Afyonkarahisar İscehisar

iscehisar.mermer.1
Afyonkarahisar İscehisar


Evet, Frig Vadisi kuşağında, MÖ. 3’ncü yüzyıldan beri yerleşim yeri olmuş bir yer.

Aynı zamanda: mermerin kalbi olarak da anılıyor.

Hayatını: tarım ve hayvancılığın yanında mermerden, meşhur tabiri ile taştan çıkaran insanlar, burada yaşıyorlar.

Yörede: 2300 yıllık geçmişe sahip ocaklardan çıkarılan mermer; modern teçhizatlar ile donanımlı fabrikalarda işlenip yurt içi ve yurt dışına gönderiliyor.

Afyonkarahisar İscehisar

ULAŞIM

Afyon-Ankara karayolunun 23’ncü kilometresindedir. Afyonkarahisar il merkezine uzaklık 23 km dir. İscehisar-Sivrihisar arası 105 km, İscehisar-Ankara arası 240 km, İscehisar-Antalya arası 310 km, İscehisar Eskişehir arası 150 km. dir

Afyonkarahisar İscehisar

GENEL

Afyonkarahisar ilinin Ege bölgesinin en doğusunda bulunan ilçedir. Ortalama yükseklik 1050 metredir. İlçe merkezi 7 tepe üzerine kurulmuştur. İscehisar çayı ise, ilçeyi ikiye ayırır. Kuzey ve doğu kesimleri oldukça dağlık ve engebeli olmasına rağmen, güney ve patı kesimleri dalgalı ve düz bir yapıdadır. İlçede Akdeniz ve karasal iklim hakimdir. Ancak denizden uzaklığı nedeniyle, yüzey şekilleri ve yükselti gibi nedenlerden dolayı ilçede karasal iklim daha etkindir.

Afyonkarahisar İscehisar

TARİHİ

İscehisar “Dokimeion” ismiyle Büyük İskender döneminde yaşamış general Dokimos tarafından kurulmuştur.

Burada şehrin kurulma sebebi, Bacakale denilen mevki civarındaki beyaz ve menekşe mermer yataklarıdır.

Çünkü yazıt ve anıtlar için Hititler bazalt, Frigler tüf, Grekler ise mermer kullanmış ve bunlara ihtiyaç duymuşlardır. İscehisar’da çıkan mermerler, sadece Anadolu’daki önemli şehirler değil, Kuzey Afrika başta olmak üzere İtalya’nın da birçok şehrine gönderilmiştir.

Ancak günümüzdeki İscehisar ilçesinde mermer yoktur. Çünkü ilçe siyah bazalt tepeleri üzerine yerleşmiştir.

Zaten İscehisar ismi de buradaki “is” kelimesinden gelir, anlamı “Karacakale” dir.

Yörenin ismiyle ilgili diğer bir bilgi: Selçuklu döneminde Selçuklu hükümdarı I. Mesud, Afyon civarında 300 yerleşim bölgesi tespit eder ve Türk boyları buralarda iskan edilir.

Bu bölgelerin adları ise, iskan edilen boyların isimleri olur. İscehisar adı, Karahan boyundan gelen Türkmenlerin ismidir.

1922 yılında İscehisar Yunan askeri tümeni tarafından işgal edilir. Yunan karargahı Güzelim mevkiinde kurulur.

Sakarya Meydan savaşından sonra ise, Yunanlılar geri kaçarken İscehisar’ı talan edip yakmak istemişlerdir.

Ancak Türk topçusunun erken müdahalesi sonucu, Yunan ordusu paniğe kapılarak dağılmıştır. İscehisar, 1987 tarihinde ilçe olmuştur.

Afyonkarahisar İscehisar

MERMERCİLİK

Mermer, kalkerlerin metamorfizmaya uğraması sonucu oluşan bir tür kayadır. Ülkemizde ve dünyada Afyon mermeri olarak bilinen ve tanınan mermer, İscehisar’da çıkarılır.

İscehisar mermer sahaları: ilçe merkezinin 1 km güneydoğusunda başlar ve iki mercek şeklinde bulunur. Bu iki mercekten birincisi, Dangıçtepe, ikincisi ise Bacakale mevkiindedir.

Dangıçtepe mermer sahasında 500 metre genişliğinde 1300 metre uzunluğunda ve 100 metre kalınlığında: Bacakale alanında ise, 1000 metre genişliğinde, 4500 metre uzunluğunda ve 260 metre kalınlığında mermer yatakları bulunur.

Mermer günümüzde inşaat sektörü ile birlikte, iç ve dış kaplamada, mutfak, banyo ve tuvalet dekorasyonunda, vazo, heykel gibi süslemelerde, mezar kaplamalarında ve mezar taşlarında kullanılır.

Yörede mermer 1983 yılına kadar hammadde olarak satılmakta iken, 1983 yılından sonra işletmeye yönelmiştir.

Sonuç olarak, Hellenistik mermer ocaklarından günümüzde hiçbir iz bulunmamaktadır. Çünkü Bacakale civarında, Roma imparatorluğunun en büyük mermer ocakları vardı.

Burada mermer bloklar ve sütunlar sadece Anadolu’da Smyra (İzmir) gibi önemli şehirlerle birlikte, bütün antik dünyaya ve özellikle İtalya’da Roma şehrine kadar gönderiliyordu.

Roma şehrine yakın Ostia limanının mermer depolarında ve Tiber nehri kıyılarında, Dokimeion’dan yani bu bölgeden, aynen ocaklardan çıktığı gibi istiflenen birçok mermer blok ve sütun, günümüze kadar ulaşmıştır.

Hatta genel olarak Libya’dan çıkan Roma heykellerinin büyük çoğunluğu heykeltıraşlar tarafından Dokimeion mermerlerinden yapılmıştır.

Ancak, Dokimeion heykel atölyelerinden antik şehir kalıntılarından çok az heykel çıkmıştır.

Çünkü Roma döneminde, İscehisar yakınlarındaki büyük mermer ocakları Dokimeion şehrine ait değildi.

Bu ocaklar Roma imparatorlarının özel mülkleri olarak imparatorların memurları tarafından yönetiliyordu.

Böylece Dokimeion şehri, mermerin getirdiği zenginlikten yararlanamadı.

Çünkü kazançlar doğrudan Roma devlet hazinesine gidiyordu.

Netice olarak lüks mermer heykellerin yerel piyasası çok sınırlıydı ve üretilen binlerce heykel ile yüksek kabartma lahitin hepsi dışarıya ihraç edildi.

Günümüzde, İscehisar’da sergilenen Roma ocaklarından çıkmış yüzlerce ham madde, blok ve sütun üzerinde bulunan Latince yazılar, bu düzen hakkında bilgi verir.

 

NE YENİR

İscehisar yöresine yolunuz düşerse ve yerel tatlardan tatmak isterseniz, Mermer kebabı yemelisiniz.

Mermer kebabının özelliği, İscehisar mermerinin üstünde, hiç yağ kullanmadan etin kendi yağı ile pişmesinden ileri gelir.

İscehisar mermeri, ete ayrı bir aroma verir.

Afyonkarahisar İscehisar

NE SATIN ALINIR

Mermer süs eşyaları satın alabilirsiniz.

Afyonkarahisar İscehisar

İSCEHİSAR MESLEK YÜKSEK OKULU

Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlıdır. Okul 1994-1995 yılında, Mermer Teknolojisi, Taş işletmeciliği ve Makine programları ile eğitime başlamıştır.

Takip eden yıllarda iş makinaları operatörlüğü, kuyumculuk ve takı tasarımı, makine programları açılmıştır.

Okulda bütün branşlarda ilgili atölyeler ve makine ekipmanları bulunmaktadır.

Afyonkarahisar İscehisar

GEZİLECEK YERLER

İscehisar Tarihi Koca köprü
İscehisar Tarihi Koca köprü

 

TARİHİ KOCA KÖPRÜ

İlçe merkezi Eskihamam Mahallesinde antik Dokimeion şehri içindeki Douios nehri (günümüzdeki İscehisar çayı) üzerinde kurulmuştur.

Şu anki adıyla doğuda Sevgi yolu caddesi ile batıda Bağlar caddesini bağlamaktadır. 

Roma döneminden kalmadır. MÖ 312 yılında yapılmıştır. 

Köprünün dönemin Roma İmparatoru tarafından, büyük blok kesme taştan yapıldığı iki kaya üzerine oturtulmuş tek kemerli köprü olduğu biliniyor. 

Köprünün uzunluğu 59.4 metre, yüksekliği 30 metre ve genişliği 5.35 metredir. 

Doğu-batı doğrultusunda, tek gözü geniş açıklıklı ve hafif sivri kemerli bir köprüdür.

Bazalt ve andresit iri kesme taş kaplamalı ve kemer kaburgalıdır.

Kemer kaburgasının dış yüzleri dört dilimli profillidir.

Köprünün üstü yassı taş ile kaplanmıştır.

İscehisar Koca köprü

Her iki yanda taş korkulukları vardır.

Andezit ve bazalt bloklar arasında çok sayıda Roma dönemine ait mermer parçaları; moloz veya kaplama taşı olarak kullanılmıştır.

2017 yılında Kara Yolları Genel Müdürlüğü tarafından tarihi dokusuna uygun olarak restorasyonu yapılmıştır. 

Roma mühendislik sanatının teknik bir şaheseri olarak tarihe geçen köprü dokusunu korumaya devam ediyor. 

İscehisar Belediye Jeotermal Kaplıcaları

 

BELEDİYE JEOTERMAL KAPLICALARI

İlçe merkezi Şirinevler Mahallesi Tekederesi Mevkiindedir.

Tesis 1 yıllık çalışma süresi sonunda tamamlanarak 4 Mart 2021 tarihinde hizmete girmiştir.

Jeotermal sıcak su sondaj çalışmaları kapsamında 825 metre derinlikte 45 derece sıcak suya ulaşılmıştır.

Jeotermal tesisin: 1800 metre kare kapalı alanı, otopark ve çevre peyzajı ile birlikte yaklaşık 30 bin metre kare alanı kapsar.

İscehisar Belediye Jeotermal Kaplıcaları

Kaplıcada çıkan suyun şifa getirdiği hastalıklar şunlardır: romatizmal hastalıklar, cilt rahatsızlıkları, kas ve eklem ağrıları, genel vücut yorgunluğu. 

Tesiste ayrıca kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı sıcak su termal havuzu, çocuk havuzu, şok havuzu, çamur banyosu, saunalar, duş alanları bulunuyor.

Son olarak kaplıca tesisinde yapılan bakımlar sonucu, tesis 25 Eylül 2025 tarihinde hizmete açılmıştır. 

Özellikle termal havuz çok güzel, gitmenizi öneririm.  

İscehisar Seydiler Kasabası

SEYDİLER KASABASI

Seydiler kasabası, Ankara-Afyon karayolu üzerinde, İscehisar ilçe merkezine 11 km ve Afyon il merkezine 34 km uzaklıktadır.

Hisar kayasının batısına kurulmuştur. 1990 yılında burada Belediye teşkilatı kurulmuştur.

Seydiler, Anadolu’daki ilk yerleşim merkezlerinden biridir. Çevresinde bulunan eserler, buranın yerleşim tarihini Eski Tunç Çağına kadar götürür. Buna göre 5.000 yıllık bir geçmişi vardır. Buranın en parlak dönemi Hititler dönemidir. Bu devirde yerleşim merkezi Yanarlar Mevkiisidir. 

Roma döneminin ünlü şehirlerinden Dokimeion’un banliyösüdür.

Günümüzde, Seydiler kasabasındaki evler, çeşmeler, cami ve türbelerin duvarlarında, bu dönemlere ait mimari parçalar, mezarlıktaki stel parçaları kullanılmıştır ve görülür.

Ortaklar ovası dar ve uzun düzlük halinde Bahçecik köyüne kadar uzanır. Ovanın içinden Ortaklar ve Avşar dereleri geçer. 

Kasabada iki cami vardır.

Eski cami:

Eski cami zaviyenin müştemilatındadır. Türbeye eklenti olarak yapılmıştır. Ahşap bina kırma çatı ile örtülmüştür. Tek şerefeli zarif bir minaresi vardır. Türbe, cami, çeşme ve haziresi geniş bir avlu içindedir. İhata duvarındaki antik devre ait mimari parçalar vardır. 

Avlu giriş kapısının sağ tarafındaki duvarda 13’ncü yüzyıla ait Türkmen Mezar taşı vardır. Taşın üzerinde büyükbaş hayvan motifleri işlenmiştir. 

Ayrıca halkın faydalanması için avlu girişinin sağ tarafına, ihata duvarının dışına bir çeşme daha yapılmıştır. Mevcut yapıların hiç birisinde kitabe ve tarih yoktur. Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivindeki vakıf kayıtlarında, müştemilatın kaydı vardır. 

 

Yeni Cami:

Yeni cami, kasabanın girişinde Cumhuriyet Mahallesindedir. Dikdörtgen planlı, ahşap, kırma çatılı bir binadır. İki şerefeli zarif bir minaresi vardır. 

 

Seydiler İlköğretim Okulu

Cumhuriyetten önce Seyyid Hasan Basri Zaviyesi civarında küçük mahalle mektebinde, cami hocaları tarafından dini ve ahlaki bilgilerden oluşan eğitim ve öğretim yapılıyordu.

Cumhuriyetin ilk yıllarında köy odalarında eğitmenler tarafından eğitim ve öğretim yürütülmüş, 3 sınıflı birinci devresi olan ilkokullar açılmıştır.

Seydiler halkının katkılarıyla okul yapılarak 1947 yılında Seydiler İlkokulu olarak açılmıştır. Yapılan ikinci binasında 1994 yılında Seydiler Ortaokulu açılmıştır. 

Evet, kasaba ile ilgili ayrıntılı gezi yazısına başlamadan önce bir not: Türk sinemasının büyük yapıtlarından Kartal Tibet’in “Gümüş Eğer” ve Türkan Şoray’ın “Açlık” filmleri burada çekilmiştir.

 

Yanarlar yerleşim merkezi

Yanarlar, Seydiler Kasabasının 1.5 km güneyinde bir mahalledir.

Balkan savaşından (1912) sonra Anadolu’ya göçen Avşar Yörüklerinin bir kısmı buraya yerleştirilmiştir. 

Uzun süre burada hayvancılık yapmışlardır. 

Zamanla Yörük Aşiret Beyi Yanar’ın ismi ile anılmaya başlanmıştır. İsmini aşiret beyinin adından almıştır. 

Yanarlar mevkiinde ilk yerleşim 5000 yıl öncesine kadar gider. Buranın en parlak dönemi Hitit dönemidir.

Yanarlar mahallesinin kuzey sınırında, ortalama 6 hektar büyüklüğündeki yayvan sırtta: Küpyeri mevkiinde, tarlalarını süren çiftçiler, çeşitli küp mezarlar ortaya çıkarırlar.

Köylüler çıkardıkları küpleri evlerine götürmüş ve çeşitli amaçlar için kullanmışlardır. Çıkan malzemelerin sadece bir kısmı Afyon Müzesine teslim edilmiştir.

Bu eserlerin, MÖ 3000 ile 2000 yılları arası döneme ait olduğu anlaşılmıştır. (Asur Ticaret Kolonileri ve Eski Hitit dönemi)

Bu olaydan sonra burada bilimsel kazılar yapılmaya başlanmıştır.

Yanarlarda yapılan kazılarda 36 ve kazı alanı dışında ise 10 adet küp mezar çıkarılmıştır.

Küp mezarlara, ölüler henüz sıcak iken, ayağı küpün dibine, başı küpün ağzına gelecek şekilde çömeltilerek konur.

Küpün içine ölü hediyeleri ve takıları konur. Yanarlardan çıkanlar ölü küplerinden, emzikli ve yonca ağızlı testiler, vazolar, antilop başlı tutamaklı emzikli testiler, insan başlı erkeklik organı biçiminde emzikli testiler çıkmıştır.

Bu testilerden dinsel törenler de kutsal içkiler içiliyordu.

 

Türkmen Mezar Taşları

Burada bulunan İnlüce  köyünde ilk iskan olan Türkler, 11’nci yüzyılda Morcalı Türkmenleridir.

Afyon Müzesinde ve Seyyid Hasan Basri türbesinin ihata duvarındaki Türkmen mezar taşları, Türklerin buraya ilk geldikleri dönemi belgeler. İslami dönemde, yeni baştan kurulan köy, civardaki inlerden dolayı “İnlüce” ismini alır.

19’ncu yüzyılın sonlarında ise İsce-Hisar nahiyesine bağlı Seydiler Sultan Köyü olarak görülür.

İscehisar Kırkinler

Kırkinler Kayalığı/Seydiler Kalesi

Ankara’dan Afyonkarahisar şehrine gelirken, Seydiler kasabası yakınlarında, Köroğlu belinden inerken, karayolunun sağında “Kırkinler” tabelası görülür.

Burada; ağzı asfalt yola dönük, yarım ay formunda dizilmiş 6 kaya kütlesi vardır.

Kuzeyden itibaren: Kırkinler kayası, Aşağı Çatalkaya, Yukarı Çatalkaya, Menevşeli kaya, Kızılkaya şeklinde sıralanıyor.

İscehisar Kırkinler Kayalığı

Yarım ayın ortasında, bir sel yatağı var.

Sel yatağının kuzeyinde, taş ocakları işletiliyor.

Taş ocakları, toprak altında olup, üst toprağın temizlenmesiyle açılıyor.

Kırkinler kayası: Tüf kaya kütlesinin doğu yarısının içi tamamen oyularak çok sayıda oda ve kilise yapılmıştır.

Bu kiliselerden büyük olanının duvarları ve tavanlarında kabartma haç ve geometrik şekiller bulunur.

İscehisar Kırkinler Kayalığı

Tabanda ise irili ufaklı oyulmuş mezar yerleri vardır.

Ayrıca duvarlarda kırmızı boya ile yapılmış süslemeler görülür.

Manastırın çevresine bitişik kaya odalarıyla birlikte MÖ 730-843 yılları arasında yapıldığı düşünülüyor.

Sonuç, evet burası yolun hemen kenarında olması nedeniyle ulaşım oldukça kolaydır.

Ancak bu kolaylığın yarattığı sıkıntılar da var, doğal tahribatın yanı sıra insanlar tarafından burada anı olarak taşlar kırılarak anı diye alınıyor, elbette kaçak kazılar da tahribatı oldukça arttırmış durumdadır.

Ayrıca, Şubat 2002 tarihinde bu bölgede olan deprem, kilisenin bulunduğu kayalıklarda ve anıtın bulunduğu bölümlerde kopmalara sebep olmuştur.

Buradaki büyük bir kaya konisi: Frig döneminden başlayarak oyulmuştur.

Kayalığı arka yüzünde, Ana Tanrıça Kybele kabartması ve Frig sunağı bulunur, onun yanında da bölgenin belki de en büyük Manastırının girişi vardır.

 

Manastır

Kaya manastırı Bizans dönemine tarihlenir.

Çok sayıda ve birbiriyle bağlantılı birimlerin duvarları haç kabartmalarıyla süslüdür.

Türklerin Anadolu’ya gelişinin ardından terk edilen kayalığa, yıllar sonra Yunan işgalinden kaçan İscehisarlılar sığınmış ve yaklaşık 1 yıl kadar burada yaşamışlardır.

İscehisar Seyyid Hasan Bin Basri Türbesi
İscehisar Seyyid Hasan bin Basri Türbesi

 

Hekim Seyyid Hasan bin Basri Türbesi ve Camisi

Hayatı hakkında kesin bilgiler yoktur. Elde bulunan vakfıyenameye zamanla yapılan eklendiler, mülknameler, icazetnamesi, çeşitli zamanlarda verilmiş berakler ile şeriye sicilleri bulunan kararlardan edinilen bilgilere göre: İscehisar Kazasının Seydiler Kasabasında Seyyid Hasan Basri isimli kuduz hastalığını tedavi eden bir doktor, tekkesi olan bir derviş olarak görülür. 

Seyyid Hasan Basri, Bektaşi Menakıplarında sık sık adı geçen ünlü hekim Karaca Ahmet Sultan ile çağdaş gösterilmiştir. 

Karaca Ahmet Sultan, Beylikler zamanında yaşamış, bazı kayıtlara göre Orhan Gazi zamanını görmüştür. 

Buna göre, Hasan-ı Basri, 13’ncü yüzyılın sonu, 14’ncü yüzyılın başlarında yaşamış olması gerekir. 

Kendisi Halep’te tıp tahsili görmüştür. Halep’te medreseden mezun olduktan sonra Kırşehir’e giderek, Suluca Karaca Höyük (Hacı Bektaş) oturan Hacı Bektaş-ı Veli’den el almıştır. 

Bektaşi Menakıpnamelerine göre, devrin ünlü alimlerinden Sivrihisarlı Seyyid Nurettinden ders almıştır. 

Burada okurken Karaca Ahmet Sultan, Yargeldi Sultan (Akşemsettin) ve Hayran Veli ile arkadaş olmuştur. 

Tahsillerini tamamladıktan sonra Karahisar-ı Sahib’e dönerler. 

Bu dört arkadaş şehri gezerken, susarlar, namaz vakti de gelmiştir. İçmek ve abdest almak için su ararlar. O sırada Karaca Ahmet elindeki asasını yere vurarak “su burada olacak der” ve vurduğu yerden su fışkırır. Kana kana içerler, abdestlerini alırlar. Zamanla bu suyun çıktığı yere çeşme yaparlar. 

Halen kullanılan “Olacak Çeşmesi” bu olayın hatırasıdır. 

Kerametleri ortaya çıkınca dağılmaya karar verirler. 

Bu doktor, Şeyh, kolonizatör Türk dervişleri kendilerine dirlik olarak verilen köylere giderler. 

Oralarda tekkeler kurup, halkı hem tedavi ederler, hem de ışık olup aydınlatırlar, ümit olurlar. Dertlerine derman olurlar. 

Seyyid Hasan-ı Basri: İnlice köyüne gider, Tekke kurar. Kuduz hastalığını tedavi eder. 

Evet: Tekkedeki türbede yatan Seyyid Hasan Basri’nin torunları günümüzde vakfın faaliyetlerini yürütüyorlar. Kuduz olan her canlıyı tedavi ettiklerini söylerler. Yaptıkları bu hizmetin karşılığında ücret almadıklarını, buna ilaveten gelen hastalara tekkenin misafirhanesinde baktıklarını, hastanın her ihtiyacını ve isteklerini yerine getirdiklerini, bu giderleri tekkenin vakıf gelirlerinden karşıladıklarını belirtirler. 

Gelelim ilacın hazırlanışına:

Anlatılanlara göre, her yıl Ağustos ayının başında, Seydiler köyüne bilhassa teknenin çevresine 1 cm büyüklüğünde, kırmızı renkli kuduz böcekleri gelirmiş. Bu böcek burada sadece 10 gün kalır, daha sonra ortadan kaybolurmuş. Bir yıl sonraki Ağustos ayına kadar. Bu böcek başka yerde olmazmış. Böceği sadece tekke sahipleri toplarmış. Başkalarının topladığı kullanılmazmış. Böcek toplamaya saban namazından sonra çıkılır, toplanan böcekler bir kutu içine konurmuş. Hayvan öldükten sonra güneşte iyice kurutulur, sonra havanda iyice ezilerek top haline getirilirmiş. Yapılan bu kuduz ilacı, kapaklı toprak veya cam kaplarda saklanırmış. 

Tedavi şekli

Hasta kadın ise, kadın bakıcı, erkek ise erkek bakıcı ve tekke sahibinin soyundan kişiler hastayı tedaviye alırlar. Hasta günün her saatinde kabul edilir. Hastaya bakmakla görevli ve bu iş için deneyimli kişi, önce hastayı güzelce muayene eder, hastanın gözlerine bakar, bir kaptaki suyu gösterirler, üşüyüp üşümediğini sorarlar. Kendi hastaları olduklarına kanaat getirdikten sonra hastayı tekkeye getirirler. Hasan Basri sandukasının önünde dua ederler. Arkasında yarım bardak tekke kuyusundan veya çeşmesinden alınmış suyun içine bir fiske kuduz tozu, bir fiske tekke toprağı karıştırılır ve hastaya üç yudumda içirilir. Evet bu böyle devam ediyor.

Evet, türbe ve caminin yapım tarihi tam olarak bilinmemektedir.

2011 yılında restorasyon yapılmıştır.

Türbe, cami ve haziresi geniş bir avlu içindedir.

İhata duvarlarında, antik döneme ait mimari parçalar kullanılmıştır.

Avlu giriş kapısının sağ tarafındaki duvarda, 13’ncü yüzyıla ait Türkmen Mezar taşı vardır. Taşın üzerinde, büyük baş hayvan motifi işlenmiştir.

Ayrıca, halkın yararlanması için avlu girişinin sağ yanına, ihata duvarı dışına bir çeşme yaptırılmıştır.

Ancak mevcut yapıların hiçbirinde kitabe yoktur.

Eski cami: Türbeye eklenti olarak yapılmıştır. Ahşap kırma bina, çatı ile örtülmüştür. Minaresi tek şerefelidir.

 

Çoban Dede ve Koru Dede Yatırları

Hasan bin Basri’nin muhafızları olduğu sanılan Çoban Dede yatırları da bu kasabadadır. Bu veli kişiler Seyyid Hasan Basri’nin muhafızları olduğu söylenir. 

İscehisar Leylek Kayalığı

Leylek Kayalığı

Seydiler kasabası Harmanüstü mevkiinde bulunan Leylek Kayalığı, doğal ve arkeolojik özelliktedir. 

Kayalığın batısında ve yolun alt kısmında yer alan peri bacalarından bir tanesi, zemin kat ile birlikte üç katlı olarak oyulmuştur. 

Zemin katta şapel ve mekan, birinci katta şapel ve mekan ve en üst katta bir mekan yer almaktadır. 

Dikdörtgen biçimli kapıların boyutları incelendiğinde boylarının zemin kattan üst katlara doğru küçüldüğü görülmektedir. 

Zemin katta dikdörtgen giriş kapılı şapel ve şapelin sağında bir mekan yer almaktadır. 

Şapel beşik tonoz tavanlı olup, nef ve apsisli bölümden oluşmaktadır. 

Apsis kısmı derin olup, apsise geçiş bölümü oluşturan perde duvarlar kırılmıştır. 

Apsisin bulunduğu kısım sekili olup yüksektir. 

Nefte sağ ve solda ikişer niş yer almaktadır. 

Tavan ve nişlere aşı boya ile geometrik bezemeler ve haçlar yapılmış olup tavanda aynı zamanda aşı boya ile bant şeklinde bezeme de yapılmıştır. 

İkinci katta da bir şapel ve bir mekan bulunur.

Üçüncü kata dıştan çıkılmakta olup, aşınma nedeniyle bu çıkış çok zor yapılmaktadır. Günümüzde ancak merdiven kurularak çıkılabilmektedir. 

Mekanları ve şapelleri ile üç kat halinde oyulan bu peri bacasının manastır olarak kullanıldığı anlaşılmıştır. 

 

İscehisar Peri Bacaları ve Kaya yerleşimleri
İscehisar Peri Bacaları ve Kaya yerleşimleri
İscehisar Peri Bacaları ve Kaya yerleşimleri

 

Peri Bacaları ve Kaya yerleşimleri

Volkanik arazilerde görülen peri bacaları, sellenme sularının neden olduğu, farklı aşınma sürecinde oluşan sütun, piramidal sütun görünüşlü yer şekilleridir.

Afyonkarahisar ilinin jeolojik yapısı gereği, volkanik arazi üzerinde bulunan İhsaniye, İscehisar, Bayat ve Bolvadin ilçelerinde değişik biçimlerde, şapkalı veya şapkasız çok sayıda peri bacaları vardır.

Ancak peri bacalarının en yoğun olduğu bölge: İscehisar ilçesinde Seydiler Kasabasından başlayarak İhsaniye İlçesinin Döğer kasabasına kadar uzanan ve Afyonkarahisar Valiliği tarafından yaptırılan Turizm kuşağı yolu ile birbirine bağlanan güzergahtadır.

Seydiler kasabası içinde ve çevresindeki vadide çok sayıda irili ufaklı peri bacası bulunur.

Bunlara Seydiler Tüf ve Ağlomerası denir. Kuvarsit, muskovit, serisit ve klorit başkalaşmış kayaçlardan oluşur. Beyaz, krem renkli tabakalardır. Günümüzden 25 milyon yıl önceki jeolojik devirde oluşan formasyonlar Seydiler bölgesinde yüzeylenmiştir ve karakteristik özellikler gösterir. Bu nedenle literatürde Seydiler Tüf ve Aglomerası olarak geçmiştir. 

Kalınlığı 200 metreyi bulan tüf Döğer bölgesine kadar uzanır. 

Bunların boyu birkaç metreden 30 metreye kadar ulaşır.

Grup halinde veya tek veya yamaçtan dışarı doğru çıkmış halde bulunurlar.

Afyonkarahisar-Ankara karayolunun 20’nci kilometresinden bakıldığında bu peri bacalarının kimi genç bir kadın, kimi lale, kimi vezir gibi birbirinden bağımsız ve farklı görüntüler oluşturduğu görülür.

Beyaz ve krem renkli tabakalardan oluşan peri bacaları ve kaya tüflerine “Seydiler Tüf ve Aglonerası” denir.

Bunlar günümüzden 25 milyon yıl önceki jeolojik devirde oluşan oluşumlar Seydiler bölgesinde yüzeye çıkmıştır.

Kalınlığı 200 metreyi bulan tüf, Döğer bölgesine kadar uzanır.

İscehisar Frigya Vadisi

Frigya Vadisi

Frig vadisi, Afyonkarahisar, Eskişehir ve Kütahya illerini kapsar. Frig kültür yolunun üç rotası vardır.

Bunlardan biri: Afyonkarahisar girişi, Seydiler beldesi ve Karakaya köyü sınırından başlar ve toplam uzunluğu 45 km dir.

Seydiler bölgesi, Frig uygarlığından başlayarak Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve son dönem eserlerinin yanı sıra, yüzyıllar boyunca rüzgar, yağmur gibi etkilerle oluşmuş peri bacaları ile doğal bir müze gibidir.

Güzergah üzerinde bulunan yerleşim birimleri, kültür varlıkları yönünden muhteşem güzeldir.

Bunlar arasında öne çıkanlar: Peri bacaları, kaya yerleşimleri, Kırkinler kaya yerleşimi, Çatağıl kaya yerleşimi, Alanyurt köyü, Selimiye kaya mezarları, Olukpınar köyü peri bacaları ve kaya yerleşimleri, Ağınönü inleri, Alanören-Alanyurt mezar odaları vardır. Frigya bölgesine yakın antik mermer ocakları, bölgenin önemini daha da arttırmaktadır.

Güzergah üzerindeki yerleşim alanlarının yoğun olduğu bölgelerin başında İscehisar ve çevresi gelir.

Friglerin günümüze kadar ulaşan mimari eserleri ise, bölge geneline yayılmış olan ve işlenmesi kolay tüfler üzerindedir.

Bu eserler: kaleler, mezar odaları, tapınaklar, evler ve ağıllardır.

Demirden yapılmış araç gereçle tüfleri oyarak yapılan bu anıtlar günümüze kadar gelmiştir.

Bu alandaki dev kaya anıtları ve kale tipi yerleşmeler, Friglerden kalma en önemli doğal anıtlardır.

Frig vadisi içinde bulunan önemli kaya yerleşmelerini: Seydiler’de, Ornaş’ta ve Selimiye’de görmek mümkündür.

Bunlar tüflerin oyulmasıyla oluşturulan evlerdir. Bu dağlık alan, kale benzeri yerleşim yerleri de barındırır.

Frigler, Anadolu’da MÖ 6000 yılından beri tapılan Ana Tanrıçaya tapıyorlardı.

Bu inançlarının gereği olarak, bereket getirmesi amacıyla özellikle Dağlık Frigya bölgesinin doğal giriş kapısı niteliğindeki Seydiler çevresinde yaptıkları Ana Tanrıça Matar Kubileya’nın kült anıtlarıyla zengin bir miras bırakmışlardır.

Tüflerin içine oyulmuş, merdivenleri doğuya bakan, başka bir dinsel yapıt da oluşturmuşlardır.

Burada bir çeşit oturma yerine çıkan ve sunak olarak kullanılan merdivenler ve tanrıçanın oturması için hazırlanmış sembolik tahtlar vardır.

Selimiye’nin İbrahim inlerindeki Manastırda, Seydilerin Kırkinler Kilisesinde, Ağın dağındaki Ağınönü kilisesinde ve İbrahim inlerinde kaya yerleşimi mezar odaları, kayalıkların en üst kısımlarında kaklıklar (su havuzcukları), kayaların ulaşılması güç yerlerinde ise mezar odaları vardır.

Tüfler üzerinde inşa edilen Frig kültürü, Roma dönemiyle birlikte farklı bir açılım kazanarak ününü günümüze kadar ulaştıracak bir faaliyet devam etti: Mermer.

Helenistik dönemde önemini kaybeden İscehisar yöresindeki yerleşim alanları, adlarını günümüze kadar ulaştıracak bir başlangıca sahne oldular.

Bu dönemin ardından, İskender’in komutanlarından birinin adını alan Dokimeion şehri, günümüz İscehisar ilçesinin bulunduğu alanda kurulmuştu.

Daha sonra Romalıların Dokimeion şehrini almasıyla da mermer ocakları işletilmeye başlandı.

Ancak Roma döneminden sonra mermer çıkarma işlemleri büyük ölçüde yavaşladı ve uzun bir durgunluk dönemine girildi.

Ama aradan geçen yaklaşık 1500 yılın ardından, 1839 yılında Texier tarafından Dokimeion şehrine ait mermer ocakları tekrar keşfedildi.

İscehisar Konarı Köy Konağı
İscehisar Konarı Köy Konağı

 

KONARI KÖY KONAĞI-GOCA ODA

İlçe merkezine 15 km uzaklıktaki Konarı köyüne ilk yerleşim 1820 yılında görülür. 1840 yılında köy tüzel kişiliği verilir. 

Köy Yörük soylarından Karakeçili olarak bilinen soydan gelmektedir.

Köyde bulunan “Köy Konağı” Osmanlı döneminden kalmadır. 1860 yılında yapılmıştır. Köy sakinleri tarafından konağın yapımı hakkında anlatılan bir rivayete göre: 1840’lı yıllarda bir adamın 6 oğlu varmış. Altı oğlan hacca giderler, bunların dedesi de köyde kalıyor.

İscehisar Konarı Köy Konağı

Birde Yüzbaşı rütbesinde bir asker varmış. Babaları hacdan çocuklar gelinceye kadar bu konağı yaptırır. O zamandan beri konak kullanılıyormuş. Misafirhane olarak kullanılmıştır.

Ancak günümüzde atıl durumdadır.

İscehisar Ağın Dağı Kayalıkları

AĞIN DAĞI KAYALIKLARI

Ağın dağı kayalıkları, İlçe merkezine bağlı Olukpınar köyü ile Öldümler Mahallesi arasındadır. 

İscehisar Ağın dağı kayalıkları

Bu bölümde, 50-60 metre yükseklikteki  tüf ve andezit oluşumu yalçın kayalıklarda, geç Roma ve Bizans dönemine ait kaya yerleşimleri, mezar odaları, sarnıç, kilise, üst bölümlere çıkmak için merdivenler, dar ve uzun koridorlar bulunur.

Bölgede yaygın olan tüflerin içerisinden çıkan kaynaklar, yörenin geçmişten günümüze su ihtiyacını karşılamaya çalışıyor. Bu kaynakların bir araya gelmesiyle ile oluşan ve yörenin en büyük akarsuyu olan İscehisar Deresi, üzerindeki Eskiçağdan kalma köprüden de anlaşılacağı üzere en önemli su kaynağıdır. 

Ağın kayalıklarının çevresinde ise peri bacaları vardır.

İscehisar Ağın Kaya Kilisesi

Ağınönü kilisesi

Ağın dağı mevkiinde, tüf sarp kayalık yüzeyine oyulmuş kaya kilisesidir. Çevresine bitişik kaya odalarıyla birlikte 8-10’ncu yüzyıllar arasında yapılmış manastır yapısıdır.

İscehisar Bacakale Antik Mermer Ocağı
İscehisar Bacakale Antik Mermer Ocağı

 

BACAKALE ANTİK MERMER OCAĞI

Bacakale mermer ocağı, antik Persis dağında bulunmaktadır. Antik çağda Dokimeion’da mermer ocaklarının yoğun olarak bulunduğu yer, aynı zamanda Kybele’nin kutsal alanı sayılan Persis Dağında idi. 

Burada Kybele’nin tapınım yeri vardı ve mermer ocakları onun adına tahsis edilmişti. Persis dağı günümüzde Bacakale olarak bilinir ve tapınım yeri Alimoğulu ocağı olarak işletilen ocaktadır. 

Bacakale’de bulunan ocaklarda, beyaz mermer (Afyon şekeri) yanında mor damarlı beyaz mermer de çıkarılmaktaydı. Pavonazzetto ya da Paonazzetto adı verilen bu kıymetle mermer cinsinin genel olarak dünyada sadece İscehisar’da bulunduğu bilinmektedir. 

Bu mermerin mor renginin, Attis’in kan lekeleri olduğu söylencesi ise yüzyıllardan beri Anadolu’nun mitolojik öykülerinden birisi olarak sürüp gitmektedir. 

Roma döneminde lahit üreten üç önemli merkezden birisi Dokimeion’dur. 

Ötekiler, Atina ve Roma kentleridir. 

Dokimeion bölgeler üstü bir niteliğe sahip olup, MS 140-150 yıllarından itibaren İtalya, Suriye, Filistin, Atina, Rodos ve Girit gibi yerlere lahit ihraç etmeye başlamıştır. 

Dokimeion lahitlerinin bugün bilinen sayısı 500 civarındadır. 

Sütunlu, girlandlı ve figürlü lahitlerin üretiminde Marmor Phryium (Phrygia mermeri) ya da Marmor Synnadicum adı verilen mermer çeşitleri kullanılmıştır. 

Sadece lahitler mi, elbette hayır, Dokimeion mermerlerinin kullanıldığı diğer bazı yerler: İstanbul Ayasofya kilisesi, Roma şehrindeki Pantheon ve Trajon Formudur. Bu mermer, mor pigmentin elde edilmesinin çok zahmetli ve pahalı olduğu dönemlerde çok popüler olmuştur. Dünyada mor renkte mermer sadece Docimeion’da çıkarıldığından bu mermere büyük ve görkemli yapıların inşasında çok talep olmuştur. 

Evet, Bacakale alanında 1000 metre genişliğinde, 4500 metre uzunluğunda ve 260 metre kalınlığında mermer yatakları bulunmaktadır.

İscehisar zengin mermer yatakları MÖ 300 yıllarından bu yana bilinmesine ve antik çağda uzun süre kullanılmasına rağmen uzun bir süre atıl olarak kalmış, ancak Cumhuriyet döneminde 1945 yılında Anıtkabir ve TBMM’nin inşaatlarında kullanılmak üzere yeniden işletilmeye başlanmıştır. 

Bacakale mevkiinde önceki yıllarda ortaya çıkan Roma dönemine ait mermer ocağındaki bir bölümü işlenmiş mermer bloklar, daha iyi korunabilmesi ve açık hava müzesi çalışmaları için ilçe merkezine nakledilmiştir.

Bu bloklar, 1 kilometre uzaklıktaki İscehisar ilçe merkezinde bulunan tarihi Selçuklu köprüsünün yanına getirildi.

Bu mermer bloklarda ilginç motifler ve desenler bulunmaktadır.

Mermer açık hava parkı yapılıncaya kadar, bin civarında mermer taş, köprünün yanında korunacakmış.

Bunun yanında, dokimeon kentinden ve ocaklardan çıkarılan 358 adet mermer eser, Belediye çabalarıyla merkezdeki meydan ve bulvarlara yerleştirilerek sergileniyor.

Ayrıca, buradan götürülen çok sayıda mermer eser koleksiyonu da günümüzde Afyonkarahisar Müzesinde sergilenmektedir.

İscehisar Doğlat Yaylaları

DOĞLAT YAYLALARI

Doğlat köyü, il merkezine 48 km ve ilçe merkezine ise 26 km uzaklıktadır. Köyün eski ismi “Çerkesköy” dür.

Köyün iklimi karasal iklimdir. Köye ulaşım sağlayan yol asfalttır.

Doğlat yaylasında Uluslararası Türk Dünyası Bilim ve Kültür Şöleni Şenlikleri (Kafkas Şenlikleri) yapılmaktadır.

Bu şenliklerde Türkiye’deki Karaçay-Balkar Türkleri bir araya geliyorlar. “Dağlıların Büyük Buluşması” olarak bilinen şenliklere yoğun katılım gerçekleşir. Festivalde, Karaçay-Balkar Türklerinin yüzyıllardan günümüze kadar gelen halk oyunları oynanır. 

Yöre insanı buraya piknik yapmaya gidiyor.

İscehisar Giresunlular Şehitliği

GİRESUNLULAR ŞEHİTLİĞİ-DOĞANLAR KÖYÜ

İlçe merkezine bağlı Doğanlar Köyünde Dedesivrisi Mevkiindedir. 

Kurtuluş Savaşı sırasında 47’nci Alay tarafından ele geçirilen Dedesivri (Sivritepe) bölgesinde şehit düşen 14 Giresunlu için yapılan anıt ve mezarlar buradadır. Alayı Topal Osman komuta etmiştir. Topal Osman emrindeki 47 Alay; 26 Ağustos gecesi saat: 02.30’da başlayıp 36 saat süren taarruzda Yunan ordusunu Dedesivrisi mevkiinden atmıştır. O geceyi, 47 Alay bir taburu ile Kabaçkıran, iki taburu ile Dedesivrisi ve Evliya tepelerinde geçirmiştir. 

47 Alay aynı gün şehit düşen arkadaşlarını, Dedesivrisi tepeye defnetmişler ve bir gün sonra Yunan ordusunu tekrar kovalamaya devam etmişlerdir 

İscehisar Giresunlular Şehitliği

Aynı tepede savaşan Muharibler birliği üyesi Giresunlu Ahmet Halis Asal, hem savaş alanını gezmek hem de şehit düşen arkadaşlarının mezarlarını ziyaret etmek için 1964 yılında Doğanlar köyüne gelmiştir. 

Dedesivritepe’deki mezarları ziyaret ettikten sonra birkaç günde Doğanlar köyünde kalmıştır. Burada yatan arkadaşlarına bir şehitlik yaptırmaya karar vermiştir. Ahmet Halis Asal’ın teşebbüsü ve Giresunlu Emekli Doktor Ali Rıza Erkan, Afyon Valisi Ahmet Balkan ile batı menzil komutanlığı ve Doğanlarlı köylülerin yardımıyla 1967 yılında şehitlik çevresi taş duvarlarla çevrilerek inşa edilmiştir. 

Ahmet Halis Asal, bu şehitlikte kendisine de bir mezar yaptırmıştır. Vasiyeti üzerine bir manga askerle resmi tören niteliğinde cenaze töreni ile şehitliğe defnedilmiş ve arkadaşlarının yanında ebedi istirahatgaha çekilmiştir. 

2000’li yılların başından itibaren Giresunlular bu şehitliğe yoğun bir şekilde ilgi göstermeye başlamış ve her yıl zafer haftasında şehitlerini anmak için akın akın buraya gelmeye başlamışlardır. 

 

 

 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Afyonkarahisar Bolvadin

Afyonkarahisar Bolvadin

 

Bolvadin, camileri, hayatı kaynağı olan suların aktığı çeşmeleri, Kanuni Sultan Süleyman ve Mimar Sinan’ın izlerini taşıyan Kırkgöz köprüsü, Kurtuluş savaşı yıllarındaki acı ve keder günlerini gözler önüne seren Yanık Kışlası ve Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı planlarını hazırladığı Çakmaklı Konağı, burası gerçekten zengin bir tarihe sahiptir. Ayrıca elbette Eber gölü.

ULAŞIM

Ulaşım açısından İç Anadolu, Ege ve Akdeniz bölgelerini birbirine bağlayan kilit noktadadır. İlçe E-28 karayolu Konya-Ankara ve İstanbul güzergahı üzerindedir. Bu konum, kentin gelişimini olumlu etkileyen faktörlerdendir. İl merkezine 60 km uzaklıktadır. Eskişehir’e 150 km ve Konya’ya 190 km uzaklıktadır. İlçe merkezine 7 km uzaklıkta, Çay’da demiryolu istasyonu bulunmaktadır.

Bolvadin

GENEL

Derin ve uzun bir alüvyon ova üzerinde kurulmuştur. Ege bölgesinin iç Batı Anadolu kesimindedir. Deniz seviyesinden yükseklik 1016 metredir.

İklim bakımından İç Anadolu Bölgesi ile Ege bölgesi arasında yer aldığından zaman zaman karasal, zaman zaman da ılıman iklim görülür.

Genel olarak yazlar kurak ve sıcak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer. Bisiklet kullanımı açısından, Amsterdam ile yarışan bir ilçedir. Sokaklarında, caddelerinde arabadan çok bisiklet vardır.

Afyonkarahisar Bolvadin

TARİHİ

İlçe Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden birisidir. Aynı zamanda kral yolu ve Hicaz-Sultan yolu üzerindedir.

Antik Paroreos Phrygia (Yanık Frigya) vadisinde kurulmuştur. Bu vadide, MÖ 8000’lerde yerleşim olduğu biliniyor. İlk haşhaş ekimi, MÖ 2’nci yüzyılda yapılmış ve ismi “Afion” imiş.

MÖ 295 yılında bölgede meydana gelen deprem sonunda, yer kabuğu kırılmış ve sıcak sular fışkırmıştır. Heybeli kaplıcası bu dönemde meydana gelir.

Yöre, Romalılar zamanında Polybotum isminde il merkezidir. Polybotos/polybotion kelime anlamı bereketli, çok bitki örtüsü yani geniş otlaklı ova demektir. Çünkü, bir zamanlar burası Anadolu’nun en yeşil yerlerindenmiş.

Hatta Evliya Çelebi “Seyahatnamesinde”; birçok yer gezdiğini, ancak bu denli yeşili görmediğini yazar. Ancak Cumhuriyetin ilk yıllarında kerestecilik sektörü, Bolvadin isminin kökünü oluşturan bitki örtüsünü tamamen yok etmiş, günümüzde “kel Bolvadin” deyimi kullanılmaktadır.

Evet, Polybotum şehri geniş otlaklara sahip olduğu için, Romalılar burada haralar kurarak ordunun ihtiyacı olan atları yetiştirmişlerdir. Böylece Roma döneminde hızla gelişen Polybotos şehri, 133 yılında Roma imparatoru Hadrianus’un ziyaretiyle hızla imar edilmeye başlanır.

İmparatorun ziyareti hatırına şehirde 3 çeşit para bastırılmıştır. Ayrıca İmparator Hadrian kendi adına heykel diktirmiştir. Paraların bir yüzünde şehrin koruyucusu Zeus Alsanos, diğer yüzünde İmparator Hadrianus portresi bulunur.

222 ve 235 yıllarında burası yine depremlerle sarsılır. Polybotum şehri yıkılır, tüm ova sıcak sularla kaplanır. Bu sıcak sular uzun yıllar kullanılır ve hamamlar yapılır. Bu yüzden, antik devirde termal tesislerin sıralandığı bu vadiye “Phrygia Salutaris” yani “Şifalı Frigya” denir.

Üç höyükler mevkiinde kalabalık bir şehir, Kayster Pedion şehri vardır.

Ancak bu şehir, MÖ 401 yılında Persler tarafından yakılıp yok edilince, Polybotum şehri önem kazanır. Şehir Bizans döneminde, Polybotos ismiyle anılmıştır.

Bizans döneminde Bolvadin çok gelişmiştir. Tarihçi yazarların anlattıklarına göre, Bizans döneminde Kudüs’e giden Bizans hacıları burayı uğrak yeri olarak kullanırlar ve doğuya yapılan seferlerde burası yine önemli bir uğrak yeridir. Ayrıca İznik ve Efes konsüllerine, buradan temsilci gönderilir.

Bizans imparatorları, burayı askeri bir merkez olarak kullanırlar. Şehre saraylar ve büyük yapılar yapılır. Ayrıca Polybotum şehri Roma döneminde büyük surlarla çevriliyken bu surlar büyük bir depremle yıkılır.

Bizans imparatoru Alexi Comneus, Hisar mahallesinin bulunduğu yere bir kale yaptırarak burayı bir askeri üs haline getirir. Yıkık şehir halkının bir kısmı ise Sivrihisar ve diğer kısmı Seyitgazi’ye taşınır.

Bizans’ın son zamanlarında ise, Türk ve Arap akınlarının etkisiyle nüfusu dağılmış ve küçülmüştür. Malazgirt zaferinin ardından, 1107 yılında Bolvadin savaşı olur, Emir Mengüç Bey Bizanslı komutan Aleksios’u ve ordusunu yenerek bölgeyi ele geçirir.

Ardından Orta Asya’dan gelen Kargın Avşar, Yazır Türkmenleri ve daha sonra Honamlı, Tekeli ve Karakeçili Yörük aşiretleri yerleştirilerek Bolvadin kurulmuştur.

İlçe Selçuklular zamanında “Karahisar-ı Devle” ismiyle bilinir. Sultan I. Murat zamanında yöre, Osmanlı hakimiyetine girer.

Kurtuluş savaşında, stratejik yönden önemli bir merkez olmuştur. Birinci ve İkinci Ordu burada konuşlanmıştır. Ancak burada ilginç bir durum var, Bolvadin merkezi Yunan işgaline uğramamıştır.

Anadolu’yu istila eden Yunanlılar, 27 Mart 1921 tarihinde Afyon’u işgal ederler. 14 Nisan 1921 tarihinde ise burada Üç höyükler mevkiine kadar ilerlerler.

Bir süvari birliği Bolvadin-Büyükkarabağ yolunu kontrol altına alır. Başka bir Yunan birliği ise, Bolvadin-Çay arasındaki demiryolu istasyonunu ele geçirir. Yani Bolvadin sınırına gelmişlerdir.

26 Temmuz 1921 günü, Yunan uçakları Bolvadin merkezini bombalar, bu saldırıda şehit düşenler olur. Bolvadin sınırında fazla kalamayan Yunanlılar, işçe merkezine giremeden geri çekilirler ve Türk Ordusuna bağlı birlikte, Bolvadin’e gelirler.

Ancak Yunan birlikleri, 19 Ağustos 1921 günü tekrar Bolvadin’e gelir ve Üç höyükler mevkiine karargah kurarlar. Ancak ilçe merkezi yine fiili işgalden kurtulur.

Yunanlılar 23/24 Eylül 1921 gecesi Bolvadin’i terk ederler. Terk ederken 1894 yılında yapılan devrin en güzel ve en teşkilatlı Askeri Kışlası (5 binadan oluşur) ve Postaneyi yakarlar. Türk ordusu birliklerinin Bolvadin’e girdikleri caddeye “Zafer caddesi” ismi verilir.

4 Ekim 1914 tarihinde 7 şiddetinde bir deprem olur, depremde 300 kişi hayatını kaybeder. Yani, Bolvadin sık deprem olan bir yer olarak bilinmektedir. 1944 ve 2000 yıllarında yine depremler olur.

3.2.2002 tarihinde meydana gelen Çay depreminde, burada kent merkezinde 333 konut, 330 bina ve 12 işyeri ağır hasar görmüştür.

18 Kasım 1921 tarihinde, Bolvadin’de 2’ci Ordu kurulmuştur. Ordu karargahı, 1923 yılında Konya ve 1987 yılında Malatya’ya taşınmıştır.

Harf inkılabından sonra, ülkemizde yeni harflerle öğrenim gören ilk bayan, Bolvadinli Naime Göker’dir.

Afyonkarahisar Bolvadin

SANAYİ

Bolvadin’de Türkiye’nin tek Alkoloid fabrikası vardır. Toprak Mahsulleri Ofisi bünyesinde hizmet veren fabrika 1981 yılında açılmıştır.

Yıllık 20 bin ton haşhaş kapsülü işleme kapasitesi vardır ve ürünlerinin yüzde 95’i yurt dışına ihraç edilmektedir. Çizilmemiş haşhaş kapsülünden morfin ve türevlerini üretmek amacıyla yapılmıştır.

Fabrika, yılda yaklaşık 80 ton baz morfin hidrat üreterek, ilaç sektöründe kullanılmak üzere uluslararası piyasa ihtiyacının % 30’luk bölümünü karşılamaktadır.

Fabrika, Birleşmiş Milletler tarafından, çok sıkı gözetim altında tutulmakta ve büyük güvenlik ekibi tarafından elektronik sistemlerle korunmaktadır.

Bolvadin’de kurulu bulunan bir diğer fabrika Avşar Emaye Fabrikasıdır. 1983 yılında kurulan fabrikada, yaklaşık 60 çeşit ürün üretilmektedir.

Bunlar arasında: elektrikli fırın gövdesi, çamaşır makinası kazanı, termosifon gövdesi ve her çeşit mutfak malzemesi vardır.

Yurt içi yanında başta Amerika olmak üzere bazı Avrupa ülkelerine ihracat yapılmaktadır.

Afyonkarahisar Bolvadin

KAYMAK

Afyon kaymağının aslında Bolvadin kaymağı olduğu söyleniyor. Yani, yörenin en güzel kaymağı Bolvadin’de üretiliyormuş.

Çünkü Bolvadin kaymağı, Afyon ilinde üretilen kaymaklara göre daha fazla kaynatılarak elde ediliyormuş ve daha kalınmış.

1 tabak kaymak, ortalama 5 kilo sütten elde ediliyor.

Gıda beyazlatıcısı kullanılmadığından, kaymağın rengi hafif sarıya kaçar. Ayrıca Bolvadin kaymağı, Bolvadin dilinde “Camız” denen manda sütünden yapılıyor ve manda sütünün kendine has kıvamı, kokusu, yağ oranı varmış.

Yani kaymağın ham maddesi çok önemlidir. Ancak son yıllarda yörede camız sayısındaki azalmaya bağlı olarak, kaymağın kalitesinin de düştüğü söyleniyor, gerçek kaymak bulmak zor.

Bolvadin

GURBETÇİLİK

Bolvadin denilince, diğer akla gelen özellik: halkının yüzde 45’nin, yani yarısının gurbetçi olmasıdır.

Başta: Belçika olmak üzere, Hollanda, Fransa ve Almanya da ve son olarak İsviçre’de bir hayli çok Bolvadin topluluğu yaşamaktadır.

NE YENİR

Bolvadin yöresine yolunuz düşerse: özellikle Bolvadin Fırın Kebabı öneririm.

Dana ve kuzu etlerinden, toprak tavada yapılır. Fırında kısık ateşte 5 saat pişirilir. Bir diğer seçenek, bamya çorbası olabilir.

Kaygana ve manda kaymağı da meşhurdur. Bir Bolvadin atasözü var “Kaymağı  seven, mandayı yanında taşır” Ayaküstü bir şeyler atıştırmak isterseniz bükme ve ayran olabilir.

NE SATIN ALINIR

Bolvadin’den sucuk, kaymak, patatesli ekmek, haşhaş ve ezmesi satın alabilirsiniz.

Bolvadin Meslek Yüksek Okulu Kırkgöz Kampüsü

BOLVADİN MESLEK YÜKSEK OKULU KIRKGÖZ KAMPÜSÜ

Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlı olarak 1977-1978 öğretim yılında açılmıştır.

1992 yılında ise Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlanmıştır. Şehir içindeki eski lise binasından, Konya yolu üzerindeki kampüse geçmiştir. Burada: 4 eğitim binası, 3 atölye, 1 idari bina ve Olimpik Spor salonu, futbol sahası, basketbol ve hentbol sahaları, parklar ve yeşil alanlar ile kantin ve yemekhane bulunmaktadır.

Okulda 16 program ile eğitim verilmektedir. Öğrenciler, Bolvadin ekonomik ve sosyal yaşamında önemli katkı sağlarlar. Okulda 1800 öğrenci ve 33 öğretim görevlisi vardır.

Bolvadin Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu

BOLVADİN SAĞLIK HİZMETLERİ MESLEK YÜKSEKOKULU

Kırkgöz Kampüsü Develi Mevkii E Blok 3’ncü Kattadır. 

Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörlüğünün, Üniversite bünyesinde Bolvadin Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, 2018 yılında kurulmuştur. 

Okulda, iki bölümde eğitim ve öğretim sürdürülmektedir. Okulun amacı: sağlık ile ilgili kurum ve kuruluşlarda çalışacak nitelikli sağlık elemanı yetiştirmektir. Teorik eğitim uygulama ile desteklenmektedir. 

 

BOLVADİN KAYMAK VE EBER GÖLÜ FESTİVALİ

1984 yılından bu yana, her yıl Ağustos ayının son haftasında 6 gün süreli yapılır. Bolvadin Belediyesi Sosyal Tesisleri Akcan Parkında yöresel ürünlerin satıldığı stantlar kurulur.  

Festivalde: çarşı meydanında sergiler, mehteran gösterileri ve kaymak yarışması yapılır. 

Geceleri Horan parkında konser ve çeşitli etkinlikler düzenlenir.

 

Bolvadin

GEZİLECEK YERLER

Bolvadin Anıt Çınarlar

ANIT ÇINARLAR

İlçe merkezinde İmaret camisi bahçesinde 265 ve Çarşı camii bahçesinde 295 yaşlarında olduğu tahmin edilen çınar ağaçları bulunmaktadır. Çarşı merkezindeki çınar ağacı, Bolvadin’in simgelerinden biridir. Bu ağaç, 1936 yılında Galip Bülbül ve Eczacı Raci Bey tarafından dikilmiştir. 

Ziyaretçiler, bu muazzam ağacın gölgesinde dinlenirken, tarihin ve doğanın büyüleyici atmosferini hissedebilirler. 

 

Afyonkarahisar Bolvadin Hamidiye Kışlası-Yanık Kışla (Kent Müzesi)
Afyonkarahisar Bolvadin Hamidiye Kışlası-Yanık Kışla (Kent Müzesi)
Afyonkarahisar Bolvadin Hamidiye Kışlası-Yanık Kışla (Kent Müzesi)

 

HAMİDİYE KIŞLASI-YANIK KIŞLA (KENT MÜZESİ)

Redif Kışları, Bolvadin ilçe merkezinin kuzeyinde Erkmen Mahallesi Kışla Meydanındadır. 

Kitabesine göre: 1310 tarihinde yapılmıştır. Yani 1892 yılında temeli atılmış ve 1894 yılında açılmıştır. 

Sultan II Mahmut tarafından yaptırılmıştır. 

Yapıldığı tarihte yeni kurulan 2. Ordu 25. Redif Alayına bağlı 4 Bolvadin Taburuna tahsis edilmiştir. 

Ancak, Sakarya bozgunundan sonra 23-24 Eylül 1921 gecesi ilçeyi terk eden Yunan kuvvetleri tarafından yakılmış ve bu yüzden Yanık Kışla adıyla anılmıştır. 

Koğuş, hamam, idari bina, silahhane, askeri depo ve mutfak olmak üzere oluşturulan kışladan, günümüze sadece koğuş olarak kullanıldığı belirtilen bina kalmıştır. 

Hamam ve mutfak bölümlerinde ise sadece duvar kalıntıları günümüze ulaşabilmiştir. 

Mevcut bina dikdörtgen planlıdır. 11.20 x 22.90 metre boyutlarındadır. 

Yangın nedeniyle yapının sadece beden duvarları ayakta kalabilmiştir. 

İki katlı binada giriş: iki taş sütunla tanımlanmaktadır.

Üst katta bulunan girişi de tanımlayan balkon yıkılmış durumdadır. 

Güney cephesinin ortasında bulunan basık kemerli giriş kapısı üzerinde, binanın kitabesi bulunmaktadır. 

Binanın giriş yönünde zemin katta ve birinci katta, girişin iki yanında üçer adet kemerli pencere bulunur.

Yan ve arka cephelerde yer alan pencere düzeni aynı özellikleri taşır.

Zemin kat pencereleri beşik kemerli, birinci kat pencereleri ise basık kemerli olarak inşa edilmiştir. 

Bodrum katı havalandıran dairesel boşluklar bu yapıda da mevcuttur. 

Kagir yapım tekniğinin kullanıldığı binada, duvar yüzeyinin köşelerinde taş plastırlar, birbirine taş hatıllarla bağlanmaktadır. 

Bina Kültür Bakanlığı tarafından 1980 tarihinde tescil edilerek koruma altına alınmıştır. 

2004 yılında restorasyon projesi hazırlanarak, aynı yıl yapım işlerine başlanmıştır. 

Karargah olarak kullanılan hasarlı bina ise, 1951 yılında yıkılmış, yerine Askerlik Şubesi binası yapılmıştır.

 

Yanık Kışla Binası-Kent Müzesi:

Afyonkarahisar Müzesi denetiminde, Bolvadin Lise Müdürü Muharrem Bayer tarafından lise bahçesinde toplanan arkeolojik eserler ile birlikte 15 Kasım 1987 tarihinde Belediye Sineması (Işık Sineması bir süre sonra Belediye tarafından Kültür Merkezi olarak kullanılmıştır) açılmıştır. 

Müze: Bolvadin Yanık Kışla binası restore edildikten sonra 2008 yılında burada Belediye tarafından kurulan “Kent Müzesi” ne taşınmıştır. 

Ayrıca, Afyonkarahisar Müzesinden de bir kısım obje buraya gönderilmiştir.

Müzede, bahçe ve bina teşhirinde bulunan eserler: Eski Tunç çağı, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine ait Etnografik malzemeler sergilenmektedir. Bolvadin Gelin odası ve Bolvadin oturma odası olarak düzenlenmiş iki teşhir salonu yapılmıştır. 

Ayrıca: Bolvadin ilçesine özgün haşhaş üretimi ve kullanımı, Eber gölü yöresinde kamıştan yapılan hasır işçiliği, fotoğraf malzemeleriyle birlikte müzede sergileniyor.

Afyonkarahisar Bolvadin Horan Parkı
Afyonkarahisar Bolvadin Horan Parkı
Afyonkarahisar Bolvadin Horan Parkı

 

HORAN PARKI

Erkmen Mahallesi Şehitler Caddesindedir. Bolvadin ilçe merkezine 2 km ve Afyonkarahisar il merkezine 50 km uzaklıktadır. Bolvadin merkezden yürüyerek gidilebilir. 

1900’lü yılların başında, Emirdağ’ın Horan köyünde yaşayan Hacı Hüseyin Efendi, Bolvadin’e taşınmaya karar verir, günümüzdeki Horan Parkı’nın bulunduğu yer, ağaçlık olmayan düz bir arazidir. Burayı satın alır ve tarlanın kenarına evini yapar. Orayı yeşillendirmek için tarlanın kenarından bir de su çıkarır. Çıkan sudan, Bolvadin merkezde oturanlar da faydalansın diye, fazla gelen suyu Bolvadin’e doğru yönlendirir. Devamlı akan su, Cirit Meydanının oradaki bahçeleri suladıktan sonra, göle kadar gider. Horan köyünden geldikleri için bu suya da “Horan Suyu” adını verir. 

1954 yılında Afyon Ziraat Müdürü Alaattin Gümüş, Bolvadin Ziraat Teknisyeni Abdurrahim Gümüş’tür. Bunlar, zamanın Belediye reisi Süleyman Kabadayı ile bir proje hazırlarlar. Şimdiki parkın bulunduğu yere, park yapıp yeşillendirmek isterler. Horansuyu ailesinin tarlası, bahçesi kamulaştırılır. Orada bulunan belediyeye ait araziyi de içine alarak büyük bir park yapılır. Dinlenme ve piknik yerlerine çam ağacı  dikilir. Diğer yerlere de meyve ağaçları dikilir. Sonuçta parka isim vermeye gelince, buraya yerleşen ve su çıkaran sülalenin adının verilmesi kararlaştırılır ve “Horan Parkı” ismi verilir. 

Evet, günümüzde bu güzel park alanında: Kaymak Şenliği ve tiyatro alanı, restoran ve Otağ tipi mescit, kır düğün alanı, Lunapark, spor ve yürüyüş yolları ve Masal ile Çizgi kahramanları ile şelale ve kafeterya bulunmaktadır.

Amfi tiyatro Mimar Selim Karasekreter, restoren ve Kore tipi mescit Ahmet Helvacıoğlu tarafından yapılmıştır.

Lunapark, yürüyüş yolları ve Masal ve Çizgi kahramanlar, Fatih Kayacan tarafından yapılmıştır.

Bugün Horan Parkı, sadece Bolvadinliler değil çevre ilçelerden de ziyaretçi çekmektedir. Özellikle çocuklu ailelerin vazgeçilmez aktivite alanlarından biri haline gelmiştir. 

Afyonkarahisar Bolvadin Alaca (Hacı Halife) Camii
Afyonkarahisar Bolvadin Alaca (Hacı Halife) Camii

 

ALACA (HACI HALİFE) CAMİİ

Burada ilk olarak bulunan mescidin yerine yaptırılan bu cami: 1275 yılında, Selçuklu Sultanı III. Gıyasettin Keykubat tarafından Konyalı Mimar Emiriddin Mikail’e yaptırılmıştır.

Camiden önce burada bulunan mescidin kitabesi, bugün bir çeşme üzerindedir. Kitabede 1262 yılı yazılıdır.

Mahalleye Alaca Aşireti yerleşmesiyle cami bu ismi almıştır.

Tavan işçiliği Selçuklu motifleriyle süslenmiştir.

Minaresi: tek şerefelidir. Gövde tuğladır, ceviz minare kapısı görülmelidir, çünkü üzerine namaz vakitleri çizelgesi çizilmiş, Selçuklu kartalı ve çiçek motifleriyle süslenmiştir.

Cami: 1553 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın Ridaniye seferinde Mimar Sinan ve kalfası Bolvadinli Mimar Hacı Halife tarafından yenilenmiş ve camiye dönüştürülmüştür.  

Caminin yanındaki medresesi (Hılmiye veya Yörükzade Medresesi olarak bilinir) : 1911 yılında Yörük Zade tarafından yapılmıştır.

Medrese günümüzde özel müze olarak kullanılmaktadır.

Yapı: 2 katlı, 3 odalıdır. Girişte sağ odada, misafir ağırlanır.

Üst katta istirahat odasında kişisel elbiseler, kitaplar, asa, şemsiye, rahle, levhalar ve mutfak eşyaları, ocak ve kahve takımları sergileniyor.

 

LALA SİNAN PAŞA (İMARET) CAMİİ

 

Yeri:

Cami: Lala Sinan Paşa caddesinde, şehir halinin doğusundadır.

Caminin bulunduğu küçük yerleşim yerinin ismi, önceleri Sıçanlı iken sonra Sincanlı olmuş ve son olarak Sinanpaşa’ya çevrilmiştir.

Kim tarafından, ne zaman yapılmıştır:

Sinan Paşa camisi, cümle kapısı üstündeki kitabesinden ve vakfiyesinden anlaşıldığına göre, 1524-1525 yılları arasında yapılmıştır.

Camiyi yaptıran Lala Sinan Paşa, 1440 yılında doğmuştur. Sivrihisarlı Hızır Bey’in oğludur. Gençliğinde Fatih Sultan Mehmet’in hocalığını yapmıştır. 1470 yılında Vezir olup Hoca Paşa ünvanını almıştır. 1476 yılında Gedik Ahmet Paşa’nın yerine büyük vezir olur. Daha sonraki padişah tarafından azledilir. Sivrihisar’a sürülür. Hoca Sinan Paşa, Fatih’in ölümüne kadar Sivrihisar’da kalır. 1480 yılında Bolvadin Kadığılığına atanır. Bolvadin’deki külliyesini bu sürgün yıllarında  yaptırmıştır. 

 Külliyenin mimari, Mimar Bahaddin ustadır. 

 

Külliye:

Burada, mevcut caminin bir külliyenin parçası olduğu düşünülmektedir.

Bazı eski yayınlarda, caminin yanında bir kütüphane veya medrese ile imaret bulunduğu ancak bunların daha sonra yıkıldığı yazılıdır.

Ancak bugün caminin yanında bir kütüphane veya imaret binaları bulunduğunu ispatlayacak bir kalıntı yoktur.

Ancak bu külliyeye ait olduğu iddia edilen İmaret Hamamı, 1970’li yıllarda yıktırılmıştır.

 

Caminin mimari özellikleri:

Cami, Akpınar çayı sahanlığına yapılmıştır.

15’nci yüzyıl Osmanlı mimarisi özelliklerini gösterir.

Dıştan sade ve düz bir yüzey işçiliğine sahiptir.

Cami: yığma taş, kalın duvarlı inşa edilmiştir. Kare planlıdır.

Ancak harimde ve önceleri son cemaat yerinde, kalem işi süslemeler, mihrap, minber ve portalde taş işçiliği dikkati çeker.

Caminin minber ve mihrabının siyah kesme taş işçiliği görülmelidir.

Çay kuruduğunda, dolgu yapılarak ana pencereler yol seviyesi hizasına çıkarılmıştır.

 

Kubbe:

Cami tek kubbelidir. 

Cami, kubbesi 1884 yılındaki depremde hasar görmüş ve Hasan Ağa tarafından yenilenmiştir.

 

Girişi:

Tek girişli, kırma ahşap ana taç kapı üstünde “Besmele” yazılıdır.

 

Minare:

Sekizgen kaideli, silindirik gövdeli minare, caminin kuzeybatı köşesine bitişik olarak inşa edilmiştir. Fazla yüksek değildir. Düz bir işçilik gösteren silindirik gövde, kirpi saçaklı bir geçişle şerefeye bağlanır. Gövdeden daha ince tutulmuş silindirik peteğin üzeri madeni külahla kapatılmıştır. 

Caminin duvarlarında taş, minarede tuğla, son cemaat yerinde ahşap ana malzemeyi teşkil eder. 

 

Şadırvan:

Caminin kuzeyinde bulunan şadırvanı: üzerindeki kitabeye göre 1874 yılında yapılmıştır. Sekiz köşeli, mermer havuzludur. Şadırvanın doğu köşesinde, kuş sebili ve altında “ters lale” motifi görülür.

 

Onarım ve Restorasyonlar:

Cami, yapılışından bu yana birkaç defa elden geçmiştir. 1884 yılında çöken kubbesi Halakzade Hasan Ağa tarafından aslına uygun şekilde tamir edilmiştir. Camiye sonradan eklenen son cemaat yeri zamanla yıkıldığı için Abdülmecid devrinde (1839-1861) ahşap malzemeyle yeniden yapılmıştır. 1954 ve 1969 yıllarındaki onarımlarda son cemaat yerindeki kalem işi süslemelerin üzeri sıvanmıştır. 

Cami, 1982 yılında VGM izniyle halk tarafından yeniden tamir edilmiştir. 

 

Afyonkarahisar Bolvadin Abdülkadir Geylani Sani Türbesi

ABDÜLKADİR GEYLANİ SANİ TÜRBESİ

İlçe merkezinde Ağılönü semti, Şıhlar Mahallesi, 1642 yılı yapımı Şıhlar camisinin bitişiğindedir.

Türbede: Abdülkadir Geylani Sani ve toplam 17 sanduka vardır.

Bu sandukalarda: eşi, oğulları ve torunları bulunmaktadır.

Abdülkadir Geylani kimdir?

Sultan IV. Murat döneminde Bolvadin kadısı ve Alaca camii yanındaki Gıyasettin Medresesi hocası olarak 1610-1651 yılları arasında görev yapmıştır.

Aynı zamanda, Abdülkadir Geylani’nin 12’nci kuşaktan torunudur.

Türbe 1651 yılında yapılmıştır.

1930 yılında türbe ve ağaç sanduka onarılır.

1989 yılında sandukalar kaldırılıp mezarlar mermer ile kaplanmıştır.

Türbe karşısındaki çeşme, Lale devrine aittir ve 1747 yılında Kıbrıs Valisi Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır.

 

Afyonkarahisar Bolvadin Çarşı (Rüstem Paşa) Camisi-Ulu Cami
Afyonkarahisar Bolvadin Çarşı (Rüstem Paşa) Camisi-Ulu Cami

 

ÇARŞI (RÜSTEM PAŞA) CAMİSİ-ULU CAMİ

Yeri;

İlçe merkezinde, çarşı içinde, Hisar Mahallesi Emirdağ Caddesi ile Zafer Caddesinin kesiştiği kavşakta bulunmaktadır. 

Kutlu Mescidi:

Bugün caminin bulunduğu yerde 1107 yılında Emir Mengüç Bey tarafından “Kutlu Mescidi” yapılmıştır.

Mescit 1116 yılında yeniden inşa edilmiş ve daha sonra yıkılmıştır.

 

Cami ve Külliye;

Cami kitabesinden anlaşıldığına göre, Eşrefoğlu Beyliği döneminde, Mübariziddin Mehmet Bey tarafından 1320 yılında burada “Eşrefoğlu Cami ve Külliyesi” adı ile bir külliye yapılmıştır.

Medresesi:

Bugün caminin yanında ticarethanelerin bulunduğu yerdeydi. 17’nci yüzyıla ait kayıtlarda bu medresede İshak hoca ders okutmuştur. 

ÇEŞMESİ:

Bedesten girişinde Rüstem Paşa hamamının erkek girişinin sol tarafında Yılmaz Uşaklının dükkanının önündeydi. 1553 yılında Rüstem Paşa tarafından yaptırılmıştır. Mihraplı, aynasında kitabesi olan bir anıt çeşmeydi. 1936 yılında yıkıldı. Kitabesi çarşı camisinin kuzey duvarına konuldu. 1985 yılında kanal harfiyatı sırasında meydana çıkan sütunları müzeye konulmuştur. 

 

HAN:

Tahıl pazarı ve çevresindeki dükkanların olduğu yerdeydi. Sadrazam Rüstem Paşa tarafından Mimar Sinan’a 1559 yılında yaptırılmıştır. Uzun süre Sukku Sultani olarak kullanıldı. Selçuklular zamanında yapılan Kurşunlu Han’a gelenlerin Pazaryeri oldu. Han-bedesten Sukku Sultanı, bir ticarethane külliyesiydi. 1803 yılında büyük Bolvadin yangınından etkilendi ve bir süre metruk kaldı. Sonra Afyonlu Dikranyan tarafından satın alınarak tamir edildi, meyhane olarak kullanıldı. 1916 yılında Ermeniler yurt dışına gönderilince bir süre boş kaldı. Bir ara sığır pazarı olarak kullanıldı, daha sonra Belediye tarafından yıktırılarak 1933 yılında şimdiki Tahıl Pazarı yaptırıldı. 

 

Misafirhane:

Caminin kuzey tarafındaydı. 1553 yılında yıkıldı. Yerine Sadrazam Rüstem Paşa tarafından dükkan yaptırılarak kurduğu vakfa dahil edilmiştir. 

 

Mevlevihanesi:

Caminin doğu tarafındaki avludaydı. Tahmini cami ile aynı yıllarda açılmıştır. 1930’da yıkılmıştır. 

Haziresi:

Caminin doğusunda ve güneyindeydi. Burada Bolvadin Mevlevihanesinin ünlü şeyhlerinin mezarları vardır. 1912 yılında Kaymakam Ahmet Maruf Bey tarafından ortadan kaldırılıp, yerine yeni yapılan dükkanlar, gerilerine Numuna mektebi açılır. (Akçeşme İlköğretim okulu) Bu  dükkanlarda 1959 yılında yıkılır, arsaları yol olur. 

Rüstem Paşa Camii:

1553 yılında Padişah Kanuni Sultan Süleyman Bolvadin’e gelir. Ramazan Bayramının başında Bolvadin’de bulunan padişahın elini öpmek için eşi Hürrem Sultanın oğlu Kütahya Valisi Şehzade Selim, Manisa Valisi Şehzade Beyazid ve Sadrazam Rüstem Paşa Bolvadin’e gelirler. Heyeti devrin Bolvadin Kadısı Vecdettin efendi karşılar. 

Sadrazam Rüstem Paşa, Mimar Sinan’ı yanına çağırarak Bolvadin’e büyük bir külliye yaptırır. 

Evet, Eşrefoğullarının yaptırdığı cami yıktırılır. 1553 yılında yeni cami, Kanuni Sultan Süleyman’ın damadı Diyarbakır Beylerbeyi Rüstem Paşa tarafından yaptırılır. 

Külliyeyi (cami, medrese, hamam, bedesten, han) eşi Mihrimah Sultan’ın isteği üzerine yaptırmıştır.

Bu yeni cami, kayıtlarda “Kubbeli cami” olarak isimlendirilir.

Bu camide 1893 yılındaki depremde hasar görünce, yıktırılır.

Evliya Çelebi, 18 Eylül 1643 yılında Bolvadin’i ziyaret eder. Bu camide namaz kılar, eserinde bu cami hakkında şunları söyler: “Camilerden Rüstem Paşa Camisi, Süleyman Han’ın vezirinin camisidir. Mimar Sinan yapısıdır. Aydınlık mabettir. “

Çarşı Camisi-Ulu Cami-Döner Taşlı Cami;

Evet tarihi geçmişe devam edelim.

Özburun Kasabasından çıkan Büğdüz, Akpınar, Karapınar, Kaynaşık, Soğukpınar’ın suları: Dişli kasabasından gelen sular Paşa dağından çıkan pınarlar Bolvadin ortasından geçerdi.

1882 yılına ait mahkeme ilanına göre, bu suların haftada 4 gün Bolvadin, 1 gün Dişli ve 2 gün Özburun tarafından kullanılmasına karar verilir. 

Bu sular, yıllarca Bolvadin merkeze alüvyonlar getirdi. Pek çok yapı kumlara gömüldü. 100 yıl önce İmaret Camisinin pencerelerine, at üstünde zor erişildiği söylenirken, Mimar Sinan eseri olan Kubbeli cami çevresi, alüvyonlarla dolar, pencereleri yer seviyesine kadar düşer. 

1904 yılında, Bolvadin Müftüğünden Osman Hulusi Efendi tarafından kurulan cami yaptırma cemiyeti tarafından eskinin yerine,  Afyonlu mimar Georgios Parmakyan’a yeniden yaptırılmıştır. 

Cami, yeni cami, mihrabındaki döner terazi sütunlarından dolayı Döner Sütunlu cami ve Ulu Cami ismiyle anılmıştır. Ancak çarşı merkezinde olduğu için halk arasında Çarşı camii olarak da  bilinmektedir. 

Cami mimarisinde, Osmanlı ve Ermeni mimari tarzı görülür.

Evet caminin tarihi geçmişine devam edelim.

İbadete açıldıktan birkaç gün sonra, Ekim 1904 tarihinde saat 12.00 sıralarında depremde caminin minaresi, kaideye kadar çöker. Aynı yıl minaresi yeniden yapılır. 

3 Şubat 2002 tarihinde meydana gelen depremle büyük hasar gören caminin minaresi, şerefeye kadar yıkılmış, 5 Ağustos 2012 tarihinde saat: 04.00’de çıkan yangınla da cami büyük hasar görmüştür. 

Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait caminin tadilat ve tamiratı yapılarak 30 Eylül 2015 tarihinde tekrar ibadete açılmıştır. 

 

Mimari Özellikleri VE SÜSLEMELER:

960 metrekare kapladığı alanla, en büyük camidir. 

Cami, kaba beyaz kesme taştan yapılmıştır.

Camiye sonraki yıllarda son cemaat yeri eklenmiştir.

Çarşı camisinin süslemelerini yapan Hamza Turan, dünyanın en uzun yaşayan ikinci kişisi olarak tanınır. (148 yaşında ölmüştür.)

Çarşı camii İmam Hatibi Gönbezade Hüseyin Efendi, 45 yıl imamlık yapmıştır. (1850-1895)

 

Minare:

Minare: yığma kiremit gövdeli, tek şerefeli ve 99 basamaklı, kesme taştan yapılmıştır.

 

Kapı:

Kırma ahşap kapı üzerinde “Ey açan bu kapıyı Hayırla aç” yazılıdır.

 

Mihrap:

Mermer mihrap: lale, başak ve su molekülü motiflerle süslenmiştir.

Bolvadin Çarşı Camii çeşmesi
Çeşme:

Külliyenin bir parçası olan çeşmenin kitabesinde, yapının 1553 yılında Mimar Sinan tarafından yaptırıldığı yazılıdır. 16 kurna bulunmaktadır, en çok çeşmeli camidir. 

 

Deprem:

Cami 2002 yılındaki depremde büyük hasar görür, minaresi şerefeye kadar yıkılır, daha sonra yine 2002 yılında bilinmeyen bir sebeple yangın çıkan cami, büyük zarar görür.

Cami, 2005 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilerek ibadete açılmıştır.

Afyonkarahisar Bolvadin Şehitliği

BOLVADİN ŞEHİTLİĞİ

İlçe merkezinde Bolvadin Anadolu İmam Hatip Lisesi yanındadır.

Şehitlik 1980 yılında kurulmuştur.

Terörle mücadelede şehit olan asker ve polisler yatmaktadır.

İstiklal şehitleri abidesinde: 3 duvar kaide önünde, 6 mermer tablette şehit olan askerlerin isimleri yazılıdır.

Mermerden yapılmış dikili taş şeklindeki abide 10 metre yüksekliktedir.

Abidenin ön kaidesinde: Kurtuluş savaşında şehit düşenler için yaptırıldığını belirten bir plaket ve üst kısmında ay-yıldız arması vardır.

Şehitliğin sağ girişinde: ziyaret evi ve Ahi Evran Mehmet Efendi türbesi vardır.

Bolvadin Kestemel Şehetliği

KESTEMEL ŞEHİTLİĞİ;

1921 yılında: Sakarya Meydan Muharebesinde şimdiki Akçeşme İlkokulunun olduğu yerde kurulan 500 kişilik Sahra Hastanesinde tedavileri devam ederken hayatını kaybederek şehit olan 278 asker buraya defin edilmiştir. 

Bolvadin Kestemel Şehitliği

Evet, son olarak Kestemel Şehitliğinde, yeni anıt yapılmıştır.  

 

 

Afyonkarahisar Bolvadin Çakmaklı Konağı-2’nci Ordu Karargahı
Afyonkarahisar Bolvadin Çakmaklı Konağı-2’nci Ordu Karargahı

 

ÇAKMAKLI KONAĞI-2’NCİ ORDU KARARGAHI-İBRAHİM AĞA EVİ

Yeri:

Çakmaklı konağı Zafer Mahallesi Kestemet Mahallesindedir.

 

Kim ne zaman yaptırmıştır:

1907-1910 yılları arasında Bolvadin Belediye Başkanlığı yapmış Kılıçoğlu İbrahim Ağa tarafından yaptırılmıştır. 

Mimarı: Bolvadinli mimar Hamza Usta’dır.

Kitabesi olmayan ev, mimari ve süsleme özellikleri açısından da değerlendirildiğinde, ev sahibinin verdiği 1903 yılına tarihlendirilmektedir. 

 

Mimari Özellikleri:

Ev, üç katlı, iç sofalı ve günümüzde iki farklı eve ayrıldığından dolayı, dört odalıdır. 

Güneydoğusunda avlusu bulunur. 

Kuzey ve batı cephelerde yer alan kapılardan girilir. 

Bina girişlerine taş merdivenle ulaşılır.

Alt kata zemin seviyesinden, ikinci kata merdivenlerle çıkılan aynı hizada iki farklı kapıdan giriş sağlanmaktadır. 

Batı cephesindeki kapılar, sahibine ulaşılmadığından içine girilemeyen, sonradan bir duvarla ayrılmış diğer eve açılmaktadır. 

Dış cephede alt katta az sayıda olan pencereler, ikinci katta çoğalmakta, üçüncü katta ise dışa taşıntı yapan cumbaların iki yanına da yerleştirilen pencerelerle, konak görünümüne kavuşmuştur. 

 
BİRİNCİ KAT

Bodrumda taş malzeme, üst katlarda ahşap ve kerpiç kullanılmıştır.

Bodrum katta: mutfak, mahzen, kiler, depo ve odunluk ile çamaşırlık gibi mekanlar bulunur.

Kazanlarla yemeklerin pişirildiği ve bu katı aşevi gibi kullanıldığı da öğrenilmiştir. 

Kuzeyde taş merdivenlerle ikinci kata, evin içindeki ahşap merdivenlerden de üçüncü kata çıkılır. 

 

İKİNCİ kat:

Sofanın iki yanında odalar bulunur. 

Batı duvarında güneye kaydırılmış merdivenler üçüncü katta sofaya çıkışı sağlamaktadır. 

 

ÜÇÜNCÜ kat:

Üçüncü katta kuzey-güney doğrultusunda uzanan sofanın güney duvarında çiçeklik, kuzey duvarında beş pencere yer almaktadır. 

Sofa dış cephede cumba şeklinde dışa taşırıldığı için de birer dar pencere doğu ve batıya, üç pencerede kuzeye açılmaktadır. 

Sofanın doğusunda iki oda, batısında merdiven boşluğunun üzerindeki küçük oda ile birlikte üç oda bulunmaktadır. 

Tüm odalar dikdörtgen formlu olup, kuzeydeki iki oda daha büyük tutulmuştur. 

Başoda:

Sofanın kuzeybatısındaki oda başoda olarak düzenlenmiştir. 

Odanın kuzey ve batı duvarlarında, üçer pencere bulunmaktadır. 

Doğu duvarında çiçeklik yer alır, güney duvarını yeni ahşap dolaplar kaplamaktadır. 

Odanın süslemeli ahşap tavanı, evin eski halini koruyabilen tek tavanıdır.

Alçıdan yapılan diğer tüm oda ve sofa tavanları yenidir. 

Tavan göbeğinin zemini koyu yeşil boyalıdır. 

Üzerinde kıvrık dallarla oluşturulmuş ajur yapıştırma tekniğindeki süslemeler ise gri renklidir. 

Göbeği dördüncü kuşaktan kırmızı ve koyu kahve renkli iki ince çıta ayırmaktadır. 

 

Kullanım durumu-Önemi:

Konak: 18 Eylül 1921-5 Ağustos 1922 tarihleri arasında, 2’nci Ordu Karargahı olarak kullanılmıştır.

9 Aralık 1921 Perşembe gecesi, Yarbay Arif Bey, Halide Edip Adıvar, I. Ordu Komutanı Ali İhsan Sabis, 2. Ordu Komutanı Yakup Şevki Subaşı, 4. Kafkas Kolordu Komutanı Kemalettin Bey ve Sami Paşa’nın yanında Atatürk’ün de katıldığı toplantı, bu evde yapılmıtır. 

Kurtuluş Savaşında, 1. Ordu ve 2. Ordu Karargahı olarak kullanılmıştır. 1. Ordunun Çay ilçesine taşınması sonucunda burası 18 Ekim 1922 tarihine kadar 2. Ordu Karargahı olarak kullanılmıştır. 

Mart 1922 tarihinde Bolvadin’e gelen Atatürk’ün, Yakup Şevki Paşa ile Büyük Taarruzun tarihini bu evde kararlaştırdıkları tespit edilmiştir. 

 

 

Günümüz:

Ünlü sinema yönetmeni Yücel Çakmaklı, bir zamanlar burada yaşamıştır ve bu yüzden, buranın “Yücel Çakmaklı Müzesi” şeklinde düzenlenmesi için girişimlerde bulunulduğu söyleniyor. Kendisi Türk sinemasında Milli Sinema akımının öncüsüdür.  

Konak, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından eski eser olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

 

Afyonkarahisar Bolvadin Gemiciler Evi

 

 

Afyonkarahisar Bolvadin Bedesteni ve Rüstem Paşa Hamamı

BOLVADİN BEDESTENİ VE RÜSTEM PAŞA HAMAMI

1553 yılında Kanuni Sultan Süleyman: doğu seferi sırasında, Bolvadin’de 17 gün kalmıştır.

Bu süreçte, Sadrazam Rüstem Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Yapı, uzun süre  kullanıldıktan sonra 1833 yılındaki büyük Bolvadin yangınında çok hasar görmüştür. Sonrasında, Afyonlu Ermenilerden Artin Tütünciyan tarafından satın alınmıştır. 1922 yılı tehcirine kadar kullanılmıştır. Tehcirde hazine tarafından satın alınmış, oradan İl Özel İdaresine geçmiştir. 1922 yılından 1944 yılına kadar metruk kalmıştır. 1944 yılında Bolvadin Belediyesi satın almıştır. 

1986 yılında yapı çıkan yangın sonucu yanmış, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir. Halen kullanılmaktadır. Günümüze ulaşan ilçedeki Mimar Sinan’a ait tek eserdir. 

 

Bedesten:

Mimar Sinan tarafından 1553 yılında yapılmıştır. Şehrin en işlek yeri burasıdır. Burada Ziraat Bankası, Osmanlı Bankası, Bolvadin Bankasının idare binaları vardı. Bu ünlü Bedesten’in bir kısmı günümüze kadar gelebilmiştir. 

Bedestende: 40 dükkan, Arasta, Borsa bölümleri vardır.

Localar: tiftik yapağı, afyon sakızı, haşhaş, arpa ve buğday borsasıdır.

 

Hamam:

Bedesten girişinin sol tarafında ve hasır pazarı sağ tarafında olmak üzere, iki girişli 1554 yılı yapımı hamam vardır.

Hamam, bedesten içindeki yapılar arasına sıkışmış durumdadır. Sokakta dar bir girişi vardır.

Batı tarafından erkekler, doğu tarafından kadınlar girer. Kubbenin üzerinde cam ışıklar vardır.

Hamamın suyu dağdan borularla gelirken, son zamanlarda terkos suyu kullanılmaya başlanmıştır.

Kullanılan sıcak su, bir kanal vasıtasıyla dükkanların altından geçerek Sellikbaşı’da dökülmekte, kışlık kalorifer vazifesi görmektedir.

Hamama, zamanında merdivenle çıkılıp girilirken, zamanla yolun doldurulmasından dolayı 4 metre aşağıda kalmıştır.

Hamama girildiğinde soğukluk kısmında, sekizgen bir havuz vardır.

Kışın havuzun yanına, büyük varilden bozma bir soba kurulurmuş.

Soba soyunma odalarının bulunduğu bölgeyi ısıtırken, etrafına da havlular, peştemaller konularak kurutulurmuş.

Girişte ortada mermer havuz, çevresinde beş soyunma odası vardır.

Yıkanma mahfilleri ortası tek kubbelidir, bir adet özel yıkanma halveti ve külhanı vardır.

Hamam halen kullanımdadır.

 

 

BOLVADİN İLÇE MERKEZİ YAKINLARINDA GEZİLECEK YERLER

Afyonkarahisar Bolvadin Abdülvahab Gazi Türbesi
Afyonkarahisar Bolvadin Abdülvahab Gazi Türbesi

 

ABDÜLVAHAB GAZİ TÜRBESİ

İlçe merkezinin 3 km güneydoğusunda Ağılönüne 1 km uzaklıkta Yeni Tekke denen mevkide

 

Tarihi:

732 yılında Emevi Komutanı Mesleme’nin büyük bir ordu ile Afyonkarahisar kalesini kuşattığı, bu kuşatmada Seyyid Battal Gazi ve Peygamberimizin sahabesi Abdül Vahap Gazi’nin yaralandığı, askerleri tarafından bir göl kenarına getirildiği ve orada vefat ettiği bilinmektedir. 

Kendisi aynı zamanda Peygamberimizin sancaktarıdır. 

Bu gölün Eber gölü olduğu ve gölün yakınlarında bulunan tepede de türbesinin bulunduğu bilinmektedir. 

Evet, bu olayların hatırası olan Sahabe Abdül Vahip Gazi’nin türbesi Eber Gölü yolu üzerindedir. 

Abdülvahap Gazi adına Anadolu’da yaptırılmış pek çok türbe ve makam vardır. (Sivas, Elazığ, Bayburt)

Ancak sadece Akşehir’deki türbede kitabe vardır.

Diyanet parkının uç kısmında, küçük tepe üstünde, üstü açık, 4 metre uzunluğunda, mermer bir lahit türbedir.

Üzeri açık olan türbenin ortasında mermerden yapılmış uzun bir sanduka vardır. 

2002 yılında yeniden restore edilerek, sanduka üzerindeki mermerlere Abdülvahip Gazi ile ilgili bilgiler yazılmıştır. 

Abdülvahap Gazi Türbesi, en çok çocuğu olup ta yaşamayanlar, hasta çocuklar, geçimsiz, parasız ve içki içen kimselerin anneleri ve eşleri tarafından ziyaret edilmektedir. 

 

Afyonkarahisar Bolvadin  Kırık Minare
Afyonkarahisar Bolvadin Kırık Minare
Afyonkarahisar Bolvadin Kırık Minare

 

KIRIK MİNARE

İlçe merkezinin 4 km kuzeyinde Erkmen köyündedir.

Bu köy, 1321 yılında Hazar Türkmenleri tarafından kurulmuştur.

Selçuklu ve Osmanlı kayıtlarında köy, Türkmen köyü olarak geçer.

Tarihi İpek yolu ve Kral yolu üzerinde bulunan köyün, Anadolu Selçuklu Devleti döneminde kalabalık nüfusu ile önemli bir yerleşim yeri olduğu bilinmektedir.

Köy, 1740 yılında depremde ağır hasar görür, sonra yeniden inşa edilir.

Osmanlı döneminde de Türkmen köyü olarak kayıtlara geçen köy, 1801 yılında Mayıs ayında çıkan büyük bir yangın sonucunda tamamen yok olmuştur. 

Üst üste gelen felaketler nedeniyle 1801 yılında köy boşaltılır.

Boşaltılan köyden günümüze gelen tek eser, kırık minaredir.

Minarenin ait olduğu mescit te yok olmuştur. Tarlaların ortasında ilginç bir görüntü veriyor.

Kırık minare, 1801 yılında büyük bir yangın sonucu yok olan Erkmenhisarı köyünün günümüze ulaşan tek mimari yapısıdır. Günümüzde tarlaların ortasında ilginç bir görüntü vermektedir. 

 

Kırık Minare:

Kırık minare, Akmescit camisinin minaresidir.

Tarihi minare, Selçuklu mimarisi özelliklerini taşır.

Kesme siyah taş ve mermer kesme taşlı, silindirik gövdeli, tek şerefeli, 70 basamaklıdır.

Depremde şerefe üstü yıkıldığından, kırık minare olarak adlandırılır.

Minarenin yapımında antik taşlar kullanılmıştır. 

Minarenin dikdörtgen bölümünde, Polybotum antik kentinden getirilen yazılı taşlar kullanılmıştır.

Bu yazılı taşlarda, Polybotum antik kentinin büyük bir şehir olduğu yazmaktadır.

Silindir kısmında ise ayrı güzellik görülür.

 

 

Afyonkarahisar Bolvadin Kırkgöz Köprüsü
Afyonkarahisar Bolvadin Kırkgöz Köprüsü
Afyonkarahisar Bolvadin Kırkgöz Köprüsü

 

KIRKGÖZ KÖPRÜSÜ

İlçe merkezinin 5 km güneyinde, Afyon dolaylarından gelip Eber gölüne akan Akarçay üzerindedir.

Daha sonraki dönemlerde, Bolvadin-Çay arasındaki yolun yapılmasıyla zaman içinde Akarçay’ın yönü değişmiştir.

Karayollarının daha aktif olması için, köprünün baş kısmına doğru yaklaşık 15-20 metrelik bir kanal açılmış ve su o tarafa yönlendirilmiştir.

Köprünün altı kuru kalmıştır.

Evet, burası Anadolu’nun en eski ve en uzun köprüsüdür.

Hatta “40 göze hakim olan Anadolu’ya hakim olur” diye bir söz de bulunmaktadır.

Çünkü köprü; Anadolu ana kervan yolunun bir bölümü olan Eskişehir-Seyitgazi-Hüsrevpaşa hanı-Bayat-Bolvadin-Akşehir-Ilgın-Konya güzergahındadır.

Köprünün uzunluğu 400 metredir. 

Köprü üç bölümden oluşur.

Ortada yuvarlak kemerli Roma ya da Bizans dönemi köprülerine benzeyen ilk bölüm: köprünün en eski tarihli kısmıdır.

Köprünün batısındaki sivri kemerli bölüm, Selçuklu devri köprülerinin genel özelliklerini taşır.

Bu yüzden burasının Osmanlı öncesi bir dönemde yaptırıldığı düşünülür.

Sivri kemerli bölümde, taşların üzerindeki taşçı işaretleri de bu durumu doğrular.

Bu bölümün doğu tarafındaki Bolvadin’e yakın olan bölümü siyah ve beyaz taşların sıralı örülmesiyle oluşturulmuş olup Osmanlı dönemine aittir ve Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman’ın 1550 yılında Bağdat seferi hazırlıkları sırasında, köprü Mimar Sinan tarafından onarılıp yenilenmiş ve bazı bölümler ilave edilmiştir.

Köprünün bu dönemle ilgili bir kitabesi vardır ve kitabe Afyonkarahisar Müzesindedir.

Köprünün orta kısmının doğu yanında bir de namazgah bulunuyordu.

Köprünün tabliye kısmında da bir merdivenle bu namazgaha iniliyordu.

Köprünün Akarçay üzerinde bulunan bu orta kısmındaki birkaç gözü ile namazgah, Kurtuluş Savaşı sırasında bölgeyi işgal eden Yunanlılar tarafından geri çekilme esnasında tahrip edilmiştir.

Bu sırada, köprünün halen Afyon Müzesinde bulunan kitabesi, Akarçaya düşmüş ve kitabe daha sonra bulunarak müzeye götürülmüştür.

Köprünün bu bölümünün Yunan işgali sonrasında Türk ordusu tarafından onarıldığına dair mermer üzerine Osmanlıca yazılmış bir kitabe daha bulunmaktadır.

Roma dönemi

Bu bölüm, kuzeyden itibaren 23’ncü kemer aralığından başlar, toplam 15 yuvarlak kemere sahip olup, 37’nci kemer açıklığında biter.

Bu bölümün kemer açıklığı ile duvar tekniği değişir.

Kemerler büyük bazalt taşlardan ve yuvarlak formludur.

Bu form kemerli köprülere, özellikle Roma imparatorluğu döneminde erken safhada rastlanır.

Bu köprülerdeki genel özellik, yuvarlak ve köprü alın duvarlarında hafif çıkıntıyla ayrılan kemer uygulamasıdır.

Köprüde tarihi sürece göre değişik yapı malzemesi ve teknikleri kullanılmıştır.

Ortada, iki farklı renkte, düzgün tüf taşı kullanılmıştır.

Genellikle siyah renkli tüf taşının arasında kısmen bazalt ve beyaz renkli mermer bulunur.

 

Selçuklu dönemi

Köprünün batısındaki bölümdür. 38’nci kemer açıklığından itibaren başlar ve toplam 19 adet kemer gözü bulunur.

Buradaki kemer gözlerinin büyüklükleri farklıdır.

Genellikle iki merkezli sivri teğet kesmeler kullanılmıştır ve köprünün orta kesimine doğru yaklaştıkça kemer açıklığı büyür ve yükselir.

Kuzeyden itibaren 41’nci sıradaki kemer, bu bölümün en yüksek ve geniş kemer açıklığına sahiptir.

Bu bölümde genelde siyah ve beyaz renkli malzeme kullanılmıştır.

Kemer ayaklarında suya karşı daha dayanıklı olan mermer spolien malzemeler vardır.

Kullanılan spolien malzemeler arasında Orta Bizans dönemine ait parçaların bulunması nedeniyle, bu bölümün Orta Bizans sonrası bir dönemde yani 13’ncü yüzyıl başlarında inşa edilmiş olduğu düşünülmektedir.

Bu bölünde köprünün suyla birleştiği yerde, birkaç ayakta mahmuz izi görülür.

Ancak zeminin dolması nedeniyle mahmuzların büyük kısmı toprak altında kalmıştır.

Taşların üzerinde bazı taşçı işaretleri vardır.

Bunlar genelde Selçuklu yapılarında karşılaşılan taşçı işaretleriyle aynıdır.

Bu işaretlere bakılarak, köprünün bu bölümünün Selçuklu dönemine ait olduğu anlaşılır.

Selçuklu dönemine ait bu bölümde: düzensiz olarak siyah ve beyaz renkli tüf taşları kullanılmıştır.

Bu bölünde, Roma dönemi köprüsünden farklı olarak bolca spolien malzeme bulunur.

Özellikle köprünün su ile temas ettiği ayakların yakın kısımlarda mermerden spolien malzeme kullanılmıştır.

Ayrıca köprü korkuluklarıyla köprü tabliyesinde de bu tarzda taşlar görülür.

Selçuklu dönemi harç ve yapı malzemeleri, Roma döneminden farklılık gösterir.

Bu döneme ait bölümlerde kullanılan farklı renklerdeki malzemenin sıralı kullanıldığı ve kireci bol olan bir harcın birleştirici olarak kullanıldığı görülür.

Osmanlı dönemi

Köprünün kuzeyinde Bolvadin tarafına yakın kısımda bulunan bölümdür.

Burası Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat seferi sırasında, Mimar Sinan’a inşa ettirilmiştir.

Çünkü Akarçay’ın suları yükselmiş, mevcut köprü sular altında kalmıştır.

Osmanlı döneminde köprüye 22 kemer gözü ilave edilmiştir.

Ancak bunu tam olarak doğrulayacak belge yoktur.

Kuzeydeki bu bölümün Osmanlı döneminde inşa edilmiş olduğu kesindir.

Bu 22 göz gerek teknik ve gerekse form bakımında köprünün diğer bölümlerinden ayrılır.

Kemerler, iki merkezli sivri teğet kemer tarzındadır. İnşa malzemesi olarak düzgün yontu taş kullanılmış olmakla birlikte, yer yer spolien malzeme de görülür.

Bu bölümde, köprü tabliyesinin hemen kenarından başlayan korkuluklar bulunur.

Korkuluk taşları, yaklaşık olarak köprü döşemesinden 30 cm yüksekliktedir.

Bu taş sırası köprünün dış tarafına doğru 3 cm, kadar taşmıştır.

Böylece korkuluk sırası, köprünün cephesindeki diğer taş sıralardan belirgin olarak ayrılmıştır.

Köprünün Akarçay’ın eski yatağına yakın bölümde dışarı doğru yönlenen ve izlenen merdiven olduğu anlaşılan bölüm bulunmaktadır.

Burası daha önceki yıllarda olduğu bilinen ve sonraları tahrip olan namazgaha inen merdiven yeridir.

Bu merdiven yeri köprüye doksan derece olacak şekilde, ırmağın köprü ile birleştiği noktada düzgün bir duvar örgüsü olarak görülür.

Burada içerisi moloz taş ile doldurulmuş ve dıştan kaplama halindeki merdivenlik bulunur. Bu merdiven sıraları kaybolmuştur.

Osmanlı dönemine ait bölümün Akarçay’ın eski dere yatağı üzerine gelen 7, 8 ve 9 numaralı kemer gözlerinin bulunduğu kısım Yunan işgali sırasında tahrip edilmiş olan bölümdür.

Burası daha sonra 1920’li yılarda onarılmış ve bu onarım sırasında köprünün kemer formlarından farklı olarak yuvarlak kemerli tarzda inşa edilmiştir.

10’ncu kemer gözünden sonraki bölüm yine sivri kemerlidir. 11 ve 12 kemer gözlerinin arasında beton sıva ile yapılmış basit onarım izleri görülür.

Osmanlı döneminde Mimar Sinan’ın ilave ettiği bölüm, 22 kemer gözünden itibaren biter, buradan sonra ise köprü Roma-Bizans dönemi köprüsü ile birleştirilmiştir.

Osmanlı dönemine ait olan kuzeydeki bölümde ise, daha itinalı bir işçilik görülür.

Bu bölümde zemine yani suya yakın yerlerde, aşınmaya karşı dayanıklı bazalt mermer malzeme kullanılmıştır.

Üst kesimlerde gözenekli tüf taşına yer verilmiştir.

Yunanlıların tahrip ettiği ve 1920 yılında onarılan bölüm de ise daha niteliksiz taş malzeme vardır.

Burada kullanılan taş malzeme çevreden toplanarak getirilmiş, genellikle daha küçük boyutlu tüf taşıdır.

 

Afyonkarahisar Bolvadin Kırkgöz Köprüsü
Afyonkarahisar Bolvadin Kırkgöz Köprüsü

 

Günümüzdeki durum

Günümüzde 57 gözü olan köprü, daha öncesinde 64 adet gözü bulunduğu bilinmektedir.

Köprü gözlerinin 8 tanesi, Cumhuriyet döneminde Devlet Su İşleri tarafından Akarçay’ın yatağının değiştirilerek kuzeye yeni dere yatağının oluşturulması sırasında yıkılarak ortadan kaldırılmıştır.

Gözlerin bir kısmı bugün toprak altındadır.

Ayrıca köprünün bazı yerlerinde defineciler tarafından yapılmış kaçak kazılar görülür.

Bu kazılarda köprünün bazı yerlerinde taşların çıkarıldığı veya spolien malzemenin tahrip edildiği görülür.

Ayrıca civardaki yerleşmeler tarafından köprü üzerinden yapı malzemesi alındığı da anlaşılmıştır.

Köprünün uzunluğu 400 metre, eni 4 metredir.

Bu uzunluğun 175 metresi Mimar Sinan tarafından eklenmiştir.

Köprünün kitabesi, Afyonkarahisar Müzesindedir.

2010 yılında köprünün günümüze kadar ulaşan 57 gözü yeniden restore edilmiştir.

Köprü ayaklarında kesme taşlarla birlikte, Roma ve Bizans dönemlerine ait mimari parçalar, hatta mezar taşları gibi devşirme malzemelere de rastlanılır.

Bence buralara yakın geçerseniz, mutlaka bu köprüyü görün.

Bolvadin Kızlar Evciiği Mağarası

 

KIZLAR EVCİĞİ MAĞARASI

İlçe merkezinin 5 km batısındadır. Kurtbaba tepesine çıkılan yamaç üzerinde, yoldan 60 metre yüksektedir.

Mağara: Polybotum şehrinin kuzeyindeki tepededir.

Kayaya oyulmuş Frigya mezarıdır. Oyulmuş yapısı ve işçilik detayları, Friglerin dini ritülellerine ışık tutmaktadır. 

Arkeologlar, mağaranın antik dönemlerde çeşitli ibadetler ve cenaze törenler için kullanıldığını belirtiyorlar. 

 

Mezarın tabanına oyulmuş üç tane sanduka kalıntısı vardır.

Burası hakkında anlatılan bir efsane var.

İlyas köyünden, Erkmen köyüne giden bir düğün alayı, şiddetli bir yağmura yakalanır. 

Kadınlar bu mağaraya sığınırken, erkekler at arabalarının altına gizlenirler. 

Yağmur dindikten sonra erkekler, mağaradaki kadınları çağırır. Ancak kimse cevap vermez.

Mağaraya girdiklerinde kadınların kaybolduğunu görürler. 

Bu olay, yöre halkı arasında “kadınların kırklara karıştığı” şeklinde yorumlanır ve zamanla efsaneleşir. 

Günümüz;

Günümüzde, akşam hava karardıktan sonra, oyuğa girildiğinde gözle görünmeyen ama seslerin geldiği düşün kızlarının def çalarak oynadıklarının duyulduğu söylenir.

Ziyaretçiler tarafından mağara içinde kayalara kulak dayandığında, tef sesine benzer bir ses duyulduğu ifade edilmektedir. 

Kızların, düğünü saklandıkları dehlizde yaptıklarına inanılır.

Bu efsane, Dede Korkut’un “40 Kız Efsanesi” dir.

Buraya şifa arayanlar da gelirler, bu oyuğa: bunalım geçiren, sinir nöbetine tutulan, uzun süre hastalığı geçmeyen yetişkin hastalar ile havale geçiren, bayılan, ateşli hastalığı tutulan küçük çocuklar getirilir.

Bolvadin Eber Gölü

EBER GÖLÜ

İlçenin güneydoğusunda 6 km uzaklıktadır.

Bolvadin, Çay ve Sultandağı ilçelerine kıyısı vardır.

Ancak gölün büyük kısmı Bolvadin’dedir.

Türkiye’nin en büyük 12’nci gölüdür.

Göl alanının hemen hemen dörtte biri su yüzeyi, geri kalanı ise sazlık ve kamışlıktır.

Eber gölünde yetişen kamış ve hasır otunun işlenmesi ile çevresindeki köylüler geçimlerini sağlamaktadır.

Denizden yüksekliği 967 km dir.

Derinliği 2 ile 18 metre arasında değişir.

Akarçay ve Sultandağlarından gelen sel suları ile beslenir.

Bolvadin Eber Gölü

Ancak bir zamanlar bol balık barındıran ve avlanan Akarçay, günümüzde yerleşim merkezleri ve başta Alkaloit fabrikası olmak üzere sanayi atıkları ile kirlenmiştir ve tabii bu kirlilik Eber gölüne de ulaşıyor.

Özellikle Alkoloit fabrikasının zifte benzer ağır kokulu atıkları tam bir felaket.

Göl kıyısındaki köylülerin geçim kaynağı, gölde yetişen kamış, hasırotu ile gölde bulunan sazan ve turna balıklarıdır.

Eber gölüne has, endemik bir bitki olan “Eber Sarısı çiçeği” yani “Piyan” yetişir.

Göl içinde “Adaköy adası” dinlenme ve konak yeridir.

Ayrıca “Kopak” denen yer değiştiren adacıklar vardır.

Eber gölünün suları, Devlet Su İşlerinin yaptığı bir kanalla, Taşköprü köyü yakınlarında, Akşehir gölüne boşaltılmaktadır.

Bolvadin Yedi Kapı Yerleşimi

YEDİ KAPI MANASTIRI VE YERALTI ŞEHRİ

İlçeye 25 km uzaklıkta, Kemerkaya’nın kuzeyinde, Kral yolunu İpek yoluna bağlayan kavşaktadır.

Burası dağın yamacında Frigler tarafından oyulmuş bir manastıra, 7 kapıdan girilir. 

Roma döneminde Garnizon olarak kullanılmış, sağ tarafında Cenaze işlerinin, ayinlerin yapıldığı mekan, sol tarafında din görevlilerinin inziva odaları, ortadaki odalarda ibadet yapılan alanlar vardır. Sağ alt tarafında 500 metre aşağıda Yeraltı Şehrinin gizli girişi vardır. 

Günümüzde Yapraklı köyü civarında bulunan Yeraltı Şehrinin girişinin, Amerium Antik Kentinin güneyinde olduğu  tahmin edilmektedir. 

 

Yeraltı şehri

Manastırın sağ alt bölümünde, 300 metre aşağıda, bölgenin en büyük yeraltı şehri vardır.

Savaş dönemlerinde Frig ve Roma halkının saklanarak yaşadığı şehirdir. 

Yeraltı şehrinin uzunluğunun 1 km olduğu belirtiliyor. Girişi tehlikelidir. İçerisinde gizli geçitler ve 100 metrelik havalandırma bacaları vardır.

Yeraltı şehri, iki bölümlü ve üç katlıdır.

Nöbetçi bölümü ve giriş ana dehlizdendir.

Yapıda: 7 adet havalandırma bacası, su kuyuları, mahzenler ve odalar vardır.

Orta bölüm 1 km uzunluğundadır.

Şehrin doğu tarafında, Kırkkapı girişi vardır. 

Sorkun köyü içerisinde Frig kaya evleri, köy halkı tarafından ahır ve samanlık olarak kullanılmaktadır. 

Şapeller mevcuttur.

Yapraklı köyünün 3 km doğusunda “Yorgo İncil Mağarası” mevcuttur. 

Karşı dağda: Mahmurlu Mazı ve Derbent kaleleri ve kaya mezarları vardır.

 

Afyonkarahisar Bolvadin Heybeli (Kızılkirse) Kaplıcası

HEYBELİ (KIZILKİRSE) KAPLICASI

İlçe merkezinin 37 km uzaklıkta, Afyon-Konya karayolunun 25’nci kilometresindedir.

Bizans döneminden beri kullanılan bir kaplıca olup, o dönemde “Kızılkilise” veya “Kızılkirse” adıyla bilinmektedir.

Selçuklu ve Osmanlı kaynaklarında da burası “Kızıl kilise” diye geçer.

Ancak günümüzde kilise kaybolmuş, höyüğün çevresindeki kayalara oyulmuş haç işaretleri kalmıştır.

1944 yılında kaplıca tesisi, Bolvadin Belediyesi tarafından satın alınarak yeniden inşa edilmiştir.

Heybeli kaplıcaları, Turizm Bakanlığı tarafından “Termal Turizm Merkezi” ilan edilmiştir.

46-52 derece arasında değişen sıcaklıktaki kaplıca suyu, bölgenin maden yönünden zengin sudur.

Sindirim, safra, idrar yolu, kas, romatizmal, siyatik, cilt ve kadın hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor.

Soğuk suyu maden suyu özelliği taşır ve gerek yurt içinden ve gerekse yurt dışından gelen turistler tarafından yoğun tercih edilir.

Tesiste: 6 tane yüzme havuzu vardır.

Ayrıca: cami, park, market ve spor sahaları bulunur.

Kaplıcada 90 tane banyolu oda ve 150 yatak vardır.

Ayrıca bir de turistik otel vardır, otelin 25 odası ve 50 yatak kapasitesi vardır.

Son bir not, Kızıl kilise efsanesi “burası antik dönemde Kral yolu üzerinde kurulmuş bir yerleşim merkezidir.

Hamamın batısındaki höyükte bulunur. Roma devri kaynaklarında bu yerleşimin ismi “Leontes Come” dir.

Antik dönemde Anadolu’nun tanrıçası Kybele, Frigyalılar zamanında Angdissis ismi ile tanınır.

Frigyalıların dini merkezi olan Pessinus’e büyük bir mabet yaptırmıştır.

Tanrıça Angdissi, çok güzel ve yakışıklı bir çobana aşık olur.

Onu Pessinüs’deki büyük mabede bekçi yapar ve hiçbir kadınla evlenmesine izin vermez.

Kral Midas’ın güzeller güzeli kızı varmış, kızın güzelliği dillere destanmış.

Güzel kız, tanrıçaya dua için gittiği Pessinüs mabedinde, çoban kızı görünce aşık olur.

Zamanla bu aşk kara sevdaya dönüşür, ancak çoban bir türlü kıza aşkını açıklayamaz.

Çünkü Tanrıça Angdissis’in hışmından korkar.

Sonunda aşk her şeyden üstün gelir, çoban güzel prensese aşkını açıklar.

İki sevgilinin aşkları dilden dile dolaşır.

Bunu duyan Tanrıça ise çok kızar ve Pessinüs şehrine gelir.

Bir bakışta çobanın aklını başından alır.

Çıldıran çoban dağlara kaçar, çılgınca dağlarda dolaşır.

Nihayet eline geçirdiği bir çakmak taşı ile vücudunu keser ve ölür.

Bu olaya üzülen Tanrıça Angdissis, çobanı bir çam ağacına dönüştürerek sürekli yeşil kalan ölümsüz kutlu bir ağaç yapar.

Bu olay üzerine, bütün Angdissi mabetlerindeki kahinler, mabetlerin çevresine Fallus adı verilen, küçük mantarımsı mermer sütuncuklar dikerler.

Kral Midas, bütün yalvarmalarına rağmen dünya güzeli kızını Tanrıça Angdissis’in gazabından kurtaramaz ve kız çaresiz bir derde yakalanır.

Bütün vücudunu siyah irinli, ağrılı, sızılı çıbanlar kaplar, herkes ondan kaçar, bütün Anadolu seferber olur, hekimler, büyücüler, kahinler kızı iyileştiremez.

Günlerden bir gün Kral Midas, rüyasında bir ihtiyar görür ve bu ihtiyar kendisine “Ey Midas, kızının şifası yazılı kayadaki büyük Kybele Mabedindedir, oraya git, orada bir süre kal, sonra bir gün boyu güneye yürü, kutlu sıcak sularla karşılaşacaksın, kızını o sular iyileştirecektir”.

Kral Midas, uyanır, hazırlanır, kızını da yanına alarak Yazılıkaya’daki Kybele Mabedine gelir, burayı tamir ettirir.

Ancak zavallı kız acıları dinmeyince bir gece mabetten kaçar.

Olimpus dağlarındaki (Paşa dağı) ormanda koşmaya başlar, devamlı koşar, nihayet kaynayan suların bulunduğu bataklığa gelir, kendini sulara atar, çığlıkları Phiriqia (Bolvadin) ovasında yankılanır.

Sıcak şifalı sular, kızın vücuduna değdiğinde, ağrıları azalır, yorgunluğu gider, kız ölümü beklerden hayata yeniden dönmenin sevinci ile saatlerce sıcak sulara dalar, sıcak sulardan içer.

Aylarca sonra rahatlar, sudan çıkar, kenardaki çimenlere uzanır, uykuya dalar.

Uyandığında bütün sıkıntıları bitmiştir, bir zaman buralardan ayrılmaz, bu şifalı sularda her gün yıkanır ve ağrıları tamamen diner.

Midas kızına şifalar veren bu suların bulunduğu yere hamamlar yaptırır.

Bolvadin Peribacaları

PERİ BACALARI:

Özellikle Özburun kasabası ve Minareli Deresi bölgesinde volkanik arazi yapısıyla oluşmuş şapkalı ve şapkasız peri bacaları bulunmaktadır. 

Jeolojik olarak ilgi çekici, fotoğraf açısından da güzel kareler sunan doğal bir oluşumdur. 

 

 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Antalya Perge

Perge

Antalya’nın 18 km. doğusunda. Düden ve Aksu akarsularının arasında kalan bölgedir.

Günümüzde, Antalya’nın 18 km. doğusunda, Aksu İlçesinden 2 km. içeriye doğru ilerlediğinizde, Perge’ye ulaşacaksınız.

Burada: uluslararası standartlardaki otel ve tatil köyleri; bir turizm cenneti yaratmış.

Öncelikle şunu söylemem gerek: Perge antik kenti UNESCO tarafından 2009 yılında Dünya Kültür Mirası Geçici Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Perge, Attaleia (günümüzdeki Antalya) liman kentinden, birkaç kilometre içeride, bu bölgede çok tercih edilen türde alçak ve düz bir tepe merkezli olarak yer alır.

Şehir, ovadaki üç tepe arasında gelişim göstermiştir. Böylece hem denizden gelebilecek saldırılardan korunmuş hem de antik kent geleneklerine uygun kentsel biçimlenme sağlanmıştır.

Muhtemelen şehrin ilk bölümü, 60 metrelik bir yükselti üzerindeki düzlükte yapılandırılan Akropol’dür. Akropol’e ulaşım sadece güneyindeki iki yoldan sağlanabiliyordu.

Şehirdeki diğer iki yükselti ise, güneydoğudaki İyilik Belen Tepesi ile Tiyatrosu destekleyen güneybatıdaki Koca Belen Tepesidir.

Helenistik dönemde (MÖ 200-300) kentin gelişimi, temelde bu üç tepe arasında olmuştur.

Perge, coğrafi anlamda önemini, biraz da Pamphlia Ovasını sulayan ve Perge’nin deniz ile bağlantısını sağlayan ana akarsulardan biri olan ve Toros dağlarından çıktığı noktada, Kocaçay, Pamphylia ovasında ise Aksu çayı olarak isim değiştiren su kaynağına borçludur.

Antik dönemde, üzerinde bulunduğu ticaret yolu nedeniyle önem kazanmış bir Pamphylia (Pamfilya) şehridir. Anonim bir kaynak olarak Tabula Pentingeriana isimli atlasta: Perge, Bergama’dan başlayan ve Tyatira-Philedelphia-Hieropolis üzerinden Laodikeia ve Cormassa’ya ulaşan ve Sillyon-Aspendos’tan geçerek Side’de deniz kıyısında son bulan ana yol üzerinde gösterilmektedir.

Özellikle: MS.275-276 yıllarında, savaş kasasının imparator Tacitus tarafından, Perge’ye getirilmesi ile, kentte, ekonomik durum canlanmış.

Kente ulaştığınızda: kapıda bir kitabe göreceksiniz. Bu kitabede; kentin, Truva savaşından sonra, bölgeye gelen, Mopsos ve Kalkhas adındaki kahramanlar tarafından kurulduğu yazılı.

Ancak: MÖ.333 yılında, Makedonya Kralı Büyük İskender’in bölgeye gelişine kadarki tarihi süreç içinde; kent ile ilgili, herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmıyor.

MÖ.3’ncü yüzyılda; kentte, Bergama krallığının egemenliği görülür. Daha sonra ise; Roma egemenliği. Roma yönetiminde, özellikle; MS.1 ve 3’ncü yüzyıllar arasında, büyük gelişmeler görülür.

Günümüzde, burada görülen kalıntıların çoğu, bu dönemlerden kalmış. Takip eden dönemlerde, Bizans egemenliği devreye giriyor ve kent; Hıristiyan dünyası için önemli bir merkez haline geliyor. Hıristiyan dünyasının azizlerinden, St. Paul’ un kenti ziyareti, buranın dinsel yönden önemini de arttırmış.

Perge

Şimdi Perge’deki yapılaşmada etkisi bulunanlardan söz etmek istiyorum.

Kralların hamiliği ve Herodes Atticus gibi zenginlerin ilgisi, bu ve benzeri kentlerin donatılmasında önemli etmen olmuştur. Bu hamilerin neredeyse tümü erkekti.

Bu nedenle, en ünlü haminin Plancai Magna adında bir kadın olduğu, Anadolu’nun güney kıyılarındaki Pamphylia bölgesindeki Perge kenti, diğerlerinden ayrılır.

Saygın bir aileden gelen Plancia Magna, sadece erkeklerin şanının maşası değildir. Yapılan kazılarda bulunan adanma ve anma yazıtları, 2’nci yüzyıl başlarında ailesinin güçlü bir önderi olduğu ortaya çıkmıştır.

Kentin tarihinin büyük kısmı boyunca, bu kurulu olduğu düz tepe savunulan Akropolis olmuştur. Buradaki kazalarda, erken tunç çağına kadar geriye giden buluntular kaydedilmiştir. Ne var ki, halen bir Hitit kentine rastlanmamıştır.

Muhtemelen yerleşim Helenistik dönemde tepe yamaçlarından aşağı doğru, daha sonra geç Helenistik ve Roma dönemlerinde de tepenin güneyindeki hafif eğimli, neredeyse düz araziye doğru genişlemiştir.

Kent MÖ 3’ncü yüzyılda Selefkilerce inşa edilen ve MS 4’ncü yüzyılda ekleme yapılan bir duvarla kuşatılmıştır. Duvarlı kentin dışında, yakın bir tepeye yaslanmış tiyatro ve iyi korunmuş bir stadyum bulunur.

Yine kent dışında, edebi kaynaklara göre Perge’nin en ünlü yapısı olan Artemis Tapınağı vardı. Bu bölgede yoğun aramalara rağmen tapınak henüz bulunamamıştır.

Kent birbirini kesen sokaklarca, eşit olmayan dört bölgeye ve farklı boyutlarda kent bloklarına ayrılır. Her iki yanı revaklı ve ortasında taş döşeli bir su kanalı bulunan ana kuzey-güney sokağı, Akropolisin dibindeki şık bir nmyphaeium’dan (çeşme binası) güneye, kent kapılarına doğru uzanır. Helenistik kapı, kendisini iki yandaki yuvarlak kulelerle belli eder.

Yazıtlara göre, Placia Magna bu kapıyı yeniletmiş, at nalı biçimindeki avlusunu ve avlunun kuzey ucundaki anıtsal üç kemerli girişi ekletmiştir. Avlunun iç duvarlarında, her bir yanda, yedi üst ve yedi altta olmak üzere, tümünde kentin kurucularından veya önemli yurttaşlarından birinin heykeli bulunan iki kat niş dizilidir.

Gerçekten de Perge’de çok sayıda heykel bulunmuş ve günümüzde Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Yerel üretimi ciddi düzeydeydi, ama kuzeybatı, önemli bir ihraç kaynağı olan bu endüstri için yerel mermer ocaklarından yararlanan Menderes ırmağı vadisindeki Aphrodisias şehri ile boy ölçüşebilecek düzeyde değildi.

Evet, arkeolojik kazılara göre, Perge tarihinde üç önemli dönemin varlığı saptanmıştır. Bunlar: hala kısmen ayakta olan mükemmel kent sur yapılanmaları ve kulelerin inşa edildiği Helenistik Dönem (MÖ 3 ve 2’nci yüzyıl), kent kimliğinde belirleyici olan tiyatro, stadyum, kolonadlı caddeler, hamamlar, agora, anıtsal çeşme gibi yapıların inşa edildiği Roma dönemi (MS 2 ve 3’ncü yüzyıllar) ve Perge’nin metropolitik ikamet yeri haline geldiği, kent surlarının güneye doğru genişletilerek birçok kilise yapısının inşa edildiği Hıristiyanlık dönemi (MS 5 ile 6’ncı yüzyıllar arası) dır.

İsa’nın havarilerinden Pantos (St Paul) yeni dinsel amacı yaymak için yaptığı gezilerden ilkinde Perge şehrine uğramıştır. Kıbrıs’tan yola çıkan St Paul, Aksu nehrinden ilerleyerek Perge’ye gelmiş, oradan da Psidia Antiocheia’ya geçmiş, Perge’ye geri  dönüp buradan Attelia’ya (Antalya) gitmiş ve bu kentte yapılan bu iki ziyaretlerinden, kutsal kitap Lukas’da söz etmiştir.

Perge

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR VE GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILAR:

Evet Perge antik şehrinde yapılan kazılarda: Tiyatro, Güney Hamamı, Agora, Macellum, Kestros Çeşmesi, Sütunlu ana cadde gibi yapıların kazıları, 1946-2012 tarihleri arasında yapılmıştır.

Sütunlu Batı Caddesinin ve bu caddeye paralel uzanan su kanalının, Caracalla Çeşmesinin (Palaestra yapısının ana cephesi ve nympahion havuzu dahil olmak üzere) kazısı tamamlanmıştır.

Batı Nekropolis’e kadar uzanan güzergah bütünüyle açılmıştır.

Diğer taraftan alanda Ana caddenin doğu ve portikolarının ıslahı sağlanmıştır.

Roma kapısından kent meydanına kadar uzanan büyük alan düzenlenmiştir.

Helenistik kuleleri ve Agora’yı da kapsayacak şekilde düzenlemeler bütüncül olarak ele alınmıştır.

Perge’nin bir diğer özelliği de şudur; Perge antik çağın en önemli heykel üretim merkezlerinden birisi buradadır. Yapılan kazı çalışmaları sonucunda ortaya çıkarılan bu heykellerin sergilendiği Antalya Arkeoloji Müzesi, dünyanın en zengin Roma heykel müzeleri arasında sayılmaktadır.

Perge Surlar

SURLAR VE KULELER:

Savunma amacıyla kesme taştan yapılmış olan surlar, kentin doğusunda ve kuzeyinde yer almaktadır. Gerek Akropolis’in güney yamacının gerekse aşağı kentin çevresi oldukça sağlam bir şekilde günümüze gelebilmiş bir sur sistemiyle çevrilidir.

Büyük İskender’in şehri ele geçirmesinden sonra inşa edilen bu duvarlar, her biri yaklaşık yarım ton olan taşların üst üste dizilmesiyle yapılmıştır.

Surların MÖ 218-188 yılları arasında yapıldığı sanılmaktadır. Doğal yapıları gereği, bu devasa taşlar zamanla yağmur suyunun etkisiyle birleşmiş ve böylece şehri çevreleyen duvarlar günümüze kadar ulaşmıştır.

Bölgenin Büyük İskender tarafından MÖ 333’de fethedilmesi sırasında Perge’nin İskender güçlerine direnmeden ev sahipliği yapması, şehri koruyan duvarların olmamasına bağlanmaktadır.

Bu nedenle, bugün şehrin en anıtsal yapılarından olan ve şehrin sembolü olan iki yuvarlak kule ile şehir duvarlarının, İskender’in şehri fethetmesinden sonra inşa edildiği varsayılmaktadır.

Kent suru üzerine yerleştirilmiş kapılar ve kuleler rahatlıkla görülebilmektedir. Sadece: Tiyatro, stadium ve nekropoller su dışında bırakılmıştır. Kentin diğer tüm öğeleri sur içindedir.

Özellikle Aşağı Şehir sur sistemi düzgün duvarlar önüne eklenmiş kulelerle pasif savunmaya işaret eder. Akropolis suru ise çok sayıda kule ve dirsekli yapısıyla farklıdır. Kentin en erken sur sistemi, muhtemelen Akropoliste bulunmaktaydı. Aşağı kenti çevreleyen sur sistemi ise Helenistik Dönemden itibaren uygulanmış olmalıdır.

MS 3’ncü yüzyılın ikinci yarısında, Anadolu’yu etkileyen Got ve Sasani saldırıları nedeniyle birçok şehir gibi Perge de surlarını güçlendirmek, yeniden inşa etmek zorunda kalmıştır.

MS 4’ncü yüzyıl ortalarında, yakınındaki kentler için tehdit oluşturan İsaurialıların saldırılarına karşı surlar güçlendirilmiştir. MS 5-6’ncı yüzyıllarda ise yeni yapılaşma ve surlara eklemeler yanı sıra depremler nedeniyle hasar gören yapılar da onarılmıştır.

Tüm bu önlemlere rağmen, MS 7’nci yüzyıldan sonra Arap akınlarının baskısıyla Aşağı Şehir terk edilmiş ve halk Akropolis’e çekilmiştir.

Gelelim kulelere:

Perge Aşağı şehir surlarındaki kuleler, Helenistik Kapıyı koruyan iki kule dışında, dikdörtgen planlıdır ve sur duvarlarından dışarı çıkıntı yapmaktadır.

Kulelerin çoğunun arka duvarları yoktur ve sur duvarlarına yaslanmıştır. Böyle, sur duvarlarından dışarıya taşan kulelerin, surlara yaklaşan düşmanı ok, mızrak ya da mancınık atışıyla uzak tutmada etkili olduğu bilinmektedir.

Kulelerin yapım tekniğine gelince: Anadolu’da Helenistik kesme taş geleneğinin Roma döneminde de sürdüğü görülür. Ancak kesme taş dikdörtgen bloklarla düzenli ve devşirme bloklarla düzensiz olmak üzere başlıca iki duvar örgü düzeni olarak farklı yöntemler gözlenir.

Hemen hepsinin alt katlarında bosajlı duvar işçiliği görülür, ayrıca her bir kat, farklı duvar yüzeyi ile belirginleştirilmiştir. Çoğunun birinci ve ikinci k atlarında mazgal delikleri üçüncü katlarında ise pencereler vardır. Böylece hem gözetleme ve ok atma hem de mancınık kullanarak savunma yapabilme mümkün olmaktadır. Yuvarlak planlı kuleler ise dört katlıdır. Bu kulelerde de mazgal delikleri ve pencereler bulunur. Üst kısmını ise koni şeklinde bir çatı ile kapatılmış olabileceği düşünülür.

Perge Roma Kapısı

ROMA KAPISI

Şehrin güneye genişlemesiyle anıtsal kapı işlevini, birden çok evreye sahip olan Geç Dönem Kapısı üstlenmiştir. Bu kapı Septimus Severus (193-211) dönemine tarihlenir.

Antik kentte 3 tane ana kapı vardı ve en etkileyici kapılardan biri MS 2’nci yüzyılda yapıldığı tahmin edilen bu Roma kapısıdır.

Perge Roma Kapısı

İki büyük kule ile desteklenen Roma Kapısının uzunluğu, 24 metre, genişliği ise 10 metredir. Antik dönemdeki Perge şehrinin ihtişamını simgeleyen bu kapı, üzerinde bulunan yazıtlar ile dönemin sanat anlayışını en iyi şekilde tasvir etmektedir.

Kapıdan girildikten sonra bir dikdörtgen avlu bulunur.

Perge İki Kuleler

İKİ KULE VE ANA CADDE:

Antik kente girildiğinde ilk dikkat çeken, büyük bölümü yıkılmış olsa da görkemiyle hala hayran bırakan ve Perge’nin sembolleri olarak kabul edilen iki kule, MÖ 3’ncü yüzyıla tarihlenir.

Bir zamanlar aralarında kente girişi sağlayan ana kapı bulunurdu.

Kulelerin ardında ise anıtsal çeşmeye kadar uzanan 300 metre uzunluğunda bir cadde mevcuttur.

Kente girenler, kapıdan geçtikten sonra bu caddeyi takip ederlerdi.

Aziz Paul’de dahil olmak üzere 2 bin yıl önce, burada yaşayanlarla aynı yerde adım attığınızı bilmeniz, gezinizden alacağınız keyfi arttırır.

Kentin ana caddesi olan bu yolun iki tarafında ise bir zamanlar dükkanlar sıralanıyordu.

Perge’nin arkeolojik açıdan öneminin nedenlerinden biri, kent planlamasında ulaşılan düzey ve Roma döneminin en düzenli kentleri arasında yer almasıydı.

Kent planının ana akslarından birini de yine bu cadde meydana getiriyordu.

Perge Helenistik Kapı

HELENİSTİK KAPI/GÜNEY KAPI:

MÖ 2’nci yüzyıla tarihlenen, güneydeki bu sur kapısı, iki yuvarlak kule ile korunan anıtsal bir kapıdır.

Kuleler, form ve örgü düzeni olarak diğer yapılardan ayrılır.

Bugün kapı ile beraber anılan at nalı şeklindeki avlu ise Roma döneminde Bithynia Valisinin kızı Plancia Magna tarafından oluşturulmuştur. (MS 120-1122)

Evet, dört katlı iki adet yuvarlak kuleyle desteklenen anıtsal kapı, savunma amacıyla yapılmış olup ilerleyen dönemlerde kabul kapısı olarak düzenlenmiştir.

Avlu duvarlarının nişlerinde M. Plancius Varus ile oğlu Plancius Varus, Plancia Magna gibi kente hizmet eden önemli kişilere ait heykellerin bulunduğu sanılmaktadır. Yazıtlı kaideler üzerinde duran heykellerin çoğu Prof. Mansel tarafından, 1943-1956 yıllarında yapılan kazılar sırasında ortaya çıkarılmış ve Antalya Müzesinde korunmaktadır. (Neyse ki çalınıp kaçırılmamış)

Perge Sütünlu Kolonadlı Cadde ve su kanalı

SÜTUNLU/KOLONADLİ  CADDE VE SU KANALI

Perge şehir planı, önceden kurgulanmış ve ızgara plan olarak tanımlanmıştır. Kuzeye kurulan grid plan, kentin büyümesiyle güney düzlüklere doğru aynı dokuyu takip ederek yayılmıştır. Bu sistemin özelleşmiş caddeleri ise, güney-kuzey ve doğu-batı aksını oluşturmuş Kolonadlı caddedir.

Evet, aslında Perge antik kentini, dörde ayıran iki sütunlu cadde vardı. Yani yukarıda sözünü ettiğim cadde gibi bir sütunlu cadde daha var. Bu yapılar Roma döneminde kentin ihtişamını gözler önüne serer.

Perge Sütunlu cadde ve su kanalı

Kolonadlı cadde akropol eteğindeki çeşme ile güney yerleşim arasında uzanır.

Yaklaşık 300 metre uzunluğundaki şehrin belkemiği olan bu cadde, ortasında 2 metre genişliğinde taskatlı bir su kanalıyla caddeyi ikiye böler.

Kolonadlı caddeyi ortadan ikiye bölen bu su kanalının yol seviyesinden altta kalan kısmı ise, bölgenin atık su yönetimi için kullanılmıştır. Yol kotundaki su kanalından temiz su akarken, zemin altından su borularının drenajı sayesinde atık su atılmaktaydı.

Evet caddenin her iki yanında isi portikolar ve dükkanlar yer alır.

Perge Sütunlu cadde

Ana caddeden akan su kanalı ise, kentteki anıtsal çeşme yapısı ve iki büyük hamamıyla birlikte, sıcak Pamphlia ovasındaki Perge’ye bir “su kenti” kimliğini kazandırır. Şehrin ortasından geçen ve havuzlarla bağlantılı bu su kanalı sıcaklığın 40  dereceleri aştığı yaz günlerinde mutlaka şehirde konfor sağlamıştır.

Kentte nehir tanrısı Kestros’un heykellerinin de bulunması ve Aksu nehrinin hemen yanı başında inşa edilmesi de bu düşünceyi güçlendirir.

Perge Sütunlu Cadde

Bugün caddede o dönemde kullanılan araba tekerleklerinin izlerini görmek mümkündür.

Caddenin imarı Roma imparatoru Hadrianus zamanında tamamlanmıştır. Zemin taşlarla kaplıdır. Caddenin iki yanında sıralanan sütunlardan bazıları İon, bazıları ise Korinth düzenindedir.

Caddenin iki yanında bulunan sütunlar ve zemindeki mozaikler ziyaretçilerin dikkatini çeker. Antik kentin ruhunu yansıtan sütunlu cadde boyunca yer alan dükkanlar ve yapılar ise antik dönemlerin günlük yaşamını ifade eder.

 

SU YAPILARI:

Perge’de su yapılarının fazlalığı dikkat çeker. Tam 4 tane anıtsal çeşmeye ve bu bölgedeki benzerlerinin en büyüğü olan iki hamama su getiren düzenek, sütunlu caddenin ortasında uzanan su kanalıydı.

Aynı zamanda caddenin iki yanındaki dükkanların da su ihtiyacı bu kanal ile sağlanıyordu.

 

SEPTİMUS SEVERUS NYMPHAİONU:

İki katlı bir çeşme olan bu yapı, Septimus Severus’a ithafen yapılmıştır. Yapı malzemesi sert kalker olan çeşmenin dış yüzeyi mermer plakalarla kaplanmıştır. Septimus Severus ve karısı Julia Domna’nın heykelleri vardır. Çeşmenin alınlık kısmında Artemis Pergai’nin kabartmaları görülmüştür. Yapının inşası MS 204’de tamamlanmıştır.

 

HADRİANUS NYMPHAİONU:

21 metre uzunluğundaki çeşme iki katlıdır. Çeşmenin ortasında nehir tanrısı Kestros’un yatar vaziyetteki heykeli bulunmaktadır. MS 2’nci yüzyıla tarihlenir.

Perge Kestos Çeşmesi-Kuzey çeşme

KESTOS ÇEŞMESİ-KUZEY ÇEŞMESİ

Kolonadlı caddenin ulaştığı son nokta burasıdır.

Antik şehrin önemli yapılarından biri olan anıtsal çeşme, şehrin hemen yakınında bulunan Aksu nehrinin tanrısı olarak ifade edilen Kestros heykeliyle süslenmiştir.

Perge Kestos Çeşmesi Kestos Heykeli

Zengin süslemeli bir mimari cepheye sahip olduğu bilinen bu yapının geniş bir havuzu vardır ve su kanalının bitişiği olan bu odak yapı, Artemis’e sunulmuştur.

Antik dönemde su mühendisliğini gösteren en güzel örnek olması açısından önemlidir. Bu çeşme, şehrin su ihtiyacını karşılamak için inşa edilmiş ve dönemin en önemli yapılarından biri haline gelmiştir.

Perge Zafer Takı

ZAFER TAKI/TETRAPYLON:

Kolonadlı caddenin kuzey-güney aksı ve doğu-batı aksında kesişen noktasında ise daha sonradan şehrin varlıklı bir ailesine mensup olan Demetrios ve Apollonios kardeşler, bir zafer takı dikmişlerdir.

İki caddenin kesiştiği bölümde, kanal üzerinde bulunan ve Tetrapylon olarak bilinen bu küçük anıt, 2014 yılında onarılmıştır. Perge Tetrapylonu olarak da bilinen bu anıt, geçişleri sağlamaktan ziyade tamamen görsellikle bağlantılıdır.

Perge Caracalla Çeşmesi

CARACALLA ÇEŞMESİ/NYMPHAİONU

Perge Tetrapylon’unun batısında kalan Sütunlu Batı caddesinin sonlandığı noktada, açığa çıkarılan çeşme yapısı olmuştur.

Caracalla çeşmesi olarak adlandırılan yapı, Pergeli mimarlarca bilinçli olarak tasarlanmıştır ve heykellerle donatılarak kente, çağdaşları arasında yüksek bir prestij kazandırmıştır.

Su haznesi yarım daire biçiminde tasarlanmış olan havuzun yarı çapı 7 metreyi, derinliği ise 2.5 metreyi bulmaktadır.

Perge İmparator Caracalla ve Tanrıça Selene heykeli

İMPARATOR CARACALLA HEYKELİ

Nympahionu havuzunun içinden çıkan Caracalla heykeli, diğer imparator heykellerinde görüldüğü üzere, Roma’nın ezici ve sarsılmaz gücünü vurgularcasına doğal insan boyutunu aşmaktadır. Yerden yüksekliği 2.20 metreyi aşan heykelde, Caracalla ayakta durur şekilde betimlenmiştir.

İmparator sağ yanında kendisinden çok daha küçük tasvir edilmiş bir erkek figürü vardır. Heykel, MS 217-218 yıllarına tarihlendirilir. Bu heykel, İmparatorun günümüze eksiksiz olarak ulaşabilen ilk ve tek heykelidir. Diğer taraftan, Perge Caracallası’nın başında, kendinden önceki diğer hiçbir Caracalla tipinde görülmeyen bir corona civica  (meşe dallarından yapılan çelenk) bulunmaktadır ki, heykel bu yönüyle de orijinal kabul edilir.

 

SELENE HEYKELİ:

Ay Tanrıçası olarak inanılan ve yine Nympahionu içinden çıkan Selene heykelinin yüksekliği yaklaşık 2 metredir. Heykelin gövdei iki parça halinde bulunmuş olup, kırık haldeki baş kısmıyla birlikte restore edilerek ayağa kaldırılmıştır.

Tanrıçanın ayrılmaz simgelerinden baş üzerinde hilal biçiminde büyük bölümü kırık sembol ve sol elinde meşale vardır.

İmparator Caracalla’nın doğuda ortaya çıkan taht kavgasını fırsat bilerek Fırat Nehrinin doğusuna geçtiği, 8 Nisan 217’de Edessa (günümüzdeki Urfa) yakınlarında bulunan Carrhae Selena Tapınağına kurban sunmak için çıktığı yolda öldürülmüştür.

Bu bağlamda, suikasta kurban giden İmparatorun heykeli ile Selene yontusunun aynı havuzdan gelmesi manidar bulunmuştur.

Perge Tiyatro

TİYATRO;

Perge surlarının dışında kalmaktadır.

1985 yılının kazılarında bulunan tiyatro orkestra, cavea ve skene olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır.

Tiyatro, plan özellikleri olarak Helen tiyatrosu geleneğine sadık kalarak at nalı formunu taşırken, sahne binası hareketli rölyefler ve bezemeleriyle Roma mimarisi tipi gösterir.

Perge Tiyatro Sahne Binası

Bu bezemelerde Nehir Tanrısı Kestros ile Şarap Tanrısı Dionysos’un yaşam öyküsünü tasvirleyen rölyefler vardır. Sahne binasının yıkılması sonucu bu kabartmalardan bir çoğu ağır hasar görmüştür. Ancak Dionysos’un hayatını anlatan bölümler hala anlaşılabilir durumdadır.

Perge Tiyatro Sahne Binası Kabartmaları

Sahne: mimari kalıntılardan anlaşıldığı kadarıyla, iki katlıdır.

Üst tarafta 23, alt tarafta 19 oturma sırası olan tiyatro, yarım daire biçimindedir ve 14 bin kişi civarı kapasiteye sahiptir.

Diazomaya ulaşılması için paradoslar ve tiyatro iç kısmında bulunan alt oturma sıralarına ulaşılması içinde yol kotunda bulunan geçitler kullanılmaktadır.

Perge Tiyatro

Tiyatronun orkestrasının korkuluklarla çevrilmiş olması, burada vahşi hayvanların ve gladyatör dövüşlerinin yapıldığını düşündürür.

Süslemelerde kullanılan bezemelerin tümünün, belli bir dönem içinde bitirilemediği ve değişik dönemlerde tekrar tekrar bitirilmeye çalışıldığı görülüyor. Özellikle, sahne binası: ilk olarak MS. 170 yıllarında yapılmaya başlanmış, daha sonra ise, üzerine bir kat daha eklenerek, yapı devam ettirilmiş.

Tiyatronun karşısında: tel örgü ile çevrili ve çeşitli antik figürlerin bulunduğu antik taşlar, sütun başlıkları ve kabartmalar sergilenmekte.

Günümüzde burada bulunan eserler, Antalya Müzesinde “Perge Tiyatrosu Salonunda” sergileniyor.

Tiyatro, 2017 yılında ziyarete açılmıştır.

Perge Stadium

HİPODROM-STADİON:

Tiyatro gibi surların dışında yer almaktadır.

Aydın-Karacasu’da bulunan Afrodisias antik kentinde bulunan hipodromdan sonra, ikinci büyüklükteki ve MÖ.2’nci yüzyılda Roma döneminde yapılan hipodrom burada, sağ tarafta, karşınıza çıkıyor.

At nalı şeklinde inşa edilen Stadion, 23 x 234 metre boyutundadır. Tonozlar üzerine oturtulmuş 11 oturma sırası vardır. Yapı malzemesi konglomera taşıdır.

Yapının planı incelendiğinde, kuzey kısa kenar nalı şeklinde kapalı olduğu ve girişin ise güneyde konumlandığı görülür. Güneydeki anıtsal giriş kapısına dair birkaç parça bulunsa da kapı neredeyse tamamen tahrip edilmiştir.

Perge Stadium

Stadyum, strüktürel olarak 70 kemer üzerine oturtulmuş ve bu şekilde desteklenmiştir. Bu konstürsiyonların alt bölümleri aynı zamanda mekansal işlevlerin oluşmasını da imkan sağlamıştır. Bu duruma daha detaylı bakılırsa, doğu tarafındaki oturma sıralarının altında bulunan tonozların dış kesime açılan 30 oda olarak da kurgulandığı görülür.

Perge Stadium

Bu odalardan her üçte biri, kapı olarak çalışmakta ve halkın stadın iç kısımlarına geçmelerine müsaade etmektedir. Diğer odalar ise, dükkan olarak kullanılmıştır. Çünkü dükkan sahiplerinin adları ya da yaptıkları ticaretin adının yazılı olmasından bu kanıya varılmıştır.

Antik Çağ’da spor müsabakalarının, heyecanlı yarışların gerçekleştirildiği bu yapı, günümüze en iyi durumda ulaşmayı başarmıştır. Evet bir zamanlar burada yarışlar, olimpiyat oyunları düzenleniyormuş.

 

AKROPOLİS:

Kentteki ilk yerleşim buradan başlamıştır. Artemis Tapınağı burada olduğu sanılsa da yeri bilinmemektedir.

Perge Agora

AGORA/MACELLUM:

1970-1973 yıllarındaki kazılarda ortaya çıkarılmıştır.

Antik kentte ticaret ve sosyal yaşamın merkezidir. Boyutları bakımından Türkiye’nin ikinci büyük agorasıdır.

75.92 X 75.90 metre boyutunda, kare planlı olan bu yapı, çarşı-pazar yeri olarak kullanılmıştır. Beş giriş kapısı vardır. Korinth nizamındaki sütunlarla çevrelenmiştir.

Agoranın ortasında yuvarlak bir yapı mevcuttur ve burasının kader tanrıçası Tyche’ye ait tapınak olduğu kabul edilmektedir. Yapının ölçüleri 13.40 m çapındadır.

Buradaki dükkanlardan biri Agora ya açılırken, diğeri Agora yı çevreleyen sokaklara açılmaktaydı. Arazinin eğimine bağlı olarak güney kanattaki dükkanlar iki katlıdır.

Evet, Agora, planlanmış kent modeli ve mimari yapısıyla Roma dönemine ait en düzenli yerleşim yerlerinden biri olarak kabul edilir.

Perge Güney Hamamı

HAMAM-GÜNEY HAMAMI

Antik kentte yer alan hamamlar, Roma dönemi sosyal yapısını gözler önüne sermesi açısından önemlidir.

Çünkü hamamlar sadece temizlik değil aynı zamanda insanların sosyalleşmek için bir araya geldikleri yapılardı. Perge kentinde bilinen “Güney Hamam” dır.

Güney Hamamı, 1968-1969 yıllarındaki kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Büyük pencereleri güneye bakan yan yana dizilmiş yapılardan oluşmaktadır.

Günümüze kadar oldukça iyi korunmuş bir yapı olan hamam, tipik bir Roma hamamının bütün özelliklerini taşımaktadır. Hypocaust sistemi (künk denen borular aracılığıyla yapılan bir çeşit ısıtma sistemi) ile ısıtılan hamamın apodyterium (soyunma odası), frigidarium (soğuk oda), tepidarium (ılık oda) ve caldarium (sıcak oda) bölümleri vardır. Zemin mozaiklerle örtülüdür.

Perge Güney Hamamı

Bu mozaik döşemelerin, yapıların ilk evrelerine ait olmadığı, daha sonraki yenileme çalışmaları kapsamında döşendiği anlaşılmıştır. Desen ve üslup özellikleri açısından Perge mozaiklerinin en yakın benzerleri Güney ve Batı Anadolu kentlerinin yanı sıra Ege adaları, Kara Yunanistan ve Balkanlar’da, ayrıca Suriye, Filistin ve Ürdün bölgelerinde görülmüştür.

Bu hamam bölgedeki benzerleriyle karşılaştırıldığında, büyüklüğü ve anıtsallığı dikkat çeker. Bugün gezerken dikkat ederseniz, bazı mekanların altında bulunan hppocaust ısıtma sistemi görülebilir.

Perge Güney Hamamı

Güney hamamının cephesinde bir çeşme yapısı bulunur. Bu çeşme Roma kapısının görüş alanındadır yani kentin güney kapısından giren kişiyi bu çeşme karşılar.

Sütunlu caddenin ortasından geçen su kanalı, antik kente dört anıtsal çeşme ile iki büyük hamamın suyunu karşılıyordu.

 

NEKROPOLİS:

Perge şehrinde 3 nekropolis vardır. Biri Akropolis’in yamaçlarında, diğer ikisi ise kentin Doğu ve Batı surlarının hemen dışındadır. Son iki nekropolis’te bulunan mezarların ağırlıklı kısmı MS 2 ve 3’ncü yüzyıla tarihlenir.

Nekropolislerde yerel kireç taşı, traverten ve ithal mermerden yapılmış çok sayıda lahit bulunmuştur. Bu lahitler, malzemesine göre ithal ve yerel olarak iki guruba ayrılır.

Yerel lahitler dikdörtgen prizma biçimli, genelde bezemesiz teknelere sahiptir. Teknelerin çoğunda kazınmış eski Yunaca yazıtlar vardır. Tekneler, alçak ya da yüksek beşik çatı biçimli kapaklara sahiptir. Kireç taşından yapılmıştır.

Perge lahit tipleri için ikinci gurubu ithal mermerden yapılan lahitler oluşturur. Kentin ithal lahitleri antik çağın önemli atölyelerinden Dokimeion (Afyon), Prokonnesos (Marmara Adası) yarı işli ya da tamamlanmış biçimde ithal edilirdi.

Perge nokropolislerindeki ithal lahitler, Roma İmparatorluk Dönemine tarihlenir. Figürlü frizli, madalyonlu, köşe sütun ya da pilasterli ve sütunlu çalışmalardır.

Perge Lahitler

Batı Nekropolü:

Batı Nekropolisinde ulaşılan bazı aile mezarları üzerinde bir takım yazıtlar bulunmuştur. Bunlardan birisi olan Anonymous Ailesinin kireçtaşından yapılmış lahdinin kapağı bulunamamış, teknesi ise üst kısmından tahribata uğramış olmasına rağmen yazıları okunabilmiştir.

Perge Lahitler

Bu yazılara göre:

“Ben ……………. oğlu …………….., bu mezarı sadece kendim, eşim ……………, Doulikhos’un kızı …….. ve bizden olan çocuklar için yaptırdım. Başka hiçbir kimse adına farklı bir kişiyi buraya koyma izni yoktur. Aksi takdirde, bu kişi pek kutsal kasaya 3000 denarii ödeyecektir.”

Bir başka mezar olan Aurelia Tyrannis Kenotaphion’un kireçtaşından dört farklı köşeli bloğun bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş lahit teknesi, günümüze kadar ulaşmasına rağmen kapağı bulunamamıştır. İçerisinden bozulmamış 6 farklı insan iskeleti, üzerinde kadın figürü bulunan bir çift altın küpe ve dört adet bronz sikkenin de bulunduğu çeşitli materyaller çıkarılmıştır.

Teknenin  batı yüzünde, kırmızı boya kalıntılarının hala üzerinde durduğu beş satırlık Helence yazı tespit edilirken, en az bir satırlık kısmının da kayıp lahit kapağının üzerine işlenmiş olduğu anlaşılmıştır.

Perge Lahitler

Evet, buradan çıkarılan lahitler Antalya Müzesinde sergilenmektedir. Bu lahitlerin en ünlüsü Herakles Lahdi ve Ariadne Lahdidir. Nekropolün güney kapısı önündeki mezarın, üç dönem Perge yönetimini yapan Plancia Magna’ya ait olduğu bilinmektedir.

Perge Cam Fırınları

CAM FIRINLARI:

Perge antik kentinde gerçekleştirilen kazılarda ortaya çıkan cam fırınlarının ve cam kalıntılarının incelenmesi ve korunması için Şişecam sponsor olmuştur. Evet MS 3-4’ncü yüzyıllara tarihlenen beş cam fırını ve çevresindeki üretim kalıntıları koruma altına alınmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda ortaya çıkan ilk bulgular, iki farklı fırın tipinin varlığıdır. Biri hammadde elde etmeye yönelik tank tipi fırın, diğeri ise üretim yapılan şekillendirme fırınıdır.

 

BAZİLİKA:

Perge şehri Hıristiyanlığın kabulünden sonra önemli bir dini merkez olmaya başlar çünkü Roma imparatorluğu döneminde Piskoposluk düzenlemesinde Pamphillia’da Side ilk Piskoposluk merkezi, Perge de ikinci piskoposluk merkezi olarak seçilmiştir. Bu nedenle Perge’nin son refah dönemi, Hıristiyanlık dönemine rastlar.

Perge bazilikası da bu dönemde üretilmiş yapılardan biridir.