Yazıhan, il merkezi olan Malatya’ya 40 km uzaklıktadır. Yazıhan, Hekimhan arasındaki uzaklık: 53 km.
TARİHİ
İlçenin tarihi geçmişteki en önemli özelliği, İpek yolu üzerinde bulunmasıdır. Bölgede yerleşim, mezra olarak başlamış ve 1936 yılında demiryolu ve 1937 yılında ise karayolunun geçmesiyle önem kazanmaya başlamıştır. 1947 yılında nahiye statüsü kazanmıştır.
İlçenin yerleştiği alanda demiryolu kurulmasıyla birlikte kuzey batıda yaklaşık 3 km uzaklıktaki Fethiye köyünde yaşayanların buraya yerleşmesi için bucak merkezi Fethiye’den alınıp 1940 yılında Yazıhan’a taşınmış ve imar faaliyetleri başlamıştır.
Buraya gelen aşiretler arazinin düz olması ve “Sultan Murat Han” adına izafeten konakladıkları bu ovaya “Yazıhan” ismini vermişlerdir. 1990 yılında Yazıhan Belediye teşkilatı kurulmuş ve ilçe statüsü kazanmıştır.
Malatya Yazıhan
GENEL
İlçe yerleşim alanı, güneyden kuzeye doğru bir eğim gösterir. Kuzey tarafında dağlık ve vadilik alanlar bulunur. İlçenin yarısı sulu ve düz arazi üzerindedir. İlçe halkının başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Ayrıca halı dokumacılığı yapılır. İlçenin rakımı 900 metredir. Doğusunda Fırat nehrinin bir kolu olan “Kuruçay” bulunur.
Malatya Yazıhan
GEZİLECEK YERLER
Yazıhan Hasan Patrik Camii
HASAN PATRİK-HASAN BADIRIK (UZUN HASAN) CAMİSİ-FETHİYE MAHALLESİ CAMİİ
İlçe merkezine bağlı Malatya-Sivas yolunun 41’nci km de bulunan Fethiye Mahallesindedir.
Kitabesine göre: Kanuni Sultan Süleyman’ın son saltanat döneminde 1566 yılında Malatya Beylerbeyi olan Abdülselam oğlu Mustafa Paşa tarafından yaptırılmış ve “Uzun Hasan” diye adlandırılmıştır.
Cami Osmanlı mimarisinin en geliştiği dönemde yapılmış olmasıyla önem kazanır.
15’nci yüzyılda Bursa, Edirne ve İstanbul’da yapılan “T” şeklindeki plana sahip ilk Osmanlı camilerindendir.
Cami, tamamen kesme taştan yapılmış, tek kubbeyle örtülü, kare planlıdır.
Yazıhan Hasan Patrik Camii
Beş gözlü son cemaat mekanından oluşan caminin, batı ve doğusundaki camiye bitişik moloz taştan yapılan iki zaviye odası bulunur.
Minberi, mührü Süleyman ile süslenen caminin sekiz basamaklı, korkuluksuz ve kapısız olarak taştan yapılan minberi ise dikkat çekiyor.
Pencere önündeki silmelerle, kubbeye geçişte kemerlerin çevresi tuğlalarla süslenerek bir hareketlilik kazandırılmıştır.
Zaviye tipi bir cami. Bu tür camileri geçmişte daha çok dervişler ve tarikatlar ibadethane olarak kullanmıştır.
Caminin bir bölümünde iki oda vardır. Birisi kütüphane, diğeri ise dershane yapılmıştır.
Caminin çevresi vatandaşların tapulu arazileridir.
Yaklaşık 500 yıldır ayakta duran cami, orijinal halini koruyarak günümüze gelmiştir.
Yazıhan Buzluk Mağaraları
ANSIR MAĞARALARI-BUZLUK MAĞARALARI
İlçe merkezinin yaklaşık 10 km kuzey batısında eski adı Ağınsur olan Buzluk köyündedir. Köy, Yazıhan ovasına hakim bir yerdedir ve tarihi ipek yolu üzerinde yer almaktadır.
Önce Ansır kentinden söz etmek gerekir.
Tohma nehrinin sol kıyısında, Yazıhan ovasının kuzeybatı ucunda, Karabel Gavur deresi ağzında bulunan Ansır şehri eski dönemlerde oldukça kalabalık bir şehirmiş.
1912 yılında Ermeni nüfusunun yoğun olduğu bir köymüş.
Şimdiki adı “Buzluk” olan “Ansır” şehrinin her tarafında arkeolojik kalıntılar içinde mezar taşları, kayalara oyulmuş onlarca mağara, yıkılmış kiliseler, değirmenler bulunur. Ancak bu mezarlar, yıllardır define avcıları tarafından aşırı tahribata neden olmuştur.
Ansır mağaraları: Yazıhan ovasını ve Malatya’yı seyrediyor.
Yazıhan Buzluk Mağaraları
Evet mağaralara devam edelim.
Kayaların altında üç kilise ile birlikte, 40 civarında oda şeklinde harabe vardır. Kilise ve mezar kalıntılarına rastlanmıştır.
Mağaraların insanlar tarafından ne zaman barınak olarak kullanıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, kaya mağaralarında Yontma Taş ve Hitit uygarlıkları izlerine rastlanır.
Ayrıca Ansır vadisinde yer alan tarihi yerleşmelerde Roma ve Bizans dönemlerinin yansımaları görülür.
Geçmişi çok derin izler taşıyan bu mağaraların, Hıristiyanlığın yayılma safhasında devrin hükümdarından kaçan Hıristiyanların yerleşim yeri olduğu da söylenebilir.
Efsaneye göre: Şehristan kralı dış saldırılardan kendisini korumak için mağaraların en yükseğine yerleşmiştir.
Evet, kayaların altında 3 kilise ile 40-50 civarında oda görünümünde kalıntılar vardır.
Mağaraların hemen eteğinde, kültür katmanı ve mezarlık alanı bulunmaktadır.
Bu mezarlıklarda Hitit aslan modellemesi ile biçimlendirilmiş taşlar, bölgenin önemini arttırmaktadır.
Mağaraların derinliği 150-200 metreye kadar inmektedir. Set şeklinde konumlanmış mağaralar, etkileyici bir manzaraya sahiptir.
Ansır Mağaralarının bulunduğu yerden bakılınca: Malatya Merkez, Yazıhan ve Battalgazi ilçeleri ile Karakaya Baraj gölünün o muhteşem manzarası görülür.
Yazıhan Buzluk Mağaraları
Çok eski dönemlerde, yaz aylarında çevredeki köylüler, kayaların arasındaki çatlaklardan zorla girerek Buzluk mağaralarından çuvallara kalıplarla buz, kar doldurup hem şehre hem de köylere satıyorlarmış.
Yakın zaman öncesinde mağaranın giriş kısmına büyük bir kaya parçası düşerek girişi kapatmıştır.
Kültesi 2 km uzunlukta ve 50 metrenin üstünde bir yükseklikte, görünüşü insan yüzüne benzetilen üç kaya mağarası bulunur.
Mağaraların içinde içme suyu vardır.
Son bir not: az eğimli yapısıyla yürüyüş rotası olarak da tercih edilen bu bölge, tarih, kültür ve doğayı, bir arada sunarak ziyaretçilerine eşsiz bir deneyim kazandırır.
Yazıhan Ali Seydi Sultan Türbesi
ALİ SEYDİ SULTAN TÜRBESİ
Hemen yazının başında belirtmek istediğim önemli bir husus var, Ali Seydi ile aşağıda sözünü edeceğim Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli) aynı kişiler değil.
İlçe merkezine bağlı İriağaç köyündedir.
Türbenin yanında bir çeşme bulunur.
Çeşme suyunun şifalı olduğuna inanılır.
Suyun hikayesi şudur “Bir gün köyün suyu kesilir. Köylüler saf birine suyun gözüne gir de bak derler. Adam içeri girer ve bir türlü çıkmaz.
Bir zaman sonra dışarı çıktığında, içeride bir kara yılan gördüğünü ve aklının başından gittiğini söyler. Derken yılan suyun gözünden ayrılır. Su yeniden akmaya başlar. Kara yılanın Ali Seydi olduğuna inanılır. Ali Seydi, beni arayan burada bulsun diyerek su oluğundan akıp gitmiştir.
Türbeyi ziyaret ederek şifa arayanlar: psikolojik olarak korkan ve felç geçiren kişilerce ziyaret edilir.
Adet olduğu üzere dilekler dilendikten sonra, suyun aktığı kaynağa ellerin girip girmediği sınanır. Eli su kaynağına girenlerin dileklerinin gerçekleşeceğine inanılır.
Yazıhan Kızıldeli Türbesi
KIZILDELİ (SEYİD ALİ SULTAN) TÜRBESİ
İlçe merkezine bağlı Fethiye Kasabasının Tecirli köyündedir.
Türbenin yanında misafirlerin kurban kesebileceği yerler ve türbe koruma derneği vardır.
Önce birkaç satır, Kızıldeli Seyyid Ali Sultan kimdir?
Kendisi Horasan civarında yaşamakta iken, bir gece rüyasında gördüğü Hz Muhammed’in emriyle Balkan fetihlerinde Yıldırım Bayezid’e yardım etmek için yanındaki 40 arkadaşı ile birlikte yola çıkışından söz edilmektedir.
Kayıtlara göre, Seyyid Ali Sultan ve arkadaşları Horasan’dan yola çıkarak önce Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergahına uğramışlar, burada bir süre onunla görüştükten sonra Hacı Bektaş-ı Veli’nin emriyle Seyyid Ali Sultan başlarında olduğu halde Osmanlı topraklarına gelmişlerdir.
Balkanlarda, özellikle Dimetoka’daki Kızıldeli Sultan Dergahı ile tanınır. Hacı Bektaş-ı Velinin halifelerinden biri kabul edilir. Menkıbeleri, onun kerametleriyle birlikte Bektaşi geleneğinde yerleşmiştir.
Yunanistan Dimetoka’daki türbesi Balkan Alevi-Bektaşileri için kutsal bir merkezdir.
Şimdi türbe:
Türbe mermerden yapılmıştır. 72 basamaklı merdivenden yürüyerek çıkılır.
Kapıya yakın yerde bir çam ağacı, biraz ileride kayısı ağacı bulunur.
Türbenin kapısından içeri girilince, içinde büyük mezarın başında bağlanan bir sürü yeşil çaput görülür.
Türbenin tabanı tek parça halı ile kaplanmıştır, üzerine minderler konulmuştur.
Malatya Yeşilyurt hakkındaki gezi yazım için Yeşilyurt
Adana ilinin en yeni ilçelerinden birisidir. Buradaki yaşam, tamamen tarım ile orantılıdır ve özellikle pamuk üretimi yaygındır. Bunun yanında, İmamoğlu ilçesinde, tarihi ve turizm yönünden ilginizi çekebilecek herhangi bir yer veya kalıntı bulmanız mümkün değil.
Adana İmamoğlu
ULAŞIM
Bağlı bulunduğu, Adana il merkezine 45 km. uzaklıktadır. Ulaşım açısından buranın en büyük özelliği: Adana-Kozan-Feke-Saimbeyli-Tufanbeyli kara yolu üzerinde bulunmasıdır. İmamoğlu-Kozan arasındaki uzaklık: 27 km.
Adana İmamoğlu
TARİH
İmamoğlu bölgesinin en eski yerleşim kalıntıları: Çörten köyü Pekmezci mahallesindeki “Altınini” ve Koyunevi Köyünde bulunan “Mozaik” kalıntılarıdır.
Bunlardan başka, yörenin tarihi süreç içindeki önemine ve kuruluşuna ait herhangi bir kalıntı ve bilgi bulunmamaktadır. 1965 yılında, Kozan-Adana arasındaki ulaşımın emniyeti için, yol güzergahı üzerinde bir han ve hanın yanında güvenliği sağlayacak bir emniyet teşkilatı kurulmuş ve zamanla insanların buraya yerleşmeleri sonucu, İmamoğlu ilçe merkezi ortaya çıkmıştır.
Evet, yine söylenenlere göre: günümüzdeki ilçe merkezinin daha önce “Garipler Mezarlığı” olduğu ve çevredeki göçerlerin cenazelerini buraya gömdükleri, bu mezarlık alanın bir süre sonra kaldırılarak, yerleşim yerinin açıldığıdır.
Hatta, bölgenin bir zamanlar bataklık olduğu, bol miktarda sivrisinek bulunduğu ve bu nedenle sıtma hastalığının yaygın olduğu, ancak yine de yol güzergahı üzerinde bulunması nedeniyle, buranın zamanla büyüyüp geliştiği söylenir.
Özellikle: 1936 yılında Romanya’dan gelen göçmenlerin buraya yerleştirilmeleriyle, ilçe merkezi büyümüştür. Hatta, sonraki yıllarda, çevrede Ceyhan ve Kozan ilçelerindeki Romanya göçmenleri de buraya gelerek yerleşmişlerdir.
Zaman içinde Romanya ve Bulgaristan’dan gelen göçmenlerin ve çevre il ve ilçelerden gelen yerli halkın yerleşmesiyle: burası Koyunevi köyünün bir mahallesi olur. 1940 yılında ise köy olur.
1945 yılında İmamoğlu pazarı kurulur. 1945 yılından itibaren, göçer Yörükler ve civar köylerde barınan yarı göçebe hayatı yaşayan aşiretler de, İmamoğlu’na yerleşirler. 1950 yılında, Bulgaristan’dan gelen Türk asıllı göçmenler de buraya yerleştirilir. 1964 yılında bölgede Belediye teşkilatı kurulmuştur.
Peki neden İmamoğlu ismi? Yine söylenenlere göre: biraz önce söylediğim gibi, Toroslardan doğan Çepelce deresi üzerinde kurulan Köprübaşı’nda, konaklamak için bir han yapılmıştır. Bu han: Kör İmam isimli bir kişi tarafından yapılmıştır ve yöre bu yüzden “İmamoğlu” ismini almıştır.
Adana İmamoğlu
GENEL
İlçenin genel coğrafi durumu: ovalık özellik göstermektedir. Zaten Çukurova’nın kuzey bölümünde bulunmaktadır.
İlçe merkezinin kuzey kısımları ise, yer yer tepeliklerden oluşur. Yine de geniş bölüm ovalıktır. Yerleşim yerinin yüz ölçümü: 424 km. karedir. Bu alanın büyük bölümü tarım arazisidir.
Bölgede tipik Akdeniz iklimi egemendir ve buna bağlı olarak: yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve yağışlı geçer. Bitki örtüsü, genellikle makilik ve çalılıktır.
Merkezin deniz seviyesinden yüksekliği 90 metre olup, kuzeye doğru gidildikçe rakım 200 metreye kadar çıkmaktadır.
Yörede yaşayan insanların başlıca ekonomik etkinlikleri: tarımdır. Tarımda ise: buğday, ayçiçeği, mısır ve pamuk üretimi baştadır. Özellikle, pamuk üretiminin artması sonucu, bir kısım sanayi tesisi kurulması sağlanmıştır.
GEZİLECEK YERLER
İmamoğlu Altınini Yeraltı Şehri
ALTINİNİ YERALTI ŞEHRİ
Çörten köyüne bağlı Pekmezli mahallesindedir.
Mağara 1920’li yıllarda keşfedilmiştir. Yörede yaşayanlar tarafından, girişinde parlayan bir cisim görmesi sonrasında keşfedilen mağaraya girmeye, köyde kimse cesaret edemez.
Sonunda iki kişi bu gizemi çözmek için harekete geçer.
Dar ve karanlık geçitlerden giren ikili, gizemli bir ses duyarlar. “Altınini, altınini ……..”
Telaşla geri dönen ikili koşarken, taşların yer değiştirdiğini fark ederler.
Hatta köy halkı mağarada altın bulunduğu efsanesini duymuştur.
Burada 1990 yılında başlayan kazılar 1991 yılında sona ermiştir. Ardından 1991 yılından bu yana unutulmuştur.
İmamoğlu Altınini Yeraltı Şehri
MÖ 5 yılına kadar giden bir geçmişe sahiptir. Roma ve Bizans dönemlerine tarihlenmektedir.
Bir mağaradan çok, insanların yaşadığı bir yerleşim yeridir.
Birkaç katlı bir yapıya sahiptir. Bu katlar arasında çeşitli yaşam alanları, depo odaları ve kiliseler mevcuttur.
Burada doğal kayanın içi oyularak, birçok mekan oluşturulmuştur.
Ayrıca bu insan yapımı kayalık mekanların dışında, tuğla ve kesme taş örgülü bir yapı kalıntısı bulunur.
Kayaçların erimesiyle taban seviyesi oldukça yükselmiştir.
Mekanların içinde yoğun kaçak kazılar yapılmıştır. Yukarıda da belirttiğim gibi insanlar bu mağarada altın olduğuna inanmaktadırlar.
Burası günümüzde 1’nci derece Sit alanı olarak koruma altındadır.
Evet bugün burayı ziyaret edip gezebilirsiniz. Yeraltı şehrinin çeşitli alanları gezilebiliyor.
Adana İmamoğlu Ağzıkaraca Köyü-Kaya Mezarları
AĞZIKARACA KÖYÜ
Ağzıkaraca köylüleri, bölgede çok fazla bulunan bir ağaca “Karaçalı ağacı” derler.
Bu ağaç mahallede bolca bulunur.
Ağzıkaraca köyü isminin bu ağaçlardan geldiği düşünülüyor.
Köy: Adana il merkezine 54 ve İmamoğlu ilçe merkezine 9 km uzaklıktadır.
KAYA MEZARLARI
Gelelim mezarlık konusuna: Ağzıkaraca köyünde, kayalık kütlenin hemen güneyinde bulunan kayalık alanda kaya mezarları bulunmaktadır.
Kaya mezarlarının en önemli özelliklerinden biri, mağara yapılarının içlerinin oyularak inşa edilmiş olmasıdır. Yani, insan eliyle oyularak yapılmışlardır. Çünkü inanışa göre, bu mezarlara gömülen kişiler, dirildiklerinde bu mezarları evleri olarak kullanacaklardır.
Ancak günümüzde, kaya mezarları çöp ve toprakla doldurulmuştur ve bu yüzden içine girilemiyor.
Ancak görüldüğü kadarıyla, kayaya oyulmuş basamaklarla mezar odalarına girilebilir. Şu anda bu kaya mezarlarıyla ilgili herhangi bir çalışma yapılmamaktadır.
Evet, herhangi bir araştırma yok, sadece varlığı biliniyor. 1’nci derece Sit alanı olarak tescil edilmiştir.
Adana İmamoğlu Ağzıkaraca Köyü-Kale kalıntısı
KALE
Köyde kale mevkiindedir.
Kayalık ve hafif eğimli bir tepenin üstünde bulunan kalenin, kuzey ve güneybatı yönündeki dış surları günümüze ulaşmıştır.
Bu sur duvarları, doğal kayaç üzerine inşa edilmiştir.
Moloz taş örgülü ve kireç harçlıdır.
Kale içinde, kaya oyularak yapılmış iki sarnıç vardır. Kalenin, kuzeydoğusunda bulunan Kozan kalesiyle görsel bağı bulunur.
Kale içindeki mekanlara ilişkin, temel seviyesinde izler görülür.
Güneydoğu yönünde, yoğun çatı kiremit ve seramik buluntuları vardır.
Bunlara istinaden, sur dışında da bir yaşantı olduğu değerlendirilmiştir.
Günümüzde, kalenin içi ve çevresinde tarım yapılmaktadır.
Buradan elde edilen antik yapı taşları ise, köydeki yapılarda devşirme malzeme olarak kullanılmıştır.
Adana İmamoğlu Koyunevi Köyü
KOYUNEVİ KÖYÜ
İmamoğlu ilçesinin kuzeyindedir.
Adana il merkezine 48 km ve İlçe merkezine 2 km uzaklıktadır.
Köy halkı, bir zamanlar, konar göçer olarak yaşarken, günümüzdeki köyün güneyinde bulunan Ebiş deresi kenarında ve İmamoğlu ilçesinin bulunduğu mevkide yaşarmış ve bu kişilerin koyun ağılları ise, günümüzde köyün bulunduğu yerde imiş.
İnsanlar koyun ağıllarına giderken “koyun evine gidiyoruz” ağıllardan gelirken de “koyun evinden geliyoruz” derlermiş.
Daha sonra, köyün şimdiki yerine yerleştiklerinde köyün ismi “Koyunevi” olmuştur.
Milli Mücadele yıllarında, Koyunevi köyü, karargah olarak kullanılmıştır.
Burada iki bölüklü bir tabur yerleşmiştir.
Diğer köylerde yaşayan ve Ermeniler nedeniyle kaçan birçok kişi de Koyunevi köyüne sığınmıştır.
İmamoğlu Koyunevi Mahallesi mozaiklerin üzerinde bulunan ev
MOZAİKLER
Köyün içinde, Ömer Bozatlı isimli şahsın evinin bahçesinde Roma-Bizans dönemi mozaiklerine rastlanılmıştır.
Toplam 2 metre karelik bu mozaikler yeşil renkli, üzeri hayvan motifli ve yazıtlı mozaik alan: bahçeden, evin zemin katında bulunan ahıra kadar uzanmaktadır.
İmamoğlu Koyunevi Mozaikleri
Bu mozaikli alan çevresinde, antik döneme ait temel kalıntıları da vardır.
Çevrede yapılan incelemede: antik dönem mimari malzemeleri bulunmuştur.
Mozaik üzerindeki yazıtlar: Bizans dönemine aittir. Hatta, bu yazıtların Bizans döneminde burada yapılmış bir yapının kitabesi olarak düşünülmektedir.
Mozaik alan, halen koruma amaçlı kumla örtüldüğü için görülmez.
Adana İmamoğlu Ayvalı Köyü
AYVALI KÖYÜ
Tarihi kalıntılar
Tarihi kalıntıların bulunduğu bu alan, günümüzde tarım arazisi olarak kullanılmaktadır.
Bu alanda yapılan incelemelerde, çok sayıda seramik kalıntısı bulunmuştur.
Bu seramikler arasında, özellikle ince işçilik gösteren terra sigiletta örnekleri ilgi çeker.
Bunlar: yeşil ve kahverengi tonlarında sırlı, bitkisel ve geometrik motiflerle süslenmiş seramiklerdir.
Bu seramiklerin, yapılan tarım faaliyetleri sonucunda, höyük eteğinden ovaya yayıldığı düşünülmektedir.
Ayrıca yine bu bölgede, geç Roma ve erken Bizans dönemlerine ait bir taban mozaiği bulunmuştur.
Açıkta bulunan bu mozaik taban: iri ve özensiz tesseralardan yapılmıştır.
Adana İmamoğlu Üçtepe Köyü
ÜÇTEPE KÖYÜ
Köy, Adana il merkezine 64 km ve İmamoğlu ilçe merkezine 26 km uzaklıktadır.
Pınargözü (kazangölü)
İlçe merkezine yaklaşık 18 km uzaklıktadır.
Aladağ yolunda Üçtepe’ye bağlı olan Şelale, çevre düzenlemesi yapılarak bir mesire alanı haline getirilmiştir.
Bu bir su kaynağıdır. Bu su kaynağının çevresi, piknik ve mesire yeri olarak kullanılmaktadır.
İmamoğlu Kazan Gölü Mesire alanı
KAZAN GÖLÜ MESİRE ALANI
Adana merkeze 70 km uzaklıktadır. İlçe merkezine 20 km uzaklıktadır.
İmamoğlu Musulu-Menteş mevkiinde İmamoğlu Belediyesi tarafından yapılmıştır.
İki vadi arasında 7 metre falezden dökülen su ve kuş sesleri, tabiat güzelliği hepsi bir arada.
Burada: piknik ve kamp alanı bulunuyor. Çadır kamp alanı var. Alanda tuvaletler, lavabolar, su, mangal alanları, çocuk parkı, kendin pişir kendin ye yerleri, şelale, restoranlar ve otopark mevcuttur.
Oturma alanları da bulunmaktadır. Belediyenin kendi işlettiği kamelyalar kullanılıyor. Her kamelyanın yanında mangal mevcut, ayrıca mangal götürmeye gerek yoktur. Belli aralıklarla musluklar yerleştirilmiş.
Yine Belediye bünyesinde bir restoran ve büfe var. Fiyatlar uygun sayılabilir.
Çay ilçesi; bulunduğu konum itibarıyla, Konya ilimiz ile, Afyonkarahisar ve batıdaki birçok ilin bağlandığı karayolu üzerinde bulunması nedeniyle, önem kazanıyor. Yani, gerçekten merkezi bir konumdadır. Buranın bir diğer özelliği ise, Eber gölüdür.
ULAŞIM
Çay ilçesi, bağlı bulunduğu Afyonkarahisar il merkezine, 48 km. uzaklıktadır. Çay-Sultandağı arasındaki uzaklık: 22 km. Çay-Bolvadin arasındaki uzaklık: 16 km. Çay-Akşehir arasındaki uzaklık: 47 km. Buradan geçen yol oldukça işlek ve yoğundur.
TARİHİ
Yörenin tarihi incelendiğinde, en önemli olay olarak görülen bir savaş söz konusudur. Bu savaş: Trakya-Mısır-Suriye askeri güçlerinden oluşan birleşik bir ordunun, Gelene kralı Antigon’un askeri güçleri arasında, MÖ. 301 yılında yapılan “İpsos” savaşıdır.
Haçlı seferleri sırasında Haçlı ordularının tahrip ettiği şehir, 1155 yılında Selçuklular tarafından alınır ve şehre Oğuz Türkleri yerleştirilir, şehrin ismi “Çay Değirmeni” olur. Daha sonra bölgede Germiyanoğulları Beyliğinin egemenliği görülür ve takip eden süreçte ise, bu kez, vasiyet yolu ile, Osmanlılara verildiği anlaşılıyor.
İlçe 2 Nisan 1921 tarihinde Yunanlılar tarafından işgal edilmiş ve 3 Nisan 1921 tarihinde ordumuz tarafından geri alınmıştır. Daha sonra 21 Ağustos 1921 günü yine işgal edilmiş ve 35 gün sonra 24 Eylül 1921 günü geri alınmıştır. Ardından Kurtuluş Savaşında önemli bir karargah olarak gündeme gelmiştir.
Çay, Bolvadin ilçesine bağlı bir nahiye iken 1958 yılında ilçe olmuştur.
Afyonkarahisar Çay
GENEL
Çay ilçesi, Afyon-Konya karayolunun 48’nci kilometresinde, Eber gölü Karamık sazlığı arasında, Sultan dağına yaslanmış, yeşillikler içinde bir yerdir. Sultan dağının kuzey eteklerinde kurulmuştur.
Sultan dağının en yüksek yeri 2610 metre rakımlı Gelincik Ana tepesidir. Bölge: geniş ve düz alanlar ile, bir ova görünümündedir. Denizden yükseklik: 1010 metredir.
Arazinin, yüzde 20’lik bölümü: göl ve bataklıklardan oluşmaktadır. Yörenin kuzey bölümündeki “Eber gölü” ise, bölgenin en önemli doğal göletidir.
İklim değerlendirilirse, yörede, kara iklimi hüküm sürdüğü görülür ve buna bağlı olarak, yazları sıcak ve kışları sert ve soğuk geçmektedir. Yöre insanının ekonomik etkinliklerinin başında, tarım gelmektedir. Özellikle: şeker pancarı, haşhaş, fasulye, ayçiçeği, vişne, kiraz ve elma yetiştirilmektedir.
Afyonkarahisar Çay
ATATÜRK VE ÇAY
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, 20 Mart 1922 günü, Kurtuluş Savaşı hazırlıklarını gözden geçirmek için burada Sovyet Rusya Elçisi Semion İvanoviç Aralof ve Azerbaycan Elçisi İbrahim Abilof ile bir ziyaret gerçekleştirmiştir.
Çünkü Ali İhsan Paşa (Sabis) komutasındaki 1’nci Ordunun karargahı buradadır ve ayrıca burası 2’nci Ordu 4’ncü Kolordu bölgesidir.
Atatürk burada askeri törenle karşılanmıştır. Teftiş sonrası askerin durumundan memnun olan Atatürk, yanındakilerle birlikte Akşehir’e geri dönmüştür.
NE YENİR
Buralara yolunuz düşerse ve yöresel bir şeyler tatmak isterseniz, katmer ve haşkeşli yani haşhaşlı lokum denemelisiniz. Ama mutlaka “tepsi bükmesi” tatmalısınız. Son bir not, seyyar satıcılarda simit gibi satılan “mercimekli börek”
Afyonkarahisar Çay
NE SATIN ALINIR
Çay’dan katmer, haşhaş ezmesi (beyaz ve sarı haşhaş) , vişne ve kiraz satın alınabilir. Bir de unutmadan bayatlamayan patatesli ekmek alınız.
Afyonkarahisar ÇayAfyonkarahisar Çay
ÇAY MESLEK YÜKSEK OKULU
Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlıdır. 1994-1995 yılında İnşaat ve Makine Resim programı ile başlamış ve daha sonraki yıllarda Elektrik ve Otomotiv programı açılmıştır.
2002 yılında Elbiz mevkiindeki hizmet binasına taşınmıştır.
Halen okulda 6 program vardır. Elbiz mevkiindeki hizmet binası 3 katlıdır ve ayrıca bir de atölye binası vardır. Barınma konusunda ise, Şirinevler Mahallesinde Çay KYK Öğrenci yurdu vardır.
Afyonkarahisar Çay
VİŞNE FESTİVALİ
Çay ilçesinde her yıl Temmuz ayının 2’nci haftasında “(13-15 Temmuz tarihlerinde) Vişne Festivali” düzenleniyor. Festivalde, özellikle vişne üreticileri ödüllendirilmektedir.
Başlıca amaç ise, yörede yetiştirilen vişnenin, yurt içi ve yurt dışı pazarlarında tanıtılmasıdır. Festival süresinde: spor yarışmaları, halk müziği konserleri, nikah ve sünnet şölenleri, konserler ve sergiler düzenlenmektedir.
Afyonkarahisar ÇayAfyonkarahisar ÇayAfyonkarahisar Çay
GEZİLECEK YERLER
Çay Taşmedrese CamiÇay Taşmedrese Cami
TAŞ MEDRESE-CAMİ
Mayıs 1277 tarihinde Bolvadin’den Çay Değirmenine gelen Selçuklu Sultanı III. Gıyaseddin III Keyhüsrev (1264-1283) ve dönemin önemli devlet adamlarından Ebül-Mücahid Yusuf bin Yakub tarafından, mimar Oğulbek bin Mehmet’e yaptırılmıştır.
Külliyenin inşa tarihi 1278-1279 yılları arasıdır.
Bu külliye, Anadolu Selçuklularının son külliyelerinden biridir ve Ebül-Mücahid Yusuf Külliyesi olarak isimlendirilir.
Külliyede: medrese, türbe, çeşme, han ve bugün izi kalmayan hamam yapılmıştır.
Külliye, plan ve süslemeler açısından Anadolu Selçuklularının klasik eserlerinden olup, Selçuklu sanatının birçok özelliğini tek örnek olarak barındırmaktadır.
Yapı topluluğu: Anadolu Selçuklularının önemli kervan yollarından biri olan Afyon-Konya güzergahında bulunmaktadır.
Medrese:
Afyon-Konya karayolu üzerinde, ön yüzü tamamen kesme mermer kaplıdır.
Yapıda: büyük bir kubbe çevresinde bulunan tonoz kemerli odalar, sofalar, küçük kubbeli bir müderris odası, simetriğinde çeşme, mescit ve dershane kubbeleri bulunur.
İç mekanda kubbenin iç yüzeyindeki renkli sırlı tuğlarla farklı baklava motifleri görülür. Çini mozaik iç mekanda kubbe eteğinde, pandantif yüzeyinde, mihrapta, ana eyvan kemerinin iç ve dış yüzeyinde, pencerelerin sivri kemerinde ve pencere alınlıklarında kullanılmıştır. Mozaik çinilerin renkleri, kullanılan motifler birçok yapıda karşımıza çıkarken, farklı olarak medresenin çeşmesinde ayna taşı olarak kullanılan Bizans korkuluk levhasında görülen, bir şeritle baklava motifinin sarıldığı motif, mozaik içini olarak mihrabın bordürlerinde kullanılmıştır. Bu detay anlamlı olduğu kadar düşündürücüdür.
Kubbe kuşaklarındaki süslemeler, Selçuklu sanatını yansıtır güzelliktedir. Mozaik ve çok ince çini süslemeler görülür. Restorasyonda yapılan kötü işçilik sonucu, iç mekandaki çinilerin dökülmesi ve yerlerinin badanalanmıştır. Restorasyondan sonra kubbedeki aydınlık açıklık kapatılmış ve kubbenin altında var olduğu bilinen havuz da kaldırılmıştır.
Cümle kapısı üstünde, Selçuk sülüsü ile yazılmış kitabesi bulunur.
Kapı kemerlerinin üzerinde, sarkıtların altında ise bir para arması ve iki tarafında yazı vardır.
Binanın doğu köşesinde çeşmesi ve batı köşesinde müderris odası vardır. Müderris odasının pencereleri kesme mermerden ve nakışlıdır.
Medresenin TAÇ kapısı:
Düzgün ve iyi cins beyaz taştan örülmüş cephesinin ortasında yer alan taç kapısı ile dikkati çeker. Yapıya giriş sağlayan taç kapının bulunduğu kuzey cephe, giriş cephesi olması nedeniyle diğer cephelerden kullanılan malzemeler ile ayrılmaktadır. Diğer üç cephede moloz taş örgü görülürken, kuzey cephe mermer ve kesme taşla kaplanmıştır. Kuzey cephenin ekseninde yer alan taç kapı, medresenin beden duvarlarından biraz daha yüksek tutulmuştur.
Hafif dışı taşkın taç kapıda farklı süsleme unsurları bir araya getirilmiştir. Taç kapının en dışta çevreleyen derin ve dar bordürlü lotus ve palmet motiflerine yer verilmiştir. Sonrasında yüksek kabartma olarak zencerek motifi ile yapılan şerit taç kapıyı çevrelemektedir.
Giriş kapısı üzerindeki kitabeden başka mukarnas altındaki iki bölümde, mimarın adı iki ayrı kartuş içinde tekrar yazılmıştır.
Tepede de bir “pars” kabartması vardır ve bu kabartmanın mimarın işareti olduğuna inanılır. Pars figürünün bir tarafında “Amele Oğulbey” diğer tarafında ise “Bin Mehmet Bey” yazılıdır. Yapının ve külliyenin mimarı kabul edilen Oğulbey bin Mehmet Bey’in hakkında bilgi yoktur.
Çeşme:
Batı kenarından medreseye bitişik bir sokak çeşmesidir. Halihazırda suyu akmamaktadır ve muslukları da yoktur. Tarihi olması açısından görülmesi gerekir.
Türbe
Batıda, çeşmeyle simetrik kare planlı bölümün alt katı, yıldız tonozludur.
Buranın türbe olma ihtimali yüksek olsa da içinde herhangi bir mezar veya lahit izi yoktur.
Hamam:
Medresenin karşısında bulunan hamam, uzun zaman bakımsız kalmış ve yıkılmıştır.
Ancak bu yıkılan hamamda: iki adet halvet odası ve üç yanda sofa ve ortada büyük göbek sofası ve dışında soyunmalık yeri ve külhan olarak kullanılan bölümleri bulunduğu bilinmektedir.
Son zamanlarda yapılan düzenlemeler ile, hamamın bulunduğu yer geniş bir cadde haline getirilerek hamam hepten yok edilmiştir.
Bugün:
Medrese binası bugün cami olarak kullanılmaktadır ve yöre insanı, burayı Taş Cami olarak isimlendirir.
Çay Sultan Alaaddin KervansarayıÇay Sultan Alaaddin Kervansarayı
SULTAN ALAADDİN KERVANSARAYI-TAŞHAN-ÇAY KERVANSARAY
Aşağı Mahallede, İnönü caddesi üzerinde, Medresenin doğusundadır.
Anadolu Selçuklu Sultanı III Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılmış ve 1279 yılında tamamlanmıştır.
Selçuklu dönemine ait yapılmış külliyenin bir parçasıdır.
Dış cephesi destek çıkıntılarıyla kale görünümünde olup, gösterişli bir taç kapıya sahiptir.
Avlulu ve kapalı kervansaray tipindedir.
Yapının avlusu ve yazlık kısmı yıkılmış, kışlık kısmı ise restore edilerek günümüze ulaşmıştır.
Kare planlı kagir bir yapıdır. Kare planıyla Anadolu Selçuklu mimarisinin tek örneği olarak kabul edilir.
Merkezde üzeri ışıklı, dört fil ayağı üzerine oturmuş, tonoz örtülü, dıştan destek çıkıntılı, kale görünümlü bir yapıdır.
Çay Taşhan Pars işareti
Taş cami ve Han’da bulunan “Pars arması”, her iki yapının mimarının da Oğulbey olduğunu ifade eder.
Ancak Osmanlı döneminde uzun yıllar bakımsız kaldığı için yıkılmaya yüz tutan bu hanın tamir ve bakımı için 1844 yılında keşif yapılmış ve ardından tamir işine başlanılmıştır.
Kervansarayın taç kapısı Anadolu Selçuklu sanatında özel bir yere sahiptir.
İki renkli taş bezeme ile yapılan herhangi bir bezemeye ve sultan hanlarındaki zengin süslemelere yer verilmemiştir.
Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2000 yılında başlatılan büyük onarımlar sayesinde 2016 yılında Kervansarayın restorasyonu bitirildi.
Çay Sultan Alaaddin KervansarayıÇay Sultan Alaaddin KervansarayıÇay Sultan Alaaddin Kervansarayı
Yapının bugünü;
Kervansaray bugün kervansaray olarak değil, ziyaretçilerin dinlenebileceği ve çay içebilecekleri bir mekan olarak kullanılıyor.
Yani, burada Külliye çay evi var. Adı da “Taşhan Aile Çay Bahçesi” dir.
Çay evi olarak düzenlenen mekan, İmaret camii manzaralı, özellikle akşamları ışıklar yakıldığında güzel bir ortam oluyor.
Yalnız buranın Belediye tarafından özel bir firmaya kiralandığı ve bu firmanın işletme şartlarının pek iyi olmadığı söyleniyor.
Belediyenin burayı ara sıra denetlediğini umuyorum.
Çay Esirüddin Ebheri Türbesi
ESİRÜDDİN EBHERİ TÜRBESİ
İlçe merkezine bağlı Eber (eski ismi Doğanlı) köyünde mezarlık içinde bulunan bir anıt mezardır.
Bolvadin-İshaklı karayolu üzerindedir. Eber Dede künbeti olarak da bilinir.
Esirüddin Ebheri, 13’ncü yüzyılda yaşamış ve Taş Medrese müderrislerindendir.
Semerkant’lı bir aileye mensup ve Türk’tür. Ebheri, ilk öğrenimini Musul’da yaptı, sonrasında ise Horasan ve Bağdat’a giderek öğrenimini tamamladı.
O dönemin ünlü bilginlerinden ders aldı. Bir süre Musul sarayında kaldı.
1228 yılında Musul’dan Erbil’e geçti ve oraya yerleşti.
Ancak Anadolu’ya sürekli seyahatler yaptı, felsefe ve müspet bilimler alanında dersler verdi.
Türk Astroloğu ve filozofdur.
Eserleri felsefe ve mantık üzerinedir.
Felsefede Farabi ve İbn Sina geleneğinin 13’ncü yüzyıldaki en başarılı temsilcisidir.
Özellikle Hidayetül hikme ve İsagüci isimli eserleriyle, İslam dünyasında büyük bir üne kavuştu.
Bu iki eserin ortak özelliği, uzun yıllar boyunca yani medreseler yasaklanıp kapatılıncaya kadar, ders kitabı olarak okutulması ve üzerlerine birçok şerh yazılmış olmasıdır.
İsagüci, mantığın bütün konularını kapsamakla birlikte son derece muhtasar bir eser olup, medreselerde mantık alanında okutulan ilk kitap olması bakımından önemlidir.
Esere Batı dünyasında da ilgi duyulmuş, Latince başta olmak üzere bazı Batı dillerine çevrilmiştir.
Evet, Ebheri, Astronomi konusunda da Astronominin temel problemlerini ihtiva eden ve 22 bölümden oluşan bir eser yazmıştır.
Yapı kare biçimli taş duvar üstüne, 8 köşeli kümbet tipindedir.
Sekizgen piramidal külahın tepesi yıkılmış durumdadır.
Halen görülen sıva parçalarından külahın tamamen sıvalı olduğu anlaşılır.
Ancak gövde üzerinde sıva izlerine rastlanmamıştır.
Çünkü külahta, küçük boyutlu moloz taşlarla yapılmış onarım izleri görülür.
Sekizgen piramidal gövdenin kenarları arasında, önemli sayılabilecek uzunluk farkları vardır.
Dıştan kenar uzunlukları 280 cm ile 298 cm arasında değişmektedir.
Gövdenin alt kesiminde, giriş kapısı dışında hiçbir açıklık yoktur.
Girişi doğudandır.
Kapı söve taşları Bizans dönemi yapı taşlarıdır ve devşirme olarak kullanılmıştır.
Bu devşirme parçalar üzerindeki bir iki basit süsleme dışında yapıda herhangi bir süsleme yoktur.
Kapı boşluğu altında, ölü gömme yeri vardır.
Buradan kaideye geçişi sağlayan küçük bir kapı bulunur.
Kaide içinde 2 sanduka vardır.
Türbenin 1264-1265 yıllarında yapıldığı düşünülmektedir.
Çay Tur Ali Bey Türbesi
TUR ALİ TÜRBESİ
Yöre insanı, burayı “Ali Baba” diye bilir.
Türbe, Afyon’dan gelen şosenin ikiye ayırdığı yerde, aralık sokak içinde, ahşap ve toprak damlı bir odadadır.
Yani, herhangi bir mimari değeri yoktur.
Ortasında, Selçuklu tarzı mermer sanduka üzerinde iki satırlık Arapça kitabe vardır.
Bu kitabeden anlaşıldığı kadarıyla, Mart 1275 tarihinde Yusuf oğlu Tur Ali, bu türbeye gömülmüştür.
Yusuf Bey, buradaki külliyeyi yaptıran kişidir. Yusuf Bey oğlu Tur Ali Bey: yine bu bölgede Alaybeyi seviyesinde bir subaşı olduğu düşünülmektedir.
Tur Ali, bu türbede gömülmüştür.
KARAMIK GÖLÜ-BATAKLIĞI
Çay-İsparta karayoluna yakındır.
Karamık gölü, Sultandağları ve Kükürt dağı arasında, kuzey güney doğrultulu olarak uzanan tektonik temelli bir havzadır.
Bu havza, faylanma sonucu meydana gelmiştir.
Gölün yüzölçümü 40 km karedir.
Rakımı ise 1000 metredir.
En derin yeri 3 metredir.
Kamık bataklığı olarak da bilinir.
Gölün yüzeyi kamışlarla kaplıdır. Ayrıca gölün güneyi nilüfer çiçekleriyle kaplıdır.
Karamık gölü, Konya Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından 1993 yılında 1’nci Derece Doğal Sit Alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
Zaten, bu gölde yaşanan çevre kirliliğinin en büyük sebebi olan Çay Seka Fabrikası, 2004 yılında kapatılmış ve atık bırakılmayan göldeki balık miktarı ve çeşitliliğinde önemli artış olmuştur.
Seka kağıt fabrikası, 1979 yılından 2003 yılına kadar hammadde olarak sazlıkları kullanmıştır.
Bu durum, Karamık gölü çevresinde yaşamlarını sürdüren insanlara hammadde satış imkanı sağlamış ve Karamık gölünde sazcılık faaliyetleri artmıştır.
Ancak gölün taşıma kapasitesi düşünülmeden yapılan bu uygulamalar, göldeki eko sistemi bozmuş, özellikle de yerli ve göçmen kuşlar olumsuz etkilenmiştir.
Saz kesim zamanları, alandaki kuşların ve balıkların üreme dönemlerine rastladığında, türler zarar görmüştür.
Ayrıca yine fabrika tarafından gölden su çekimi ve kirli atıkların göle bırakılması da gölü olumsuz etkileyen en büyük faktörlerdendir.
Çünkü su dengesi bozulmuş, göldeki su miktarı önemli ölçüde azalmıştır.
Hatta Karamık gölünün Eğirdir gölü ile mevcut bağlantısı, Seka kağıt fabrikası faal olduğu zamanlar, Karamık gölünün kirli sularının Eğirdir gölünü de kirlettiği bahisle aradaki bağlantı kapatılmıştır.
Daha sonraki yıllarda Karamık gölü nispeten temizlenince, Eğirdir gölüne bağlantı tekrar açılmıştır.
Kirlilikle ilgili bir not daha, fabrikanın kapanması sonucu kesilmeyen sazlıklar, bu sefer gölde tabana yığılmış, gölün doğal kirlilik unsuru olmuşlar ve kirlilik düzeyi artmıştır.
Aynı zamanda Seka kağıt fabrikası varken sazlar sürekli kesildiği için sürekli yenilenmişler ve bu taze sazlar, yöre halkı için hayvan yemi olarak da kullanılmıştır.
Daha ötesi, sazlıklar kesilmeyince, sulak alanda yangınlar çıkmaya başlamıştır.
Sonuç olarak, keşke doğanın dengesini bozucu yatırımlar olmasa, doğanın dengesi asla bozulmamalı.
Doğanın olduğu kadar bu yörede yaşayan insanların da dengesi bozulmuş, fabrikada çalışan 1200 kişi, bir anda işsiz kalmış ve hatta yöreden başka yerlere göçler olmuş.
Evet, her olumsuzluğa rağmen, günümüzde burada 20-30 kilo ağırlığında sazan balıklarının avlandığını söylüyorlar.
Bu gölde tutulan dişli Turna balığı, göl çevresindeki lokantalarda ve pazarlarda müşterilere sunulur.
Yine bu göl kıyısında kuş avı yapılmaktadır.
Çünkü karabatak, çulluk, yaban ördeği gibi kuş türleri bulunur.
Göl çevresinde kamp yapmak mümkündür.
Ayrıca gölün göçmen kuşların rotası üzerinde bulunduğu ve göle 150’nin üzerinde kuş türünün geldiği belirtiliyor.
Ayrıca yine gölde çevre köylüleri tarafından sülük ve kurbağa toplanıyor.
Toplanan sülükler genel olarak tedavi amaçlı kullanılmakta ve Çay ilçe merkezinde pazarlarda satılmaktadır.
Kurbağalar ise, gölün kuzey kısmında bulunan sazlık kıyı alanlarından toplanmakta ve yurt dışına, gıda sanayiinde kullanılmak üzere gönderilmektedir.
Çay Çağlayan Park
ÇAĞLAYAN PARKI
İl merkezinde, Sultan dağlarının eteğinde, Çay deresinin vasisinin başlangıcındaki bu park, Afyon yöresinin en eski parklarındandır.
Ancak eskiden bu parkta, parkın sembolü olan bir havuz varken, sonra yıkılmış.
Parkın sembolü olan havuz yıkılınca yerine siyah kayalardan oluşan ve kapalı devre su ile işletilen bir platform oluşturularak şelale görüntüsü verilmiştir.
İlçe halkı, özellikle yaz döneminde bu park alanına gidiyor.
Park “Çağlayan Parkı” ismini, park içinde bulunan ve 28 metreden düşen yapay düzenlenmiş çağlayandan alır.
Çay Kanlıyer Kavaklığı
KANLIYER KAVAKLIĞI
Sultandağları eteklerindedir.
1982 yılında Belediye tarafından yapılan düzenleme ile, burada çocuk parkı, spor sahası ve gölgelikler oluşturulmuştur.
Bölge Kavaklığı ifadesinden de anlaşılacağı üzere geniş kavak ağaçlarıyla kaplıdır, gölgelik, doğal dinlenme amaçlı bir alandır.
Piknik yeridir. Ayrıca yürüyüş yolları, doğal ortam, spor ve çocuk oyun alanları gibi sosyal tesisler bulunmaktadır.
Ancak buraya niye “Kanlıyer” gibi ilginç bir isim verildiğinin sebebine dair bir ayrıntı bulamadım, bilen varsa yorum yazarsa sevinirim.
Çay Eber GölüÇay Eber GölüÇay Eber Gölü
EBER GÖLÜ
İlçe merkezinin kuzeydoğusundadır.
Akarçay ve Sultandağlarından gelen kaynak suları ile beslenir.
Ülkemizin 12’nci büyük tatlı su kaynağıdır.
Denizden yüksekliği 967 metredir.
Gölün derinliği 21 metreye kadar gider.
Ancak günümüzdeki derinliği 4 metreye kadar düşüyor.
Hatta gölün kuruma tehlikesinden söz ediliyor.
Eber gölü, bir zamanlar tertemiz suyu ile kuş cenneti ve su çiçekleri olan bir yer iken, zaman içinde kirlenmiştir.
Çünkü Afyonkarahisar şehrinin atık suları buraya veriliyor.
Ayrıca, Şeker ve Alkoloid fabrikalarının atıkları da buraya veriliyor.
Gölde, günümüzde kamış üretimi ve balık avcılığı (turna ve sazan balığı vardır) yapılmaktadır.
Bir de “Beyşehir kurbağası” denen bir endemik kurbağa türü yaşıyor.
Çay Eber GölüÇay Eber Gölü
Ayrıca, dünya genelinde sadece Eber gölü havzasında yetişen ve baklagillerin kraliçesi olarak bilinen “Eber Sarısı” bitkisi de bu bölgeye ayrı bir renk ve güzellik katıyor.
Göl, 1992 yılında 1’nci Derece Doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
Özellikle Mayıs ayında yani göçmen kuşların geldiğinde burayı ziyaret etmenizi öneririm. Gölde nilüfer tarlaları, bu tarihte açılıyor.
Çay Eber Gölü
Kuş gözlem evine çıkıp, hem çevrenin güzel manzarasını, hem de göçmen kuşları izleyip fotoğraflayabilirsiniz.
Gölde sandal kiralayıp gezmeyi unutmayın.
Ancak yoğun sazlıkların arasında kaybolma riski var, gurup halinde ve rehber alarak sandal kiralamanızı öneririm.
Gurup ziyaretlerinde, önde motorlu bir tekne, arkada ziyaretçilerin oturdukları bir veya birden fazla sandal, bu şekilde geziliyor.
Çünkü köylüler, kamışla kaplı göl yüzeyinde, kamışları keserek bir su yolu açmışlar ve bu su yolu üzerinde gezinti yapılıyor.
Çünkü göl çok büyük olmasına rağmen, üzerinde bulunan kamışlar nedeniyle büyük kısmı göl değil, çayırlık gibi görünüyor.