Köyceğiz

Köyceğiz

Köyceğiz: Muğla-Fethiye kara yolunun 60’ncı km. de. Anayoldan, 1 km. içeride, göl kenarında.
Köyceğiz’in belli başlı merkezlere uzaklığı şöyle: Dalaman: 30 km., Marmaris: 60 km., Muğla: 60 km., Datça: 133 km., Bodrum: 197 km., İzmir: 280 km.

Köyceğiz

GENEL:

Köyceğiz: genellikle, tatilcilerin , Ege denizi kıyısının bütününde yapacakları bir gezi veya Fethiye’ye giderken yakınından geçtikleri bir belde. Öncelikle deniz kıyısında bulunmadığını söylemem gerek. Büyük bir gölün kıyısında. Köyceğiz gölü. Bu gölün: denizle birleştiği yerde, büyük bir delta var. Ayrıca: yörenin en önemli antik kentlerinden: Kaunas buradadır.

Evet: burası zengin doğal güzellikleri ve narenciye bahçeleriyle, sakin bir turistik belde. Adını ise: biraz öncede sözünü ettiğim, Köyceğiz gölünden almıştır.

İlçenin en büyük gelir kaynağı: tarımdır. Ayrıca: burada, yoğunlukla gezginci arıcılıkta yapılıyor. Köyceğiz Gölünün Akdeniz ile birleştiği Dalyan Boğazında ise: balık üretim çiftlikleri var. Buraya has çok ilginç bir özellik daha var. Köyceğiz; Türkiye’nin Rize’den sonra, en çok yağış alan bölgesi. Buradaki kış yağmurları; 2-3 ay sürüyormuş.

Tüm bunların yanında: ilçe merkezinde, göl kıyısında, bol miktarda; restoran ve kafeterya var. Bu kafeteryalarda: göl manzarası ile çayınızı yudumlamanız mümkün.

Köyceğiz Kaunos

TARİH:

Tarihçi Heredot ve Coğrafyacı Strabon’a göre: MÖ.3000 yıllarında; Karlar ve Leglerin burada yerleşmiş olduklarını öğreniyoruz. Çevrede: bu devirlere ait bulunan şehir kalıntıları, kaleler, su kemerleri ve çok sayıda kaya mezar bulunmaktadır.

Daha önce de sözünü ettiğim gibi: Köyceğiz Gölünün, sahile birleştiği bölgedeki “Kaunos” şehri, antik çağda, Karia bölgesinin önemli limanlarından ve ticaret merkezlerinden biriymiş. Kaunos ören yerinin anlattığım yazıda, şehrin tarihi bölgenin tarihine yön vermektedir.

Menteşeoğulları Beyliği; 1291 yılında, burayı, Bizanslıların elinden almış ve bölgede Türk hakimiyeti başlamış.

NE YENİR:

Köyceğiz’de bulunduğunuz sürede: mevsimine göre: her türlü ot ile hazırlanan mezeler tadılabilir. Ayıca ve mutlaka balık yemelisiniz. Özellikle: kefal çok lezzetli. Yine; hediyelik veya kendiniz için bir şeyler almak isterseniz: Köyceğiz’de bal üretimi yaygın ve güzel. Köyceğiz balı veya arı ürünlerini satın alabileceğiniz yerler var.

Köyceğiz Meslek Yüksekokulu

KÖYCEĞİZ MESLEK YÜKSEK OKULU-KÖYCEĞİZ SAĞLIK HİZMETLERİ MESLEK YÜKSEKOKULU:

2001 yılında kurulan okul, 2011 yılında fiilen eğitim ve öğretime başlamıştır. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesine bağlıdır. Yüksekokul bünyesinde: çeşitli programlar bulunmaktadır.

GEZİLECEK YERLER:

Köyceğiz Gölü

KÖYCEĞİZ GÖLÜ

Dalaman çayının etkisiyle, tektonik bir çukurun içinde alüvyonların etkisiyle oluşturulmuş bir göldür. Çevresi dağlarla çevrilidir. Gölü besleyen kaynaklar oldukça çoktur. Bunlar: Namnam çayı, Kargıcak çayı ve Yuvarlak çaydır. Ayrıca kaynak suları da gölü besler.

Köyceğiz Gölü

Göl, körfez ağzının alüvyonlarla tıkanmasıyla oluşmuştur, ancak gölün fazla suları, 10 km uzunluğunda dar bir kanalla Akdeniz’e boşaltılır. Yani, gölün denizle bağlantısı kesilmemiştir.  Köyceğiz gölünün gideğeni “Dalyan Boğazı” dır. Bu doğal kanal: 1.5 metre derinliktedir ve büklümlere (mendereslere) uzanan bu doğal kanal, gölü Akdeniz’e bağlar.

Köyceğiz gölü

Göl, Türkiye’nin 16’ncı büyük gölüdür. Denizden yüksekliği 8 metredir. Gölün derinliği 20 ile 60 metre arasında değişir. Büyüklüğü ise 52 km karedir. Evet göl kıyısında gölün panoramik manzarasını izleyebileceğiniz mekanlar bulunmaktadır.

Göle büyük yatlar ile sürat teknelerinin girmesi yasaktır. Sadece: gezi tekneleri göle girerler. Öğle saatlerine kadar tamamen durgun olan göl, öğleden sonra esen ve Köyceğiz’e hayat veren meltem ile gölde sörf ve yelken sporu yapılmasına imkan verir. Ayrıca: yine gölde olta ile sazan balığı avcılığı yapılmaktadır.

Köyceğiz merkez koridoru

KÖYCEĞİZ MERKEZ KORDONU

Göl kıyısında 2.2 kilometrelik sahil kordonu bulunur.

Köyceğiz Merkez Koridoru

Bu sahil yolunda yürüyüş yolları ve kafeler bulunmaktadır.

Köyceğiz Hapishane Adası

HAPİSHANE ADASI-AŞIK ADASI

Gölde küçük bir ada bulunmaktadır. Bu adaya “Hapishane Adası” ve “Aşık Adası” denir. Bu ada, önceki dönemlerde askeri amaçlarla kullanılmış, sonrasında ise hapishane olarak kullanılmaya başlanmıştır. Adada: Cenevizlilerden kalma bir kale kalıntısı vardır.

Köyceğiz Hapishane Adası

Aşık adası olmasıyla ilgili yöreden anlatılan bir öykü vardır. Şöyle ki “birbirine aşık olan iki genç, aileleri evlenmelerine izin vermeyince, bu adaya sığınırlar. Ailelerinin baskısından kurtulmuşlardır ancak her ikisini de adada bir yılan sokmuş ve adada ölmüşlerdir.”

Köyceğiz Kulak Kamp ve Mesire Alanı

KULAK KAMP VE MESİRE ALANI

Köyceğiz Belediyesi tarafından Köyceğiz gölünün en batısında kurulmuştur. Kargıcak çayının göl ile birleştiği yerdedir.

Köyceğiz Kulak Kamp ve Mesire Alanı

Burası: piknik yapmak için tanzim edilmiş bir alandır. Alanda: oturma alanları, tuvaletler, kapalı restoran bölümü, köprülü dev süs havuzu ve sığla ağaçları bulunmaktadır. Burada aynı zamanda çadır kurmak mümkündür. Bölgede kamp yapmak ücretsizdir. Ancak eğer mevcut çadırlardan kiralamak isterseniz, günlük ortalama ücret 25 TL dir.

Köyceğiz Tekne Turları

KÖYCEĞİZ TEKNE TURLARI

Dolmuş tekneler: hemen caminin yanındaki iskeleden günün her saati hareket eder. İztuzu plajına ulaşmak için, dolmuş tekneleri kullanabilirsiniz. Dolmuş teknelerin belirlenmiş sefer saatleri yoktur, doldukça hareket ederler. Sazlıklar arasında bulunan kanallardan devam eden yolculuk yaklaşık yarım saat sürer.

Köyceğiz Tekne Turları

Bu yolculuk sırasında: önce kaya mezarlarının önünden geçiliyor. Dalyan binalarının bittiği yerden itibaren Delta bölümü başlar, ana kanalı takip ederek devam eden yolculuk, kanallarda bulunan balıkların denize kaçmasını önleyen kapıya varılır.

Bu kapı tekneler geçerken açılır, geçtikten sonra ise tam bir labirentin içine ulaşılır.

Burada, yani labirentin içinde tekne kaptanları yılların verdiği tecrübeyle yollarını bulurlar.

Köyceğiz Tekne Turları

İztuzu plajına varıldığında, tekneden kumsala ayak bastığınız yer tatlı sudur. Bu bölüm, deniz tarafına nazaran derindir. Hemen karşıda ise bol tuzlu Akdeniz bulunur.

Köyceğiz Tekne Turları

Konu tekne turları ancak İztuzu plajına ulaşmak için bir de karayolu bulunmaktadır. Dalyan minibüs kooperatifi tarafından düzenlenen İztuzu dolmuş seferleriyle de İztuzu plajına ulaşabilirsiniz. Dolmuşlar Dalyan meydanındaki caminin önünden hareket ederler. Öze aracınız ile İztuzu plajına gitmek isterseniz, Dalyan Çarşı meydanından Dalyan tabelalarını takip ederek gidebilirsiniz.

Dalyan, İztuzu plajı arasındaki karayolu uzunluğu 12 km dir. Aslında aradaki mesafe çok yakın olmasına rağmen, sazlıklar nedeniyle yol uzamaktadır.

Köyceğiz Dalyan

DALYAN VE DALYAN KANALI

Dalyan, ismini Dalyan çayı üzerinde kurulan dalyanlardan alır. Köyceğiz gölü, sazlıklarla kaplı doğal bir kanalla Akdeniz’e bağlanır. Bu kanaldan akan nehir: yakınındaki Köyceğiz gölünden doğarak İztuzu denizine akmaktadır.

Köyceğiz Dalyan

Bu tür yani denizle doğal bir kanal vasıtasıyla birleşen göllere “Ayaklı göl” denir. Dünyada bu tür sadece 7 göl bulunmaktadır.

Köyceğiz Dalyan

Dalyan kanallarının derinliği 2 ile 7 metre arasında değişmektedir. Kanal, sazlıklarla çevrili labirent şeklinde bir kıyıdır, tam karşısında kral mezarları bulunmaktadır. Dalyan boğazında tüm heybetiyle ayakta duran kaya mezarları görebilirsiniz.

Köyceğiz Dalyan

Ayrıca, dünyaca ünlü İztuzu plajı da buradadır. Bölgede: mavi yengeç, Nil kaplumbağası ve caretta caretta kaplumbağaları bulunmaktadır. Ayrıca: kanaldaki sazlıklarda yüzlerce tür bitki yetişmektedir. Dalyan çevresinde 180’den fazla kuş türü de bulunmaktadır. Tüm bu nedenlerle, Dalyan 1998 yılında Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak seçildi.

Köyceğiz Sülüngür Gölü

SÜLÜNGÜR GÖLÜ

Dalyan boğazının ucunda, Dalyan’a giderken, Sülüngür denen tatlı-tuzlu su karışımı küçük bir lagün gölü daha vardır. Küçük ama doğası güzel bir göldür. “Sülüklü göl” olarak da isimlendirilir.

Köyceğiz Sülüngür Gölü

Özellikle fotoğraf çekmeyi sevenlerin ziyaret etmesini öneririm. Gölü geçip yayla yoluna çıktığınızda çevrenin muhteşem bir manzarasını görebilirsiniz. Ayrıca bu çevreyi ziyaret ederseniz, nar suyu içmenizi de öneririm. Gölün çevresinde tahta banklar var, bunlarda piknik yapmak mümkündür.

Göl, kefal balığının yumurtlama alanıdır. Bu yüzden, göl koruma altındadır.

Son bir not, buradaki gölde yüzmek yasaktır, çünkü gölde yer yer bataklıklar görülmektedir.

Köyceğiz Kaya Mezarları

KAYA MEZARLARI

Kaunos kentinin en önemli özelliği, günümüzde bile ayakta duran kaya mezarlarıdır. Bunlar ülkemizin tanıtım filmlerinde de sık sık görülür ve tanıtım simgesi haline gelmiştir.

Antik dönemdeki inanışlara göre, mezarlar ne kadar yüksekte olursa, tanrıya o kadar yakın olunurdu. Bu yüzden: krallar, başarılı komutanlar ve siyasetçilerin mezarları hep dağ yamaçlarına yapılmıştır.

Persler ve Büyük İskender’in şehri ele geçirmesiyle mezarların yarım kaldığı tahmin edilmektedir. Ancak, yarım kalmış kaya mezarları, bu tür eserlerin yapım aşamasını göstermesi açısından hayli ilginçtir.

Köyceğiz Kaya Mezarları

Balıklar dağının güney yamacına, oldukça yüksek bir duvar gibi yükselen kayalara yapılan tapınak cepheli kaya mezarları, MÖ 4’ncü yüzyıla tarihlenir ve sonraki Roma döneminde de kullanılmıştır. Mezarlar: Çandır Alagöl kıyısında, yer yer denizden 80 derecelik bir açı ile yükselen dağ yamacına oyulmuştur.

Yamaçta 6 tane mezar gurubu bulunmaktadır.

Bazılarının yükseklikleri 9 metreye ulaşır.

Köyceğiz Kaya Mezarları

Yapılış stiline göre: mezarlar bir niş içinde gibi görünür. Ancak bu stil oldukça fazla emek gerektirmiştir ve uygulama sadece Kaunos ve yakın çevresinde görülür.

Mezarların çok azında yazıt bulunur. Bu yazıtlı mezarlardan birindeki yazıtta “iki kelimesi” vardır. Diğer yazıtlı mezardaki yazıt ise “Karya kökenli değildir.”

Bunun sebebinin, Maussolos döneminde, Kaunos şehrinin Helen kültürü etkisine girdiğini ve kaya mezarların daha sonraki dönemlerde Romalılar tarafından da kullanıldığını gösterir.

Köyceğiz Kaya Mezarları

Tapınak cepheli bu kaya mezarlarında: yan duvarların arasındaki İon sütunların taşıdığı üçgen alınlıklı cephenin gerisinde: basamaklarla çıkılan bir ön oda ve yine bir kapıyla açılan mezar odası bulunur. Sütunların üstünde friz ve alınlıklar bulunur.

Mezarlarda alınlıklar genellikle işlemesizdir.

Ancak sadece bir mezarda, alınlıklarda karşılıklı duran iki aslan figürü ve sivri köşelerde bir kuş ve mitolojik yaratık bulunur.

Köyceğiz Kaya Mezarları

Likya tipi mezarların içinde, ölülerin üzerine yatırıldığı kline yani üç tane taş yatak bulunur. Ayrıca, yakılan ölülerden geri kalanların içine konulduğu kapların, dik yerleştirildiği küçük nişler vardır.

Bu nişler: tapınak cephesi biçiminde şekillendirilen birer plaka ile kapatılmıştır.

Evet: Dalyan’ı yüksekten izleyen kaya mezarlarının binlerce yıl önce hangi teknik kullanılarak yapıldığı bilinmemektedir. Hangi aletler kullanılarak o kayalar oyulmuş meçhuldür. Sadece mezar odası oyulmamış, mezar odasının dışında dağ da oyularak, mezar, dağdan bağımsız hale getirilmiştir. Bir kişi, mezarın çevresinde rahatlıkla dolaşabilmektedir. Çünkü amaç mezara tapınak havası vermektir.

Köyceğiz Sultaniye Kaplıcaları

SULTANİYE KAPLICALARI

Köyceğiz-Hamitköy yolu üzerinde, Ekincik mevkiine giderken tabelasını görebilirsiniz. Köyceğiz merkeze 12 km uzaklıktadır. Yalnız buraya araba ile ulaşmak oldukça sıkıntılıdır, bunu unutmamak gerekir. Dalyan tur tekneleriyle buraya ulaşmak mümkündür, yolculuk yaklaşık 20 dakika sürer, ancak bu tekneler günübirlik gezi tekneleridir yani sadece Sultaniye Kaplıcalarına değil, tüm Dalyan bölgesinde gün boyu gezinti yapılan teknelerdir.

Sultaniye Kaplıcaları, Köyceğiz gölünün güney batısında, Ölemez Dağının eteklerindedir.

Kaplıca Köyceğiz Belediyesi tarafından işletilmektedir.

Kaplıcaya giriş ÜCRETLİDİR.

Kaplıcanın: günümüzden 2000 yıl önce MÖ 100’lü yıllarda Kaunoslular tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Kaplıca takip eden dönemlerde de kullanılmıştır ve Roma döneminde buraya büyük bir hastane yapılmıştır. Bu hastanenin kalıntıları günümüzde görülmektedir.  Hatta söylenenlere göre, 400 kişilik bu hastanenin kapısında “Tanrılar adına buraya ölüm giremez” yazısı bulunuyormuş. Bu yüzden kaplıcaların bulunduğu dağa “Ölemez Dağı” ismi verilmiştir.

Kaplıca bölgesinde Bizans döneminde de tesisler yapılmış, ancak bu tesisler zamanla Köyceğiz Gölü suları altında kalmıştır.

Köyceğiz Sultaniye Kaplıcaları
Gelelim Kaplıca sularının özelliklerine:

Kaplıca bölgesine ziyaretçilerin çoğunluğu tekne turları ile geliyorlar. Tekne turlarıyla buraya gelenler sadece 2 saat kalıyorlar. (genellikle 11-13 arasında gelirler.)

Kaplıca bölgesinde duş alma ve soyunma kabinleri bulunuyor. Burayı ziyaret ederseniz, ağır kükürt kokusuna tahammül etmeniz gerekiyor, bunu unutmayınız, hatta çamur banyosundan sonra bu kükürt kokusunun vücudunuza sineceğini ve ancak 2-3 gün sonra ortadan kalktığını da bilmelisiniz.

Kaplıcada iki bölüm bulunuyor.

Birinci bölüm: Termal havuz bölümüdür. Burada iki tane havuz vardır, bu havuzlardan bir tanesi karma ve diğeri ise sadece kadınlara hizmet vermektedir.

39 derece sıcaklıktaki su: kalsiyum klorür, sülfat, kalsiyum, kalsiyum sülfür ve radon içermektedir. Yani radyoaktivitesi oldukça yüksektir. Hatta, yüksek radyoaktivite ölçüsü, dünya da Endonezya’daki kaplıcadan sonra ikinci sırada gelmektedir.

Kaplıca sularının iyi geldiği hastalıklar: romatizma, siyatik, cilt ve kadın hastalıklarıdır.

Burada konaklamak da mümkündür, prefabrik evlerde kiralık odalar vardır. Çünkü, herhangi bir tedavi için 21 günlük kür gerektiği söyleniyor. Ayrıca göl kıyısında güzel bir kafeterya bulunuyor.

Köyceğiz Çamur Banyoları

Gelgirme Kaplıcası-Kükürtlü Çamur Banyoları

Kaplıcadaki ikinci bölümdür.

Ziyaretçiler, kaplıca sularına girerken, ayrıca kükürtlü çamur banyolarını da tercih ederler. Çamur banyosu yapılan yerde, su göl kıyısından sürekli devir daim yapıyor. Bu yüzden diğer çamur banyosu tesislerine göre daha temizdir. Çamur “Güzellik çamuru” olarak adlandırılır.

Köyceğiz Çamur Banyoları

Sürülen çamur geleneksel olarak 45 dakika bekletilmesi gerekiyor. Kuruyan çamur, deriyi geriyor ve gözenekleri temizliyor. Vücuda sürülmesiyle teni yumuşatıp kırışıklıkları giderdiği söyleniyor.

Ancak, bu çamur banyosunun bir turistik animasyona dönüştüğü söyleniyor yani sağlığın ötesinde animasyon yönü öne çıkıyor. Özellikle yabancı turistler, soyunup çamura bulanıyor ve sonra hatıra fotoğrafı çektirmekten çok hoşlanıyorlar.

Evet çamura bulandıktan sonra, Köyceğiz gölüne girerek veya duş alarak çamurlardan temizlenirler ve isteyenler diğer kaplıca havuzuna girebiliyorlar. Bu kaplıca havuzunda da 30 dakika kalmak uygun görülmektedir.

Köyceğiz İztuzu Plajı

İZTUZU PLAJI

Buraya: Dalyan üzerinden karayolu ile ulaşılabilir.

Dalyanağzı Plajına ise Dalyan’dan kalkan teknelerle ulaşılır. Tekneler: Köyceğiz gölü ve sonrasında labirent gibi kıvrılan Dalyan kanalından geçerek İztuzu plajına ulaşırlar. İztuzu ile Dalyan merkez arasındaki uzaklık tekne ile 45 dakika ve araç ile 15 dakikadır.

Antik dönemlerde İztuzu kumsalı yoktur. Günümüzde İztuzu sahilinden 3 km içeride kalan Kaunos antik kentinin limanı, buradaymış. Ancak zaman içinde Kaunos şehrinin limanı, nehrin getirdiği alüvyonlarla kapanır. Çünkü Dalaman çayı: antik dönemde Ortaca ve Dalyan’dan geçiyormuş.

MÖ 200’lü yıllarda Rodos’ta büyük bir deprem olunca, Anadolu’nun güneybatı kesimleri büyük ölçüde harap olur. Bu deprem, Dalaman çayının yatağını da değiştirir. Bunun sonucunda ise İztuzu sahili ortaya çıkar.

Dalaman çayının yatağı değişince, kumların sürüklenmesi tersine döner. Dalgalar kumları kıyıya sürüklemeye başlar. İztuzu önlerindeki kayalıklar, dalgaların hızını kestiği için kumlar günümüzdeki yerde birikmiş ve İztuzu sahili oluşmuştur.

Köyceğiz İztuzu Plajı

Kumsal:

Göl sularının, Akdeniz’e, denize boşaldığı yerdeki sahil yani plaj kısmı: 5.5 km uzunluktadır. Sahilin genişliği ise 50 ile 200 metre arasındadır.

Sahil boyunca hiçbir yapılaşma yoktur. Sadece: ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılamak için birkaç büfe, duşlar, tuvaletler ve soyunma kabinleri vardır.

Bu uzun kumsalın bir ucunda “İztuzu Plajı” ve diğer ucunda ise “Dalyanağzı günübirlik plaj tesisleri” bulunmaktadır. Kumsalın orta kısmı ise el değmemiş yapısı ile ziyaretçileri beklemektedir.

Kumsalı: küçük bir doğal kanal bölüyor. Bu kanal, göl suyunu denize bağlar.

Dalyan üzerinden gelen günübirlik gezi tekneleriyle doğu tarafında bulunan Dalyanağzı Plajına ulaşılır.

İztuzu Plajına ise karayolu ile ulaşılır.

İztuzu plajı: 2008 yılında Avrupa’nın en iyi açık alanı ve 2011 yılında ise Avrupa’nın en iyi plajı seçilmiştir.

Her iki kısım da farklı özelliklere sahiptir.

Köyceğiz İztuzu Plajı

Deniz

Deniz sığdır, deniz içinde uzun süre yürüseniz de boyunuzu aşmaz. Ancak öğleden sonraları hafif dalga olabilmektedir. Deniz suyunun tuz oranı biraz fazladır ancak yine de yüzerken rahatsızlık vermez.

Köyceğiz İztuzu Plajı

Denizde tuzlu suya girdikten sonra, hemen arkadaki kanaldaki tatlı su da duş yapabilirsiniz. Zaten dalyan kısmı yani suyu tatlı olan bölüm tamamen dalgasızdır, su hep sakindir.

Köyceğiz İztuzu Plajı Caretta Caretta Kaplumbağaları

Caretta Caretta Kaplumbağaları

Bu muhteşem sahil: Caretta Caretta kaplumbağalarının üreme alanıdır. Ancak bu üreme alanı: İztuzu kumsalının karayolu ile gidilen tarafındadır ve günlük turlarla gelen ziyaretçiler, sadece tekne turu yaptıkları için maalesef bu merkezi göremeden Dalyan’dan ayrılırlar.

Kaplumbağaların üreme döneminde, kumsalda gece kalınması yasaktır. Ayrıca kumsalda kumlar şemsiye batırılması, köpek gibi hayvanların getirilmesi ve işaretli yerlere şemsiye batırılması ve çukur kazılması, gürültü yapılması ve ışık yakılması yasaktır. Zaten bu yüzden plaj erken saatlerde kapatılmaktadır.

Kaplumbağaların sahile yumurta bırakmaları nedeniyle, sahilin ismi “Kaplumbağa Sahili” olarak da geçmektedir.

Kaplumbağalar yanında, buranın yine ilginç bir canlısı Mavi yengeçlerdir. Bunlar ismini: ayakları ve kıskaçlarında bulunan mavi renkten alırlar. Asıl vatanları Kuzey Amerika’dır, muhtemelen Ege kıyılarından geçen büyük yük gemileri aracılığı ile buraya geldikleri düşünülmektedir.

Köyceğiz Ekincik koyu

EKİNCİK KOYU VE PLAJI

Köyceğiz merkezden Hamit köy üzerinden buraya ulaşabilirsiniz. Ekincik köyünü geçtikten sonra kumsala ulaşılır. Yol, dağlık ve dolambaçlıdır. Plaj Köyceğiz Belediyesi tarafından işletiliyor. Giriş ücretli değildir.

Kumsal çok güzeldir. İnce çakılımsı taşlarla döşelidir.

Köyceğiz Ekincik koyu

Küçük bir dere, kumsalı ikiye böler. Dereyi geçip plajın ikinci kısmına geçerseniz, yanınızda masa, sandalye ve şemsiye varsa, denize girip sahilde güneşlenebilirsiniz.

Deniz de temizdir. Ancak denizde yer yer derinlikler fazladır ve bu yüzden çocuklu aileler ve yüzme bilmeyenler için tehlikelidir. Deniz sabah güzel, öğleden sonra bozuluyor, dalgalanıyor, bu arada insanlar da yoğun kalabalık olarak denize girince, kumları kaldırıp suyu bulandırıyorlar.

Köyceğiz Ekincik koyu

Plajda şezlong ve şemsiye kiralayabilirsiniz, ayrıca plajda yine kiralık localar bulunuyor.

Kumsalda çeşitli tesisler vardır.

Hatta voleybol sahası da düzenlenmiştir. Soyunma kabinleri ve duş mevcuttur ve bu hizmetler ücretsizdir.

Yolun kıyıya ulaştığı yerde, yatların demirlemesi için uygun iskele ve büfe bulunur. Büyük “T” iskelesi sayesinde rıhtıma çok sayıda tekne yanaşabiliyor. Dünyanın en ünlü yelkencileri ve ülkemize gizli gizli gelen dünya starları buraya uğruyorlar.

Köyceğiz Ekincik koyu

Çünkü Marmaris-Göcek arasındaki günübirlik ve mavi tur teknelerinin uğrak yeridir. Ancak buraya çok sayıda yat ve tekne uğramasının olumsuz bir yanı vardır. Çünkü bu tekneler, özellikle yabancı tekneler, koy içinde sintine yani bütün pisliklerini boşaltmakta ve bu yüzden, deniz zaman zaman sahile kadar ulaşan pisliklerle dolu olmaktadır.

Koyun sağ tarafında kalan dalgakıran sebebiyle, koyun kendi kendine temizlemesi zorlaşıyormuş. Kumsal ve iskele çevresinde çok sayıda lokanta, otel ve pansiyon bulunur. Burada: su sörfü, su kayağı ve diğer deniz sporları yapılabilmektedir.

EKİNCİK KAMPİNG

Ekincik Ova Sokak Sahilindedir. Kamp alanı, Köyceğiz merkeze 35 km uzaklıktadır. Kendi çadırınız veya karavanınızla gelebilirsiniz. Ayrıca kampta bulunan kiralık çadır ve kulübeleri de kullanabilirsiniz.

Köyceğiz Yuvarlak çay vadisi

YUVARLAKÇAY VADİSİ

Köyceğiz merkezinin kuzeydoğusundadır.

Topgözü pınarlarından doğar ve Dalyan ovasının kuzeyindeki suları toplayarak Köyceğiz gölüne dökülür. Yuvarlakçay kaynağı, göle yaklaşık 30 km uzaklıktadır. Bu çayın üzerinde birçok dinlenme tesisi bulunmaktadır. Ama özellikle, Şelalesi ve güzelliğiyle ilgi çeker.

Kayaların arasından çıkıp, gün ışığıyla tanışan kar suları, seyrine doyum olmayan bir şelaleye dönüşür. Su oldukça soğuktur, ayaklarınızı suyun içinde birkaç dakika tutamazsınız.

Buraya yolunuz düşerse, mutlaka “alabalık” yemenizi öneririm. Çünkü çayda birçok alabalık çiftliği bulunmaktadır.

Köyceğiz Palmiye Merkezi

PALMİYE MERKEZİ

Köyceğiz merkeze 2 km uzaklıkta, Ekincik yolu üzerindedir. 1993 yılında Dr Ragıp Esener tarafından kurulmuştur. Kuruluş amacı: palmiye sevgisinin ve türlerinin arttırılmasıdır. Merkezde 140 palmiye türü bulunmaktadır.

Merkezde: Botanik bahçesi, Palmetum yani yaşayan palmiye müzesi, kaktüs ve sukkulent evi, Tropik Sera, Tropik meyveler bölümü ve Su bahçeleri bulunmaktadır. Bu bitkiler arasında 30 çeşit zakkum da bulunmaktadır.

Köyceğiz Kaunos

KAUNOS

Dalyan Beldesindedir. Buraya gitmek için, Dalyan’dan tekneye binmeniz gerekir. İskelede tekneden indikten sonra yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüş gerekir.

Denizden yatla gelenler ise, Delikli Ada çevresine demirleyip tekneyle kanalı izleyerek iskeleye çıkabiliyorlar.

Kaunos antik kenti, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesinde bulunmaktadır. Giriş ücretlidir.

Köyceğiz Kaunos

Kent hakkında genel bilgi:

Karya bölgesindedir. Karya’nın en doğusunda Lykia’ya en komşu kenttir. Patara Yol Klavuz anıtında en batıda Kaunos olarak geçer. Eyalet yol ağına dahildir. Karasal bağlantılarının, Karya’dan çok Lykia ile güçlü olması nedeniyle; kültürel, ticari ve siyasi ilişkilerini ve bağlarını da güçlendirmiştir.

Ünlü Sinoplu Coğrafyacı yazar Strabon: Kaunos’un tersanesi ve ağzı kapanabilen bir limanı olduğunu yazmıştır.

Kent: Miletos’un oğlu Kaunos tarafından kurulmuştur.

Kaunos’un antik dönem efsanelerinde, ikiz kız kardeşiyle ilişki kurduğu söylenir. Bu konudaki bir başka söylenti ise şöyledir “Efsaneye göre Apollo’nun oğlu Karya Kralı Miletos’un ikiz çocukları vardır. Oğlu olan Kaunos, kız kardeşi Byblis kendisine aşık olunca, onun bu aşkına karşılık vermemiştir.

Bunu öğrenen Kral oğlunu ülkesinden kovar. Sürgüne gönderilen Kaunos, kendisini sevenlerle birlikte Karya bölgesine gelerek bu kenti kurar. Kız kardeş Byblis ise, hayatına son vermek isteyerek, yüksek bir kayanın üzerinden kendisini atar.

Ama Nympheler yani su perileri, Byblis’e acır ve onu bir pınara dönüştürürler.

Roma döneminin en önemli üç şairinden biri kabul edilen Ovidius’un anlattığı bir öykü ise şöyledir “Miletos’un: Kaunos ve Biblis adındaki ikiz çocukları birlikte büyürken, Biblis ikizine karşı duygusal yakınlık duyar ve bunu bir mektupla Kaunos’a bildirir.

Durumu öğrenen ve büyük bir öfke ve tiksintiyle karşılayan Kaunos, ikizini bir daha görmemek için Milet şehrinden kaçıp Karya ile Likya sınırına gelerek Kaunos kentini kurar.”

” O tarihten sonra bu tür acıyla biten aşklara Kaunos aşkı demek adet olmuştur.

Köyceğiz gölünün Akdeniz’le birleştiği yerde bulunan şehir, zamanla Karya’nın önemli bir limanı ve ticaret merkezi olmuştur. Kent: deniz ticareti ve verimli arazileri nedeniyle oldukça zengindi. İncir ve kerestesi ve tuz üretimiyle ünlüydü.

Ancak bunlara karşı: Kaunos şehri tarih boyunca iki sorunla yaşadı, bunlardan birincisi şehri çevreleyen arazideki sazlıklardan kaynaklanan sıtma, diğeri ise Kalbis ırmağının (günümüzdeki Dalyan çayı) kentin limanını balçıkla doldurmasıydı.

İlk kez, MÖ 800’lerde iskan edilmesine rağmen, şehrin ismi ilk olarak MÖ 544 yılında Pers generali Harpagos’a karşı gösterdiği direniş nedeniyle geçer.

Şehir, Perselere karşı oluşturulan Attika-Delos deniz birliğine katılır.

II Peloponnesos Savaşında, her iki taraf da Kaunos’u liman olarak kullanırlar.

Köyceğiz Kaunos Sikkesi

MÖ 337 yılından sonra şehir, Karya Strabı Mausolos’un yönetimine girer. Ardından büyük bayındırlık faaliyetleri başlar ve şehir Yunanlı görünüm kazanır, ilk sikke bu dönemde basılır. Bu sikkeler, Fethiye Müzesinde görülebilir.

MÖ 333 yılında ise Büyük İskender, Persleri yenerek bölgeyi ele geçirince, şehir: Mausolos’un kız kardeşi Prenses Adanın, sonra Antigonos’un ve daha sonra Ptolemaios’un yönetimine geçer.

Rodos Krallığı, Bergama Krallığı ve Roma egemenliğiyle devam eden süreçte bölge limanın dolmaya başlamasıyla önemini yitirir.

Çünkü ilk yapıldığında önemli bir liman kenti olmasına rağmen, alüvyonlarla denizin dolması nedeniyle zamanla şehir liman özelliğini yitirmiştir.

Arkeolojik Araştırmalar

Evet, yıllar sonra Kaunos antik şehri, ören yeri İngiliz Hoskyn tarafından keşfedilmiştir. 1842 yılında bölgeye geldiğinde, bulduğu yazılı bir blok üzerinde “Kaunos halkı ve meclisi” yazısını görünce, buranın Kaunos kenti olduğuna inanmıştır.

Kentteki ilk arkeolojik resmi araştırmalar, 1966 yılında Türk ekibi tarafından başlatılır.

Antik kentin birçok yerinde, Paleolitik dönemden kalma taş çatal, bıçak ve ok uçları bulunmuştur. Bunlar şehrin gücünü ve refahını ortaya koymaktadır. Bu bölgede, özellikle MÖ 5’nci yüzyılın ilk yarısında basılan sikkelerin ön yüzünde “kanatlı bir figür” arkasında ise “piramit biçiminde tek parça büyük taşlar” bulunuyormuş.

Ayrıca üzerinde bulunan “K” ve “B” harfleri ile Kaunos’un ilk ismi “Kbid” in ilk iki harfine referans olması açısından da önemlidir.

Köyceğiz Kaunos Güzeli Heykeli

Kaunos Güzeli Heykeli

2013 yılında yapılan kazılarda bulunan bir heykel ilgi çeker.

Heykel: Kaunos’un baş tanrısı Basileus Kaunios’a adak olarak sunulan mermer eşyaların bırakıldığı kireç çukurunda bulunmuştur.

Kaunos baş tanrısı Basileus Kaunios’a adak olarak sunulduğu düşünülen bu heykelin adı “Kaunos Güzeli” olarak saptanmıştır. Bu genç kız heykelinin MÖ 3’ncü yüzyılda, stil özelliklerine göre Helenistik dönemde yapıldığı anlaşılmıştır.

Heykel dünya mirası olarak listeye dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

23 asırlık genç kız heykelinin, gerekli çalışmaların ardından Fethiye Müzesinde sergileneceği söyleniyor.

Köyceğiz Kaunos Aslanı

Kaunos Aslanı

Kaunos kentinde, 1965 yılındaki bir kaçak kazı sonrasında ele geçirilen bu aslan heykeli: Köyceğiz ilçesinin simgesi olarak kabul edilmiş ve halen ilçe merkezinde şehir meydanında sergilenmektedir.

Günümüzden 2000 yıl önce ise, yine bu aslan heykeli, Kaunosluları temsil ediyordu. Kaunos aslanının sağ pençesinde görülen “ezilmiş öküz başı”: Kaunoslular döneminde “Düşman medeniyetlerini” temsil eder.

Antik Kaunos Tuzlası

Burası, Anadolu coğrafyasında bir ilktir. Antik dönemde göz merhemi yapımında aranan bir katkı maddesi olan Kaunos tuzunun üretildiği tavalar: İztuzu sahilindedir.

Kaunos Tuzlası: Kaunoz tuzunun üretildiği tava ve kanallardan oluşan antik tuzla tesisi: İztuzu sahilinin kuzeyinde doğu-batı yönünde uzanan kumul alan üzerinde kurulmuştur.

Alanın ölçüleri 35 x 50 metredir. Tuzla tesisi: hemen kuzeyindeki kireçtaşından koparılan yumruk büyüklüğündeki irili-ufaklı taş parçalarından yapılmıştır. Bu taşlar birbirine kireç harcı ile bağlanmıştır. Tesiste: 48 tava ve 4 kanal vardır.

Kent Surları

Kentin uzun suru: liman kuzeyinden başlar ve Dalyan köyünün ötesindeki sarp kayalığa kadar uzanır. Kuzey batı bölümündeki sur duvarları. MÖ 323 ile MÖ 30 yılları arasında Helenistik dönemde yapılmıştır. Limana doğru uzanan surlar ise, MÖ 750-475 yılları arasında yapılmıştır.

Kentin Limanı

Akropolün aşağısındaki Sülüklü Göldür. Çünkü antik dönemde, deniz, Kaunos şehrinin Akropolüne kadar geliyordu. Günümüzde Sülüklü gölün olduğu yer, bir zamanlar eski limandı. Kaunos harabelerinin eteğindeki bu gölete tekne giremiyor. Bazı kaynaklara göre, tehlike durumunda, göl bir zincirle kapatılıyormuş.

Deniz Fenerleri

İskele bölgesinde kayalara oyulmuş oyuklar görülür. Bu oyuklar, Kaunos şehrine yük taşımak için antik limana yanaşan gemilere fener görevi yapmak için yakılan büyük ateşlerin yeridir.

Liman Agorası

Sülüklü göl kenarındaki düzlükte, çeşme binası ve stoa arasındadır. Bu alandaki ilk yapılar, MÖ 5’nci yüzyılda yapılmaya başlanmıştır. Ancak buradaki Agora, MÖ 4’ncü yüzyılda yapılmış ve Roma dönemi sonuna kadar kullanılmıştır.

Agora: şehrin sosyal ve ekonomik yaşamının merkezidir. Ama aynı zamanda, şehrin kültürel ve tarihsel belleğini ifade etmektedir.

Köyceğiz Kaunos Akropol

Akropol

Antik kentteki en önemli kalıntıdır.

Köyceğiz Kaunos Akropol

Kent merkezinin kurulu bulunduğu Akropol: 152 metre yükseklikteki bir tepe üstündedir. Güney yamacı tamamen sarp olan akropolün zirvesinde, kulelerle desteklenmiş orta çağdan kalma bir sur duvarı bulunmaktadır.

Surlar

Kentin uzun sur duvarları: Limanın kuzeyinden başlar, Dalyan köyünde ilerler ve sarp kayalığa kadar uzanır. Bu surların kuzey kısmı: Satrap Mousollos döneminde yapılmıştır.

Surların kuzeybatı bölümü ise, Helenistik dönem yapısıdır. Limana doğru olan surlar ise, Arkaik dönemden kalmadır.

Köyceğiz Kaunos Tiyatro

Tiyatro

Akropol tepesinin batı yamacındadır. Şehirde ayakta kalarak günümüze ulaşmış en büyük ve en etkileyici yapıdır. Roma dönemi özellikleri taşımaktadır.

Köyceğiz Kaunos Tiyatro

Helenistik tiyatrolarda görülmeyen, yarım daireden büyük bir yapısı vardır.

Köyceğiz Kaunos Tiyatro

Tiyatroda 33 oturma sırası vardır. Seyirci kapasitesi 5 bin kişidir. Tiyatroda oturan seyirciler, aynı zamanda çevrenin muhteşem manzarasını izleme şansına sahiplerdi. Tiyatronun batı bölümünde, bazilika tipinde bir kiliseye ait kalıntılar bulunur.

Stoa

Eski liman olan Sülüklü gölün kuzey bölümünde yapılan kazılarda: Stoa ortaya çıkarılmıştır. Stoa’nın bulunduğu bölge, MÖ 5’nci yüzyılın başlarından itibaren özellikle dinsel mimari için kullanıma açılmıştır.

Stoa’nın bulunduğu doğal düzlükler, Liman çevresi boyunca dar bir alanda uzanmaktaydı. Stoa’nın çevresinde birçok heykel kaidesi vardır. Ancak bu heykeller bulunamamıştır, muhtemelen arkeolojik araştırma adı altında bölgeye gelen yabancı hırsızlar tarafından çalışmıştır.

Tapınak

Aşağıda, bir daire biçiminde örülmüş ve yivsiz sütunları bulunan yapının tamamlanmamış bir tapınak olduğu tahmin edilmektedir. Yapının arkasında: üç basamakla yükseltilmiş bir podyum görülür. Ancak bu daire biçimindeki yapının ne olduğu bilinmemektedir.

Roma Hamamı

Hamam: Roma imparatorluk döneminin, şehirdeki bir damgası gibidir. Üzerine standart hamam planına göre inşa edildiği yüksek teras, çok uzaklardan bile görülebilmektedir. Hamam: temizlik dışında aynı zamanda sosyal bir kulüp görevi üstlenirdi.

Köyceğiz Kaunos Ölçüm yeri

Ölçüm Platformları

Kaunos şehrinde günümüze kadar korunarak iyi durumda gelmiş rüzgar ölçüm platformları bulunmaktadır. Çünkü: kentin cadde ve sokakları, rüzgar yönüne doğru kurulmuştur. Antik yazarların hepsinin dile getirdiği bu durum, Kaunos şehrindeki şehir plancılığını göstermektedir.

MÖ 5’nci yüzyıla tarihlenen yuvarlak bir yapı vardır. Bu yapının: alt çapı 15.80 metre ve üst çapı ise 13.70 metredir.

Mermerden üç basamaklı olarak yapılan bu platformun blokları birbirine demir kenet ve tübel kullanılarak bağlanmıştır. Bloklar üzerine eşit aralıklarla kazınmış olan haç formu işaretler bulunur.

Böylece dairesel yapı, 16 eşit parçaya bölünmüştür. Doğuyu, batıyı, güneyi ve kuzeyi işaret eden sektörler, kendi içlerinde tekrar eşit dilimlere bölünmüştür. Basamaklar üzerinde çeşitli yazılar bulunur.

Ancak, yapının bir bölümü muhtemelen deprem sonucunda yıkılmıştır. Ardından buradaki basamak blokları, yakındaki bir Bizans binası inşaatında devşirme malzeme olarak kullanılmıştır.

Bu yuvarlak yapının rüzgar ölçüm platformu olduğu tahmin edilmekle birlikte, ölçümlerin nasıl yapıldığı anlaşılamamıştır.

Fethiye Merkez Gezilecek yerler

Bodrum

Kuşadası

Antalya Kelbessos-Ağırtaş

 

Bey Dağlarının Antalya’ya bakan Çağlarca-Doyran çanağında Ağırtaş mevkiinde bulunur.

Trebenna ve Neapolis ile birlikte oluşturduğu bir üçgenin  batı noktasını oluşturur. Termessos egemenlik alanı içindedir ve Termessos adına Helenistik Dönemden Roma’ya kadar önemli bir uç kaledir. Askeri yerleşim olarak kurulmuştur. Roma içerisinde de bu askeri karakterini koruduğu ve bir sivil yerleşime dönüştüğü anlaşılmaktadır. Termessos egemenlik alanının güneyi, Antik dönemde büyük olasılıkla idari  sınırın oluşumunu da etkilemiş olan Bey dağları tarafından çevrilmiştir. Bu dağlık bölge güvenli tepeleri ve bereketli vadileriyle Helenistik ve Roma dönemi boyunca çok sayıda köy ve ikincil yerleşime iskan edilmiştir.

Bu yerleşimlerden bazıları yazıtlar sayesinde tanımlanabilmiştir. Bölgedeki 21 yazıt incelendiğinde bu ören yerinin Kelbessos olduğu ve Pisidia Termessos’u egemenlik alanında peripolion  statüsüne sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Termessos ilişkisi bulunan bir sikke ile perçinlenmiştir.

Alanın stratejik değeri kuzey-güney ve doğu-batı ana iletişim akslarının kesişiminde ve birçok bölgesel topluluğun (Lykia, Pisidia, Pamphylia) sınırında bulunan coğrafi konumundan ileri gelmektedir. Yerleşim haritasından anlaşılan topoğrafik özellikleri de  bu değere katkıda bulunur. Burası Pamphylia düzlüğünün yanı sıra, hem içerilere, hem de denize doğru görüş veren dağlık bir boğazın hemen kenarında, sivri bir kayanın yamacı boyunca yerleştirilmiş, gözlem ve savunma açısından ayrıcalıklı bir konumdadır.

Klbessos peripolionunun, Helenistik dönemden itibaren, Telmessos egemenlik alanına yerleştirilmiş sürekli bir garnizon olduğunu ve h em şehir savunmasının bir kolu, hem de gerektiğinde çevredeki kırsal birimlerde yaşayan halkın sığınabileceği güvenli bir kale olarak hizmet verdiği düşünülür. Başlangıçta belki de piyon işlevine sahipti, yani yeni toprakların ele geçirilmesi ve kontrolünde ilk adımdı. Bu askeri ve kırsal oluşum, Roma döneminde sosyal ve demografik yapıların çeşitlenmesiyle bir ikincil yerleşim haline gelmiş ancak Termessos’un ön karakolu olma işlevini devam ettirmiştir.

ARKEOLOJİK KALINTILAR:

Kalıntılar incelendiğinde yerleşimin yavaş geliştiği ve yüzyıllar boyunca ciddi bir değişim geçirmemiş olduğu görülür. Mimari kalıntıların yoğunluğu ve yayılımı da değerlendirildiğinde, savunma çemberinin dışında kalan Roma dönemi yapılaşmasının oldukça gelişmiş olduğu görülür. Öte yandan Kelbessos Antik Kentinin gerçek anlamda bir şehirleşme sürecine girmediğini, daha çok tüm tarihi boyunca ikinci derece askeri bir taşra yerleşimi olarak kaldığı söylenebilir.

Yerleşimde Helenistik Dönemden başlayıp Geç Roma dönemine kadar kalıntılar bulunmaktadır. Birçok yerleşim büyük oranda tahrip edilmiştir. Ancak en çok tahrip edilen yer Kelbessos’tur. Neredeyse taş taş üstünde kalmamıştır. Yerleşimde ana kayaya oyulmuş çok sayıda sarnıcın yanı sıra birçok mimari kalıntı saptanmıştır.

Savunma duvarının dışında, tepenin kuzey yamacına serpiştirilmiş olarak farklı yapı ve yapı gurupları bulunur. Bunlar askeri yapılar, kamu yapıları, konutlar, mezarlar ve işliklerdir. Bizans dönemine ilişkin olarak sadece küçük bir şapel kalıntısı görülür. Yazıtlarda Artemis adının geçmesi, sunarlar üzerinde Zeus şimşek demetleri ve tapınak kalıntıları, kentte inanılan tanrıların bölgedekilerle örtüştüğünü gösterir. Bunlardan başka phallos kabartmaları ve nişler, dinsel inançlarla ilgili ele geçen diğer verilerdir.

Phallos ve kalkan kabartmalarının çokluğu buranın askeri bir yerleşim olması karakterinden kaynaklanır. Kentte belgelenen işlikler, kendi ihtiyacını üretmede yetkin olduğunu gösterir.

Rampalar Helenistik dönemde ve büyük ihtimalle II ve III. yüzyıllar arasında inşa edilmiştir. Kulelerin ölçü, biçim ve iç düzenlemeleri fırlatmaya dayalı düzeneklerin kullanımına işaret eder ve IV. yüzyıl sonundan daha geç bir tarih verir. Tıraşlanmış duvar  köşeleri ve diş yapan blok bağlantıları da aynı tarihe işaret eder. Duvarların içlerindeki büyük ölçekli kamu yapılarının yer almayışı, şehirsel özelliklere sahip olmayan bir yerleşimin korunduğunu gösterir. Sarnıçların bolluğu, mezarların yoğunluğu ve askeri motiflerin baskınlığı göz önüne alındığında, Roma döneminde burada çok sayıda askerin yerleşmiş olduğu söylenebilir.

Buradaki askeri varlığın savunma duvarının büyük kısmının inşaatıyla da bağlantılı olarak, Helenistik dönem de başladığı söylenebilir.

NEKROPOLLER:

Biri kuzeydoğuda, diğeri ise güneybatıda olmak üzere iki nekropol çoğunlukla lahitlerle doludur. Asıl nekropol kente çıkan yol boyunca organize edilmiş, bildik Roma dönemi yol mezarlıkları tipindedir. Çoğunluğu oluşturan lahitler Pisidia tipinde kalkan ve mızraklıdır. Ortalarında tabula ansata vardır. Bazıları oldukça nitelikli olan birçok lahit nitelikli kabartmalarla süslenmiştir. Mezar sahiplerine ait görüntüler dışında Eroslardan girlandlardan oluşan örnekler de vardır. Kentin bu mezarlığında sadece lahitler varken, güneybatı nekropolünde anıt örme mezarlar ve khamosorionlar da bulunmaktadır. 1 tane de yuvarlak kaya ostotheği bulunmuştur.

 

YÖNETİM YAPISI:

Kelbessos’taki en önemli ve özgün yapı bir yönetim yapısıdır. Her yönüyle Roma dönemine tanımlanır. Anıtsal girişin haricinde, avluyu E odasıyla, toplantı odasını, B odasıyla, mahkeme ve ek odayı A ve C odalarıyla son olarak kutsal yeri F odasıyla eşleştirmek mümkündür.

Bu bina tipi askeri bir kamptaki general çadırının evrimleşmesiyle oluşmuştur ve bir peripolion bağlamı içine rahatlıkla örtüşür.

Kelbessos’da da başlangıçta küçük bir askeri karargah vardı. Sonradan bu daha büyük bir yerleşime dönüştü. Ancak yönetim biçimi değişmedi. Peripolionu her zaman askerler yönetti. Bu yapı Kelbessos’un siyasal ve kentsel statü ve yapısını aynıyla yansıtmaktadır. Dolayısıyla sadece kendisini bir kamu yapısı olarak değil aynı zamanda Kelbessos kentini de anlatmaktadır.

 

SİNAN DEĞİRMENİ:

Kelbessos’tan Saklıkent yoluna çıkıldığında, 2 km sonra “Koca Mezar” levhasından sonra sola sapan orman yoluna girilip 4.8 km vadiye inildiğinde varılır.

Aynı vadiye Geyikbayırı tarafından da Doyran Kozu üzerinden yine orman yoluyla varılır. Olağanüstü bir coğrafya ve doğa içerisinde vadi içinde saklı, orijinalliğini hala koruyan bir yerleşimdir.

Sinan Değirmeni, adını köydeki eski değirmenciden alır. Çok sayıda ahşap depo vadinin bir yanında dizilidir. Yanlarında moloz taştan yapılmış evler bulunur. Küçük bir suyun aktığı dere eski ağaç bir köprüyle geçiliyor. Bu masum köprüden ancak bir insan geçebiliyor. Meydanın en merkezi yapısı, değirmendir.

Çalışır durumdaki değirmen, eski yoğun işlevli günlerinden uzak beklemektedir. Lykia’da çok örneği bilinen ahşap depolar ve taş ahşap evler dokusu burada tümüyle yerleşim bazında korunmuştur. Yerleşim içinde yapılan birkaç tane tuğla-beton ev tüm resmi bozmaktadır. Sinan Değirmeni yerleşimi tüm orijinal dokusuyla korunmaya, yerleşim bazında rölöveleri çıkarılmaya ve sit alanı ilan edilmeye uygun bir açık hava müzesi gibidir.

Evlerin, depoların ve değirmenin içerisinde çok sayıda ahşap alet (At ve öküz kara sabanları, ahşap yayıklar, metal kapanlar vs) bulunmaktadır. Bunlar, tıpkı içlerinde bulundukları binalar gibi artık etnoğrafik değerlere sahiptir.

 

GEYİKBAYIRI;

Evet, bu taranan bölgede çok sayıda farklı dönemlere ait kültür varlığı saptanmıştır.

Geyikbayırı’nın hemen başlangıcında bulunan şapel, en sağlam Bizans yapısıdır. Geyikbayırı’ndan Çatalca’ya ve nihayetinde Trebenna’ya ulaşan yol çevresinde lahitler ve işlikler tespit edilmiştir. Geyirbayırından Antalya’ya doğru inen vadinin falez kayalıkları içinde bulunan bazı mağaraların da işlenerek kullanıma uygun hale getirildiği anlaşılmıştır. Geyikbayırı ve Çağlarca çevresinde bulunan çiftlikler, Trebenna’ya bağlı kırsal birimlerdir.

 

BULUNTULAR:

Geyikbayırı köyü içinde kaya mezarları, lahitler, duvarlar ve bazı işlik parçaları bulunmaktadır. Çevresinde ise, Doyranözü mevkisinde kabartmalı ve yazıtlı kaya lahdi, tepede anıt mezar kalıntıları, Kesener mevkisinde bir  köy yerleşimi ve işlikler, hemen aşağısındaki Belen’te tepe üzerinde ayakta bir kule ve yanında mezar ve yapılar bulunmaktadır.

Geyikbayırı köyü yerleşim alanı içinde, köy kahvesinin batısındaki yamaçta, kuzey-güney doğrusunda uzanan kayalıkta, 1 nolu kaya mezarı ile aynı kayalıkta kaya odaları tespit edilmiştir. Kaya mezarının 25 m doğusundaki modern bir terasta örgü malzemesi olarak kullanılan blok taş üzerinde fulcrum yuvası tespit edilmiştir. Aynı alanın 50 m güneyindeki zeytinlik içinde oldukça iri ve düzgün bloklardan oluşturulmuş kuzey-güney doğrultulu bir duvar tespit edilmiştir. Köşe yaparak batıya uzanan duvar yamaçta sonlanır.

Köy kahvesinin bulunduğu tepenin doğu yamacında bir kaya mezarı ve hemen altında değişik amaçlı kaya birimleri tespit edilmiştir. Orijinalinde hibrit yapıların kayaya oyulu bölümleri olan kaya mekanları, eskiden olduğu gibi önlerine örülen bir duvarla ahıra dönüştürülmüştür ve köylüler tarafından hala kullanılmaktadır. Aynı kayalığın doğusundaki İmam Bağı mevkiinde bir adet kaya lahdi tespit edilmiştir. Bu khamosorion eski yolun (muhtemelen bu yol antik dönemde de kullanılıyordu) doğu bitişiğindeki kayalık üzerindedir. Kayalığın 20 m kuzeyinde iri bloklardan örülü 2 odalı yapı kalıntısı, 17 x 8 m ölçülerindedir. Kaya lahdi ve iki odalı yapının doğusunda kuzey-güney doğrultusunda uzanan tarım teraslarında bazı onarım izleri görülür. Aynı düzenleme batıdaki dere yatağının yamaçlarında da görülür.

Geyikbayırı köyü içinde tespit edilen kalıntılar, köyün Antik dönemde yerleşim alanı olarak kullanıldığını göstermesi açısından oldukça önemlidir. Tespit edilen iki ayrı yapı kalıntısı, çevresindeki tarım terasları ve işliklerle birlikte düşünüldüğünde, bu çiftlik yerleşimi için yeterli görülmektedir. Ancak güçlü bir duvarla çevrelenmiş olması korunaklı bir çiftlikten iz vermektedir.

TREBENNA-ÇAĞLARCA;

Antalya’nın 32 km batısındadır. Geyikpınarı-Çağlarca güzergahından gidilir. 680 m rakımlı kayalık tepeden tüm vadiye ve Antalya’ya bakar. Sivridağ ve Akropol arasındaki Dereözü sırtından kent yayılır. Stadiasmus Patarensis’e göre: Typallia’dan gelen Antik yol, Trebenna üzerinden Onobara’ya ve oradan da Thalasa’ya ulaşır. Diğer bir güzergah da Attaleia’ya varır.

Trebenna adı ilk kez 1846 yılında bir sikke üzerinde okunmuştur. Lykia’nın kuzeydoğusundaki son kenttir. Şehrin adı kent yazıtlarında “Trebenna” diye geçer. Patara Yol Klavuz Anıtında ise “Trabenna” dır.

Pamphylia Piskoposlarının İmparator Leo’ya yazdıkları mektupta (MS 458) Trebenna adına Polemon’un imzası vardır. Helenistik dönemde Termessos egemenlik alanındadır. Roma döneminde Lykia Birliğine bağlıdır. Bir altlık üzerindeki yazıtta İmparator Hadrianus’a “Olympios” sıfatıyla adanmış bir heykel olduğu, bir ev duvarında bulunan devşirme yazıtta da Marcus Aurelius’un “Germanicus” sıfatıyla kente gönderdiği bir mektup olduğu anlaşılmıştır.

3’ncü yüzyılda en parlak dönemini yaşar ve “Trebennalılar’ın ünlü kenti” olarak anılır. Bu yüzyılda iki ünlü Trebennalının varlığı bilinir. İlki: Aurelius Solon’dur. Diğeri de bir hatip olan Aurelius Torkuatos’tur. Heroon’daki yazıtta, kendisini “mutlak sözü geçen yönetici” olarak yazdırmıştır. Roma döneminin ardından, Bizans dönemini de yoğun yaşayan kent, 12’nci yüzyıla kadar yerleşim görmüştür.

Roma kent merkezi ve Bizans yapıları: surla çevrili olan ve anıtsal bir girişle çıkılan akropolle Elmin yakası arasındaki sırt düzlüğündedir. Akropolde: Helenistik dönemde başlamış olmalıdır. Roma döneminde de yeniden organize edilerek hem konut alanı hem de bazı kamu yapıları için kullanılmıştır.

Konutların çoğu Bizans döneminde de yeniden örülerek kullanılmıştır. Hatta akropol eteğindeki şapel bile önceki bir hibrit yapının kayaya oyulu bölümleri üzerine yeniden inşa edilmiştir. Bizans surlarının büyük bölümü önceki dönem sur yatakları üzerine örülmüştür. Kuzey, kuzeybatı ve kuzeydoğu yönlerden 100 m.yi bulan derin kayalık uçurum nedeniyle bu kesimde sura rastlanmaz.

Akropolün güney cephesi boyunca yayılan 79 kaya odasının çoğunluğu konuttur. Kayaya oyulu bölümleri korunmuş olan mekanlar yan yana ve altlı üstlü organik ilişkiler içindedir. Bu ilişki, kaya yüzündeki sokaklar ve basamaklarla sağlanmıştır.

Anıtsal girişin içinde kalan en nitelikli kaya mezarı Hermaios oğlu Trokondas’a aittir.

Mezarın cephe düzenlemesi tam bir ölü kültü alanı olarak nişlerle ve ata/ölü kültüne yönelik tören sekisiyle düzenlenmiştir. Giriş kademesindeki kaya rafında bulunan 6 adet stel yuvasında, muhtemelen soyu Moles’ten gelen kurucuların stelleri durmakta ve akropole ilk girişte gelenleri karşılamaktaydı. Mezar cephesindeki kalkanın yan ve üstündeki yazıtta “Hermaios oğlu Trokondas’ın mezarı. Trebimes Herosları diktirdi” yazmaktadır. Akropolde çok sayıda konut yanında merkezde bir bazilika ve Antalya’ya bakan uç kesimde de bir tapınak bulunur.

Asar Tepesi olarak adlandırılan Akropolün eteğinde başlayıp doğuya inen vadide ve sırtta oluşturulan geniş teraslarda Roma döneminde bir kamu yapıları meydanı yaratılmıştır. Bu yapı dizisi kuzey-güney yönünde uzanır. Karşılarında agora yerleşiktir. Kent merkezini güneyde hamam sınırlar. Hamam, Elmin nekropolü yamacına giren tek kamu yapısıdır. Toplantı salonunun önünden doğuya uzanan agora ve bağlantılı diğer yapı kalıntıları, ilk terası doldurur. Devamında diğer düzlük, pek çok mimari parçayla doludur. Ancak geç dönemlerde yuvarlak bir alan olarak organize edildiği için tüm parçalar yer değiştirmiştir. Bunların ne tür bir yapıya ait oldukları anlaşılmaz.

Ancak bazı nitelikli yapıların bulunduğu bir alan olduğu anlaşılmaktadır. Bu terasın sonunu yarım yuvarlak bir yapı belirler. Vadi inişine doğru başka teraslamalar, Kuzey güney uzantısında vadiyi enine kesen büyük bir yapıya kadar devam eder. Bundan sonra birkaç mezar dışında, artık hiçbir kalıntı yoktur. Bu kesimde akropol arasında kalan geniş yamaç tamamen yapılarla doludur. Yaygın bir konut alanı olduğu anlaşılmaktadır. Roma merkezi, yerleşimin MS 2-3. yüzyıllarda altın çağında imar edilmiştir.

AGORA:

Ekklesiesterion karşısındaki sokağın güneydoğusunu kaplar. 27 m kadar izlenebilen sırada bazı dükkanlar hala ayakta görülür. Yüksek duvarlar ve destek duvarlarıyla sağlamlaştırılmıştır. Stoa 6.60 x 41.30 m ölçülerindedir. Stoylobata ait altlıklardan bazıları hala yerindedir.

 

SEBASTEİON:

Stoa ve ekklesiesterionun arasındadır. Büyük oranda korunmuştur. Yaklaşık kare planlı yapının 5.25 m genişliğindeki cephe açıklığı nitelikle kesme taşlarla anıtsal örülmüştür. Yan duvarlarda ikişer küçük niş yer alır. Girişin karşısındaki duvarın merkezinde bir asal niş ve yanlarında birer küçük niş vardır. Hadrianus dönemi yazıtında anılan, Moles oğlu Trokondas adlı İmparator kültü rahibi nedeniyle, Trebenna’da ve bu yapıda İmparator kültünün varlığı kasender.

EKKLESİESTERİON;

Sebasteion’un kuzeydoğu duvarına bitişik inşa edilen ekklesiesterion, yaklaşık kare yapılıdır. Arka duvarı apsidal formdadır. Ana kayanın kademeli bırakıldığı ve bir zamanlar hala duran oturma sıraları, toplantı salonunun yarım dairesel oturma sıralarına sahip olduğunu gösterir. Salona Dor düzeninde silmeler sahip iki kapıyla girilir. Batı kapısının sol sövesinde bulunan yazıtın imparator adı geçen kısmı silinmiştir. Ama kalan kısmında yapılın bir ekkllesiesterion olduğu ve yarı maliyetinin kente ait ormanlardaki kerestelerle karşılandığı okunmaktadır.

HAMAM:

Roma kent merkezinin güneyinde, agoranın güneydoğu bitişiğindedir. Kuzey bölümleri daha sağlam korunmuştur. 5 bölüm tanımlanabilmektedir. Yaklaşık kare bir alanı kaplar. İlk iki bölüm giriş kısmıdır. III bölüm, apoditerium-frigidarium, IV bölüm tepidarium ve V bölüm de caldariumdur. Tüm odalar beşik tonozla örtülüdür. Yüksek dolgu nedeniyle ısıtma sistemine ilişkin bir veriye rastlanmamıştır.

 

NEKROPOL:

Akropolün güney batısında, yerleşimin çevresine yayılan 4 ana nekropol alanı vardır.

Akropol:

Şehrin en erken mezarlarını içeren akropol mezarlığındakiler, büyük çoğunlukla kaya mezarlarıdır. Akropol üstünde ise kaya mezarı, ostothek ve bir de heroon bulunur. Akropolü batısındaki düz araziyi (Asar Tarlası) çevreleyen kayalıklar bulunur.

İrimli:

İrimli’dekiler daha çok soylu sınıfa ait anıtsal mezarlar bulunmakla birlikte lahit ve khamosorionlar da vardır. 6 anıt mezar içeren İrimli: şehrin zenginler mezarlığı gibidir.

 

Elmin:

Nekropolün asal mezarlığıdır. 3 anıt mezar yanında çok sayıda lahit, khamosorion ve ostothek mezarlar bulunur. Mezarlar çoğunlukla orta ve alt sınıfa aittir. Elmin yamaçlarından kopup aşağı inen kaya kütlelerinin aile mezarlıklarına çevrilmiş olması oldukça ilginçtir. Her kaya kütlesi üzerinde değişik sayılarda khamosorion, lahit ve ostothekler açılıdır. Doğal kayalar kullanılmış olduğundan bir nekropol düzeni görülmez. Ancak lahitler mezarlık yolunun iki yanı boyunca özelle sıralanmıştır. Elmin mezarlığının odağını Lykiarkh Torquatos anıt mezarı oluşturur.

 

Dereözü:

Dereözü nekropolü diğerlerine oranda az sayıda mezar içerir. Ancak en iyi korunan bu  nekropoldedir.

Sonuç:

Trebanna nekropollerinde yaklaşık 200 lahit tespit edilmiştir. Trebenna’da bulunan en özgün mezar: “yuvarlak k aya ostothekleri” dir. Çan biçimli kapakları ve kayaya oyulu silindirik tekneleriyle Anadolu’da ilk kez belirlenmiş ve mezar tipolojisine 15 örnekle eklenmiştir. Diğer ilgi çeken durum ise, Termessos’ta bile rastlanmayan 2-3 katlı Roma anıt mezarlarıdır. Anıtsal mezarların en önemlisi Lykiarkh Torquatos’un mezarı, diğeri de Solon ve Na’nın mezarıdır.

Lykiarkh Torquatus anıt mezarı, Elmin nekropolünün ortasında kentin en önemli kişisine ait, en görkemli mezar olarak inşa edilmiştir. Batıdan anıtsal bir girişi bulunan büyük dikdörtgen bir temenos içindedir. Bu nitelikli temenos Bizans Döneminde bastiona çevrilmiş ve içine bir de Bizans hamamı eklenmiştir. Bizans dönemi bastion uygulaması sırasında, güneyde sıralı bulunan 5 lahit ve 2 ostothek duvarın içinde kalmıştır. Lahitler, hazır duvar malzemesi olarak kullanılmıştır. Kapısı, temenos kapısıyla bakışımlı olarak batı köşedendir. Yalancı kapılı cephe ise kuzeydedir ve 3 m uzunluğunda bir yazıt içerir: “Lykiarkhlık yapmış rhetor Torquatus pek seçkin yönetici, insan sever, herkesten üstün, kendisinin ve Trebennalıların şanlı kolonisinin, yurdunun hayırhahı Terentius Marcianus’u Tanrıça nezdinden onurlandırdı.”

Mezar odası dikdörtgen şeklindedir. Arka ve yan duvarlarında birer kemerle hem yapının sağlamlığı sağlanmış hem de tekneler için triklinium formunda defin alanı oluşturulmuştur.

Pek çok anıt mezar içinde, İrimli nekropolündeki Solon ve karısı Na’nın mezarı dikkat çeker. Arka ve alt katlarda büyük oranda kayaya oyularak ve özellikle cephe dahil kalan kısımları da nitelikli kesme taşla örülerek inşa edilmiştir. 3 katlı düzenlenmiş mezarın en üst odasında yer alan görkemli lahit yazıtından sahibi öğrenilir. Üç yüzü bezemeli olan lahdin önyüzünde tabula ansata ile phiale, altar ve oinokhoeden oluşan ölü kültüne ilişkin kabartmalar vardır. Naiskos cephesinin taklit edildiği ortasında bir Medusa işlidir. Sol yan yüzde ise bildik kapı düzenlemesi vardır. Alt silmelerde girlandlar asılıdır.

Dereözü nekropolündeki farklı tiplerin bir aradalığının planlanmış oluşu, mezarlıkların bu tür düzenlemeleriyle sosyal yapıya ışık tuttuğunu göstermiştir. Bu durumu kentte ele geçen yazıtlar da yansıtır. İrimli lahdi: “Trokondas oğlu Sarpedon tarafından azad edilen Zotikos, bu lahdi sadece kendisi ve karısı Artemeis ve onlardan olan çocukları için yaptırdı. Ostotheki ise kölesi ve ondan olanlar için yaptırdı”.

Diğer bir lahit yazıtında: “Orkondasis kızı, Trebennalı Ermasta, bu lahdi sadece kendisi için yaptırdı. Ostotheki ise tüm aile efradı için yaptırdı” denmektedir.

Evet Lykia Birliğinde adı anılan son kent bu yönde Trebenna’dır. Lykia burada biter. Sonrası Pisidia ve Pamphylia’dır.

 

NEAPOLİS-DOYRAN:

Burası Lykia değildir. Son Lykia yerleşimi olan Trebenna ile Pisidia adına karşılıklı dururlar. Aralarında derin bir vadi vardır ve vadi bir sınır gibidir.

Doyran’ın hemen kuzeybatı arkasında 673 m rakımlı Keldağ Tepesi bulunur. Kalıntılar çok az Helenistik, çoğunlukla Roma ve Erken Bizans dönemlerindendir.

Bazilika kapısında devşirme olarak kullanılan Roma yazıtına göre, Termessos’un peripolionudur. Termessos adına denize yakın ilk tepede deniz bağlantısını kurmaktadır. Oldukça sarp kayalıkta konumlanmış olan yerleşime sadece bir taraftan dar bir kaya patikasıyla ulaşılır. Kentin tek girişi olan bu tek antik yol boyunca aynı zamanda yerleşimin nekropolü yer alır. Yamaç paralelinde yükselen kent giriş-çıkış yolu çoğu zaman ana kayadan kesilmiş, bazen de uçurum tarafından teraslarla desteklenmiştir. Çıkılması olanaksız olduğundan sur duvarlarına bile gerek  duyulmamıştır.

 

KALINTILAR:

I.KUTSAL YAPILAR:

Yazıtlardan ve arkeolojik buluntulardan, Zeus, Artemis ve Dionysos’un şehirde tapınım gördüğü anlaşılmıştır. Muhtemelen Bizans kilisesi alanında kaybolduğu düşünülen Zeus Tapınağı dışında, kentte Artemis Tapınağı ve Dionysos Tapınağı tespit edilmiştir.

II.KAMU YAPILARI:

Kent girişinde gelen ana yolun kent merkezine, bazilikaya doğru yöneldiği güzergah üzerinde bazı anıt ve yapılar görülür. Kent merkezinin kuzey başlangıcındaki ilk iki yapı, yan yana dizili eksedralardır. Bitişik düzenlenen bu iki eksedra da “U” planlıdır. Bunun biraz daha güney ilerisinde diğer bir ekstra bulunur. Roma dönemi kent merkezinde, heykel altlıkları bulunur. Bunlardan birinin ön yüzünde İmparator Commodos anılmaktadır. Anıt, Commodos öldükten sonra S. Severius döneminde MS 195’te yapılmıştır. Bu altlığın üzerinde bronz heykelin ayaklarının tutturulduğu dübel delikleri bulunur.

III.KONUT, İŞLİK VE SARNIÇLAR:

Neopolis şehrinin en özgün yanlarından biri konutlarıdır. Çoğunlukla iyi korunmuş halde bulunan konutlar, şehirciliğin yayılım sınırlarını oluşturur. Çok sarp topoğrafyada, dik teraslar aracılığıyla yerleştirilmiştir. Yerleşimde kolaylıkla sınırların anlaşılabilen mahalleler vardır. Tapınak Mahallesi, Aşağı Mahalle, Meydan Mahallesi gibi mahalleler bulunur. Mahalleler çoğu zaman bir kısmı basamaklı olan oldukça eğimli sokaklarla birbirine bağlıdır.

Yerleşimde ve çevresinde çok sayıda üzüm ve zeytin işliği ve bunlara ilişkin ekim alanları/tarım terasları keşfedilmiştir. Bazı işlik tipleri ünik örnekler ortaya koyar.

IV.NEKROPOLLER:

Şehir içinde dağınık durumda bulunan üç lahit ve üç khamosorion dışında, tüm mezarlar kente ulaşan yol boyunca dizilidir. Çoğunlukla lahit olan bu mezarlar içerisinde khamosorionlar ve ostothekler yanında, örme mezarlar da bulunur. Kentte toplam 1 oda mezar, 23 lahit, 11 khamosorion, 1 bağımsız ostothek ve 3 tane kaya ostotheği bulunmaktadır. Mezarlar çevresinde ölü kültüne yönelik unsurlar da bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi bugüne dek sadece zıvana yuvaları bulunan, üstü kavisli biten yalın bir steldir. Lahitlerin çoğunda kabartma ve yazıt bulunmaktadır. Genellikle Pisidia tipi kalkanlar arasında tabula ansata düzenindeki ön yüz bezemeleri dışında yan yüzlerde portreler işlenmiş mezarlar da vardır. İki lahit bezemeleriyle diğerlerinden ayrılır. Bunlardan  biri nekropolde, diğeri de kent merkezinde kilisenin apsisi arkasındaki kayalık içindedir. Kilise arkasındaki lahdin ön yüzünde ayı avlayan mezar sahibi ve ayakta betimlenmiş üçlü bir gurup vardır. Bunlardan ikisi kadın, biri erkektir. Sağda altlık üzerinde çift ağızlı baltaya benzer bir örgü durmaktadır. Nekropoldeki örneğin ön yüzünde de altar, phiale gibi kült unsurları işlenmiştir.

 

DOYRAN-KİSLE ÇUKURU MANASTIRI-GİRMELER-KİSLE KÖYÜ MANSİO:

Antalya’nın Doyran Beldesi sınırlarında, Kisle Çukurunda yer alan manastır, Orta Bizans Döneminde inşa edilmiştir.

Neapolis’in 2 km güneybatısındadır. Geniş bir alana yapılı kompleks dik yarlarla çevrili olan ve sadece bir yönden girilebilen bir alanda etrafı duvarlarla çevrili bir koruma alanı içerisindedir.

Bu nedenle de çok iyi korunmuştur. Kompleks içerisinde: kilise, keşiş hücreleri, iki katlı yemekhane, çeşitli işlikler, su terazisi, su yolu, sarnıç, depo, avlu ve tuvaletler bulunmaktadır. Kilisenin kuzey duvarına bitişik pastophoria ve batısında manastırın avlusu vardır.

Bazı duvarlarında çiniler ve sivri kemerler Selçuklu Döneminde revize edilerek oluşturulan av köşkünden kalmadır. Selçuklu av köşkü, Orta Bizans manastırının terkedilmesinden sonra yapının kısmi revizyonuyla oluşturulmuştur.

Evet bu manastırın bölgede başkaca bir örneği yoktur.

Şimdi gelelim Mansio’lara:

Roma dönemi yol ağı üzerinde kentlerin dışında, güzergahta yolculuk yapanlara ve hayvanlarına dinlenme ve barınma ve geceleme imkanı sağlayan yapılardır. Gebeler Mansio’su: Tlos-Tellesos yolu üzerinde kavşaktadır. Buradan aynı zamanda Patara tarafına da dönülmektedir. Oldukça iyi korunmuştur. Bölgede benzeri olmayan bir örnektir.

Dikdörtgen planlı yapı; 43 x 19 m ölçülerindedir. Doğu-batı doğrultusunda uzanır. Tonozla örtülü 9.5 x 28 m ölçülerinde dikdörtgen avluludur. Avlunun iki dar tarafını birer apsidal bölüm tamamlar. Güneydeki odalar, birer pencereyle dışarı açılır. Yapının batı devamında, bazı duvar kalıntıları görülür. Bu kalıntılar muhtemelen hayvan ve araç barınağı olarak kullanılmış olmalıdır. Yapının dış duvarını kesme taştan, iç duvarları ise tamamen tuğladan örülmüştür. Tamamen tuğladan örülü Roma yapısı, bölgede Myra Hamamı dışında bilinmez.

 

Antalya Onabara-Deveboynu

 

Adalya’dan güneybatıya 4 saat uzaklıkta Hurma dağının eteğindedir

Burada bulunan iki lahit yazıtında, yerleşimin adının “Onnobara” olduğu ve Trebenna’ya bağlı olduğu anlaşılmıştır.

Patara Yol Klavuz Anıtında: adı Trebenna’dan sonra okunan, Onobara Sivridağın eteğinde Gedeller köyündeki Deveboynundadır.

Adı, muhtemelen eşek (ono) ve çiftlik (baris) kelimelerinin birleşiminden doğmuştur. Yerleşimin çevresinde dağınık bulunan çiftliklerdeki lahitler  Onobara’nın merkezi yerleşimle kalmadığı yakın çiftliklerin de Onobara’ya dahil olduğu ve yakınında bulunan çiftlikleriyle birlikte tümünün Trebenna’ya bağlı olduğu anlaşılmıştır.

Bunların en büyüğü ve dolayısıyla merkezi olanı Deveboynu’ndaki yerleşimdir.

Gedeller’deki çiftlikler Onabara bölgesi içinde kalmaktadır. Hatta, tüm Gökdere Vadisinin Onobara olduğu ve merkezinin Gedeller çiftliği olduğu öne sürülür. Ancak, yine bazı araştırmacılara göre, Onobara sadece bir yerleşim değil çevresindeki çiftliklerin de adıdır. Yani, fark; merkezi yerleşimin neresi olduğudur. Ancak: kesin olan: bulunan zengin kalıntılar ve yazıt yardımıyla, Onobara’nın Gökdere Vadisi çiftlikleri olduğu, merkez yerleşimin ise Deveboynu olduğu yönündedir.

Yerleşimin bulunduğu tepenin güneyinde bulunan sınır yazıtında da Phaselis-Trebenna sınırı aydınlanmıştır. Bulgulara göre, güney sınırı Tünektepe’nin güneyi, kuzey sınırı Badırıktepe ve Belen’in kuzeyinden geçen derin vadi, Antalya düzlüğünde ise Hurma kalıntıları sınırı çizmektedir.

Hurma Çiftliğinde bulunan lahitlerdeki tabulalarda cezaların Attaleia kent kasasına yatırılması gerektiği yazar. Dolayısıyla buradan itibaren doğuya doğru Attaleia egemenlik bölgesi başlar. Miliarium Lyciae’ye göre: Onobara, bu kesimde denizle bağlantı kuran son noktadır. Thalassa’ya bağlanmaktadır. Dolayısıyla arkasındaki dağlarda üretilen ürünlerin deniz yoluyla satışa gönderildiği güzergahlardan biri olmalıdır.

Yerleşim Gökdere vadisinin doğusunda, kuzey-güney doğrultusunda uzanan Deveboynu Tepesinin güney ucunda konumlanır.

Kente ulaşım, vadi içinde kuzey güney doğrultusunda uzanarak Gedeller Köyünü Gökdere Mahallesine bağlayan orman yolu sağlar. Deveboynu tepesinin güney bitiminde, orman yolundan doğuya dönülüp, yamaca doğru hareket edildiğinde karşılaşılan ilk patika, Onobara kentine ulaşır.

Orosada’dan devam eden antik yol Miliarim Lyciae’de anıldığı gibi, Thalasa’ya varır. Denize varmadan önce yol üstündeki Dipsiz yerleşiminden geçer. Tepenin sırtı tamamen kayalık, kuzeyi ve batısı ise oldukça sarptır. Bu nedenle, tepenin yerleşime uygun olan doğu yamacı güney ucunda konumlanmıştır. Deveboynu Tepesinin batı ucunda iz veren, 2-2.5 m kalınlığındaki sur duvarları, doğu yönünde 50 m arayla iki kule ile desteklenerek kent merkezine yönelir.

 

YERLEŞİM MERKEZİNDEKİ KALINTILAR:

Kalıntılar Bizans ve Roma dönemlerine aittir. Yapı malzemeleri neredeyse tamamıyla Roma iken, yapılar son halleriyle Bizans yapımıdır. Devşirme malzemeyle yapılan 3 odalı Bizans yapısı dikkat çeker. Söz konusu Bizans yapısının güneyinde, doğu batı doğrultusunda konumlanmış 3 ayrı mekan daha vardır. Tüm bu yapıların doğu altında yamaca paralel sıralanmış başka mekanlar dikkati çeker ki, bu alan Roma yerleşim meydanı için oldukça uygundur.

Agoranın Bizans döneminde devşirme malzeme kullanılarak büyük oranda yeniden inşa edilmiş olduğu anlaşılır. Yapılan araştırmalarda 18 adet yazıtlı blok tespit edilmiştir. Merkezde 4 adet aslan ayaklı lahit podyumu, bir adet ostothek parçası, şimşek kabartmalı küçük bir altar ile yarısı ele geçen bir güneş saati diğer önemli parçalardır.

Bunların yanı sıra aynı alanda tespit edilen hafif kavis yaparak sonlanan profilli bloklar bir eksedra yapısına işaret eder. Oldukça yoğun olarak görülen diğer mimari bloklar kentin Roma dönemi yapılarına dair önemli bilgiler verir. Kentin onur yazıtlarından bazılarının, anıtsal bir giriş üzerinde konumlandığı düşünülür. Tüm yapılar Bizans Dönemi değişiklikleri geçirdiğinden ve tüm malzemeleri tekrar kullanıldığından bunların plan ve fonksiyonlarını tam olarak belirlemek güçtür. Bizans dönemine ilişkin en önemli yapı iyi korunmuş küçük bir kilisedir.

Trebenna, Onobara veya Typallia, Onobara sınır kesişme yerini belirleyen önemli bir kaya yazıtı Sivridağ’ın 1 km doğusunda Gavurbeleninde bulunmuştur. Bu yazıt iki kentin baş harflerinden oluşmaktadır. “OTO” biçimindeki yazıtta “O” nun “Onobara’yı karşıladığı kesindir. Ancak “T” harfinin Terebenna ya da Typallia ya ait olma olasılığı da vardır. Yazıtın konumuna yönelimine göre Typallia-Onobara sanır yazıtı olduğuna karar verilmiştir.