Malatya Pütürge

Pütürge

Malatya Pütürge denilince, aklıma hemen “Nemrut Dağı” ve muhteşem kalıntılar geliyor. Nemrut dağına her ne kadar Kahta üzerinden gitmek mümkün ise de, Pütürge üzerinden de gidiliyor. Yol derseniz, zor yol.

ULAŞIM

Pütürge ilçesi, il merkezi olan Malatya’ya: 74 km. uzaklıktadır. Ancak yolun üzerinde bulunan Kubbe dağı geçidi, kış aylarında yoğun kar ve tipi nedeniyle zaman zaman ulaşıma kapanabilmektedir. Pütürge yol sonu. Buradan sonra başka bir yere ulaşım yok.

 

TARİHİ

Pütürge, ilçe olmadan önce, Şiro isimli bir nahiye olarak bilinir. İlçe olduktan sonra, Pütürge ismini almıştır.

Yöredeki ilk yerleşim: yaklaşık 300 yıl önce, İmrün (güzel yer) ismiyle kurulmuştur. 1877 yılında bucak statüsü kazanınca, Kahta ilçesine bağlanmış, 1892 yılında ise nahiye yapılmıştır.

Malatya Pütürge

GENEL

Pütürge, Gördük dağı yamaçlarında, denizden yaklaşık 1250 m yükseklikte kurulmuştur. İlçe arazisi son derce engebeli, dağlık ve  diktir, düzlük alan yok denecek kadar azdır. İlçenin can damarı, Fırat nehrine dökülen Şiro çayıdır. Yerleşimler ve tarım alanları genellikle bu çayın açtığı vadinin tabanında ve çevre dağların yamaçlarında dağınık şekilde kümelenmiştir. Akdeniz karasal geçiş iklimine sahiptir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ise oldukça sert, uzun ve yoğun kar yağışlı geçer. 

Deprem kuşağı üzerindedir. Son büyük deprem: Mayıs 2000 tarihinde, 4.5 şiddetinde gerçekleşmiştir.  

NE YENİR

İlçede, yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz, önerim: saç kavurma, incik kebabı, kaburga doldurma, içli köfte ve ekşili köfte sayılabilir. Özellikle Pütürge Tava (Şiro Tavası) meşhurdur. İlçenin en bilinen ve en prestijli et yemeğidir. Genellikle özel misafirlere ve düğün gibi büyük organizasyonlarda ikram edilir. Bir de Gırık (Pütürge köftesi) önerebilirim. 

 

NE SATIN ALINIR

Pütürge yayla balı (şiro balı) satın alabilirsiniz. Yüksek rakımlı dağlardaki endemik çiçeklerden toplanan, şeker katkısız, tamamen organik ödüllü bir baldır. Kurutulmuş dut ve dut pekmezi de olabilir. Pütürge cevizi de çok meşhurdur. İnce kabuğu, içi beyaz ve yağ oranı yüksek, çok lezzetli bir cevizdir.

Pütürge

GEZİLECEK YERLER

Pütürge Mor Barsavmo Manastırı

MOR BARSAVMO MANASTIRI-PERAŞ KALESİ

İlçe merkezine bağlı, Tepehan bucağı, Uzuntaş köyündedir. Manastıra ulaşmak için özel araç şart.

Süryani Patrikliği: ortaçağ dönemlerinde buradaymış. Ortaçağda, Süryani Patrikliğine ev sahipliği yapmış olan yer, yani burası: “Mor Barsavmo” olarak biliniyor. Günümüzde pek adı duyulmayan: Mor Barsavmo Manastırı: ilçe merkezine bağlı: Uzuntaş yani Peraş köyü yakınlarındadır.

Burası: yöre halkı tarafından: “Peraş kalesi” olarak isimlendiriliyor. Günümüzde, buradaki manastırın, sadece birkaç duvarı kalmış ve gerisi yıkık durumda. İlk olarak, 5’nci yüzyılda inşa edilen manastırın önemi, Süryaniler, Bizanslılar tarafından Malatya’ya yerleştirilince ortaya çıkmıştır.

985 yılında, Mor Barsavmo Manastırına taşınan Süryani Ortodoks Patrikliği: 1293 yılında Deyrulzafaran’a (Mardin) taşınana kadar, burada kalmıştır. Bu dönemde: manastır, Süryanilerin dini ve kültür merkezi olarak öne çıkmaktadır. Manastır yapısında bulunan: Mor (Aziz) Barsavmo rölyeflerinin, mucizevi özellikleri olduğuna inanılıyormuş.

Süryani tarihçi Abü’l Farac: 1134 yılında, çekirge istilasını önlemek için, Mor Barsavmo’nun sağ kolunun bulunduğu tabutun, Urfa’ya gönderildiğini ve tabutun mucizesi sonucunda, çekirgelerin Urfa’ya uğramadan, çekip gittiklerini anlatır. Burada bulunan Patriğin: dönemin devlet adamlarıyla dostluklar kurduğu ve Selçuklu Sultanı 2.Kılıçaslan ile, burada, üç kez görüştüğü bilinmektedir.

Sultan II. Kılıçaslan: İslam geleneklerine aykırı olmasına rağmen, kendisini ziyarete gelen Patrik Roboyu, elinde İncil ve haçı ile huzuruna kabul etmiştir. Kılıçaslan, bu tavrı nedeniyle, İslami çevrelerce eleştirilmiş ve hatta dinsizlikle suçlanmıştır.

 

DİLBERSEN (PERİEŞ) KALESİ:

Uzuntaş köyü sınırlarında yer alan bu tarihi kalenin MS 450 civarında Bizans döneminde yapıldığı ve inşasında 10.000 askerin çalıştığı rivayet edilir. 

Süryani kadim kültürü açısından çok büyük öneme sahip bir kompleksin parçasıdır. 

Kale Tepehan bölgesindeki Uzuntaş köyü sınırlarında, halk arasında Peraş veya Şalyan olarak anılan vadi ve mezra yakınında bulunur. Şalyan vadisine tamamen hakim, yaklaşık 300 m yükseklikte çok yalçın ve sarp kayalıkların üzerinde inşa edilmiştir. Stratejik konumu sayesinde antik dönemlerde vadiyi ve buradan geçen yolların kontrol altında tutma amacı taşımıştır. 

Tarihi kayıtlara ve yerel inanışlara göre kalenin temelleri MS 450 yıllarına kadar uzanmaktadır. 

Bugün doğu-batı doğrultusunda uzanan ve oldukça geniş bir alanı kaplayan Dilbersan Kalesi kompleksinde şu yapılar ve kalıntılar dikkat çeker.

Surlar ve Mimari Kalıntılar: Kalenin tepe, kuzey ve güney yamaçlarında yer yer su kalıntıları, tuğla, seramik ve antik küp parçaları göze çarpmaktadır.

Yaşam alanları ve su sarnıçları: Kalenin zirvesine ve yamaçlarına doğru kayalara oyulmuş basamaklar ile kuşatmalarda su ihtiyacını karşılamak için tasarlanmış derin su sarnıçları yer alır. Ayrıca depremlerle tahrip olmuş yeraltı şehri uzantıları ve mağaralarda kalenin etrafında kümelenmiştir. 

 

Mor Barsaum Manastırı ilişkisi:

Kalenin batı ucunda, adeta bir kartal yuvası gibi uçurumun kenarındaki kayalıklara oturtulmuş olan ünlü Süryani Kadim Mor Barsaum Manastırının kalıntıları yer alır. 

Bu alan Orta Çağda dünya Süryanilerinin patriklik merkezi ve çok büyük bir ilim yuvasıydı. Dünyaca ünlü Süryani tarihçiler bu kalede ve manastırda korunaklı şekilde yaşanarak eserlerini üretmişlerdir. Kalenin hem askeri bir sığınak hem de bu kutsal manastırı koruyan ana savunma hattı olduğu bilinmektedir. 

 

Günümüz:

Sarp kayalıklar üzerindeki bu tarihi alan, 1 Derece Arkeolojik Sit alanı olarak tescil edilmiştir. Coğrafi yapısının aşırı dik ve ulaşılması zor olması, kaleyi doğa olaylarına karşı korumuş olsa da ne yazık ki resmi bir bekçi veya tam koruma olmaması sebebiyle kaçak kazı yapan definecilerin tahribatına uğramıştır. Günümüzde turizme tamamen kazandırılmayı ve kapsamlı bir arkeolojik kazı ile restore edilmeyi bekleyen, saklı bir tarihi mekandır. 

Pütürge Gerar Kalesi

GERAR KALESİ-KERAR KALESİ:

 Bölgenin sarp coğrafyasında, Fırat nehrini besleyen önemli kollardan biri olan Şiro Çayı havzasına hakim bir noktada kurulmuş çok köklü bir antik dönem savunma yapısıdır. 

Kale kalıntıları, Taşmış köyünün çermik mezrası sınırları içine komşu Ormaniçi Mahallesindedir. Şiro çayının hemen üzerinden geçen Pütürge-Malatya karayolunun kuzey tarafında yükselen sarp bir tepenin üst yamaçlarında konumlanmıştır. Bu konumu, antik dönemde vadi tabanından geçen stratejik ve askeri geçiş yollarını tamamen kontrol altında tutmasını sağlamıştır. 

Yapılan arkeolojik araştırmalar ve yüzey araştırmaları, kalenin temellerinin MS 1 yüzyıla yani Erken Roma dönemine kadar uzandığını gösterir. İlk olarak bir Roma sınır karakolu veya kalesi olarak inşa edildiği düşünülür. Zaman içinde bölgenin el değiştirmesiyle kale, Bizans, Ermeni, Keldani ve Süryani medeniyetleri tarafından da aktif olarak kullanılmıştır. Bu yönüyle kale harabeleri, Doğu Anadolu’daki çok kültürlü askeri mimarinin önemli örneklerinden biridir. 

Kale, geçirdiği şiddetli depremler ve zamanın aşındırmasıyla günümüze büyük ölçüde harabe halinde gelmiştir. 

Günümüzde buraya ulaşmak için, engebeli bir tırmanış gerektirir. Kalenin bulunduğu tepe Şiro çayı vadisine bakan muazzam bir panaromik manzaraya sahiptir. Özellikle gün batımı saatlerinde kale kalıntılarının silüeti, tarih ve doğa fotoğrafçıları için etkileyici görüntüler sunar. 

 

TEPEHAN SELÇUKLU HANI VE TARİHİ KERVAN YOLLARI

Tepehan Selçuklu Hanı ve bu yapının merkezinde yer aldığı Şiro Havzası Tarihi Kervan Yolları, Malatya’nın sarp coğrafyasında, Orta Çağ ticaretinin ve askeri lojistiğinin en hayati geçiş koridorlarından birini oluşturmaktaydı.

Tepehan: ilçe merkezinin güneyinde, bugünkü Tepehan beldesi ve yakınındaki Yandere (eski adıyla Şengrik) ile Yazıca köyleri hattındadır.

Burası, İç Anadolu ve Yukarı Fırat Havzasını, Güneydoğu Anadolu’ya ve oradan Mezopotamya ile Suriye’ye bağlayan en kestirme ama en sarp dağ rotasıdır. Malatya’dan yola çıkan bir kervan 1900 metrelik zorlu Kubbe Dağı geçidini aşıp, Şiro vadisine indiğinde ya da tam tersi istikamette güneyden gelip dağa tırmanmadan önce, kış şartlarında sığınabileceği ve lojistik ikmal yapabileceği korunaklı bir alana ihtiyaç duyuyordu. Tepehan tam bu stratejik noktada kurulmuştur. 

Tepehan, ovalardaki süslü ve geniş avlulu Sultan hanlarının tersine, sarp bir dağ yamacında yer aldığı için dışa kapalı, adeta küçük bir kaleyi andıran, kalın duvarlı ve savunma endeksli bir mimariye sahiptir. Yapımında bölgedeki moloz taşlar ve dayanıklılığı arttırmak için kireç esaslı horasan harcı kullanılmıştır. 

Gelelim günümüze: Tepehan yüzyıllar boyu süren ağır kış şartları, bölgedeki şiddetli depremler ve ne yazık ki korumasızlık nedeniyle günümüze büyük ölçüde yıkılmış, harabe halinde ulaşmıştır. Bugün alanda hanın temel duvarları, bazı kemer ve tonoz parçaları ile çevre binaların yapımında kullanılan devasa yapı taşlarının izleri görülebilmektedir. 

Antik kervan yollarının bir kısmı modern karayolları tarafından kesilmiş olsa da, dağ eteklerinde kervanların ve süvarilerin kullandığı taş döşeli antik patikaların izlerini doğu yürüyüşçüleri görebilmektedirler. Bugün bu kervan yolu güzergahı, özellikle Nemrut dağına Pütürge üzerinden gitmek isteyen macera ve tarih tutkunları tarafından kültür rotası olarak kullanılmaktadır.

 

ORMANİÇİ (TELLİ) ASLAN KABARTMASI VE ANTİK YERLEŞİMLER

Pütürge ve çevresi antik dönemde Geç Hitit krallıkları (özellikle Malatya merkezli Melid Krallığı) ile güneydeki Kommagene Krallığı arasında doğal bir sınır ve geçiş noktasıydı. Hitit sanatında aslan figürü, gücü, krallığı ve kutsal alanların korunmasını simgeler. 

Orman içindeki aslan kabartması, bölgedeki sarp kaya kütlelerinin yüzeyine doğrudan oyularak yapılmış bir kaya rölyefidir. Halk arasında “Telli” veya “Yeleli” aslan olarak anılmasının sebebi, aslanın boyun ve gövde kısmındaki tüylerin (yelelerin) çizgisel/tel tel bir işçilikle kayaya işlenmiş olmasındandır. 

Bugün Ormaniçi (Telli) aslan kabartması ve etrafındaki yerleşim kalıntıları, Kültür ve Turizm Bakanlığı envanterinde Arkeolojik Sit Alanı olarak kayıtlıdır. Coğrafyanın aşırı engebeli olması yapıların modern kentleşmeyle yok olmasını engellemiş olsa da resmi bir arkeolojik kazı  ekibi tarafından tam anlamıyla gün yüzüne çıkarılmayı ve turizm rotalarına dahil edilmeyi beklemektedir. 

 

 

NAN-I GUNİ (EKMEK VE TEKNE) KAYALIKLARI VE BATTALGAZİ ZİYARETİ

Nan-ı Guni (Ekmek ve Tekne) Kayalıkları:

Kadim dillerdeki kelime kökleriyle doğrudan “Ekmek ve Tekne” anlamına gelmektedir. (Farsça kökeni Nan: ekmek) Pütürgenin dik yamaçlarında yer alan bu alan, jeolojik bir oluşumun halk efsaneleri ve inanç ritüelleriyle birleştiği korunaklı bir kaya oluşumudur. 

Bu alan, dışarıdan bakıldığında yan yana duran devasa bir hamur teknesini ve fırından yeni çıkmış ekmek somunlarını andıran doğal karstik/aşınmış kaya bloklarından oluşur. Ancak  dikkatle incelendiğinde, bu kayalıkların etrafında antik çağlardan kalma ilkel oyma izleri, basamaklar ve barınma amaçlı kullanılmış küçük kaya sığınakları göze çarpar.

Anadolu genelinde yaygın olan “nankörlük edenlerin veya ekmeğe saygısızlık yapanların taş kesilmesi” efsanesinin çok net bir silsilesi bu kayalıklara atfedilir. İnanışa göre, eski dönemlerde bu dağlarda yaşayan kurnaz veya katı yürekli bir topluluğun, kıtlık zamanında ellerindeki ekmeği ve hamur teknelerini muhtaçlardan saklaması üzerine, tekne ve ekmekleriyle birlikte taşa dönüştükleri rivayet edilir. Bu yönüyle burası, bölge halkı için tarih boyunca ahlaki bir sembol ve ibret mekanı olarak görülmüştür. 

 

Battalgazi Ziyareti:

Malatya: Bizans’a karşı verilen mücadelelerde destanlaşmış Seyyid Battal Gazi’nin (ve babası Hüseyin Gazi’nin) ana vatanıdır. Pütürge’deki Battal Gazi ziyareti, doğrudan bir mezar (türbe) değil, Battal Gazinin Bizans a karşı düzenlediği seferlerde ordusuyla birlikte sığındığı, stratejik planlar yaptığı veya atlarını otlatıp konakladığı kabul edilen bir Makam ve Mağara ziyaret alanıdır. 

Pütürge’nin bu dağlık bölgesindeki kutsal kabul edilen bu noktaya yerel halk “Ziyaret” adını vermiştir. Yüzyıllardır süregelen bir gelenekle, kuraklık dönemlerinde yağmur duasına çıkmak, adak kurbanları kesmek ve lokma dağıtmak için bu mekana gelinir. İnanca göre, adalet ve yiğitliğin timsali olan Battal Gazi nin ayak bastığı ve namaz kıldığı bu topraklarda yapılan duaların kabul olacağına inanılır. 

 

Malatya Pütürge Nemrut

NEMRUT DAĞI

İlçe merkezine 8 km. uzaklıktadır. Turistlerin yoğun ilgisini çekmektedir. Nemrut dağı ve buradaki antik kalıntılar hakkında: yine bu sitede, ayrıntılı bir yazım var. Bu yazıya “Nemrut dağı” adı altında ulaşabilirsiniz.

 

Nemrut dağı tanıtımı ve ayrıntılı gezi yazıma ulaşmak için.

Malatya tanıtımı.

 

Diyarbakır Silvan

Silvan

Diyarbakır Silvan denilince, gayet büyük bir yerleşim yeri ve Malabadi köprüsü, ilk akla gelenlerdendir. Zaten tarihi süreç içinde, Bizans döneminde 300.000 kişilik bir başkent ve Mervaniler döneminde de başkent olarak kullanılmıştır. Ayrıca, Silvan doğu Anadolu bölgesine yapılan yolculuklarda, kara yolu ulaşımının geçtiği bir yer olarak da önem kazanıyor.

ULAŞIM

İlçe merkezinin Diyarbakır il merkezine olan uzaklığı, 78 km. dir. Silvan-Bitlis-Tatvan arasındaki uzaklık: 155 km. Silvan-Bitlis arasındaki uzaklık: 133 km.
Silvan: batı bölgelerinden, Tatvan-Van bağlantısının yapıldığı karayolu üzerinde bulunmaktadır. Silvan, öte yandan, Batman iline çok yakındır ki, bazen geceleri, Silvan ilçesinden, Batman şehrinin ışıklarının göründüğü olur.

TARİHİ

İlçe, MÖ.3000’li yıllardan itibaren, çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapmaktadır. Ancak ilk kuruluşun Asurlular döneminde olduğu sanılmaktadır.
MÖ.78 yılında, Tigran imparatorluğunun hükümdarı Tigran, bölgede, Tikranakent isimli ve başkent olarak kullanılan bir şehir kurmuştur. Hatta, şehrin nüfusunun artması için, Klikya ve Kapadokya bölgesinden, buraya 300 bin kişi getirttiği söylenmektedir.

Şehir: MS.4’ncü yüzyılda, Roma imparatorluğunun hakimiyeti altına girer. Bu dönemde, şehirdeki tarihi figürlerden biri, dönemin tanınmış tabiplerinden biri olan ve Bizans ve İran saraylarında saygınlığı bulunan, Farginli Mar Marutha’dır. Bu ünlü tabip, özellikle, MS. 401 yıllarında İran yöresinde çok iyi tanınmakta ve bilinmektedir.

MS.410 yılında, İran şahı II. Şapur tarafından katledilen ve “Kırklar” olarak bilinen, 40 Hıristiyan şehidin kemikleri, büyük bir törenle “Mar Marutha” isimli bir şahıs tarafından getirilerek, bölgede yapılan kalenin kemerlerine gömülmüştür. Bu nedenle: şehre, o dönemde “Şehitler Şehri” anlamına gelen “Matryropolis” ismi verilmiştir.

6’ncı yüzyılda, Bizans egemenlik döneminde, Bizans imparatoru Justinianus’un, Silvan kalesini güçlendirdiği ve şehrin ve kalenin, sürekli savaş halinde bulundukları Perslere karşı bir askeri üst, önemli bir garnizon olarak kullanıldığı görülür.

639 yılında, Silvan, İslam orduları tarafından ele geçirilir. Hz. Ömer döneminde, İyaz bin Ganem komutasındaki, Müslüman Arap orduları, yöreyi ele geçirirler. Sonraki dönemlerde ise, yörede egemen olan toplumlar: Emeviler, Abbasiler, Hamdaniledir.

Büyük Selçuklu İmparatorluğu döneminde ise, Silvan, Artuklu Beyliğinin ikinci başkenti olmuştur. 1259 yılında ise, Moğollar, yöreyi işgal eder ve harabeye çevirirler. 1514 yılındaki Çaldıran savaşından sonra ise, 1524 yılında, yöre Osmanlı egemenliğine girer.

GENEL

İlçe merkezinin denizden yüksekliği, 840 metredir. Genellikle düz bir arazi yapısı görülse de, bir kısım bölgenin dağlık olduğu da görülür. Diyarbakır ilinin en çok nüfus barındıran ilçesidir. Ayrıca, ilçe merkez nüfusu, kırsal alan nüfusundan fazladır.
İlçe sınırları içinde, Ambar çayı bulunmaktadır. Ormanlık alan, % 23 kadardır.
Yerleşim yerinin en önemli dağları: Albat dağlarıdır. Bunların yüksekliği, 1500 metreye kadar ulaşmaktadır.
Yörede: karasal iklim hakimdir ve buna bağlı olarak yazları çok sıcak, kışları ise pek şiddetli olmasa da soğuk geçer. Özellikle, Silvan barajı nedeniyle, nem oranı yükselmiş ve iklim, nispeten yumuşamıştır.
İlçede yaşayanlar: genellikle tarımla uğraşırlar. Ancak, sulanabilir alan azdır. Tarımsal faaliyetlerin başında: tütün, buğday, nohut, pamuk gelmektedir.

Silvan yöresel lezzetler-Kaburga dolması

NE YENİR

Kaburga dolması:

Silvan mutfağında kaburga dolması öne çıkan yöresel lezzetlerden biridir. Kuzu kaburgasının iç plavla doldurulup fırında pişirildiği bu yemek, bölgenin en prestijli sofra lezzetlerinden sayılır. 

İçli Köfte:

Silvan’ın popüler yöresel lezzetleri arasında bulunmaktadır. Bulgur kabuğunun içine kıyma, soğan ve baharatla hazırlanan iç harcının doldurulduğu bu köfte bölgede çok sevilir. 

 

NE SATIN ALINIR

Otlu peynir, sucuk ve pestil satın alabilirsiniz. Sucuklar ve otlu peynirler yörenin en özel lezzetleri arasındadır. Bunları çarşı ve yerel pazarlardan taze olarak satın alabilirsiniz. Ayrıca bakır işlemeli ürünler ve gümüş işlemeli nalınlar da hediyelik olarak düşünülebilir. 

 

 

GEZİLECEK YERLER

Diyarbakır Silvan Malabadi-Batmansu Köprüsü

 

MALABADİ-BATMANSU KÖPRÜSÜ

Silvan ilçe merkezine 22 km. uzaklıkta, Diyarbakır-Batman karayolu üzerinde, Batman Çayı üzerindedir.

Meşhur “Malabadi” köprüsü, aslında her ne kadar mimari özellikleri nedeniyle muhteşem bir görünüm sunsa da, özellikle, bir dönem, bir şarkıda söz edilmesi nedeniyle, ülkemiz çapında ünlü olmuştur. Malabadi köprüsü şarkısı nedeniyle, Malabadi köprüsünü bilmeyenin çok az olduğunu sanıyorum.

Evet, gerçekten muhteşem bir mimari eserdir. Dünyadaki taş köprüler içinde, kemeri en geniş olanı olarak önem kazanmaktadır. Modern statik hesabının bulunmadığı bir dönemde, bu açıklıkta bir köprü yapılmış olması, hayranlık uyandırmaktadır. İstanbul-Ayasofya kubbesi, köprünün altına rahatlıkla sığabilir.

Köprünün: Balkanlarda bulunan “Mostar” köprüsünün bir benzeri olduğu söylenmektedir.
Tek kemerlidir. Köprünün üstündeki geçit bölümüne, iki yol ile ulaşılır. Ulaşım dışında, köprünün başka fonksiyonları olduğu da söylenmektedir. Çünkü, köprünün içinde: özellikle kışın zorlu günlerinde, yolcuların dinlenmesi ve dış tehlikelerden korunması için, iki özel odalar yapılmıştır.

Kemerin içindeki bu odalara, köprünün üzerinden, her iki yandan inilmektedir. Köprüde, 38 metre açıklıkta, çok büyük bir kemer ve sepet kulpu şeklinde, 3 metre açıklıkta, küçük bir kemer bulunmaktadır. Köprü: 150 metre uzunluğunda, 7 metre genişliğindedir. Yüksekliği, su seviyesinden, kilit taşına kadar 20 metredir.

Silvan Malabadi Köprüsü

Köprünün güney kısmında, oturan bir erkek figürü görülmektedir. Bu figürün hemen üstünde, bir çerçeve içinde, sivri külahlı ve ayakta duran birisinin, oturan birisine hediye takdimi sahnesi tasvir edilmiştir. Güney cephesinde ise, güneş ve aslan figürleri görülüyor.

Evliya Çelebinin yazılarına göre: bu köprü: Abbasiler döneminde yapılan bir mimari güzelliktir. Çünkü: köprüyü, Abbasi hanedanından zengin bir tüccar tarafından yaptırılmıştır. Ancak, bu meşhur köprünün, aynı zamanda, Artukoğulları döneminde, yani 1147 yılında, Timurtaş tarafından yapıldığı da söylenmektedir.

Diyarbakır Silvan Hasuni Mağaraları
Diyarbakır Silvan Hasuni Mağaraları

 

HASUNİ MAĞARALARI

Malabadi köprüsünün bulunduğu yol üzerinde, ilçe merkezinin 6 km. doğusundadır. Hasankeyf’e yakındır.
Diyarbakır yöresinin en büyük mağara topluluğudur. Burada, devasa kaya parçaları oyularak, apartman şeklinde yapılmış, toplam 300 mağara bulunmaktadır ve bunlar koridorlarla birbirine bağlıdır.

Silvan Hasuni Mağaraları

Mağaralar arasında, ayrıca: su akışını sağlayan kanallar, hamam ve dokuma atölyeleri, kayalara oyulmuş kilise, merdivenler, sarnıçlar bulunmaktadır.
Ayrıca, mağaraların bulunduğu yerin en üstünde, kayalara oyulmuş merdivenlerle çıkılan bir sunak bulunmaktadır. Günümüzde de çıkılabilen bu sunak bölümüne mutlaka çıkmalısınız. Çünkü, çevrenin muhteşem güzel manzarasını izleyebilirsiniz.

Silvan Selahattin Eyübi-Ulu cami

SELAHİDDİN EYYUBİ-ULU CAMİ

İlçe merkezindeki cami, Eyyübi Hükümdarı Selahattin Eyyübi’nin adını taşımaktadır.
Bölgenin en eski ve en büyük camisidir. Yapı: burada bulunan Bizans bazilikasının sütunları kullanılarak, 1031 yılında, yapılmıştır. 1046 yılında, Silvan yöresini ziyaret eden, İranlı gezgin Nasırı Hüsrev, bu caminin muhteşemliğini yazılarında dile getirmiştir.

Silvan Selahattin Eyübi-Ulu Cami


Özellikle, kapılardaki işçilik dikkat çekmektedir. Kubbenin kaidesinde, Artuklular’dan Necmeddi Alpi tarafından zemin üzerine beyaz taşlarla yazılmış bir kitabe görülmektedir. Caminin yıkılan kubbesi, 1913 yılında onarılmıştır.

Silvan Kırık Minare

 

KIRIK MİNARE

İlçe merkezinin 500 metre güneydoğusundadır.
Minarenin, Eyyübiler döneminde yapıldığı düşünülmektedir. 5 katlıdır. Ancak, daha fazla katlı olduğu ve zamanla bu katların bir kısmının yok olduğu ve bu nedenle “kırık minare” isminin kullanıldığı bilinmektedir.
Bir zamanlar, rasathane olarak da kullanıldığı bilinmektedir. Ayrıca, bir zamanlar bir kilisenin kulesi olduğu ve üzerinde çan bulunduğu da öğrenilmiştir.

Diyarbakır Silvan Kalesi
Diyarbakır Silvan Kalesi

 

SİLVAN KALESİ

Kale, MÖ.80’li yıllarda, Tigran krallığı tarafından yaptırılmıştır. Daha sonraki tarihi süreçte ise, Bizans imparatoru Justinianus döneminde, kale, büyük bir onarım görmüş ve günümüzdeki şekline kavuşmuştur. Bu dönemde, Justinianapolis ismini alan şehir, Bizanslıların, bölgedeki en önemli yerleşimlerinden biri olmuştur.

Evet, kale, dünya üzerinde dolgu sistemiyle yapılan tek kaledir. Yörede çokça bulunan kalker taşından, kareye yakın planda yapılmıştır. İç kale, dış sur, dış suru çevreleyen ikinci bir sur şeklinde yapılmıştır. Güney-kuzey yönünde, 500 metre ve doğu-batı yönünde 600 metre uzunluğundadır. Surların toplam uzunluğu ise, 2200 metredir. Surların yüksekliği: 25 metreyi bulur. Surlar üzerinde; 50 burç ve kule bulunmaktadır. Kalenin kapı sayısı ise, 9 dur. Bu kapıların, dört tanesi güney, ikisi kuzey, ikisi batı ve biri doğu yönündedir.

Silvan Kalesi

Bu surlar üzerindeki burçların en dikkat çekeni: Aslanlı burçtur. Bu burç: Eyyübiler’den Melik Evhad Eyüp tarafından yaptırılmıştır ve ilçe merkezinde, Gazi caddesi üzerindedir.
Burç: beşgen planlıdır ve ön yüzünde, birbirine dönük, aralarında güneş figürü bulunan, aslan ve kaplan kabartmaları ilgi çekmektedir.
Yine surlar üzerindeki “Kulfa kapı” ilgi çekmektedir. Bu kapı: Mervaniler döneminde yapılmış olup, surların güney kısmındadır. Kapının üzerindeki kitabe, Eyyübi Sultanı Melik Eşref’e aittir.
Surlar üzerinde, bütün yöre halkı tarafından bilinen “Zembilfiroş burcu” ise, efsanevi bir aşk ile bilinmekte ve tanınmaktadır. Kalenin kuzeydoğu köşesindedir. Bu aşk hikayesi şöyledir: “bir gün, yöre hükümdarının oğlu, av dönüşü, bir mezarlık yanından geçerken, zengininde, yoksulunda, bir gün aynı yazgıyı paylaşacağını yani öleceğini düşünür.

Bunun üzerine, eşiyle birlikte, saraydan ayrılır, dünya nimetlerinden elini çeker ve yaşamını “sepet satıcısı” yani “zembilfiroş” olarak sürdürmeye başlar. Bu yakışıklı genç, bu sırada, Silvan yöresindeki yerel bir hükümdarın karısının dikkatini çeker ve kadın ona aşık olur. Sepet alma bahanesiyle, onu saraya çağırır ve ona olan aşkını ilan eder. Ancak, zembilfiroş, onu reddeder ve bunun üzerine kadın, kendisini takip eder, yaşadığı evi bulur ve onun eşini ikna ederek, eşinin elbiselerini giyer.

Akşam olduğunda, zembilfiroş’u beklemeye başlar. Zembilfiroş, akşam olup eve gelip, yatağa girince, birlikte olduğu kişinin eşi olmadığını, kadının ayağındaki halhaldan anlar ve kadını, hemen yanından uzaklaştırır. Ancak, daha sonra, bu kadından kaçamayacağını anlar ve sarayın surları üzerindeki bu burçtan kendini aşağıya atarak intihar eder.

Diyarbakır şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Diyarbakır Bismil

Diyarbakır Bismil


Siirt bölgesinde bulunurken, Diyarbakır yolculuklarımız sırasında, Bismile birçok kez uğrama durumum oldu. Bu yüzden, Bismil benim için pek yabancı bir yer değil.

Diyarbakır Bismil

ULAŞIM

Diyarbakır-Batman kara yolu üzerinde, Diyarbakır il merkezine 54 km. uzaklıktadır. Bismil-Batman arasındaki uzaklık: 48 km. dir.

TARİHİ

Yörenin tarihine ait anlatılan bir hikaye şöyledir: “2000 yıl önce, Pers bölgesinden Anadolu’ya yolculuk yapan köle tacirleri, Bismil yakınlarında konaklar iken, köleler tarafından öldürülürler. Bu köle isyanından kurtulanlar, günümüzdeki “Kurmuşlu” köyü yakınlarındaki köprünün bulunduğu yerde, eski bir mağaraya yerleşirler.

Ancak, Dicle nehrinin sık sık yatak değiştirmesi sonucu, burada yaptıkları evler yıkılır ve halk, yerleşim yerini değiştirmek zorunda kalır. Böylece, buranın yerleşimcileri, Kırkpınar mevkiinde, 20 evden oluşan yeni bir yerleşim yeri kurarlar ve buraya “Bistmal” yani “20 ev” ismini verirler. Bistmal ismi, zamanla değiştirilerek, Bismil ismi kullanılmaya başlanır.

MÖ.1050 yılında, Asurlular Hurileri büyük bir yenilgiye uğratırlar ve Mezopotamya içlerine çekilmelerini sağlarlar. Bu son savaşta, Dicle nehrinin insan kanı nedeniyle kırmızı aktığı rivayet edilmektedir. Asur orduları, yaptıkları her sefer sonucunda gerek Hurri ve gerekse Urartulara, büyük kayıplar verdirmiştir.

Diyarbakır Bismil

GENEL

İlçe merkezinin denizden yüksekliği 550 metredir. Genel olarak, düzlük bir alanda kurulmuştur. Ayrıca, Dicle nehri, yerleşim yerinin ortasından geçmektedir. Güneydoğu Toros dağları ise, ilçenin güneyinden geçmektedir. Bu dağlara “kalleş” dağları denilmektedir. Çünkü, Akdeniz ve Ortadoğu bölgelerinden gelen sıcak havanın, yöreye girmesini engellemektedirler. Böylece, yörede karasal iklim hüküm sürmektedir. Buna bağlı olarak yazlar kurak ve sıcak, kışlar ise soğuk ve yağışlı geçer.

Yöredeki başlıca ekonomik etkinlik, tarıma dayalıdır. Özellikle: pamuk ön plana çıkmaktadır.

Bismil Tava

NE YENİR-NE İÇİLİR

Buraya yolunuz düşerse, buraya has bir lezzet olarak “Bismil tavası” tatmanızı öneririm. 

GEZİLECEK YERLER

Diyarbakır Bismil Üçtepe Höyük

ÜÇTEPE HÖYÜK

İlçe merkezinin 12 km. batısında, Üçtepe köyündedir.
Höyük bölgesinde: MÖ.2000’li yıllardan, günümüze doğru olan tarihi süreçte: Asur, Helenistik ve Roma egemenliklerinin bir dönem hüküm sürdüğü ve aynı dönemde, buranın bir merkez statüsünde bulunduğu anlaşılmıştır. Hatta, yine MÖ.2000 yıllarına ait, bir Asur sarayı kalıntıları görülmektedir.

Şöyle ki, antik dönemde: bu bölgede yaşayan Hurriler ve daha güneyde yaşayan Asurlular arasında, birçok savaş yaşanır. Bu savaşlar sırasında, Asurlular, bölgede, yazılı kaynaklara da giren “Tuşha” adını verdikleri bir merkez kurarlar ve bu şekilde, Hurrilere karşı üstünlük sağlarlar.

Bismil Üçtepe Höyüğü

Yine, höyük bölgesinde: 1866 yılında yapılan kazılarda, Asur kralı III. Salmanassar’a ait, 2 obelisk bulunur. Bu obelisklerin üzerinde: Asurluların, Hurri ülkesini nasıl yakıp-yıktıkları anlatılmaktadır. Höyükte ele geçen diğer buluntuların bir kısmı, özellikle steller, günümüzde İngiltere Londra-Brisith Museum’da sergileniyor.

Diyarbakır Bismil Kenantepe Höyük

KENANTEPE HÖYÜK

İlçe merkezinin 15 km. doğusunda, Dicle ırmağı kıyısındadır. Diyarbakır-Batman kara yolunun güneyinde, kara yoluna 1 km. uzaklıktadır.
Höyük: 220 x 350 metre boyutlarındadır ve büyük kısmı tahrip edilmiştir. Yani, yerleşim alanı, toplam 6 hektar dolaylarındadır.
Buradaki, ilk arkeolojik kazılar: 1988 yılında yapılmaya başlanmıştır. Bu çalışmalarda, yöredeki yerleşimin, ilk olarak: MÖ.4600 yılında olduğu anlaşılmıştır. Bu dönemden, günümüze kalanlar ise: kavrulmuş tahıllar, kemik çuvaldızlar, çanak-çömlek ve takılardır. Yörede, takip eden dönemde, yani MÖ. 2000’ler de ise, demir işlendiği görülür. Ayrıca, ekonomik faaliyetler olarak: tarım ve şarap üretimi görülmektedir.
Evet, yakın gelecekte bölgede yapılmakta olan “Ilısu barajı” göl sahası içinde kalacağı düşünülen höyük bölgesinde yapılan kazılar hızla sürdürülmektedir. Özellikle, bu bölgede: Amerikalı arkeolog Bradley Parker ve ekibi çalışmaktadır.

 

ŞAHİNTEPESİ HÖYÜĞÜ

İlçe merkezine 11 km. uzaklıkta, Şahintepesi köyündedir. Müslüman tepe olarak da bilinir.
Höyükte, daha çok Tunç çağına ait kalıntılar görülmektedir. Buradaki yerleşke: güneyden başlar ve Dicle nehrine doğru genişleyerek, tarıma elverişli vadi üzerinde büyümektedir. Ayrıca, höyüğü çevreleyen yüksek tepelerde, yakın geçmişte, meşe ağaçlarının bulunması, burada yabanıl hayvan yaşamının da bulunduğunun göstergesidir.

Silvan Korkiktepe Höyüğü

KORTİKTEPE HÖYÜĞÜ

İlçe merkezine bağlı, Ağıl köyü yakınlarında, Pınarbaşı mevkiinde, Batman çayı ve Dicle nehrinin kesiştiği bölgededir. İsminin anlamı: aşınmış tepedir. Aşınmanın temel nedeni: doğa, insan, zaman tahribatı ve kazılardan önce, höyüğün sulu tarıma açılmasıdır.
Buradaki arkeolojik kazı çalışmaları, Dicle Üniversitesi ilgilileri tarafından yürütülmektedir. Burada, özellikle, taş işçiliği konusunda ileri bir teknolojinin kullanıldığı objeler görülmektedir. Yapılan çalışmalarda çıkarılan eserler, günümüzde Diyarbakır Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. Bunların başında ise, dinsel anlamlar taşıyan ölü hediyeleri gelmektedir.
Evet, Kortiktepe höyüğü de, yakın gelecekte, Ilısu baraj göleti altında kalarak yok olacaktır.

Bismil Ziyaret Tepe

ZİYARET TEPE HÖYÜĞÜ

Ziyaret Tepe Höyüğü, İlçenin güneydoğusunda, Dicle ve Batman çayının birleşme noktasının 20 km batısında Dicle nin güney kıyısındadır. Ovadan 22 metre yükseklikte, 3 hektarlık bir alanı kaplar. Kuzey taraftaki akropol, üç tarafında uzanan “aşağı şehir” ise 29 hektarlık bir alana yapılmaktadır. 

Asur döneminde eyalet başkentiydi. 12 kişilik bir kazı heyetinin yürüttüğü 4 kazı sonucunda 1989 yılında 6 m kalınlığında ve tarihte TUŞPA adıyla geçen büyük bir Asur Sarayı kalıntıları bulundu. Tuşhan, Asur İmparatorluğunun kuzey sınırını korumuş, bölge valisi ve bürokrasisine ev sahipliği yapmış, kuzeydeki Toros Dağlarının doğal kaynaklarının (kereste, taş ve madenler) işletildiği bir merkez olarak hizmet vermiştir. 

Tuşhan’a ilk yerleşimin 5000 yıl önceye dayandığı bilinmektedir. MÖ 900 yılında bölgeye yerleşen Asurlular MÖ 610 yılına kadar hüküm sürmüştür. MÖ 612’de Asur Başkenti Ninova, Babilliler ve Medler tarafından istila edildikten kısa süre sonra Tuşhan da yıkılmıştır. 

 

Buluntular:

Bilinmeyen antik dil tableti:

Ortaya çıkan olağanüstü buluntular arasında daha önce bilinmeyen, ancak 2500 yıl önce konuşulan bir dilin varlığına işaret eden çivi yazısıyla yazılmış bir kil tablet de yer almaktadır. Sarayda bulunan tablette Tuşhan’a getirilen 60 kadının, bilinen herhangi bir dile ait olmayan isimleri yazılıdır. 

 

Saray, Konutlar, Kışla:

Kazılar sonucunda valinin sarayı, seçkinlerin konutları ve erlerin kışlaları gibi yapılar ortaya çıkarılmış, imparatorluğun MÖ 9 yüzyılın başlarında genişlemesinden çöküşüne dek tüm tarihin izi sürülmüştür. Buluntular arasında incelikle resmedilmiş bir duvar sıvası ve imparatorluğun çöküş sürecine ait mektup da bulunmuştur. 

 

Arşiv ve yazılı belgeler;

Arşivler, buranın imparatorluk Asur devletine ait bir vergi toplama merkezi veya tahıl depolama istasyonu olduğunu göstermektedir. Çoğu yazılı metin, tahılların dağıtımı, kentteki kişilerle yapılan sözleşmeler ve borçlarla ilgilidir. Ziyaret Tepe nin Geç Asur döneminde antik Tuşhan olduğuna dair belgeler de bulunmuştur. 

 

Ilısu Barajı:

Kazı çalışmalarının sürdürüldüğü bu bölgenin alt kısımları, Ilısu barajının tamamlanmasının ardından sular altında kalacaktır. Bu durum, henüz kazılmamış bölümlerin kalıcı olarak yok olması tehlikesini beraberinde getirmektedir. 

 

 

Diyarbakır şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.