Diyarbakır Silvan

Silvan

Diyarbakır Silvan denilince, gayet büyük bir yerleşim yeri ve Malabadi köprüsü, ilk akla gelenlerdendir. Zaten tarihi süreç içinde, Bizans döneminde 300.000 kişilik bir başkent ve Mervaniler döneminde de başkent olarak kullanılmıştır. Ayrıca, Silvan doğu Anadolu bölgesine yapılan yolculuklarda, kara yolu ulaşımının geçtiği bir yer olarak da önem kazanıyor.

ULAŞIM

İlçe merkezinin Diyarbakır il merkezine olan uzaklığı, 78 km. dir. Silvan-Bitlis-Tatvan arasındaki uzaklık: 155 km. Silvan-Bitlis arasındaki uzaklık: 133 km.
Silvan: batı bölgelerinden, Tatvan-Van bağlantısının yapıldığı karayolu üzerinde bulunmaktadır. Silvan, öte yandan, Batman iline çok yakındır ki, bazen geceleri, Silvan ilçesinden, Batman şehrinin ışıklarının göründüğü olur.

TARİHİ

İlçe, MÖ.3000’li yıllardan itibaren, çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapmaktadır. Ancak ilk kuruluşun Asurlular döneminde olduğu sanılmaktadır.
MÖ.78 yılında, Tigran imparatorluğunun hükümdarı Tigran, bölgede, Tikranakent isimli ve başkent olarak kullanılan bir şehir kurmuştur. Hatta, şehrin nüfusunun artması için, Klikya ve Kapadokya bölgesinden, buraya 300 bin kişi getirttiği söylenmektedir.

Şehir: MS.4’ncü yüzyılda, Roma imparatorluğunun hakimiyeti altına girer. Bu dönemde, şehirdeki tarihi figürlerden biri, dönemin tanınmış tabiplerinden biri olan ve Bizans ve İran saraylarında saygınlığı bulunan, Farginli Mar Marutha’dır. Bu ünlü tabip, özellikle, MS. 401 yıllarında İran yöresinde çok iyi tanınmakta ve bilinmektedir.

MS.410 yılında, İran şahı II. Şapur tarafından katledilen ve “Kırklar” olarak bilinen, 40 Hıristiyan şehidin kemikleri, büyük bir törenle “Mar Marutha” isimli bir şahıs tarafından getirilerek, bölgede yapılan kalenin kemerlerine gömülmüştür. Bu nedenle: şehre, o dönemde “Şehitler Şehri” anlamına gelen “Matryropolis” ismi verilmiştir.

6’ncı yüzyılda, Bizans egemenlik döneminde, Bizans imparatoru Justinianus’un, Silvan kalesini güçlendirdiği ve şehrin ve kalenin, sürekli savaş halinde bulundukları Perslere karşı bir askeri üst, önemli bir garnizon olarak kullanıldığı görülür.

639 yılında, Silvan, İslam orduları tarafından ele geçirilir. Hz. Ömer döneminde, İyaz bin Ganem komutasındaki, Müslüman Arap orduları, yöreyi ele geçirirler. Sonraki dönemlerde ise, yörede egemen olan toplumlar: Emeviler, Abbasiler, Hamdaniledir.

Büyük Selçuklu İmparatorluğu döneminde ise, Silvan, Artuklu Beyliğinin ikinci başkenti olmuştur. 1259 yılında ise, Moğollar, yöreyi işgal eder ve harabeye çevirirler. 1514 yılındaki Çaldıran savaşından sonra ise, 1524 yılında, yöre Osmanlı egemenliğine girer.

GENEL

İlçe merkezinin denizden yüksekliği, 840 metredir. Genellikle düz bir arazi yapısı görülse de, bir kısım bölgenin dağlık olduğu da görülür. Diyarbakır ilinin en çok nüfus barındıran ilçesidir. Ayrıca, ilçe merkez nüfusu, kırsal alan nüfusundan fazladır.
İlçe sınırları içinde, Ambar çayı bulunmaktadır. Ormanlık alan, % 23 kadardır.
Yerleşim yerinin en önemli dağları: Albat dağlarıdır. Bunların yüksekliği, 1500 metreye kadar ulaşmaktadır.
Yörede: karasal iklim hakimdir ve buna bağlı olarak yazları çok sıcak, kışları ise pek şiddetli olmasa da soğuk geçer. Özellikle, Silvan barajı nedeniyle, nem oranı yükselmiş ve iklim, nispeten yumuşamıştır.
İlçede yaşayanlar: genellikle tarımla uğraşırlar. Ancak, sulanabilir alan azdır. Tarımsal faaliyetlerin başında: tütün, buğday, nohut, pamuk gelmektedir.

Silvan yöresel lezzetler-Kaburga dolması

NE YENİR

Kaburga dolması:

Silvan mutfağında kaburga dolması öne çıkan yöresel lezzetlerden biridir. Kuzu kaburgasının iç plavla doldurulup fırında pişirildiği bu yemek, bölgenin en prestijli sofra lezzetlerinden sayılır. 

İçli Köfte:

Silvan’ın popüler yöresel lezzetleri arasında bulunmaktadır. Bulgur kabuğunun içine kıyma, soğan ve baharatla hazırlanan iç harcının doldurulduğu bu köfte bölgede çok sevilir. 

 

NE SATIN ALINIR

Otlu peynir, sucuk ve pestil satın alabilirsiniz. Sucuklar ve otlu peynirler yörenin en özel lezzetleri arasındadır. Bunları çarşı ve yerel pazarlardan taze olarak satın alabilirsiniz. Ayrıca bakır işlemeli ürünler ve gümüş işlemeli nalınlar da hediyelik olarak düşünülebilir. 

 

 

GEZİLECEK YERLER

Diyarbakır Silvan Malabadi-Batmansu Köprüsü

 

MALABADİ-BATMANSU KÖPRÜSÜ

Silvan ilçe merkezine 22 km. uzaklıkta, Diyarbakır-Batman karayolu üzerinde, Batman Çayı üzerindedir.

Meşhur “Malabadi” köprüsü, aslında her ne kadar mimari özellikleri nedeniyle muhteşem bir görünüm sunsa da, özellikle, bir dönem, bir şarkıda söz edilmesi nedeniyle, ülkemiz çapında ünlü olmuştur. Malabadi köprüsü şarkısı nedeniyle, Malabadi köprüsünü bilmeyenin çok az olduğunu sanıyorum.

Evet, gerçekten muhteşem bir mimari eserdir. Dünyadaki taş köprüler içinde, kemeri en geniş olanı olarak önem kazanmaktadır. Modern statik hesabının bulunmadığı bir dönemde, bu açıklıkta bir köprü yapılmış olması, hayranlık uyandırmaktadır. İstanbul-Ayasofya kubbesi, köprünün altına rahatlıkla sığabilir.

Köprünün: Balkanlarda bulunan “Mostar” köprüsünün bir benzeri olduğu söylenmektedir.
Tek kemerlidir. Köprünün üstündeki geçit bölümüne, iki yol ile ulaşılır. Ulaşım dışında, köprünün başka fonksiyonları olduğu da söylenmektedir. Çünkü, köprünün içinde: özellikle kışın zorlu günlerinde, yolcuların dinlenmesi ve dış tehlikelerden korunması için, iki özel odalar yapılmıştır.

Kemerin içindeki bu odalara, köprünün üzerinden, her iki yandan inilmektedir. Köprüde, 38 metre açıklıkta, çok büyük bir kemer ve sepet kulpu şeklinde, 3 metre açıklıkta, küçük bir kemer bulunmaktadır. Köprü: 150 metre uzunluğunda, 7 metre genişliğindedir. Yüksekliği, su seviyesinden, kilit taşına kadar 20 metredir.

Silvan Malabadi Köprüsü

Köprünün güney kısmında, oturan bir erkek figürü görülmektedir. Bu figürün hemen üstünde, bir çerçeve içinde, sivri külahlı ve ayakta duran birisinin, oturan birisine hediye takdimi sahnesi tasvir edilmiştir. Güney cephesinde ise, güneş ve aslan figürleri görülüyor.

Evliya Çelebinin yazılarına göre: bu köprü: Abbasiler döneminde yapılan bir mimari güzelliktir. Çünkü: köprüyü, Abbasi hanedanından zengin bir tüccar tarafından yaptırılmıştır. Ancak, bu meşhur köprünün, aynı zamanda, Artukoğulları döneminde, yani 1147 yılında, Timurtaş tarafından yapıldığı da söylenmektedir.

Diyarbakır Silvan Hasuni Mağaraları
Diyarbakır Silvan Hasuni Mağaraları

 

HASUNİ MAĞARALARI

Malabadi köprüsünün bulunduğu yol üzerinde, ilçe merkezinin 6 km. doğusundadır. Hasankeyf’e yakındır.
Diyarbakır yöresinin en büyük mağara topluluğudur. Burada, devasa kaya parçaları oyularak, apartman şeklinde yapılmış, toplam 300 mağara bulunmaktadır ve bunlar koridorlarla birbirine bağlıdır.

Silvan Hasuni Mağaraları

Mağaralar arasında, ayrıca: su akışını sağlayan kanallar, hamam ve dokuma atölyeleri, kayalara oyulmuş kilise, merdivenler, sarnıçlar bulunmaktadır.
Ayrıca, mağaraların bulunduğu yerin en üstünde, kayalara oyulmuş merdivenlerle çıkılan bir sunak bulunmaktadır. Günümüzde de çıkılabilen bu sunak bölümüne mutlaka çıkmalısınız. Çünkü, çevrenin muhteşem güzel manzarasını izleyebilirsiniz.

Silvan Selahattin Eyübi-Ulu cami

SELAHİDDİN EYYUBİ-ULU CAMİ

İlçe merkezindeki cami, Eyyübi Hükümdarı Selahattin Eyyübi’nin adını taşımaktadır.
Bölgenin en eski ve en büyük camisidir. Yapı: burada bulunan Bizans bazilikasının sütunları kullanılarak, 1031 yılında, yapılmıştır. 1046 yılında, Silvan yöresini ziyaret eden, İranlı gezgin Nasırı Hüsrev, bu caminin muhteşemliğini yazılarında dile getirmiştir.

Silvan Selahattin Eyübi-Ulu Cami


Özellikle, kapılardaki işçilik dikkat çekmektedir. Kubbenin kaidesinde, Artuklular’dan Necmeddi Alpi tarafından zemin üzerine beyaz taşlarla yazılmış bir kitabe görülmektedir. Caminin yıkılan kubbesi, 1913 yılında onarılmıştır.

Silvan Kırık Minare

 

KIRIK MİNARE

İlçe merkezinin 500 metre güneydoğusundadır.
Minarenin, Eyyübiler döneminde yapıldığı düşünülmektedir. 5 katlıdır. Ancak, daha fazla katlı olduğu ve zamanla bu katların bir kısmının yok olduğu ve bu nedenle “kırık minare” isminin kullanıldığı bilinmektedir.
Bir zamanlar, rasathane olarak da kullanıldığı bilinmektedir. Ayrıca, bir zamanlar bir kilisenin kulesi olduğu ve üzerinde çan bulunduğu da öğrenilmiştir.

Diyarbakır Silvan Kalesi
Diyarbakır Silvan Kalesi

 

SİLVAN KALESİ

Kale, MÖ.80’li yıllarda, Tigran krallığı tarafından yaptırılmıştır. Daha sonraki tarihi süreçte ise, Bizans imparatoru Justinianus döneminde, kale, büyük bir onarım görmüş ve günümüzdeki şekline kavuşmuştur. Bu dönemde, Justinianapolis ismini alan şehir, Bizanslıların, bölgedeki en önemli yerleşimlerinden biri olmuştur.

Evet, kale, dünya üzerinde dolgu sistemiyle yapılan tek kaledir. Yörede çokça bulunan kalker taşından, kareye yakın planda yapılmıştır. İç kale, dış sur, dış suru çevreleyen ikinci bir sur şeklinde yapılmıştır. Güney-kuzey yönünde, 500 metre ve doğu-batı yönünde 600 metre uzunluğundadır. Surların toplam uzunluğu ise, 2200 metredir. Surların yüksekliği: 25 metreyi bulur. Surlar üzerinde; 50 burç ve kule bulunmaktadır. Kalenin kapı sayısı ise, 9 dur. Bu kapıların, dört tanesi güney, ikisi kuzey, ikisi batı ve biri doğu yönündedir.

Silvan Kalesi

Bu surlar üzerindeki burçların en dikkat çekeni: Aslanlı burçtur. Bu burç: Eyyübiler’den Melik Evhad Eyüp tarafından yaptırılmıştır ve ilçe merkezinde, Gazi caddesi üzerindedir.
Burç: beşgen planlıdır ve ön yüzünde, birbirine dönük, aralarında güneş figürü bulunan, aslan ve kaplan kabartmaları ilgi çekmektedir.
Yine surlar üzerindeki “Kulfa kapı” ilgi çekmektedir. Bu kapı: Mervaniler döneminde yapılmış olup, surların güney kısmındadır. Kapının üzerindeki kitabe, Eyyübi Sultanı Melik Eşref’e aittir.
Surlar üzerinde, bütün yöre halkı tarafından bilinen “Zembilfiroş burcu” ise, efsanevi bir aşk ile bilinmekte ve tanınmaktadır. Kalenin kuzeydoğu köşesindedir. Bu aşk hikayesi şöyledir: “bir gün, yöre hükümdarının oğlu, av dönüşü, bir mezarlık yanından geçerken, zengininde, yoksulunda, bir gün aynı yazgıyı paylaşacağını yani öleceğini düşünür.

Bunun üzerine, eşiyle birlikte, saraydan ayrılır, dünya nimetlerinden elini çeker ve yaşamını “sepet satıcısı” yani “zembilfiroş” olarak sürdürmeye başlar. Bu yakışıklı genç, bu sırada, Silvan yöresindeki yerel bir hükümdarın karısının dikkatini çeker ve kadın ona aşık olur. Sepet alma bahanesiyle, onu saraya çağırır ve ona olan aşkını ilan eder. Ancak, zembilfiroş, onu reddeder ve bunun üzerine kadın, kendisini takip eder, yaşadığı evi bulur ve onun eşini ikna ederek, eşinin elbiselerini giyer.

Akşam olduğunda, zembilfiroş’u beklemeye başlar. Zembilfiroş, akşam olup eve gelip, yatağa girince, birlikte olduğu kişinin eşi olmadığını, kadının ayağındaki halhaldan anlar ve kadını, hemen yanından uzaklaştırır. Ancak, daha sonra, bu kadından kaçamayacağını anlar ve sarayın surları üzerindeki bu burçtan kendini aşağıya atarak intihar eder.

Diyarbakır şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Diyarbakır Bismil

Diyarbakır Bismil


Siirt bölgesinde bulunurken, Diyarbakır yolculuklarımız sırasında, Bismile birçok kez uğrama durumum oldu. Bu yüzden, Bismil benim için pek yabancı bir yer değil.

Diyarbakır Bismil

ULAŞIM

Diyarbakır-Batman kara yolu üzerinde, Diyarbakır il merkezine 54 km. uzaklıktadır. Bismil-Batman arasındaki uzaklık: 48 km. dir.

TARİHİ

Yörenin tarihine ait anlatılan bir hikaye şöyledir: “2000 yıl önce, Pers bölgesinden Anadolu’ya yolculuk yapan köle tacirleri, Bismil yakınlarında konaklar iken, köleler tarafından öldürülürler. Bu köle isyanından kurtulanlar, günümüzdeki “Kurmuşlu” köyü yakınlarındaki köprünün bulunduğu yerde, eski bir mağaraya yerleşirler.

Ancak, Dicle nehrinin sık sık yatak değiştirmesi sonucu, burada yaptıkları evler yıkılır ve halk, yerleşim yerini değiştirmek zorunda kalır. Böylece, buranın yerleşimcileri, Kırkpınar mevkiinde, 20 evden oluşan yeni bir yerleşim yeri kurarlar ve buraya “Bistmal” yani “20 ev” ismini verirler. Bistmal ismi, zamanla değiştirilerek, Bismil ismi kullanılmaya başlanır.

MÖ.1050 yılında, Asurlular Hurileri büyük bir yenilgiye uğratırlar ve Mezopotamya içlerine çekilmelerini sağlarlar. Bu son savaşta, Dicle nehrinin insan kanı nedeniyle kırmızı aktığı rivayet edilmektedir. Asur orduları, yaptıkları her sefer sonucunda gerek Hurri ve gerekse Urartulara, büyük kayıplar verdirmiştir.

Diyarbakır Bismil

GENEL

İlçe merkezinin denizden yüksekliği 550 metredir. Genel olarak, düzlük bir alanda kurulmuştur. Ayrıca, Dicle nehri, yerleşim yerinin ortasından geçmektedir. Güneydoğu Toros dağları ise, ilçenin güneyinden geçmektedir. Bu dağlara “kalleş” dağları denilmektedir. Çünkü, Akdeniz ve Ortadoğu bölgelerinden gelen sıcak havanın, yöreye girmesini engellemektedirler. Böylece, yörede karasal iklim hüküm sürmektedir. Buna bağlı olarak yazlar kurak ve sıcak, kışlar ise soğuk ve yağışlı geçer.

Yöredeki başlıca ekonomik etkinlik, tarıma dayalıdır. Özellikle: pamuk ön plana çıkmaktadır.

Bismil Tava

NE YENİR-NE İÇİLİR

Buraya yolunuz düşerse, buraya has bir lezzet olarak “Bismil tavası” tatmanızı öneririm. 

GEZİLECEK YERLER

Diyarbakır Bismil Üçtepe Höyük

ÜÇTEPE HÖYÜK

İlçe merkezinin 12 km. batısında, Üçtepe köyündedir.
Höyük bölgesinde: MÖ.2000’li yıllardan, günümüze doğru olan tarihi süreçte: Asur, Helenistik ve Roma egemenliklerinin bir dönem hüküm sürdüğü ve aynı dönemde, buranın bir merkez statüsünde bulunduğu anlaşılmıştır. Hatta, yine MÖ.2000 yıllarına ait, bir Asur sarayı kalıntıları görülmektedir.

Şöyle ki, antik dönemde: bu bölgede yaşayan Hurriler ve daha güneyde yaşayan Asurlular arasında, birçok savaş yaşanır. Bu savaşlar sırasında, Asurlular, bölgede, yazılı kaynaklara da giren “Tuşha” adını verdikleri bir merkez kurarlar ve bu şekilde, Hurrilere karşı üstünlük sağlarlar.

Bismil Üçtepe Höyüğü

Yine, höyük bölgesinde: 1866 yılında yapılan kazılarda, Asur kralı III. Salmanassar’a ait, 2 obelisk bulunur. Bu obelisklerin üzerinde: Asurluların, Hurri ülkesini nasıl yakıp-yıktıkları anlatılmaktadır. Höyükte ele geçen diğer buluntuların bir kısmı, özellikle steller, günümüzde İngiltere Londra-Brisith Museum’da sergileniyor.

Diyarbakır Bismil Kenantepe Höyük

KENANTEPE HÖYÜK

İlçe merkezinin 15 km. doğusunda, Dicle ırmağı kıyısındadır. Diyarbakır-Batman kara yolunun güneyinde, kara yoluna 1 km. uzaklıktadır.
Höyük: 220 x 350 metre boyutlarındadır ve büyük kısmı tahrip edilmiştir. Yani, yerleşim alanı, toplam 6 hektar dolaylarındadır.
Buradaki, ilk arkeolojik kazılar: 1988 yılında yapılmaya başlanmıştır. Bu çalışmalarda, yöredeki yerleşimin, ilk olarak: MÖ.4600 yılında olduğu anlaşılmıştır. Bu dönemden, günümüze kalanlar ise: kavrulmuş tahıllar, kemik çuvaldızlar, çanak-çömlek ve takılardır. Yörede, takip eden dönemde, yani MÖ. 2000’ler de ise, demir işlendiği görülür. Ayrıca, ekonomik faaliyetler olarak: tarım ve şarap üretimi görülmektedir.
Evet, yakın gelecekte bölgede yapılmakta olan “Ilısu barajı” göl sahası içinde kalacağı düşünülen höyük bölgesinde yapılan kazılar hızla sürdürülmektedir. Özellikle, bu bölgede: Amerikalı arkeolog Bradley Parker ve ekibi çalışmaktadır.

 

ŞAHİNTEPESİ HÖYÜĞÜ

İlçe merkezine 11 km. uzaklıkta, Şahintepesi köyündedir. Müslüman tepe olarak da bilinir.
Höyükte, daha çok Tunç çağına ait kalıntılar görülmektedir. Buradaki yerleşke: güneyden başlar ve Dicle nehrine doğru genişleyerek, tarıma elverişli vadi üzerinde büyümektedir. Ayrıca, höyüğü çevreleyen yüksek tepelerde, yakın geçmişte, meşe ağaçlarının bulunması, burada yabanıl hayvan yaşamının da bulunduğunun göstergesidir.

Silvan Korkiktepe Höyüğü

KORTİKTEPE HÖYÜĞÜ

İlçe merkezine bağlı, Ağıl köyü yakınlarında, Pınarbaşı mevkiinde, Batman çayı ve Dicle nehrinin kesiştiği bölgededir. İsminin anlamı: aşınmış tepedir. Aşınmanın temel nedeni: doğa, insan, zaman tahribatı ve kazılardan önce, höyüğün sulu tarıma açılmasıdır.
Buradaki arkeolojik kazı çalışmaları, Dicle Üniversitesi ilgilileri tarafından yürütülmektedir. Burada, özellikle, taş işçiliği konusunda ileri bir teknolojinin kullanıldığı objeler görülmektedir. Yapılan çalışmalarda çıkarılan eserler, günümüzde Diyarbakır Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. Bunların başında ise, dinsel anlamlar taşıyan ölü hediyeleri gelmektedir.
Evet, Kortiktepe höyüğü de, yakın gelecekte, Ilısu baraj göleti altında kalarak yok olacaktır.

Bismil Ziyaret Tepe

ZİYARET TEPE HÖYÜĞÜ

Ziyaret Tepe Höyüğü, İlçenin güneydoğusunda, Dicle ve Batman çayının birleşme noktasının 20 km batısında Dicle nin güney kıyısındadır. Ovadan 22 metre yükseklikte, 3 hektarlık bir alanı kaplar. Kuzey taraftaki akropol, üç tarafında uzanan “aşağı şehir” ise 29 hektarlık bir alana yapılmaktadır. 

Asur döneminde eyalet başkentiydi. 12 kişilik bir kazı heyetinin yürüttüğü 4 kazı sonucunda 1989 yılında 6 m kalınlığında ve tarihte TUŞPA adıyla geçen büyük bir Asur Sarayı kalıntıları bulundu. Tuşhan, Asur İmparatorluğunun kuzey sınırını korumuş, bölge valisi ve bürokrasisine ev sahipliği yapmış, kuzeydeki Toros Dağlarının doğal kaynaklarının (kereste, taş ve madenler) işletildiği bir merkez olarak hizmet vermiştir. 

Tuşhan’a ilk yerleşimin 5000 yıl önceye dayandığı bilinmektedir. MÖ 900 yılında bölgeye yerleşen Asurlular MÖ 610 yılına kadar hüküm sürmüştür. MÖ 612’de Asur Başkenti Ninova, Babilliler ve Medler tarafından istila edildikten kısa süre sonra Tuşhan da yıkılmıştır. 

 

Buluntular:

Bilinmeyen antik dil tableti:

Ortaya çıkan olağanüstü buluntular arasında daha önce bilinmeyen, ancak 2500 yıl önce konuşulan bir dilin varlığına işaret eden çivi yazısıyla yazılmış bir kil tablet de yer almaktadır. Sarayda bulunan tablette Tuşhan’a getirilen 60 kadının, bilinen herhangi bir dile ait olmayan isimleri yazılıdır. 

 

Saray, Konutlar, Kışla:

Kazılar sonucunda valinin sarayı, seçkinlerin konutları ve erlerin kışlaları gibi yapılar ortaya çıkarılmış, imparatorluğun MÖ 9 yüzyılın başlarında genişlemesinden çöküşüne dek tüm tarihin izi sürülmüştür. Buluntular arasında incelikle resmedilmiş bir duvar sıvası ve imparatorluğun çöküş sürecine ait mektup da bulunmuştur. 

 

Arşiv ve yazılı belgeler;

Arşivler, buranın imparatorluk Asur devletine ait bir vergi toplama merkezi veya tahıl depolama istasyonu olduğunu göstermektedir. Çoğu yazılı metin, tahılların dağıtımı, kentteki kişilerle yapılan sözleşmeler ve borçlarla ilgilidir. Ziyaret Tepe nin Geç Asur döneminde antik Tuşhan olduğuna dair belgeler de bulunmuştur. 

 

Ilısu Barajı:

Kazı çalışmalarının sürdürüldüğü bu bölgenin alt kısımları, Ilısu barajının tamamlanmasının ardından sular altında kalacaktır. Bu durum, henüz kazılmamış bölümlerin kalıcı olarak yok olması tehlikesini beraberinde getirmektedir. 

 

 

Diyarbakır şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Diyarbakır Lice

Diyarbakır Lice


Diyarbakır-Silvan karayolu üzerinde, ana yoldan ayrılarak, yaklaşık 50 km. ilerleyince, Lice ilçesine varılıyor. Ulaşım pek de kolay değil. Çünkü, güvenlik önlemleri nedeniyle, kontrol noktaları var.

ULAŞIM

İlçenin Diyarbakır il merkezine uzaklığı: 84 km. dir. Lice-Bingöl arasındaki uzaklık: 63 km. Lice-Genç/Bingöl arasındaki uzaklık: 46 km.
Lice-Diyarbakır arasındaki yol, asfalt ve bakımlı olup, genellikle her mevsimde açık bulunmaktadır.

TARİHİ

Tarihi süreç içinde, yörede ilk yerleşimin: Asur ve Urartu kaynakların göre, Nirbi Prensliği tarafından gerçekleştirildiği görülmektedir. Ancak, genellikle, yörede Asur hükümranlığı görülür. Daha sonra ise, sırası ile, Med, Pers, Makedon ve Roma egemenlikleri görülür.

MS.622 yılına gelindiğinde ise, bu kez Bizanslılar, yörede görülürler. 1259-1302 yılları arasında, bölgede, Anadolu Selçukluları egemen olurlar. 1394 yılında, Timur işgali, 1401 yılında ise Karakoyunlular var. 1517 yılında ise, Osmanlılar bölgede hakimiyeti ele geçirirler.

Lice isminin ortaya çıkış söylentisi: “bir zamanlar, yörenin büyük aşiretlerinden biri olan “Zirki aşireti” kendi içinde sorunlar yaşar ve bu sorunlar sonucunda, 7 kardeşten biri, ailesini de yanına alarak, aşiretin bulunduğu yerden ayrılır ve günümüzdeki Lice yerleşim yerinin bulunduğu yere gelip yerleşirler.

Aradan aylar geçer ve diğer kardeşlerden biri, yanlarından ayrılan bu kardeşlerini merak eder ve oğlunu gönderip, onların durumuna bakmasını söyler.

Çocuk: gider ve amcası ve ailesinin bugünkü Lice bölgesinde yerleşmiş olduklarını görür.

Döndüğünde, babasına “yerlerindeler” anlamına gelen “evlicine” kelimesini kullanır ve bunun üzerine, amcanın yerleştiği günümüzdeki yere, Lice is mi verilir.

Tarihi süreç içinde, bu ilçemizin en büyük hatırası: Şeyh Sait isyanı sırasında, adı geçen kişinin, burada kalması ve isyanı buradan yönetmesidir.

Bu nedenle, yöre, isyanın bastırılması sırasında, en azla can kaybı olan yerlerin başında gelmektedir.

Lice tarihindeki diğer önemli bir olay ise: 6 Eylül 1975 tarihinde olan ve 2367 kişinin hayatını kaybettiği Lice depremidir.

Bu depremde, yörede bulunan 35 köyde büyük hasar meydana gelmiştir. Depremden sonra, ilçe merkezinin yeri değiştirilmiş ve yerleşim, Fis ovası doğusuna kaydırılmıştır.

 

GENEL

Diyarbakır il merkezinin, kuzeydoğu bölgesindedir.

İlçenin denizden yüksekliği, 1125 metredir. İlk olarak, Akdağ eteklerindeki Akı tepesinde kurulu bulunan ilçe merkezi, deprem sonrasında, aşağıda bulunan ova bölümüne yerleşmiştir.

Yörenin iklim özellikleri değerlendirildiğinde: kışların çok sert, soğuk ve yağışlı geçtiği görülür.

Bölgenin en yoğun kar yağışı, burada görülür. Yaz mevsiminde ise, özellikle, Temmuz ve Ağustos ayları sıcak ve kurak geçer.

Tüm bunların dışında, bölgenin en önemli coğrafi özelliği, ülkemizin en uzun ikinci nehri olan, Dicle nehrinin, önemli iki kaynağından birinin, burada, yani Bırkleyn mağaraları bölgesinde bulunmasıdır.

Bırkleyn suyu: Bırkleyn mağaraları bölgesinde doğar, bir süre güneybatı ve sonra batı yönünde akar ve çevredeki diğer dere sularını alarak güçlenir ve Gölcük civarında, nehrin diğer kolu ile birleşir.

Yöre halkı: genellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadırlar. İlçe merkezinde, son yıllarda açılan birkaç fabrika, yöre insanının işsizlik sorununa çözüm olmuştur.

Bunun dışında, tarım faaliyetlerinin başında: tütün, pamuk, buğday, arpa gibi hububat ekimi gelmektedir.

Bunun dışında, yörede bağcılık da önem kazanmaktadır.

Özellikle: Mart-Nisan ayları arasındaki dönemde bağların bakımı yapılır ve Ekim ayında ise bağ bozumu yapılarak ürün kaldırılır.

Üzüm: suyu elde edilerek, bu su ile yapılan: pestil, sucuk, beyaz sucuk ve kesme denilen ürünler şeklinde tüketime sunulur.

 

GEZİLECEK YERLER

Diyarbakır Lice Birkleyn Mağaraları

BİRKLEYN MAĞARALARI

Diyarbakır-Bingöl kara yolunun doğusundadır. İlçe merkezine bağlı Abalı köyü sınırları içindedir.

Birkleyn kelimesi “yükselme, kabarma” demektir. 

Dicle nehrinin, toprak üzerinden gelerek ilerleyen iki ana kaynağından bir tanesi, bu mağaranın bulunduğu yerde toprak altına iner ve mağaranın içinden geçerek, bir tünelden ilerlemeye devam eder ve bir süre sonra ise, tekrar toprak üstüne çıkar.

Bu nedenle, buradan çıkan suya “Birkleyn suyu” ismi verilir.

Halk arasında Bırkleyn olarak anılan bu mağaraların, Türkiye Mağaralar Envanterindeki ismi ise “İskender-i Birklin” dir. Söylentilere göre, Büyük İskender, Pers seferine giderken, 15 bin kişilik ordusuyla burada konaklamıştır. 

Bir başka efsaneye göre ise, İskender’i Zülkarneyn, bir sefere giderken, başının iki tarafında boynuz gibi iki ur çıkmış ve çok acı vermeye başlamış. İskender’e bir gün rüyasında Lice’de bulunan Bırkleyn mağaralarındaki suda yıkanırsa boynuzlarının kaybolacağı söylenmiş. İskender-i Zülkarneyn gelip Lice’yi fethetmiş. Bırkleyn mağaralarının suyunu içip başını da suda yıkayınca boynuzlarından biri hemen yok olmuştur.  

Lice Birkeyn Suyu

Birkleyn suyu:

Anadolu ve Kuzey Mezopotamya arasındaki antik bir yol üzerinde, Dicle nehrinin diğer kolu ile birleşene kadar, yer altında, doğal bir tünelden akarak gider.

Tünelden sonra ise, yeniden yukarı, yani toprak üstüne çıkar ve Dicle nehrinin diğer kolu ile birleşerek, büyük Dicle nehrini oluşturur.

Burada, Asurlulara ait bir kısım kalıntı bulunmuştur.

Hatta, antik dönemlerde, suyun yer üstünde kaybolup yer altına indiği bu yere “Dünyanın bittiği yer” ismi verilmiştir. Efsanelerde ve kutsal kitaplarda “ölümsüzlük suyunun aktığı yer” olarak da bilinir. 

Daha da ileri gidilerek “ölülerin yer altı dünyasına giriş yeri” olarak betimlenmiştir.

1899 yılında, burada yapılan arkeolojik araştırmalarda, biraz önce söylediğim gibi, Asurlulara ait çeşitli steller bulunmuştur.

Bunların en önemlileri: bölgedeki 3 mağara içinde, Birkley suyunun bulunduğu mağara içinde, Asur kralı Tiglatpileser tarafından hazırlanan “kabartma çivi yazılı tablet” ve yine Asur kralı Salmanassar tarafından hazırlanan, iki çivi yazılı tabletdir.

Her üç mağarada, Kuzey Mezopotamya kültürlerine özgü çeşitli seramik parçaları bulunmuştur.

Evet, bölgede 3 mağara olduğunu söylemiştim. Bunlardan bir tanesinden, Birkley suyu geçiyor.

Diğer ikinci mağara: birinci mağaranın devamı gibi uzanıyor ve 15 metre genişliğinde, 12 metre yüksekliğindedir.

Uzunluğu ise, birkaç kilometreyi bulmaktadır.

Lice Bırkleyn Kabartması

Bu mağaranın girişinde: antik döneme ait çeşitli yapı kalıntıları, Asur kralı III. Salmansar’a ait iki kabartma yazılı kitabe ve bir kabartma bulunmaktadır.

Kaya üstüne işlenen bu kabartmada: ismi geçen Asur kralı, uzun başlığı ve işlemeli giysisiyle dikkat çekiyor.

Figürlerin hepsi, doğuya bakıyorlar. Sağ ellerinde balta, sol ellerinde ise kılıç var.

Evet, üçüncü mağara: diğer iki mağaradan daha büyüktür.

Mağara içindeki sarkıt ve dikitler görülmekte olup, mağara içindeki havanın özellikle “astım” hastalığı için iyi geldiği söylenmektedir.

Lice Ashab-ı Kehf Mağarası

ASHAB-I KEHF-YEDİ UYURLAR MAĞARASI

İlçe merkezinin 15 km. uzağında, Duru köyü yakınlarındadır.

Mağara, 650 metre yükseklikte bir tepenin üzerindedir.

Burada bulunan iki mağaradan ikincisi, Ashab-ı Kehf olarak bilinen ve içinde “yedi uyurların bulunduğundan” söz edilen mağara olarak isimlendirilmektedir.

Mağaranın biraz aşağısında Ashab-ı Kehf adına yaptırılmış ve “Der-i Rakim” denilen bir de kilise kalıntısı bulunmaktadır. 

Mağara halkı anlamına gelen Ashab_ı Kehf denilen gençler, Efsüs şehrinde yaşıyorlardı. Efsus şehrinin yeri konusunda rivayetler vardır. 

 

 

DAKYANUS ANTİK KENTİ

İlçe merkezinin 18 km. batısında, Fis ovasında, 1110 metre rakımlı yüksek bir tepe üzerindedir.

Burada, Dakyanus isimli bir tiran idaresinde, bir yerleşim yeri olduğu tahmin edilmektedir.

Ancak, çevrede, resmi arkeolojik kazı çalışmaları yapılmadığından, net bilgiler edinilmemiştir.

Ancak, günümüze ulaşan kalıntılar arasında: İskender sonrası Selevkoslar ve Roma dönemine ait olabileceği düşünülen sütunlar, çevre duvarları ve bir saraya ait olabileceği değerlendirilen duvarlar, kemerler görülmektedir.

Bu sütunlar arasında, özellikle 3-4 metre yükseklikte olan sütunlar ilgi çekmektedir.

Burası hakkında bilmenizi istediğim bir söylenti var:

“Zalim bir puta tapan hükümdar olan Dakyanus: tek bir tanrıya inandığını öğrendiği 6 gence, inançlarını terk etmelerini ve yeniden putlara tapınmalarını, yoksa onları öldürteceğini söyler.

Bunun üzerine, bunu kabul etmeyen gençler, saraydan kaçarak dağlara yönelirler ve yolda rastladıkları 1 çoban ve çobanın köpeği kıtmıri de yanlarına alarak, bir mağaraya sığınırlar.

Tek tanrıya inanan 7 genç ve köpek, bu mağarada, 300 yıl boyunca uyurlar.

Uyandıklarında, içlerinden yaşı en büyük olanı, yiyecek almak üzere, şehre gönderilir.

Dakyunus dönemi parasıyla yiyecek almak isteyen ihtiyar, tüccarların durumu bildirmesiyle kralın ve kahinin karşısına çıkarılır.

Olup biteni anlatan ihtiyar, kralın askerleri eşliğinde, mağaraya gider, tek başına mağaraya girer ve arkadaşlarına, 300 yıl süresince uyuduklarını söyler.

Daha sonra, mağaraya giren ihtiyarın dışarı çıkmaması üzerine, kralın askerleri mağaraya girerler, ancak içeride kimseyi göremezler. “

Evet, her yıl 28 Mayıs tarihinde, burada bir festival düzenlenir ve çevreden gelen ziyaretçiler, bu mağarayı ziyaret ederler.

 

 

Diyarbakır şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.