Gölbaşı Karaoğlan Mahallesindedir. Şehir merkezine 25 km uzaklıktadır. Giriş ücretsizdir.
Genel özellikleri:
Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen, Türkiye’nin en büyük tarım temalı park ve rekreasyon alanıdır.
Alan, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından 2021 yılında hizmete açılmıştır.
İnşası yaklaşık 3 ay gibi kısa bir sürede tamamlanmıştır.
Cumhuriyetin 100 yılına özel olarak 3 milyon 500 bin metre karelik alanda yapımı tamamlanan proje, 2023 yılında büyük bir törenle açılmıştır.
Proje bölgesi, 2020 yılına kadar çorak ve işlevsiz bir arazi iken, yeniden üretime kazandırılmıştır.
Doğa ve Yeşil Alanlar:
Alanda 24.500 tane süs bitkisi, 2.200.000 tane peyzaj bitkisi bulunur. Çim alan toplamı 160 bin metre karedir. Lavanta bahçeleri ise 55 bin metre karelik bir alanı kaplar. Lavanta mevsimi Haziran ortasından Temmuz sonuna kadar olan süredir. Bu dönem çiçeklenme dönemidir. Bu dönemde bahçe mor renk ile kaplanıyor ve en yoğun koku bu aylarda hissediliyor. Yaz sonrasında hasat yapılıyor, bu yüzden sonbahar ve kış aylarında görsel etki azalıyor.
Bakap’taki kafelerden biri özellikle “Lavanta Kafe” adını taşıyor.
Alanda 17.500 tane meyve ağacı, aromatik bitkiler bahçesi ve 3 tane ekolojik göl vardır.
Göletler:
Bakap’ta 3 tane ekolojik gölet var. Bunlar doğal göl değil, projenin bir parçası olarak inşa edilmiş yapay/ekolojik göletlerdir. Bu göletler bazen yağmur bendi olarak da kullanılıyormuş, yani muhtemelen yağmur suyu toplama/depolama işlevi de görüyor olabilir.
Spor ve Aktivite:
Alandaki yürüyüş yolu 39 km dir ve bisiklet yolu ise 19 km dir. Ayrıca 12 spor sahası bulunmaktadır.
Konaklama ve Kamp:
18 bin metre karelik çadır kamp alanı, 28 araçlık karavan parkı ve 30 adet glamping ünitesi yani konforlu kamp vardır.
Diğer Tesisler:
Tarım Kütüphanesi, sera, mini hayvanat bahçesi, doğal çocuk oyun alanı, festival alanı, mini go-kart alanı, konferans salonu, at çiftliği, arı hane, tarım akademisi vardır.
Satış Birimleri:
Alanda 2 adet satış birimi ile bir aktar ve bir bakkal bulunuyor. Bunlar üretilen bazı ürünlerin (özellikle aromatik bitkiler, bal, aktar ürünleri gibi) doğrudan ziyaretçilere satıldığı küçük noktalardır. Ancak büyük ölçekli bir üretici pazarı konsepti değildir.
Belediye Kafeteryası:
Belediyeye ait uygun fiyatlı kafeteryalar da vardır. Lavanta Kafe, 2 Meydan kafe, 6 adet genel kafe, ayrıca aktar ve bakkal üniteleri mevcuttur.
Tarihsel değerler açısından oldukça zengindir. Malatya ilçeleri arasında, devletin en çok yatırım yaptığı yer olarak öne çıkar. Çünkü: Erhaç Hava alanı ve Sultansuyu Üretim Çiftliği burada.
Malatya Akçadağ
ULAŞIM
İlçe, Malatya’yı: İç Anadolu bölgesine bağlayan, Malatya-Kayseri-Ankara kara yolu üzerindedir.
Akçadağ-Malatya arası uzaklık: 37 km. Akçadağ-Darende arası uzaklık: 70 km. Akçadağ-Yazıhan arası uzaklık: 63 km. Akçadağ-Kale arası uzaklık: 80 km.
TARİHİ
İlçenin Osmanlı dönemindeki adı: Arga.
Arga kelimesi: Luvi kökenli bir kelimedir. Yukarı, yüksek, sınır, ışıldayan, parıldayan, ışıltı anlamına gelir.
Hititlerin: MÖ. 1750-1100 tarihleri arasında, yaşadığı göz önüne alındında, Arganın ortalama olarak: MÖ. 1500’lerde kurulduğu düşünülmektedir.
Aradaki tarihi süreçte, yörede birçok medeniyet egemenlik sürdürmüştür. Malazgirt zaferinden sonra ise, Anadolu’da hızla Türkmen nüfusu iskan edilmeye başlanmıştır. 1074 yılında, yöre, Danişmentoğlu Beyliği topraklarına katılır. Haçlı seferleri zamanında ise, yöre bunlardan etkilenir. 1105 yılında: Anadolu Selçukluları, bölgeyi fethederler.
1283 yılında, bölgede şiddetli bir deprem olur. 1894 yılında, yörede yine büyük bir deprem olur. 1956 yılında ise, Akçadağ çarşısında büyük bir yangın çıkar ve çoğu ahşap ve kerpiçten yapılmış binalar ve dükkanlar yanar. Bunun üzerinde, Belediye tarafından, tek katlı dükkanlar yapılır. Bu dükkanlar, bugünde kullanılmaktadır.
Malatya Akçadağ
GENEL
İlçe, dağlık ve ovalık bir alanda kurulmuştur. Güneydoğu Torosların kollarından: Akçadağ ve Karadağ, önemli yükseltiler olarak öne çıkmaktadır.
İlçede, karasal iklim hakimdir. Buna bağlı olarak yazları aşırı sıcak, kışları ise aşırı soğuk olur.
Yöre insanının ekonomisi: tarıma dayanmaktadır. Yörede yetiştirilen ürünlerin başında ise, kayısı gelir. En lezzetli, şeker oranı en yüksek kayısılar, burada yetiştirilmektedir. Çünkü: Malatya’da düzenlenen kayısı festivalinde, Akçadağ kayısıları daima birinci seçilmektedir.
Yörede, kayısıdan sonraki en meşhur ürün ise: armut. Akçadağ armudu: bol sulu, çok lezzetli ve kendisine has kokusu olan bir üründür. Özellikle, dağ köylerinde yetiştirilir ve büyük şehirlere pazarlanır. Ancak, erken bozulması, kötü yanıdır. Bu yüzden beklemeye ve saklamaya uygun değildir.
NE SATIN ALINIR
Akçadağ bölgesinden, her türlü kayısı ürünü satın alabilirsiniz. Bu ürünler, gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için, gayet güzel hediyelik paketlerde satışa sunuluyor. Kurutulmuş kayısı, kayısı pekmezi, yeşil kayısı turşusu gibi kayısı ürünleri satılıyor. Kuru kayısının yanı sıra kayısı döneri, kayısı lokumu ve kayısı sucuğu da hediyelik olarak tercih edilebilir. Kayısı reçeli ve kayısı marmelatı da sofraların vazgeçilmezi olarak öne çıkan, taze ya da kuru kayısılardan üretilen geleneksel lezzetlerdir.
Bakırcılar çarşısı ve kuru kayısı pazarı, geleneksel el sanatları ve yerel ürünlerin satıldığı en popüler alışveriş yerleridir.
Akçadağ Kayısı Kavurması
NE YENİR:
Bulgur ve baharatın eksik olmadığı Malatya mutfağı, iştah kabartıcı lezzetleriyle tadanları kendine hayran bırakır.
1-Kayısılı Kavurma: Akçadağ’ın meşhur yerel lezzetlerinden olan Kayısılı kavurma, yöreye özgü eşsiz bir ana yemektir. Kavrulmuş kayısıların soğan ve kavurmalarla birleşimi inanılmaz bir lezzet ortaya çıkarır.
2-Akçadağ’ın üzüm yaprağına sarılan zeytinyağlı sarmalar, soğuk olarak servis edilir.
3-Akçadağ pilavı: Akçadağ yöresinden sofralara taşınan, etli ve sulu kıvamıyla klasik plav tariflerinden farklılık gösteren bu lezzet, nohutla zenginleştirilmiş yapısıyla adeta başlı başına bir ana yemektir. Özellikle soğuk havalarda iç ısıtan, doyurucu ve besleyici bir yemektir.
Malatya Akçadağ
GEZİLECEK YERLER
ARGA TEPESİ-HÖYÜĞÜ
Akçadağ ilçe merkezinde yer alan Akçadağ (Arga) Höyük, yüzey çalışmaları ışığında bölgede ilk yerleşimin Eski Tunç Devrinde başladığını ortaya koymaktadır. Bu süreç Hitit, Geç Hitit, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde de kesintisiz devam etmiştir. İlçe merkezinde bulunan ve 60 yıl öncesine kadar tüm evlerin üzerinde yükseldiği çevresi 2 km uzunluğundaki dairesel höyük, Malatya Aslantepe höyüğünün bir eşi olabilecek büyüklükte ve önemdedir.
Tarihi kayıtlarda Arga, Arka, Arkha veya Arha olarak isimlendirilen höyüğün adı, Anadolu’nun en eski dillerinden olan Luwi dilinde “yüksek, yukarı, ışıldayan, gümüş ve sunak yeri” anlamına gelmektedir.
Höyük üzerinde Arslantepe Höyüğünden çıkarılanlara benzer şekilleri taşıyan ve MÖ 2000 yılına tarihlenen bölgenin en güzel taş kalıpları Arga Tepesi Höyüğünden çıkarılmıştır.
Arga Höyük, 6 Şubat 2023 depremlerinde önemli ölçüde etkilenerek Akçadağ da yeniden inşa sürecinde kapsamlı bir çevre düzenlemesine kavuşturulması planlanmaktadır.
Malatya Akçadağ Ferik Kalesi
FERİK KALESİ
Kürecik bucağına bağlı Düvencik köyü civarındadır.
Ferik kalesi, MÖ 1200’lü yıllarda Hititler tarafından inşa edilmiş bir kaledir. Bu tarih, kalenin Anadolu nun en köklü savunma yapılarından biri olduğunu ortaya koymaktadır. Tarihçiler, kalenin adının ve yapısının Frig dönemiyle de bağlantılı olabileceğini değerlendirirler. Bu nedenle Ferik adı bazı kaynaklarda Frig kökenli bir terim olarak ele alınmıştır.
Kale, yüksek ve sarp bir konuma inşa edilmiştir. Çevresindeki etkileyici manzaralarıyla birlikte ilçenin tarihi eser bakımından en önemli noktalarından biridir.
Kalenin önemine gelince, Ferik kalesi Hititler döneminden günümüze ulaşan nadir yapılar arasındadır. Kale henüz yeterince belgelenmemiş ve tanıtılmamış bir alandır. Bölgede rehber eşliğinde ya da yerel halktan yol tarifi alarak gitmek önerilir. Kaya mezarları eşliğinde sunduğu görsel zenginlik, tarihe meraklı gezginler için paha biçilmez bir deneyim sunar.
Kale arazisinde, resmi arkeolojik kazı çalışmaları yapılmamıştır. Kale yapısının girişi belirlidir, ancak çıkışı bilinmemektedir. Çıkışının, Tohma çayı civarında bulunabileceği düşünülmektedir.
Akçadağ Levent Vadisi
LEVENT VADİSİ
Levent bucağındadır.
Toplam uzunluğu 28 km olan vadi, Yalınkaya köyü mevkiinde Akçadağ ilçesine 8, Malatya il merkezine yaklaşık 40 km uzaklıktadır. Levent vadisi uçurumlar, mağaralar ve neolitik çağdan kalma kalıntıların bulunduğu yapısıyla yerli ve yabancı turistlerden yoğun ilgi görmektedir. Vadinin yaklaşık 65 milyon yıllık jeolojik oluşum sürecini bünyesinde barındırdığı ve alanda daha önce okyanus tabanı olması dolayısıyla çok sayıda jeositin de bulunduğu bilinmektedir. Vadiyi karakterize eden ana unsurlar yatay yapı ve yatay yapıya bağlı gelişen şekillerdir. Yaklaşık 350 km karelik bir alanda jeolojik olaylar sonucu oluşmuş birbirinden farklı büyüklükte mağaralar, mikro-makro karstik şekiller, volkanik birimler ve fosil mezarlıklar geniş yer tutar.
Sonuç: Levent vadisi ziyaret saatleri: 09.00-18.00 arasındadır. Doğa yürüyüşü, kamp, paraşüt, piknik ve kaya tırmanışı gibi etkinlikler yapılabilmektedir. Giriş ücretsizdir. Toplu etkinlikler için randevu alınması gerekir. Yükseklik korkusu olanların seyir terasının cam tabanlı alanına girmemesi önerilir.
Akçadağ Levent Vadisi cam seyir terası
Cam seyir terası:
Vadi boyunca 28 km uzayan kayalıkların en merkezi noktasında, düz bir kaya bloğunun üzerine inşa edilen Levent Vadisi Seyir Terası 104 m yükseklikte olup terasın 8.5 m bölümü cam zeminden oluşmaktadır. Seyir terası 2012 yılının Ağustos ayında hizmete girmiştir. 1400 rakımlı, vadi tabanından 240 m yüksekte bulunan seyir terasının etrafında bazı mağaralar ve kaya blokları güneş enerjili sistemle aydınlatılmaktadır.
Akçadağ Bağköy Kaya Kabartmaları
BAĞKÖY KAYA KABARTMALARI
Bağköy’e giden yolun köy girişinde, büyük bir kaya kütleri üzerindeki bir nişin içinde bulunan kabartma, ayakta durur vaziyette ellerini göğsüne kavuşturmuş bir insan, cepheden tasvir edilmiştir. Yoldan yaklaşık 2.5 m yüksekte, kayanın cephe kısmına işlenmiştir. Yaklaşık 120 x 80 cm boyutundaki niş içine oyulan kral figürü ayakta tasvir edilirken, baş kısmının profilden, vücudunun ise cepheden işlendiği ifade ediliyor. Ancak tarihi figürün büyük bölümü, zamanla aşınmış ve tahribat artmıştır. Kabartmanın kitabesinin bulunmaması nedeniyle figürün hangi döneme ait olduğu ve kimi temsil ettiği net olarak bilinmiyor.
Bağ mahallesinde bulunan bir diğer dikkat çekici yapı “Nicer Mevkii Kaya Nişi” dir. Kaya bloğunun batıya bakan kısmına oyulan nişin içinde farklı boyutlarda ikinci ve üçüncü oyma alanlarının bulunması dikkat çeker. Uzmanlara göre bu yapının dini, mezar ya da ritüel amaçlı kullanılmış olabileceği düşünülmektedir.
Evet kaya kabartmalarının bulunduğu bölgede Roma dönemine ait pek çok kaya mezarı da bulunmaktadır. Levent vadisi boyunca yerleşim yerlerinin yakınlarında, günümüze ulaşan pek çok Osmanlı mezarlığı vardır. Bunlardan biri 18-19 yüzyıllara ait mezarların bulunduğu Bağköy Osmanlı mezarlığıdır. Zengin geometrik bezeme ve semboller içeren mezar taşlarında tabanca, kılıç, çarkıfelek motifi, ibrik, tarak gibi semboller dikkat çeker.
Akçadağ Sultansuyu Harası
SULTANSUYU HARASI
Malatya’nın 27 km batısında, Malatya-Kayseri karayolu üzerinde Sultansuyu vadisindedir. Malatya Erhaç Havaalanı ile Tohma vadisi arasındadır.
Dünyaca ünlü Arap atlarının yetiştirildiği, yanı başında Sultansuyu çayının geçtiği bu bölgede, 1865 yılında Osmanlı ordusunun binek at, keçe ve yapağı ihtiyacını karşılamak üzere “Sultansuyu Çiftlikat-ı Hümayun” adıyla kurulmuştur.
1865 yılında Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz döneminde kurulan Sultansuyu Harası, ilk yıllarında ordunun süvari ihtiyacını karşılamak amacıyla faaliyet göstermeye başladı. Tarihi dokusu ve doğal güzelliğiyle dikkat çeken Sultansuyu Harası, sadece atçılık merkezi değil aynı zamanda kültürel bir miras olarak görülmektedir.
Hara, 1865’den 1908 yılına kadar ordunun binek at, keçe, yapağı ve diğer hayvansal ürün ihtiyaçlarını karşılama görevini sürdürmüştür. Meşrutiyetin ilanından sonra (1908) Çiftlikatu Hümayun lağvedilerek hazineye devredilmiş, 1915 yılına kadar halka yarıya vermek suretiyle işletilebilmiştir.
1915 yılında halen hara merkezi olan Aziziye Kışlası ve civarındaki 50 dekarlık arazide bir tay deposu kurulmuş ve ilk defa “hara” ismini almıştır. Bu kuruluş 1924 yılında feshedilerek yerine topçu alayı kurulmuş, 1928 yılına kadar hizmetini sürdüren topçu alayının ardından, Doğu ve Orta Anadolu vilayetlerinde at ıslahını sağlamak ve safkan Arap atı yetiştirmek amacıyla 29 Temmuz 1928 tarihli Kararname ile “Sultansuyu Harası” resmen kurulmuştur.
1984 yılından beri TİGEM (Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü) bünyesinde faaliyet gösteren Sultansuyu Harasında at yarışlarında yüksek başarı gösteren safkan Arap atları yetiştirilmektedir. Buna ek olarak 27 bin dekarın üzerindeki arazisinde bitki ve meyve üretimiyle birlikte arıcılık ve sığırcılık faaliyeti de yapılmaktadır.
Akçadağ Sultansuyu Harası
İşletmede 14 aygır ve 110 kısrakla tay üretimi yapılmaktadır. Bölgenin toprak yapısı, bitki örtüsü, su kalitesi ve iklim şartları, safkan Arap atlarının ırk özelliklerinin bozulmadan yetiştirilmesine imkan sağlamaktadır.
Son yıllarda yapılan düzenlemeyle hara içerisinde Sultansuyu Binicilik ve Hipoterapi Merkezi kurularak halkın ziyaretine açılmıştır. Burayı ziyaret eden engelli çocuklar, isteklerine bağlı olarak uzman nezaretinde Midilli veya Arap atlarına bindirilip gezdirilmekte, böylece kendilerine bir tür rehabilitasyon hizmeti verilmektedir.
Akçadağ Sultansuyu Barajı
SULTAN SUYU BARAJI:
Sultansuyu vadisindedir. Sulama amacıyla 1986-1992 yılları arasında inşa edilmiştir. 1994 yılında işletmeye açılan baraj, toplam 106 bin dekar alanın sulama suyu ihtiyacını karşılamaktadır. Akarsu yatağından yüksekliği 60 metredir. Akçadağ ve çevresindeki tarım arazilerinin can damarıdır. Sulama kanalları aracılığıyla bölgenin tahıl, meyve ve sebze üretimini ayakta tutar. Hara ile Sultansuyu Barajı çevresinde piknik ve dinlenme alanları bulunmaktadır.
6 Şubat 2023 tarihindeki depremde baraj hasar görmüş, DSİ, çiftçilerin mağdur olmaması için sulama sahasının farklı noktalarına 41 adet yeraltı su kuyusu açmış ve bu sayede 2023 ve 2024 yılları sulama sezonu tamamlanmıştır.
Sonrasında, depremde hasar alan yapının kapsamlı bir şekilde güçlendirilerek yeniden faaliyete alınmış ve tesisin daha güvenli ve dayanıklı hale getirilmiş, yeniden hizmete açılmıştır.
YAYLAK KÖYÜ YAPAY MAĞARASI:
Yaylak (eski adıyla Kürne) köyü ve çevresi, özellikle sarp kayalık yapısı ve insan eliyle şekillendirilmiş yapay/oyma mağaraları ile bilinen tarihi bir yerleşim alanıdır. Bu bölgedeki mağara sistemleri, ünlü Levent Vadisinin uzantısı niteliğindedir.
Mağaralar Karadağ eteklerinde yer alan Yaylak köyü ve hemen yakınındaki Küçükkürne mahallesi civarında yoğunlaşır. Yaklaşık 1700 m yükseklikte, Akçadağ’a kuş bakışı bakan sarp kayalıkların üzerinde bulunur.
Hitit, Roma ve Bizans medeniyetlerinin izlerini barındıran bu bölgede, Romalılar döneminde mağaraların sadece yatay değil, üst üste katlar çıkılarak dikey bir mimariyle şekillendirildiği görülür. Mağara içinde patikalar, yan odalara geçişi sağlayan yapay geçitler, güvenliği sağlamak için örülmüş taş duvarlar ve su ihtiyacını karşılamak adına kayaya oyulmuş 1-2 m derinliğinde su sarnıçları yer almaktadır.
Gelelim günümüzdeki duruma: Bu yapay mağaraların büyük kısmı yüzyıllar boyunca yerel halk tarafından ev, erzak deposu ve hayvan barınağı olarak kullanılmıştır. Hatta bölgede yakın döneme kadar bu mağara evlerde geleneksel yaşamını sürdüren aileler bulunmaktaydı. Eski muhtar Şükrü Kurt, 18 çocuğunu bu mağaralarda büyütmüş, sıra dışı yaşamı bugün dünyanın dört bir yanından gelen gezginlerin ilgisini çekmektedir. 2025 yılında Güney Kore merkezli bir uluslararası televizyon kanalı, bu mağara eve gelerek Şükrü Kurt’un yaşamını ve bölgedeki gizemli kaya şekillerini konu alan kapsamlı bir belgesel çekmiştir.
HAN KALINTILARI:
1-Sarıhacılı Hanı (Mescitli Han): Anadolu Selçuklu dönemine ait olan bu kervansaray, Sarıhacı Köyü eski yol güzergahı üzerinde yolun yaklaşık 500 m içerisinde yer alır. Günümüzde ne yazık ki büyük ölçüde harap ve yıkılmış durumda, yani tam anlamıyla bir “han kalıntısı” şeklindedir. Duvar yapıları ve temel taşlarının bir kısmı geçmişin mimari izlerini hala taşımaktadır. Kültür envanterinde kayıtlı tarihi yapılardan biridir.
2-Kalolar Hanı ve Diğer Köy Kalıntıları: Sarıhacı, Bekiruşağı ve Esenbey köyleri çevresinde dönemsel ticaret yollarına hizmet etmiş küçük/orta ölçekli han ve kervansaray kalıntılarına rastlanmaktadır. İlçe envanterinde Kalolar Hanı olarak adlandırılan tarihi yapı kalıntıları da bu bölgedeki sivil mimari örneklerindendir.
Akçadağ Şeyh Ali Kara Türbesi
ŞEYH ALİ KARA TÜRBESİ:
Akçadağ ilçesinde inanç turizmi ve tasavvuf tarihi açısından en çok ziyaret edilen, bölgenin en önemli manevi merkezlerinden biridir. Mimari ihtişamı, geniş külliyesi ve her yıl ağırladığı yüz binlerce ziyaretçi nedeniyle halk arasında yer yer “Türkiye’nin Tac Mahalı” yakıştırmasıyla da anılır.
Akçadağ Şeyh Ali Kara Türbesi
Türbe ve içinde meftun bulunan Şeyh Ali Kara Efendi kimdir:
1900 yılında Aşağı Örüşkünde doğmuş, 29 Nisan 1971 tarihinde yine aynı yerde vefat etmiştir. Her yıl Nisan ayının son haftasında türbede geniş katılımlı anma programlı düzenlenir. Babası Aliseydi Efendi, annesi Fatma hanımdır. Askerlik vazifesini yaparken zamanın büyük mürşidi, Bağdat doğumlu Şeyh Osman Nuri Ölmeztoprak Hazretleriyle karşılaşmış ve ona intisap etmiştir. 18 yıl boyunca şeyhine bağlı kalarak tasavvufi eğitimini tamamlamıştır. Şeyhinin vefatının ardından irşad görevini devralmıştır. Yaşadığı dönemde bölgede süregelen cehalet, kabile çatışmaları, kan davaları ve eşkiyalık gibi toplumsal sorunların çözülmesinde, insanların barıştırılmasında ve ahlaki eğitimin yayılmasında çok büyük roller üstlenmiştir.
Akçadağ Şeyh Ali Kara Türbesi
Türbe:
Akçadağ ilçe merkezine yaklaşık 15 km uzaklıkta, Aşağı Örüşkü (Aşağı örükçü) köyündedir. Klasik türbe yapılarının ötesinde, çok büyük bir kubbeye ve geniş bir avluya sahip, kesme taş işçiliğiyle inşa edilmiş anıtsal bir mimarisi vardır. Çevresindeki peyzaj, geniş bahçesi ve düzeniyle dikkat çeker. Türbe içerisinde Şeyh Ali Kara’nın kabri, pirinç/demir parmaklıklarla çevrilidir. Türbenin hemen yanında, hayatı boyunca sadakatle hizmetinde bulunmuş olan emektar çobanı Bayram Boran’ın mezarı yer alır. Ziyaretçiler burayı da saygıyla ziyaret ederler.
Akçadağ Şeyh Ali Kara Türbesi
Müze Bölümü:
Türbe kompleksinin bir parçası olarak düzenlenen müzede, Seyh Ali Kara Efendinin sağlığında kullandığı şahsi eşyalar, kıyafetler, asalar, tarihi nitelikte tespihler ve tasavvufi objeler sergileniyor.
Diğer hususlar:
Uzak şehirlerden otobüslerle gelen misafirlerin konaklaması ve dinlenmesi için büyük bir misafirhane (aşevi) vardır. Özellikle Cuma akşamları ve dini bayramlarda yoğunluk hat safhaya ulaşmaktadır.
Amasya il merkezine olan uzaklık: 45 km. Göynücek-Zile arasındaki uzaklık: 38 km. Göynücek-Ortaköy arasındaki uzaklık: 30 km.
Amasya Göynücek
TARİHİ
Yapılan araştırmalar sonucunda, İlçe tarihinin, Amasya ve Anadolu tarihi kadar eski olduğu anlaşılmıştır. Ayvalıpınar höyüğü: yöredeki en eski yerleşimin bulunduğu bölgedir ve MÖ.3000-2500 yıllarına kadar gitmektedir. Gediksaray höyüğü ise, Tunç çağı yerleşmelerine ev sahipliği yapmıştır.
Takip eden tarihi süreçte ise, bölge, Hitit Uygarlığı sınırları içinde kalır. Hititlilerin kayıp şehri “Hakmiş” in, Göynücek sınırları içinde bulunduğu düşünülmektedir. Takip eden dönemlerde, burada: Frig, Kimmer, İskid, Med, Pers hakimiyetleri yaşanır. Bu dönem yerleşimlerinin en göze batanı ise: Ilısu Kocaman Tepe höyüğüdür.
MÖ.301 yılında, yörede, Pers-Pontus egemenliği görülür. Daha sonra, Roma hakimiyeti. Roma döneminde yapılan ve günümüze gelen en güzel eser ise: Gökçeli kalesidir.
Bölge, Türkler tarafından, 1175 yılında, II. Kılıçaslan tarafından ele geçirilir. 1393 yılında ise, Osmanlılar görülüyor.
Amasya Göynücek
GENEL
Göynücek, Amasya ilinin en küçük ve ekonomik yönden en zayıf bölgesidir. Denizden yüksekliği: 450-1100 metre arasındadır.
İlçede, yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçmektedir. Ancak, kışların pek sert geçtiği söylenemez.
Yeryüzü şekilleri bakımından: oldukça engebeli ve dağlıktır.
İlçenin ekonomik getirileri: özellikle bamya, soğan, şeker pancarı, haşhaş, arpa ve buğday başta gelmektedir.
Ünlü güreşçi Hamit Kaplan, buralıdır. Hamit Kaplan, katıldığı Olimpiyatlarda: 1956 yılında altın, 1960 yılında gümüş ve 1964 yılında bronz madalya kazanmıştır.
Bamya
NE YENİR. NE İÇİLİR
Burada, mutlaka, “Göynücek bamyası” yemeği yemelisiniz. Diğer yöresel lezzetler: yöreye has tarhana çorbası, bulgur pilavı, keşkek, yarma çorbası, baklalı dolma ve haşhaş çöreği en çok yapılan yemekler arasındadır. Amasya’nın elması, Göynücek’in bamyası sözü, ilçenin tarımsal üretimindeki ününü simgeleyen bir deyim olarak bilinmektedir.
NE SATIN ALINIR
Ülke çapında belli bir ünü olan “Göynücek Bamyası” satın alabilirsiniz. Göynücek bamyası vakumlu paketler olarak satın alınabilir.
GEZİLECEK YERLER
Göynücek Gökçeli Kalesi
GÖKÇELİ KALESİ
İlçe merkezinin 8 km kuzeybatısında, Gökçeli köyünün yaklaşık 1 km kuzeydoğusundaki kayalık üzerinde, Çekerek Vadisine hakim bir mevkide yer almaktadır. Stratejik konumuyla çevreye hakim bir görüş alanı sunmaktadır.
Tarihçe:
Gökçeli kalesinin kesin inşa tarihi bilinmemekle birlikte, yapılan arkeolojik ve tarihsel araştırmalar, kalenin Demir Çağında inşa edildiğini düşündürür. Kale çevresinde ele geçirilen Roma Dönemi seramiklerinin yanı sıra MÖ 7 yüzyıla tarihlenen Demir Çağı çanak-çömlek parçaları, yapının esas olarak bu dönemde inşa edildiğini ortaya koymaktadır.
Tarihi kaynaklara göre, Göynücek ve çevresi, MÖ 47 yılında gerçekleşen Zela Savaşının ardından Roma hakimiyetine girmiştir. Bu bağlamda Gökçeli kalesinin Roma dönemindeki savunma sisteminin bir parçası olarak inşa edildiği veya mevcut yapısının güçlendirildiği değerlendirilmektedir.
Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yerleşim gören kalenin çevresi halen arkeolojik alan olarak korunmaktadır.
Göynücek Gökçeli Kalesi
Mimari özellikleri:
Basamaklardan oluşan tünel biçimindeki yapısıyla dikkat çeken kalenin bazı bölümlerinde kayalara oyulmuş dehlizler bulunmaktadır. Görüntüsüyle ilginç ve özgün bir yapı olup Roma döneminde garnizon olarak kullanılmıştır.
Aslına bakarsanız, güzel bir kale yapısı. Ama, yeterli reklamı yapılmadığından, insanların haberi yok. Çünkü: yörenin insanları, bu güzel kale yapısını yeterince tanıtmayı becerememişler. Sizler, bu yörelerden geçerseniz ve tarihe ilginiz varsa, bu kaleyi mutlaka görün, nispeten günümüze sağlam ulaşmış bir yapı olarak öne çıkıyor.
Göynücek Kaplıcaları
GÖYNÜCEK KAPLICALARI;
Göynücek ilçesinde iki önemli kaplıca bulunmaktadır. Bunlar: Ilısu kaplıcası ve çok daha gelişmiş olan Terziköy (Terziler) Kaplıcasıdır. İkisi de aynı bölgede yer aldığından birlikte ele almak gerekir.
ILISU KAPLICASI:
Amasya merkezine 63 km uzaklıkta, Göynücek ilçesi Ilısu köyünde bulunan bu kaplıcanın su sıcaklığı 25 derece civarındadır. Tıbbı ve teknik özellikleri Terziköy Kaplıcasıyla benzerlik gösterse de yerel yönetimlerin yatırım yapmaması nedeniyle ikinci planda kalmış olup sadece bölge halkına hizmet vermektedir. Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilin Dalının raporuna göre, Amasya’daki Terziköy, Gözlek, Ilısu ile Hamamözü kaplıca sularının “Oligo-Mineral suları” gurubunda oldukları belirlenmiş ve bu suların birçok hastalığın tedavisinde kullanıldığı ifade edilmiştir.
Göynücek Terziköy Kaplıcaları
TERZİKÖY KAPLICASI:
Amasya-Gediksaray yolu yakınında yer alan ve modern tesisleriyle iç turizme büyük katkılar sağlayan bu kaplıca, Terziler köyünde bulunması nedeniyle Terziler Kaplıcası da denir. Kaplıcanın tarihi hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte yanı başında inşa edilen otelin temel kazısı sırasında Roma dönemine ait su borularıyla MS 4 yüzyıldan kalma bakır sikkeler bulunmuştur.
Göynücek Terziköy Kaplıcaları
Su özellikleri: Kaplıcada 3 kaynak bulunmakta olup, ortalama sıcaklıkları 38-40 derece, radyoaktiviteleri 6 eman, pH değeri ise 7.4 tür.
Hangi hastalıklara iyi gelir: Banyo tedavisinin: iltihaplı olmayan romatizmal hastalıklara, nevralji, nevrit ve kadın hastalıklarına, deri hastalıklarına iyi geldiği tespit edilmiştir. İçme tedavisinin ise mide ve bağırsak hastalıklarının lezyonel ve enflamatuvar vakalarında ise spastik ağrılarda etkili olduğu görülmüştür.
Tesis imkanları: 55 bin metre karelik yeşil alan üzerine kurulu olan Terziköy kaplıcası bünyesinde tüm odalarda termal suyu bulunan 72 yataklı otel, 45 yataklı motel, gazino, lokanta, yüzme havuzu, özel kabinler, alışveriş imkanı, çocuk oyun bahçesi ve piknik alanları bulunmaktadır.
İÇMELER (ŞİFALI SU KAYNAKLARI)
İlçe merkezine 6 km uzaklıkta bulunan Çamurlu köyü İlice mevkiinde çıkan bu kaynak suyu, böbrek taşlarına ve idrar yolları iltihaplarına iyi geldiği söylenen bir şifalı sudur. Su kaynağı dağda olmasına rağmen özel borularla ilçe merkezine kadar getirilmiştir.
Su: mineral oranı düşük, hafif ve yumuşak yapıda olan, böbrekleri yormadan temizleyen içme suyu türüdür. Bu özelliği nedeniyle böbrek ve idrar yolları sorunlarında tercih edilir.
En yaygın bilinen faydası, böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olduğudur. İdrar yolları iltihaplarında doğal temizleyici olduğu düşünülür. Suyu bidon ve şişelere doldurulup yanında götürmek isteyen ziyaretçilere de imkan tanınmaktadır.
YEŞİLIRMAK KIYISI-MESİRE ALANLARI;
Yeşilırmak huzur veren kıyısında piknik yapılabilir, kuş sesleri arasında doğanın tadını çıkarabilirsiniz. Nehir kıyısının serin havası ve dingin manzarası, özellikle yaz aylarında aileler ve doğa severler için vazgeçilmez bir kaçış noktasına dönüşür.
Ormanlı Mesire Alanları: Yemyeşil ormanlık alanlar, temiz hava ve sakin yürüyüş yolları barındırır. Göynücek şehir yaşamının stresinden kaçmak isteyenler için adeta bir terapi merkezidir.
Terziköy Kaplıcaları mesire alanı: Göynücekte en donanımlı mesire noktalarından biri Terziköy Kaplıcaları çevresidir. Kaplıca çevresindeki ormanlık alanlarda yürüyüş parkurları vardır. Hem düz hem de hafif engebeli patikalar, farklı seviyelerdeki yürüyüşçülere uygun rotalar sunar. Doğay peyzaj, termal buharların oluşturduğu atmosferik görüntüler ve çevredeki ormanlık alanlar mutlaka görülmesi gereken yerlerdir. Piknik alanlarında mangal ateşini sadece izin verilen yerlerde yakmak ve ayrılmadan önce tamamen söndürmek gerekmektedir.
AYVALIPINAR VE GEDİKSARAY HÖYÜKLERİ:
Yüzlerce hatta binlerce yıl boyunca üst üste kurulmuş yerleşim katmanlarından oluşan bu höyükler, Göynücek’in Anadolu tarihindeki derin köklerinin somut kanıtıdır.
Ayvalıpınar Höyüğü:
Göynücek ilçesi sınırları içerisindeki en eski yerleşmeler Kalkolitik döneme aittir. Ayvalıpınar höyüğü bu dönem yerleşmelerine en güzel örnektir. İlçede bu höyükle birlikte Tunç Çağından itibaren kesintisiz yerleşim izleri tespit edilmiş olup bu arkeolojik alanlar tarihsel sürekliliğini yansıtır niteliktedir.
Gediksaray Höyüğü:
İlk Tunç Çağından Demir Çağına, Helenistik ve Roma dönemlerine kadar kesintisiz yerleşim görmüştür. Gediksaray Beldesinin 1 km kuzeyinde yer alan Gediksaray Höyüğü, yaklaşık 15 metre yüksekliği ve 350 x 150 m boyutu ile Oluz Höyük gibi Orta Karadeniz Bölgesinin en büyük höyüklerinden biridir. Gediksaray Beldesine giden yol höyüğü ikiye bölmüştür. Höyükte yapılan incelemelerde, İlk Tunç Çağı II-III, Son Tunç Çağı, Helenistik Çağ ve Roma Çağına ait yerleşmelerin yanı sıra Orta ve Geç Demir Çağlarına ait yerleşmeler de tespit edilmiştir. Ele geçen çanak-çömlek parçaları bezeksiz ve boya bezekli olarak iki guruba ayrılmaktadır.
GÖYNÜCEK CAMİİ:
Göynücek Merkez Camii, ilçenin merkezinde (Atatürk Caddesi üzerinde) bulunan ve bölge halkının ibadet ihtiyaçlarını karşılayan ana camilerden biridir.
Mimari yapısı: Geleneksel ve modern betonarme mimarinin harmanlandığı, kubbeli ve minareli, tipik bir Cumhuriyet dönemi ilçe camisi yapısındadır. Geniş bir ana harim, hanımlar mahfili ve cemaatin toplanabileceği bir avlu alanına sahiptir.