Bilecik Yenipazar: Yenipazar, il merkezi olan Bilecik iline 74 km uzaklıktadır. Yenipazar, Gölpazarı arası 30 km, Yenipazar Eskişehir arası 66 km, Yenipazar İnhisar arası 27 km ve Yenipazar Mihalgazi arası 32 km. dir.
TARİHİ
İlçenin eski ismi “Kırka” dır. Tarih boyunca çeşitli uygarlıklar tarafından hakimiyet altına alınmıştır. 1323 yılında Osmanoğulları, bölgeyi ele geçirir. Kurtuluş savaşından sonra Söğüt ilçesine bağlanan belde, 1926 yılında bucak olarak Gölpazarı ilçesine bağlanmış, 1988 yılında ise ilçe olmuştur.
Bilecek Yenipazar
GENEL
İlçe merkezinin çevresi dağlarla çevrilidir. İlçe topraklarının rakımı 617 metredir. Dağların tepelerinde ormanlık alanlar bulunur. Geçiş bölgesindedir ve buna bağlı olarak iklim daha çok karasal iklimin hakim olduğu şartlara sahiptir. Bu yüzden gece ve gündüz arasında yüksek sıcaklık farklılıkları vardır.
Bilecik Yenipazar
GEZİLECEK YERLER
Bilecik Yenipazar İnkaya Mağarası
İNKAYA MAĞARASI
İlçe merkezine bağlı Karahasanlar köyünün güneyindeki dar ve derin kanyonun sağ üst yamacındadır. Yenipazar’dan Gölpazarı’na giden yolun 12’nci kilometresinde, Esenköy’den güneye ayrılan 6 kilometrelik yol ile Karahasanlar köyüne varılır. Buradan 10-15 dakikalık yürüyüş ile mağaraya varılabilir.
Mağara: 1145 metre yüksekliktedir. Mağaranın tavan yüksekliği 40 metreye kadar çıkar. Derinlik -11.5 metredir. Uzunluk 60 metredir. Mağaranın tabanı: kalın bir fosil toprak tabakasıyla kaplıdır.
Duvarlarda da küçük oyuntular ve kazıntılar göre çarpar. Mağaranın tarih öncesi dönemlerde iskan edildiği düşünülmektedir.
Bilecik Yenipazar Harmanköy Kanyonu
HARMANKÖY KANYONU TABİAT PARKI
Harmanköy kanyonu: İnhisar ilçesi ve Yenipazar arasındadır.
2013 yılında kanyon, koruma altına alınarak “Tabiat Parkı” ilan edilmiştir.
Kanyonun girişi Karahasanlar köyü çıkışı ise Harmanköy’dür.
Kanyonun uzunluğu yaklaşık 3900 metredir ve kanyon boyunca: irili ufaklı şelaleler, mağaralar ve çevreye saçılan yalçın kayalıklarla tam bir doğa harikasıdır.
Kanyon içinde, saf beyaz mermer kayaların şekilden şekle girdiğini görürsünüz.
Bilecik Yenipazar Harmanköy Kanyonu
Yenipazar giriş yüksekliği: 538 metredir. Harmanköy çıkış yüksekliği ise 385 metredir. Kanyonun yüksekliği yer yer 700 metreye kadar ulaşır. Kanyonda: ip açarak iniş aletleriyle inilmesi gereken 18 ve 22 metrelik iki şelale ve pek çok 1-2 metrelik küçük şelaleler vardır.
Kanyonun yaklaşık 700’üncü metresinde, sağ tarafta bir patika vardır ve buradan çıkıp, kanyon geçişi bitirilebilir.
Çünkü bu çıkıştan sonra 18 metrelik ip inişi gerektiren bir şelale var, onu da geçtikten sonra geriye dönüş mümkün değildir.
Bilecik Yenipazar Harmanköy Kanyonu
Burayı aştıktan sonra kanyonu bitirerek çıkmak gerekir. Kanyon: Yenipazar ilçesinden başlayıp, İnhisar ilçesi sınırlarında bulunan Harmanköy’de bitiyor. Kanyon geçişi 6 ile 12 saat arasında sürüyor. Ancak çıkışın geceye kalmaması için, kanyona erken saatlerde girilmesi önerilir.
Kanyonda: trekking, dağcılık, çadırlı kampçılık, mağaracılık gibi aktiviteler yapılabilir. Kanyon boyunca buz gibi sularda, şelalelerden atlayıp, ip inişleriyle kayalar aşılır, dik yarlardan inilir, mağaralardan geçilir. Ancak, burayı yani kanyonu geçmek isterseniz, mutlaka eğitim ve teknik malzeme gerekir. Yani tecrübeniz yoksa kanyon geçişini denemeyiniz.
Bilecik Yenipazar Süzmen Göleti
SÜZMEN GÖLETİ
Gölet, ilçe merkezinin güneydoğusunda, 2 km uzaklıkta, ormanlık alan içerisindedir. Bilecik il merkezine uzaklık 81 km dir.
1998-2008 yılları arasında sulama amaçlı yapılan gölet, Süzmen deresi tarafından beslenir. 2 kilometre karelik alanı kaplar. Büyüklüğü ve sakinliğiyle dikkat çeken göletin, en ücra köşelerinde balıkçıl kuşları bulunur. Göletin rakımı 700 metredir. Burada oltanızı alıp balık tutabilirsiniz.
Bilecik Yenipazar Suuçtu Şelalesi
SU UÇTU ŞELALESİ
Bilecik il merkezine 81 km uzaklıktadır.
875 metre rakımda bulunan şelale, yaklaşık 30 metre yüksekten düşerek suyuyla oldukça etkileyici bir manzara oluşturmaktadır. Küçük bir havuzda toplanan bu soğuk suya girmek isteyenler girebiliyorlar ama oldukça soğuk olduğunu unutmamak gerekir.
Bilecik Yenipazar Parmakkaya
PARMAKKAYA
İlçenin hemen dışında bulunan Parmakkaya, doğal olarak oluşmuş ve görülmeye değer bir güzelliktir.
Savaştepe, Balıkesir arası uzaklık: 24 km. Savaştepe, Soma arası uzaklık: 29 km. Savaştepe, Bergama arası uzaklık: 63 km.
TARİHİ
Bölge MÖ 5 ve 4’ncü yüzyıllarda, kuzey ve güney arasındaki bir yol güzergahında olması nedeniyle oldukça önemlidir. Ticaret kervanlarının uğrak yeri olmuştur.
Bugünkü ilçe merkezinin 2 km doğusunda bulunan “Halkapınar” denilen yerde “Kerasai/Kerasa” isimli kent kurulmuştur. Bölge takip eden tarihi süreçte: Persler, Bergama krallığı ve Roma egemenliği altında kalmıştır.
1330 yılında Türkler bölgeyi ele geçirirler. 1354 yılında ise Osmanlı egemenliği görülür. 19’ncu yüzyılda Osmanlı devleti, Yörük aşiretlerini iskana zorlamasıyla Savaştepe bölgesinde bugünkü köyler oluşmuştur.
1949 yılında Lalelik Tepesinde, Savaştepe Anadolu Öğretmen lisesi öğrencileri tarafından “Şehitler Anıtı” yapıldı.
Çomaklı yani Savaştepe cephesindeki kanlı çatışmalar ve Kuvay-ı Milliyeci şehitler adına: belde halkını onurlandırmak için Atatürk’ün teklifi ve TBMM tarafından 10 Ekim 1934 tarihinde eski adı “Giresun” olan beldeye “Savaştepe” ismi verilmiştir. (Kurtuluş savaşı yıllarında ilçe halkının gösterdiği direnç ve mücadele nedeniyle)
4 Mart 1954 tarihinde çıkarılan bir yasa ile 1 Haziran 1954 tarihinde Savaştepe, ilçe merkezi olur.
Balıkesir Savaştepe
GENEL
İlçe, Balıkesir sanayi bölgesine yakınlığı, Ege denizi ve sahillerine yakın olması sebebiyle, turistik geçit halini alan bir yerdir. Ege Soma Linyit İşletmeleri kömürlerinin taşıma hattı olan demir yolu ve karayolu buradan geçer.
İlçe arazisi çok engebelidir. Rakım 253 metredir. İlçenin en dağlık bölümü doğu ve kuzeyidir. Bu dağlık bölgelerde: yabani at ve büyük, küçük baş hayvanlar yaşamaktadır.
İlçenin en verimli toprakları güney batısındadır. Bu topraklar Sarıbeyler barajı tarafından sulanmaktadır. İlçe arazisinde 6 dere vardır.
İklim olarak bölgede Marmara ve Ege bölgesi iklim özellikleri görülür. Yazları kurak ve sıcak, kışları soğuk ve yağışlı geçer. İlçe halkının ekonomik durumu tarım ve hayvancılığa dayanır. Tavuk yetiştiriciliği de yoğun yapılır.
Balıkesir Savaştepe Mihalıçcık Kelle Peyniri
MİHALIÇÇIK KELLE PEMNİRİ-AĞLAYAN PEYNİR VE PEYNİR FESTİVALİ
İlçeye has Mihaliç kelle peynirinin tanıtımı için yapılan festival, her yıl düzenlenir. Kelle peyniri hakkında bir bilgi vermek istiyorum. Şöyle ki bu peynire ağlayan peynir diyorlar. Çünkü peynir 120 gün havuzlarda fermente edildikten sonra kesildiğinde gözeneklerinden yağ akar, bundan dolayı peynire ağlayan peynir deniyormuş.
Kurtuluş törenleriyle birlikte düzenlenen bu festival, her yıl 4-6 Eylül tarihinde yapılır. Bu festivalde: yağlı güreşler, halk konserleri, toplu sünnetler yapılmaktadır.
YÖRÜK KÜLTÜRÜ
Savaştepe’nin kimliğini asıl belirleyen öğe, burada yaşayan Yörük Kültürüdür. Yaklaşık 15 köyde yaşayan Karakeçili Yörükleri, bu bölgenin tarihsel zenginliğine renk katıyorlar. Yörükler, geleneksel göçebe yaşam tarzlarını ve el sanatlarını hala yaşatıyorlar.
NE YENİR
İlçede üretilen peynirler “Mihalıç kelle peyniri” adı altında ülke çapında meşhurdur. Bu sert peynir türüdür, kesit yüzü homojen olmayan delikli bir yapıya sahiptir. Dışta sert bir kabuğu vardır. Bunun alt kısmında, peynire karakteristik bir görümüm veren sarımtırak renkteki orta kısım ve kenarlara doğru gittikçe azalan delik oluşumu gözlenir.
Balıkesir Savaştepe
GEZİLECEK YERLER
Balıkesir Savaştepe Pamukçu Kaplıcaları
PAMUKÇU KAPLICALARI
Balıkesir-İzmir karayolu üzerinde bulunan tesis, Pamukçu köyünde yer almaktadır.
Burada, Roma döneminden kalma bir kaplıca bulunur.
Sıcak bir suya sahip olan tesis, günübirlik ziyaretlere ve konaklamaya uygundur. Başta solunum rahatsızlıkları olmak üzere cilt hastalıkları, romatizma ve daha pek çok hastalığa iyi gelen suyu sayesinde her yıl binlerce turist çekmektedir.
Savaştepe Çaltılı Ilıcası
ÇALTILI HAMAMI
Halk arasında Yılanlı Ilıca ya da Dağ Ilıcası olarak da bilinir. İlçe merkezine bağlı Pelitçik-Çaltılı kırsal mahallesi ile Balıkesir Kirazköy arasındadır.
Roma döneminden kaldığı tahmin edilen tarihi bir şifa kaynağıdır. Özellikle romatizmal hastalıklara iyi gelir. Herhangi bir karılım yapılmaksızın kaplıca zemininden ve kaynağından gelen su girilebilir sıcaklıktadır.
Taş hamam dikdörtgen planlı, bir katlı taş malzeme ile inşa edilmiş, orta bölümde havalandırma bacası yer almaktadır. Hamamın iç bölümünde, basamaklarla havuz bölümüne inildiği ve burada karşılıklı her iki duvar kenarında oturma bölümünün olduğu ve Roma dönemi mimarisinin özelliklerini taşıdığı tespit edilmiştir.
2013 yılında yapılan yüzeysel araştırmalarda tespit edilen bulgulara göre: Dağ ılıcası hamamının üstü, dikdörtgen kapak taşlarıyla örülmüş ve yan duvarlarının da bu tip blok taşları ile yapılmış olmasının, uzun bir yeraltı geçidinin var olduğunun teşhis edilmesi, özellikle Bergama Akropolünde karşımıza çıkan geçidi hatırlatması ve diğer bina izleri, söz konusu yerin eski çağlarda bir Asklepion veya şifacı olabileceğinin göstergesidir.
Söz konusu Ilıca bölgesi, tüm tahribatlara rağmen, hala birçok özelliğini koruyan ve şifa kültürüyle iç içe geçmiş bir alan olarak dikkat çekmektedir. Dağ Ilıcasının arkasında yer alan bir akarsu yatağının başında sıcak ve soğuk doğal şifalı suların ılıcadaki su ile ilişkili olduğu gözlenmektedir.
Yılanlı Ilıca denmesinin sebebi ise, halk arasında anlatılan bir rivayete dayanır. Bölgede yaşayan bir kralın güzeller güzeli kızı vardır. Babasının bir tanesi olduğundan dilediği gibi gezip tozmasına kral babası karışmaz. Kız ise önüne kattığı birkaç kuzu ile kırlarda gezmeyi çok sevmektedir. Bir gün yine kırlarda gezerken kuzular onu bir dere kenarına getirir. Kız yorgunluktan oracıkta bir taşın dibinde uyuyakalır. O uyurken dereden gelen aynı boyda üç küçük sarı yılan, kızın açık kalan ağzından içeri girer. Kız bunu fark etmez ve saatler sonra uyanıp saraya döner. Günler, haftalar sonra kralın kızının karnı şişmeye başlar. Dedikodular alıp başını gider. Ve kralın kulağına kadar gelir. Kral iki oğlunu yanına çağırır ve kızının ölüm fermanını verir. Buna göre ağabeyleri kızı gözden uzak bir yerde canını çok yakmadan öldüreceklerdir ve oraya gömeceklerdir. Ertesi sabah yine kuzularıyla kıra çıkan kızı gizlice takip eden ağabeyleri, onun bir dere kenarında taşın dibinde uyuyakaldığını görünce vaktin geldiğini anlarlar. Sadece ikisi de kız kardeşlerine kıyamadıkları için işi birbirlerinin üzerine atarken, büyük ağabey kız kardeşlerinin ağzından yılanlar çıkmakta olduğunu görür. İkisi de kardeşlerinin yanına koşarlar. Kızın ağzından çıkan üç sarı yılan taşın üzerinden yerde düştükleri anda kaybolurlar ve düştükleri yerde buharlar içinde kaynayan suların arasında küçük yılanların dolaştığını görür ama hemen yılanlar kaybolur. O günden sonra halk o suyun şifalı olduğuna inanır ve kral da bir hamam yaptırarak halkın kullanımına açar. Halk oraya “Masumiyet Ilıcası” ve “Yılanlı Ilıca” adını koyar.
Günümüzde de hala kaplıcada sıcak suyun içinde küçük yılanlar zaman zaman görülmektedir. Hatta çadır kurup gece konaklaması yapıldığı dönemlerde kaplıca içinde yılan öldürülürse diğer yılanların kardeşlerini aramak için çadırlara dağılacağına inanılır, yılanlara dokunulmazdı. Evet son yıllarda sadece kaplıca günübirlik kullanıma açıktır, çadır kurulmuyor.
Balıkesir Savaştepe Peri Bacaları
PERİ BACALARI
İlçe merkezine 4 km uzaklıktaki Su Çıktı Mevkiinde, Karaçam ormanı içindedir. Peri bacalarının geçmişi hakkında ise herhangi bir bilgi yoktur. Burada her biri birer abideyi andıran irili ufaklı 15 tane taş, çevredeki vatandaşların ilgisini çekince buraya “Peri Bacaları” ismini vermişlerdir. Yöredeki insanlar, buraya piknik yapmaya gidiyorlar.
Balıkesir Savaştepe Yazören Mağarası
YAZÖREN MAĞARASI
İlçe merkezine bağlı Konakpınar Mevkiinde bulunan Yazören köyündedir. (uzaklık 15 km. dir)
Girişi oldukça büyüktür. Uzunluğu 3.5 km dir ve ilk 600-700 metresi açık ve geniş çıkışı vardır. Türkiye’nin en uzun 9’ncu mağarasıdır. Mağaranın giriş tavan yüksekliği 25 metredir. Geniş bir bölgenin yüzey suları bu mağaradan boşalır ve bu yüzden yarı aktif bir mağaradır. Kış ve bahar aylarında etkili su akışı olur.
Balıkesir Savaştepe Yazören Mağarası
Suyun binlerce yıldır süren bu macerasını mağara duvarındaki izlerden görmek mümkündür. Mağaranın orta kısımlarında sarkıt ve dikitler bulunuyor. Bu olağanüstü oluşumlar, yüzeyden süzülerek mağaraya ulaşan kireçli sular tarafından yaratılmıştır. Son bir not, mağarada oldukça yoğun bir yarasa kolonisi yuvalanmış durumdadır.
Balıkesir Savaştepe Sazlıdere Höyüğü
SAZLIDERE HÖYÜĞÜ:
İlçenin tarih öncesi dönemlerine ışık tutan arkeolojik kalıntı alanıdır.
Antik çağa ait kalıntıların bulunduğu höyük, MÖ 4-5’nci yüzyıllarda önemli bir noktadadır. Ticaret kervanlarının geçtiği güzergah “Kerasa/Kerasai” ismiyle bilinmektedir.
Balıkesir Savaştepe Sazlıdere Höyüğü
Zamanında kuzey ile güney arasında bir bağlantı yolu olduğu için önemlidir. Halkapınar su tesislerinin bulunduğu konumda hala Antik Çağ’a ait kalıntılar bulunmaktadır.
Balıkesir Savaştepe Soğucak Köyü
SOĞUCAK KÖYÜ:
İlçe merkezine bağlı bir köydür. Balıkesir il merkezine 31 km uzaklıkta, Savaştepe ilçe merkezine 17 km uzaklıktadır. Köyün eski adı “Soğuk Ocak” ifadesinden gelir. Bölgede havaların serin olması nedeniyle bu isim verilmiştir. Köyün iklimi Marmara Bölgesinin ılıman iklim etkisi altındadır.
Osmanlı Rus savaşı (1877-78) sonrası Balkanlardan göç eden muhacirlerin Soğucak’a yerleştiği bilgisi geçer. Köyde geleneksel olarak keşkek adı sıkça geçer. Bazı kaynaklarda köyün geçmişte 8 hane göçmeni kabul ederek yerleşime başladığı anlatılır.
Evet günümüzde tipik köy yaşamını ve doğayı görmek isteyenler için örnek olabilir.
Ben burada Filyos denen bir cenneti gördüm. Güneşin nazlanarak battığı, balık kokusu, yosun kokusu, poyraz, lodos ve yakamozlar. Karadeniz’in en büyük antik kenti.
ULAŞIM
İl merkezi olan Zonguldak’a 52 km. uzaklıktadır. Bunun dışındaki belli başlı merkezlerin, Çaycuma’ya uzaklıkları şöyledir: Ankara: 234 km. İstanbul: 315 km. Devrek: 32 km. Bartın: 49 km.
Zonguldak Çaycuma
TARİH
İlçenin en eski yerleşim yeri “Filyos” yani “Teion”: Filyos çayının Karadeniz’e döküldüğü yerde kurulmuştur. İlk kuruluş tarihi, MÖ.3.yüzyıla kadar gitmektedir. Bu tarihte, burada, ticari amaçlar kurulmuş bir koloni vardı. Karadeniz’in kuzeyinden gelen mallar, burada gemilerden boşaltılarak, Anadolu’nun iç kesimlerine gönderiliyordu.
Tarihi süreç içinde: Roma, Bizans ve Cenevizliler, yörede hüküm sürmüşlerdir.
1944 yılında ilçe olmuştur. Çaycuma isminin kaynağına gelince: Cuma günleri, Filyos çayı kenarında bir Pazar kurulmakta ve pazara gelen halk, zamanla “Çay’a Cuma’ya gidiyorum” şeklinde konuşur ve bu konuşma, günümüze, buranın isminin “Çaycuma” olarak gelmesini sağlar.
Zonguldak Çaycuma
GENEL
Çaycuma ilçesine ilk gelenler, kötü bir koku ile karşılaşırlar. Bunun: bir anlamda “Kağıt Fabrikasından ve bir anlamda ise “Filyos çayına dökülen şehir kanalizasyonundan kaynaklandığı söyleniyor. Yine de, mutlaka dikkatinizi çekecektir, sebebi önemli değil, kötü bir koku var.
Tarıma elverişli bir bölge olan “Filyos” vadisindedir. Yani, Filyos çayının iki yanındaki yamaçlar arasında kurulmuştur. Deniz seviyesinden yüksekliği, 20 metredir. Filyos çayı, ilçe sınırları içinde, 35 km. ilerler ve Filyos beldesinde denize dökülür.
Bölgede, 1970 yılında açılan ve ülkemizin üçüncü büyük kağıt fabrikası bulunmaktadır. Ayrıca, organize sanayi bölgesinde, önemli sanayi yatırımları var.
İlçede Karadeniz iklimi hakimdir. Yazları fazla sıcak geçmez, kış ayları ise, ılık ve yağışlıdır. İlçe, vadi boyunca, kuzey rüzgarlarının etkisi altındadır.
ÇAYCUMA KAĞIT FABRİKASI
OYAK kurumu tarafından, 2003 yılında satın alınmıştır. Türkiye’nin tek entegre kraft kağıt fabrikasıdır. Burada: torba ve kağıt olmak üzere, iki tür fabrika var. Torba fabrikasında: sanayi tipi torbalar üretiliyor.
Zonguldak Çaycuma
NE YENİR.NE İÇİLİR
Burada, özellikle yoğurt (manda yoğurdu) yemelisiniz. Bunun yanında: soğan dolması da önerebilirim. Ama, yoğurt buranın en muhteşem lezzeti. Manda sütünün inek sütüyle karışımından elde ediliyor. Mutlaka tadın.
Zonguldak Çaycuma
NE SATIN ALINIR
Keten ve pamuk ipliğiyle dokunan ve pelemet adıyla anılan yerel dokuma ürünleri çok meşhur. Bu dokuma ürünüyle üretilen ürünlerden satın alabilirsiniz.
GEZİLECEK YERLERİ
ÇAYCUMA KÖPRÜSÜ
Tarihi süreç boyunca, Çaycuma’ya gelen insanların, Filyos çayını geçmeleri gerekiyordu. Bu iş, uzun süre “pot” denilen saldan biraz daha büyük kayıklarla yapılmıştır.
Ancak: Filyos nehri, adeta deniz gibiydi. Nehrin bu yapısı, ulaşımı olumsuz etkilemiştir. Bunun üzerine, 1928 yılında, ağaç bir köprü yapılır ama kısa süre sonra yıkılır.
1934 yılında, 600 metre uzunluğunda, yeni bir ağaç köprü yapılır. Ancak, ahşap köprüler kullanışlı olmaz. Bunun üzerine: 1951 yılında, betonarme bir köprü yapılır. Bu yeni köprü: 255 metre uzunluğunda ve 8.40 metre genişliğindedir.
ÇAYIR KÖYÜ SU MAĞARASI
İlçe merkezine, 12 km. uzaklıktadır. Çayır köyü sınırlarındadır. Mağaranın içinde, 15-20 metre ilerlemek mümkün. Daha ilerilere ise, küçük botlarla ilerlenebiliyor.
Mağaranın içinde, soğuk su kaynağı var. Tavan bölümünde ise: sarkıt-dikitler bulunuyor. Suyunun soğukluk derecesi ve temizliği nedeniyle, alabalık yetiştiriliyor. Hatta, bu alabalıkların, bazı hastalıklara iyi geldiğinden bile söz ediliyor. Mağaranın önünde, güzel bir piknik alanı bulunuyor.
FİLYOS ÇAYI
Antik dönemin en önemli su yollarından biri olan Billaios (Filyos) nehri, Tios için bir can damarı olmuştur.
Çünkü nehrin denize döküldüğü alanda oluşan delta ve nehir vadisi boyunca yer alan bereketli tarım arazileri nedeniyle, Tios, zengin bir tarım ve ticaret kenti haline gelmiştir.
Avrupalı seyyah Ainsworth, Billiaios nehri ile ilgili aşağıdaki sözleri yazmıştır.
“Antik adı Billaios olan Filyos vadisi ve Nehri, Karadeniz kıyısının bu bölümünde iç bölgelere açılan ve uzanabilen en önemli noktadır.
Hiçbir şey bu güzel ırmağın, güzel ağaçları, doğası ve vadisindeki ekili arazileriyle boy ölçüşemez.
Vadisi köylerle doludur ve güney sınırı, antik Hadrianopolis’in, Bolu’nun zengin ve verimli bölgesine açılır.
Antik çağ insanları da iç bölgelere geçmek için Billaios Nehri Vadisinden yararlandılar.
Antoninum Itinerarium, Tios’tan Ankyra’ya, oradan da tüm Küçükasya’ya kadar uzana bir yolun kaydını içermektedir.
Bu ana yolun kalıntılarını, geçitleri, askeri karakolları ve istasyonların izleri hala her adımda görülebilmektedir.
Fakat Tios kenti bugün açık bir şekilde harabedir. “
Beldenin ismini aldığı Filyos çayı, Karadeniz’e dökülüyor. Ancak: özellikle son yıllarda, çevre yörelerdeki belediyelerin çöplerini ırmağa dökmeleri sonucu, ırmağın denize döküldüğü yerde büyük kirlilik var.
Günümüzdeki gelişmelerle ilgili son olarak: Filyos vadisinde bir ateş-tuğla fabrikası var. Bu fabrikanın kapatılacağı söyleniyor. Ancak, bunun kapatılması elbette hava kirliliğinin önlenmesi açısından olumlu bir gelişme.
Ama, daha da önemlisi, bu fabrikanın tesislerinin çok uygun fiyatla satın alınarak, elbette muhteşem turistik tesislerin kurulacak olması.
Bunun yanında: Filyos vadisinin kamulaştırılacağı ve burada, yani Filyos vadisinde, kamuya açık, muhteşem projelerin yapılacağı söyleniyor. Ancak: bu arada, sahil kesiminde, büyük bir liman tesisi yapılması da düşünülüyor ve hatta karar alınmış durumdadır.
Bunun sonucunda, elbette Filyos sahilleri tamamen küçülecek ve kirlenecek. 3 km. lik Filyos sahil kesimi, birkaç yüz metreye düşecektir.
TİOS ANTİK KENTİ
Çaycuma ilçesinin 23 km uzağında, Zonguldak il merkezine ise 32 km uzaklıktadır. Filyos çayının hemen kenarında bulunan şehir, bugün Filyos Beldesi sınırları içindedir.
Antik dönemde, isimleri Paflagonya ve Bitinya olan iki önemli bölge arasında, geçiş özelliği taşıyan bir liman şehri olarak kurulmuştur.
Beldenin eski adı “Hisarönü” dür. Kocaman bir hisarın eteklerinde kurulmuş bir beldedir.
Evet buranın en büyük özelliği, Karadeniz kıyılarında kazılan ilk ve tek antik kent olmasıdır.
Zonguldak Çaycuma
TARİHÇESİ:
Antik kaynaklarda, ismi “Tius, Tium, Tieium, Tios, Tion” olarak geçen bu şehir, Miletoslu koloniciler tarafından MÖ 7’nci yüzyılın ikinci yarısında bir Helen şehri olarak kurulmuştur. Yerleşim yerinin kurulduğu burada, ilk kuruluş yıllarında: Kaukan adında, bir yerli kabilesi yaşıyormuş.
Miletoslular özellikle 7’nci yüzyıldan sonra antik dünyanın büyük filozoflarını yetiştiren, bilim ve sanat alanlarında önemli çalışmalar yapan Ege merkezli bir topluluktur.
Tios adını, şehri kuran Miletoslu Rahip Tios’tan almıştır.
Kentin, 3’ncü yüzyıldan itibaren sürekli iskan alanı olduğu hem antik seyyahların yorumları hem de yapılan kazıların sağladığı verilerle doğrulanmıştır.
Strabon: Helenistik bir şehir olarak kurulan ve yüzyıllar boyunca zengin bir liman kenti rolüyle kullanılan Tios’un, Pergamon Krallığının kurucusu Attalos’un oğlu Filetairos’un doğum yeri olduğunu söylemiştir.
Ayrıca: söylenecek çok önemli bir şey olmayan kent olarak nitelendirdiği Tios antik kentinin, Miletos yerleşimi olarak kurulduktan sonra sırasıyla Lydia krallığının, Pers imparatorluğunun, İskender imparatorluğunun satraplıklarının, Herakleia Pontika Tiranlığının, Romanın, Bizansın, Cenovalıların ve son olarak da Osmanlıların egemenliğinde kaldığı düşünülmektedir.
Tioslu piskoposların isimlerinin yer aldığı kurşun mühürlere bakıldığında, kentin, Bizans döneminde piskoposluk şehri olduğu anlaşılır.
Ancak Osmanlı döneminde eski önemini kaybetmiş ve küçük bir deniz kasabası haline gelmiştir.
TİCARET:
Şehirde ele geçen sikkelerin, yazıtların ve çanak çömleklerin çeşit olarak çokluğu, bölgede zengin bir ticaret trafiği olduğunu gösterir.
Filyos ırmağının ağzında kurulan Tios, önemli bir liman kenti olmasından dolayı, deniz taşımacılığı, balık, şarap, tahıl gibi ürünlerin ticaretiyle zenginleşmiş ve kültürel olarak oldukça gelişmiştir. Bol miktarda: torik ve palamut avlanıyormuş.
Günümüze ulaşan Roma imparatorluğu dönemi sikkelerinin arka yüzünde, üzüm motiflerinin, Şarap tanrısı Dionysos ve Nehir tanrıları Billaios ile Sardon’un birlikte betimlendiği görülür.
Tüm bunlar da şehrin üzüm yetiştiriciliği ve şarap üretimi alanındaki ticaret seviyesinin büyüklüğünü kanıtlar.
Zonguldak Çaycuma
ARKEOLOJİK BULGULAR:
Bölgede, antik dönemin en önemli yerleşim yerlerinden biridir ve bu özelliği nedeniyle “Sit” alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
Günümüzde, burada belirli kalıntılar görülse de, toprağın hemen altında, halen bulunan: yollar, meydan, hamam, dini yapılar, evler, depolar, dükkanlar, mezarlar bulunuyor.
Yani: yapılan radar tetkiklerinde, toprağın altında, halen büyük bir kentin bulunduğu sanılıyor, ancak, malum kazılar zaman alıyor. İleriki yıllarda, burada büyük arkeolojik çalışmaların ortaya çıkarılacağı kesin.
Günümüzde, Filyos beldesinin bulunduğu yerde, eski kentten kalma kalıntıları görebilirsiniz. Bunlar: kale, sahil surları, su kemeri, tonozlu galeri, tiyatro, savunma kulesi ve çeşitli mezar anıtlarıdır.
Mezar Yazıtı:
Aynı bölgede bulanan ve MS 3’ncü yüzyıla tarihlenen 2 mezar yazıtı; şehrin deniz ticaretine ışık tutmuştur.
Bu mezar yazıtlarından birinin Pantikapaion’da (Kırım/Kerş) bulunması, ticaretin coğrafi boyutunu göstermesi açısından ilgi çekicidir.
Filyos Kalesi
Antik dönemdeki yerleşim, kuzeyde bulunan kale tepesi üzerindedir. Burada, günümüzde, Ortaçağ kalesine ait duvarlar ve Roma döneminde yapıldığı tahmin edilen bir kule kalıntısı görebilirsiniz. Kale duvarları, 2003 yılında, Kültür Bakanlığı tarafından restore edilmiştir.
Doğu Tepesi
Kalenin bulunduğu tepenin doğusundadır. Günümüzde, burada: askeriyeye ait, Radar bulunan bir tesis var. Burada: mermer sütun ve kaidesi, mermer yazılı bir levha, taş lahitler ve tuğla mezarlar bulunmuştur.
Eski Liman ve Mendirekler;
Kale tepesinin batısındadır. Bugün kısmen su altında kalan limana ait 6 metre genişliğinde, 100 metre uzunluğunda iki mendirek kalıntısı yer almaktadır. Akropolden bakıldığında görülen bu iki mendirek, şehrin hem askeri hem de ticari açıdan önemini gözler önüne serer.
Sahil Suru
Biraz önce sözünü ettiğim limanın başladığı yerden itibaren, yerleşim yerine doğru uzanan surlar, sahil suru olarak isimlendiriliyor.
Bunlar, çeşitli dönemlerde onarım görmüş olup, yükseklik 5 metre ve genişlik 1 metredir. Ancak, günümüzde, bu sur bölümünün, ancak 50 metrelik bölümü, ayakta kalabilmiştir.
Su Kemeri ve Tonozlu Galeri
Tiyatronun kuzeyinde bulunan (kent suyunun uzaktan getirilmesi için inşa edildiği ve Filyos’a yakın Çayırköy kemer kalıntılarıyla bağlantılı olduğu zannedilen) su kemeri bulunmuştur. Bunlardan sadece dört tanesi günümüze ulaşmıştır.
Bugün, Tuğla Fabrikasının doğusunda, 4 kemerli bir su kemeri kalıntısı görebilirsiniz. Ayrıca, tuğladan yapılmış, tonozlu bir galeri de bulunuyor ki, bunun, burada daha önce bulunan büyük bir yapının bir bölümü olduğu tahmin ediliyor.
Tuğla Fabrikası bahçesinde, bu bölgede bulunarak koruma altına alınmış, sergilenen bazı objeler var. Bunlar: pişmiş toprak küpler, mimari parçalar, mermer kilise levhaları, mermer sütun kaideleri.
Su sarnıcı
Söz konusu kemerlerin suyu kente taşıdığı noktada ise Orta Çağ’a tarihlendirilen bir sarnıç yer alır.
Muhtemel bir kuşatma halinde, kale içinde bulunan insanların suya ulaşımını kolaylaştırmak için inşa edildiği düşünülen su sarnıcı, 5 metre derinliğe ve 10 metreye yakın çapa sahiptir.
Yapılan analizler sonucu, Ph değeri 7.45 olan suyun hala içilebilir durumda olduğu görülmüştür.
Sarnıçla birlikte su kaynağına ulaşılmasını sağlayan ve antik limana kadar uzanan, üstü tonozla örtülmüş bir tünel ile 350 basamaklı bir yapı tespit edilmiştir.
Antik Tiyatro
Kentin güneyindeki yamaca yaslanmış Roma dönemine ait ve iyi korunmuş biçimde günümüze ulaşmıştır. Karadeniz bölgesindeki ilk tiyatro yapısıdır. İmparator Hadrianus dönemine tarihlendirilir. Yapıldığı dönemde yaklaşık 5.000 kişilik bir kapasiteye sahip olduğu tahmin edilmektedir.
Taş oturma sıralarının sökülüp geç dönemlerde yapılan başka yapılarda kullanıldığı anlaşılan tiyatronun, MS 5’nci yüzyılda işlevsiz kaldığı ve bu tarihten itibaren kullanılmadığı düşünülüyor.
Tapınak:
Karadeniz kıyısında bulunan ve üzerinde modern bir şehir kurulmayan tek antik kent olan Tios’ta, MÖ 6’ncı yüzyıla tarihlendirilen ve Dor başlıklı sütunları olan bir tapınağa ulaşılmıştır.
Bu yapı, Karadeniz’de bulunan ilk Dor tapınağı olması açısından son derece önemlidir.
Orta Çağ Kilisesi
Bir Roma tapınağıyla neredeyse bitişik olan kilise, doğu-batı doğrultusunda ve bazilikal bir planda inşa edilmiştir.
Birçok evreye sahip olan kilisenin ilk evresi, MS 5’nci yüzyıla dayanmaktadır.
KADIOĞLU MOZAİKLERİ
Çaycuma ilçesi, Kadıoğlu köyü, Çobanhasanlar Mahallesi sınırları içindedir.
Zonguldak kent merkezine 30 km, Çaycuma ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır.
2008 yılında mülk sahibi tarafından, sera yapmak için açılan alanda ilk mozaiğin ortaya çıkmasıyla birlikte bölge için sit kararı alınmıştır.
TARİHÇESİ:
Zeugma mozaikleriyle eş değer özelliklerde ve kalitede olduğu düşünülen Kadıoğlu Mozaikleri, MS 2’nci yüzyıla “Geç Roma Dönemi” ne tarihlenir.
Ayrıca yine bu alanda bulunan bir sikke, MS 253-260 yıllarına aittir.
Mozaikler, çağdaşı olan ve kendisine en yakın lokasyonda konumlanan Tios Antik Kenti ile ilişkilendirilmiştir.
Bu kapsamda, mozaiklerin çevresinde bulunan ve bir villa ya da çiftlik evi olduğu tahmin edilen yapınan, Tios aristokratlarına ait olabileceği düşünülmektedir.
ARKEOLOJİK BULUNTULAR:
Bahse konu yerleşim kalıntısının bir çiftlik evi veya villa olabileceği düşünülmüş, yapının içerisinde Valerianus dönemine ait bir gümüş sikke bulunmuştur.
Ayrıca bahçenin yakınında taban döşeme mozaiği de görülmüştür ve oldukça küçük olan bu mozaik, mitolojik bir hikaye içermektedir.
LYKURGOS VE AMBROSİA MOZAİĞİ:
Kral Lykurgos’un tanrıların yiyeceği olarak bilinen amborsia’ya ve Şarap Tanrısı Dionysos’a olan düşmanlığı anlatılmıştır.
Lykurgos, içkiye düşmanlığıyla bilinen bir kraldır.
Eski Yunan krallıklarından Sparta’nın lideri olan Lykurgos, ayrıca önemli bir kanun koyucu olarak da tanınır.
Kral Lykurgos, ahlaklı, olgun, bilge davranışlarıyla tüm Spartalıların saygısını ve sevgisini kazanmıştır.
Delphi kahininin de desteğiyle, Spartalılar, Kral Lykurgos’un hazırladığı yasaları uygulayarak Eski Yunan’da örnek düzende işleyen, savaşçı/asker bir toplum oluşturmuştur.
Ancak daha sonra Kral Lykurgos, şaraba ve bunun yapımında kullanılan asma bahçeleriyle üzüme karşı büyük bir nefret duymuş ve Şarap Tanrısı Dionysos’a savaş açmıştır.
Bu savaşı kısa süre içerisinde kaybeden Kral Lykurgos, Dionysos tarafından cezalandırılmıştır.
Bölgede ulaşılan mozaik de “üzüm bağının içerisinde elinde balta tutan bir erkek figürünün, üzüm tutan kadına saldırması” şeklinde betimlenmiştir.
Bu betimleme, Kral Lykurgos’un tanrıların yiyeceği olarak kabul edilen ambrosiaya saldırısını anlatmaktadır.
Özetle söz konusu mozaik, bu hikaye ile bağlantılıdır.
DİĞER BULUNTULAR:
Lykurgos ve Ambrosia Mozaiğinin yanı sıra kazı alanından: villaya ait bir oda ile su yoluyla ayrılan ve ikinci villaya ait olduğu düşünülen yeni bir mozaikli oda daha çıkarılmıştır.
Kabul ya da toplantı salonu olduğu tespit edilen, oval mimari tarzı odanın zemin mozaiği: dıştan içe doğru geniş bantlar, yaprak ve dalga motifleri ile ortadaki panoları çevrelemektedir.
Kare çerçeveler içinde yapılmış sarmallarda, 20 tane av sahnesi ve çeşitli hayvan mücadeleleri yer almaktadır.
Yine zemin mozaiğinde de sakallı 4 erkek maskının başından çıkar Eros, aslanlar ile domuzlar tarafından taşınan sarmallar ve bitkisel motifler yer almaktadır.
Tüm bunların yanı sıra, bölgede süregelen kazılarda, işlemeli çömlek parçaları bulunmuştur.