Afyonkarahisar Şuhut

Afyonkarahisar Şuhut


Buranın en büyük özelliği: Synnada denilen antik kentin bulunması, ancak bu antik kent ile ilgili hiçbir araştırma yok, tanıtım yok, hatta bu kentin varlığını bilen bile yok.

Bu kent, bir zamanlar, Frigyalılara başkentlik yapmıştır.

Tabii bir de daha yakın geçmiş var, Kocatepe ve Zafer Yolu. İlçe Merkezindeki Atatürk Evi.

ULAŞIM

İl merkezine 29 km uzaklıktadır.

Afyonkarahisar Şuhut

GENEL

Batı Anadolu’yu İç Anadolu’ya bağlayan eşik arazi üzerindedir. 

Rakımı 1200 metredir, Afyonkarahisar il merkezinden daha yüksektedir. Kaynağını Kumalar dağından alan Kali çayı üzerinde, ilçe merkezinden 15 km uzaklıkta Selevir barajı kurulmuştur. 

İlçe merkezi ve çevresi Ege bölgesine dahil olmakla birlikte, burada İç Anadolu’nun karasal iklimi görülür. 

Şuhut; 1862 yılında, büyük bir deprem geçirir ve sonucunda, birçok bina ve tarihi anıt yok olur. Şuhut’un isminin kelime anlamı; tanıklar/şehitler demektir.

 

TARİHİ

Hitit döneminde, Afyonkarahisar ve Kütahya illerinde hüküm süren Mira krallığına bağlı bir prenslik olan Kuvalya’nın başkenti Şuhut olmuştur. 

Bu bölgedeki ilk yerleşim: Akamos, Truva savaşına katılmış, yenilince birliklerini buraya kadar çekmiş ve MÖ 1180 yılında, bölgede “Synnada” şehrini kurmuştur. 

Şehir takip eden dönemde, Lidya, Pers, Roma ve Bizans egemenliğine girer. 

Bizans döneminde şehrin ismi değişmiş ve “Cfut” ve sonrasında “Çıfut” olmuştur. 

1219 yılında ise yörede Türk hakimiyeti görülür.

Bu dönemde, İslam askerleri arasında bulunan Şeyh Şuhudi Ömer Efendiye izafeten şehrin ismi “Şuhut” olmuştur.

Şuhut, Kurtuluş Savaşı sırasında, kısa süre Atatürk ve Başkomutanlık karargahına ev sahipliği yapmıştır. 1946 yılında ilçe olur.

Şuhut Patates

PATATES

Şuhut ilçesinin Atlıhisar beldesinde yetişen patates, Türkiye’nin en iyi patatesi olarak ün kazanmıştır.

Şuhut’a patatesi ilk getiren kişi Hacı Veli Ağa’dır. 1895 yılında İzmir’e bağlı Ödemiş ilçesinden getirttiği patates tohumlarını kendi adıyla anılan meşhur bahçeye ekerek ilk hasadı yapmıştır. 

Patatesin rengi oldukça sarıdır ve normal patates ile karşılaştırıldığında lezzeti de farklıdır. Yemeklik olmakla birlikte parmak patates ve cips olarak kullanılmaya uygun, yumru et rengi koyu sarı, kabuk rengi ise sarı ve pürüzsüzdür. 

Kızartma için özellikle Şuhut ve Sandıklı patatesleri tercih edilmektedir. 

Şuhut Keşkeği

NE YENİR

Buraya yolunuz düşerse kesinlikle “keşkek” yemelisiniz. Şuhut keşkeği tescillidir, doğum, asker uğurlama, düğün, kutlama, bayram, hacı uğurlama, adak, hayır, buluşma gibi özel zamanlarda yapılmaktadır. Günün her saatinde tüketilebilir. 

Afyonkarahisar Şuhut Meslek Yüksek Okulu

ŞUHUT MESLEK YÜKSEK OKULU

Afyon Caddesindedir. 

Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlıdır. 1993 yılında kurulmuş ve İşletmecilik ile Dericilik programları ile eğitime başlanmıştır.

2017 yılında ise, ilçe merkezinde kendi binası tamamlanarak yeni binasına taşınmıştır. Okul bünyesinde 4 ayrı bölüm vardır.

Bunlar: Muhasebe ve Vergi uygulamaları, Gıda Teknolojisi, Laborant ve Veteriner Sağlık bölümleridir. İlçe merkezinde Kredi Yurtlar Kurumunun 350 öğrenci kapasiteli 2 ayrı bloktan oluşan yurdu vardır. Afyonkarahisar’a 24 km uzaklıktadır ve Şuhut-Afyonkarahisar arasında her 15 dakikada bir karşılıklı minibüs seferleri vardır. 

Afyonkarahisar Şuhut

GEZİLECEK YERLER

Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami
Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami
Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami

 

ULU CAMİ

İlçe merkezindeki bu cami, Cami-i Kebir ve Büyük Cami isimleriyle de tanınır.

Caminin günümüze ulaşan kitabesi yoktur. 

1415 tarihli bir vakfiye örneğine göre, yapı Sarı Demirtaş Paşa oğlu Hamza Bey tarafından yaptırılmıştır. 

Cami, önünde şadırvanı ve ahşap medrese odaları ile bir külliye halinde idi. 

Caminin yanına yapılan ve tarihi bilinmeyen Şuhudi Medresesi günümüze ulaşmamıştır. 

Şuhut Ulu Camii, 1885 yılı salnamesine göre, o dönem kasaba durumundaki ilçede bulunan iki önemli camiden biridir. 

Caminin güney cephesinde bir kitabe bulunmaktadır.

Kitabe:

Batı cephesine yakın yerde saçak altında bulunan bir niş içine yerleştirilmiş olan kitabede şunlar yazılıdır “^Maşallah Tarih-i zelzele. Sene 1279” Buna göre Şuhut Ulu Camii, 1862 yılında meydana gelen depremden sonra onarılmıştır. 

 

Mimari yapı

Şuhut Ulu Camii doğusunda yer alan geniş bir avlu tarafından çevrelenmiştir.

Avlunun orta kısmında bir şadırvan, kuzeydoğu köşesinde ise abdestlik yer alır.

Sütunlu ve ahşap tavanlı camiler tipindeki yapı, kareye yakın dikdörtgen planlıdır.

Caminin içinde dört sıra halinde 16 adet mermer sütun bulunmaktadır. Bu sütunların antik Synnada şehrinden kalan direk, başlık gibi unsurlardan faydalanıldığı düşünülmektedir.

Caminin batı duvarı doğu duvarına göre daha uzundur.

Bu durum yapıda özgün olmayan bir planı meydana getirir.

Cami üstünü örten kırma çatı kiremit kaplı olup tepe noktasında alemi bulunmaktadır.

Caminin içindeki kıbleye dikey, her sırada dörder tane olmak üzere dört sıra sütun bulunmaktadır.

Yapı beden duvarlarında moloz taş kullanılmıştır.

Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami
Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami
Afyonkarahisar Şuhut Ulu Cami

 

Minare

Caminin güneydoğu köşesinde tek şerefeli minaresi yer almaktadır.

Synnada’nın kale kapılarından kalma 6 mermer direk üzerine, tuğla ile örülmüş olan minaresi toprak damlı ve kagirdir. 

Kürsü ve pabuç kısmı tamamen mermer bloklardan oluşmaktadır.

Gövde, şerefe ve petek kısmı tuğla örgülüdür.

Gövdenin bitiş ve başlangıç kısımlarında birer taş bilezik bulunmaktadır.

Gövdeye göre ince olan petek kısmının üzerinde külah ve alem yer almaktadır.

Yapını çeşitli kısımlarında görülmekle birlikte devşirme malzemenin en yoğun kullanıldığı yer minaredir. Bunlar Bizans dönemine ait toplama taşlardır. 

Bu devşirme malzemeler Bizans dönemine ait mermer bloklardır.

 

Şadırvan

Avlu ortasında yer alan şadırvan sekizgen bir alanın ortasına inşa edilmiştir ve üstü kapalıdır.

Her bir köşede bulunan ahşap sütunlar tarafından taşınan ahşap çatının üzeri metal kaplamadır.

Ahşap sütunların oturduğu kaideler birbirinden farklı işlenmiştir.

Afyonkarahisar İli Şuhut İlçesi İplik Mahallesinde kayıtlı bulunan Ulu Cami, Konya Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunun 1993 tarihli kararı ile 1’nci Gurup Korunması gerekli kültür varlığı olarak tescillenmiştir. 

Caminin son olarak restorasyonu 2013 yılında yapılmış ve 2015 yılında ibadete açılmıştır.

2020 yılında Şuhut Ulu Cami bahçesinin restorasyonu yapılmıştır. Bu çalışmada yeni oturma alanları ve abdest alma alanları yapılmıştır. 

Afyonkarahisar Şuhut Tarihi Hamam

 

ŞUHUT TARİHİ HAMAMI

İlçe merkezinde yaklaşık 600 yıllık olduğu öne sürülen tarihi Şuhut hamamı; 2012 yılı başlarında kapanmış ve yapılan restorasyon ardından tekrar açılmıştır.

3 kısımdan oluşan Şuhut Hamamı, benzerlerine nazaran son derece kullanışlıdır.

Hamamın girişinde, soyunma odalarının da bulunduğu selamlık bölümü bulunur. Selamlık kısmında, 9 tane ahşap soyunma kabini vardır.

Şuhut Tarihi Hamamı

Yine bu bölümde, ortada mermer bir süs havuzu ve havuzun tam üstünde ise havalandırma kubbesi bulunur.

Buradan sonra, ılıklık denen bölüme geçilir.

Sonra dar bir koridordan sıcaklık denen hamamın iç kısmına geçilir.

Bu bölümde, kurna bulunan genel yıkanma salonu bulunur.

Ortada ise 4 metre karelik sedir vardır.

Son yıllarda yapılan restorasyon çalışmalarıyla orijinal yapısı korunarak yenilenen Şuhut Hamamı, yenilenen yüzüyle 1 Temmuz 2024 tarihinden itibaren ziyaretçilerini bekliyor. 

Afyonkarahisar Şuhut Atatürk Evi

BÜYÜK TAARRUZ KARARGAHI ATATÜRK EVİ

İlçe merkezinde; Yalı Mahallesi İsmail Bey Sokakta bulunan Hacıvelioğlu Konağı, Atatürk’ün Büyük Taarruz öncesinde Şuhut’ta kaldığı konaktır.

1896-1897 yıllarında Şuhutlu Hacı Veli tarafından yaptırılmış olan konak yaklaşık 560 metre karelik bir alan üzerine inşa edilmiştir. İnşaatı yapan Taşçı Yahni ustadır.  

Konak, 20’nci yüzyıl sivil mimari özelliklerini taşımaktadır. 

 

Atatürk ve Beraberindekilerin Şuhut’a ulaşım:

25 Ağustos 1922 sabahı Afyon-Şuhat doğrultusunda Akşehir’den hareket eden Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Başyaver Salih ve ikinci yaver Muzaffer ile birlikte, Sultandağı-Çay üstünden Şuhut’a gelen Gazi Mustafa Kemal, Hacı Velioğlu Evinde, İsmet ve Fevzi Paşalar ise bu evin karşısındaki evde, karargahın bir kısmı da Mollazade Hacı Hüseyin Ev’inde misafir edildiler.

Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’nın 26 Ağustos 1922 sabahı düşmana genel taarruz icra olunacaktır emrini verdiği 93 Nolu cephe emri, 25 Ağustos 1922 günü, Şuhut’taki karargahtan verilmiştir.

Gazi Mustafa Kemal, konakladığı Hacı Velioğlu Ev’inde silah arkadaşlarıyla önemli bir toplantı yapmış ve Anadolu ile dış dünya arasındaki bütün haberleşmelerin kesilmesi emrini verdikten sonra, 26 Ağustos’un ilk saatlerinde saat 00.30’da Kocatepe’de olmayı düşündüğünden, at arabası, kağnı gibi ilkel araçlarla Kocatepe’ye hareket etmiş, burada yatmamıştır. (Bazı kaynaklar, burada birkaç saat yattığını yazarlar.)

Mustafa Kemal Atatürk, “Nutuk” eserinde belirttiği gibi 24 Ağustos 1922 tarihinde Türk ordusunun karargahı Akşehir’den taarruz cephesi geresindeki Şuhut kasabasına taşınmıştır. 

Burada konaklayan Mustafa Kemal Atatürk, İsmet Paşa ve Fevzi Paşa (Çakmak) ile görüşüp taarruz ile ilgili son incelemelerini yapmıştır ve buradan taarruzun yapılacağı Kocatepe’ye geçmiştir. 

Evet, bu 2 katlı ev: 24 Aralık 1999 tarihinde Kültür Bakanlığı adına Hazine tarafından kamulaştırılmış ve 2003 yılında restore edilerek 2005 yılında ziyarete açılmıştır.

20’nci yüzyıl sivil mimari özellikleri taşır.

Ancak asıl önemli tarafı, Büyük Taarruzdan önce, Mustafa Kemal Paşa tarafından karargah olarak kullanılmasıdır.

Şuhut Büyük Taarruz Karargahı Atatürk Evi
Evet, Atatürk evi hakkında sizleri gezerken aydınlatacak notlarım

İki katlı kagir yapıdaki bina, iki sokağın köşesine konumlandırılmıştır ve arka cephede de bahçesi vardır. 

Bir tanesi güneyde (arka cephede), biri kuzeyde ve ikisi batıda olmak üzere toplam dört kapısı vardır ama batıdaki iki kapı aktif olarak kullanılmamaktadır. 

Binanın ana kapısından, sadece hane sahibi girer çıkarmış.

Batı tarafındaki iki kapının birinden hayvanlar girip çıkarmış, diğerinden ise hizmetkarlar girip çıkarmış.

Arka bahçede bulunan iki kapıdan ise, konağa gelen misafirler girip çıkarmış.

Şuhut Büyük Taarruz Karargahı Atatürk Evi

Konak genel özellikleri:

Evde bulunan yüklük kısımlarına eski yer yatakları, yorgan ve benzeri eşyalar konulduğunda, bir odadan diğerine ses geçmez.

Konakta hane halkı ve hizmetkarlar ayrı ayrı yaşarmış.

Hane halkı ile hizmetkarları ayıran bölüm, güney tarafta bulunan iki kapılı bir geçittir.

Hane halkından birisi, hizmetkarları çağıracak olduğunda, kendi kapılarını tıktıklar, hizmetkarlar da kendi kapılarından gelirlerdi.

Afyonkarahisar Şuhut Atatürk Evi
Afyonkarahisar Şuhut Atatürk Evi

 

Evin içi

Kuzey girişinden mermer zeminli bir sofaya girilir. 

Günümüzde sofanın solundaki oda semt kadınlarına kültürel amaçlı kursların verilmesi için kullanılmaktadır. 

 

Alt katta

Burada: hole açılan 4 oda vardır.

Evin içinde, alt katta, bugün yağlı boya tabloların bulunduğu bölüm, eskiden ahır olarak kullanılmış.

Buranın tavanı, kamış ve kerestedir.

Çünkü kamışlar, hayvanların kokusunu alır ve çevreye koku salgılamazmış.

Diğer odalarda, tavan alçı ve ahşap kaplamadır.

Mutfak olarak kullanılan bölümde, şömine yakıldığında ve ocakta herhangi bir şey pişirildiğinde: şömine üstünde bulunan su deposundaki suyu ısıtır ve hamamda kullanılacak sıcak su elde edilirmiş.

Zaten, konağın hamamı da, şöminenin hemen arkasındadır. Dar bir koridordan geçilerek 2 metre karelik hamama geçilir.

Alt katın bir bölümü: kültürel amaçlı kurslar için ayrılmış, 50 m. Karelik bölümde ise, bağımsızlığın panoraması, yağlı boya 11 tablo ile canlandırılmış. Bu tablolar Mimar Sinan Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr.Aydan Ayan ve öğrencileri tarafından hazırlanmıştır. 

Sergilenen 11 Tabloda: “Kuvay-ı Milliye Destanı” anlatılıyor.

Afyonkarahisar Şuhut Atatürk Evi
Üst kat

Üst kata çıkış, girişteki sofada bulanan merdivenlerden sağlanmaktadır. 

Üst kat geleneksel Şuhat yaşam tarzını yansıtacak şekilde tefriş edilmiştir. 

Sofaya açılan odalar: yatak odası, oturma odası, mutfak şeklinde düzenlenmiştir. 

Bakır zini, güvem ve kaplar, dantel örtülerle süslenmiş sedirler, kanaviçe işlemeli örtüler ve mankenler üzerindeki kıyafetler geleneksel Şuhut kültürünü yansıtmaktadır. 

Buradaki ilk oda: haremliktir. Eve gelen misafir ya da hane halkı, ayrı ayrı oturur, kadınların oturduğu bölüme haremlik denirdi.

Soldaki ilk oda: Selamlık bölümüdür. Hane sahibi, oğlu ile birlikte bu odada hem oturur, hem de gelenleri ağırlardı.

Haremliğe erkekler, selamlığa kadınlar girmezdi.

Hizmetkarlar içinde bu geçerliydi.

Haremliğe kadın hizmetkarlar, selamlığa erkek hizmetkarlar girerdi.

Şuhut Büyük Taarruz Karargahı Atatürk Evi Atatürk Çalışma Odası
Çalışma odası:

Mustafa Kemal Atatürk’ün konakta kaldığı çalışma odası özgün haliyle düzenlenmiştir. 

Bu oda özellikle tavanı ile dikkat çekmektedir. 

Ahşap tavan iç içe daralan üç bölümlü ve iç bükey eteklidir. 

Oda sade bir dekorasyona sahiptir, karşısındaki iki küçük pencere önünde bulunan bir sedir, yanında bir yüklük ve dolap, dolap önünde bir masa bulunmaktadır. 

Dolabın karşısındaki duvarda Mimar Sinan Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Başkanı Prof. Dr. Aydın AYAN tarafından yapılmış bir Atatürk Portresi yer alır. 

Mustafa Kemal Paşa, bu konaktan ayrıldıktan sonra silah arkadaşları ile birlikte Kocatepe’ye geçmiştir ve Büyük Taarruzu başlatmışlardır.

Atatürk burada bulunan cumbalı odada çalışmış ve dinlenmiştir.

Atatürk’ün kaldığı odada ilginç bir detay var. Tavan işlemesinde 2 adet tabutu hatırlatan figür bulunuyor.

Osmanlı döneminde, akşam yatmaya çekilen ev ahalisinin, ölümü düşünerek, kendi hayat muhasebesini yapması için tabut biçiminde figürler yapılmıştır.

Yine bu tabut figürlerinin ayrı ayrı olmasının sebebi, o dönemde aile eşrafının ayrı yatmasından ve herkesin ayrı ayrı hesaba çekileceğinin göstergesi olarak ayrı yapılmıştır.

 

Bahçe bölümü

Atatürk evinin arka bahçesinde yan yana 2 kapı bulunur.

Bunlardan birisinden bayanlar, diğerinden erkekler girer. Solda bulunan kapı açıksa, eve erkek geldiği, sağdaki kapı açıksa, bir bayan geldiği bilinir.

Onu karşılayacak hizmetkarında erkek erkeğe, bayan bayana karşılayıcı çıktığı bilinmektedir.

Evin bahçesinde iki tane birbirinden farklı tuvalet taşı vardır.

Bunlardan mermer olan taş hane sahiplerine aittir.

Diğer yani taştan yapılmış taş ise, hizmetkarların kullandıkları tuvaletin taşıdır.

Evin bahçesinde hamam yapısı vardır.

Bu yapı, ev yapısından farklı olarak: kiremit ve dayanaklı tuğladan yapılmıştır.

Evin yapısında ise, taş ya da balçık kullanılmıştır.

Çünkü, ocak sürekli yandığı için sıcağa dayanması için farklı bir taş ve tuğla kullanılarak yapılmıştır.

Bahçede, bodrum kapısı gibi bir kapı vardır.

Bu kapı evin aşağısına iner ve aslında burası gizli bir geçit kapısıdır.

Bu kapıdan, dışarıdaki 2 eve gizli bir geçiş yolu vardır.

Atatürk, bu evde gizli toplantıyı yapmak için, bu gizli geçidi kullanarak gelmiştir.

Günümüzde, o geçitten sadece 5-6 metre uzunlukta bölümü kalmıştır.

Evet, günümüzde burası “Şuhut Atatürk Kültür ve Sanat Evi” olarak kullanılıyor.

Mustafa Kemal Paşa’nın konakta kaldığı çalışma odası, özgün haliyle düzenlenmiştir.

Ayrıca konağın birinci katında, Kurtuluş savaşını konu alan yağlı boya tablolardan oluşan sergi vardır.

Afyonkarahisar Şuhut Bininler ve Yeraltı Şehri
Afyonkarahisar Şuhut Bininler ve Yeraltı Şehri
Afyonkarahisar Şuhut Bininler ve Yeraltı Şehri

 

BİNİNLER VE YERALTI ŞEHRİ

İlçe merkezine bağlı Senir köyünün 4 km batısında, oldukça yüksek, yayla özellikli bir alandadır.

Burada insanların konaklamak için kayalara oyarak yapmış oldukları yerlerin sayısının çokluğuna atfen “Bininler” olarak isimlendirilmektedir.

Anadolu’da nadir derli toplu kaya yerleşim alanı olarak önem kazanır.

Burada kayalıklarda bir yerleşim kurulmuştur.

İlk yerleşimin tarihi ise, MS 800’lü yıllara uzanıyor.

Yani burada Geç Roma döneminden itibaren yerleşim olduğu düşünülmektedir.

Ören yerinin sokakları belirgin ve yapılaşma temelleri görülür.

Yer yer 5-6 metre yüksekliklerdeki andezit türü kayalar: tek, iki ve üç katlı evler biçiminde, yan yana uzanır.

Ayrıca, kiliseler, küçük şapeller de bulunuyor.

Evlerin alt katı hayvanlar için, üst katlar ise insan barınması için düzenlenmiştir.

Çünkü yörede hem bir yerleşme görülür hem de bölgede daha çok hayvancılıkla geçim sağlanır.

Bazı kayalar ise mezar teknesi veya mezar odası şeklinde düzenlenmiştir.

Arazinin sarp olması nedeniyle, bölgedeki kaya evlerinin hepsine ulaşılamıyor.

Sonuç, maalesef burada gerekli ve yeterli arkeolojik araştırmalar yapılmadığı için ayrıntılı bilgi yok, bu yüzden burayı ziyaret ederseniz, sadece buranın muhteşem yapısını görüp etkilenebilirsiniz, ama ayrıntılı bilgi yok. Günümüzde, burası yayla barınağı olarak kullanılıyor.

Afyonkarahisar Şuhut Kocatepe

KOCATEPE

Kocatepe; Afyon ovasına hakim, 1874 metre yükseklikte bir hakim tepedir.

Burası ilçe merkezine 11 km, Çakırözü köyüne 6 km uzaklıktadır.

Başkomutan Tarihi Milli Parkının, Afyonkarahisar tarafında kalan kısmı “Kocatepe” bölümüdür.

Kocatepe bölümünde: Kocatepe anıtı ve kitabesi, Yüzbaşı Agah Efendi şehitliği, Zafer Müzesi, Büyük Taarruz şehitliği ve Başkomutan Mustafa Kemal Anıtı, Albay Reşat Çiğiltepe şehitliği bulunmaktadır.

Büyük Taarruzun ilk karargahı Kocatepe’de kurulmuştur.

26 Ağustos 1922 tarihinde başlayan Büyük Taarruz, Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından buradan yönetilmiştir.

Tepeye ulaşım:

Bu tepeye iki yoldan ulaşılır.

Yollardan birincisi: Şuhut ilçe merkezinden geçer derenin hemen yanından ayrılır ve “Zafer Yolu” olarak adlandırılır.

İkinci yol: Afyon şehir merkezinden, Konya yolu üzerinden ayrılan yoldur.

Bu yol üzerinde Yüzbaşı Agah Efendi şehitliği mutlaka ziyaret edilmelidir. Ayrıntılı bilgi aşağıdadır. 

Her iki yolda Kocatepe’de birleşir.

Şuhut merkezinden 11 km, Çakırözü köyünden 6 km de bulunan Gazi Paşa çeşmesi bulunmaktadır. 

Büyük önder Atatürk, 25 Ağustos 1922 günü gecesi, Kurtuluş savaşı planlarının son şeklini, Atatürk evinde vermiş ve Çakırözü köyünden geçen Zafer Yolundan orduları nakletmiştir.

Bugün Kocatepe üzerinde: boy çukuru, Atatürk Anıtı, Kitabe ve Seyir Terası vardır.

 

Yüzbaşı Agah Efendi Şehitliği

Kocatepe karargahını korumakla görevlendirilen 150 kişilik asker, Büyükkalecik Köyü Kurtkayası mevkiinde yerleşerek, 25 Ağustos sabahı Büyük Taarruz emriyle harekete geçmiş ve Yunan kuvvetleri Başkomutanı Hacı Anesti General Trikopis’in buraya yardımcı kuvvet gönderilmesi isteğini reddederek “Ben o mevzileri gezdim Türkler o tel örgüleri değil aşmak asla yanına bile yaklaşamazlar” dediği tel örgülerini bir anda aşarak Yunan tümeniyle savaşa başlamıştır. 

27 Ağustos 1922 günü, Kurtkaya Tepesinde şehit düşen Bayburtlu Ziver Bey oğlu Yüzbaşı Agah Efendi, Sinoplu Üsteğmen Feyzullah Efendi ve 100 Mehmetçik adına yapılan şehitlik, 26 Ağustos 1972 yılında inşa edilmiştir. 

 

Albay Reşat Çiğiltepe Şehitliği

1591 metre rakımlı Şehitlik, Afyonkarahisar’ın 43 km güneybatısında yer alan Çiğiltepe’de yer almaktadır. 27 Ağustos 1922 Muharebelerinde şehit düşen askerlerimizin anısına yapılmıştır. O anıyı, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa 4 Ekim 1922 günü TBMM’de yaptığı konuşmasında şöyle anlatır.” Bu taarruz gününde en sol cenahta bir tümenimiz taarruzunu tevcih ederken kuvvetlerini biraz yekdiğerinden uzakça bulundurmuştur. Bu itibarla düşman üzerindeki müessir bir tazyik yapamıyorduk. O tümen komutanı Reşat Bey, namında bir zattı. Bu zatı çok önceden tanıyorum, Muş’ta beraber muharebe yaptık. Çok kıymetli bir askerdi, şahsen bana çok muhabbeti ve kıymeti vardı. Telefonda sordum, Niçin hedefinize (Çiğiltepeye) vasıl olmadınız. dedim. Cevaben, Yarım saat sonra hedeflere vasıl olacağı dedi. Halbuki meateessüf yarım saatte bu hedefler elde edilememişti. Tekrar sorduğum zaman telefonda Reşat Bey’in son bir veda namesini okudular. Orada diyordu ki “Yarım saat zarfında size o mevkileri almak için söz verdiğim halde sözümü yapamamış olduğundan dolayı yaşayamam” Kısa süre sonra Çiğiltepe alınmış, ancak Şehit Komutan Albay Reşat Bey bu müstesna anı görememiştir. 

 

 

Afyonkarahisar Şuhut Kocatepe Anıt

Kocatepe Anıt

25 Ağustos 1922 ünü akşamı Başkomutan Mareşal Mustafa Kemal; Kalecik sivrisi dağı arka sırtlarında, Afyonkarahisar’ın 20 km güneyinde Kocatepe (Büyükkalecik) kasabasından 8 km daha yukarıda, 1874 rakımlı Kocatepe’ye, şu anda anıtın bulunduğu noktaya geldi.

Taşlarla örülmüş siperlere yerleşti.

26 Ağustos 1922 tan yeri ağarırken, hazırlıklar tamamlandı.

Görülen tepeler aydınlanırken bütün cephelerde büyük taarruz başladı.

Büyük Taarruz, Türk tarihinde bir dönüm noktası ve Türk milletinin ebediyen hür, bağımsız yaşama azminin muhteşem bir sembolüdür.

 

Anıt;

Evet, anıtın kaidesinde yazan bu cümleye son harfine kadar katılmamak mümkün mü “Eşsiz Kahraman Atatürk, Vatan sana minnettardır.”

Anıt 1953 yılında Milli Savunma Bakanlığı tarafından, kesme taştan yaptırılmıştır.

Anıttaki Atatürk heykeli, merhum heykeltıraş Tankut Öktem tarafından 1992 yılında yapılmış ve Kocatepe’ye yerleştirilmiştir. Çünkü yaklaşık 20 yıldır hava koşullarından olumsuz etkilenen anıt, bakımının yapılması amacıyla yerinden sökülerek, Karabüs’e gönderilmiştir. Onarımı 3 günde tamamlanan anıt, Afyonkarahisar’a getirilerek 10 kişilik ekip tarafından vinç yardımıyla yeniden yerine konmuştur. Bu sırada, anıtın yanında bulunan Türk bayrağı da yenilenmiştir. 

Evet anıta devam edelim.

Üzerine çiçek kabartmalı mermer yazıt konulmuştur.

1993 yılında ise Kültür Bakanlığı tarafından Atatürk Anıtı ve çevre düzenlemesi yapılarak, ziyarete açılmıştır.

Kocatepe anıtı 4 ton ağırlığında, bronzdan yapılmıştır. Kaidesiyle birlikte yüksekliği 7.5 metredir. Atatürk heykeli, 3 ton ağırlığında ve 2.4 metre yüksekliktedir. 

Anıtın mermer kaidesinde: Büyük Taarruza katılan bütün komutanların ve birliklerin isimleri, diğer yüzündeki mermer bloğa ise, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın emri ve direktifleri yazılıdır.

Anıtın her iki yanında, savaş sahnelerini canlandıran 45 metre karelik iki büyük rölyef vardır.

Alandaki haritalar, ziyaretçilere savaşla ilgili bilgi veriyor.

Toplar ise, savaştan çok sonraki dönemlere aittir.

Süs olarak konulmuştur.

Taarruz hedefleri olan tepelere hücum eden tümenlerin numarası, büyük olarak Kocatepe’den görülecek şekilde yazılmıştır.

Bu sayede alanın önemi de vurgulanıyor.

Şuhut Gazi Paşa Çeşmesi

Gazi Paşa Çeşmesi

İlçe merkezine 6 km uzaklıkta, Çakırözü köyündedir.

25 Ağustos 1922 günü gecesi, Büyük Taarruzu sevk ve idare etmek üzere, Şuhut’tan Kocatepe’ye giden Atatürk, gece saat 02.30 civarında bu çeşmede durur, bir süre dinlenir ve su içer.

Atatürk’ün bu suyu çok sevdiği söylenir.

Afyonkarahisar Şuhut Zafer Yolu

Zafer Yolu

Her yıl Belediye tarafından “Zaferyolu Kültür ve Sanat Etkinlikleri” adı altında Şuhut’tan hareketle başlatılan Büyük Taarruz anılmaktadır.

Afyonkarahisar Şuhut Zafer Yolu

Etkinlikler: İlçe merkezinde Büyük Taarruz Karargahı olarak kullanılan Atatürk Ev’inde başlayıp, Şehir Stadyumunda halk konseri ve askeri gösterilerle devam eder.

Stadyumdaki programın ardından Çarkıözü köyüne intikal edilir ve buradan Kocatepe’ye hareket edilir.

İlçeye bağlı Çakırözü köyünde, her yıl geleneksel olarak 25 Ağustos tarihini 26 Ağustos tarihine bağlayan gece, Zafer yolu yürüyüşü yapılır.

Gece saat 24.00 de başlayan yürüyüşte 16 km lik yol geçilir ve saat 05.30 sıralarında Kocatepe’ye ulaşılır.

Yürüyüşün en güzel tarafı: gece zifiri karanlıkta, meşaleler eşliğinde yürüyüp, sabaha karşı güneş doğarken Kocatepe’ye varmaktır.

Yürüyüşün sonunda Kocatepe, 1874 metrelik rakımı ile, tüm Afyonkarahisar ovasına hakimdir.

Afyonkarahisar Şuhut Synnada
Afyonkarahisar Şuhut Synnada

 

SYNNADA ANTİK KENTİ

Antik kent kalıntıları, ilçe merkezindedir.

Synnada, Hititler döneminde, Afyon ve Kütahya yörelerinde hüküm sürmüş olan Kuvala Prensliğinin başkentidir.

Phrygia bölgesinin “Büyük Phrygia” denilen merkezi kısmında önemli kentleri arasında yer almıştır.

Kentin içinde bulunduğu alan, Pisidia dağlarının sınırında bulunması nedeniyle “Phrygia Paroreia” olarak da adlandırılmıştır.

3’ncü yüzyıl sonlarında, kent ve çevresi, yapılan yeni eyalet reformu sonucunda oluşturulan “Phrygia Salutaris” bölgesine dahil edilmiştir.

İlk olarak 19’ncu yüzyılda bazı araştırmacılar, antik kaynaklara dayanarak, Synnada şehrinin, bugünkü Afyonkarahisar il merkezinde veya çok yakınında olabileceğini ileri sürerler.

Ancak yine 19’ncu yüzyılda bu bölgede araştırma yanan Choisy, eski adı “Çıfut Kasabası” olarak tanınan bugünkü Şuhut ilçesinin bulunduğu yerde, Synnada kentinin adının geçtiği bir yazıt bulmuş ve antik Synnada şehrinin yerinin Şuhut ilçesinin bulunduğu yer olduğunu belirlemiş ve ilan etmiştir.

19’ncu yüzyıldan yani şehrin yerinin tespitinden sonra, Şuhut ilçesi ve çevresinde saptanan kalıntılar, çeşitli müzelere ve koleksiyonlara yayılmış muhtelif eserlerde haricinde, günümüze kadar olan süreçte resmi ve sistematik bir arkeolojik araştırma yapılmamıştır.

Sadece, ilçe merkezinde bulunan ve “Hisar” olarak isimlendiren höyükte, Afyon Müze Müdürlüğü tarafından bir yüzey araştırması yapılmıştır.

Bu araştırmada, MÖ 3’binli yıllara ait seramik örnekleri ele geçmiştir.

Yani, Hisar höyüğündeki ilk yerleşimin Erken Tunç çağına kadar gittiği anlaşılmıştır.

Günümüzde, bu höyük üstünde “Şuhut Belediye Parkı” vardır.

İlçe merkezinde bugüne kadar bulunan çeşitli objeler, Afyon müzesi açılmadan önce İstanbul ve Ankara Müzelerine ve sonrasında Afyon Müzesine götürülmüştür.

Ayrıca, yine ilçe merkezinde bulunan eski tarihli yapıların birçoğunda, antik döneme ait mimari parçaların devşirme malzeme olarak kullanıldığı görülür.

Synnada şehrindeki yerleşimin tarihini, MÖ 3’binli yıllara kadar götüren Şuhut (Hisar) höyüğüdür.

Bu höyüğün yüksekliği 20 metre ve çapı 200 metredir.

İlçenin bulunduğu ovadaki en yüksek höyüktür.

Bu höyük üzerinde: Erken Tunç çağı ve Hititlerin Anadolu’ya hakim oldukları MÖ 2’binli yıllara kadar giden döneme ait objeler bulunmuştur.

Hitit imparatorluğu döneminde yani MÖ 1500-1200 yılları arasında, bu bölgede Mira-Kuvalya prensliğinin bulunduğu düşünülmektedir.

Ardından bölgeye Frigler gelir.

Bunun ispatı olarak: Şuhut yakınlarında bulunan, Sandıklı ilçesinin kazası Çepni köyü yakınlarında, MÖ 7-6’ncı yüzyıllara tarihlenen bir Phryce kaya yazıtı bulunmaktadır.

MÖ 545 yılında, Persler Lydia kralı Kroisos’u yenince, tüm Anadolu ile birlikte Phrygai bölgesi de Pers hakimiyetine girer.

Pers kralı I. Kyros döneminde, Synnada’nın da içinde bulunduğu Büyük Phrygia Bölgesi, Satrap Artakames tarafından yönetilmiştir.

MÖ 334 yılında Büyük İskender, Perslerin Anadolu’daki hakimiyetini bitirir.

Antik dönem yazarlarından Stephanus Byzantius: Synnada şehrinin kuruluşu hakkında verdiği bilgiye göre, şehir Theseus’un oğlu Akamas tarafından kurulmuştur.

Truva savaşından sonra Phrygia’ya gelen Akamas, burada yerel bir prensliğe yardım ederek ülkelerini geri vermiştir.

Ayrıca Hellas’tan gelen Makedonyalıları toplayarak kent halkını oluşturmuştur.

Bu yüzden, kent adı önce “Synnaia” dır, ancak zamanla “Synnada” ya dönüşmüştür.

Akamas’ın burada yerel bir prensliğe yardım ettiğini biraz önce belirtmiştim.

Bu prenslik: Synnada şehrinin MS 3’ncü yüzyılda bastığı sikkelerde görülen, başı diademli ve sakallı olarak tasvir edilmiş kişi olmalıdır.

Bu sikkelerle birlikte ilçe yakınlarında bulunmuş olan ve Roma imparatorluk dönemine ait “Thynnaros oğulları” ibareli yazıt da, kentin yerel kahramanı olarak “Thynnaros”u işaret eder.

Yine Roma imparatorluğu dönemine ait sikkelerin bazılarının ön yüzünde “Akamac” ismi ve Akamas’ı temsil eden tasvir vardır.

Böylece kentin kurucusunun Atinalı kahraman Akamas olduğu kesindir.

Şuhut Synnada

Roma dönemi

Kilikya (Çukurova) Valisi Proconsul Marcus Tullius Cicero, Efes’ten Kilikya’ya giderken Synnada şehrinden geçtiğini ve şehirde 3 gün kaldığını belirtiyor.

Bu geçişi sırasında, MÖ 51 yılında, şehirde yağ bitkisi olarak haşhaş ekildiğini gördüğünü yazar.

Cicero’nun çok sayıda yazışma metni, Kilikya Eyaletinin politik, idari ve sosyo-ekonomik durumuna ışık tutar.

Augustus’un imparator olmasıyla, Synnada kenti gelişmeye başlamış ve önem kazanmıştır.

Şehir, Roma döneminde de yerleşim yeri olarak kullanılmıştır.

Diocletian döneminde, iki büyük yolun kesiştiği noktada, şehir Asya eyaletinin metropol başkenti oldu.

Yazılı kaynaklara göre, Roma konsolosu Gnaeus Manlius Vulso, MÖ 189 yılında, Galatyalılara karşı yaptığı seferde, bu şehirden geçmiştir.

Şehir, Roma dönemi boyunca, yakındaki Dokimeion taş ocaklarından gelen ve genellikle “Synnadic mermeri” olarak adlandırılan güzel bir mermerin ticaretini yaparak, zenginleşti.

Bu mermer, açık renkli, mor lekeler ve damarlarla bezeliydi.

Bu mermerler, MS 1’nci yüzyıldan başlayarak eyaletin diğer şehirlerine ve asıl Pazar olarak Roma’ya kadar gönderilmiştir.

Dokimeion’daki (günümüzdeki İscehisar) mermer ocaklarını yöneten Romalı memurların yerleri, Synnada şehrindeydi.

Mermerler Roma şehrine deniz yolu ile ve büyük olasılıkla Efes şehri üzerinden gönderiliyordu.

Ephesos şehrinde basılan bir Homonia sikkesinde, mermer sevkiyatı ile ilişkili olarak Ephesos ve Synnada şehirleri arasında ticari bir ilişki bulunduğu görülmektedir.

Roma döneminde şehir kendi adına sikkeler bastırmıştır.

Helenistik dönemden başlayarak İmparator Gallienus dönemi sonuna kadar sikke basımı devam etmiştir.

Bu sikkelerde, özellikle haşhaş resimlerinin kullanılmış olması, haşhaş kültürünün ne kadar eski olduğunun kanıtıdır.

Synnada şehrinde basılmış bir sikke: başı örtülü kadın figürünün (Tanrıça Demeter) sağ elinde buğday başakları ve haşhaş bulunduğu, sol elinde tuttuğu asa olarak yorumlanan nesnenin ise, yere dayalı uzun meşale olduğu anlaşılmaktadır.

Buğday başakları ve haşhaş, toprak ve bereket tanrıçası Demeter’i simgeler.

Aynı tanrıça resmi amorium (Emirdağ Hisarköy) sikkesinde de vardır.

Bunlardan anlaşıldığına göre: MÖ yıllarda, Afyonkarahisar yöresinde haşhaş yani afyon bitkisi ekimi yapılıyordu.

Gallienus’un hükümdarlığından sonra kaybolan sikkelerinde, şehir sakinleri kendilerine “Dorian” ve “İyonyalı” diyorlardı.

Şuhut Synnada

Bizans dönemi

Synnada şehri, Erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemlerinde de önemini korumuştur.

Hıristiyanlık, Synnada’ya erken tarihlerde geldi.

Latin (Katolik) ve Yunan (Ortodoks) kiliseleri tarafından aziz olarak kabul edilen St Trophimus için, Schifout kasabasında, bu kişinin kemiklerinden bazılarını içeren bir lahit şeklinde rölyef bulunmuş ve Bursa şehrindeki müzeye taşınmıştır.

230-235 yıllarında, yeni bir konsey düzenlendi. Synnada piskoposu olarak Aziz Agapetus, konseye katıldı.

Şehir, MS 4’ncü yüzyıldan itibaren, yeni idari bölge Phrygia Salutaris’in baş şehri ve Piskoposluk merkezi olmuştur.

Şuhut’ta yapılan bir inşaat temel kazısı sırasında ortaya çıkan ve Bizans dönemine ait mermer parçası üzerindeki yazıtta, Aziz Trophimos adına yapılmış bir kilisenin varlığından söz edilmektedir.

Türk hakimiyeti dönemi

1277 yılında, sultan II. Kılıçaslan döneminde, bölge Türk hakimiyetine geçer.

Osmanlı yönetimi döneminde, şehir, Broussa (Bursa) vilayetinde bulunan Schifout kasabasına bağlandı.

Hisar Tepesi kalıntıları

Gelelim günümüze; Hisar tepesi eteklerindeki kalıntıların birçoğu sağlam olarak günümüze ulaşmıştır.

Bu kalıntılar arasında: insan tasviri olan heykeller, çiçek motifli bezemeler, sütunlar ve geometrik şekilli taşlar, haç sembolleri olan mezar taşları görülür.

Ancak burada bulunan kalıntılar, çevresine bir dikenli tel hattı çekilerek koruma altına alınmış sayılmaktadır, hava şartlarına ve doğal etkilere açık olan bu kalıntıların ne kadar süre korunabileceği meçhuldür ve bir yandan da kaçak kazılar devam etmektedir.

Umarım, en kısa sürede, burada resmi arkeolojik kazı çalışmaları başlar ve bir zamanların bu büyük kenti, Efes kenti ile birlikte dönemin en büyük kenti ortaya çıkarılır.

Zaten höyüğün üstünde bugün bir park alanı var. 

Burayı ziyaret ederseniz, inanın sağa sola saçılmış güzel kalıntılar görebilirsiniz.

TOPRAKKALE

Şuhut’un 6 km. batısındadır.

Senir köyü yakınlarındadır.

Burada bulunan 2000 metre yüksekliğindeki bir tepe üzerine yapılmıştır.

Ne zaman ve kimler tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.

Günümüze yalnızca duvar kalıntılarını pek azı gelebilmiştir.

 

Şuhut Dört göz köprüsü

DÖRT GÖZ KÖPRÜSÜ

İlçe merkezine bağlı Hisar mahallesinin kuzeyinde, Kali çayı üzerindedir. 

Osmanlı döneminden kalma, dört gözlü taş köprüdür. Batı yüzünde Roma dönemine ait mermer taş parçaları görülmektedir. Bunlardan biri kapı tipi mezar taşı, diğeri ise üzerinde yazı vardır ancak okunamamaktadır. 

 

Şuhut Kurtuluş Savaşı Şehitliği

ŞUHUT KURTULUŞ SAVAŞI ŞEHİTLİĞİ

İstiklal Harbi sırasında şehit düşen askerler için yapılmış bir şehitliktir. 

16 Ağustos 1922 tarihinden itibaren, yaralı ve hastalanan subay ve erler burada tedavi edilmiş, ardından cepheye gönderilmiştir. Şehitler daha sonra buraya nakledilmiş ve şimdiki Demirciler Çarşısı civarındaki mezarlıklara gömülmüştür. Daha sonra halen şehitlik olarak kullanılan arsaya nakledilmiş ve anılarına 1971 yılında küçük piramidal bir anıt yapılarak üzerine “İstiklal Harbinin Aziz Şehitleri” kitabesi yazılmıştır. 

 

 

 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Kocaeli İzmit

Kocaeli İzmit

İzmit denilince aklıma: İstanbul tarafına yapılan her yolculukta, şehrin merkezinden olmasa da, yakınından geçerken, büyük bir şehir imajı hissettiğim bir yer.

Birçok kez, şehir içine de girdim, büyük alışveriş merkezleri ve de özellikle, körfez kıyısındaki, belki de Türkiye’nin ilk “Outlet” yani “marka ürünlerin daha ucuz fiyatla satıldıkları alışveriş mekanları” olan yer, bir aralar, sürekli uğradığım ve alışveriş yaptığımız bir yerdi.

Tabii bunun yanında, İzmit  denilince, eminim ki, sizlerin de aklına geldiği üzere: meşhur pişmaniye.

Kocaeli İzmit

ULAŞIM

İzmit-İstanbul arası uzaklık: 85 km. İzmit-İstanbul-Atatürk havaalanı arasındaki uzaklık ise: 120 km. dir.

Deniz ulaşımı açısından ise, bölgenin en yoğun merkezlerinin başında gelir. Şehir kıyısında bulunan 2 büyük liman (Derince ve Yarımca) ve birçok özel iskele, deniz ulaşımının yapılmasını sağlamaktadır.

İzmit-Ankara arası uzaklık: 342 km. İzmit-Bursa arası uzaklık: 132 km. İzmit-Bolu arasındaki uzaklık: 151 km. İzmit-Düzce arasındaki uzaklık: 106 km. İzmit-İzmir arasındaki uzaklık: 450 km. dir.

Kocaeli İzmit

TARİHİ

Bölgedeki ilk yerleşimlerin, MÖ.12.yüzyılda olduğu öğrenilmiştir. O dönemde, Frigyalılar ve daha sonra Yunanistan’dan yola çıkan bir göçmen gurup: bölgede, günümüzde “Başiskele” denilen yere yani o zamanki adıyla “Astakoz” bölgesine yerleşirler.

Zamanla, Trakya kralı Lysimakhos, Astakoz bölgesini yakıp-yıkar.

Bithinyalı I Nikomedes MÖ 264 yılında, yerle bir olmuş, eski kent Astakos (Başiskele) yerine onun 6  km kuzeybatısında yeni bir kent Nikomedia’yı yani günümüzdeki İzmit kentini yerinde kurmaya karar verir. 

MÖ 74’de, Nicomedes, bölgede huzur ve düzeni sağlamak adına ölmeden önce krallığını Roma’ya bahşeder. 

Böylece, Nikomedia bir Roma eyaleti olan Bitinya’nın başkenti olur (Roma İmparatoru Diocletianıs, MS 284) ve ünlü antik limanıyla Roma donanma filosunun deniz üstü haline gelir. 

Çünkü, şehir o dönemde: Roma, Antakya ve İskenderiye’den sonra, bilinen dünyanın en büyük, dördüncü kenti olarak öne çıkar.

Bu dönemde, Diocletianus’un yönetim alanı içindeki en büyük iki dış tehdit, doğuda Sasaniler, kuzeyde ise Germen kabileleriydi. 

Bu durum, hem doğuda hem de kuzeye hızla müdahale edilebilecek bir başkent ihtiyacını ortaya çıkardı ve şehri başkent ilan etti.

Yarış oyunları meraklısı olan Diocletianus, kentte yaptırdığı hipodromdan günümüze bir izi dahi kalmadan yok olur. Büyük ihtimalle daha sonraları kentin başka yapılarının inşasında devşirme malzeme olarak kullanılmıştır. 

Darphane ve silah imalathanesi, kentin ve bölgenin ekonomisi için son derece önemli bir yer teşkil eder. Silah imalathanesi, temel ihtiyaçları karşılamak için yapılan yapılardan biridir. Burada kalkan ve ağır zırh üretildi. MS 294 yılında açılan darphane, bütün Pontus’un sikke ihtiyacını karşılar ve Heraklius Reformuna kadar (MS 629) kullanılır.

İmparator Constantinus (MS 324-337) Byzantion’da yeni bir başkent inşa etmeye karar verir. MS 330 yılında Byzantion’da kendi adını taşıyan Constantinopolis’in açılmasıyla Nikomedia de eski önemini yitirmeye başlar. Aralarında Diocletianus’da bulunduğu pek çok heykel, yeni başkentin Hipodromuna dikilmek üzere götürülür. 

MS 362 yılında depremde büyük hasarlar alan kentin durumu, MS 554 ve MS 558 yıllarındaki depremlerle daha da kötüleşir. 

Kent, İmparator İustianus döneminde yaptırılan kiliseler, su kemerleri ve hamamlarla biraz toparlanır. Bu şekilde Bizans döneminde görkemli olmasa da varlığını sürdürür. Bizans döneminde Nikomedia, eski güzelliğini kaybetse de jeopolitik önemini korumayı başarır. 

Gelelim bölgedeki Türk hakimiyetine:

Selçuklular, 11’nci yüzyılın sonlarında, burayı ele geçirirler. Ancak, haçlı seferleri sırasında, bir süre, Latinlerin işgalinde kalır. Sonra, yeniden Selçukluların eline geçer.

Takip eden dönemde ise: Orhan Gazi’nin komutanı Akça Koca tarafından, bölge ele geçirilir ve Osmanlıların egemenliği başlar. Osmanlılar şehri aldığında, şehrin ismi “Smiti” idi. Smiti: kelime anlamı olarak “toplanma” demektir.

Çünkü: batıdan, doğuya giden kervanlar, burada toplanmakta ve daha sonra topluca yola devam etmektedirler. Kent: Osmanlılar tarafından ele geçirilince, Smiti olan ismi “İzmit” olarak değiştirilir.

Bu arada, değişik bir bilgi vermek istiyorum. Aynı dönemlerde, bu şehirde (Smiti) üretilen, yuvarlak bir yiyecek türü “Simit” adını almıştır.

Biz yine, tarihi sürece gelelim. Şehir: Kurtuluş savaşı öncesinde, İngiliz-Yunan işgaline uğrar ve ancak, 1921 yılında kurtarılır.

Kocaeli İzmit

GENEL

Körfezin doğu ucunda, deniz kıyısındadır. Asya-Avrupa arasındaki geçiş noktasında bulunması nedeniyle önemli bir konumdadır. Kara, demir, deniz ve hava yolu ulaşımları ile, Türkiye’nin en önemli geçiş noktasındadır.

Özellikle: büyük metropol illere ve de özellikle İstanbul’a yakın olması nedeniyle, büyük sanayi kuruluşları, bu şehirde toplanmıştır. Kent: bir sanayi şehri olarak tanınmaktadır. Ama bunun yanında, diğer kültürel ve sanatsal yatırımlar da bulunmaktadır.

Şehir; Türkiye çapında, imalat sanayinde birinci durumdadır. Birçok firmanın fabrikaları, şehirde bulunmaktadır. Şehir ekonomisinin temeli, tarımdan ziyade, sanayiye dayalıdır.

Özellikle: 1934 yılında kurulan Seka Kağıt Fabrikası, şehirdeki ilk sanayi yatırımlarından biridir. Daha sonraki tarihlerde ise: Petrol Ofisi, Tüpraş ve Petkim gibi petrol ürünlerinin işlendiği sanayi kurulmuştur.

Arazi yapısı, dik yamaçlardan oluşmaktadır. Bu nedenle: şehirde, yüzde 5’lik bir eğim bulunmaktadır. Sonuçta, düzlükler, az yer tutmaktadır. Kent yerleşimi: dar ve kıyıya paralel uzanan bir banttadır.

Körfez kıyılarında, Karadeniz iklimi, dağlık kesimlerde ise daha sert bir iklim görülür. Yazları sıcak ve az yağışlı, kışlar yağışlı, zaman zaman karlı ve soğuk geçer. Yazın körfez ve kıyıları bunaltıcı sıcaklarla boğuşurken, Karadeniz kıyıları genellikle daha serindir.

Buranın en önemli özelliği: 1’nci derece deprem bölgesinde olmasıdır. Özellikle, yağışlarla birlikte, heyelan riskleri de, bölgenin önemli özelliklerindendir.

Kocaeli İzmit

KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ

Üniversite, 1992 yılında kurulmuştur. Ancak, 1999 yılındaki deprem, Üniversitenin maddi varlığının, büyük bölümünü bitirmiştir. 2000 yılı sonlarında, şehir merkezine, 10 km. uzaklıktaki Eski İstanbul yolu üzerindeki Üçtepeler Mevkiinde Umuttepe ismi verilerek yeni yerleşkenin temeli atılmıştır.

2004 yılında bitirilen çalışmalar sonucu, burada, eğitim ve öğretime başlanmış olup, çalışmalar sürdürülmekte, binalar bitirildikçe, eğitim buraya kaydırılmaktadır.

2010 yılı itibarıyla, Üniversite bünyesinde: 174 profesör, 147 doçent, 466 yardımcı doçent, 286 öğretim görevlisi, 42 uzman olmak üzere, toplam: 1984 akademik ve 1028 idari personel görev yapmaktadır.

Bu personelin görev yaptığı eğitim alanları: 11 Fakülte, 6 yüksek okul, 1 Devlet konservatuvarı, 19 meslek yüksek okulu, 3 enstitü, 12 araştırma merkezi ve 12 araştırma birimi. Aynı dönemde, Üniversitedeki öğrenci mevcudu ise: 60 bin civarındadır.

Kocaeli İzmit

PİŞMANİYE

İzmit’te, pişmaniyenin bilinen ilk ustası: Kandıralı Hayri Usta’dır. Daha sonra, bölgedeki tüm Ermeni şekerciler, pişmaniye yapımına yönelmişlerdir. Cumhuriyet dönemi sonrasında ise, bir mahkeme başkatibi olan İbrahim Çınar, gidip gelirken, Hacı Agop isimli Ermeni’den pişmaniye yapımını öğrenmiştir.

Emekli olunca da, tümüyle pişmaniyeciliğe yönelmiş ve pişmaniyenin İzmit’te tanıtımını sağlamıştır.

Pişmaniye: kavrulmuş una, kaynamış şeker yedirilerek yapılır. Malzeme: un, şeker ve tereyağı.

Kalaylı büyük kazanlarda, önce un-yağ ile kavrulur. 5-6 saat süren bu kavurma işlemi çok hassastır. Başka bir kazanda ise, şeker kaynatılır. Kaynaya kaynaya iyice ağdalaşan şeker, kavrulmuş un ile karıştırılarak birbirine yedirilir.

Sonra, bu karışım, büyük tepsilerde, saatlerce ovularak çevrilir. Ağdalı hamur, tel tel oluncaya kadar sürdürülür.

Ancak, küçücük bir yanlışlık yapıldığında, tüm emekler boşa gider. Zaten bu yüzden: “yapan bin pişman, yapmayan bir pişman” tekerlemesi ve pişmaniyenin isminin buradan geldiği düşünülmektedir.

İzmit Simidi

İZMİT SİMİDİ

Şehirde, gerçekten muhteşem bir simit üretiliyor. Osmanlı döneminde yaygınlaşan simit üretimi, her ne kadar günümüzde “Osmanlı altını” renginde olmasa da, günlük hayatımızda, önemli bir yer elde etmiştir.

Eski ustalara göre, simidin kaliteli olabilmesi için, piştikten sonra, 22 ayar Osmanlı altınının rengini alması şarttır.

Türkiye’nin en gevrek, tatlı, lezzetli ve susamlı simidi, İzmit’te yapılıyor. Tarihi süreç bölümünde de belirttiğim gibi, simidin ismi, şehrin isminden gelmektedir.

NE YENİR. NE İÇİLİR

İzmit’te mutlaka pişmaniye tatmalısınız. Bunun dışında değişik bir tat isterseniz, höşmerim olabilir.

NE SATIN ALINIR

İzmit’ten elbette: gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için alınabilecek en iyi hediyelik: pişmaniye.

Kocaeli İzmit

GEZİLECEK YERLER

İzmit Atatürk Heykeli

ATATÜRK HEYKELİ

Saray yokuşunda, saat kulesinin bulunduğu parkın önündedir. 

Bronzdan, 1933 yılında Atatürk’ün sağlığında, yani Cumhuriyetin 10.yılında, heykeltıraş Nejat Sirer tarafından yapılmıştır.

Kocaeli bölgesindeki ilk Atatürk heykelidir. Heykelin bulunduğu mermer (Marmara mermeri) kaidede: Atatürk tarafından, İzmit nutkunda söylenen sözler bulunmaktadır.

İzmit Atatürk Heykeli

Anıtta, Atatürk’ün yüzü, denize doğru yerleştirilmiştir. Sağ eliyle batıyı işaret etmektedir. Mareşal üniforması ve omuzlarından çizmelerine kadar inen pelerini ile heybetli bir görünüşü olan anıtın bulunduğu yükseklik, ona daha da görkemli bir ifade katmıştır. 

Çevresi çiçeklerle süslenmiştir.

İstanbul-Ankara arasında, trenle geçerken, bu anıtı gören Atatürk, İzmit halkına, yaptırdıkları bu heykel nedeniyle, memnuniyetini ifade ederek, teşekkür etmiştir.

İzmit Kent Meydanı Atatürk Heykeli

KENT MEYDANI ATATÜRK HEYKELİ:

İzmit’de eski resmi törenler, 1933 yılından bu yana, Kültür Tepesindeki biraz önce sözünü ettiğim Atatürk Anıtında yapılıyor ken, 2023 tarihinde resmi törenlerin yeri değiştirilmiştir. Törenler, eski Valilik binası yerine İzmit Kent Meydanında yapılmaktadır. İzmit kent meydanına konulan 2.80 metre boyundaki Atatürk Heykelinde, Atatürk’ün elinde baston var. Atatürk; başında kalpaklı, sivil kıyafetlidir. Heykelin yanında, İstiklal Marşı ve Atatürk’ün gençliğe hitabesi yer alıyor. 

Heykel Devlet Sanatçısı unvanına sahip Heykeltıraş Tankut Ökten’in kızı mimar Pınar Öktem Doğan atölyesinde hazırlandı. 

İzmit Sabancı Kültür Sitesi

 

SABANCI KÜLTÜR SİTESİ

Kocaeli Sanayi Fuarı yanındadır.

Sabancı Vakfı tarafından yaptırılarak, işletmesi Kültür ve Turizm Bakanlığına devredilen yapı; 3 Aralık 1988 tarihinde hizmete girmiştir. Site içinde: 606 kişilik sinema salonu bulunmakta olup, burada aynı zamanda: opera, bale, konser, tiyatro ve konferans gibi kültürel etkinlikler düzenlenmektedir. 

Bunun yanında: 100 kişilik kütüphane, kulis odaları, internet odası gibi yerler de var. Aynı zamanda: hediyelik eşya ve kitap satışı yapılan mağazalar, sergi salonu, çocuk korosu salonları ve resim atölyeleri bulunuyor.

Kültür Sitesi giriş fuayesinde 75 metre karelik alan sergi salonu olarak kullanılıyor. Ayrıca 120 metre karelik alana sahip Fikret Mualla Resim Atölyesinde Güzel Sanatlar Fakültelerine hazırlık resim kursları verilmektedir. 

İzmit Tren İstasyonu

İZMİT TREN İSTASYONU

İzmit merkezde Kozluk Mahallesi İstasyon caddesindedir. 

İstanbul Haydarpaşa-Ankara demiryolu üzerinde bulunan istasyon, Osmanlı İmparatorluğu Nafia Nezareti tarafından Osmanlı Anadolu Demiryolları için inşa edilerek, 1 Ocak 1873 tarihinde hizmete girmiştir. 91 km lik demiryolu hattı: Anadolu-Bağdat demiryolunun ilk parçası olarak tasarlanmıştır. 

Planı Alman Otto Ritter (İstanbul Haydarpaşa garının iki mimarından birisidir) tarafından çizilmiş ve İtalyan taş ustaları çalışmıştır. Proje ile ilgili teknik donanımlar (örneğin: raylar) Almanya’dan temin edilmiştir.

İzmit Tren İstasyonu

Hattın açılışı için Türkiye’ye gelen Alman imparatoru Kaiser 2 Wilhelm, Herke’de kendisi için inşa edilen ve bugün de kendi adını taşıyan ve çok kısa bir sürede çivi dahi kullanılmadan ahşap inşa edilen köşkte konuk edilmiştir. 

Yapının taş gabarisindeki mimari ve sanatsal unsurlar ile gar binası, dönemin Neo Klasik özelliklerini yansıtmaktadır. 

İzmit tren istasyonundaki yapılar, parça parça ve çeşitli dönemlerde yapılarak tamamlanmıştır.

Yapıların içinde en eski olanı: yolcu salonunun zemin katı bölümüdür.

Gar planları: Alman Otto Ritter tarafından yapılmıştır.

Atatürk ve diğer birçok devlet adamı: burada, törenler yapılarak karşılanmışlardır. 

Bağdat demir yolunun ilk bölümünü oluşturan İzmit-İstanbul hattı, Anadolu’ya açılan bir kapı görevini üstlenmiştir.

İzmit Tren İstasyonu

Kurtuluş savaşında, buradan oldukça yararlanılmıştır.

Hatta, Atatürk dahi, birkaç kez, bu istasyondan trene binmiştir. Hatta: 19 Kasım 1938 tarihinde, İstanbul’dan Yavuz Zırhlısı ile naaşı İzmit’e getirilen Atamız, bugün akşamı İzmit Tren İstasyonundan Ankara’ya yolcu edilmiştir. 

Burası: Gar ve Ambar binaları, 1999 depreminde zarar görmüş ardından Kocaeli Valiliği tarafından, 2006 yılında restore edilmiş ve bir kısmı, Müze olarak ziyarete açılmıştır.

Günümüzde: Sahil tarafındaki tren istasyonu, kullanılıyor.

Kocaeli Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi

KOCAELİ ARKEOLOJİ VE ETNOĞRAFYA MÜZESİ-İZMİT MÜZESİ

Kozluk mahallesi, İstasyon caddesi üzerinde bulunan, Eski Gar Alanındadır.  

Bu alandaki yapılar, 1873-1910 yılları arasında inşa edilmiş olup, mimarı Alman Otto Ritter’dir.

Bu eski gar ve ambar alanları, bir bütün halinde değerlendirilmiş ve restorasyon çalışmaları yapılarak, bir kültür kompleksi haline getirilmiştir. İki adet tekel deposu birleştirilerek, Arkeolojik ve Etnografik eserler için, teşhir salonları oluşturulmuştur.

Kocaeli Arkeoloji ve Etnografya Müzesi

Müzede: Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait; yaklaşık 5250 eser sergileniyor. Müzenin girişinde ziyaretçileri tüm ihtişamıyla antik dünyanın en önemli mitolojik kahramanlarından biri olan Herakles (Herkül) heykeli karşılar. 

Kocaeli Arkeoloji ve Etnografya Müzesi

Sekiz ve dokuzuncu bölümde, Türkiye’deki en büyük arkeolojik keşiflerden biri adlı vitrinde yer almaktadır. Teşhirde yer alan eserler: İzmit merkez Çukurbağ Mahallesinde Kocaeli Müze Müdürlüğü tarafından yapına arkeolojik kazılarda Roma dönemine ait mimari bir yapı ortaya çıkarılmıştır.

Kocaeli Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi

Yapılan araştırmalarda İmparator Dokletianus döneminde (MS 284-305) Nikomedia Roma İmparatorluk başkenti iken inşa edilmiş bir imparatorluk kompleksi olduğu ve MS 4’ncü yüzyılda büyük bir depremle yıkıldığı anlaşılmıştır. Yapıya ait, sütun başları, kaideler, sütun parçaları ve kırmızı boyalı yüksek kabartmalı friz parçaları gün ışığına çıkarılmış olup, bu anıt son 20 yılda Türkiye’de yapılmış en büyük keşiflerden biri olarak kabul edilmektedir. 

Evet ilaveten burada: içi dekore edilen iki eski tip vagon: lokanta ve kafeterya olarak kullanılıyor.

İzmit Etnoğrafya Müzesi-Saatçi Ali Efendi Konağı

ETNOĞRAFYA MÜZESİ (SAATÇİ ALİ EFENDİ KONAĞI)

Veli Ahmet Mahallesi Alaca Mescit Yokuşundadır. 

Yapı: 1776 yılında, denize hakim bir yamaç üzerinde, Sultan Abdülhamit zamanında yapılmıştır. İzmit eşrafından Gümüşlüoğlu ailesi tarafından yaptırılmıştır.

İzmit’te günümüze kadar gelebilen en erken tarihli konaklardandır. 

İzmit Etnoğrafya Müzesi-Saatçi Ali Efendi Konağı

Körfez manzaralı olarak inşa edilmiş bulunan konakta, vitraylı, çifte camlı, kemerli, ahşap kepenkli ve lokmalı, parmaklıklı pencereler dikkat çeker. Konak dış ve iç duvarlarındaki kalem işi bezemeleriyle dönemini en iyi yansıtan sivil mimarlık örnekleri arasında yer almaktadır. Bu güzellikte tarihi dokusunu koruyabilmiş olan konaklar artık pek kalmamış olması nedeniyle, önemli bir kültür tarihi mirasıdır. 

İzmit Etnoğrafya Müzesi-Saatçi Ali Efendi Konağı

Zaman içinde konak birçok kez el değiştirmiş ve son olarak, saat onarımı ile meşgul, Ali Efendi tarafından satın alınmıştır.

Daha sonra, 1976 yılında, yani yapımından 200 yıl sonra, Kültür Bakanlığı tarafından kamulaştırılan bina, onarılarak, 1987 yılında, Etnografya Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

 

İzmit Redif Binası-Müzesi

KOCAELİ ATATÜRK, REDİF VE ETNOGRAFYA MÜZESİ:

Kemalpaşa Mahallesi İnönü Caddesindedir. 

Redif Teşkilatının birinci merkezi İzmit’tir. Yapının, İzmit Redif Dairesinin ilk olarak İzmit Mutasarrıfı Hasan Paşa tarafından Sultan Abdülaziz (1861-1876) döneminde Kasr-ı Hümayun ile birlikte yaptırıldığı belirtilir. 

Ancak Osmanlı arşivlerinde, Aralık 1886 tarihinde İzmit’teki askeri depoda çıkan bir yangında, depo ve bitişiğindeki evin yandığı ifade edilir. 

Evet yapının kitabesi 1889-1890 tarihlidir. Mimarı bilinmemektedir. Yapı 1999 depremine kadar 15. Kolordu Komutanlığınca Askeri Mahkeme binası olarak kullanılmıştır. Depremde büyük hasar gören binanın restorasyonu, 2011 yılında yapılmıştır. 

Bina 2012 yılında Atatürk ve Redif Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. 

Gelelim binanın özelliklerine:

Avlu duvarlarıyla çevrili kagir sistemde inşa edilen yapı, doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlıdır. Tek katlı yan kanatları, Cumhuriyet döneminde iki kata çıkarılmıştır. Cephede dışa taşkın giriş aksu, üstte Osmanlı armalı dikdörtgen kitabeyle dikeyde de vurgulanmıştır. 

Müzede sergilenen eserlere gelince:

19’ncu yüzyıl Hereke halısının en seçkin örneği, geleneksel halı dokuma kültürüne ait eserler, Milli mücadele döneminin ölümsüzleşen kahramanları Kara Fatma, İpsiz Recep ve Yapla Kaptan’a ait bilgiler, Haziran 1921’de şehit düşen milli mücadele kahramanlarının resim ve isimleri, Redif askerini temsil eden silikon heykel, Redif teşkilatına ait bilgi, belge ve eşyalar, Osmanlı dönemi silahları gibidir.

İzmit Redif Binası

Tabii en güzel olana: Atatürk’ün asker üniformasıyla 1923 tarihinde İzmit’e geldiği anı temsil eden silikon heykelidir. 

İzmit Gazi Lisesi

GAZİ LİSESİ

1890 yılında, Türk mezarlığının ön kısmında yapımı tamamlanmış ve Mekteb-i İdadi olarak açılmıştır. Binayı yaptıran kişinin Sultan II Mahmut’un torunu ve Sultan Abdülmecit’in oğlu, II Abdülhamit olduğu bilinmektedir. 

Okul 1892 yılında 8 mezun vermiştir. Bunu takip eden 22 yıllık süreçte ise toplam 152 mezon vermiştir. 

31 Ekim 1945 tarihinde Lise olarak hizmete başlamıştır. 1956-1959 yılları arasında ahşap bina, betonarmeye dönüştürülmüştür. 1993 yılından itibaren Gazi Lisesi adıyla hizmet vermeye başlamıştır. 

Bina, 1999 yılı depreminde ağır hasar görmüş, daha sonra ise, 2003 yılında, orijinal haline sadık kalınarak, yeniden inşa edilmiştir.

Son bir not: 1 Mart 1958 tarihinde Üsküdar Vapur Faciası veya İzmit Deniz Faciası olarak tarihe geçen deniz kazasında, İzmit Lisesinden birçok öğrenci hayatını kaybetmiştir. Bu olayda ölenleri unutmamak için, 2007 yılında okulun bahçesine bir anıt dikilmiştir. 

İzmit Fethiye Caddesi

FETHİYE CADDESİ

İzmit şehir merkezinin en öne çıkan caddesidir. Önce neden bu caddeye Fethiye caddesi ismi verilmiştir? Milli mücadele döneminde Fethiye köylü Çerkez Mustafa Çavuş karargah komutanıymış. Bölgenin kurtarılmasında büyük emeği geçen Çerkez Mustafa Çavuş’un ismini Fethiye Caddesine vermek istemişler, ancak Çerkez Mustafa Çavuş, caddeye kendi adı yerine köyünün adının verilmesini istemiştir. Ve bu teklif kabul edilmiştir. 

Hafif dar ve bayırdır. Uzunluğu; 250 metredir. Trafiğe kapalıdır. Cadde: 250-300 civarında mağazalarla dolu olup, özellikle tatil günlerinde çok yoğun olarak kalabalıktır. Ancak şehirde alışveriş merkezlerinin açılmasıyla eski cazibesini kaybettiği söyleniyor. Caddenin alt başlangıcında bulunan banka ise en belirgin buluşma yerlerinden bir tanesiydi. 

Özellikle: öğrenciler ve gençler, burayı mekan edinmişlerdir.

İzmit Mehmet Bey Hamamı

MEHMET BEY HAMAMI (ORTA HAMAM)

Tepecik Mahallesinde çarşı içinde Fethiye Caddesi üzerindedir. 

16’ncı yüzyıldan kalmadır. İzmitli Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır. Üzeri çatı örtülü kagir bir camekan kısmı, bundan sonra üç bölmeli soğukluk kısmı vardır. Soğukluğun üzeri yan bölmelerde tonoz, ortada kubbe örtülüdür. Buradan altı köşeli ve her bir kenarında bir yıkanma hücresi vardır. Ortada altı köşeli bir göbek taşı bulunur. Doğu tarafta külhan ve su deposu vardır. Yıkanma hücrelerinden doğu taraftaki iki tanesi diğerlerinden daha büyüktür. Planına ve yapı tekniğine göre, Mimar Sinan zamanında, Pertevpaşa Külliyesinin inşası sırasında yapılmış olması muhtemeldir. Ancak net bir  bilgi yoktur. 

Evet bu hamam yapısı 1719 depreminde yıkılmış ve sonra yeniden yapılmıştır. Günümüzde hamam olarak kullanılmaya devam etmektedir. 

 

İzmit Müze Gemiler Müdürlüğü

İZMİT MÜZE GEMİLER MÜDÜRLÜĞÜ:

Türk Deniz Kuvvetlerinde görev alan ve müteakiben hizmet dışına ayrılmaları sonrası müze gemi olarak hizmet veren harp gemilerinin görev alanları ve yaşam şartlarını, gemilerde mevcut orijinal cihazlar, manken, şilt ve büst gibi objelerle yerlerinde ziyaretçilere yansıtarak Türk deniz tarihini aşılamak amacıyla 20 Ağustos 1997 tarihinde kurulmuştur.

Burada halen: TCG Gayret Muhribi, TCG Hızırreis denizaltı gemisi, TCG Pelikan hücumbotu sergilenmektedir. 

 

İzmit Gayret Gemi Müzesi

GAYRET GEMİSİ MÜZESİ

İzmit garı önünde, yat limanı yanındadır. 1997 yılında: Gölcük Donanma Komutanlığı, Kocaeli Valiliği ve İzmit Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından: Yüzer Sanatlar Galerisi ve Müze haline getirilmiştir. 

Geminin önemine değinmek gerekirse: 1946 yılında ABD’de denize indirilerek 1973 yılına kadar Amerikan Deniz Kuvvetleri Pasifik Donanmasında görev yapmış, Everson ismiyle Kore ve Vietnam savaşlarına katılmıştır. 1973 yılında Amerika Birleşik Devletlerinden alınarak, Türkiye’ye getirilmiş ve 1995 yılına kadar 22 yıl boyunca Türk Deniz Kuvvetlerinde görev yapmıştır. 

 Türk Donanmasındaki ismi “Gayret” tir. Türk Donanmasında ilk Asroc torpido atışı yapan ve TCG Akar akaryakıt gemisinden denizde seyir halindeyken ilk akaryakıt ikmali yapan gemidir. 

Gemi: 1995 yılında hizmet dışına alınmıştır.  Günümüzde gemide, denizcilikle ilgili gösterim merkezleri ve bir de kafeterya bulunuyor.

İzmit Hızır Reis Denizaltı Müzesi

HIZIR REİS DENİZALTI MÜZESİ

Bu denizaltı gemisi: 1952 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde denize indirilerek, 1983 yılına kadar Amerikan Deniz Kuvvetlerinde görev yapmıştır. Gudgeon olarak, 1958 yılında 155 günde 23.231 deniz mili mesafe kat ederek dünyanın çevresini dolaşmış ve  tam dünya turu atan ilk konvansiyonel denizaltı unvanını kazanmıştır. 

Türk Deniz Kuvvetlerinde görev yaptığı 21 yıl boyunca, 19.771 saat dalış gerçekleştirilmiştir. 

Hızırreis denizaltısının 9 Şubat 2004 tarihinde aktif görevi sona ermiş ve 29 Ekim 2004 tarihinden itibaren gemi müze olarak sergilenmeye başlamıştır. 

Boyu: 87 metre ve ağırlığı: 2 tondur.

Denizcilerin gemilerdeki yaşam tarzlarının gösterilmesi için, gemide yaşama yerleri olduğu gibi muhafaza edilmiş ve çeşitli bölümlere konulan cansız mankenler ile, gemideki yaşam gösterilmiştir. Ayrıca, ses düzeninden yapılan yayın ile, ziyaretçiler bilgilendirilmektedir.

İzmit Pelikan Gemi Müzesi

PELİKAN GEZİ MÜZESİ

Pelikan hücumbotu, Almanya’da inşa edilmiş ve 29 Aralık 1969  tarihinde Türk donanmasına katılmıştır. Deniz kuvvetlerinin 1968-1972 döneminde güçlendirme çabalarının bir sonucu olarak, yüzer vurucu unsurların modernize edilmesi programı uyarınca, Norveç Firması Konsberg tarafından 15 Kasım 1971 tarihinde imzalanan kontrat sonrasında, Penguin güdümlü mermisi, Pelikan hücum botunun Türk Deniz Kuvvetlerindeki 47 yıllık aktif hizmeti 14 Haziran 2016 tarihinde sona ermiştir. 

18 Haziran 202 tarihinde halen konuşlu bulunduğu İzmit Müze Gemiler Müdürlüğünde sergilenmeye başlamıştır. 

 

İzmit Saat Kulesi

SAAT KULESİ

Kemalpaşa Mahallesinde, Av köşkü ile Atatürk Heykeli arasındadır. Hem İlin, hem de şehrin sembolleri arasındadır. 

Sultan II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yılı anısına, 1902 yılında, Musa Kazım Bey tarafından yaptırılmıştır. Mimar Vedat (Tek) tarafından oluşturulan projenin uygulaması, Mihran Azaryan tarafından yapılmıştır. 1 Eylül 1900 tarihinde temeli atılan kulenin ertesi yıl aynı gün tamamlanması hedeflenmesine rağmen, süreç gecikmiş ve Eylül 1902 tarihinde kulenin açılışı yapılmıştır. 

Kule tek katlı kaide kısmı ile, üç katlı gövde kısmı olmak üzere, iki kare prizmadan oluşur. 

Kulenin 3’ncü katında her cephe yüzeyinde taç kemerli pencerelere yer verilmiştir. Pencerelerin alt kısımlarında, mermer madalyonlar içerisinde II Abdülhamit’in tuğrası bulunmaktadır. Ayrıca, 3’ncü katın köşelerinde, silindirik ve elips şeklindeki düz madalyonlar vardır. 

Kulenin 4’nci katında ise zarif çerçeveler içerisinde saatlere yer verilmiştir Saatlerin üst kısımlarında üçer pencere kuşağı bulunmaktadır. 

İnce-sivri külah uygulamasının denendiği bu kulede, saçak sistemi oldukça taşkın yapılmıştır. Saçak altı çeşitli uygulamalarla hareketlendirilmiştir. 

Evet, kule Hereke ve Tavşancıl’dan getirilen taşlarla yapılmıştır.

Basık kemerli çeşmelerin yalakları dikkat çekicidir. Çeşme aynalışında yay içerisinde ay-yıldız, ay-yıldızın altında da çelenk bulunur. Çeşmelerin üst kısmındaki, bordürde kitabe kuşakları bulunmaktadır. 

 Giriş kapısının yanındaki kitabede, saat  kulesinin, 1970 yılında, Seka tarafından onarıldığı yazılmıştır.

İzmit Kasr-ı Hümayün

KASR-I HÜMAYUN-AV KÖŞKÜ SARAY MÜZE

Buranın en büyük özelliği: İstanbul dışında yapılan tek saraydır.

İzmit merkezinde müştemilatı ile birlikte, geniş bir alanda yer alır. Kemal Paşa Mahallesi Saray Yokuşu adresinde Saat kulesinin yanındadır. 

İlk kez, IV Murat döneminde ahşap temeller üzerine inşa edilmiştir. Ancak yangın ve deprem nedeniyle yıkıldığı anlaşılmıştır. 

Günümüze ulaşan yapı ise, 1861-1876 yılları arasındaki dönemde yapılmıştır.

Sultan Abdülaziz tarafından av köşkü olarak kullanılmıştır.

Barok stilindeki yapı, 2 katlıdır ve cephesi mermer kaplıdır.

Mimarı Balyan kardeşlerden, Amira Karabat Balyan. 

Tavan süslemeleri, Fransız ressam Sason tarafından yapılmıştır.

Süslemelerde: Osmanlı arması, Abdülaziz tuğrası, bayrak, mızrak, balta ve kılıçtan oluşan motifler, çiçek ve meyve resimleri kullanılmıştır. 

1967 yılına kadar Vilayet ve Ziraat odaları olarak hizmet vermiş saray binası, bu yıldan sonra İzmit Müzesi olarak kullanılmış, 1992 yılında restorasyona alınmış ve 17 Ağustos 1999 depremiyle ağır hasar görmüştür. 

2004 yılında başlayan restorasyonu 2005 yılında tamamlanarak Kasr-ı Hümayun teşhir tanzimi çalışmalarının ardından, 16 Ocak 2007 tarihinde hizmete açılmıştır. 

Müzede: Atatürk odası, Mustafa Kemal Atatürk’ün Savarona Gemesine ait eşyalarından böbrek şeklinde sehpa ve telefonu, abajuru, koltukları ve deriden yapılmış dinlenme koltuğu, satranç masası ile 16 Ocak 1923 tarihinde Kurtuluş Savaşını ve Mustafa Kemal Paşa’yı başından beri kalemleriyle destekleyen, İstanbul’da yayımlanan altı büyük gazetenin başyazarı ile ilk basın toplantısını yaptığı, basın mensuplarının isimlerinin  bulunduğu temsili toplantı masası ile Atatürk’ün vefatı ile ilgili 1938 tarihli orijinal gazetelerin küpürleri yer almaktadır. 

Müzenin diğer bölümleri: Dinlenme odası (Sedefli oda), Kabul Salonu, Yatak Odası ve Hünkar Hamamıdır. 

İzmit Kasr-ı Hümayun
Dinlenme Odası-Sedefli Oda:

Sedef ve fildişi kaplama mobilyalar, 19’ncu yüzyıl sonu cam işi tekniğiyle yapılmıştır. Sedefli aynanın üst kısmında Osmanlı arması mevcuttur. Odada bulunan rahle ise, ıhlamur gövde üzerine sedef kaplamadır. Şömineli odanın tavan süslemeleri çiçek motifli ve varaklıdır. Odada gümüş yüksek sehpalar kullanılır. Odanın zemininde Hereke halısı serilidir. 

İzmit Kasr-ı Hümayun
Kabul Salonu:

Odada bulunan koltuklar eklektik stildedir. Oymalarında akantus yaprakları bulunmakta olup, varaklıdır. Üzerinde bulunan Hereke üretimi kumaş, Dolbahçe Müzesinde bulunan takımın kumaşının aynısıdır. 

Sarayın oda ve salonlarını süsleyen son derece şık avizeler, 19’ncu yüzyıl Fransız Baccarat avize özelliklerini taşımaktadır. Mobilyalar abanoz renginde olup, üzerinde V. Murat’ın arması ve eroslar bezemesi bulunmaktadır. 

İzmit Orhan Camii

ORHAN CAMİİ-GAZİ SÜLEYMAN PAŞA CAMİİ

Orhan mahallesinde, bir tepe üzerindedir. Bağçeşme meydanının hemen arkasındaki yol takip edilerek ulaşılır. Caminin bahçesinden İzmit’in önemli bir kısmı görülebilir. 

Yapının ilk olarak, 13.yüzyılda, Orhan Gazi zamanında, Süleyman Paşa tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Caminin orijinal inşa kitabesi günümüze ulaşmamıştır. 

Yanında hamam ve medrese ile birlikte Süleyman Paşa Külliyesi olarak da isimlendirilir. 

Cami: dikdörtgen planlı, taş ve tuğla duvarlı, dıştan ahşap çatılı, içten asma kubbeli bir yapıdır. Caminin esas ibadet yeri olan harim kısmı, yapının en eski yeridir. Harimin kıble yönü duvarında mihrap ve minber, kuzeydoğu duvarında vaaz kürsüsü bulunur. Harim kısmının ortasında ahşap bir kubbeye yer verilmiştir. Tavan düz ahşap çıtalıdır. Tavan ve kubbeyi, ahşap saçaklar ayırmaktadır. Minare 1945 yılında yıldırım düşmesi, 1999 yılında da deprem felaketi sonucu zarar görmüştür. Günümüzdeki minare, 2007 yılı onarımında 19’ncu yüzyıl özelliklerini yansıtarak tekrar yapılmıştır. 

İzmit Orhan Camii

Türkiye’de kılıçla hutbe verme geleneğinin yaşatıldığı birkaç camiden biridir.

İmam cuma günleri ve bayram namazlarında; hutbe okumak için minbere kılıcı sağ eline alarak merdivenleri çıkar. İmam hutbeyi okurken de kılıcı elinden bırakmaz. Hutbe okunduktan sonra imam yine kılıçla aşağı iner. 

Bu uygulama, Osmanlılarda kılıçla fethedilen şehirlerin merkez camilerinde var olan kılıçla hutbe geleneğini yaşatır. İzmit, fetih yoluyla değil, kuşatma sürerken yapılan anlaşma sonucu teslim olarak Türk hakimiyetine girdiği için geçmişte camisinde kılıçla hutbe okunmazdı. Bu uygulama, İttihat ve Terakki döneminde başlatılmıştır. 

Daha sonraki dönemde ise, Abdülmecit zamanında, onarılmıştır. Bu haliyle, cami, İzmit yöresinin en eski camisi olarak öne çıkmaktadır.

Caminin güneydoğusunda bulunan hazirede, caminin imamları ve yakınları, eskiden bulunan Medresenin müderrisleri ve bazı şeyhlerin mezarları bulunmaktadır. 

Ayrıca caminin bahçesinde bulunan 700 yıllık çınar ağacının bakım ve güçlendirilmesi Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılmıştır. 

İzmit Fevziye Camii

FEVZİYE CAMİSİ

Kemal paşa mahallesinde Hürriyet Caddesindedir. Fevziye adını, II Mahmut döneminde Osmanlı Kaptan-ı Deryalarından Ahmet Fevzi Paşa tarafından yeniden inşa edilmesinden sonra almıştır. 

16.yüzyılda Rüstem Paşanın kethüdası Mehmet Bey’in ölümünden sonra onun ruhu için Mimar Sinan’a yaptırılan caminin asıl adı Mehmet Bey Camisidir. Bu ilk camiden günümüze hiçbir iz kalmamıştır. 

İzmit Fevziye Camii

Türkçe kitabesine göre, cami ilk inşasından sonra çeşitli dönemlerde yanmış, yıkılmış ve harap olmuştur. 

1836 yılında yukarıda sözüne ettiğim gibi Kaptan-ı Derya Fevzi Paşa tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. 

1894 yılında depremde büyük hasar gören cami, II Abdülhamit’in emriyle yıktırılarak duvarları taş-tuğla olmak üzere tekrar inşa ettirilmiş ve 1898 yılında ibadete açılmıştır. 

Günümüze ulaşan cami, dikdörtgen planlı, içten asma kubbelidir. İzmitli Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır.

İzmit Fevziye Camii

Cami yapısı, 1999 depremlerinde tamamen yıkılmış ve 1999 depreminden sonra, aslına sadık kalınarak yeniden inşa edilmiştir. Bugünkü yapı, sonradan yapılandır.

İzmit Antik Su Kemerleri

ANTİK SU KEMERLERİ

Şehir merkezinde, Eski İstanbul yolu üzerindeki Üçtepeler mevkiindedir.

Su kemerlerinin: MS.2.yüzyılda, Roma imparatoru Trajan zamanında, Nicomedia valisi Plinus tarafından yaptırıldığı biliniyor. Su kemerleri, yaklaşık 2 bin yıl önce, şehrin 30 km kuzeydoğusundan buraya su getirmek için amacıyla 23 tane yapılmıştır. Günümüze bazıları ulaşmış durumdadır, bunlardan bir tanesi Kabaoğlu Antik Su kemeridir. 

İzmit Antik Su Kemerleri

Kabaoğlu Su kemeri, yapıldıktan sonra sürekli onarım görmüştür, Bizanslılar ve Osmanlılar da onarttırmıştır. Hatta Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman, İran seferine giderken İzmit’te konaklamışlar ve bu su kemerlerini onatttırmışlardır. 

İzmit Antik Su Kemerleri

Su kemerleri: uzunluğu: 50 metre ve yüksekliği: 15 metre olup, 2 katlı olarak inşa edilmiştir.

İzmit İç kale

İÇ KALE

Şehrin, Nicomedia döneminde yapılan ve günümüze ulaşan bu sur duvarları ve burçlar: şehrin doğu kesimindedir. Paç Mahallesinde , Paç Camisinin bulunduğu yerden başlayarak, kuzeye doğru devam etmiştir. Terazi bayırının en yüksek noktasına ulaştıktan sonra güneybatıya dönerek sahile ulaşmıştır. bu surların yapımında Nicomedia antik çağ mezarlarına ait mimari parçalar, yer yer mezar taşları blok taşların arasında kullanılmıştır. 

Surlar doğu-batı doğrultusunda 75-100 metre uzunluğunda, kuzey-güney doğrultusunda 50 metredir. Kuzey ve güneybatıda burçlarla desteklenmiştir.  Toplamda kalenin iç alanı 4.5 dönümdür. Sur ve burç yükseklikleri, 4 ile 15 metre arasında değişir. 

Buradaki burç “Kara burç” olarak isimlendirilmektedir.

Bu burcun, 1.Nicomedia döneminde yapıldığı sanılıyor. Ancak, Bizans döneminde onarılmıştır. Yapının alttaki kısmının hangi döneme ait olduğu tam olarak bilinmiyor. Ancak onarım kuşağı olan dış duvarın Bizans döneminde yapıldığı düşünülüyor. Yapının uzun süre işaret feneri olarak kullanıldığı bilinmektedir. 

Karaburç ve Kale duvarları, 1999 depreminde hasar görmüş, burç üzerinde yapısal çatlaklıkların oluşmasına sebep olmuştur. Dikdörtgen taşların tek sıra tuğla ile çevrelenilerek Horasan harç ile örülü burcun kuzeybatı kısmında sadece tuğla ve harç ile örülü bir katmanı bulunmaktadır. Muhtemelen Osmanlı döneminde onarım esnasında inşa edilen bu kısım, deprem sonrası burç ana gövdesinden ayrılmıştır. 

 

Kocaeli İzmit

SEKA PARK ALANI

İzmit şehir merkezinde, sahile sıfır bir alanda, Seka kağıt fabrikasının bulunduğu alana yapılmış, büyük bir rekreasyon parkıdır.

Burada: 15 metre yüksekliğinde ve 150 metre çapında, dev yapay çim tepe, kaykay pisti, yapay kum plaj, iskeleler, konser platformu, binlerce ağaç, yaya yolu, bisiklet yolu ve büyük bir otopark var. 

İzmit Seka Park Alanı

Ayrıca: kafeler, et ve balık lokantaları, çim halı saha bulunuyor. Yani, hem dinlenilebilecek ve hem de spor yapılabilecek, yemek yenebilecek güzel bir ortam oluşturulmuş.

Özellikle, sahil kenarına dikilen palmiye ağaçları, çok egzotik bir görüntü oluşturmuş. Tüm boş alanlar çimlendirilmiş. Park içinde, ayrıca: Mevlevihane ve Macar Dostluk Evi var.

İzmit Seka Kağıt Fabrikası Müzesi

SEKA KAĞIT MÜZESİ-SEKA MEHMET ALİ KAĞITÇI MÜZESİ

Kozluk Mahallesi Mehmet Ali Kağıtçı Sokaktadır. 

Eski Seka kağıt fabrikası alanı müzeye dönüştürülmüş ve 6 Kasım 2016 tarihinde ziyarete açılmıştır. 

İzmit Seka Kağıt Fabrikası Müzesi

Seka fabrikası, 1934 yılında yapılmış ve ilk yerli kağıt 18 Nisan 1936 yılında üretilmiştir. Türkiye’nin ilk kağıt mühendisi Mehmet Ali Kağıtçı, kağıt fabrikasının kuruluşunda büyük rol oynamıştır. 2005 yılında kağıt üretimi durdurulmuş ve fabrika Kocaeli Büyükşehir Belediyesine devredilmiştir. 

Türkiye’nin kağıt üretimi tarihini ve endüstriyel mimarısın gösteriyor. Cumhuriyet dönemi sanayileşme sürecinde önemli bir yere sahip olan fabrikanın kuruluş sürecinden başlayıp, İzmit’ten Türkiye’ye yayılan kağıdın hayat hikayesini görüntüler eşliğinde izleyebilirsiniz. 

İzmit Selim Sırrı Paşa Konağı

SELİM SIRRI PAŞA KONAĞI;

Selim Sırrı Paşa: Osmanlı devletinin ilk genel yol işleri gezici müfettişidir. 1888 yılında İzmit Mutasarraflığına atanmıştır. Bayındırlıktan yetiştiği için İzmit Mutasarraflığı döneminde yol yapım işlerine hız vermiştir. İzmit Garından Taraklı’ya kadar olan 18 saat devam eden şose, onun eseredir. Demiryolu boyunca sıralanan ve İzmit’in bir özelliği olan çınar ağaçlarını bu esnada diktirmiştir. 

Evet, Selim Sırrı Paşa, son yıllarını İzmit Yukarı Pazar’da yaptırmış olduğu bu köşkünde geçirmiş ve 1924 yılında vefat etmiştir.  

İzmit Selim Sırrı Paşa Konağı

19’ncu yüzyılda yapılmış Osmanlı dönemi konaklarından biridir.  Körfeze yönelik manzarası olan konağın iç duvarları, çeşitli manzara resimleri ve zengin kalem işleriyle süslenmiştir. İç mekan duvar bezemelerinin, İstanbul Dolmabahçe Sarayının restorasyonunu yapan ressamlar tarafından süsleme edildiği rivayet edilir. Süslemelerin bir bölümünde altın varak kullanılarak görsel etki ve estetik değer arttırılmıştır. 

Konak, zemin kat, 1 normal kat, 1 ara kat ve bir de cihannüma olmak üzere toplam 4 katlıdır. Ahşap karkas yapı tekniğiyle inşa edilmiştir. Yapı, haremlik ve selamlık olmak üzere iki bölümden oluşur. 

 Konağın bahçesi, yöresel taşların kullanıldığı yüksek bir bahçe duvarına sahiptir. Duvarda İzmit’in antik döneme ait devşirme malzemeleri kullanılmıştır. 

İzmit Kapanca Sokak

TARİHİ KAPANCA SOKAK-TARİHİ ÇARŞI

Ahşap evleri ve nostaljik sokak dokusuyla gezilesi bir bölgedir. Ana yoldan, Kocaeli Saat Kulesi ve Hümayun Kasrı’na çıkan yokuştan devam ederek karşılaşılan meydandan 150 metre kadar bir süre daha yokuş çıkarak ulaşılır. 

İzmit Kapanca Sokak

Kapanca Sokakta bulunan evlerin yaklaşık 18 hanesi, tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Daracık sokaklarda birbirinden güzel ahşap evleri gördüğünüzde oldukça şaşıracaksınız.

Kentsel Sit alanı içinde kalan yolun, her iki tarafından sivil mimarlık örneği yapılardan oluşan bir sokak olan Tarihi Kapanca’da bir tane çeşme, bir tane sarnıç ve bir tane de okul bulunuyor. Sokaktaki bir çok ev restore edilirken bu evlerin eski tarihi dokusu muhafaza edilmiştir. 

İzmit Kapanca Sokak

Yenilenen ve Basın Müzesinin hemen bitişiğindeki konakta açılan “İzmit Tarihi Çarşı” ise tarih koridoru ile ziyaretçilerin uğrak yeri olmuştur. İçeride: kolonyacı, tatlıcı, takı ve aksesuarcı, mobilya resteratörü, çini ürünleri, el sanatları eserleri, kahveci ve İzmit’in sembolik yapılarını anlatan hediyelik eşya dükkanları bulunur. 

İzmit Akçakoca Anıt Mezar

AKÇAKOCA ANIT MEZAR

1234-1328 yılları arasında yaşamış Kocaeli Fatihi Akçakoca Bey, Osmanlı devletinin kuruluşunda önemli rol oynamış, Kocaeli ve havalisinin Türk yurdu haline gelmesine gayret göstermiş bir Osmanlı akıncı beyidir. 

1326 yılında Kandıra ve civarı, ardından Konur Alp ve Abdurrahman Gazi ile birlikte Kartal civarındaki Aydos’u, sonrasında da Samandıra Hisarını fethetmiştir. 

İzmit-Üsküdar arasındaki bölgeye de akınlar yaparak, İzmit’in fethinden önce, 1328 yılında Kandıra yakınlarındaki bir tepede vefat etmiştir. Eski Türk adetleri gereğince vefat ettiği yere defnedilmiştir. Fetihlerde bulunduğu İzmit ve çevresine, Akçakoca Beyin yurdu-toprakları manasına, “Koca-il” denilmiştir. Kandıra bölgesindeki en yüksek tepe olan Babadağ’da yer alan anıt mezar, Türk Otağı görünümlüdür. 400 metre rakımlı tepeden ormanın yeşili ve denizin mavisine hakim, panaromik manzarasını ve gün batımını izlemek mümkündür. 

 

İzmit Thökely İmre

THÖKÖLY İMRE EVİ

Seka Kağıt Fabrikasının bulunduğu alandadır.

Anı evi, 14 Kasım 2008 tarihinde açılmıştır. Bu bina, 1701-1705 yılları arasında bu şehirde mülteci hayatı sürdüren İmre Thököly’in anasına düzenlenmiştir. 

Thököly, 8 yaşındayken, Erdel Prensi Mihaly Apafi taraıfından daha önce Maramaros sonra da Arva vilayetleri beyliğine getirilmiştir. 1668-1670 yılları arasında Eperjesi şehrindeki, Lutheran kolejde eğitim görmüştür. Wesselenyi adında bağımsızlık yanlısı gizli örgütlenme ortaya çıkarılınca ki, bu organizasyonda onun babası da yer almıştı. Erdel topraklarından kaçmıştı. Burada Macar krallığına karşı başlayan savaşa katılmış ve 8 Ocak 1680 tarihinde isyancılar tarafından, isyan güçlerinin başına getirilmiştir. 1682-1685 yılları arasında Yukarı Macaristan daki Osmanlıya bağlı bir beylik devleti olan “Orta Macar” beyliğinin başına getirilmiştir. 1685 yılında Osmanlı güçleri tarafından yakalanmış ve 1688 yılına kadar tutsak kalmıştır. Bunun ardından topraklarının ele geçirilmesi üzerine savaşlarına, Türklerin saflarında katılmıştır. 1699 yılında savaşı takip eden Karlofça anlaşması gereğince Osmanlı imparatorluğu topraklarının iç bölgelerine sürülmüştür. Aslında Karlofça Barış görüşmelerinde Avusturyalılar Tökeli İmre nin kendilerine verilmesini istemişler se de Osmanlı Devleti bunu kabul etmemiştir. 

1701 yılında Thököly ve mahiyeti İzmit şehrine (eski adıyla Nicomedia) yani çiçekler tarlasına yerleştirildiler. 

Eşi İlona Zrinyi 18 Şubat 1703 tarihinde öldü. Thököly ise 13 Eylül 1705 tarihinde öldü. Külleri 1906 yılında oğlu, II Ferenc Rakoczi, küllerini Macaristan’a getirdi. İmre Thököly’nin külleri daha sonra Kesmark şehrindeki yeni Evangelik kilisesine defnedildi.

Burada açılan Macaristan Evinde: Kral İmre’ye ait: bazı hatıra eşyaları sergilenmiş ve anma etkinlikleri düzenlenmektedir.

İzmit Tökeli İmre Anıtı

THÖKÖLY İMRE ANITI

İmre Thököly, bir Macar özgürlük savaşçısıdır. Döneminde, Habsbourg imparatorluğunun, Yukarı Macaristan ülkesini Katolikleştirme girişimlerine karşı savaşmış, ancak yenilince, 1705 yılında Osmanlı imparatorluğuna sığındığında, İzmit bölgesine yerleştirilmiştir.

Kendisi ve eşi İliona Zrinyi’nin yaşadığı yerde, yani İhsaniye-İzmit civarında, Çiçekli çayırda, Karatepe (daha sonra Macar köyü olarak ismi değiştirilmiştir) köyünde yaşamışlardır.

Bugün, Kocaeli-Kartepe ilçesi, Karatepe köyünün merkezinde, onlar anısına, 2008 yılında bir anıt yapılmıştır. Buradaki büyük kayalardan birine Kocaelili sanatçı Nevzat Atalay tarafından İmre Thököly ve İlona Zrinyi kabartmaları tasvir edilmiştir.  

Bu anıtın bulunduğu Kartepe köyünün içindeki çeşme başından başlayıp, eski dağ yoluna doğru devam eden Kartepe zirvesine ulaşılan parkur, Tökeli İmre ye ithaf edilmiştir. 

Bu anıtta, çeşitli anma törenleri yapılıyor. İmre, 1705 yılında, burada ölmüştür. Mezarı: Seka Kağıt Fabrikasının bulunduğu alandadır. Ancak, 1906 yılında, naaşı, Macaristan-Kesmark kentine götürülmüştür. Ölümünün ardından diğer Macar sakinleri de memleketlerine dönmüşler ve burada oturdukları yerlerin anıları da aradan geçen yüzyıllar içinde kaybolmuştur. Onların buradaki anılarının izleri, 2003 yılında Szekesfehervar şehrinden gelen Andras Gamauf tarafından tespit edilmiş ve Tibor, F. Töth un girişimiyle ünlü mimar İmre Makovecz tarafından “Çiçekli Çayır” da inşa edilmek üzere küçük bir kilise planlanmıştır. 

Ancak bu kilise bugüne kadar inşa edilmemiştir.  

İzmit Yeniköy Yazlık Ilıcası

YENİKÖY YAZLIK ILICASI

İzmit-Gölcük yolunda, 15.km.de, Yeniköy sınırları içindedir.

Denize 3 km. uzaklıktaki yerdedir.

Suyu kükürtlü ve kalevi oligometalik sular gurubuna giren kaplıca Bizans dönemine ait olan Ayazma’nın içinden beklenmektedir. 19’ncu yüzyılın sonlarına gelindiğinde ise Doğu Akdeniz tarafından gelen aileler buraya yerleşerek bu bölgenin yeniden şekillenmesine neden olmuşlardır. Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde sağlık konusunda merkezi bir konumda olan kaplıca, Gölcük Belediyesinin Tarihe Saygı Projesiyle restore edildi ve bugünkü görünümüne kavuştu.

Suyun sıcaklığı 22 ile 37 derece arasında değişmekte olup yapı aynı anda hem soğuk hem de sıcak su kaynağı olduğu için hazneye su sağlayan tüm kanallar restorasyonla birlikte temizlendi. 

İzmit Yeniköy Yazlık Ilıcası

Çamur havuzlarının yanında 10 bin metre karelik alana kurulan tesiste, kadın-erkek ayrı ayrı olarak termal havuzlar, buhar odaları, Türk hamamları, saunalar, tuz odası, doktor balıklar, özel çocuk havuzları, masaj ve terapi odaları, aileler için özel tasarlanmış özel aile banyoları bulunmaktadır. Burada dikkatimi çeken bir uygulama var, 12 yaş altındaki çocukların hijyen nedeniyle havuza girmelerine izin verilmiyor. 

Tesisler bünyesinde otel ve misafirhane bulunmadığından il dışından gelenler için ılıcaya yakın Başiskele, Gölcük ve İzmit gibi yerlerde konaklama imkanı bulunmaktadır. 

Evet, cilt hastalıklarına iyi gelen suyun bulunduğu, 1 metre derinliğinde bir havuz bulunuyor.

Başkaca tesis yok, bu havuza girip şifalı sudan yararlanmak mümkün.

İzmit Şehitler Korusu

ŞEHİTLER KORUSU

Bağçeşme bölgesinde, Orhan mahallesindedir.

Burada, antik çağa ait bir sur duvarı var. Koruluk bu sur duvarının bulunduğu bölgededir. Buradan: muhteşem bir körfez manzarası izlemek mümkün.

Ayrıca: çevrede piknik alanları, çocuk oyun alanları, kafe ve 500 kişi kapasiteli açık hava tiyatrosu var. Özellikle: ilkbahar ve yaz aylarında, yörede yaşayan insanlar tarafından çok tercih ediliyor.

İzmit Şehitler Korusu

Burada bulunan Bayraktar Burcunda, İzmit’te yaşadığı kabul edilen ve sembolik olarak buradaki kulelerden birinde: Santa Barbara’nın hapsedildiğine inanılıyor.

Biraz kendisinden söz edelim. Varlıklı bir Pagan olan Dioscorus, kızı Barbara’yı dış dünyanın etkilerinden korumak ve evlenmesini istemediği için bir kuleye kapattırır. Babası yolculuğa çıkmak üzere kuleyi terketmiş ve Azize Barbara, işçilerle beraber odasına üçüncü bir pencere açtırmıştır. Babasına geziden döndüğü zaman St Barbara, ruhani anlamda ışık aldığını babasına söylemiştir. Azize Barbara’nın Hıristiyanlık inancını benimsediğini ve doktor kılığındaki rahibin, kuzeye girerek kızını vaftiz ettiğini öğrenen babası onu hapse mahkum etmiştir. Hükümdar ve babası tarafından eziyete mahkum kalan Azize Barbara, kaldığı yere vuran küçük ışık sızıntısıyla yakınıp ibadetini yaparmış. Babası ceza olarak, kızı hakkında ölüm hükmü vermiş ve kendi elleriyle 17 yaşındaki kızının başını keserek, 4 Aralık 235 tarihinde öldürmüştür. Ancak eve dönerken başına yıldırım düşmesi sonucu ölür. Bu nedenle Barbara topçu askerlerinin koruyucu azizesi ve denizcilerin meleği sayılır.

İzmit Azize Barbara Kulesi

Buradaki mezarı açılıp kemikleri önce 550 yılında İmparator Justinianus’un karısı Teodora’nın isteğiyle İstanbul’da birkaç yerde tutuldu. Sonra: İstanbul’un Latin işgali sırasında, 1225’lerde İtalya’da Rieti Cathedral’ine aktarılmış ve Papa III Honorius tarafından kutsanmıştır. Hıristiyan dünyasında ilk azize olarak kabul edilir. Ayrıca halen dünyanın dört bir yanındaki 45 ülkede bulunan ve Santa Barbara adını taşıyan şehirlerin tamamı, adlarını Nikomedyalı Barbara’dan almaktadır. Hatta bir söylenti daha var. Santa Barbara’nın kemikleri uzun keşiflere çıkan denizcilere verildi, kemiğin ulaştığı şehirlere de Santa Barbara adı verildi.

Santa Barbara Kulesi, tarihi surlar altındaki mahzende her yıl 4 Aralık günü düzenlenen ayinle anılmaktadır. 

İzmit’in düşman işgalinden kurtuluş törenleri de, burada yapılıyor.

İzmit Pertev Paşa Camii

PERTEV MEHMET PAŞA CAMİİ (PERTEV PAŞA KÜLLİYESİ)

Diğer adı ile Yeni Cuma Camisi, Padişah II Selim’in ikinci veziri Pertev Mehmet Paşa adına, ölümünden sonra vasiyeti üzerine kethüdası Sinan Ağa tarafından yaptırılmış ve cami kitabesine göre 1579 yılında tamamlanmıştır. 

Pertev Paşanın türbesi ise İstanbul Eyüp’tedir. 

Cami ile birlikte sübyan mektebi ve hamam kalıntıları günümüzde sadece küçük bir kısmı harabe halde ayaktadır. Cami ve külliye, Mimar Sinan eseridir. Mimar Sinan tezkirelerinde sadece cami ve hamamın adı geçmektedir. 

İzmit Pertev Paşa Camii içi

 Cami, geniş bir ihata duvarıyla çevrili avlunun ortasındadır. Batıdaki giriş üzerinde yapının tarihini veren tek satırlık bir kitabe bulunmaktadır. Kesme taştan yapılmış yapı, kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Yüksekçe sekizgen bir kasnak üzerine oturan kubbe ile örtülüdür. Osmanlı cami mimarisinin önemli örneklerindendir.

İzmit Pertev Paşa Hamamı

Minare cephenin kuzeybatı köşesindedir ve kuzeydoğu köşesinde iki katlı olarak yapılan ve planda dengeyi sağlayan tonoz örtülü bir mekan bulunmaktadır. Bu mekan günümüzde kadınların ibadeti için ayrılmıştır. 

 

 

Bursa tanıtımı.

Hereke tanıtımı.

Düzce tanıtımı.

Bolu tanıtımı.

 

Isparta Yenişarbademli

Isparta Yenişarbademli


Isparta Yenişarbademli: İl merkezine 105 km uzaklıktadır. Şarkikaraağaç ilçesine 51 km, Beyşehir ilçesine 51 km uzaklıktadır.

Beyşehir gölünün batısında, Toros dağlarının kuzey uzantısı olan Amanos dağları yamaçlarındadır.

Denizden yükseklik 1150 metredir. İlçe arazisinin büyük bölümü ormanlıktır. Kiraz üretimi yoğundur ve üretilen kirazlar yurt dışına ihraç edilmektedir. İlçe sınırlarının tamamı, Milli Park ve Birinci Derece Doğal Sit alanıdır.

 

TARİHİ

İlçe tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış olup Roma ve Bizans dönemlerinde “Gorgorum” ismiyle bilinmektedir.

Bölge 1380 yılında Osmanlı hakimiyetine girmiştir. 1810 yılında Konya iline bağlanmış ve 1868 yılından itibaren “Yenişar” olarak isimlendirilmiştir. 1954 yılında ise “Yenişarbademli” Belediyesi kurulmuştur. 1991 yılında Şarkikaraağaç İlçesinden ayrılarak Isparta iline bağlanmıştır.

 

PINARGÖZÜ KÜLTÜR ŞENLİKLERİ

Her yıl Temmuz ayında yapılır.

Yenişarbademli Dağcılık Şenliği

DAĞCILIK ŞENLİĞİ

Her yıl Mayıs ayının 2’nci haftasında Dedegöl dağı Melikler yaylasında yapılır. Ana kamp yeri, Melikler yaylasında 1700 metre yüksekliktedir.

Yaka köyüne 7 km ve ilçe merkezine 10 km uzaklıktadır. Çam ormanı içinde bulunan kamp yerine toplu ulaşım sağlanmaktadır. Kamp alanında ortalama hava sıcaklığı gündüz 20-25 derece ve gece 5-7 derece arasındadır.

Yenişarbademli Melikler Yaylasıdan Dedegöl dağının görünümü

 

GÖKYÜZÜ GÖZLEM ŞENLİĞİ

Her yıl Temmuz ayının sonunda gözlem şenliği yapılıyor.

Etkinliğin yapıldığı Melikler Yaylasındaki “Cennet” adı verilen şenlik alanı, 1700 metre yüksekliktedir. Melikler yaylası, Yenişarbademli ilçesine 15 km ve Isparta il merkezine 95 km uzaklıktadır. 

Yenişarbademli Melikler Yaylası Gökyüzü Gözlem Şenliği

Burada dünyada 68, Asya kıtasında 3 ve Türkiye’de ilk defa “Karanlık Gökyüzü Gözlem Parkı” kurulmuştur. Park aynı zamanda uluslararası karanlık gökyüzü parkı olmaya adaydır. 

Yenişarbademli Gökyüzü Gözlem Şenliği

Burada yapılan ölçüm sonucunda, en karanlık yer olduğuna karar verilmiştir. Şenlik alanının karanlık olması, gözlem için avantajdır. Bu yüzden ışıkla kirletilmemesi sağlanıyor.

İnsan gözünün karanlığa alışması 10 dakika sürüyor ama tek bir ışık kaynağı bu alışma sürecini derhal sıfırlıyor.

Alanda mangal ve ateş yakmak yasaktır.

Ayrıca belli bir saatten sonra alana araçla girip çıkılması da yasaklanıyor.

Gözlem gecesi, 3 bin kişinin, uyumadan gökyüzünü çıplak gözle gözlemlediği söyleniyor.

2020 yılında Melikler Yaylasında Perseid meteor yağmuru döneminde, 4’ncü düzenlenen gökyüzü şöleninde, Türkiye’nin dört bir yanından gelen öğretmenlere doğa eğitimi verilmiştir. 

 

PINARGÖZÜ KÜLTÜR ŞENLİKLERİ:

Her yıl Temmuz ayında geleneksel Pınargözü Kültür Şenlikleri yapılmaktadır. Etkinlik programında: yerel halk dansları ve yöresel halk müziğinin yaşatılması için amatör veya profesyonel ses sanatçıları konserleri, sanat çalıştayı, çocuklar için jonklör etkinliği, geleneksel toplu yemek, düzenlenen etkinlikte tempoyu ve coşkuyu süregen kılmak için yaylada yapılan güncel çeşitli yarışmalar düzenlenir. 

 

 

 

Yenişarbademli Meslek Yüksek Okulu

YENİŞARBADEMLİ MESLEK YÜKSEK OKULU

Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesine bağlı Yüksekokul bünyesinde “Ormancılık ” bölümü vardır. 

Yenişarbademli Belediyesinin işlettiği 120 yatak kapasiteli kız ve erkek öğrenci pansiyonu bulunmaktadır. Ayrıca, ilçede ev ya da apart imkanı mevcuttur. Mezun olan öğrenciler dikey geçiş sınavıyla Orman Fakültelerinin Orman Mühendisliği ve Orman Endüstri Mühendisliği bölümlerine, dikey geçiş yapıp lisans eğitimlerini tamamlayabilmektedirler. 

Yenişarbademli’de; Karaçam, Ardıç, Göknar gibi asli ağaç türlerinin buluştuğu ormanlar mevcut olup buralarda öğrenciler uygulama yapabilmektedirler. 

 

 

Yenişarbademli

GEZİLECEK YERLER

Yenişarbademli Melikler Yaylası


MELİKLER YAYLASI

Dedegül dağı eteklerindedir. İlçe merkezine 15 km uzaklıktadır. Yenişarbademli-Aksu karayolu üzerinde, Vali Çeşmesi mevkiinden, güney yönünde 2 km ilerlendiğinde, yayla alanına ulaşılır.

 

Yenişarbademli Melikler Yaylası
 

Evet Melikler Yaylasının en önemli özelliklerinden birisi de, Türkiye’nin en karanlık noktası olmasıdır. Manzara güzel olduğu için yıldız gözlemi ve gece çekimleri için oldukça uygun konumdadır.

Bu konuda yukarıda daha ayrıntılı açıklamamı bulabilirsiniz. (Gökyüzü Gözlem Şenliği)

Kamp alanı çevresi çam ağaçlarıyla çevrelidir. Dedegöl dağının mükemmel manzarasına sahiptir. Düzlük bir alandadır. 

Rakım 1735 metredir. Bu nedenle yazın dahi geceleri soğuk olabiliyor. Kışın ise genellikle yoğun kar nedeniyle yolu kapanıyor. 

Yayla alanında çadırda konaklayabilirsiniz. Alanda kullanma suyu vardır. 

Pınargözü Mağarasına, Yaka Kanyonuna yürüyüş yapabilir, 2298 metre yükseklikteki Dedegöl dağına tırmanış yapabilirsiniz.

 

Yenişarbademli Dedegöl Dağı
 
Yenişarbademli Dedegöl dağı yolu

DEDEGÖL DAĞI

Orta Torosların en yüksek tepesi olup 2992 metre yüksekliktedir ve Isparta’nın en yüksek tepesidir.

Değişik bir husus var, dağın ismi Dedegöl, ama zirvesinin ismi Dedegül’dür. Çünkü: söylentilere göre, doruğa yani zirveye adını veren gülleri, erenlerden sayılan bir dede dikmiş, zamanla doruk dedegül olarak isimlendirilmiştir.

Tepesinde yılın 11 ayı kar bulunur. 2000 metre rakımdan sonra ormanlık alan biter.

Burada: dağ yürüyüşü, kamp, tırmanma için uygun yerler vardır.

Dedegöl dağının iki tane zirvesi vardır. Zirvelerden bir tanesi, Melikler yaylasına yakın alanda konumlanan ve zirve defteri ile bayrak içeren herkesin uğradığı zirvedir. 

Diğer zirve ise oraya çıktıktan sonra yatay 1.2 km yürünerek ulaşılabilen diğerinden 6 metre daha yüksek olan asıl zirvedir. Yalnız asıl zirve tarafı pek uğrak bir nokta değildir ve orada bayrak ve zirve defteri yoktur. Ancak manzara muhteşemdir, kayalıklara bakmaktadır. Hem Eğridir gölü, hem de Beyşehir gölü görünür. 

Çıkış ve inişi Barla dağından (gelincik dağı veya gelincik ana dağı olarak da bilinir) nispeten daha kolay denilebilir. 

 

Paroıs de Legende:

Tırmanma dedim de, Dedegöl kaya tırmanışı açısından rehber olan “Paroıs de Legende” isimli kitapta yer alan tüm dünyadaki 19 tırmanış bölgesinden birisidir.

Yani, bu kadar değerlidir. Sebebi ise, yekpare kaya blokları ve 500-600 metre uzunluğunda olmasıdır.

Kitapta, bölge tüm detaylarıyla anlatılıyor.

Kaya kütlesinin özellikleri, bölgeye nasıl gidileceği gibi hususlar vardır.

Dünyadaki pek çok dağcı, bu kitabı okuyarak bölgeye geliyormuş.

Evet, ben Dedegöl’ün tırmanış için nasıl önemli bir yer olduğunu ve tüm dünyada tırmanışçıların burayı biliyor, dünyada sadece 5 ülkede bulunan kaya tırmanış parkuru buradadır.

Yenişarbademli Dedegöl Dağı
 
 
Yenişarbademli Dedegöl dağı
 

Melikler Yaylası ve Dedegül dağının çevresi, endemik bitki örtüsü açısından oldukça zengindir.

Dağın güneyinde “kartos suyu” denen bir su kaynağı vardır.

Bu “kartos suyu”, Antalya ili Beşkonak kasabasında bulunan “Köprülü Kanyon Milli Parkına” adını veren köprü çayının başlangıcıdır.

Evet sonuç olarak Dedegöl dağının zirvesinde, muhteşem manzaraların izlendiği söylenmektedir. Isparta, Konya, Antalya sınırının kesiştiği yerdedir. Aynı anda üç il sınırına ayak basabilirsiniz. 2000 metreden sonra ormanlık bölge biter. Aşağıda 35 derece sıcağı ve yüksek nemi geride bırakmış, tatlı bir serinlik, aşırı oksijenin pırıl pırıl yaptığı bir beyin, yorgunluktan arınmış bir beden ile tırmanış yaparsınız. 

Zirve serindir, gölgede yazlık kıyafetle üşürsünüz. Kıştan kalma karlar azalsa da hiç eksik olmaz. 

 

Yenişarbademli Yaka Kanyonu
 

Yaka Kanyonu

Kanyonun girişi, Melikler Yaylasının hemen alt kısmındadır.

Kanyonun bitim yeri ise Isparta’nın Aksu ilçesine bağlı Yaka köyüdür.

Kanyonun Anamas Dağından gelen kar sularının milyonlarca yıllık aşındırma süreciyle şekillendiği söylenir. Zaten kanyonun en büyük özelliği, Anamas dağından gelen kar sularının kanyonun içinden akmasıdır. Kar sularının mevsimsel değişimleri, kayaçların kimyasal ve fiziksel ayrışmasını hızlandırarak kanyonun derinleşmesine katkıda bulunmaktadır. 

Dağın kuzey batısında, köyle aynı adı taşıyan kanyon 4 km uzunluğundadır.

Yani kanyon yürüyüşü 4 + 4 km toplam 8 km sürüyor.

Genişliği ise yer yer 1.5-2 metre kadardır. Sarp ve yalçın kayalıkların duvar yüksekliği 30-100 metre arasında değişmektedir.

Yenişarbademli Yaka Kanyonu
 

Kanyonun içinde pek çok doğal havuzlar ve şelaleler vardır.

Geçişi zor bir kanyon değildir, sadece kış aylarında geçilmemesi önerilir, çünkü suyun ısısı oldukça düşüktür, kanyon geçişi sırasında vücut bazen tamamen ıslanmaktadır.

Yenişarbademli Yaka Kanyonu

Hatta yine bu su içinde yürürken alabalıkları görebilirsiniz.

Yaban hayatı açısından çeşitli kuş türleri, küçük hayvan türleri ve renkli kelebeklerin varlığı, kanyonun mikroklima özelliklerinin jeolojik yapıyla olan ilişkisini göstermektedir. Nemli ve korunaklı kanyon ortamı, farklı ekolojik nişlerin oluşmasına imkan tanımaktadır. 

Öte yandan, kanyonun genişliği çok dar olduğundan yağışlı havalarda, su seviyesi aniden yükselebilmektedir.

Bu yüzden, kanyon geçişi düşünenlerin yazın geçmesi önerilir. Ayrıca kanyon ziyaretçilerinin kaymaz ayakkabı ve kask kullanımı zorunludur. Nemli kayalık yüzeyler ve ani kaya düşmesi riski nedeniyle dikkatli olunmalı, güvenlik ekipmanları eksiksiz taşınmalıdır. 

Çünkü yazın kanyon içindeki akıntı kurur.

Sadece bazı yerlerde, bazı çukurlarda su birikintileri kalır.

Sonuç olarak kanyon geçişi için en uygun mevsim Haziran ayıdır.

Son bir not: Yaka kanyonu zorlu coğrafyası nedeniyle askeri birlikler tarafından komando eğitimleri için de kullanılmaktadır. 

Yenişarbademli Karagöl
 

 

Karagöl

Dedegöl dağının doğusunda Kurucuova denen yerdedir.

Şaman döneminden kalma inanışlarla efsaneleri bol olan bir göldür. 

2335 metre yüksekliktedir.

2500 metre kare büyüklüğe sahiptir.

Buzul gölüdür, minik ama derin bir göldür.

Güzel bir doğaya sahiptir ve çevresinde ve Dedegül dağının eteklerinde bulunan Dedegül çiçeği ile dikkat çeker.

Son bir not: Dedegöl dağına Melikler yaylasından çıkacaksanız, göle ulaşmanız mümkün değildir. Çünkü 3000 ramıma ulaşıp, yani zirve yapıp 2400 rakıma inmeniz, sonra tekrar zirveye, zirveden aşağıya inmeniz gerekir, bu da tam 18 saatinizi alır. 

 

Kuyu kuyu Mağarası

Dedegöl dağında 1996 yılında, Kuyukuyu mağarası keşfedilmiştir.

Mağara 832 metre derinliği ve 1231 metre uzunluğu ile dünyada en derin mağaralar arasında 118 ve ülkemizde ise 2’nci sıradadır.

Yenişarbademli Kubadabad Sarayı
 

 

KUBADABAD SARAYI

İlçe merkezine 2.5 km uzaklıkta, Beyşehir gölünün kuzeybatı kısmındadır.

Torosların bir kolu olan Anamos dağlarının eteklerindeki küçük alüvyon ovasında, göle doğru çıkıntı yapan kayalık tepe ile toprak tol denen bronz çağı höyüğü ile çevresine yayılan bir külliyedir.

Sarayı ilk bulan Konya Müzesi Müdürü M. Zeki Oral’dır.

Kendisi İbn-i Bibi’nin Selçuknamesini tarayarak, pek çok eser yanı sıra Kubad Abad ve Keykubadiye’yi bulmuştur.

İlk sondaj çalışmaları, kendisi tarafından 1949-1950 yıllarında yapılmıştır.

İlk bilimsel kazılar ise, Prof Otto Dorn tarafından, Müzeler Genel Müdürü Mehmet Önder’le anlaşarak 1965 yılında yapılır.

Sultan Alaaddin Keykubat tarafından, Beyşehir gölünün güzelliklerinden etkilenilerek 1236 yılında yaptırılan bir saraydır.

Sarayın mimar ve nakkaşı Emir-i Şikar Saadettin Köpek’tir.

Binanın planını İbn-i Bibi: Alaaddin Keykubat’ın binanın planını çizerek üzerinde açıklamalar yapıp resmettiğini yazar.

Saray kompleksinin çevresi bir surla çevrilmiştir.

Sultan buraya saray yaptırırken, çevresine de şehir kurulmasını emreder.

Saray tamamlandığı yıl, Alaaddin Keykubat ölür ve bu sarayda oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev oturur.

Saray kompleksinde, büyük ve küçük saraylar yanında, 16’ya yakın yapı kalıntısı ile av hayvanları için birbirinden çitlerle ayrılmış bir park bulunur. Büyük sarayın altında, göl kıyısında küçük tersane görülür.

Yenişarbademli Kubad-ı Abad Sarayı

Büyük Saray

50 x 35 metre boyutlarındadır. Planı simetrik bir düzen gösterir.

Beyşehir gölüne doğru uzanan geniş bir terası vardır.

Güney ve doğusu odalarla çevrilmiş, oldukça düzgün taş döşeli büyük bir avlusu vardır.

Buradan, büyük salon ve tuğla döşeli yüksek taht eyvanı ile harem ve misafirlere özgü odaların bulunduğu asıl saray bölümüne geçilir.

Burada yapılan kazılarda, sarayın son derece zengin çini süslemelerle kaplı olduğunu gösteren buluntularla karşılaşılmıştır.

Çinilerde: ayakta ve oturur vaziyette insan figürleri, çeşitli kuşlar, çift başlı kartal, hayvan ve sembolik figürler görülür.

Kazılarda ele geçen çiniler Konya Çini Eserleri Müzesinde sergileniyor.

13’ncü yüzyıl tarihçilerinden İbn Bibi: Saray hakkında “duvarlarının güzelliği kıskançlıktan gökkuşağı rengini solduran, firuze ve lacivert renklerdeki döşemeleri … Büyük sarayın duvarlarını süsleyen göz kamaştırıcı firuze (turkuvaz), lacivert çiniler onun tanımına çok uygundur” demiştir.

Yenişarbademli Kız kalesi Adası
 

 

KIZ KALESİ ADASI

Sarayın 3 km kuzeydoğusunda Beyşehir gölündedir.

Ada: Sarayın haremliği ve tersanesidir. Sultanlar kendilerini tehlikede hissettiği anlarda bu adalarda (Kız Kalesi, Mada ve Kilise Adası) konaklamayı tercih ettikleri bilinmektedir. Günümüzde Kilise ve Mada adalarında harap durumdaki kalıntılar arasında görülen çini buluntuları, adaların Selçuklular tarafından kullanıldığını açıkça göstermektedir. 

Bu kaleden geriye, harçlı duvar yıkıntıları, sur ve saray kalıntıları kalmıştır. Adada bir zamanlar 230’dan fazla kuş türü varmış ve bu yüzden adaya kuş cenneti deniliyor. 

Burası, Türkiye’de Manyas’tan sonra en önemli kuş cenneti alanlarından birisidir.

Adada 10’un üzerinde kuş türü bulunur.

Yenişarbademli Pınargözü Mağarası
Yenişarbademli beyçam Anıt Ağacı

PINARGÖZÜ MAĞARASI

İlçe merkezine 8 km uzaklıkta Çaydere ormanları içindedir.

Mağara yolu üzerinde, 700 yaşından büyük, 30 metrelik Beyçam Anıt Ağacını mutlaka görmelisiniz. 

1550 metre rakımdaki mağaranın uzunluğu 15 km dir ve Türkiye’nin en uzun mağarasıdır.

Mağaranın içinde çok güçlü su akmaktadır, ayrıca birçok sifon ve büyük çağlayan, şelaleler, gölcükler, damlataş havuzları vardır.

Yenişarbademli Pınargöz Mağarası
 

Buradan çıkan suyun ısısı Temmuz ayında bile 5 derece civarındadır, yani oldukça soğuktur, bu su Beyşehir gölünü besler.

Bu mağaranın 1995 yılına kadar yapılan uzun süreli araştırmalarla 16 km lik bölümü ölçülmüş, ancak sonuna kadar henüz ulaşılamamıştır. Belirlenen son nokta, + 660 metre yukarıdadır. Mağara uzunluğu itibarıyla Türkiye’nin en büyük mağarasıdır. Turizm açısından Avrupa’nın da en büyük mağarası olarak kabul edilmektedir. 

Mağara çevresinde 213 tür bitki varlığı tespit edilmiştir. 

Doğa yürüyüşü, mağara keşfi gibi aktiviteleri sevenler için oldukça cazip bir yerdir. 

 

 

Şarkikaraağaç tanıtımı.

Beyşehir tanıtımı.

Isparta tanıtımı.