Kastamonu Taşköprü

taşköprü.isim veren köprü.en başa.1
Kastamonu Taşköprü

Kastamonu ilinin en büyük ilçesi. Ayrıca: 25 adet arkeolojik Sit ve 1 adet doğal Sit alanı ile, turizmin öne çıktığı bir ilçe. Özellikle: tarih meraklıları için: kale kapı kaya mezarı ve antik Pompeipolis kenti kalıntıları mutlaka görülmesi gereken yerler. Tabii bir de Taşköprü  denilince akla gelen “sarımsak”

taşköprü.genel.1
Kastamonu Taşköprü

ULAŞIM

Kastamonu il merkezine yakın ve gayet düzgün bir yol ile bağlanıyor. Bu yolun uzunluğu: 42 km. İlçenin devamında ise, Hanönü, Boyabat üzerinden, Sinop yani Karadeniz kıyısına ulaşmak mümkün. Hanönü-Taşköprü arasındaki uzaklık: 27 km.

taşköprü.pompeipolis.3.en başa koy
Kastamonu Taşköprü

TARİHİ

İlçenin bulunduğu: Gökırmak (Amnias) Vadisinde, tarih boyunca, sürekli olarak yerleşimler görülür. Özellikle: Zımbıllı Tepesi olarak anılan, antik Pompeipolis şehri, bu yerleşimlerin merkezini oluşturmaktadır. İlçe merkezine: yalnızca 300 metre uzaklıkta olan Pompeipolis şehri: Kastamonu-Sinop kara yolunun da yanında kalmaktadır.

MÖ. 1000 yılından itibaren, takip eden dönemde: bölgede: Frigya, Kimmer, Lidya, Pers, Helen, Pontus ve Roma imparatorluğu egemenlikleri görülür. Ancak, bölge genellikle, yerel krallar tarafından idare edilmiştir. Bölge halkının ise: Balkanlardan gelmiş, bir Thrak boyu olduğu düşünülmektedir.  

Romalılar döneminde: Pompeiopolis, eyalet merkezi durumunda idi. Zımbıllı Tepesi ise, Akropol olarak kullanılıyordu. Eyalet valisinin sarayı, mabet ve ileri gelenlerin evleri burada idi.

Türklerin bölgeye ilk girişleri: 1213 yılında, Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın komutanlarından Hüsamettin Çoban tarafından sağlanır. Daha sonraki dönemde: Danişmendliler, Çobanoğulları ve Osmanlılar görülür.

taşköprü.genel.2
Kastamonu Taşköprü

GENEL

İlçe ismini: Roma döneminde yapılan ve Çobanoğulları  döneminde geliştirilen, ilçe girişindeki taş köprüden alıyor.

İlçe: tarih bölümünde anlattığım gibi, tarih boyunca sürekli olarak çeşitli uygarlıkların yerleşimlerine tanıklık ettiğinden: bol miktarda tarihi kalıntı bulunmaktadır. İlçenin 13 değişik yerinde, 70 civarında Tümülüs tespit edilmiştir. Bu Tümülüsler içinde, eski dönemlere ait, tarihi kalıntılar bulunmakta ve kazı çalışmaları ile gün ışığına çıkarılmayı beklemektedirler.

taşköprü.sarımsak.1
Kastamonu Taşköprü Sarımsağı

SARIMSAK

Dünyanın en kaliteli sarımsağı, burada yetiştiriliyor. Çiftçiler, dünyaca ünlü bu sarımsağa “Beyaz altın” ismini vermişler. Taşköprü sarımsağı: pembe beyaz kabuklu, acı,  kışa dayanıklı ve ihracata elverişlidir. Dişler: orta irilikte ve muntazam sıralanır. Saklamaya ve depolamaya dayanıklı bir çeşittir. İç ve dış piyasalarda en çok aranan türdür.

Yiyeceklerimize çeşni veren sarımsakta: su, karbonhidrat, protein, yağ, seliloz bulunur. Ayrıca: A, B1, B2, Niasin ve C vitaminleri bulunur. Tıbbı açıdan: damarları genişletme, tansiyonu düşürme ve kandaki pıhtılaşmayı önleme gibi özellikleri vardır.

Ayrıca: kandaki yağ oranını dengeleyerek kolesterolü  düşürdüğü, damarlardaki kireçlenmeyi ve beyin kanamalarını engellediğini bilinmektedir. Ayrıca: mide ve bağırsak enfeksiyonlarını önleyip, mide, bağırsak ve safra kesesisin harekete geçirerek, sindirime yardımcı olur.

Evet: sarımsak, baharı ılık ve rutubetli geçen bölgeleri sever. Bu açıdan bakıldığında Taşköprü iklimi, sarımsak tarımı için uygundur. Yıllık üretim: 18.000 ton civarındadır.

taşköprü.festival.1
Kastamonu Taşköprü

ULUSLAR ARASI TAŞKÖPRÜ SARIMSAK VE KÜLTÜR FESTİVALİ

Her yıl, Eylül ayı başında, Taşköprü Belediyesi tarafından: “Uluslar arası Taşköprü Sarımsak ve Kültür Festivali” düzenleniyor.

taşköprü.kuyu kebabı.1
Kastamonu Taşköprü Kuyu Kebabı

NE YENİR

ÇEVİRME (SIRIK) KEBABI

Bu ismin verilmesinin sebebi, kebap yapılacak hayvanın sırığa geçirilmesidir. Bu nedenle: birçok yörede yapılan çevirmeden farklıdır. Kuzu, koyun, keçi gibi hayvanlar kullanılır.

 

ALAN TARAMASI (KUYU KEBABI)

İlçenin zengin mutfağının başlıca sebebi: ormanları, bitki örtüsündeki çeşitlilik ve buna bağlı olarak yetiştirilen hayvan varlığıdır. Bu bitki örtüsüne bağlı olarak yetiştirilen hayvanların içinde: kuzular ön plana çıkar. Kuyu kebabı da; kuzu etinden yapılır.

ETLİ EKMEK

İlçenin en tanınan yemeklerinden biridir. Un ve kıyma ana malzemesidir.

taşköprü.genel.4
Kastamonu Taşköprü

GEZİLECEK YERLER

taşköprü.isim veren köprü.1
Kastamonu Taşköprü

TAŞKÖPRÜ

İlçeye adını veren Taşköprü, Gökırmak üzerinde ve ilçe girişindedir. Uzunluğu: 68 metre olan köprünün, 7 gözü bulunmaktadır. Günümüzde: bu gözlerden, yalnızca 6 tanesi açıktır. İlk olarak Roma  döneminde yapıldığı sanılmakta ise de; 1366 yılında, Ali Bey tarafından Kastamonu Emiri Celalettin Beyazıt adına yaptırılmıştır.

taşköprü.zımbıllı tepe höyüğü.1
Kastamonu Taşköprü Zımbıllı Tepesi Höyüğü (Pompeipolis)

POMPEİPOLİS

Kastamonu ili Taşköprü ilçesi sınırları içindedir. Kastamonu il merkezine 45 km uzaklıktadır.

Polpeipolis kent merkezi, bugünkü Taşköprü ilçe merkezinde ve Boyabat çıkışı otoyolunun sol tarafındadır. Zımbıllı Tepesi olarak anılan ve en yüksek noktasında denizden 594 metre yüksekliği bulunan bir tepe ile bunun kuzeyindeki daha alçak bir tepe üzerinde yer almaktadır.

Yani: Zımbıllı tepesi, iki tepeden daha yüksek olanı Akropol olarak kullanılmış ve iki tepenin çevresindeki düz alan Pompeipolis’in yerleşim alanını oluşturmaktadır.

Pompeipolis’in sınırları: kuzeyde Küre dağlarının güney yamaçlarına, güneyde: Ilgaz dağının kuzey tarafına, doğuda: Hlys ırmağına ve Osmancık civarına ve son olarak batıda: aynı zamanda Amosttris’in de sınırı olan Pınarbaşı vadisine kadar uzanmaktadır.

Antik kentin kurulmuş olduğu Zımbıllı Tepesi Höyüğü olarak anılan alan ve kuzeydoğusu 1980 yılı itibarıyla Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

TARİHİ

Paflagonya bölgesinin önemli yerleşimlerinden biridir.

MÖ 64 yılında Roma dönemindedir.

Kentin kurucusu Romalı komutan Pompeius Magnus’tur.

MÖ 66-63 yılları arasında Romalı general Pompeius Magnus, Pontus Kralı VI Mithridates’e karşı yürüttüğü seferler sonucunda Paflagonya bölgesini Roma’ya katmıştır.

Bölgedeki birçok küçük yerleşimi birleştirerek, MÖ 64 yılında Amnias vadisinin doğu-batı yolu geçişi üzerinde, Pompeipolis adıyla yeni bir şehir kurmuş ve bölgeye başkentlik yapmıştır. Kent 100-150 yıllık bir süre için Paflagonya’nın başkentliğini yapmıştır.

Aslında arkeolojik araştırmalara göre, kentin MÖ 10 bine kadar geri gittiğini gösteriyor. Bu kent daha önce de burada vardı ama Pompeus burayı aldıktan sonra adını değiştirdi.

Şehrin en önemli özelliği, ticaret yolları üzerinde bulunmasıdır. Özellikle kuzey-güney doğrultusunda Karadeniz kıyılarına ulaşan yolların kesişiminde yer alması, kenti önemli bir idari ve ekonomik merkez haline getirmiştir.

Ayrıca antik kent, bir zamanlar panayır ve festival kenti olarak da biliniyor. Kentte iki bin yıl öncesinde dansçı ve sporcuların katılımıyla gerçekleşen festivaller düzenlendiği tespit edildi.

Panagiris adı altında panayır düzenleniyormuş. Pompeipolis’te çıkan bir taş üzerine yazılan yazıdan bu anlaşılmıştır.

MS 7’nci yüzyıl başlarında Sasaniler tarafından işgal edildiğine veya MS 8’nci yüzyıl başlarında Arap akınları esnasında, kent sakinlerinin düzlükte ve korumasız bir durumda olan Gökırmak kıyısındaki eski kentlerini terk ederek, 6 km kuzeydoğuda yer alan bir kaleye göç etmiş oldukları düşünülmektedir.

Kız kalesi olarak anılan bu kalenin temellerinde, Roma ve erken Bizans dönemlerine ait devşirme malzemeler kullanılmıştır. Bu tip malzemelerin gelebileceği tek yer ise Pompeipolis kentidir ki bu da ahalinin bu kaleye taşınmış olduğu görüşünü desteklemektedir.

Muhtemelen bu evrede kentteki yapılar sökülerek yeni kale için yapı malzemeleri çıkarılmıştır.

MS 1391 yılına ait bir mektupta, bu kalenin yapı malzemelerinin hemen tamamıyla eski gösterişli bir kentten ve özellikle de kolonadlarla süslenmiş bir köprüden alınmış olduğu aktarılmaktadır.

Bu köprü de, büyük ihtimalle bugün Taşköprü olarak anılan eski Roma köprüsüdür.

Strabon tarafından Pompeipolis antik kentiyle ilgili olarak aktarılan bilgiler de oldukça önemli ipuçları vermektedir.

“Bundan başka Pontos eyaletinin Halys nehrinin dışındaki kısmı kaldı, yani Sinopis yakınındaki Olgassy dağı etrafındaki ülkeyi kasdediyorum. Olgassy dağı olağanüstü yüksek ve tırmanması zordur. Bu dağın her yerinde kurulmuş olan tapınaklar Paflagonyalıların elindedir. Etrafındaki Blaene ve Domenitis oldukça verimli topraklardır. İkincisinin içinde Amnias nehri geçer. Ve burada yapılmış olan bir iskan olan Pimolisa’dan çok uzak değildir ve şimdi harabe halindeki bu krali kaleden ötürü nehrin her iki yanındaki ülkeye Pimolisene denmektedir. Sandarakurgion dağının, yapılan madencilikten dolayı içi boşaltılmıştır. “

 

taşköprü.pompeipolis.2
Kastamonu Taşköprü Zımbıllı Tepesi Höyüğü (Pompeipolis)

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR

Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet dönemlerinde, ilgili mercilerden alınmış ruhsatlar yardımıyla Zımbıllı Tepesinde taş ocağı olarak işletme açılmış olduğu ve yüzey kalıntılarının yerlerinden sökülerek Taşköprü ve çevresinde devşirme malzeme olarak kullanılmış olduğu anlaşılmıştır.

Sit alanı olarak tescil edilmiş alanın doğusundaki sanayi sitesindeki binaların inşaatı sırasında çok sayıda sütun ve sütun başlığı ile  çeşitli yapı taşlarının çıkarılmış olduğu, Taşköprü sakinleri tarafından anlatılmaktadır.

Sonuçta, buradaki kazılar burada 17 yıldır sürdürülmektedir. Son yıllardaki hızlı çalışmalar sayesinde burada bir turizm destinasyon bölgesi kurulacağı belirtiliyor.

Buranın Türkiye’nin adeta ikinci Efes’i olacağı iddia ediliyor.

 

taşköprü.pompeipolis.1
Kastamonu Taşköprü Zımbıllı Tepesi Höyüğü (Pompeipolis)
ROMA VİLLASI VE MOZAİKLER:

1984 yılında, MS 400 yıllarında kiliseye dönüştürülmüş bir Roma villası olduğu anlaşılan yapı açığa çıkarılmıştır.

Yapının orta mekanının taban mozaikleri sağlam bir zemin üzerinde 0.06 m kalınlığında su geçirmeyen kırmızı bir haç üzerine, renkli cam, fırınlanmış renkli kırma taş ile üçgen ve kübik mermerlerden yapılmıştır.

Mekanda farklı zamanlara ait iki ayrı mozaik tespit edilmiştir.

Bunlardan orta mekanın güneyinde yer alan mozaik: daha geç devirde ve diğerine göre daha özensiz bir biçimde yapılmıştır.

Mavi ve beyaz renklerin hakim olduğu, dalga süslemesine sahip olan mozaiğin çevresi ince kırmızı-beyaz bir bantla çevrilmiştir.

Sağlam kalan küçük bir parçada, dikdörtgen bir pano içinde büyükçe bir eşkenar üçgen ve köşelerde küçük üçgen motifleri görülür. Bu eşkenar dörtgenin içinde, kenarlarında küçük damlalar şeklinde süslemeler bulunan bir dikdörtgen daha yer alır.

Orta mekandaki diğer mozaik ise, 1971 yılında Pancar deposu inşası sırasında açığa çıkmıştır ve bilinen Pompeipolis mozaiklerinin en dikkat çekicisidir.

Figürsel süslemeye sahip olan amblemata kısmını, değişik süsleme ve ölçülerde 6 tane bant çevrelemektedir.

Bunların arasında meander, dalga, örgü, asılı kanca, balık pulu ve eşkenar dörtgen içindeki stilize göz motifleri dikkat çekicidir.

Ortadaki amblemata kısmında ise deniz üzerinde geri planda bir yelkenli gemi ve önde giysisiz bir kadın ve Triton bezemesi yer alır.

Deniz mavi, dalgalar siyah, ufuk ise beyaz renklidir.

Mozaiğin dikdörtgen çerçevesi içinde kullanılmış olan kübik taş parçaları amblemataya doğru gelindiğinde daha küçülür.

Figürlerden kadının ayak, kol ve gözleri ile Triton’un saç, göz ve karnındaki helezoni kısımlar renkli camlardan yapılmıştır.

Hellen mitolojisinde Triton, bir deniz tanrısı olarak görünür ve nadiren de göllerle ilişkilendirilir.

Bu nedenle mozaiğin amblemata kısmında yer almış olan betimi bilinen bir mitolojik öykü ile bağdaştırmak çok daha uygun gözükmektedir.

Bu öyküde: gölde yıkanan kadınları kaçırmaya çalışan Triton, tanrı Dionysos tarafından engellenmiştir.

Betimde herhangi bir mücadele izi görülmemekle birlikte Triton, dizinden ve kolundan yakalamış olduğu kadını sırtında taşımakta ve kafasını çevirmiş bir halde adeta onu kontrol etmektedir. Böylece daha evvelden hafirlerince Nereid-Triton mozaiği olarak tanımlanmış bu mozaikte gölde yıkanan kadınlardan birisinin Triton tarafından kaçırılmasının konu edildiği bir mitolojik öykünün betimlenmiş olması akla daha yakın gelmektedir.

Edinilen bilgiye göre, bu mozaik 1971 yılında açığa çıkarılıp temizlenmiş ve fotoğrafları çekildikten sonra akşam olduğu için ertesi gün kapatılmak üzere olduğu için bırakılmıştır.

Ancak ertesi sabah gelindiğinde gece boyunca bu mozaiğin amblemata kısmında kaçak kazı yapılmış olduğu görülür, elbette cahilce yapılmış bu kazı mozaiğin özellikle amblemata kısmının bir daha bir araya getirilemeyecek şekilde tahrip olmasıyla sonuçlanmıştır.

1984 yılında, 2 Numaralı kazı alanında, diğerinin hemen batısında, yüzeyde mozaik izlerine rastlanmasıyla açılmış ve bu alanda çok bölümlü bir yapı kompleksi açığa çıkarılmıştır.

Yapıdaki mozaik döşeli iki mekandan, kuzeybatıda yer alanı oldukça kötü durumda koruna gelmiştir.

Çeşitli düz bantlar, örgü bantları ile geometriksel süslemeler bulunan mozaik kaplamada, dörde bölünmüş eşkenar dörkgenler, daire içinde eşkenar dörtgenler ve dikdörtgen içinde eşkenar dörtgen ve yine içte daire içinde eşkenar dörtgenden teşkil edilmiş stilize göz betimleri bulunmaktadır.

Bu mozaiğin kuzeybatı kenarında “iyilik için iyilikle gir” anlamına gelen Hellence bir yazı bulunmaktadır.

Yapıdaki ikinci mozaik ise diğerine nazaran çok daha kötü korunmuştur.

Buradaki hafirleri tarafından helezoni kıvrımlar olarak tanımlanmış süslemeler kırmızı, beyaz ve mavi renklerden oluşturulmuştur.

Bunların dışında, 1955 yılında ortaya çıkarılıp fotoğraflandıktan sonra tekrar kapatılmış diğer mozaik de oldukça ilgi çekicidir.

Burçlar mozaiği olarak adlandırılmış mozaik kaplamanın amblemata kısmında gökyüzü ve güneş sistemi ile ilgili bir betim yer almaktadır.

Ortadaki sakallı erkek başının çevresinde çift çizgili daire dikey çizgilerle 12 eşit kısmı ayrılmıştır.

Bunların içinde 12 ayı temsil eden, 12 burç yer almaktadır.

Bunlar sırasıyla: kova, balık, koç, boğa, ikizler, yengeç, aslan, başak, terazi, akrep, yay ve oğlak bezemeleridir.

Dairenin dışındaki köşelerde; ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış mevsimlerini sembolize eden kadın figürleri bulunmaktadır.

Ambelemata örgü motifi ile çevrelenmiştir ve dış kısmında, daire ve elipslerin kesişmesinden oluşan üçgen, baklava ve dikdörtgen motifleri içeren ve iç içe geçmiş panolardan oluşan bir bezeme bulunmaktadır.

Tüm bunlar değerlendirildiğinde: güçlü bir Roma iskanı bulunan antik kentte, çok sayıda ve güzel mozaik kaplamalar ile bezenmiş villaların ulunmakta olduğu anlaşılmaktadır.

Bu yüzden, antik kentte yapılacak uzun süreli ve kapsamlı çalışmaların Antakya ve Zeugma gibi kentlerde açığa çıkarılmış mozaikler ile kıyaslanabilecek zengin bir koleksiyon oluşturacağı büyük bir olasılık olarak ortaya çıkmaktadır.

Evet, mozaikler bir çatı yapılarak koruma altına alınmıştır.

 

Evet, Roma villasından söz etmeye devam edeceğim:

Villanın kapsadığı alan yaklaşık 1600 metre karedir.

Bu büyüklük, Anadolu’daki Roma villaları arasında en büyük 3-4 villa arasında olmasını sağlamaktadır.

Yapıda, farklı odalar, özel mekanlar ve ortak kullanıma açık bölümler vardır.

Alt yapı sistemi mevcuttur, su kanalları, çeşmeler gibi suya dair sistemler tespit edilmiştir.

Villanın sadece temelleri ve alt katmanları günümüze ulaşmış olup, üst yapılar büyük oranda tahrip olmuştur.

AGORA:

Ticaretin yapıldığı kamusal alanın kalıntılarına ulaşılmıştır. Ancak ayrıntılı bilgi yoktur.

SÜTUNLU CADDE:

Roma şehir planlamasına uygun olarak yapılmış, geniş bir ana cadde ve yan yollar vardır.

Pompeipolis kentinde merkezi bir yapıdır.

Hem ticari hem de kamusal işlevi olan, şehir içi ulaşımı, sosyal etkileşimi, mimari düzeni belirleyen önemli bir aks olmuştur.

Kent kapılarından limana uzanan ana yol fonksiyonu görür.

Cadde yaklaşık 350 metre uzunluğundadır. Genişliği ise 14.5 metredir.

Günümüzde ayakta kalan sütun sayısı 33 dür.

Bunlardan 4 tanesi, batı sütun sırasına, 29 tanesi doğu dizisine aittir.

Sütun başlıkları korint düzenindedir.

Bazılarında figürlü süslemeler vardır.

Sütunların üzerindeki konsolların imparator ya da üst düzey yöneticilerin büstlerini taşıdığı yazıtlardan anlaşılmıştır.

NEKROPOL:

Nekropol, sütunlu caddenin doğusunda, antik kent surlarına ve yerleşim alanına nispeten yakın bir bölgededir.  

Bu mezarlık alanı, Roma dönemine ait mezarların bulunduğu bir bölgedir.

Nekropol alanında yapılan kazılarda yaklaşık 50 mezar açığa çıkarılmıştır.

Mezarların büyük çoğunluğu, Roma dönemine ait, özellikle 1-2’nci yüzyıllar arası döneme tarihlenir.

Bazı mezarlar kayaya oyma mezar tipidir.

Mezarların bazıları mezar hediyesi içermiş, bu tip hediyeler arasında cam, yağdanlık, figürün parçaları vardır.

HAMAM VE SU SİSTEMİ:

Roma dönemine ait su kemerleri ve hamam kalıntıları vardır.

Pompeipolis antik kentinin suyunun bugünkü Taşköprü’nün 5-6  km kuzeybatısındaki Aygır dağındaki temiz su kaynaklarından sağlanmış olduğu ve bu suyun, üstü kapak taşlarıyla veya tuğlalarla örülü 0.80 metre yüksekliğinde ve 0.50-0.60 metre genişliğinde su kanalları yardımıyla getirilmiş olduğu, bu yüzyılın ilk yarısında görülebilir durumda olan kalıntılar sayesinde tespit edilmiştir.

Ayrıca 1984 yılı kazılarında ortaya çıkarılmış olan yer atındaki basit taşlarla ve tuğlayla kapatılmış su tesisatının Aygır dağından kente su taşımak için kullanılmış kanallarla bağlantılı olduğu düşünülmektedir.

TİYATRO:

2024 yılında tiyatronun kazıları bitirilmiştir.

Ancak tiyatronun onda dokuzluk bölümü tahrip olmuştur.

Tiyatronun seyirci kapasitesi 2.000 kişiliktir.

Tiyatronun yanında yer alan Odeon (müzik dinleme yapısı) çok önemlidir.

Bölgede hem tiyatro hem de Odeon olan bir antik kent yok, hatta bölgede bir tiyatrosu bulunan antik kent bile tespit edilmemiştir.

Odeon’da iki Afrodit heykeli bulunmuştur. Bölgede ilk defa Afrodit heykellerine rastlanmıştır.

Afrodit heykelinin bir tanesinin başı, aynı zamanda başka bir küçük şekilde yapılmış Afrodite tespit edilmiştir.

Daha da ilginç olanı: Odeon’da 2 metre kalınlığında kül tabakası kazılmıştır. Bu da ne yazık ki antik kentte mermer yakılarak kireç elde edildiğini kanıtlamaktadır.

Odeon ve tiyatroda oturma sıralarının hepsinde neredeyse yakıldığı ve kireç haline dönüştürüldüğü anlaşılmıştır.

Oturma sıralarından günümüze ulaşan herhangi bir kalıntı çıkmamıştır. Sadece birkaç parça bulunmuştur. Oturma sıralarından sadece 3 sırası var. Geri kalan oturma sıralarının tamamının, bloklarının sökülmüş olduğu görülmüştür. Sadece alt yapısı duruyor.

Yapı: tuğla ağırlıklı ana kayaya oturtulmuş bir yapıdır.

Yapı: MS 2’nci yüzyıla ya da ilk yarısının 150-160 tarihlerine verilmektedir.

Yapının tuğla duvarlarının üzerinin ise mermerle kaplandığı anlaşılmaktadır.

Birkaç yerinde de duvar resimleri olduğu görülmüştür.

Evet, araştırmalara göre: tiyatro 4’ncü yüzyılın sonundan itibaren terk edilmiştir.

 

 

taşköprü.kale kapı kaya mezarı.
Kastamonu Taşköprü Kalekapı Kaya Mezarı

KALEKAPI KAYA MEZARI

İlçe merkezine 17 km. uzaklıkta, Donalar köyündedir. Yüksek bir kaya üzerine oyulmuştur.

Mezar yerden 8 metre yükseklikte oyulmuştur. Mezarın girişi: 4.5 metre uzunluğunda, 2 metre eninde ve 3.10 metre yüksekliğindedir. Girişte: 2 sütun var ve bu sütunların birbirleri ile ve duvarlarla açıklıkları: birbirine eşittir.

Bu sütunlar: dört köşe bir kaide üzerinde, yuvarlak silmelidir. Sütun gövdesi: yuvarlaktır. Bunlardan: soldakinin üzerine bir haç motifi ile Grekçe tanrı yazısı yazılıdır.

Sütun başlıkları: kare şeklindeki  tabyalar üzerine çökmüş boğalardan meydana gelmiştir. Buradaki boğaların ön yüzleri:  dışarıya, arkaları ise mezara doğru çevrilmiştir. Giriş yerinin duvarları ve tavanı, son derece muntazam oyulmuştur. Bu girişten, sol taraftaki mezar odasına geçilmektedir.

Bu oda: 4.60 x 2.30 metre ölçülerindedir. Yüksekliği ise: 1.80 metredir. Oda içinde: ölü sediri bulunmaktadır. Bu odada: 1.20 x 0.45 metre ölçülerindeki bir kapıdan, sağ taraftaki odaya geçilir. Bu oda da: 3.80 x 2.70 metre ölçülerindedir. Yüksekliği, yine: 1.80 metredir. Odanın duvarları  ve tavanı  düzdür. Girişe bakan duvarda, bir de pencere bulunmaktadır.

Bu kaya mezarının en önemli bölümü: alınlığının tepesinde bulunan kartal ve bunun altında iki aslan, onların altında da karşılıklı iki aslan figürüdür. Ayrıca:  köşelere de griffonlar (mitolojik aslan vücutlu, kuş başlı, kanatlı yaratıklar) yerleştirilmiştir. Burada: bir de, hörgüçlü öküz kabartması var.

Bu kaya mezarındaki hayvan guruplarının, değişik zamanlarda, buraya konulduğu  düşünülmektedir. Kaya mezarının, MÖ. 7’nci yüzyılda yapıldığı ve kabartmaların ise, MÖ. 4’ncü yüzyılın başlarında, buraya yerleştirildiği düşünülmektedir.

taşköprü.kaya mezarı.1
Kastamonu Taşköprü Urgancı Kaya Mezarı

URGANCI KAYA MEZARI

Urgancı köyü yukarısındadır. Kayalık alanda bulunan bir kaya mezarıdır. Bu mezarında, Paphlagonialılar zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Günümüze gelmemekle birlikte, mezar girişinde, iki sütun bulunduğu: kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Sütunların üzerindeki alınlık, zamanla aşınmış olup, burada herhangi bir kalıntı olup olmadığı anlaşılmamaktadır. Girişin arkasındaki mezar odasında: 3 tane ölü sediri var.

taşköprü.kaya mezarı.2
Kastamonu Taşköprü Aygır Kalesi Kaya Mezarı

AYGIR KALESİ KAYA MEZARI

Ağcıkişi Mahallesinin batı kısmında, Aygır kayası denilen kayalara oyulmuş bir kaya mezardır. MÖ. 6’ncı yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Kaya mezarın giriş kısmının sağ tarafı, yıkılmıştır. Sütunların bir kısmı aşağıya devrilmiştir.

Sütunların taşıdığı, cephedeki üçgen alınlık da zamanla yok olmuştur. Ancak, buradaki silmelerde, bütün mezar cephesinin çerçeve içerisine alındığı izlerden anlaşılmaktadır. Giriş kısmının tavan ve duvarları düz olup, burada yer yer yuvarlak silmelerin izleri görülüyor. Mezar odasında, ölü sediri yok.

DİREKLİ KAYA MEZARI

Alasökü köyünün, Eşek Deresi mevkiinde, eni ve yüksekliği 8 metre olan bir kayaya oyulmuştur. Önünde, tek sütunlu bir giriş yeri vardır. MS.1’nci yüzyıl da: Romalılar zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Dört köşe kaide üzerindeki bu sütun, yukarıya  doğru genişlemektedir. Mezar odası, kare şeklinde olup, üzeri tonozludur. Mezar odasının girişinin sağında bir ölü sediri var.

BADEMCİ KAYA MEZARI

Bademci köyünün üst tarafında uzanan kayalara, yerden 30 metre yükseklikte oyulmuştur. Roma döneminde yapıldığı sanılan bu mezarda, girişten sonra, 1.5 x 1.5 metre ölçüsünde, bir mezar odası bulunmaktadır.

KIZLAR KALESİ

İlçenin doğusunda, tabii bir kayanın üzerindedir. Sur ve burçları: moloz taş, tuğla ve harç ile yapılmıştır. Romalılar zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Kitabesi yoktur. MS. 1-2. yüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır. Kale üzerinde: 100 x 40 metre ölçülerinde bir düzlük bulunmaktadır. Kale içindeki yapılanmadan, günümüze herhangi bir kalıntı gelmemiştir.

MAZHAR OLUĞU KALESİ

Alisaray köyü yakınında, tabii bir tepe üzerine yapılmıştır. Şu an yıkık vaziyettedir. Güneyinde, yerin altına doğru ilerleyen bir yol olduğu söylense de, günümüzde bu yol kapanmış durumdadır.

Kalenin kimler tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Moloz taştan yapılan kale, günümüze yıkık olarak gelmiştir. Kalıntılarından da herhangi bir bilgi edinilememektedir. Yalnızca, kalenin tepesinde, 25 x 3 metre ölçüsünde bir düzlük olduğu görülmektedir.

DONALAR KÖYÜ KAYA TÜNELİ

Donalar köyündeki kale kapı kayalarına oyulmuştur. Bu kayanın tam tepesinde bulunan tünelin girişi: at nalı şeklindedir. Tünelin eni 2.2 metre, boyu 2 metredir. 50 derecelik bir eğimle, kayanın içene doğru gitmektedir. İkinci  tünel, bu kayanın doğusunda olup içi doldurulmuştur. Üçüncü tünelde, bu büyük kayanın karşısındaki kayalara oyulmuştur.

KILIÇ KAYA TÜNELİ

Kornapa Köyünün kuzeyinde bulunan dağın üzerindedir. Ağız tarafı, at nalı şeklindedir. Tünel, 45 derecelik meyille, kıvrımlar yaparak, yerin altına doğru gitmektedir.

taşköprü.abdal hasan türbesi.1
Kastamonu Taşköprü Abdal Hasan Türbesi

ABDAL HASAN TÜRBESİ

Abdalhasan köyünde bulunmaktadır. Bina: moloz taş ve harç ile yapılmıştır. Bu kişinin: kim olduğu ve ne zaman buraya gömüldüğü hakkında açık bilgi bulunmamaktadır.

Sultan Beyazıt döneminde, burada bir zaviye yapıldığı bilinmektedir. Ancak bu padişahın Yıldırım Beyazıt mı, yoksa Sultan II. Beyazıt mı olduğuna açıklık getirilememiştir.

Türbe: 5 x5 metre ölçülerinde, kare planlı olup, üzeri çatı ile örtülüdür. Basit bir girişi olan türbe kapısının solunda, bir onarım kitabesi bulunmaktadır.

Her yıl Mayıs ayı Evliyalar Haftasında, bu türbe ziyaret edilmektedir.

SEYMENLİ MESİRE YERİ

İlçe merkezine 22 km. uzaklıktadır. Taşköprü-Çiftlik köyü yolu üzerindedir. Burası: ormanla kaplı, soğuk suyu, eğlence ve yemek yerleri bulunan bir dinlenme yeridir.

KABALAR, KÜÇÜKSU VE SAKIZ GÖLETLERİ

Sulama amaçlı yapılan göletler: çevrelerindeki orman ve yeşilliklerle, mesire yeri olarak da kullanılmaktadır. Bu göletlerde: sazan, aynalı sazan ve yayın balıklarının olta avcılığı yapılmaktadır.

Kastamonu tanıtımı.

Tosya tanıtımı.

Bozkurt tanıtımı.

 

Bartın Amasra

20180401_165603
Bartın Amasra

 

Ankara gibi büyük metropol kente çok yakın, her yönüyle tam bir tatil beldesi. Zaten, Ankara’da yaşayan insanların birçok mutlaka bir kez ve hatta birkaç kez gitmişlerdir.

Amasra’nın tarihteki ilk adı; Sesamos. Yani; Kraliçenin kenti. Antik çağda yaşamış, ünlü coğrafyacı Strabon’a göre: Sesamos şehrini, İskitlerin bir kolu olan Amazonlar kurmuşlar. Malum; amazonlar kadın savaşçılar. Amasralılar, ilçenin isminin, aynı zamanda, her bahar, Boztepe yamaçlarını örten, yabani susam çiçeklerinden gelmiş olabileceğini de anlatırlar.

Tarih içindeki süreçte, bugün Amasra’yı, İmparator İskender’in baldızı İran Kraliçesi, Amastris’ in kurduğu söylenir. Amastris döneminde, Amasra’nın refah çağı olmuştur. (Amastris hakkında aşağıda ayrıntılı bilgi vereceğim)

Ancak, Pontusun Roma’ya yenilmesinden sonra, Sesamos şehri, Marmaralı korsanlar tarafından yağma edilmiş. Daha sonra, Romalılar ve sonrada Bizanslılar kente egemen olmuşlar.

Şehir; 1460 yılında, Fatih Sultan Mehmet tarafından, Osmanlı topraklarına katılmış. Fatih Sultan; fetih etmeden önce, tepeden şehre bakarken, Lalasına şu sözleri söyleyerek, hayranlığını dile getirmiş; ” Lala, Çeşm-i Cihan bu mudur ola? ”

Amasra, bütün tarih boyunca, hep bir liman kenti olarak bilinmiş. Amasralılar, uzaktan gelen ve uzaklara giden insanlarla alışverişi olan, ondan öğrenen, ona karşı hep esnek ve ince davranan, misafirperver olarak yaşamışlardır. Günümüzde, Amasra’nın en sevimli karakteri, işte bu liman kenti insanının, görmüş-geçirmiş, bilge, hoşgörülü ve ikramı seven yapısıdır.

Amasra’yı Romalı tarihçi Niketes “Dünya gözü”, Cenovalılar “Çiçekli kale”, Diojen “bir denge” ve Zeki Müren ise “Portofino” ya benzetmiştir.

 

Evet, şimdi Amastris antik kenti:

Patagonya bölgesinin kıyı kesiminde, Herakleia Pontike (Zonguldak Ereğli) ve Tios (Zonguldak) antik kentlerinin doğusunda, önemli bir liman şehri olan Amantis antik kenti, Bartın il merkezine 21 km uzaklıktadır.

Amasra ilçe merkezi sınırları içindedir.

MS 2’nci yüzyılda Btinya Valisi Genç Plinius, Roma imparatoru Traianus’a yazdığı mektuplarda Amastris’in zarif, süslü bir kent ve çok uzun bir caddeye sahip olduğundan söz etmiştir.

Kraliçe Amastris:

Evet, şehir ismini son Pers Prensesi Amastris’ten almıştır.

Kendisi, Pers imparatorluğunun son yöneticisi III Dareios un yeğeni erkek kardeşi Oxyantres’in kızı bir Pers Prensesidir.

Amastris, Pers sarayından Karadeniz kentine gelene kadar geçirdiği macera dolu yaşamı ve tarihte kendi adına bir devlet kurarak para bastıran ilk kraliçe olarak bilinir.

Ancak öz oğulları tarafından öldürülmüştür.

Gelelim kraliçenin ayrıntılı hayat hikayesine:

Büyük İskender, III Dareios’u yendiği Issus savaşından sonra, Dareios’un ailesi ve Amastris esir alınmışlardır.

Prenses Amastris, MÖ 324 yılında Susa’da Büyük İskender ve komutanlarının da dahil olduğu Makedonyalı soylularla Pers soylularının kızlarının evlendirildiği düğün töreninde, General Krateros ile evlendi.

Ancak Büyük İskender’in ölümünden sonra, Krateros, başka bir kadınla evlenmek için Amastris’ten ayrıldı.

Oldukça kısa süren bu ilk evlilikten sonra Amastris, Krateros’un da onayı ile Harekleia Pontike yani Karadeniz Ereğli Tiranı Dionysios ile ikinci evliliğini yaptı.

Bu evlilikten iki erkek çocuğu oldu.

Ancak bu doğumlardan kısa bir  süre sonra Dionysos’un MÖ 365 yılında ölümünün ardından tahta geçen Amastris, Trakya kralı Lysimachos’un saldırılarından kenti korumak için bu defa onunla evlenmek zorunda kaldı.

Aynı dönemde, Herecieia, ticarette zenginliğini arttırmaya devam etti.

Amastris Heracieia’nın zenginliğini ispatlarcasına, adını taşıyan Amastris (Amasra) şehrini kurdu ve kendi adına ilk sikkeyi bastırarak Amasra’yı yönetmeye başladı.

Adıyla anılan Amastria kentini inşa ettiren kraliçe, bir süre sonra oğulları tarafından katledildi.

Bunun üzerine Amastris’in eski kocası Lysimachos ise Amasra’ya gelerek Amastris’in oğullarını öldürttü ve kente el koydu.

Amastris, tarihteki diğer kraliçelerden farklı olarak kendisi için yeni bir kent kurmuş ve adına para bastırmış, kraliçeliğini ilan etmiş tek kadın yöneticidir.

 

Tarihçesi:

Şehir başlangıçta Sesamos ismiyle, MÖ 7’nci yüzyılda kurulmuştur. Coğrafyacı Strabon, kentin MÖ 64 ile MS 24 yılları arasında ilk olarak Amazonlar tarafından kurulduğunu yazmıştır.

Helenistik dönemde ise Amstris ismiyle yeniden imar edilmiş ve bölgedeki stratejik önemini Orta Çağ’a kadar korumuştur.

İlk temellerinin kadın savaşçılar tarafından atıldığı bilinen Amastris şehrinin halkı, Homeros’un İlyada Destanında, Troya savaşında Troya yanında savaşa katılan halklardan biri olarak tarihe geçer.

Homeros’a göre şehir, MÖ 7’nci yüzyılda Miletos’un kolonisi olmuş ve Sesamos yani “susam şehri” adını almıştır.

O dönemden günümüze, şehrin bazı sikkeleri ulaşmıştır.

Bu sikkelerin üstünde, Yunan mitolojisine göre “tanrıların babası” olarak kabul edilen Zeus ve kızı Bereket Tanrıçası Demeter’in başları bulunmaktadır.

 

Ticaret: 

Amastris antik kendi en parlak günlerini Kraliçe Amastris döneminde yaşamıştır. Bu dönemde şehir, şarap, zeytin, zeytinyağı ticareti yapan çok önemli bir ticaret merkezi ve aynı zamanda çömlek yani amphora üretim merkeziydi. O döneme ait “Amastris mamülü” yazılı amphoralar, günümüze kadar ulaşmıştır.

 

 

20180401_180512
Bartın Amasra

Amasra Efsanesi

Anadolu’da Pers işgalini bitirmek isteyen Büyük İskender, Generali Craterus ile Pers İmparatoru 3’ncü Dara’nın yeğeni Pers Prensesi Amastris’i evlendirir. Ancak kısa süre sonra, bu evlilik biter. Amastris, sonradan ikinci evliliğini yapar. Amastris, MÖ. 332 yılında Heraklei derebeyi Dionysios ile evlenir ve böylece Karadeniz bölgesine gelir ama kocası bir tür “tembellik” hastasıdır.

Mecburen yönetimin başına geçmek zorunda kalır. Amasra’yı imar eder ve buraya kendi ismini verir. Zamanla: Batı Karadeniz bölgesindeki dört birliği birleştirerek “Sesamos” adını verir. Amasra’nın bilinen ilk ismi de “Sesamos” dur. Yani: bu isim susam diyarı anlamına gelir.

Ancak Amastris’in oğulları, annelerinin bu kadar güçlenmesini kabul etmezler ve annelerini boğarak öldürürler. Amastris’in eski eşlerinden biri, bunu öğrendikten sonra politik karışıklıklar çıkararak oğullarını öldürür ve eski karısının intikamını alır.

İKLİM

Amasra’nın iklimi yüzünden, her mevsim burada yağmur yağabiliyor. Özellikle; yazın mevsime aldanmayın, geceler serin. O nedenle; temkinli olmakta yarar var. Yanınıza: hırka, mont, yağmurluk, şemsiye gibi malzemeleri almayı sakın unutmayın.

ULAŞIM

Amasra’ya; Ankara-Gerede-Mengen-Devrek-Bartın üzerinden ulaşılabilir. Bu yol, yaklaşık 390 km. Ancak; Ankara dan çıktığınızda, Safranbolu üzerinden de, Amasra’ya ulaşabilirsiniz ki, benim tavsiyem bu yol olacaktır. Çünkü, bu bölgeye gelip de, Amasra ile birlikte Safranbolu’yu görmemek olmaz.

Buraya gelirken, Safranbolu da biraz soluklanmanız veya dönüşte mutlaka Safranbolu ya uğramayı düşünmenizi tavsiye ediyorum.

Devrek üzeri yol, nispeten daha düzenli ve ulaşım hızlı. Bence günübirlik buraya geldi iseniz, sabah gelirken Safranbolu üzeri Amasra’ya ulaşıp, akşam dönüşte, karanlıkta, Devret üzeri dönüş yolunu tercih etmenizde yarar var, çünkü Devrek yolu kısa süre sonra otoban ile birleşiyor.

Evet, dağları aşıp, Amasra’ya yaklaştığınızı hissettiğinizde,

Kuş Kayası Anıtını takip etmeli ve bu anıtı görmelisiniz. İlginizi çekebilir. Sonra; aynı yolda devam ederek, kıvrıla kıvrıla inen bir yol üzerinden, Amasra’ya girmek üzere iken, sağınızda kalacak Bakacak Tepesinde mutlaka kısa bir mola vermelisiniz.

Buradan, Amasra’nın görünümü muhteşem, iki adalı, iki koylu ve beş tepeli Amasra’yı karşınızda. Büyük Ada ve ikinci ada olan Boztepe’yi görebilirsiniz. Görüş açısı nedeniyle, bu adalar, sanki karanın bir parçası olarak görünüyor.

Bu manzaranın güzelliği ile yetinmez iseniz, hemen karşı yamaca tırmanın, inanın oradan Amasra’nın ve denizin görüntüsünün daha muhteşem olduğunu göreceksiniz, tek sorun, yorgunluk ve zaman, tercih sizin.

Evet, yoldan inmeye devam ediyorsunuz. Ancak, bu yol tehlikeli, virajlı ve dik, ayrıca yağmur yağdığında kaygan olma riski yüksek. Özel aracınız ile geldi iseniz, çok dikkatli araç kullanmanızda yarar var.

20180401_172625
Bartın Amasra

AMASRA İÇİNDE GEZİ PLANI

Amasra da, sokaklar ve binalar temiz bir görünüm sergiliyor. Bol bol ve güvenli bir şekilde yürüyüş yapabilirsiniz. Özel aracınız ile geldiyseniz, aracınızı otoparka bırakın.

Limandan mendireğe kadar yürüyün. Kale duvarlarındaki birçok kapı ve dehlizden geçeceksiniz ki, bunlar, Ortaçağdan bu yana insanlara geçit veriyor. Kalenin, küçük liman kapısının temelinde, Roma İmparatoru Sezar’ın yazıtını göreceksiniz.

Özellikle, İtalya’nın Venedik şehrindeki görüntüler misali, köprü altındaki tünelden geçip, küçük limana ulaşacaksınız. Burada, tarihi süreçte, Amasra’nın kurucusu olan Kraliçenin denize girdiği yer olarak bilinen direkli mevki var, Kraliçenin kayalara oyulmuş havuzunun basamaklarını görebilirsiniz.

Mendirek taşlarının tepelerinde, kefalleri avlamayı bekleyen balıkçılar ilginizi çekecek ve belki de onlara imreneceksiniz.

Evet, devam ettiğinizde

Gri, beyaz, siyah tavşanların yaşadığı tavşan adasına çıkabilirsiniz. Mağaralara bakıp, kale ve sur duvarlarının fotoğraflarını çekebilirsiniz. Amasra’yı, denizi seyredin. En eski gemicilerin, konuk sevmez deniz (Pontus-Atseınos) dedikleri, daha sonraları ise, bu denizin perilerine şirin gözükmek için, konuk sever deni (Pontus-Euksenıos) demek zorunda kaldıkları Karadeniz.

Sonra, çay bahçeleri, kafeleri ve bol ağaçlı sahil parkı seyir teraslarına gidin. Küçük limanda, ağaçların gölgesine gizlenmiş kahvehanelerde, ufka bakarak güneşin batışını izleyin. Güneşin batışının izlenebileceği en iyi yer burası. Yöre halkı;” buradan güneş, kırmızı elma gibi batar ” der.

Daha sonra; tek gözlü, Roma yapısı bir kemerle geçilen, köprü bağlantılı adaya geçip; evleri görmek, küçük limanı tepeden gören seyir terasında muhteşem görüntünün tadına varmak, restore edilen kiliseden bozma camiyi görmek mümkün.

Sahildeki geziniz bittikten sonra, tarihi objeler ilginizi çekiyorsa, müzeye gidin. Küçük liman kıyısındaki müzeyi gezin.

Alışverişi en sona saklayın, doğruca çekiciler çarşısına. El tezgahlarında, ileri-geri çekerek ağacı, tahtayı şekillendirdikleri çarşıya. Öyle ki, bu çarşıda yapılan bir kısım ürün, yurt dışına ihraç edilmekte.

Evet, akşam olmadan, mutlaka bir restorana gitmelisiniz. Çünkü, buradaki restoranlarda, rezervasyon yapılmıyor. Özellikle de, tatil günlerinde, yöre aşırı kalabalık olduğundan, mutlaka uygun bir zamanda, arzuladığınız ve konumunu beğendiğiniz bir restorana girmelisiniz.

Çünkü, Amasra sadece gezme yeri değil. Uygun ve konumunu beğendiğiniz bir restoranda, buraya özgü balık ve salata yemelisiniz.

Bu sırada, yemekte, büyük olasılıkla, size müzik eşlik edecektir. Belki de, bir zamanlar, merhum Barış Akarsu’nun şarkı söylediği bir mekanda bulunuyor olabilirsiniz.

Evet, ay karanlık gecelerde, palamut sürülerinin yakamozlarının peşinde koşan balıkçı teknelerinde tutulan taze balıklar, masanızı donatacak.

Balık türü seçimi size ait. Ancak, mutlaka salata ısmarlayın. Buradaki salatalar, insana parmak ısırtacak cinsten. Muhteşem bir lezzeti var. Çok özel ve gizli tuttukları sosla yapıyorlar bu salataları.

Lezzetli yemeğinizi yedikten sonra, dilerseniz, Amasra içinde yürüyüş yapın, sahil kenarında oturup çay içebilirsiniz.

ALTERNATİF ÖZELLİKLER

Yazın, uygun zamanlarda Amasra’ya gittiğinizde, sahilde, denize girebilirsiniz ve deniz özleminizi bir nebze olsa da giderebilirsiniz. Ayrıca; limandan tekne kiralayıp, çevre gezilerine de çıkabilirsiniz.

Tavşan adası dahil tekne gezileri, (binmeden önce denizin durgun olup olmadığını mutlaka sorun) 13 TL dir ve yaklaşık 40 dakika sürer.

GEZİLECEK YERLER

Amastris antik kendinin önemli bir kısmı, modern yapılaşma altında kalmıştır. Bunun yanı sıra yapılan sondaj kazıları ve yüzey araştırmaları neticesinde kentin yaklaşık yüzde 40’lık bir kesiminin, bugünkü Amasra’nın güneyinde bulunan tarım alanlarının altında kaldığı da söylenebilir.

Günümüze kadar korunabilmiş en önemli yapı “kale” dir.

KUŞ KAYASI YOL ANITI

Burası: Amasra’ya varmadan hemen önce, Bartın-Amasra kara yolunun sağ yanındadır. Amasra’ya 4 km uzaklıktadır. Birkaç basamak merdivenle yukarı çıkmak gerekiyor. Rakımı 350 metredir. Amasra’nın en önemli tarihsel varlığıdır.

Çünkü, Anadolu’da başka örneği yoktur. Yüzyıllardır kullanılan, genişliği 5 metreyi bulan Roma kaya kara yolunun geçtiği yamaçta, kayaya oyulmuş. İsmini: 2 metrelik boyu ile, Roma lejyonlarının sınırsız gücünü temsil eden, Kartal oymasından alıyor.

Roma döneminde, burada Roma askerlerinin dinlenme ve Su ihtiyaçlarını karşılayan bir çeşme bulunduğu tahmin ediliyor.

Çeşme daha sonra yıkılmış, suyu ise, anıtın biraz aşağısında hala akmakta ve “Asker suyu” olarak isimlendirilmektedir.

Roma imparatorluğu Doğu Eyaletleri İnşa Ordusu Komutanı ve Pontus Valisi Galıus Julıus Aguılla yaptırmış. Roma yol ağının bir parçası olarak, imparator adına yaptırılmış.

Anıtlar:

Dinlenme yerinde bulunan anıt, kayalara oyulmuş insan figürlü başsız bir heykel (baş kısmı kaybolmuştur), hakimiyeti temsil eden bir Roma kartal figürü (baş kısmı kaybolmuştur) ve iki kitabe bulunur. Başsız insan heykelinin, İmparator Tiberius veya anıtı yaptıran Aquilla olduğu  düşünülür.

Kitabelerde: “Devletler arası barış ve dostluk adına ve İmparator Germenicus’un hakimiyeti anısına, Gaius Julus Aqula, dağı yardı ve bu dinlenme tesisini kendi özel ödeneğiyle yaptırdı” ibaresi yer almaktadır.

Oturma sedirleri ve bazı kaya nişleriyle birlikte, doğal kaya formu ile bütünleşmiş bir yapı biçimi vardır.

Kuş Kayası Anıtına geldiğinizde, inceleyin ve eğer zamanınız varsa, yamaçtan aşağıya deniz kıyısına inin.

Aşağıda: Kefaser, Kuşna, Harsa, Felengit isimli küçük koy ve girintilerin bütün kıyıyı süslediğini göreceksiniz. Genelde, buralar, özellikle yazın, tatilcilerin uğrak yeri haline gelmiş gizli köşeler. Amasra’dan gezinti teknelerine bindiğinizde de, sizi buralara getirecekler.

20180401_165603
Bartın Amasra Bakacak Mevkii

20180401_165605
Bartın Amasra Bakacak Mevkii

20180401_165542
Bartın Amasra Bakacak Mevkii

BAKACAK MEVKİİ

Amasra’nın yoldan gelirken, görüldüğü ilk yerdir. Amasra’yı burada kuş bakışı görebilirsiniz. Buranın tarihi bir önemi vardır. 1460 yılında, Amasra Cenevizlilerin elindedir. Fatih Sultan Mehmet, buraya sefer düzenler.

Bakacak Tepesinde, ilçenin manzarasını görünce, lalasına seslenerek “Lala Lala Çeşm-i Cihan bu mu ola? (yani dünyanın göz bebeği) diye haykırır. Ardından “Bu kadar güzel bir yere zarar vermek istemem, kalenin anahtarını bana getirsinler” der. Kale komutanı: kalenin anahtarını Fatih’e teslim eder ve böylece şehir savaşılmadan ele geçirilmiş olur.

Burada: yaz aylarında közde veya haşlanmış mısır yiyebilirsiniz. Manzaraya karşı, mutlaka bir mola verin. Yine aynı tepede, köylüler tarafından çeşitli ürünlerin satıldığı küçük bir pazar yeri kuruluyor. Dikkat: doğal, ev yapımı ürünler buldum diye acele satın alırsanız, aşağıda aynı ürünlerin yarı fiyatına satıldığını gördüğünüzde üzülürsünüz, sakın almayın, aynı ürünler Amasra’nın içinde yarı fiyatına satılıyor.

Bir de şu var: köylü teyzeler, bacılar çok ısrarcı, mutlaka bir şeyler satmaya çalışıyorlar, ama dedim ya, aşağıda aynı ürünler var, fiyatları yarı yarıyadır.

Bartın Amasra Kalesi

Bartın Amasra Kalesi

AMASRA KALESİ

Kale, iki ana bölümden oluşur. Bir kısmı Boztepe (Boztepe adası/yarımadası) üzerinde, diğer kısmı Zindan Mahallesindedir. Bu iki kütle, Boztepe Kemeri adı verilen bir köprüyle birbirine bağlanır.

Bizans döneminde inşa edilen Amasra kalesi, Cenevizliler zamanında büyük değişikliklere uğramıştır.

Cenevizliler yerel halka Amastris’in tarihiyle ilgili olan her şeyin Cenevizlilerin eseri olduğunu göstermek için kale duvarlarına haç ve dönemin Cenova konsolosunun armasını içeren semboller yerleştirmiştir.

Güney surların uzunluğu yaklaşık 200 metredir ve üzerinde 6 burç vardır.

Zindan mahallesi kısmı çevresinde yaklaşık 300 metre uzunluğunda ve 50 metre genişliğinde bir alan, kalenin sınırları içindedir. Ortalama sur yüksekliği 17 metredir.

Kale içinde kule boşlukları, iç taksimatlar, Cenova armaları, figürler(örneğin: Eros, Medusa, Kartal, Öküz başı gibi) gibi süsleme unsurları bulunmaktadır.

Bizanslılar tarafından yapılan ve Cenevizliler ile Osmanlılar zamanında ciddi onarımlar gören Amasra kalesi, 2003 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesine dahil edilmiştir.

Evet, kale, görüntüsü ile ortaçağ havasını, günümüze yansıtmaktadır. Kalenin tepesinden, Amasra’yı panoramik olarak seyredebilirsiniz, çayınızı yudumlarken bu keyfi kaçırmayın.

CENOVA ŞATOSU

Cenovalılar tarafından yapılmış bir yapıdır. Amasra’nın en ünlü yapılarından birisidir. Kalenin iç kale olarak bilinen kesiminde ve yüksek bir burçla koruma altına alınmış. Çünkü Cenovalılar tarafından bir saray olarak kullanılmıştır.

Buraya iki giriş vardır. Bu girişlerden biri: kale içinde, yüksek bir burçla korumaya alınmış şato kapısıdır. Diğer giriş ise, büyük liman tarafından, basamaklı kaldırımlarıdır. Buradan yapıya bir kapıdan giriliyor.

Bu kapıda: Amasra’da egemen olmuş ailelerin armalarının bulunduğu taş blok ilgi çekiyor. Bu taş blok, günümüze kadar sağlam kalmıştır. Burada ilginç arma görülüyor.

Bu armada, üstte Cenova, alttaki üçlüde ise, Solda Paggıo, ortada Cenova, Sağda ise Malaspına armaları var. Alttaki arma gurubu, burada yaşayan aileleri temsil ediyor.

Bartın Amasra Küçük Liman

KÜÇÜK LİMAN

Her mevsim olan rüzgarı ile, yelkencilere kucak açan bir yerdir. Küçük limanda, direkli kaya var. Bu direkli kaya: kayaların üst üste dizilmesiyle oluşmuş, 7 metre yüksekliğinde, tarihi bir kalıntıdır. Bu direkli kaya: denizi aydınlatmak ve gözetlemek için Cenevizliler tarafından yapılmıştır. Burada: mermerden bir iskele bulunuyor.

Bu iskeleye, denizle bağlantılı bir havuz var, havuza kayaya oyulmuş basamaklarla iniliyor. Buradaki havuzda bir zamanlar Amasra’ya ismini veren Kraliçe Amastris’in bol bol yüzdüğü söyleniyor. Evet, buradan özellikle gün batımı muhteşem güzel izleniyor, ayrıca yine burada balıkçılarla sohbet edebilirsiniz.

20180401_172710
Bartın Amasra Büyük Liman-Mendirek

20180401_172718
Bartın Amasra Büyük Liman-Mendirek

BÜYÜK LİMAN-MENDİREK

Amasra içinde en güzel yürüyüş yollarından birisidir. Denizin kenarında yürüyebilir, sonra  dönüşte ise, yüksekçe bir yere çıkıp yine bu sefer denizin öbür tarafını görerek yürüyebilirsiniz. Ancak, bu yüksek duvar gibi yer pek güvenli değil, dikkatinizi çekerim, Burada özellikle çok miktarda Amasralı genç görebilirsiniz. Dalgakıran üzerinden yürüdüğünüzde, limanın ucundaki fenere ulaşabilirsiniz.

Bartın Amasra Kemer Köprüsü-Sormagir Köprüsü

Bartın Amasra Kemer Köprüsü-Sormagir Köprüsü

KEMERE KÖPRÜSÜ-SORMAGİR KALESİ

Sormagir Kalesini Amasra’daki Zindan kalesine bağlamak için, denizin üzerine inşa edilen Kemere Köprüsü, Roma dönemi yapısıdır. Küçük Liman caddesi yakınlarındadır. Sormagir kalesinin girişinde iki kapı bulunuyor.

Burasının Roma imparatorluğunun sınırlarını genişleten Claudius (MS 41-54) tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir.

Taş bloklar (bazıları antik dönemden devşirme taşlardır) kullanılmıştır.

Evet burası tek kemerli bir köprüdür. Kemer açıklığı yarım daire formundadır. Uzunluğu 26.69 metre, genişliği 5.89 metredir.

Köprü hem yaya geçişine hem de hafif araç geçişine uygundur.

Alt kısmı, geçmişte tekne imalatı ve tamirat yerleri olarak kullanılmıştır.

Su akıntısı ile liman bölgesindeki su sirkülasyonunun düzenlenmesi için alt kısmının açılması gibi müdahaleler yapılmıştır. Restorasyon sırasında, surdan geçen lağım (kanalizasyon) borusu çıkarılmış, köprünün batı kısmının işlevinde bazı değişiklikler olmuştur.

Kaleyi dolaşırken, Roma ve Bizans dönemine ait çok sayıda kabartma ve yazıt görülmektedir. Köprüden tam karşıya bakın, Tavşan adası görülüyor. Üzerinde sadece tavşanların yaşadığı bu adanın bir ucunda “bir boşluk” bulunuyor. Eskiden hastalar, o boşluktan/aralıktan geçirilince iyileşeceklerine inanılıyormuş. Büyük limandan tekne turuna çıkarsanız, burayı daha iyi görebilirsiniz. Evet Amasra ziyaretçilerinin en çok fotoğraf çektirdikleri köprü burası.

 

AMASRA MÜZESİ

Küçük limanın kıyısında. 1884 yılında, Bolu Kaymakamı İsmail Kenan Bey tarafından, Bahriye Mektebi olarak binanın yapımına başlanmış, ancak yarım kalmış. 1975 yılında, Kültür Bakanlığı tarafından bina satın alınmış ve inşası tamamlanarak, 1982 yılında müze olarak hizmete konulmuş.

Zengin Amasra tarihinin, bir ölçüde de olsa derlenip toparlandığı bir yer. Özellikle: 1930’lu yıllarda, Zonguldak’ta açılması düşünülen müzeye götürülmek üzere, bölgede toplanan eski eserler, Amasra rıhtımına getirilir. Fakat, fırtınalı bir günde, bütün eserler rıhtımdan denize sürüklenir. Ve bu eserler, günümüzde de, aynı bölgede, yani denizin içinde bulunmakta imiş.

Bugün, Amasra müzesinde, arkeolojik ve Etnografik eserler var. Çeşitli tarzdaki sütun başlıkları, heykeller, Roma-Bizans ve Osmanlı mezar taşları, lahitler, sunaklar vb. gibi buluntular.
Ayrıca, denizden çıkarılan amforalar, toprak altı künkleri ve diğer mezar eşyaları ile çeşitli döneme ait paralar var.

20180401_115352
Bartın Amasra Çekiciler Çarşısı

ÇEKİCİLER ÇARŞISI

Çekiciler çarşısı: Amasra bölgesi ve bu yöreye özgü el işlemesi hediyelik eşyalar satılan bir çarşıdır. Çarşıya ismini veren “Çekicilik” bir ahşap oyma ve süsleme sanatıdır. Çekici ne demek, önce onu inceleyelim. Daha, Amasra’da elektrik yokken, kullanılan bir sistem bu. Bir el ve ayak çalışıyor. Elde, yay denilen bir alet var, bu alet, işlenecek ağaç parçasına dolanıyor ve ileri-geri çekilerek ağaç parçası işleniyor, ayak ile de alete hareket veriliyor.

İşte, ağaca şekil verilen bu tarihi el tezgahı, çekici tezgahı. Burada, ilk zamanlarda, özellikle ağaçtan, leylek, sonra keçi, yılan, maymun, tespih çeşitleri, sigaralık, kalemlik, isimlik ve benzeri bir çok sanat eseri yapılıyormuş. Ancak, günümüzde, daha kolay ve hızlı bir sistem geliştirilmiş. Kıl testere ve dekopaj kullanılmakta ve ağaç yanında kontrapılaktan uyduruk süs eşyaları yapılmakta. Satın alırken, seçim size ait.

Çekiciler çarşısını gezmeden Amasra’dan ayrılmayın. Bu çarşının, el emeği-göz nuru ahşap eşyalarına bakın, hasır işleri, gemi maketleri, şimşir kaşıklar ( özellikle kaşıkları tercih edin ), hepsi emek ürünü. Ancak, alışverişte pazarlık etmeyi de unutmayın.
Ayrıca, burada, komşu köylü kadınlar tarafından getirilmiş, dağ çileğinden böğürtlene kadar, mevsimin en taze sebze ve meyvelerini bulabileceksiniz.

Bakacak mevkiinde, yani Amasra’yı tepeden gördüğünüz ilk yerde yine köylü kadınlar bir şeyler satıyorlardı, hani hatırlarsanız almayın demiştim, evet aynı ürünler burada da satılıyor, organik gıdalar, bolca reçeller, peynir, süt, fasulye, turşu ve benzeri bir sürü şey var ama fiyatları yukarıya nazaran yarı yarıyadır.

Bartın Amasra Barış Akarsu Parkı

BARIŞ AKARSU PARKI

Amasralı, bir zamanlar bütün Türkiye’nin tanıdığı bu sanatçı, genç yaşta 7 Temmuz 2007 tarihinde bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Günümüzde onun anısını yaşatmak için, Amasra merkezde bir park yapılmış ve park içinde büyükçe bir heykel bulunmaktadır.

Heykel İstanbullu heykeltıraş Tankut Öktem tarafından düşünülmüş, yapılmaya başlanmış, ancak kendisi de bir trafik kazasında ölünce, Barış Akarsu’nun parkta görülen heykeli, Tankut Öktem’in kızı Pınar Öktem tarafından tamamlanmıştır. Barış Akarsu anısına, her yıl Temmuz ayında bir festival düzenleniyor.

BASİLİQUE-BEDESTEN:

Amasra’nın güneyinde sahile 1.5 km uzaklıkta bulunan Roma Eyalet Meclisi Sarayı çok bilinmez ancak Roma döneminin odak noktalarından biridir.

Metropolis Amastris’in (Eyalet Başkenti) geniş bir alan içerisinde büyümesi, kalabalık ve planlı bir kent görünümü alması için İmparator Traianus (MS 98-117) döneminde imar çalışmalarına hız verildiği düşünülür.

Resmi alan, eyalet meclisi sarayı, şeref yolu, tiyatro, akropol, tapınaklar, muntazam cadde ve altyapılar, güneydeki akropolden başlayarak yarımadaya doğru kent dokusunun başlıca nirengi noktalarıydı.

Bu eserlerin birçoğu da MS 1 ile 2’nci yüzyıl arasında yapılmıştır.

Boyutları yaklaşık 18 x 45 metre ölçülerindedir. Beş tane iç bölmesi olan bir yapıdır. Mimari tipi, bazilika planlıdır.

Yapı daha sonraları ticaret fonksiyonu görmüş ve bu yüzden Bedesten adını almıştır.

2023 yılında yapılan kazı çalışmalarında, burada MS 2’nci yüzyıldan kalma bir su perisi (Nymphe) heykeli bulunmuştur.

 

ANTİK TİYATRO:

Roma dönemi yapısıdır.

Yerleşim olarak Aya Yorgi Tepesinin güney yamacında, Kum Mahallesi mevkiindedir.

Ancak günümüzde büyük ölçüde tahrip olmuş durumdadır, sahne binası ve oturma yerleri önemli ölçüde yok olmuştur.

19’ncu yüzyıldan itibaren mezarlık olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Bugün hala mezarlık fonksiyonu devam etmektedir.

Bu durum, arkeolojik kazı ve restorasyon çalışmalarını zorlamaktadır.

1970-1980 arası yıllarda Amasra-Bartın karayolunun yapımı sırasında tiyatronun bazı taşları yol ve kaldırım amaçlı kullanılmıştır.

Bazı kaynaklara göre tiyatronun 5000 kişi seyirci kapasiteli olduğu düşünülüyor.

HİSAR-PEÇE YER ALTI GALERİSİ:

Galeri, Amasra’da Zindan Mahallesinin Kaleiçi bölgesinden başlıyor, liman yönüne doğru yerleşim yerlerinin altından uzanıyor.

Kale içindeki ana girişten itibaren, yaklaşık 30 metre uzunluğundaki kısmı ziyarete açıktır.

Ölçülerine gelince, genişliği 1.55 metre, yüksekliği 1.80 metredir.

Yan duvarları ve merdivenleri moloz taş örgü, tavanı ise kemerli taş-tuğla örgü sistemiyle yapılmıştır.

Tarihi açıdan, Roma dönemi yapısı olduğu düşünülüyor.

Çünkü yeraltı galerilerinin yapısı, planı, kullanılan malzeme ve örgü tekniği, Roma dönemi izleri taşıyor.

AĞLAYAN AĞAÇ:

Boztepe Amasra’da bulunuyor.

Denizden ve havadan aldığı nemi, bünyesinde tutan bir selvi ağacı olarak biliniyor.

İlkbahar ve sonbahar mevsimlerinde bu nemi “yağmur damlası” şeklinde geri verdiği için “Ağlayan Ağaç” ismi verilmiştir.

Ağaç yaklaşık 300-350 yıllıktır.

Ağacın yaşlılığı, tamamen canlılığını yitirmesi ve bulunduğu alanın sert rüzgarlara açık olması gibi nedenlerle, güvenlik gerekçesiyle dipten kesilmesine karar verildi.

Ayrıca, 3’ncü derece arkeolojik sit alanı içinde olduğu ve turizm sezonunda yoğun insan hareketliliği gibi etkenlerin de karar verilmesinde rol oynadığı belirtiliyor.

Kesilen kuru gövdenin, tanıtıcı bir levha eşliğinde aynı bölgede sergilenmesi planlanıyor.

 

AMASRA’DA ASKERİ MİSAFİRHANELER

Hemen girişte, Bakacak mevkiinde, Hava Kuvvetlerine ait eski radar tesisi, günümüzde misafirhane olarak kullanılmaktadır.

Amasra merkezde, merkeze 15 dakika yürüme mesafesinde, Kum Mahallesi Turgut Işık Caddesinde ise, Deniz Kuvvetlerine ait bir misafirhane ve sosyal tesis bulunmaktadır. İlçenin ünlü bir otelinin yanındaki bu tesis, oldukça küçüktür, tesiste sadece 3 tane oda bulunuyor.

AMASRA’DAN AYRILIRKEN

Amasra, bir gemi tezgahları merkezi, bir kale, bir sığınak ve liman kasabası iken, geçen yüzyılın içlerinde, bu bölgede maden kömürü nün bulunması ile, bir kömür üretim ve yollama merkezi haline geldi.

Günümüzde, bu özelliği nedeniyle, Amasra da bir termik enerji santralı kurulması düşünülmekte. Ancak, kurulması düşünülen enerji santralinin; yeni teknoloji kullanımı ve alınacak tüm tedbirlere rağmen, doğal çevreyi olumsuz yönde etkileyeceği kesin.

Bu nedenle, Amasra gezilip bu muhteşem güzellikler görülmeli, belki de, uzun yıllar sonra, bu güzellikleri görme şansımız olmayabilir.

İNKUMU

Evet, Amasra’ya kadar gelip de, buranın şirin beldesi İnkumu görmeden olmaz. Çok yakın, buralara kadar gelmişken, İnkumu’nu da görmelisiniz, zamanınız varsa, bir iki saat buraya ayırmalısınız.

Safranbolu’ya 90 km. Amasra’ya 30 km. Ankara’ya ise 270 km. İstanbul’a ise 450 km. uzaklıkta. Yemyeşil doğanın içinden geçen asfalt; Bartın’dan sonra 15 km. lik bir yol sonunda, İnkum’a ulaşıyor. Yani: Bartın üzerinden 15 km. Ama yolun sonunda; uzun plajın arkasında, yemyeşil bir dağın dibinde, şirin bir yer, İnkumu var.

Batı Karadeniz’in, eşsiz güzelliklerine sahip bulunan tatil ve turizm cenneti. 3 km. uzunluğundaki kıyı şeridi, kum. Deniz ise pırıl pırıl. Yemyeşil çam ormanları, hemen dağın yamacında, arkada.

Gerek doğal güzelliği ve gerekse denizin temizliği nedeniyle, bölge turizmde; her geçen yıl bir hareketlilik kazanmakta. Plajın kuzeyi Karadeniz, güneyi ise orman denizi ile çevrili. Orman ise, bitki çeşitliliği bakımından oldukça zengin. Dolayısı ile, yeşilin tonları, ormana muazzam bir derinlik kazandırıyor.

Gün batımında; türkuaz ve yeşil renkler üzerine düşen altın sarısı güneş ışınları, seyredenlere büyülü bir ortam sunuyor. Plaja giriş noktasında, hortumuyla birlikte fil ve plajın doğu kısmında, geminin güvertesini andıran ada görünümleri, birer doğal oluşum şeklinde görülebiliyor.

Evet; burada tüm Bartınlıların yazlık evleri var.

Aman dikkat, büyük bir araç kalabalığı oluşuyor ve otopark sıkıntısı var. Yine de, ücreti karşılığı mevcut otoparklardan bir yer bulma şansınız yüksek sayılabilir. Burada ne yapabilirsiniz. Burada; mevsim uygun ise, denize girebilirsiniz.

Hemen derinleşmeyen, nispeten sığ bir denizi var. Kıyıda, ince kum çok güzel. Bunun dışında; kıyı boyunca yerleştirilmiş banklarda, çiçeklerin arasında oturabilir, denizi seyredebilirsiniz, deniz kıyısında yürüyüş yapabilir, mevcut restoranlardan birinde yemek yiyebilirsiniz. Sakin ve sessiz yer. Özellikle; yaz sezonu dışında, yazlıkların boş olması nedeniyle çok sakin.

Tercih sizin, sessiz ve sakin bir ortam, denizin mavisi ve ormanın yeşilinin birlikte seyredilebileceği bir ortam. Evet; İnkum bunlardan ibaret. Hani; Amasra’ya kadar gelmişken, uğranılabilecek bir yer.

Bartın

Bartın

Küçük ve hatta küçücük bir şehir. Özellikle: Amasra ve Karadeniz kıyısındaki sahil beldeleriyle biliniyor ve öne çıkıyor. Bir başından diğer başına yarım saatte gidilebilen bu küçük şehir merkezi; özellikle emeklilik dönemi yaşayanlar için ideal ortam sunuyor.

ULAŞIM

Öncelikle belirtmem gereken şu ki, şehirlerarası otobüs terminali şehrin bayağı dışında, yaklaşık 5 km. uzaklıktadır. Şimdi gelelim, Bartın şehrinin çevredeki merkezlere olan uzaklığına. Bartın-Zonguldak arası uzaklık: 89 km. Bartın-Karabük arası uzaklık: 84 km. Bartın-Ankara arası uzaklık: 238 km. Bartın-İstanbul arası uzaklık: 420 km. Bartın-İzmir arası uzaklık: 753 km.

TARİHİ

Bartın ili adını: antik çağda Parthenios ismi verilen ve Paflagonya bölgesinin en önemli nehri olan Bartın Çayından almıştır. Kaynağını Olgassys (Ilgaz) dağından alan Bartın çayı, antik çağda Bitinya ile Paflagonya arasındaki sınırı belirlemesiyle bilinir.

Araştırmalara göre: Bartın ilinin antik dönemdeki ismi Partheria Kome ve Parthenios olduğu sonucuna varılmıştır.

Yine yapılan çalışmalar da bu şehrin, Amastis antik kentinebağlı demos olarak tabir edilen küçük boyutlu bir yerleşim olduğunu göstermektedir. Tüm bunların yanı sıra, kent, batıda Kemerköprü ve Kırtepe Mahallelerini, güneyde ise Hendekyanı Caddesi ile Demirciler Mahallesini içine alan bir bölgeye yayılmıştır.

Tarihçi Strabon’a göre: şehrin isminin anlamı, nehir, çiçekli bölgelerden geçtiği için bu ismi almıştır. Parthenia, Grekçede “bakire” anlamına gelmektedir ve bu ifade mitolojide Tanrıça Artemis ile Hera’nın sıfatlarından biri olarak kabul edilmektedir.

Amastris sikkelerinde bir nehir tanrısı olarak betimlenen Parthenios, antik kaynaklara göre Truva savaşında adı geçen bir komutan olan Agamestor’un oğlu Kleistros ile parlak saçlı bir nympe’den doğmuştur. Özellikle nehirlerin ve kaynakların varlıkları olarak bilinen Naiad nymphelerin, Artemis’e eşlik eden ve onu koruyan ikinci derece tanrılardan oldukları bilinmektedir. Böylece, nehrin ve kentin isminin kaynağının, bu nymphe yardımıyla Artemis ile ilişkisi olduğu kabul edilmiştir.

Kaynaklar, Parthenios’tan MÖ 8’nci yüzyıldan itibaren söz etmeye başlarlar. Parthenios isminin geçtiği en erken antik kaynak, Homeros’un İlyasa destanıdır. Homeros: ünlü savaş için Truvalılara destek veren halklardan bahsederken, Parthenios’a da şu ifadelerle değinmiştir: “Kromna’dan, Parthenios ırmağının suladığı topraklardan, Sesamos ve Kydoros’tan gelen vahşi katırları pek meşhur olan Enetlerin ve Paflagonyalıların başında korkusuz yürekli Pylaimenes’in …………. ”

 

 

Bartın

GENEL

İl sınırlarının: yarıya yakın bölümü ormanlıktır. Bu ormanlarda: yayvan ve iğne yapraklı ağaçlar yoğunluk göstermektedir.

İl sınırları, kuzeyde Karadeniz kıyısında, 59 km. lik sahil şeridi ile devam ediyor. İl merkezinin rakımı: 25 metredir.

İl sınırları: pek de fazla yüksekliği olmayan dağlarla çevrili. Bunlar: söylediğim gibi pek fazla yüksek olmasa da, dik bir şekilde bir duvar gibi yükseliyorlar ve sahillere doğru sarp ve kayalık bir yapı gösteriyorlar.

İklim değerlendirildiğinde: bölgede yazları sıcak ve kışları serin geçen, ılıman Karadeniz ikliminin egemen olduğu görülür. Kıyı şeridi bölgelerinde, nem fazladır. Bölgeyi ziyaret etmek için en uygun zaman ise: Haziran-temmuz ve Ağustos aylarıdır.

İlin ekonomik faaliyetleri ise: madencilik, tarım ve ticaretten oluşmaktadır. Ayrıca: el işlemeleri, tel kırma, dokumacılık, ağaç oymacılığı, gemi yapımcılığı, taş saç yapımı el sanatları arasında sayılabilmektedir.

 

BARTIN IRMAĞI

Kente ismini veren Bartın Irmağının, antik dönemlerdeki ismi, yani MÖ.2000’li yıllardaki ismi: Parthenios olarak biliniyor. Şehrin hemen girişinde: Kocaçay ve Kocanaz çayı birleşiyor ve Bartın ırmağını oluşturuyorlar. Bartın ırmağı: daha sonra yani bu birleşimden sonra 15 km. daha akarak, Karadeniz’e dökülüyor.

Akış hızı: saatte 720 m. dir. Irmağın en büyük özelliği: 500 tonluk gemilerle, Karadeniz kıyısından şehir merkezine kadar ulaşım yapılabilen düzenli bir ırmak olması. Ama bu özelliğinin yanında, sık sık taşarak çevresini sel basan bir ırmak olarak da öne çıkıyor. En son olarak, 1998 yılında taşarak çevresinde büyük bir sel felaketi yaratmıştır.

Yakın geçmişe kadar Bartın çayı iç kesimlerdeki yerleşimlerin ticaret mallarının deniz yoluyla gönderilebilmesi için kullanılan bir su yolu olmuştur. Büyük gemiler, 1960-1965 yılları arasında liman inşa edilene kadar Bartın Boğazına girerek demirlemiş ve bu noktadan mallarını ya da yolcularını küçük gemilerle iskeleye yanaştırmışlardır.

 

ÇİLEK FESTİVALİ

Şehirdeki etkinlik, ilk olarak 1982 düzenlenmeye başlamıştır. Çilek toplama zamanında, yani 25 Mayıs-15 Haziran tarihleri arasında, bir hafta olarak düzenleniyor. Festival esnasında: halk oyunları gösterileri, konserler, sergiler, konferanslar, tiyatrolar, çeşitli yarışmalar ve söyleşi ve paneller düzenleniyor.

Yöreye ziyaretinizi bu döneme denk getirirseniz, bu festival mutlaka ilginizi çekecektir.

Bartın Üniversitesi

BARTIN ÜNİVERSİTESİ

2008 yılında kurulmuştur. Bünyesinde: 3 fakülte (Orman, İktisadi-İdari Bilimler, Mühendislik) , 3 meslek yüksek okulu, 2 enstitü bulunmaktadır. Kampus alanı: şehir merkezine 5.5 km. uzaklıktadır. Üniversite bünyesindeki okullarda yaklaşık 2100 öğrenci eğitim görmektedir. Bunlarla ilgili olarak ise 80 akademik personel görev yapmaktadır.

NE YENİR

Bartın’da, yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz: mısır unu, pastırma ve sucuk ile yapılan: Pum pum çorbası deneyebilirsiniz. Mısır unu, et suyu ve sütle yapılan bu çorba, üzerine tereyağında kavrulmuş pastırma veya kavurma eklenerek servis edilir. Üzerine genellikle pul biber ve kuru nane ile süslenir.

Ayrıca: yumurtalı ısput yemeğini de  tercih edebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Bartın yöresinden, gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için alabileceğiniz hediyelik eşyaların başında: özellikle tel kırma yazmalar ve ahşap baskı yazmalar ünlüdür. Bunları tercih edebilirsiniz.

Bunun dışında, Bartın şehrinde Pazar yerini ziyaret etmek isterseniz: Salı günleri kurulan pazara gitmeniz gerek. Burada: yani Galla pazarı ( bu pazara kadınlar pazarı da deniliyor) denilen yerde:; taze süt, manda yoğurdu ve bahçe ürünleri bulabilirsiniz.

Bartın

GEZİLECEK YERLER

Bartın Kemal Samancıoğlu Etnografya Müzesi

KEMAL SAMANCIOĞLU ETNOĞRAFYA MÜZESİ

Şehir merkezindedir. Burada; yaklaşık 700 civarında etnoğrafik eser sergileniyor. Müzenin bulunduğu mekan, eski Belediye Başkanlarından Kemal Samancıoğlunun evi. Bu ev, Bartın Belediyesi tarafından restore edilmiş ve müze olarak hazırlanmış. Müzede sergilenen eserlerin tamamı: Bartın halkı tarafından bağışlanmış.

Müze bahçesinde, bir dönem Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde, Kemal Samancıoğlu tarafından kullanılan  tarihi jeep de sergileniyor. Bina 3 katlı. Her katında, sergilenen eserler var. İlginizi çekerse, gidip ziyaret edebilirsiniz.

Bartın Halilbey Camii

HALİLBEY CAMİİ (YUKARI CAMİ)

Şehir merkezinde bulunan cami: 1872 yılında Halil Bey tarafından yaptırılmıştır. Yapı: kubbesiz, kagirdir ve iki pencere ile aydınlatılmaktadır. Salon boyutları: 12×13 metre ebatlarındadır.

 

İBRAHİMPAŞA CAMİSİ (ORTA CAMİ)

Şehir merkezinde, çarşıdadır. Yapının: kitabesi bulunmadığından ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak, yaklaşık 150 yıllık bir geçmişi olduğu düşünülmektedir. Yaptıran ise: İbrahim Paşa’dır. Cami: 1864 ve 1897 yıllarında iki kez yanmış, 1898 yılında yeniden yapılmıştır. 1968 yılında depremden hasar görünce, yeniden restorasyona alınmıştır.

Yapı: kare planlı, tek kubbeli ve tek minarelidir. Toplam 32 pencere ile aydınlatılmaktadır. Cami yapısının altında, dükkanlar var.

Bartın Taşhan

TAŞHAN

Şehir merkezinde, Hükümet caddesindedir.

Hacı Ali ağa tarafından, 1982-1835 yılları arasında yaptırılmıştır. İki katlı, dikdörtgen planlı ve açık avluludur. Yapıda, toplam: 18  oda ve 16 bölme bulunmaktadır. Han: günümüzde, şahıs mülkiyetindedir.

Bartın Aya Nikolas Kilisesi

AYA NİKOLAS KİLİSESİ

Şehir merkezindedir. Bartın’da yaşayan Rumlar tarafından, 1319 yılında yaptırılan cami: mübadeleden sonra Rumların bölgeyi terk etmeleri üzerine, kaderine terk edilmiştir. 1936 yılında ise, bir süre elektrik santralı olarak kullanılmış ve 1955 yılında ise restore edilerek, kültür evi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Bartın İnkumu

İNKUMU

Bartın şehir merkezine 15 km. uzaklıktadır. İnkumu-Ankara arasındaki uzaklık ise: 295 km. İnkumu-İstanbul arasındaki uzaklık: 465 km. Yani: günübirlik gidip dönülebilecek yer. Bu arada: Amasra-İnkumu arasındaki uzaklık: 30 km.

Güzel bir plaj bölgesi. 3 km. uzunluğunda kıyı şeridi var. Deniz ise, altı ince mil kum. Taş yok. İlginç ve güzel olan, diğer Karadeniz sahillerindeki denize oranla, birden derinleşmemesi ve öyle büyük dalgalar da yok. Bunların hepsi elbette burayı çekici kılıyor. Deniz kıyısında: çok miktarda küçük yengeç dikkatimi çekti. Ama, elbette denize girmenizi engelleyecek boyutta değil.

Yine de, Karadeniz denize girmek için aşırı tedbir gerektiren bir yer. Yani, dalga yok, derinlik ani değil desem de, Karadeniz’de denize girmek ve yüzmek, mutlaka tedbirli olmayı gerektirir. Çünkü: her ne kadar uyarılsalar da, İnkumu’nda denize giren insanların bir kısmı, her yıl boğularak ölüyormuş.

Evet, buranın öne çıkan diğer bir özelliği: tüm Bartınlıların yazlık evlerinin bulunduğu bir bölge olması. Yaz gelince, tüm Bartınlılar buraya akıyorlar. Dağın hemen dibinde, birçok yazlık ev yapılmış.

Yörenin içinden geçen asfalt yolun sol yanı evler, sağ yanı ise sahil olarak uzanıyor. Ama bir anlamda, tamamen bir betonlaşma egemen olmuş halde. Evlerin arkasındaki yamaçta ise, yemyeşil çam ormanları var. Bölge konaklama tesisi bakımından sorunlu değil.

Gerek otel, motel ve pansiyon ve gerekse çadırlı kamp yapmak mümkün.

Hatta bazı resmi kurumların (Hacettepe Üniversitesi ve Bartın Valiliğini biliyorum) konaklama tesisleri de bulunuyor. Sessiz ve sakin yani, diskotek türü gürültülü eğlence merkezleri olmayan bir tatil beldesi.

Ama, bu tür eğlence merkezleri bulunan Amasra’ya yakın olması büyük avantaj. Yani, burada konaklarken canınız sıkıldığında, Amasra’ya rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz.

Burayı ziyarete giderseniz ki, mutlaka gitmenizi öneririm, özel aracınızı hemen belde içinden geçen asfalttaki araç park yerlerine bırakabilir ve mevsimi uygun değilse, sahildeki banklarda oturarak denizi seyredebilirsiniz.

Uygun mevsimde giderseniz, denize girmek mümkün, isminden de anlaşılacağı üzere, sahilde muhteşem bir kum ve plaj var. Genellikle: Amasya yöresine gezi düşünenler, İnkum bölgesine de mutlaka zaman ayırmalıdırlar.

Bartın Çakraz Plajı

Bartın Çakraz Plajı

Bartın Çakraz Plajı

 ÇAKRAZ PLAJI

Bartın şehir merkezinden sonra: Amasra-Kurucaşile yönünde gidiyorsunuz, 3-5 km. sonra gelinen kavşaktan sola döndüğünüzde, Amasra’ya ve oradan da Çakraz’a varabilirsiniz.

Yani; Bartın-Çakraz arası, yaklaşık 30 km. ve 40 dakikalık bir yolculuk ile gidilebiliyor. Eğer Amasra üzerinden gelmeyip, doğruca devam ederseniz, yaklaşık 16 km. sonra Çakraz bölgesine varabiliyorsunuz.

Amasra üzerinden buraya gitmek isterseniz, Amasra’dan çıkışta 10 dakikalık kötü bir yol, sonra 10 dakikalık iyi bir yolla buraya ulaşılıyor. Çakraz çok küçük bir yerdir. Ana yoldan ayrılıp, belde merkezine girdiğinizde, hemen solda otoparklar var, burada uzun süre kalacaksanız bu otoparklara arabanızı koymanızı öneririm, aksi halde gezip çıkmayı düşünürseniz, belde merkezinde yol kenarına araba bırakılıyor.

Burada da deniz kıyısında karşınıza çıkacak ilk tabela “TERS AKINTI VARDIR” tabelasıdır. Karadeniz’in birçok sahil kesiminde, tüm güzelliğe, kum, güneş, deniz güzelliklerine rağmen bu ters akıntı, birçok can alıyor ve almaya devam ediyor.

Çakraz özellikle 34 plakalı araçların yani İstanbulluların çokça olduğu bir yer, küçük sahil kesiminde, yine küçük sıra sıra evler vardır. Ayrıca, yine kıyıda sahil kesiminde çay bahçeleri vardır. Kumsal çok güzel, zaten beldenin meşhur olmasının en büyük sebebi, kumsal ve denizin güzelliğidir.

Konaklama bakımından pek sıkıntı yok.

Otel ve moteller yanında, ev pansiyonları da oldukça fazla. Tam bir kafa dinleme yeri. Sessiz ve sakin bir belde. Ancak, her ne kadar konaklama olanaklarının fazlalığından söz etmiş olsam da, buraya gitmeden önce mutlaka yer ayırtmalısınız.

Burası: doğal güzellikleri, kumsalı ve sakin denizi ile beğenilmektedir. Ama, burayı bilenler bilir, mutlaka balık yemek gerekir. Amasra’ya gelenler, Çakraz bölgesine balık yemek üzere giderler.

Özellikle: bir akşam vakti, tam güneş batımından önce buradaki bir balık restoranını ziyaret ettiğinizde, inanın belki de yemeğinizi yunusların gösterisi eşliğinde yiyebilirsiniz. Balık yemek için: koyun sağ tarafından bulunan kayalıklar üzerindeki “Balıkevleri”ni tercih edin.

Bartın Güzelcehisar

GÜZELCEHİSAR

Şehir merkezine, 17 km. uzaklıktadır. Konaklama açısından bakıldığında, kısmen ve yoğun olarak ev pansiyonculuğu yapılıyor. Yani, burası, yörede bulunan İnkumu, Çakraz ve Amasra’ya nazaran çok daha küçük ve göz önünde bulunmayan bir tatil beldesi. Daha çok günübirlik ziyaret için daha uygun bir yer.

Hemen arkadaki yeşil örtü, deniz kıyısında mavi ile birleşiyor. Sahil bandında muhteşem güzel bir kum var.

 

GÜZELCEHİSAR LAV KAYALARI

Buradaki lav kayalık bölümlerin,  muhtemelen 80 milyon yıllık olduğu söyleniyor. Dünyanın ender gelişen doğal oluşumlarındandır.

Bu lav kayaları: milyonlarca yıl önce bölgede meydana gelen jeolojik faaliyetler sonucu oluşmuştur. Altıgen, beşgen biçimli bir yapıya dönüşen, düzgün geometrik yapılara: Lav Kayaları deniliyor.

Boyları: 30 metreden fazladır. Dünya üzerinde: burası dışında, buna benzer oluşumlar, yani lav kayaları: Kuzey İrlanda, İskoçya ve Amerika-Kalifornia da bulunuyor.

Ancak: dünyanın bu bölgelerindeki lav kayalıkları, gerek dünya kültür mirası olarak kabul edilmeleri ve gerekse her yıl milyonlarca turist tarafından ziyaret edilmektedir.

Umarım bir gün, buraya da gerekli önem gösterilir ve insanlar, milyonlarca yılda oluşan bu doğal güzellikleri izlemek üzere, yöreye akın ederler.

KÜRE DAĞLARI MİLLİ PARKI

Adından da anlaşılacağı üzere, Küre dağlarının üzerinde bulunmaktadır. Bu milli parkta: mağaralar, kanyonlar, şelaleler  ve düdenler var. Ayrıca: 1000 yaşından daha büyük olduğu tahmin edilen ağaçlardan oluşan muhteşem bir orman, 130 civarında kuş çeşidi ve 40 civarında memeli hayvan yaşıyor.

Ancak, park bölgesinin büyük bölümünde herhangi bir yerleşim söz konusu değil ve aynı zamanda Milli Parklar Müdürlüğünce verilen bir hizmet te yok. Yani: tamamen doğal bir ortam. Ancak, hiçbir hizmet yok.

Milli park sınırları içinde görebileceğiniz yerler: Ilıca köyündeki Ilıca şelalesi, Valla kanyonu, Aydos kanyonu ve Ilgarini mağarası.

 

PARTHENİOS ANTİK KENTİNE AİT KALINTILAR:

Parthenios nehrinin denize açıldığı boğaz bölgesinde, gemi trafiğini denetleme ve savunma amaçlı küçük bir kale bulunduğu düşünülmektedir ancak yapıya tam olarak ulaşılamamıştır.

Roma dönemine ait mil taşlarından yola çıkılarak Amasra’ya kadar uzanan antik bir yolun varlığı tespit edilmiştir.

Roma dönemine ait bu güzergahın günümüzde de Bartın iline ulaşan D0100 kara yolu ile örtüşmesi dikkat çekicidir.

Zonguldak’dan gelen söz konusu yol, Bartın çayı üzerindeki Orduyeri köprüsü üzerinden devam ederek Amasra’ya ulaşmaktadır.