Ankara Polatlı Duatepe

Ankara Polatlı Duatepe

 

Evet, her vatandaşımızın özellikle öğrencilerin, çocukların mutlaka görmesi gereken bir yer. Atatürk’ün söylediği gibi “Türk’ün makus talihinin sona erdiği” bir yer.

Bugün bu topraklar üzerinde: özgür ve hür yaşayabiliyorsak, bunun hangi şartlarda sağlandığını mutlaka bilmemiz lazım. Biliyorsak da, görmemiz gerek, işte görmek kelimesi, burada canlanıyor, Dua tepe, mutlaka görmelisiniz.

Ankara’da; okul öğrencilerinin gerek Sakarya ve gerekse Kurtuluş Savaşının geçtiği yerler hakkında bilgilendirilmeleri için, götürülebilecekleri en yakın ve en uygun yer.

Çünkü; burada gerçekten savaş yaşanmış olması ve tepenin ulaşım sorununun bulunmaması ve o günleri anımsatan çeşitli anıt ve heykellerin bulunması, Duatepe’yi ilginç ve gidilmesi, gezilmesi gereken bir yer haline getiriyor.

Askeri yetkililer buraya bir bekçi görevlendirmişler. Keşke; buralarda yaşananları olduğu gibi anlatabilecek bir rehber de görevlendirseler. Gelen kafileler için; kesinlikle çok güzel bir uygulama olur.

Çünkü: insanlar buraya, tepenin üstüne çıkıp çevreyi seyretmeye veya tepenin üstündeki heykelleri görmeye gelmiyorlar. Buraya geliş amacının temelinde; burada yaşananlar var, ama yaşananları bilen kimse olmayınca, gelen grupların bilmesi mümkün mü?

Gerek okul bazında ve gerekse Bakanlık düzeyindeki yetkililer tarafından; özellikle, Ankara ve çevresindeki okul öğrencilerin ; ulusal bilincin geliştirilmesi açısından, buraya götürmesi ve burada yaşananları anlatılması, buranın havasını teneffüs etmelerinin sağlanmasını; kendi adıma, özellikle rica ediyorum.

Evet, biz Duatepe’yi anlatmaya devam edelim. Polatlı’nın 15 km. uzağındadır. Ankara-Eskişehir kara yolundan, Polatlı’yı geçtikten sonra, tabela ile gösterilen yola girilerek de gidilebilir.

Asfalt ve güzel, temiz, bakımlı bir yol. Zaten, anladığım kadarı ile, Genelkurmay Başkanlığınca, buranın bakımı için her türlü gayret gösterilmekte. Pırıl pırıl ve tertemiz bir yer.

TARİHSEL SÜREÇTEKİ ÖNEMİ


Ankara Polatlı Duatepe; 22 gün süren Sakarya Savaşı sırasında: 21 Ağustos 1921 günü, dua tepe düşman tarafından ele geçirilir.

Duatepe’nin kaybedilmesi, düşmanın Ankara’ya sadece 40 km. yaklaşmış olması açısından önemlidir. Yunanlılar, saldırıya başlamadan önce, 5 Eylül’de Ankara’da buluşalım diye gazetecilere ve İngilizlere randevu verirler. Randevu günü, Ankara’yı güneybatıdan çevreleyen Polatlı ve Haymana önlerine takılıp kalırlar ve kurtulma çareleri aramaya başlarlar. 

Yunan Alayı tarafından savunulan tepe, 10 Eylül 1921 sabahı yapılan karşı saldırı ile 38’nci Alay tarafından geri alınır.

Tepenin alınması için 81 Türk askeri şehit olmuştur. 

Büyük Taarruz öncesinde, düşmandan alınan ilk tepe olması açısından önem taşır. Buranın: Sakarya Meydan Muharebesi içinde, moral ve stratejik anlamda özel bir yeri vardır. 

 Türk karşı taarruzunda düşmandan geri alınan ilk yerdir. Yani, Viyana önlerinde başlayan geri çekilme, 238 yıl sonra burada bitmiştir. 

Ayrıca, Dua tepe: Mustafa Kemal Paşa’nın, Gazi Tepe’de atından düşmesi sonucu kaburga kemikleri kırılmasına rağmen, görevini ısrarla sürdürdüğü ve bu nedenle Türk’ün azim ve kararlılığının simgesi olmuştur.

Duatepe’nin alınmasından 2 gün sonra cepheyi incelerden atından düşen Atatürk, kısa bir baygınlık geçirir, ardından “Benim kaburgam nasıl kırıldıysa, düşmanın direnci de öyle kırılacaktır” demiştir. Tedavisin yapan doktorun önerisine rağmen, Ankara ile Polatlı arasında mekik dokumaya devam etmiş, kırık kaburga ile nefes almak bile zorken, Duatepe’de oturarak savaşı yönetmiştir. 

Büyük Türk yazarı; Halide Edip Adıvar’ın; ” Türk’ün Ateşle İmtihanı ” adlı eserinde; dua tepenin alınışını şöyle anlatır. ” Mustafa Kemal Paşanın, muharebeyi idare ettiği siperlere girdiğimde, gelin hanımefendi, harp ediyoruz, dua tepeye hücum ediyoruz” dedi.

Biraz sonra, dua tepe alınmıştı. Üstünde, tek bir Türk askerinin, güneşin batışında, elinde bayrakla, ayakta durduğunu gördüm. İşte o an ; TÜRK’ÜN MAKUS TALİHİNİN, ARTIK DEĞİŞTİĞİNİ hissettim.”

 

DUA TEPE ANITI


Ankara Polatlı Duatepe; Güzel, bakımlı ve asfalt bir yoldan, dönerek ve yukarı doğru çıkıyorsunuz. Tepeye vardığınızda, tüm Polatlı ve bölge, ayaklar altında. Muhteşem bir manzara sizi bekliyor.

Ayrıca: buranın alınması için yaşananlar ve verilen şehitlerimizin hatırası sanki hala canlı. Doğrudan karşınızda, simsiyah bir dağ göreceksiniz, burası: kara dağ. Tüm bunlar, tüm bölge, gerçekten; Türk’ün kahramanlıklarına ve fedakarlıklarına şahitlik etmiş, birçok şehidin verildiği yerler. O anki kahramanlıkları ve atalarımızın bizlere miras bırakmak için canlarını düşünmeden feda ettikleri bu toprakları görelim ki, bu toprakların değerini daha iyi anlayabilelim.

Duatepe de: Ekim 1999 tarihinde başlayan çalışmalar, bölgeye 20 bin ağaç dikilmiş ve anıt tamamlanarak 12 Eylül 2000 tarihinde ziyarete açılmıştır. 

Duatepe de bulunan anıtların ve heykellerin yaratıcısı; Devlet Sanatçısı Heykeltıraş Metin Yurdanur.

Anıt; simgesel olarak, Anadolu halkının, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde, yüzyılların geri çekilişini tersine çevirerek, dua tepe de coşkun ırmak gibi zaferlere ve uygarlığa koşmasını tasvir ediyor. Anıt duvarlarında ise, dua tepede şehit olan 81 kişinin bilgileri, pirinç harfler ile yazılı.

Mustafa Kemal Paşa’nın, şahlanan atı üzerindeki figür, Türk milletinin önderi olmaktan duyduğu gurur ve mutluluğu ifade etmekte.

Geri planda bulunan: Atatürk, İnönü ve Fevzi Çakmak heykelleri ise: emir-komuta birliğini ifade eder. Halide Edip Adıvar’ın heykeli ise: Türk kadınının, Kurtuluş Savaşına olan katkısını anlatır.

Atatürk ve yaverinin (Salih Bozok), dürbünle ovayı izledikleri hali ise, birazdan kazanılacak zaferi ve ardından gelecek bağımsızlığı umutla bekleyen Türk ulusunu ifade eder.

Anıtta bulunan iki bayraktan biri, burayı ele geçiren 38’ncu Alayın sancağını, diğeri ise Türk Bayrağını sembolize ediyor.

Anıtta yanan meşale: tüm şehitleri temsil eder.

Evet; dua tepe, işte böyle. Gerçekten, olayın tarihi sürecini inceleyince, Türk’ün makus ve kötü talihinin tersine döndüğü bir yer olarak burayı değerlendirmek mümkün.

Çünkü; aksi olsaydı, sanırım bugün Yunan işgali, Ankara’ya kadar ve hatta Anadolu’nun birçok yerine kadar ilerleyecek ve kesinlikle, şu an sahip olduğumuz başta özgürlüğümüz olmak üzere, birçok hakkımız, hukukumuz var olmayacaktır.

Dua tepeyi ziyaret etmeli ve bizlerin bu günlere ulaşmamızı sağlamak için canını veren, kanını döken atalarımızı, şehitlerimizi rahmetle anmalıyız.

 

 

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk Sakarya Savaşında

 

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları: Ankara’dan hareket ettiğinizde, yaklaşık 90 dakika bile olmadan, Polatlı ilçesine varılıyor ve bu şirin-büyük ilçemizin hemen merkezinde: çok uzaklardan bile görülebilen, Sakarya Şehitler Anıtı bulunuyor.

Binlerce yıl önce: Anadolu’nun tam merkezinde; Frigyalılar tarafından kurulan başkent Gordion; günümüzde, Polatlı’nın ilçe sınırları dahilinde kalıyor. Ama: çok eski tarihlerde yaşanan bu büyük uygarlık yanında, bu topraklar: yakın geçmişte, bugün büyük bir onur ve gururla sahiplendiğimiz ve yaşadığımız: Türkiye Cumhuriyeti ülkemizin de, düşman işgalinden kurtarılmasında dönüm noktası olmuş bir yer.

Evet: Kurtuluş Savaşımızın, en büyük mücadelelerinden olan: Sakarya Savaşı, bu topraklar üzerinde yaşanmış. Binlerce şehit kanı ile ıslanmış ve büyük mücadeleler sonucu düşmana önce dur denilmiş ve daha sonra ise, yapılan saldırılar ile, kaçmasına neden olunmuş topraklar.

Tüm bunların anısını yaşatmak ve gelecek nesillere, bunları hatırlatmak için; Polatlı’da: görülmesi gereken: 3 yer var. Bunlar: Alagöz Karargah Müzesi, Malıköy Demir yolu İstasyonu ve Sakarya Şehitleri Anıtı.

Ancak, öncelikle Sakarya Meydan Muharebesi hakkında sizlere kısa bilgi vermek istiyorum.

SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ

Sakarya Meydan Muharebesi, 23 Ağustos ile 13 Eylül 1921 tarihleri arasında Polatlı ve Haymana ilçelerinin sınırları içinde kalan Sakarya nehrinin doğu yakasında, 100 km uzunluğundaki bir cephe üzerinde yapılmıştır.

Kurtuluş savaşının dönüm noktasıdır. Savaş, Yunan ordusunun Sakarya nehri mevzilerine yönelik ileri harekatıyla başlar. Sakarya nehrinin doğusuna geçerek buradaki Türk mevzilerine taarruzu ve güneyden kuşatma teşebbüsü ile devam eder.

Savaşın ilk günlerinde, kötü gidişat üzerine, Mustafa Kemal Paşa: “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaş kanı ile ıslanmadıkça terk olunamaz” sözleri bu topraklarda hayat bulmuştur.

Bu emri izleyen günlerde, savunma hattımız yer yer kırılsa da, bazı kısımlar geri çekilerek, hemen yeniden mevzilenirler. Bu başarılı taktik ile, Yunan ordusu durdurulur ve savaş kazanılır.

Sakarya Meydan Muharebesi, 1683 yılında Viyana kapılarında başlayarak Anadolu’ya kadar uzanan 238 yıllık geri çekilmenin sonucudur. Sakarya Meydan Muharebesindeki kayıplarımız: 1389 Subay ve 32,265 erdir.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Malıköy Demir yolu İstasyonu

MALIKÖY DEMİR YOLU İSTASYONU

Demir yolu istasyonu: Mustafa Kemal’in karargah olarak kullandığı: Alagöz’e 10 km. uzaklıktadır. Sakarya Savaşlarında: ordumuzun: iaşesiz ve cephanesiz kalmaması için: savaşın yapıldığı bu bölgelerin çok uzaklarından, geri bölgelerden: buralara gerek yiyecek ve gerekse cephane ikmali yapılması gerekiyordu. Bu ikmalin en önemli noktası olarak ise: Malıköy Demiryolu istasyonu kullanılmıştır.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Malıköy Demir yolu İstasyonu

Yani: burası: Sakarya çatışmalarında: mühimmat deposu, lojistik ikmal sağlayan indirme ve bindirme istasyonu, hayvan reviri ve istasyon yakınlarındaki alan ise: hava üssü olarak kullanılmıştır.

Ordunun ihtiyacı olan her şey: Ankara’dan Malıköy Demir yolu istasyonuna gönderiliyordu. Demir yolu olmasaydı: her gün, yüzlerce ton yem, yiyecek ve cephanenin: Ankara’dan, 90 km. uzaktaki cephaneliğe taşınması için, çok daha büyük imkanlar ve emekler gerekecekti. Bu nedenle: buranın önemi büyüktür.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Malıköy Demir yolu İstasyonu

Polatlı istasyonu: düşmanın top ateşi altında bulunduğu için; savaş bölgesine malzeme getiren trenler; bayağı geride durmak zorunda kalıyorlardı. Trenler, burada yüklerini boşaltıyorlar ve son çatışmalarda sayıları çok artan yaralı askerlerimizi, Ankara’ya geri götürmek için bekliyordu.

Evet, burada, bir nokta komutanlığı tesis edilmiş ve yaralı-hasta askerlerimiz, buradan büyük şehirlerdeki hastanelere trenle sevk ediliyordu. Ayrıca: hasta ve yaralıların yararlanması için, burada bir çay evi kurulmuştu. Daha doğrusu: Kızılay tarafından, yaralı ve hasta askerler için Eskişehir’de açılan çay evi, Sakarya Savaşında, buraya taşınmıştır.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Malıköy Demir yolu İstasyonu

Ancak: çatışmaların sürdürüldüğü, güney kanattan: Malıköy tren istasyonuna ulaşmak için, yaklaşık 50 km. yürümek gerekiyordu. Yaralı bir askerin, bu mesafeyi alması, muhtemelen 3-4 gün alıyordu. Yaralı askerlerimizin, bu yürüyüşü, görenlerin yüreğini parçalıyordu. Ama: Malıköy demir yolu istasyonuna ulaşmak: hayatta kalmanın başlıca unsurdu.

Burada bulunduğunuzda: savaş sırasında, Ağustos ayı sıcaklarında, burada, yüzlerce-binlerce yaralı ve hasta askeri, kan-ter kokusunu, bunlara hizmet vermek üzere koşuşturan doktor-hemşire gibi sağlık personelinin çabalarını düşünmelisiniz.

Gerçekten: Malıköy tren istasyonu: Sakarya çatışmalarında; son savunma hattımızın hemen gerisinde, tüm gücün kullanıldığı bir destek noktası olarak öne çıkmış ve kurtuluş mücadelesinde büyük öneme sahip bir yerdir.

Bunların dışında: Malıköy’ün diğer bir özelliği de öne çıkıyor. Malıköy: konumu nedeniyle, cephe gerisinde bulunduğundan: cephedeki birliklerin ihtiyacı olan yiyecek ve mühimmat da: burada depolanıyordu.

Ayrıca: Sakarya Savaşlarında, Türk ordusu tarafından, 2 keşif uçağı ile oluşturulan, hava gücü de, burada konumlanmıştı. Burada görevli bir gurup havacı, yaptıkları keşif uçuşları ile topladıkları bilgileri: Alagöz’deki cephe komutanlığı karargahına ulaştırıyorlardı.

1 Haziran 2008 tarihinde, burada bir müze açıldı. Bahçesinde: savaş döneminden kalan tarihi trenler ve uçaklar sergileniyor. Güzel bir müze, ziyaret ederken, duygulu anlar yaşayacaksınız.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Alagöz Karargah Müzesi

ALAGÖZ KARARGAH MÜZESİ

Kurtuluş savaşında, Türk ordusu, Sakarya hattına çekilirken, Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk: karargahı ile birlikte, 1921 yılında, buradaki, bu çiftlik evine yerleşmiştir. Çiftlik evi: köy halkından, Türkoğlu Ali Ağa’ya aitti.

Sakarya savaşının bitiminde: bina, sahipleri olan Ali Türkoğlu ve oğulları tarafından, 1965 yılına kadar kullanılmıştır.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Alagöz Karargah Müzesi

1965 yılında: varisleri tarafından, Milli Eğitim Bakanlığına devredilmiştir. 1967 yılında: Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğüne bağlı olan Anıtkabir Müze Müdürlüğüne devredilmiş ve restorasyonu yapılarak, müze haline getirilmiştir.

10 Kasım 1968 tarihinde, zamanın Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından; sadece, üst katı tanzim edilerek ziyarete açılmış, alt kat odaları ise, 1983 yılında yapılan yeni bir düzenleme ile ziyaretçilerin hizmetine açılmıştır.

Üst kattaki sofa ve bazı odaların tavanlarında: ahşap oyma bezemeler var. Yapının giriş cephesindeki dikmeler üzerindeki üç alınlıkta, ahşaptan kanatlarını açmış tavus kuşu betimlemesi bulunuyor. Yapının alt ve üst kat planı kare biçimindedir.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Alagöz Karargah Müzesi

Evet, Büyük önder Atatürk: bu 2 katlı çiftlik evinden savaşı yönetmiş ve 23 Ağustos tarihinden 9 Eylül 1921 tarihine kadar, burada yaşamıştır. Bütün planlar burada hazırlanmış, tarihi kararlar burada verilmiş.

Bugün 45 hane ve 290 nüfusu bulunan köy, o zamanlar, yalnızca birkaç binadan ibaret, küçük bir çiftlik imiş.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Alagöz Karargah Müzesi

Bugün, 2 katlı binada, gezilebilecek bölümler şöyledir: Giysi odası, Kitaplık odası, Hatıra Eşya odası, Zabitan yemek odası, Mutfak, Muhabere odası, Başkumandanlık odası, Kurmay Heyeti odası, Dinlenme odası, Yaverler odası, Atatürk’ün yatak odası, Atatürk’ün yemek odası ve Hizmet eri odası. Yani: toplamda, 12 oda bulunuyor.

Alt katta: giysi odası olarak tanzim edilen birinci odada: Kurtuluş savaşında giyilen üniformalar sergileniyor. Sağdan ikinci oda: kitaplık ve hatıra eşya odası. Burada: Atatürk’ün, Gençliğe Hitabı ile, Atatürk hakkında yazılmış kitaplar bulunuyor.

Giriş kapısının karşısına gelen “Silah Vitrini”nde, İstanbul Askeri Müze ile Polatlı Topçu Okulundan temin edilen: tabanca, tüfek, kasatura, kılıç ve el bombaları sergileniyor. Steyr ve Spanday marka, 2 makineli tüfek de vitrinin iki yanında bulunuyor. Solda, dipteki oda “Zabitan Yemek Odası” olarak hazırlanmış.

Zamanında, mutfak olarak kullanılan solda, ortadaki oda, yine “Mutfak” olarak düzenlenmiştir. Girişin solundaki oda:  “Muhabere odası”. Bu odada: çeşitli haberleşme araçları var.

Alt katta: hol duvarlarında, Sakarya Savaşını gösteren fotoğraflar sergileniyor.

Üst katta: sağdan ilk oda “Başkomutanlık Odası”. Atatürk’ün şapkalı bir gaz lambası ışığı altında; 22 gün 22 gece, savaş planlarını, arkadaşlarıyla birlikte hazırladığı bu oda: onun aziz hatırasını canlandıracak şekilde düzenlenmiştir. Sağdan ikinci oda: “Kurmay Heyeti Odası” olarak tanzim edilmiştir.

Bu odanın hemen yanında “Dinlenme Odası” bulunuyor. Atatürk’ün, çalışmalardan yorulduğunda, dinlenmek için kullandığı bir yer. Sol dipteki oda: “Yaverler Odası” olarak düzenlenmiştir. Sol ortadaki oda Atatürk’ün Yatak odasıdır. Bu odada: Atatürk’ün kullanmış olduğu eşyalardan bazıları bulunuyor.

Karyola örtüsü, yastıklar, pijama, tabanda serili olan seccade ile halı: Atatürk’ün eşyaları arasındadır. Bu odanın yanında: “Atatürk’ün Yemek Odası” var. Sundurmanın üzerindeki, küçük mekan ise; Atatürk’ün hizmet erine tahsis edilmişti. Üst kattaki hol duvarlarında: Sakarya Savaşını gösteren, krokiler bulunuyor.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı
Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı
Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı

 

SAKARYA ŞEHİTLER ANITI

Evet, anıt hakkında gördüklerimi yazmadan önce, girişte belirtmek istediğim bir husus var. Anıtın kapısında, demir parmaklıklı bir kapı bulunuyor. Ancak, bu kapı, saat: 09.00’da açılıyor, aslında resmen açılıyor demeliyim, çünkü biz gurup olarak saat 08.45’de orada idik ve kapının görevlisi yoktu, kapıyı kendimiz açtık ve araçla içeriye girdik.

Yani, herhangi bir koruma önlemi yok. Umarım ilgili ve yetkililer gerekli önlemleri alır, bu demir kapının saat: 07.00’de açık bulundurulması sağlanır. Yoksa gelenler kapıda beklemek zorunda kalırlar.

Evet: Polatlı ilçesi içinden, tabelaları takip ederek anıta ulaşmak oldukça kolaydır. Yaklaşık 10 dakikalık bir yolculuktan sonra, demir parmaklıklı bir kapıya ulaşılıyor.

Kapıdan girilince, hemen solda “Sakarya Merkez Şehitliği” var, yola devam ettiğinizde ise, biraz sonra merdivenlerin başladığı yer bulunuyor, eğer burayı görmez yola devam ederseniz, merdivenlerin bittiği, yukarı bölüme ulaşırsınız ki, orada araç park yeri de var, yani aslında merdivenleri yürüyerek çıkmak isterseniz, araç sizi bıraktıktan sonra yukarıda çıkış yerinin sonunda bekleyebiliyor.

Tercih sizin, bence merdivenleri çıkarak yukarı ulaşın, çünkü olayın özelliği bu merdivenleri yürüyerek çıkmak, yukarıdan aşağıya inmek değil.

Sakarya Merkez Şehitliği

Sakarya şehitleri için anıt dikme çalışmaları, çok önceki yıllarda yani 1930’larda başlar. Bu anıt şehitlik, 2 yılda tamamlanır. Bugün, Sakarya şehitliği ve şehitlik içindeki 140 mezar ile anıt, bu bölgede yapılan ilk çalışmadır.

Evet: anıt, “Şehitler Kaşı Tepede” bulunuyor.

Heykeltıraş Haluk Tezonar tarafından yapılmıştır. Anıtın temeli, Sakarya Zaferinin 50’nci yıl dönümüne rastlayan 13 Eylül 1971 tarihinde atılmıştır. Cumhuriyetin 50’ncı yılına denk gelen 28 Ekim 1973 tarihinde ziyarete açılmıştır.

Anıt 3 bölümden oluşuyor

Bunlar

1-Anıt gövdesi.

2-Heykeller.

3-Müze.

1-Anıt Gövdesi

Anıt gövdesi: tepenin 915 metre rakımında yani yükseklikte başlıyor. Başlangıçtan itibaren daralarak, 420 basamaklı merdiven boyunca ilerler ve 970 metre rakımda/yükseklikte biter.

Yolun yani merdivenlerin her iki yanında 42 sütun var. Bunlar, savaşın üstün düşman kuvvetlerine karşı kazanıldığını ifade eder. Sütunların 42 tane olması ise, Sakarya Savaşının 21 gün, 21 gece geçtiğinin ifadesidir. Alt bölümlerde, sütunların arası geniş, yukarı çıkıldıkça sütunların arası daralır.

Aynı zamanda, yukarı çıkıldıkça, sütunların boyları uzar. Yani, merdivenlerden yukarı çıkıldıkça: nihai zafere ulaşıldığının ifadesi olarak, sütunların boyları da yüksek tutulmuştur. En üstteki sütunun uzunluğu, en alttaki sütunun uzunluğunun 10 katıdır.

420 basamaklı merdivenlerden yukarı çıkıldıkça yaklaşık 55 metre yüksekliğe çıkılmış oluyor. Aynı zamanda merdivenlerin meyli azalır ve kenarlardaki sütunlar büyür, yüksekliği artar, araları daralır.

Bu durum: Mustafa Kemal Paşa’nın, Anadolu’da yarattığı yeni kuvveti ve bu kuvvetin sonunda, karanlık ufkun aydınlanmaya başladığını ifade eder. Sıcak yaz günlerinde, merdivenleri dinlenerek çıkmalısınız, ayrıca yaşlı ziyaretçilerin bu merdivenleri çıkması sorun olabiliyor. Çünkü merdivenler özellikle başlangıçta oldukça dik, ilerledikçe merdiven çıkışları daha rahat oluyor.

Sakarya Savaşına katılan kahraman Mehmetciklerimiz

Yapının bu şekli ile ifade edilmek istenen şu: Osmanlı İmparatorluğu, I. Dünya savaşından yenilerek çıkar. Yani: gerek silahlı güçlerin ve gerekse milletin hali:  sonu ne olacağı belli olmayan bir süreçtedir.

Merdivenlerden yukarı çıkıldıkça:  merdivenlerin meyli azalır ve kenardaki sütunlar büyür, araları daralır. Bu durum: bizlere, Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün; Anadolu’da yarattığı yeni kuvveti ve bu kuvvetin sonucunda karanlık ufkun aydınlanmaya başladığını ifade ediyor.

Evet, anıtta: merdiven basamaklarının toplamı, 420. Bu basamaklar: yükseldikçe, daralıyor. Yani: günler geçtikçe, sonuca, zafere ulaşılıyor.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı
Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı

 

2-Heykeller

Bronz heykel gurubunun çevresinde 6 Türk bayrağı var. Bunlar Sakarya savaşına katılan gurup yani Kolordu seviyesindeki birlikleri temsil ediyor. Her bir bayrak direğinin altındaki yazıtta, birliğin adı, ast birlikleri ile komutanlarının ismi yazılıdır.

Anıtta, 3 bronz heykel kompozisyonu vardır. Bu kompozisyonlarda: kadın, asker ve genç erkek görülür. Genel anlamı: zamanla olgunlaşan milli şuur ve gittikçe yükselen milli güç temsil edilir.

Asker yani Mehmetçik: Milletin vatan ve özgürlük aşkını, silahlı gücün temel  direği olduğunu simgeler. Tüfeğin dipçiği, düşmana öldürücü darbenin vurulduğu ve milletin bağımsızlığına, özgürlüğüne ve toprağına göz koyanlara karşı hıncını temsil eder.

Mermi taşıyan kadın: Kurtuluş savaşında, Mehmetçik’in yanında bulunan, asil ve vefalı Türk kadınını temsil eder.

Bomba atan genç erkek çocuk: Sakarya’da  bütün milletin seferber ve ordusuna yardımcı olduğunu ifade eder.

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı Müzesi
Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı Müzesi
Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı Müzesi

 

Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı Müzesi
Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı Müzesi
Ankara Polatlı Kurtuluş Anıtları Sakarya Şehitler Anıtı Müzesi

 

3-Müze

Anıtın bulunduğu alanda, bir de giriş ücretsiz müze var. En uzun sütunun altındadır. Müze 2 kısımdan oluşuyor. 1971 yılında yapılmıştır. Müzeye mutlaka girin, hemen girişte sağ yanda gayet temiz bir tuvalet de bulunuyor. Müzenin girişinde ziyaretçi defteri var, duygularınızı oraya aktarabilirsiniz.

Orta Kısım

Ulu önder Atatürk, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü’nün büstleri ve Sakarya Meydan Savaşına imzasını atan: Alay’dan, Kolordu’ya kadar olan birliklere komuta etmiş komutanların isimlerinin yazılı bulunduğu bir sütun var.

İkinci Kısım

Türk milletinin, kesin zaferiyle sonuçlanan İstiklal Savaşının her safhasını, ayrı ayrı yansıtan, 12 rölyef (kabartma resim) var.

1.Rölyef: I. Dünya Savaşı sonunda, çeşitli cephelerde, birçok evladını kaybetmiş, ordusu silahtan tecrit edilmiş, her bakımdan yalnız bırakılmış bir milletin: ızdırap ve hüzün dolu yaşantısını ve bir mucizeyi bekleyişi ifade ediliyor.

2-3.Rölyef: Sevr Antlaşmasına dayanarak, Anadolu’nun çeşitli bölgelerini işgal eden düşmanın, savunmasız kişilere karşı yaptıkları, işkence ve insanlık dışı davranışlar ifade ediliyor.

4.Rölyef: Anadolu’da: Ulu önder Atatürk’ün başlattığı mücadeleyi ve mücadele edecek milletin, milli davaya inanışını ifade ediyor.

5.Rölyef: Nizami kuvvetler teşkil edilene kadar Anadolu’nun her karış toprağını kanla sulayarak savunun ve işgal kuvvetlerine beklemediği bir dersi veren milli güçlerin mücadelesi ifade ediliyor.

6.Rölyef: “Ya İstiklal Ya Ölüm” parolası ile bilinçlendirilmiş ve davaya inanmış bir milletin, her şeyi ile, milli mücadeleye katılışı ifade ediliyor.

7.Rölyef: Başkomutan Atatürk’ün, sevk ve idaresinde, birlik ve beraberliğin kurulması ve komuta heyetinin teşkil edilmesi ifade ediliyor.

8,9 ve 10 Rölyef: Yokluklara ve bütün olumsuzluklara rağmen, yeniden teşkil edilen Türk ordusunun, Yunan ordusu ile yaptığı mücadeleyi ve yapılan çatışmaların sonucunda, Türk tarihine hediye edilen “Sakarya Destanı” ifade ediliyor.

11.Rölyef: Hayal peşinde koşan bir ordu için, yalnızca ızdırap getiren bir mücadele sonunda, düşman esir ve yaralıların tahliyesi ifade ediliyor.

12.Rölyef: Savaşın bitişi ve Anadolu’da düşman temizlendikten sonra:  bu zafere ismini yazan kahraman gazilerimiz, sevdiklerine kavuşurlar. İşte, bu rölyef: o heyecanlı günleri yansıtıyor.

Ankara Polatlı Duatepe tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Ankara Polatlı Kartaltepe Mehmetçik Anıtı tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Ankara Polatlı Gordion tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Düzce Akçakoca

Düzce Akçakoca

Ankara’dan çıkışta, İstanbul yönünde, gerek otobandan ve gerekse E-5 kara yolundan ilerlediğinizde, Düzce’ye varmadan hemen önce Akçakoca’ya dönmeniz gerekiyor. Ankara-Düzce: 236 km. İstanbul istikametinden gelirken, yine gerek otobandan ve gerekse E-5 kara yolu üzerinden ilerlediğinizde, Düzce’den Akçakoca’ya dönmeniz gerekiyor. İstanbul-Düzce: 217 km. İstanbul’dan gelenler için Karadeniz sahil yolundan da gelmek mümkün ama o yol pek rahat bir yol değil. Otoyolu tercih etmenizi öneririm.

Evet, Düzce’ye ulaştınız. Daha sonra, Akçakoca için 37 km. yolunuz var. Yalnız, bu yol yemyeşil alanlar içinde ilerlerken, hızlı gitmeye pek uygun olmayan, inişli-çıkışlı bir yol. Zaten bu yol sadece Akçakoca değil, bu yol aynı zamanda Ereğli, Zonguldak için de kullanılıyor, yani yoğun bir trafik var.

Özellikle; yazın turistik sezonda araç trafiği yoğun ve bir de kamyonlar eklenince, yoğunluk iyice artıyor. Kamyonların arkasında, bazen kuyruklar oluşuyor. Sonuçta, bu aradaki mesafe, özellikle yağış varsa mutlaka yavaş ve dikkatli gidilmesi gereken bir mesafe haline geliyor. Bu arada: Düzce-Akçakoca arasındaki yolda; sol yanınıza bakarak ilerleyin.

Çünkü; hemen yol üzerinde, bir mesire yeri var. Adı: Şifalı Su Orman İçi Dinlenme yeri. Buradaki suyun, bazı hastalıklara iyi geldiği söyleniyor. Su; kaynağından çıktıktan sonra, hiç hava ile temas etmeden, buraya kadar geliyor. Hava almadığı için, bakteri barındırmıyor.

Isısı; yaz ve kış aynı. Burada küçük bir mola ve su içmeyi sakın unutmayın. Hatta, giderken arabanızın bagajına birkaç küçük su bidonu koymanızı tavsiye ediyorum. Burayı, Akçakoca’ya giderken değil, dönüş yolunda hemen yolun kıyısında görebilirsiniz, zaten önündeki kalabalıktan hemen görebilirsiniz.

20170702_155503
Düzce Akçakoca

TARİHİ

Akçakoca’nın tam olarak kimler tarafından kurulduğu bilinmiyor. Ancak; MÖ. 1200’lü yıllarda, bölgeye ilk gelenlerin, Track ve Frig’ler olduğu sanılıyor. Özellikle: Frigler, uzun süre egemenlik kurmuşlar. Ancak; MÖ. 650 yıllarında, Lidyalıların güçlenmesiyle, bölge onların egemenliği altına girmiş. Lidyalılar merkeze yerleşerek, burada “Dia” isimli bir kent kurmuşlar.

Dia, parlak anlamına geliyor. Uzun süre, buradaki yerleşim, Dia olarak anılmış. Daha sonra, bölgede Bizanslıların egemenliği görülür. Poly (şehir) anlamına gelen, sözcük eklenerek, şehrin adı “Diapolis” olur. Yani. parlak şehir.

1204 yılında, 4’ncü Haçlı Ordusunun, İstanbul’u işgal ederek yerleşmesi, Latin Devletinin kurulmasını sağlar. Bu sırada, Ceneviz’liler Karadeniz kıyılarına yerleşirler. Buralarda, daha önceden kurulmuş olan diğer şehirler gibi, Diapolis’de onların egemenlikleri altına girer. Şehirde; ticaret ve deniz sitesi kurarlar. Mevcut kaleyi onarırlar.

1261 yılında, Bizanslılar bölgede, yine hakimiyeti ele geçirirler. Ancak, aynı dönemde, Anadolu’nun birçok yerinde Türk akınları etkili olmaktadır. Bizanslıların Türk akınlarını durduracak güçleri kalmaz. 1319 yılında, Diapolis şehri, Orhan Gazi tarafından ele geçirilerek Osmanlı Beyliğine katılır. (Akçakoca’nın hemen merkezinde Orhangazi anıtını göreceksiniz) Osmanlı imparatorluğu döneminde, bölge, Osman Gazi’nin silah arkadaşı Akçakoca Bey tarafından idare edilir.

Bizanslıların verdikleri isim “Akçaşar” olarak değiştirilir. Daha sonra ise, “Akçaşehir” kullanılmaya başlanır. 1923 yılında ise, Cumhuriyetin ilanıyla “Akçaşehir” nahiye olur. Akçaşehir anlamı; kayaların güneş ışığında parlamasını ifade etmektedir. 1934 tarihinde ise, ismi, burayı fetih eden Akçakoca Bey’in ismine izafeten “Akçakoca” olarak değiştirilir.

20170702_160536
Düzce Akçakoca

20170702_192419
Düzce Akçakoca

20170702_193305
Düzce Akçakoca

GENEL

Akçakoca’da tarihin gizemini keşfedebilirsiniz. Doğanın muhteşem manzaralarını görebilirsiniz. 35 km. lik bir kumsalda, tertemiz bir deniz ve tane tane kum bulacaksınız. Burada: güneş denizden doğar, denizde batar. Zaten buranın eski ismi, biraz önce de söyledik, parlayan şehir.

Akçakoca denilince, buraya gelenlerin aklına fındık gelir veya gelmelidir. Çünkü: burada fındık, yaşamın bir parçası. Ama, önemli bir parçası. Yağış miktarının çok fazla olması fındığın yetişmesi için elverişli ortam yaratıyor. Şöyle ki, fındık 700 ml. yağış isterken, buradaki yağış ortalaması 1000 ml. Baharla birlikte yeşeren fındık dallarında, Ağustos ayında Akçakoca’ya gelirseniz, fındığı dalından koparıp yeme zevkini tadarsınız.

Bu arada; burası elbette sahil yeri. Doğal olarak balıkçılık da önem kazanıyor. Deniz balıklarından; istavrit, lüfer, çinekop, palamut, mezgit, hamsi, zargana, kalkan, barbunya, kefal, levrek gibi her türlüsünü bulmak mümkündür. Ayrıca; çeşitli otel ve restoranlarda, bu balıkları taze taze yeme şansınızda var. (Özellikle mezgit öneriyorum)

Öte yandan; hani burası fındık diyarı, bol bol fındık alırım diye düşünmeyin, fındığın kilosu, Akçakoca merkezindeki bu konu ile ilgili bir resmi satış yerinde 60 TL kadar çıkıyor, elbette kimse buraya gelip te fındık satın alamıyor, balık derseniz, o da zor, çünkü özellikle balık yasağı sezonunda yani yaz aylarında, buraya gelip balık yemek isterseniz, kesinlikle ya çiftlik balığı ya da buzhane balığı yiyeceksiniz yani taze balık yeme şansınız yok, çünkü balık yasağı söz konusudur.

Akçakoca’da kültürel etkinlikler de yaygın. Her yılın Temmuz ayının, üçüncü Cuma, Cumartesi ve Pazar günlerine rastlayan tarihlerde, burada, Akçakoca Uluslar arası Turizm Kültür ve Fındık Festivali yapılıyor. Bu festivalde, İlçenin kültürel zenginlikleriyle ilgili çeşitli sergi, panel ve konferanslar ile folklor gösterileri yapılmakta. Ayrıca, müzik şölenleri var.

Bu yoğun turist akımını barındırmak için, İlçede 1680 resmi yatak kapasiteli otel, motel ve pansiyon var. Her yıl, yaklaşık 150 bin yerli-yabancı turist burayı ziyaret ediyor. Ayrıca, ilçede, 500 civarında yazlık konut var. Bu yazlıkçıların da gelmesiyle, yazın ilçe nüfusu yoğunlaşıyor. Bir otel veya motel seçmeden önce, birkaç yere sormanızı öneririm, fiyatlar ilk söylenenden çok daha uygun olabiliyor.

AKÇAKOCA’DA NE YENİR

İskelenin hemen ucunda ve diğer birçok yerde restoranlarda; mezgit ve istavritten oluşan balık menüsü yiyebilirsiniz. Biraz daha pahalı bir menü; kalkan balığı olabilir. Yöreye özgü otların kullanıldığı Akçakoca Salatasını tatmayı unutmayın. Hepsinin üzerine ise, fındıklı tahin helvası. Biraz önce söylediğim gibi, balık yasağı döneminde yani yaz aylarında elbette taze balık yeme şansınız yok, ayrıca yine balık yasağı döneminde yenen balıklar için büyük ücret ödemek de söz konusu oluyor.

AKÇAKOCA’DAN NE SATIN ALINIR

Akçakoca’ya gittiğinizde, mutlaka fındık satın alın. Özellikle; normalden daha küçük boyutlu ama daha lezzetli olan dağ fındığı bulabilirseniz, hiç kaçırmayın. Fiyatı aşırı yüksekti, ben satın almadım. Mevsimine göre; kendinize veya çevrenizdekilere hediyelik yaş veya kuru fındık alabilirsiniz.

Ayrıca: yine burada, Yukarı Mahalle denilen yerde, yöre kadınları tarafından kurulan pazar yerini ziyaret edebilirsiniz. Bu pazar yerinde: genellikle ev yapımı gıda ürünleri ve el işleri satılıyor. Gıda ürünleri arasında: elma sirkesi, çeşitli reçeller, hamur işleri yaygındır.

Ayrıca, ahşaptan yani ağaçtan yapılan çeşitli ürünler de bulunuyor ama burada fazla zamanınız yoksa, buraya çıkmanızı önermem, çünkü bayağı zaman alıyor ve büyük ihtimalle aradıklarınızı bulamayacaksınız. Sadece zamanınız olursa çıkın.

20170702_193308
Düzce Akçakoca

GEZİ PLANI

Aslında gezi planı hakkında bilgi vermeden önce sanırım otopark yani aracınızı park edebileceğiniz yerle ilgili bilgi vermek uygun olur, çünkü birçok ziyaretçi buraya kendi özel aracı ile geliyor. Siz de kendi özel aracınız ile burayı ziyaret ederseniz, otopark ile ilgili birkaç alternatif olabilir, ancak özellikle yaz döneminde aracınızı park edecek otopark ve hatta çok küçücük bir yer dahi bulmanız büyük sorun olacaktır.

Bu durumda: bende tam merkezden geçen caddenin üzerindeki birkaç otopark (caminin önündeki alanda) denendikten sonra, bu yolun devamında, yani merkeze uzak bölümlerde araç park yeri bulabilirsiniz.

Evet: aracı park ettikten sonra, Akçakoca da nereler gezilir. Akçakoca ya geldiğinizde, hemen girişte, kara yolu doğu ve batı yönü olarak ikiye ayrılıyor.

Doğu yönü: Karadeniz Ereğlisi, Kozluk, Zonguldak istikametine gidiyor. Akçakoca merkezi için, Batı yönünde ilerlemek gerekiyor.

Merkeze geldiğinizde, meydanda bir cami göreceksiniz. Akçakoca Merkez Camii. Görkemli bu yapının çevresi, alışveriş merkezi olarak ilçenin en canlı bölgesi. Çevre düzenlemeleri, yeşil saha ve park alanları, dikkati çekiyor. Ayrıca, Atatürk heykeli, bir saat kulesi ve Akçakoca Bey heykelleri bulunuyor.

Ancak daha önceki ziyaretlerimde genellikle batı bölümü gezerken, bu kere doğu bölümü de gezme fırsatım oldu.

Kesinlikle, sizler de şehrin doğu bölümüne yürüyün, bu bölümde güzel plajlar var.

Çarşı var, yürüyüş yolları var. Yani: buraya turla toplu giderseniz, büyük olasılıkla merkezde, cami önünde sizi serbest bırakacaklardır. Burada: cami, anıtlar, sahil gezilebilir, ama denize girmek için, ilçenin doğu yönünde kıyıdan bir süre yürümek gerekiyor ki, muhteşem plajlara ulaşabilirsiniz.

Plajlarla ilgili bir husustan söz etmek istiyorum. İlçenin batısında bulunan Ceneviz kalesinin doğusunda, ormanlık araziden gelerek denize karışan bir  dere var, bu dere özellikle yağışlı günlerde denize tamamen çamur akıtıyor, yani derenin aktığı yer veya akış süresine bağlı olarak denizin büyük bölümü, burada kirli bir görüntü alıyor.

Deniz sanki çamurlanmış gibi oluyor ve denize girmeyi engelliyor, malum burada Akçakoca’nın en güzel plajlarından bir tanesi var, siz de eğer burada plajın hemen önünde ve yakınlarında denizde değişik bir renk görürseniz, anlayın ki, dereden denize çamur akmıştır.

Düzce Akçakoca Merkez Camii

AKÇAKOCA MERKEZ CAMİİ

İlçenin tam merkezindedir, hemen önünde liman var, yani şehirdeki hayat burada canlıdır. Camiye gelince: çatısı, Selçuklu tarzında, sekizgen. Yapımında: Türk otağı ve modern mimari harmanlanmış.

Dışarıdan oldukça estetik görünür. İnce ve uzun minareleriyle sahil silüetine katkı sağlar.

Farklı yapısı ile ünü Pakistan’daki camiden sonra geliyor. Mimarı: Ergun Subaşı. Temeli 1989 yılında atılan cami, 2004 yılında hizmete açılmıştır.

İnşaat halkın büyük maddi katkılarıyla yapılmış. Deprem tehlikesine karşı, 160 beton kazığın üstüne inşa edilmiş. Kubbesi 31 m. ve minaresi (çift minare var) 58 m. yüksekliğinde.

Kubbenin üzeri 32 ton bakır levha ile kaplanmış. İki minareli caminin, içindeki avizelerin ağırlığı ise 1 ton civarında. Güzelliği ve modern mimarisi nedeniyle, ilçeye gelen turistlerin ilgisini çeken bir yapı. Ama, caminin mimarisi yanında, asma kattaki şadırvanlı havuz, daha da ilginç bir görüntü oluşturuyor. Suyun gücü ile dönen koca mermer küre, adeta dünyanın dönüşünü anımsatıyor.

Meydandaki kafelerde bir şeyler içebilirsiniz, fiyatlar uygun, bence değerlendirin, hatta dondurma ve haşlanmış mısır da bulmak mümkündür. Meydandan sonra, sahil boyunca ilerleyin. Sahil boyunca uzanan bir cadde var. Burada: restoranlar, kafeler var. Asırlık çınar ağaçları var.

Yazın turistler yoğunlaşınca, bu cadde araç trafiğine kapatılıyor. Bu yürüyüş sırasında, cadde üzerindeki banklara oturun, balıkçı barınağını, denizi izleyin. Veya dalgakıran üzerine kadar yürüyün, buradan merkez camii silüeti de görülen Akçakoca’yı denizden görün.

Düzce Akçakoca Balıkçı Barınağı

BALIKÇI BARINAĞI

Kumsalın kıyısına set çekilerek iskeleye dönüştürülmüş. Burası; Karadeniz balıkçılarının canlı renklere olan düşkünlüğünü yansıtıyor. Akşama doğru, irili-ufaklı renk renk teknelerle doluyor. Burada, ağlarını tamir eden balıkçıları görebilirsiniz. Merakınız varsa, olta ile balık tutabilirsiniz. Zaten açık deniz olmadığından deniz oldukça sakin, oltanız varsa denize atın ve bekleyin.

Evet; Akçakoca’da denize girmek isterseniz, ilçe merkezinde plajlar var. Gerek şehrin batısı (Ceneviz kalesine giden yolda, sağ yanda) ve gerekse şehrin doğusunda güzel plajlar var. Merkezden denize girmek mümkün değil. Tercihinize göre, seçim yapabilirsiniz. Plajlardan söz etmeden önce denizden söz etmek gerekiyor.

Burası, malum Karadeniz kıyısı ve Karadeniz genellikle yüzerken boğulanlarla anılmaktadır. Hatta “TERS AKINTI VARDIR” diye pek çok yerde uyarıca tabela göreceksiniz ve ters akıntıda nasıl hareket edilmesi gerektiği anlatılıyor. Önce bu tabelalar korkutucu olsa da, aslında okumak ve bilgilenmek gereklidir.

Unutmamak gerekir ki, bütün plajlarda, kıyıya paralel ve tehlikeli olabilecek yerlerde şamandıra bulunuyor, yani denize girenlerin bu şamandıraları kesinlikle geçmemeleri gerekir.

Çünkü denizde zaman zaman gel-git akıntıları ve buna bağlı anaforlar oluşuyor ve Akçakocalıların söylediklerine göre, bunu bilen yerliler asla denizde belli bir mesafeden uzağa açılmazlar, zaten boğulanların hep yabancı yani dışarıdan gelenler olduğu söyleniyor.

Sonuç olarak: denizde yani plajlarda kesinlikle şamandıralarla-iplerle ayrılmış bölümlerin dışına çıkmayınız ve uyarılara riayet ediniz.

20170702_175412
Düzce Akçakoca Çuhallı Plajı

ÇUHALLI PLAJI

Akçakoca’nın girişinde, sahil yolunun yanında, merkeze çok yakın. Uzun ve geniş bir kumsalı var. Turistlerin ilgisini çekiyor. Kafeteryalar, büfeler, barlar ve sahil önlerinde bulunan şezlong, şemsiye, yiyecek ve içecekler ile tatilcilere, çok uygun fiyatlar sunulmakta. Bu alanda bir park var. Özellikle, Ankara’dan gidenlerin ilgisini çekecektir.

Çünkü: kapısında, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılmış ibaresi görülüyor. Ne alaka diyeceksiniz. Evet, burayı Ankara Büyükşehir Belediyesi yaptırmış. Parkın içindeki: banklar, kondisyon aletleri, çöp kutuları, maket keçiler, oyun gurupları, hepsi Belediyenin kamyonları ile getirilip, buraya monte edilmiş.

Ankaralılar için, kendilerini bölgeye yabancı hissetmesinler diye mi yaptırılmış? Sanmıyorum. Hadi bakalım, sizler tahmin edin. Neyse, sonuçta burası, 750 metrelik yürüyüş parkuru, oyun alanları ve oturma gurupları olan bir yer. Bahçe düzenlemesi de, çok güzel. Maliyet ise, boş verin, veren vermiş.

Düzce Akçakoca Çınar Plajı

ÇINAR PLAJI

İlçe merkezinde. Çay bahçeleri ve her türlü ihtiyacı karşılayacak otel işletmelerinin yanında. Yaz aylarında oldukça kalabalık.

Düzce Akçakoca Değirmenağzı Plajı

DEĞİRMENAĞZI PLAJI

İlçe merkezinin hemen bitişiğinde bulunan bir plajdır. Evet; Akçakoca denilince, akla ilk gelen yerlerden biri de, Ceneviz kalesi. Buraya gitmeyi sakın ihmal etmeyin. Özellikle; bu kaleye giderken, yanınızda deniz malzemelerinizi ve arzu ederseniz piknik malzemelerinizi de alın. Çok hoş ve güzel bir gün geçireceğiniz kesin. Önce, öğlen bir mangal sefası yapabilir, takiben aşağıda denize girebilirsiniz. Veya, tam tersi de olabilir. Tercih sizin.

CENEVİZ KALESİ

Merkeze 3 km. uzaklıkta, batıda. Fındık bahçeleri ve orman eteğinde. 1226 yılında, ticaret gemilerine yol göstermek için Cenevizliler tarafından kurulduğu sanılıyor. Ama; Cenevizlilerden öncede bu kalenin burada olduğu hakkında kesin kanıtlar bulunmuş.

Kale, denizden 100 m. yükseklikte bir falez üzerine yapılmış. Kartal yuvası gibi. Sur duvarları: moloz taş ve tuğlalar inşa edilmiş. Ancak; çevresindeki ağaçlar o derece büyümüş ki, kaleyi uzaktan tam olarak seçmek pek mümkün olmuyor. Deniz kenarındaki surlar, zaten yıkılmış. Kalenin yarım yuvarlak çıkıntıları ve yüksek bir kulesi var.

İç avlusunda ise: 5.30×5.30 m. ebatlarında bir su sarnıcı var. Ayrıca; büyük dilek kuyusu hemen dikkati çekiyor. Kuyunun yanındaki, tabelada, dilek kuyusu anlatılıyor. Aslında, bir zamanlar, kale müdürü tarafından çöpler atılsın diye kullanılan bu kuyu, zamanla dilek kuyusu olarak halk tarafından kullanılmaya başlanmış. Şimdi, hem temiz kalıyor ve hem de atılan paralar ile, kaleye gelir sağlanmış oluyor.

Osmanlılar zamanında, kale, karakol olarak kullanılmış.

Evet, kaleye kara tarafındaki giriş kapısından giriyorsunuz. Özel aracınız ile geldiğinizde, hemen giriş önünde büyükçe bir otopark var, yani park sorunu yok. Girişin hemen yanında ise, büyük bir kule var. Günümüzde Akçakoca Belediyesi tarafından işletilen, 5000 kişiye hizmet verebilecek bir günübirlik piknik yeri olarak kullanılıyor. Yaz aylarında buraya gelmek büyük keyiftir.

Kalenin manzarası, hem yaz ve hem de kışın mükemmel. Akçakoca’nın falezlerini ya da diğer adıyla beyaz kayaları buradan görmek mümkün. Ayrıca: denizi ve plajları tepeden görebiliyorsunuz. Bir tür seyir terası gibi. Çeşitli kademelere yerleştirilmiş olan tahta masalara, küçük patikalarla ulaşılıyor. Yalnız; burada küçük çocuğu olanlar dikkat. Çünkü; bu patikaların bitiminde, denize doğru uçurum var, yani biraz tehlikeli.

Ön cephe tamamen denize doğru açık. Buraya geldiğinizde, kalenin tepesinde iki bayrak göreceksiniz. Biri; malum şanlı bayrağımız, diğeri ise mavi bayrak. Avrupa Çevre Eğitim Vakfı (FEEE) tarafından, 1997 yılında bu yöreye mavi bayrak verilmiş. Yani; mavi bayrak kriterleri yerine getirilmiş. Bunun en başlıca kriteri ise, temizlik. Evet; tertemiz bir deniz var burada. Karadeniz bölgesinde, mavi bayrağa sahip tek yer.

Kalenin, doğusunda ve batısında iki koy var. Bunlar: yalıyarlar ve fok plajlarının bulunduğu koylar. Bu koyların eşsiz kumsalı ve berrak denizi var. Bu koylara inmek, sahile ulaşmak için, üç yol var. Birisi: eski toprak yol. Diğeri, Belediyenin düzelttiği, kale içine girmeden önceki yol.

Son olarak ise, kale içinden merdivenle inilen yol. Denize indiniz, denize girerken kıyıdaki taşlık alanları birazcık geçmeniz gerekiyor, sonra yumuşak kuma ulaşıyorsunuz. Ama; burada tek bir gerçek var.

Karadeniz’in dalgası başka yerin dalgasına benzemez. Özellikle; denizde ilerlerken, bulunduğunuz yerin sığ olması, sizi asla yanıltmasın, bir adım daha attığınızda, kendinizi büyük ve dipsiz bir boşlukta bulmanız mümkün.

YALIYARLAR PLAJI

Dışarıdan rahatça görülemediği için, kadınlara ayrılmış. Sadece bayanlara ayrılması nedeniyle, buraya yerli halk kadınlar plajı da diyor. Denize doğru çıkıntılı halde bulunan kayaların bir adı da fok kayaları. Burası: baklava misali kat kat dizilmiş kaya oluşumları ile dikkat çekiyor.

KONURALP PLAJI:

Kalenin diğer tarafında. Kumsalı daha uzun. Buraya gelenlerin ihtiyaçlarını karşılayacak bir takım üniteler var. Ceneviz kalesine varmadan hemen önceki bu plaja giriş 5 TL dir. Güzel bir plaj ve kalabalık, yukarıda söz ettiğim gibi, uyarılara ve şamandıraları geçmemeye dikkat etmek gerekir.

Düzce Akçakoca Çeşme

ÇEŞME

Osmaniye Mahallesi, Başar sokaktadır. Tek mekanlı çeşme, Ankara Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından, 1995 yılında tescil edilmiştir. 20’nci yüzyıla ait çeşmenin ön cephesinin yanlarında, birer sütunce, sütunce başlıklarında ikişer lale motifi bulunur.

Tek kurnalı çeşmenin alınlığındaki kitabede “Sahibül hayrat vel hasenat İslahiyeli Hacı Ahmet bin merhum Hacı Ahmet İskender Hayratıdır. Sene 1327” yazılıdır.

Düzce Akçakoca Tarihi Orhangazi İlköğretim Okulu

TARİHİ ORHANGAZİ İLKÖĞRETİM OKULU

Akçakoca ilçesinin sivil mimari örneklerinin yoğun olduğu Orhangazi Mahallesindedir. 1928 yılında yapılan Tarihi Orhangazi İlköğretim Okulu, devlet eliyle yapılmış ilk okullardandır. Restorasyonu yapılan okulda, ünlü yazar Rıfat Ilgaz’da öğretmenlik yapmış olup “Karadeniz’in Kıyıcığı” eserini bu dönemde yazmıştır. Halen eğitim-öğretim faaliyetlerinin devam ettiği okul güzel mimarisiyle dikkat çeker.

Düzce Akçakoca Cumayanı Piknik ve Mesire Alanı

CUMAYANI PİKNİK VE MESİRE ALANI

İlçe merkezinin 3 km güneybatısındadır. Göktepe köyü sınırları içindedir. Asırlık ulu çınar ağaçları ve yanı başındaki akarsuyu ile dinlenme yeridir. Piknik ve mesire alanı olarak düzenlenen bölge, aynı zamanda Selçuklulardan kalma tarihi hamam kalıntısı, tarihi Evliya camisi ve Evliya Ahmet Dede Türbesiyle dikkat çeker. Bölge doğa yürüyüşü ve fotoğraf çekimi için uygun olup alabalık ve yöresel yemek tercih edenler için de bir restoran bulundurur.

Düzce Akçakoca Aktaş Şelalesi

Düzce Akçakoca Aktaş Şelalesi

  

AKTAŞ ŞELALESİ

İstanbul ve Ankara’nın sahille kesiştiği noktada bulunan Akçakoca ilçesinin Aktaş köyü sınırındadır. Düzce il merkezine 55 km, Akçakoca ilçe merkezine 11 km uzaklıktadır. Şelale: doğası ve çevresindeki zengin bitki örtüsü ile Akçakoca’nın görülmeye değer doğal güzelliklerindendir.

Bölgeye deniz turizmi için gelen turistlerin önemli keşif noktalarından biri olan Aktaş Şelalesi, 50 metre yüksekten düşen suyun sesi ve etrafını saran yeşillikler arasında trekking, foto safari gibi doğa sporlarına oldukça uygundur.

Aktaş Şelalesi aynı zamanda, Akçakoca’nın önemli yürüyüş parkurlarından birine sahiptir. Akçakoca çevre yolu Göktepe köyü ayrımından yürüyüşe geçilen parkur, 10 km. dir. Çoğunlukla dere kenarını takip eden orta zorlukta bir parkurdur. Aktaş vadisiyle devam ederek şelaleye ulaşılmasıyla son bulunur.

Düzce Akçakoca Hemşin Camisi

HEMŞİN KÖYÜ VE HEMŞİN CAMİSİ

Köy, İlçe merkezine 15 km uzaklıktadır. Adını buraya yerleşen Hemşinlilerden almıştır. Köyün ismi bir dönem Armutlu olarak değiştirilse de, halkın isteği üzerine tekrar Hemşin ismine dönülmüştür.

1877 yılında Osmanlı Rus savaşıyla memleketleri olan Artvin’den göç eden Hemşinliler bu bölgeye yerleşmiştir. Köy, doğal güzelliklerle bezeli ve huzurlu bir kaçamak için mükemmeldir. Köyde yaklaşık 126 hane ve 422 kişi yaşamaktadır. Geçim kaynağı fındık tarımıdır.

HEMŞİN AHŞAP CAMİİ:

Bu cami, çantı tipi camilerin en iyi örneklerinden biridir. Birinci katında taş işçiliği, ikinci katında ise çantı tekniği kullanılarak inşa edilmiştir. Alt kat geçmişte depo-ambar olarak da kullanılmıştır.

Cami, 150 yıla yaklaşan bir geçmişe sahiptir. Yapım yılı muhtemelen 1873 yılıdır.

Minaresi ahşaptır, tavan işçiliği, mihrap ve minberiyle dikkat çeker. Ahşap unsurlar metal çivi kullanılmadan sadece ahşap çivilerle birbirine bağlanmıştır. Yapı, 1999 yılı depreminden etkilenmemiştir.

HEMŞİN ÇAMLIK MESİRE ALANI

Yerel halkın satışa sunduğu paketli fındıklara, fındık ezmelerine ve diğer köy ürünlerine ulaşmak mümkündür. Hemen tüketmek için taze kavrulmuş fındık satın almalısınız. Uzun süre saklamak istiyorsanız kabuklu veya çiğ fındık alın.

Düzce Akçakoca Uğurlu köyü Yeni Meze Camisi

UĞURLU KÖYÜ YENİ MEZE CAMİSİ

Tarihi cami, Akçakoca ilçe merkezine 16 km uzaklıkta bulunan Uğurlu Köyündedir. Taş işçiliğinin güzel bir örneği olan cami, 1885 yılında yapılmıştır. İçinde Osmanlılardan kalma yazıtların bulunduğu cami, önemli bir değerdir. Bahçesinde bir de su kuyusu bulunan cami çevre düzenlemesiyle de huzurlu bir ortam sunmaktadır.

 

FAKILI MAĞARASI

İlçe merkezinin 8 km güneydoğusundaki Fakıllı köyündedir. Mağara çevresinde, yöresel ürünler satan küçük işletmeler vardır.

Tavandan sızan su damlaları nedeniyle yer kaygandır, o yüzden kaymayan bir ayakkabı giymeniz önerilir.

Mağaraya ulaşmak için, 15 m uzunluğunda ve 1 m yüksekliğindeki bir girişten geçmek gerekir.

Mağaranın toplam uzunluğu 1012 metredir. Bunun 350 m lik bölümü ziyarete açıktır. Mağaranın içinde çeşitli yönlere giden galeriler bulunur. Galeriler birbirine bağlanır.

Mağara 1 Derece Sit alanı olarak tescillenerek koruma altına alınmıştır.

Yaklaşık 3 milyon yıllık bir tarihe sahip olduğu tahmin edilir. Mağaranın iç sıcaklığı yaz-kış sürekli olarak 5-10 derece arasında sabittir. Yazın serin, kışın sıcaktır, içerideki hava nemlidir.

Mağara doğal oluşumlu sarkıt ve dikitlerden oluşur. Karbonatlı ve kireçli kayaların yer altı suları tarafından aşındırılmasıyla oluşan yarı aktif bir mağaradır. İçerisinde sarkıt, dikit ve sütun oluşumları hala devam etmektedir.

Mağaranın en dikkat çeken odası “Beyaz oda” dır. Burası damlataş bakımından oldukça zengindir. Ayrıca karakteristik beyaz renk dikkat çeker.

Mağaranın içinde akan küçük bir dere, şelale ve sarkıtlardan damlayan su damlaları buraya ayrı bir güzellik katar. Işıklandırmayla birlikte görünüm daha da etkileyici olmuştur.

Mağaranın nemli havası, astım, nefes darlığı ve bronşit hastalıklarına iyi gelir.

 

 

Düzce Akçakoca

SONUÇ

Evet; Akçakoca’da güzel zaman geçirebilirsiniz. Buraya; günübirlik gelirseniz, bence sabah ilçe merkezinde, gerek biraz doğuya ve gerekse biraz batıya doğru, bir süre dolaştıktan sonra doğruca Ceneviz kalesine gitmeniz. Akçakoca size ne sunacak.

Eğer mevsim uygunsa, Ceneviz kalesinin hemen girişindeki veya diğer plajları değerlendirerek denize girebilirsiniz.

Deniz istemezseniz: çok güzel deniz manzaraları kafeler var, Ceneviz kalesine giden yol üzerinde, tamamen denize hakim kafelerde çay içmenizi öneririm. Ayrıca, buralara kadar gelip balık yemeden olur mu diye düşünenler için, burada birçok balık restoranı var, fiyatları sorarak girmenizi öneririm, çünkü sonradan aşırı hesapla karşılaşmak mümkündür.

Balık yemek isteyenler, balık sezonunda düşünsünler, balık sezonu dışında balık var ama fiyatlar aşırı pahalıdır. Balık sevmeyenler için: Akçakoca’da kapalı Karadeniz pidesi yapılıyor, bu da çok güzeldir.

Şöyle ki:

Sessizlik, sakinlik, güzel kumsal ve temiz deniz, Ceneviz kalesinde tarihi atmosfer, yemyeşil bir doğa ve mavinin birleştiği bir manzara ve bolca yağmur, özellikle yazın belli ayları hariç, diğer aylar sürekli olarak karanlık bir gökyüzü ve yağmur olabilecektir.

Ama, bunun da keyfini çıkarmak gerek. Çünkü; Akçakoca; uzun yıllardır Ankara’nın, Ankaralıların denize açılım noktası, denizi özelliğini taşımış bir yer.

Günümüzde de öyle, çünkü, Ankara’dan bu kadar yakın bir deniz yok. Sonuçta; yola çıktınız mı, en fazla 3-3.5 saat sonra denizde, Akçakoca’da olma şansınız var.

İyi tatiller.