Siirt Kurtalan

Siirt Kurtalan

 

İlçe merkezinde Devlet Demir Yolları Gar Şefliği bulunmaktadır. Kurtalan, Siirt il merkezi arasındaki uzaklık: 30 km. Kurtalan, Batman arasındaki uzaklık: 58 km. Kurtalan, Diyarbakır arasındaki uzaklık: 152 km.

TARİHİ

Kurtalan eski ismi “Garzan” dır ve Siirt ilinin en eski ilçelerinden biridir. Tarihi süreç içinde ilçenin yerleşim yeri birkaç kez değişmiştir. 1904 yılında Beşpınar köyüne, 1905 yılında Beykent köyüne, daha sonra Kayabağlar köyüne oradan da Saipbeyli köyüne ve daha sonra Garzan Beylerinin etkisiyle Yanarsu köyüne taşınmıştır.

1938 yılına kadar Zok köyünde bulunan ilçe, Zok köyünün diğer köylere uzaklığı ve merkezi konumda olmaması nedeniyle 1 Haziran 1938 tarihinde çıkarılan bir kanunla Misriç köyüne taşınmış, ismi “Kurtalan” olarak değiştirilmiş ve 1944 yılında ilçe olmuştur.

Siirt Kurtalan

GENEL

İlçenin rakımı 670 metredir. İlçenin en önemli akarsuyu “Başur çayı” ve “Garzan çayı” dır. İlçe halkının başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. İlçenin en önemli ve tek sanayi kuruluşu 1984 yılında faaliyete başlayan çimento fabrikasıdır.

İklim yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve kısmen yağışlıdır. Yöresel ormanlar bulunur ama bölgenin geneli çalılıklarla örtülüdür.

Siirt Kurtalan Ekspresi

KURTALAN EKSPRESİ

1944 yılında “Kurtalan Ekspresi” olarak hizmete başlayan tren seferleri, 1212 km lik güzergah boyunca Ankara-Kırıkkale-Kayseri-Sivas-Malatya-Elazığ-Diyarbakır-Batman üzerinden Kurtalan ilçesine kadar gelmektedir.

Bu yolculuk yaklaşık 23 saatte tamamlanıyor. Kurtalan ilçesinden sonra Güneydoğu Anadolu’da düzlükler biter ve yüksek dağlar başlar. Bu yüzden, ilçeye çok yakın mesafede bulunan Siirt iline kadar tren yolu uzatılamamıştır.

Siirt Kurtalan Meslek Yüksek Okulu

KURTALAN MESLEK YÜKSEK OKULU

Siirt Üniversitesine bağlı olarak 2009 yılında kurulmuştur. İlk program Turizm ve Seyahat Hizmetleridir. Daha sonra Maliye programı açılmıştır. Okul, 2 katlı kendi binasında faaliyet sürdürmektedir.

GEZİLECEK YERLER

İlçede tarihi ve turistik nitelik taşıyan herhangi bir yer yok.

Yozgat Aydıncık

Yozgat Aydıncık

Aydıncık denince ilk akla gelenler, Kazankaya kanyonu ve ametist taşı, buraya yolunuz düşerse mutlaka Kazankaya kanyonunu görün, ametist taşından yapılmış muhteşem güzel objelerden satın alın ve bir de bağrıbütün kavunu tadın.

ULAŞIM

Aydıncık, bağlı bulunduğu il merkezi olan Yozgat iline 105 km uzaklıktadır. Aydıncık, Alaca arası uzaklık: 43 km. Aydıncık, Çekerek arası uzaklık: 33 km. Aydıncık, Sorgun arası uzaklık: 56 km. Aydıncık, Ankara arası uzaklık: 253 km. Aydıncık, Çorum arası uzaklık: 73 km.

TARİHİ

Yörenin tarihi geçmişi hakkında ayrıntılı bilgi yoktur. Muhtemelen yöreye yerleşenlerin, 15 ve 16’ncı yüzyıllarda, Amasya, Sivas ve Kahramanmaraş yöresinden gelen Türkmenler olduğu tahmin edilmektedir. İlçe sınırları içinde bulunan “Mamure” isimli köyün esas isminin “Eskiköy” olduğu ve yaklaşık 200 yıldır burada yerleşim bulunduğu söylenir.

Konyalı Mülazım Sami Niyazi adında bir kişinin tayin edilerek Eskiköy’e geldiği ve 1929 yılında, iki katlı büyük bir hükümet konağı yaptırdığı ve bu binanın 1950 yılında kendiliğinden yıkılarak harap olduğu bilinmektedir.  

Nahiyenin ismi, uzun yıllar eski yerleşim merkezi anlamına gelen “Eskiköy” olarak anılmıştır. Daha sonra “Mamure” adını almıştır. 1965 yılında belde olan Mamure, 1958 yılında tekrar isim değiştirmiş ve “Aydıncık” ismini almıştır. 1991 yılında ilçe olmuştur.

Yozgat Aydıncık

GENEL

Aydıncık, Orta Karadeniz bölgesindedir. Deveci dağlarının batı uzantısı olan, Alan dağları eteğinde, sırtını yemyeşil Gezibeli ve Ağıllı vadilerine dayamıştır. Deniz seviyesinden yüksekliği 700 metredir. İlçe topraklarının yüzde 44 bölümü ormanlıktır. Bölgede Karadeniz bitki örtüsü hakimdir. İlçenin en büyük gelir kaynağı: tarımdır. Özellikle soğan üretimi yaygındır. Çekerek suyu, İlçe merkezinin 5 km kuzeyinden geçer.

AYDINCIK KÜLTÜR TURİZM VE KAZANKAYA KANYON FESTİVALİ

Uluslararası düzeyde düzenlenen festival, her yıl Haziran ayı sonu ile Temmuz ayı başında 3 gün süreli yapılır. Festivalde: çocuk eğlenceleri, doğa yürüyüşleri, konserler ve Kazankaya kanyon gezisi düzenlenir.

Yozgat Aydıncık Bağrıbütün kavunu

NE YENİR-BAĞRIBÜTÜN KAVUNU

İlçe merkezinde “Kültür Evi” denen yerde gözleme yiyebilirsiniz. Ayrıca: Bağrıbütün kavunu, buraya has bir kavun türü, yöre insanı buna “yer muzu” ismini veriyor. Aydıncık ilçesine özgü, tadı muzu andırıyor, hem kokusu hem de lezzeti ile çok beğeniliyor. İçinde çekirdeğinin birbirine yapışık, iri yumurta büyüklüğünde bir arada bulunması nedeniyle “bağrıbütün” ismi verilmiştir.

Yozgat Aydıncık Ametist

NE SATIN ALINIR-AMETİST

Buraya yolunuz düşerse mutlaka ametist taşı ürünler satın almalısınız. Bu yüzden ametist taşı hakkında biraz daha fazla ayrıntılı bilgi vereceğim.

Yozgat Aydıncık Ametist

Çağlar boyunca çeşitli uygarlıklar tarafından kullanılmıştır. Elmas ve benzeri kıymetli taşlarla aynı kategoride değerlendirilmiştir. Mor yakut olarak da tanınır. Eski Mısırlılar, ametist taşını oyma desenlerle süsleyip mücevher olarak kullanmışlardır.

Sarhoşluğu giderici özelliğe sahip olduğuna inanılır. Ortaçağ Avrupa’sında: askerler iyileştirme, insanı soğukkanlı tutma gibi özellikleri olduğuna inanırdı. Bu yüzden, ametist taşı takarlarmış. Yine, Avrupa’da bazı Anglosakson mezarlarında, ametist taşından yapılmış tespih taneleri bulunmuştur.

Yozgat Aydıncık Ametist

Mor renkli bir kuvars türüdür. Geniş bir renk skalası vardır. Genellikle: içerisinde bulunan demirden aldığı renklere (pembemsi, menekşe, koyu mor) bağlıdır.

Evet, buralara yolunuz düşerse, mutlaka uğrayın, Aydıncık Halk Eğitim Merkezinde, Ametist ve Yarı Değerli Taşları İşleme ve Tanıtma Derneğinin tanıtım atölyesine gidin ve bu muhteşem güzellikteki ürünlerden satın alın.

Yozgat Aydıncık

GEZİLECEK YERLER

Yozgat Aydıncık Kazankaya Kanyonu

KAZANKAYA KANYONU

Kazankaya köyü, ilçe merkezine 10 km uzaklıkta, Çekerek-Alaca kara yolunun 4 km kuzeybatısındadır. Ulaşım karayolu ile yapılmaktadır.

Kazankaya kanyonu: Kazankaya beldesi ve Çorum-Ortaköy İncesu sınırları arasında kalır. Bu alanda, tarihi yerleşim izleri bulunur.

Yozgat Aydıncık Kazankaya Kanyonu

Kanyonun girişi, Kazankaya köyünden başlar ve uzunluğu 10 kilometredir. Kanyon girişinde kapı gibi duran iki yüksek kayalık var. Soldaki kayalık 1180 metre, sağdaki kayalık 1160 metredir. Kanyon 50 metre genişlikte, 200-300 metre derinliktedir. İki yüksek kayalığın girişinde, dışarıdan gelecek tehlikelerden korunmak için, horasan harcı kullanılarak bir sur yapılmıştır. Yaşam kanyonun içinde devam etmiştir.

Yozgat Aydıncık Kazankaya Kanyonu

Kanyon içinde, Yeşilırmak nehrinin bir kolu olan Çekerek ırmağı geçer. Antik dönemlerde, ırmağın ismi Scylax’tır. Söylenenlere göre, MÖ 515 yılında Pers kralı Darius, Scylax isimli bir gezgini keşfe göndermiş, ırmak ismini bu gezginden almıştır.

Çekerek ırmağının aktığı vadinin her iki yanında, kayalar yükselir. Bu kayaların üzerinde duvar kalıntıları, hatıl oyuklar ve merdiven basamakları, tanrıça Kybele kabartması bulunur.

Irmağın suları Ekim ayına kadar sakindir, sular yükseldiğinde burada rafting de yapılabiliyormuş. Irmakta su samurları da var, şansınız varsa görebilirsiniz. Kanyon turunda, su geçişleri de bulunuyor, kanyonu geçmeyi düşünenler buna göre hazırlık yapmalıdır.

Kybele kabartması

Kabartma İncesu girişinden 1 kilometre sonradır. Bir niş içinde yapılmıştır. Kabartmanın uzunluğu 3.16 metredir. Omuz genişliği 1.20 metredir. Bereket ve bolluğun simgesidir. Kabartma: Çekerek ırmağının diğer yanındaki kayalar üzerinde bulunan “kale” ye doğru bakmaktadır.

Kabartmayı, ilk olarak bölgede odun toplayan bir köylünün bulduğu söyleniyor. Ancak ne yazık ki, bunu nefretle söylüyorum, define aramak için kabartmanın yüzünü ve göğüslerini parçalamışlardır. Bölgede buna ilaveten av tanrıçası kabartmaları da vardır. Ancak net seçilmiyorlar. Çünkü bu bölge, MÖ 2’nci yüzyılda avlak olarak kullanılıyormuş.

Mağara

Kazankaya kanyonunda bulunan bir mağaranın 468 basamakla içine iniliyormuş ve mağara içinde 300 metre gidildikten sonra, üçe ayrılıyormuş. Ancak söz konusu mağara, kaçak kazılarla oldukça hırpalanmıştır.

Sarıbaba Tepesi

Köyün güneybatısındadır. Tabanı kayalık olan ve güneybatısında akan ırmağa, sarp kayalar halinde iner. Tepe ve kayalıklar üzerinde: MÖ 2 binli yıllardan kaldığı düşünülen bir yerleşim yeri kalıntıları bulunur.

Karagözlük Tepe-Güllük

Köyün doğusundadır. Bu alanın güneyinde, sırtlar halinde inen tarlalar vardır. Burası “Güllük” olarak isimlendirilir. Burada yapılan arkeolojik araştırmalarda “Hitit Mezarlığı” tespit edilmiştir.

Yurt Tülübaşı

Bu bir tür bitkidir. Ancak Kazankaya kanyonu içinde 730 metre yükseklikte, vadinin batı kesininde ise 1120 metreye kadar olan alanda, çok sınırlı bir yayılışa sahiptir. Çiçekleri morumsu ve pembedir. Mayıs ve Haziran aylarında çiçeklenir. Kalker kaya çatlaklarında yetişir. Endemik bir bitki türüdür ve yok olma tehlikesi altındadır.

Yozgat Aydıncık Şekerpınarı Yaylası

ŞEKER PINARI YAYLASI

İlçe merkezinin 1 km güneyinde, Aydıncık-Eymir yolu üstündedir. Yayla: Daşlı dağlar olarak bilinen dağların, Aydıncık’a bakan 1700 metre yükseklikteki Gezbel Tepesindedir. Piknik alanı olarak kullanılmaktadır. Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından “Şebek Orman içi Dinlenme Yeri” olarak çevre düzenlemesi yapılmış, oturma alanları ve yağmur barınağı gibi tesisler oluşturulmuştur. Piknik alanındaki suların şifalı olduğu söylenir.

Yozgat Çayıralan gezisi hakkındaki yazım için Çayıralan

İstanbul Mahmutpaşa

mahmutpaşa külliyesi.1
İstanbul Mahmutpaşa

Fatih ilçesinde, Eminönü semtindedir.

Mahmut Paşa: Fatih Sultan Mehmet’in ve halkın çok sevdiği, Rum Sırp melezi dönme vezirdir. Kendisi: Sırbistan’da despotluk yapan ve bir zaman İmparatorluk hanedanı olmuş “Angeli” ailesinden gelmektedir. Osmanlı’da: artık imparatorluk boyutlarına varan yeni devlet örgütlenmesinde önemli katkıları olmuştur. Enderun’dan çıkan ilk sadrazamdır. Güçlü bir kişiliği vardır. Yeni bir dini benimseyen pek çok kişi gibi, o da yeni inancında oldukça sofu idi.

1474 yılında Mahmut Paşanın idam edilmesi hakkındaki söylentiler

Bir süre sonra, Sultan II. Mehmet ve Mahmut Paşanın arası açılır. Mahmut Paşanın aşırı sertliğini içine sindiremeyen Padişah: halkın çok sevdiği veziri katlettirir. Fundamentalist akımlara yakınlık duyduğu ve bu yüzden idam edildiği düşünülmektedir. İdam edilmesine ait bir diğer söylenti: Şehzade Mustafa’nın ölümüne sevindiği ve aslında Rum Mehmet Paşanın kendisini Fatih Sultan Mehmet’e kötülemesidir. Peki, Mahmut Paşa, Şehzade Mustafa’nın ölümüne neden sevinmiştir diye bir söylenti çıkar. Hikayenin esas ilginç bölümü buradadır.

Çünkü: Şehzade Mustafa, Mahmut Paşanın genç karısına göz koymuştur ve Paşa, genç karısını boşamak zorunda kalır. Şehzade ölünce, Mahmut Paşa yas kıyafeti olan siyah kaftan giymez ve bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet tarafından idam ettirilir. Ancak sonra pişman olur ve cenazesine katılır. Ancak halk ve asker, Paşanın idam edilmesini iyi karşılamaz.

Hatta idam edildikten sonra “Ebedi Sadrazam” diye anılmaya başlanır. Bir söylentiye göre, işlerinde sorunları olan İstanbullular: bunların halledilmesini istedikleri evrakları, Sadrazamın sandukasının ayak ucuna bırakır, ertesi günü gelip o kağıtları aynı yerden alarak ilgili mercilere verirlerdi. Çünkü bunların Mahmut Paşa tarafından manen imzalanmış olduğunu düşünürlerdi.

Bir başka söylentiye göre: devletle işleri olanlar burada önce türbeye bağışta bulunurlar ve ardından, orada işi bilenlere dilekçe yazdırırlardı. Dilekçenin burada yazdırılmasının etkili olduğu düşünülürdü.

Mahmut Paşa: bu bölgede bir cami, hamam ve çarşıdan oluşan bir külliye yaptırmıştır. Fatih külliyesinden sonra 15’nci yüzyılın en önemli yapı gurubudur. 1460-1462 yılları arasında tamamlanan külliyenin mimari Atik Sinan’dır.

Ancak günümüze sadece cami ve türbe ulaşmıştır.

mahmutpaşa.alışveriş.1
İstanbul Mahmutpaşa Çarşısı

MAHMUTPAŞA ÇARŞISI

Çarşı ilk yapıldığında, 265 dükkan bulunuyormuş. Bunların çoğu, 17 ve 18’nci yüzyıllarda, burada yaptırılan dev boyuttaki hanlarda yerleşmiştir.

mahmutpaşa camii.1
İstanbul Mahmutpaşa Camisi

 

MAHMUTPAŞA CAMİSİ

İstanbul’un fethinden sonra kronolojik sıraya göre yaptırılan üçüncü camidir. (Eyüp Sultan ve Fatih Camisinin ardından yaptırılmıştır)

1463 yılında Mahmut Paşa tarafından yaptırılmıştır. Caminin adı kesin olarak bilinmeyen (bir ihtimal Tusteren kilisesi) bir kilisenin üzerine yapıldığı hakkında bir rivayet olsa da, bu konuda herhangi bir kanıtlanmış bilgi yoktur. Ama burada hemen bir ayrıntıdan daha doğrusu caminin yapılması sırasında yaşanan ve günümüze aktarılan bir olaydan söz etmek istiyorum.

Caminin yapımı oldukça uzun sürmüş yani geç bitirilmiştir. Çünkü: Padişah’tan aldığı izinle caminin yapımına başlanıldığında, kilise kalıntıları yıktırılıp caminin temeli için toprak kazılırken, iki küp dolusu altın bulunur. Mahmut Paşa: durumu Sultan Mehmet’e ilettiğinde, Sultan altınları Mahmut Paşa’ya bağışlar. Bunun üzerine, Mahmut Paşa “caminin inşası için gerekli para yerinden çıktı” diyerek mimar ve işçilere: istedikleri zaman ve istedikleri süre kadar çalışmaları iznini verir ve çalışmaya kimsenin zorlanmamasını ister. Bu yüzden, cami 7 yılda tamamlanır.

Şehrin en eski camilerinden biridir ve aynı zamanda şehirdeki ilk büyük anıtsal eserdir. Ancak bu ölçüde büyük olması, Mahmut Paşanın zenginliğini ifade eder, yani sadece bir vezir için oldukça büyük ölçeklidir.

Mimari

Mimari: Bursa dönemi erken Osmanlı mimarisi üslubundadır. Mekanın düzenlenmesinde ters “T” harfi şekline benzerlik görüldüğünden, bu tür planlı camilere Ters T tipi planlı cami denir. Namaz kılınan ana mekanın üstü: kubbeyle örtülü yanlardan bitişik mekanlar: dervişlere veya resmi dairelere ayrılmıştır. Bu yüzden “Tabhaneli” veya “Zaviyeli” cami de denir.

Caminin orijinalinden günümüze kalan mermer kapısı muhteşem güzelliktedir. Kapı kemerlerinin üstünde kitabe ve yanlarda yazılar vardır. Kapı çerçevesinin düzlüğüne, sonradan tamir kitabeleri yazılmıştır. Bu kitabede hicri 868 tarihi caminin yapılış tarihi olarak yazılıdır. Kapının çerçevesi işlemeli mermerdir ve yanında Sultan III. Osman’a ait bir tamir kitabesi bulunur.

Duvarlar az pencereli ve ağır görünümlüdür.

Son cemaat yerine; ortada beşik tonozlu ve iki yanında, ikişer yuvarlak kubbeli bir mekandan girilir. Bu yapı: Bizans kiliselerindeki narteksi andırır. Buradaki sütunlar ilgi çeker. Bunlar çok kalın ve sekiz kenarlıdır.

Mihrap duvarı yüksektir ve sivri bir kemerle biter. Üzerinde ise dört tane sivri kemerli pencere bulunur.

İşlemeli mermerden yapılmış mihrap ve minberdeki motifler ve işçilikler farklı devirde yapıldığından birbirinden farklıdır. Üstlerindeki bitki motifleri, çağına ait olmadıklarını açıklar.

Hünkar mahfili 1828 yılı yapımıdır. Altı sütun tarafından taşınır, ahşap ve yeşil renk boyalıdır. Öncesinde dış mekandan ayrı bir girişle ulaşıldığı ve kapı olarak kullanılan pencere ile Hünkar Mahfili arasında irtibatı sağlayan ancak günümüzde olmayan bir ara kat olduğu düşünülmektedir. Günümüzde buraya sonradan ilave edilmiş, ahşap bir merdivenle çıkılır.

Caminin ana mekanı: dikdörtgendir. 26 x 12 metre büyüklüktedir. Burası, birbirinden bir kemerle ayrılan iki kareden oluşur. Karelerin üstünü: eşit büyüklükteki iki kubbe örter. Kubbenin çapı 10.45 x 11 metredir. Böylece iç mekan genişletilmiştir. İki yanlarda ise küçük kubbeli tabhaneler yani konuk evleri vardır. Camide toplamda 18 kubbe bulunur.

O devirlerde Türk mimarları, ana mekanı genişletirken, bunun üstünü tek bir kubbeyle örtmekte zorlanıyorlardı.

Minare: kesme taştan, tek şerefelidir ve 1936 yılına yapılan restorasyon sonucu günümüzdeki şeklini almış, özgün çizgilerini yitirmiştir.

Avluda bulunan sebil ve çeşme: Darüssade Ağası Mustafa Ağa tarafından yaptırılmıştır.

Mahmut Paşanın katledilmesinin ardından yıkandığı taş: cami avlusunda, son cemaat yerinin karşısında durmaktadır.

1755 yılında çıkan yangında hasar gören cami, Sultan III. Osman tarafından tamir ettirilmiştir. 1766 yılındaki depremde cami yıkılır, 1785 yılında tamir görür. Bu tamiratlar nedeniyle, caminin özellikle içindeki bezemelerin birçoğu orjinalliğini yitirmiştir.

mahmutpaşa.türbesi.1
İstanbul Mahmutpaşa Türbesi

 

Mahmut Paşa Türbesi

Caminin arkasında, mihrabın önündeki hazirede: Paşa’ya ait sekizgen bir türbe vardır.  1473 yılında yapılmıştır. Giriş kapısı üstünde, üç satırlık inşa kitabesi ve 1730 tarihli onarım kitabesi bulunur.

Türbe: küfeki taşından, sekizgen plan üzerine inşa edilmiştir. Kubbesi 7.36 metre çapında bir kubbele örtülüdür.

İstanbul’daki en güzel türbelerden birisidir. Çünkü: türbenin dış yüzeyleri: lacivert, firuze ve yıldız motifli çinilerle kaplıdır. İstanbul’da dış yüzü çini kaplı tek türbe burasıdır. Kullanılan çiniler: İznik çinilerinin ilk parladığı döneme aittir. Renkler: Osmanlıdan çok Selçukluları hatırlatır.

Yani İstanbul’da Selçuklu türbe özelliğini gösteren tek yapıdır. Türbenin içinde ise hiç süsleme yoktur. İç zeminde: ahşap döşeme ve bunun altında özgün tuğla döşemesi görülür. Türbenin ortasında, mermer bir kaide üstünde, Mahmut Paşanın sandukası ve kapı tarafında ise oğlu Mehmet Beye ait daha küçük bir sanduka bulunur.

mahmutpaşa hamamı.1
İstanbul Mahmutpaşa Hamamı

MAHMUT PAŞA HAMAMI

Caminin kuzeyindedir. İstanbul’un en eski hamamıdır. Hamamın ana giriş kapısındaki kitabede 1466-1467 tarihleri yazılıdır. Çifte hamam olarak inşa edilmiştir. Kadınlar kısmı 1755 yılındaki yangında yanarak yok olmuş, bu bölüm 1878 yılında yıkılarak yerine “Abud Efendi Hanı” yaptırılmıştır. Günümüzde sadece erkekler kısmı ayaktadır. Hamamın mukarnaslı kapı nişi ve cephesi çok güzeldir. Kubbesi ise 26 metre yükseklikte ve 17 metre çapındadır.

Hamam 1953 yılında restore edildikten sonra bir süre hamam olarak kullanılmıştır. Ardından bir depoya ve son olarak 1990 yılında bir çarşıya dönüştürülmüştür.

kürkçü han.1
İstanbul Mahmutpaşa Kürkçü Han

 

KÜRKÇÜ HAN

Caminin kuzeyinde, Mahmutpaşa yokuşundadır.

Burası: Mahmut Paşa tarafından, 1453-1460 yılları arasında hamamla birlikte Kervansaray olarak yaptırılmıştır. Bir zamanlar “Kurşunlu Han” olarak isimlendirilen yapı, günümüzde “Kürkçü Han” olarak tanımlanır.

128 metre uzunluğunda ve 70 metre genişliğindeki yapının alt katında 48 ve üst katında 50 oda bulunur. Daha sonra, zemin katın üzerine, Hacı Kürkçü Ahmet Ağa isimli bir kişi tarafından küçük bir cami yaptırılır. Kubbe 1900’lu yıllarda çökmüş ve ikinci avluya zarar vermiştir. Bu yüzden, ikinci avludaki yapıların pek çoğu yeni tarihlidir.

Hana ismini veren 7-8 kürkçü dükkanı zaman içinde kapanmıştır. Dokuma ve çorap atölyeleri de yoktur. Günümüzde burada çeyizlik dükkanlar, tuhafiyeciler, yüncüler ve gelinlikçiler doludur.

MAHMUT PAŞA MEDRESESİ

1470’li yılların başında caminin doğusunda inşa edilen medreseden günümüze sadece bir dershane ulaşmıştır. Yapının bütünü 20’nci yüzyıl başında yıkılmıştır. Yapının günümüzde dershanesi dışında kalan arsasında bir İlköğretim okulu bulunmaktadır. Dershane: 6.80 x 7.5 metre ebatlarındadır.

BÜYÜK YENİ HAN

Mahmutpaşa’da Çakmakçılar Yokuşundadır.

Sultan III. Mustafa döneminde, 1764 yılında mimar Tahir Ağa tarafından yapılmıştır. Yapıldığı dönemde sarraflar tarafından kullanılan yapı, İstanbul’un işgal dönemlerinde işgal kuvvetlerince karargah olarak kullanılmıştır. Memurlara borç para veren bir kuruluş olan Emniyet Sandığı da burada açılmıştır. Bankalar caddesindeki hanların yapılmasından sonra, sarraflar buradan ayrılmıştır. Han: düzgün olmayan dikdörtgen şekilde, 3 katlı, 2 avlulu, 173 odalı ve 40 dükkanlıdır.

büyük han.1
İstanbul Mahmutpaşa Büyük Valide Han

 

BÜYÜK VALİDE HAN

Mahmutpaşa’da Çakmakçılar Yokuşu ve Fincancılar Yokuşu arasındadır.

1635 yılında: Sultan I. Ahmet’in eşi Kösem Sultan tarafından Üsküdar’daki Çinili Külliyesine akar sağlamak için yaptırılmıştır. Hanın bulunduğu yerde, önceden bir Bizans yapısı bulunduğu tahmin edilmektedir. Söylentiye göre: Kösem Sultan, servetini bu hanın bir odasına saklamıştır. Kösem Sultan: IV. Mehmet’in eşi ve gelini Turhan Hatice Sultan tarafından, Başlala Uzun Süleyman Ağa ve birkaç has odalı tarafından 2-3 Eylül 1651 yılında, odasında bir perde ipiyle boğularak öldürülmüş, serveti de yağmalanmıştır.

200 den fazla odası bulunan han, İstanbul’un en büyük hanlarından bir tanesidir. Kösem Sultanın ölümünden sonra, bir kısmı hazineye kalmıştır. Cumhuriyetten sonra da bazı odalar Vakıflara geçmiştir. Vakıflar Başmüdürlüğü, 1940’lı yıllarda bu odaların bir kısmını satmıştır. Maliklerinin çok olması nedeniyle bakımsız kalan hanın odaları: yüzyılın başında ise çoğunlukla İranlıların oturduğu bekar odaları olarak kiralanmıştır.

Burada, Osmanlı imparatorluğunun ilk Ermeni matbaası 1567 yılında kurulmuştur. (İlk Türk matbaasının kuruluş tarihi 1728 yılıdır) İstanbul’da ilk Kuran-ı Kerim: Şeyhülislamdan fetva alınamayınca, buradaki matbaada, İranlılar tarafından gizlice basılmıştır. 19 Ağustos 1906 tarihinde bakımsızlıktan bir kısmı çöken bina, 1931 yılında valilik tarafından kapatılmıştır.

James Bond’un “Skyfall” isimli filmi, bu hanın çatısında çekilmiştir.

ÇUHACILAR HANI

Mahmutpaşa yokuşunun başında, Kılıççılar sokağı ile Çuhacı Han sokağı arasındadır. Lale devrinin Sadrazamı İbrahim Paşa tarafından çuhacı esnafı için yaptırılmıştır. Adı “Çuhacılar Hanı” olarak kalmasına rağmen, günümüzde içinde kuyumcu atölyeleri bulunmaktadır. 29 Eylül 1755 tarihindeki büyük yangında yanan han, tamir edilerek günümüzdeki görüntüsüne kavuşmuştur.