Düzce Akçakoca

Düzce Akçakoca

Ankara’dan çıkışta, İstanbul yönünde, gerek otobandan ve gerekse E-5 kara yolundan ilerlediğinizde, Düzce’ye varmadan hemen önce Akçakoca’ya dönmeniz gerekiyor. Ankara-Düzce: 236 km. İstanbul istikametinden gelirken, yine gerek otobandan ve gerekse E-5 kara yolu üzerinden ilerlediğinizde, Düzce’den Akçakoca’ya dönmeniz gerekiyor. İstanbul-Düzce: 217 km. İstanbul’dan gelenler için Karadeniz sahil yolundan da gelmek mümkün ama o yol pek rahat bir yol değil. Otoyolu tercih etmenizi öneririm.

Evet, Düzce’ye ulaştınız. Daha sonra, Akçakoca için 37 km. yolunuz var. Yalnız, bu yol yemyeşil alanlar içinde ilerlerken, hızlı gitmeye pek uygun olmayan, inişli-çıkışlı bir yol. Zaten bu yol sadece Akçakoca değil, bu yol aynı zamanda Ereğli, Zonguldak için de kullanılıyor, yani yoğun bir trafik var.

Özellikle; yazın turistik sezonda araç trafiği yoğun ve bir de kamyonlar eklenince, yoğunluk iyice artıyor. Kamyonların arkasında, bazen kuyruklar oluşuyor. Sonuçta, bu aradaki mesafe, özellikle yağış varsa mutlaka yavaş ve dikkatli gidilmesi gereken bir mesafe haline geliyor. Bu arada: Düzce-Akçakoca arasındaki yolda; sol yanınıza bakarak ilerleyin.

Çünkü; hemen yol üzerinde, bir mesire yeri var. Adı: Şifalı Su Orman İçi Dinlenme yeri. Buradaki suyun, bazı hastalıklara iyi geldiği söyleniyor. Su; kaynağından çıktıktan sonra, hiç hava ile temas etmeden, buraya kadar geliyor. Hava almadığı için, bakteri barındırmıyor.

Isısı; yaz ve kış aynı. Burada küçük bir mola ve su içmeyi sakın unutmayın. Hatta, giderken arabanızın bagajına birkaç küçük su bidonu koymanızı tavsiye ediyorum. Burayı, Akçakoca’ya giderken değil, dönüş yolunda hemen yolun kıyısında görebilirsiniz, zaten önündeki kalabalıktan hemen görebilirsiniz.

20170702_155503
Düzce Akçakoca

TARİHİ

Akçakoca’nın tam olarak kimler tarafından kurulduğu bilinmiyor. Ancak; MÖ. 1200’lü yıllarda, bölgeye ilk gelenlerin, Track ve Frig’ler olduğu sanılıyor. Özellikle: Frigler, uzun süre egemenlik kurmuşlar. Ancak; MÖ. 650 yıllarında, Lidyalıların güçlenmesiyle, bölge onların egemenliği altına girmiş. Lidyalılar merkeze yerleşerek, burada “Dia” isimli bir kent kurmuşlar.

Dia, parlak anlamına geliyor. Uzun süre, buradaki yerleşim, Dia olarak anılmış. Daha sonra, bölgede Bizanslıların egemenliği görülür. Poly (şehir) anlamına gelen, sözcük eklenerek, şehrin adı “Diapolis” olur. Yani. parlak şehir.

1204 yılında, 4’ncü Haçlı Ordusunun, İstanbul’u işgal ederek yerleşmesi, Latin Devletinin kurulmasını sağlar. Bu sırada, Ceneviz’liler Karadeniz kıyılarına yerleşirler. Buralarda, daha önceden kurulmuş olan diğer şehirler gibi, Diapolis’de onların egemenlikleri altına girer. Şehirde; ticaret ve deniz sitesi kurarlar. Mevcut kaleyi onarırlar.

1261 yılında, Bizanslılar bölgede, yine hakimiyeti ele geçirirler. Ancak, aynı dönemde, Anadolu’nun birçok yerinde Türk akınları etkili olmaktadır. Bizanslıların Türk akınlarını durduracak güçleri kalmaz. 1319 yılında, Diapolis şehri, Orhan Gazi tarafından ele geçirilerek Osmanlı Beyliğine katılır. (Akçakoca’nın hemen merkezinde Orhangazi anıtını göreceksiniz) Osmanlı imparatorluğu döneminde, bölge, Osman Gazi’nin silah arkadaşı Akçakoca Bey tarafından idare edilir.

Bizanslıların verdikleri isim “Akçaşar” olarak değiştirilir. Daha sonra ise, “Akçaşehir” kullanılmaya başlanır. 1923 yılında ise, Cumhuriyetin ilanıyla “Akçaşehir” nahiye olur. Akçaşehir anlamı; kayaların güneş ışığında parlamasını ifade etmektedir. 1934 tarihinde ise, ismi, burayı fetih eden Akçakoca Bey’in ismine izafeten “Akçakoca” olarak değiştirilir.

20170702_160536
Düzce Akçakoca
20170702_192419
Düzce Akçakoca
20170702_193305
Düzce Akçakoca

GENEL

Akçakoca’da tarihin gizemini keşfedebilirsiniz. Doğanın muhteşem manzaralarını görebilirsiniz. 35 km. lik bir kumsalda, tertemiz bir deniz ve tane tane kum bulacaksınız. Burada: güneş denizden doğar, denizde batar. Zaten buranın eski ismi, biraz önce de söyledik, parlayan şehir.

Akçakoca denilince, buraya gelenlerin aklına fındık gelir veya gelmelidir. Çünkü: burada fındık, yaşamın bir parçası. Ama, önemli bir parçası. Yağış miktarının çok fazla olması fındığın yetişmesi için elverişli ortam yaratıyor. Şöyle ki, fındık 700 ml. yağış isterken, buradaki yağış ortalaması 1000 ml. Baharla birlikte yeşeren fındık dallarında, Ağustos ayında Akçakoca’ya gelirseniz, fındığı dalından koparıp yeme zevkini tadarsınız.

Bu arada; burası elbette sahil yeri. Doğal olarak balıkçılık da önem kazanıyor. Deniz balıklarından; istavrit, lüfer, çinekop, palamut, mezgit, hamsi, zargana, kalkan, barbunya, kefal, levrek gibi her türlüsünü bulmak mümkündür. Ayrıca; çeşitli otel ve restoranlarda, bu balıkları taze taze yeme şansınızda var. (Özellikle mezgit öneriyorum)

Öte yandan; hani burası fındık diyarı, bol bol fındık alırım diye düşünmeyin, fındığın kilosu, Akçakoca merkezindeki bu konu ile ilgili bir resmi satış yerinde 60 TL kadar çıkıyor, elbette kimse buraya gelip te fındık satın alamıyor, balık derseniz, o da zor, çünkü özellikle balık yasağı sezonunda yani yaz aylarında, buraya gelip balık yemek isterseniz, kesinlikle ya çiftlik balığı ya da buzhane balığı yiyeceksiniz yani taze balık yeme şansınız yok, çünkü balık yasağı söz konusudur.

Akçakoca’da kültürel etkinlikler de yaygın. Her yılın Temmuz ayının, üçüncü Cuma, Cumartesi ve Pazar günlerine rastlayan tarihlerde, burada, Akçakoca Uluslar arası Turizm Kültür ve Fındık Festivali yapılıyor. Bu festivalde, İlçenin kültürel zenginlikleriyle ilgili çeşitli sergi, panel ve konferanslar ile folklor gösterileri yapılmakta. Ayrıca, müzik şölenleri var.

Bu yoğun turist akımını barındırmak için, İlçede 1680 resmi yatak kapasiteli otel, motel ve pansiyon var. Her yıl, yaklaşık 150 bin yerli-yabancı turist burayı ziyaret ediyor. Ayrıca, ilçede, 500 civarında yazlık konut var. Bu yazlıkçıların da gelmesiyle, yazın ilçe nüfusu yoğunlaşıyor. Bir otel veya motel seçmeden önce, birkaç yere sormanızı öneririm, fiyatlar ilk söylenenden çok daha uygun olabiliyor.

AKÇAKOCA’DA NE YENİR

İskelenin hemen ucunda ve diğer birçok yerde restoranlarda; mezgit ve istavritten oluşan balık menüsü yiyebilirsiniz. Biraz daha pahalı bir menü; kalkan balığı olabilir. Yöreye özgü otların kullanıldığı Akçakoca Salatasını tatmayı unutmayın. Hepsinin üzerine ise, fındıklı tahin helvası. Biraz önce söylediğim gibi, balık yasağı döneminde yani yaz aylarında elbette taze balık yeme şansınız yok, ayrıca yine balık yasağı döneminde yenen balıklar için büyük ücret ödemek de söz konusu oluyor.

AKÇAKOCA’DAN NE SATIN ALINIR

Akçakoca’ya gittiğinizde, mutlaka fındık satın alın. Özellikle; normalden daha küçük boyutlu ama daha lezzetli olan dağ fındığı bulabilirseniz, hiç kaçırmayın. Fiyatı aşırı yüksekti, ben satın almadım. Mevsimine göre; kendinize veya çevrenizdekilere hediyelik yaş veya kuru fındık alabilirsiniz.

Ayrıca: yine burada, Yukarı Mahalle denilen yerde, yöre kadınları tarafından kurulan pazar yerini ziyaret edebilirsiniz. Bu pazar yerinde: genellikle ev yapımı gıda ürünleri ve el işleri satılıyor. Gıda ürünleri arasında: elma sirkesi, çeşitli reçeller, hamur işleri yaygındır.

Ayrıca, ahşaptan yani ağaçtan yapılan çeşitli ürünler de bulunuyor ama burada fazla zamanınız yoksa, buraya çıkmanızı önermem, çünkü bayağı zaman alıyor ve büyük ihtimalle aradıklarınızı bulamayacaksınız. Sadece zamanınız olursa çıkın.

20170702_193308
Düzce Akçakoca

GEZİ PLANI

Aslında gezi planı hakkında bilgi vermeden önce sanırım otopark yani aracınızı park edebileceğiniz yerle ilgili bilgi vermek uygun olur, çünkü birçok ziyaretçi buraya kendi özel aracı ile geliyor. Siz de kendi özel aracınız ile burayı ziyaret ederseniz, otopark ile ilgili birkaç alternatif olabilir, ancak özellikle yaz döneminde aracınızı park edecek otopark ve hatta çok küçücük bir yer dahi bulmanız büyük sorun olacaktır.

Bu durumda: bende tam merkezden geçen caddenin üzerindeki birkaç otopark (caminin önündeki alanda) denendikten sonra, bu yolun devamında, yani merkeze uzak bölümlerde araç park yeri bulabilirsiniz.

Evet: aracı park ettikten sonra, Akçakoca da nereler gezilir. Akçakoca ya geldiğinizde, hemen girişte, kara yolu doğu ve batı yönü olarak ikiye ayrılıyor.

Doğu yönü: Karadeniz Ereğlisi, Kozluk, Zonguldak istikametine gidiyor. Akçakoca merkezi için, Batı yönünde ilerlemek gerekiyor.

Merkeze geldiğinizde, meydanda bir cami göreceksiniz. Akçakoca Merkez Camii. Görkemli bu yapının çevresi, alışveriş merkezi olarak ilçenin en canlı bölgesi. Çevre düzenlemeleri, yeşil saha ve park alanları, dikkati çekiyor. Ayrıca, Atatürk heykeli, bir saat kulesi ve Akçakoca Bey heykelleri bulunuyor.

Ancak daha önceki ziyaretlerimde genellikle batı bölümü gezerken, bu kere doğu bölümü de gezme fırsatım oldu.

Kesinlikle, sizler de şehrin doğu bölümüne yürüyün, bu bölümde güzel plajlar var.

Çarşı var, yürüyüş yolları var. Yani: buraya turla toplu giderseniz, büyük olasılıkla merkezde, cami önünde sizi serbest bırakacaklardır. Burada: cami, anıtlar, sahil gezilebilir, ama denize girmek için, ilçenin doğu yönünde kıyıdan bir süre yürümek gerekiyor ki, muhteşem plajlara ulaşabilirsiniz.

Plajlarla ilgili bir husustan söz etmek istiyorum. İlçenin batısında bulunan Ceneviz kalesinin doğusunda, ormanlık araziden gelerek denize karışan bir  dere var, bu dere özellikle yağışlı günlerde denize tamamen çamur akıtıyor, yani derenin aktığı yer veya akış süresine bağlı olarak denizin büyük bölümü, burada kirli bir görüntü alıyor.

Deniz sanki çamurlanmış gibi oluyor ve denize girmeyi engelliyor, malum burada Akçakoca’nın en güzel plajlarından bir tanesi var, siz de eğer burada plajın hemen önünde ve yakınlarında denizde değişik bir renk görürseniz, anlayın ki, dereden denize çamur akmıştır.

Düzce Akçakoca Merkez Camii

AKÇAKOCA MERKEZ CAMİİ

İlçenin tam merkezindedir, hemen önünde liman var, yani şehirdeki hayat burada canlıdır. Camiye gelince: çatısı, Selçuklu tarzında, sekizgen. Yapımında: Türk otağı ve modern mimari harmanlanmış.

Dışarıdan oldukça estetik görünür. İnce ve uzun minareleriyle sahil silüetine katkı sağlar.

Farklı yapısı ile ünü Pakistan’daki camiden sonra geliyor. Mimarı: Ergun Subaşı. Temeli 1989 yılında atılan cami, 2004 yılında hizmete açılmıştır.

İnşaat halkın büyük maddi katkılarıyla yapılmış. Deprem tehlikesine karşı, 160 beton kazığın üstüne inşa edilmiş. Kubbesi 31 m. ve minaresi (çift minare var) 58 m. yüksekliğinde.

Kubbenin üzeri 32 ton bakır levha ile kaplanmış. İki minareli caminin, içindeki avizelerin ağırlığı ise 1 ton civarında. Güzelliği ve modern mimarisi nedeniyle, ilçeye gelen turistlerin ilgisini çeken bir yapı. Ama, caminin mimarisi yanında, asma kattaki şadırvanlı havuz, daha da ilginç bir görüntü oluşturuyor. Suyun gücü ile dönen koca mermer küre, adeta dünyanın dönüşünü anımsatıyor.

Meydandaki kafelerde bir şeyler içebilirsiniz, fiyatlar uygun, bence değerlendirin, hatta dondurma ve haşlanmış mısır da bulmak mümkündür. Meydandan sonra, sahil boyunca ilerleyin. Sahil boyunca uzanan bir cadde var. Burada: restoranlar, kafeler var. Asırlık çınar ağaçları var.

Yazın turistler yoğunlaşınca, bu cadde araç trafiğine kapatılıyor. Bu yürüyüş sırasında, cadde üzerindeki banklara oturun, balıkçı barınağını, denizi izleyin. Veya dalgakıran üzerine kadar yürüyün, buradan merkez camii silüeti de görülen Akçakoca’yı denizden görün.

Düzce Akçakoca Balıkçı Barınağı

BALIKÇI BARINAĞI

Kumsalın kıyısına set çekilerek iskeleye dönüştürülmüş. Burası; Karadeniz balıkçılarının canlı renklere olan düşkünlüğünü yansıtıyor. Akşama doğru, irili-ufaklı renk renk teknelerle doluyor. Burada, ağlarını tamir eden balıkçıları görebilirsiniz. Merakınız varsa, olta ile balık tutabilirsiniz. Zaten açık deniz olmadığından deniz oldukça sakin, oltanız varsa denize atın ve bekleyin.

Evet; Akçakoca’da denize girmek isterseniz, ilçe merkezinde plajlar var. Gerek şehrin batısı (Ceneviz kalesine giden yolda, sağ yanda) ve gerekse şehrin doğusunda güzel plajlar var. Merkezden denize girmek mümkün değil. Tercihinize göre, seçim yapabilirsiniz. Plajlardan söz etmeden önce denizden söz etmek gerekiyor.

Burası, malum Karadeniz kıyısı ve Karadeniz genellikle yüzerken boğulanlarla anılmaktadır. Hatta “TERS AKINTI VARDIR” diye pek çok yerde uyarıca tabela göreceksiniz ve ters akıntıda nasıl hareket edilmesi gerektiği anlatılıyor. Önce bu tabelalar korkutucu olsa da, aslında okumak ve bilgilenmek gereklidir.

Unutmamak gerekir ki, bütün plajlarda, kıyıya paralel ve tehlikeli olabilecek yerlerde şamandıra bulunuyor, yani denize girenlerin bu şamandıraları kesinlikle geçmemeleri gerekir.

Çünkü denizde zaman zaman gel-git akıntıları ve buna bağlı anaforlar oluşuyor ve Akçakocalıların söylediklerine göre, bunu bilen yerliler asla denizde belli bir mesafeden uzağa açılmazlar, zaten boğulanların hep yabancı yani dışarıdan gelenler olduğu söyleniyor.

Sonuç olarak: denizde yani plajlarda kesinlikle şamandıralarla-iplerle ayrılmış bölümlerin dışına çıkmayınız ve uyarılara riayet ediniz.

20170702_175412
Düzce Akçakoca Çuhallı Plajı

ÇUHALLI PLAJI

Akçakoca’nın girişinde, sahil yolunun yanında, merkeze çok yakın. Uzun ve geniş bir kumsalı var. Turistlerin ilgisini çekiyor. Kafeteryalar, büfeler, barlar ve sahil önlerinde bulunan şezlong, şemsiye, yiyecek ve içecekler ile tatilcilere, çok uygun fiyatlar sunulmakta. Bu alanda bir park var. Özellikle, Ankara’dan gidenlerin ilgisini çekecektir.

Çünkü: kapısında, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılmış ibaresi görülüyor. Ne alaka diyeceksiniz. Evet, burayı Ankara Büyükşehir Belediyesi yaptırmış. Parkın içindeki: banklar, kondisyon aletleri, çöp kutuları, maket keçiler, oyun gurupları, hepsi Belediyenin kamyonları ile getirilip, buraya monte edilmiş.

Ankaralılar için, kendilerini bölgeye yabancı hissetmesinler diye mi yaptırılmış? Sanmıyorum. Hadi bakalım, sizler tahmin edin. Neyse, sonuçta burası, 750 metrelik yürüyüş parkuru, oyun alanları ve oturma gurupları olan bir yer. Bahçe düzenlemesi de, çok güzel. Maliyet ise, boş verin, veren vermiş.

Düzce Akçakoca Çınar Plajı

ÇINAR PLAJI

İlçe merkezinde. Çay bahçeleri ve her türlü ihtiyacı karşılayacak otel işletmelerinin yanında. Yaz aylarında oldukça kalabalık.

Düzce Akçakoca Değirmenağzı Plajı

DEĞİRMENAĞZI PLAJI

İlçe merkezinin hemen bitişiğinde bulunan bir plajdır. Evet; Akçakoca denilince, akla ilk gelen yerlerden biri de, Ceneviz kalesi. Buraya gitmeyi sakın ihmal etmeyin. Özellikle; bu kaleye giderken, yanınızda deniz malzemelerinizi ve arzu ederseniz piknik malzemelerinizi de alın. Çok hoş ve güzel bir gün geçireceğiniz kesin. Önce, öğlen bir mangal sefası yapabilir, takiben aşağıda denize girebilirsiniz. Veya, tam tersi de olabilir. Tercih sizin.

CENEVİZ KALESİ

Merkeze 3 km. uzaklıkta, batıda. Fındık bahçeleri ve orman eteğinde. 1226 yılında, ticaret gemilerine yol göstermek için Cenevizliler tarafından kurulduğu sanılıyor. Ama; Cenevizlilerden öncede bu kalenin burada olduğu hakkında kesin kanıtlar bulunmuş.

Kale, denizden 100 m. yükseklikte bir falez üzerine yapılmış. Kartal yuvası gibi. Sur duvarları: moloz taş ve tuğlalar inşa edilmiş. Ancak; çevresindeki ağaçlar o derece büyümüş ki, kaleyi uzaktan tam olarak seçmek pek mümkün olmuyor. Deniz kenarındaki surlar, zaten yıkılmış. Kalenin yarım yuvarlak çıkıntıları ve yüksek bir kulesi var.

İç avlusunda ise: 5.30×5.30 m. ebatlarında bir su sarnıcı var. Ayrıca; büyük dilek kuyusu hemen dikkati çekiyor. Kuyunun yanındaki, tabelada, dilek kuyusu anlatılıyor. Aslında, bir zamanlar, kale müdürü tarafından çöpler atılsın diye kullanılan bu kuyu, zamanla dilek kuyusu olarak halk tarafından kullanılmaya başlanmış. Şimdi, hem temiz kalıyor ve hem de atılan paralar ile, kaleye gelir sağlanmış oluyor.

Osmanlılar zamanında, kale, karakol olarak kullanılmış.

Evet, kaleye kara tarafındaki giriş kapısından giriyorsunuz. Özel aracınız ile geldiğinizde, hemen giriş önünde büyükçe bir otopark var, yani park sorunu yok. Girişin hemen yanında ise, büyük bir kule var. Günümüzde Akçakoca Belediyesi tarafından işletilen, 5000 kişiye hizmet verebilecek bir günübirlik piknik yeri olarak kullanılıyor. Yaz aylarında buraya gelmek büyük keyiftir.

Kalenin manzarası, hem yaz ve hem de kışın mükemmel. Akçakoca’nın falezlerini ya da diğer adıyla beyaz kayaları buradan görmek mümkün. Ayrıca: denizi ve plajları tepeden görebiliyorsunuz. Bir tür seyir terası gibi. Çeşitli kademelere yerleştirilmiş olan tahta masalara, küçük patikalarla ulaşılıyor. Yalnız; burada küçük çocuğu olanlar dikkat. Çünkü; bu patikaların bitiminde, denize doğru uçurum var, yani biraz tehlikeli.

Ön cephe tamamen denize doğru açık. Buraya geldiğinizde, kalenin tepesinde iki bayrak göreceksiniz. Biri; malum şanlı bayrağımız, diğeri ise mavi bayrak. Avrupa Çevre Eğitim Vakfı (FEEE) tarafından, 1997 yılında bu yöreye mavi bayrak verilmiş. Yani; mavi bayrak kriterleri yerine getirilmiş. Bunun en başlıca kriteri ise, temizlik. Evet; tertemiz bir deniz var burada. Karadeniz bölgesinde, mavi bayrağa sahip tek yer.

Kalenin, doğusunda ve batısında iki koy var. Bunlar: yalıyarlar ve fok plajlarının bulunduğu koylar. Bu koyların eşsiz kumsalı ve berrak denizi var. Bu koylara inmek, sahile ulaşmak için, üç yol var. Birisi: eski toprak yol. Diğeri, Belediyenin düzelttiği, kale içine girmeden önceki yol.

Son olarak ise, kale içinden merdivenle inilen yol. Denize indiniz, denize girerken kıyıdaki taşlık alanları birazcık geçmeniz gerekiyor, sonra yumuşak kuma ulaşıyorsunuz. Ama; burada tek bir gerçek var.

Karadeniz’in dalgası başka yerin dalgasına benzemez. Özellikle; denizde ilerlerken, bulunduğunuz yerin sığ olması, sizi asla yanıltmasın, bir adım daha attığınızda, kendinizi büyük ve dipsiz bir boşlukta bulmanız mümkün.

YALIYARLAR PLAJI

Dışarıdan rahatça görülemediği için, kadınlara ayrılmış. Sadece bayanlara ayrılması nedeniyle, buraya yerli halk kadınlar plajı da diyor. Denize doğru çıkıntılı halde bulunan kayaların bir adı da fok kayaları. Burası: baklava misali kat kat dizilmiş kaya oluşumları ile dikkat çekiyor.

KONURALP PLAJI:

Kalenin diğer tarafında. Kumsalı daha uzun. Buraya gelenlerin ihtiyaçlarını karşılayacak bir takım üniteler var. Ceneviz kalesine varmadan hemen önceki bu plaja giriş 5 TL dir. Güzel bir plaj ve kalabalık, yukarıda söz ettiğim gibi, uyarılara ve şamandıraları geçmemeye dikkat etmek gerekir.

Düzce Akçakoca Çeşme

ÇEŞME

Osmaniye Mahallesi, Başar sokaktadır. Tek mekanlı çeşme, Ankara Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından, 1995 yılında tescil edilmiştir. 20’nci yüzyıla ait çeşmenin ön cephesinin yanlarında, birer sütunce, sütunce başlıklarında ikişer lale motifi bulunur.

Tek kurnalı çeşmenin alınlığındaki kitabede “Sahibül hayrat vel hasenat İslahiyeli Hacı Ahmet bin merhum Hacı Ahmet İskender Hayratıdır. Sene 1327” yazılıdır.

Düzce Akçakoca Tarihi Orhangazi İlköğretim Okulu

TARİHİ ORHANGAZİ İLKÖĞRETİM OKULU

Akçakoca ilçesinin sivil mimari örneklerinin yoğun olduğu Orhangazi Mahallesindedir. 1928 yılında yapılan Tarihi Orhangazi İlköğretim Okulu, devlet eliyle yapılmış ilk okullardandır. Restorasyonu yapılan okulda, ünlü yazar Rıfat Ilgaz’da öğretmenlik yapmış olup “Karadeniz’in Kıyıcığı” eserini bu dönemde yazmıştır. Halen eğitim-öğretim faaliyetlerinin devam ettiği okul güzel mimarisiyle dikkat çeker.

Düzce Akçakoca Cumayanı Piknik ve Mesire Alanı

CUMAYANI PİKNİK VE MESİRE ALANI

İlçe merkezinin 3 km güneybatısındadır. Göktepe köyü sınırları içindedir. Asırlık ulu çınar ağaçları ve yanı başındaki akarsuyu ile dinlenme yeridir. Piknik ve mesire alanı olarak düzenlenen bölge, aynı zamanda Selçuklulardan kalma tarihi hamam kalıntısı, tarihi Evliya camisi ve Evliya Ahmet Dede Türbesiyle dikkat çeker. Bölge doğa yürüyüşü ve fotoğraf çekimi için uygun olup alabalık ve yöresel yemek tercih edenler için de bir restoran bulundurur.

Düzce Akçakoca Aktaş Şelalesi
Düzce Akçakoca Aktaş Şelalesi

  

AKTAŞ ŞELALESİ

İstanbul ve Ankara’nın sahille kesiştiği noktada bulunan Akçakoca ilçesinin Aktaş köyü sınırındadır. Düzce il merkezine 55 km, Akçakoca ilçe merkezine 11 km uzaklıktadır. Şelale: doğası ve çevresindeki zengin bitki örtüsü ile Akçakoca’nın görülmeye değer doğal güzelliklerindendir.

Bölgeye deniz turizmi için gelen turistlerin önemli keşif noktalarından biri olan Aktaş Şelalesi, 50 metre yüksekten düşen suyun sesi ve etrafını saran yeşillikler arasında trekking, foto safari gibi doğa sporlarına oldukça uygundur.

Aktaş Şelalesi aynı zamanda, Akçakoca’nın önemli yürüyüş parkurlarından birine sahiptir. Akçakoca çevre yolu Göktepe köyü ayrımından yürüyüşe geçilen parkur, 10 km. dir. Çoğunlukla dere kenarını takip eden orta zorlukta bir parkurdur. Aktaş vadisiyle devam ederek şelaleye ulaşılmasıyla son bulunur.

Düzce Akçakoca Hemşin Camisi

HEMŞİN KÖYÜ VE HEMŞİN CAMİSİ

Köy, İlçe merkezine 15 km uzaklıktadır. Adını buraya yerleşen Hemşinlilerden almıştır. Köyün ismi bir dönem Armutlu olarak değiştirilse de, halkın isteği üzerine tekrar Hemşin ismine dönülmüştür.

1877 yılında Osmanlı Rus savaşıyla memleketleri olan Artvin’den göç eden Hemşinliler bu bölgeye yerleşmiştir. Köy, doğal güzelliklerle bezeli ve huzurlu bir kaçamak için mükemmeldir. Köyde yaklaşık 126 hane ve 422 kişi yaşamaktadır. Geçim kaynağı fındık tarımıdır.

HEMŞİN AHŞAP CAMİİ:

Bu cami, çantı tipi camilerin en iyi örneklerinden biridir. Birinci katında taş işçiliği, ikinci katında ise çantı tekniği kullanılarak inşa edilmiştir. Alt kat geçmişte depo-ambar olarak da kullanılmıştır.

Cami, 150 yıla yaklaşan bir geçmişe sahiptir. Yapım yılı muhtemelen 1873 yılıdır.

Minaresi ahşaptır, tavan işçiliği, mihrap ve minberiyle dikkat çeker. Ahşap unsurlar metal çivi kullanılmadan sadece ahşap çivilerle birbirine bağlanmıştır. Yapı, 1999 yılı depreminden etkilenmemiştir.

HEMŞİN ÇAMLIK MESİRE ALANI

Yerel halkın satışa sunduğu paketli fındıklara, fındık ezmelerine ve diğer köy ürünlerine ulaşmak mümkündür. Hemen tüketmek için taze kavrulmuş fındık satın almalısınız. Uzun süre saklamak istiyorsanız kabuklu veya çiğ fındık alın.

Düzce Akçakoca Uğurlu köyü Yeni Meze Camisi

UĞURLU KÖYÜ YENİ MEZE CAMİSİ

Tarihi cami, Akçakoca ilçe merkezine 16 km uzaklıkta bulunan Uğurlu Köyündedir. Taş işçiliğinin güzel bir örneği olan cami, 1885 yılında yapılmıştır. İçinde Osmanlılardan kalma yazıtların bulunduğu cami, önemli bir değerdir. Bahçesinde bir de su kuyusu bulunan cami çevre düzenlemesiyle de huzurlu bir ortam sunmaktadır.

 

FAKILI MAĞARASI

İlçe merkezinin 8 km güneydoğusundaki Fakıllı köyündedir. Mağara çevresinde, yöresel ürünler satan küçük işletmeler vardır.

Tavandan sızan su damlaları nedeniyle yer kaygandır, o yüzden kaymayan bir ayakkabı giymeniz önerilir.

Mağaraya ulaşmak için, 15 m uzunluğunda ve 1 m yüksekliğindeki bir girişten geçmek gerekir.

Mağaranın toplam uzunluğu 1012 metredir. Bunun 350 m lik bölümü ziyarete açıktır. Mağaranın içinde çeşitli yönlere giden galeriler bulunur. Galeriler birbirine bağlanır.

Mağara 1 Derece Sit alanı olarak tescillenerek koruma altına alınmıştır.

Yaklaşık 3 milyon yıllık bir tarihe sahip olduğu tahmin edilir. Mağaranın iç sıcaklığı yaz-kış sürekli olarak 5-10 derece arasında sabittir. Yazın serin, kışın sıcaktır, içerideki hava nemlidir.

Mağara doğal oluşumlu sarkıt ve dikitlerden oluşur. Karbonatlı ve kireçli kayaların yer altı suları tarafından aşındırılmasıyla oluşan yarı aktif bir mağaradır. İçerisinde sarkıt, dikit ve sütun oluşumları hala devam etmektedir.

Mağaranın en dikkat çeken odası “Beyaz oda” dır. Burası damlataş bakımından oldukça zengindir. Ayrıca karakteristik beyaz renk dikkat çeker.

Mağaranın içinde akan küçük bir dere, şelale ve sarkıtlardan damlayan su damlaları buraya ayrı bir güzellik katar. Işıklandırmayla birlikte görünüm daha da etkileyici olmuştur.

Mağaranın nemli havası, astım, nefes darlığı ve bronşit hastalıklarına iyi gelir.

 

 

Düzce Akçakoca

SONUÇ

Evet; Akçakoca’da güzel zaman geçirebilirsiniz. Buraya; günübirlik gelirseniz, bence sabah ilçe merkezinde, gerek biraz doğuya ve gerekse biraz batıya doğru, bir süre dolaştıktan sonra doğruca Ceneviz kalesine gitmeniz. Akçakoca size ne sunacak.

Eğer mevsim uygunsa, Ceneviz kalesinin hemen girişindeki veya diğer plajları değerlendirerek denize girebilirsiniz.

Deniz istemezseniz: çok güzel deniz manzaraları kafeler var, Ceneviz kalesine giden yol üzerinde, tamamen denize hakim kafelerde çay içmenizi öneririm. Ayrıca, buralara kadar gelip balık yemeden olur mu diye düşünenler için, burada birçok balık restoranı var, fiyatları sorarak girmenizi öneririm, çünkü sonradan aşırı hesapla karşılaşmak mümkündür.

Balık yemek isteyenler, balık sezonunda düşünsünler, balık sezonu dışında balık var ama fiyatlar aşırı pahalıdır. Balık sevmeyenler için: Akçakoca’da kapalı Karadeniz pidesi yapılıyor, bu da çok güzeldir.

Şöyle ki:

Sessizlik, sakinlik, güzel kumsal ve temiz deniz, Ceneviz kalesinde tarihi atmosfer, yemyeşil bir doğa ve mavinin birleştiği bir manzara ve bolca yağmur, özellikle yazın belli ayları hariç, diğer aylar sürekli olarak karanlık bir gökyüzü ve yağmur olabilecektir.

Ama, bunun da keyfini çıkarmak gerek. Çünkü; Akçakoca; uzun yıllardır Ankara’nın, Ankaralıların denize açılım noktası, denizi özelliğini taşımış bir yer.

Günümüzde de öyle, çünkü, Ankara’dan bu kadar yakın bir deniz yok. Sonuçta; yola çıktınız mı, en fazla 3-3.5 saat sonra denizde, Akçakoca’da olma şansınız var.

İyi tatiller.

Düzce Gölyaka

Düzce Gölyaka

Düzce il merkezine 20 km uzaklıktadır. İlin en batı ucunda, İstanbul’a 200 km. Ankara’ya 250 km uzaklıktadır.

Kuzeyde ve güneyde bulunan Bolu ve Köroğlu dağlarının uzantısı olan sıra dağlar arasında kalır.

Gölyaka: yemyeşil doğası, yaylaları, şelaleleri, gölleri, ormanları ve yerel yaşam tarzı ile hafızalarda iz bırakacak bir bölgedir.

Öne çıkan turizm potansiyelleri: Güzeldere şelalesi Tabiat Parkı, Efteni gölü, Kardüz yaylası Turizm Koruma ve Gelişim bölgesi, Yanık, Unluk ve Kızık yaylaları, Kültür Park, Toptepe ve Muhap Dede Türbesidir.

Tabii tüm bunların yanında bölgenin en büyük özelliği: Kuzeydoğu Anadolu aktif fayı üzerinde bulunması ve 1’nci derece deprem bölgesi olmasıdır. 

 

TARİHİ GEÇMİŞİ:

Gölyaka ve çevresindeki toprakların ilk sahipleri Hititlerdir. MÖ 5000 yıllarında Anadolu Trakyası olarak bahsedilen bu topraklarda birçok medeniyet yerleşmiştir. Bitinya olarak adlandırılan Bursa, İzmit ve Bolu toprakları arasında kalan bölge, Hititler tarafından MÖ 1800-2000 yılları arasında iskan edilmiştir. 

1877-1878 Türk-Rus savaşının ardından Bolu ve civarına, özellikle Kafkasya’dan, Doğu Karadeniz Bölgesinden, Balkanlardan ve Akdeniz Bölgelerinden, Kuzey Irak’tan 5 ana gurupta büyük göçler gelmiştir. 

İlçe “İmamlar köyü” iken, 1955 yılında Düzce’ye bağlı nahiye olmuş ve 1962 yılında, yakınında bulunan gölden dolayı adı “Gölyaka” olarak değiştirilmiştir. 1999 yılında Gölyaka ilçesi Bolu’dan ayrılarak Düzce iline bağlanmıştır.

1999 depreminden sonra, şehirde yeniden yapılanma çalışmalar yapılmış, modern altyapı hizmetleri getirilmiştir. 

 

 

NE YENİR:

Buralara yolunuz düşerse özellikle önereceğim yerel lezzetler: Melen böreği (bir tür saç böreğidir), Kaldirik kavurması (Karadeniz’e özgü bir bitki olan kaldirik ile yapılır) ve Çerkez Tavuğu’dur.

Gölyaka Meslek Yüksek Okulu

GÖLYAKA MESLEK YÜKSEK OKULU

Düzce üniversitesine bağlıdır. 2008 yılında eğitim-öğretim hayatına başlamış olup, 4 bölüm ve 5 program ile örgün öğretim devam etmektedir. Bölümler: Bilgisayar Teknolojileri bünyesinde Bilgisayar programcılığı, Otel, Lokanta ve İkram hizmetleri bölümü bünyesinde Turizm işletmeciliği, Pazarlama ve Reklamcılık bölümü bünyesinde Halkla ilişkiler ve Tanıtım ile E-Ticaret ve Pazarlama, Tasarım bölümü, Grafik Tasarım uygulamaları bulunmaktadır. 

Öğrenciler, Düzce merkezde bulunan KYK yurtlarından yararlanıyorlar. Her 30 dakikada bir Düzce Merkez ile Gölyaka arasında araç kalkmaktadır. 

 

GEZİLECEK YERLER:

Gölyaka Kültür Parkı

GÖLYAKA KÜLTÜR PARKI

İlçe merkezinde, Kültür Mahallesi Cumhuriyet Caddesindedir.

Kültürpark, 2007 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile Turizm merkezi ilan edilmiştir. Bölge havacılık sporları yanında, piknik ve mesire yeri olarak da kullanılmakta olup, doğa yürüyüşü, çadır ve karavan kampı, bisiklet ve foto safari ve benzeri gibi etkinlikler için oldukça uygundur. 

Gölyaka Kültür Park

Alanın her yeri düz ve iç açan bir manzarası vardır. Banklar ve mangal yerleri bulunuyor. Doğa ile iç içe vakit geçirmek isteyenler çok uygundur.  

Gölyaka Kültür Parkı Belediye Sosyal Tesisi

İçeride Belediyeye ait bir kafeterya vardır. Tuvalet, su ve birkaç noktada elektrik mevcuttur. Sosyal tesisin içinde çocuk parkı var. Girişte ücret alınıyor ancak özellikle tatil günlerinda aşırı kalabalık olduğunu unutmamak gerer. 

Gölyaka Toptepe Seyir Terası

TOPTEPE SEYİR TERASI

İlçe merkezine bağlı Hamamüstü Köpündedir. 

Güzeldere Şelalesini görmek için gidenler, yol üzerindeki bu mekana da uğramalarını öneririm. 

Gölyaka Toptepe Seyir Terası

Evet, buraya giden yol biraz sıkıntılı, dar ama düzgün. Ancak bazı bölümlerde, iki arabanın aynı anda geçmesi zor, bu yüzden bazı bölümlerde araçların birbirini beklemesi gerekiyor. Yolun hemen kıyısı ise, uçsuz bucaksız uçurum. Yani, buraya gelecek olanların bunu göze alarak gelmelerinde fayda var. 

Gölyaka Toptepe Seyir Terası

Evet, burada otopark sıkıntısı yok, arabanızı park ettikten sonra merdivenlerden yürüyerek seyir terasına ulaşıyorsunuz. Burada birkaç işletme var. 

Gölyaka Toptepe Seyir Terası

Mekanda harika bir manzara var. İhlamur kokuları içinde kahvaltınızı ya da yemeğinizi yiyebilirsiniz. Özellikle sunulan yöresel lezzetleri tercih edin. Fiyatlar uygun. İlaveten burada konaklama şansı da var. 

Gölyaka Değirmentepe Mesire Alanı

DEĞİRMENTEPE MESİRE ALANI

İlçe merkezine bağlı ve 5 km uzaklıktaki Değirmentepe Köyündedir.

Aksu deresinin kıyısında bulunan mesire alanında, kavlan ağaçlarının gölgesinde keyifli vakit geçirmek mümkündür. Bölgede doğal kaynak suyundan beslenen çeşme, piknik alanı, çocuk oyun parkı ve tuvalet bulunmaktadır. 

 

Gölyaka Yayakbaşı Göletleri

YAYAKBAŞI GÖLETLERİ:

İlçe merkezine bağlı 12 km uzaklıktaki Yayakbaşı köyü yolundadır.

Göle giriş çıkış yolları oldukça kötü. Giriş ücreti yok. Tuvalet yok, sosyal tesis yok. Araç girişi molozlarla kapatılmış. 

Oturma alanı yok, kendi masa-sandalyenizi götürmelisiniz. Bölgenin bir kısmı göl, bir kısmı ağaçlıktır. Fazlasıyla serin ve esintilidir. Piknik yapmak için ideal bir ortam var, balık tutmak da mümkündür. 

 

 

Düzce Gölyaka

BAKACAK ŞELALESİ PİKNİK VE MESİRE ALANI:

Gölyaka ilçesi Bakacak köyü Değirmendere mevkiinde bulunan Bakacak şelaleleri ard arda sıralı 6 şelaleden oluşmaktadır.

Gölyaka Bakacak Şelalesi Piknik ve Mesire Alanı

Gölyaka ilçe merkezine 6 km uzaklıkta bulunan şelalelerden ilki çevresinde Gölyaka Bakacak Şelalesi Peyzaj Projesi ile çevre düzenlemesi çalışması yapılmıştır. 

Şelale çevresi doğa yürüyüşü için uygundur.

Gölyaka Eftani gölü ve kuş cenneti

EFLANİ GÖLÜ VE KUŞ CENNETİ;

Efteni gölü, Elmacık dağı silsilesinin eteğinde, Düzce ovasına ait akarsu ağının birleştiği ve Büyük Melen kanalıyla Karadeniz’e döküldüğü ekolojik bir ağın düğüm noktasındadır. 

Gölyaka ilçesinde bulunan Efteni gölü, ilçe merkezine 5 km ve il merkezine 25 km uzaklıktadır. D-100 karayoluna 15 km, TEM otobanına ise, 10 km uzaklıktadır.

Evet, Eftani gölü tektonik oluşumlu bir tatlı su gölüdür. Düzce ovasının en alçak noktasındadır. Bu yüzden, Melen çayı ve çevreden gelen Aksu, Asar ve Uğur dereleri buraya dökülür. Birleşen tüm sular, Büyük Melen Çayı ile gölden çıkıp, Karadeniz’e dökülür. 

Gölün ortalama derinliği 1-2 metredir. En derin yeri 3-4 metredir. 

Efteni gölü ve çevresi, sahip olduğu zengin bitki örtüsü ve su kaynakları nedeniyle, hayvan yaşamı için uygun bir ortam yaratır.

Koruma sahası içindeki sazlık alanlar, açık su yüzeyleri, bataklıklar ve çamur düzlükleri gibi farklı ekolojik nitelikteki habitatlar, başta su kuşları olmak üzere değişik türden çok zengin bir hayvan hayatının barınmasını sağlamaktadır.

Efteni gölü ve çevresinde en önemli fauna elemanlarını su kuşları oluşturur.

Efteni gölü, 35’i kalıcı olmak üzere 150 tür kuşa ev sahipliği yapmaktadır.

Kuzeybatı-güney rotasındaki (Trakya-Boğaziçi-İç Anadolu) göç yolu üzerinde bulunan alan, Türkiye’de ender görülen ya da nesli tükenmekte olan kuş türlerini barındırmaktadır.

Kuşların göç yolları üzerinde önemli bir konaklama ve beslenme sahası olan Eftani gölü, özellikle kışları Avrupa’da yaşayan ancak daha güneye inemeyen bazı göçmen kuşların kışlama ve bazı kuş türlerinin kuluçka alanıdır.

Bu nedenle, göç mevsiminde değişik türden çok sayıda kuş gözlenebilir. Efteni gölü koruma sahasında bulunan diğer kuş türleri ise: nesli tükenme tehlikesi altında olan kuğu, turna, mezgeldek, toy, Sibirya kazı, küçük karabatak, boz ördek, çıkrıkçın, kaşıkçın, potansiyel tehdit altında olanlar: yeşilbaş, fiyu, bekri, kılkuyruk, mazar, pasbaş, elmebaş’tır.

Gölyaka Eftani Gölü

Çevredeki kuş türlerinin izlenebilmesi için 1 adet seyir terası vardır. Toptepe Yangın kulesi, 162 basamaklıdır. Ayrıca göl kıyısında, kuşları gözlemek için bir yürüyüş iskelesi vardır. 

Leylekler, yaban ördekleri, tepeli beyaz balıkçıllar, angut, sakarmeke, kuğular, gölün gediklilerinden olup, kolay görünenler arasında yer alırlar.

1992 yılında Orman Bakanlığı Milli Parklar Av-Yaban Hayatı Koruma Genel Müdürlüğü tarafından, av ve yaban hayvanlarının muhafazası, göçmen türlerinin göç yollarının güvence altına alınması, yaşama ortamlarının korunması, geliştirilmesi, iyileştirici tedbirlerin alınması, barınma, beslenme ve uygun yaşama koşulları sağlanması amacı ile koruma statüsüne alınmış ve avlanma yasaklanmıştır.

Av yasağı dışında, olta balıkçılığı yapılabilen Eftene gölünde, karabalık, sazan, turna, tahta balığı, kızılkanat, karakanat, dikenlibalık, kadıncık, yılanbalığı, akbalık ve Tatlısu hamsisi yaşamaktadır.

Eftene gölü kuş türlerinin yanı sıra bünyesinde ender bitki türlerini barındırmaktadır.

Nilüfer, süsen, düğün çiçekleri, kamış, nane, su mercimeği bitkilerinin yanı sıra, söğüt, dişbudak, kızılağaç, çınar gibi sucul karakterli ağaçlar da göçe ilk çarpan bitkilerdir.

Efteni gölü, trekking, olta balıkçılığı, bitki ve kuş gözlemciliği ve foto-safari aktiviteleri için oldukça uygundur.

 

EFSANELER:

Eftani gölünün adını bir Bizans Prensesi olan Eftelya’dan aldığı söylenir. Ordusuyla buradan geçen prensesin ellerinde yaralar çıkar. Gölün şifalı suyunda yıkandığında iyileşir ve buraya bir bent yaptırarak gölün oluşmasını sağlar. Bir diğer anlatıda ise Prenses bir Osmanlı delikanlısına aşık olur, ancak kavuşamadan gölde boğulur. O günden sonra gölün adı “Eftani” olmuştur.

Gölün oluşmasına ait bir başka efsaneye göre ise, Zeus ve Hermes, yeryüzüne inip konuk olmak istediklerinde, köy halkından ilgi görmezler. Sadece misafirperver yaşlı bir çift onları ağırlar. Zeus diğer köylüleri ceza olarak sular altında bırakır, bu şekilde Eftani gölü doğmuştur. 

 

 

Gölyaka Kardüz Yaylası
Gölyaka Kardüz Yaylası

KARDÜZ YAYLASI:

Kardüz yaylası, Gölyaka ilçe merkezine 28 km ve Düzce il merkezine 48 km uzaklıktadır. D-100 karayoluna 38 km ve en yakın yerleşim yerine 19 km uzaklıktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği 1830 metre olan yaylanın alanı ise 180 hektardır.

Düzce’nin en yüksek noktalarından biri olan Kardüz Yaylası, kış turizmine adaydır.

Bolu Kartalkaya Kayak Merkezine uygun özellikte olan Kardüz Yaylasında kışın kış sporları yapmanın yanı sıra meraklıları için, jip safari, foto safari, dağ bisikleti, trekking, at binme ve kampçılık aktiviteleri yapılıyor.

Kardüz yaylasının, kış turizmi, spor turizmi, kongre-seminer ve yayla turizmine kazandırılması için Düzce Valiliği ve ilgili kurumlarla alanda yapılabilecek turizm ve sportif faaliyetlerin belirlenmesi, alt yapının hazır duruma getirilmesi ve hali hazırda vatandaşın kullanımında olan alanlara dair çözüm önerilerinin geliştirilmesi için çeşitli çalışmalar yapılmış,

Gölyaka Kardüz Yaylası

Bakanlar Kurulunun 06.10.2013 Tarih ve 28787 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanan kararı ile, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi olarak tespit ve ilan olunmuştur.

Kardüz Yaylası, Düzce’nin önemli yürüyüş parkurlarından birine sahiptir. Aksu deresi-Kardüz yaylası arasındaki 24 km lik parkurun, endemik bitki örtüsü ve yaban hayatı dikkat çekmektedir. Bu parkur, iyi kondisyona sahip olup uzun yürüyüş tecrübesi ve yol bulma yeteneği olanların yürümesine uygun bir alandır. 

Evet, her yıl Temmuz ayında, geleneksel Kardüz Yayla Şenlikleri düzenleniyor.

Halkoyunlarının oynandığı, güreş ve yürüyüşlerin yapıldığı şenliklere, Türkiye’nin dört bir yanından yoğun bir katılım gerçekleştiriliyor.

Düzce Gölyaka

GÜZELDERE ŞELALESİ VE TABİAT PARKI:

Güzeldere Şelalesi ve Tabiat Parkı, 22.76 hektarlık alanı kaplar.

İl merkezine 18 km, Gölyaka ilçe merkezine 11 km uzaklıkta, Güzeldere köyündedir.

Rakım 630 metredir. Mesire yeri olarak 1993 yılında, Tabiat Parkı olarak ise 2011 yılında tescil edilmiştir.

Gölyaka Güzeldere Şelalesi

Güzeldere köyünden geçen Bıçkı deresi üzerinde bulunan şelale: 120 metre yükseklikten dökülen suyun doğal coşkusunu dev kayın ve gürgen ağaçlarıyla bütünleştirerek muazzam bir görüntü sağlar.

Kışın beyaz yorganını örten, ilkbaharda ise ormangülleriyle canlanan Güzeldere’nin en görkemli zamanı ilkbahar ve güz mevsimidir.

İlkbaharın ve sonbaharın renk cümbüşüne dönüşen tonları bir tabloya benzetiliyor.

Güzeldere şelalesi, doğal peyzaj bitki örtüsü, piknik alanları, düzenlenmiş orman içi dinlenme yerleri ve yürüyüş parkurları ile bölgenin önemli doğal değeridir.

Gölyaka Pürenli Yaylası

PÜRENLİ YAYLASI:

Düzce il merkezine 28 km uzaklıktadır. Rakımı 1400 metredir.

Düzce, Efteni gölü veya Güzeldere şelalesi yolundan ulaşılan Pürenli yaylası, doğanın coşkusunun renk cümbüşü ile kaynaştığı, su seslerinin kuş seslerine karıştığı bir yaylalar bütünüdür.

Gölyaka Pürenli Yaylası

Mudurnu ile sınır olan yayladan Abant’a, Odayeri yaylasına, Samandere şelalesine ve Kardüz yaylasına ulaşmak mümkündür.

Yayla: çadır kampı, doğa yürüyüşü ve fotoğraf meraklılarının uğrak yeridir.  

  

Düzce Gölyaka

MUHAP DEDE TÜRBESİ

Muhapdede köyü sınırları içindedir. Köy merkezi ile Kadife kale arasında kalan yol güzergahı üzerindedir. Köye 3 km uzaklıktadır.

 

 

Akçakoca gezi yazım için  Akçakoca

Düzce Çilimli

Düzce Çilimli

İlçe, doğuda ve güneyde Düzce Merkez ilçe, batıda Cumayeri, güneydoğuda Gümüşova, kuzeyde ise Akçakoca ilçeleriyle çevrilidir.

İlçenin üçte birlik bölümü ormanlık alandır.

İlçede inanç turizmi açısından önem arz eden Şeyh Aliyyü-l Muslihiddin Hazretleri, oğulları ve torunları türbeleri bulunmaktadır.

Düzce Çilimli Tepeköy Camii

Tepeköy Camisi:

Tepeköy’de bulunan cami, dikdörtgen planlı, ahşap çatkılı tuğla örgülü ve kırma çatılıdır.

Cami yazıtında 1954 yılında yapıldığı belirtilmektedir.

Caminin çinko kaplı minaresi vardır. 

Çilimli Tepeköy Camii Balkon bölümü

Caminin ahşap minber ve mihrabı yanında tavan ve balkon bölümünde ahşap işçiliği görülür.

Giriş bölümüne sonradan eklemelerin yapıldığı cami kırma çatılıdır. 

Ankara Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından 1999 yılında tescil edilmiştir.

Çilimli Tepeköy Mesire Alanı

Tepeköy Mesire Alanı

Tepeköy’dedir. İlçe merkezine 3 km uzaklıktadır. 

Meşe ağaçlarıyla kaplı ormanlarla çevrilidir. Her yıl 6 Mayıs gününde bu mesire alanında Hıdırellez Şenlikleri düzenleniyor. 

Çilimli Kaplandede Şifalı Su Yürüyüş Yolu

Kaplandede Şifalı Su Yürüyüş Yolu

Önce Kaplandede; Kaplan Dede’nin kabri onun ismi verilmiş olan Kaplan Dede sıradağlarının en yüksek tepesi olan Dede Dağının tam zirvesinde bulunmaktadır. Denizden yüksekliği 1154 metredir. Çevresinde büyük ve sık asırlık ağaçlarla dolu olmasının yanında zirve yaklaşık 1 hektarlık boş alandır. Yaşadığı dönem tam olarak bilinmiyor. Bu dağın zirvesinde yaşar, üç beş hayvanı onun için hem geçim kaynağı hem de arkadaştır. 

Evet işte Kaplandede isminin kaynağı bu.

Gelelim yürüyüş parkuruna: 35 km lik bir parkurdur. Düzce-İstanbul yolu Çilimli sapağı ayırımından Çilimli’ye ulaşılarak yürüyüşe başlanır. Orta zorlukta, sağlıklı her insanın rahat yürüyebileceği bir parkur olup, her mevsim yürünebilir. Parkur çoğunlukla orman içini takip eder. Kışın kar tedbirleri alınması gerekir. 

 

Düzce Çilimli Şeyh Müslihittin ve oğulları türbesi

Şeyh Muslihiddin ve Oğulları Türbesi:

Rivayete göre: Şeyh Muslihiddin’in 1484 yılında doğduğu ve Horasan’dan geldiği sanılmaktadır.

Soy itibarı ile Zeynel Abidin Oğullarından Bakir/Bakir oğlu, Yahya/Yahya’nın soyundan geldiği söylenir.

Düzce Çilimli Şeyh Müslihittin ve oğulları türbesi

Anadolu’ya gelerek Ankara’da Hacı Bayram Dergahında ve İstanbul Fatih Külliyesinde ilim tahsilinde bulunan Aliyyül Muslihiddin, Kastamonu’da meftun bulunan Şeyh Şaban-ı Veli ile tanışıp arkadaş olmuştur.

Düzce Çilimli Şeyh Müslihittin ve oğulları türbesi

1526 yılında İstanbul-Ankara yolculuğunda, Bolu’nun Elmalık köyünden geçerken büyük İslam mutasavvıfı Halveti Tarikatı pirlerinden Şeyh Tokat-i dergahına uğrayarak 12 sene kalmış, Tokat-ı’ye hizmet etmiştir.

Sonra Çilimli ilçesi, Yukarı Karaköy’üne gönderilir. Buranın o günkü ismi “Kokabeli” dir.

Kendisi bir süre burada kalmış ve burada vefat etmiş, vefat ettiği yere türbesi yapılarak defnedilmiştir.

Çilimli Hasan Dede Türbesi

Hasan Dede (Çoban Dede) Türbesi;

İlçe merkezine bağlı Karaköy’dedir. 

Hasan Dede’nin yaşadığı dönem 18 ve 19’ncu yüzyıl, vefatı ise bu yüzyılın başındadır. Bu da türbenin giriş kapısı tarafından yatan Hasan Dede hikayesiyle özdeş merhum Kadir Ağa’nın o döneme ait mezar taşı kitabesinden anlaşılıyor. Kadir Ağa’nın mezar taşına, vefat tarihi Nisan 1220 düşülmüştür. Yani, Kadir Ağa, miladi takvime göre 1807 yılında vefat etmiştir. 

Hasan Dede, Kadir Ağa’nın çobanıdır. 

Şimdi gelelim Hasan Dede ile ilgili yörede anlatılan rivayete:

Yaklaşık 300 yıl kadar önce Çilimli ilçesi Yukarı Karaköy’den gelen Hacı Kadir adlı bir şahsın buraya yerleşmesi sonucu kurulmuş olan köy ismini de bu şahıstan almıştır. 

Rivayete göre, Hasan Dede, Hacı Kadir’in manda çobanlığını yapmıştır. Hacı Kadir’in Hacca gittiği bir zamanda hamımı Hasan’a “Ağan bu yemeği (hoşmerim) çok severdi” demiş. Hasan yemeği beze sarmış ve mandalarını da alarak kıra gitmiştir. Hacı Kadir Hacda namaz kılarken bu yemek önüne gelmiştir. Hacı Kadir tabağının ve bezin kendilerine ait olduğunu anlamıştır.

Hacı Kadir, Hacdan döndükten sonra hanımına yemek tabağını ve bezi göstererek “bu yemek önüme koyulduğunda buharı tütüyordu, bunu bana kim getirdi” demiş. Hanımı da yemeği Hasan’a yaptığını söylemiştir. Onların yıllardır yanlarında çalışan, bu t emiz ve çalışkan kişinin bir Allah dostu, veli olduğunu anlarlar. Kadir Ağa otlağa onun yanına koşar, fakat çoban Hasan’ı vefat etmiş bulur, çünkü kerameti belli olmuştur. 

Onların o dönemde yaşadıkları yer Hacı Kadirler köyüdür. Bu köy Hacı Kadir’in adıyla anıla gelip bu adı almıştır. Hacı Kadirler köyü, türbeye göre güney kısımda 2 km mesafededir. Türbe ise Yukarı Karaköy’ün Düzce çıkışından E-5 istikametindeki mezarlığın karşısında ayrılan Yeniköy’e bağlayan yol üzerindedir. 

O dönemde Efteni Gölü, daha büyük olduğundan göle yakın ve su havzasında bulunan bu yerleşimin, çok sulak olup mezar kazıldığında aşırı su çıktığı bilinmektedir. Bu bölgenin mezarlık olarak bu kısımların kullanıldığı biliniyor. Çünkü türbe çevresi eski mezarlıktır. 

O günden sonra Hasan Dede’nin ismi halk arasında “Allahın sevgili kulu” olarak anılmaya başlar. Çilimli halkı onun adına bir türbe yaptırır ve hatırasını yaşatır. Bugün bile, Hasan Dede’nin Türbesinde dualar edilir, dilekler tutulur.