Mardin Derik

Mardin Derik
 

 

Mardin Derik; Derik-Mardin arası uzaklık: 72 km. Derik-Mazıdağı arası uzaklık: 22 km. Derik-Kızıltepe arası uzaklık: 49 km. Derik-Diyarbakır arası uzaklık: 93 km. Derik-Şanlıurfa arası uzaklık: 154 km.

TARİH

Derik ilçesi, Turan Türklerinin Kayıhan aşireti tarafından kurulmuştur.

Daha sonra zaman zaman Bizans, Acem ve Türk akınlarına uğramıştır.

Bir zamanlar Hıristiyanlar ve Ermeniler, bölgede sayı olarak çoğunluk sağlamışlardır.

İlçede 1874 yılında Belediye teşkilatı kurulmuştur.

1926 yılına kadar Diyarbakır’a bağlı iken, bu tarihte Mardin iline bağlanmıştır.

İlçenin ismi Farsça “Dikenlik” anlamına gelen “Dirrik” kelimesinin zaman içinde değişime uğrayarak günümüze “Derik” olarak ulaşmıştır.

Bir zamanlar ilçede Hıristiyan manastırlarının çoğalmasına bağlı olarak da “Der” kelimesinin yerel dilde “Kilise” anlamına geldiği; “Derik” kelimesinin “Kiliseler Diyarı” diye anıldığı bilinmektedir.

İlçede 40 yıl öncesine kadar, 6 kilise bulunmaktaydı ve bugün kilise sayısı bire düşmüştür.

Derik

GENEL

İlçenin kuzeyinde Mazıdağı ve Çınar, Güney ve güneydoğusunda Kızıltepe, Batısında Viranşehir ilçeleriyle çevrilidir.

Denizden 780 metre yüksekliktedir. İlçe toprakları, kuzeyden güneye doğru alçalmaktadır.

İlçenin doğu ve güneydoğusu ovalıktır. Kuzey tarafı ise dağlıktır.

Bu dağlar üzerindeki Gıriguzi tepesi, ilçenin en yüksek tepesi olup 1208 metre yüksekliktedir.

Bu dağlar arasında derin vadiler var. İlçe ikliminde en ilginç durum, kış ve ilkbahar ayları başında esen “baykür” denen rüzgardır ve oldukça etkilidir.

 

DERİK MESLEK YÜKSEK OKULU

Mardin Artuklu Üniversitesine bağlıdır. Amaç: bölgenin ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikli ara elaman yetiştirmektedir. Özellikle, Derik ve çevresinin tarım-gıda ve zeytincilik gibi alanlardaki potansiyeli vurgulanmıştır. 

 

Derik Zeytini
 

ZEYTİN

İlçe merkezinde zeytin yetiştiriciliği yapılmaktadır. Bu zeytinliklerin tümü Tigran krallığı döneminde ekilmiştir. (MÖ 83 ile MÖ 77 yılları arasında)

Zeytin ağaçlarının ilçedeki toplam sayısı 103 bin civarındadır. Yıllık zeytin üretimi ise 3500 tondur. Burada “halhalı” cinsi zeytin oldukça meşhurdur.

2018 yılında İngiltere’de düzenlenen Londra Uluslararası Zeytinyağları Yarışmasında altın madalya kazanmıştır. Ardından zeytine ve hem de yağa olan talep hızla arttı.

Halhalı zeytini, çekirdeğinin küçük olması ve etinin dolgun olmasından dolayı tercih ediliyor. Raf ömrü de uzun olduğundan yıl boyu sofralarda tüketilebiliyor.

Buralara yolunuz düşerse, halhalı zeytini mutlaka satın almalısınız.

Derik Yamaç Paraşütü
 

YAMAÇ PARAŞÜTÜ

İlçe yamaç paraşütü için uygun şartlara sahiptir.

İlçe merkezinden 4 km uzakta bulunan, 350 rakımlı Zeytinpınar Mahallesindeki tepede yamaç paraşütü yapılabiliyor.

Belediye tarafından verilen destekle, ilçede yamaç paraşütü yapılması için girişimlerde bulunulmuştur. Yerli halk, yamaç paraşütü kursu almaktadır.

Derik

GEZİLECEK YERLER

 

KALE MAHALLESİ-SALİKAN

Şeyh Osman mezarlığı ve Ermeni mezarlığı, Kale Mahallesi ismini almadan önce Salikan Mahallesi olarak anılmaktaydı.

Kale Mahallesi ismini almasının nedeni, dağ eteklerinde bulunan uç noktasının kale biçiminde olması ve en yüksek tepenin eteğinde kurulması şeklindedir. Evlerin eski yerleşim birimi hep topraktan olup, yeni yapılan binalar betonarme olarak yapılmıştır. 

 

Derik Dera Sor Kilisesi

Dera Sor Kilisesi-Surp Kevrok Kilisesi

Kale mahallesindedir.

Surp Kevork Ermeni kilisesidir. 1650 yılında yapılmıştır. Bu kilise hem ibadet hem de eğitim amaçlı iki bölümden oluşmuştur. 

1915 yılından sonra kilise, devlet hazinesine aktarılmıştır. Bu tarihten sonra ise çeşitli amaçlar için kullanılmıştır. 1957 yılında bölgenin Ermeni sakinleri, hazineye para ödeyerek yapının mülkiyetini geri almışlardır. 

Satın alınan kilise Garaabed Keçici isminde Derikli bir Ermeni’nin ismine kaydedilmiştir. Yani kilise yapısının stütüsü şu an özel mülkiyet şeklindedir. Kilisenin mülkiyeti, tapu malikinin ölümünden sonra ise, varislerine devredilmiştir. 

Derik Dera Sor Kilisesi

Günümüzde sadece birkaç Ermeni nüfusun yaşadıığı ve sürekli bakımının onlar tarafından karşılandığı kilise, 2004 yılında kapsamlı bir onarımdan geçirilmiş ve Piskopos Aram Ateşyan tarafından kutsanarak ibadete açılmıştır. 

2022 yılında Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan, kiliseyi ziyaret edip ayin düzenlemiştir. 

Taş ve kırmızı topraktan yapıldığı için, Kırmızı Kilise ya da Kızıl Kilise olarak bilinir.

Cemaatin Derik’ten ayrılması nedeniyle 1980’den bu yana kullanılmaz ama hala ayaktadır. Ancak: kilisede bir tek Ermeni ailesi Naif Demirci ve eşi yaşamakta ve kilisenin bakım görevini yürütmektedirler. Her hafta sonu ilçeye gelen misafirler kiliseyi görmek istediklerinde, kiliseyi açmakta olduklarını öğrendim.

 

KÜÇÜK PINAR MAHALLESİ

Küçük Pınar Mahallesi, Derik ilçesinin ilk kurulan mahallesidir.

Adını mahallede bulunan bir pınardan almıştır. Bu mahallede, Küçük Pınar Camii, Eski Hükümet konağı bulunmaktadır. Ayrıca, mahalle eski bir mahalle olduğundan eski taş evler, kasır adı verilen eski yapılar yoğun olarak bulunmaktadır. 

Derik’in ünlü bahçelerinin bulunduğu Gap mevki, Küçükpınar sınırları dahilinde olup, yüzölçümü olarak diğer bütün mahallelerden daha büyüktür. 

200 haneli mahallenin ikisi hariç, tamamı toprak evlerdir. Mahalle nüfusunun tamamı mevsimlik işçidir. Rakımı 780 metredir. 

Burada bulunan Hükümet Konağı, cami ve köşklerin önemli bir kısmı, tescil edilerek koruma altına alınmıştır. 

Söz konusu yapılar, kültürel özelliklerinin yanında yöreye özgü nahit taş (killi kalker) ine inşa edilmiş olmalarından dolayı önemlidir. 

 

Küçükpınar Camii:

Caminin yapımında kaba yontu taş ve kesme taş kullanılmıştır. İnşa tarihini veren herhangi bir kitabe bulunmadığından hangi tarihte inşa edildiği bilinmemektedir. 

Dikdörtgen bir alana oturtulan camiye, kuzeyde yer aldığı genişliği 1.50 m, derinliği 0.50 m ve 0.75 m yüksekliğinde yarı daire kemerli giriş açıklığından geçilmektedir. 

Doğu-batı yönünde 14.55 m , kuzey-güney yönünde 12 m, ölçülerinde ve dikdörtgen planlı harim mekanı, bir kısmı yarım daire, bir kısmı da sivri formlu kemerler ile üç sahına ayrılmıştır. 

Harim mekanı güneyinde 1.20 m genişliğinde, 0.90 m derinliğinde ve 2.40 m yüksekliğinde mihrap bulunur. 

Mihrabın batısında, taş ve ahşap yapımı minber mevcuttur. 

Caminin kuzeyinde doğu-batı yönünde 12, kuzey-güney yönünde 3.25 m ölçülerinde son cemaat mahalli mevcuttur. 

Yarım daire kemerli pencere açıklıklarına yer verilen cami, içten beşik tonozlu, dıştan ise düz dam ile örtülüdür. 

Caminin kuzeyinde, doğu-batı doğrultusunda 9.35 m, kuzey-güney doğrultusunda 5.30 m ölçülerinde ve dikdörtgen planlı avlu bulunmaktadır. 

Avluya, batıda bulunan giriş açıklıkları ile geçilmektedir. 

Yapının dış yüzeylerinde aşınma, renk bozulmaları görülmüştür. İç mekanın taş yüzeyleri ve tonoz yüzeylerine boya ve sıva uygulanmış, harim mekanın duvarları ise belli bir yüksekliğe kadar fayans ile kapatılmıştır. Son cemaat mahalli üst döşemesi betonarmedir. Revaklı alan camekan ile kapatılmıştır. 

 

 

Küçükpınar Konağı-Kasr-ı

Küçükpınar Mahallesinde Karahan Sokaktadır. 

Konut iki katlı olup, tamamı taş yapılardan oluşmaktadır ve kargir sistem hakimdir. Üst katında, 3 oda, bir salon ve bir teras bulunur. Üst katın pencere kısımlarında Güneş sembolü bulunmaktadır. Alt katta ise, geniş bir giriş ve han olarak kullanılan bir alan bulunur. Yapının tarihi hakkında hiçbir bilgiye ulaşılamamıştır. Küçükpınar Konağı dışında, mahallede birkaç tane daha konak bulunmaktadır. Bu konakların çoğu, bugün sahipleri tarafından kullanılmaktadır. 

 

Derik Eski Hükümet Konağı:

Eğimli ve dörtgen bir alana kuzey-güney doğrultusunda konumlandırılan yapı, avlulu, eyvanlı ve iki katlıdır. Kesme ve düzgün kesme taştan yığma tekniğiyle inşa edilmiştir. 

Zemin kat, sınırı belli olmayan bir avlunun güneyinde yer alan mekanlardan oluşmaktadır. Zemin kata giriş, kuzey cephede bulunan yuvarlak kemerli çift kanatlı metal kapıdandır. 

Avlunun batısında bulunan merdiven ile 1’nci kata çıkılır. 1 Kat’a: sivri kemerli bir eyvandan geçiş sağlanmaktadır. Yapının cephesinde lentolu yuvarlak ve dilimli pencere açıklıklarına yer verilmiştir. Güneyde yer alan sivri kemerli eyvan günümüzde kapatılmıştır. 

Yapının taş yüzeylerinde aşınma, renk bozulmaları ve derz boşalması görülmektedir. Boşalan derzlere harç ile müdahale edilmiştir. Yapının üst döşemesi ve merdiven, betonarmeden inşa edilmiştir. 

Eski Hükümet konağı: özgün yapım tekniği ve sanatsal özellikleri nedeniyle, tescil edilerek koruma altına alınmıştır. 

 

 

Derik Taş evleri ve süslemeleri:

Küçükpınar Mahallesi Cevizpınar Mahallesi ve Dağ Mahallesinde çok farklı yapılarda taş evler ve taş evlerin kapılarında, pencerelerinde süslemeler bulunmaktadır. 

Derik sokaklarında bulunan Abbaralar ile küçük Mardin diye bilinen mimari bir güzelliğe sahiptir. Buradaki evlerin kendine özgü mimarisi ve zengin bir malzeme çeşitliliği vardır. Bu mimari yapılar, Derik çarşı merkezinden başlayıp, Derik Eski Hükümet Konağına kadar dizilmektedir. 

Derik Gap Şalelası

Gap Şelalesi Tabiat Parkı:

Derik’in yaklaşık 3 km güneydoğusundadır. Türkiye’nin 223’ncü Tabiat Parkı ilan edilmiştir. Park alanında: seyir terası, yürüyüş platformları, parklar ve spor alanları düzenlenmiştir. 

Ancak Derik ilçesinde Gap denildiğinde akla gelen sadece burası değil. Derik ekonomisinin temelini oluşturan zeytincilik ve meyveciliğin önemli bir kısmı bu alanda yapılmaktadır. 

Gap bahçeleri, üç yüksek dağ arasında bulunmaktadır. Gap’da tüm bahçelerin sulama suyunu sağlayan iki önemli ve ismini bu alana veren su kaynağı vardır. Bunlardan birinin adı Yukarı Gap, diğerinin adı da Gap Mağarasıdır. Burası 30-40 metre karelik bir mağaradır. Mağara çevresinde ve aşağı Gap mıntıkasında tarihi şehir kalıntıları bulunmaktadır. Bazı kişiler define bulmak umudu ile zaman zaman burada kazı yaparak tarihi kalıntıların yok olmasına sebebiyet vermektedir. 

 

ZEYTİNPINAR MAHALLESİ:

Derik’ten önce kurulan bir yerleşim birimidir. Bu mahallede daha önce Ermeniler döneminde, Aramiyan ve başka bir ismi de Nalçıhan olarak geçmektedir. Şimdiki caminin üzerinde Nalçıvan ismi yazılmış bulunmaktadır. Daha önce bir köy iken, 1965 yılında ilçenin bir mahallesi olmuştur. 

 

KRAL KIZININ TAHTI

Zeytinburnu Mahallesindedir.

İlçenin kuzeyinde bulunan dağların en uç noktasında bulunan Roma ve Bizans dönemine ait yapıların bulunduğu bir harabedir. 

Bölgenin bitişiği ve Zeytinpınar sınırları dahilinde bulunan eski bir tarihi bölgedir. 

Yapılan incelemeler, taşlardan oyulmuş su kuyuları eski yapıların izleri açık bir şekilde görülmektedir. 

Buranın büyük bir yerleşim alanı olarak olmasından ziyade bir gözetleme kulesi şeklinde yapıldığı, kullanılan harcın da kireç ve sert kayayı ufaltarak karıştırılması sonucu ortaya gelen Zift u Hacer denilen çamur kullanılarak inşa edilmiştir.

Günümüzde bu tepe yamaç paraşütü etkinliklerine sahne olmaktadır. Rakım yaklaşık 1200 metredir. Geniş açılı bir manzarası vardır  İlginç bir olay, günümüzde yağmur yağdığında nadiren burada topraktan Roma ve Bizans dönemine ait sikkeler çıkmaktadır. 

 

 

SİSAN HARABELERİ VE SİSAN KİLİSESİ/TAPINAK:

İlçe merkezine bağlı Zeytinpınar Mahallesine bağlı Sisan Mahallesinde bulunan Sisan Kilisesi ve Sisan Hırbe yerleşim yeri, 2015 yılında Sit alanı olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır. İlçe merkezine 10 km uzaklıktadır. 

Sisan, Sasaniler ve Romalılar dönemine ait yerleşim alanıdır. Yerleşim, tepe eteklerine kurulmuştur. Yukarı Sisaban ve Aşağı Sisaban olarak iki bölüm vardır. Yukarı Sisaban oldukça önemli bir bölgedir. Buradaki yerleşim, yaklaşık 200 metre yüksekliğinde bir tepenin üzerinde kurulmuştur. 

Sisan yerleşiminin bulunduğu yüksek tepe, kuzeybatısında Şamran’ı, arkasına da Derametinan’ı alıp, sahip olduğu önemi anlatmaktadır. Burasının bir geçiş noktası olması aslında buranın coğrafi olarak önemini daha da arttırmaktadır. 

Yine su kaynaklarına yakın oluşu, buranın tarihsel olarak sürekli bir yerleşim alanı olmasına sebep olmuş olup, bunu stratejik olarak da pekiştirmiş durumdadır. 

Evet: Sisan veya Sisaban mevkii, arkeolojik ve tarihi açısından oldukça zengin bir yerleşim yeridir.

Mozaikler:

Sisan’da bulunan mozaiklerin Sasani ve Bizans sanatının etkileşim içinde bulunduğunu göstermektedir. 

Erken Bizans dönemi yapıtlarındaki hayvan figürleri ve mitolojik olaylarda, Sasani geleneğinin etkileri görülür. 

Sisan tapınağının tabanında yer alan mozaik süslemelerinde; ata binmiş sakallı ve heybetli kişilik mitolojik ve dinsel etkiyi göstermektedir. Dönemin sanatıyla ilgili güzel bir mozaik figürdür. 

Kilise denetiminin güçlendiği ve ikonaların yok edildiği dönemde (717-867) Erken Bizans sanatındaki gelişme de durur. Bu yeni dönemde: mozaik resim sanatı, yüzeysel ve simgesel bir anlatıma yönelir. Haç ya da benzeri simgeler öne çıkar. 

Zaten Sisan Tapınağı ve çevresinde bu cümleye uygun kalıntılar söz konusudur. 

Arazi çalışmaları sırasında Tapınak (kilise) denilen alanın tabanında mozaik olduğu, üstünün muşabba tarzı bir naylonla kapatıldığı tespit edilmiştir. 

SONUÇ-GÜNÜMÜZ-TAPINAK KALINTILARI

Sisan yerleşim yerinde, yapıların büyük çoğunluğu tahrip olmuş ya da yerin altında gömülü kalmış olsa da Tapınak (Kilise)alıntısının büyük çoğunluğu yapısını korumaktadır. 

Köy alanı, başlı başına bir ören yeri olup, her tarafta sütun altlıkları, dönemin seramikleri, sikkeleri ve bu dönemlere ilişkin her şey göze çarpmaktadır.

Tepenin en doruk noktasına zorlu bir tırmanış sonucu çıktığınızda, burasının asırlar öncesinde ne kadar büyük bir şehir olduğunu anlayabilirsiniz. 

Dönemin en elit kesimine hitap eden bu şehir, görkemli görünüşü ve manzarasıyla bir o kadar güzeldir. 

Burada gözle görülen en büyük yapı, dikdörtgen planlı tapınaktır. 

Bu tapınağın giriş kapısı: güney kesimde olup, duvarlarında haç motifleri bulunur. 

Tapınağın doğu ucundaki konik yapı, tapınım mekanı olup haç ve bitkisel motifli haç işaretleriyle daha mistik bir vaziyet kazanmıştır.

Tabandaki mozaik süslemesi, ata binmiş sakallı mitolojik dinsel öğeler taşıyan bir betimdir.

Yine buradaki bazı devasa taşlar, üstündeki hayvan motifleri de ilgi çekicidir.

Yukarıda bahsettiğim Sasani-Bizans etkileşimine aslında güzel kanıtlar bunlar.

Tapınak çevresinde yoğun sütun örnekleri, cüruf parçaları, devasa taşlardaki işçilik örnekleri gibi buradaki yerleşimin sivil-askeri elit bir kesim tarafından mesken edildiğini anlatıyor.

Buna benzer büyük yerleşimlere daha önce Zeugma’da rastlanmıştır.

Bu noktada, burada büyük yerleşimlerle karşılaşma olasılığı çıkıyor.

Bu arada değinmek gereken bir başka nokta da sadece burada mozaik örnekleri mevcut değildir.

Mazıdağı’nın birkaç yerinde daha küçük mozaik betimlemeler mevcuttur.

Sisan hakkında yapılacak kapsamlı bir çalışma belki de Mazıdağı antik yerleşiminin sosyal, ekonomik askeri ve siyasi alandaki önemini daha da iyi ortaya koyacaktır.

Ayrıca büyük antik yerleşimlere etkileri daha iyi ortaya konacaktır. 

Çünkü elit sayılabilecek bir şehir olan Sisan örneği, çok nadir sayılabilecek bir yapıdadır. 

Yine İslam dönemine de tanıklık yapan bu yerleşme Hz Ömer’in bugünkü Güneydoğu Anadolu coğrafyasını fethedip İslamlaştırması aşamasında Sisan önemli nokta olmuştur. 

Bu dönemde burası, İslam kültürünün etkisine girmiştir.

Bölgede kaya mezarları da bulunmaktadır. 

Sisan yerleşim yeri Tarihi ve Arkeolojik özellikleri açısından önemli bir değer ve turizm açısından potansiyel bir alandır. 

Nitekim buraya özellikle Diyarbakır’dan çok sayıda ziyaretçi gelmektedir. 

Günümüzde burada köy yaşamı devam ediyor ve antik kalıntılar yer yer yerleşimle iç içe geçmiş durumdadır. 

Derik Tepebağ Mahallesi

TEPEBAĞ MAHALLESİ.

İlçe merkezinin 1 km güneyindedir. 

Mağara döneminden günümüze kadar birçok medeniyetin kuruluş izlerini burada görmek mümkündür. 

Köyün doğusunda, köylülerin Kale tepesi-Zindantepe dedikleri bir tepe bulunmaktadır. Köy bu tepenin eteklerine doğudan batıya doğru yarım ay şeklinde yapılmıştır. 

Tepe üzerinde 300-400 metre çevreleyen bir sahada kale kalıntıları görülmektedir. 

Bu kalıntıların mimari tarzından ve yapı stilinden kalenin Bizanslılara ait olduğu anlaşılır. 

Güneyde Kuruçay, batıda ambar tepesi, kuzeyde Gap bahçeleri ve kalesini içine alarak doğuda Gül mahallesinin dışından geçer ve güney yönündeki Kuruçay’da birleşir. 

Bu duruma göre, dış sur 2000 metrelik bir çevre ile eski Tılbisim şehrini içine almakta idi. 

Gerek kale ve gerekse köy içme suyunun kışın Gap suyu ile Kuruçay’dan, yazın ise kuyu ve sarnıçlardan temin edilirdi. 

Tilbisim, geçimini bağcılık, zeytincilik, kısmen hayvancılık ve şarapçılıktan sağlardı.

Tarihi ipek yolu bu yerleşim biriminin sınırları içerisinden geçerek ulaşımı sağlardı ve bu yüzden yol güzergahından geçen kervanların uzak yerlerden aldıkları malları takas için bir pazar kurmuşlardır. Bu pazarın ismi “Bazara Gühera” ismini taşımaktaydı ve günümüzde zaman içerisinde bu isim o pazarın bulunduğu mahalleye verilmiştir. 

Kalenin güney yönü özellikle şu an yıkılmış ve birçoğunun yerine yeni inşaatların yapıldığı saraylar mevcuttu. Bilhassa Hacılar Mahallesi bu tip sarayların toplandığı yermiş. Hacı Avdo’nun evinin içinde Roma döneminden kalma mozaikler mevcut olup, bu gün o mozaiklerden eser kalmamış olup, o yer şu an ahır olarak kullanılmaktadır. 

Zamanında ilmi ve ticari alada büyük bir öneme sahipti.

Köyün batısında Arap Hasan bölgesinde bir yanardağ kalıntısı vardır. 

Derik Tepebağ Camii

TEPEBAĞ CAMİİ:

İlçe merkezinin 3 km güneyindeki Tepebağ (Tilbisim) Mahallesindedir. 

Yapı, bazalt ve kalker kaba yontu taştan inşa edilmiştir. 

Dıştan, doğu-batı yönünde 14 metre, kuzey-güney yönünde 16 metredir. 

Cami dikdörtgen planlıdır. 

Camiye geçiş batıda yer alan 2.60 metre genişliğinde, 1 m derinliğinde ve 3 metre yüksekliğindeki sivri kemerli, üzeri çapraz tonozlu bir ön giriş mekanından sağlanmaktadır. 

Harim mekanı, doğu-batı yönünde 13.10 metre ve kuzey-güney yönünde 9 metre ölçülerinde dikdörtgen planlı olup iki sahına ayrılmıştır. 

Harim mekanın güneyinde, 0.85 m genişliğinde, 0.70 m derinliğinde ve 2.45 m yüksekliğinde mihrap nişi yer almaktadır. 

Mihrap nişinin batısında yapılmış minber mevcuttur. 

Camide dikdörtgen formlu pencere açıklıkları, mazgal pencereler ve çeşitli formlarda nişlere yer verilmiştir. 

Beşik tonozla örtülü cami, dıştan düz damlıdır. 

Caminin kuzeydoğusunda abdest alma yeri mevcuttur.

Caminin harim mekanındaki duvar ve tonoz yüzeyleri boyalıdır. 

Cephe duvarlarında boşalan derzler ve kopan parçalar gelişi güzel bir şekilde harç ile onarılmıştır. 

Cephe taşlarında uzun süreli doğal etkenler nedeniyle aşınma, yosunlaşma ve kararmalar görülür. 

 

Derik Telbısım Harabeleri
 

TELBISIM HARABELERİ

İlçe merkezinin 3 km güneyinde, Mardin karayolu üzerinde, Tepebağ köyündedir.

Köy: Kale tepesi eteklerinde kurulmuştur. 

Yaklaşık 300 x 300 metre genişliğinde ve aynı taban üzerinde yükselen üç farklı tepeden oluşmaktadır. 

Yol çalışmaları sırasında, yüzde 40’lık bir oranda tahribata uğramıştır. 

Yapılan yüzey araştırmaları sırasında höyükte bulunan seramiklerden aşağıda yazdığım dönemlere ait seramikler tespit edilmiştir. 

Höyükte tespit edilen dönemler:

Halaf dönemi, Uruk dönemi, Ninive 5 dönemi, Habur dönemi ve Yeni Asur dönemi.

Bu tepe üstünde: 300-400 metrelik bir sahada, iç kale kalıntısı vardır. Bu kalıntıların mimari tarzından, kalenin Bizans dönemi yapısıdır.

Kalenin dış surlarının izleri ise, güneyde kuru çay, batıda Anbar tepe, kuzeyde Gap bahçelerini ve doğuda Kasrı Nebi’yi içine alarak ilerler. 

Dış surlar, 2 kilometre uzunluğundadır. Eski Tılbısım şehrini içine alır.

Kale ve şehir içme suyu ihtiyacını, kışın Gap suyundan, yazın ise kuyu ve sarnıçlardan sağlamaktaydı.

Hacılar mahallesindeki kalıntılardan, şehrin güney tarafının tamamen, saraylarla çevrili olduğu anlaşılmaktadır. Bugün bile bazı evlerin içinde Bizans devrinden kalma, renkli mozaikler bulunmaktadır.

Bugün şehir harabesi ve dış surların kalıntısı, tamamen yok olmuş durumdadır. Çünkü yerleşimde yapı kalıntılarının çoğu açık alanda ve korunmasız durumdadır. Üzerlerinde yazılı levhalar, yönlendirme işaretleri yoktur. 

 

EMİNO KASRI:

Tepebağ Mahallesindedir. 

Emino Kasrı, eğimli ve çokgen bir alanda kuzey-güney doğrultusunda konumlandırılmıştır. Avlulu, teraslı, 2 katlı yapı, kesme ve moloz taştan yığma tekniğiyle inşa edilmiştir. doğu-batı yönünde uzanan dikdörtgen planlı avluya, kuzeyde yer alan bir açıklıktan geçilmektedir. 

Zemin kat, avlu ve etrafında şekillenen mekanlardan oluşmaktadır. Dikdörtgen planlı bakkal tavanlı odaların tavanlarının bir kısmı çökmüştür. 

Avlunun kuzeyinde yer alan mekanlara giriş, yuvarlak kemerli bir açıklıktan sağlanmaktadır. Bu giriş bölümü, dikdörtgen planlı bakkal tavanlıdır. 

Giriş bölümünün batısında yer alan odaya basık kemerli açıklıktan girilmektedir. Bu bölüm, doğu-batı yönünde dikdörtgen planlı olup üst örtüsü çökmüştür. Bu bölümün doğu duvarında yer alan aralıktaki merdivenler ile üst kata çıkılmaktadır. Bölümün kuzeyinde basık kemerli metal kapıdan odaya geçilmektedir. Yapının batı cephesi, dilimli kaş kemerli niş içine alınmış dikdörtgen formda pencereler mevcuttur. 

Evet yapı günümüzde büyük oranda tahrip olmuştur. Üst örtüleri çökmüş olan odaların boyalı olan yüzeylerinde dökülmeler gözlenmiştir. Cephe taşlarında aşınma, renk bozulması, parça kopmaları, biyolojik bozulmalar ve dış cephede boşalan derzlere harç ile müdahale edilmiştir. 

 

KURUÇAY MAHALLESİ:

İlçe merkezine 30 km uzaklıktadır. Mahallenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. 

Mozaikli Alan:

Kuruçay Mahallesindedir. Mozaikli alan, Mahalledeki Celal Akyol isimli şahsın evinin içerisinde, ev ise taş duvarlı bir avluda yer almaktadır. Ayrıca avlu duvarının bazı kısımlarında mozaik ile çağdaş olan iri kesme kalker taş bloklar görülür. 2008 yılında Derik İlçe Jandarma Karakoluna yapılan bir ihbar sonucu, Celal Akyol isimli şahsa ait evde bulunan ve büyük kısmı açıkta olan mozaiğin, evin zemin döşemesi olarak kullanıldığı görülmüştür. Roma dönemine tarihlenen mozaik, statumen adı verilen blokaj tabakası üzerine iri argegalı, kalın harç ve bunun üzerindeki ince harç tabakasına tesseraların yerleştirilmesi ile oluşturulmuştur. 

Opus tessalatum tekniğiyle yapılmış ve yaklaşık 44 metre karelik alanı kaplayan mozaik zemin, renkli tesseralarla yapılmıştır. Mozaikli zeminde çeşitli hayvan figürleri, geometrik desenler ve bordürlerin yanı sıra mozaiğin kuzey bölümünde kısmen korunmuş iki satırlık yazı bulunmaktadır. Mozaik zemin, 2008 yılında Mardin Müzesi uzmanları tarafından Mardin Müzesine getirilmiş ve teşhir edilmeye başlanmıştır. 

 

HİSARALTI MAHALLESİ

 

Derik Rabat Kalesi
 

RABAT KALESİ

Yeri:

Kale: Hisaraltı köyünün kuzeyinde, sarp bir vadinin doğusunda, sert kalkerli bir arazi üzerinde 150 metre kadar yükselir. İlçe merkezine 15 km uzaklıktadır. 

Hisaraltı Mahallesinden 3 km uzakta olan kalenin yolu yoktur. Dik yokuşlu yolun çıkılması oldukça zordur. Yolun yapılması gerekmektedir. 

Hisaraltı köyünün kuzeyinde sarp bir vadinin doğusunda bulunan Rabat Kalesi, sert kalkerli bir arazi üzerinde yükselir.  

 

İnşa tarihi:

Roma döneminden kaldığı düşünülen kalenin inşa tarihi bilinmiyor. Kitabesi günümüze ulaşmamıştır. Kaynaklarda da yeterli bilgi yoktur. Kale Artuklular döneminde onarılmış ve birtakım ilavelerle genişletilmiştir.

Önemi:

Kale, tarihsel olarak geçitleri kontrol etmek için kullanılmıştır. 

 

Mimari özellikleri:

Kale, yöresel kesme taştan ve yer yer de moloz taştan yapılmıştır.

Kalenin çevresi 1500 metredir, 13 burçlu, dört köşesinde 15-20 metre yüksekliğinde 4 gözetleme kulesi bulunan muazzam bir yapıdır.

Burçların yüksekliği 15 metre, surların yüksekliği ise 10 metredir. Bazı yerlerde surların yüksekliği 20 metreyi bulur.

Derik Rabat Kalesi

 

Kalenin doğu ve batısında iki kapısı vardır. Bu kapılardan kale içine girildiğinde, iç kalenin iki savunma duvarı ile tahkim edildiği görülür. Bu 3 savunma duvarı, iç içe kapı ile birbiriyle irtibatlıdır.

Kalenin üstü dümdüz bir alan görünümündedir. Binalar yer altında inşa edilerek üstü toprak ile örtülmüştür. Düzlük yerlerde sütun başları ve aslan kabartmaları vardır. Yer altındaki saray kalıntıları, erzak ambarları, su sarnıçları ve bina kalıntıları bugüne kadar sağlam kalmıştır.

Derik Rabat Kalesi

Kale içindeki kalıntılardan bir bölümünün kale komutanına ait bir köşke ait olduğu iddia edilmiştir.

Büyük kiliseyi gösteren tarafta, üzerlerinde haç işaretleri bulunan yekpare taşların yerleştirilmesiyle oluşturulan binalar bulunmaktadır. Bu tarz yapılanma Roma stilinin olduğu Rabat şehrinin de Roma döneminden kalan bir şehir olduğu tahmin edilmektedir.

Kaledeki su sarnıçlarının kalıntıları, hala sağlamlığını korumaktadır.

Kalenin çevresinde kilise kalıntıları vardır.

 

Rabat kalesi tek mekanlı kaya konut:

Rabat Kalesinde bulunmaktadır. Kaya konutun ön kısmında, doğu-batı yönünde 3.5 m, kuzey-güney yönünde 6.10 m ölçülerinde, ana kayanın derinlemesine kesilmesiyle oluşturulmuş bir avlu yer almaktadır. Kaya konuta giriş, batı yönünde yer alan bu avludan, 1.5 m genişliğinde, 0.70 m derinliğinde ve 1.5 m yüksekliğindeki giriş kapısından girilmektedir. 

Kaya konutun merkezinde üst yapının ağırlığını hafifletmek için ana kayadan oyma bir adet sütun mevcuttur. Mekanın doğu duvarında, gündelik eşyaların yerleştirildiği bir adet yüklük nişe yer almaktadır. Ayrıca konutun doğusunda 0.7 m çapında bir adet aydınlatma/havalandırma açıklığı bulunmaktadır. Günümüzde kaya konutun içi kısmı moloz, taş ve toprak doludur. 

 

Rabat Kalesi Nekropol Alanı:

Kalenin güney batı yamacında yer almaktadır. Nekropol alanı, doğu-batı yönünde 100 m, kuzey-güney yönünde 110 m ölçülerinde bir alanı kaplamaktadır. Alanda yapılan belgeleme çalışmaları kapsamında, nekropolde khamosarion ve arcosalium mezarlar tespit edilmiştir. Ancak alanda ana kayadan parça kopmalarıyla girişleri kapanmış ya da akıntı toprağın yoğun olması nedeniyle birçok kaya mezarın toprak altında kaldığı görülmüştür. 

 

Rabat Kalesi İşlik Alanı:

Rabat kalesi içindedir. Kale içerisinde ana kayaya oyulmuş ve birbiriyle bağlantılı çok sayıda işlik alanı tespit edilmiştir. İlik alanında tespit edilen ezme havuzları ortalama olarak doğu-batı yönünde 8 metre, kuzey-güney yönünde 9 metre ölçülerinde, dikdörtgen planlıdır. Ezme havuzunda işlem gören ürüne ait suyun iletildiği kanallar mevcuttur. Alanda ezme havuzları ve kanallar bağlantılı depolama hazneleri vardır. Depolama hazneleri, yuvarlak ağızlı, armudi biçimli bir gövde yapısına sahiptir. 

Evet gelelim günümüze, günümüzde işlik alanı yoğun ot ile kaplı olup depolama haznelerinin içi kısımları moloz taş ve dolgu toprakla doludur. 

 

Sonuç:

Bölge, 1’nci derece Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Ancak; öğrendiğime göre, bu bölgede kurulacak olan Rüzgar Enerji Santralına ait 37 rüzgar türbini Derik ilçesinde olacakmış ve hatta Rabat Kalesi ve Xab Şelalesinde kurulacakmış. 

 

DERİNSU KÖYÜ

Derik Derinsu Mağarası
 

DERİNSU MAĞARASI

Derik’in batısında, Hanok’un 8 km kuzeybatısında, Derinsu Köyündedir. 

Mağaranın giriş kısmının genişliği yaklaşık 30 metre, içeriye doğru uzunluğu ise yaklaşık 50 metredir. 

Kaynak mağara içinde bir göl oluşturmakta ve çıkış yerinin neresi olduğu bilinmemektedir. 

Mağara içinden taşan su, güneyde küçük bir vadi içerisinden akmaktadır. 

Mağaranın giriş kısmında birçok kuş türü bulunmaktadır. 

Evet: Mağaranın içinde, yeraltı gölü bulunmaktadır. Bu gölün derinliği bilinmiyor. Bu yüzden “Derinsu” ismi verilmiştir.

Yörede yaşayan köylüler, yaklaşık 100 metre uzunluğundaki bir ipin ucuna ağırlık bağlayarak derinliği ölçek istediklerinde, gölün dibine ulaşamadıklarını söylemektedirler. 

Bir olay daha var. Mağarada göle giren iki askerin boğulmaları nedeniyle, gelen dalgıçlar suya girdiklerinde, suyun dibinde büyük bir akıntının olduğunu ve bu yüzden aşağı doğru dalamadıklarını söylemişlerdir.  

Ovuk kısmında oluşan doğal olaylar sonucu mağaranın nasıl ve şeklinin nasıl alındığı tam olarak bilinmiyor. 

Mağaranın büyüklüğü 2 bin metre karedir, yükseklik ise 15 metredir. 

Gölün genişliği 13 metre ve uzunluğu ise yaklaşık 30 metredir.

Mağaranın tavanının ortasında bulunan bir yarıktan ikinci bir mağaraya geçilir. Eski zamanlarda, yörede yaşayan köylüler, üst mağaraya peynir tenekelerini koyarak, peynirlerin bozulmasını önlerlermiş.

 

Derik Derinsu Mağarası
 

Mağaranın içindeki gölden akarak çıkan su, köyün camisinin avlusundan akarak, aşağıda bulunan tarım arazilerine hayat veriyor. Mağaradan çıkan ve köye hayat veren kaynak suyu, yaklaşık 2 bin dönüm araziyi suluyor. Kaynak suyu ile pirinç, mısır, buğday, arpa ve benzeri ürünler yetiştiriliyor. 

Yazın aşırı sıcaklarda bunalan birçok köylü, soluğu mağarada alıyor. Köye ziyarete gelen misafirler mağarayı görmeden köyden ayrılmıyorlar. 

Kışın su seviyesinin yükseldiği ve yazın ise normal seviyeye indiği söyleniyor. Hatta Dumluca Barajını bu su besliyormuş. 

Sıcak havalarda mağaranın içindeki hava oldukça serindir. Hatta, önceleri, bu mağara köylüler tarafından soğuk hava deposu olarak kullanılıyormuş. 

Sonuç: mağara içinde taş düşme riski bulunduğundan, suya girmek tehlikeli ve yasaktır. Ama, bence buralara yolunuz düşerse, mutlaka bu olağanüstü güzelliği görün. 

 

Derik Sin ve Seydoş Hazretleri
 

SİN VE SEYDOŞ HAZRETLERİ

İlçe merkezine bağlı Derinsu (Buğur) Mahallesine bağlı, Yassıtepe (Kumtere) Mahallesinde bulunan türbe, 2013 ylında tescil edilerek koruma altına alınmıştır. 

Hazreti Sin ve Hazreti Seydoş, İslamiyeti yaymak için Derik çevresine gelip burada yaptıkları savaş sonucunda şehit oldukları düşünülen iki kardeştir.

Derinsu (Buğur) köyünde bulunan Hz Seydoş mezarı, tarihi mezarlık olmasından dolayı, mezar hırsızları tarafından önemli ölçüde tahrip edilmiştir. Bunun temel nedeni de mezarların mimari yapısının dikkat çekici olmasıdır. Tarihi kesin olarak bilinmeyen bu mezarların bir kaçı sağlam kalabilmiştir. 

Hz Sin türbesi;

Bih ve Xanük köyü arasında Dumluca Barajı kıyısında yeşillikler arasındadır. Çokgen bir yapıya sahip türbeye giriş, güneybatıda yer alan 1 m genişliğinde, 0.35 m derinliğinde ve 2.10 m yüksekliğindeki dikdörtgen formlu açıklıktan sağlanmaktadır. Türbe alanı, doğu-batı yönünde 5.90 m, kuzey-güney yönünde 5.80 m ölçülerinde ve çokgen planlıdır. Türbe alanında Seyyid Sin mezarı dışında erkek kardeşi Şeyh Ebubekir’e ait mezar da bulunmaktadır. Dikdörtgen formlu pencere açıklıklarına yer verilen türbenin üzeri kubbe ile örtülüdür. Yapıda doğal ve beşeri tahribat söz konusudur. 

 

Hz Seydoş Türbesi:

Dumluca (Şefnat) Mahallesindedir. Dikdörtgen bir alana oturtulan türbe, modern malzeme ile inşa edilmiştir. Türbe, dıştan doğu-batı doğrultusunda 7.20 m, kuzey-güney doğrultusunda 5.90 metredir. 

Türbeye giriş, batıda yer alan 0.80 m genişliğinde, 0.60 m derinlikte ve 1.85 m yükseklikteki dikdörtgen formlu girişten sağlanmaktadır. Türbe alanında, Hz Seydoş’a ait mezarın yanı sıra kız kardeşi Hz Zeynep’e ait mezar da bulunmaktadır. Mezarlarda herhangi bir süsleme elamanı veya künye bilgisi yoktur. Üzeri kubbe ile örtülü türbede, 2 adet mazgal pencere bulunur. Türbenin etrafında sonradan eklenmiş mescit, lavabo ve abdest alma yeri eklenmiştir. Yapıda doğal ve beşeri tahribat söz konusudur. 

Su kaynağı:

Türbenin bulunduğu yerde önemli bir su kaynağı bulunmaktadır. 

Seydoş kaynakları, Dumluca Mahallesinin yaklaşık 2-3 km kuzeybatısında, Dumluca-Derinsu yolunun batısından geçen Bellik vadisinin yamacında yer almaktadır.

Alüvyon içerisinde üç ayrı yerden boşalmaktadır. Kaynaklar üç adet fay sisteminin kesiştiği yerde yer almaktadır. Kaynakların sıcaklıkları 18 derecedir. 

Evet sonuç olarak: Sin ve Seydoş türbeleri, Derik yöresi için önemli kültürel miras öğeleridir. 

Zin Türbesi ise: Sin ve Seydoş makamlarına gitmeden önce, yol üzerinde bulunmaktadır. 

Zin’in; Romatizma hastalığına şifa dağıttığı düşünülmektedir. 

Zin Türbesi denen yerin hikayesi: bölge halkı tarafından şöyle anlatılır: Zin’in kardeşleri, Sin ve Seydoş öldürüldüğünde Zin, onların acısına dayanamayıp sırtını bir taşa yaslamış, yaslandığı taşta gömülüp kaybolmuştur. 

Bugün, Derik-Derinsu yolu üzerinde bir dikili taş, kutsal sayılmakta ve türbe kabul edilmektedir. 

Zin Türbesi de yörenin önemli kültürel miras öğelerindendir. 

Türbe hem dini açıdan hem de şifa dağıtması açısından çok sayıda insanın uğrak noktalarındandır. 

Hemen  hemen her gün ziyaretçileri bulunan her iki ziyaretgahı yaşatmak amacıyla, Viranşehir merkezde bir dernek kurulmuştur.

Ziyaretçilere hizmet etmesi ve İslami ilimlerin öğretilmesi amacıyla Sin ziyareti yanında bir bina yapılmaktadır. Binanın yapımını Sin ve Seydoş Ziyaretleri Koruma Yaşatma Kültür Eğitim ve Yardımlaşma Derneği üstlenmiştir. Bölgede: Sinan, Seyithan ve Seydo gibi isimlerin çok olması, bu ziyaretten kaynaklanmaktadır. 

 

DİĞER MAHALLE VE KÖYLER:

 

GAVUR FIRINI

İlçe merkezinin kurulu bulunduğu dağ eteğinin, doğu tarafında devam eden dağ yükseltilerinden, geniş bir ayrık ile ayrılmış olan yükseltinin ortasında, daire şeklinde oyularak oluşmuş bir kuyu vardır.

Bu kuyunun derinliği, bugüne kadar ölçülememiştir.

Dağın diplerine doğru inen kuyuya, birkaç kere inme girişimleri olmuşsa da gittikçe genişleyen çapına rağmen tam dibe inmeyi başaran olmamıştır. Enteresan bir yer.

Evet Gavur Fırını olarak bilinen bu yerin rakımı 1185 metredir. Buradan, yamaç paraşütü uçuşları yapılmaktadır. Bu işin profesyonelleri tarafından, buranın yamaç paraşütü için çok uygun bir coğrafyaya sahip olduğu bildirilmiştir. 

 

 

Derik Kenco’nun Şatosu
 

KENCO’NUN ŞATOSU-QESRA QENCO:

Yeri:

İlçe merkezinin güneybatısında, 30 km uzaklıkta, Atlı mahallesindedir. Mardin-Şanlı Urfa karayolunun 67’nci kilometresinden sola ayrılan yol, 1 km sonra buraya ulaşır.

 

Önemi ve kullanım durumu:

Kasır, Avrupalıların Şato, Türklerin Konak dedikleri türde, müstahkem tarzdaki bir yapıdır.

Yapının asıl amacı: Eskiden toprak ağalarının karşılıklı çatışmaları sonucu, kendileri için özel olarak inşa edilmiş olmasıdır. 

Bu ağalar sık sık birbirlerinin topraklarına saldırır, çatışmalar yaparlardı.

Onun için bu kasırlar, bir küçük kale gibi korunaklı olarak inşa edilmişti. 

Bu tip kasırlar Urfa ve Mardin bölgelerinde pek çoktu.

Bugün ise sadece Quesra Kenco, tam olarak muhafaza edilmektedir. 

 

Yapılış tarihi:

Yapı: 1705 yılında inşa edildiği ve 1905 yılında Hüsene Kenco tarafından yenilendiği, kapı üzerindeki yazıtlardan anlaşılmaktadır. 

 

Mimari özellikleri:

Kasır, 300 metre çevresinde, etrafı dört köşe surla çevrili, sağlam korunabilecek bir kale şeklinde inşa edilmiştir. 

 

SURLAR:

Kasrı çevreleyen surun kalınlığı: 80-90 cm dir. 

 

Kuleler:

Dört köşesine, birer gözetleme kulesi konarak, dışarıdan gelebilecek her türlü tehlikeyi gözaltında bulundurmaktadır. 

 

KAPILAR:

Kuzey ve batıda, iki kapısı vardır. 

 

 

Derik Kenco’nun Şatosu
 
ESAS BİNA VE ODALAR:

Esas bina, dört katlı, taştan inşa edilmiştir. 

Odalar genellikle dam örtülüdür. 

Dam kısmının dört yönünde, birer gözetleme kulesi vardır. 

Dört katın duvarlarına ve damın üzerindeki 1.5-2 metrelik ihate duvarının çevresine, yarım metre de bir mazgal deliği konulmuştur. 

Kasrın, 2’nci katında: bugün kiler olarak kullanılan ve ifadelere göre, eskiden cami olduğu bildirilen bir odanın kapı kısmı da dahil, yan pervazeli siyah bazalt taşından yekpare olarak yapılmıştır.

Üst kısmına konan yekpare bir taş üzerine, 1-2 satır eski Roma çivi yazısı görülmektedir.

Derik Kenco’nun Şatosu
 
Kapı:

Kapı 30 cm kalınlığındadır. 

Kapının taştan olmasına rağmen, o kadar kolaylıkla açılıp kapanıyor ki, bir insan tek parmağı ile hareket ettirebiliyor.

İfadelere göre, kapıdaki bu taş, Kasrın doğusunda ve 3 km uzağında bulunan harabelerden çıkarılarak buraya getirilmiş ve yerleştirilmiştir. 

Taş kapı eski Roma kiliselerinin kapılarından bir tanesidir. 

 

 

FITTAR-FİTTİN HARABELERİ

Harabeler, İlçe merkezinin 13 km kuzeybatısı yönünde, Pınarcık (Fitne) köyündedir.

Kuzeyden güneye doğru uzayan, gittikçe genişleyen bir vadi içinde, 1 km uzunluğunda ve 500 metre genişliğinde, büyük bir şehir kalıntısı vardır.

Harabeler arasında: saray, kilise ve birçok bina kalıntısı görülebilmektedir.

Özellikle büyük kilise harabesini gösteren tarafta, üzerinde haç işaretleri bulunan büyük yekpare taşların, büyük bir titizlikle yerleştirilmesi ve yapılarda kullanılan taşların üst üste yerleştirilmesi ilgi çeker.

Bu taşların insan gücüyle yerleştirilmesinin mümkün olmadığı düşünülmektedir.

Büyük binalar, taşların üst üste yerleştirilmesi ve bu şekilde birbirine kaynaştırılmış gibi yekpare taşlarla yapıldığı görülür.

Bu şekilde yapı ve mimari tarzı, sadece Roma ve Bizans mimari stillerinde vardır.

Bu yüzden, Fıttar şehrinin Bizans devrinden kalma bir yerdir.

Fıttar, şehri; gerek doğa ve gerekse define avcıları ve hırsızlar nedeniyle, günümüzde tam bir harabe haline gelmiştir. Kalıntıların herhangi bir fotoğrafı yoktur.  

 

Derik Baba Ömer Türbesi

BABA ÖMER TÜRBESİ VE SU KAYNAĞI

Türbe ve su kaynağı: Ballı, Alagöz ve Dumluca köyleri arasındadır.

İlçe merkezine 13 km uzaklıktaki Alagöz köyü ve sonrasında 1.5 km güneybatıdadır. 

Bu su kaynağının ismi yörede “Baumbar” dır. 

Su kaynağı, iki ayrı yerden yüzeye çıkarak birleşir.

Baba Ömer kaynağının aktığı yerde küçük bir ağaç topluluğu bulunmakta ve burası yazın bölge halkı tarafından mesire alanı olarak kullanılmaktadır. Burada bölge halkı tarafından yazın genellikle ziyaretlerde bulunulup kurbanlar adanmaktadır. 

Buradan çıkan su: Ballı, Beşkavak ve Dumanlı köylerindeki bahçe ve tarlaların sulanmasında kullanılır.

Piknik alanının bulunduğu yerde, Baba Ömer adlı kişinin türbesi vardır.

Mezarın bulunduğu alan çevrilidir ve türbenin tavanı, birçok kez inşa edilmesine rağmen, bilinmeyen bir nedenle çöktüğü söyleniyor.

Gömülü kişinin Rabat kalesini kuşatan ve bu kuşatma sırasında yatırın bulunduğu yerde şehit düşen İslam ordularının sancaktarı olduğu sanılmaktadır.

 

ŞAHSUVAR TÜRBESİ:

İlçe merkezine bağlı Bayraklı (Gıre Sor) mahallesine bağlı Değirmenli (Susik) mahallesinde yer almaktadır. 

2016 tarihinde tescillenerek koruma altına alınmıştır. 

İnşa kitabesi yoktur, ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. 

Türbe dikdörtgen planlı, düz damlı olup, üzeri toprakla örtülüdür. Türbede kırma kalker taşı kullanılmıştır. Türbede günümüzde müdahalelerde bulunulmuş olmasına rağmen hala eski yapısını korumaktadır. 

Türbeye batıdan dikdörtgen planlı küçük bir kapıdan girilir. Kapının boyutları: 0.95 m genişliğinde, 0.70 m derinliğinde ve 1.65 m yüksekliğindedir.

Dikdörtgen kapının sağında ve solunda, simetrik olarak yerleştirilmiş, iki tane ayak üzerine bindirilmiş yuvarlak kemerli bir niş bulunmaktadır. 

Kapı söveli olup, üzeri taş ve ahşap lento kullanılmıştır, fakat dıştaki duvarlar çimento ile sıvandığı için söve ve lento içerden görülmektedir. Türbe taşlarla inşa edilmiştir, ortada iki ayak, güney duvarında ve duvara gömme biçimde yapılmış üç ayak üzerine oturtulmuş, beşik tonoz kullanılmıştır.

Türbe alanında muhtemelen Dulkadiroğulları Beyliğinin 9’ncu hükümdarı olan 1467-1472 yılları arasında hüküm sürmüş Şehsuvar Bey’e ait olduğu düşünülen sanduka mezarın yanı sıra, 11 tane daha mezar yer almaktadır.

 Türbeyi çevreleyen mezarlık alanındaki mezarların, ayak ve baş şahidelerinde Arap ve Latin harfleriyle yazılmış künye bilgileri yer almaktadır. 

Günümüze uygun malzeme ile yapılan çocuk ve yetişkin mezarlarının yanı sıra etrafı düzensiz taşlar ile örülen mezarlar da bulunmaktadır. 

Mezarların ayak ve baş şahidelerinde bitkisel ve geometrik motifler yer almaktadır. 

Türbe alanının batı yönünde, doğu-batı yönünde 7.70 m , kuzey-güney yönünde 8.90 m ölçülerine sahip avlu yer almaktadır. Avluya geçiş, kuzeyde yer alan açıklıktan sağlanmaktadır. 

Duvar ve tonoz yüzeylerinde çimento esaslı sıva ve boya uygulanmıştır. Duvar ve tonoz yüzeylerindeki sıvada dökülmeler, çatlaklar, kararma ve rutubetlenme gözlenmiştir. Dış duvar yüzeylerinde uzun süreli doğal etkenler nedeniyle sıvada kararma ve çatlaklar mevcuttur. 

 

 

FİRNA GAWİRA-GAVUR FIRINI:

İlçenin dağ eteğinin doğu tarafında, sıra sıra devam eden dağ yükseltilerinin güneyindeki uzantıdır. 

Sıra yükseltilerinden geniş bir ayrık ile ayrılmış olup, yükseltinin ortasından daire şeklinde oyularak derinliği bu güne kadar ölçülemediği söylenen bir kuyu şeklindedir.

Dağın diplerine doğru inen kuyuya bu güne kadar birçok inme girişimine rağmen, gittikçe genişleyen bir çapa rağmen, tam dibe inme girişimini kimse başaramamıştır. 

Kuyunun yörede Gavur Fırını olarak anılması, birçok söylentiye ve rivayete neden olmuştur. 

En parlak dönemi Roma-Bizans dönemi olsa da öncesi hakkında farklı söylentiler bulunmaktadır. 

Bu bölgede ateşperest inanışında insanların yaşadığı ve yerleştiği yönünde söylentiler bulunmaktadır. 

 

ŞEYH NESİH TÜRBESİ:

İlçe merkezinin 20 km güneyindeki Kovalı (Endew) Mahallesindedir. 

İnşa kitabesi olmayan türbenin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. 

Yapı, bazalt ve düzgün kesme kalker taşından inşa edilmiştir. 

Çevresi ihata duvarı ile çevrelenen türbeye, güneyde bulunan 0.80 m genişliğinde, 0.40 m derinliğinde ve 1.75 m yüksekliğindeki yuvarlak kemer giriş açıklığından geçiş sağlanmaktadır. 

Türbe içten doğu-batı yönünde 4.80 m, kuzey-güney yönünde 4.70 m ölçülerinde ve kareye yakın planlıdır. 

Türbede aralarında Şeyh M. Nesih’e ait mezar yapısının da bulunduğu iki adet mezar bulunmaktadır. Türbede dikdörtgen formlu pencere açıklıkları ve nişlere yer verilmiştir. Türbenin üzeri çokgen kasnağa oturtulmuş, dilimli bir kubbe ile örtülmüştür.

Kubbe kasnağında kaş kemerli niş içerisine alınmış fil gözü şeklinde aydınlatma amaçlı pencere açıklıklarına yer verilmiştir. Türbenin çevresinde yetişkin ve çocuklara ait mezarlar bulunmaktadır. 

Günümüzde defin işlemleri devam eden alanda mezar yapılarının ayak ve baş şahidelerinde Latin harfleri ile kişilerin künye bilgileri yer almaktadır. Günümüze uygun malzeme ile yapılan mezar yapılarının yanı sıra etrafı düzensiz taşlar ile örülmüş mezar yapıları da mevcuttur. Mezarların, ayak ve baş şahidelerinde bitkisel ve geometrik motiflere yer verilmiştir. Türbenin bahçesinde bazalttan yapılmış, sütun kaideleri yer almaktadır. 

 

KERKÜŞTİ HÖYÜK:

İlçe sınırları içinde Alanlı köyünün 3 km kuzey-kuzeybatısında yer alan höyük, bölgede tek kazısı yapılan höyüktür. 

1981 yılında Şanlıurfa/Viranşehir-Mardin karayolu olan ipek yolunun kuzey ve güneyinde bulunan Kerküşti Höyük’te kaçak kazılarla oluşan tahribat nedeniyle, Mardin Müzesinin yaptığı kazı çalışmaları neticesinde Roma dönemine ait çeşitli yapı kalıntıları, mozaik ve bazalt kaya mezarları tespit edilmiştir. 

2005 yılında, İpek yolunun genişletilmesi çalışmalarının başlamasıyla, höyük’ün tahrip olacağı düşüncesiyle karayolu alanına giren sınırlar temel alınarak Mardin Müzesi ve İstanbul Üniversitesi, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi ortak projesi olarak kurtarma kazısı çalışmaları başlatılmıştır. 

Kazı çalışmalarına başlamadan önce, yüzey araştırmaları sırasında höyük eteklerinde ve yola yakın alanlarda, Halaf dönemi, MÖ I ve II Bin, karayolunun güneyinde ise Roma ve genel olarak höyük üzerinde çok az Ortaçağ çanak-çömleği tespit edilmiştir. 

Obsidyen yonga, birden fazla bazalt sürtmetaş alet bulunmuştur. 

1981 ve 2005-2006 yıllarındaki kazı çalışmalarında elde edilen bulgulara göre, Kerküşti Höyük tabakalanması şu şekildedir.

Birinci katman: MS 1 VE 2’nci yüzyıl Roma dönemine aittir. 

İkinci katman: Demir çağına ait Taş mimari yapısı vardır.

Üçüncü katman: Neolitik’in son dönemi olan Kalkolitik başı ara dönemi yani MÖ 4500 ile 5000 yılına ait bulgular bulunmuştur. Dönemin insanları kulübelerde yaşıyor, ölülerini evlerine gömüyorlardı. Kaplarını ise, hayvan betimleri süslüyordu. İpek yolu üzerinde 8 bin yıl öncesine uzanan hayatlar Mardin Kerküşti Höyük’te açığa çıkarılıyor. 

Tarlalar arasında 5 metre yükselen höyükteki arkeolojik dolgular, ova seviyesinin altında da 2.5 metre devam etmektedir. 

1981 yılında çıkarılan ilk kalıntılar, Roma dönemine ait mozaik ve bazalt oda mezarlardır. Üzerinden toprak çekilen ve güney yamacı bir süre yol olarak kullanılan höyüğün en üstünde iri bazalt taşlardan hazırlanmış bir teras ile çevre duvarı yükselir. 

Burada MÖ 2 bin yılına tarihlenen, içlerinde zahire küpleri ve bebek mezarları bulunan kerpiç duvarlı bir mekan bulunmaktadır. 

Halaf tabakasının en üst seviyesinde, alçak kubbeli, büyük oval fırınlar vardır. Burada mezarların çokluğu ve fırınlara yakınlığı dikkat çekicidir. Bebek mezarlarından biri iç içe konmuş iki kase ile birlikte gömülüdür. 

Fırınların çevrelediği kemik alet, kil ağırlık, ağırşak gibi günlük kullanım eşyalarının eksikliği, buna karşılık çok miktarda zikzak, kafes, benek ve güneş motifleriyle stilize boğa başı ve insan betimleri gibi boya bezekli kaplar, yerleşmenin bu kesiminde çanak-çömlek üretimine işaret eder.

Fırınların altındaki yerleşim taş temelli, çok sayıda Tholos adı verilen yuvarlak kubbeli ve bir kaç dörtgen yapıdan oluur. 

Tholoslardan biri yanıktır, içindeki kalın kerpiç sıva ile karışık dal izleri yapıların sepet şeklinde örülü dal-örgü bir örtüye sahip olduğunu gösterir. 

Yapıların içi ve dışındaki yetişkin mezarları çarpıcıdır. 

Çoğu katlanarak yan yatırılmış iskeletler, Halaf dönemi insanları hakkında zengin bilgiler verir. 

Irak-Tll Arpaçiyah’ta bulunan taş bir mührün benzeri, Kerküşti’nun Halaf dönemi ticaret ağındaki önemli konumunun küçük ama önemli bir verisidir. 

Komşu sayılabilecek mesafedeki Tell Halaf kazılarında bulunan, oturan geyik motifli kabın benzeri de iyi komşuluk ilişkilerinin işareti sayılabilir. 

Derik Dumanlı Mahallesi Köprüsü

DUMANLI MAHALLESİ KÖPRÜ:

İlçe merkezinin 10 km güneybatısında bulunan Dumanlı Mahallesindedir. 

İnşa kitabesi olmayan köprünün, ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Geçiş yolu düz olan köprüler gurubuna giren yapı, bazalt kesme ve moloz taş ile inşa edilmiştir. Kuzey-güney yönünde uzanan köprü 23.70 metre uzunluğunda ve 3 metre genişliğindedir. Günümüzde faal durumda olan köprü, yuvarlak kemerli dört göze sahiptir. Yapıda herhangi bir süsleme öğesine yer verilmemiştir. Köprünün üst örtüsü asfaltla kaplanmıştır. 

 

 

 

 

Mardin şehir merkezi tanıtımı ve gezilecek yerler rehberi için.

Ağrı Taşlıçay

taşlıçay.genel.1
Ağrı Taşlıçay

Konum olarak: kolay ulaşılabilecek bir yerde. Ağrı’ya çok yakın ve İran transit karayolu üzerinde bir ilçe.

Ağrı Taşlıçay

GENEL

Ağrı il merkezine uzaklık; 32 km. dir. İlçeden geçen: Türkiye-İran transit yolu, ulaşımı kolaylaştırmaktadır.

Denizden yükseklik; 1660 metredir. Ağrının orta kesiminde bulunan ilçenin, büyük bölümü: 2000 metreden yüksek dağlarla kaplıdır. Türkiye’nin en yüksek göllerinden olan Balık Gölünün yarısı, Taşlıçay ilçesi sınırları içindedir.

Taşlıçay ve çevresinde: önemli antik kent yoktur.

 

GEZİLECEK YERLER;

Taşlıçay Üç Kilise

ÜÇ KİLİSE

İlçenin 18 km. doğusunda, Taşteker köyündedir.

Taşkeser köyü, Osmanlı döneminde “Üç Kilise köyü” olarak bilinmekteydi. 

1805 yılında Diyadin bölgesinden geçen Fransız seyyah Pierre Amedee Jaubert uzaktan bakıldığında, kaleyi andıran bir manastıra denk geldiğini kaydetmiştir. Üç kilise köyündeki bu manastırda bulunan rahipler, seyyahın ifadelerine göre her ne kadar münzevi halde iseler de eşkiyanın sebep olduğu tehlikelerden şikayetçi idiler. Keşişler, ziyaretçilerini duvar üzerinden bir ip atarak içeriye kabul ediyorlardı ve aldıkları tek sadaka olan ekmekten ve sütten ikram ediyorlardı. 

1838 yılında bölgede bulunan Erzurum İngiltere Konsolosu James Brant: kayıtlarında köydeki üç adet kiliseye yer vermiş, ancak kiliselerden ikisinin yıkık bir halde bulunduğunu eklemiştir. Brant’a göre: köydeki manastır 306 yılında inşa edilmişti. 

1850 yılında kiliselerden biri ayaktaydı. Burası Beyazıd Sancağında bulunan Ermenilerin ruhani merkeziydi. Aynı zamanda Üçkilise, düzen bozucu veya kanun dışı hareketleri olan rahipler için bir sürgün yeriydi. 

Evet şimdi de Evliya Çelebi’nin yazdıklarına bakalım. Bunların üç yüksek dağ üzerinde üç muazzam kilise/manastır olduğunu, her birinde 100-150 Ermeni din adamı bulunduğunu, kiliselerden ilkinin Enüşirvan zamanında inşa edildiğini, bu mabette zamanında 50-100 düzgün sevimli Mecusi hizmetkar oğlanların, gelen gidenlere cansiperane hizmet ettiklerini, ikinci kilisenin ise Bizans Kayseri tarafından inşa edildiğini ve üçüncü kiliseyi de Ermeni Zenan’ın bina ettiğini kaydeder. 

Kilise ile ilgili gördüklerini anlatmaya devam eden Çelebi, 500 den fazla bakire Ermeni kızın bulunduğunu, genelde alığsız bakla yediklerini, buraya yakından ve uzaktan gelen herkese ve bineklerine hizmet ve ikramda bulunulduğunu, İsa Mesih’e inanan Ermenilerin, kafiristandan buraya ziyarete geldiğini, gayet güçlü vakıfları bulunduğunu, bu vakıfların her birinde beşer-onar mihmandar ve kırkar-ellişer işbazların hizmet ettiğini, Herisesinin/Keşkeğinin de dünyaca meşhur olduğunu belirttikten sonra, başpapazın talimatıyla 200 ruhbanın, Evliya’nın içerisinde bulunduğu elçiler ve diğer zevatı ziyafete davet ederek yemekten sonra hediyeler verdiğini anlatır. 

Evliya Çelebi, Üçkilise ile ilgili bir rivayetten söz eder. “Kilisenin en büyük binası Enüşirvandır. Oraya yılda Ermenilerden kırk-ellibin kişi gelerek toplanır. Dağın tepesinde çimenlik ve düzgün bir alanda ellerindeki eski antika halıyı yere sererek, o dağlardaki ne kadar bitki ve şifa olacak ağaç varsa hepsini büyük bir kazan içine doldururlar. Halının üzerine bir saçayağı koyarak büyük bir ateş yakarlar. Ateş halıyı asla yakmaz. Sonra pişen yiyeceği aralarında pay ederek bir kısmını yerler, pek çoğu da sevap ve şifa olsun diye geldikleri memleketlere götürür. 

Çelebi bu işin sırrını papazlara sorduğunda: Vallahi bu halı üzerinde Hz İsa anasından doğmuştur. İsrail oğullarından korkusundan bir mağaraya kapanan Hz İsa oniki havarisiyle ot toplayarak bu halı üzerinde yemek pişirerek havarilerin karnını doyurmuştur. Yahudilerin Hz İsa’dan bir mucize istemeleri üzerine de ölmüş bir adamı, yine bu halı üzerinde diriltmiştir. Çelebiye göre, halı sanki ipekten yapılmış gibidir. Fakat ne pamuktur ne de yün. Bir çeşit sincap renginde büyük bir seccadedir ve çok ağırdır. Halı Kıbrıs’ta çıkan bir taştan örülmüştür. Çünkü söz konusu taşı tokmakla dövdüklerinde keten gibi olduğundan, iplik gibi eğrilerek, abdest mendilleri, donlar ve gömlekler yapıldığını ifade etmiştir. 

 

Evet bu girişten sonra, Üçkilise ye devam edelim.

Ağrı-Doğubayazıt karayolunun ve Murat nehrinin güneyinde bulunan köy, eski tarihlerde kutsallığı ile ön plana çıkmaktadır.

Birçok: tarih, gezi ve din kitaplarında: bu üç kilisenin ismi geçer.

Ermeniler ve Batılılar, üç kiliseyi: “Surp Ohannes” (Dera Fılla)  adı ile bilirler.

Nuh Peygamberin mezarının da, buralarda bulunduğu söylentileri yaygındır.

Ayrıca: mitolojik söylentilerde: burada; Urartuların “Güneş Tapınağı” (Derka Fılla) bulunduğu ve kalıntılarının halen var olduğu belirtilir.

 

Güneş Tapınağı;

Şöyleki: Miladi yılların başlangıcında: Arsaklı Türkleri, burada: “Bagavan” adlı, büyük ve ünlü bir “Güneş Tapınağı” yaparlar. (Bir başka söylentiye göre ise, köyün tepesindeki Güneş Tapınağı, Urartular tarafından yapılmıştır.)

Bagavan, kelime anlamı olarak “Tanrıların şehri” demektir. 

 

Ermeni Manastırı:

Sonradan: Ermeniler, burada bir manastır yaparlar.

Hıristiyanlık öncesi, Ermenistan’ın en önemli pagan tapınma yeriydi.

Hıristiyanlık öncesi dönemde Ermeni ülkesindeki en ünlü Zerdüşt ateş tapınağı buradaydı. Tarihçi Horenli Movses’e göre: MÖ 3 yüzyılda İran hükümdarının küçük kardeşi olup Ermenistan valisi veya kralı atanan Vağarşak tarafından inşa edilmişti. 

Pagan döneminde, bu kasabada Dikran’ın kardeşi Majan başrahibinin türbesi ile ona bağlı ateşgah ve misafirhane saygı görürdü. Burada sonsuz bir ateş sürekli yanmaktaydı. 

Navasart’ın ilk günü, büyük yortu kutlanırdı. (Navasart: Ermeni takviminin ilk ayının ilk günüdür)

Başlıca ateşgah Vanadur’a adanmıştı.

Ermenistan’ın Hıristiyanlığı kabul etmesinden sonra: Aziz Grigor tarafından yıktırılan tapınağın yerine, Surp Hovhannes Kilisesi yaptırılmıştır. Rivayetlere göre, Ermenilerin Gregoryan Hıristiyanlık mezhebini kabul edip vaftiz oldukları ilk yerdir. 

Evet, bugün, köyün üst tarafındaki dağın tepesinde: tapınak kalıntıları ve bina temelleri görülmektedir.

Evet, Surp Hovhannes Kilisesinden devam edelim.

631-639 yılları arasında yaptırılan kilise 46 metre uzunluğunda ve 27 metre genişliğinde ve 20 metre yüksekliğindeydi. Kilisenin 5 giriş kapısı ve 51 penceresi bulunuyordu. 

Sürekli yağmalara maruz kalan kilise, 1953 yılında yıktırıldı. 

Ermenilerin çok önem verdiği manastır : 1953 yıllarında sökülerek, taşları, Ağrı Merkez Camisinin yapımında kullanılmıştır.

Günümüze, bu kiliseden belirli bir iz ve kalıntı gelmemiştir.

20.000 metrekarelik bir alan üzerine kurulu olan bu kilisenin, günümüzde, sadece temelleri durmaktadır.

Kilisenin güney batısında: içme suyu ihtiyacı için, o dönemden kalan, 40 metrelik derinlikte, üç kuyu var.

Köyün güneyinde: 2000 metre yükseklikteki dağın tepesinde ise: süt deposu olarak kullanılan bir oda var.

Odanın ölçüleri: 4 x 3 metre boyutlarında ve 3 metre derinlikte.

Burada: kiliseye ait koyunların sütü sağılarak, süt deposuna boşaltılıyormuş ve buradan da, yerin altına döşenmiş 25 cm. çapındaki boralarla, köyün içindeki kiliseye aktarılıyormuş.

Kilisenin 50 metre güneyinde, Ermenilere ait mezar taşları var.

 

 

Taşlıçay Balıkgölü

BALIK GÖLÜ

Doğal güzellikleriyle bilinen göl çevresinde yürüyüş, doğa fotoğrafçılığı ve kamp gibi aktiviteler yapılabilmektedir. Yüksek rakımda yer alması sebebiyle doğa severler için huzurlu bir kaçış noktasıdır. 

Taşlıçay Murat Nehri

MURAT NEHRİ

İlçeden geçen bu önemli akarsu, hem bölge halkı için ekonomik ve besin kaynağı hem de doğal güzellik sunan bir alandır. 

Nehir kenarında yürüyüş yapmak ve piknik yapmak için uygun alanlar vardır. 

Taşlıçay Taşlıçay Höyüğü

TAŞLIÇAY HÖYÜĞÜ

Höyük Taşlıçay ilçesi Hürriyet Mahallesindedir. 

Bölgede antik yerleşim izlerine sahip bir höyük olarak öne çıkar. MÖ 1 nci bin yıllarına dayanan buluntular içerdiği belirtilmiştir. Höyük kayalık zemin üzerine kurulmuş olup, küçük bir bölümünde yerleşim izine rastlanmıştır. Günümüzde çevresi tek katlı, bir kısmı kaçak olan konutlar ile çevrilidir. 1 nci derece arkeolojik sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. 

 

 

Ağrı şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Doğubayazıt tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

 

Düzce Konuralp

Düzce Konuralp

Düzce’nin 7 km. kuzeyinde, Akçakoca yolu üzerinde bir beldedir.

Konuralp, bir belde olmasına rağmen, günümüzde Düzce ile birleşmiş gibidir. Ayrıca: Düzce Üniversitesine ait Tıp Fakültesinin de burada olması, burayı anlamlandırır. Ancak, Konuralp, özellikle Roma dönemi kalıntıları ile öne çıkmaktadır.

Tarihi, Milattan önce 3’ncü yüzyıla kadar dayanan Konuralp antik kenti, Konuralp Müzesi, Roma Köprüsü, Su kemerleri ve Antik Tiyatrosu ile Düzce ilinin tarihi ve kültürel değerlerini içinde barındırıyor. Ayrıca, yine Konulalp, günümüzde, Düzce Üniversitesine ait Tıp Fakültesinin burada bulunmasıyla önem kazanıyor. Bir de Konuralp Bey’in türbesi vardır.

Düzce Konuralp

GEZİ ROTASI

Konuralp’deki gezide: antik kalıntılar görülebilir. Bunların başlıcaları: Konuralp Müzesi, Antik Şehir, Tiyatro, Roma mermer köprüsü, mozaikler, surlar, atlı kapı görülebilir.
Zamanınız yettiği sürece, buraları gezebilirsiniz. Özellikle: tiyatro ve müzeyi görmenizi öneriyorum.

Ama önce “Prusias ad Hypium” antik şehrinden söz etmek istiyorum.

 

Düzce Konuralp

Düzce Konuralp

Konuralp Müzesi

Prusias ad Hypium antik kentinin zengin kültürel mirasını yaşatmak üzere kurulan müze: 2003 yılında ziyarete açılmıştır.

Müzede: 3 teşhir salonu, 1 laboratuvar, 2 depo, 1 konferans salonu ve idari bölümler vardır. Müzenin envanterinde: 1848 arkeolojik eser, 491 Etnoğrafik eser ve 3989 sikke olmak üzere toplam 6237 eser vardır.

Düzce Konuralp

Bahçe

Müze bahçesinde: Konuralp (Prusias ad Hypium) antik kentinden çıkan, büyük mimari parçalar, sütunlar, bomoslar (adak yazıtları), ostothekler (ölü küllerinin konulduğu küçük taş lahitler), şehir yasası yazıtları, pythoslar (büyük depolama küpleri), mezar stelleri (mezar taşları), çeşme parçaları, İslami mezar taşları sergilenmektedir.

Düzce Konuralp

Bahçedeki eserlerden en önemlisi: MS 1’nci yüzyıla ait bir girlandlı bir lahittir. Konuralp’in batısında bulunan Tepecik Nekropolde, 1937 yılında bulunmuştur. Mermerden yapılmış lahit: 1.20 metre yükseklikte, 1.22 metre genişlikte ve 2.47 metre uzunluktadır. Lahdin uzun yüzünde, kabartma olarak öküz başlarının taşıdığı çelenkler işlenmiştir.

Bunların ortasında yazıtsız bir tabulaansata görülür. Altta ise aslan, kartal, yaban domuzu ve balıkçıl kuşu tasvirleri bulunur. Lahdin alt kısmında, çeşitli hayvan resimleri resmedilmiştir.

Düzce Konuralp

Yine bahçede mermer üzerinde bir yazıt vardır. Bu yazıtta “Roma imparatoru Hadrian Prusias ad Hypium’u ziyaret etti” ve “İmparator Caracalla Nisan ayında kentten geçerek şereflendirdi” yazılıdır.

Düzce Konuralp

Müze bahçesinde, sıralı olarak sergilenen bomoslar, yaşarken itibarlı insanların ardından dikilmiş birer övgü taşlarıdır.

Düzce Konuralp

Arkeoloji Salonu

Müzenin arkeoloji bölümündeki eserlerin bazıları, Bolu Müzesinden buraya getirilmiştir. Bunlar: günlük kullanım kapları, süs eşyaları, sikkeler, figürlerdir. Bu bölümdeki eserler: Tunç çağından, Doğu Roma’ya kadar çeşitli dönemlere aittir. Bunlar: pişmiş toprak ve mermer heykelcikler, metal eserler, takılar, cam kaplar ve mezar hediyeleridir ve kronolojik olarak sergilenmektedir.

Ayrıca: Roma imparatoru Antonius Pius (MS.138-161)un, 1991 yılında, Konuralp güneyindeki bir tarlada bulunan büstü, ostotekler, mimari elemanlar, bu bölümü tamamlıyor. Müzede bulunan çeşitli dönemlere ait mezar stelleri ise, antik Konuralp hakkında bilgi vermesi açısından ilginçtir.

Düzce Konuralp

Etnoğrafya Salonu

Geleneksel kültürlere ait eserlerin sergilendiği bu salonda: el işlemeleri, yöresel kıyafetler, süs eşyaları, mutfak kapları, aydınlatma gereçleri, tartı aletleri, kişisel eşyalar, kılıçlar, tüfekler sergilenmektedir.

Düzce Konuralp

Taş Eserler Salonu

Konuralp antik kentinde bulunan birçok heykel, çok önceden il dışına götürülmüş ve gittiği müzelerde sergilenmektedir. Bunlardan en önemlisi: burada arkeoloji salonunda sergilenen ama aslı İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan “Tykhe” heykelidir. Orijinali MÖ 4’ncü yüzyıla ait olan bir eserin Roma döneminde, MS 2’nci yüzyılda yapılmış bir kopyasıdır.

Zengin bir süslemeye sahip: kader, şans ve başarı tanrıçası Tykhe’nin başının üzerinde zeytin yapraklarıyla süslü, şehir surunu temsil eden bir taç vardır. Sol kolunda, çeşitli meyvelerle dolu bir bereket boynuzu ile zenginliğin simgesi olan Plutos isminde bir çocuk taşımaktadır.

Tykhe Okeanos’un kızlarından biridir. Kader, şans, başarı tanrıçasıdır. Her kentin bir Tykhe’si vardır.  Tykhe’ler kentlerin koruyucu tanrıçaları olup, başlarında şehir suru şeklinde bir taçla gösterilirler.

Düzce Konuralp

Evet, müzenin bu bölümünde bir mozaik görülüyor. Oprpheus konulu mozaik: Roma dönemi bir taşınmaza ait zemin döşemesidir. Yaklaşık 45 metre kare olan mozaiğin tamamının konservasyonu yapılmış ve sergilenmektedir.

Mozaiğin merkezinde, Orpheus lirini çalar şeklinde, etrafında hayvanlar toplanmış, çevresinde ise dört mevsim, insan yüzü şeklinde betimlenmiştir.

Orpheus: çaldığı müzikle ağaçları ve kayaları harekete geçirdiği ve canavarları yatıştırdığına inanılan bir mitoloji kahramanıdır. Mozaiğin çevresinde aslan, kaplan, tavus kuşu gibi hayvan figürleri ve dört köşesinde, dört mevsim tasvirli kadın başı figürleri yer almaktadır.

Düzce Konuralp

Bir diğer önemli eser Roma Tanrısıdır. Bir yüzü sağa, bir yüzü sola bakan, iki yüzlü Roma tanrısı, taş eserler salonunda sergilenmektedir. Bu tanrı resmine Roma paralarında rastlanır. Janus’a ait olan yüzlerden biri kentten içeri girenlere, diğeri ise kentten çıkanlara bakar. Böylece kentin güvenlik içinde yaşamını sürdürdüğüne inanılır.

Tüm bunların yanında, Konuralp yöresinde bulunan eserlerin bir kısmı ise: İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergileniyor. Bunların başında: 1931 yılında bulunan bereket tanrıçası “Tyche” heykeli, Roma dönemine ait (MS.2’nci yüzyıl) oturan kadın heykeli, Konuralp’in Sarafiye Mevkiinde bulunan ve MS.3’ncü yüzyıla tarihlenen, mermer, çocuk heykeli geliyor.

Düzce Konuralp

Antik Şehir. Prusias Ad Hypium

Düzce’ye bağlı, Konuralp beldesinde, adı: Prusias ad Hypium olan bir de antik şehir kalıntısı var.

Bu şehir: MÖ.3’ncü yüzyıl başlarına tarihleniyor.

Doğudan batıya uzanan, Küçük Melen ve Tabak Çayları yakınında, ovada, bir tepenin üzerinde kurulmuş. Bugünkü Düzce şehrinin kuzeyinde bir yamaç üzerindedir. Güneyindeki ovaya hakim bir tepe üzerindedir.

Antik şehir, önceleri, Hypios olarak anılırken, daha sonraları, Kieros olarak anılmaya başlanmış.

Ancak: Kieros, MÖ.2’nci yüzyıl sonlarında, tarih sahnesinden çekilmiştir.

Bitinya Kralı Prusias, kenti ele geçirdikten sonra büyük bir imar faaliyetine girişmiştir. Şehrin adı: kralın adına izafeten, “Prusias” olarak anılmaya başlanmış.

Roma yapılarının ortaya çıkmasıyla birlikte kent, mimari olarak en üst düzeye ulaşır.

Prusias ad Hypium şehri: MÖ.74 yılına kadar, Bithyn hakimiyeti altında kalır. Bithy birliğini oluşturan 12 kentten biridir. Bereketli topraklarıyla bir tarım kentiydi. Karadeniz ticaretinde önemli bir etkinliği olan kent, Ege ile de irtibatını muhafaza etmiştir.

Özellikle ürettiği tarım ürünleri ve keresteyi nehirler aracılığı ile Karadeniz’e aktarıyor oradan da Ege ile bağlantılar kuruluyordu.

Kral 4. Nikomedes Philopater zamanında; şehirde, siyasi çalkantılar ortaya çıkar.

Büyük Pontus Kralı Mitridates; bölgedeki diğer Bithyn şehirleri gibi, burayı da istila eder ve Pontus hakimiyetine sokar.

Daha sonra, takip eden tarihi süreçte ise, bölgede, Romalılar görülür.

Roma dönemi boyunca: ekonomik hayat canlanır. Şehrin sembolü olan, tanrıça Tyche heykeli ve bu gün Tabak Çayı yatağında, toprakla kapanmaya yüz tutmuş Roma Köprüsü, bu dönemlerden günümüze kalan eserlerdir. Şehrin surlarından ise, günümüze herhangi bir iz kalmamıştır.

Roma devri: MS.395 yılında biter. 535 yılına doğru, Prusias şehri; Claudiopolis’den sonra, bölgenin en önemli ikinci şehirlerinden biri olur. Konuralp’te bulunan haç işaretli mezar mermerleri de, bu devre ait arkeolojik kalıntılar olarak dikkati çeker.

Evet, takip eden dönemde: Osman Gazi Beyliği sırasında, Düzce ve yöre, Türk hakimiyeti altına girer. Konuralp Bey; bu dönemde, bölgedeki çoğu yer gibi, burayı da fetiheder. Düzbazar’ı ele geçirir ve sonra Bizanslılar ile, Uzuncabel’de yapılan iki gün süren savaşı kazanır ve bölgenin tek hakimi olur.

Bunun üzerine: Osman Gazi; Düzce Pazarı (yani ovayı) ve Bizans Prusias şehrini, Konuralp Bey yönetimine verir. Bundan böyle, burası: “Konrapa” diye anılmaya başlanır.

Düzce Konuralp

Antik Tiyatro-Kırk Basamaklar:

Konuralp’in tarihi zenginliğini gösteren en önemli kalıntılardan biridir. Batı Karadeniz bölgesinde, günümüze gelebilen tek antik tiyatrodur. Halk arasında “Kırk Basamaklar” olarak da bilinir.

Helenistik dönemde MÖ 300-30 yılları arasında inşa edilen tiyatro, Roma döneminde (MÖ 30-MS 300) eklemelerle büyütülmüştür.

Düzce KonuralpMS.1’nci yüzyıla kadar, yöreye hakim olan Prusias krallığı döneminin sanatsal zenginliğini gösteren, en canlı eserlerdendir. Tepenin üst kısmına yaslanmış olarak durmaktadır. Yarı daire şeklindedir. İki ucu kesişmiş oturma kademeleri, yarı daireden daha kısa bir şekil almıştır. Güneye bakmaktadır.

Seyirci kapasitesi 10.000 kişiliktir.

Uzunluğu: 100 metre, genişliği ise 74 metredir. Beyaz, sağlam ve mahalli, güzel kalkerli taşlardan yapılmıştır.

Üst kısmındaki oturma kademelerinin yarısı, iyi korunmuş durumdadır. Aslan pençeleri ile süslenmiş olan oturma kademelerini, bölümlere ayıran 7 merdiven var.

Sahne binası, büyük dikdörtgen şeklindedir. Sağda ve solda, bir koridora açılan, kemerli geçitleri ile orkestrasının bulunduğu kesime geçilir. Kemerlerden, yalnızca en sağdaki, yarı daire şeklinde ve örtülü olanı, bugüne dek ayakta kalabilmiştir.

Sahnenin önündeki üç büyük kemerli kapıdan ise, bugün, yalnızca biri sağlam olarak ayakta kalabilmiştir. Cephede, korniş altında, büyük harflerle yazılı, Yunanca kitabeden ise, küçük bir parçası, bugüne kadar muhafaza edilebilmiştir.

Anlatılanlara göre, tiyatronun girişinde büyük bir kuyu varmış. Şimdi de gözüküyor fakat bugün restorasyon katliamı sonucu, ağzına kadar çakıl taşları ile doldurulmuş.

Eskiden, Roma döneminde, o arenada, aslanlarla ya da birbiriyle dövüştürülen köleler, özgürlüklerini elde etmek bir şansmış, o kuyu. Şöyle ki, galip gelen köleye, kuyuya girme izni veriliyormuş. Köle kuyuya inince, karşısına 3 tünel çıkıyormuş.

Tüneller, yalnızca bir insanın geçebileceği kadar darmış. Tünellerden biri akreplerle ve çıyanlarla son bulurmuş. Diğer tünel, yılanlarla dolu, çıkmaz bir yolmuş.

Üçüncü tünel ise, şehir surlarının dibinde, özgürlüğe açılıyormuş. Bu tünelin uzunluğu yaklaşık 500 metre imiş. Tünelin çıkışı halen gözüküyor.

Evet, bugün. Yaklaşık 2000 yıllık tiyatro alanı içindeki yapılar: Konuralp Belediyesi tarafından istimlak edilmiştir. Tiyatronun yüzde 85’lik bölümü ortaya çıkarılmıştır.

Tiyatro: düzenlenen çeşitli etkinlikler ile, yeniden canlandırılmış. Son yıllarda, burada, festivaller ve konserler düzenleniyormuş.

Düzce Konuralp

Roma Mermer Köprüsü

Konuralp’in batısından geçip, Efleni Gölüne dökülen, Tabak Deresi üzerindedir.

Akçakoca yolu ile Çilimli yol ayrımında bulunuyor. Bugün, yalnızca 10 metrelik bölümü ve üç kemeri görülebiliyor.
Beyaz mermer bloklardan ve hiç harç kullanılmadan yapılmış olması, köprünün en büyük özelliği olarak tanımlanıyor.

Mozaikler

İlk olarak, 1959 yılında, Konuralp şehir merkezinin güneyinde, Akçakoca yolu kenarında, eski Roma Yolu olduğu tahmin edilen kanal mevkiinde, tesadüfen, iki büyük ve önemli mozaik bulunur. Daha sonra, bu mozaiklerin bulunduğu alan, İstanbul Arkeoloji Müzesi ilgilileri tarafından kazılarak incelenir. Ancak, ödenek yokluğundan, çıkarılamazlar ve üzerleri yeniden toprakla kapatılır.

1997 yılında, Konuralp Turizm Tanıtma Derneği tarafından başlatılan girişimler sonucu: Kültür Bakanlığından izin alınarak, Bolu Müze Müdürlüğü gözetiminde, mozaikler için yeniden kazı yapılır. 1959 yılında bulunan ve üzerleri kumla örtülen mozaikler, yeniden ortaya çıkarılırlar.

İlk mozaikte: 40 metre karelik mozaik zeminde: Lir çalan Orpeus, çevresinde hayvanlar ve dört köşesinde dört mevsim tasvir edilen kadın başı figürleri ortaya çıkarılır.

Diğer mozaikte ise: Archilleus ve annesi Thetis ile ilgili sahneler resmedilmiştir. Mozaiklerin; MS.1’nci yüzyılda, Roma devrinde yaşayan zengin bir Romalının evinin salonuna, alt zemin döşemesi olarak yapıldığı sanılmaktadır.

Düzce Konuralp

Surlar

Roma dönemine ait olan kale duvarlarından, herhangi bir kalıntı görülmemektedir. Ancak: MS.253-268 yılları arasında, İmparator Gallienus zamanından kalan bir sikkede, Prusias ad Hypium şehrinin, iki kuleli şehir kapısının tasviri görülmektedir.

Bizans dönemine ait surların, 200 metrelik bir kısmı ise, hala ayaktadır. Bu surlar, Akçakoca yolu kenarında, antik mermer köprünün bulunduğu yerin tam karşısından başlar ve Hamam Sokağına kadar devam eder. Evlerin bahçelerinde kalan surların bir kısmı, bugün kimi yerde evlerin temeline, kimi yerde ise bahçe duvarını oluşturuyor.

Düzce Konuralp

Atlı Kapı

Şehir merkezinin güneyinde, Düzce’den gelen ana caddenin sağında, antik tiyatroya kadar uzanan, dar bir yol üzerindedir. Sokağa da adını veren atlı kapının, ikinci defa kullanılmış olan mahal taştan, büyük bir lentosu bulunuyor.

Üzerinde at tasviri ve Yunanca bir kitabe bulunan taşın, bir Prusias vatandaşı tarafından, annesine mezar kitabesi olarak yaptırıldığı sanılıyor.
Surlar, buradan itibaren bir süre daha güneydoğu istikametinde devam ediyor ve kare şeklinde bir kule ile son buluyor.

Su Kemerleri-Kemerkasım/Çiftepınarlar:

Kentteki su kemerleri ve agoraya ait kalıntılar, antik dönemdeki mühendislik ve sosyal yaşam hakkında önemli bilgiler sunmaktadır.

İki farklı yerde görülür. Kemerkasım köyü yakınlarında ve Çiftepınarlar Mahallesi sınırlarındadır.

Helenistik ve Roma dönemlerinden kalmadır.

Horasan harçlı, karışık kesme taş ve moloz taş kullanılmıştır.

İki katlı bir yapı olduğu düşünülüyor.

Yaklaşık 160 metre uzunluğunda ve 20 metre yüksekliğe ulaşan kısımları vardır.

Başlıca istinat ayakları (11 tane) iyi korunmuş durumdadır.

Üst yapısı büyük oranda toprak altında kaybolmuştur.

Sonuç

Evet, Konuralp, tarihi süreç içinde, bulunduğu yer itibarı ile, önemli bir yerleşim yeri olarak kullanılmış. Özellikte: amfitiyatro ilginç. Çünkü: bu bölgede, başkaca, bu tür tiyatro kalıntısı yok. Tarihi süreç içinde, büyük bir medeniyetin kurulduğu anlaşılan burada, antik kalıntılar arasında gezmek ve tarihi yaşamak mümkün.

Merakınız varsa, bu bölgeden geçerken veya zaman ayırırsanız, bir gün içinde, bu tarihi mekanları gezmeniz mümkün. Tarihi sevenlerin bu mekanları gezmekten keyif alacaklarına inanıyor ve öneriyorum.

Düzce Konuralp

KONURALP TÜRBESİ

İl merkezine bağlı Konuralp’te: 1323 yılında şehri Bizanslılardan alan Konur Alp’in türbesi bulunmaktadır. Bugün, yeni bir yapı gibi görünen türbenin içinde 3 mezardan birinin Konur Alp’in yakınlarından Ali Hamza’ya ait olduğu bilinmektedir.