Çanakkale Ezine

Çanakkale Ezine

Her yönünden, mitolojik ve antik kalıntılarla çevrili, yemyeşil bir ilçemiz. Tabii bu mitolojik yönü yanında, buranın tüm ülkemiz tarafından bilinmesinin en büyük bir nedeni daha var, evet, belki tahmin ettiniz: Ezine peynirleri.

Muhteşem bir lezzet. Burayı ziyaret ettiğimde, bende kalan anılar: yemyeşil bir ortam, tam ilçenin merkezinden geçen büyükçe bir dere ve Ezine peyniri.

ULAŞIM

Ezine ilçesi, Çanakkale-İzmir karayolu üzerindedir. İl merkezine uzaklık: 45 km. Ayvacık ilçesine uzaklık: 21 km. ve Bayramiç ilçesine uzaklık ise: 25 km. dir.

Buranın en büyük özelliği: İstanbul veya Trakya yönünden gelip: güneye ve özellikle Edremit körfezine, Asos yöresine inen ziyaretçiler tarafından, yoğun olarak kullanılmasıdır.

TARİH

Günümüzdeki Ezine ilçesinin ilk kurucularının: Danişment Oğulları oldukları biliniyor. Türk beyleri, yöreye geldiklerinde Ulu Camiyi yaptırırlar.

Buraya, Farsça, “Cuma” anlamına gelen “Azine” ismini verirler. Çünkü: Cuma namazlarını, topluca bu camide kılmaya başlarlar.

Bu isim, daha sonra zamanla değişerek, günümüze “Ezine” olarak ulaşmıştır.

İlçe merkezi böyle, ancak yörede, antik çağlarda birçok şehir medeniyeti kurulmuştur. Özellikle: Çanakkale boğazının doğu yakasında bulunan “Dardanel” ve “Alexandıa Troas” öne çıkmaktadır.

Osmanlılar döneminde, Ezine ve çevresine, göçler sonucu gelen Türk boyları yerleşirler. Takip eden dönemde, 1920 tarihinde, Ezine Yunanlılar tarafından işgal edilir. Ancak, 1922 tarihinde, işgal sona erer.

Çanakkale Ezine

GENEL

İlçe düzlük bir alanda kuruludur. İlçe merkezi, deniz seviyesinden 50 metre yüksekliktedir. Kazdağları’ndan doğan ve ilçenin ovasından geçerek, Çanakkale boğazına dökülen “Menderes Çayı” ve ilçeyi ikiye ayıran “Akçin çayı”, bölgenin coğrafi özelliklerinin başında gelir.

İklim düşünüldüğünde, bölgede ılıman bir iklimin hakim olduğu görülür. Bu nedenle, özellikle yaz aylarında, deniz turizmine yönelik hareketlenme olmaktadır. Yerleşim yerinin çevresi, tepelerle çevrili olduğundan, nem ortalaması oldukça yüksektir.

İlçenin batısında bulunan “Bozcaada” ya: Geyikli beldesindeki iskeleden, feribot seferleriyle ulaşım sağlanıyor.

İlçe ekonomisi:  tarıma dayanır.

 

Ezine peyniri

EZİNE PEYNİRİ

Yenilebilecek en iyi ve en kaliteli peynirlerden biridir. Ancak, yörede satılan peynirlerin hepsi, Ezine peyniri markasıyla satılıyor ve bunların büyük çoğunluğu dikkat edin, sahtedir. Orijinal Ezine peynirinin makbulü: tenekede, bir yıl dinlendirilmiş olanıdır.

Peynir: imal edilirken, içindeki süt oranları şöyledir: keçi sütü: % 40, inek sütü: % 15 ve koyun sütü: % 45-55 arasındadır.

Ancak, her ne kadar koyun sütü ağırlıklı olsa da, peynir: koyun peynirinin lezzetini barındırır, kokusu ve ağırlığını asla hissetmesiniz. Koyun sütü: ortalama yüzde 18-20 arasında kuru madde içerir. Bunun en az; yüzde 6’lık bölümü: süt yağıdır.

İnek sütü ise, zayıf bir süttür. İçerdiği kuru madde oranı, koyun sütüne göre: yüzde 50 azdır. Maksimum yağ oranı ise, yüzde 4 olup genelde yüzde 3 yağlıdır. Diğer bölgelerin(özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu) koyun sütlerinde: tortu bulunur. Bu tortuda mevcut; çamur ve pislik gibi maddeler, süt mandıraya ulaştırılıncaya kadar çok uzun süre sütün içinde kaldığından; aromaları, sütün yağına siner.

Halbuki, Trakya’da, üretici, sütünü sağdıktan sonra, süzer. Yaygın karayolu ve düz coğrafi koşullar nedeniyle, sütü, mandıraya daha çabuk teslim eder. Mandırada, süt seperatör makinalarından geçer ve kirliliğinden arınır. Koku derdi ortadan kalkar.

Teneke içinde satılır. Her ne kadar, tenekesini açmak biraz zahmetli olsa da, bu zahmete kesinlikle değer.

Ama, yine de, bir yıllık bekletilen peyniri yalnızca tanıdıklar aracılığıyla bulabilirsiniz. Çünkü, marketlerde, yalnızca 3-4 aylık imalat, yani beklemiş peynir bulmak mümkün.

Evet, orijinal peynirin rengi iyice sarıdır. Süt beyazı olanları tercih etmeyin. Peyniri aldıktan sonra:  daha uzun süre saklamak için: peyniri hafif sudan geçirin ve bir kağıt havlu ile kuruttuktan sonra saklayın. Asla su içinde bekletmeyin.

NE YENİR, NE İÇİLİR

Ezine denildiğinde, akla gelen ilk şey, Ezine peyniri.

NE SATIN ALINIR

Evet, yine burada da, klasik bir öneri: orijinal Ezine peyniri bulun ve satın alın diyorum.

Çanakkale Ezine

GEZİLECEK YERLER

Ezine Abdurrahman Camii

ULU CAMİ-ABDURRAHMAN CAMİİ

Camii kebir mahallesindedir. 

Osmanlı döneminde, Orhan Gazi zamanında, Danişmentli Abdurrahman Bey tarafından 1310 yılında yaptırılmıştır. 

Moloz taş cephesi, yüzey düzeltmeden, sıra gözetilmeden örülmüş taş duvarlarda tuğla ve taş unsurlar karışıktır. Namaz bölümü alçak tavanlı, son cemaat yeri geniş ve beş açıklıkla yanları duvarlı, kısmen ahşap kemer ve mermer sütunlarla desteklenmiştir. Harim tavanı 50 cm çapında dört mermer sütunla taşınıyor. Minare kubbe duvarından başlıyor. Mihrabın bazı bölümleri orijinal formunu koruyor, tavan Sultan II Mahmut döneminde değişmiştir. 

Evet cami, Osmanlı camilerinin ilk örneklerinden olması nedeniyle oldukça önemlidir. 

Ezine Seferşah Camii

SEFER ŞAH CAMİİ

14’ncü yüzyılda Sultan Yıldırım Beyazıt döneminde yapılan caminin inşasında çevredeki antik yapı kalıntıları kullanılmıştır. Yapı moloz taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiştir. Mihrap duvarı fener motifleriyle süslenmiş durumdadır. 

Son cemaat yeri olarak sonradan eklenen, yapının yanında, Sefer Şah’ın mezarı bulunmaktadır.

Ezine Aslıhan Bey Külliyesi

ASLIHAN BEY KÜLLİYESİ

Cami, türbe ve hamamdan oluşan külliye: Ezine’nin 12 km batısındaki Kemalli köyündedir.

14 yüzyılda Sultan Murad döneminde yapılan cami, tek kubbeli, ana mekan ve çapraz tonozlu revaktan oluşur. Son cemaat yerinin yanları kapalıdır. Pandantifli tek kubbelidir. Yapı malzemesi olarak köfeki taşı adı verilen bir taş kullanılmıştır. 

Caminin kuzeyinde, büyük blok taşlardan yapılmış türbe vardır. İçindeki Selçuklu üslubu taş sanduka, 1383 yılı yapımıdır.

Caminin batısındaki dört kubbeli hamam, en eski Osmanlı yapılarındandır.

Çanakkale Ezine Kestanbol Termal Turizm Merkezi

KESTANBOL TERMAL TURİZM MERKEZİ

İlçe merkezine 15 km ve Marmara denizine 2 km. uzaklıktadır.

Kaplıcaların: antik dönemden beri kullanıldığı düşünülmektedir. Söylenenlere göre: Hz. İsa’nın havarilerinden Saint Paul: buraya gelip, bir ölüyü, kaplıca sularına sokmak suretiyle diriltmiştir.

Evet: tarihi hikayesi bu. Kaplıcanın diğer rakamsal özelliklerine bakacak olursak: suyun ısısı: 67 derece olup, PH derecesiyse, 6 civarındadır.

Banyo ve çamur banyosunda tedavi edilen hastalıklar şunlardır: kadın hastalıkları, romatizma, siyatik, kireçlenme, bazı kemik hastalıkları, üst yolunum yolu hastalıkları, akciğer hastalıklarıdır.

Ezine Neandria

NEANDRİA

Troas bölgesinde, Ezine ilçesinin güneybatısında, Aleksandreia Troas’dan yaklaşık 13 km daha içeride, Çağrı dağının üzerindedir. 

Bir Aiolia kenti olan Neandria, 1400 boyunda, 450 metre genişliğinde bir alana yapılmıştır. Şehir MÖ 5 yüzyılın ortalarında Atina’nın önderliğinde yapılan Attika-Delos Deniz birliğinin üyesi olmuştur. MÖ 310 yılında şehir boşaltılmış ve halkı Antigonos tarafından Antigoneia’ya (sonraki ismi Aleksandreia Troas) yerleştirilmiştir.

Bu antik şehir, 1899 yılında Alman arkeolog Robert Koldewey tarafından kazılmıştır.

Kentin 3200 metre uzunluğundaki ve 3 metre kalınlığındaki surlarının, MÖ 5 yüzyılda inşa edildiği sanılmaktadır. Günümüze az hasarlı olarak ulaşan bu surların 11 kulesi ve çok sayıda girişi bulunmaktadır. Evet, yapıldığı dönemlerde kalenin önemli bir konumu olduğu düşünülmektedir.

Kalenin içinde bulunan: MÖ 7 yüzyılın sonuna ya da MÖ 6 yüzyılın başına tarihlenen Aiolia düzenindeki tapınak, şehrin en önemli yapısıdır.

Apollon’a adanan tapınak, bir podyum üzerindeki bir celladan (tapınağın adandığı tanrının heykelinin bulunduğu, tapınağın iç kısmındaki oda) oluşmaktadır. Yazılı kaynaklardan edinilen bilgilere göre, tapınakta Apollon’un büyük bir heykeli bulunuyordu. Apollon heykeli, tapınağın cellası’nın güneydoğusunda yer almaktaydı.

Tapınağı uzunlamasına, ortadan ikiye bölen taş kaideler üzerine yerleştirilmiş 7 ahşap sütunun, Aiolia sütun başlıkları, İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Şehirde Apollon Tapınağının dışında, Zeus kutsal alanı, arkaik ve klasik  dönemlerden kalmış evler bulunmuştur. Ayrıca, şehir duvarları dışındaki nekropolde bulunan çeşitli lahitler, pithoslar ve antik mezarlara da ulaşılmıştır. Evler Neandria’yı kuzeyden güneye kesen caddenin çevresinde sıralanmıştır.

 

SANKREA

Zambak tepesindedir. Buraya, Çığrı da denilir. Burada, büyük bir şato kalıntısı var. Bizans imparatorluğu zamanında, burada, siyasi mahkumların hapsedildiği tahmin ediliyor. Burası, aynı zamanda: Homeros’un, Truva coğrafyasını incelemek için oturduğu sanılan, Sankrea şehrinin yerindedir. Burası: takip eden tarihi süreçte, Emir Dursun tarafından alınarak, Orhan Gazi zamanında, Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Çanakkale Ezine

ALEXANDREİA TROAS

Ezine’nin 15 km batısında, Geyikli’ye bağlı Dalyan köyünde Eski İstanbul ya da Odunluk iskelesindedir.

Kentin ilk kurucusunun, MÖ.400 yıllarında, Sgia adı ile, tek gözlü Antigonos Monofialmos olduğu biliniyor. Daha sonra, Büyük İskender zamanında, generallerinden “Antigonas” tarafından, bu küçük şehir geliştirilir ve “Antigonas”ın anısına, şehre “Antigonia” ismi verilir.

Büyük İskender’in ölümünden sonra: Trakya kralı Lysimachos; MÖ.310 yıllarında, bu yeni kurulan şehri daha genişletir ve bölgede bulunan diğer şehirlerin halkını buraya getirip, yerleştirir. Şehrin adını da, İskender’in asıl adı olan “Alexsandra” olarak değiştirir.

Şehri, burada kurulan diğer şehirlerden ayırmak için de, isminin sonuna “Troas” kelimesi eklenir. Çevredeki halkın buraya yerleşmesi sonucu, şehir, o dönemde, Anadolu’nun en büyük şehirlerinden biri haline gelir.

Çanakkale Ezine

Tarihi süreç içinde: Romalılar, Suriye kralı Antiokhos ile yaptıkları savaş sırasında: şehir halkının kendilerine sadık kalmalarından etkilenirler ve şehir, Romalıların gözdesi haline gelir. Özellikle, Roma imparatoru Sezar zamanında, şehir başkent olma konumuna gelir. İmparator Konstantin: başlangıçta başkenti “Konstantinapolis” şehrini, burada kurmayı düşünür.

Çünkü: şehrin limanından kaynaklanan muhteşem bir zenginlik söz konusudur. Ancak, daha sonra, başkent olarak, İstanbul seçilir.

Çanakkale Ezine

Roma imparatoru Hadrianus zamanında, şehre su yolu ve hamam yaptırılır. Özellikle: Atinalı zengin bir bilgin olan Herodes Atticus tarafından yaptırılan imar faaliyetleri şehrin ününü ve önemini arttırır. Bu yapılardan, hamam, günümüze kadar gelebilmiştir.

Şehrin en önemli yeri olan limanı ise, günümüzde, Dalyan köyünün altında kalmıştır. Günümüze kadar ulaşan kalıntılara bakıldığında; şehrin, kurulduğu dönemdeki muhteşemliğini hayal edebilirsiniz. Hamamın bulunduğu yerde, kaplıca suyu çıkmaktadır. Dolayısı ile, bölgedeki şifalı suların, antik çağdan bu yana varlığının en büyük kanıtıdır.

Evet, tarihi süreçte, gerçekten büyük ün kazanan bu kentin, ne zaman ve neden terk edildiği bilinmiyor. Ancak, ortaçağlardan kalan bu kent, günümüzde hala denizden görülebilmektedir. Dolayısıyla, bazı gezginler, bu kenti gördüklerinde, Truva kalıntıları olarak değerlendirmektedirler.

Sonuçta, bu da, bir zamanlar, bu kentin birçok kişi tarafından ziyaret edilmesinde, önemli rol oynamıştır. Kent, erken Hıristiyanlık döneminde, önemli rol oynamıştır. Havari Poulus, kenti birkaç kez ziyaret etmiş ve Avrupa’ya, Hıristiyanlık dinini yaymaya burada karar vermiştir.

Bugün kentteki kalıntılar arasında görülebilecek olanlar şunlardır: hamam, saray, liman, çarşı kalıntıları. Kent, bugünkü haliyle, Hıristiyanlığın başlangıç noktası olması açısından, büyük turistik önem taşımaktadır.

Ezine 7 Taşlar

YEDİ TAŞLAR

Ezine ilçe merkezine 13 km uzaklıktadır, köyden sonra taş ocağına kadar yürümek gerekiyor. 

Koçali köyü yakınlarında: granit kayalar tarafından gizlenen bir taş ocağı var. Bu taş ocağından alınan taş sütunlar: Dalyan iskelesinden, Roma imparatorluğunun çeşitli yerlerine sevk ediliyormuş. Günümüzde, burada imal edilmiş ve sevk edilmemiş halde kalan, 7 tane taş bulunuyor.

Bunların genişlikleri: 160 cm ve uzunlukları ise 12 metre. Her sütun yaklaşık 30-60 ton ağırlığında. Bu taşları görürseniz, bunların buradan Dalyan iskelesine kadar nasıl nakledildiğini, o günün teknolojik şartlarında nasıl taşındığını, hayretler içinde düşüneceksiniz.

Son olarak: bu sütunların taş ocağından nasıl çıkarıldığından söz etmek istiyorum. Sütunların ocaklardan çıkarılması sırasında çeşitli delikler açıldığı, bu deliklere odun parçaları yerleştirildiği ve sonra bu odunların sulanarak genişlemesiyle kaya bloğunun çatladığı, bu şekilde bir kırılma sağlandığı anlatılıyor. Bu yöntem antik dönemde taş çıkarma tekniklerine dair bilinen yöntemlerdin biridir. 

Çanakkale Ezine Plajları

EZİNE PLAJLARI

Ezine ilçesi deniz kıyısında olmaması nedeniyle, denize girmek için çeşitli alternatifler var. Bunların başında: Ezine plajı geliyor.

Çanakkale Ezine

EZİNE PLAJI

İlçe merkezine 20 km. uzaklıktaki bu plaj, Odunluk iskelesinin yanında bulunuyor. Sakin ve huzurlu bir mahal. Dalyan köyü sınırları içinde kalıyor. Bu yörede, yazlık evler yoğunlaşmış. Plaj çevresinde, gençlere yönelik eğlence mekanları bulunuyor.

AKTAŞ PLAJI

İlçe merkezine 22 km. uzaklıktadır. Kestenbol kaplıcalarına yakındır. Buraya, ulaşım yok, yalnızca kendi özel aracınız ile ulaşmak mümkün. Burada: zengin ve büyük meşe ağaçlarının gölgesinde, Bozcaada manzarasını izleyerek denize girmek ve piknik yapmak mümkün.

TAVALI PLAJI

İlçe merkezine 30 km. uzaklıktadır. Burada da yazlık konutlar yaygın olarak bulunuyor. Bir şerit gibi, Ayvacık ilçesine kadar sahil boyunca uzanıyor. Burada: sakin bir ortam bulmanız mümkün. Halk, plaj çevresinde çadır kurarak, kamp yapıyor. Bu plaj: denizin temizliği ve dibinin kum olmasıyla, çevrede yaşayanlar tarafından yoğun olarak tercih ediliyor.

Çanakkale Ezine Geyikli Beldesi

GEYİKLİ BELDESİ

Ezine ilçe merkezine, 17 km. uzaklıkta, Çanakkale il merkezine ise 54 km. uzaklıktadır. Doğusunda çalılık ve ormanlıklar, batısında Ege denizi ve 6 mil açığında Bozcaada bulunmaktadır.

Burası bir belde olarak öne çıkmakta ve 3600 kişi yaşamaktadır. Yaz aylarında ise, nüfus 10 000 üstüne çıkmaktadır. Sahil kesiminde: 2000 civarında konut bulunmaktadır. Bunlar, daha çok, çevre illerde yaşayanların yazlık konutları olarak kullanılmaktadır. Bunun dışında, yörede yaşayan insanların başlıca geçim kaynağı ise, zeytinciliktir. Balıkçılık ta önemlidir.

Buradaki plajlardan, denize girmek mümkün. Ayrıca: iskeleden, Bozcaada’ya ulaşım sağlanıyor. Kıyı kesiminde, Bozcaada manzarasını izleyerek, bir şeyler içebileceğiniz yerler var. Tüm bunların dışında: Geyikli sahillerinde, belki  duyanlarınız olabilir, bir dönem “radyasyon” bulunduğu yönünde bir kısım söylentiler çıktı.

Ancak, yapılan araştırmalarda, bu radyasyonun “tıpta: Talaso Terapi” olarak kullanılan ve tedavi özelliği taşıyan bir nitelikte bulunduğu tespit edildi. Bu konuda ayrıntıya girmek istemiyorum. Çünkü: net bilgilere sahip değilim.

Yani: bu sahillerde, radyasyon bulunduğuna dair teknik veriler elde ediliyor, ama bulunan bu radyasyonun, terapi yani tedavi edici özelliği olduğu söyleniyor. Umarım, bu konuda ilgililer gerekli çalışmaları yaparlar ve gerekli resmi açıklamalar yapılır. Yoksa, gerek burada yaşayanlar ve gerekse burayı ziyaret edecekler için, bu konu, olumsuz bir tepki yaratır.

 

KOLONAİ

Çanakkale Ezine ilçesine bağlı Alemşah köyünün 3.3 km doğusunda, Beşiktepe adlı sahildeki bir tepededir. Bozcaada’nın karşısındadır.

Güneyinde Larisa ve kuzeyinde Aleksandreia Troas bunmaktadır. Troia’nın 7 km batısındadır.

İsminin anlamı, Grekçede “tepe, tümsek” dir.

Antik kaynaklar, Kolonai’nin Larissa’nın ve Hamaksitos’un kuzeyinde bir liman kenti olarak tanımlarlar. Daha iç kesimlerde bulunan yerleşimlerin limanı durumundadır.

TARİHİ GEÇMİŞİ;

Kent, MÖ 8’nci yüzyılda Lesbos’tan ve Tenedos’tan gelen Aiol’li kolonistler tarafından yönetilmeye başlanmıştır.

MÖ 7’nci yüzyılda tamamen Lesbos’un kolonisi durumuna gelir.

MÖ 427 yılında Midilli kontrolünden çıktıktan sonra Delos Birliğinin bir parçası olmuştur.

MÖ 425 yılında komşusu Larisa’nın aynı yıl ödediği 3 talente kıyasla, nispeten küçük bir miktar olan 1.000 drahmi vergi ödediği kaydedilmiştir.

MÖ 4’ncü yüz yıl boyunca, şehir, ön yüzünde Athena başı tasviri olan sikkeler basıyordu.

MÖ 310 yılında, Antigonos’un emriyle Kolonai halkı, yaklaşık 6 km kuzeyinde kurulmuş olan Aleksdria Troas’a taşınmıştır.

Bu tarihten sonra antik kent bir daha iskan edilmemiştir.

Yaşlı Pilinius şehri Troas’ın ıssızlaştırılmış kentlerinden biri olarak sayar.

Kolonaili Daes:

Daes, Kolonai’de bilinen tek edebiyatçı figürdür.

Yerel tarih yazarı olarak, en erken MÖ 5’nci yüzyıl sonlarına tarihlenir.

Kolonai vatandaşı olarak MÖ 310 civarında Aleksandreia Troas ile birleşmeye dahil olup terk edilmesinden önceki bir döneme aittir.

Kolonaili Daes: “ (muhtemelen MÖ 4’ncü yüzyılda) Kolonai sakinleri, kendi yerleşimlerinin Aiol Yunanları tarafından kurulduğuna inanıyorlar” demiştir.

Midilli’nin etnik olarak Aiol olması ve Kolonai’nin MÖ 427’teki Midilli isyanının sona ermesinden sonra Midilli’nin kontrolüne girdiği muhtemeldir.

Kiknos:

Yunan mitolojisinde, Truva savaşı sırasında Kolonai’nin kralı Kiknos’dur.

Truva savaşlarının ilk gününde, Akhilleus tarafından öldürülmüştür.

Kiknos, Pindaros’un iki ayrı eserinde geçer.

MÖ 1’nci yüzyıl ortalarında yaşamış tarihçi Diodorus Siculus, Kiknos hakkında, Kolonai’den çok da uzak olmayan bir ada olan Tenedos (Bozcaada) sakinlerine atfettiği bir hikaye anlatmıştır. Bu hikayede: Kiknos’un oğlu Tennes, Tenedos’u kurmuş ve adaya kendi adını vermiştir.

Sonuç:

Kolonai antik kentinde günümüze herhangi bir kalıntı kalmamıştır. Zaten bölgede arkeolojik çalışmalar da yapılmamaktadır.

 

Abydos

ABYDOS

Çanakkale Boğazının Asya kıyısındaki Nara burnunda, antik Sestos kentinin karşısındadır.

Maltepe ile Çanakkale boğazına yay görünümüyle çıkıntı yapan Nara Burnu’nun tamamına yayılmış, Karacaören Ovasının güney batısına ve Dalyan koyuna kadar uzandığı bilinmektedir.

Nagara Burnunun güneyindeki koy, ana akıntının dışındadır ve boğazdaki en iyi doğal limandır.

Şehir, MÖ 670 yılında Çanakkale boğazının en dar noktasında kurulmuştur. Abydos şehrinin karşısında yer alan Sestos ve Lampsakos gibi çok kıymetli şehirler bulunmaktaydı.

Sestos antik kenti (bugünkü Bigalı kalesi) karşılıklı olarak boğazın dar bir alanına inşa edilmesi, Abydos şehrinin stratejik önemini arttırmıştır.

MS 13’ncü yüzyılda, geçişin Lampsakos ve Kallipolis arasına alınmasına kadar, MS 14’ncü yüzyılın başlarında şehrin terk edilmesine kadar, Avrupa ile Asya arasındaki ana geçiş noktası olmuştur.

Ticaret yollarını kontrol etmesi ve geçiş güzergahında bulunması açısından, stratejik öneme sahip bir kent olmuştur.

MÖ 7’nci yüzyıldan, MS 20’nci yüzyıla kadar kesintisiz yerleşime ev sahipliği yapmıştır.

Homeros’un kentle ilgili yazıları: “Homeros’a göre kent, hızlı atlarıyla çevre kent ve bölgelere ün salmıştır. Truva savaşları sırasında Akhalara karşı mücadele vermiştir. Yine aynı eser incelendiğinde, kentin MÖ 2 bin yıldan önce de kurulu olduğuna dair ipuçları sunduğu görülür.

MÖ 750 yılından itibaren, bölge kolonize edilmiştir.

Önce Aioller, MÖ 8’nci yüzyılda ve sonra da İonlar MÖ 7’nci yüzyılda kenti himayeleri altına almıştır.

Strabon: Abydos kentinin Çanakkale Boğazı (Hellespontos) kıyılarına kurulan ilk kentlerden biri olduğunu yazmıştır. Yine, MÖ 7’nci yüzyılda Lydialıların ve MÖ 680 yılında ise Miletosluların yerleşmek için Lydia Kralı Gyges’ten izin aldıklarını belirtmiştir.

MÖ 513 yılında kentte Pers hakimiyeti görülür. MÖ 480 yılında Pers Hükümdarı Kserkes, yine şehre gelir. Günümüzdeki Özgürlük Parkı ve Nara burnunda bulunan askeri alana getirilen Kserkes’in köprü inşasına gemilerini yan yana bağlayarak başladığı bilinmektedir.

Başarılı bir çalışmadan sonra boğaz üzerinde kurulan ilk boğaz köprüsünün sonucunda, sefere çıkılmış ve dönüşte tekrar aynı yöntem ile Abydos şehrine geri dönülmüştür.

Burada bir husus daha var. Fırtına kurulan köprüyü parçalar, Kserkes öfkelenir ve denize sinirlenir, denize 300 kırbaç attırmıştır.

Bir de burada toplanan kara ve deniz kuvvetlerini teftiş etmiş, deniz kuvvetlerine savaş gösterisi tatbikatı yaptırmıştır, yani bu tatbikat, tarihte anılan ilk tatbikat olabileceği düşünülür.

MÖ 334 yılında Büyük İskender, doğu seferine çıktığı dönemde Trakya üzerinden Abydos kentine gelmiş ve kenti himayesi altına almıştır.

1453 yılında Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fetihettiğinde Çanakkale Boğazının Anadolu Yakasına bugünkü adı ile Çimenlik Kalesini yaptırır. İstanbul’u elde tutabilmesi için hayati öneme haiz bu kale, 6 ay gibi kısa bir sürede tamamlanmıştır. Çimenlik kalesinin yapımında devşirme yapı malzemesi olarak Abydos antik kentinin toprak üzerindeki taşları kullanılmıştır.

Son olarak, bir efsaneden söz etmek istiyorum. Hero ve Leandros efsanesi. Bu efsaneye göre, aşıklar birbirlerini görebilmek için, her gece boğazı yüzerek geçerlerdi. Dünya edebiyatına: Christopher Marlowe “Hero ve Leander” ve Lord Byron’un “Abydos’un Gelini” eserleri, dünya Abydos şehrini yakından tanımıştır.

Hellespontos’un Avrupa yakasındaki Sestos’ta (Eceabat) bir kulede yaşayan Afrodit Rahibesi Hero ve boğazın karşı tarafındaki Abydos’lu genç adam Leandros’un öyküsüdür.

Kötü hava Hero’nun klavuz ışığını söndürünce, Leandros dalgalarda yolunu kaybedip ölüyor, onu kaybeden Hero da kendine kıyıyordu.  

Hatta, İngiliz ajanı olan Lord Byron, 3 Mayıs 1810 tarihinde, tek ayağı ile bu mitolojik hikayeyi gündeme taşımak için Abydos ile Sestos antik şehirleri arasını yüzerek geçmiştir. Bu mitolojik hikaye, Roma döneminde Abydos sikkeleri üzerinde de betimlenmiştir.

Abydos

GÜNÜMÜZE KALAN KALINTILAR

Şehrin Akropolü, Türkçe’de “Mal Tepe” dir.

Şehrin terk edilmesinden sonra Abydos kalıntıları, 14 ile 19’ncu yüzyıl arasında, yapı malzemesi olarak toplanmıştır.

Günümüze çok az kalıntı kalmıştır. Blok taşlardan yapılmış bir duvar kalıntısı ve Osmanlı dönemine ait kaleden başka yapı görmek mümkün değildir.

Zaten 20’nci yüzyılın başlarında da askeri yasak bölge olarak ilan edilmiş ve hiçbir kazı yapılmamıştır.

Ancak bölgeye gezginler tarafından yapılan ziyaretlerde kent değerlendirilmiştir.

Bilgilerin çoğu gezginlerin tutmuş oldukları notlardan ve çizdikleri gravürlerden elde edilmiştir.

 

 

Ayvacık tanıtımı.

Bayramiç tanıtımı.

Çanakkale tanıtımı.

Gelibolu tanıtımı.

Truva tanıtımı.

Çanakkale Gelibolu

Çanakkale Gelibolu

Öncelikle: Çanakkale deniz zaferlerinin, büyük direnişin ve zaferin: 100. yılını kutlarken, bu uğurda canını düşünmeden ortaya koyan başta ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve diğer tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyorum.

Unutmayın ki; Gelibolu yarımadasında, çatışmaların yaşandığı yerleri gezerken bastığınız yere dikkat etmelisiniz, çünkü: o toprakları biraz eşelediğinizde büyük olasılıkla insan kemiklerine rastlayabilmek mümkündür. Yani, bölgede görülen mezarların çoğu semboliktir, insanlar şehit olduklarında çoğu kez bulundukları yere  defnedilmişlerdir.

Evet: şimdi gelelim gezimize

Gelibolu yöresine birçok kez gittim. Hatta, bir seferinde, gittiğimde, eğitim-staj amaçlı olarak, yaklaşık 40 gün kaldım. Elbette, bu sürede, burada birçok anılarım oldu. Özellikle: kıyıda balık tutarken, deniz üzerinde uçarak yüzen kanatlı balıkları unutamam.

Yine; denizde yüzerken, akıntıya kapılıp kıyıdan hızla uzaklaştığımı hissetmem ve büyük bir güçle kıyıya doğru yüzmem, yine kötü bir anı olarak hafızama işlenmiş. Tüm bunların yanında: merkezdeki kafeterya ve çay bahçelerindeki güzel anılar, ilçenin birçok yerinde bulunan türbeler ve özellikle bayraklı baba türbesindeki bayraklar unutulamaz.

Sonuçta: güzel ve modern bir yer. Burada: gayet güzel zaman geçirebilirsiniz. Zaten, tarihi Milli Park, başlı başına bir hazine.

Çanakkale Gelibolu

ULAŞIM

Gelibolu, Çanakkale arası uzaklık: 50 km. Gelibolu-İstanbul arası uzaklık: 290 km. Gelibolu-İzmir arası uzaklık: 355 km. Gelibolu-Truva arası uzaklık: 70 km. Gelibolu-Gelibolu yarımadası Tarihi Milli Park arası uzaklık: 30 km. Gelibolu-Abide arası uzaklık: 45 km. Gelibolu-Keşan arası uzaklık; 70 km. Gelibolu-Bursa arası uzaklık: 231 km. Gelibolu-Edirne arası uzaklık: 178 km.

TARİH

Gelibolu’nun kelime anlamı: iyi ve güzel şehir. Eski ismi ise: Galli Polis.

Yörenin tarihi hakkındaki yazılı kaynaklardan elde edilen ilk bilgiler: MÖ.1200 yıllarında, Hititler parçalanınca, Frigler ve onları izleyen Lidyalılar: Avrupa’dan Anadolu’ya geçerken, burayı kullanmışlardır. Takip eden tarihi süreçte ise, burada birçok uygarlık, hakimiyet kurmuştur.

Roma döneminde ise, burada bir kale kurulmuştur. Bizans döneminde: Gotlar ve Hunların saldırıları görülür. Bu dönemlerde: Gelibolu kalesi: önemli bir liman ve ticaret merkezi haline gelir. Haçlılar; buradan geçerek Anadolu’ya ulaşırlar. 1204 yılında bölgede Latin istilası görülür.

Bizans’ın son dönemlerinde ise: Orhan Bey oğlu Süleyman Bey komutasındaki Osmanlı güçleri: yöreye gelirler.

Çimbihisar: Süleyman Paşa’ya, üs olarak verilir. Burası: Osmanlılar için, uzun yıllar bir dayanak noktası olarak kullanılır. 1354 yılında ise, Gelibolu, tamamen Osmanlıların hakimiyetine girer ve İstanbul’un fethine kadar da, bir askeri deniz üssü olarak kullanılır.

İstanbul’un fethinden sonra ise, Gelibolu: bir sancak ve sancak merkezi olur. Osmanlı ordusunun başındaki Kaptan-ı Derya: burayı merkez edinir.

1915 yılında ise, Çanakkale muharebelerinde, yöre bombalanır ve büyük tahribatlar oluşur. 1920 tarihinde, Yunanlılar tarafından işgal edilen ilçe, 1922 yılında, işgalden kurtarılır. Cumhuriyet dönemi başında vilayet merkezi olmasına rağmen, 1926 yılında, ilçe merkezine dönüştürülmüştür.

Çanakkale Gelibolu

GENEL

Gelibolu yarımadası: Çanakkale boğazı ve Saroz körfezi arasında, güneye doğru genişleyerek uzanır. Avrupa kıtasının, güneydoğusundaki son kara parçasıdır. Kuzeyde, 5 km. lik Bolayır kıstağı ile, Trakya’ya bağlanır.

Gelibolu, özellikle 2008 yılında büyük orman yangınlarıyla ülkemizin gündemine oturmuş bir yer.

Gelibolu isminin nereden geldiği hakkında, yukarıda tarihi kayıtları inceledik. Ancak, buranın isminin esas temelinin “Yelibol” olmasından kaynaklandığı söylenir. Çünkü: burada, sürekli rüzgar eser ve hiç bitmez. İnanın, burada bulunduğunuzda şaşıracaksınız belki ama, buranın rüzgarı yani yeli hiç bitmez ve belki de sırf bu yüzden, buraya “Yelibol” yani “Gelibolu” denilmiştir. Bu rüzgarlı hava, dikkat etmeseniz, beş dakikada sizi, nezle yapabilir.

Turizm denilince, yörede en etkili yabancı turizm: Çanakkale savaşları nedeniyle, her yıl yöreye gelen Avustralyalı ve Yeni Zelanda’lı turistlerden oluşuyor. Bunun dışında, yöreye gelen yabancı turist yok. İç turizm hareketli ve özellikle Çanakkale savaşlarının yapıldığı tarihlerde, iç turizm hareketleniyor.

Ünlü Osmanlı denizcisi Piri Reis: Geliboluludur ve bu nedenle: Liman meydanında ve sahil bandında, iki tane heykeli bulunmaktadır.  Hani bu heykelleri gördüğünüzde, Piri Reis’in Gelibolulu olduğunu hatırlamalısınız. Ayrıca: Gelibolu kalesinin içinde, Piri Reis adına bir müze oluşturulmuştur.

Gelibolu denilince, burada bulunan askeri tesislerin ve askerlerin yoğunluğu da öne çıkıyor. Burada: büyük bir askeri birlik ve buna bağlı olarak: Orduevi, kamp, lojmanlar ve bunun gibi birçok askeri tesis var. Yani: Gelibolu’da bulunduğunuz sürede, mutlaka askeri tesisler ve askeri şahıslar görebilirsiniz.

Çanakkale Gelibolu

NE YENİR

Gelibolu yöresinde, yöresel bir lezzet olarak tek önerim: Sardalya kebabı, yani “bokluca kebap”. Sardalya balığı: hiç temizlenmeden, denizden çıktığı gibi, kömür üzerinde pişirilir ve yenir. Balığın içi, yenirken temizlenir. Bu güzel lezzetin yanında: Peynir helvası deneyebilirsiniz. Ama, öğrendiğime göre, son yıllarda sardalya balığı gittikçe azalmakta imiş. Balık bulamasanız, mutlaka ve mutlaka peynir helvasından tadın.

Çanakkale Gelibolu

GEZİLECEK YERLER

Çanakkale Gelibolu Büyük Cami

BÜYÜK CAMİ

İlçe merkezindedir.

1358 yılında, Rumeli Fatihi Gazi Süleyman Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bu yüzden: Süleyman Paşa Camisi olarak da bilinir. Gelibolu yöresinde: Osmanlılardan günümüze kalan nadir eserlerden biridir. Ayrıca: Avrupa topraklarında inşa edilen ilk cami ve türünün tek örneğidir.

Yapı: dikdörtgen planlı olup, dış duvarları taştır. 3 girişi bulunmaktadır. Mermer mihrabın altında; altın yaldızla yazılmış bir yazıt var. Minaresi: tek şerefelidir ve motiflerle süslenmiştir. Ancak; 1975 yılındaki depremde hasar görmüştür. Şerefesinden yukarı bölümü, yeniden yapılmıştır. Ancak, takip eden dönemlerde, minare de, 25 derecelik bir eğim tespit edilmiş ve bunun üzerine, 2006 yılında, kaide kısmına kadar sökülerek, yeniden inşa edilmiş, ancak orijinalliği bozulmuştur.

110 cm. kalınlığındaki duvarlar, caminin kışın ılık ve yazın serin olmasını sağlamıştır. Caminin tavanında bulunan ahşap işlemeler: altın varakla işlenmiş olup, orijinalliğini muhafaza etmektedir.

Yapı: 1676 ve 1889 ve son olarak 2006 yıllarında onarım görmüştür.

Çanakkale Gelibolu Yazıcızade Mehmet Efendi Türbesi

YAZICIZADE MEHMET EFENDİ TÜRBESİ

Bunlar: 2 kardeştir ve Gelibolu’da yaşamışlar ve birçok eser yazmışlardır. Yazıcızade Mehmet Efendi’nin mezarı: Hamzakoy yöresinde, Keşan caddesi üzerindedir. Bu mescit: üstü açık tek sandukalı bir yapıdır.

Yazıcızade Mehmet Efendi: 1449 yılında, Gelibolu’da yazdığı “Muhammediye” isimli kitabı ile tanınır. Kitap: Feneraltı mevkiinde bulunan Çilehanede, 7 yılda yazılmıştır. Ayrıca, o dönemde, el yazısı ile en çok çoğaltılan eser unvanı kazanmıştır.

Bu nedenle: Evliya Çelebiye göre: Muhammediye, binlerce kişi tarafından ezbere bilinir ve okunurmuş. II. Dünya Savaşında: Gelibolu’nun stratejik konumu dikkate alınarak, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından, abanoz bir kutu içinde saklanan bu kitap; yerinden yani türbeden alınarak, Ankara’ya götürülür.

Ancak: bu güzel kitabın yazarı, kitabın baş sayfasında “bu kitap, Gelibolu’dan dışarıya çıkarılmasın” diye yazmıştır. Yani: Yazıcızade Mehmet Efendi, türbesini ziyarete gelenlerin, yanı başındaki bu kitabı da görmelerini vasiyet etmiştir. Evet: 1449 yılında yazılan, 330 sahife ve 25.4×16.1 cm. boyutlarındaki, kahverengi meşin ciltli bu kitap, halen Ankara’da imiş.

Kardeşi: Ahmedi Sincan’ın mezarı ise: buna 50 metre uzaklıkta, caddenin karşısındadır. Burası: Sultan II. Murat döneminden kalma, tek kubbeli ve revaklı bir yapıdır.

Çanakkale Gelibolu Gazi Süleyman Paşa Türbesi

GAZİ SÜLEYMAN PAŞA TÜRBESİ

Bolayır bölgesinde,  Saroz körfezinde, denize bakan bir tepe üzerindedir. Süleyman Gazi: bildiğiniz gibi, 1356 yılında, Rumeli’ye ilk geçen Osmanlı komutanı olarak biliniyor. Ancak, genç yaşta, 43 yaşında, bir av sırasında, atından düşerek hayatını kaybetmiştir. Vasiyeti üzerine buraya gömülmüştür.

Türbede: 1549 tarihli bir onarım yazıtı var. Duvarlar: kalın kesme taş ve tuğla sıralıdır. Kubbenin kasnağında: 4 pencere görülmektedir. Kabir: 30 cm. lik bir seki üzerindedir ve ince levha mermerle kaplanmıştır. Burada ilginç ve doğruluğu teyit edilemeyen bir durum var.

Süleyman Paşa’nın ayak ucunda: kendisiyle birlikte ölen atı da gömülüdür. Kabirlerin çevresinde: pirinç parmaklıklar var. Süleyman Paşa’nın uzun süre bu türbede muhafaza edilen sırmalı kavuğu: İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesine ve oradan da, Topkapı Müzesine nakledilmiştir.

Evet, bu yapı, Avrupa kıtasındaki en eski Osmanlı eseri olarak öne çıkıyor.

Çanakkale Gelibolu Namık Kemal Mezarı

NAMIK KEMAL MEZARI

Namık Kemal: 9 Temmuz 1872 tarihinde, Gelibolu’ya, mutasarrıf olarak atanmış ve 5.5 ay bu görevde kalmıştır.

Bolayır bölgesinde, Süleyman Paşa türbesinin bahçesindedir. Beyaz mermerden, sade bir mezar. Namık Kemal, vasiyeti üzerine, buraya gömülmüştür. Mezarın projesini: Tevfik Fikret çizmiş ve mezarı Sultan II. Abdülhamit yaptırmıştır.

Çanakkale Gelibolu Sinan Paşa Türbesi

SİNAN PAŞA TÜRBESİ

Hamzakoy mevkiinde: askeri plaj ve gazino tesislerinin arkasındadır.

II. Beyazıt’ın damadı olan Kaptan-ı Derya Damat Sinan Paşa ve eşi Ayşe Sultan; buraya gömülmüştür. Türbenin yüksekliği: 10 metredir. Sekiz köşelidir. Türbe yapısının: 1211 yılında, III. Selim ve 1247 yılında, II. Mehmet tarafından onarımı yaptırılmıştır.

Çanakkale Gelibolu Sarucapaşa Türbesi

SARUCA PAŞA TÜRBESİ

Saruca Paşa: Yıldırım Beyazıt zamanında, Gelibolu’da, Kaptan-ı Deryalık yapmıştır. 1391 yılında ise, Gelibolu Tersanesini yaptırmış, Gelibolu kalesini onarttırmış ve limanı temizletmiştir. Dış limanın girişine ise, 2 katlı kuleler yaptırmıştır. 3 katlı zincir ile, limanın ağzını kapattırmıştır.

Ayrıca: kendi adına, Gelibolu’nun en büyük hamamı olan “Saruca Paşa Hamamını” yaptırmıştır. Osmanlıda pek çok savaşa katılan, bir süre gözden düşmesini takiben, II. Murat döneminde, tekrar Gelibolu kalesi komutanlığına yükselen, bu zatın türbesi: İlçe merkezinde, Fransız mezarlığının hemen altında, Hamzakoy bölgesine bakan yamaçtadır. 1456 yılında vefat etmiştir.

Türbe: altı köşeli ve bakımlıdır. Eğimli bir alana kurulmuştur. Türbenin kubbesi yıkılınca, üzeri çatı ile örtülmüştür. Günümüzdeki görünümü: özgün hali değildir.

Çanakkale Gelibolu Azaplar Namazgahı

AZAPLAR NAMAZGAHI

İlçe merkezinde, Fener Meydanında, Boğaza ve Marmara’ya karşı bulunmaktadır. 1407 yılında yaptırılmıştır. Yapılış amacı: sefere çıkan, deniz tüfekçi erleri içindir. Bunlar yani Azaplar: sefere çıkacakları zaman, topluca, burada namaz kılarlarmış.

12,5X10 metre ölçülerindedir. Yani, bu tür yapıların en büyüğü olarak biliniyor.

Üstü açık, iki minberi, mermerden mihrabı bulunmaktadır. Mihrabın yanlarında: süslü pencereler, dilimli ve rumi süslemeli kapısı var. Özellikle: kapı ilginç. Kapının: Ladikli Süleyman oğlu Aşık tarafından yaptırıldığı biliniyor.

Çanakkale Gelibolu Mevlevihanesi

GELİBOLU MEVLEVİHANESİ

Askeri hastanenin bulunduğu alandadır. Dünyanın en büyük mevlevihanesidir.

Mevlevi tekkesi: plan bakımından, Galata Mevlevihanesine benzemektedir. 1656 yılında, Ağazade Mehmet Dede adına yaptırılmıştır. Mimarı: saray mimarlığı da yapan, Mustafa Ağa’dır. Tesis:  1906 yılında onarım görmüştür. Mevlevihane’nin bulunduğu alanda: ana binaya ek olarak, aşevi, bir han ve yoksullar için yatakhane ve dervişlerin çocukları için bir okul var.

Çanakkale Gelibolu Bayraklı Baba

BAYRAKLI BABA

İlçe merkezinde, Fener Meydanının girişinde, Hamza koyuna bakan yamaç üzerindedir. Türbe: üzerinde bulunan Türk bayraklarıyla, hemen fark edilir. Çünkü: üzeri ve çevresinde, irili-ufaklı bir yığın bayrak asılıdır.

Burası: bir adak yeri olarak biliniyor. Her türlü dileği olanlar, buraya gelirler ve adak adarlar. Ama: adak adamadan önce, türbeye bayrak asarlar.

Gelelim, Bayraklı babanın kim olduğuna: Asıl adı: Karaca Bey. Osmanlı donanmasında bayraktarlık yapmıştır. Marmara denizi Yassıada açıklarında, Bizans donanması ile yapılan bir savaşta: Karaca Bey, elinde sancağı ile beraber, 1410 yılında şehit düşer. Daha sonra, Donanmanın merkezi olan Gelibolu’da, sahile yakın bir yere gömülür ve vasiyeti üzerine, mezarı bayraklarla donatılır.

Son olarak, burası ile ilgili bir söylentiyi sizlere aktarmak istiyorum: “ Karaca Bey, arkadaşları ile birlikte, düşman tarafından sarılır. Askerlerin kimi şehit, kimi tutsak olur. Karaca bey ise, elinde bayrağı ile düşmana direnir. Şehit ve tutsak olması durumunda, bayrağın düşman eline geçmesini önlemek için: bayrağı küçük parçalara böler ve yutar. Sonra ise, düşmana saldırır, ancak yaralanır.

Daha sonra, Osmanlı kuvvetleri tarafından, yaralı olarak bulunduğunda, arkadaşları tarafından kendisine verilen bayrağın nerede olduğu sorulur. Karaca bey: bayrağı düşmana teslim etmemek için, yuttuğunu söyler. Osmanlı komutanı, buna inanmaz ve bunun üzerine, Karaca bey, karnını keser ve midesindeki bayrak parçaları ortaya çıkar. Son sözü ise: “benim mezarımdan, hiçbir zaman bayrak eksik etmeyin” olur.

Sözlerimi, güzel bir dilek ile bitirmek istiyorum: “Ülkemin, hiçbir yerinden bayrağımız eksik olmasın.”

Çanakkale Gelibolu Kalesi

GELİBOLU KALESİ

Hükümet konağının çevresindedir.

Kale yapısı: antik dönemde kurulmuştur. Takip eden süreçte ise, Bizans döneminde, Bizans imparatoru I. Justinianus zamanında onarılmıştır. Günümüzde, kaleden geriye, sadece kıyıda görülen tek burcu sağlam kalmıştır. Hemen önündeki liman ise: yine tarihi özellikler taşımakta olup, 2 bölümden oluşmaktadır.

Denizle olan bağlantısını: dar bir geçiş ayırıyor. Yol olarak kullanılan köprü: limanı ikiye ayırıyor. Köprünün altından geçebilen küçük tekneler, genellikle, iç taraftaki havuzda bağlanıyorlar. Biraz önce sözünü ettiğim kalenin kulesi ise: havuzun hemen yanında yükseliyor.

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde belirttiğine göre: kale 70 kuleli ve altıgen planlıydı. İçinde 300 dolayında ev ve konak ile su sarnıçları ve cami bulunuyordu.

Çanakkale Gelibolu

GELİBOLU’DA DENİZ-KUMSALLAR

İlçe şehir merkezinde: Hamzakoy, Fener altı, Eğritaş mevkilerinden denize girmek mümkün.

Gelibolu Hamzakoy

HAMZAKOY

Burasının ismi geçince, ben şahsen: 12 Eylül 1980 askeri harekatının ardından, burada kısa süreli ikamete zorunlu tutulan siyasi liderleri hatırlıyorum. Yanılmıyorsam, siyasi hayatında asla bir araya gelmeyen Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel ve eşleri, Gelibolu Hamzakoy’da bulunan askeri kamp tesislerinde, bir süre bir arada tutulmuşlardı.

O yıllarda, bir gazetede, bunların Hamzakoy’da çekilmiş resimleri basılınca, resmin nasıl ve nereden ve kim tarafından çekildiği uzun süre tartışma konusu olmuştu.

Neyse: Hamzakoy: altın sarısı kumlarıyla, 3 km. lik bir sahil bandını kaplamış. Buranın büyük bölümünde kurulu bir askeri kamp var ve sadece askeri personel yararlanabiliyor. Kampın hemen yanında, küçük bir özel plaj var. Burayı tercih edebilirsiniz.

Gelibolu Feneraltı Mevkii

FENERALTI MEVKİİ

Burası: Gelibolu Tersanesinden başlayarak, Hamzakoy’a doğru uzanıyor. Burada: kayalıklar ve falezler var. Bunlar: burayı görsel açıdan öne çıkarıyor. Ayrıca: deniz meraklıları da, burayı tercih ediyorlar. Çünkü: Hamzakoy yöresinde askeri kamp var ve sadece askeri personel yararlanabiliyor.

Gelibolu Piri Reis Kordonu

PİRİ REİS KORDONU

Burası: denize girmekten öte, bir yürüyüş bandı. İskeleden başlıyor ve üç köprüleri takip eden, Askeri Fabrikaya kadar uzanıyor. Bölgenin en uzun sahil şeridi.

Çanakkale Gelibolu Fransız Mezarlığı

FRANSIZ MEZARLIĞI

Hamzakoy’un karşısında, Morto koyunun kuzeyindeki yamaçta, Keşan caddesi üzerindedir. Mezarlıkta: geniş bir avlu, avlu bitiminde çan kulesi şeklinde bir anıt ve Fransız askerlerinin mezarları bulunuyor.

Bunlar: Çanakkale savaşında ölenler değil. 1854 yılında yapılan Kırım Savaşı sırasında ölen Fransız askerleri için yapılmıştır. Toplam: 3236 mezar var. Mezarlığın alt bölümündeki küçük bir binada ise: Kırım savaşında ölmüş Fransız askerlerinin kemikleri var. Mezarlık: İstanbul Fransız Başkonsolosluğunun kontrolü altında bulunmaktadır.

ULU CAMİ

Hüdavendigar camisi olarak da bilinen yapı, Sultan Murad döneminde yapılmıştır. 1676 ve 1889 yıllarında da onarılmıştır. Ulu camiler düzeyindeki dikdörtgen planlı yapının geçmişte kare planlı olduğu tahmin edilmektedir. Kesme taştan minaresi, yapının kuzeybatısındadır.

Gelibolu Kasapoğlu Hamamı

KASAPOĞLU ALİ BEY HAMAMI-KASAP HAMAMI

Gelibolu Camikebir Mahallesi Altıyol caddesindedir. 

Sultan II. Murat döneminde yaptırılmıştır. Tek mekanlı hamamın bir göbek taşı ve iki halveti vardır. Kubbeler baklavalı kuşaklara oturmaktadır. Yapının inşasında taş malzeme kullanılmış, dış cephesinin sade yapılı olduğu görülmektedir. 

 

GALLİPOLİS

Gelibolu’nun 17 km doğusunda bulunan antik bir şehirdir. Gellipolis “güzel şehir” anlamına gelir. Bu güzel şehirden günümüze hiçbir kalıntı ulaşmamıştır. Ancak Gelibolu’nun 17 km doğusunda bulunan Duran Çiftlik’teki kalıntılar, antik Gallipolis şehrinin burada kurulmuş olduğuna ilişkin düşünceleri güçlendirmektedir. Duran Çiftlik yakınındaki tepede kale temelleri, duvar kalıntıları ve birkaç mezar görülmektedir.

Gelibolu Lysimacheia Sikkeleri

LYSİMACHEIA

Gelibolu yarımadasının güney ucundadır. Bolayır köyünün yakınındadır. Kuzeyinde Maltepe höyüğü vardır. Saroz (Melas) körfezine yakın bir noktadadır.

 

TARİHİ GEÇMİŞİ

Şehir, Lysimachus tarafından MÖ 309 yılında rakipleriyle savaşa hazırlanırken kurulmuştur.

Çünkü şehir, Sestos’tan kuzeye ve Trakya anakarasına giden yolu kontrol ediyordu.

Büyük İskender’in ölümünden sonra 4 ardıl generalinden biri olan; generali yani en yaşlı Komutanı Lysimachus, komşu Cardia, Kardiya, Agora ve Paktye şehir devletlerini yıkmış ve bu kasabanın ve diğer Hersonesean şehirlerinin sakinlerini buraya yerleştirmiştir.

Batı Anadolu ve Yunanistan kentlerinin de desteğini alan Lysimakhos, zamanla yönetimi alanını genişletmiştir.

Lysimachus, burayı krallığının başkenti yaptı ve bu şehir hızla büyük bir ihtişama ve refaha kavuştur. Ayrıca şehri Avrupa’daki para basımının ana basım yeri yapmıştır.

MÖ 305 yılında, Demetrios’un Rhodos’u kuşattığı sırada, Lysimakhos, 20.000 medinoi tahıl ve bezelye yollamıştır. Buna benzer bir başka bağış da şair Philippides’i onurlandırma yazıtından bilinmektedir. Buna göre, MÖ 287 yılında şair Atina için 10.000 medimnoi tahıl bağışı talep etmiştir.

MÖ 286 yılında depremle Lysimakheia tahrip olmuştur.

MÖ 284 yılında, Lysimakhos kendisinden sonra tahta geçecek olan oğlu Agathokles’i İpsos savaşından sonra öldürtünce, isyanlar başlamıştır. Pergamon Kralı Pliletairos’a Lysimakhos hazinesini emanet etmiş olmasına rağmen Philetairos Agathokles’in ölümünün ardından, kaynaklarını, I Seleukos’a teklif ederek yardım istemiştir.

Lysimachus’un MÖ 281 yılında Smyna’nın kuzeyinde Hermos (Gediz) Vadisinde, Suriye Kralı Seleukos’la Toroslar’a kadar elinde tutmuş olduğu Anadolu’nun egemenliği için yapılan savaşta, yenilmesi ve savaş meydanında 81 yaşında öldürülmesi üzerine, Diadokhlar Savaşı sona ermiştir.

Lysimakhos’un ölümünün ardından Odrys eşinden olan oğlu Aleksandros tarafından kemikleri Kardia ve Pakty arasındaki Lysimakheion adındaki bir tapınağa gömülmüştür. Kardia’lı Hieronymos tarafından Lysimakhos’un kemikleri dağıtılmıştır.

Onun ölümünden sonra kent önce Selevkoslar’ın sonra da Mısır’da egemen olan Ptolemaiosların yönetimine geçmiş ve kısa bir süre sonra Makedonya Kralı Antigonos Gonatas’ın geçici başşehri olmuştur.

Bu sırada Antigonos Gonatas, tüm Trakya’yı yağmalayıp işgal etmiş olan Galatları, MÖ 277 yılında, Lysimachia’da yenilgiye uğratmıştır.

 

LYSİMAKHEİA DEPREMİ

MÖ 287 yılında; Khersonesos Thrakia kentlerinden Lysimakheia şehrinde meydana gelen deprem Hellespontos ve Thrakia Khersonesos’ta etkili olmuştur.

Depremde en çok hasar gören yerleşim MÖ 309’da Lysimakhos tarafından Khersonesos Thrakia’da kurulan Lysimakheia kentiydi.

Romalı Kilise tarihi yazarlarından İustinus bu depremi şöyle anlatır: “Aynı dönemde Hellespontos ve Khersonesos bölgelerinde bir deprem oldu. Ancak depremde en çok hasarı, kral Lysimakhos tarafından 22 yıl önce kurulan Lysimakheia gördü ve kent tamamen yıkıldı.”

Depremin büyüklüğü ve şiddeti hakkında bilgi yoktur. Ancak depremin merkez üstü olan Lysimakheia’nın bulunduğu konum göz önüne alındığında, özellikle Kardia, Kallipolis, Parion, Lampsakos, Abydos ve Sestos gibi yerleşim yerlerinde hasara yol açtığı söylenebilir.

MÖ 277’de Lysimacheia yakınlarında Makedonya kralı II Antigonus Gonatas, Galatları yendi.

MÖ 309-281 yılları arasında Helenistik bir başkent olan Lysimakheia, siyasi gerilimlerle, istilalarla zayıflamış ve en sonuna MÖ 144’te Thrak kralı Dieglylis’in tahribatından sonra terkedilerek MÖ 1-2’nci yüzyıla kadar bir daha yerleşilmemiştir.

Lysimakhos krallığı ortadan kalkınca Lysimakheia önemini yitirmiştir.

MÖ 144 yılında kent Pergamon topraklarına dahil olmuştur. Lysimakheia bu dönemde sikke basmayı bırakmış ve en sonunda MÖ 133’te III Attolos vasiyet yoluyla tüm topraklarını Roma’ya bırakmıştır. Yarımadanın bu tarihten sonraki yönetim şekli hakkında ayrıntılı bilgi yoktur.

MÖ 2’nci yüzyılda Gelibolu yarımadasına hakim lan Bergama Kralı II Attalos ile savaşan Thrak beyi Deiglys tarafından yakılıp yıkılmıştır.

Plinius’un aktardığına göre, MS 1’nci yüzyılda kent tahrip olmuş durumdaydı.

Bu tarihten sonra yarımada ve Lysimakheia şehri “Ager Publicus” konumuna getirilmiştir. Bu tanımlama İmparatorluğa ait tarım toprağı anlamına gelmektedir.

Hadrianus dönemine kadar yarımada ya da Lysimakheia kentiyle ilgili antik metinlerde herhangi bir bilgi yoktur.

MS 3 ve 4’ncü yüzyıllarda Avar ve Hunların saldırıları, veba salgını ve depremler sebebiyle yerleşim yine terk edilmiştir.

MS 5-6 ile 11-12’nci yüzyıllarda yeniden yerleşilmiştir.

İmparator Justinianus (527-565) şehri restore etti ve güçlü surlarla çevreledi.

O zamanlar şehrin ismi “Hexamilion” dur. Eksamil adı, Ortaçağ’da burada bulunan 6 Roma mili uzunluğundaki surun adı olan Hexamillion’dan gelmektedir.

Prof.Dr. Mustafa Sayar tarafından yapılan araştırmalar sonucunda yayınlarında, Lysimakheia, Alepokkonnesos, Kardia kentlerinin problemli olan konumlandırmalarını yapmakta ve kentlerle ilgili yazıtları ele almaktadır. Bolayır’ın yer aldığı tepede bulunan at heykeli, arkhitrav ve sütun parçalarını da yayınlarında yer vererek tepenin hem Lysikmakheia kentinin akropolisi olduğunu hem de öncesinde burada bulunan Agora/Kherronesos/Khersonesos kenti olduğunu ileri sürmüştür.

 

BULUNAN BİR YAZIT

III Antiokhos Lysimakheia’ya ile yaptığı anlaşmayla kenti özgürleştirmiş ve müttefik olmuştur. Bu anlaşmanın (MÖ 196) kopyalarından biri Troia kenti akropolisinde ele geçmiştir. Bu kopyalardan diğeri ise Lysimakheia kenti Homonoia Sunağında, diğeri de Samothrake Büyük Tanrılar Kutsal Alanına dikilmiştir.

 

Gelelim sonrasına:

1998 yılında bulunan ve bugün Çanakkale Arkeoloji Müzesinde bulunan 32 satırlık bir yazıtı referans alarak, kentin Bolayır ya da Bolayır’ın güney doğusundaki Şükrüler Tepe de olabileceğini kesinleştirmiştir.

Bu yazıtın bir diğer kopyası Troia akropolis kazılarında ele geçmiştir.

Yazıttaki metin: III Antiokhos’un kenti özgür kıldığı ve müttefiki olarak kabul etmesiyle ilgilidir.

Üçüncü kopyasının da, Samothrake “Büyük Tanrılar Kutsal Alanı” na dikildiği bilinmektedir.

Aynı zamanda iki papirüse yazılan metnin birer kopyası, komutanlara ve meclis üyelerine verilmiştir.

Bolayır da bulunan metnin yazılı olduğu stelin ilk satırları eksik olduğu için, hangi olay sebebiyle yazıldığı bilinmemekle birlikte, şehrin kurtuluşuna katkıda bulunanların yararlanacağı ayrıcalıklar ve vergi muafiyetleri anlatılmaktadır.

28’nci satırda da kente yardımı dokunanların baba adlarıyla birlikte mermer stellere yazılması gerektiğinden de bahsedilmektedir.

Bolayır da bulunan ve üzerinde isimlerin bulunduğu iki ayrı yazıtın muhtemelen katkıda bulunan komutanların isimleri olduğu düşünülmektedir.

Lysimakheia kenti Homonoia Sunağında bulunması gerektiği belirtilen bu yazıt sayesinde Bolayır ın Lysimakheia kenti olduğu kesinlik kazanmıştır.

 

BOLAYIR

Bolayır, Gelibolu ilçe merkezine 14 km uzaklıktadır.

Tepenin yüksekliği 65 metredir.

Hem Saros körfezi (Melas Kolpos) hem de Çanakkale Boğazı (Hellespontos) bu noktadan görülebilmektedir.

Papuçalan olarak isimlendirilen tepe, Dor sütun başlıkları, mermer tekne parçaları, tahıl öğütme düzenek parçaları ile keramik parçalarının tespit edildiği bölgedir.

Bolayır’da, Dor düzeninde mermer sütun başlıkları, duvar blokları ile yine Dor, İon ve Korint düzeninde arkhitrav parçaları, yazıt parçası, mermer tekne ya da masa ayakları gibi mimari unsurlar tespit edilmiştir.

Bolayır’da tarlaların sürülmesi sırasında ortaya çıkarılmış bir at heykeli de Çanakkale Arkeoloji Müzesinde yer almaktadır.

 

SİKKELER

Yunanistan ve Makedonya Mysimachia’daki bu yenilgiden sonra Galat istilasından kurtulmuş ve muhtemelen kent bağımsız bronz para basma hakkını muhafaza etmiştir.

Kral Lysimakhos, sikkelerde kendi portresini kullanmamış, Amon boynuzlu tanrılaştırılmış İskender başı, arka yüzünde tahta oturan Athena kohunu kalkanına yaslamış ve Nite Athena’nın emriyle Lysimakhos ismi taçlandırılmıştır. Bu İskender’e saygısının kanıtı ve İpsos savaşında kazandığı başarıyı işaret eder.

Evet, kent, Lysimachus döneminde (MÖ 309-281) gümüş sikke de basmıştır.

 Attika standartlarındaki bu oktobol’un ön yüzünde Genç Herakles’in aslan postu başlıklı başı ve arka yüzde ise AYEIMAXEQN yazı lejandı ve Nike ayakta cepheden, çelenk ve palmiye dalı tutuyordu.

Kentin bronz basımları, MÖ 309-220 yılları arasında devam etmiştir.

En çok rastlanan ön yüz tipleri: Lysimachus başı, Genç Herakles başı, örtülü giyinmiş Demeter ve kule taçlı Şehir Tychesi’nin başı, Athena başı, Aslan başı ve Hermes başı’dır.

Bu sikkelerin arka yüzlerinde ise, koşan veya yüksek bir yerde oturan aslan, aslan protomu, Trident, ayakta duran ve elinde uzun bir meşale tutan Artemis, ayakta sola çelenk ve palmiye dalı tutan Nike, mısır yapraklarından çelenk ve mısır koçanı gibi betimlemeler yer alır.

 

GÜNÜMÜZ

Bolayır’da sistemli bir arkeolojik kazı henüz yapılmamıştır.

Bu yüzden günümüzde şehir toprak altındadır.

Bolayır köyünün bulunduğu tepenin güneyindeki arazide yapılan çalışmalarda, Geç Döneme tarihlenebilecek keramikler ele geçmekle birlikte Prehistorik Döneme ait taş baltalar da bulunmuştur. Hem verdiği erken buluntular hem de Saroz körfezi ile Boğazı görebilen konum, bu noktanın Lysimakheia kentinin akropolisi olduğu görüşünü desteklemektedir.

Mimari ve küçük buluntulardan elde edilen bilgiler Agora kentinin büyük kısmında günümüz Bolayır’ın altında kalmış olması gerektiğini göstermektedir.

Halen burada Ortaköy denilen yerde, bir Zırhlı Tugay bulunmaktadır.

 

EN ÖNEMLİ HUSUS

İlginç bir durumdan söz etmek istiyorum: 1912-1914 yılları arasında Bulgar işgali sırasında Çanakkale Gelibolu Bolayır’da muhtemelen Mysimakheia antik kentinde, işgal sırasında Kral Ferdinand’ın bizzat arkeolojik kazılar yaptırdığı, ele geçirilen eserleri Bulgaristan’a göndermek için Keşan Tren İstasyonuna getirttiği, işgalin erken sonuçlanması nedeniyle büyük eserleri gönderemeden kaldığı anlaşılmıştır. Bu eserler hakkında daha sonra ne olduğu bilinmiyor. Belki de Bulgaristan’a aynı dönemde birçok eser götürülmüştür onların da akibeti bilinmiyor.

İşgal dönemlerinde eser götürülmüş olması, alanda toprak yüzeyinde bugün yeteri kadar eser bulunmayışının önemli gerekçelerinden biridir. Bütün yazışmalarda ısrarla vurgulandığı üzere Bolayır’daki Lysimakheia antik kentinden çıkarılan eserlerin Keşan’a getirildiği, buradan Bulgaristan’a götürüldüğü anlaşılmaktadır. Ancak eserlerin akibeti hakkında kesin bir bilgi yoktur.

 

 

Çanakkale tanıtımı,

Truva tanıtımı.

Keşan tanıtımı.

Eceabat tanıtımı.

 

 

Afyonkarahisar Bayat

Afyonkarahisar Bayat
 

Afyonkarahisar Bayat: Kilimleriyle öne çıkıyor, tarihi ve turistik yer denince, bazı yerler var, görülebilir. Frig, Roma ve Bizans dönemlerine ait kaya yerleşimleri ve kaya mezarları var.

ULAŞIM

İlçe, Ankara’yı Ege ve Akdeniz illerine bağlayan transit karayolu üzerindedir. İl merkezine 47 km uzaklıktadır.

Afyonkarahisar Bayat
 

GENEL

İlçe Ege bölgesinin doğu bölümündedir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1050 metredir. Bayat çayı, Sakarya nehrinin ilk kolu olarak Bayat yaylasından çıkıp, ilçenin içinden geçer ve doğuya doğru akar. Karların erimesiyle ilkbaharda iyice kabarır, Ağustos ayında ise kurumaya yakın olur.

Yörede genellikle karasal iklim hakimdir. Yazları kurak, kışları soğuk geçer. İlçe ekonomik bakımdan gelişmemiştir. Yer altı ve yer üstü zenginlikleri yoktur. Halkın belli başlı geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.

TARİHİ

Bayat ilçesi, Oğuz Türklerinin 24 boyundan biri olan Bayat boyu tarafından, 1147 yılında bugünkü yerinde, Bayat çayının kenarında kurulmuştur. Barçınlı ve Barçın adıyla da anılan Bayat ilçesi, İstanbul-Bağdat kervan yolu üzerinde olduğundan Bizans ve Osmanlı dönemlerinde önemli bir konaklama yeri olmuştur.

Bayat 1907 yılında Belediye olur. 1987 yılında ise ilçe olur.

Bu arada “Bayat” kelimesinin anlamı hakkında bilgi vermek istiyorum. Bunu bilmek için Oğuz Kağan destanını bilmek gerekir. Oğuz Han’dan 24 Türk boyu türemiştir. İşte bu 24 Türk boyundan birinin adı “Bayat” dır. Asalet sırasına göre Osmanlıların mensup olduğu “Kayı” boyundan sonra ikinci sırada gelir. Bayat’ın anlamı “Devletlü ve nimeti bol” dur. Ancak günümüzde şimdiki anlamda kullanılmaya başlamıştır. Yani tazeliğini yitirmiş, eskimiş anlamındadır. Ancak tarihi anlamı, yukarıda belirttiğim gibi farklıdır.

Afyonkarahisar Bayat Kilimleri
 

BAYAT KİLİMLERİ

Bayat yöresinde kilimcilik çok eskilere dayanır. Ancak 1987 yılında Bayat merkezinde ve köylerinde, kilimcilik kursları açılarak seri üretim yapılmaya başlanmıştır. Daha sonraki yıllarda kilimcilik gelişmiş, Afyon-Ankara karayolunun kenarında Bayat Kilim Atölyesi kurulmuştur. Günümüzde, Bayat ilçesindeki tek kilim üreticisi ve satıcısı Bayat Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfıdır.

Afyonkarahisar Bayat Kilimleri
 

 

Bayat kilimleri, kök boya ile boyanarak dünyada ve ülkemizde tükenmekte olan bir geleneği canlı tutmaktadır. Kilimlerde kullanılan bütün renkler % 100 kök boyadır. Bu kilimler yıkandığı zaman asla renk vermez. Boyalar birbirine karışmaz, kullandıkça ve yıkandıkça parlaklık kazanır. Kök boyanın en önemli özelliği rahat yıkanmasıdır. Bayat kilimlerinde, % 100 kirman ipi kullanılır. Kirman ipi, kirman denilen aletle güzel ve kaliteli şekilde eğirilir. Yani, makine ipi ile yapılan kilimlerden daha kaliteli ve daha uzun ömürlüdür. Son olarak Bayat kilimlerinin en önemli özelliği, saf yünden yapılan kirman ipi ve tamamıyla doğal bitkilerden elde edilen kök boyası, desenlerinin sık ve küçük motifler kullanılarak oluşturulması, motif zenginliğinin yaratılması ve ebada göre desenlerin uygun yerleştirilmesidir. Söylenenlere göre, Bayat kilimlerinin boyası, 120 yıl solmadan rengini muhafaza etmiştir.

Afyonkarahisar Bayat Meslek Yüksek Okulu
 

 

BAYAT MESLEK YÜKSEK OKULU

Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlıdır. 2006-2007 yılı öğretim yılında kurulmuştur. Laborant ve Veteriner Sağlık bölümü, İnsan kaynakları, İşletme ve Dış ticaret olmak üzere iki bölümde eğitim sürmektedir. Öğrenci mevcudu 641 dir.

NE SATIN ALINIR

Bayat yöresinden kök boyalı Bayat kilimleri satın alabilirsiniz.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Buralara yolunuz düşerse, yöresel yemekler olarak bükme, katmer, haşhaşlı pilav ve arabaşı çorbası tadabilirsiniz.

Afyonkarahisar Bayat
 

GEZİLECEK YERLER

Afyonkarahisar Bayat Kaymakamlık Binası
 

 

KAYMAKAMLIK BİNASI

Binanın kesin yapılış tarihi bilinmemekle birlikte, muhtemelen 1905-1912 yılları arasında Ermeni ustalara inşa ettirildiği biliniyor. Bina Kurtuluş Savaşı sırasında Afyonkarahisar ve havalisi Kuvayı Milliye Komutanı Yarbay Arif Bey tarafından karargah olarak kullanılmıştır. Kurtuluş savaşından sonra bina zaman zaman ilkokul binası, zaman zaman da mahkeme binası olarak kullanılmıştır. Bayat’ın 1987 yılında ilçe olması nedeniyle, mevcut bina Kaymakamlık hizmet binası olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bina 2 katlıdır. Birinci kat ve ikinci kat iç merdivenleri ve pencereleri ahşaptır. Çatısı düz bir zemin şeklinde inşa edilmiştir. Binanın 1948 yılında yandığı ve bunun sonucunda 1950 yılında yapılan tadilatla birinci ve ikinci kat taban ve merdivenlerinin betona dönüştürüldüğü, çatının orijinal halinden uzaklaştırılarak bugünkü haline getirildiği bilinmektedir. 2001yılında yapılan tadilatta, alt ve üst katın tabanı fayans kaplama ile döşenmiş, ahşap pencereler orjinaline uygun pvc pencerelerle değiştirilmiştir. Dış cephedeki beyaz taş duvarlar bakımı yapıldıktan sonra, dış cephe koruma sıvasıyla güçlendirilmiştir. Sıva üstü cephe boyası yapılmıştır. Bina 2005 yılında son dönem Osmanlı yapısı Hükümet Binası olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Afyonkarahisar Bayat Merkez Camii

MERKEZ CAMİİ

Hükümet binasının 90 metre güneydoğusundadır.

Afyonkarahisar Bayat Merkez Camii
 

Kare planlı, camekanlı, tek şerefeli, tuğla minareli, kırma çatılı bir yapıdır. Orta camekan giriş kapısıdır. Girişten mihraba doğru, üç bölümlüdür. Mihrabı çinilidir. Giriş tarafı ahşap asma katlıdır. Minare gövdesi tuğla olup sıvalı ve taş derz desenlidir. 1957 yılında büyük onarım görmüştür.

Afyonkarahisar Bayat Kurt ini
 

 

KURT İNİ

İlçenin 3 km kuzeyinde Bökenin yurdu mevkiinde, doğal bir mağaradır. 1700 metre rakımda, orman içinde bulunan mağaranın tahminen uzunluğu 276 metre kadardır. İçinde dikitler vardır. Kaya yüzeylerinde oluşan siyah ve beyaz parlak yüzeyler, bu bölgede bulunan minerallerden kaynaklanmaktadır. Kış aylarında içinden su akmaktadır. Mağaranın tavanını çökmesi nedeniyle içinde 25-30 metreden daha ileri gidilememektedir.

Afyonkarahisar Bayat İnpazarcık
 

İNPAZARCIK

İlçe merkezinin yaklaşık 5.5 km güneybatısında, Asar Tepenin 2 km kuzeybatısında, İmpazarcık mevkiindedir.

Afyonkarahisar Bayat İnpazarcık
 

Burası arkeolojik kaya yerleşimidir. Yayla özelliğindeki alanın güney sınırına yakın bir yerde bulunan, büyük ölçekli bir kaya kütlesine oyulmuş kilise, işlik ve kaya mekanlarından oluşmaktadır. Bizans döneminden kalmadır. Kaya yerleşimin güneydoğusunda, yine Bizans dönemine ait iki tane kaya kilise vardır. Bu kiliseler “Hamamini” ve “Alacain” adıyla isimlendirilir. Ancak yoğun orman dokusu nedeniyle, bunlara ulaşmak oldukça zordur.

Afyonkarahisar Bayat İnpazarcık

Ayrıca kaya yerleşiminin güney yamaçlarında Frig dönemine tarihlenen açık hava kaya tapınağı kalıntıları bulunmaktadır ve buranın Friglerin Midaus adlı kutsal yeri olduğuna inanılır. Ancak bu mağaraların yavaş yavaş eridiği söyleniyor. Yaylanın güney sınırını oluşturan dere yatağı üzerindeki sarp bir kaya üzerindeki kaya mezarı da, Frig dönemine aittir.

Afyonkarahisar Bayat Asar Kale
 

 

ASAR KALE-KEDREA-SİDRE

İlçe merkezinin 4 km batısında, Köroğlu dağı eteklerinde, doğal yükseltili bir kaya kütlesidir. Üzeri surla çevrilmiştir. Kale, günümüzdeki Bizans döneminde, Ankara-Afyonkarahisar yolu olarak kullanılan doğu-batı yolunu koruyan bir kaledir.

Sur içinde tonozlu sarnıç, dinsel ve idari yapılara ait temel kalıntıları vardır. Bu kalıntıların Bizanslılardan kalma din merkezi ya da metropolitlik olduğu, bir manastır kalıntısı olduğu tahmin ediliyor. Doruktaki bir mağara ağzında Meryem ana tablosundan renkli izler kalmıştır.

ELİCEK MAĞARALARI

İlçe merkezine bağlı Derbent köyü Ericek mevkiindedir. Bayat-Derbent yolunun 250 metre kadar kuzeydoğusunda bulunan, alçak bir tepe yükseltisinin üstündeki kayalıkların güneybatı yamacına oyulmuş, çok sayıda kaya mekanı ve kaya mezarı vardır. Kaya mezarları, kaya mekanlarından çok daha fazladır. Mezar odaları, genellikle tek odalı, üçgen kırma çatılı ve tonozludur. Mezar odalarında, odanın iki yanına ve karşısına oyulu tekne mezarlar vardır. Yani çoklu gömüye rastlanır. Bu kaya mezarların, Roma dönemine ve kaya mekanların ise Bizans dönemine ait olduğu bilinmektedir. Kaya mezarları, Bizans döneminde de kullanılmıştır. Mağaraların içerisindeki kaya mezarları ve bazılarının kapılarındaki yazılar dikkat çeker.

KARACAOVA-KARAAĞAÇ MEVKİİ

İlçe merkezine bağlı Çukur köyü yolunun sağında bulunan Karacaova mevkiinde, özel bir kişiye ait tarlada yapılan temizleme çalışmalarında bir yerleşim yeri ve mezar odalarına ait temel ve yapı kalıntıları ortaya çıkmıştır.

Kalıntılar Roma dönemine aittir. Mimari bir yapıya ait işlenmiş büyük boyutlu mermer öğeler ve düzgün olmayan taşlar alana yayılmış durumdadır. Karacaova doğu bölümünde bulunan kayalıklarda, giriş kapıları güneye ve batıya bakan Roma dönemi mezar odaları vardır. Yanık in’de kaya zemine oyulmuş tekne mezarlarıyla birlikte 18 tane mezar odası vardır. Üzerinde üçgen alınlığı bulunan büyük mezar odası, Sarı Hasanın Ağılı olarak bilinmektedir. Bazı mezar odalarında, insan kemikleri ortada durmaktadır.

1 Nolu mezar odası: Ön kısmı tahrip olmuş ve toprak altında kalmıştır. Görülen kısımda tavan iki aşamalıdır. Mezarlar toprak altında kalmıştır.

2 Nolu mezar odası: Büyük çoğunluğu toprakla dolu halde bulunan mezar odasına ön bölümden dikdörtgen biçimli giriş kapısından girilir.

3 Nolu mezar odası: Sağ ve solda ikişer ve cephede bir olmak üzere 5 mezar vardır. Mezar odasının solunda bulunan ilk mezar tahrip olmuştur. Mezarın içi toprak doludur.

4 Nolu mezar odası: Mezar odasının iç kısmı tonoz tavanlıdır. Sağdan ön kısmı kırık olan ve diğer mezarlardakinden farklı olarak kemere dik iki mezar bulunur. Mezar odasının solunda, çocuk mezarı vardır.

5 Nolu mezar odası: Asil bir aileye ait olduğu düşünülmektedir. Çünkü diğer odalardan farklı yapılmıştır. Girişin iki yanı düzeltilmiş, solda bir tekne mezar vardır. Kapı önündeki alanın cephesi üzerinde, içinde tahrip olmuş Medusa kabartması olan üçgen alınlık ve girişin sağında ve solunda kabartma süslemeler vardır. Bu mezar odasının içinde çok sayıda insan kemiği, hala bulunmaktadır.

6 Nolu mezar odası: Mezar odasının cephesindeki mezar belirgin değildir, çünkü mezar odasının yarısından fazlası toprakla dolu durumdadır.

 

DERBENT ELİCEK KAYA MEZARLARI

İlçe merkezine bağlı Derbent köyünün Ceritli mahallesindedir.

Bayat-Derbent karayolunun kenarında bulunan mezarlar yoldan görülebilmektedir. Kayalıklarda, Roma ve Bizans dönemine ait anıtsal kaya mezar odaları ve kayalar üzerinde tekne tipi mezarlar vardır. Bu bölgenin tamamen mezarlık yani Nekropol alanı olduğu bilinmektedir. Bu bölgedeki mezar odalarının bazıları, dış mimari özellikleriyle dikkat çekmektedir.

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.