kuzeybatısında stoa ve agora bulunur. Agoranın hemen kuzeyindeki stadium’un doğu ucunda Vespasianus dönemine ait hamam ve yukarısında bir tapınak vardır. Burası yapıların arasından geçen bir caddeyle biçimlenen yerleşim merkezidir.

Evet, tapınağın hangi tanrıya ait olduğu bilinmiyor. Tapınak kalıntısının duvar taşları çevreye yayılmış durumdadır.

Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Agora Ticaret Alanı
 

Agora-Ticaret Alanı-Çarşı

Kentin güney batısında, ot ve çalılıklar arasında yaklaşık 9 m uzunluğunda bir koridor yakıntısı vardır. Bunun kuzeyindeki boşluğun “Agora” olduğu varsayılmaktadır. Hemen Tapınak yanındadır. 

Stadionun hemen yanında kalıntıları bulunan Agora da uzunca bir stoa bulunmaktadır. Burası revaklı çarşı dükkanlarıdır ve 82 m uzunluktadır. Muhtemelen deprem sonucu yıkılmış olmalıdır. 

Stadionun basamaklarının arkasına yıkılmış bir tapınak yer alır. Bu tapınak bir Dor düzeninde olduğu tam kesin olmakla birlikte yıkılmış sütunlar içinde İon düzenine de rastlandığı görülür. 

Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Hamam
 

Hamam

Stadion ve Agoranın güneyinde ana caddenin izlediği yol üzerinde konumlanmış olan Vespasianus döneminden kaldığı düşünülen, üç odalı ve pencereleri iyi korunmuş olan bir hamam vardır. Akropol’un kuzey çıkışında,  tepeye doğru çıkarken tepenin kenarındadır. 

Hamamın duvarında İmparator Vespasianus halamı kendi servetinden donattığını belirten bir yazıt bulunur. Roma taş işçiliği görülür. Yapının odalarından batı odası, Roma İmparator Vespasian (MS 9-79) banyosu olarak şehirden elde edilen para ile yapılmıştır. Koşulların ne olduğu bilinmez. Gene de İmparatorun en küçük bir kentin gereksinimleriyle nasıl ilgilendiğini kanıtlamaktadır. Evet günümüzde yapının üç bölümü de yakılmış ama bir köşesinin yanında, küçük bir yapı sağlam kalabilmiştir. 

 

Gymnasium

Kentte kalıntılar bulunmamış olmakla birlikte, epigrafik metinler ile gymnasium yapısından bahsedilmektedir. Kentteki oyunların ve müsabakaların günümüze kalıntıları ulaşmayan bir gymnasium da düzenlenmiş olduğu düşünülmektedir. 

 

Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Stadion
 

Stadion

Kentin iç kısımlarında uzun açık bir alanda bulunan Stadion, günümüze daha iyi korunmuş bir halde ulaşmıştır. Bu stadion kentte bulunduğu konum ve boyutları ile az rastlanır özellikler sergilemektedir. 

Batıdan doğuya 9 m eninde ve 900 m kadar uzunluktadır. Ancak gerçek uzunluğu kestirilememektedir. Zira her iki ucu da yıkıktır. Gene de 188 m standart uzunluğa yakın olduğu tahmin edilir. 

Burası Phaselis’deki ana caddeyi andırır. Bununlar birlikte, boyutları ve konumuna rağmen, burasının stadyum olduğu kuşkusuzdur. Zira yazıtlar, Cadianda da düzenlenen iki atletizm şenliğinden söz etmektedir. Bu kısımda başarılı atletlere ait heykel altlıkları bulunmuştur. 

Evet, Stadium, Lykia bölgesinde yaygın olarak bulunan tek taraflı Stadium tiplerinden bir tanesidir. Stadion’un kuzey kısmında 6 oturma sırası korunmuş haldedir ve güney kısmında ise sıra halinde taş bloklar bulunur. Kntin yazıtlarından Kadyanda da Sarapis ve İsis onuruna düzenlenmiş olan iki ayrı agon olduğu anlaşılır. Bu yazıtlar agonların kazanan sporcu vatandaşların onur yazıtlarını içermektedir ve muhtemelen günümüze ulaşmamış heykelleri, bu yazıtların bulunduğu kaidelerin üzerinde yer almaktaydı. 

Bu koşu pisti, her yıl Yeşil Üzümlü Köyünde geleneksel olarak Nisan ayında yapılan festivaldeki yarışlarda kullanılmaya devam edilmektedir.

Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Stadion
  

Mabet ve Mezar Odası

Stadion üzerinde, Dor stilinde bir mabet ve mezar odası görülür.

Burada 8 atlete ait bir heykel kaidesi bulunmuştur. Kaidelerden birisi üzerinde “Kadyanda” yazısı bulunmaktadır. Elbette sadece kaideler var, heykeller ortada yoktur, muhtemelen çalınmıştır.

Su kemerleri ve Sarnıçlar

Kent yüksek bir tepe üzerinde konumlandırılmasından dolayı, Roma tipi su kemerleri için çok yüksekte kalmaktadır ve herhangi bir su kaynağı bulunmamaktadır. 

Bu nedenle kentin su ihtiyacı sarnıçlar sayesinde karşılanmıştır. Şehrin merkezinde ve çeşitli yerlerinde su sarnıçları bulunur. Stadion çevresinde 4 büyük sarnıç vardır. Tapınağın doğu kesiminde, geniş bir alanın altına inşa edilmiş, birbirine geçmeli 4 büyük sarnıç bulunmaktadır. Agora yakınlarında da bir sarnıç vardır. 

Bu sarnıçlar günümüzde de hala görülebilir ve yaz aylarında buralar su içermektedir. Kentin herhangi bir su kaynağının bulunmamasının yanı sıra yukarıda sözünü ettiğim hamamın su ihtiyacı da muhtemelen kentin çeşitli yerlerinde bulunan sarnıçlar tarafından karşılanıyordu. Ancak, bu su sıkıntısı nedeniyle, sonraki süreçte kentin terk edildiği tahmin edilmektedir. 

Mausoleum

Fethiye ovasına bakan yamaçtadır. Oldukça yüksek temeller üzerine oturtulmuştur. Silindirik çatılıdır.

Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Mezarlar
Kadyanda Mezarlar

Mezarlar

Şehrin kuzey bölümünde 4 tane Lykia dönemine ait mezarlar bulunmaktadır.

Mezarların MÖ 4’ncü yüzyıla ait olduğu tahmin edilmektedir.

Bunlardan üç tanesi, ev tipi mezardır. Ancak günümüze yıkık olarak ulaşmıştır.

4’ncü mezar ise: yekpare yani tek bir parça kayaya oyulmuştur. Buna “Atlı Mezar Anıtı” denir.

Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Atlı Mezar Anıtı
 

Atlı Mezar Anıtı

Kadyanda antik kentine giderken, orman yolunun yaklaşık 4’ncü km de ormanın içine doğru, kuzey yönde, Atlı Mezar anıtı vardır. MÖ 400 yılına tarihlenir. 

Mezardaki yüksek işçilik görülmeye değerdir.

Kabartmalarında ise savaş sahneleri en önemli alanları kaplar. 

Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Atlı Mezar Anıtı
Kuzey yüzündeki kabartmada ise, miğferli bir savaşçı; elinde mızrak ve kalkanla, yere dizleri üstüne çökmüş bir düşmanı yenmiş, diğerini de yenmek üzeredir. Bu sahnenin: Truva savaşındaki Achilleis tarafından öldürülen Truvalı kahraman Hektor’un kabartması olduğu düşünülür. 

 

 Uzebeimi Mezar Anıtı:

Yine erken dönem dynastik anıtları içinde yer alan önemli bir mezar anıtıdır. Günümüze oldukça iyi korunmuş bir şekilde ulaşan mezarın iki cephesinde de ince bir şekilde işlenmiş kabartmalar bulunur. Bu mezarın güney cephesinde, sedir üzerine uzanmış bir erkek figürü görülürken, kuzey cephesinde miğfer kuşanmış, at üzerinde mızrağı ile düşmanı yere sermiş, bir savaşçı figürü yer alır. Mezar Likçe yazıt taşımaktadır. 

 

Salas Anıt Mezarı

Salas anıtı olarak isimlendirilen mezar, günümüze parçalar halinde ulaşmıştır. Bu anıt: 1840 yılında keşfedilmiştir. 

Mezar, tek bir kayadan yontulmuşa benzer.  Bu kabartmaların bulunduğu kısım mezarın kaide kısmıdır. Bu kısmın: ön yüzünde ve her iki yan yüzünde kabartmalar bulunur. 

Güney yüzünde: divana uzanmış bir adam.

Kuzey yüzünde: yendiği düşmanın üzerinden aşmakta olan, elinde bir mızrakla bir kalkan taşıyan, bir başkasına saldırmaya hazırlanan bir atlı görülür. 

Ön yüzünde: Oinokhoe taşıyan, sakallı bir erkek figürü bulunur ve figürün hemen solunda Salas yazıtı vardır. 

Her iyi yan yüzünde: friz halinde ikişer tane kabartma görülür. Güney yöndeki yan yüzde: altta iki savaşçı düello yapmaktadır. Bunun üstünde birçok figürden oluşan kurban sahnesi görülür. 

Kuzey yöndeki yan yüzde: iki kişi düello yapmaktadır. Üst kısımda ise diğer yüzdekinden farklı olarak ziyafet sahnesi görülür. 

Evet, mezar bu alt yapıyla birlikte, tek bir kaya bloğa üç basamaklı bir temel olarak işlenmiştir. Ancak şu an kaidesinin üzerindeki kısımları yıkılmış ve yerlere saçılmış haldedir. Yerlere saçılmış parçalarda bulunan kabartmalarda, bir gurup insanın üzerlerinde isimleri yazılı şekildedir ve bu yazıtların bazıları Likçe, bazıları ise Yunanca olmak üzere çift diller yazılmıştır. 

Araştırmacılara göre: bu mezar anıtının Karialı Hekatommos’un babası Salas’a olabileceği düşünülür. Ancak diğer bir kısım araştırmacı: bu mezar anıtı için Hekatomnoslar ailesiyle bağlantılı olan seçkin bir kadının mezar anıtı olduğunu ve mezarı eşi Salas’ın yaptırdığını ileri sürer.

Mezar MÖ 400 yıllarında yapıldığı düşünülür. Evet günümüzde Salas kaya mezarı, yer hareketleri nedeniyle içine yapıldığı ana kaya kütlesiyle birlikte yan yatmış durumdadır. Bu anıtın bazı parçaları, buradan çalınmış ve günümüzde Londra British Museum da sergilenmektedir. 

 

Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Sur Duvarları
 

Sur duvarları

Kent, Helenistik döneme tarihlenen devasa sur duvarlarıyla çevrilidir. Poligonal taşlarla örülmüş bu surların kenarları kırık olmakla birlikte hala korunmuş halde kalan çeşitli kısımlar vardır. 

Kentin dik yamaçları ve arazinin özelliklerine göre, sur duvarları birçok kez inşa edilmiştir. Bu duvarlardan, güneydekiler günümüze sağlam olarak ulaşmıştır. Tiyatro alanına, istinat oluşturan sur duvarı ise, Helenistik döneme aittir ve kaliteli bir işçilik görülür.

Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Nekropol Alanı
Kadyanda Nekropol Alanı

Nekropol alanı

Kentin güney bölümünde, sur duvarlarının dışında kalmaktadır. Kemerli Roma dönemi mezarları her yere dağılmış ve yıkılmış durumdadır. Zaten günümüzde burada yoğun kaçak kazı çukurları bulunmaktadır.

Fethiye Ören Yerleri Gezi yolu
 

Gezi Yolu

Kent kalıntılarında, 1992 yılında resmi arkeolojik kazı çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalar sırasında, kent kalıntıları yani ören yerinin rahatça gezilebilmesi için 2.5 km lik bir yürüyüş yolu düzenlenmiştir.

 

Fethiye Ören Yerleri Pinara
 

PINARA-PİNALE-MİNARE

Fethiye-Kaş karayolu üzerinde (40’nci kilometrede), Eşen yakınlarında Minare köyündedir. Yoldan 5 km içeriye girilmektedir.

Kemer ilçe merkezine 20 km uzaklıktadır. Akdağ eteklerindedir.

Giriş ücretsizdir.

Günümüzde harabeler: köyün gerisindedir. Buraya ulaşmak için Minare köyünün girişinden sonra, dik bir rampadan yukarı çıkılır. Bu yol yaklaşık 2 km dir ve stabilizedir.

Yani burayı ziyaret etmeyi düşünürseniz, yolun bu son bölümünün oldukça bozuk olduğunu aklınızda bulundurun. Peki bu yol niye bozuk derseniz, bunun cevabı olarak, bölgenin dağlık olduğu ve iş makinalarının buraya girmesinin mümkün olmadığı söyleniyor. Bu yüzden düzgün yol yapılmıyormuş.

Ayrıca yanınızda spor ayakkabısı olmalı, çevre çok ıssız olduğundan yanınızda su veya benzeri içecek ve yiyecekler bulunmalıdır. Son bir not: burayı gezmek için en az 3 saat ayırmalısınız ve çevrenin aşırı ıssız olmasını düşünerek, en geç saat 14.00 veya 15.00 gibi orada olmanız lazım, akşama kalmamak gerekir.

Minare Köyü:

Minare köyünün ismi, üzerinde kuş yuvasına benzeyen mezarların bulunduğu bir kayadan alır. Çünkü bu kaya, minare şeklindedir.

Bu kayanın yüzünde yüzlerce oda oyulmuştur. Apartman gibi yükselen bir kaya parçasının üzerine yüzlerce mezar oymuşlar.

Baş döndürücü yükseklikteki, yüksek duvar gibi dik sarp kayasının cephesine, iki bin yıl öncesinin imkanlarıyla, güvercin yuvaları gibi gömüt delikleri açan taş ustaları, günümüzde bile bize, nasıl da inanılmazı başardıklarının göstergesidir.

Sırf burada mı, şehrin birçok yerinde bu taş ustalarının ince işçilikleri görülmektedir.

Ancak bu odaların bulunduğu yere günümüzde ulaşmak mümkün değildir. Yani dimdik bir dağ gibi kaya parçasıdır.

Antik dönemde, Likya uygarlığının en büyük ve en öne çıkan şehirlerinden olan “Pınara” şehrinin isminin anlamı Lykia dilinde “Yuvarlak” demektir. Bu ismi, üstüne oturduğu yuvarlak kayadan alır.

Şehrin ilk kuruluşu hakkında, antik dönem yazarlarından Stephanus Byzantion: “Xantos şehrinin nüfusu çok fazla artınca yaşlılardan bir gurup Kragos Dağının yüksek olan tepesinde bir kent kurup, adını da yuvarlak manasına gelen Pınara ismini verdiler” diye yazmıştır.

Şehrin ilk kuruluşu hakkında yapılan araştırmalarda, ilk kuruluş dönemi “Troya” ya kadar gitmektedir. Çünkü Troya savaşında “Pınaralı Okçu Pandaros” dan söz edilir.

Pandaros, Troya’da Sarpedon’un yanında yiğitçe çarpışmıştır. Strabon, kent için “Pandaros’un kızı, yeşil ormanın bülbülü” demiştir. Strabon: kent için “Pandaros’un kızı, yeşil ormanın bülbülü” der.

4’ncü yüzyılda Ksanthos’ta  yaşayan tarihçi Menekrates: nüfus artışı nedeniyle Ksanthos’a sığmayıp ayrılanların Pınara’ya yerleştiklerinin anlatır. 

Antik dönem yazarlarından Strabon ve Stephanos Byzantions: Pınara şehrinin Lykia bölgesinin çok önemli bir kenti olduğunu belirtmiştir.

Kentin ismi Likçe kitabelerde “Pinale” olarak okunmaktadır.

Lykia birliği içinde, 3 oy hakkına sahip olan 6 şehirden birisidir.

Kentin tarihi süreci

Pınara: MÖ 333 yılında Büyük İskender’e kapılarını açarak teslim olur.  İskender’in ölümünden sonra ise, şehir Bergama Krallığına bağlanır. Takip eden dönemde ise, Roma imparatorluğunun bir şehri olur. Roma döneminde, şehir imar edilmiş ve canlandırılmıştır.

Ancak MS 141 ve 241 tarihlerindeki depremlerde, şehir büyük zarar görür. Ardından, MS 8’ncu yüzyılda terk edilir. 1957 yılındaki depremde şehir yeniden zarar görür, tepelerdeki kayalar aşağıya kayarak kalıntıların arasına karışırlar.

 

Güzellik Yarışması

Yazılı kaynaklara göre, bölgedeki ilk güzellik yarışması bu şehirde yapılmıştır. Şehirde: Tanrıça Afrodit’e adanan, ilginç mimari özellikleri bulunan bir tapınak yapısı kalıntısı vardır.

 

KALINTILAR

Antik kaynaklarda en fazla sözü edilen kentlerdendir. Yaklaşık 450 m uzunluğunda ve 200 m genişliğinde, kuzeyden güneye yayılan yamaçta konumlandırılmıştır. Batısı boyunca sarp kayalıklar bulunur. Kuzey, doğu ve güneyde de kent ve kayalık sınırlarında, sur duvarları vardır.

Yerleşimin ortasında, kuzeydoğu doğrultusunda, ana cadde uzanır. Cadde pek çok yapı arasında ilerleyerek, kuzeyde Agora’ya ulaşır. Agora’nın batısı boyunca, bir stoa, doğu karşısında da meydana bakan odeon vardır. Odeon’un yaklaşık 100 m kuzeyinde, kayalıklar üzerinde, podyumlu bir Roma tapınağı bulunur.

Birbiriyle çelişkili yapılardan oluşan, bu ana merkezin oturduğu kayalıkların doğu altında hamam vardır. Üç dikdörtgen bölüm ve onlara servis veren yatay 4 bölümle, standart bir Lykia hamamıdır. 

Kayalık yüzünü dolduran, güvercin yuvası biçimindeki kaya odacıkları, kentin erken mezarlığıdır. Yüzlerindeki kapak örgü dökülmüştür. Üstüne yerleşmiş erken Akropol de ise geriye, sadece sarnıçlar ve şehrin bey yerleşiminin kaya tabanları kalmıştır. Evlerin duvarlar ve üst yapıda nasıl olduğu, kaya tabanlarından anlamak mümkün olmaz. Ancak, vadideki sıra dışı bir kaya mezarının ön duvarına çizilmiş kent resmi, MÖ 4’ncü yüzyılın ilk yarısındaki Lykia evlerini, sokaklarını, kent dokusunu ayrıntılı olarak günümüze aktarır.

Lykia dönemi konut alanları, genellikle dağınık ve üst üste yığılmış gibidir. Dikdörtgen bir oda, önündeki terasa açılır, oradan da doğrudan küçük bir avluya çıkılır. Düzenli ve dışa kapalı avlulu evler, ancak Roma döneminde görülür. Dış cephede keskin ve net hatlara pek az örnekte rastlanır. Kabartmalardaki evler, gerçekten kaya mezarların yansımış konutları anlatır. 

 

Mezarlar:

Vadideki mezarlar, diğerlerine göre daha görkemlidir. Bu kayalıklardaki mezarların ölçü ve nitelikleriyle Pınaralı zengin ve nüfuslu ailelerin burada gömülü olduklarını gösterir. Muhtemelen Aşağı Kale’de yaşayan hanedan üyeleri bu mezarlara gömülmüşlerdir. Güney Nekropoldeki mezarlar da anıtsallık açısından Dere Nekropolünden aşağı kalmazlar.

 

NEKROPOL:

Pınara’nın zengin nekropolü çeşitli Lykia mezar tipleriyle kaya mezarlarının da dikmelerinin de çok özel örneklerini barındırır. Dikmeler, erken Klasik tarihiyle kentin en erken anıtlarıdır. Vadiye dökülmüş anıtsal yekpare taş kuleler, Lykia’nın en özgün mezar türlerini örnekler. Aşağı Nekropoldeki bir kaya mezarının akroterinde bulunan öküz boynuzu, çok eski ve yaygın bir geleneksen kaynaklanır. Dar ve dolaşık kaya vadi içindeki bakışan mezarlar, ahşap taklidi kaya cepheleriyle diriler mahallesi içinden akan ölü evleri gibidir. 

Uçan mezarlar-Bir Öykü

Likyalılar “Phoenix” isimli kuşun varlığına inanırlarmış. Likya inanışlarına göre: ölen insanın ruhu, başka bir canlıya, özellikle de kuşa dönüşür uçar gidermiş. Vücudu ise öylece kalırmış. Bu inanışı ölümsüzleştiren ise “Phoenix” isimli kuş imiş.

Bu ölümsüz kuşun: renkli tüyleri, altın gibi parlak kanatları, sevimli bakışı varmış. Hep güneşe doğru uçarmış, ancak güneşe yaklaşınca güneş ışınları ile yanar, külleri yere dökülürmüş.  Dökülen küllerinden yeniden doğar ve güneşe doğru uçarmış.

Bu böylece: ölümsüzlüğe doğru, sonsuzluk içinde devam eder dururmuş. Phoenix kuşu, görünmezmiş, ancak ölenin ruhunun görünen, insana yakınlığı ile bilinen güvercin biçimine dönüştüğü düşünülürmüş.

Çeşit çeşit renkleri, adları ile her güvercin ölen bir insanın ruhuna bürünür, gelir anıt mezara konar, orada yaşarmış. Yaşadığı yer, ölmeden önce yaşadığı eve benzemeli, aynısı olmalıymış ki, zorluk çekmesin.

Bir kuş biçiminde: yaşamaya devam eden kral, kraliçe, soylu veya herhangi bir kentli, anıt mezarından tüm kentle birlikte, yaşamını devam ettirirmiş, aynı zamanda kentin denetleyicisi, gözcüsü durumundaymış.

Kentte yaşayanların iyi olmaları için yardımcı olur, tanrılara yakarışlarda bulunurmuş. İşte bu öyküyü dinledikten sonra, çevrenizdeki mezarları daha anlamlı görebilirsiniz.

Fethiye Ören Yerleri Pinara Yukarı Akropol
 

Yukarı Akropol

Şehrin Akropolu, yuvarlak bir kayadadır. Bu kayanın yuvarlak olması nedeniyle, şehre “Pınara” ismi verilmiştir. Pınara ören yerine yaklaştığınızda uzaktan, Yukarı Akropol’ün sarp olan doğu yamacında, kayaya oyulmuş yüzlerce kaya mezarı görülür. Bu ev tipi Lykia mezarlarının, şehre Xanthos şehrinden gelen kolonistler tarafından kullanıldığı söylenmektedir.

Akropole güney cepheden, kayaya oyulmuş bir merdivenle çıkılır.

Akropolün çevresi surlarla çevrilidir ve doğu kısmında Bizans dönemine ait yapı kalıntıları bulunmaktadır. Bu kalıntılar, bölgenin Bizans döneminde de kullanıldığını ifade etmektedir.

Yukarı Akropol yetersiz kalınca, ulaşımın daha kolay sağlandığı Aşağı Akropol devreye sokulmuştur.

Fethiye Ören Yerleri Pinara Prens Mezarı
 
Prens Mezarı

Dere kenarındaki kral mezarlarından bir tanesi oldukça önemlidir. Çünkü bu mezarın alınlığında ve duvarındaki kabartmalar ilgi çeker. Bu kabartmalarda: 4 önemli antik kentin gravürleri vardır. Bu kabartmalarda surlarla çevrili bir kent izlenir.

Bu nedenle, mezar kabartmasındaki kentin Pınara olduğu ve mezarın prense ait olduğu tahmin edilmektedir. Akropol kısmının doğusunda Bizans yapıları bulunmaktadır.

Bunlara bakarak bölgenin Bizans döneminde de kullanıldığını açıklamaktadır. Akropol’un doğusunda ise, Pınara Harabeleri bulunmaktadır. Harabelerde, zengin mimari kalıntılar görülüyor.

Fethiye Ören Yerleri Pinara Mezarlar
 

 

Aşağı Akropol

Burada: Odeon, agora, tapınak gibi yapılar ve çeşitli mezarlar bulunmaktadır.

Kaya mezarlarının büyük çoğunluğunun konut biçiminde olması, Lykia sivil mimarisine ışık tutmaktadır.

Aşağı Akropol’un dik yamaçlarına rağmen, gerek terasın oluşturulması ve gerekse tahkimat açısından sur duvarı ile desteklenmiştir.

Surun güneyindeki kapıdan geçilerek kenti dolaştığınızda, arkasını yamaca dayamış Odeon ve önündeki düz alanda kentin odağını oluşturan Agora görülür.

Aşağı Akropol’un, alt kesiminde Antik Çağda geçirdiği depremler ile büyük zarar gören pilyeli mezarlar ve kayalara oyulmuş pek çok mezar görülür.

Fethiye Ören Yerleri Pinara Mezarlar
 

Surun güneyindeki kapıdan geçerek kenti girilince, arkasını yamaca yaslamış Odeon ve önündeki düz alanda Agoranın, şehir merkezini oluşturduğu görülür. Aşağı Akropolün alt kısmındaki su kaynağı çevresinde, kentin Antik Çağda geçirdiği depremler sonucunda büyük oranda tahrip olmuş pilyeli mezarlar ve kayalara oyulmuş çok sayıda mezar dikkat çeker.

 

Afrodit Tapınağı

Burası Afrodit’e adanmış tapınak diye geçse de kalk şeklindeki kolonları ve önündeki “Phallus” simgesiyle büyük olasılıkla bir aşk evi olarak düşünülebilir. Tapınak kalp planlıdır. Bu tapınak yüzünden şehre “Güzellikler Merkezi” de denilir.

Fethiye Ören Yerleri Pinara Tiyatro
 

Tiyatro

Kaya gömütlerinin yanında, yaklaşık 2000 kişilik tiyatro bulunmaktadır.

 

Fethiye Ören Yerleri Leteon Şehir Girişi
 

LETOON

Fethiye Ören Yerleri, bir diğer antik şehir “Letoon” dur.

Arifler Mahallesi Fethiye-Kaş karayolu üzerinde 65’nci kilometrededir. Kalkan’a 19 km uzaklıktadır. Seralar arasında kalmıştır. Xanthos ve Patara kentleri arasında kalır. Kumluova mahallesi merkezine yaklaşık 400-500 metre mesafededir.

Giriş ücretlidir. Giriş ücreti 12 TL. dir. Oldukça güzel bir giriş yeri bulunmaktadır ve tuvalet buradadır.

Giriş yerinden sonra: antik kentin hikayesinin anlatıldığı bir  sinevizyon gösterisi ve ardından gezi yolunu takip ederek ören yerini gezebilirsiniz. Ancak öğle saatlerinde gezecekseniz, yanınızda mutlaka şapka ve su bulundurmalısınız.

Şehrin kuruluş efsanesi

Bu hikaye, Şair Ovidius tarafından anlatılmıştır.

Tanrılar Tanrısı Zeus: Titanlardan Kios ve Phoibenin kızı Leto’ya aşık olur ve Leto’ya sahip olur. Leto hamile kalır.

Çapkın Zeus’un kıskanç karısı Tanrıça Hera: Leto’yu takip ettirir ve onun Zeus’tan olacak çocuğunu doğurmasına engel olmaya çalışır.

Sonuçta Leto, Anadolu’daki “Lykia” bölgesine kaçar ve Hera’dan kurtulur.

Leto. Delos adasında ikiz çocukları Artemis ve Apollon’u doğurur.

Daha sonra Ksanthos nehrinin denize ulaştığı yere gelip, nehir boyunca, Leto Tapınağının bugünkü bulunduğu yerdeki kaynağa gelinceye kadar yürür. Kaynakta çocuklarını yıkamak ister, ancak yerli halk tarafından engellenir. Bunun üzerine, Leto, yerli halkı “Kurbağa” ya çevirir.

Ancak başka bir söylentiye göre ise, Apollon, “Patara” da doğmuştur.

Evet, Leto adına kurulan “Letoon” antik kendi, Lykia bölgesinin kutsal merkezidir.

Şehrin Tarihi Süreci

Şehirdeki en eski yerleşim izleri, MÖ 7’nci yüzyıla kadar gitmektedir.

Kent, tanrıça Leto’yu onurlandırmak ve ona tapınak inşa etmek için kurulmuştur.

Yani: Likyalıların dinsel ve politik bir alandı, din merkezidir. Ören yerinde bulunan birçok yazıtın da gösterdiği gibi, federal kutsal alan, yönetici güçlerin tüm dini ve siyasi kararlarının halka açıklandığı yerdir.

Daha doğrusu Lykia birliğinin birleşik sunağı durumundadır.

Likya birliğine bağlı olan 23 kentten biridir. Likya birliği şehirlerinin yıllık toplantıları burada  yapılırmış.

Dönemin başkenti Xanthos şehrine 21 km uzaklıktadır yani oldukça yakındır.

Roma döneminde İmparator Hadrianus döneminde kültür merkezi haline gelen şehir, MS 7’nci yüzyılda Arap saldırıları nedeniyle terk edilmiştir.

Arkeolojik Araştırmalar

Fethiye Ören Yerleri nden Letoon şehrinde ilk kazılar, 1962 yılında Prof. Metzger tarafında başlatılmış, Christian Roy tarafından sürdürülmüş ve şehir ortaya çıkarılmıştır.

Bu araştırmalar sonucunda, şehirdeki ilk yerleşimin MÖ 8’nci yüzyıla kadar indiği görülmüştür.

Fethiye Ören Yerleri Leteon Kalıntılar
 
Kalıntılar

Fethiye Ören Yerleri nden Letoon şehrinde 3 tane tapınak vardır. Bu tapınak kalıntıları, 1988 yılında UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Tapınaklar

Fethiye Ören Yerleri Leteon
 

Nymphaeum

Tapınakların güneybatısında, bazıları Letonun intikamıyla dönüştürülen talihsiz çobanların olduğu su kaplumbağaları ve kurbağalarla dolu kutsal bir su kaynağına bağlı nymphaeum vardır.

Burası muhtemelen dini bir daldırma töreninde kullanılmış ve Helenistik dönemde yapılmış, Roma döneminde ise yarım daire şeklinde bir havuz eklenmiştir.

Her üç tapınak ta kutsal suya yönlendirilmiştir. Çünkü tapınaklar yapılmadan önce kentte “su” ve “kayalara” tapınılmıştır. Ören yerinin bir kısmı hala suyla kaplıdır. Yer altı suyu tablasının mevsimsel yükselmesi nedeniyle, Letoon kutsal alanındaki anıtlar ve arkeolojik kalıntılar tehdit altındadır. Ancak 2006 yılında su seviyesinin düşürülmesi için su kanalları yapılmıştır.

Özellikle su periler için çeşme inşa edilmiştir.

Çeşme: kutsal suyun bulunduğu alanda, yarım daire şeklindedir.

Klasik dönemde: Hıristiyanlığın kabulünün ardından, Artemis ve Apollon tapınakları sönmüş kireç haline getirilmiş, ancak Leto tapınağı ancak Antik çağ sonunda yıkılmış ve bu yüzden tapınak bloklarının büyük kısmı korunarak günümüze ulaşmıştır.

Hadrian Çeşmesi

Çeşme binası: Tapınağın güney batısında, Nymphe kültüne adanmıştır. Bu çeşmenin doğu kenarında erken Hıristiyanlık dönemi kilisesi bulunmaktadır. Çeşme Roma döneminde İmparator Hadrian onuruna yapılmıştır.

Bazilika-Kilise

Fethiye Ören Yerleri nden Letoon şehrinde, Bizans dönemi kilisesinin kalıntıları, kilisenin MS 6’ncı yüzyılda inşa edildiğini ve 7’nci yüzyıl ortalarında, muhtemelen Arap saldırılarıyla yıkıldığı tahmin edilmektedir.

Yapının nef ve koridorlarının zemini, geometrik desenler ve hayvan figürleriyle süslenmiştir. Ancak günümüzde bunlar görülmemektedir.

Kilisenin nefi, iki koridordan ve altı sütundan oluşan bir sıra ile ayrılmış, 7 bölümden ulaşmaktadır. Nef ve kanal arasındaki bölüm, içine kanal perdesi ve direklerinin yuvalanmış olacağı bir kaide ile açıkça işaretlenmiştir.

Kilisenin bir özelliği: batı ucunda narteks olmamasıdır. Bunun yerine, batıdaki nef ve koridora doğrudan bir atriumdan girilir.

Kazı sırasında çok sayıda içki kabı bulunmuştur. Buna göre, Arkeolog Martin Harrison: kilise üyelerine “Sarhoş Rahipler” ismi verilmiştir. Martin Harrison: Newcastle Tyne Üniversitesinde görevlidir ve buradaki kazıları bir süre yönetmiştir.

Fethiye Ören Yerleri Leteon Leto Tapınağı
 

Leto Tapınağı

En baştaki bu tapınak Artemis’in annesi “Leto” ya aittir. Diğerlerine nazaran en iyi korunmuş tapınaktır. Hatta: boyutları ve heykel süslemelerinin kalitesiyle, Türkiye’deki Yunan mimarisinin en istisnai örneklerinden ve dünyadaki en iyi korunmuş Yunan tapınaklarından birisidir.

Kral Arbinas tarafından MÖ 5-4’nci yüzyıllarda yapılmıştır. Tapınağın yapımında: berrak renkli, mermer yanılsaması yaratan çok ince kireç taşı kullanılmıştır. Zarif bir korint sütun dizisiyle süslenmiştir. Kült odasını iyonik bir revak çevreliyor.

Günümüzde yıkıntıları görülen tapınak ise, bu sözünü ettiğim tapınağın üzerine MÖ 150’li yıllarda yapılmış İon düzeninde bir tapınaktır.

Tapınağın boyutları 30,25 x 15,75 metredir. 6 tane, 11 metre yükseklikte sütun bulunur.

Tapınağın güney kısmında, MS 7’nci yüzyılda terk edilen bir bazilika ve manastır kalıntıları vardır.

2000-2007 yılları arasında Leto tapınağı orijinal ortamında yeniden inşa edilmiştir. 1950’lerden beri yapılan kazılarda bulunan Leto tapınağına ait mimari parçalar, bu projenin başarılı bir şekilde tamamlanmasını sağlamıştır.

Artemis Tapınağı

Ortada bulunmaktadır. Daha küçüktür ve çok da iyi korunmamıştır.

Bu tapınak “Artemis” e aittir ve MÖ 4’ncü yüzyılda yapılmıştır.

Fethiye Ören Yerleri Letoon Apollo Tapınağı
 

Apollon Tapınağı

Doğuda bulunan tapınak ise, Apollon’a aittir ve Dor düzeninde MÖ 4’ncü yüzyılda yapılmıştır.

Günümüzde oldukça harap durumdaki tapınak Helenistik dönemden kalmadır.

Tapınağın cellasında muhteşem bir mozaik bulunmaktadır.

Fethiye Ören Yerleri Letoon Apollo Tapınağı Zeminindeki mozaik
 

Mozaki: taban süslemesi olarak yapılmıştır.

Ortasındaki güneş motifi “Işık ülkesi Lykia” yı, sağdaki Lyra betimlemesi Tanrı Apollon’u ve soldaki ok sadağı ve yay ise Tanrıça Artemis’i sembolize etmesi açısından önemlidir.

Mozaik tapınağın inşa edildiği Helenistik döneme aittir.

Mozaik zemin hava şartlarından olumsuz etkilenmemesi için; bulunduğu Apollon Tapınağı cellasından kaldırılmış ve Fethiye Müzesinde halen sergilenmektedir. Tapınak cellasına ise, mozaik eserin bir kopyası yerleştirilmiştir.

Fethiye Ören Yerleri Letoon 3 dilli yazıt
 

Üç dilli Yazıt

Fethiye Ören Yerleri nden Letoon şehrinde; 1973 yılında Apollon Tapınağı ile doğuda insan eliyle taşlanmış ana kaya arasında, tören yolu güzergahında bulunan ve Fethiye Müzesinde sergilenmekte olan üç dilde yazılmıştır. Apollon Tapınağı yakınındaki Helenistik çöplük alanı içinde bulunmuştur.

Likya’da ele geçen stel: Likçe, Aramice ve Eski Grekçe olmak üzere 3 dille yazılmıştır.

Likya’da ele geçen stel içinde çok özel bir yere sahiptir.

Stelin kesin tarihi için MÖ 337 yılıdır.  

Stelin ön yüzünde 41 satırlık Likçe, yan yüzünde 27 satırlık Aramice ve diğer yan yüzde de 35 satırlık eski Yunanca metin yer alır.

Yazıt hem Krya-Likya ilişkileri, hem Perslere karşı özgürlüğünü yitiren halklarla krallığın ilişkileri, hem de satraplarla Pers büyük kralının ilişkileri üzerine çeşitli ipuçları verir.

Aynı zamanda yazıtın Likya dilinin çözülmesine sağladığı büyük katkının yanı sıra, diğer bir büyük önemi de Likya bölgesinde “Polis” şehir devleti sisteminin varlığını kanıtlamasıdır.

Bu kararname Hekatomnid Sülalesinin, Maussolos’un kardeşi, Karya ve Likya bölgeleri satrapı olan Piksodaros tarafından, Pers Büyük Kralı III Artasarkes’in ilk hakimiyeti yılında MÖ 358 yılında Ksanthos’ta yayınlanmıştır. Bu yıllarda şehirde Pers hakimiyeti vardır.

Karya Tanrısı “Baseleus Kaunios” için bir kült oluşturulması öngörülmektedir.

Kutsal alanın mali ihtiyaçlarının karşılanması, rahiplik kurumu, kutsal alanda hizmet verecek olan diğer kült personeli, bayram günlerinin sayısı ve kurban hediyeleri konularında düzenlemeleri ve uyulması gereken kuralları içeren metin bu kurallara uymayanları tanrıların öfkesinin cezalandıracağı belirtilerek son bulmaktadır.

Bu metinde Piksadoros’un Likya’yı daha kuvvetli bir şekilde Karya’ya bağlama girişimi görülmektedir.

Basileus Kaunios kültü, Büyük İskender ve ardılları döneminde, artık Letoon’da görülmez. Onun yerine Likya’nın geleneksel tanrıları olan Leto, Artemis ve Apollon almışlardır.

Üç dilde stelde Likçe metinlerden de Likya’da şehir devletleri ile şehirler çevresinde yaşayanların ilişkileri hakkında ayrıntılı bilgiler verilmektir.

Arruntii Anıtı

Arruntil anıtı: Lykia’nın ilk senatörü olan Arruntius Claudianus Vespasianus tarafından yapılmıştır.

Ksantos şehrinin ünlü Arruntius ailesine mensup Arruntius: Atlı sınıfa katılmış ve 10 yıl kadar başarılı bir asker olarak hizmet etmiştir.

Fethiye Ören Yerleri Letoon Roma Tiyatrosu
 

Roma Tiyatrosu

Fethiye Ören Yerleri, Letoon Ören yerinin kuzeyinde Stoa ve arkasını kısmen doğal yamaca yaslamış tiyatro bulunmaktadır. İyi korunmuştur. Likya Tiyatroları içinde Caveası (seyircilerin oturduğu bölüm) çok iyi korunmuş olarak günümüze ulaşan örneklerden birisidir. Yapı Helenistik dönemde, yaklaşık MÖ 2’nci yüzyılda inşa edilmiştir. Tiyatronun kapasitesi yaklaşık 7800 kişidir. Orkestrası (erken dönemde koronun şarkı söylediği yer) çapı 20 metredir.

Helenistik gelenekse inşa edilmiştir. Orta bölüm kayaya oyularak şekillendirilmiştir. Yan kanatlar ise bu işlem sırasında çıkan bloklar kurtarılarak inşa edilmiştir. At nalı formundaki Caveanın bir kısmı tepenin yamacına yaslanmıştır.

Evet, MÖ 2’nci yüzyılda inşa edilen Letoon tiyatrosu, Helenistik zamanların en güzel tiyatro yapılarından birisi olarak kabul edilmektedir. Her iki tarafta da girişlere açılan tonozlu geçitlere sahiptir.

Tiyatro kutsal törenler için inşa edilmiştir.

Tiyatro: bir Likya mezarlığından geçen Xanthos’tan gelen yolun sonunda bulunuyor. Güney tarafındaki giriş, 16 maskeden oluşan ilginç bir oymaya sahiptir. Antik dönemde ziyaretçilerin tiyatronun içinden geçmesi sağlanmıştır.

 

PYDNAİ-KÖTÜ BURUN:

Letoon’un 7 km batısındadır. 

Denizin Xanthos’a doğru girinti yaptığı alanın kuzeyinde, akarsuyun kenarındaki tepe üzerinde, kulelerle berkitilmiş, uzunluğu yaklaşık 300 m gelen surlarla çevrili bir kaledir. 

Xanthos’un deniz savunmasını üstlenen kalenin adı, yazıtlara göre “Pydnai” ya da “Kydnai” dir. Araştırmalara göre, MÖ 3’ncü yüzyılda Ptolemaioslar döneminde inşa edilmiştir. 2’nci evresi Bizans’tır. Oldukça iyi korunmuştur ve tüm yapısallığı rahatlıkla anlaşılmaktadır.

Kuzeybatıdan girilen kalenin surlarında seyirdim yolu ve dört yöne merdivenler izlenir. İçeride bir kilise kalıntısı dışında başka bir şey görülmez. Hem konumu ve korunaklı yapısı hem de tatlı su kaynağı nedeniyle, Ptolemaioslar’dan Bizans’a kadar korunaklı bir kale olarak kullanılmıştır. 

 

SİDYMA-DODURGA-HİSAR MAHALLESİ

Fethiye Ören Yerleri, bir diğer antik döneme ait şehir “Sıdyma”. Arsada’dan sonra Xantos vadisinde en az gezilen ve görülen yerdir. Burasını da Arsada gibi vadinin iinde saymamak gerekir. Çünkü denizden 500 m yükseklikte, Cragus dağının yamaçlarında, motorlu kara taşıt aracı ile ulaşılması olanaksız bir yerdedir. 

Evet, Fethiye-Kaş asfalt yolundan, Eşen’in 6 km güneyinden, sağa sapan bir yoldan, 6 km daha araç ile gidilir. Bundan sonra taşlık iyi durumdaki patikadan 150 m kadar yüksekliğe, yaklaşık 1 saatte tırmanmak mümkündür. Fethiye ilçe merkezine 55 km uzaklıktadır. 

Söylencelere göre, şehir Kragos’un kızı Khelidn ile Tloos’un oğulları olan Sidymos tarafından kurulmuştur. İlk yerleşimin belki Demir çağına inmesi beklense de elde bunu kanıtlayacak belge yoktur. En erken veri, MÖ 425 yılında Attika-Delos deniz birliğine ödenecek vergi listesidir. Listede anılan Hiera kra; Pydnai ve Kalabatia arasında Sidyma teritoryumunda bulunan Bel’dir.

Adının Sidyma olması kentin çok eski bir tarihe sahip olduğunu kanıtlar.

Patara Yol Klavuz Anıtında adı anılır. Sidyma ve limanı Kalabatia arasındaki yol bağlantısının, bir kent ve limanı arasındaki bağlantı açısından özgün olduğu anlaşılır. 

Kalıntıların çoğu ve tüm yazıtlar ise Roma İmparatorluk dönemine aittir. Bununla birlikte, bulunan ve Lykia Birliğindekilere benzeyen Sidyma ya ait bir gümüş sikkenin, MÖ 2’nci yüzyılda basıldığı düşünülür. Sikke basma hakkına sahip 18 kentten biridir.

MÖ 334 yılında batıdan Lykia’ya giren İskender’in Ksanthos bölgesini işgal edip ele geçirdiği 30 yerleşim içinde Sidyma’da olmalıdır. MÖ 168 yılında kurulan Lykia Birliğinin ilk 23 üye kenti arasında bulunması, Helenistik dönemde önemli olduğunu gösterir. 

Kentin adı Bizans dönemine kadar coğrafya kayıtlarında geçer ama tarihte bir kez söz edilir. 

İmparator Mercian (MS 450-455) Perslere karşı bir savaşta, sıradan bir er iken, Lykia’da hastalanır, Sidyma şehrinde kalır. Burada iki erkek kardeşle dostluk kurar ve kardeşler onu evlerine alıp bakarlar. İyileşince birlikte ava çıkarlar. Öğleyin yorulmuş ve terlemiş vaziyette yatıp uyurlar. Kardeşlerden ilk uyanan, Mercian’ın güneşte kaldığını ve kocaman bir kartalın kanatlarını gererek ona gölge yapmakta olduğunu hayretle görür. Hepsi kalkınca kardeşler Mercian’a “Bir gün İmparator olursam sizi kentinizin ulu kişileri yaparım” der. 

II Theodosios’un ölümünden sonra tahta geçince, Mercian gerçekten sözünü tutar ve kardeşleri Lykia’nın en yüksek mevkilerine getirir. 

Günümüze kalan Kalıntılar

Burayı gezerken yukarıda sözü edilen patikadan tırmanınca, eski kentin ilk belirtileri olan soldaki yarda, oyulmuş çok sayıda kartal yuvarı mezarlara rastlanır. Bunlar Pinara’dakini andırmakla birlikte, daha az sayıda ve daha basit görünümdedir. Ne kadar eski oldukları bilinmez.

Tepeye çıkınca Sidyma kalıntıları gözler önüne serilir. İnsan kendini iyi durumda, çeşitli biçimlerde mezarlar arasında bulur.

MEZARLAR

Günümüze sağlam ulaşan yapılar mezar yapılarıdır. Doğu girişi boyunca nekropol yoğunlaşmaktadır. Klasik dönemden Erken Bizans dönemine kadar geniş bir zaman diliminde yapılmış olan mezarlar, zengin bir tipolojik çeşitliliğe sahiptir. Yaklaşık 40 mezar sayılır. 60 civarında güvercin yuvarı biçiminde kaya cephesine oyulmuş mezarlar, 3 geleneksel kaya mezarı yanında, Roma döneminde kullanıldığı yazıtlarından anlaşılan iki kaya mezarı da bulunur. 

Bunların en ilginci, patikanın hemen bitiminde, soldaki küçük sütun mezardır. Dikdörtgen bir kaide üzerine oturtulmuş uzun ve yekpare bir bloktan ibarettir. Tepedeki mezar odası görünürde yoktur. 

Hemen yanında 7 mezar daha vardır. Bunların bazıları lahit mezardır ve özellikle Lykia dönemindeki Gotik biçim yerine üç köşeli kapakları göze çarpar. Diğerleri yapma mezar olup birisi iyi ve güzel durumdadır. 

Asıl kent, 1 mil kadar kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan düzlükte kurulmuştur. 

Dodurga köyünün Asar-Hisar mahallesi geçen yüzyıldan beri yer değiştirmemiştir. Mahalle şimdi kalıntıların tam ortasındadır. Bu yerleşim kentin yıkılmasına neden olmuştur. Daha önceleri tanımlanan yapıların tümünü görmek mümkün olmaz. 

Flavia Nanne mezarı:

Anıt mezarlardan en ünlülerinden birisi İmparator kültü baş rahibesi Flavia Nanne’nin mezarıdır. Tapınak cepheli, Dor düzenindeki mezar, kent merkezinde yer alışı ile sahibinin özel ayrıcalığını gösterir. Nanne, MS 1’nci yüzyıl sonunda, en erken İmparator Kültü baş rahibelerinden biridir. 

AKROPOL

İki bölümlü, Akropol Tepesi kuzeydedir.

850 rakımlı tepede kurulu Akropolün güneyinde 365 m uzunluğunda sur duvarı görülür. Duvarın yüksekliği yer yer 1 m ye ulaşır.

Taşlar düzgün kesilerek işlenmiştir ama doğu ucu polygonal biçimdedir. Bu noktada, ön avlusu ve yanında kulesi olan bir yapı vardır. Bu duvar burada daha önce Sidyma kentinin tepede kurulmuş olduğunun ikinci kesin kanıtıdır.

Her nedense tepedeki bu kentten günümüze hiçbir kalıntı kalmamıştır. Bulunan duvarların sarnıç ve çömleklerin tümü Bizans dönemine aittir.

Tiyatro:

Bununla birlikte duvarın biraz üstünde, çok yıkık durumda küçük bir tiyatro ya da benzeri bir yapı vardır. Başka ne kaldıysa dağdan zamanla inen taş ve toprakla örtülmüştür. Tiyatro da daha önce kurulmuş bir kentten kalmadır.  Çok az bir kısmı görülebilir. 

DİĞER KALINTILAR:

Mahalledeki son cami, son zamanlarda onarılmış ve bu iş için Sidyma kalıntılarından yararlanılmıştır. Caminin arka duvarında “Buradaki tüm tanrılar” başlığını taşıyan bir listede 13 kutsal varlığın adı sıralanır. Tümü: Zeus, Apollon, Artemis, Athena, Afrodit gibi isimlerdir. Gariptir ki, başka yazıtlarda her zaman sözü edilen Hecate ve Sarapis’in adı geçmez. Lykia’nın 12 tanrısı çok ünlüdür. Ama bunlar adsızdır. Acaba bu liste onların isimlerini belirtmek için mi düzenlenmiştir? Tüm bu tanrıların Sidyma da tapınakların olduğunu varsaymak hatalıdır. Aslında orada bulunan tek tapınağın İmparatora ait olduğu saptanmıştır. 

Kent merkezindeki Agora; Cladius’un hekimi Epagathos ve oğlu Livius’un İmparatora adadığı Stoa, Quintus Veranus’un teşvikiyle, Sidyma’nın danışma ve halk meclislerinin İmparatora adadığı bir Sebasteion bulunmaktaydı. Sebasteionun doğusunda yazıtlarda anılan Balneion-Gymnasion’dan birkaç kemer ve duvarların bazı kısımları ayakta kalmıştır. Sebasteion dışında herhangi bir tapınak kalıntısı görülmez.

 

 

ARSADA-ARAKSA-ARATHTHİ-ÖREN KÖYÜ

Fethiye Ören Yerleri, bir diğer şehir “Arsada” dır.

Fethiye ilçe merkezine 40 km uzaklıktadır.

Xanthos vadisinin doğusunda, bir hayli yüksekte, eski Massicytus, şimdiki adıyla Akdağ’ın yamacındaki bir düzlükte kurulmuştur. Buradaki yükseklik 900 m yi bulur. Burada birkaç yıl önce orman yolu yapılmıştır. Ama kalıntılara kadar ulaşmaz. Kalıntılara Kayadibin’den uzun ve dik bir patikadan gidilir. 

Lykia, Phrygia ve Pisidia sınırları arasında kalmıştır. Araksa isminin anlamı Luwi ve Karia dillerinde “sunağı olan mabet” demektir. 

Lykia yazıtlarında bu kentin ismi “Araththi” olarak geçer. İlk olarak II Ptolemaios Philadelphos’a ilişkin MÖ 2’nci yüzyıl yazıtında anılır. Bu dönemde varlığı ve önemi, kentin bastırdığı birlik sikkeleriyle kanıtlanır. Ardından, MÖ 1’nci yüzyılda Alexander Polyhistoriker’de anılır. Sonra da Stephanos Byzantios ve Ptolemaios’da adı geçer.

Kentin ne zaman kurulduğu bilinmez.

Araka bildiri taşı:

Eski coğrafyacılar adından söz ettikleri halde, Ören köyünde, Orthagoros adlı ünlü bir vatandaşın kamu hizmetlerini belirten Araxa halkının bir bildirisi bulununcaya kadar kent hakkında bir şey bilinmiyordu. Bu taş; bulunduğunda Ören’deki bir köylü kadını tarafından çamaşır tahtası olarak kullanılmaktaydı. Yazıların girişti ve çıkıntıları, çamaşır için çok elverişliydi. Yazıttan MÖ 2’nci yüzyılda Araxa’nın, Bubon ve sonra da ülkeyi yağmalayan ve birçok yurttaşı esir alıp götüren Cisyra ile savaşa tutuştuğu öğrenilir. 

Orthagoras, elçi olarak birliğe şikayetini gönderir. Tlos ve Xanthos’daki zorbalarca başkaldırı döneminde Orthagoras, Birlik Ordusundan, ayaklanma bastırılıncaya kadar başarı ile savaşır. Lykialılar ile Telmessos arasındaki çatışmada aynı başarıyı sürdürür. 

Araxa’nın komşusu Oenoanda’nın (ki adı başka yerde geçmez) Birliğe katılmasını sağlamada önemli rol oynar. Daha sonra Roma’dan gönderilen çeşitli elçilerle görüşmeleri Orthagoras sürdürür. Tüm bu hizmetleri gönüllü ve ücretsiz olarak yerine getirir, kentin ihtiyaçlarının karşılanmasında öncülük eder. 

ŞEHRİN GENEL ÖZELLİKLERİ

Boubon Roma öncesinde, siyasi ve sanatsal olarak Lykia ile pek barışık değildir. Ayrıca: Araxa ile sorunları vardır. Savaşan dönüşen sorun, Kibyra aracılığıyla çözülse de Araksa’ya saldırılar devam eder. Bunlar: Araksa’nın zor zamanlarıdır. Lykia Birliğinin etkinleşmesiyle birlikte sorunlar azalır. Ama küçük ve zayıf bir yerleşim olan Araksa’nın bağımlılığı bitmez.

GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILAR:

Ören yerinin girişinde, Geç Roma dönemine ait duvarlar bulunur. Bunlar 5 metreye kadar ayaktadır. Tepenin eteğinde, günümüz köy yerleşimi ve Roma dönemi kalıntıları, iç içe bulunur. Birçok köy evi, antik kalıntılardan yararlanılarak inşa edilmiştir. İçinde bir köy evi ve ahırın bulunduğu kesme taş bloklarla örülü yapı kalıntısı, bir hamama aittir. Kuzeydoğu yöndeki en yüksek tepenin çevresi, 23.7 metresi izlenebilen sur  duvarlarıyla çevrilidir. Duvar içinde 10 x 5.5 m ölçülerinde kuleler berkitilmiştir. Burası korunaklı Akropoldür.

Akropol:

Hayli alçak olan Akropol tepesi, köye bakan yüzünün doruğun az aşağısında masif bir  duvar göze çarpar. Buradaki kule 5.5 m dir. Bloklar yer yer 1.80 x 2.20 m boyutlarına varan düzgün sıralar halinde yerleştirilmiştir. Çoğunun kenarları kesmedir. 

Mezarlar:

Aralarında en ilginçleri, köyden 1 km kadar batıda, yol kenarındaki alçak bir tepeciğin dibindeki kayaya yontulmuş bir düzine kadar mezardır. Bunlar çeşitli tipte çoğunluğu gerçek Lykia ev tipi mezarlardır. Üçlü bir gurup mezar, özellikle görülmeye değerdir. Geri kalanlar ise düz, kesme kaya mezarlarıdır. Bir tanesi daha değişik ve  daha sonraki döneme aittir. Girişte üstleri oymalarla işlenmiş 2 sütun vardır. Bunların üstünde dentil freskli bir taş taban ve düz bir alınlı göze çarpar.

Yüksek bir kapıdan üç peykeli mezar odasına girilir. Ana odada düz bir Lykia mezarının kapağının iki yanında Orthagoras adı oyulmuştur. Bu gurupta tek yazılı olan mezar kapadığı budur. Sözü edilen ismi, yukarıda anlatılan Araxalı kahraman ile karıştırmamak gerekir. 

Nekropolün en önemli mezarı: 2.50 x 2.85 m ölçülerinde, tapınak cepheli olandır. Bunun doğusunda, 3 kasetli cepheye sahip, ev tipi bir kaya mezarı vardır. 

Aşağıda çay kenarında bir çok Gotik lahit mezar kapağı göze çarpar. Yazıları okunamaz durumdadır. 

Su Kaynağı:

Ören’den az ileride, dağlara doğru, olağanüstü bir kaynak vardır. Topraktan çıkar çıkmaz derin, güçlü bir akarsu oluşturur. Bu su köy yakınlarında ana kolla birleşerek akarsuyun yoğunluk ve gücünü büyük oranda arttırır. Eski çağlardaki bir söylentiye göre: Leto; Apollo ve Artemis’i Dellos’da değil, Lykia ören yerindeki köyde doğurmuştur. Çocuklarını bu menbanın berrak sularında yıkamıştır. Bir ozan, Leto’nun kutsal doğun sancılarından kıvranırken, tırnaklarını Lykia’nın sert topraklarına geçirip Xanstohs nehrini ortaya çıkararak insanlığın hizmetine sunmuş olduğunu anlatır. Sidyma da bulunan bir yazıta göre, doğum Araxa’da olmuştur. Sözünü ettiğim olağanüstü kaynak, bugün o yöre yerlileri tarafından Xanthos’un ana kaynağı olarak kabul edilir. 

 

Fethiye Merkezinde gezilecek yerler.

Fethiye Kayaköy ve çevresi.

Fethiye Ölüdeniz.

Fethiye Genel bilgiler.

Fethiye Göcek ve çevresi.

Fethiye Girme Kaplıcaları.

Fethiye Saklıkent.

 

Fethiye Kayaköy ve Çevresi

Fethiye Kayaköy ve Çevresi
 

FETHİYE KAYAKÖY

Fethiye Kayaköy ve çevresi tanıtımına önce Kayaköy ile başlayacağım.

Fethiye Kayaköy: Fethiye merkeze 8 km uzaklıktadır. Hisarköy üzerinden gidilir, Hisarköy’e 5 km uzaklıktadır. Ölüdenize ise 7 km uzaklıktadır.

İlçe merkezinden cami arkasından kalkan dolmuşlar, her yarım saatte bir buraya servis yapıyorlar ve bu servisler akşam saat: 23.00’e kadar sürüyor. Özel aracınız ile giderseniz, Hisarönü köyünü geçip, çamlar arasından 5 km daha ilerlerseniz, buraya ulaşacaksınız. İlçe merkezinden Kesikkapı Mahallesinden geçen karayolu ile de ulaşmanız mümkündür.

GENEL ÖZELLİKLERİ;

 

Köyün Likya Uygarlığının en önemli şehirlerinden olan “Karmylessos” kalıntıları üzerine kurulduğu tahmin edilmektedir.  

Kaya Kayaköy’ün geçmişi MÖ 3000’li yıllara kadar gitmektedir. Buradaki antik dönem kalıntılarından olan lahit ve kaya mezarları ise, MÖ 4’ncü yüzyıldan kalmadır.

Coğrafyacı Strabon:”……..  dar ve  derin bir dere boyunca iskan edilmiş olan Karmylessos’a varılır” diye yazmıştır. Karmylessos’un Kayaköy olduğuna ilişkin, bundan başka bir kanıt henüz yoktur. 

Gökçeburun mevkiinde bulunan Likçe yazıtlı 3 kaya mezarı ve 3 lahit, antik dönemden kalan yeğane kalıntılardır. 

 

Evliya Çelebi, 17’nci yüzyılda Fethiye’den Eşen yaylasına giderken merak edip incelediği bu kentten “Kaya” olarak söz etmektedir.

Terk edildiği için, köy günümüzde “Hayalet Köy” olarak anılmaktadır.

Çünkü 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan anlaşma sonucunda toplu göçlerle gidip Selanik yakınında Neo Makri kasabasını kuran 12.000 Rum’un ardından, Rum köyü Levissi hayalete dönüşmüştür. Yerlerine 2.500 Türk gelmişse de Kayaköy’e değil, düzlüğe yerleşmişlerdir. Taşlar, terk edileli neredeyse 100 yıl olsa da hala gidenleri temsil eder. Taş işçisini, marangozu, nalbantı, kalaycıyı ve hatta basılan ilk gazetenin sahibini ve daha başkalarını geride bıraktıkları mekanlar anlatır. Yapılar çatıları dışında her şeyi ile ayaktadır. 

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy
 

Karmylessos

Bugün sadece nekropol kalıntıları bulunmaktadır.

Bugün bu bölgenin girişinde “Turabi Mezarlığı” yazısı bulunmaktadır. Bir  zamanlar Levissi köyünün ölü gömme törenleri de burada yapılırmış.

Birbirinden farklı inançlara ev sahipliği yapmış yerleşimin ibadet ve cenaze gelenekleri de zamanla iç içe geçmiştir. Lykia’dan devir alınan geleneksel törenler, ayinlerde de kendisini gösteriyordu.

Birkaç çukurdan oluşan mezarlığa: dörtgen bir kapıdan giriliyor. Yanında ise bir şapel var. Ölüler şapelde okunan dualarla buradaki çukurlara gömülüyor. Gelenek gereği 7-8 ay sonra ise kemikleri buradan alınarak “Meryem Ana” ile “Panayia Pirgiotissa Kilisesin” de kemiklik denen bölgelere konuluyordu.

Zaman içerisinde ise bütün köyün kemikleri burada birbirine karışıyordu. Yeniden topluca dua ediliyordu. Friglerden öğrenildiği sanılan bu adet, uzun yıllar sürüyor.

Yaşamda yan yana olan Levissililer ölümde de birbirlerine karışıyorlardı. Evet, ben burayı gezerken bu kemiklikleri gördüm, oldukça ilginç. 

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy
 

Rum Köyü

Geçmişte köyün ismi: “Levissi” olarak bilinirmiş.

Güney Ege’nin en büyük ve en eski Anadolu Rum yerleşkesi burasıdır. Konya’nın Sille Kasabasından gelen Rumların buraya yerleştiği biliniyor.

Köyde 13’ncü yüzyıldan itibaren yerleşim olduğu ve Hıristiyan bir topluluk bulunduğu bilinmektedir. 1922 yani mübadele öncesine kadar köyde 25 bin kişi yaşıyordu.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy
 

Burası eski bir Rum köyüdür.

Yamaca doğru, biri diğerinin önünü; manzara ve ışığını kapatmayacak şekilde, yaklaşık 802 taş konut-ev vardır. Yani Levissi halkı güneşten aldığını kendi arasında pay ediyordu. Toplamda ise diğer binalarla birlikte burada 860 adet yapı bulunmaktadır.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy
 

860 binanın: 24 tanesi anıtsal (okul, kilise, kitaplık, şapel, çeşme) dir. 34 tanesi ticaret ve 802 tanesi konut niteliğindedir. Binaların yüzde 80 bölümü, eğimli ve çok eğimli arazide bulunmaktadır.

Evler: düz, toprak damlı, dikdörtgen planlı ve taş konutlardır. Her biri  50 metre kareden daha büyük değildir.

Evler iki katlıdır, alt katları kiler olarak kullanılmıştır. Girişlerinde ise, çatıdan akan yağmur sularının toplandığı, zemin altı sarnıçlar vardır. Evler genellikle iki oda veya tek odalı olarak yapılmıştır. Çok nadiren 3 odalı olanlar vardır.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy
 

Evlerin birçoğunda şaraplık ve kuyu bulunuyordu.

Her bir evin içine girdiğinizde, günümüzde solgun mavi tonlarını göreceksiniz. Bu soluk mavi renk, Kayaköy’ün simgeleşmiş bir rengi gibidir.

Evler yamaca yapılmıştır çünkü Rumlar, iyi tarımcı oldukları için ekilir araziye ev kurmamışlardır.

Köy sokakları son derece dardır. Çünkü yerleşim eğimlidir. Sokak tabanları genelde taş döşemeli ve ortaları yukarıdan gelen suyu kanalize etmek için oluklar şeklinde düzenlenmiştir. Arazinin eğim durumuna göre sokaklarda taş basamaklar da görülür. Ancak günümüzde sokak kenarlarındaki evler yıkılmış ve sokak düzenleri bozulmuştur.

Köydeki Yapılar:

Tuvalet ve sarnıçlarıyla, 1000’e yakın konut, 2 okul, 2 değirmen, çeşmeler, 14 şapel ve 2 kilisenin bulunduğu kentte, Türk-Yunan nüfus değişimi anlaşmasına kadar can veren 6500 kişinin altısı bile günümüze kalmamıştır. 

Kiliselerin isimleri: Taksiyarhis ve Katopanayi kiliseleridir.

Bunlar: günümüzde çok harap bir durumdadır. Kare planlı taş evlerin, özellikle ahşap kısımları tamamen yok olmuştur. Taş evlerin sadece taş dış duvarları, köşe ocakları, tuvalet ve avluları, sarnıçları, döşemeleri, taşlı yolları günümüze ulaşmıştır. Evlerin döşemeleri, renkli çakıl taşlarıyla süslüdür.

Katopanayi kilisesinin kapısı ise sökülerek götürüldüğü, Fethiye Müzesinde sergilenmektedir.

Yine, köyde: kız ve erkek ilkokulları, eczaneler ve doktor, çok sayıda dükkan bulunuyormuş. Hatta, yine köyde gazete bile çıkarılıyormuş. Güney Egenin en etkili gazetelerinden birisi olan “Karya” gazetesi Kayaköy’de yayınlanıyor ve bölgeye dağıtılıyordu.

KONUTLAR:

Livissililer, hiçbirinin evi diğerinin güneşini ve manzarasını kesmez. Düzlüğe ev yapılmaz. Taş evleri kullanmayıp düzlüğe yerleşenler, ilk kez Kayaköy adını anan Türk çiftçileridir. Önce evlerde eşyalar yağmalanmış, 1957 depreminin ardından da yıkılan Fethiye evlerinin kapı ve pencereleri, Levissi yapılarından sökülerek taşınmıştır. Geriye kalan sadece duvarlardır. Şimdilik 3500’e yakın yapı restore edilip, turizm köyü yapma projeleri için çalışılmaktadır.

 

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy Turabi Çeşmesi
 

Turabi Çeşmesi

Kayaköy’de içme suyu, Kızlar okulunun altında bulunan çeşmeler ve kuyulardan  sağlanıyordu. Bu çeşmelerden “Turabi Çeşmesi” önünden ve yanından geçen yollara revaklı cephe verir. Çeşmenin üstünde, yapımı ile ilgili kitabe vardır.

Bazı kaynaklarda “Kayaköy Eski Rum Çeşmesi” olarak da geçmektedir. Hatta yine bazı kaynaklarda “Hacı Teodara Çeşmesi” diye geçiyor.

Çeşme Kayaköy başlangıcında gelenleri karşılıyor.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy Aşağı Kilise
 

Panayia Pirgiotissa Kilisesi (Aşağı Kilise)

Bir diğer kilise ise, Panagia Pirgiotis Kilisesi (Aşağı Kilise) dir ve iyi durumda olarak günümüze ulaşmıştır. Bu kilise, Donyucak koyuna çıkan yol üzerinde (Soğuksu yolu) Aşağı Mahallededir.

Kentin batısındaki Aşağı Kilise, 1888 yılında restore edildiğinde ve geçen yüzyıla kadar cami olarak kullanıldığından, mimarisi ve freskoları oldukça iyi korunmuş durumdadır. 

Kilise bahçesine, doğu yöndeki bir kapıdan girilir. Bahçenin güneydoğu köşesinde çan kulesi bulunur. Kuzey doğu bölümünde ise mezarlık vardır.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy Aşağı Kilise
 

Bahçe duvarına bitişik üç basamaklı oturma sırası, dini törenlerde ziyaretçilerin oturması için kullanılmıştır.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy Aşağı Kilise
 

Yukarıda da belirttiğim gibi, yapının yukarı kiliseye göre iyi şekilde korunarak günümüze ulaşmasının en önemli sebebi, 1960’lı yıllara kadar cami olarak kullanılmasıdır.

Atrium, tıpkı yukarı kilisede olduğu gibi, çakıl taşlarından yapılmış mozaiklerden oluşmaktadır.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy Aşağı Kilise
 

Pencere ve kapı söveleri beyaz mermerdendir. Dış cephe malzemesi, kesme taştır. Kilisenin güney yüzünde, üst kata çıkan taş merdiven bulunur.

Pencere üstlerinde, pencere görünümlü desenler vardır. Duvarlarda, özellikle de pencerelerin üstleri ile tonozlar arası kemer içlerinde, mavi üzerine yapılmış, beyaz alçı kabartma desenler görülür.

İkonastatis duvarlarında çelenk içinde İsa figürü, 12 aziz ve melek figürleri, üzerindeki frizlerde de; Son Akşam Yemeği, Doğuş, Kudüse giriş gibi 12 ayrı konu işlenmiştir. 

Kilisenin ahşap kapısı, günümüzde Fethiye Müzesinde sergilenmektedir. Ahşaptan ikinci katı ise yıkılmıştır. 

Bu kiliseyi ziyaret ediniz ve duvarlarındaki freskler ilginizi çekecektir.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy Yukarı Kilise
 

Taksiryarhis Kilisesi (Yukarı Kilise)

Tepede yerleşime hakim noktada inşa edilen büyük kilise, yüksek çevre duvarlarıyla çevrilidir. Geometrik desenli, siyah-beyaz mozaiklerle kaplıdır. Asıl adı “Taksiyarhis Kilisesi” dir. 

Kırma ve kenarları düzeltilmiş taşlarla, kireç harç kullanılarak yapılmıştır. Dıştan ise kalın ve pembe renkli sıva kaplıdır. Kapı ve pencere çevreleri mermerdir. Yüksek duvarlarla çevrili atrium bölümü, mozaik döşeme kaplıdır.

Çok iyi korunmuş olan kilisenin ikonostatis duvarı gibi bazı yerleri yıkılmıştır. 

 

Ticari alan

Yukarı kilisenin kuzey kesimindeki boş alan ve çevresi, köyün ticari alanını oluşturuyordu. Yapılar tam olarak tanımlanamasa da, kullanıldığı dönemlerde kahvehane, manav, bakkal, kasap, kumaşçı gibi dükkanlar bulunduğu tahmin edilmektedir.

Her 2 kilisenin bugünkü durumu

Her iki kilise de yaklaşık 7 yıldır restorasyon bahanesiyle kapalı tutuluyor. Aslında daha önce ziyarete açık iken, çok çok nadir olarak tuğla, kiremit düşme olayı olmuş, bunun üzerine restorasyon yapılacak denilerek kapatılmış, ancak 7 yıldır hiçbir faaliyet yoktur. Umarım en kısa zamanda restorasyon yapılır ve oldukça yoğun gezilen bu mekanlar ziyarete açılır.

Okul binaları

Köyde, ilköğretim seviyesinde verilen eğitimde, kızlar-erkekler ayrı eğitim görmüşlerdir.

Levissi Kız Okulu: Turabi çeşmesinin hemen üzerindeki yükseltidedir. Kızlar okulu kitabesinde yapıyı Lovisidi kardeşlerin yaptığı yazılıdır ve kitabe, günümüzde Fethiye Müzesinde sergilenmektedir.

Erkekler Okulu: Yukarı Kilisenin kuzey batısındaki tepenin zirvesindedir. 

Öğrenciler daha yüksek seviyedeki eğitim için Rodos, Atina ve İstanbul’a gidiyorlardı.

Yel Değirmenleri

Köyün güneyindeki sırtta bulunan yel değirmeni, denizden gelen rüzgarlara açıktır. Diğer yel değirmeni, Kaya çukurunun güneybatısında, Değirmentepe zirvesindedir. Yel değirmenleri, mimari olarak içten iki katlı, yuvarlak planlıdır, ancak günümüze sadece beden duvarları gelmiştir.

Köyün Boşaltılması-Mübadele Dönemi

Köyde mübadele öncesine yani 1922 yılına kadar, 25 bin kişinin yaşadığı söyleniyor.

Mübadeleden sonra bu kişiler, 30 Ocak 1923 tarihinde bölgeden ayrılarak Yunanistan’a göçmüşlerdir.

Buradan göçenler, Yunanistan’da Atina yakınlarında bir alana yerleştirilmişler, burada kurdukları yerleşim yerine “Nea Makri” yani “Yeni Fethiye” ismini vermişlerdir. Ayrıca “Nea Levissi” yani “Yeni Kayaköy” yerleşimini kurmuşlardır.

Göçmenler

Ardından buraya Batı Trakya’dan gelen Türkler yerleştirilmiştir. Ancak bu göçmenler, buraları pek sevmemişler ve birçoğu başka yerlere göçüp gitmiştir. Bir kısım göçmen ise, köyün önündeki düzlüğe evlerini kurmuşlardır. Günümüzde: köyün önündeki düzlükte 2000 kişi yaşamaktadır. Yamaçtaki, Rumlardan kalma taş evler ise: kapısız ve penceresizdir, ancak bu evler koruma altına alınmıştır.

Ayrıca: 1990 yılında Rodoslu Papaz ve Fethiyeli İmam Ali tarafından: Köydeki Meryem Ana Kilisesinde “Barış ve Dostluk” için dua edilmiştir.

Ayrıca ünlü aktör Russel Crowen’u yönetmeliği ve başrolünü üstlendiği “The Water Diviner” isimli film, 2015 yılında Kayaköy’de çekilmiştir.

Konaklama

Fethiye Kayaköy ve çevresi nde, Kayaköy’de çadırlı konaklama yeri vardır. Çadır dışında ise bungalowlar bulunuyor. Ayrıca, çevrede butik oteller vardır.

Gezi

Fethiye Kayaköy ve çevresi gezimizde, köyün içinden geçen taş döşemeli yolu izleyip, tepeye çıkan, tepedeki şapele ulaşınca Soğuksu Koyunun muhteşem güzel manzarasını görebilirsiniz. Ayrıca: Kayaköy önünde kurulu yeni yerleşim yerindeki köylü kadınlar: gözleme yapıp satıyorlar.

Ayrıca bu yörede, kökboyası tekniğiyle yapılan, özgün renklerdeki “Kaya Halıları” da görüp satın alabilirsiniz. Bir de bu yörede yetişen üzümlerden yapılmış şarapların sunulduğu şarap evleri ve bu şarapların satıldığı yerler de göreceksiniz.

Son olarak Kayaköy yöresinde bolca bulunan “Kendin pişir kendin ye” tarzındaki mangal başı restoranlar ve eğlence yerlerinde mola verebilirsiniz. Özellikle, kapalı bir mekanda, mekan dışına doğru çıkıntı yapan ve buraya mangalların yerleştirildiği çok değişik restoranlar bulunuyor.

Kayaköy Kahvesi

Tepedeki yolculuğunuzu tamamladıktan sonra dik yamaçtan aşağıya indiğinizde Kayaköy Kahvesiyle karşılaşırsınız. Burası, o dönemde Türkler ve Rumların buluşma yeridir. Günümüzde de Kayaköy Meydanında bulunmaktadır.

Sanat Kampı

Kayaköy’ü sanat çalışmalarının yapıldığı “Barış ve Dostluk Köyü” yapma projesi pek tutmamıştır. Burada “Kayaköy Sanat Kampı” var, ama söylediğim gibi pek ilgi çekmiyor. Yerli ve yabancılardan oluşan öğrenciler, çeşitli sanatsal (heykel, seramik, fotoğraf gibi) faaliyetlerle uğraşıyorlar. Atölyede: çömlek de yapılıyor. Hediyelik eşya satılan küçük bir sergi bulunuyor.

 

SOĞUKSU KOYU

Fethiye Kayaköy ve çevresi gezimizin ikinci durağı Soğuksu Koyudur.

Fethiye ilçe merkezine 14 km uzaklıktadır.

Buraya “Soğuk Su Mağarası” da denilmektedir.

Kayaköy yakınlarında bulunan koy: muhteşem manzarası ve denizi ile ilgi çekmektedir. Tekne turlarının vazgeçilmez duraklarındandır.

Buraya, Kayaköy içinden geçen bir yolla yürüyerek yaklaşık 30-35 dakikada ulaşabilirsiniz.

Soğuksu koyu, dünyanın ender doğa alanlarından birisidir. Burası farklı endemik ekosistem araştırma alanıdır. Burada dünyada ender bulunan bitkiler ve çiçekler vardır.

Koyun kenarında bir mağara var. Bu mağarada ise kayalar arasından çıkan soğuk su kaynağı var ve koy ismini buradan alıyor. Kayaların arasında küçük bir havuz gibidir. Deniz oldukça berrak ve tertemizdir.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi gezimizde, Koyda kumsal yok gibi, oldukça küçük ve çakıllıdır.  

Deniz suyu, özellikle soğuk su kaynağı bulunan mağaraya yaklaştıkça soğumaktadır. Deniz suyu sıcaklığı 10 derece civarındadır.

Evet, su oldukça soğuk, denize girerken bunu akıldan çıkarmamak gerekir. Denizde kıyıda kayalıklarda deniz kestanelerine dikkat ediniz.

Herhangi bir tesis yok, burayı ziyaret etmek isterseniz, yiyecek ve içeceklerinizi yanınızda götürmeniz gerekir.

Evet bir rivayet ile bu konuyu kapatalım “Bu suda 5 dakika kalan 5 sene gençleşiyormuş”

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Afkule Manastırı Yolu
 

AFKULE (HAGİOS ELEFTERİOS) MANASTIRI

Fethiye Kayaköy ve çevresi gezimizin 3’ncü durağı: Afkule Manastırıdır.

Kayaköy’e 3 km uzaklıkta, denize bakan bir yamacın kenarında, yöre halkı tarafından “Afkule” olarak isimlendirilen Haigos Elefterios Manastırı kalıntıları bulunmaktadır. Kısık koyunun batısında Çevlik kayalıklarındadır.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Afkule Manastırı
 

Burası Ege bölgesinin “Sümela” sı olarak biliniyor.

Manastır denizden 400 metre yüksekliktedir.

Manastıra günümüzde patika bir yoldan ulaşılır. Karayolu ile belli bir yere kadar gidiliyor, sonrasında orman içinde 2-3 kilometrelik bir patika yolu geçmek gerekiyor. Yol kolay bulunmuyor, tek ipucu: “Likya yolu tabelalarını” takip etmektir.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Afkule Manastırı
 

Buraya gitmeye karar verirseniz, kesinlikle ayağınızda uygun ayakkabı olmalı, yanınızda bolca su bulunmalıdır. Yolun bazı yerlerinin tehlikeli olduğuna da dikkat etmelisiniz.

Hibrit teknikle yapılmış iki katlı manastırda sarnıç ta vardır. İki odadan oluşan ikinci kattaki kare oda, apsis içeren tapınak odasıdır. 

Manastırın Ayios Elefterios adında bir keşiş tarafından, kayalara oyularak yapıldığı ve bu keşişin ölünceye kadar burada yaşayarak çile çektiği bilinmektedir.

Manastır 10 metrelik bir alanda kayaya oyularak yapılmıştır.

Ancak bu keşiş öldükten sonra, tek katlı olan manastır üzerine bir kat daha ilave edilmiş, su sarnıcı büyütülmüş ve daha kullanışlı hale getirilerek manastır olarak kullanılmaya devam edilmiştir.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Afkule Manastırı
 

Burada oldukça muhteşem bir deniz manzarası izleyebilirsiniz. Hatta güzel bir havada Rodos adası bile görülebilir.

Ancak günümüzde manastırdan herhangi bir iz kalmamıştır.

Afkule’den denize girmek isterseniz, en yakın yer Soğuksu koyudur.

Kilisenin önünden, tepeye doğru yürüyüp, patikadan aşağıya yarım saatte inebilirsiniz. Burada dalış yapılıyor.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Gemiler Koyu
 

GEMİLE KOYU-LEBİSSOS-GEMİLER ADASI:

Fethiye sınırları içinde 18 ada bulunmaktadır. Bunlardan: Şövalye adası ve Gemile adası (St Nikola) tarihi kalıntılar içermeleriyle diğerlerinden ayrılır. 

Evet: Fethiye Kayaköy ve çevresi gezimizin bir diğer durağı Gemiler Koyudur.

Fethiye merkeze 9 km uzaklıkta “Gemile” bölgesindedir.

Kayaköy’e ise 5.5 km uzaklıktadır.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Gemiler Koyu ve Gemiler Adası
 

Kayaköy’den batıya doğru devam eden çam ve zeytin ağaçlarıyla kaplı yolun sonundaki küçük koy “Gemile Koyu” dur.

Koya giriş ücretlidir, eğer aracınız ile giderseniz araç başına otopark ücreti alınıyor. Buraya Fethiye merkezden kalkan düzenli dolmuşlarla da gidebilirsiniz.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Gemiler Koyu
 

Geniş plajın arkasında, zeytin ağaçlarının altında piknik alanı vardır. Buradaki piknik masaları, ücreti karşılığı kiralanıyor. Plaj kısmında ise, iki restoran ve su sporları merkezi vardır. Koyda deniz genel olarak dalgalı, kumsal ise taşlıktır.

Koyun hemen karşısında “Gemiler Adası” bulunur.

 

Gemiler Adası-Lebissos-Symbola

Fethiye Kayaköy ve Çevreis, Gemiler adası: Ölüdeniz yakınlarında, Soğuksu koyunun karşısındadır.

Anakaradan dar bir deniz kanalıyla ayrılmıştır. Bu kanalın genişliği 400 metre, uzunluğu ise 1000 metredir. Koyun önünde bir kalkan gibi set çekmektedir. Böylece koy, Lodos rüzgarlarına kapalı ve tekneler için korunaklı olur, bir zamanlar korsan gemilerinden saklanmaya yarardı.

Buraya ulaşmak için, Kayaköy yakınlarından Gemile Koyundan, plajdan tekneye binmek gerekiyor.

Adaya giriş ücretlidir. 

Bazı kaynaklarda adanın ismi “Gemile Adası” olarak da geçer. Bazı kaynaklarda ise adanın ismi “Aziz Nikolas” adası olarak geçmektedir. Çünkü Ortaçağ dönemine ait bir denizcilik rehberinde adanın ismi böyle geçmektedir. 

Evet, yerleşime imkan tanımayan topoğrafyası ve yaşam kaynaklarının yokluğuna rağmen buraya yerleşilmiş olması şaşırtıcıdır. Tek açıklama nedeni: Aziz Nikolaos ve deniz ticareti trafiğine uygun konumu olarak görülmektedir. 

 

Japon Araştırma Ekibi

Adada, 1990’lı yıllarda Japonlar tarafından arkeolojik kazı çalışmaları yürütülmüştür. Kazı başkanı Kazuo Asano’dur. 1995-2003 yılları arasında Fethiye Müze Müdürlüğü ve Japon Osaka Üniversitesi birlikte adada arkeolojik kazılar yapmışlardır.

Bu çalışmalarda, adada bulunan kiliseler numaralandırılmıştır. Ayrıca, Japon arkeoloji ekibinin değerlendirmelerine göre, bu ada Kudüs’e giden haç yolunun üzerindeki kutsal ziyaretgahlardan birisiydi.

Evet ada: Bizans harabelerinin zenginliğiyle ünlüdür.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Gemiler adası surlar
 

Ada boydan boya surla çevrilidir. Surlara ait kalıntılar, adanın kuzey sahili boyunca uzanıyor.

Adada: mezar yapıları, 3 tane kilise kalıntısı ve Orta Çağ yerleşimine ait çeşitli kalıntılar vardır. Ancak bunların büyük bölümü günümüzde yıkılmıştır.

Suların altındaki kalıntılar

Kalıntıların bir kısmı, günümüzde su altında da görülebilmektedir. Sahile yakın binalar, özellikle antrepoların bir kısmı, MS 240-241 yılları arasındaki depremlerle oluşan çökmeler sonucu suların altında kalmıştır. Batık kalıntılar, günümüzde 2 metre derinlikte görülebilmektedir.

Ada: MS 5 ile 7’nci yüzyıllar arasında iskan görmüştür.

7’nci yüzyılda ise Arap akınları sonucunda terk edilmiştir. Çünkü Araplar tarafından ada yakılıp yıkılmıştır. Ada halkı ise, bu saldırılar öncesinde daha güvenli olan iç kesimlere kaçmıştır.

Adada çok sayıda dini yapı bulunmaktadır.

Bu durumun, gemi seyahatiyle hac yolculuğu yapanların buraya uğramalarından kaynaklanmaktadır.

Bunların muhtemelen: MS 5 ile 7’nci yüzyıllarda buranın bir dini merkez olduğunu düşündürmektedir.

Adanın en yüksek noktasında bulunan bir kilise (Zirve Kilisesi) nedeniyle Ortaçağ’da “Aya Nikola Adası” olarak da adlandırılmıştır.

Zirve kilisesinde yapılan arkeolojik kazılarda: geometrik desenler ve mitolojik olayların yer aldığı taban mozaikleri bulunmuştur. Kilisenin büyük bir yangın sonucu yıkıldığı tahmin edilmektedir.

Ancak her ne kadar adada çok sayıda yapı bulunmasına rağmen, su yoktur ve bu durum oldukça ilginçtir. Muhtemelen adada bulunan sarnıçlar, yağmur suları ile doluyordu.

MS 12’nci yüzyılda bu topraklara geri dönüş olur. Ancak Nikolaos adası, bu tarihten sonra sönük bir balıkçı köyü olmaktan ileri gidememiştir. Sadece kutsallığına hürmeten ziyaret edilen ve kiliseler çevresine defin yapılan bir yere dönüşmüştür.

Burası, Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Ada günümüzde ıssızdır ve yazın turistler tarafından ziyaret edilmektedir.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Gemiler Adası Kiliseler
 
Kiliseler

Adada yapılan resmi arkeolojik kazı çalışmalarında: mevcut kiliseler numaralandırılmıştır. Tepedeki kilise ile doğudaki kiliseyi birbirine bağlayan galeri dikkat çeker. (Ayrıntılı bilgi aşağıda)

Tamamen kalıntıya dönüşmüş kiliselerde yer yer mozaik zemin ve dekoratif mimari elemanlar görülür.

1 Numaralı kilise

Adanın batısındaki kiliseye, kısa bir yürüyüşle varılıyor.  

Zamanın, deprem ve savaşların, toprak kayması yüzünden harap olan kiliseden geriye bir şey kalmamıştır.  Sadece apsis kısmı ve vaftiz binası kısmen tanınlanmaktadır.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Gemiler Adası Kiliseler
 
2 Numaralı Kilise

Adanın zirvesine doğru giden patikadadır. En iyi korunmuş kilisedir. Kubbesine varıncaya kadar korunmuş, 3 penceresi ve synthromonuyla apsisi ve nefleri rahatlıkla izlenir. 

1997 yılında yapılan kazılarda: yapının içindeki toprak ve molozlar temizlenmiş, yapının yer döşemesi ortaya çıkarılmış ve kilisenin planı anlaşılmıştır.

Düzgün taş işçiliğine sahip duvarları ilgi çekmektedir. Bu özenli işçilik nedeniyle, bu kilisenin adanın diğer yapılarından daha önemli olduğu düşünülmektedir.

Günümüzde: kilisenin kubbesi, papazların ayinde oturdukları kademeli sıralar ve ibadet mekanının yan duvarlarının büyük kısmı sağlamdır.

Avlusu tamamen yok olmuştur.

Yan kapı ve apsis yan duvarında, kısmen sağlam kalmış bezemeler görülür.

Apsis yarım kubbesinin mozaikler, pencere üstlerinin freskolarla bezeli olduğu, kilisenin tabanının ise son derece dekoratif mozaiklerle kaplı olduğu görülür.

Kilisenin ibadet mekanında: çok renkli mozaikten bir kabartma dikkat çeker. Bu mozaikte: kalp şeklindeki sarmaşık yaprakları, hurma dalları, kenger yapraklarını kemiren keçi ve boynundan bir ağaca bağlanmış olan boğa betimlenmiştir. (Bu mozaik döşeme, günümüzde Fethiye Müzesinde sergilenmektedir.)

Bunun haricinde: kireç taşından yapılmış, son derece dekoratif kabartma panolar da görülmektedir.

Mozaik panolardan birindeki Yunanca yazıtta: bu döşemenin Makedonyalı bir kuyumcu tarafından hayır olarak yaptırılarak Aziz Nikolaos’a adandığı yazılıdır.

Kilisenin apsis kısmında bulunan bir freskoda “Hossios Nikolaos” yazmaktadır. Buna dayanarak, kilisenin günümüzde Antalya Demre yakınlarında Alacahisar’da (eski ismi Sion) doğmuş ve yaşamış olan Sionlu Aziz Nikolaos’a atfen inşa edildiği düşünülmektedir.

Aziz Nikolaos (Santa Claus)

Hıristiyanlıkta denizcilerin koruyucusu ve bereketin sembolü olarak kabul edilmektedir. Hacı olmak için gittiği Kudüs’ten dönerken, fırtınaya tutulan gemiyi duaları ile batmaktan kurtarması ile birlikte denize düşerek boğulan bir denizciyi dirilttiği anlatılır. Bu mucizeleri nedeniyle denizcilerin koruyucu azizi olarak kabul edilmektedir.

Bu yüzden 2 Numaralı kiliseye “Aziz Nikolaos Kilisesi” ismi verilmiştir. Adada bazı kaynaklarda aynı isimle yani “Aziz Nikolaos Adası” olarak anılmaktadır.

Evet, bu kilise oldukça iyi korunmuştur. Altında sarnıç bulunan narteks bölümü, büyük oranda kayaya oyulmuştur. 3 nefli kilisenin apsisi ve synthronu oldukça iyi korunmuştur. Kazılarda templon ve zemin döşemeleri ortaya çıkarılmıştır. Mozaik üzerindeki yazıta göre “Makedonyalı bir kuyumcunun masrafları karşıladığı zemin mozaiklerinde hem geometrik desenler hem de figürlü dinsel sahneler” bulunmaktadır. 

MS 7’nci yüzyıldaki Arap istilasında, büyük bir yangın geçirerek kullanılmaz hala gelen kilisenin bu kısmının, sonradan mezarlık olarak kullanılmış olması tahribata yol açmıştır. Bu yüzden mozaiklerin bir bölümü bozulmuştur. Kilisenin ibadet mekanında, kaba taşlarla çevrili 6 mezar bulunmaktadır. Bu mezarların yanında bulunan sikkelere göre, mezarlar 11 ile 12’nci yüzyıllara aittir.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Gemiler Adası kiliseler
 
3 Numaralı Kilise

En görkemli kilise: adanın en yüksek tepesinin üzerindedir. Bu kilise, bir büyük Katedral görünümü vermektedir.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Gemiler adası tünel
 
Koridor-Tünel

3 Numaralı kilise ile, 2 Numaralı kilise arasında, yaklaşık 160 metre uzunlukta ve 2.5 metre genişlikte, görkemli bir koridor bulunmaktadır.

Bu tonozlu galerinin çok belirgin olarak bir tören yolu olduğu anlaşılmıştır. Dinsel törenlerde bu dinsel mekanı ziyaret eden hacılar, kutsal eşyaların çevresinde yapılacak tavafa uygun biçimde, düzgün sıralar halinde hareket ederlerdi.

Fethiye Kayaköy ve Çevresi Gemiler adası tünel
 

Mevsimine göre, ziyaretçileri yağıştan veya kızgın güneşten korumak için, galeri üstü kapalı olarak yapılmıştır.

Galerinin batı yönünde, bir anıt mezar ile bazı diğer mezarlar bulunur.

 

SONUÇ:

Yerleşim Ortaçağ döneminde oldukça zayıflamıştır. 12’nci yüzyılda adaya tekrar gelen Bizans halkı, yıkıntı haldeki 3 kiliseyi, şarap işliği olarak kısmen tekrar inşa etmiştir.

Karacaören Adası

Gemile adasının 150 metre kadar batısında bulunan Karacaören adasında, dumanla işaret vermek için kullanıldığı düşünülen bir baca bulunmaktadır. Bu baca, muhtemelen bir saldırı anında hem Gemile adası halkını hem de Kayaköy halkını tehlikeye karşı uyarmak için yapılmış olmalıdır.

Fethiye ören yerleri.

Fethiye merkez gezilecek yerler.

Fethiye Ölüdeniz.

Fethiye genel bilgiler.

Fethiye Göcek ve çevresi.

Fethiye Girme kaplıcaları.

Fethiye Saklıkent.