Düzce Gölyaka

Düzce Gölyaka

Düzce il merkezine 20 km uzaklıktadır. İlin en batı ucunda, İstanbul’a 200 km. Ankara’ya 250 km uzaklıktadır.

Kuzeyde ve güneyde bulunan Bolu ve Köroğlu dağlarının uzantısı olan sıra dağlar arasında kalır.

Gölyaka: yemyeşil doğası, yaylaları, şelaleleri, gölleri, ormanları ve yerel yaşam tarzı ile hafızalarda iz bırakacak bir bölgedir.

Öne çıkan turizm potansiyelleri: Güzeldere şelalesi Tabiat Parkı, Efteni gölü, Kardüz yaylası Turizm Koruma ve Gelişim bölgesi, Yanık, Unluk ve Kızık yaylaları, Kültür Park, Toptepe ve Muhap Dede Türbesidir.

Tabii tüm bunların yanında bölgenin en büyük özelliği: Kuzeydoğu Anadolu aktif fayı üzerinde bulunması ve 1’nci derece deprem bölgesi olmasıdır. 

 

TARİHİ GEÇMİŞİ:

Gölyaka ve çevresindeki toprakların ilk sahipleri Hititlerdir. MÖ 5000 yıllarında Anadolu Trakyası olarak bahsedilen bu topraklarda birçok medeniyet yerleşmiştir. Bitinya olarak adlandırılan Bursa, İzmit ve Bolu toprakları arasında kalan bölge, Hititler tarafından MÖ 1800-2000 yılları arasında iskan edilmiştir. 

1877-1878 Türk-Rus savaşının ardından Bolu ve civarına, özellikle Kafkasya’dan, Doğu Karadeniz Bölgesinden, Balkanlardan ve Akdeniz Bölgelerinden, Kuzey Irak’tan 5 ana gurupta büyük göçler gelmiştir. 

İlçe “İmamlar köyü” iken, 1955 yılında Düzce’ye bağlı nahiye olmuş ve 1962 yılında, yakınında bulunan gölden dolayı adı “Gölyaka” olarak değiştirilmiştir. 1999 yılında Gölyaka ilçesi Bolu’dan ayrılarak Düzce iline bağlanmıştır.

1999 depreminden sonra, şehirde yeniden yapılanma çalışmalar yapılmış, modern altyapı hizmetleri getirilmiştir. 

 

 

NE YENİR:

Buralara yolunuz düşerse özellikle önereceğim yerel lezzetler: Melen böreği (bir tür saç böreğidir), Kaldirik kavurması (Karadeniz’e özgü bir bitki olan kaldirik ile yapılır) ve Çerkez Tavuğu’dur.

Gölyaka Meslek Yüksek Okulu

GÖLYAKA MESLEK YÜKSEK OKULU

Düzce üniversitesine bağlıdır. 2008 yılında eğitim-öğretim hayatına başlamış olup, 4 bölüm ve 5 program ile örgün öğretim devam etmektedir. Bölümler: Bilgisayar Teknolojileri bünyesinde Bilgisayar programcılığı, Otel, Lokanta ve İkram hizmetleri bölümü bünyesinde Turizm işletmeciliği, Pazarlama ve Reklamcılık bölümü bünyesinde Halkla ilişkiler ve Tanıtım ile E-Ticaret ve Pazarlama, Tasarım bölümü, Grafik Tasarım uygulamaları bulunmaktadır. 

Öğrenciler, Düzce merkezde bulunan KYK yurtlarından yararlanıyorlar. Her 30 dakikada bir Düzce Merkez ile Gölyaka arasında araç kalkmaktadır. 

 

GEZİLECEK YERLER:

Gölyaka Kültür Parkı

GÖLYAKA KÜLTÜR PARKI

İlçe merkezinde, Kültür Mahallesi Cumhuriyet Caddesindedir.

Kültürpark, 2007 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile Turizm merkezi ilan edilmiştir. Bölge havacılık sporları yanında, piknik ve mesire yeri olarak da kullanılmakta olup, doğa yürüyüşü, çadır ve karavan kampı, bisiklet ve foto safari ve benzeri gibi etkinlikler için oldukça uygundur. 

Gölyaka Kültür Park

Alanın her yeri düz ve iç açan bir manzarası vardır. Banklar ve mangal yerleri bulunuyor. Doğa ile iç içe vakit geçirmek isteyenler çok uygundur.  

Gölyaka Kültür Parkı Belediye Sosyal Tesisi

İçeride Belediyeye ait bir kafeterya vardır. Tuvalet, su ve birkaç noktada elektrik mevcuttur. Sosyal tesisin içinde çocuk parkı var. Girişte ücret alınıyor ancak özellikle tatil günlerinda aşırı kalabalık olduğunu unutmamak gerer. 

Gölyaka Toptepe Seyir Terası

TOPTEPE SEYİR TERASI

İlçe merkezine bağlı Hamamüstü Köpündedir. 

Güzeldere Şelalesini görmek için gidenler, yol üzerindeki bu mekana da uğramalarını öneririm. 

Gölyaka Toptepe Seyir Terası

Evet, buraya giden yol biraz sıkıntılı, dar ama düzgün. Ancak bazı bölümlerde, iki arabanın aynı anda geçmesi zor, bu yüzden bazı bölümlerde araçların birbirini beklemesi gerekiyor. Yolun hemen kıyısı ise, uçsuz bucaksız uçurum. Yani, buraya gelecek olanların bunu göze alarak gelmelerinde fayda var. 

Gölyaka Toptepe Seyir Terası

Evet, burada otopark sıkıntısı yok, arabanızı park ettikten sonra merdivenlerden yürüyerek seyir terasına ulaşıyorsunuz. Burada birkaç işletme var. 

Gölyaka Toptepe Seyir Terası

Mekanda harika bir manzara var. İhlamur kokuları içinde kahvaltınızı ya da yemeğinizi yiyebilirsiniz. Özellikle sunulan yöresel lezzetleri tercih edin. Fiyatlar uygun. İlaveten burada konaklama şansı da var. 

Gölyaka Değirmentepe Mesire Alanı

DEĞİRMENTEPE MESİRE ALANI

İlçe merkezine bağlı ve 5 km uzaklıktaki Değirmentepe Köyündedir.

Aksu deresinin kıyısında bulunan mesire alanında, kavlan ağaçlarının gölgesinde keyifli vakit geçirmek mümkündür. Bölgede doğal kaynak suyundan beslenen çeşme, piknik alanı, çocuk oyun parkı ve tuvalet bulunmaktadır. 

 

Gölyaka Yayakbaşı Göletleri

YAYAKBAŞI GÖLETLERİ:

İlçe merkezine bağlı 12 km uzaklıktaki Yayakbaşı köyü yolundadır.

Göle giriş çıkış yolları oldukça kötü. Giriş ücreti yok. Tuvalet yok, sosyal tesis yok. Araç girişi molozlarla kapatılmış. 

Oturma alanı yok, kendi masa-sandalyenizi götürmelisiniz. Bölgenin bir kısmı göl, bir kısmı ağaçlıktır. Fazlasıyla serin ve esintilidir. Piknik yapmak için ideal bir ortam var, balık tutmak da mümkündür. 

 

 

Düzce Gölyaka

BAKACAK ŞELALESİ PİKNİK VE MESİRE ALANI:

Gölyaka ilçesi Bakacak köyü Değirmendere mevkiinde bulunan Bakacak şelaleleri ard arda sıralı 6 şelaleden oluşmaktadır.

Gölyaka Bakacak Şelalesi Piknik ve Mesire Alanı

Gölyaka ilçe merkezine 6 km uzaklıkta bulunan şelalelerden ilki çevresinde Gölyaka Bakacak Şelalesi Peyzaj Projesi ile çevre düzenlemesi çalışması yapılmıştır. 

Şelale çevresi doğa yürüyüşü için uygundur.

Gölyaka Eftani gölü ve kuş cenneti

EFLANİ GÖLÜ VE KUŞ CENNETİ;

Efteni gölü, Elmacık dağı silsilesinin eteğinde, Düzce ovasına ait akarsu ağının birleştiği ve Büyük Melen kanalıyla Karadeniz’e döküldüğü ekolojik bir ağın düğüm noktasındadır. 

Gölyaka ilçesinde bulunan Efteni gölü, ilçe merkezine 5 km ve il merkezine 25 km uzaklıktadır. D-100 karayoluna 15 km, TEM otobanına ise, 10 km uzaklıktadır.

Evet, Eftani gölü tektonik oluşumlu bir tatlı su gölüdür. Düzce ovasının en alçak noktasındadır. Bu yüzden, Melen çayı ve çevreden gelen Aksu, Asar ve Uğur dereleri buraya dökülür. Birleşen tüm sular, Büyük Melen Çayı ile gölden çıkıp, Karadeniz’e dökülür. 

Gölün ortalama derinliği 1-2 metredir. En derin yeri 3-4 metredir. 

Efteni gölü ve çevresi, sahip olduğu zengin bitki örtüsü ve su kaynakları nedeniyle, hayvan yaşamı için uygun bir ortam yaratır.

Koruma sahası içindeki sazlık alanlar, açık su yüzeyleri, bataklıklar ve çamur düzlükleri gibi farklı ekolojik nitelikteki habitatlar, başta su kuşları olmak üzere değişik türden çok zengin bir hayvan hayatının barınmasını sağlamaktadır.

Efteni gölü ve çevresinde en önemli fauna elemanlarını su kuşları oluşturur.

Efteni gölü, 35’i kalıcı olmak üzere 150 tür kuşa ev sahipliği yapmaktadır.

Kuzeybatı-güney rotasındaki (Trakya-Boğaziçi-İç Anadolu) göç yolu üzerinde bulunan alan, Türkiye’de ender görülen ya da nesli tükenmekte olan kuş türlerini barındırmaktadır.

Kuşların göç yolları üzerinde önemli bir konaklama ve beslenme sahası olan Eftani gölü, özellikle kışları Avrupa’da yaşayan ancak daha güneye inemeyen bazı göçmen kuşların kışlama ve bazı kuş türlerinin kuluçka alanıdır.

Bu nedenle, göç mevsiminde değişik türden çok sayıda kuş gözlenebilir. Efteni gölü koruma sahasında bulunan diğer kuş türleri ise: nesli tükenme tehlikesi altında olan kuğu, turna, mezgeldek, toy, Sibirya kazı, küçük karabatak, boz ördek, çıkrıkçın, kaşıkçın, potansiyel tehdit altında olanlar: yeşilbaş, fiyu, bekri, kılkuyruk, mazar, pasbaş, elmebaş’tır.

Gölyaka Eftani Gölü

Çevredeki kuş türlerinin izlenebilmesi için 1 adet seyir terası vardır. Toptepe Yangın kulesi, 162 basamaklıdır. Ayrıca göl kıyısında, kuşları gözlemek için bir yürüyüş iskelesi vardır. 

Leylekler, yaban ördekleri, tepeli beyaz balıkçıllar, angut, sakarmeke, kuğular, gölün gediklilerinden olup, kolay görünenler arasında yer alırlar.

1992 yılında Orman Bakanlığı Milli Parklar Av-Yaban Hayatı Koruma Genel Müdürlüğü tarafından, av ve yaban hayvanlarının muhafazası, göçmen türlerinin göç yollarının güvence altına alınması, yaşama ortamlarının korunması, geliştirilmesi, iyileştirici tedbirlerin alınması, barınma, beslenme ve uygun yaşama koşulları sağlanması amacı ile koruma statüsüne alınmış ve avlanma yasaklanmıştır.

Av yasağı dışında, olta balıkçılığı yapılabilen Eftene gölünde, karabalık, sazan, turna, tahta balığı, kızılkanat, karakanat, dikenlibalık, kadıncık, yılanbalığı, akbalık ve Tatlısu hamsisi yaşamaktadır.

Eftene gölü kuş türlerinin yanı sıra bünyesinde ender bitki türlerini barındırmaktadır.

Nilüfer, süsen, düğün çiçekleri, kamış, nane, su mercimeği bitkilerinin yanı sıra, söğüt, dişbudak, kızılağaç, çınar gibi sucul karakterli ağaçlar da göçe ilk çarpan bitkilerdir.

Efteni gölü, trekking, olta balıkçılığı, bitki ve kuş gözlemciliği ve foto-safari aktiviteleri için oldukça uygundur.

 

EFSANELER:

Eftani gölünün adını bir Bizans Prensesi olan Eftelya’dan aldığı söylenir. Ordusuyla buradan geçen prensesin ellerinde yaralar çıkar. Gölün şifalı suyunda yıkandığında iyileşir ve buraya bir bent yaptırarak gölün oluşmasını sağlar. Bir diğer anlatıda ise Prenses bir Osmanlı delikanlısına aşık olur, ancak kavuşamadan gölde boğulur. O günden sonra gölün adı “Eftani” olmuştur.

Gölün oluşmasına ait bir başka efsaneye göre ise, Zeus ve Hermes, yeryüzüne inip konuk olmak istediklerinde, köy halkından ilgi görmezler. Sadece misafirperver yaşlı bir çift onları ağırlar. Zeus diğer köylüleri ceza olarak sular altında bırakır, bu şekilde Eftani gölü doğmuştur. 

 

 

Gölyaka Kardüz Yaylası
Gölyaka Kardüz Yaylası

KARDÜZ YAYLASI:

Kardüz yaylası, Gölyaka ilçe merkezine 28 km ve Düzce il merkezine 48 km uzaklıktadır. D-100 karayoluna 38 km ve en yakın yerleşim yerine 19 km uzaklıktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği 1830 metre olan yaylanın alanı ise 180 hektardır.

Düzce’nin en yüksek noktalarından biri olan Kardüz Yaylası, kış turizmine adaydır.

Bolu Kartalkaya Kayak Merkezine uygun özellikte olan Kardüz Yaylasında kışın kış sporları yapmanın yanı sıra meraklıları için, jip safari, foto safari, dağ bisikleti, trekking, at binme ve kampçılık aktiviteleri yapılıyor.

Kardüz yaylasının, kış turizmi, spor turizmi, kongre-seminer ve yayla turizmine kazandırılması için Düzce Valiliği ve ilgili kurumlarla alanda yapılabilecek turizm ve sportif faaliyetlerin belirlenmesi, alt yapının hazır duruma getirilmesi ve hali hazırda vatandaşın kullanımında olan alanlara dair çözüm önerilerinin geliştirilmesi için çeşitli çalışmalar yapılmış,

Gölyaka Kardüz Yaylası

Bakanlar Kurulunun 06.10.2013 Tarih ve 28787 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanan kararı ile, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi olarak tespit ve ilan olunmuştur.

Kardüz Yaylası, Düzce’nin önemli yürüyüş parkurlarından birine sahiptir. Aksu deresi-Kardüz yaylası arasındaki 24 km lik parkurun, endemik bitki örtüsü ve yaban hayatı dikkat çekmektedir. Bu parkur, iyi kondisyona sahip olup uzun yürüyüş tecrübesi ve yol bulma yeteneği olanların yürümesine uygun bir alandır. 

Evet, her yıl Temmuz ayında, geleneksel Kardüz Yayla Şenlikleri düzenleniyor.

Halkoyunlarının oynandığı, güreş ve yürüyüşlerin yapıldığı şenliklere, Türkiye’nin dört bir yanından yoğun bir katılım gerçekleştiriliyor.

Düzce Gölyaka

GÜZELDERE ŞELALESİ VE TABİAT PARKI:

Güzeldere Şelalesi ve Tabiat Parkı, 22.76 hektarlık alanı kaplar.

İl merkezine 18 km, Gölyaka ilçe merkezine 11 km uzaklıkta, Güzeldere köyündedir.

Rakım 630 metredir. Mesire yeri olarak 1993 yılında, Tabiat Parkı olarak ise 2011 yılında tescil edilmiştir.

Gölyaka Güzeldere Şelalesi

Güzeldere köyünden geçen Bıçkı deresi üzerinde bulunan şelale: 120 metre yükseklikten dökülen suyun doğal coşkusunu dev kayın ve gürgen ağaçlarıyla bütünleştirerek muazzam bir görüntü sağlar.

Kışın beyaz yorganını örten, ilkbaharda ise ormangülleriyle canlanan Güzeldere’nin en görkemli zamanı ilkbahar ve güz mevsimidir.

İlkbaharın ve sonbaharın renk cümbüşüne dönüşen tonları bir tabloya benzetiliyor.

Güzeldere şelalesi, doğal peyzaj bitki örtüsü, piknik alanları, düzenlenmiş orman içi dinlenme yerleri ve yürüyüş parkurları ile bölgenin önemli doğal değeridir.

Gölyaka Pürenli Yaylası

PÜRENLİ YAYLASI:

Düzce il merkezine 28 km uzaklıktadır. Rakımı 1400 metredir.

Düzce, Efteni gölü veya Güzeldere şelalesi yolundan ulaşılan Pürenli yaylası, doğanın coşkusunun renk cümbüşü ile kaynaştığı, su seslerinin kuş seslerine karıştığı bir yaylalar bütünüdür.

Gölyaka Pürenli Yaylası

Mudurnu ile sınır olan yayladan Abant’a, Odayeri yaylasına, Samandere şelalesine ve Kardüz yaylasına ulaşmak mümkündür.

Yayla: çadır kampı, doğa yürüyüşü ve fotoğraf meraklılarının uğrak yeridir.  

  

Düzce Gölyaka

MUHAP DEDE TÜRBESİ

Muhapdede köyü sınırları içindedir. Köy merkezi ile Kadife kale arasında kalan yol güzergahı üzerindedir. Köye 3 km uzaklıktadır.

 

 

Akçakoca gezi yazım için  Akçakoca

Marmaris Çevresi

Bu iki mağara, Marmaris’in Bozburun Yarımadasındaki en gizemli ve en az keşfedilmiş doğal yapıları arasındadır. Her ikisi de bilimsel çevrelerce kayıt altına alınmıştır. 

Belgelenen Keçibükü-Çengirek Mağarası, Turgutköy sınırları içinde yer almaktadır. 35 metre rakımda konumlanan mağara, yatay gelişimli bir mağara türüdür, uzunluğu 23 metre derinliği ise 35 metredir. 

Bayır ile Söğüt arasında kalan bir bölgede, köylülerin dilinden düşmeyen Çengirek isimli ilginç bir mağara bulunmaktadır. “Armelya” olarak anılan bölgedeki bu mağara resmi kayıtlarda yoktur. Mağaranın duvarlarında hangi döneme ait olduğu bilinmeyen duvar yazıları ile girişinde sunak olduğu düşünülen kalıntılar mevcuttur. 

Bu mağara arkeolojik açıdan son derece önem taşımaktadır. Duvar yazıları ve sunak kalıntıları, muhtemel bir ibadet yeri ya da antik yerleşim izine işaret etmektedir. Ancak resmi kazı yapılmadığından dönemi henüz tespit edilememiştir. Mağara içinde hava kuru ve serindir. Tandır şeklinde ağız kesiminden giren güneş ışınları mağara içinde güzel görseller yaratmaktadır. 

 

 

SYRNA

Bayır köyü, antik Syrna kentinin üzerine kurulmuştur.

İsminin anlamı: Luwi ve Karya dillerinden “Kutsal/güzel pınar” demektir. 

Truva’yı kuşatan Akha ordularının hekimi Podaleiros, Savaş dönüşü fırtınaya yakalanarak bu bölgeye sığınmış ve yerel halkın kralın kızını tedavi edince kendisine bu topraklar verilmiştir.

Karia kralının kızı Syrna ile evlendikten sonra Kria kralı, onlara Bozburun yarımadasını hediye eder. 

Podaleirios da burada kurduğu iki kentten birine eşi “Syrma” nın ismini vermiştir. Podaleiriso, tıp tanrısı Asklepios’un oğludur. Aynı zamanda rahip hekimlerden biridir. Sağlık tanrısından gelen soyun bir bireyi olarak bir sağlık merkezi, iyileştirme merkezi kurmuştur. 

Syrna yerleşimi yeri, Yunan, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Ancak Helenistik dönemde, kent “Asklepios Mabedi” ile ünlenmiştir.  

Burada Rodos, Knidos, Bergama ve Epidaurus’taki Tıp Merkezlerinden çok daha önce tıp kültü oluşmuştu. Buradan çıkan hekimler daha bilimsel metotla uygulamaya devam ederek Rodos ve diğer merkezlere gitmişlerdir. MÖ 2 yüzyıldan kalma iki önemli yazıt bulunmaktadır. Bunlardan biri Bayır yakınında bulunan ve Syrna halkının Asklepios kutsal alanındaki adaklar için bağış yaptığını kaydeden bir kararnameye aittir. Diğeri ise Asklepios tapınağına bağlı bir yapının inşasına katkıları listeleyen yazıttır. Antik kentte açığa çıkarılan bir yazıtta ise, sağlık merkezi ile alakalı doktorların bir listesinin bulunduğu belirtilmiştir. 

 

ASKLEPİOS MABEDİ:

Bugün köy camisinin bulunduğu alanda eskiden Sağlık Tanrısı Asklepios’a adanmış bir tapınak olduğu bilinmektedir. Ancak günümüze çok az iz ulaşmıştır. Son dönemde yapılan kazılarda, cami yakınlarında Askpepion’un sömbolü olan “Yılanlı Taş” bulunmuştur. Evet Bayır köyü içinde bir sunak, sütun parçaları ve üzerinde bir yılan kabartması olan bir sütun parçası bazı araştırmacılar tarafından görülmüşse de, bir sonraki yıl bunların yok olduğu görülmüştür. 

Sonuç olarak: Syrna’daki Asklepios mabedinin yeri kesinlik kazanmamıştır. Bununla beraber yeni yapılan caminin temel kazısında çok sayıda mimari kalıntı ile küçük buluntular çıktığı köylüler tarafından söylenmektedir. Son dönem kazılarında köy meydanındaki cami yakınlarında Asklepios’un sembolü “Yılanlı Taş” bulunmuştur. Yılanlı Taş, günümüzde caminin girişinde görülebilir. 

Köyde bugün bile görebileceğiniz bazı antik taş bloklar ve cami bahçesindeki kalıntılar, bu tapınağın ve kentin izlerini taşır. 

 

YANCAĞIZ TEPESİ-AKROPOLİS:

Köyün yaklaşık 2 km kuzeydoğusundaki Yancağız Tepesi üzerindedir. Antik taşlı yolu takip ederek yarım saatlik bir yürüyüşle ulaşılabilen bu alanda kent surlarını, yapı kalıntılarını ve mezar taşlarını görebilirsiniz. Bu antik taşlı yol, MÖ 2 yüzyıldan bu yana kullanılmakta olup tarihin içinde yürüyormuş olma hissini verir. 

Peki bugün Akropolis te neler görülebilir. Kent surlarının bir bölümü, mezar kapak taşları ve yapı kalıntıları görülebilir. Bayır mezarlığındaki antik taşlar da büyük olasılıkla Syrna kentinden alınmıştır. Tepenin altında ise, içerisi oyulmuş, 2 metre uzunluğunda sandık tipi bir mezar dikkat çeker. 

 

 

 

Marmaris Çevresi Bördübet Koyu
 

BÖRDÜBET KOYU-AMAZON KOYU

Bördübet ve Bördübet koyu, Marmaris’in 28.4 km kuzeybatısında, çam ormanlarıyla kaplı tepeler ile deniz arasında çok güzel bir koyda yer alan muhteşem bir gezi ve dinlence bölgesidir. 

Hisarönü körfezinin kuzeyinde, Gökova körfezinde yer almaktadır. 

Rivayete göre: savaş yıllarında İngiliz askerleri Almanlar’dan saklanmak için gizli bir yer ararken bu koyu keşfetmiştir. Koyun doğal güzelliği ve burada bulunan kuş türlerinin çeşitliliği İngilizleri hayran bırakmıştır. Gördükleri kuş türlerinin varlığından etkilenen İngilizler bu koya “Kuş Yatağı” anlamına gelen “Bird’s Bed” adını koymuştur. Yöre halkı da İngilizlerin verdiği ismi telaffuz etmeye çalışırken, ortaya Bördübet diye bir sözcük çıkmıştır. 

Bördübet aslında büyükçe bir koydur. Ancak koyun içinde saklanmış iki tane derin ve küçük koy daha vardır. Yağmurlu günlerde dağlardan gelen derelerin oluşturduğu bu iki küçük koy, çevresindeki zengin bitki örtüsü ile mucizevi bir güzellik yaratmıştır. Bu koylardan büyük olanı Amazon Koyu olarak anılmaktadır.

Denizin yaklaşık 200 metre eninde ve 700 metre uzunluğunda bir haliç oluşturarak ormanın içine doğru girmesi, Bördübet’teki en öne çıkan coğrafi özelliklerden biridir. Bu coğrafi oluşum, Amazon, Gücük, Günlük ve Maden Koyu olarak da bilinmektedir. 

Koyun çevresi çoğunlukla çam ve sığla ağaçlarından oluşan sık ormanlarla çevrilidir. Bu bakir ormanlarda dağ güvercini, saka, bülbül, balıkçıl kuşlar, atmaca, yaban domuzu, tavşan, sincap, tilki ve porsuk gibi çeşitli yaban hayvanları vardır. Kano ile koyun sakin sularında gezinti yapabilirsiniz. Bu sırada su samurlarıyla karşılaşmak mümkündür. 

Evet, Marmaris ve çevresindeki en etkileyici bakir koylardan biri olan Bordübet Koyu, 1 nci derece Sit alanı ilan edilerek bölge koruma altına alınmıştır. Bu sayede doğal güzelliğini koruyabilmektedir. 

Bördübet koyunda iki önemli tesis bulunmaktadır. Club Amazon Bördübet, 1980 yılından bu yana hizmet veren bu işletme, içinde bulunduğu ortamın doğal bir parçası haline gelmiştir. Çingene Arabası adı vardoları özellikle isim yapmıştır. Bu vardolar, 15 metrekare büyüklüğünde, tamamen ahşap, tekerlekli, duşlu ve tuvaleti içinde bulunan, vantilatörlü ve en önemlisi tavanı camdan olan odalardır. Gece yattığınızda yerden  gökyüzünü seyretmenize, sabah günışığı ile uyanmanıza ve tavandaki sincapları canlı olarak izlemenize imkan verir. 

Bördübet’teki diğer işletme Golden Key Bördübettir. Amazon’a göre daha lüks ve kamp yerinden ziyade otel havası taşımaktadır. Derenin hemen üzerine kurulmuş odalar, yemek salonları, yüzne havuzu ve 360 derece terası oldukça ilgi çeker. 

Bördübet’te deniz tarafından iç taraflara doğru yaklaşık 600 metre uzunluğunda bir dere vardır. Bu bölümde kendinizi sanki Amazon ormanlarında gibi hissedebilirsiniz. Derede: kano, kayak, rüzgar sörfü gibi çeşitli su sporları ile antik Karya orman yollarında kuş sesleri eşliğinde doğa yürüyüşü, trekking ve dağ bisikleti gibi doğa aktiviteleri yapmak mümkündür. 

Son bir not: Bördübet/Amazon koyu, güzelliklerinin yanı sıra sivrisinekleriyle de ünlüdür. Turistik sezonda sürekli ilaçlama yapılmakta ancak ortamın doğallığı nedeniyle pek çözüm olmamaktadır. İster yatta ister karada olun yanınızda mutlaka sinek kovucu sprey bulundurmayı sakın unutmayın. Gece konaklardan cibinlik şarttır. 

 

 

Marmaris Çevresi Aksaz

AKSAZ

 

Aksaz, burada bulunan Aksaz Deniz üssü ile önem kazanmaktadır. Marmaris ilçesinin 13 km doğusundaki Aksaz, Karaağaç Körfezinde yer almaktadır. 

Aksaz körfezi, büyük bir donanmayı barındırma kapasitesine sahip en uygun doğal liman olarak Osmanlı tarihi belgelerinde ünlü denizci Piri Reis tarafından dile getirilmiştir. Yani bu körfezin stratejik önemi yüzyıllar öncesinde bilinmektedir. 

1983 yılında inşaat çalışmaları başlayan, 1993 yılında ilk birimleri tamamlanan üs, 2000 yılında tam kapasiteyle kullanılmaya başlanmıştır. Askeri binalara ek olarak üs evleri, daireleri, kışla ve sosyal tesisler bulunmaktadır. 

Sonuç olarak: Aksaz Deniz üssü, aktif bir askeri tesis olduğundan sivil ziyaretçilere kapalıdır. Üssün bulunduğu Karaağaç Körfezi ise, dışarıdan geçen tekneler tarafından görülebilmekte ancak dağlarla çevrili coğrafi yapısı nedeniyle üs büyük ölçüde gizlenmiş durumdadır. 

 

Aksaz Askeri Kampı:

Marmaris’in güneydoğusunda, Adaköy mevkiindedir. Ekincik yolu üzerindedir. Sadece askeri personel ve aileleri girebilmektedir. 

Yemyeşil çam ormanlarının denizle buluştuğu oldukça bakir ve korunaklı bir körfezdedir. Askeri bölge olması nedeniyle doğası bozulmamıştır. 

Kamp içinde askeri personel ve ailelerinin kullanımı için motel odaları, apart daireler, restoranlar, kafeteryalar, plajlar ve spor alanları vardır. Burası sadece bir kamp alanı değil aynı zamanda bir Özel Eğitim Merkezidir. 

 

 

 

Marmaris Çevresi Turgut Köyü
 

TURGUT KÖYÜ

Marmaris çevresi, Turgut köyü, Marmaris ilçe merkezine 33 km uzaklıktadır. Turgut köyü ve Marmaris arasındaki ulaşım: Orhaniye ve Hisarönü üzerinden sağlanmaktadır. Yolun uzunluğu 33 km dir.

Turgut Köyü: komşu Orhaniye ve Selimiye köyleri arasında, üç yanı tepelerle çevrili, deniz seviyesinde bir ova üzerinde kuruludur. Deniz kıyısından 1 km içeridedir.

Çünkü: Turgut Bükünde yerleşmeye ve tarıma uygun olmayan kıyı boş bırakılmış ve köy merkezi kıyıdan içeride kurulmuştur.

Değirmenyanı mahallesi, güneyde Delikyol limanının iç kısmında kuruludur.

Roma ve Bizans dönemlerinde köyün adı “Ella” dır. Cumhuriyetin ilanından sonra ise “Turgut” ismini almıştır.

Çevresi bölgenin karakteristik ağacı olan “Kızılçam” ile kaplıdır.

Köy merkezi, dar sokakları ve genellikle bahçeli, alçak katlı evleriyle tipik bir Ege köyü karakterini taşır. Son yıllarda butik oteller ve pansiyonların sayısı artsa da köy hala yerel halkın tarım ve hayvancılıkla uğraştığı doğal yapısını korumaktadır. 

Köyün bahçeleri: zeytin, portakal, mandalina, limon, badem, incir, ceviz, dut, nar, avokado, muz ve okaliptüs ağaçlarıyla doludur.

Marmaris’in kırsal mahallesi, doğayla iç içe zaman geçirmek isteyenler tarafından tercih edilmektedir.

Turgut Vadisi: eskiden denizmiş ve zamanla alüvyonlarla dolmuştur.

Çünkü bir derenin denize döküldüğü Turgut Köyü kıyısı sazlık olduğundan turizmde talep görmemiştir. Kıyıda 1 otel ve 2 lokanta bulunmaktadır.

Günümüzde, kıyıdan 3 kilometre uzaklıktaki kuyularda, midye kabukları görülmektedir.

Köy merkezinin en belirgin özelliklerinden biri halı dokuma geleneğidir. Merkezde ve ana yol üzerinde bulunan halı satış mağazaları ile atölyeler, ziyaretçilerin en çok uğradığı yerlerdir. Burada hem köylü kadınların el emeği halıları görebilir hem de geleneksel kök boya teknikleri hakkında bilgi alabilirsiniz. 

Köyün meydanı, yerel halkın toplandığı, çınar ağaçları altındaki köy kahveleriyle meşhurdur. Burada oturup köylülerle sohbet edebilir, meşhur çam balı ve yerel ürünlerin satıldığı küçük dükkanlardan alışveriş yapabilirsiniz. 

Köy merkezinde ve sahile inen yol boyunca çok sayıda yerel restoran vardır. Özellikle taze deniz ürünleri, zeytinyağlılar ve köy kahvaltısı konusunda iddialı işletmeler vardır. Bölgeye özgü sığla yağı ve çam balı da merkezdeki dükkanlarda bulunur. 

Köyün merkezi denizden biraz içeride başlar ve ancak kısa bir yürüyüş veya sürüş mesafesiyle Turgut sahiline yani liman bölgesine bağlanır. Burası teknelerin bağlandığı, daha çok restoranların ve plaj işletmelerinin yoğunlaştığı bölgedir. 

Evet: köy, Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

 

Koy

Köy merkezine 2 kilometre uzaklıkta koy ve plaj bulunmaktadır. Burası genellikle kum ve çakıl karışımı bir yapıya sahiptir. Denizi oldukça berrak, durgun ve sığdır. Bu özelliğiyle çocuklu aileler ve sakinlik arayanlar için idealdir. Sahil şeridinde bulunan Turgut Halk Plajı, bölgenin en popüler güneşlenme noktalarından biridir. 

Koy, coğrafi yapısı sayesinde rüzgarlara karşı korunaklıdır. Bu yüzden mavi tur tekneleri ve özel yatların uğrak noktasıdır. Sahil boyunca Ella Yatch Club, Palmiye Marina ve Zakkum Yatch Club gibi teknelere hizmet veren tesisler ve restoran iskeleleri bulunur. 

Koyu çevreleyen yamaçlar çam ve zeytin ağaçlarıyla kaplıdır. Deniz kenarında yürürken hem Ege nin mavi sularını hem de bölgenin karakteristik yeşil doğasını bir arada  görebilirsiniz.

Kıyı boyunca sıralanmış balık restoranları, taze deniz ürünleri ve yerel zeytinyağlı yemekler sunarlar. Akşam saatlerinde iskeleler üzerine kurulan masalarda yemek yemek, koyun en keyifli aktivitelerindendir. 

Turgut köyünün biraz dışında kalan Delikli Yol, koyun en bakir ve temiz kısımlarından birisi olarak kabul edilir. Burada de denize girilebilecek sakin işletmeler vardır. 

Turgut Koyu Liman bölgesi civarında Bizans dönemine tarihlenen bir kilise kalıntısı vardır. Bu yapı, bölgenin erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemlerindeki dini önemini yansıtır. Genellikle kıyıya yakın ya da koya hakim noktalarda konumlanan bu tür küçük kiliseler, o dönemde denizcilerin ibadeti ve yerel halkın dini ihtiyaçları için inşa edilmiştir. Günümüzde maalesef bakımsızlık ve doğal aşınma nedeniyle oldukça harap vaziyettedir. Duvarlarının bir kısmı ayakta olsa da, yapının genel formu büyük oranda bozulmuştur. 

Koyun sahil kısmında denize oldukça yakın bir konumda, 3 odalı olduğu tahmin edilen bir hamam kalıntısı vardır. Bu kalıntı, tipik Roma-Bizans hamam mimarisinin özelliklerini taşır. 3 odalı tanımlaması, genellikle hamamların klasik bölümleri olan soğukluk, ılıklık ve sıcaklık kısımlarını işaret eder. Sahilin sağ tarafında, yarı sulu yarı kuru bir alanda, yani deniz börülcesinin yetiştirildiği bölgede bulunur. Bazı kalıntılar suyun çekilesiyle veya sahilin yapısıyla birlikte daha görünür hale gelmektedir. 

Gelelim deniz börülcesi yetiştirilmesine.

Turgut koyunun sahil kesimi, yer yer tatlı su kaynaklarının denizle birleştiği, hafif bataklık ve balçık yapılı alanlara sahiptir. Deniz börülcesi tam da bu tip yarı tuzlu suları ve çamurlu toprakları sever. Özellikle hamam kalıntılarının olduğu sahil kesiminde, suyun sığlaştığı ve deniz börülcesinin halı gibi yayıldığı alanları doğal olarak görebilirsiniz. Köy halkı ve yerel işletmeler, genellikle bahar sonu ve yaz başında koyun kıyı kesimlerindeki bu bitkiyi taze olarak toplarlar. Sahil şeridindeki deniz restoranlarında sunulan deniz börülcesi mezelerinin bir kısmı, doğrudan bu koyun kıyılarından toplanan ürünlerden yapılır. Bu, bitkinin en taze ve yerinden sofraya gelmesini sağlar. 

 

 

Marmaris Çevresi Turgut Şelalesi
 

Turgut Şelalesi

Turgut köyüne ise 15 dakikalık bir yürüyüş mesafesindedir. Orhaniye (Kızkumu) geçtikten sonra Turgut köyüne gelmeden tabelaları takip ederek ulaşabilirsiniz. Yolu düzgün ve asfalttır. 

Özellikle yaz sıcağından kaçmak isteyenlerin sığındığı bir doğa harikasıdır. Sığla ve çam ağaçlarının arasına gizlenmiş bu alan, birbirine bağlı küçük çağlayanlar ve buz gibi göletlerden oluşur. 

Şelale, tek bir noktadan dökülmek yerine, vadi boyunca aşağı doğru inen 5-6 adet küçük çağlayandan oluşur. En büyüğü yaklaşık 4-5 metre yükseklikten dökülür. 

Şelalenin döküldüğü yerlerde doğal havuzlar-göletler oluşmuştur. Suyun sıcaklığı yaz aylarında bile oldukça düşüktür, bu göletlere girmek oldukça canlandırıcı ve biraz ürpertici bir deneyimdir. 

Bölge, nadir bulunan ve hoş kokulu Sığla yani Günlük ağaçlarıyla çevrilidir. Ayrıca çınar ve çam ağaçları vadiye tam bir gölge sağlar, bu da alanı günün en sıcak saatlerinde bile serin tutar. 

Araç park yerinden şelaleleri kadar giden yaklaşık 200-300 metrelik, ağaçların altında çok keyifli bir yürüyüş yolu vardır. Şelale, girişinde ve çevrisinde köylülerin işlettiği küçük gözleme evleri, restoranlar ve çay bahçeleri vardır. Burada meşhur Turgut balını tadabilir veya taze meyve suyu içebilirsiniz. Belirlenmiş alanlarda piknik yapma imkanı olsa da doğayı korumak adına ateş yakılmasına izin verilmez.

Göletlere girmeyi düşünürseniz göletlerin içi taşlık ve kaygan olabileceğinden deniz ayakkabısı kullanmanız önerilir. İlkbaharda su debisi daha yüksektir, yazın ise debi azalsa da serinleme özelliği ön plana çıkar. 

Turgut Şelalesi, Marmaris’ten kalkan Jeep Safari turlarının en önemli mola noktasıdır. Bu nedenle öğle saatlerinde (12.00-15.00 arası) oldukça kalabalık olabilir. Daha sakin bir deneyim için sabah erken saatleri veya akşamüstünü tercih etmelisiniz.

Şelaleye giriş genellikle ücretsizdir veya çok cüzi bir otopark/temizlik ücreti talep edilmektedir. 

Şelalenin çevresi aynı zamanda “Kaplan Kelebekleri” nin üreme alanıdır.

Turgut köyünden, şelaleye doğru giden yolun üzerinde, sağ taraftaki yamaçta, piramidal görünümlü bir anıt mezar bulunmaktadır. Mezarın alçak girişi çökmüştür. MÖ 4 veya 3’ncü yüzyıla ait bir yazıttan anlaşıldığına göre, mezar “Diagoras” isimli bir savaşçıya aittir.

 

 

Turgut Kalesi

Turgut Kalesi, Marmaris’in Turgut köyüne hakim bir tepe üzerinde yer alan ve antik Hygassos kentine ait olduğu düşünülen tarihi bir yapıdır. Turgut köyü merkezinden kaleye çıkan bir yol bulunmaktadır. Yolun son kısmına genellikle araçla çıkılmaz, aracınızı uygun bir yere park ettikten sonra yaklaşık 10-15 dakikalık, hafif meyilli bir patikadan yürüyerek kaleye ulaşabilirsiniz. Kaleye çıkan yol üzerinde veya kaleye yakın bölgede ünlü Piramit mezar (Diagoras ve Aristomakha’nın anıt mezarı) bulunur. Bu mezarla ilgili ayrıntılı bilgi aşağıdadır. 

Hem tarihi dokusu hem de sunduğu eşsiz panoramik manzara nedeniyle bölgenin en önemli duraklarından biridir. 

Kalenin temellerinin antik Karya dönemine kadar uzandığı bilinmektedir. Bölgedeki antik yerleşim olan Hygassos’un savunma hattının bir parçasıdır. Kale, yüzyıllar boyunca stratejik konumu sayesinde kıyı şeridini ve körfezi gözetlemek amacıyla kullanılmıştır. 

Günümüze ulaşan kalıntılar arasında belirgin su duvarları, kule temelleri ve sarnıç yapıları bulunmaktadır. Duvar yapımında kullanılan taş işçiliği, bölgedeki diğer Karya kaleleriyle benzerlik gösterir. Yapı oldukça harap durumda olsa da ana hatları hala seçilebilmektedir. 

Kalenin en büyüleyici özelliği bulunduğu tepeden Hisarönü Körfezi, Turgut Koyu ve Orhaniye (Kızkumu) taraflarını 360 derece görebilmesidir. Özellikle gün batımı saatlerinde sunduğu manzara, doğa fotoğrafçıları için vazgeçilmezdir. 

 

 

 

Marmaris Çevresi Çağ Baba Türbesi
 

Çağ Baba Türbesi

Marmaris çevresi, Çağ Baba türbesi, Turgut Mahallesine hakim bir noktada, kayaların üzerinde bulunmaktadır ve geniş bir alanı yüksekten görmektedir. Buraya ulaşmak için yaklaşık 10 dakikalık bir tırmanış yapmak gereklidir.

Turgutköy’de bulunan bu piramit tipi mezar yerel halk arasında: “Çağ Baba Türbesi” olarak tanınmaktadır. Ziyaretçiler burada dua edip adaklar adamışlardır.

Eskiden yörede askere giden gençler, mezar içinden alınan bir avuç toprağı askerlikleri boyunca yanlarında taşıyor, askerden sağ salim gelirlerse toprak tekrar mezara dökülüyormuş.

Çocuğu olmayanlar, hastalıkları olanlar buraya gelerek “Çağ Baba” diye seslenerek yardım bekliyorlarmış.

Bazı günler, caminin yanında festival havası ortamında yemekler yapılıyor, kurbanlar kesiliyor ve bu yemekler, anıt mezarın yanına çıkılarak insanlara sunuluyormuş.

 

Marmaris Çevresi Çağ Baba Türbesi
 

Ancak arkeologlar tarafından yakın zaman önce yapılan araştırma sonucuna göre: buranın MÖ 3’ncü yüzyılda Savaşçı Diagoras ve eşi Aristomakha’ya ait bir piramit mezar olduğu öğrenilmiştir.

Bu piramit mezar, ülkemizde tekdir.

Yapının yüksekliği 6 metredir. İç boyutu ise 3 metre karedir. Tavanı kubbe şeklindedir. Bu yapı tipi ile, Bodrum’dan bulup Londra British Museum’a kaçırılan Mousoleum’a  benzetilmektedir.

Piramit mezarın yazıtında şunlar yazılıdır.” Siz beyaz dişli hayvanlar, her zaman size öngörülen yerde kalın. Çünkü ben en yukarıda her şeyi gözetleyeceğim ki hiçbir korkak adam gelip de mezara zarar vermesin.

Çünkü bu savaşta ölen “Diagoras” isimli bir adamın ve örnek çocuklar yetiştirmesiyle kocasına sadakat anlayışıyla herkesten üstün, babasının Aristomakha olarak isimlendirdiği tanrılarla kıyaslanası karısının mezarıdır.”

 

Marmaris Çevresi Çağ Baba Türbesi
 

Evet, bu yazıtı okuduktan sonra, mezarda defineciler tarafından yapılan kaçak kazılar sonucu verilen hasarı görüyorsunuz, defineciler mezarın sadece taban kısmını kazmakla kalmamış, kapısının iç tarafında bulunan bazı taşları da almışlar ve duvarına zarar vermişlerdir. Şaşırmamak elde değil.

 

Marmaris Çevresi Bozukkale
 

BOZUKKALE-LORYMA

Marmaris çevresi Bozukkale, Marmaris ilçe merkezine 54 km uzaklıktadır.

Bozburun yarımadasının en güneyinde, Karaburun’u geçince Değirmenburnu ile Kaleburnu arasında kalır. Loryma antik kenti, Asar tepe üzerindedir. Bozburun merkeze yürüyerek 45 dakika uzaklıktadır.

Bu koy, denizciler arasında “Bozuk Bükü” olarak da isimlendirilir. Serçe limanından buraya sadece küçük teknelerle ulaşılmaktadır. 

Eski ismi “Loryma” dır. Karia döneminde, MÖ 10’ncu yüzyılda Rodos Peraiasının yani karşı yakasının merkezi olan Loryma kenti burada kurulmuştur.

Ancak ayrıntılı ve yeterli bilgi yoktur.

Luwi ve Karia dillerinde kelime anlamı “Kum Halkı” demektir. Yani, antik dönemde yörede yaşayanlara “Kum Halkı” deniliyordu.

Burada az sayıda kalıntı bulunmaktadır.

Ancak kentin kurulduğu tarih ve kent ile ilgili hiçbir bilgi yoktur. Sadece ilk çağ yazarlarından bazıları tarafından, Rodos’un karşısında bir “Karşıyaka” ülkesi olarak ismi geçmektedir.

Ünlü coğrafyacı yazar Strabon ise, burası hakkında “Karia’da Physkos’dan sonra gelen, engebeli bir kıyı şeridi” olarak söz etmiştir.

Yine yazar Stephanos, “Rodos’da Loryma isminde bir liman olduğundan” söz eder. Sonuç olarak; Loryme şehri hiçbir zaman önemli bir şehir olmamıştır.

 

GÜNÜMÜZE KALAN KALINTILAR

Çevreye yayılmış durumdaki kent surları parçaları ve bazı mezar taşları görülür. Bunlarla birlikte Akropol üzerinde ve yamaçlarda yapılan yüzey araştırmalarında, Eski çağlara ait kalıntılar bulunmuştur. Bunlar düşünüldüğünde, yöredeki yerleşimin MÖ 2000’li yıllara kadar gittiği düşünülür.

Deniz kıyısından Akropol’e çıkışta, yamaçta sur duvarları ve dikdörtgen planlı burç kalıntıları görülebilir.

Ayrıca: kayalara oyulmuş yazıtlardan, şehrin Rodos’a has bir tanrı olan “Zeus Atabyrios” a adandığı öğrenilmiştir. Ancak şehirde, bir mabet olup olmadığı bilinmemektedir.

Ancak: Asar tepesinden çevrenin muhteşem güzel manzarasını izleyebilirsiniz.

Bozukkale körfezi, oldukça korunaklı bir koydur. Bozburun yarımadasında liman olmaya en uygun olan Loryma koyu, arkasının dağlık oluşu nedeniyle hinderland ile bağlılık sağlanamamış ve tarihi dönemlerin askeri deniz üssü olarak kalmıştır.

Tarihi süreçte, coğrafi konumu ve liman girişinin darlığı nedeniyle, MÖ 395 yılındaki Peleponnes Deniz Savaşlarında bu liman Atina gemileri tarafından kullanılmıştır.

MÖ 395 yılında, Atinalı kumandan Karor: Knidos savaşından önce gemilerini burada toplamıştır. Takip eden süreçte, MÖ 305 yılında Antigonos’un oğlu Demetrios’da Rodos’a karşı yapılan saldırı hazırlıkları için bu limanı seçmiştir.

Ayrıca: İngiliz deniz haritalarında buraya “Oplosika Bükü” ismi verilmektedir, yani eskiden burada kıyıda bir tersane bulunmaktadır.

Ege denizinde seyreden bütün yatlar, Bozukkale körfezini durak yeri olarak kullanırlar. Koyda, günümüzde mavi yolculuk teknelerine ve yatlara hizmet veren 3 lokanta bulunmaktadır.

Loryma antik kentinin kalıntıları ise, koyun giriş noktasında, körfeze hakim konumdaki tepenin üstünde makilikler arasındadır.

Günümüze ulaşan en önemli kalıntı: kaledir.

 

Kale

Koya hakim, oldukça geniş alana dağılmış kalıntılardan, günümüze ulaşan en etkileyici yapı Burunbaşı üzerinde bulunan iyi korunmuş kaledir. Kalenin uzunluğu 120 metre ve genişliği 10 metredir. Kalenin duvarları ise 3 metre kalınlığındadır.

Körfez girişini korumak için yapılmış kale, iyi durumda ve ziyarete açıktır.

Peki neden “Bozukkale” ismi verilmiştir?

Muhtemelen, kalenin bir yanının eksik olması nedeniyle bu ismin verildiği düşünülmektedir.

Karşılıklı surlarla, dikdörtgen şeklinde uzanan kalenin 9 tane dikdörtgen kulesi vardır. Burçlar yıkılmış olmasına rağmen, 9 burçtan köşedekilerin yuvarlak plan düzeninde oldukları anlaşılmaktadır.

Günümüzde, kuzeydeki çıkma kule görülebilir.

Kaleye çıkarsanız, koyda, muhteşem bir manzara izlemek mümkündür. Hatta: 20 km uzaktaki Rodos adası da görülebilir.

Akvaryum Koyu

Marmaris çevresi Akvaryum koyu: Zeytin adasındadır. Buraya sadece tekneler ile gidilebiliyor.

İlginç bir yapısı olan koy: görüntü olarak travertenleri andırıyor. Koyda bulunan beyaz kayalar, tamamen doğal bir oluşumdur. Uzmanlar, bu durumun oluşmasında suda bulunan yüksek minarellerin etkili olduğunu söylüyorlar.

Çünkü, Akvaryum koyu doğal yeraltı sularının aktığı bir yerdir. Bitki örtüsü de bu durumdan etkilenmiştir.

Bozburun yarımadasında yüzmek için en çok tercih edilen yerlerin başında gelir. Konaklama seçeneği yoktur, bu yüzden sadece günübirlik geziler için tercih edilmektedir.

Suyu biraz soğuk ve deniz oldukça berraktır. Koyda 300 çeşit balık bulunduğu söyleniyor. Bu yüzden şnolkerle dalış yapılması tercih ediliyor.

 

Marmaris Çevresi Kameriye Adası
Kameriye-Kamelya Adası-Camelia Adası

Marmaris çevresi, Kameriye adası, Bozburun-Selimiye arasındadır. Selimiye köyünün 2 km uzağında Hisarönü körfezindedir. Buraya ulaşım sadece Selimiye köyünden tekne ile sağlanmaktadır.  Zaten günübirlik tekne turlarının genelde ilk durakları burası oluyor.

Adada bugün sadece yabani keçiler ve eşekler bulunuyor, yani günümüzde adada insan yerleşimi yoktur. Tekneler adaya yaklaştığında, özellikle eşek kıyıya iniyor, bir kayanın üstündeki su kabına, teknelerden içmesi için su konuluyor.

Adanın çeşitli yerlerinde, eski Rum evi kalıntıları görülmektedir. Muhtemelen 1923 yılındaki mübadeleden sonra ada boşaltılmıştır.

Burada: oldukça eski olduğu düşünülen bir Bizans dönemine ait manastır bulunmaktadır. Manastırın MS 1 veya 2’nci yüzyıldan kaldığı düşünülüyor.

Günümüzde bu manastırın sadece duvarları kalmıştır. Ancak manastırın içinde bir Hz İsa freski bulunmaktadır. Ancak son olarak bu freskteki İsa’nın gözlerinin oyulduğunu duydum.

Ancak bitişiğindeki bölgede özel bir alan bulunmaktadır. Burada: manastıra ait, üç renkli bir mozaikten oluşan mozaik panel bulunmaktadır. Beyaz, siyah ve pembe renkli yuvarlak taşlardan işlenmiş mozaikler oldukça güzeldir. Keşiş ve inananların dua etmek için kilisenin içine ve dışına sığması sağlanmıştır.

 

Marmaris Çevresi Kameriye Adası Manastır
 

Evet, manastırın yanındaki bu mozaik panoyu mutlaka görün. Zemine döşenen bu tür döşemeye “Miatra” denir.

Manastır yapısının hemen yanında yüzlerce yıllık olmasına rağmen, hala meyve veren bir zeytin ağacı bulunmaktadır. Bu zeytin ağacının kiliseden daha eski olduğu söyleniyor.

Ziyaretçiler bu zeytin ağacına dilek dileyerek bez parçaları asarlar. Sadece bez parçalarımı hayır, ziyaretçiler ne bulurlarsa asmışlar. Örneğin: tuvalet kağıdı, peçete, kurdele ve benzeri.

 Kameriye adası, 1995 yılında 1’nci derece doğal sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Adanın çevresindeki deniz oldukça temiz ve berraktır. Bu yüzden özellikle dalış turizmi için tercih edilmektedir. Adanın doğu kıyısında ise plaj bölümü vardır.

 

Marmaris Çevresi Bozburun
 

BOZBURUN

Marmaris çevresi Bozburun, Marmaris ilçe merkezine 55 km uzaklıktadır.

Yolculuk yaklaşık 50 dakika sürmektedir. Marmaris-Datça karayolunu kullanarak buraya ulaşabilirsiniz. Hisarönü köyünün hemen yanı başındadır. Ayrıca: İçmeler-Bayır üzerinden, güneye yönelerek de buraya ulaşmak mümkündür.

 

Marmaris Çevresi Bozburun
 

Bozburun Datça yarımadasına paralel uzanmaktadır.

Tam karşısında, Symi isimli Yunan adası vardır.

Tarihi süreç içinde, buranın ismi: Daraçya, Karya Kersonessos, Rodos Peraiası ve Trakheia olarak anılmıştır.

Anadolu’nun yerli kavimlerinden olan Karyalılarla yerleşime açılan yarımada, ilk olarak MÖ 12’nci yüzyıldan itibaren Batı Anadolu kıyılarını etkisi altına alan göç olaylarından etkilenmiştir.

Yarımada Rodos’a yakınlığıyla adanın anakarası olarak yani Rodos Peraiası yani “Karşıyakası” olarak bilinen kent: bir zamanlar oldukça büyükmüş ve Atina vergi mükelleflerinden biriymiş ve MÖ 5’nci yüzyılda burada kent, kendi adına sikke bastırmıştır.

 

Marmaris Çevresi Bozburun
 

14 ve 15’nci yüzyıllarda Orta Anadolu’da Moğol istilasından kaçan Boz Obası Türkmenlerinden bir gurup buraya yerleşince, bölge de Bozburun olarak anılmaya başlanır.

BOZBURUN VE SÜNGERCİLİK

Bozburun, aynı zamanda Türkiye’nin başlıca bir süngerci köyüdür.

Kayalıktır, verimli toprakları yoktur zaten bu yüzden “Bozburun” ismi verilmiştir.

Zaten tarihi süreçteki isimlerinden birisi olan “Trakheia” da, kelime olarak “taşlık/kayalık” demektir. Güney bölümde kireçtaşlarından oluşan arızalı topoğrafya vardır.

 

Marmaris Çevresi Bozburun
 

Yarımada dağlık olduğu için, iç kısımlar yerleşim birimleri için uygun değildir. Bayırköy yerinde Syma, Taşlıca köyü yakınlarında Phoiniks, Asardibi mevkiinde Kasara denen yerleşimler iç kısımlarda kurulmuştur.

Syma İncedere koyu, Phoiniks Bozuk kaya, Kasara Serçe koyu ile kıyıyla bağlantı kurmuştur. Kıyıda bulunan yerleşim birimleri, sadece gemilerin açık deniz rüzgarlarından korunarak demirlemesine uygun koylar değil, güvenlik nedeniyle bu koydaki hakim tepeyi yerleşim alanı olarak seçmişlerdir.

Doğu kıyılarında bilinen üç yerleşim yerinden Loryma, Amos ve Physcos bu şekilde bir koya hakim alçak bir tepe üzerinde kurulmuştur.

 

Marmaris Çevresi Bozburun Gulet Yapımı
 

Yarımadanın doğusunda, yüksek kıyılar denize dik bir şekilde iner ve rüzgarlara karşı korunaklı az sayıda koy bulunmaktadır. Doğu kıyılarının yerleşime en uygun koyu, güneyde açık deniz rüzgarlarına karşı gemilerin demirleyeceği, günümüzdeki ismiyle Bozuk Limandır.

Koyun güneybatısındaki yüksek tepe, çevreyi gören kale yapmaya uygun konumuyla Loryma kentinin kuruluş alanı olmuştur.

Bu koy Rodos’a yakınlığı, çok sayıda geminin barınmasına uygun genişliği ve arkasının dağlık oluşundan dolayı, güvenlik sağlamış, stratejik açıdan tarihsel süreç içinde askeri deniz üssü olarak kullanılmıştır.

Koyun eski ismi “Oplothiki” yani Helence anlamı “askeri alan, silah deposu” dur. Arsenal isimleri de bunu yansıtmaktadır.

Yarımadada yaşayan Rumlar, 1923 yılında Yunanistan’daki Türlerle mübadele edilince, yarımada bütünüyle Türk kültürünün etkisi altına girmiştir.

Bu dönemdeki Rumca isimler Türkçe isimlerle değiştirilmiştir. Rena-Hisarönü, Alexi-Osmaniye, Kirvasil-Orhaniye, Losta-Selimiye, İlia-Turgut olarak değiştirilmiştir.

 

Marmaris Çevresi Bozburun Gulet Yapımı
 

Gelelim günümüze

Büyüleyici bir ortama sahiptir ve aynı zamanda çam, çiçek ve kekik balı ile ünlüdür. Zeytinyağı üretimi de oldukça yaygındır. Nane, kekik ve adaçayı bitki olarak da toplanmaktadır. Özellikle Türk turistler tarafından huzurlu atmosferi nedeniyle tercih edilmektedir.

Bozburun merkezinde, şirin ve ufak pansiyon ve restoranlar bulunmaktadır. Ama merkezin en büyük özel yapısı Merkez Camiidir. Ancak burada daha çok yat ve gulet tersaneleri vardır.

Hatta her evin bahçesinde bir marangoz atölyesi görebilirsiniz. Çünkü her bir bahçede tekne yapılıyor.

Bu teknelerin boyları çok değişiktir, 20-30 metre uzunlukta bile tekneler yapılmaktadır. Yani, günümüzde yöredeki gezilerde kullanılan motorlu guletler burada yapılmaktadır.

 

GULET

Buranın bir diğer özelliği: bir “gulet” ormanı olmasıdır.

Gulet ismi: Venedikli tüccarlardan gelen “Goleta” sözcüğünden çevrilmiştir.

Guletler: günümüzde kamarası bol olarak yapılıyor ve az salmalı olduğu için sığ koy ve adalara rahatlıkla yanaşabiliyor.

Evet, Gulet ormanında her boydan, ağırlıktan ve renkte guletler bulunuyor. Burada taşlama, matkap sesleri, vernik ve zımpara tozları yoğundur.

Ayrıca, günümüzde Bozburun’da “Su Ürünleri Kooperatifi” nin işlettiği 50 yat kapasiteli bir barınak bulunmaktadır.

Günümüzde Bozburun 2 Yunan adasına komşudur. Güneyde 17 km uzaklıkta Rodos adası ve batıda ise 7.5 km uzaklıkta Simi adası bulunmaktadır.

Yine günümüzde, Bozburun bölgesinin en güzel yeri “Doğu Rıhtımı” dır. Burada bazı evler ve oteller bulunuyor ve bunlara karadan ulaşım yoktur. Limandan teknelerle ulaşılabiliyor.

Son derece lüks, dünya jet sosyetesinin ziyaret ettiği korunaklı bu cennet köşesine, tanınmayan tekneler yanaştırılmıyor. Paparazzilerden uzak kalmak isteyen ünlüler, bu yazlık mekanı yoğun tercih ediyorlar.

 

Uluslararası Bozburun Gulet Festivali

Her yıl Ekim ayında yapılır. Festival kapsamında: Bozburun halkı guletlerini sergilerken bir taraftan da yarışlar düzenleniyor.

 

Tavşanbükü Koyu

Marmaris çevresi, Tavşanbükü koyu, Değirmenburnu doğusundaki koyun ortasında Tavşanbükü adası bulunmaktadır. Marmaris ilçe merkezine 35 km uzaklıktadır.

Koyun sadece batı ve doğu yönü girişe uygundur. Ancak ada ile kara arasındaki kısım oldukça sığdır. Burayı özellikle günübirlik gezi tekneleri yoğun ziyaret ederler.

Tavşanbükü mevkiindeki Hisarönü Körfezine hakim plaj “Mavi Bayraklı” dır. Plaj: 450 metre uzunluğunda ve 12 metre genişliktedir.

Tavşanbükü mevkiinde, şehir hayatından kaçarak elektriksiz, televizyonsuz yaşayan, kaynak suyu kullanan, küçükbaş hayvan yetiştiren ve adeta Robinson hayatı yaşayanlar bulunmaktadır. Koyun karşısındaki adaya kano ile gidip tavşanları besleyebilirsiniz.

 

Marmaris Çevresi Tavşan Adası
 

Tavşan Adası

Şu anda burada yeni bir yapılanma varmış. Çünkü bu ada: Türkiye’nin en iyi ve en pahalı otellerinden birinin sahibine aittir. Otelin yıldız konuklarının eğlencesi için buraya getirilen tavşanların günümüzde 150 civarında bulunduğu söyleniyor. Tekne ile adaya yanaşan ziyaretçiler tavşanları besliyorlar.

 

Marmaris Çevresi Ada Boğazı
 

Ada Boğazı

Marmaris çevresi, Ada boğazı, Bozburun bölgesinde bakir kalmış Adatepe mevkiindedir. Doğu tarafında Kızılada, batışa Kiseli Ada ve kuzeyinde kara bulunur. Her iki adann kuzey burunları ve kara sınırı arası sığdır.

Bozburun bölgesinin en ünlü koyudur.

 

Marmaris Çevresi Ada Boğazı
 

Burası masmavi denizi ve tertemiz sularıyla tercih edilmektedir. Hatta, buranın deniz suyunun “Maldivler” den farsız olduğu söyleniyor.

Ayrıca koyda sürekli bir tatlı esinti vardır. Güneşin her haline göre, deniz tüm renklerini sunar. Denizin dibi kumdur. Deniz oldukça sığdır.

 

Marmaris Çevresi Ada Boğazı
 

Adada ise, antik kalıntılar, keçiler ve tavşanlar bulunuyor.

Sonuç olarak, buranın tek kötü yanı, özellikle Pazar günleri, teknelerin aşırı kalabalık olarak yarattıkları trafik yoğunluğudur. Tekneler adeta buldukları yere demirliyorlar ve yüzecek yer kalmıyor.

 

Marmaris Çevresi Taşlıca Köyü
 

PHOİNİKS  

Marmaris çevresi Taşlıca köyü, ilçe merkezine 72 km uzaklıktadır.

Taşlıca köyü: Bozburun’da karayolu ile ulaşılan en uzak köydür. Yarımadanın güneyinde, iç kısımda, tepelik bir alanda kuruludur. Daha önce Aşağı Taşlıca ve Böğüş Mahalleleri varken, bunlar sonradan boşaltılmıştır.

 

Marmaris Çevresi Taşlıca Köyü
 

Söğüt köyünden 5 km uzaklıktadır ve yolu güzeldir.

Oldukça geniş bir alana yapılmıştır. Köyde kendiliğinden biten 7-8 çeşit incir vardır. Ayrıca dev harup ağaçları görülmektedir. Keçi peyniri de ünlüdür.

Köy: sürgün sonucu buraya gelmiş Tatarlar ile kurulmuştur. Köyün iklimi, Akdeniz iklimi etki alanı içindedir. Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır.

 

Marmaris Çevresi Taşlıca Köyü
 

Köy merkezinin 4 km uzağında, Asar Tepesi üzerinde bir antik kentin kalıntıları bulunmaktadır. Bu antik kent yani Phoiniks (Phiniki) kenti: Bozburun yarımadasının güneyinde, en yüksek tepenin eteğinde kurulmuştur.

Kent, zaman içinde Feneket ve Fenaket adıyla da anılmış, son olarak Taşlıca köyü olarak isimlendirilmiştir. Feneket ismi ise, sadece Yeşilova körfezindeki bir adada kalmıştır.

Karya kenti olduğu düşünülen burada, şehir meydanı yani Agora ile bazı mezarlar sağlam olarak günümüze ulaşmıştır.

KÖYDEKİ ANTİK KENT KALINTILARI

Köy ile antik kent kalıntıları arasındaki patika yolda, önce antik dönem mezarlarıyla karşılaşılır. Agora ise, Taşlıca ile Asar Tepenin ortalarında, çukurdadır. Tepeye çıkarken ise, oldukça iyi durumdaki bir yapı kalıntısı ve ardından kentin ana nekropolisi yani mezarlığı ve mezarlar görülür.

Kentin Akropolisi ise, Asartepe’dedir. Asar Tepe’de kalıntılardan çok çevrenin muhteşem manzarasını izleyebilirsiniz. 

Ayrıca, günümüzde görülen, taşların üst üste dizilmesiyle yapılan teras sistemi, muhtemelen Karyalılardan günümüze ulaşmıştır. Antik tarım teraslarının bulunduğu bölgeler, aynı zamanda burada Karya, Helenistik, Roma ve Selçuklu dönemlerinde yerleşim bulunduğunu kanıtlamaktadır.

 

Marmaris Çevresi Kırkkuyular
 

Kırkkuyular

Marmaris çevresi, Taşlıca köyünden, Serçe Limanına giden yol üzerinde “Kırkkuyular” mevkii bulunmaktadır. Burada bir zamanlar “Sindilli” adında bir Rum köyü bulunuyormuş. Zamanla şartlar elverişsiz olunca günümüzdeki Taşlıca köyünü kurmuşlardır.

Ancak Kırkkuyular mevkiinde hala Sindilli köyünden kalma taş evlerin yıkık dökük kalıntıları bulunmaktadır.

Burada bulunan Rumlardan kalma kuyular, su kıtlığı çekilen yörede yerleşimcilerin su ihtiyacını karşılamıştır. Burada günümüzde de elinde bidonları ile su dolduranları görebilirsiniz.

Rivayete göre, köyde 41 tane sarnıç varmış. Bu sarnıçlardan 40 tanesi bulunmuş ve bulunamayan 41’nci sarnıcın içi ise altın dolu imiş. Elbette bu 41’nci sarnıç bulunamamıştır.

 

Marmaris Çevresi Serçe koyu ve limanı
 

Serçe Koyu ve Limanı

Marmaris çevresi, Serçe koyu, Bozburun yarımadasında karadan gidilebilen son noktadır. Taşlıca köyüne 9 km uzaklıktadır. Buraya gitmeye niyetlenmeden önce şunu bilmeniz gerek, burası Selimiye köyünden yaklaşık 40 km uzaklıktadır yani karayolu ulaşımı oldukça sıkıntılıdır, çünkü yol gayet çetindir ve uçurum kenarları, dağ yollarıyla doludur.

Taşlıca köyünün içinden geçen yolu takip ederek Serçe koyuna ulaşmak mümkündür. Yolun sonu Serçe Limanına çıkıyor.

 

Marmaris Çevresi Serçe koyu ve limanı
 

Yüksek kayaların arasına gizlenmiş bir koydur. Bu yüksek kayaların arasında, nadir de olsa bodur meşeler ve yabani zeytinler bulunmaktadır. Koyun kuzey doğusunda, batıya uzanan kıyısı, baş taraftan sonra iyice yükselen tepelerle devam eder.

Özellikle Mavi Tur tekneleri tarafından burası tercih edilir. Burada denizden gelen teknelere hizmet veren bir kıyı lokantası bulunuyor.

Liman, en sert hava koşullarında teknelerin sığınabileceği bir yer olarak önem kazanmaktadır. Türkiye’nin en korunaklı limanı olduğu söylenmektedir. Burası oldukça sığ bir limandır. Bu limandan hemen aşağıda ise Rodos adası bulunmaktadır.

Koyda iki yönde bulunan limanlardan, kuzeyde bulunan “Serçe Limanı” ve güneyde bulunan ise “Akça Liman” dır. Koyun çevresi tepelerle çevrili olduğu için rüzgar almaz.

 

Marmaris Çevresi Serçe koyu ve limanı
 

Derin koy, güneye doğru alçalarak çakıl bir plaja bağlanır. Burada denizin dip görünümü oldukça güzeldir, su çok temiz ve soğuktur.

Evet, bu güzel yerde yüzmek bir başka keyiftir.

Bizans Gemi Batığı

Serçe Limanı denilince ilk akla gelen: liman civarında suyun altında bulunan bir Bizans dönemine ait batık gemidir. Bu batık 11’nci yüzyıla tarihlenmektedir ve batıktan çıkarılan eşyalar, günümüzde Bodrum Sualtı Müzesinde “Cam Batığı” bölümünde sergilenmektedir.

 

Marmaris Çevresi Kasara antik kenti
 

Kasara  

Marmaris çevresi, Kasara antik kenti, Marmaris-Datça arasında, Bozburun yarımadasının güney ucundaki Serçe Limanı körfezinin kenarındadır.

“Kasara Antik Kenti”; Karya dilinde “Büyük Güzel Köy” demektir.

Ancak burada herhangi bir arkeolojik araştırma yapılmamıştır. Öte yandan, antik tarihçi yazarlar da burası hakkında herhangi bir bilgi vermemişlerdir.

Bu yüzden, kent hakkında hiçbir bilgi yoktur. Sadece Helenistik ve Roma dönemlerine ait olduğu tahmin edilen birkaç duvar parçası görülmektedir.

 

Marmaris merkezi gezisi.

 

Marmaris-Datça karayolu gezisi,

 

 

Marmaris Çevresi

BELDİBİ

Marmaris merkezden kalkan dolmuşlarla yaklaşık 10-15 dakikada ulaşılabilir. İl merkezi Muğla’ya 48 km uzaklıktadır.

Muğla-Marmaris ana yolu üzerinde olduğu için, çevre ilçelere veya Dalaman Havaalanına gidiş-dönüşlerde geçiş güzergahı üzerindedir.

Bölgenin üst kısımlarına çıktıkça, muazzam bir Marmaris körfezi ve orman manzarası görmek mümkündür.

Bölge, Marmaris’in “yeni yaşam merkezi” olarak planlanmıştır. Sosyo-kültürel tesis alanları, yeni Pazar yerleri ve kamu hizmet alanlarının arttırılması hedeflenmektedir.

Köyde Akdeniz iklimi hakimdir. Yazları sıcak, kışları ılık geçen havası, turizm sezonun uzun olmasını sağlar.

Marmaris Beldibi

Tarihi:

Osmanlı döneminde Beldibi, daha çok tarım ve hayvancılıkla uğraşan küçük bir yerleşim birimiydi. Kanuni Sultan Süleyman’ın 1522 yılındaki Rodos seferi sırasında ordunun konakladığı ve lojistik destek aldığı güzergahlar üzerinde yer alması, bölgenin tarihi önemini arttırmıştır.

Daha önce Marmaris’e bağlı bir köy iken, artan nüfusu ve gelişimiyle 1999 yılında belediye statüsü kazanmıştır. Günümüzde ise Büyükşehir yasalarıyla statüsü değişmiştir.

Marmaris Beldibi

Yerleşik Hayat:

Marmaris’in yerlileri ve memurların en çok tercih ettiği yerleşim yerlerinden biridir. Sessiz ve sakindir.

Armutalan ile bitişik olan bu bölge, Marmaris’in en çok tercih edilen müstakil ev ve villa sitelerine ev sahipliği yapar.

Bölgenin yerel kültürünü en iyi gözlemleyebileceğiniz yer Beldibi pazarıdır. Köylülerin getirdiği taze zeytin, bal ve yerel otlar (kekik, adaçayı gibi) burada oldukça popülerdir.

Marmaris Beldibi

Konaklama:

Bölgede çok büyük, denize sıfır otellerden ziyade daha butik oteller, apartlar ve villalar bulunur.

 

Denize girme:

Denize girmek için 3-5 km aşağıya, merkeze inmek gerekir.

 

Diğer özellikleri:

Beldibi, Marmaris Milli Parkına komşu olması sebebiyle yürüyüşçüler için eşsiz manzaralar  sunar. Beldibi sırtlarından başlayan patikalar, çam ormanlarının arasından geçerek İçmeler ve Asparan mevkilerine bağlanır. Bu rotalar üzerinde Marmaris körfezini en geniş açıyla görebileceğiniz “seyir noktaları” vardır.

Beldibi’nden Gökbel mevkiine doğru uzanan eski yollar, dağ bisikleti sürmek veya doğa fotoğrafçılığı yapmak isteyenler için oldukça popülerdir.

Marmaris Beldibi Kızlar Kayası

Kızlar Kayası efsanesi:

Efsaneye göre, çok eski zamanlarda bu bölgede yaşayan dünyalar güzeli bir genç kız ile bir çoban birbirlerine aşık olurlar. Ancak kızın babası (bazı anlatımlarda bölgenin nüfuslu bir ağası veya beyi), kızının fakir bir çobanla evlenmesine asla razı gelmez.

Babasının baskılarına ve zorla başkasıyla evlendirilme tehditlerine dayanamayan genç kız, bir gece evden kaçar. Peşine düşen atlılardan ve babasının adamlarından kurtulmak için Beldibi’ndeki sarp kayalıklara doğru tırmanmaya başlar.

Genç kız, bugün “Kızlar Kayası” olarak bilinen yüksek noktaya ulaştığında kaçacak yeri kalmaz. Yakalanıp sevdiğinden koparılacağını anladığında o çaresizlikle, namusunu ve aşkını korumak için ellerini göğe açar.

“Allahım beni bu zalimlerin eline bırakma, ya kuş yap uçur, ya da taş yap dondur” diye dua eder.

Efsaneye göre kızın duası kabul olur ve genç kız olduğu yerde taşa dönüşür. Peşinden gelenler kayalığa ulaştıklarında sadece insan suretini andıran o devasa kaya kütlesini bulurlar.

Bugün kayaya uzaktan bakıldığında, rüzgar ve erozyonun etkisiyle oluşmuş, gerçekten de ayakta duran veya oturan kadın figürlerini andıran silüetler seçilebilir.

Beldibi halkı için bu kaya sadece bir jeolojik oluşum değil, bölgenin kültürel hafızasını ve sadakat simgesini temsil eden bir anıttır.

 

Marmaris Çevresi Physkos antik kenti

PHYSKOS-FİSKOS

Physkos, antik Karya bölgesinin en önemli liman kentlerinden birisidir ve bugünkü Marmaris şehir merkezinin kuzeyindeki Asartepe üzerine kurulmuştur.

 

Tarihi:

MÖ 3000’lere kadar uzanan bir geçmişi vardır. Adı antik dillerde “Doğa kenti” anlamına gelir. Bu ismin, bölgenin sahip olduğu doğal liman ve bitki örtüsünün zenginliği nedeniyle verildiği düşünülmektedir.

MÖ 4 yüzyıldan sonra kent, Rodos karşı yakasının bir parçası olarak Rodos kontrolüne girmiştir. Büyük İskender’in fethiyle Helenistik dönemi yaşayan kent, ardından Roma ve Bizans hakimiyetine geçmiştir. 13 yüzyılda Menteşeoğulları’nın eline geçen bölge, 1522 tarihinde Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos seferi öncesinde Osmanlı topraklarına kesin olarak katılmıştır. Osmanlı döneminde ismi önce Mimaras, sonra Mermeris ve en sonunda Marmaris olarak evrilmiştir.

 

Önemi:

Rodos karşı yakasında (Peraia) en önemli bağlantı noktasıydı. Ege ve Akdeniz arasındaki geçiş güzergahında yer aldığı için askeri ve ticari bir üs görevi görmüştür.

 

Deniz Ticareti

Physkos, antik dönemde Anadolu’nun iç kısımlarını (Mylasa, Alabanda gibi kentleri) Doğu Akdeniz’e ve özellikle Mısır’a bağlayan en önemli kapıydı.

 

Kendi Parası:

Phykos’un kendi adına para basmış olması, kentin ne denli güçlü bir ekonomik ve siyasi yapıya sahip olduğunu kanıtlamaktadır. 1828 yılında İngiltere’de bulunan bir Physkos parasının üzerinde Karya harfleriyle kentin ismi yazılıdır.

Bu para oldukça geniş, kalın ve olağanüstü uzunluktadır ki, yüzeyinde dallanmış boynuzları canlandıran bir kabartma ile 18 Karya harfleriyle tek satırda “Phi Upsilon sigma 2” yazısı vardır.

 

Mısır İlişkileri:

Hititler ile Mısırlalar arasındaki Kadeş Savaşına Mısır safında katılan Karyalı paralı askerlerin bu limandan gemilere binerek gittiği rivayet edilir. Ayrıca, Mısır’dan Anadolu’ya heykel sanatı etkilerinin bu liman üzerinden girdiği düşünülmektedir.

Marmaris Physsos

Günümüze ulaşan kalıntılar:

Günümüze ne yazık ki çok fazla yapı ulaşmamıştır. Bunun temel sebebi, liman kenti olması nedeniyle buradaki taşların ve mimari parçaların yüzyıllar boyunca gemilere yüklenerek başka inşaat projelerinde kullanılmış olmasıdır. Bugün tepede görülebilen en belirgin kalıntılar Akropol surlarıdır.

Marmaris Physsos

ASARTEPE:

Kentin Akropolü buradadır. Bugün hala sur duvarlarının kalıntılarını görmek mümkündür. Evet Asartepe rastgele seçilmiş bir yükselti değildir. Karyalılar, burayı iki ana nedenle yerleşim alanı olarak belirlemiştir.

Tepeden bakıldığında Marmaris körfezi, İçmeler mevkii ve Rodos’a kadar uzanan deniz yolu tamamen kontrol altındadır.

Tepe, dik yamaçları sayesinde dışarıdan gelecek saldırılara karşı doğal bir kale görevi görür.

Ancak ne yazık ki Asartepe, görkemli tapınaklara sahip değildir.

Gelelim günümüze: Asartepe’yi gezerken yerdeki seramik parçalarına (amfora veya kap kaçak kırıkları) rastlamanız muhtemeldir. Bu parçalar kentin binlerce yıl önceki ticari canlılığının sessiz tanıklarıdır.

 

Sur duvarları:

Tepenin zirveye yakın kısımlarında Helenistik döneme (MÖ 4 yüzyıl) tarihlenen düzgün kesme taşlardan örülmüş sur kalıntıları bulunmuştur.

Sarnıçlar:

Su ihtiyacını karşılamak için kayaya oyulmuş antik sarnıçlar mevcuttur.

Kutsal Alan İzleri:

Tepenin en yüksek noktasında, muhtemelen kentin koruyucu tanrısına adanmış bir tapınağın temel izleri ve sunak parçaları bulunmaktadır.

Teraslamalar:

Dik yamaca binalar inşa edebilmek için yapılan devasa teras duvarları, Karya mühendisliğinin o dönemdeki başarısını gösterir.

Marmaris Kalesi

MARMARİS KALESİ VE ARKEOLOJİ MÜZESİ:

Marmaris’in kalbinde, yat limanına hakim bir tepe üzerinde yükselen Marmaris Kalesi, şehrin binlerce yıllık tarihini bir açık hava sergisi gibi sunan en görkemli yapıdır.

Bugün hem tarihi bir kale hem de bölgeden çıkan eserlerin sergilendiği bir Arkeoloji Müzesi olarak hizmet vermektedir.

Tarihçi Herodot’a göre, bölgedeki ilk kale, MÖ 3000’li yıllarda inşa edilmiştir. Ancak bugünkü yapının temelleri büyük oranda İyonlar dönemine dayanır.

Kalenin yapımından söz eden Evliya Çelebi, burasının askeri bir üs olarak kullanıldığını belirtmiştir.

Kale, 1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Rodos seferi öncesinde genişletilerek büyük bir askeri üs haline getirilmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman Rodos savaşı dönüşünde bu kaleyi beğenmemiş ve mimarını astırmıştır. Bu yüzden de Marmaris isminin “Mimarı as” anlamından geldiği söylenmektedir.

Sefer sırasında ordunun lojistik merkezi olarak kritik bir rol oynamıştır.

Kalenin büyük bölümü, I Dünya savaşı sırasında 1914 yılında Fransız savaş gemisinin topu ile yıkılmıştır. Bundan sonra Marmarisliler tarafından içerisinde bir mahalle kurulmuştur. Kaynaklar kale içinde 18 ev ve bir çeşme ile sarnıç olduğu belirtilmektedir.

Kale, 1980’li yıllarda restore edilerek 1991 yılında müze olarak ziyarete açılmıştır.

Evet kale ana kaya üzerine dört tabyalı olarak düzgün taşlarlar örülmüştür. Giriş kapısı üzerinde kitabesi kale içinde Dizdar, İman, Kayyum ve nöbetçilere ait birer oda bulunduğunu yine Evliya Çelebinin yazılarından öğrenmekteyiz.

Kale duvarları kesme taştan olup, 120 m uzunluğunda ve 10 m genişliğindedir. Kalenin 7 küçük bir de büyük odası vardır. Kalenin beşik tonozlu girişi, avluya açılmaktadır. Avlunun sağ ve solundaki merdivenlerle de surlara çıkılmaktadır.

Marmaris Kalesi

Arkeoloji Müzesi Bölümleri:

Kale içinde 7 ana kapalı alan bulunmakta olup, bunlardan ikisi arkeoloji salonu, biri ise Etnoğrafya salonu olarak düzenlenmiştir.

 

Arkeoloji Salonları:

Knidos, Burgaz ve Hisarönü gibi çevre antik kentlerden çıkarılan Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserler sergileniyor. Amforalar, kandiller, heykelcikler, cam eserler ve sikkeler burada görülebilir.

 

Etnoğrafya Salonu:

Osmanlı dönemine ait günlük yaşam objeleri, halılar, kilimler, silahlar ve süs eşyaları sergilenmektedir.

Marmaris Kalesi
Açık Hava Sergisi:

Kalenin avlusunda ve surlarında devasa lahitler, yazılı taşlar, mimari parçalar ve eski toplar sergileniyor.

Marmaris Kalesi

Sonuç:

Kalenin surlarına çıktığınızda Marmaris körfezi, yat limanı ve şehrin eski yerleşimi olan “Kale içi” evlerini izleyebilirsiniz. Kaleyi gezdikten sonra çevresindeki dar sokaklardan oluşan Kale içi bölgesinde yürüyüş yapabilir, buradaki restore edilmiş eski evleri ve butik mekanları görebilirsiniz. Burası Physkos’un liman ayağı ile Osmanlının kale yerleşiminin iç içe geçtiği çok özel bir dokudur.

 

LİMAN YAPILARI:

 Physkos ve çevresindeki antik liman yapıları, kentin binlerce yıl boyunca neden stratejik bir merkez olduğunu kanıtlayan en somut verilerdir. Antik dönemde bir liman sadece gemilerin yanaştığı bir yer değil, aynı zamanda kentin savunma hattı, gümrük kapısı ve depo merkezidir.

 

Physkos Antik Limanı:

Physko, “korunaklı liman” anlamına gelen bir yapıya sahipti. Coğrafi olarak Marmaris Körfezi, fırtınalara karşı doğal bir kalkan görevi gören adalar (Cennet adası gibi) sayesinde antik dünyanın en güvenli sığınaklarından biriydi.

Bugün modern yat limanının (Netsel Marina çevresi) bulunduğu alanın altında, antik döneme ait büyük blok taşlarla inşa edilmiş rıhtım duvarları yer almaktadır. Bu taşların bir kısmı, Osmanlı döneminde kalenin tahkimatında kullanılmıştır.

Antik limanın girişinde yer alan ve dalgaları kesen “molo” (mendirek) yapıları, Physkos’ta su altında yapılan araştırmalarda tespit edilmiştir. Bu yapılar, Helenistik dönem mühendisliğinin izlerini taşır.

Limanın hemen arkasında, ticari malların istiflendiği ve gemi bakımlarının yapıldığı alanlar bulunur.

Liman yakınındaki kazılarda (özellikle İyilik Kayalıkları ve çevresinde) binlerce amfora parçası bulunmuştur. Bu, limanın şarap, zeytinyağı ve tahıl ticareti için devasa bir antrepo (depolama alanı) olduğunu gösterir.

Antik dönemde gemilerin kışın karaya çekildiği veya onarıldığı “neosoikoi” adı verilen çekek yerlerinin, bugünkü Marmaris Kalesinin eteklerinde yer aldığı düşünülmektedir.

 

Limanın korunması:

Birçok antik Karya limanında olduğu gibi, Physkos liman girişinde de gerektiğinde devasa zincirlerle kapatılabildiği ve bu zincirlerin bağlı olduğu karşılıklı kulelerin bulunduğu rivayet edilir.

Limana yaklaşan gemileri önceden tespit etmek için Asartepe ve çevredeki hakim tepelerde (Beldibi sırtları dahil) gözetleme kuleleri inşa edilmiştir.

 

SU KEMERLERİ:

Physkos antik kentinde 4 adet su kemeri bulunmaktadır. Bu kemerler, kentin su ihtiyacını karşılamaktaydı.

 

NEKROPOL:

Physkos antik kentinin etrafında çok sayıda nekropol bulunmaktadır. Bu nekropollerde kaya mezarları, lahit mezarlar ve pişmiş topraktan yapılmış mezarlar bulunmaktadır.

Marmaris Beldibi İyilik Kayaları Arkeoloji Parkı

İYİLİK KAYALARI ARKEOLOJİ PARKI:

Marmaris şehir merkezinde, Kemeraltı Mahallesindedir. Marmaris Belediyesi Kültür ve Sanat Evi’nin tam karşısındadır. Parka giriş ücretsizdir.

Bölgenin antik dönemine ışık tutan en önemli açık hava müzelerinden biridir.

Toplamda yaklaşık 8342 metrekarelik bir alan üzerine kurulu olan bu park, 1 derece arkeolojik Sit alanı olarak korunmaktadır.

Marmaris Beldibi İyilik Kayaları Arkeoloji Parkı

Parkın yapısı ve atmosferi:

İyilik kayaları, ismini aldığı doğal kaya oluşumlarının etrafına kurulmuştur.

Parkın tasarımı, ziyaretçilerin hem tarihi eserleri görmesine hem de Marmaris manzarasını seyretmelerine imkan tanır. Tepe eteğinde yer aldığı için, sahil ve şehir manzarasına hakimdir. Alan yabani bitkilerden arındırılarak yürüyüş yolları ve bilgilendirme tabelalarında bir arkeo-park konseptine dönüştürülmüştür.

Marmaris Beldibi İyilik Kayaları Arkeoloji Parkı

Tarihi:

Bölgenin tarihi, MÖ 4 yüzyıla kadar (Helenistik döneme) uzanmaktadır.

Parkın bulunduğu alan, antik Physkos kentinin bir parçasıdır.

Yakın geçmişte bölgedeki eski hal binasının kaldırılması sırasında yapılan kurtarma kazılarında, buranın antik dönemde önemli bir kült merkezi (İnanç merkezi) ve Nekropol alanı olduğuna dair güçlü kanıtlar bulunmuştur. Kazılarda yerinde korunmuş Karya mezarları gün yüzüne çıkarılmıştır.

Park içerisinde Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait geniş bir eser yelpazesi sergilenmektedir.

Mimari Parçalar: Sütun başlıkları, sütun gövdeleri, alınlıklar ve kaideler.

Mezar Kültürü: Farklı dönemlere ait lahitler, yazıtlı mezar taşları ve kaya mezar kalıntıları vardır.

Günlük yaşam ve savaş: Antik dönemde kullanılan paralar, mutfak gereçleri, yazıtlar ve çeşitli savaş aletleri sergilenmektedir.

Deniz Ticareti: Marmaris ve çevresindeki batıklardan çıkarılan amphoralar (toprak kaplar), bölgenin antik dönemdeki ticari canlılığını gösterir.

 

 

Physkos antik kenti Armutalan
 

ARMUTALAN

Armutalan’ın adının ortaya çıkışı, beldede çok sayıda armut ağacı bulunmasıyla birlikte asıl olarak “Sarıana Hikayesi” ile anlatılır. (Hikayeyi aşağıda anlatacağım)

Marmaris’in en popüler yerleşim ve turizm bölgelerinden olan Armutalan, hem huzurlu bir yaşam alanı sunması hem de merkeze yakınlığı ile bilinir.

Marmaris’in kuzeybatı yamacında, çam ormanlarının eteklerinde yer alan bu bölge, özellikle 1990’lardan sonra hızla gelişerek modern bir çehre kazanmıştır.

Evet, Armutalan Marmaris körfezine hakim bir konumda olmasına rağmen, sahil şeridinde değil, biraz daha iç kesimde ve hafif yüksek bir rakımda yer alır.

Bölge, sırtını oksijen deposu olan yoğun çam ormanlarına dayamıştır.

Bu durum, Armutalan’ın Marmaris merkeze göre 1-2 derece daha serin ve az nemli bir havaya sahip olmasını sağlar.

Marmaris Armutalan

Turizm ve Konaklama:

Armutalan, Marmaris’in yatak kapasitesinin büyük bir kısmını karşılar. Büyük otellerin yanı sıra çok sayıda apart otel ve butik pansiyon vardır.

Bölge, sessizliği ve geniş otel bahçelerini tercih eden aileler ve Avrupalı turistler tarafından sık tercih edilir.

Bölgede çok sayıda restoran, pub ve alışveriş merkezi bulunur. Marmaris’in ünlü “Barlar Sokağı” kadar gürültülü olmayan, ancak akşam yürüyüşleri için ideal, hareketli bir ana caddesi vardır.

 

Siteler Mahallesi Sanat Sokağı:

Burada yer alan iki sıralı ahşap tezgahlarda otantik el ürünleri satışı yapılır. Yöreye özel el yapımı takılar, işlemeler, ev aksesuarlarını Sanat Sokakta bulabilirsiniz.

Marmaris Armutalan

 

GEZİLECEK YERLER VE AKTİVİTELER:

 

CAMİAVLU VE SEYİR TEPELERİ:

Bölgenin üst kısımlarına çıktığınızda Marmaris Körfezini kuşbakışı görebileceğiniz harika manzara noktaları vardır.

 

Camiavlu Mevkii;

Armutalan’ın üst kısımlarında, orman sınırında yer alan bir mahalledir. Burayı özel kılan temel özellikleri şunlardır.

Mahallenin sokaklarında yukarı doğru yürüdükçe kendinizi bir dağa tırmanıyor gibi hissedersiniz. Çam ormanlarının kokusuyla birleşen temiz hava, burayı Marmaris merkezine göre çok daha ferah kılar.

Diğer turistik bölgelere göre daha sakin olan bu mevkide, manzara eşliğinde yemek yiyebileceğiniz kaliteli ama daha uygun fiyatlı kafe ve restoranlar vardır.

Marmaris Armutalan Camiavlu Şelalesi
Camiavlu Şelalesi:

Marmaris-Muğla yolu üzerinde, orman içindeki patikaların paralelinde yer alan bu şelale, el değmemiş bir doğal güzelliktir. Özellikle bahar aylarında debisi yükselir. Evet, şelale, orman yoluna paralel bir noktada akar. Etrafı çam ve sığla ağaçlarıyla çevrilidir. 

 

SEYİR TEPELERİ:

Armutalan Seyir Tepesi:

Camiavlu’dan yukarı doğru devam eden yollar, sizi bu tepeye ulaştırır. Burası gündüzleri masmavi denizi ve yeşil ormanları, geceleri ise şehrin ışıklarını izlemek için en popüler noktalardan biridir.

 

Beldibi Seyir Tepesi-Panorama Point:

Armutalan’ın hemen komşusu olan Beldibi’ndedir. Marmaris’in girişinden itibaren tüm körfezi hakimdir ve genellikle profesyonel fotoğrafçılar tarafından tercih edilir.

 

Marmaris Seyir Terası:

Muğla yolu üzerinde bulunan bu nokta, Marmaris’i ilk girişte sizi karşılayan o meşhur geniş açılı manzarayı sunar. Dinlenme alanları ve seyir bankları mevcuttur.

 

DOĞA YÜRÜYÜŞLERİ:

 Camiavlu’dan başlayan ve orman içlerine doğru uzanan patikalar “Karya Yolu” benzeri bir deneyim sunar. Yükseklik yer yer 300-350 metrelere çıktığı için iyi bir kondisyon gerektirir.

 

MAVİ BAYRAKLI PLAJLARA YAKINLIĞI:

Kendi bünyesinde plaj olmasa da, Marmaris Halk Plajı ve Siteler bölgesi plajlarına sadece 5 dakika uzaklıktadır.

 

KIZLAR KAYASI:

Bölgeye yakın konumdaki yerel efsanelere konu olmuş bu kaya oluşumu, tarih ve efsane meraklılarının ilgisini çeker.

 

SARIANA EFSANESİ:

1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman komutasındaki 100.000 kişilik Osmanlı ordusu, yaklaşık 700 gemilik Osmanlı donanması, Rodos’u denizden kuşatmak için 40 günlük bir yürüyüşle İstanbul’dan Marmaris’e gelir. Marmaris’te geçici konaklama yapan Kanuni, askerlerinin kadırgalara binişi ve diğer hazırlıkların yapılışı sırasında yerli halk arasında saygın, deneyimli kişilerle görüşürken ermiş kadın olarak tanınan Sarıana’yı ziyaret eder.

Sarıana’nın sahip olduğu tek inekten Kanuni’nin tüm ordusuna yetecek kadar süt sağarak kahvaltı hazırlaması, yöre halkının yüzyıllardır dilden dile anlattığı bir hikayedir.

Bu hikayenin bir de Armutalan ile ilgili kısmı vardır. Kanuni, sütüyle ordusunu besleyen Sarıana’ya askerlerinin Rodos’u kuşatmada başarılı olup olmayacağını sorar. Sarıana, Armutalan’ın bugünkü yerleşim yerini işaret ederek armut bahçelerini gösterir ve Padişaha şöyle der. “Askerlerini armut ağaçlarıyla dolu karşıdaki alana dağıtır, ağaçlardan armut koparan olup olmadığını kontrol ettir. Yok dediği halde cebinde, torbasında armut çıkan askerler varsa, onları kuşatmaya götürme” der.

Kanuni, Sarıana’nın öğüdünü komutanlarına emir vererek yerine getirir. Cebinde “yok” deyipte armut çıkan askerleri sefere götürmez. Bunu öğrenen Sarıana “Şimdi Rodos’u kuşatmada muvaffak olacaksın” der.

Kanuni gerçekten 5 aylık bir kuşatmadan ve çetin çarpışmalardan sonra 20 Aralık 1522 tarihinde Rodos kalesini ele geçirir ve Akdeniz’de Osmanlı hakimiyet dönemi başlar.

Rodos seferi sonrasında teşekkür etmek üzere buraya gelen Kanuni, Sarı Ana’nın vefat ettiğini öğrenir ve kabri üzerine bir türbe yapılmasını ve önündeki dereye de halkın ziyareti için bir köprü inşa edilmesini ister.

Evet, günümüzde Marmaris’te Sarıana türbesi vardır.

Marmaris Armutalan Sarıana Türbesi

Sarıana Türbesi:

Bir adı da “Yörük Fatma” olan “Sarı Ana” muhtemelen sarışın olması nedeniyle bu adı almıştır. Sarıana’nın 16 yüzyılda yaşadığı bilinmektedir.

Evet türbenin girişinin üstündeki kitabede: “ya Hazreti Mevlana” yazısı okunmaktadır. Bu kitabe aslında buraya sonradan, muhtemelen yıkılan Marmaris Mevlevihanesinden korunması amacıyla getirilmiştir. Türbenin bahçesinde 12 adet mezar taşı bulunmaktadır. Bunlardan 7 tanesi kadın, 4 tanesi erkeklere aittir ve bölgenin tarihi mezarlığı niteliğindedir. Orijinal yapı, Osmanlı dönemine ait olsa da bu türbe, 1986 yılında yanına bir cami eklenerek yeniden inşa edilmiş ve modernize edilmiştir.

 

Marmaris Günnücek Milli Parkı
 

GÜNNÜCEK MİLLİ PARKI

Marmaris şehir merkezine sadece 1.5 km uzaklıkta, Aktaş-Yalancı Boğaz yolu üzerinde Burunucu Macera Parkının hemen yanındadır.

Alan 1996 yılında Milli Park ilan edilmiştir.

Yerel halk arasında sığla ağacına “Günnük Ağacı” demir ve park adını sahip olduğu bu günnük ağaçlarından alır. Bu ağaçların gövdesinden elde edilen sığla yağı antik çağlardan beri hem parfümeride hem de mide rahatsızlıklarında kullanılmaktadır. Ayrıca sığla ağaçlarının yoğun yaprak yapısı, en sıcak yaz günlerinde bile parkın içinde serin ve nemli bir mikro klima oluşturmaktadır.

Marmaris Günnücek Milli Parkı

Coğrafi Özellikleri:

Milli park içinde çok sayıda tepe ve dağ bulunmaktadır. En yüksek nokta olan Balan Dağıdır. (999 metre) Parkta ayrıca iki mağara yer alır. Nimara mağarası ve Turunç Kumlubük Mağarası.

Nimara adasının ortasında bulunan Nimara mağarası içinde sarkıt ve dikitler bulunmakta olup, jeolojik yaşının 100 bin yıl olduğu tahmin edilir. Parkta içmeler kanyonu ve Doğankapızı Kanyonu da bulunmaktadır.

Marmaris Günnücek Milli Parkı

Bitki Örtüsü ve Flora:

Yaygın ağaç türünün kızılçam olduğu milli parkta, kızılçam ormanları dışında Sığla (Günnük) ağacı ve maki, frigana ve otsu bitkiler gibi orman dışı alanları da ekolojik açıdan büyük önem taşır.

Endemik bitki türü olan Sığla ağacı toplulukları, taban suyunun yüksek olduğu düzlüklerde Günnücek, Adaağzı, Doğankapızı, Kumlubük Kapızdere vadisi ile Kargılı koyunda doğal yayılış gösterir.

Milli parkta toplam 724 bitki türü tespit edilmiştir.

Parkta yaban domuzu, sincap, yaban eşeği ve kedi gibi memelilerin yanı sıra 50 farkulı türde kuş yaşamaktadır.

Marmaris Günnücek Milli Parkı

Park alanında bulunan tarihi ve arkeolojik değerler:

Parkta bulunan başlıca arkeolojik Sit alanları şunlardır. Physkos Antik Kenti, Amos harabeleri, Marmaris Kalesidir.

 

Parkın içinde ne yapılabilir

Parkın içinde ahşap yürüyüş yolları, gölet, piknik ve kamp alanları ile anıt ağaçlar bulunmaktadır. Ağaçların arasından geçen yürüyüş yolları, doğaya zarar vermemesi için yükseltilmiştir. Ahşap yürüyüş platformları yürüyüşü kolaylaştırır.

Piknik masalarının bulunduğu mesire alanı, sosyal tesisler, büfeler, tuvalet ve çeşmeler de vardır. Ancak doğayı korumak adına mangal veya ateş yakılması kesinlikle yasaktır.

Parkın uç noktasında Marmaris körfezine bakan küçük bir kıyı şeridi bulunmaktadır. Buradan denize giremezsiniz ama deniz manzarasını izleyebilirsiniz.

Park hafta içi saat 08.30 ile 17.00 saatleri arasında ziyarete açıktır. Parka giriş ücretsizdir, ancak park içindeki bazı tesisler ve özel aktiviteler için ücret alınmaktadır.

 

 

Marmaris Çevresi İçmeler
 

İÇMELER

Marmaris ilçesinin en gözde tatil beldelerinden biridir. Marmaris merkeze yaklaşık 8 km uzaklıkta, yeşil çam ormanlarının denizle buluştuğu büyüleyici bir koyda yer almaktadır.

Marmaris İçmeler

Neden içmeler:

Bölgede bulunan doğal şifalı içme suyu kaynaklarından gelmektedir. Geçmişte bu suyun sindirim sistemi hastalıklarına ve çeşitli rahatsızlıklara iyi geldiğine inanıldığı için çevre halkı buraya “içme” veya “içmeler” demeye başlamıştır. Günümüzde turizm ön planda olsa da, bölgenin adı bu eski şifa geleneğinin bir mirası olarak kalmıştır. Evet bölgedeki yerel şifalı su kaynakları tamamen yok olmuş değil, ancak eski dönemlerdeki gibi herkesin ulaşıp bardak bardak içtiği o meydan çeşmesi kültürü zayıflamış durumdadır. Büyük otellerin inşası sırasında, bazı doğal su damarlarının yer değiştirdiği veya kapalı kaldığı biliniyor.

Son yıllarda içmelerde yapılan sondaj çalışmalarında, derinde hala zengin mineralli ve jeotermal (sıcak/ılık) su tabakası olduğu tespit edilmiştir. Hatta bazı girişimciler, bu suyu tekrar gün yüzüne çıkarıp İçmeleri sadece deniz tatili değil, bir termal sağlık merkezi haline getirmek için projeler yürütmektedir.

Marmaris İçmeler

Yerleşim

Koyun ilk yerleşim yeri, kıyıdan içeride, ovanın etrafını çevreleyen dağa birleştiği yerde kurulan Gölenye köyüdür. Köy, kıyıdan içeride kurulmuş, ortasında Gölenye deresi ve Kocadere’nin geçtiği Gölenye ovası tarıma ayrılmıştır. 1969 yılında koyun kuzeyine yapılan bir motel, 1980’li yılların başına kadar Marmaris’in en tanınmış konaklama tesisi olmuştur. 1981 yılında Marmaris karayolunun tamamlanmasıyla, koyun kuzeyinde Pamucak Mevkiinin 1987 yılında turizm merkezi ilan edilmesiyle burada konaklama tesislerinin yapımına başlanmıştır.

Daha sonra turizmin boş bulunduğu ovada, 1982 yılından itibaren hızlı bir gelişme görülür ve ismini güneyde Mesozoik kalkerleri ve ovanın kontakt noktasından çıkan kaynaktan alan içmelerde turizm hızla gelişmiştir.

İçmeler beldesini ortadan ikiye bölen dere, düzenleme yapılarak güzelleştirilmiştir. Derenin iki yanında hediyelik eşya satıcıları, elişi tezgahları bulunmaktadır.

Marmaris İçmeler

Plaj ve Deniz:

İçmelerin en büyük çekici, yaklaşık 1.5 km uzunluğundaki geniş ve temiz kumsalıdır. Plaj özellikleri şunlardır: Kum ve çakılın iç içe geçtiği bir yapıdadır. Deniz sığ ve sakindir. Aileler ve çocuklar için idealdir. Berrak ve turkuaz renklidir. Sahil Mavi Bayrak ödüllüdür. Deniz sporları (jet ski, parasailing, banana boat) yapma imkanları vardır.

Marmaris İçmeler

Doğa ve Çevre:

İçmeleri diğer tatil beldelerinden ayıran en önemli özelliği, sahilin hemen gerisine kadar uzanan çam ve kızılçam ormanlarıdır. Bu sayede hem denizin hem de serin gölgenin tadını bir arada çıkarmak mümkündür.

Aşıklar Tepesi olarak da bilinen noktalardan İçmeler koyunun o meşhur adacıklı manzarasını özlemek mümkündür.

Akşamları içmeler çarşısı oldukça hareketlidir ve çarşıda hediyelik eşyalar, takılar ve yerel ürünler bulabilirsiniz.

 

Konaklama:

İçmeler, her bütçeye uygun geniş bir konaklama seçeneği sunar. Her dahil konseptindeki büyük tatil köyleri ve oteller, butik pansiyon ve apart oteller vardır.

Marmaris İçmeler

Yeme-İçme:

Beldenin sahil boyunca uzanan ana caddesinde çok sayıda restoran, kafe ve bar bulunur. Taze deniz ürünleri, Türk mutfağının geleneksel lezzetleri ve uluslararası yemekler rahatlıkla bulunabilir. Gece hayatı Marmaris merkeze kıyasla daha sakindir.

 

Tekne Turları:

İçmelerden Marmaris körfezinin muhteşem koylarını keşfetmek için günlük tekne turları düzenlenmektedir. Popüler rotalar arasında, Kumlubük, Turunç, Cennet Adası ve çevre koylar sayılabilir.

 

İklim:

Tipik Ege-Akdeniz iklimine sahiptir. Yaz aylarında sıcaklık 30-38 derece arasında seyreder. Deniz suyu sıcaklığı ise yaz boyunca 24-28 derece civarındadır. Sezon Nisan-Ekim ayları arasındadır.

Marmaris İçmeler Kanyonu

İçmeler Kanyonu:

İçmeler merkezinden kanyon girişine ulaşım oldukça kolaydır. Kanyon, Marmaris Milli Parkı sınırları içinde bulunmaktadır.

Kanyon yüzlerce metrelik sarp kayalıklar, çam ağaçlarıyla bezeli yamaçlar ve buz gibi akan suların oluşturduğu doğal göletlerden meydana gelir. Bazı noktalarda sular küçük şelaleler oluşturarak dökülür.

Marmaris İçmeler Kanyonu

Kanyon içinde sekiz adet akarsu yatak çukuru tespit edilmiş olup bunların en belirgin dördünün jeolojik özellikleri bilimsel açıdan incelenmiştir. Bu oluşumlar, görsel ve bilimsel açıdan orta üstü öneme sahip olduğu değerlendirilerek nadir doğal yapılardır.

Marmaris İçmeler Kanyonu

Yazın en sıcak günlerinde bile kanyonun içi, yüksek kayaların gölgesi ve akan suyun serinliği sayesinde Marmaris merkeze göre çok daha ferah ve oksijenli yüksek bir havaya sahiptir. Kanyon boyunca ilerleyen yürüyüş parkuru bulunur. Ancak bazı noktalarda oldukça engebeli ve kaygan olabilir. Kanyon içinde turkuaz renkli ve oldukça soğuk kaya göletlerinde yüzmek mümkündür. Ancak profesyonel rehber almanız önerilir.

 

Marmaris Çevresi Taşhan
 

 

TAŞHAN VE KEMERLİ KÖPRÜ

Marmaris çevresi, Taşhan ve Kemerli köprü, ilçe merkezine yaklaşık 10 km uzaklıkta İskele başı semtindedir.

Taşhan ve Kemerli köprü, 1552 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır.

1993 yılındaki selde yıkılmıştır.

 

 

Marmaris Çevresi Karacasöğüt Koyu
 

KARACASÖĞÜT

Datça Yarımadasının kıyısında yer alan küçük ve sakin bir köydür.

Marmaris şehir merkezine yaklaşık 35 km uzaklıktadır.

Ormanlık ve dağlık bir arazinin arasında denizle buluştuğu bir noktada yer alır.

Karayolu ile ulaşılabilir, yat ve tekneyle de gelmek mümkündür.

Marmaris Karacasöğüt

Köy Yaşamı:

Öncelikle şunu söylemek gerekir. Kışın köy tamamen kendi içine çekilir, nüfus azaları, sessizlik hakim olur. Yazın ise köy hareketlenir, dünyanın her yerinden gelen yatçılar ve doğaseverler köye bir canlılık katar.

Çok küçük bir yerleşim yeri olan köyde, birkaç market, bir balık restoranı ve bir yelken kulübü/eğitim merkezi vardır. Bölge, dünyaca ünlü Marmaris çam balının üretim merkezlerinden birisidir. Köyün etrafındaki ormanlarda çok sayıda kovan görebilirsiniz. Yamaçlardaki zeytinliklerden elde edilen sızma zeytinyağları ve kırma zeytinler bulup satın alabilirsiniz.

Kamp yapmak için de tercih edilmektedir.

 

 

Marmaris Karacasöğüt Koyu

KARACASÖĞÜT KOYU:

Korunaklı koyu ile özellikle yelkenciler ve yat severler arasında oldukça popülerdir. Marmaris’in diğer popüler koylarının aksine burada yüksek sesli müzik veya büyük tesisler yoktur. Sessizlik ve doğa ön plandadır.

Yeşil çam ormanlarının denizle kucaklaştığı manzarası büyüleyicidir.

Denizi oldukça berrak ve sığdır. Suyun rengi cam gibidir. Çocuklu aileler için uygundur. Sahil şeridi çakıl karışık bir yapıdadır. Denizin dip yapısı kum ve yosun karışımıdır.

Mavi yolculuk güzergahlarının klasik uğrak noktalarından birisidir.

Bölgedeki arkeolojik buluntular nedeniyle Karacasöğüt koyunun bir kısmı 1 Derece Arkeolojik Sit alanı olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Marmaris Karacasöğüt Koyu

Tekne ve Yat turizmi:

Gökova körfezinde seyreden yatlar için Karacasöğüt, su ve erzak ikmali yapılabilecek nadir noktalardan birisidir. Koy çok sayıda demirleme ve yanaşma seçeneği sunar.

Koya girişte, batı kıyısında, çamlarla kaplı yüksek dağların eteklerinde koltuk alınarak demirleme yapılabilir. Global Sailingi Academy’nin kuzey ve güneyinde oldukça korunaklı ve mükemmel atmosfere sahip bağlama yerleri mevcuttur. Bu bölgelerde su derinliği fazladır.

Koy içinde alargaya uygun çok sayıda demirleme noktası bulunur. Ancak koyun doğu kıyısı meltem rüzgarlarına açık olduğundan barınma için önerilmez. Sadece sakin havalarda tercih edilmelidir. Bu kıyı şeridinin güneyinde, ünlü denizci Piri Reis’in gemilerine su ikmali yaptığı, kendi adıyla anılan çeşme yer almaktadır.

Kıyı kesiminde denize karışan azmak önlerinde sığlık bulunur. Kıyı şeridinin orta kesiminde 15 yat kapasiteli özel bir tesisin tonozlu iskelesi vardır. Su ve elektrik bağlantısı sağlanır. Restoran, market ve çamaşırhane hizmeti veren geniş alana yapılan tesiste kablosuz internet bağlantısı da mevcuttur.

Bu tesisin hemen doğusunda 50 yat kapasiteli köy muhtarlığının iskelesi bulunur. Tonoz bulunmamaktadır. Günübirlik tekneler, charter tekneleri ve sürekli kalan yatlar bu iskeleye bağlanabilir. İskelede genellikle yer bulunur. Birçok tekne bu iskeleyi kışlamak için tercih eder. Elektrik ve su bağlantısı mevcuttur. İskele arkasındaki market, restoran ve kafede tüm ihtiyaçlarınızı temin edebilirsiniz.

Tüp gazve blok buz bulunur. Yakıt ikmali, Marmaris’ten gelen tankerle sağlanır. Köyün sağlık ocağı ve taksi durağı mevcuttur. 22 km uzaklıktaki Marmaris’e düzenli dolmuş seferleri bulunmaktadır. Bir kargo şirketi Marmaris’ten servis vermektedir.  

 

KARACASÖĞÜT ŞELALESİ:

Köyden Okluk koyu yönüne giderken, yaklaşık 2-3 km mesafede yer alır. Yaklaşık 25 m dökülen bu küçük şelalenin altında yüzülebilen bir doğal havuz vardır.

Gürül gürül akan devasa bir şelaleden ziyade, daha zarif ve huzur verici bir akışa sahiptir. Şelalenin çevresinde anıt ağaç niteliğinde çınarlar, çamlar ve sarkan sarmaşıklarla çevrilidir. Bu yoğun bitki örtüsü, bölgeye tropikal bir hava katar.

Şelalenin çevresinde herhangi bir işletme veya tesis bulunmaz. Bu nedenle yanınızda mutlaka su, atıştırmalık ve sinek kovucu bulundurmanız önerilir.

 

KARACASÖĞÜT MAĞARASI-SOMALIKAYA DÜDENİ VE SUÇIKTI:

Yerel kaynaklarda ve teknik kayıtlarda Somalıkaya Düdeni ve Suçıktı Mağarası (bazen Karacain Mağarası olarak da geçer) adlarıyla anılan bu yapı hakkında bilgiler aşağıdadır.

Mağara, suyun içeri girdiği düden kısmı (Somalıkaya) ve suyun dışarı çıktığı “Suçıktı” kısmı olmak üzere iki ana galeri sisteminden oluşur.

Toplam uzunluğu yaklaşık 421 m, derinlik ise 15.5 m dir. Mağaranın yaklaşık 342 m bölümü aktif durumdadır.

Mağaranın içinde iki adet doğal göl bulunur. Bu göller mağaranın atmosferine gizemli ve büyüleyici bir hava katar.

Evet mağaranın girişinden yaklaşık 15 m sonra galeri suyla kaplıdır. Bu nedenle mağaranın iç kısımlarını keşfetmek için şişme boz kullanmak gerekir. Mağaranın girişi çok geniş değildir ve içerideki bazı geçitler oldukça daralmaktadır.

Amatör gezginler mağaraya rehber eşliğinde girmeli ve 10 m den fazla da uzaklaşmamalıdır.

Marmaris Boncuk Koyu

BONCUK KOYU:

Köye oldukça yakın Boncuk koyu, sadece turkuaz rengi deniziyle değil, dünya çapında ekolojik önemiyle de tanınan çok özel bir duraktır. Gökova Körfezinin bu saklı köşesi, doğallığı korumayı başarmış nadir yerlerden birisidir.

Koyun suyu o kadar berraktır ki, dibindeki taşları ve balıkları cam gibi görebilirsiniz. Adını da muhtemelen bu boncuk gibi parlayan tertemiz suyundan almıştır. Sahili kum ve çakıl karışımıdır. Denizi genellikle sakin ve dalgasızdır, bu da burayı huzurlu bir yüzme alanı haline getirir.

Koruma alanı olduğu için büyük oteller ve beton yapılar yoktur. Bölgenin en bilinen yeri çadır veya karavan tatili sevenler için ağaçlar altında, denize sıfır bir konumda olan Boncuk Camping dir.

Marmaris Boncuk Koyu Kum köpekbalıkları

Kum Köpekbalıkları:

Evet dünyada en çok bulunan köpekbalığı türüdür ve en çok avlanan köpekbalığı türlerinden biridir, çünkü eti güzeldir ve yüzgeçleri de çorba ve ilaç yapılında kullanılır. Her denizde yaşar, her ortama uyum sağlar. Hayvan çok büyük guruplar halinde dolaşır. Ergenliğe erişmeden önce bu hayvanlar boylarına göre, ergenlikten sonra ise cinsiyetlerine göre guruplaştıkları için fazlaca avlanıp nesilleri tüketilmesi tehlikesi ortaya çıkmıştır. Boyu 1.5 m kadar ulaşabilir. 30 yılı aşkın yaşam süreleriyle uzun ömürlü canlılar arasındadır.

Boncuk koyunu dünyaca ünlü yapan en önemli özelliği, Kum köpekbalıklarının dünyadaki nadir üreme alanlarından biri olmasıdır.

Bu köpekbalıkları insana zarar vermeyen türler olarak bilinir. Genellikle kıyıya yakın sığlıklarda ürerler. Bölge köpekbalıklarının üreme dönemlerinde (genellikle Mayıs ve Haziran ayları arasında) sıkı koruma altına alınır. Bu dönemlerde koyun belirli kısımlarında yüzmek veya tekneyle yaklaşmak yasaklanır.

Marmaris Selimiye Köyü

 

SELİMİYE KÖYÜ

Marmaris merkeze yaklaşık 40 km uzaklıktadır.

Küçük bir balıkçı köyü olan Selimiye doğası ve tertemiz deniziyle her yıl birçok ziyaretçiyi ağırlıyor.

Köy aynı zamanda Türkiye’nin en önemli yat limanlarından biri olma özelliği taşıyor.

Selimiye, Akdeniz’de el değmemiş nadir güzelliklerden biri olup doğal Sit alanı olarak korumaya alınmıştır. Köyün sahip olduğu koy oldukça sakin ve neredeyse doğal bir göl gibi kapalıdır.

 

Tarihi ve İsimleri:

Antik çağda Hydas olan köy, sonraları Losta ismini taşımıştır. Günbatımında dağların arkasında kaybolan güneş etrafı kırmızı tonlarda boyadığı için köye “Kızılköy” de denmiştir.

Güncel ismini Osmanlı Padişahı I Selim’den almıştır. Rivayete göre Yavuz Sultan Selim, Rodos seferine giderken, donanmasıyla bu korunaklı koya sığınmış veya bölgeden geçmiş, bu tarihi olaya atıfta bulunularak köye Selimiye ismi verilmiştir.  

Tarihi çağlar boyunca korunaklı limanlarıyla denizcilerin sığınağı ve çeşitli medeniyetlerin yuvası olmuştur.

Bulunduğu alandaki yerleşim, MÖ 600’lü yıllarda kurulmuştur. Sonraki yıllarda Bizans yönetimine giren bölge bu tarihlerde Losta adıyla anılmıştır. Köyle yaygın olarak Girit Türkleri yaşar ve yaşayışa yörük kültürü hakimdir.

 

Stratejik önemi:

Selimiye’nin eski adı Losta’nın konumu nedeniyle bölgeden geçen tekneler için kötü havalarda sığınılacak bir koy olma özelliği bulunuyor. Hatta geçmiş dönemde bunu fark eden korsanlar koyun içerisine 3 tane gözlem kulesi inşa ediyorlar ve buraya sığınan gemilere pusu kuruyorlardı. Dolayısıyla stratejik olarak da önemli yerde bulunuyor.

 

Geçim kaynakları:

Halkı balıkçılıkla, arıcılıkla ve zeytincilikle geçinen bir köyken, son yıllarda halkın en önemli geçim kaynaklarından biri turizm olmuştur. Selimiye, 15 sene öncesine kadar deniz yolu ile ulaşılabilen bir balıkçı köyü iken karayolu bağlantısı açılınca yoğun göç almaya başlamıştır. Son 10 yıldır yerli ve yabancı turistlerin gözde tatil mekanlarından biri haline gelerek popülerliği artmıştır.

 

Yeme-içme:

Selimiye yeme-içme konusunda oldukça geniş bir yelpaze sunar. Ege kıyılarında olan beldede taptaze balık ve deniz ürünlerinin tadını çıkarabilirsiniz. Ege’nin kabak çiçeği dolması gibi lezzetli mezelerini ve zeytinyağlılarını yiyebilirsiniz.

 

HYDAS-HİDAS

Önce antik kente ulaşım: Selimiye’den tepelere doğru çıkan patikalar üzerinden ulaşım sağlanır.

Şehir, Karya bölgesinin en stratejik sahil kentlerinden biri olarak bilinir.

Günümüzde Selimiye köyü sınırları içinde yer alan bu kent, sadece bir yerleşim değil, aynı zamanda çevredeki adaları ve deniz trafiğini denetleyen bir gözetleme noktasıdır.

Evet, Hydas şehri, Selimiye koyuna hakim yüksek bir tepe üzerinde kurulmuştur.

Bu konum, kente iki büyük avantaj sağlamıştır.

1-Güvenlik: Sarp kayalıklar üzerine kurulu olması, saldırılara karşı doğal bir savunma hattı oluşturur.

2-Gözetleme: Denizden gelebilecek tehditleri önceden görebilmek için mükemmel bir görüş açısına sahiptir.

 

GÜNÜMÜZE KALAN KALINTILAR:

Kentten günümüze ulaşan kalıntılar, genellikle savunma mimarisi üzerine yoğunlaşmıştır.

 

SUR DUVARLARI:

En dikkat çekici yapılar, tepeyi çevreleyen surlardır.

Surların en eski bölümünde poligonal denilen, yani çok köşeli taşların birbirine harç kullanılmadan, adeta bir yapboz gibi mükemmel şekilde geçirilmesiyle oluşturulan bir teknik görülür. Bu yöntem, duvarların depremlere ve dış darbelere karşı inanılmaz derecede dayanıklı olmasını sağlar.

Surların üst kısımlarında veya daha sonra onarılan bölümlerinde, daha düzenli ve dikdörtgen kesilmiş taşlar fark edilir. Bu kentin Helenistik dönemde de aktif olarak kullanıldığını gösterir.

Tahkimat yapılırken arazinin sarp yapısından faydalanılmıştır. Bazı noktalarda duvarlar doğrudan devasa ana kayaların üzerine inşa edilerek, doğa ve insan yapısı birleştirilmiştir.

Kentin tek bir sur hattı yoktur. Tepeye doğru çıkıldığında iç içe geçmiş savunma hatları fark edilir. En tepedeki iç kale yani Akropol, savunmanın en güçlü olduğu son noktadır.

 

GÖZETLEME KULELERİ VE BURÇLAR:

Sur hattı boyunca belirli aralıklarla kare planlı burçlar yerleştirilmiştir. Bu kuleler, hem surun savunmasını güçlendiriyor hem de Hisarönü Körfezi ile Selimiye Koyuna gelen gemilerin takip edilmesini sağlıyordu.

Selimiye çevresindeki tepelerde, kentin savunma sisteminin bir parçası olan kare planlı küçük kule kalıntıları mevcuttur.

Kulelerin çoğu yaklaşık 5×5 m veya 6×6 m boyutlarında, kare planlıdır. Bu form, her yöne eşit görüş açısı ve yapısal dayanıklılık sağlar. Surlarda olduğu gibi kulelerde de devasa taş bloklar kullanılır. Harçsız yani kuru duvar tekniğiyle inşa edilen alt katlar, binlerce yıldır depremlere rağmen ayakta kalabilmiştir. Kalıntılardan anlaşıldığına göre, bu kuleler orijinalinde 2 veya 3 katlıydı. Alt katlar genellikle depo veya mühimmat alanı, üst katlar ise nöbetçilerin konaklama ve gözetleme alanı olarak kullanılıyordu.

 

Bölgede öne çıkan kuleler:

Akropol kuleleri: Kentin en tepesinde, sur duvarlarıyla bütünleşik olan ana savunma kuleleridir.

Aşarkale (Sahil Kulesi): Selimiye Koyunun girişinde, denize çok yakın bir konumda bulunan bu kule, antik liman trafiğini yöneten bir gümrük veya kontrol kulesi işlevi görüyordu.

 

Günümüz:

Bugün bu kulelerin çoğu yıkılmış olsa da zemin katları ve 2-3 metreye kadar varan duvar yükseklikleri hala korunmaktadır. Özellikle Aşarkale mevkii, hem kule yapısını incelemek hem de antik liman girişini görmek için en iyi noktadır.

Kulelerin çevresinde yer yer kayalara oyulmuş basamaklar ve kapı eşiklikleri fark edilebilir. Bu detaylar, antik dönemde askerlerin kuleye giriş-çıkış rotalarını günümüze taşır.

 

 

SU SARNIÇLARI:

Su ihtiyacını karşılamak amacıyla kayalara oyulmuş sarnıçlar, kentin lojistik zekasını gösterir.

Kaya oyma teknikleri: Sarnıçların çoğu, tepedeki doğal kireçtaşı kayalıkların içine oyularak oluşturulmuştur. Bu, suyun sızmasını engelleyen ve doğal bir yalıtım sağlamak için en etkili yöntemdi. Bazı sarnıçlar ise doğal mağaraların genişletilmesiyle oluşturulmuştu.

Yalıtım Sıvası: Sarnıçların iç yüzeyleri, su sızıntısını tamamen önlemek ve suyun kalitesini korumak için özel bir su geçirmez sıva (Horasan harcı benzeri) ile kaplanmıştır. Bu sıvanın kalıntıları bazı sarnıçlarda günümüzde de görülebilmektedir.

Yağmur suyu toplama sistemi: Sarnıçlar sadece birer depo değildi. Çevrelerindeki çatılardan ve açık alanlardan yağmur suyunu toplayacak şekilde tasarlanmış kanallar ve eğimli yüzeylerle entegre edilmişti. Bu sistem, en küçük yağmur damlasının bile ziyan edilmemesini sağlıyordu.

Çeşitli formlar: Sarnıçlar farklı şekil ve boyutlarda olabilirdi. Bazıları dairesel, bazıları dikdörtgen planlıydı. Bazı sarnıçların üzeri tonozlu veya kubbeli çatılarla kapatılmış, bazılarının ise açık bırakılmıştı. Kapalı sarnıçlar suyun buharlaşmasını veya kirlenmesini önlemek için tercih edilirdi.

 

Günümüz:

Bugün Hydas antik kentinde çok sayıda su sarnıcı kalıntısı görülebilir. Özellikle Akropol tepesinde ve çevresindeki yamaçlarda, kayalara oyulmuş sarnıçların ağızları ve iç mekanları hala fark edilmektedir. Bazı sarnıçlar zamanla dolmuş veya hasar görmüş olsa da, kentin su mühendisliğinin izlerini taşımaya devam etmektedir.

 

TURGUT ŞELALESİ YAKINLARINDAKİ SU KEMERLERİ:

Turgut çevresindeki su kemerleri, genellikle Helenistik ve Roma dönemi özelliklerini taşır.

Bu kemerlerin temel işlevi, yüksek debili Turgut Şelalesi kaynağını ve çevredeki diğer su kaynaklarını daha alçaktaki yerleşimlere taşımaktır.

Yığma Taş Tekniği: Bölgedeki kireçtaşı kullanılarak inşa edilen kemerler, harçlı veya harçsız teknikle örülmüştür. Bazı bölümlerde Roma dönemine özgü dayanaklı Horasan harcı izleri görülür.

Kemer formu: Su yolu, vadileri aşmak için bazen tek katlı, bazen de arazi eğimine göre iki katlı kemer yapıları üzerine oturtulmuştur. Bu, suyun akış hızını sabit tutmak için hassas bir eğimle hesaplanmıştır.

Pişmiş toprak künkler: Kemerlerin üzerinden geçen su kanallarında bazen açık kanallar, bazen de birbirine geçmeli pişmiş toprak borular yani künkler kullanılmıştır.

 

Günümüz:

Turgut şelalesine giden yol üzerinde ve şelalenin üst kısımlarındaki yamaçlarda bu yapıların kalıntılarına rastlamak mümkündür. Depremler ve zamanın etkisiyle kemerlerin çoğu yıkılmış olsa da ayak kısımları ve bazı kemer açıklıkları hala görülebilir. Kalıntılar yoğun maki ve çam ormanları arasında kaldığı için adeta doğanın bir parçası gibi görünür.

 

Nekropol-Anıt Mezarlar:

Kentin Nekropol yani mezarlık alanında, Karya bölgesine özgü kaya mezarları ve düzgün kesme taşlardan yapılmış anıt mezarların izlerine rastlanır.

Kaya Mezarları: Sarp kayaların içlerine oyulmuş, genellikle tek odalı ve ön yüzü basit geometrik formlarla şekillendirilmiş mezarlar vardır. Bunlar Karya bölgesinin tipik özelliklerini taşırlar.

Lahitler: Kayalara oyulmuş mezarların yanı sıra, yerel taşlardan yapılmış büyük lahit tekneleri ve kapakları bölgeye yayılmış durumdadır. Bazı lahitlerin üzerinde dönemine ait kitabeler veya süslemeler yer yer seçilebilir.

Anıt Mezar Kalıntıları: Şehrin alt kısımlarında, daha varlıklı ailelere veya yöneticilere ait olduğu düşünülen, düzgün kesme taşlarla inşa edilmiş podyumlu mezar temelleri bulunur.

 

 

Turgut Piramit Mezarı-Diagoras Anıtı:

Bölgenin en önemli mezarıdır. Selimiye’ye yakın Turgut köyü sınırları içinde, Türkiye’de eşine az rastlanan ve Piramit Mezar olarak adlandırılan çok özel bir anıt bulunur.

Mimari form: Yaklaşık 6 m yüksekliğindeki bu yapı, kare bir kaide üzerine yükselen piramit şeklinde bir çatıya sahiptir. Bu formuyla antik dünyanın yedi harikasından biri olan Halikarnasos Mozolesinin (Bodrum) küçük bir stilini anımsatır.

Kimin için yapılmıştır: MÖ 2 yüzyıla tarihlenen bu mezarın, antik kaynaklara göre Diagoras adında bir savaşçıya ve eşi Aristomakha’ya ait olduğu düşünülmektedir.

İnanç ve Adak: Yüzyıllar boyunca bölge halkı tarafından “Çağ Baba” adında bir evliyaya ait olduğu sanılarak korunmuş ve adak yeri olarak kullanılmıştır. Bu durum, antik bir yapının günümüze kadar bu denli sağlam ulaşmasını sağlayan ilginç bir kültürel sürekliliktir. Bu durum, mezar anıtını definecilerden de korumuştur.

 

 

Tarihi önemi ve Kızılköy Bağlantısı:

Antik kaynaklarda Hydas ismi, bölgedeki diğer Karya kentleriyle (Hygassos, Kastabos) olan ticari ve siyasi bağlarıyla geçer.

Bölge halkı tarafından bir dönem kullanılan Kızılköy isminin, kentin bulunduğu tepenin gün batımındaki kızıllığından veya toprağın karakteristik renginden geldiği düşünülür.

Bu da antik kentin coğrafyasıyla bütünleşmiş bir mirastır.

 

 

BUGÜN SELİMİYE KÖYÜNDE GEZİLECEK YERLER

Marmaris Selimiye Kalesi

SELİMİYE KALESİ:

Selimiye koyu yönünde, koyun 100 metre güneydoğusunda yer almaktadır.

Ege ve Doğu Akdeniz arasında işleyen yoğun ticaret ilişkisinin kontrolünü üstlenen Selimiye Kalesi, deniz ticaretinin güvenliği için inşa edilmiştir.

Selimiye kalesi, MÖ 600’lerden başlayıp Helenistik, Bizans ve Osmanlı dönemlerine uzanan çok katmanlı bir tarihe sahiptir.

Marmaris Selimiye Koyunun güneybatısında yer alan kalede antik dönemde denizcilere yol gösterdiği düşünülen deniz feneri kalıntısı, manastır, küçük bir tiyatro ve gözetleme kulesi yapılan kazı çalışmalarında gün ışığına çıkarılmıştır.

Kaleye çıktığınızda eşsiz bir deniz ve doğa manzarasıyla karşılaşırsınız.

 

Kale içindeki yapılar:

Yapının küçük bir antik tiyatrosu, gözetleme kulesi, manastırı, deniz feneri ve daha fazlası vardır.

Kalıntılar tipik olarak yerel kazılar sırasında keşfedilmiştir.

En nadide tarihi eserler arasında kaleyi çevreleyen surlar sayılır.

 

Deniz Feneri:

Antik dönemde denizcilere yol gösterdiği düşünülen deniz feneri kalıntısı, yapılan kazı çalışmalarında gün ışığına çıkarılmıştır. Ticaret rotasındaki gemilerin güvenli seyrüseferini sağlamak amacıyla inşa edildiği düşünülür.

 

Antik Tiyatro:

Yapı içinde küçük bir antik tiyatro bulunmaktadır. Kalıntılar genel olarak bölgede yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır.

 

Gözetleme kulesi:

Kıyıdan 100 m açıkta Selimiye ye yaklaşan teknelere yol göstermek amacıyla inşa edilmiş gözetleme burcu, kentin görülmeye değer kalıntıları arasındadır.

 

Manastır:

Selimiye’nin belki de en önemli tarihi yeri, tekne turları için önemli bir rota olan Kameriye adasında bulunan tarihi manastırdır. Araştırmacılar manastırın MÖ 2 veya 3 yüzyılda inşa edilmiş olabileceğine inanıyorlar. Manastırın girişinde eski mitleri tasvir eden duvar resimleri ve freskler bulunmaktadır.

 

 

SIĞLİMAN KOYU:

Sığ Liman, Selimiye Köyünün girişinde 2.5 km uzaklıktadır.

Akkum Koyu ismiyle de bilinen bölge genel olarak teknelerin uğrak yeri olsa da ulaşım zorluğu nedeniyle sessiz ve sakin atmosferiyle ilgi çekmektedir.

Koyu çevreleyen dağlar sayesinde deniz neredeyse bir havuz kadar durgundur. Kıyıdan metrelerce uzaklaşsanız bile, su seviyesi bel hizasını geçmez. Bu özelliğiyle çocuklu aileler ve yüzme bilmeyenler için en güvenilir noktalardan biridir.

Sahili ve denizin içi ince kumludur. Selimiye genelinde denizin genellikle taşlık olduğu düşünülürse, Sığliman kumlu yapısıyla önemli bir alternatiftir.

Derinliğin az olması nedeniyle, suyu Selimiye merkezine göre birkaç derece daha sıcaktır.

Koyun çevresinde doğayla iç içe konaklamak isteyenler için kamp alanları bulunmaktadır. Koyda sınırlı sayıda kafe ve plaj işletmesi bulunur. Bu işletmelerde yerel lezzetlerin tadına bakabilir veya şezlong hizmeti alabilirsiniz. Ancak koyun büyük kısmı halka açıktır. Denizin dalgasız olması kano veya stand up paddle yani ayakta kürek sörfü yapmak için ideal ortam sunar.

Sığliman’ın bittiği yerden tepeleri aşarak patikaları takip ettiğinizde, bölgenin bir diğer gizli hazinesi olan Cennet Koyu’na (Love Bay) ulaşabilirsiniz.

 

 

CENNET KOYU:

Selimiye köyünde berrak ve temiz deniziyle adeta akvaryumu andıran bir yer olarak ilgi görür. Sığliman koyunun sonundan başlayan yaklaşık 15-20 dakikalık engebeli bir patika yolu takip ederek buraya ulaşabilirsiniz. Veya Selimiye merkezden kalkan özel tekneler veya kiralık kanolarla denizden ulaşım sağlamak mümkündür.

Koy, ismini hak edecek kadar berrak ve turkuaz bir denize sahiptir. Suyun netliği sayesinde zemindeki kumları ve balıkları kıyıdan bile görebilirsiniz.

Sığliman’a göre çok daha az yapılaşma olduğu, etrafı yüksek kayalıklar ve sık maki örtüsüyle çevrili, izole bir koydur.

Kıyı kesimi yer yer taşlık olsa da, denizin içi genellikle ince kumdur ve Selimiye’nin genel sakinliği burada da hakimdir.

Evet suyun berraklığı, burayı şnolkerle dalış yapmak için Marmaris’teki en iyi noktalardan biri yapar. Kayalık alanların çevresinde zengin bir deniz yaşamı gözlemlemek mümkündür.

Koyda şezlong, şemsiye veya kafe gibi imkanlar bulunmaz. Bu nedenle yanınızda mutlaka su, atıştırmalıklar, güneşten korunmak için ekipman götürmenizi öneririm.

 

 

TURGUT ŞELALESİ:

Selimiye köyüne 10 km uzaklıkta olan Turgut Şelalesi, yazın sıcağında serinlemek ve doğanın içinde vakit geçirmek isteyenler için güzel bir atmosfer sunar. Şelaleye giriş ücretsizdir veya çok küçük bir otopark ücreti alınır.

Şelale, yaklaşık 5 metre yükseklikten akmaktadır. Aslında tek bir büyük dökülmeden ziyade, ardışık olarak dizilmiş 5 ayrı küçük şelaleden ve bunların oluşturduğu doğal havuzlardan meydana gelir.

Şelalenin suyu yıl boyunca oldukça soğuktur. Yaz aylarında dahi buz gibi olan bu doğal havuzlarda yüzmek oldukça popülerdir.

Şelalenin çevresi sığla yani günlük ağaçları ve asırlık çınarlarla kaplıdır. Bu yoğun ağaç örtüsü, bölgede her zaman gölge ve serin bir hava sağlar.

Şelalenin çevresinde tahta köprüler ve taş döşeli yürüyüş yolları bulunur. Bu parkurlar hem kolay bir yürüyüş imkanı sunar hem de fotoğraf tutkunları için harika kareler vaadeder.

Şelalenin hemen girişinde ve çevresinde yerel halkın işlettiği küçük gözleme evleri, restoranlar ve piknik alanları vardır. Taze alabalık veya bölgenin meşhur çam balını bulabilirsiniz.

 

 

KAMERİYE ADASI:

Selimiye tekne turlarının uğradığı rotalardan biridir.

 

Kilise:

Adanın en dikkat çekici özelliği, hemen kıyıda yükselen ve 19 yüzyıla tarihlenen Rum Ortodoks kilisesidir. Yapımında bölgeden çıkarılan yerel kireç taşları ve denizden toplanan çakıl taşları kullanılmıştır. Taşların birbirine kenetlenmesi için kullanılan harç, deniz havasına karşı yüzyıllarca direnç göstermiştir.

Orijinalinde muhtemelen kiremit kaplı bir kırma çatıya sahipti. Ancak günümüzde çatı tamamen çökmüş durumdadır.

Kilise günümüzde yıkık durumda olsa da dış duvarları ve bazı mimari detayları büyük oranda ayaktadır. İç kısmındaki yer mozaikleri ve duvarlarındaki fresk kalıntıları hala seçilebilmektedir.

Kilisenin önündeki avluda, siyah ve beyaz deniz çakıllarıyla yapılmış, geometrik desenli mozaikler bölgedeki zengin el işçiliğinin bir göstergesidir. Rodos ve on iki adalarda sıkça görülen “Hoklakia” yani çakıl taşı mozaiği, sanatının nadide bir örneğidir.

Geçmişte bu kilisenin Hisarönü Körfezinden geçen gemiciler ve balıkçılar için hem bir rota belirleme noktası hem de fırtına zamanlarda bir manevi sığınak işlevi gördüğü bilinir.

Evet günümüzde kilise ibadete açık değil ve herhangi bir bekçisi veya koruma kordonu yok. Özellikle mozaikler ziyaretçilerin insafına bırakılmış, lütfen zarar vermeyelim.

Yerel halkın inancına göre, manastırın avlusunda bulunan 1500 yıllık zeytin ağacı, dalına asılan tüm dilekleri gerçekleştirir. Ağaca bağlanan renkli bezler, antik dönemden modern çağa uzanan kutsal alan algısının bir devamıdır.

 

Doğa ve deniz:

Adanan çevresi Hisarönü Körfezinin en temiz ve turkuaz sularına sahiptir. Şnorkel yapmak için oldukça uygundur, suyun altındaki kayalık yapılar zengin bir deniz yaşamı sunar.

Adada yerleşik insan nüfusu yoktur ancak adanın asıl sahipleri olan vahşi keçiler ziyaretçileri karşılar. Tekneyle yanaştığınızda kayalıkların üzerinden onları görmeniz mümkündür.

 

Sonuç:

Kası bir tırmanış yaparak kilisenin olduğu yere yani adanın zirvesine çıkabilirsiniz. Buradan Hisarönü Körfezinin panoramik manzarası muhteşemdir.

 

 

KARİA YOLU:

Karia medeniyetlerinin izlerinin peşinde, koyların mavisinden tepelerin yeşilliklerine uzanan Karia yolu, keşif yapmak isteyen yürüyüşçüler için gözlerden uzak bir yarımadayı sunar.

Selimiye-Bayır köyü-Turgut şelalesi parkuru 19.7 km, Selimiye-Taşlıca köyü parkuru ise 20.7 km dir.

 

 

Marmaris Çevresi Euthene antik kenti

 

KÖYÜN ÇEVRESİNDEKİ ANTİK KENTLER:

Köyün çevresi arkeolojik açıdan oldukça zengindir.

 

Euthenna Antik Kenti:

Karacasöğüt’ün yaklaşık 2 km güneydoğusunda, Altınsivri Tepesindedir.

 

Amnistos Antik Kenti:

Köyün hemen yakınındaki bir burun üzerinde kalıntılar vardır.

 

EUTHENE

Euthene antik kentine ait kalıntılar, Karacasögüt yakınlarındadır. Burada tepeye yaklaştıkça Nekropol alanı, sur kalıntıları, kaya mezarları ve sarnıçlar görülür. Tepede ise, antik döneme ait bir tapınak izleri bulunmaktadır.

 

OKLUK KOYU:

Marmaris merkeze 26 km uzaklıkta, Dalaman Havaalanına 100 km uzaklıktadır. Özel araçla Marmaris üzerinden yaklaşık 30  dakikada ulaşmak mümkündür.

Karacasöğüt’ün Okluk Koyunda, 1989 yılında Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından yazlık konut yaptırılmıştır. Köşk, 16 dönemlik arazide kurulu, 4 oda ve 1 salondan oluşmaktadır. Turgut Özal, yapıldıktan sonra 4 yıl boyunca yaz tatillerinde burayı kullanmıştır.

Turgut Özal, 1993 yılında vefat edince konukevi boş kaldı. Ancak, bu konukevi nedeniyle, uzun yıllar bölge “Sıkı koruma” statüsüne alınmış ve girişler yasaklanmıştır.

Ancak bölge “Genel Koruma” statüsüne sokulmuş ve Jandarma karakolu kurulmuştur. Ardından koy tatilcilere ve teknelere açılmıştır.

Zaten yazlık konut, Özal’dan sonraki hiçbir Cumhurbaşkanı tarafından kullanılmamıştır. Ancak koyda, hala Jandarma askerleri devriye geziyorlar.

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğine bağlı iki görevli, köşkün arazisinde görev yapmaktadır.

 

Doğal Güzelliği:

Koyun kuzeyinde çam ormanlarıyla kaplı bir kıyı şeridi uzanır. Bu bölgede 7-8 metreye demir atıp çam ağaçlarından koltuk alınabilir.

Koyun güneyinde ise “T” iskelesi bulunan iki restoran ve tesis bulunur. Doğudaki iskele 20, batıdaki iskele 30 tekne kapasitelidir. Her ikisinde de tonoz, elektrik ve su bağlantısı bulunur.

Restoranların arkasında rengarenk bahçeler, yürüyüş yolları ve çam ormanları yer almaktadır.

Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırları içinde kalan Okluk koyu ve çevresi, aynı zamanda doğal Sit alanı olarak koruma altındadır.

Marmaris Okluk Koyu Denizkızı Heykeli

Deniz Kızı Heykeli ve Denizcilikteki Yeri:

Koyun girişinde, Okluk Burnunun uzantısındaki kayalıkların üstünde heykeltıraş Tankut Ökten’in yaptığı bir deniz kızı heykeli, 28 Ekim 1995 tarihinden bu yana koya bekçilik yapar.

Bu heykel, ünlü denizci Sadun Boro tarafından armağan edilmiştir.

Koya yaklaştıkça burnun önünde gözünüze takılan bir silüet sizi şaşkına çevirir. Sırma, uzun saçları omuzundan göğsüne düşmüş, dünya güzeli bir deniz kızı. Pullu balık kuyruğuyla kayanın üzerine oturmuş, etrafını çeviren doğanın ihtişamını hayranlıkla seyreder. Heykelin boynunda bir nazar boncuğu bulunmaktadır. Heykel kaidesinde Sadun Boro’nun kaleme aldığı şu sözler yer alır. “Bu deniz kızı, düşlerini süsleyen cennete erişebilmek için nice engin denizler, ufuklar aştı. Kıtalar, adalar, koylar dolaştı. Ta ki Gökova’ya ulaşana kadar.”

Boro, 1965 yılında 10.5 metre boyundaki Kısmet adlı teknesiyle Türkiye’den dünya denizlerine yelkeniyle açılan ilk Türk’tür. Bu seyahatte eşi Oda Boro ve kedisi Miço’da eşlik etmiştir. Zamanın koşullarında 3 yıl süren bu dünya seyahati, Türk denizcilerine yeni ufuklar açmıştır. Sadun Boro, yıllarca teknesi Kısmet’i Okluk koyundaki 8 numaralı çama bağlar ve yılın sakin zamanlarını burada geçirirdi. Gökova’ya ve bu koylara duyduğu derin şükranı dile getirmek için bu heykeli armağan etmiştir.

2015 yılında hayatını kaybeden Boro’nun ünlü teknesi Kısmet, günümüzde İstanbul Haliç’teki Rahmi Koç Müzesinde sergilenmektedir.

 

CUMHURBAŞKANLIĞI DEVLET KONUK EVİ TARİHİ:

1991 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından inşa ettirilen eski konukevi, 4 oda, 1 salondan oluşan 230 metre karelik mütevazi bir yapıydı. Cumhurbaşkanı Özal döneminde sıkça kullanılan bu konukevinde dönemin BM Genel Sekreteri, Yunanistan, İsveç, İtalya ve Rusya Başbakanları gibi pek çok önemli devlet adamı ağırlandı.

Eski yapı 2017 yılında yıkılmış ve yerine mimarı Şefik Birkiye olan yeni bir yerleşkenin planlanmasına başlanmıştır. 2018 yılında inşaat başlamış ve 2019 yılında tamamlanmıştır.   

Evet, Cumhurbaşkanlığı devlet konuk evinin koyda inşa edilmesiyle, Okluk koyu zaman zaman güvenlik gerekçesiyle ziyarete kapatılmıştır.

 

 

 

 

Marmaris Çevresi Yalancı Boğaz

 

YALANCI BOĞAZ

Marmaris’in oldukça uzak bir köşesindeki Yalancı Boğaz, görüntüsü itibarıyla boğazı andırıyor olsa da aslında bir boğaz değildir.

Marmaris ile Yalancı Boğaz arası yaklaşık 10 km dir. Marmaris’in girişinde sola ayrılan bir yolu, garajların ve marinanın arkasından kıyıya paralel olarak takip edip, Günnük Ormanları arasından Yalancı Boğaz’a inmek mümkündür. Dalaman Havaalanına 1.5 saatlik bir kara yolculuğu ile buraya ulaşılır.

Marmaris Yalancı Boğaz

 

İsmin Hikayesi:

Yalancı Boğazın adının nereden geldiğine dair ilginç bir rivayet vardır. Fırtınalı ve zifiri karanlık bir gecede, eski zaman kaptanlarından biri, bu yeri gerçek bir boğaz zannederek gemisini buraya yönlendirmiş ve gemisi karaya oturmuştur. O zamandan bu yana buraya “Yalancı Boğaz” ismi verilmiştir.

 

Doğası ve Atmosferi:

Henüz yapılaşma olmadığından dolayı, doğası bakir kalabilmiş nadir yerlerden biri olan Yalancı Boğaz’da doyumsuz bir gün batımı manzarası, tatlı bir esinti ve büyüleyici bir atmosfer hakimdir.

Çam ağaçları arasında, huzurlu ve sakin bir lokasyon olan Yalancı Boğaz, özellikle gece yakamoz ve deniz sesi ile büyüleyicidir.

 

Ne Yapılır:

Özellikle dalış tutkunlarına hitap eden bölge, harika su altı manzaraları sunar.

Dalış teknelerinin başlangıç noktası olan Yalancı Boğaz, tertemiz denizi ve keşfedilmeyi bekleyen derin sularıyla görülmeye değerdir.

Yalancı Boğaz, aynı zamanda coğrafi yapısıyla, Cennet Adasına geçiş için de kullanılıyor. Bu bölgedeki yat ve gulet atölyeleri de ayrıca ilginizi çekebilir.

Tekne turlarına katılarak Cennet Adası, Çiftlik Koyu, Fosforlu Mağara, Akvaryum Koyu, Amos, Kumlubük ve Turunç Koyu gibi birbirinden güzel koyları görebilirsiniz.

 

Diğer özellikleri:

Bölgenin en uç noktasında, Safranbolu evlerine benzeyen müstakil villalardan oluşan bir tesis bulunuyor.

Marmaris Fenerci Dede Mezarı

Fenerci Dede Mezarı:

Yalancı Boğaz mevkiinde, denizciler için kutsal sayılan ve gemilere yol gösterdiğine inanılan Fenerci Dede’ye ait olduğu düşünülen tarihi bir mezar bulunmaktadır. Mezar, bölge halkı ve denizciler için manevi değeri oldukça yüksektir. Adaköy Mahallesi yolu üzerinde, tam yol ayırımında bulunan bu mütevazi mezar, Marmaris’in denizcilik kültürüyle iç içe geçmiş hikayelere ev sahipliği yapar.

Evet hadi ayrıntılı bilgi verelim. Asıl adının İbrahim bin Ethem olduğu rivayet edilir. Halk arasında “Eren Dede” veya “Fenerci Dede” olarak bilinir. Bölgeye İslamiyeti yaymak amacıyla geldiğine inanılan üç önemli evliyadan biri olarak kabul edilir. Doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmiyor.

Fenerci Dede ile ilgili anlatılan iki efsane var.

En yaygın efsaneye göre, Marmaris’e korsanların saldıracağı haberi gelince, Fenerci Dede, şehri korumak için kucağına doldurduğu kumları denize serpmeye başlar. Onun serptiği bu kumlar, denizin ortasında birikerek bugünkü Yalancı Boğaz setini oluşturur. Böylece korsan gemileri açık denizden içeri giremez ve karaya oturur.

Diğer bir anlatıya göre ise, Fenerci Dede, fırtınalı gecelerde Yalancı Boğaz’ın sığ sularında ateş yakarak veya fener tutarak dost gemilere rehberlik ederdi. Gemilerin karaya oturmasını engelleyen bir canlı deniz feneri görevi gördüğüne inanılır.

 

Marmaris Adaköy

ADAKÖY

Adaköy’ün köy halkı aslen Bulgaristan’dan göç ederek gelmiştir.

Marmaris ilçesine bağlı bir belde iken 2016 yılında mahalle konumuna geçmiştir.

Yerel halk nüfusunun yaklaşık 4800 olduğu görülmektedir.

Marmaris merkezden, Adaköy mahallesine karayolu ile ulaşmak mümkündür. Uzaklık yaklaşık 9 km dir.

Marmaris Adaköy

 

Marmaris’e en yakın köy olmasına rağmen Bill Gates ve Abramoviç gibi ünlülerin özel yatlarıyla gelip tatil yapabildiği çok özel koylara ve dalış noktalarına sahiptir.

Köyün sınırları içinde bulunan Aksaz Deniz Üs Komutanlığı, başta Nato gemileri olmak üzere birçok yerli-yabancı deniz aracını ziyaret ettiği bir limandır.

Adaköy’de iklim Akdeniz iklimi özellikleri taşımaktadır. Her mevsim sıcak, güneşli ve nemli bir hava söz konusudur. Güneşli gün sayısının fazla olması nedeniyle bölgede makilerle sıklıkla karşılaşılır.

Marmaris Adaköy Marina

ADAKÖY MARİNA:

Marmaris Limanının güneyindeki Cennet Adasında tamamen doğal koruma alanı olan Milli Parkın içinde bulunan yan yana iki koyda yerleşiktir.

Adaköy Marina, denizde 200 yat bağlama kapasitesine, karada ise yaklaşık 80 yat için 15.000 metre kare beton kara park alanına sahiptir.

Marina, Akdeniz tipi palamar halatları, 63 Ampere kadar enerji, her rıhtımda su bağlantıları ve 24 saat güvenlik hizmeti sunmaktadır. Yatlar 75 tonluk gezer vinç ile kaldırılıp depolanabilmektedir, harici teknik yardım herhangi bir ek ücret alınmaksızın yapılmaktadır.

Ege ve Akdeniz’in en prestijli marinalarından biri olan Marmaris Yatch Marina, Türkiye’nin 5 Altın Çıpa ödüllü marinalarındandır.

 

AKTAŞ  

Marmaris ilçe merkezine yaklaşık 4 km uzaklıktadır. Marmaris’ten Yalancı Boğaz ve Adaköy tarafına doğru giderken, sol tarafta Günnücek Milli Parkının hemen ilerisindedir.

Marmaris’ten gelip Aktaş, Adaağzı ve Yalancı Boğaz’dan geçen 8 km uzunluğundaki yol “Cennet Adası” nda biter.

Adaköy yolu üzerinde yer alan, doğası bozulmamış ve huzurlu atmosferiyle bilinen özel bir bölgedir.

 

Özellikleri:

Aktaş’ın denizi genellikle çok berrak ve temizdir. Sahil şeridinde ince kumdan ziyade daha çok taşlık ve kayalık bir yapı hakimdir. Bu durum suyun görüş mesafesini arttırdığı için şnolkerle dalış yapmayı sevenler tarafından tercih edilir.

Bölge, Marmaris körfezini ve karşı kıyıdaki İçmeler ve Turunç dağlarını panoromik bir açıyla görür. Özellikle gün batımı manzarasıyla ünlüdür.

Aktaş mevkii, son yıllarda açılan şık plaj işletmeleri ve restoranlarıyla popülerlik kazanmıştır.

 

 

Marmaris Cennet Adası
 

 

CENNET ADASI 

Nimara ve Yıldız Adası olarak da isimlendirilir.

Evet, burası aslında bir yarımada özelliğine sahiptir.

Marmaris Koyunun hemen girişinde, şehir merkezinin tam karşısındadır. Ada, karaya Yalancı Boğaz adı verilen dar bir setle bağlıdır.

Marmaris merkeze yaklaşık 9 km uzaklıkta olup kara yoluyla Günnücek Parkı güzergahından ulaşılabilir. Anakaraya bağlı olduğu için hem araçla hem de yürüyerek ulaşmak mümkündür.

 

Doğası:

1999 yılında arkeolojik ve doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınan Cennet Adası, el değmemiş doğası, zengin bitki örtüsü, zakkum çiçekleri ve çam ağaçlarıyla çevrili yapısıyla görenlere adeta cennetten bir köşe sunuyor.

Marmaris Netsel Marinayı çevreleyen ormanlık alandan ulaşılan Günnücek, Yalancı Boğaz ve Cennet Adası, doğayla baş başa kalabileceğiniz mükemmel bir alandır. Piknik ve doğa yürüyüşü yapabilirsiniz.

 

 

Tarihi Önemi:

Cennet adası, bulunduğu Marmaris Körfezinin zengin tarihi geçmişiyle doğrudan bağlantılıdır. Bölge, antik çağlardan beri önemli bir liman ve stratejik bir nokta olmuştur. Marmaris’in Antik dönemde Fiskos adıyla anıldığı ve buranın da limanın girişi olduğu düşünülmektedir.

Adanın bazı bölgelerinde Knidos Antik Kentine ait olabileceği düşünülen birkaç taş duvar kalıntısı ve yapı izi bulunmaktadır. Knidos, Datça yarımadasının ucunda kurulmuş, tıp, astronomi ve sanatıyla ünlenmiş, dünyaca meşhur Afrodit heykelinin yurdudur. Cennet adasının bu kentle bağlantısı, bölgenin antik dönemde ne denli önemli bir deniz yolu güzergahı olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu kalıntılar, bölgenin tarihi geçmişine dair önemli ipuçları sunmaktadır.

Adanın en yüksek noktasında açık denize, Marmaris Körfezine ve adanın her iki yanında bulunan boğazlara hakim bir noktada yer alan kalıntılar, burada stratejik öneme sahip bir yerleşim olduğunun kanıtıdır.

 

 

Marmaris Nimara Mağarası
 

NİMARA MAĞARASI:

Nimara adası: Yalancı Boğaz mevkiinden 8 km uzaklıkta Cennet Adasındadır.

Marmaris girişinde, sol taraftaki yol ayrımından Cennet Adasına doğru ilerlendiğinde, Nimara Mağarası 400 m tabelasını takip ederek kısa bir yürüyüşle mağaraya ulaşmak mümkündür.

Önce basamaklarla ormana doğru çıkılıp ardından merdivenlerden inildiğinde mağarasının içine girebilirsiniz.

 

 

Özellikleri:

Cennet, Yıldız veya Nimara adası olarak da isimlendirilen bu yarımada üzerinde, denizden 350 metre yükseklikte yer almaktadır.

Cennet adasının en yüksek noktasından açık denize, Marmaris Körfezine ve adanın iki yanındaki boğazlara hakim olan bu konumu, buranın tarihte stratejik bir yerleşim yeri olduğunu kanıtlamaktadır.

MÖ 20.000-10.000 yıllarına ait bir tapınım alanı olarak tarihe geçmiştir.

Sarkıt ve dikitler, 100.000 yaş üzerinde tespit edilen mağara, 1999 yılında 1 Derece Arkeolojik ve Doğal Sit alanı olarak koruma altına alınmıştır.

Mağarada yapılan kazılarda, 12.000 yıl öncesine ait insan izlerine rastlanmıştır.

Antik tarihçi Heredot, Marmaris’in tarihinin MÖ 3000 yıllarına gittiğini anlatırken Nimara’da MÖ 10.000’e tarihlenen eserlerin bulunması, bölgenin bilinen tarihini çok daha geriye götürmektedir.

 

Kazılar ve Bulgular;

1998 yılında mağarada kumtaşından yapılmış iki kadın heykeli bulunmuştur. Mağaranın girişinde bulunan bu kum taşından yapılmış iki kadın heykeli, Palaolitik Çağdan kalmadır. Bu heykeller, mağaranın en az 12.000 yıl önce bir inanç ve tapınım mekanı olarak kullanıldığının ilk ve en güçlü kanıtı olmuştur.

Artan tahribatı önlemek için Marmaris Belediyesi ve Marmaris Müze Müdürlüğü işbirliğiyle 2007 yılında kapsamlı kazı çalışmaları yapılmıştır.

Kazılarda ortaya çıkarılan eserler oldukça çarpıcıdır.

Mağara tabanındaki açmalardaki kalker tabakası içinde 1500 kadar renkli cam, keskiler, dilgiler ve taş kemikten yapılmış delici alet uçları bulunmuştur.

Veriler doğrultusunda, mağarada kesici alet kullanılarak eşya yapılan, Tunç Çağına kadar bir boncuk atölyesinin varlığından söz etmek mümkündür.

Ayrıca, iki adak alanı, kap parçaları, 50 tane pişmiş topraktan insan figürü ve bol miktarda sikke bulunmuştur. Bunlarda, mağaranın Roma döneminde de tapınak ve adak yeri olarak kullanıldığını kanıtlamaktadır. Sikkelerin varlığı mağaranın farklı uygarlıklar ve dönemler boyunca kesintisiz kullanıldığının somut örneğidir.

Evet arkeolojik buluntular, bugün Marmaris Müzesinde sergilenmektedir.

 

 

Kutsal alan olarak kullanımı:

Nimara Mağarası, Antik Karya uygarlığı tarafından kutsal bir mekan olarak kabul edilmiş ve MÖ 4 yüzyıldan itibaren aktif biçimde kullanılmıştır.

Mağarada bulunan iki taş teras, antik çağlarda tapınak ve adak yeri olarak kullanıldığını ortaya koymaktadır. Burası, yani iki taş teras, organize ibadet alanları olarak düzenlenmişti.

Özellikle bereket tanrıçası Leto’ya adandığı yönünde rivayetler bulunmaktadır.

Leto, Yunan mitolojisinde Apollo ve Artemis’in annesidir. Doğurganlığı, anneliği ve bereketi simgeler. Mağaranın bu tanrıçaya adanmış olması, burada bulunan kadın heykelcikleri ve pişmiş toprak insan figürleriyle örtüşmektedir. Çünkü bu tür figürler genellikle bereket ve doğurganlık kültleriyle ilişkilendirilir.

Bunun yanı sıra mağara, Meryem Ana’nın bu bölgeyi ziyaret ettiği inancıyla da tanınmaktadır. Bu inanç mağaranın kutsal statüsünü pekiştiren önemli bir unsur olmaya devam etmektedir.

Marmaris Nimara Mağarası

Doğal Önemi:

Mağara, Marmaris Milli Parkı sınırları içindedir. Endemik ve nadir bir tür olan Kaplan Kelebeğine ev sahipliği yapmaktadır. Üst kanatları parlak ve menevişli siyah zemin üzerine kaplan postunu andıran beyaz üçer şeritlidir. Alt kanatlar ise kırmızı zemin üzerinde dörder siyah beneklidir. Kondukları zaman üçgen biçimindedirler ve sadece üst kanatlarını sergiler.

Kanat genişliği 50-57 mm dir. Kaplan kelebeği, hem görsel ihtişamıyla hem de binlerce bireyden oluşan toplu görünümleriyle Türkiye’nin en büyülü doğal olaylarından birini sunan, eşsiz ve korunmaya değer bir türdür.

İçi oldukça geniş ve yüksek olan mağarada sarkıt ve dikitlerin oluşturduğu eşsiz manzaraların yan sıra küçük bir doğal göl de bulunmaktadır. Gölün yansıtıcı suyu, yüksek tavanlı, serin iç mekan ve sarkıtların oluşturduğu gizemli atmosfer, buraya adeta doğaüstü bir hava katıyor.

 

Ziyaret:

Mağara, yürüyüş yollarıyla birlikte 18 Mayıs 2008 tarihinde ziyarete açılmıştır.

Giriş ücretsiz olup herhangi bir saat kısıtlaması yoktur. Evet, burası aslında bir mağara ama oldukça geniş bir girintiden ibarettir. Gizemli, mistik bir havası vardır. Kesinlikle aşağı inin ve çünkü görülecek çok şey var.

Geniş galerisi, sarkıtları ve dikitleriyle göz kamaştırıcı bir manzaraya sahiptir. Ancak ne yazık ki, bazı dikitlerin üst bölümleri kırılmış, bazılarının ise üzerlerine aşk ilanları yazılmıştır. Mağaranın içindeki küçük doğal göl de ilgi çeker. Bu göl, binlerce yıl boyunca kutsal su kaynağı olarak kullanılmıştır.

 

Marmaris Fosforlu Mağara

FOSFORLU MAĞARA

Sadece deniz yoluyla ulaşılabilen bu mağara, suyun renginin turkuaz bir yansıma oluşturmasıyla meşhurdur. Halk arasında “Dilek Mağarası” olarak da bilinir. İnsanlar bozuk paralar atıp dilek tutuyorlar.

Turunç ve Kumlubük arasındadır. Karayolu ile ulaşım mümkün değildir, sadece deniz yolu ile ulaşılır.

 

Neden Fosforlu mağara denilir;

Güneş ışınları mağaranın içindeki suyun dibine vurup yansıdığında, suyun rengi turkuazdan parlak fosforlu bir yeşile döner.

Mağara duvarlarındaki mineral yapısı ve suyun berraklığı, gece ve gündüz farklı parıltılar oluşmasını sağlar. Özellikle dolunay zamanlarında suyun içindeki gümüşi bir parıltı oluştuğu söylenir.

Marmaris Fosforlu Mağara

 

Genel özellikleri:

Mağaranın girişi, küçük teknelerin içine girebileceği kadar geniştir. Büyük gezi tekneleri genellikle dışında demirler. Su o kadar temizdir ki, zemindeki kumları ve balıkları çıplak gözle en ince ayrıntısına kadar görmek mümkündür. Rüzgarlı havalarda mağara girişi dalgalı olabilir, bu nedenle genellikle sabah saatlerinde veya sakin havalarda ziyaret edilmesi önerilir.

 

 

Aktiviteler:

Tekneler genellikle mağaranın girişinde mola verir. Suyun sıcaklığı ve berraklığı yüzme için idealdir. Mağaranın içi derin olduğu için şnolkerle dalış yapmak çok popülerdir. Suyun altındaki renk geçişlerini izlemek benzersiz bir deneyimdir. Mağaranın içinden dışarıya doğru (açık denize bakarken) çekilen fotoğraflar, o meşhur turkuaz pencere karesini verir.

 

 

Marmaris Çevresi Çubucak Tabiat Parkı
 

 

ÇUBUCAK TABİAT PARKI

Hisarönü beldesine yaklaşık 6 km uzaklıktadır.

Marmaris-Datça karayolu üzerinde yolun 23 km dedir.

Çam ormanları ile masmavi Hisarönü Körfezinin buluştuğu noktada yer almaktadır.

Marmaris Çubucak Tabiat Parkı

Genel özellikleri:

Çubucak Orman Camping, 1971’den beri doğaseverleri ağırlayan Türkiye’nin en büyük orman kampıdır.

700 çadır kapasiteye ve 2000 misafir ağırlayabilir. Ancak çadırlar oldukça yakın yani dip dibe kuruluyor.

Kamp alanı, 1000 metreye ulaşan bir kıyı şeridine sahiptir. Kamp alanının denizi taşlıktır.

Akdeniz maki florasının görüldüğü alanda sıklıkla kızılçam ve sığla ağaçları bulunur.

Alanda sincap ve karatavuk gibi canlılar da sık görülür.

Çabucak Orman Kampı, koruma altına alınmış bir milli parktır ve içerisinde mangal yakılmasına resmi olarak izin verilen tek Milli Park olma özelliğine sahiptir.

Marmaris Çubucak Tabiat Parkı

Tesis durumu:

Tesiste: su, elektrik, telefon, internet ve kanalizasyon altyapısı vardır.

Tesisin yapıları arasında restoran, kafeterya, oyun alanı, basketbol-voleybol sahası, market ve çocuk oyun parkı vardır.

Tesiste kamp sakinlerinin kullanımına açık, temizlik ve bakımları rutin yapılan tuvalet, duş, bulaşıkhane gibi alanlar vardır. Çöpler günlük olarak toplanmaktadır. Karavan ve çadır alanları genel olarak birbirinden ayrılmıştır.

Kendi çadırınızı kurabileceğiniz gibi oradan çadır da kiralayabilirsiniz. Ayrıca dolap, yatak gibi tüm kamp malzemelerini kiralayabilirsiniz.

 

Deniz ve Doğa:

Deniz dalgasız ve zemini tamamen kumdur. Ayrıca çok güzel bir iskelesi de vardır.

 

Marmaris Çevresi Osmaniye Köyü
 

 

OSMANİYE KÖYÜ

Marmaris ilçe merkezine yaklaşık 13 km, Muğla şehir merkezine ise 54 km uzaklıktadır.

 

Doğal yapısı:

Osmaniye, denizden 550 m yükseklikte kurulmuş bir dağ köyüdür.

Geniş bir alana yapılmış olan köyün içinden geçerken yol kenarında bulabileceğiniz en önemli ürün dünyaca ünlü çam balıdır.

Köyün en çarpıcı özelliği, bozulmamış doğasıdır.

Mis kokulu çam ağaçlarının arasında, dağların eteklerine kurulmuş olan köy, nefes kesen manzaralarıyla büyülemektedir.

 

Köyün Tarihi ve İsminin kökeni:

Köyün tarihi çok iyi bilinmemekle birlikte Selçuklu döneminde ve İslamiyet’ten önce Türklerin buralarda var olduğu söylenebilir. Köye daha sonra Yörük boyları da yerleşmiştir. 1298 yılında Anamur ve Alanya Yörüklerinin devlete karşı ayaklanmasından sonra devlet Yörükleri toplayıp Kıbrıs adasına sürgün etmek istemiş, bu sürgün sırasında Yörükler geminin idaresini ele geçirip Marmaris ve çevresine yerleşmişlerdir. Uzun zaman sonra devlet bu Yörükleri, yaşadıkları bölgeyi terk etmemek şartıyla affetmiştir.

Köyün eski adı “Alakese” dir. Kurtuluş Savaşından önce Türkler ve Rumlar bir arada yaşarken, Türkler Rumları sürmek için ayaklanmışlardır. O arada Rumlar, Türkleri “Osmanlılar” ve “Osmaniyeli” diye adlandırmışlar ve köy bundan sonra Osmaniye ismini almıştır.

 

Arıcılık ve Çam Balı:

Köy halkının yüzde 95’i arıcılık ve bal üretimiyle geçimlerini sağlamaktadır.

Osmanıye köyünde üretilen çam balının ünü, 2 Muğla Uluslararası Aracılık ve Çam Balı Kongresinde düzenlenen yarışmada en iyi kalitede üretim yapan arıcılar ve balların Osmaniye köyünden seçilmesiyle taçlanmıştır.

Arıcılık, bal ve arı ürünleri konusunda kalite bilincini arttırmak ve Osmaniye’yi dünyaca tanınır bir merkez haline getirmek amacıyla 2012 yılında Marmaris Bal Evi kurulmuştur.

 

Marmaris Çevresi Bal Evi
 

Marmaris Bal evi

Marmaris Bal Evinde Osmaniyeli köylü kadınların yerel, otantik ve özgün ürünlerini sergileyebilecekleri teşhir alanları, arıcılıkla ilgili eğitimlerin düzenlendiği atölye ve toplantı salonları bulunmaktadır.

AR-GE laboratuvarı ile bilimsel bir merkez konumunda olan Bal Evinde arıcılık ve bal üretimiyle ilgili müzeyi de ziyaret edebilirsiniz.

Ayrıca bal ve bal ürünleri satışı da yapılmaktadır. Burada satılan çam balının en büyük özelliği, kıvamı bozulmadan veya kristalleşmeden uzun süre saklanabilmesidir.

 

Marmaris Çevresi Bal Evi
 

Burada balın öyküsü mutlaka ilginizi çekecektir. Burada: meşhur çam balı ile birlikte çiçek balı, harnup (keçiboynuzu) balı ve arı sütü de satılıyor. Ayrıca: özel çam balı, propolis, arı sütü, polen karışımı yaptırabilir, yoğurtlu ballı tatlıdan tadabilirsiniz. Hatta ballı gazoz deneyebilirsiniz.

 

Marmaris Çevresi Turunç
 

 

TURUNÇ

Marmaris çevresi Turunç, Bozburun yarımadasının doğusundadır. Eski bir balıkçı kasabasıdır. 

Marmaris ilçe merkezine 25 km uzaklıktadır. İçmelerden sonra Marmaris’in en popüler tatil beldesidir. Marmaris merkezden minibüs veya tekne ile kolayca ulaşılır. 

Buraya: sakin bir tatil beldesi olan İçmelerden, dağların çevresinden kıvrılan dik ve dolambaçlı bir yol ile ulaşılır. 1968 yılında Marmaris-Turunç yolunun açılmasıyla köyde gelişim başlamış, turizm faaliyetleri artmıştır. Dağlık yoldan araçla giderseniz, virajlı yollarda dikkatli olmanız gerekir. 

Ayrıca deniz yolu ile de ulaşılmaktadır. Tekne yolculuğu yaklaşık 30-40 dakika sürer ve koyun manzarasını en güzel şekilde sunar. 

Denizden 500 metre içeride Osmaniye köyünün bir mahallesi olarak kurulan Turunç, 1987 yılında Dereyüzü ve Asarcık mahalleleriyle birlikte köy olmuştur. Kıyıda turizmle başlayan yapılaşma, iç kısımlara genişleyerek Turunç’un ilk kuruluş yeriyle birleşmiştir.

Turunç ovasının çevresi kireçtaşından oluşan tepelerle bütünüyle çevrilidir ve ortasından Zümbüllü dere akar.

Yerleşme ilk olarak ovanın batısındaki dağın eteğinde başlar.

1986 yılında, Osmaniye köyünün bir mahallesi olan Turunç, köyden ayrılmış ve 3 mahalleli müstakil bir köy olmuştur.

Turunç, mükemmel mavi denize ve doğal bir limana sahiptir. Turunç koyu, denizin berraklığı ve plajın temizliği ile “Mavi Bayrak” almaya hak kazanmıştır. Plaj kumlu değil çakıl taşlıdır.

Turunç evleri, koyun etrafında kümelenmiştir.

Suyu, kumu, çevresi ve denizi temiz bölgede doğa yürüyüşleri yapabilirsiniz.

Ayrıca: safari turlarına ve su altı dalışlarına katılabilirsiniz.

Buradaki konaklama birimleri, bazı iyi mutfaklı özelliklere sahiptir ve genellikle aile tarafından işletilen küçük oteller bulunmaktadır.

Ana cadde, birkaç müzikli bara sahip ve acil ihtiyaçların karşılanacağı sayıda mağaza bulunmaktadır.

 

TURUNÇ PLAJI VE DENİZ:

Turunç koyuna giriş ücretsizdir.

Koy, çam ve kızılçam ormanlarıyla kaplı yeşil dağlarla çevrilidir. Bu sayede yazın bile serin bir hava hakimdir.

Bölge, Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma Alanı sınırları içindedir. Bu nedenle doğal güzelliği büyük ölçüde korunmaktadır.

Turunç; ince koyu renk kumları ve adeta akvaryum gibi görünen deniziyle herkese hitap eder. Özellikle çakıllı denizden hoşlanmayanlar için çok uygun bir seçenektir. İlk aşamada sığ olan deniziyle çocuklar için idealdir.

Plajda ziyaretçilerin konforu için şezlong, şemsiye, duş ve soyunma kabini gibi birçok olanak bulunur.

 

GECE HAYATI:

Turunç, aktif gece yaşamı sevenler için tam doğru adres değildir. Burası oldukça sakin bir yerdir. Ancak hareketli gece yaşamı hemen yanı başındadır. Marmaris sadece 20 km uzaklıkta olup ulaşım araçları yaygındır.

 

İKLİM:

Turunç, Akdeniz iklimine sahip bir bölgede yer alır. Deniz suyu sıcaklığı kışın bile 15 derecenin altına düşmez. Ortalama hava sıcaklık 25-35 derece arasındadır. Beldenin en önemli özelliklerinden biri nem oranının sıfır olmasıdır. Yazları hava rutubetsiz ve kuru olduğundan en sıcak sezonda bile bunalmadan tatil yapabilirsiniz.

 

AKTİVİTELER:

Turunç’ta scuba diving, parasailing, jet ski ve su kayağı gibi su sporları yapılabilir. Bölgede bir scuba diving okulu olan European Diving School da bulunmaktadır. Yöre halkının bir zamanlar Marmaris-Turunç arasında ulaşımı sağlayan eski patika yol ise trekking için oldukça uygundur.

Çam ormanlarıyla kaplı Palamut Tepesinde doğa yürüyüşü yapabilir, yakınlardaki Amos antik kentini gezebilir, Kumlubük, Çiftlik ve Gebekse Koyuna hareket eden tekne turlarına katılabilirsiniz.

 

YEME-İÇME

Köyde balık restoranları, meze lokantaları ve kafeler bol miktarda bulunur. Taze deniz ürünleri ve Ege mutfağı ağırlıklı menüler sunan mekanlar öne çıkar. Sahil boyunca uzanan restoranlar, hem lezzetli hem de romantik bir atmosfer sunar.

 

KONAKLAMA:

Büyük oteller yerine butik oteller, pansiyonlar ve apart daireler yaygındır. Sakin ve samimi bir tatil arayan ziyaretçiler için ideal bir köy ortamı sunar.

 

Marmaris Çevresi Kumlubük
 

Kumlubük Mahallesi

Buraya Turunç bölgesine 6 km uzaklıktadır. Turunç’tan sonra gelen sahil kasabasıdır. Karayolu ile Turunç’a 4 km, İçmeler’e 14 km ve Marmaris merkeze 26 km uzaklıktadır. Ayrıca Marmaris-Rodos deniz hattının kıyısında yer almaktadır. 

Kumlubük, Turkuaz renkli sularıyla ünlüdür. Bu yüzden bölgenin en gözde plajlarından birisidir. Koyda sahil uzunluğu yaklaşık 2 km dir.

Burada oldukça güzel bir kumsal ve balıkçı lokantaları bulunmaktadır. Bu balık restoranları oldukça ünlüdür.

Koyun arka bölümlerinde ise konaklama tesisleri bulunur. Bu yüzden koyda oldukça fazla kişi bulunmaktadır. Oteller, hem denize yakın ve hem de dağ yamaçlarında yapılmıştır.

 

PLAJ VE DENİZ:

Cam gibi tertemiz bir denize sahip Kumlubük, taşlık bir sahile sahiptir. Taş demek balık demektir. Yani Kumlubük adeta bir akvaryuma eşittir.

Masmavi deniziyle birleşen kumsal ve onu çevreleyen çam ağaçları, etrafı yemyeşil tepelerle çevrili bu koyda berrak bir deniz ve kuş sesleriyle dinlenebilirsiniz. Kumlubük koyuna giriş ücretsizdir. Plajda şezlong, şemsiye, duş ve soyunma kabini bulunmaktadır.

 

KAMP İMKANLARI:

Çadırlarını yanlarına alarak bu koya gelen kişiler, denize girip yemeklerini yedikten sonra akşamları çadırlarında kamp yapabilirler. Plaj halka açık olduğundan kamp yapanlardan herhangi bir ücret talep edilmemektedir.

 

GİZEMLİ MAĞARA:

Kumlubük Koyunun güneydoğu tarafına doğru ilerledikçe esrarengiz güzelliğe sahip bir mağara ile karşılaşılır.

Plajdan yaklaşık 20-30 dakikalık yürüyüşle, tepelere doğru çıkan patika izlenerek ulaşılır.

Yol, çam ormanlarının içinden geçtiğinden yürüyüş oldukça keyiflidir.

Mağara bölgesi, tarihin geçmiş döneminden önemli izler taşımaktadır. Yapılan araştırmalar ile, bu bölgedeki izlerin yaklaşık 5000 yıllık olduğu kanıtlanmıştır. Tarihin her döneminde bu alanda yaşam kurmuş milletlerin izleri günümüzde hala büyük oranda korunmaktadır.

Yani mağara, Tunç Çağı (MÖ 3000 civarı) kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Bu dönemde Anadolu’nun güneybatı kıyıları, farklı medeniyetlerin kesişim noktasıydı.

Girişi 4 m genişliğinde olan bu mağarada galeriler, sarkıtlar ve dikitler bulunmaktadır.

Eğilerek geçilebilen mağaranın içi, yaklaşık 3-4 m yüksekliğinde bir ön galeriyle başlamaktadır.

Alanya’daki ünlü Damlataş mağarası gibi, sarkıt ve dikitlerden oluşmaktadır.

Evet sonuç olarak, mağara yeni keşfedildiğinden henüz bilimsel bir araştırma yapılmamıştır.

 

Marmaris Çevresi Amos
 

AMOS

Marmaris ilçe merkezine bağlı Turunç ve Kumlubük koyları arasında, Asarcık Tepesi üzerindedir. 102 m yükseklikteki yarımada, kuzeyden ve güneyden iki koy ile çevrelenmiştir. Tepenin hemen güneyindeki Kumlubük Koyu boyunca uzanan Kapız Deresi, antik dönemde kentin ana su kaynaklarının başında geliyordu.

Marmaris ilçe merkezine yaklaşık 25 km uzaklıktadır.

Antik kente ulaşım Turunç üzerinden sağlanmaktadır.

Denize hakim bir tepe üzerinde kurulu olan bu kentten günümüze, tiyatro, tapınak temelleri ve sur duvarları ulaşmıştır.

Amos

Önemi:

Amos antik kendi, Rhodos Karşıyakası yani Peraia olarak adlandırılan bölgenin en önemli yerleşimlerinden biridir.

Amos

Tarihi:

Amos tarihine ilişkin veriler oldukça sınırlıdır.

Amos, antik dönemde Rodos birliğine bağlı bir kenttir.

Amos kelimesi, Helen dilinde “Ana Tanrıça Tapınağı” anlamına gelir.

Öte yandan, Amos’un Helen dilinde bazı anlamları olduğu da ileri sürülmektedir. Buna göre Amos’un isim olarak seçilmesi olanaksız olup, MÖ 2000’de Luwi veya Karia dillerinden gelen bir sözcüktür. Ana Tanrıça tapınağından türetildiği sanılır. Ancak Amos ismine ait bir başka yaklaşım daha vardır. Amos aynı zamanda, Eski Ahit’te zikredilen 700’ü aşkın peygamber arasında Tanah’ta ismi geçen ve Museviler tarafından kutsal kabul edilen 55 peygamber arasında 12 küçük Peygamberden birinin adıdır.

MS 2 yüzyıla kadar Rhodos egemenliğini devam ettiren Amos, MS 3 yüzyılda bölgede gerçekleşen ardışık depremlerin ardından terk edilmiş ve bir daha iskan görmemiştir.

Antik döneme ait kaynaklar içinde Amos’tan söz eden ilk kişi Atinalı devlet adamı ve hatip Aiskhines’tir. MÖ 330 dolaylarında Rhodos’taki sürgün günlerinde Amos’tan bir mülk edindiği bilinen Aiskhines, Amos’un zeytin ağaçlarından ve üzüm bağlarından oluşan oldukça verimli kırsal dokusuna değinmiş ve Amosluların verimli tarım arazilerini kiraya verdiklerinden söz etmiştir.

Bölgede yapılan kazılar ve bulunan yazıtlar, Amos halkının antik dönemde gelişmiş bir kira sistemine dayalı tarım (özellikle bağcılık ve zeytincilik) yaptığını göstermektedir.

Bu, o dönem için oldukça modern bir ekonomik yapıdır.

 

GÜNÜMÜZE KALAN YAPILAR:

 

AKROPOLİS:

Doğuya doğru uzanan Asarcık Tepesinin tüm sırtını içermektedir. Sınırlı bir alana sahip akropolis etkin ve planlı kullanılarak, burada yoğun bir imar faaliyeti yürütülmüştür. Akropolisteki yerleşim planını ana hatları ile çizmek gerekirse, batı bölünün kentin kamusal yapılarına, doğu kısmının ise sivil mimariye ayrıldığı söylenebilir. Batıda yaklaşık 1 dönümlük alanda bir temenos ve doğu bitişiğinde tiyatro yer alır. Akropolisin birçok noktasında yüzeyde izlenebilen anakaya, herhangi bir yerleşim olmadığı ve en doğuda yüksek bir kaya kütlesine bağlanmaktadır. Söz konusu kayalık alanın aynı zamanda taş ocağı olarak da kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Amos Antik Tiyatro

 

ANTİK TİYATRO:

Rodos Karşıyakasındaki üç önemli tiyatrodan biri olması bakımından büyük tarihi öneme sahiptir. Diğer tiyatrolar: Kastabos, Kedreai ve Kırın Gölü kutsal alanındadır.

Kentin en dikkat çekici yapısıdır.

Tiyatro, antik kentin bulunduğu Asarcık Tepesinin kuzey yamacına, denize hakim bir noktaya inşa edilmiştir. Tepenin oldukça dik olan güney yamaç bir tiyatro inşası için pek uygun değildir. Bundan dolayı daha az eğimli kuzey yamaç tercih edilmiştir.

Bu, antik dönemde hem dini hem de görsel bir ihtişam yaratmak amacıyla tercih edilen tipik bir yerleşim biçimidir.

Yapılan son ölçümler tiyatro kapasitesinin 1000 kişilik olduğunu ortaya koymaktadır. Bu sayı, Amos’un o dönemde orta ölçekli ama kültürel açıdan zengin bir yerleşim olduğunu gösterir.

Tiyatro, oturma sıraları (Cavea), orkestra alanı ve sahne binası (Skene) olmak üzere 3 ana bölümden oluşur. Günümüzde orkestra alanı ve sahne binasının temelleri oldukça belirgindir.

Amos Antik Tiyatro
Evet şimdi de Tiyatronun teknik özellikleri:

Helenistik dönemin karakteristik özelliği olan at nalı formunda inşa edilmiştir.

Yapımında bölgedeki yerel kireç taşları kullanılmıştır. Bu taşlar, tiyatronun doğal çevresiyle bütünleşmesini sağlamıştır.

Kuzeydoğuda; oturma kademeleri günümüze kadar ulaşan tiyatronun kalıntıları görülmektedir. Amos tiyatrosunun koilonu, birçok tiyatroda yaygın bir uygulama olan profilli oturma sıraları yerine, dikdörtgen düz bloklardan oluşmaktadır. Oturma sıralarının ana kısmını oluşturan söz konusu blokların altında da tek sıra, daha küçük boyutlu dikdörtgen taşlar yer almaktadır.

Ayrıca Cavea’nın 6 m yükselen duvarları da ayaktadır.  

Yüzeyi tamamen toprak ile kaplı olan orkestra 11 m çapındadır. Orkestra ile bağlantılı olabilecek bir silindir sunak alt terasta tespit edilmiştir.

Söz konusu teras üzerinde yükselen sahne binası: 18.5 x 6.5 m boyutlarındadır. Sahne binası ancak temel seviyesinde olmasına karşın, kot farkından dolayı yapının arka duvarı 4 m kadar korunmuştur. Tiyatro çevresinde sürdürülen araştırmalarda sahne binası ile bağlantılı hiçbir mimari elaman tespit edilememiştir. Yapı, ya daha sonrasında büyük oranda tahrip edildi ya da Priene tiyatrosunun ilk evresindeki gibi ahşaptandı.

Amos Antik Tiyatro

YAZITLAR-KİRA SÖZLEŞMELERİ:

Amos tiyatrosu, sadece oyunların sergilendiği bir yer değil, aynı zamanda kentin sosyal merkeziydi. Kazılarda tiyatro yakınlarında bulunan “kira sözleşmeleri” (yazıtlar) antik kentin ekonomisi hakkında benzersiz bilgiler sunar.

Toplamda üç büyük levha üzerine kazınmış olan bu metinler, MÖ 2 yüzyıla (Helenistik döneme) tarihlendirilmektedir.

Yazıtlar, kentin sahibi olduğu arazileri (özellikle bağ ve bahçeleri) şahıslara nasıl kiralandığını anlatır. Sözleşmelerde dikkat çeken bazı detaylar şunlardır.

Arazilerin genellikle ömür boyu veya çok uzun süreliğine kiralandığı görülmektedir.

Kiraların nakit para birimiyle ödendiği ve ödeme tarihlerinin net bir şekilde belirtildiği görülür.

Kiracıya sadece araziyi kullanma hakkı verilmez, aynı zamanda araziye iyileştirme zorunluluğu da getirilir. Örneğin: belirli sayıda zeytin ağacı dikilmesi veya bağların bakımlı tutulması şart koşulmuştur.

Elde edilen kira gelirlerinin bir kısmının kentin koruyucu tanrısı (Apollo Samnaios) onuruna düzenlenen festivaller ve tiyatro etkinlikleri için harcanacağı belirtilmiştir.

 

Ayrıca:

Kiracıların güvenilir kefiller gösterme zorunluluğu vardır.

Kent Meclisi tarafından atanan görevlilerin arazileri düzenli kontrol ettiği ve bakımsız bırakılan araziler için ağır para cezaları uygulandığı metinlerde yer alır.

Sözleşmelerin herkesin görebileceği şekilde tiyatro gibi kamusal alanlara asılması, hukuki şeffaflığı gösterir.

Sonuç:

Bu sözleşmeler, Amos halkının sadece savaşçı veya balıkçı olmadığını, aksine planlı bir tarım ekonomisine sahip, mülkiyet hukukuna önem veren ve sosyal etkinliklerini (tiyatro, bayram gibi) bu ekonomik kaynaklarla finanse eden bir toplum olduğunu gösterir. Özellikle bölgedeki bağcılık kültürünün ne kadar köklü olduğu, bu belgeler sayesinde tescillenmiştir.

 

Amos Kent Surları

KENT SURLARI:

Tepeyi çevreleyen surlar, kenti dış saldırılara karşı korumak amacıyla Helenistik dönemde inşa edilmiştir.

Surlar genel olarak MÖ 4 ve 3 yüzyıllara, yani Helenistik döneme tarihlenir.

Bu dönemde askeri mimaride kullanılan dayanıklı taş işçiliği Amos’ta da kendini gösterir.

Kuzey yamacı kesintisiz şekilde yaklaşık 400 m saran savunma hattı üzerinde ayrıca 5 bastion bulunmaktadır. 1.5 ile 2 m arasında değişen kalınlığa sahip surlar, yer yer 4 m kadar korunmuştur. Çift yüzlü duvarlar, yoğun taş dolgu ile doldurularak kuru duvar tekniğiyle inşa edilmiştir.

Surların inşasında, taşların birbirine tam oturacak şekilde çokgen formda kesilip, harçsız olarak birleştirildiği “polygonal” teknik kullanılmıştır. Bu yöntem, yapının depremlere ve dış darbelere karşı daha esnek ve dayanıklı olmasını sağlar.

Kentin inşa edildiği tepeden çıkarılan yerel gri kalker taşları kullanılmıştır. Bu durum, surların doğayla bütünleşmiş görünmesini sağlar.

Surlar, tepenin en yüksek noktası olan akropolisi (Yukarı şehir) tamamen çevreler. Kuzey, güney ve batı yönlerinde takip edilebilir durumdadır.

Surların belirli noktalarında savunmayı güçlendirmek amacıyla kare veya dikdörtgen planlı kuleler (burçlar) bulunur. Bu kuleler, düşman yaklaştığında okçuların ve gözcülerin görüş açısını genişletmek için tasarlanmıştır.

Amos, denizden gelebilecek korsan saldırılarına karşı son derece korunaklıdır. Surlar, dik yamaçların bittiği noktadan itibaren yükselerek kenti bir zırh gibi sarar.

Sur hatları boyunca ilerlediğinizde, sadece Marmaris ve Turunç koylarını değil, karşı kıyıdaki Rodos adasını bile görmek mümkündür. Bu da kentin askeri açıdan ne kadar kritik bir mevkide olduğunu kanıtlar.

 

Giriş kapısı:

Amos’un kent savunma ağı içerisinde kuzeyde ve güneyde iki girişi bulunmaktadır. Rhodos Peraia’sındaki tahkimatlı diğer yerleşimlerin hemen hepsi aynı şekilde bir ya da iki giriş ile sınırlandırılmıştır. Kuzeyde 1.85 m genişliğe sahip kapı, kentin ana girişi olmalıdır ancak söz konusu giriş, Amos için şüphesiz ki yeterli değildir. Daha önce ileri sürüldüğü gibi tepenin güney yamacında, Kumlubük’teki verimli topraklara sahip yurttaşların kente ulaşımını sağlandığı bir diğer girişin olması gerekmektedir. Güney yamaçta söz konusu amacı hizmet eden kent girişi ve yol güzergahı tespit edilmşitir.

 

Günümüz

Surların büyük kısmı, özellikle kuzey ve batı cephelerinde hala ayaktadır ve takip edilebilir durumdadır. Doğa ile iç içe geçmiş olan bu kalıntılar, zeytin ağaçlarının arasında yükselen anıtsal birer duvar gibi görülür.

 

ATHENA TAPINAĞI:

Amos antik kentinin en kutsal noktası olan Athena Tapınağı, kentin Akropolisi olarak adlandırılan en yüksek tepesinde yer alır. Bu konum, tanrıçanın kenti yukarıdan izlediği ve koruduğu inancını simgeler. Büyük oranda tahrip olmuştur.

 

Konum ve Adanmışlık:

Tapınak, Asarcık Tepesinin en uç ve en hakim noktasına inşa edilmiştir. Buradan hem kentin yerleşim alanlarını hem de denizi kesintisiz bir açıyla görebilirsiniz.

 

Tanrıça Athena:

Bilgelik, strateji ve savaş tanrıçası olan Athena, Amos kenti için bir koruyucu figürüydü. Kentin güvenliği ve refahı olan adanan bu tapınakla ilişkilendirilirdi.

 

Mimari özellikleri:

Günümüze ne yazık ki tapınağın görkemli sütunları ulaşmamıştır. Ancak tapınağın oturduğu podyum yani temel ve çevre duvarları net bir şekilde seçilebilmektedir.

Mevcut mimari kalıntılar 7 x 13 m ölçülerinde bir naosa işaret etmektedir. Tapınağın 1 m kalınlığındaki naos duvarları, çift sıralı örgü tekniğiyle inşa edilmiş ve araları taş dolguludur.

Amos, büyük bir metropol olmadığı için tapınağı da devasa boyutlarda değil, daha çok kentin ölçeğiyle uyumlu “Templum in Antis” denilen (ön kısmında iki sütun bulunan küçük tip) bir plana sahip olduğu düşünülmektedir.

Antik geleneklere uygun olarak, tapınağın girişi genellikle doğuya, güneşin doğduğu yöne bakacak şekilde planlanmıştır.

 

Bulgular ve Yazıtlar:

Tapınak alanı sadece bir ibadet yeri değil, aynı zamanda kentin en önemli arşiv merkeziydi.

Amos’un meşhur kira sözleşmeleri ve önemli devlet kararları, tanrıçanın huzurunda ve onun koruması altında olması amacıyla bu tapınak bölgesinde veya yakınındaki kutsal alanda sergilenirdi.

Kazılarda bulunan sunak parçaları ve adak eşyaları, burada düzenli olarak dini törenlerin yapıldığını kanıtlamaktadır.

 

Günümüz:

Tapınak kalıntılarının bulunduğu tepeye ulaştığınızda, antik dönem insanlarının burayı neden seçtiğini çok iyi anlayacaksınız. Rüzgarın eksik olmadığı bu yüksek noktada, masmavi deniz ile yeşil yamaçların birleştiği o meşhur Amos Manzarası en iyi buradan izlenir.

 

SARNIÇLAR:

Amos antik kentinde sarnıçlar, kentin bir dağ tepesinde kurulu olması nedeniyle hayati bir öneme sahipti. Modern su sistemlerinin olmadığı o dönemde, Amos halkının mühendislik zekası bu sarnıçlar sayesinde kenti su açısından kendine yeten bir kale haline getirmiştir.

Evet, şehir kayalık bir tepede kurulu olduğu için bölgede doğal su kaynağı yani pınar veya akarsu bulunmuyordu. Bu nedenle, antik mimarlar, kışın yağmur sularını toplamak ve yazın kurak aylarda kullanmak üzere devasa su depolama alanları tasarladılar.

Sarnıçların büyük kısmı, tepenin ana gövdesini oluşturan kalker kayalara oyularak inşa edilmiştir. Bu, suyun doğal bir şekilde serin kalmasını sağlardı.

Suyun kayaların çatlaklarından sızmasını önlemek için sarnıçların iç yüzeyleri su geçirmez özelliği olan özel bir harçla (genellikle kiremit tozu ve kireç karışımı olan antik bir izolasyon malzemesiyle) kaplanırdı.

Çoğunlukla armut biçimli veya silindirik yapıda olan bu sarnıçların ağızları dardı. Bu tasarım, suyun buharlaşmasını minimuma indirmek ve içine yabancı maddelerin düşmesini engellemek için tercih edilmiştir.

 

Toplama Sistemi:

Kentteki binaların çatılarından ve meyilli sokaklardan gelen yağmur suları, küçük kanallar aracılığıyla bu sarnıçlara yönlendirilirdi. Özellikle Athena Tapınağı ve Tiyatro yakınlarında büyük sarnıçlar bulundu. Bu stratejik konumlandırma, hem dini törenlerde kullanılacak kutsal suyu hem de tiyatro gibi kalabalık alanlarda insanların ihtiyacını karşılamayı amaçlıyordu.

Amos Sarnıçlar
Tiyatronun hemen arkasındaki Sarnıç:

Tiyatroya bitişik durumda bir sarnıç, yüzeyden açık bir şekilde görünmektedir. 5.6 m çapındaki sarnıcın içi, ağız kısmına 1.5 m mesafeye kadar yoğun taş enkaz ile doludur. Sarnıç, düzgün kesme taşlar ile örülmüş ancak bazı noktalarda iç yüzeyinin sıva ile kaplı olduğu görülmektedir. Yapım tekniği açısından Helenistik örnekleri anımsatan sarnıcın sıva ile kaplı olması, muhtemelen Roma döneminde de tadilat görerek kullanılmaya devam edildiğini ortaya koymaktadır. Bu sarnıç, muhtemelen tiyatrodan daha sonra, MÖ 2 yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiş olmalıdır

 

Günümüz:

Günümüzde Amos şehrini ziyaret ettiğinizde, özellikle tiyatro çevresinde ve tepenin zirvesine doğru ilerleyen patiye üzerinde ağzı açık sarnıç yapılarını görebilirsiniz. Ancak dikkatli olunmalıdır, bazıları bitki örtüsüyle kaplandığı için fark edilmeleri zor olabilir..

Amos Nekropol Alanı

NEKROPOL ALANI

Kent, Nekropolisi kuzey yamaçta surların hemen batısından başlayarak, kuzey yönüne doğru yaklaşık 500 m uzanmaktadır. Kuzey yamaçta iki farklı amacı yönelik kullanım sözkonusudur. Yamacın doğu etekleri tarım faaliyetleri için teraslandırılmışken, yamacın batı bölümü nekropolis olarak kullanılmıştır. Bununla birlikte, güney yamacın batı etekleri de aynı amaca hizmet etmiştir. Kuzey yamaçta farklı tipte mezarların varlığı söz konusudur. Bunlar içerisinde sanduka mezarlar ve podyumlu mezarlar yer almaktadır. Şu an için tespit edilen örneklerden hareketle, kentteki en yaygın mezar tipini üzerlerinde basamaklı kaidelerin yer aldığı podyumlu mezarlar oluşturmaktadır. Bu tipteki mezarlar ile bağlantılı kentin her iki yamacında 30 adet basamaklı kaide tespit edilmiştir.

 

 

Marmaris Çevresi Bayır Köyü
 
 

BAYIR KÖYÜ

Bayır köyü, Marmaris ilçe merkezinin yaklaşık 30  km güneybatısındadır.

Bozburun yarımadasının iç kısmında, dağların yamaçlarında kurulmuştur. Ancak bu köyün Çiftlik Mahallesi kıyıdadır.

Hem doğal güzellikleri, hem de binlerce yıllık tarihiyle bölgenin en özel duraklarından biridir. 

Antik dönemden sonra bölge, Menteşeoğulları ve ardından Osmanlı İmparatorluğu döneminde yerleşime sahne olmuştur. Köyün adının, coğrafi yapısı gereği yamaçlarda kurulu olmasından dolayı “Bayır” olarak adlandırıldığı biliniyor. 

Köyün meydanındaki cami, antik bir tapınağın üzerine inşa edilerek kültürel bir devamlılık simgesi haline gelmiştir. 

Köy halkı, tarih boyunca zeytincilik, balıkçılık ve arıcılıkla geçimini sağlamış, bu kültürü günümüze kadar korumuştur. 

 

Tarihi Çınar Ağacı:

Köyün tam merkezinde bulunan ve yaklaşık 2000 yaşında (bazı kayıtlara göre 1880) olduğu tahmin edilen devasa çınar ağacı köyün sembolüdür.

Yerel bir inanışa göre, bu ağacın çevresinde bir tam tur atmanın ömrü uzattığına ve şans getirdiğine inanılır.

Ağacın gölgesindeki köy kahvelerinde mola verip meşhur köpüklü ayranı veya bir çay içmek geleneksel bir aktivitedir.

Anıt ağacın çevresindeki dükkanlardan: köye has kavrulmuş yer fıstığı, çam balı ve keçiboynuzu pekmezi satın alabilirsiniz.

Evet, bu çınar ağacı çok özeldir. Efsanelere göre: çınar ağacının çevresinde bir tur atmak, ömrü uzatırmış.

Evliya Çelebi tarafından bu bölge şöyle tarif edilmiştir “Geçit vermez, her türlü vahşi hayvanın yaşadığı dağlar”

Burası televizyonda izlenen “Saklıköy” isimli diziye ev sahipliği yapmasıyla da tanınır.

Son bir not: Bayır köyü, tüm yakın çevreye ve hatta Muğla merkeze kadar birçok yere kendine özgü bal üretip gönderiyor.

 

Gastronomi ve Alışveriş

Bayır köyü, özellikle çam balı ile meşhurdur.

Köy meydanındaki tezgahlarda taze bal, adaçayı, kekik ve yöresel zeytinyağı bulabilirsiniz.

Ayrıca köylüler kendi elleriyle yaptıkları gözlemeler ve yerel kahvaltı seçenekleri oldukça meşhurdur.

 

Marmaris Çevresi Eski Yağhane Müzesi
 

Eski Yağhane Müzesi

Yörenin şifa kaynağı zeytin, defne ve kekik yağlarının çıkarıldığı atölye “Eski Yağhane” ismiyle bir müzeye dönüştürülmüştür. Türkiye’nin en eski ayakta kalan yağhanelerinden biridir. 220 yıllık geçmişe sahip olan bu tesis, 2020 yılında turizme kazandırılmış ve artık bir müze olarak ziyarete açılmıştır. 

 

Marmaris Çevresi Eski Yağhane Müzesi
 

Yağhanenin kurucusu olan Mehmet Alper, 1910 doğumludur. Kurtuluş Savaşı sonrasında köylerde yaşanan yoksulluğu gidermek amacıyla, 1935’li yıllarda hükümet tarafından Ankara’ya çağrılan ve eğitmenlik kursu gören gençlerden biri olmuştur. Köyüne döndükten sonra hem eğitmenlik yapmış hem de ticarete girmiştir. 

İzmir’de bir tüccarla işbirliği yaparak köylülerden topladığı defne, kekik ve ada çaylarını Avrupa ülkelerine ihraç etmiş, ardından bölgedeki zengin zeytin kaynaklarını değerlendirmek için bir yağhane kurmuştur. 

Yağhane, çevrede yetiştirilen zeytinlerin yağını çıkarmak için kurulmuş olup bölgenin ilk ve tek yağhanesi olma özelliği taşımaktadır.

Marmaris Bayır Köyü Yağhane

Yağhanede zeytin, defne ve kekik yağı üretilmekteydi. Eskiden yapılmış olan bu zeytinyağı fabrikası, sonradan aynı özellikleri korunarak yeniden hayata geçirilmiştir. Yağhane, o günkü şartlarını koruyarak günümüze ulaşmıştır. 

Köy meydanında göze çarpan yerler arasında otantik ürünler satan dükkanlar, “Syrna Candles” adlı mum atölyesi ve Eski Yağhane sayılabilir. Yağhane, neredeyse turistik bir mekan haline gelmiş olsa da hala orijinal halini koruduğu söylenebilir. Yol üzerinde tabelası bulunmaktadır. Yağhanenin içinde Mehmet Alper’e ait bir biyografi vardır. Ziyaretçiler burada yöreye ait otlar, bitkisel esanslar ve ürünler hakkında bilgi alabilmekte, bunları tadabilmektedirler. 

Evet, burada görülen bazı mektuplara göre, köyden Amerika’ya zeytinyağı gönderildiği anlaşılıyor. Bu konu, 1968 yılına tarihlenen bir mektupta açıkça görülmektedir. Bunların dışında, müzede: giysiler ve daha pek çok malzeme sergilenmektedir.

Marmaris Çiftlik Koyu

Çiftlik Mahallesi ve Çiftlik Koyu

Bayır köyü bölgenin en yüksekteki köylerinden biri olmasına rağmen, Çiftlik koyuna ulaşım en fazla 10 dakika sürmektedir. Bayır’dan Söğüt’e yönelen asfalt yol üzerinden yaklaşık 1 km sonra Çiftlik ayırımı vardır.

Bayır köyünden 9 km daha devam ettiğinizde enfes ve nispeten bakir kalmış Çiftlik koyuna ulaşırsınız. Çiftlik koyu, Bozburun’un Marmaris tarafından kalır. Turgut ve Selimiye plajlarına yaklaşık 10 dakika uzaklıktadır. 

Bölge 1980’lerden bu yana Sit alanı olarak ilan edildiğinden fazlaca inşaat yapılmamıştır. Burada her taraf çepeçevre çam ormanıdır.

Çiftlik koyu, el değmemiş doğası, tertemiz denizi, iri kumlu plajı ve sakinliğiyle bölgeye gelen tatilcilerin uğrak yerlerinden biridir. 

Koyu tamamen kaplayan iri kumlara sahip Çiftlik koyu plajı, temiz ve berrak deniziyle tatilcilerin ilgisini çekmeyi başarmıştır. 

Plajda deniz, yaklaşık 6 metre sonrasında derinleşmektedir. 10 m derinlikte deniz içindeki taşları saymak mümkündür.  Ancak belirttiğim gibi deniz sığ değildir, yani orta derecede çabuk derinleşen bir kıyı yapısı vardır. Bu durum özellikle çocuklu aileler için sorun yaratabilir. 

Açık denize bağlı bir koy olan Çiftlik, dip akıntıları sayesinde suyu çok temiz tutmaktadır.

Çevresinde tesis sayısının az olması bölgenin sessizliğini korumasını sağlamaktadır.

Çiftlik koyuna giriş ücreti ve otopark ücreti yoktur. Sahile doğru ilerlerken yol üstünde restoran, kafeterya ve bir mini market vardır. Sahilde tertemiz, iri kumlardan oluşan bir plaj sizi karşılar. Ancak konaklama seçenekleri kısıtlıdır. Sadece bir butik otel ve bir dört yıldızlı otel vardır. Her iki tesis te denize yürüme mesafesinde olup koy manzarasına sahiptir. Ayrıca yol üzerinde birkaç işletme daha bulunmaktadır. Bunlar arasında, aile işletmesi olan Şahin Restoran öne çıkar. Buradan zeytinyağı ve bal satın alabilirsiniz.

 

Tarihi ve Kültürel Önemi:

Çiftlik koyunun tarihi, MÖ 1200 yıllarına kadar gitmektedir. Yapılan gezilerde Rodos ve ada uygarlıkları, Karia, Mısır, İon, Asur, Suriye, Makedonya, Pers, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinden izler bulunabilir.

 

Koydaki Ada:

Çiftlik koyunun girişinde, özel izin alınarak girilebilen küçük bir ada bulunmaktadır. Çünkü özel mülkiyete aittir ve izin almadan girmek yasaktır. Ada 2000 yılında satışa konulmuş ve banka borcu nedeniyle icra gelmiş ve ardından  satışa çıkarılmış ve ünlü bir iş adamı tarafından  satın alınmıştır. Ada sahile 500 m uzaklıktadır. Üstünde 30 yıl önce yapılan bir konut, iskele ve helikopter pisti bulunmaktadır. Ayrıca adadaki şatoda, iki hizmetli evi, atölye, jeneratör odası, bir yüzme havuzu, üç sulama havuzu, binlerce çam, sığla, incir, zeytin ve nar ağaçları bulunmaktadır. Denizin altından elektrik ve su hattı çekilen adanın şatosunda her terasında deniz ve orman manzarası bulunur. 

Evet, eskiden bir ağacın bile bulunmadığı bu adanın şimdiki hali görenleri büyülemektedir.

Adanın güney cephesi Rodos adasını, batı cephesi ise Çiftlik koyunun mavi ve yeşil denizini görmektedir. Evet bu ada olması nedeniyle koyda dalga olmuyor.

Su sporlarına ve dalışa ilgi duyanlar için koyun ortasında bulunan bu ada cazip aktivite seçenekleri sunmaktadır.

Yat turizmi açısından da öne çıkan koyda tekne sahiplerinin teknelerini bağlamalarına olanak sağlayan limanlar bulunmaktadır. 

Sonuç: son olarak 2020 yılında satışa çıkarılan adanın bugün kime ait olduğu bilinmiyor. Ancak adanın özel mülk statüsünü koruduğu biliniyor. Plajdan adaya yaklaşık 575 m mesafe bulunmakta olup adanın kuzey doğu tarafında tekne yanaşma ve denize giriş için yapılmış bir alan mevcuttur. 

Marmaris Gebekse Koyu

 

Gebekse (Gebe kilise koyu) 

Gebekse koyu Marmaris’in en uç koylarından biridir.

Turunç, Amos, Kumlubük, Kadırga ve Çiftlik koyunu geçtikten sonra karşınıza çıkan bu koya, karadan ulaşmak mümkün değildir. Bu yüzden koy daima temiz ve sakindir. 

Gebekse Koyu, Marmaris Çiftlik Koyunun hemen yanındadır ve Orhaniye’nin yaklaşık 11 km güneydoğusundadır.

Burada su öylesine berrak ve turkuaz ki, koyda yüzen insanlar ve tekneler sanki havada süzülüyormuş gibi gözükmektedir. Denizin dibinde yosun yoktur, aksine suyun altı ince beyaz kumlarla kaplıdır. Koyun benzersiz turkuaz rengi de zemini kaplayan bu beyaz kumlardan gelmektedir.

Cam gibi şeffaf denizde arada bir balık sürüleri ve deniz kaplumbağalarıyla karşılaşmak mümkündür. Koyun 50 m ilerisinde kayalık bir koy daha bulunmakta olup oraya geçerek yüzmek de mümkündür.

Koyun yamaçlarında zeytin ağaçları vardır. Her açıdan çok güzel olan bu koy, gündüz saatlerinde yoğun olabilmektedir. 

Ancak koyda herhangi bir tesis, duş ya da tuvalet yoktur. Koyun çevresi, maki ve kayalıklardan oluşmakta olup çoğu koya kıyasla daha az ağaç vardır. Öyle ki bazen telefonlar bile çekmez. Sabah saat 11.00 ile akşam 16.00 arasında gezi tekneleri koya uğrar ve biraz gürültü yaparlar. Bu saatler dışında koyda sadece mavi yolculuğa çıkmış yat sahipleri ya da yat kiralamış ziyaretçiler kalır. Ortam o kadar doğaldır ki, kıyıda bazen arılar ve özellikle akşamüstü sinekler çoktur. Sinek kovucu sprey bulundurmanız önerilir. 

 

Gebekse Kilisesi:

Şimdi gelelim Gebekse koyunda bulunan Gebe Kiliseye.

Çevresinde birçok efsanenin dolaştığı tarihi bir yapıdır. Kilisenin adı, yapısının gebe bir kadını andırmasından gelmektedir. Bazı efsanelere göre bu kilise, hamile kalamayan kadınların şifa bulmak için ziyaret ettiği bir yer olarak kullanılmıştır. 

Bir başka hikayeye göre ise kilise, Rodos Şövalyeleri tarafından inşa edilmiş olup Rumların bir kasabayı yakıp yıkmasının ardından mazlumların yanında durma amacıyla yapılmıştır. 

Gebekse kilisesi ya da Gebekse koyu kilisesi olarak bilinen yapının Bizanslılardan kaldığı tahmin edilmektedir. Deniz kıyısından çok az yüksekte olan kilise, yüzlerce yıldır bir anne gibi koyu beklemektedir.

 

Katranlı Çengirek-Keçibükü Mağarası

Bu iki mağara, Marmaris’in Bozburun Yarımadasındaki en gizemli ve en az keşfedilmiş doğal yapıları arasındadır. Her ikisi de bilimsel çevrelerce kayıt altına alınmıştır. 

Belgelenen Keçibükü-Çengirek Mağarası, Turgutköy sınırları içinde yer almaktadır. 35 metre rakımda konumlanan mağara, yatay gelişimli bir mağara türüdür, uzunluğu 23 metre derinliği ise 35 metredir. 

Bayır ile Söğüt arasında kalan bir bölgede, köylülerin dilinden düşmeyen Çengirek isimli ilginç bir mağara bulunmaktadır. “Armelya” olarak anılan bölgedeki bu mağara resmi kayıtlarda yoktur. Mağaranın duvarlarında hangi döneme ait olduğu bilinmeyen duvar yazıları ile girişinde sunak olduğu düşünülen kalıntılar mevcuttur. 

Bu mağara arkeolojik açıdan son derece önem taşımaktadır. Duvar yazıları ve sunak kalıntıları, muhtemel bir ibadet yeri ya da antik yerleşim izine işaret etmektedir. Ancak resmi kazı yapılmadığından dönemi henüz tespit edilememiştir. Mağara içinde hava kuru ve serindir. Tandır şeklinde ağız kesiminden giren güneş ışınları mağara içinde güzel görseller yaratmaktadır. 

 

 

SYRNA

Bayır köyü, antik Syrna kentinin üzerine kurulmuştur.

İsminin anlamı: Luwi ve Karya dillerinden “Kutsal/güzel pınar” demektir. 

Truva’yı kuşatan Akha ordularının hekimi Podaleiros, Savaş dönüşü fırtınaya yakalanarak bu bölgeye sığınmış ve yerel halkın kralın kızını tedavi edince kendisine bu topraklar verilmiştir.

Karia kralının kızı Syrna ile evlendikten sonra Kria kralı, onlara Bozburun yarımadasını hediye eder. 

Podaleirios da burada kurduğu iki kentten birine eşi “Syrma” nın ismini vermiştir. Podaleiriso, tıp tanrısı Asklepios’un oğludur. Aynı zamanda rahip hekimlerden biridir. Sağlık tanrısından gelen soyun bir bireyi olarak bir sağlık merkezi, iyileştirme merkezi kurmuştur. 

Syrna yerleşimi yeri, Yunan, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Ancak Helenistik dönemde, kent “Asklepios Mabedi” ile ünlenmiştir.  

Burada Rodos, Knidos, Bergama ve Epidaurus’taki Tıp Merkezlerinden çok daha önce tıp kültü oluşmuştu. Buradan çıkan hekimler daha bilimsel metotla uygulamaya devam ederek Rodos ve diğer merkezlere gitmişlerdir. MÖ 2 yüzyıldan kalma iki önemli yazıt bulunmaktadır. Bunlardan biri Bayır yakınında bulunan ve Syrna halkının Asklepios kutsal alanındaki adaklar için bağış yaptığını kaydeden bir kararnameye aittir. Diğeri ise Asklepios tapınağına bağlı bir yapının inşasına katkıları listeleyen yazıttır. Antik kentte açığa çıkarılan bir yazıtta ise, sağlık merkezi ile alakalı doktorların bir listesinin bulunduğu belirtilmiştir. 

 

ASKLEPİOS MABEDİ:

Bugün köy camisinin bulunduğu alanda eskiden Sağlık Tanrısı Asklepios’a adanmış bir tapınak olduğu bilinmektedir. Ancak günümüze çok az iz ulaşmıştır. Son dönemde yapılan kazılarda, cami yakınlarında Askpepion’un sömbolü olan “Yılanlı Taş” bulunmuştur. Evet Bayır köyü içinde bir sunak, sütun parçaları ve üzerinde bir yılan kabartması olan bir sütun parçası bazı araştırmacılar tarafından görülmüşse de, bir sonraki yıl bunların yok olduğu görülmüştür. 

Sonuç olarak: Syrna’daki Asklepios mabedinin yeri kesinlik kazanmamıştır. Bununla beraber yeni yapılan caminin temel kazısında çok sayıda mimari kalıntı ile küçük buluntular çıktığı köylüler tarafından söylenmektedir. Son dönem kazılarında köy meydanındaki cami yakınlarında Asklepios’un sembolü “Yılanlı Taş” bulunmuştur. Yılanlı Taş, günümüzde caminin girişinde görülebilir. 

Köyde bugün bile görebileceğiniz bazı antik taş bloklar ve cami bahçesindeki kalıntılar, bu tapınağın ve kentin izlerini taşır. 

 

YANCAĞIZ TEPESİ-AKROPOLİS:

Köyün yaklaşık 2 km kuzeydoğusundaki Yancağız Tepesi üzerindedir. Antik taşlı yolu takip ederek yarım saatlik bir yürüyüşle ulaşılabilen bu alanda kent surlarını, yapı kalıntılarını ve mezar taşlarını görebilirsiniz. Bu antik taşlı yol, MÖ 2 yüzyıldan bu yana kullanılmakta olup tarihin içinde yürüyormuş olma hissini verir. 

Peki bugün Akropolis te neler görülebilir. Kent surlarının bir bölümü, mezar kapak taşları ve yapı kalıntıları görülebilir. Bayır mezarlığındaki antik taşlar da büyük olasılıkla Syrna kentinden alınmıştır. Tepenin altında ise, içerisi oyulmuş, 2 metre uzunluğunda sandık tipi bir mezar dikkat çeker. 

 

 

 

Marmaris Çevresi Bördübet Koyu
 

BÖRDÜBET KOYU-AMAZON KOYU

Bördübet ve Bördübet koyu, Marmaris’in 28.4 km kuzeybatısında, çam ormanlarıyla kaplı tepeler ile deniz arasında çok güzel bir koyda yer alan muhteşem bir gezi ve dinlence bölgesidir. 

Hisarönü körfezinin kuzeyinde, Gökova körfezinde yer almaktadır. 

Rivayete göre: savaş yıllarında İngiliz askerleri Almanlar’dan saklanmak için gizli bir yer ararken bu koyu keşfetmiştir. Koyun doğal güzelliği ve burada bulunan kuş türlerinin çeşitliliği İngilizleri hayran bırakmıştır. Gördükleri kuş türlerinin varlığından etkilenen İngilizler bu koya “Kuş Yatağı” anlamına gelen “Bird’s Bed” adını koymuştur. Yöre halkı da İngilizlerin verdiği ismi telaffuz etmeye çalışırken, ortaya Bördübet diye bir sözcük çıkmıştır. 

Bördübet aslında büyükçe bir koydur. Ancak koyun içinde saklanmış iki tane derin ve küçük koy daha vardır. Yağmurlu günlerde dağlardan gelen derelerin oluşturduğu bu iki küçük koy, çevresindeki zengin bitki örtüsü ile mucizevi bir güzellik yaratmıştır. Bu koylardan büyük olanı Amazon Koyu olarak anılmaktadır.

Denizin yaklaşık 200 metre eninde ve 700 metre uzunluğunda bir haliç oluşturarak ormanın içine doğru girmesi, Bördübet’teki en öne çıkan coğrafi özelliklerden biridir. Bu coğrafi oluşum, Amazon, Gücük, Günlük ve Maden Koyu olarak da bilinmektedir. 

Koyun çevresi çoğunlukla çam ve sığla ağaçlarından oluşan sık ormanlarla çevrilidir. Bu bakir ormanlarda dağ güvercini, saka, bülbül, balıkçıl kuşlar, atmaca, yaban domuzu, tavşan, sincap, tilki ve porsuk gibi çeşitli yaban hayvanları vardır. Kano ile koyun sakin sularında gezinti yapabilirsiniz. Bu sırada su samurlarıyla karşılaşmak mümkündür. 

Evet, Marmaris ve çevresindeki en etkileyici bakir koylardan biri olan Bordübet Koyu, 1 nci derece Sit alanı ilan edilerek bölge koruma altına alınmıştır. Bu sayede doğal güzelliğini koruyabilmektedir. 

Bördübet koyunda iki önemli tesis bulunmaktadır. Club Amazon Bördübet, 1980 yılından bu yana hizmet veren bu işletme, içinde bulunduğu ortamın doğal bir parçası haline gelmiştir. Çingene Arabası adı vardoları özellikle isim yapmıştır. Bu vardolar, 15 metrekare büyüklüğünde, tamamen ahşap, tekerlekli, duşlu ve tuvaleti içinde bulunan, vantilatörlü ve en önemlisi tavanı camdan olan odalardır. Gece yattığınızda yerden  gökyüzünü seyretmenize, sabah günışığı ile uyanmanıza ve tavandaki sincapları canlı olarak izlemenize imkan verir. 

Bördübet’teki diğer işletme Golden Key Bördübettir. Amazon’a göre daha lüks ve kamp yerinden ziyade otel havası taşımaktadır. Derenin hemen üzerine kurulmuş odalar, yemek salonları, yüzne havuzu ve 360 derece terası oldukça ilgi çeker. 

Bördübet’te deniz tarafından iç taraflara doğru yaklaşık 600 metre uzunluğunda bir dere vardır. Bu bölümde kendinizi sanki Amazon ormanlarında gibi hissedebilirsiniz. Derede: kano, kayak, rüzgar sörfü gibi çeşitli su sporları ile antik Karya orman yollarında kuş sesleri eşliğinde doğa yürüyüşü, trekking ve dağ bisikleti gibi doğa aktiviteleri yapmak mümkündür. 

Son bir not: Bördübet/Amazon koyu, güzelliklerinin yanı sıra sivrisinekleriyle de ünlüdür. Turistik sezonda sürekli ilaçlama yapılmakta ancak ortamın doğallığı nedeniyle pek çözüm olmamaktadır. İster yatta ister karada olun yanınızda mutlaka sinek kovucu sprey bulundurmayı sakın unutmayın. Gece konaklardan cibinlik şarttır. 

 

 

Marmaris Çevresi Aksaz

AKSAZ

 

Aksaz, burada bulunan Aksaz Deniz üssü ile önem kazanmaktadır. Marmaris ilçesinin 13 km doğusundaki Aksaz, Karaağaç Körfezinde yer almaktadır. 

Aksaz körfezi, büyük bir donanmayı barındırma kapasitesine sahip en uygun doğal liman olarak Osmanlı tarihi belgelerinde ünlü denizci Piri Reis tarafından dile getirilmiştir. Yani bu körfezin stratejik önemi yüzyıllar öncesinde bilinmektedir. 

1983 yılında inşaat çalışmaları başlayan, 1993 yılında ilk birimleri tamamlanan üs, 2000 yılında tam kapasiteyle kullanılmaya başlanmıştır. Askeri binalara ek olarak üs evleri, daireleri, kışla ve sosyal tesisler bulunmaktadır. 

Sonuç olarak: Aksaz Deniz üssü, aktif bir askeri tesis olduğundan sivil ziyaretçilere kapalıdır. Üssün bulunduğu Karaağaç Körfezi ise, dışarıdan geçen tekneler tarafından görülebilmekte ancak dağlarla çevrili coğrafi yapısı nedeniyle üs büyük ölçüde gizlenmiş durumdadır. 

 

Aksaz Askeri Kampı:

Marmaris’in güneydoğusunda, Adaköy mevkiindedir. Ekincik yolu üzerindedir. Sadece askeri personel ve aileleri girebilmektedir. 

Yemyeşil çam ormanlarının denizle buluştuğu oldukça bakir ve korunaklı bir körfezdedir. Askeri bölge olması nedeniyle doğası bozulmamıştır. 

Kamp içinde askeri personel ve ailelerinin kullanımı için motel odaları, apart daireler, restoranlar, kafeteryalar, plajlar ve spor alanları vardır. Burası sadece bir kamp alanı değil aynı zamanda bir Özel Eğitim Merkezidir. 

 

 

 

Marmaris Çevresi Turgut Köyü
 

TURGUT KÖYÜ

Marmaris çevresi, Turgut köyü, Marmaris ilçe merkezine 33 km uzaklıktadır. Turgut köyü ve Marmaris arasındaki ulaşım: Orhaniye ve Hisarönü üzerinden sağlanmaktadır. Yolun uzunluğu 33 km dir.

Turgut Köyü: komşu Orhaniye ve Selimiye köyleri arasında, üç yanı tepelerle çevrili, deniz seviyesinde bir ova üzerinde kuruludur. Deniz kıyısından 1 km içeridedir.

Çünkü: Turgut Bükünde yerleşmeye ve tarıma uygun olmayan kıyı boş bırakılmış ve köy merkezi kıyıdan içeride kurulmuştur.

Değirmenyanı mahallesi, güneyde Delikyol limanının iç kısmında kuruludur.

Roma ve Bizans dönemlerinde köyün adı “Ella” dır. Cumhuriyetin ilanından sonra ise “Turgut” ismini almıştır.

Çevresi bölgenin karakteristik ağacı olan “Kızılçam” ile kaplıdır.

Köy merkezi, dar sokakları ve genellikle bahçeli, alçak katlı evleriyle tipik bir Ege köyü karakterini taşır. Son yıllarda butik oteller ve pansiyonların sayısı artsa da köy hala yerel halkın tarım ve hayvancılıkla uğraştığı doğal yapısını korumaktadır. 

Köyün bahçeleri: zeytin, portakal, mandalina, limon, badem, incir, ceviz, dut, nar, avokado, muz ve okaliptüs ağaçlarıyla doludur.

Marmaris’in kırsal mahallesi, doğayla iç içe zaman geçirmek isteyenler tarafından tercih edilmektedir.

Turgut Vadisi: eskiden denizmiş ve zamanla alüvyonlarla dolmuştur.

Çünkü bir derenin denize döküldüğü Turgut Köyü kıyısı sazlık olduğundan turizmde talep görmemiştir. Kıyıda 1 otel ve 2 lokanta bulunmaktadır.

Günümüzde, kıyıdan 3 kilometre uzaklıktaki kuyularda, midye kabukları görülmektedir.

Köy merkezinin en belirgin özelliklerinden biri halı dokuma geleneğidir. Merkezde ve ana yol üzerinde bulunan halı satış mağazaları ile atölyeler, ziyaretçilerin en çok uğradığı yerlerdir. Burada hem köylü kadınların el emeği halıları görebilir hem de geleneksel kök boya teknikleri hakkında bilgi alabilirsiniz. 

Köyün meydanı, yerel halkın toplandığı, çınar ağaçları altındaki köy kahveleriyle meşhurdur. Burada oturup köylülerle sohbet edebilir, meşhur çam balı ve yerel ürünlerin satıldığı küçük dükkanlardan alışveriş yapabilirsiniz. 

Köy merkezinde ve sahile inen yol boyunca çok sayıda yerel restoran vardır. Özellikle taze deniz ürünleri, zeytinyağlılar ve köy kahvaltısı konusunda iddialı işletmeler vardır. Bölgeye özgü sığla yağı ve çam balı da merkezdeki dükkanlarda bulunur. 

Köyün merkezi denizden biraz içeride başlar ve ancak kısa bir yürüyüş veya sürüş mesafesiyle Turgut sahiline yani liman bölgesine bağlanır. Burası teknelerin bağlandığı, daha çok restoranların ve plaj işletmelerinin yoğunlaştığı bölgedir. 

Evet: köy, Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

 

Koy

Köy merkezine 2 kilometre uzaklıkta koy ve plaj bulunmaktadır. Burası genellikle kum ve çakıl karışımı bir yapıya sahiptir. Denizi oldukça berrak, durgun ve sığdır. Bu özelliğiyle çocuklu aileler ve sakinlik arayanlar için idealdir. Sahil şeridinde bulunan Turgut Halk Plajı, bölgenin en popüler güneşlenme noktalarından biridir. 

Koy, coğrafi yapısı sayesinde rüzgarlara karşı korunaklıdır. Bu yüzden mavi tur tekneleri ve özel yatların uğrak noktasıdır. Sahil boyunca Ella Yatch Club, Palmiye Marina ve Zakkum Yatch Club gibi teknelere hizmet veren tesisler ve restoran iskeleleri bulunur. 

Koyu çevreleyen yamaçlar çam ve zeytin ağaçlarıyla kaplıdır. Deniz kenarında yürürken hem Ege nin mavi sularını hem de bölgenin karakteristik yeşil doğasını bir arada  görebilirsiniz.

Kıyı boyunca sıralanmış balık restoranları, taze deniz ürünleri ve yerel zeytinyağlı yemekler sunarlar. Akşam saatlerinde iskeleler üzerine kurulan masalarda yemek yemek, koyun en keyifli aktivitelerindendir. 

Turgut köyünün biraz dışında kalan Delikli Yol, koyun en bakir ve temiz kısımlarından birisi olarak kabul edilir. Burada de denize girilebilecek sakin işletmeler vardır. 

Turgut Koyu Liman bölgesi civarında Bizans dönemine tarihlenen bir kilise kalıntısı vardır. Bu yapı, bölgenin erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemlerindeki dini önemini yansıtır. Genellikle kıyıya yakın ya da koya hakim noktalarda konumlanan bu tür küçük kiliseler, o dönemde denizcilerin ibadeti ve yerel halkın dini ihtiyaçları için inşa edilmiştir. Günümüzde maalesef bakımsızlık ve doğal aşınma nedeniyle oldukça harap vaziyettedir. Duvarlarının bir kısmı ayakta olsa da, yapının genel formu büyük oranda bozulmuştur. 

Koyun sahil kısmında denize oldukça yakın bir konumda, 3 odalı olduğu tahmin edilen bir hamam kalıntısı vardır. Bu kalıntı, tipik Roma-Bizans hamam mimarisinin özelliklerini taşır. 3 odalı tanımlaması, genellikle hamamların klasik bölümleri olan soğukluk, ılıklık ve sıcaklık kısımlarını işaret eder. Sahilin sağ tarafında, yarı sulu yarı kuru bir alanda, yani deniz börülcesinin yetiştirildiği bölgede bulunur. Bazı kalıntılar suyun çekilesiyle veya sahilin yapısıyla birlikte daha görünür hale gelmektedir. 

Gelelim deniz börülcesi yetiştirilmesine.

Turgut koyunun sahil kesimi, yer yer tatlı su kaynaklarının denizle birleştiği, hafif bataklık ve balçık yapılı alanlara sahiptir. Deniz börülcesi tam da bu tip yarı tuzlu suları ve çamurlu toprakları sever. Özellikle hamam kalıntılarının olduğu sahil kesiminde, suyun sığlaştığı ve deniz börülcesinin halı gibi yayıldığı alanları doğal olarak görebilirsiniz. Köy halkı ve yerel işletmeler, genellikle bahar sonu ve yaz başında koyun kıyı kesimlerindeki bu bitkiyi taze olarak toplarlar. Sahil şeridindeki deniz restoranlarında sunulan deniz börülcesi mezelerinin bir kısmı, doğrudan bu koyun kıyılarından toplanan ürünlerden yapılır. Bu, bitkinin en taze ve yerinden sofraya gelmesini sağlar. 

 

 

Marmaris Çevresi Turgut Şelalesi
 

Turgut Şelalesi

Turgut köyüne ise 15 dakikalık bir yürüyüş mesafesindedir. Orhaniye (Kızkumu) geçtikten sonra Turgut köyüne gelmeden tabelaları takip ederek ulaşabilirsiniz. Yolu düzgün ve asfalttır. 

Özellikle yaz sıcağından kaçmak isteyenlerin sığındığı bir doğa harikasıdır. Sığla ve çam ağaçlarının arasına gizlenmiş bu alan, birbirine bağlı küçük çağlayanlar ve buz gibi göletlerden oluşur. 

Şelale, tek bir noktadan dökülmek yerine, vadi boyunca aşağı doğru inen 5-6 adet küçük çağlayandan oluşur. En büyüğü yaklaşık 4-5 metre yükseklikten dökülür. 

Şelalenin döküldüğü yerlerde doğal havuzlar-göletler oluşmuştur. Suyun sıcaklığı yaz aylarında bile oldukça düşüktür, bu göletlere girmek oldukça canlandırıcı ve biraz ürpertici bir deneyimdir. 

Bölge, nadir bulunan ve hoş kokulu Sığla yani Günlük ağaçlarıyla çevrilidir. Ayrıca çınar ve çam ağaçları vadiye tam bir gölge sağlar, bu da alanı günün en sıcak saatlerinde bile serin tutar. 

Araç park yerinden şelaleleri kadar giden yaklaşık 200-300 metrelik, ağaçların altında çok keyifli bir yürüyüş yolu vardır. Şelale, girişinde ve çevrisinde köylülerin işlettiği küçük gözleme evleri, restoranlar ve çay bahçeleri vardır. Burada meşhur Turgut balını tadabilir veya taze meyve suyu içebilirsiniz. Belirlenmiş alanlarda piknik yapma imkanı olsa da doğayı korumak adına ateş yakılmasına izin verilmez.

Göletlere girmeyi düşünürseniz göletlerin içi taşlık ve kaygan olabileceğinden deniz ayakkabısı kullanmanız önerilir. İlkbaharda su debisi daha yüksektir, yazın ise debi azalsa da serinleme özelliği ön plana çıkar. 

Turgut Şelalesi, Marmaris’ten kalkan Jeep Safari turlarının en önemli mola noktasıdır. Bu nedenle öğle saatlerinde (12.00-15.00 arası) oldukça kalabalık olabilir. Daha sakin bir deneyim için sabah erken saatleri veya akşamüstünü tercih etmelisiniz.

Şelaleye giriş genellikle ücretsizdir veya çok cüzi bir otopark/temizlik ücreti talep edilmektedir. 

Şelalenin çevresi aynı zamanda “Kaplan Kelebekleri” nin üreme alanıdır.

Turgut köyünden, şelaleye doğru giden yolun üzerinde, sağ taraftaki yamaçta, piramidal görünümlü bir anıt mezar bulunmaktadır. Mezarın alçak girişi çökmüştür. MÖ 4 veya 3’ncü yüzyıla ait bir yazıttan anlaşıldığına göre, mezar “Diagoras” isimli bir savaşçıya aittir.

 

 

Turgut Kalesi

Turgut Kalesi, Marmaris’in Turgut köyüne hakim bir tepe üzerinde yer alan ve antik Hygassos kentine ait olduğu düşünülen tarihi bir yapıdır. Turgut köyü merkezinden kaleye çıkan bir yol bulunmaktadır. Yolun son kısmına genellikle araçla çıkılmaz, aracınızı uygun bir yere park ettikten sonra yaklaşık 10-15 dakikalık, hafif meyilli bir patikadan yürüyerek kaleye ulaşabilirsiniz. Kaleye çıkan yol üzerinde veya kaleye yakın bölgede ünlü Piramit mezar (Diagoras ve Aristomakha’nın anıt mezarı) bulunur. Bu mezarla ilgili ayrıntılı bilgi aşağıdadır. 

Hem tarihi dokusu hem de sunduğu eşsiz panoramik manzara nedeniyle bölgenin en önemli duraklarından biridir. 

Kalenin temellerinin antik Karya dönemine kadar uzandığı bilinmektedir. Bölgedeki antik yerleşim olan Hygassos’un savunma hattının bir parçasıdır. Kale, yüzyıllar boyunca stratejik konumu sayesinde kıyı şeridini ve körfezi gözetlemek amacıyla kullanılmıştır. 

Günümüze ulaşan kalıntılar arasında belirgin su duvarları, kule temelleri ve sarnıç yapıları bulunmaktadır. Duvar yapımında kullanılan taş işçiliği, bölgedeki diğer Karya kaleleriyle benzerlik gösterir. Yapı oldukça harap durumda olsa da ana hatları hala seçilebilmektedir. 

Kalenin en büyüleyici özelliği bulunduğu tepeden Hisarönü Körfezi, Turgut Koyu ve Orhaniye (Kızkumu) taraflarını 360 derece görebilmesidir. Özellikle gün batımı saatlerinde sunduğu manzara, doğa fotoğrafçıları için vazgeçilmezdir. 

 

 

 

Marmaris Çevresi Çağ Baba Türbesi
 

Çağ Baba Türbesi

Marmaris çevresi, Çağ Baba türbesi, Turgut Mahallesine hakim bir noktada, kayaların üzerinde bulunmaktadır ve geniş bir alanı yüksekten görmektedir. Buraya ulaşmak için yaklaşık 10 dakikalık bir tırmanış yapmak gereklidir.

Turgutköy’de bulunan bu piramit tipi mezar yerel halk arasında: “Çağ Baba Türbesi” olarak tanınmaktadır. Ziyaretçiler burada dua edip adaklar adamışlardır.

Eskiden yörede askere giden gençler, mezar içinden alınan bir avuç toprağı askerlikleri boyunca yanlarında taşıyor, askerden sağ salim gelirlerse toprak tekrar mezara dökülüyormuş.

Çocuğu olmayanlar, hastalıkları olanlar buraya gelerek “Çağ Baba” diye seslenerek yardım bekliyorlarmış.

Bazı günler, caminin yanında festival havası ortamında yemekler yapılıyor, kurbanlar kesiliyor ve bu yemekler, anıt mezarın yanına çıkılarak insanlara sunuluyormuş.

 

Marmaris Çevresi Çağ Baba Türbesi
 

Ancak arkeologlar tarafından yakın zaman önce yapılan araştırma sonucuna göre: buranın MÖ 3’ncü yüzyılda Savaşçı Diagoras ve eşi Aristomakha’ya ait bir piramit mezar olduğu öğrenilmiştir.

Bu piramit mezar, ülkemizde tekdir.

Yapının yüksekliği 6 metredir. İç boyutu ise 3 metre karedir. Tavanı kubbe şeklindedir. Bu yapı tipi ile, Bodrum’dan bulup Londra British Museum’a kaçırılan Mousoleum’a  benzetilmektedir.

Piramit mezarın yazıtında şunlar yazılıdır.” Siz beyaz dişli hayvanlar, her zaman size öngörülen yerde kalın. Çünkü ben en yukarıda her şeyi gözetleyeceğim ki hiçbir korkak adam gelip de mezara zarar vermesin.

Çünkü bu savaşta ölen “Diagoras” isimli bir adamın ve örnek çocuklar yetiştirmesiyle kocasına sadakat anlayışıyla herkesten üstün, babasının Aristomakha olarak isimlendirdiği tanrılarla kıyaslanası karısının mezarıdır.”

 

Marmaris Çevresi Çağ Baba Türbesi
 

Evet, bu yazıtı okuduktan sonra, mezarda defineciler tarafından yapılan kaçak kazılar sonucu verilen hasarı görüyorsunuz, defineciler mezarın sadece taban kısmını kazmakla kalmamış, kapısının iç tarafında bulunan bazı taşları da almışlar ve duvarına zarar vermişlerdir. Şaşırmamak elde değil.

 

Marmaris Çevresi Bozukkale
 

BOZUKKALE-LORYMA

Marmaris çevresi Bozukkale, Marmaris ilçe merkezine 54 km uzaklıktadır.

Bozburun yarımadasının en güneyinde, Karaburun’u geçince Değirmenburnu ile Kaleburnu arasında kalır. Loryma antik kenti, Asar tepe üzerindedir. Bozburun merkeze yürüyerek 45 dakika uzaklıktadır.

Bu koy, denizciler arasında “Bozuk Bükü” olarak da isimlendirilir. Serçe limanından buraya sadece küçük teknelerle ulaşılmaktadır. 

Eski ismi “Loryma” dır. Karia döneminde, MÖ 10’ncu yüzyılda Rodos Peraiasının yani karşı yakasının merkezi olan Loryma kenti burada kurulmuştur.

Ancak ayrıntılı ve yeterli bilgi yoktur.

Luwi ve Karia dillerinde kelime anlamı “Kum Halkı” demektir. Yani, antik dönemde yörede yaşayanlara “Kum Halkı” deniliyordu.

Burada az sayıda kalıntı bulunmaktadır.

Ancak kentin kurulduğu tarih ve kent ile ilgili hiçbir bilgi yoktur. Sadece ilk çağ yazarlarından bazıları tarafından, Rodos’un karşısında bir “Karşıyaka” ülkesi olarak ismi geçmektedir.

Ünlü coğrafyacı yazar Strabon ise, burası hakkında “Karia’da Physkos’dan sonra gelen, engebeli bir kıyı şeridi” olarak söz etmiştir.

Yine yazar Stephanos, “Rodos’da Loryma isminde bir liman olduğundan” söz eder. Sonuç olarak; Loryme şehri hiçbir zaman önemli bir şehir olmamıştır.

 

GÜNÜMÜZE KALAN KALINTILAR

Çevreye yayılmış durumdaki kent surları parçaları ve bazı mezar taşları görülür. Bunlarla birlikte Akropol üzerinde ve yamaçlarda yapılan yüzey araştırmalarında, Eski çağlara ait kalıntılar bulunmuştur. Bunlar düşünüldüğünde, yöredeki yerleşimin MÖ 2000’li yıllara kadar gittiği düşünülür.

Deniz kıyısından Akropol’e çıkışta, yamaçta sur duvarları ve dikdörtgen planlı burç kalıntıları görülebilir.

Ayrıca: kayalara oyulmuş yazıtlardan, şehrin Rodos’a has bir tanrı olan “Zeus Atabyrios” a adandığı öğrenilmiştir. Ancak şehirde, bir mabet olup olmadığı bilinmemektedir.

Ancak: Asar tepesinden çevrenin muhteşem güzel manzarasını izleyebilirsiniz.

Bozukkale körfezi, oldukça korunaklı bir koydur. Bozburun yarımadasında liman olmaya en uygun olan Loryma koyu, arkasının dağlık oluşu nedeniyle hinderland ile bağlılık sağlanamamış ve tarihi dönemlerin askeri deniz üssü olarak kalmıştır.

Tarihi süreçte, coğrafi konumu ve liman girişinin darlığı nedeniyle, MÖ 395 yılındaki Peleponnes Deniz Savaşlarında bu liman Atina gemileri tarafından kullanılmıştır.

MÖ 395 yılında, Atinalı kumandan Karor: Knidos savaşından önce gemilerini burada toplamıştır. Takip eden süreçte, MÖ 305 yılında Antigonos’un oğlu Demetrios’da Rodos’a karşı yapılan saldırı hazırlıkları için bu limanı seçmiştir.

Ayrıca: İngiliz deniz haritalarında buraya “Oplosika Bükü” ismi verilmektedir, yani eskiden burada kıyıda bir tersane bulunmaktadır.

Ege denizinde seyreden bütün yatlar, Bozukkale körfezini durak yeri olarak kullanırlar. Koyda, günümüzde mavi yolculuk teknelerine ve yatlara hizmet veren 3 lokanta bulunmaktadır.

Loryma antik kentinin kalıntıları ise, koyun giriş noktasında, körfeze hakim konumdaki tepenin üstünde makilikler arasındadır.

Günümüze ulaşan en önemli kalıntı: kaledir.

 

Kale

Koya hakim, oldukça geniş alana dağılmış kalıntılardan, günümüze ulaşan en etkileyici yapı Burunbaşı üzerinde bulunan iyi korunmuş kaledir. Kalenin uzunluğu 120 metre ve genişliği 10 metredir. Kalenin duvarları ise 3 metre kalınlığındadır.

Körfez girişini korumak için yapılmış kale, iyi durumda ve ziyarete açıktır.

Peki neden “Bozukkale” ismi verilmiştir?

Muhtemelen, kalenin bir yanının eksik olması nedeniyle bu ismin verildiği düşünülmektedir.

Karşılıklı surlarla, dikdörtgen şeklinde uzanan kalenin 9 tane dikdörtgen kulesi vardır. Burçlar yıkılmış olmasına rağmen, 9 burçtan köşedekilerin yuvarlak plan düzeninde oldukları anlaşılmaktadır.

Günümüzde, kuzeydeki çıkma kule görülebilir.

Kaleye çıkarsanız, koyda, muhteşem bir manzara izlemek mümkündür. Hatta: 20 km uzaktaki Rodos adası da görülebilir.

Akvaryum Koyu

Marmaris çevresi Akvaryum koyu: Zeytin adasındadır. Buraya sadece tekneler ile gidilebiliyor.

İlginç bir yapısı olan koy: görüntü olarak travertenleri andırıyor. Koyda bulunan beyaz kayalar, tamamen doğal bir oluşumdur. Uzmanlar, bu durumun oluşmasında suda bulunan yüksek minarellerin etkili olduğunu söylüyorlar.

Çünkü, Akvaryum koyu doğal yeraltı sularının aktığı bir yerdir. Bitki örtüsü de bu durumdan etkilenmiştir.

Bozburun yarımadasında yüzmek için en çok tercih edilen yerlerin başında gelir. Konaklama seçeneği yoktur, bu yüzden sadece günübirlik geziler için tercih edilmektedir.

Suyu biraz soğuk ve deniz oldukça berraktır. Koyda 300 çeşit balık bulunduğu söyleniyor. Bu yüzden şnolkerle dalış yapılması tercih ediliyor.

 

Marmaris Çevresi Kameriye Adası
Kameriye-Kamelya Adası-Camelia Adası

Marmaris çevresi, Kameriye adası, Bozburun-Selimiye arasındadır. Selimiye köyünün 2 km uzağında Hisarönü körfezindedir. Buraya ulaşım sadece Selimiye köyünden tekne ile sağlanmaktadır.  Zaten günübirlik tekne turlarının genelde ilk durakları burası oluyor.

Adada bugün sadece yabani keçiler ve eşekler bulunuyor, yani günümüzde adada insan yerleşimi yoktur. Tekneler adaya yaklaştığında, özellikle eşek kıyıya iniyor, bir kayanın üstündeki su kabına, teknelerden içmesi için su konuluyor.

Adanın çeşitli yerlerinde, eski Rum evi kalıntıları görülmektedir. Muhtemelen 1923 yılındaki mübadeleden sonra ada boşaltılmıştır.

Burada: oldukça eski olduğu düşünülen bir Bizans dönemine ait manastır bulunmaktadır. Manastırın MS 1 veya 2’nci yüzyıldan kaldığı düşünülüyor.

Günümüzde bu manastırın sadece duvarları kalmıştır. Ancak manastırın içinde bir Hz İsa freski bulunmaktadır. Ancak son olarak bu freskteki İsa’nın gözlerinin oyulduğunu duydum.

Ancak bitişiğindeki bölgede özel bir alan bulunmaktadır. Burada: manastıra ait, üç renkli bir mozaikten oluşan mozaik panel bulunmaktadır. Beyaz, siyah ve pembe renkli yuvarlak taşlardan işlenmiş mozaikler oldukça güzeldir. Keşiş ve inananların dua etmek için kilisenin içine ve dışına sığması sağlanmıştır.

 

Marmaris Çevresi Kameriye Adası Manastır
 

Evet, manastırın yanındaki bu mozaik panoyu mutlaka görün. Zemine döşenen bu tür döşemeye “Miatra” denir.

Manastır yapısının hemen yanında yüzlerce yıllık olmasına rağmen, hala meyve veren bir zeytin ağacı bulunmaktadır. Bu zeytin ağacının kiliseden daha eski olduğu söyleniyor.

Ziyaretçiler bu zeytin ağacına dilek dileyerek bez parçaları asarlar. Sadece bez parçalarımı hayır, ziyaretçiler ne bulurlarsa asmışlar. Örneğin: tuvalet kağıdı, peçete, kurdele ve benzeri.

 Kameriye adası, 1995 yılında 1’nci derece doğal sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Adanın çevresindeki deniz oldukça temiz ve berraktır. Bu yüzden özellikle dalış turizmi için tercih edilmektedir. Adanın doğu kıyısında ise plaj bölümü vardır.

 

Marmaris Çevresi Bozburun
 

BOZBURUN

Marmaris çevresi Bozburun, Marmaris ilçe merkezine 55 km uzaklıktadır.

Yolculuk yaklaşık 50 dakika sürmektedir. Marmaris-Datça karayolunu kullanarak buraya ulaşabilirsiniz. Hisarönü köyünün hemen yanı başındadır. Ayrıca: İçmeler-Bayır üzerinden, güneye yönelerek de buraya ulaşmak mümkündür.

 

Marmaris Çevresi Bozburun
 

Bozburun Datça yarımadasına paralel uzanmaktadır.

Tam karşısında, Symi isimli Yunan adası vardır.

Tarihi süreç içinde, buranın ismi: Daraçya, Karya Kersonessos, Rodos Peraiası ve Trakheia olarak anılmıştır.

Anadolu’nun yerli kavimlerinden olan Karyalılarla yerleşime açılan yarımada, ilk olarak MÖ 12’nci yüzyıldan itibaren Batı Anadolu kıyılarını etkisi altına alan göç olaylarından etkilenmiştir.

Yarımada Rodos’a yakınlığıyla adanın anakarası olarak yani Rodos Peraiası yani “Karşıyakası” olarak bilinen kent: bir zamanlar oldukça büyükmüş ve Atina vergi mükelleflerinden biriymiş ve MÖ 5’nci yüzyılda burada kent, kendi adına sikke bastırmıştır.

 

Marmaris Çevresi Bozburun
 

14 ve 15’nci yüzyıllarda Orta Anadolu’da Moğol istilasından kaçan Boz Obası Türkmenlerinden bir gurup buraya yerleşince, bölge de Bozburun olarak anılmaya başlanır.

BOZBURUN VE SÜNGERCİLİK

Bozburun, aynı zamanda Türkiye’nin başlıca bir süngerci köyüdür.

Kayalıktır, verimli toprakları yoktur zaten bu yüzden “Bozburun” ismi verilmiştir.

Zaten tarihi süreçteki isimlerinden birisi olan “Trakheia” da, kelime olarak “taşlık/kayalık” demektir. Güney bölümde kireçtaşlarından oluşan arızalı topoğrafya vardır.

 

Marmaris Çevresi Bozburun
 

Yarımada dağlık olduğu için, iç kısımlar yerleşim birimleri için uygun değildir. Bayırköy yerinde Syma, Taşlıca köyü yakınlarında Phoiniks, Asardibi mevkiinde Kasara denen yerleşimler iç kısımlarda kurulmuştur.

Syma İncedere koyu, Phoiniks Bozuk kaya, Kasara Serçe koyu ile kıyıyla bağlantı kurmuştur. Kıyıda bulunan yerleşim birimleri, sadece gemilerin açık deniz rüzgarlarından korunarak demirlemesine uygun koylar değil, güvenlik nedeniyle bu koydaki hakim tepeyi yerleşim alanı olarak seçmişlerdir.

Doğu kıyılarında bilinen üç yerleşim yerinden Loryma, Amos ve Physcos bu şekilde bir koya hakim alçak bir tepe üzerinde kurulmuştur.

 

Marmaris Çevresi Bozburun Gulet Yapımı
 

Yarımadanın doğusunda, yüksek kıyılar denize dik bir şekilde iner ve rüzgarlara karşı korunaklı az sayıda koy bulunmaktadır. Doğu kıyılarının yerleşime en uygun koyu, güneyde açık deniz rüzgarlarına karşı gemilerin demirleyeceği, günümüzdeki ismiyle Bozuk Limandır.

Koyun güneybatısındaki yüksek tepe, çevreyi gören kale yapmaya uygun konumuyla Loryma kentinin kuruluş alanı olmuştur.

Bu koy Rodos’a yakınlığı, çok sayıda geminin barınmasına uygun genişliği ve arkasının dağlık oluşundan dolayı, güvenlik sağlamış, stratejik açıdan tarihsel süreç içinde askeri deniz üssü olarak kullanılmıştır.

Koyun eski ismi “Oplothiki” yani Helence anlamı “askeri alan, silah deposu” dur. Arsenal isimleri de bunu yansıtmaktadır.

Yarımadada yaşayan Rumlar, 1923 yılında Yunanistan’daki Türlerle mübadele edilince, yarımada bütünüyle Türk kültürünün etkisi altına girmiştir.

Bu dönemdeki Rumca isimler Türkçe isimlerle değiştirilmiştir. Rena-Hisarönü, Alexi-Osmaniye, Kirvasil-Orhaniye, Losta-Selimiye, İlia-Turgut olarak değiştirilmiştir.

 

Marmaris Çevresi Bozburun Gulet Yapımı
 

Gelelim günümüze

Büyüleyici bir ortama sahiptir ve aynı zamanda çam, çiçek ve kekik balı ile ünlüdür. Zeytinyağı üretimi de oldukça yaygındır. Nane, kekik ve adaçayı bitki olarak da toplanmaktadır. Özellikle Türk turistler tarafından huzurlu atmosferi nedeniyle tercih edilmektedir.

Bozburun merkezinde, şirin ve ufak pansiyon ve restoranlar bulunmaktadır. Ama merkezin en büyük özel yapısı Merkez Camiidir. Ancak burada daha çok yat ve gulet tersaneleri vardır.

Hatta her evin bahçesinde bir marangoz atölyesi görebilirsiniz. Çünkü her bir bahçede tekne yapılıyor.

Bu teknelerin boyları çok değişiktir, 20-30 metre uzunlukta bile tekneler yapılmaktadır. Yani, günümüzde yöredeki gezilerde kullanılan motorlu guletler burada yapılmaktadır.

 

GULET

Buranın bir diğer özelliği: bir “gulet” ormanı olmasıdır.

Gulet ismi: Venedikli tüccarlardan gelen “Goleta” sözcüğünden çevrilmiştir.

Guletler: günümüzde kamarası bol olarak yapılıyor ve az salmalı olduğu için sığ koy ve adalara rahatlıkla yanaşabiliyor.

Evet, Gulet ormanında her boydan, ağırlıktan ve renkte guletler bulunuyor. Burada taşlama, matkap sesleri, vernik ve zımpara tozları yoğundur.

Ayrıca, günümüzde Bozburun’da “Su Ürünleri Kooperatifi” nin işlettiği 50 yat kapasiteli bir barınak bulunmaktadır.

Günümüzde Bozburun 2 Yunan adasına komşudur. Güneyde 17 km uzaklıkta Rodos adası ve batıda ise 7.5 km uzaklıkta Simi adası bulunmaktadır.

Yine günümüzde, Bozburun bölgesinin en güzel yeri “Doğu Rıhtımı” dır. Burada bazı evler ve oteller bulunuyor ve bunlara karadan ulaşım yoktur. Limandan teknelerle ulaşılabiliyor.

Son derece lüks, dünya jet sosyetesinin ziyaret ettiği korunaklı bu cennet köşesine, tanınmayan tekneler yanaştırılmıyor. Paparazzilerden uzak kalmak isteyen ünlüler, bu yazlık mekanı yoğun tercih ediyorlar.

 

Uluslararası Bozburun Gulet Festivali

Her yıl Ekim ayında yapılır. Festival kapsamında: Bozburun halkı guletlerini sergilerken bir taraftan da yarışlar düzenleniyor.

 

Tavşanbükü Koyu

Marmaris çevresi, Tavşanbükü koyu, Değirmenburnu doğusundaki koyun ortasında Tavşanbükü adası bulunmaktadır. Marmaris ilçe merkezine 35 km uzaklıktadır.

Koyun sadece batı ve doğu yönü girişe uygundur. Ancak ada ile kara arasındaki kısım oldukça sığdır. Burayı özellikle günübirlik gezi tekneleri yoğun ziyaret ederler.

Tavşanbükü mevkiindeki Hisarönü Körfezine hakim plaj “Mavi Bayraklı” dır. Plaj: 450 metre uzunluğunda ve 12 metre genişliktedir.

Tavşanbükü mevkiinde, şehir hayatından kaçarak elektriksiz, televizyonsuz yaşayan, kaynak suyu kullanan, küçükbaş hayvan yetiştiren ve adeta Robinson hayatı yaşayanlar bulunmaktadır. Koyun karşısındaki adaya kano ile gidip tavşanları besleyebilirsiniz.

 

Marmaris Çevresi Tavşan Adası
 

Tavşan Adası

Şu anda burada yeni bir yapılanma varmış. Çünkü bu ada: Türkiye’nin en iyi ve en pahalı otellerinden birinin sahibine aittir. Otelin yıldız konuklarının eğlencesi için buraya getirilen tavşanların günümüzde 150 civarında bulunduğu söyleniyor. Tekne ile adaya yanaşan ziyaretçiler tavşanları besliyorlar.

 

Marmaris Çevresi Ada Boğazı
 

Ada Boğazı

Marmaris çevresi, Ada boğazı, Bozburun bölgesinde bakir kalmış Adatepe mevkiindedir. Doğu tarafında Kızılada, batışa Kiseli Ada ve kuzeyinde kara bulunur. Her iki adann kuzey burunları ve kara sınırı arası sığdır.

Bozburun bölgesinin en ünlü koyudur.

 

Marmaris Çevresi Ada Boğazı
 

Burası masmavi denizi ve tertemiz sularıyla tercih edilmektedir. Hatta, buranın deniz suyunun “Maldivler” den farsız olduğu söyleniyor.

Ayrıca koyda sürekli bir tatlı esinti vardır. Güneşin her haline göre, deniz tüm renklerini sunar. Denizin dibi kumdur. Deniz oldukça sığdır.

 

Marmaris Çevresi Ada Boğazı
 

Adada ise, antik kalıntılar, keçiler ve tavşanlar bulunuyor.

Sonuç olarak, buranın tek kötü yanı, özellikle Pazar günleri, teknelerin aşırı kalabalık olarak yarattıkları trafik yoğunluğudur. Tekneler adeta buldukları yere demirliyorlar ve yüzecek yer kalmıyor.

 

Marmaris Çevresi Taşlıca Köyü
 

PHOİNİKS  

Marmaris çevresi Taşlıca köyü, ilçe merkezine 72 km uzaklıktadır.

Taşlıca köyü: Bozburun’da karayolu ile ulaşılan en uzak köydür. Yarımadanın güneyinde, iç kısımda, tepelik bir alanda kuruludur. Daha önce Aşağı Taşlıca ve Böğüş Mahalleleri varken, bunlar sonradan boşaltılmıştır.

 

Marmaris Çevresi Taşlıca Köyü
 

Söğüt köyünden 5 km uzaklıktadır ve yolu güzeldir.

Oldukça geniş bir alana yapılmıştır. Köyde kendiliğinden biten 7-8 çeşit incir vardır. Ayrıca dev harup ağaçları görülmektedir. Keçi peyniri de ünlüdür.

Köy: sürgün sonucu buraya gelmiş Tatarlar ile kurulmuştur. Köyün iklimi, Akdeniz iklimi etki alanı içindedir. Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır.

 

Marmaris Çevresi Taşlıca Köyü
 

Köy merkezinin 4 km uzağında, Asar Tepesi üzerinde bir antik kentin kalıntıları bulunmaktadır. Bu antik kent yani Phoiniks (Phiniki) kenti: Bozburun yarımadasının güneyinde, en yüksek tepenin eteğinde kurulmuştur.

Kent, zaman içinde Feneket ve Fenaket adıyla da anılmış, son olarak Taşlıca köyü olarak isimlendirilmiştir. Feneket ismi ise, sadece Yeşilova körfezindeki bir adada kalmıştır.

Karya kenti olduğu düşünülen burada, şehir meydanı yani Agora ile bazı mezarlar sağlam olarak günümüze ulaşmıştır.

KÖYDEKİ ANTİK KENT KALINTILARI

Köy ile antik kent kalıntıları arasındaki patika yolda, önce antik dönem mezarlarıyla karşılaşılır. Agora ise, Taşlıca ile Asar Tepenin ortalarında, çukurdadır. Tepeye çıkarken ise, oldukça iyi durumdaki bir yapı kalıntısı ve ardından kentin ana nekropolisi yani mezarlığı ve mezarlar görülür.

Kentin Akropolisi ise, Asartepe’dedir. Asar Tepe’de kalıntılardan çok çevrenin muhteşem manzarasını izleyebilirsiniz. 

Ayrıca, günümüzde görülen, taşların üst üste dizilmesiyle yapılan teras sistemi, muhtemelen Karyalılardan günümüze ulaşmıştır. Antik tarım teraslarının bulunduğu bölgeler, aynı zamanda burada Karya, Helenistik, Roma ve Selçuklu dönemlerinde yerleşim bulunduğunu kanıtlamaktadır.

 

Marmaris Çevresi Kırkkuyular
 

Kırkkuyular

Marmaris çevresi, Taşlıca köyünden, Serçe Limanına giden yol üzerinde “Kırkkuyular” mevkii bulunmaktadır. Burada bir zamanlar “Sindilli” adında bir Rum köyü bulunuyormuş. Zamanla şartlar elverişsiz olunca günümüzdeki Taşlıca köyünü kurmuşlardır.

Ancak Kırkkuyular mevkiinde hala Sindilli köyünden kalma taş evlerin yıkık dökük kalıntıları bulunmaktadır.

Burada bulunan Rumlardan kalma kuyular, su kıtlığı çekilen yörede yerleşimcilerin su ihtiyacını karşılamıştır. Burada günümüzde de elinde bidonları ile su dolduranları görebilirsiniz.

Rivayete göre, köyde 41 tane sarnıç varmış. Bu sarnıçlardan 40 tanesi bulunmuş ve bulunamayan 41’nci sarnıcın içi ise altın dolu imiş. Elbette bu 41’nci sarnıç bulunamamıştır.

 

Marmaris Çevresi Serçe koyu ve limanı
 

Serçe Koyu ve Limanı

Marmaris çevresi, Serçe koyu, Bozburun yarımadasında karadan gidilebilen son noktadır. Taşlıca köyüne 9 km uzaklıktadır. Buraya gitmeye niyetlenmeden önce şunu bilmeniz gerek, burası Selimiye köyünden yaklaşık 40 km uzaklıktadır yani karayolu ulaşımı oldukça sıkıntılıdır, çünkü yol gayet çetindir ve uçurum kenarları, dağ yollarıyla doludur.

Taşlıca köyünün içinden geçen yolu takip ederek Serçe koyuna ulaşmak mümkündür. Yolun sonu Serçe Limanına çıkıyor.

 

Marmaris Çevresi Serçe koyu ve limanı
 

Yüksek kayaların arasına gizlenmiş bir koydur. Bu yüksek kayaların arasında, nadir de olsa bodur meşeler ve yabani zeytinler bulunmaktadır. Koyun kuzey doğusunda, batıya uzanan kıyısı, baş taraftan sonra iyice yükselen tepelerle devam eder.

Özellikle Mavi Tur tekneleri tarafından burası tercih edilir. Burada denizden gelen teknelere hizmet veren bir kıyı lokantası bulunuyor.

Liman, en sert hava koşullarında teknelerin sığınabileceği bir yer olarak önem kazanmaktadır. Türkiye’nin en korunaklı limanı olduğu söylenmektedir. Burası oldukça sığ bir limandır. Bu limandan hemen aşağıda ise Rodos adası bulunmaktadır.

Koyda iki yönde bulunan limanlardan, kuzeyde bulunan “Serçe Limanı” ve güneyde bulunan ise “Akça Liman” dır. Koyun çevresi tepelerle çevrili olduğu için rüzgar almaz.

 

Marmaris Çevresi Serçe koyu ve limanı
 

Derin koy, güneye doğru alçalarak çakıl bir plaja bağlanır. Burada denizin dip görünümü oldukça güzeldir, su çok temiz ve soğuktur.

Evet, bu güzel yerde yüzmek bir başka keyiftir.

Bizans Gemi Batığı

Serçe Limanı denilince ilk akla gelen: liman civarında suyun altında bulunan bir Bizans dönemine ait batık gemidir. Bu batık 11’nci yüzyıla tarihlenmektedir ve batıktan çıkarılan eşyalar, günümüzde Bodrum Sualtı Müzesinde “Cam Batığı” bölümünde sergilenmektedir.

 

Marmaris Çevresi Kasara antik kenti
 

Kasara  

Marmaris çevresi, Kasara antik kenti, Marmaris-Datça arasında, Bozburun yarımadasının güney ucundaki Serçe Limanı körfezinin kenarındadır.

“Kasara Antik Kenti”; Karya dilinde “Büyük Güzel Köy” demektir.

Ancak burada herhangi bir arkeolojik araştırma yapılmamıştır. Öte yandan, antik tarihçi yazarlar da burası hakkında herhangi bir bilgi vermemişlerdir.

Bu yüzden, kent hakkında hiçbir bilgi yoktur. Sadece Helenistik ve Roma dönemlerine ait olduğu tahmin edilen birkaç duvar parçası görülmektedir.

 

Marmaris merkezi gezisi.

 

Marmaris-Datça karayolu gezisi,

Aydın Çine

Aydın Çine

Çine, Aydın-Muğla kara yolu üzerinde bulunuyor. Bu yüzden, özellikle Fethiye-Bodrum gibi tatil yörelerine gidenler, buradan sık geçmişlerdir. Ancak, ben Çine’de, 2015 yılında, bir gece konakladım ve iki günlük sürede, ilçe merkezi ve çevreyi gezdim. İlçe merkezinde, özellikle: bir “gazoz” fabrikası gezdiğimizi hatırlıyorum. Şişelerde satılan bu gazoz, o yıllarda yeni üretiliyordu, şu an ne durumda bilmiyorum ama lezzetli bir tadı vardı. Bunun dışında, Çine, pek fazla büyük olmayan, şirin bir ilçe.

ULAŞIM

İlçe: Aydın-Muğla karayolu üzerindedir. Aydın il merkezine, 38 km. uzaklıktadır. Çine-Yatağan arası uzaklık: 34 km. Çine-Karpuzlu arası uzaklık: 29 km.

TARİHİ

Çine yöresinin, antik dönemdeki adı: “Marsyas” tır. Bu isim, bir efsaneye dayanmaktadır. Şöyle ki: “ Tanrıça Athena: bu vadi içinde akan derenin kenarlarında dolaşıp, kaval çalarken, suda resmini görür. Ancak, bu resim, kendisini “şiş yanaklı” olarak göstermektedir. Bunun üzerine, Athena, sinirlenir ve çalmayı keserek, kavalı fırlatıp atar.

Bu sırada, yörede dolaşan çoban, Marsyas, bu kavalı bulur ve öylesine güzel çalmaya başlar ki, ünü her yere yayılır. Bunun üzerine, Tanrı Apollon: müzikte kendisini tek gördüğünden, Marsyası bir yarışmaya davet eder. Ünlü Frig kralı Midas ise, hakem seçilir. Yarışma yapılır. Marsyas kavalı gayet güzel çalar ve hakem Midas tarafından birinci seçilir. Ancak, Tanrı Apollon buna çok kızar.

Marsyas’ın derisini yüzdürür, hakem Midas’ın ise, kulaklarını uzatır, eşek kulağına dönüştürür. Bir süre sonra, yaptıklarından pişman olur. Marsyas’ın bedenini ırmak haline dönüştürür. Yani: bugünkü Çine Çayı hakkındaki söylenti böyledir.

Yörenin tarihi süreçteki en büyük özelliklerinden birisi de: Kurtuluş mücadelesi öncesinde, Büyük Menderes nehri üzerindeki köprüler imha edildiğinden, Yunan işgaline uğramamış olmasıdır. Bu nedenle: Çine ilçesinin kurtuluş günü yoktur.

GENEL

İlçe arazisinin büyük kısmı dağlıktır. Yatağan sınırından doğarak, Menderes ırmağına doğru akan Çine Çayının suladığı, Çine Ovası ve bu ovanın çevresindeki dağlar. İşte, Çine’nin coğrafi durumu bu.

Genel bitki örtüsünde ise: çam ormanları ve zeytinlikler hakimdir. Çünkü: toprakları çok verimlidir. Zeytin yanında, pamuk tarımı da yaygındır. Ancak: Çine bölgesinin ekonomik etkinliklerini konuşurken, sadece tarımdan söz etmek olmaz. Yörede, son yıllarda, dünyanın en iyi çalışan: felspat ve kuvars maden işletmeleri bulunmaktadır.

Bu yatakların, muhtemelen 60-70 yıl dayanacak rezervde bulunduğu tespit edilmiştir. Bu arada: felspat nerede kullanılır? Cam, seramik, porselen ve emaye yapımında kullanılır. Yani, geniş bir kullanım alanı var. Dünya rezervlerinin, % 95’nin burada olduğu söyleniyor.

İklim: yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır.

Aydın Çine

Çine Barajı: Avrupa’nın en yüksek barajı olarak, 2010 yılında açılmıştır.

NE YENİR. NE İÇİLİR

Çine köftesi meşhur, yemenizi öneririm. Çünkü: Çine köftesi: 1900’lü yıllardan bu yana yapılmaktadır. Yörede: 1930 yılında, ilk köfte dükkanı açılmıştır. Özellikle: Tahsin Işık tarafından yapılan köfteleri, mutlaka tatmanızı öneririm. Yapılan bu köftenin sırrının, sadece çok kısıtlı sayıda insan tarafından bilindiğini de, bilmelisiniz.

GEZİLECEK YERLER

Aydın Çine

KUVAY-I MİLLİYE MÜZESİ

Bina: 1906-1909 yılları arasında yaptırılmıştır. 1919-1979 yılları arasında ise, Çine Askerlik Şubesi olarak kullanılmıştır. Daha sonra ise, Kuvay-ı Milliye Müzesi olarak restore edilerek hizmete açılmıştır. Müze binası içinde: Yörük Ali Efe ve Albay Şefik Aker’in heykelleri bulunmaktadır.

Bunun dışında: bir takım Etnografik eserler de sergileniyor. Bu binanın önemi şu: Yörük Ali Efe ve kahraman zeybekler: Ege bölgesinde, Yunan işgalcilerine attıkları ilk tokat olan Malgaç Baskınını, burada planlamışlardır. Malgaç baskını dedim de, nedir bu baskın olayı? Müzeyi gezenler, bu baskının önemini hissederlerse, sanırım daha çok etkilenmek söz konusu olacaktır.

Evet, Malgaç baskını: Aydın ve çevresi Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. Kuvay-ı Milliye çeteleri: Yunanlıların ikmal yeri olarak belirledikleri, Sultanhisar yakınlarındaki, sıkı koruma altında bulunan “Malgaç köprüsü” nü havaya uçurmayı planlarlar. 57.Tümen Komutanı Albay Şefik Aker, Yörük Ali Efe, Binbaşı Zekai Kaur ile birlikte: 16 Haziran 1919 gecesi, gizlice: Donduran köyünden hareket ederler. Menderes ırmağı sallarla geçilir ve işgal bölgesine sızarlar. Köprüyü ve Yunan birliğini kuşatırlar. Köprü ayaklarına yerleştirilen dinamitler, bir süre sonra patlatılır ve bunun üzerine, saldırıya geçen Yunan birliği de, tamamen yok edilir. Efeler, Sultanhisar sırtlarına çekilirler.

Bu baskın: Yunanlılara vurulan ilk ciddi tokat olarak tarihe geçer. Aydın ve yöresindeki tüm il ve ilçe insanları, bu baskın üzerine, gönüllü olarak dağlara çıkar ve çetelere katılmaya başlarlar. Yani: kurtuluş mücadelesinin ilk kıvılcımı olması açısından, Malgaç köprüsü baskını, tarih sahnesinde öne çıkmaktadır.

 

ÇİNE ARICILIK MÜZESİ

Yağcılar köyü ilköğretim okulundadır. Türkiye’nin ilk ve dünyanın 71’nci arıcılık müzesidir.

 

Aydın Çine

AHİ BAYRAM (AHİ İBRAHİM) TÜRBESİ

Ahmet Gazi camisinin avlusundadır. Ahmet Gazi’nin kardeşine ait bir türbedir. 14.yüzyılın ilk yarısına tarihlenir. Dikdörtgen planlı ve iki katlıdır. Üstü kubbe ile örtülüdür. Türbenin yapımında: Bizans devrinden kalan devşirme parçalar kullanılmıştır.

Aydın Çine

AHMET GAZİ CAMİ

Eski Çine köyündedir. 1308 yılında yapıldığı bilinmektedir. Menteşoğlu Orhan Bey döneminde, oğlu Hızır Bey tarafından yaptırılmıştır. Ancak, 1390 yılında, Menteşoğlu İbrahim Bey’in oğlu Ahmet Gazi Bey tarafından yeniden yaptırılmıştır.

Yapı: yapıldığı dönemde, en geniş kubbeli (17 metre gibi, oldukça geniş bir çapı vardır) cami olarak dikkati çekmektedir. Aydın il mahallinin, bilinen en eski camisidir. Aynı zamanda, Batı Anadolu’da, ilk Türk ulu eserlerinden biridir. Duvarlarının 1.70 cm. kalınlığı: dikkat çekmektedir. Duvarları: kesme taş üzerine, moloz taşlarla yapılmıştır. Ancak: çok onarım gördüğünden, mimarisinde birçok değişiklik olmuştur. Özellikle: dış cephede, bu değişim gayet rahatlıkla görülmektedir. İç duvarları ise, gösterişten uzak, oldukça sade bir sıva ile kaplanmıştır.

Çine Alabanda

ALABANDA

Alabanda antik kenti kalıntıları, Araphisar Doğanyurt köyündedir. Çine çayının (Marsyas) 4 km batısında, Karadağ uzantıları olan iki tepenin yamacındadır. Çine ovasına doğru yayılmıştır.  Ulaşımı sorunlu değil. Rahatlıkla ulaşılıyor.

Alabanda ismi, Karia dilinde Ala (At), banda (yarış) anlamına gelir.

Bizanslı tarihçe Stephanos, Kral Kar’ın oğlu Alabandos’un bir at yarışını kazanması nedeniyle kente Alabanda adının verildiğini yazmıştır.

Romalı Felsefeci Çiçero ise: Tanrılar dünyası isimli eserinde, kentin adını “Kar Tanrısı Alabandos” tan aldığını yazar.

Şehirle ilgili eski bilgiler MÖ 3’ncü yüzyıldan gelir. Buna göre, Seleukos Kralı kente Khrysor Antiokhia adını verir.

Delphide bulunan bir yazıtta: III Antiokhos’un isteği üzerine, Amphiktion Meclisi tarafından Alabanda’nın dokunulmazlığına karar verilir.

Bu karara göre, kentin Zeus Khrysaoeos ile Apollon İsotimos’a adandığı belirtilmiştir.

Makedonya kralı V Philippos (MÖ 222-175) tarafından, Alabanda kenti, MÖ 190 yılında Magnesia savaşından önce tahrip edilmiştir.

Bu savaştan sonra Alabanda MÖ 188 yılında yapılan Apameia Barışı ile Lykia ve Karia’nın durumuna benzer şekilde, Rhodos kentine tabii olarak III Antiokhos egemenliğine kalır.

Ancak Rhodos, kentle ilgilenmez, sadece bir Helios rahibi bulundurur. MÖ 167 yılında Mylasa-Rhodos savaşında, Alabanda özgür bir kent gibi davranarak, Rhodos’a karşı Mylasa tarafında yer alır.

Romalı tarihçe Luvius: MÖ 170 yılında Alabandalıların, Roma’ya elçilerle 23 kg ağırlığında altın ve bir taç ile çok sayıda hediye gönderdiklerini yazmıştır.

Ünlü gezgin ve yazar Strabon, Alabanda halkının zengin, eğlenceye düşkün ve şehirde arp çalan kızların çokluğundan bahseder. Ayrıca antik dönemde burası mermer işçiliği ve “Alabandicus lapis” denilen özel koyu renkli taşları ile meşhurdu.

Alabanda Sikkeleri

Sikkeler:

Alabanda sikkeleri, kentin siyasi serüveninin adeta bir belgesi niteliğindedir.

Özellikle MÖ 2 yüzyılda yaşanan siyasi değişimler sikkeler üzerinden takip edilebilmektedir.

MÖ 3 yüzyılın sonlarında Seleukhos Krallığı yönetiminde iken kentin Antiokheia ismini aldığı, MÖ 188 DEKİ apameia Barışı ile Rhodos idaresine geçince isminin tekrar Alabanda olduğu, MÖ 167 yılında ise bağımsızlığa kavuştuğu, kent sikkelerinden anlaşılmaktadır.

Alabanda’da basılan sikkelerin üzerinde Pagesos adlı kanatlı at figürü bulunuyor. Bu durum kentin kuruluş efsanesiyle doğrudan bağlantılıdır.

Hem ismin anlamı hem de sikkelerdeki at motifi, bu kent ile atların ne kadar içi içe geçtiğini gösterir.

 

Çine Alabanda

MÖ 70 yılında Roma’nın Anadolu’ya tamamen hakimiyeti altına almasından sonra, Alabanda, III Antiokhos’un 21’nci kenti olarak Asya eyaletine katılır.

MÖ 48 yılında, Antonius tarafından Ephesos başkent ilan edilince, Alabanda da eyalet başkenti olur ve Miletos, Priene, Tralleis ve Nysa buraya bağlanır.

MS 22 yılında Tiberius, kente yeniden dokunulmazlık hakkı verir.

Strabon: kentin oldukça zengin halkının eğlenceye düşkün ve kentte arp çalan pek çok kız olduğundan söz eder.

Alabanda: MS.4.yüzyılda, Bizans hakimiyetine girer. 11.yüzyılda ise, Türkler bölgede görülür.

Alabanda

Kızlarhisarı Efsanesi:

Söylenceye göre, Alabanda krallarından birinin çok güzel bir kızı vardır. Prensesin güzelliği o kadar çarpıcıdır ki, görenler gözlerini ondan alamamakta, kendin çoğu delikanlısı kıza duydukları umutsuz aşkla yanıp kavrulmaktadır. Bu aşıklar arasından ikisi, kentin iki yetkin sanatçısı, prensese gerçekten talip olma cesaretini gösterir ve kral babasına prensesle evlenme dileklerini iletir. Kralın ise sonunda güzeller güzeli kızını evlendireceği kişiyi seçmek için bir planı vardır. Kentin bu iki yetkin sanatçısına da aynı anda işe koyulmalarını emreder. İçlerinden biri kentin Senato binasının yapımını üslenecektir, diğeri ise kendin su ihtiyacını karşılayacak yapının inşasını. İkisi de aynı anda işe başlayacak olan taliplerden hangisi yapıyı daha erken tamamlarsa kral kızını ona verecektir.

İki sanatçı aşkları uğruna, tutkuyla işe girişirler. Bütün zorlukları göğüsleyecek bir heyecanla ilerletirler çalışmalarını. Fakat bir noktada Senato binasını yapmakta olan, diğer sanatçının çok hızlı çalıştığını fark eder. Su yapısını tamamlamak için canla başla çalışan sanatçı öyle hızlı yol almaktadır ki, kendisinin ona yetişip prensesle evlenme umudunun kalmadığına kanaat getirir. İşte bu noktada aşk ihtirasa dönüşür ve rakibini alt etmek için hileli bir yola başvurmayı göze alır. Rüşvet olarak büyük meblağlar vererek, diğerine gönderilecek aracılar ayarlar. Su yapısının tamamlanması için gece gündüz çalışan diğer sanatçıya giden bu aracılar, Senato binasının çoktan tamamlandığını, rakibin prensesle evlenmesine karar verildiğini ve düğün hazırlıklarının bile başlamış olduğu yalanını söylerler.

Su yapısını inşa etmekte olan sanatçı büyük bir şaşkınlık geçirir ve hayal kırıklığına uğrar. Şoke olmuş bir halde etrafına bakıp o an gözüne çarpan ilk nesneyi, inşaatta bulunan bir balyozu kaldırıp havaya fırlatır. Ve düşmekte olan balyozun altına girip intihar eder. Söylencenin bir başka formunda ise sanatçı kendi yaptığı İncekemer’den aşağıya atlayarak kendi canına kıyar. İhtirasa dönüşen aşkın nasıl bir cinayetle sonuçlanabildiğini anlatan hikayenin sonunda rakipsiz kalan sanatçı güzeller güzeli prensesle, bir cana kıymış olmak pahasına evlenir. Yöre insanı, Senato binasına Kızlarhisarı denilmesinin nedenini bu efsaneye bağlar.

Alabanda

Zeus Khrysaoreos Tapınağı-Apollon İsotimos Tapınağı:

Kentin en görkemli yapılarından biridir. Anadolulu mimar Menesthes yapmıştır. Buradan çıkarılan ve üzerinde Amazonamakhi yani Amazon kadın savaşçılarının mücadelelerinin mermer plakalar üzerine kabartma olarak işlendiği friz bina süsleme elemanına göre MÖ 2 yüzyılın ikinci yarısına tarihlenmektedir.

Evet: Helenistik dönem mimarisini yansıtan bu tapınak kentin dini merkezidir.

Khrysaoreos ismi, Zeus’un Altın kılıçlı sıfatını temsil eder.

Bu tapınak sadece Alabanda halkı için değil, tüm Karya şehirlerinin oluşturduğu Khrysaoreis Birliği için de büyük bir öneme sahipti.

Tapınak siyasi kararların alındığı ve ortak kurbanların kesildiği kutsal bir alan olarak işlev görüyordu.

Antik dönemde, Alabanda şehri, bu tapınak sayesinde Zeus’a adanmış “kutsal ve dokunulmaz” bir şehir statüsü kazanmıştı.

Bu durum, şehrin savaşlardan korunmasına ve ekonomik olarak güçlenmesine yardımcı olmuştur.

 

Mimari özellikleri:

Tapınak, Helenistik dönem mimarisinin özelliklerini taşır.

Yapılan kazılar ve araştırmalar, tapınağın “Pseudodipteros” (yalancı çift sütun dizili) plan tipinde inşa edildiğini göstermektedir.

Bu mimari tarz, Anadolu’nun ünlü mimarı Hermogenes tarafından popüler hale getirilmiş bir stildir.

Sütun yapısı: Tapınak çevresinde İon düzeninde sütunlar yer almaktadır.

Malzeme: Bölgedeki mermer ocaklarının kalitesi sayesinde, tapınak yapımında yüksek işçilikli mermer bloklar kullanılmıştır.

Alabanda Tiyatro

Antik Tiyatro:

Alabanda antik Tiyatrosu, kentin en görkemli ve günümüze en iyi durumda ulaşmış yapılarından biridir.

Kentin kuzeyindeki Araphisar tepesinin güneş yamacına yaslanmış olan bu yapı, klasik Helenistik tiyatro mimarisinin tipik bir örneğidir. Helenistik dönemde inşa edilmiştir.

Tiyatro, yaklaşık 6200 kişilik bir izleyici kapasitesine sahiptir.

Bu büyüklük, Alabanda şehrinin antik dönemde ne kadar yoğun nüfuslu ve önemli bir merkez olduğunu kanıtlar.

 

Alabanda Tiyatro

İzleyicilerin oturduğu bölüm (cavea) geniş bir at nalı formundadır. Oturma sıraları yerel mermerlerden yapılmıştır ve bir diazoma (yatay geçit) ile iki ana bölüme ayrılmıştır.

Tiyatronun yanlarını destekleyen görkemli duvarlar, kentin savunma sistemiyle de bütünleşik bir yapı sergiler. Bu duvarların işçiliği, Karya bölgesindeki taş işçiliğinin kalitesini gösterir.

Alabanda tiyatrosunun sahne binası 2 katlıdır.

Günümüzde sahne binasının temelleri ve alt katına ait bazı odalar görülebilmektedir.

Roma döneminde yapılan eklemelerle sahne binası daha gösterişli bir hale getirilmiş, heykel ve kabartmalarla süslenmiştir.

Evet tiyatro binası, sadece oyunların sergilendiği bir yer değil, aynı zamanda halk meclisinin toplandığı ve önemli kararların duyurulduğu bir alan olarak kullanılmıştır.

Konumu ve mimari eğimi sayesinde, doğal bir ses iletimine (akustik) sahiptir.

Bu özellik, günümüzde bile alanda sesin ne kadar net yayıldığını gösterir.

Tiyatronun Roma döneminde esir askerlerden ve kölelerden oluşturulan gladyatör isimli savaşçıların dövüşleri, vahşi hayvan mücadeleleri ve su oyunları oynamak için kullanılmıştır.

 

Stadion:

Alabanda antik kentinin batısında bulunan bir başka anıtsal yapı, Stadiondur. Bu bölgedeki arazi formuna bakıldığında yarım daire biçimindeki dönüş yeri ve dar uzun bir tarla görüntüsü veren yapı, doğuda kent surlarına birleşmektedir.

Alabanda Bouleterion

Bouleterion-Meclis Binası:

Alabanda şehrinin Bouleterion’u antik dünyada günümüze en iyi korunmuş ve mimari açıdan en etkileyici yönetim binalarından biri olarak kabul edilir.

Kentin siyasi gücünü temsil eden bu yapı, tiyatronun hemen batısında, agoranın ise kuzeyindedir.

Plan tipi: Bina, dışarıdan bakıldığında, devasa bir dikdörtgen formdadır.

Yaklaşık 26 x 36 metre boyutlarındaki yapı, antik dönemde çatısı tamamen kapalı olan en büyük kapalı binalardan biriydi.

Alabanda Bouleterion

Oturma düzeni: iç kısmında, sanki küçük bir tiyatro gibi yarım daire şeklinde yükselen oturma sıraları bulunur. Yaklaşık 600-800 kişilik bir kapasiteye sahip olduğu tahmin edilmektedir.

Duvar İşçiliği: Binanın dış duvarları, Alabanda’nın ünlü mermer işçiliğinin bir kanıtıdır. Blokların birbirine geçme şekli ve yüzeylerindeki özenli işçilik, Helenistik dönemin karakteristik özelliklerini taşır.

Evet, burası kentin ileri gelenlerinin oluşturduğu, Boule meclisinin toplandığı yerdi.

Şehir günlük yönetimi, yasaların hazırlanması ve elçilerin kabulü gibi kritik kararlar burada alınırdı.

Tiyatrodan farklı olarak buranın çatıyla kapalı olması, meclis üyelerinin hava koşullarından etkilenmeden yıl boyu çalışabilmelerini sağlıyordu. Bu, antik kentlerde gelişmiş bir bürokrasiye işaret eder.

Binanın çevresinde üç büyük giriş kapısı bulunur.

Bu kapılar, meclis üyelerinin binaya görkemli bir şekilde giriş yapmasını sağlıyordu.

Kazılar sırasında binanın içerisinde ve çevresinde önemli devlet adamlarına ve hayırseverlere ait heykel kaideleri bulunmuştur.

Bu da binanın aynı zamanda bir prestij alanı olduğunu gösterir.

Alabanda

Agora:

Doğanyurt köyü yolunun hemen güneyindedir.

Agora, antik kentin hem ticari hem de sosyal kalbinin attığı en geniş düzlüktür.

Kentin meclis binası ile tapınak alanı arasında stratejik bir noktada yer alır.

Alabanda agorası, yaklaşık 110 x 130 m boyutlarında, dikdörtgen formunda devasa bir meydandır.

Bu büyüklük, kentin antik dönemdeki ticaret hacminin ne kadar geniş olduğunu kanıtlar.

Meydanın dört tarafı, halkın güneşten ve yağmurdan korunarak ticaret yapabildiği, sütunlarla desteklenen kapalı galerilerle çevriliydi. Bu stoaların arkasında ise dükkanlar sıralanıyordu.

Alabanda’nın kendi mermer ocaklarından getirilen kaliteli mermerlerle döşenen bu alan, kentin zenginliğini yansıtan mimari detaylarla süslenmiştir.

 

Gelelim Agoranın Fonksiyonlarına:

Burası kentin ana alışveriş merkeziydi. Çine ovasından gelen tarım ürünleri, yerel mermer işçiliği eserleri ve bölgeye has dokumalar burada satılırdı.

Agora sadece bir Pazar yeri değil, aynı zamanda halkın politika konuştuğu, filozofların ders verdiği ve şehirdeki önemli olayların tartışıldığı sosyal bir platformdu

Mecliste alınan kararlar veya imparatorluk emirleri, agorada bulunan ilan tahtaları veya heykellerin kaidelerine kazınarak halka duyurulurdu.

 

Dikkat çeken detaylar:

Kazılarda Agoranın güneş kısmında çok sayıda dükkan kalıntısı tespit edilmiştir. Bu dükkanların eşikleri ve kapı düzenekleri hala yerinde görülebilmektedir.

Meydanın çeşitli noktalarında kentin hayırseverlerine, başarılı atletlerine veya Roma İmparatorlarına adanmış heykel kaideleri bulunmuştur. Bu, Agoranın aynı zamanda bir onurlandırma alanı olduğunu gösterir.

 

Hamamlar ve Surlar;

Alabanda şehrinin görkemli kamu binalarını tamamlayan en önemli yapılar, kentin hem konforunu hem de güvenliğini sağlayan hamamlar ve sur sistemleridir.

Alabanda

Alabanda Hamamları:

Antik kentte Roma dönemine tarihlenen birkaç hamam yapısı tespit edilmiştir.

Bu yapılar, kentin Roma imparatorluğu döneminde zenginleşmesinin ve sosyal yaşamın bir göstergesidir.

Mimari düzeni: Hamamlar tipik Roma mimarisi olan Frigidarium, Tepidarium ve Caldarium bölümlerinden oluşur.

Isınma Sistemi: Yapılan incelemelerde, tabanın altında sıcak havanın dolaşmasını sağlayan pişmiş toprak sütuncukları görülmektedir.

Bu sistem, mermer işçiliğiyle ünlü Alabanda’da hamam zeminlerinin de mermerle kaplı olduğunu kanıtlar.

Bu hamamlar sadece yıkanma yeri değil, spor yapılan, kütüphanesinde vakit geçirilen ve siyasi sohbetlerin döndüğü birer kültür merkeziydi.

Özellikle kentin girişine yakın konumlandırılan hamamlar, dışarıdan gelen tüccarların şehre girmeden önce temizlenmesini sağlıyordu.

 

Alabanda Surları:

Kenti çevreleyen surlar, Alabanda’nın stratejik önemini ve savunma gücünü simgeler.

Helenistik dönemden itibaren inşa edilmeye başlanmış ve Roma-Bizans dönemlerinde güçlendirilmiştir.

Genişlik ve Uzunluk: Kentin çevresini dolanan surların toplam uzunluğu yaklaşık 4.5-5 km bulmaktadır. Sur duvarları, kentin yayıldığı yamaçları ve düzlükleri tamamen kuşatacak şekilde planlanmıştır.

İşçilik ve Malzeme: Surlar, İsodomos adı verilen, düzgün kesilmiş mermer ve yerel taş blokların birbirine kusursuzca oturtulduğu bir teknikle inşa edilmiştir.

Bu taş blokların büyüklüğü, Alabanda’nın taş ocaklarındaki ustalığını bir kez daha sergiler.

Kuleler ve Kapılar: Sur hattı boyunca savunmayı güçlendiren çok sayıda kare ve yarım daire formunda kule bulunur. Kentin ana giriş kapıları ise hala kısmen ayaktadır ve bu kapılar genellikle kentin ana caddelerine açılır.

Stratejik Konum: Surlar kentin sırtını dayağı Araphisar tepesinin zirvesine kadar uzanarak kente tam bir hakimiyet sağlar.

 

Nekropol-Mezarlık:

Antik kentin sınırlarının bittiği noktadan itibaren geniş bir vadiye yayılır.

Kentin mermer işçiliğindeki ünü, bu alandaki mezar mimarisinde de kendini açıkça hissettirir.

Konumu ve Yayılımı: Nekropol alanı, kentin batı ve kuzey girişlerinde, özellikle Çine Çayına (Marsyas) doğru uzanan yamaçlarda yoğunlaşır.

Antik geleneklere uygun olarak, mezarlıklar yaşayanların şehrinden ayrı, ancak ana yolların kenarında yer alır, böylece yoldan geçenlerin ölüleri anması sağlanırdı.

Mezar Tipleri: Alabanda’daki sosyal statüye göre farklılık gösteren birkaç çeşit mezar tipi görülür.

Sarkofaglar-Lahitler: Kentin en karakteristik mezar tipidir. Alabanda’nın yerel mermerlerinden yapılan bu lahitler, genellikle yüksek kaideler üzerine yerleştirilmiştir. Bazıları oldukça sadeyken, bazıları girland (çiçek askısı), boğa başı veya mitolojik sahnelerle süslenmiştir.

Tonozlu Mezarlar: Roma dönemine tarihlenen, tuğla veya taştan inşa edilmiş oda mezarlardır. Bu yapılar genellikle aile mezarları olarak kullanılmıştır.

Kaya Mezarları: Nekropolün yamaç kısımlarında, doğrudan ana kayaya oyulmuş basit nişler veya daha görkemli cepheli mezarlar göze çarpar.

 

Lahit işçiliği ve yazıtlar:

Alabanda Nekropolünü diğerlerinden ayıran en önemli özellik, lahitlerin üzerinde epigrafik (yazıt) zenginliğidir.

Mezar sahiplerinin isimleri, meslekleri ve bazen vasiyetleri bu mermer bloklara kazınmıştır.

Bazı yazıtlarda, mezara zarar verecek olanlara yönelik lanetleme ifadeleri veya kentin hazinesine ödenecek ağır para cezaları (para cezaları genellikle Zeus Khrysaoreos tapınağına ödenirdi) yer alır.

 

Su Kemerleri-Aquaducts:

Alabanda şehrinin su ihtiyacını karşılayan su kemerleri, antik kentin mühendislik harikaları arasında yer alır.

Şehrin yoğun nüfusuna ve özellikle Roma döneminde artan hamam kültürüne kesintisiz su sağlamak amacıyla inşa edilmişlerdir.

 

Su kaynağı ve güzergahı:

Alabanda’ya kentin yaklaşık 10-15 km güneyinde bulunan ve bugün de su kaynakları bakımından zengin olan dağlık bölgelerden getirilirdi.

Eğim Hesabı: Suyun kendi cazibesiyle (yerçekimiyle) kente ulaşabilmesi için mühendisler çok hassas eğim hesapları yapmışlardır.

Kanal Sistemi: Suyun büyük bir kısmı yer altına döşenen pişmiş toprak borularla veya taştan oyulmuş kanallarla taşınırken, vadilerin geçilmesi gereken noktalarda devasa su kemerleri inşa edilmiştir.

Malzeme: Genellikle yerel kaba montu taşlar ve sağlam kireç harcı kullanılarak inşa edilmiştir.

Kemer Formu: Derin vadileri aşmak için bazen tek katlı, bazen de iki katlı kemer dizileri kullanılmıştır. Bu kemerler, yapının hem ağırlığını dengeler hem de rüzgar direncine karşı dayanıklılık sağlar.

Kireçlenme Önlemi: Kanalların iç kısımları, su sızdırmazlığı sağlamak ve kireç birikimini en aza indirmek için özel bir Horasan Harcı (kırmızı renkli pişmiş toprak katkılı harç) ile sıvanmıştır.

 

Kent içindeki Dağıtım-Castellum Aquae:

Su kemerleriyle kente ulaşan su, doğrudan evlere gitmedi.

Önce kentin en yüksek noktalarından birinde bulunan su dağıtım terminaline gelirdi.

Buradan itibaren su öncelik sırasına göre kamu çeşmelerine, hamamlara ve son olarak vergisini ödeyen zengin konaklarına dağıtılırdı.

Alabanda’nın merkezinde bulunan görkemli çeşme yapıları, bu suyun halka estetik bir şekilde sunulduğu alanlardır.

Nymphaeum:

2015 yılında tespit edilen yapılardan biri de tiyatronun doğusunda Nymphaeum (Çeşme Binası) ve su deposu olmuştur. Nympheum, Gerga kentinden geldiği bilinen ve yörede İnce Kemer olarak bilinen su yolları sistemiyle ilişkilidir.

 

GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILARI:

Alabanda özellikle mermer işçiliği ve heykeltıraşlık konusunda ileri gitmiş bir şehirdi.

Kentte yapılan kazılarda çıkarılan eserlerin bir kısmı bugün Aydın Müzesinde sergileniyor.

 

Zeus Khrysaoreos Tapınağı:

Günümüzde tapınaktan geriye temel seviyesinde kalıntılar, mimari parçalar ve sütun tamburları kalmıştır.

Yapılan arkeolojik kazılarla tapınağın planı ve boyutları net bir şekilde ortaya çıkarılmıştır.

 

Antik Tiyatro:

Alanbanda Tiyatrosu, 20 yüzyılın başlarından itibaren yapılan kazılarla büyük ölçüde gün yüzüne çıkarılmıştır. Restorasyon çalışmalarıyla oturma sıralarının bir kısmı eski haline getirilmiş, sahne alanı ise temizlenmiştir. Tiyatroya tırmandığınızda, kentin geri kalan kalıntılarını ve Çine ovasının panaromik manzarasını görebilirsiniz.

 

Meclis Binası-Bouleuterion

Alabanda Bouleuterion’u sağlam duran yüksek duvarlarıyla uzaktan bile fark edilebilir durumdadır.

İç kısımdaki oturma sıralarının bir bölümü ve sahne (konuşmacı kürsüsü) alanı net bir şekilde görülebilmektedir.

Kazı çalışmalarıyla binanın zemini ve mimari detayları büyük oranda temizlenmiştir.

 

Agora:

Günümüzde Agoranın geniş düzlüğü ve etrafını çevreleyen yapıların temelleri net bir şekilde seçilebilmektedir. Özellikle sütun parçaları ve dükkan bölmeleri, sizlere antik dönemin çarşı atmosferini hayal etme imkanı sunmaktadır.

 

Hamamlar ve Surlar:

Surların özellikle tepe kısımlarında kalan bölümleri, kentin sınırlarını yukarıda nbakınca net bir şekilde çizmektedir.

Hamam kalıntıları ise genellikle agoranın çevresinde ve kentin batı girişinde yoğunlaşmıştır.

 

Nekropol alanındaki arkeolojik buluntular:

Kazılar sırasında mezarların içerisinde ölü hediyesi olarak bırakılmış pişmiş toprak kandiller, cam koku şişeleri, takılar ve sikkeler bulunmuştur. Bu eserler, kentin ticari ağlarını ve halkın öbür dünya inancını anlamaya yardımcı olur.

 

Su Sistemi:

Alabanda su kemerlerinin en iyi korunmuş parçaları, bugün antik kentin biraz dışında, Çine istikametine doğru giden vadi yamaçlarında görülebilir.

Bazı bölümleri doğa olayları ve tarımsal faaliyetler nedeniyle yıkılmış olsa da devasa ayakları ve kemer başlangıçları hala ayaktadır.

Çine Gerga Tapınak

GERGA

Çine ilçe merkezine bağlı Alabayır köyü yakınlarındadır. Alabanda antik kentinin 13 km kuzeybatısındadır.

Madran dağının eteklerinde, oldukça sarp ve doğayla iç içe bir noktada yer alır.

Çine’den Alabayır köyü üzerinden gidilir.

Yolu biraz engebeli olduğu için genellikle Anadolu’nun keşfedilmeyi bekleyen gizli hazinelerinden biridir. Sonuç olarak ulaşım oldukça zordur.

Gerga

Önemi:

Karya bölgesinin en gizemli ve özgün antik yerleşimlerinden birisidir.

Tipik bir Yunan kenti yapısından ziyade, Karia kültürünün yerel özelliklerini ve dini karakterini yansıtan bir kutsal alan niteliğindedir.

Gerga, Helenistik etkilerden ziyade yerli Karia geleneklerinin korunduğu bir merkezdir.

Kentteki yapılar ve yazıtlar bu özgün yapıyı ele verir.

Şehrin bir yerleşim yerinden ziyade, çevredeki halklar için önemli bir dini merkez ve tapınma alanı olduğu düşünülmektedir.

Şehir, Çine çayı vadisine hakim konumuyla bölgedeki geçiş yollarını kontrol eder.

Ayrıca antik toplumlarda yüksek dağ zirveleri, tanrılara yakın kabul edilirdi.

Gerga, bu coğrafi zorluğu dini bir avantaja çevirerek bölgenin “Kutsal Dağı” görevini üstlenmiştir.

Gerge

ÖNEMLİ YAPILAR VE KALINTILAR:

Gerge Tapınak

TAPINAK-ANIT YAPI:

Konumu:

Tapınak, kentin en hakim noktalarından birine, vadiden gelenlerin hemen görebileceği bir açıyla yerleştirilmiştir.

Yapı, arkasındaki Madran dağının sert kayalıklarıyla bütünleşmiş gibidir. Sanki dağın bir parçasıymış izlenimi verir.

Binlerce yıldır depremlere ve doğa şartlarına rağmen ayakta kalabilmesi, kullanılan taşların büyüklüğü ve mühendislik dehasıyla açıklanabilir.

 

Önemi:

Yapı, devasa mermer blokların birbirine geçirilmesiyle, hiçbir harç veya yapıştırıcı malzeme kullanılmadan inşa edilmiştir.

Bu, antik dönemin “yığma taş” işçiliğinin en dayanıklı örneklerinden biridir.

Klasik tapınakların aksine, bu yapının çatısı büyük ve ağır taş levhaların birbirinin üzerine bindirilmesiyle oluşturulmuş bir kırma çatı formundadır.

Alınlık kısmı (yapının ön cephesindeki üçgen bölüm) oldukça dik ve etkileyicidir.

Yapıda sütun başlıkları veya ince işlemeli süslemeler bulunmaz.

Bu durum, Karia mimarisinin o dönemdeki duruşunu temsil eder.

Kentin en dikkat çekici yapısı, büyük taş bloklardan inşa edilmiş, üçgen alınlıklı ve üzerinde büyük harflerle “GERGAS” yazan tapınak benzeri yapıdır.

Büyük harflerle, derin bir şekilde taşa kazınmış olan “GERGAS” ifadesi, yapının kime veya neye adandığını ilan eder.

Yazı karakterleri o dönemin standart kitabelerinden daha büyük ve kaba bir formdadır.

Bu, uzaktan bile okunabilmesi ve ziyaretçiler üzerinde otoriter bir etki bırakması için tasarlanmıştır.

 

İç mekan ve işlev:

Naos (kutsal oda): Yapının iç kısmı oldukça dar ve loştur.

Genellikle antik tapınaklarda tanrı heykelinin bulunduğu bu bölüm, Gerga’da çok daha gizemli bir hava taşır.

 

Anıt Mezar İhtimali:

Bazı arkeologlar, yapının sadece bir tapınak değil, aynı zamanda şehrin kurucusu veya kutsal kabul edilen bir lidere ait bir Heroon (Kahramanlık anıt/mezar) olduğunu düşündürmektedir.

 

Adak Alanı:

Yapının önünde ve çevresinde, ritüeller sırasında kullanılan sunaklar ve adak taşlarının kalıntıları mevcuttur.

 

Sonuç ve Günümüz:

Araştırmacılara göre, bu tapınağın buraya yapılması için bir neden olmalı. Bu nedenin de iyileştirici su olduğuna inanılıyor. Ancak gizemi henüz çözülmüş değil. Bu yapıda bir tapınak dünyanın hiçbir yerinde bulunmamaktadır.

Bu yapı, sağlamlığıyla günümüze kadar oldukça iyi korunarak ulaşmıştır. İçine girebilirsiniz, çatının yapısını görebilirsiniz.

Gerge

KAYALARDAKİ GERGAS YAZITLARI:

Yazıtlar kentin girişindeki ana kaya kütlelerinde görülür. Buraya giren kişi, hangi gücün alanına girdiğini anlar.

En prestijli yazıt, anıtsal tapınak yapısının üçgen alınlığındadır.

Evet: aslında, kentin hemen her yerinde, kayaların üzerine büyük harflerle kazınmış “GERGES” yazılarını görmek mümkündür. Bunlar adeta bir  sınır taşı gibi rastgelen ama sık bir şekilde tekrarlanmıştır.

Bu durum, ismin bir tanrıya mı yoksa kentin kendisine mi ait olduğu konusunda tartışmalar yaratmaktadır.

Ancak bu yazıtlar, antik dünyada benzerine az rastlanan bir mekan işaretleme ve aidiyet örneğidir.

Yazıtlar, estetik bir kaygıdan ziyade otoriter bir vurgu taşır.

Doğal kaya yüzeylerine ve mimari bloklara alışılmışın dışında büyük harflerle kazınmıştır. Bazı harflerin boyu yarım metreyi bulur.

Yazılar taşın içine oldukça derin bir şekilde işlenmiştir.

Bu, hem yazının binlerce yıl boyunca aşınmadan kalmasını sağlamış, hem de ışık-gölge oyunlarıyla uzaktan fark edilmesini kolaylaştırmıştır.

Harf formları, klasik Helenistik yazı sanatından ziyade daha köşeli ve serttir, bu da yerel Karia karakterini yansıtır.

Gerge

GERGAS NE DEMEKTİR.

En güçlü teori, Gargas’ın bu bölgeye, dağa veya doğrudan bu kutsal alana hükmeden yerel bir Karia Tanrısı olduğu yönündedir. Yazıtlar, “Bu alan Gergas’a aittir” mesajını verir.

Bazı görüşlere göre Gergas, bölgede yaşayan bir topluluğun veya bu yerleşimi kuran sülalenin ismidir.

Kelimenin doğrudan bu kutsal alanın adı olduğu ve her yere yazılarak alanın kutsallığının mühürlendiği de düşünülebilir.

 

Günümüzde yazıtların durumu:

Çine’nin sert iklimine ve aradan geçen yaklaşık 2500 yıla rağmen, bu yazıtlar hala ilk günkü netliğini korumaktadır.

Likya veya Psidia bölgelerindeki kaya mezarlarındaki ince yazıtların aksine, Gerga’dakiler adeta “biz buradayız ve silinmeyeceğiz” dercesine kaya ile bütünleşmiştir.

 

Gerge Dikilitaşlar

DİKİLİTAŞLAR

Tapınaktan aşağı bakıldığında hemen aşağıda 2 dikilitaş görülür.

Bu dikilitaşlar, Gerge çevresindeki doğal taş ocaklarından çıkarılan yekpara (monolitik) bloklardan oluşur.

Genellikle yerel andezit, tüf veya kalker gibi işlenmesi nispeten kolay ama dayanıklı taşlar tercih edilir.

Gerge Dikilitaşlar

Genellikle dikdörtgen prizma veya silindir formdadır.

Bazıları tamamen kaba bırakılmışken, bazıları üzerinde basit geometrik şekiller veya oyuklar bulunur.

Bunlardan birinin yüksekliği 3.80 m ve genişliği ise 2.50 m dir. Üzerlerinde Gerga yazıları görülür. Kullanılan taşın cinsine (andezit veya bazalt) bağlı olarak yaklaşık 800 kg ile 1200 km arasında değişen bir ağırlığa sahiptir.

Gerge Kybele Heykeli

KYBELE HEYKELİ:

Yapının hemen altında, yere düşmüş kolosal heykelin Kybele’ye ait olabileceği düşünülür.

Heykelin zamanımızdan 20/30 yıl önce ayakta olduğu kaynaklardan ve çevre halkından öğrenilmiştir.

Gerge Ezme Teknesi

EZME TEKNESİ:

Bu tekneler, genellikle Gerga’nın meşhur “Pınar Binası” (çeşme yapısı) yakınlarında veya devasa Gerga yazılı dikilitaşların çevresinde açık havada bulunur. Kayaların içine oyulmuş olmaları, binlerce yıl boyunca yerlerinden kıpırdamadan günümüze ulaşmaları sağlanmıştır.

Aynı teras üzerinde bulunan ezme teknesi, buranın kutsal alan işlevini yitirdikten sonra tarım alanı olarak kullanıldığını düşündürmektedir.

Öte yandan, Gerge bir kutsal alan olduğu için bu teknelerin bir kısmının tanrıçaya (Kybele veya Meter) sunulan sıva adakların (şarap, yağ veya süt) toplandığı libasyon çukuru olduğu da düşünülmektedir.

Teknenin uzunluğu 1.20 m , derinliği 40 cm dir. Teknenin alt kısımlarında veya bir kenarında, ezilen sıvının dışarıdaki bir kaba veya daha alt bir hazneye akmasını sağlayan akıtma olukları bulunur.

Gerge Çeşme Binası

PINAR BİNASI-ÇEŞME:

Yapı, bölgenin sert gnays kayalarından inşa edilmiştir.

Dev boyutlu taş blokların, hiçbir harç veya kenet malzemesi kullanılmadan, sadece birbirine mükemmel şekilde geçirilmesiyle (kurukafa tekniği) yapılmıştır.

Çatı, devasa taş bloklarının birbirinin üzerine bindirilmesiyle oluşturulmuş, sahte kubbe veya bindirme çatı formundadır. Bu, klasik Yunan mimarisinden ziyade daha eski Anadolu ve Karya geleneklerini yansıtır.

Yapının üçgen alınlığında kentin diğer noktalarında olduğu gibi büyük harflerle “GERGAS” yazmaktadır.

Yapı, doğrudan kayadan çıkan doğal bir su kaynağının üzerine inşa edilmiştir. Suyun toplandığı bir iç hazne bulunur.

Yapının ön kısmında, insanların su doldururken veya ritüeller sırasında bekleyebileceği küçük bir sundurma alanı bulunur.

Fazla suyun dışarı akmasını sağlayan taş kanallar ve hayvanların su içebileceği ya da temizlik yapılabilecek taş yalaklar (tekneler) vardır.

Çeşmenin yüksekliği yaklaşık 3-4 metredir. Dev blokların ağırlığı sayesinde yapı hala ayaktadır. Bu, antik mühendisliğin taş işçiliğindeki ustalığını kanıtlar.

Çeşme yapısı aslan kabartmalıdır. Ancak aslanlar bu yapının bir parçası olmaktan ziyade, çeşmenin çevresindeki kutsal alana yapılmış durumdadır.

 

Yakın çevredeki aslan figürleri:

Çeşme yapısından biraz ilerlediğinizde veya kutsal alanın diğer bölümlerine geçtiğinizde aslanlara dair şu izleri görebilirsiniz.

Ana kayaya işlenmiş halde aslan pençesi, boğa başı ve aslan başı kabartmaları bulunur. Bunlar genellikle tanrıça Kybele’nin varlığını ve koruyuculuğunu simgeleyen öğelerdir.

Çeşmenin alt tarafındaki teraslarda veya dikilitaşların yakınında, zamanında ayakta olduğu bilinen ama şu an parçalanmış halde yerde yatan kolosal (devasa) heykeller vardır.

Bu heykellerden bazılarının Kybele’ye ait olduğu ve muhtemelen aslanlı bir tahtta oturduğu tahmin edilmektedir.

 

Gerge devasa heykeller

DEVASA HEYKEL KALINTILARI:

Heykeller genellikle tapınak yapısının önünde veya kutsal alana çıkan yolun kenarlarında, adeta birer muhafız gibi konumlandırılmıştır.

Parçalanmış halde bulunan bu heykellerin bütün halindeyken 3 ile 5 m yüksekliğe ulaştığı tahmin edilmektedir.

Bu kadar büyük ölçekli heykellerin yapılma amacı, ziyaretçilerde bir küçüklük hissi uyandırmaktır. Tanrısal gücü veya yerel otoritenin sarsılmazlığını simgeler.

Bu heykellerin tanrıları veya yerel yöneticileri temsil ettiği sanılmaktadır.

Evet Gerga’da bulunan heykel kalıntıları, klasik Yunan heykeltıraşlığındaki zarif detaylardan ziyade, daha kaba, güçlü ve anıtsal bir yapıya sahiptir.

Heykellerde daha kaba, köşeli ve sert hatlar hakimdir. Bu tarz, Batı Anadolu’nun yerli halkı Karialıların kendine has sanat anlayışını yansıtır.

Form olarak erken dönem Yunan “Kouros” (ayakta duran genç erkek) heykellerini andırsalar da üzerlerindeki yerel kıyafetler ve duruş serbestliği onları özgün kılar.

Heykellerin kimliği hakkında iki ana görüş ortaya çıkmaktadır.

En yaygın görüş, bu heykellerin kente ismini veren ve buranın koruyucusu olduğuna inanılan yerel dağ tanrısı “Gergas” ı temsil ettiğidir.

Diğer bir ihtimal ise, bu dev heykellerin, bölgeyi yöneten güçlü Karia beylerini veya Heroon (kahramanlık anıtı) sahibi kişileri simgelemesidir.

 

Günümüz:

Ne yazık ki bu heykeller günümüze tek parça halinde ulaşmamıştır.

Çoğu devrilmiş, gövdeleri ve başları birbirinden ayrılmış durumdadır.

Ancak yerde yatan devasa bir gövde parçası veya bir bacak kalıntısı bile yapımındaki mühendislik ve sanatın büyüklüğünü anlatmaya yetmektedir.

Evet, bu kalıntılar, Karia bölgesinde sadece büyük şehirlerin değil, dağ başındaki küçük kutsal alanların bile ne kadar büyük bir ekonomik ve sanatsal güce sahip olduğunu gösterir. Bu devasa taşları, o sarp dağ yamacına çıkarmak ve işlemek, o dönem için olağanüstü bir çabadır.

Gerge Mimari Üslup

MİMARİ ÜSLUP:

Gerga’da “Siklopik” (harçsız, devasa taşlarla yapılan) duvar işçiliği hakimdir.

Bu mimari tarz, kente çok daha eski ve mistik bir hava katar.

Taşlar o kadar büyüktür ki, antik dönemde bu tür yapıların sadece devler (sikloplar) tarafından yapılabileceğine inanılırdı.

Taşlar her zaman tam kare veya dikdörtgen değildir.

Bazen çok köşeli şekilde birbirine geçmektedir.

Bu, yapının depremlere karşı inanılmaz dirençli olmasını sağlar.

MS 2 yüzyıla yani Roma dönemine kadar kullanım gördüğü bilinse de, Gerga’daki yapılar sanki MÖ 7 yüzyılda donup kalmış gibi bir Arkaik üslup sergiler.

Klasik Yunan tapınaklarında görülen akantus yaprakları, fantezi figürler veya ince silmeler burada yoktur. Mimari tamamen işlevsel ve anıtsaldır.

Roma İmparatorluğu her yeri mermer tapınaklarla donatırken, Gerga halkı kendi yerel ve kaba taş işçiliği geleneğini sürdürmüştür.

Çatı, büyük mermer plakaların birbiri üzerine bindirilmesiyle oluşturulmuştur.

Yapıların ön yüzlerindeki üçgen bölümler çok dik bir açıya sahiptir.

Bu, yapıya dikey bir ihtişam katar ve üzerindeki dev “GERGES” yazısı için geniş bir alan yaratır.

Gerga’daki mimari, doğadan kopuk değildir, aksine doğanın bir uzantısı gibidir.

Bazı kutsal alanlar doğrudan mevcut kaya kütlelerinin oyulması veya düzeltilmesiyle oluşturulmuştur.

Yapılar arazinin eğimine göre teraslanmıştır. Bu teraslama sistemi, hem savunma hem de dini törenler için geniş bir görüş açısı sağlar.

 

Giriş Kapıları ve Sınırlar:

Kutsal alana giriş, anıtsal kapılarla sağlanır. Bu kapılar, ziyaretçiyi “profan”(dünyevi) dünyadan kutsal dünyaya geçiren eşiklerdir.

Kapıların ve geçişlerin mimari olarak vurgulanması, Karia inanç sistemindeki “geçiş” ve “sınır” kavramlarının ne kadar önemli olduğunu gösterir.

 

 

 

 

Aydın ili tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.