Malatya Pütürge

Pütürge

Malatya Pütürge denilince, aklıma hemen “Nemrut Dağı” ve muhteşem kalıntılar geliyor. Nemrut dağına her ne kadar Kahta üzerinden gitmek mümkün ise de, Pütürge üzerinden de gidiliyor. Yol derseniz, zor yol.

ULAŞIM

Pütürge ilçesi, il merkezi olan Malatya’ya: 74 km. uzaklıktadır. Ancak yolun üzerinde bulunan Kubbe dağı geçidi, kış aylarında yoğun kar ve tipi nedeniyle zaman zaman ulaşıma kapanabilmektedir. Pütürge yol sonu. Buradan sonra başka bir yere ulaşım yok.

 

TARİHİ

Pütürge, ilçe olmadan önce, Şiro isimli bir nahiye olarak bilinir. İlçe olduktan sonra, Pütürge ismini almıştır.

Yöredeki ilk yerleşim: yaklaşık 300 yıl önce, İmrün (güzel yer) ismiyle kurulmuştur. 1877 yılında bucak statüsü kazanınca, Kahta ilçesine bağlanmış, 1892 yılında ise nahiye yapılmıştır.

Malatya Pütürge

GENEL

Pütürge, Gördük dağı yamaçlarında, denizden yaklaşık 1250 m yükseklikte kurulmuştur. İlçe arazisi son derce engebeli, dağlık ve  diktir, düzlük alan yok denecek kadar azdır. İlçenin can damarı, Fırat nehrine dökülen Şiro çayıdır. Yerleşimler ve tarım alanları genellikle bu çayın açtığı vadinin tabanında ve çevre dağların yamaçlarında dağınık şekilde kümelenmiştir. Akdeniz karasal geçiş iklimine sahiptir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ise oldukça sert, uzun ve yoğun kar yağışlı geçer. 

Deprem kuşağı üzerindedir. Son büyük deprem: Mayıs 2000 tarihinde, 4.5 şiddetinde gerçekleşmiştir.  

NE YENİR

İlçede, yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz, önerim: saç kavurma, incik kebabı, kaburga doldurma, içli köfte ve ekşili köfte sayılabilir. Özellikle Pütürge Tava (Şiro Tavası) meşhurdur. İlçenin en bilinen ve en prestijli et yemeğidir. Genellikle özel misafirlere ve düğün gibi büyük organizasyonlarda ikram edilir. Bir de Gırık (Pütürge köftesi) önerebilirim. 

 

NE SATIN ALINIR

Pütürge yayla balı (şiro balı) satın alabilirsiniz. Yüksek rakımlı dağlardaki endemik çiçeklerden toplanan, şeker katkısız, tamamen organik ödüllü bir baldır. Kurutulmuş dut ve dut pekmezi de olabilir. Pütürge cevizi de çok meşhurdur. İnce kabuğu, içi beyaz ve yağ oranı yüksek, çok lezzetli bir cevizdir.

Pütürge

GEZİLECEK YERLER

Pütürge Mor Barsavmo Manastırı

MOR BARSAVMO MANASTIRI-PERAŞ KALESİ

İlçe merkezine bağlı, Tepehan bucağı, Uzuntaş köyündedir. Manastıra ulaşmak için özel araç şart.

Süryani Patrikliği: ortaçağ dönemlerinde buradaymış. Ortaçağda, Süryani Patrikliğine ev sahipliği yapmış olan yer, yani burası: “Mor Barsavmo” olarak biliniyor. Günümüzde pek adı duyulmayan: Mor Barsavmo Manastırı: ilçe merkezine bağlı: Uzuntaş yani Peraş köyü yakınlarındadır.

Burası: yöre halkı tarafından: “Peraş kalesi” olarak isimlendiriliyor. Günümüzde, buradaki manastırın, sadece birkaç duvarı kalmış ve gerisi yıkık durumda. İlk olarak, 5’nci yüzyılda inşa edilen manastırın önemi, Süryaniler, Bizanslılar tarafından Malatya’ya yerleştirilince ortaya çıkmıştır.

985 yılında, Mor Barsavmo Manastırına taşınan Süryani Ortodoks Patrikliği: 1293 yılında Deyrulzafaran’a (Mardin) taşınana kadar, burada kalmıştır. Bu dönemde: manastır, Süryanilerin dini ve kültür merkezi olarak öne çıkmaktadır. Manastır yapısında bulunan: Mor (Aziz) Barsavmo rölyeflerinin, mucizevi özellikleri olduğuna inanılıyormuş.

Süryani tarihçi Abü’l Farac: 1134 yılında, çekirge istilasını önlemek için, Mor Barsavmo’nun sağ kolunun bulunduğu tabutun, Urfa’ya gönderildiğini ve tabutun mucizesi sonucunda, çekirgelerin Urfa’ya uğramadan, çekip gittiklerini anlatır. Burada bulunan Patriğin: dönemin devlet adamlarıyla dostluklar kurduğu ve Selçuklu Sultanı 2.Kılıçaslan ile, burada, üç kez görüştüğü bilinmektedir.

Sultan II. Kılıçaslan: İslam geleneklerine aykırı olmasına rağmen, kendisini ziyarete gelen Patrik Roboyu, elinde İncil ve haçı ile huzuruna kabul etmiştir. Kılıçaslan, bu tavrı nedeniyle, İslami çevrelerce eleştirilmiş ve hatta dinsizlikle suçlanmıştır.

 

DİLBERSEN (PERİEŞ) KALESİ:

Uzuntaş köyü sınırlarında yer alan bu tarihi kalenin MS 450 civarında Bizans döneminde yapıldığı ve inşasında 10.000 askerin çalıştığı rivayet edilir. 

Süryani kadim kültürü açısından çok büyük öneme sahip bir kompleksin parçasıdır. 

Kale Tepehan bölgesindeki Uzuntaş köyü sınırlarında, halk arasında Peraş veya Şalyan olarak anılan vadi ve mezra yakınında bulunur. Şalyan vadisine tamamen hakim, yaklaşık 300 m yükseklikte çok yalçın ve sarp kayalıkların üzerinde inşa edilmiştir. Stratejik konumu sayesinde antik dönemlerde vadiyi ve buradan geçen yolların kontrol altında tutma amacı taşımıştır. 

Tarihi kayıtlara ve yerel inanışlara göre kalenin temelleri MS 450 yıllarına kadar uzanmaktadır. 

Bugün doğu-batı doğrultusunda uzanan ve oldukça geniş bir alanı kaplayan Dilbersan Kalesi kompleksinde şu yapılar ve kalıntılar dikkat çeker.

Surlar ve Mimari Kalıntılar: Kalenin tepe, kuzey ve güney yamaçlarında yer yer su kalıntıları, tuğla, seramik ve antik küp parçaları göze çarpmaktadır.

Yaşam alanları ve su sarnıçları: Kalenin zirvesine ve yamaçlarına doğru kayalara oyulmuş basamaklar ile kuşatmalarda su ihtiyacını karşılamak için tasarlanmış derin su sarnıçları yer alır. Ayrıca depremlerle tahrip olmuş yeraltı şehri uzantıları ve mağaralarda kalenin etrafında kümelenmiştir. 

 

Mor Barsaum Manastırı ilişkisi:

Kalenin batı ucunda, adeta bir kartal yuvası gibi uçurumun kenarındaki kayalıklara oturtulmuş olan ünlü Süryani Kadim Mor Barsaum Manastırının kalıntıları yer alır. 

Bu alan Orta Çağda dünya Süryanilerinin patriklik merkezi ve çok büyük bir ilim yuvasıydı. Dünyaca ünlü Süryani tarihçiler bu kalede ve manastırda korunaklı şekilde yaşanarak eserlerini üretmişlerdir. Kalenin hem askeri bir sığınak hem de bu kutsal manastırı koruyan ana savunma hattı olduğu bilinmektedir. 

 

Günümüz:

Sarp kayalıklar üzerindeki bu tarihi alan, 1 Derece Arkeolojik Sit alanı olarak tescil edilmiştir. Coğrafi yapısının aşırı dik ve ulaşılması zor olması, kaleyi doğa olaylarına karşı korumuş olsa da ne yazık ki resmi bir bekçi veya tam koruma olmaması sebebiyle kaçak kazı yapan definecilerin tahribatına uğramıştır. Günümüzde turizme tamamen kazandırılmayı ve kapsamlı bir arkeolojik kazı ile restore edilmeyi bekleyen, saklı bir tarihi mekandır. 

Pütürge Gerar Kalesi

GERAR KALESİ-KERAR KALESİ:

 Bölgenin sarp coğrafyasında, Fırat nehrini besleyen önemli kollardan biri olan Şiro Çayı havzasına hakim bir noktada kurulmuş çok köklü bir antik dönem savunma yapısıdır. 

Kale kalıntıları, Taşmış köyünün çermik mezrası sınırları içine komşu Ormaniçi Mahallesindedir. Şiro çayının hemen üzerinden geçen Pütürge-Malatya karayolunun kuzey tarafında yükselen sarp bir tepenin üst yamaçlarında konumlanmıştır. Bu konumu, antik dönemde vadi tabanından geçen stratejik ve askeri geçiş yollarını tamamen kontrol altında tutmasını sağlamıştır. 

Yapılan arkeolojik araştırmalar ve yüzey araştırmaları, kalenin temellerinin MS 1 yüzyıla yani Erken Roma dönemine kadar uzandığını gösterir. İlk olarak bir Roma sınır karakolu veya kalesi olarak inşa edildiği düşünülür. Zaman içinde bölgenin el değiştirmesiyle kale, Bizans, Ermeni, Keldani ve Süryani medeniyetleri tarafından da aktif olarak kullanılmıştır. Bu yönüyle kale harabeleri, Doğu Anadolu’daki çok kültürlü askeri mimarinin önemli örneklerinden biridir. 

Kale, geçirdiği şiddetli depremler ve zamanın aşındırmasıyla günümüze büyük ölçüde harabe halinde gelmiştir. 

Günümüzde buraya ulaşmak için, engebeli bir tırmanış gerektirir. Kalenin bulunduğu tepe Şiro çayı vadisine bakan muazzam bir panaromik manzaraya sahiptir. Özellikle gün batımı saatlerinde kale kalıntılarının silüeti, tarih ve doğa fotoğrafçıları için etkileyici görüntüler sunar. 

 

TEPEHAN SELÇUKLU HANI VE TARİHİ KERVAN YOLLARI

Tepehan Selçuklu Hanı ve bu yapının merkezinde yer aldığı Şiro Havzası Tarihi Kervan Yolları, Malatya’nın sarp coğrafyasında, Orta Çağ ticaretinin ve askeri lojistiğinin en hayati geçiş koridorlarından birini oluşturmaktaydı.

Tepehan: ilçe merkezinin güneyinde, bugünkü Tepehan beldesi ve yakınındaki Yandere (eski adıyla Şengrik) ile Yazıca köyleri hattındadır.

Burası, İç Anadolu ve Yukarı Fırat Havzasını, Güneydoğu Anadolu’ya ve oradan Mezopotamya ile Suriye’ye bağlayan en kestirme ama en sarp dağ rotasıdır. Malatya’dan yola çıkan bir kervan 1900 metrelik zorlu Kubbe Dağı geçidini aşıp, Şiro vadisine indiğinde ya da tam tersi istikamette güneyden gelip dağa tırmanmadan önce, kış şartlarında sığınabileceği ve lojistik ikmal yapabileceği korunaklı bir alana ihtiyaç duyuyordu. Tepehan tam bu stratejik noktada kurulmuştur. 

Tepehan, ovalardaki süslü ve geniş avlulu Sultan hanlarının tersine, sarp bir dağ yamacında yer aldığı için dışa kapalı, adeta küçük bir kaleyi andıran, kalın duvarlı ve savunma endeksli bir mimariye sahiptir. Yapımında bölgedeki moloz taşlar ve dayanıklılığı arttırmak için kireç esaslı horasan harcı kullanılmıştır. 

Gelelim günümüze: Tepehan yüzyıllar boyu süren ağır kış şartları, bölgedeki şiddetli depremler ve ne yazık ki korumasızlık nedeniyle günümüze büyük ölçüde yıkılmış, harabe halinde ulaşmıştır. Bugün alanda hanın temel duvarları, bazı kemer ve tonoz parçaları ile çevre binaların yapımında kullanılan devasa yapı taşlarının izleri görülebilmektedir. 

Antik kervan yollarının bir kısmı modern karayolları tarafından kesilmiş olsa da, dağ eteklerinde kervanların ve süvarilerin kullandığı taş döşeli antik patikaların izlerini doğu yürüyüşçüleri görebilmektedirler. Bugün bu kervan yolu güzergahı, özellikle Nemrut dağına Pütürge üzerinden gitmek isteyen macera ve tarih tutkunları tarafından kültür rotası olarak kullanılmaktadır.

 

ORMANİÇİ (TELLİ) ASLAN KABARTMASI VE ANTİK YERLEŞİMLER

Pütürge ve çevresi antik dönemde Geç Hitit krallıkları (özellikle Malatya merkezli Melid Krallığı) ile güneydeki Kommagene Krallığı arasında doğal bir sınır ve geçiş noktasıydı. Hitit sanatında aslan figürü, gücü, krallığı ve kutsal alanların korunmasını simgeler. 

Orman içindeki aslan kabartması, bölgedeki sarp kaya kütlelerinin yüzeyine doğrudan oyularak yapılmış bir kaya rölyefidir. Halk arasında “Telli” veya “Yeleli” aslan olarak anılmasının sebebi, aslanın boyun ve gövde kısmındaki tüylerin (yelelerin) çizgisel/tel tel bir işçilikle kayaya işlenmiş olmasındandır. 

Bugün Ormaniçi (Telli) aslan kabartması ve etrafındaki yerleşim kalıntıları, Kültür ve Turizm Bakanlığı envanterinde Arkeolojik Sit Alanı olarak kayıtlıdır. Coğrafyanın aşırı engebeli olması yapıların modern kentleşmeyle yok olmasını engellemiş olsa da resmi bir arkeolojik kazı  ekibi tarafından tam anlamıyla gün yüzüne çıkarılmayı ve turizm rotalarına dahil edilmeyi beklemektedir. 

 

 

NAN-I GUNİ (EKMEK VE TEKNE) KAYALIKLARI VE BATTALGAZİ ZİYARETİ

Nan-ı Guni (Ekmek ve Tekne) Kayalıkları:

Kadim dillerdeki kelime kökleriyle doğrudan “Ekmek ve Tekne” anlamına gelmektedir. (Farsça kökeni Nan: ekmek) Pütürgenin dik yamaçlarında yer alan bu alan, jeolojik bir oluşumun halk efsaneleri ve inanç ritüelleriyle birleştiği korunaklı bir kaya oluşumudur. 

Bu alan, dışarıdan bakıldığında yan yana duran devasa bir hamur teknesini ve fırından yeni çıkmış ekmek somunlarını andıran doğal karstik/aşınmış kaya bloklarından oluşur. Ancak  dikkatle incelendiğinde, bu kayalıkların etrafında antik çağlardan kalma ilkel oyma izleri, basamaklar ve barınma amaçlı kullanılmış küçük kaya sığınakları göze çarpar.

Anadolu genelinde yaygın olan “nankörlük edenlerin veya ekmeğe saygısızlık yapanların taş kesilmesi” efsanesinin çok net bir silsilesi bu kayalıklara atfedilir. İnanışa göre, eski dönemlerde bu dağlarda yaşayan kurnaz veya katı yürekli bir topluluğun, kıtlık zamanında ellerindeki ekmeği ve hamur teknelerini muhtaçlardan saklaması üzerine, tekne ve ekmekleriyle birlikte taşa dönüştükleri rivayet edilir. Bu yönüyle burası, bölge halkı için tarih boyunca ahlaki bir sembol ve ibret mekanı olarak görülmüştür. 

 

Battalgazi Ziyareti:

Malatya: Bizans’a karşı verilen mücadelelerde destanlaşmış Seyyid Battal Gazi’nin (ve babası Hüseyin Gazi’nin) ana vatanıdır. Pütürge’deki Battal Gazi ziyareti, doğrudan bir mezar (türbe) değil, Battal Gazinin Bizans a karşı düzenlediği seferlerde ordusuyla birlikte sığındığı, stratejik planlar yaptığı veya atlarını otlatıp konakladığı kabul edilen bir Makam ve Mağara ziyaret alanıdır. 

Pütürge’nin bu dağlık bölgesindeki kutsal kabul edilen bu noktaya yerel halk “Ziyaret” adını vermiştir. Yüzyıllardır süregelen bir gelenekle, kuraklık dönemlerinde yağmur duasına çıkmak, adak kurbanları kesmek ve lokma dağıtmak için bu mekana gelinir. İnanca göre, adalet ve yiğitliğin timsali olan Battal Gazi nin ayak bastığı ve namaz kıldığı bu topraklarda yapılan duaların kabul olacağına inanılır. 

 

Malatya Pütürge Nemrut

NEMRUT DAĞI

İlçe merkezine 8 km. uzaklıktadır. Turistlerin yoğun ilgisini çekmektedir. Nemrut dağı ve buradaki antik kalıntılar hakkında: yine bu sitede, ayrıntılı bir yazım var. Bu yazıya “Nemrut dağı” adı altında ulaşabilirsiniz.

 

Nemrut dağı tanıtımı ve ayrıntılı gezi yazıma ulaşmak için.

Malatya tanıtımı.