Balıkesir Balya: İlçenin ulaşımı: Balıkesir-Çanakkale yolundan sağlanır. İlçe, Balıkesir il merkezine 52 km uzaklıktadır. Balya-Çanakkale arasındaki uzaklık: 170 km ve Balya-İstanbul arasındaki uzaklık: 224 km. dir. Balya-Gönen arası uzaklık: 52 km. Balya-Bandırma arası uzaklık: 90 km. Balya-İvrindi arası uzaklık: 26 km. Balya-Havran arası uzaklık: 65 km. dir.
TARİHİ
Balya’nın tarihi geçmişi incelendiğinde: tarihin ilk dönemlerinden bu yana, çinko ve kurşun başta olmak üzere manganez ve linyit madenlerinin işletildiği ve bu yüzden Balka yöresinin sürekli yerleşim yeri olarak kullanıldığı görülür.
Balya, 1317 yılında önce “Kocagümüş köyü” ismiyle bilinir ve Karesi Sancağına bağlı bir köydür. Aynı tarihte madenlerin işletilmesi için yurdun çeşitli yerlerinden gelen işçiler köyün nüfus yoğunluğunu arttırır. Bunun üzerine, köy, Ali Demirci köyünde bulunan bucak teşkilatının bulunduğu yere taşınmıştır. Kocagümüş ismi: kurşun madeninden gelir ve bu madenin ambalajlanmasından esinlenilerek “Balya” ismine dönüşmüştür.
1910 yılında Balya’da ilçe teşkilatı kurulur. 1920 yılında ise Yunan işgali görülür. Balya halkı: işgalden kurtulmak için Yunanlılarla savaşırken, aynı zamanda kuzeyde Anzavur Ahmet Çetesi ve batıda Gavur İmam çetesiyle savaşmak zorunda kalır. 6 Eylül 1922 tarihinde Yunan işgali biter. Balya ilçesi, 1940 yılı öncesinde bir maden şehridir. İlçe bir maden kasabası olarak faaliyet sürdürürken, bünyesinde 6-7 bin kişi barındırmıştır. Yani, halk geçimini tamamen maden işçiliğinden sağlamıştır.
İlçe 30 Haziran 1920 tarihinde Yunan işgaline uğrayan ilçe, 6 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtarılmıştır.
Balıkesir Balya GENEL
İlçe, Marmara bölgesinin Güney Marmara bölümündedir. İlçenin yüzde 70 kadarı dağlık ve kalan bölümleri de engebeli alanlardan oluşur. Kuzey batısında Konak, Batıda Ekizce, Doğuda Akçal dağları uzanır. Ortalama yükseklik 225 metredir. İlçenin en yüksek tepesi, Akçal tepesidir ve 642 metre yüksekliktedir. Yörede, dağlık ve platoluk alanlar, irili ufaklı birçok dere tarafından derin vadilerle yarılmıştır. Balya’nın en önemli akarsuyu: Koca Çay’dır.
Uzunluğu 160 km. dir. İlçe topraklarındaki arazinin yüzde 65 kadarı ormanlık ve fundalıktır. Balya yöresinde, iklim yazları sıcak ve kurak, kışları ise sert ve yağışlı geçer. Yağışlar kış aylarında kar ve yağmur şeklindedir. Balya, geçmiş yıllarda bir maden şehri olarak konumlanmış ve madene dayalı olarak ekonomik gelişme, madencilik faaliyetlerinin durması ile birlikte, her anlamda büyük bir gerileme yaşanmıştır. Yörede tarım arazilerinin de elverişsiz olması nedeniyle halk, hayvancılığa yönelmiştir.
Balıkesir Balya Maden Yatakları
MADEN YATAKLARI
Balya yöresinde: tarihi kurşun ve çinko yatakları vardır. Gönen ve Balya arasında: linyit, Balya Bengiler köyünde seramik sanayisinin hammaddesi olan kaolen, Ali Demirci yöresinde hallloysit, Değirmendere bölgesinde kuvars, Habibler bölgesinde Opal bulunur. Önceki dönemlerde, Fransızlardan kalan 100 yıllık maden ve yakınındaki hastane, o döneme ait mimari eserlerdir.
6 EYLÜL ŞENLİKLERİ
İlçenin düşman işgalinden kurtuluş günü olan 6 Eylül tarihinde her yıl kutlamalar düzenlenir. Bu kutlamalarda resmi tören ve ardından mahalli sporlardan olan değnek yarışları düzenlenir. Akşam ise, fener alayı ve havai fişek gösterisi ve konserler vardır.
GEZİLECEK YERLER
Balya Kadıköy Kalesi
KADIKÖY KALESİ (ERGASTERİA KALESİ)
İlçede en önemli arkeolojik kalıntıdır.
İlçe merkezinin 6 km kuzeybatısında Kadıköy beldesindedir.
Kocaçay kenarında, Asarkale tepe olarak isimlendirilen tepe üzerindedir.
Eski adı Tarsios olan Kocaçay ile Kadıköy çaylarının kesiştiği, 210 metre rakımlı kayalık bir tepe üzerinde bulunmaktadır.
Yapım yılı kesin bilinmemektedir. Ancak Bizans döneminde kullanılmıştır.
Antik çağda: Troia-Mysia-Bythinia bölgesi kavşağında bulunması ile stratejik önem kazanmıştır.
Ünlü coğrafyacı gezgin Strabon: ylun Tarsios nehri tarafından çok kez kesildiğini aktarmaktadır.
Bölgedeki madenler ve ormanlardan elde edilen ticari ürünlerin Propontis (Marmara) kıyılarına ulaştırılması için Tarsios nehri vadisinin güzergah olarak kullanıldığını aktaran bazı kaynaklara göre bölgedeki önemli yerleşimlerden biri Ergasteria’dır.
Kalenin doğusundan akan Kocaçay(Tarsios) üzerinde Roma dönemine ait bir köprünün kalıntıları bulunmaktadır. Bu kalıntılar, Kyzikos ile Adramytteion ve Pergamon arasındaki yolun nehir tarafından kesintiye uğradığı bir konumda kalenin inşa edildiğini göstermektedir.
Kale üzerinde bulunduğu tepenin topoğrafyasına göre şekillenmiştir. Kuzey-güney yönünde yaklaşık 220 metre, batı yönünde 100 metre genişleyerek, 1.5 hektarlık bir alanı kaplar. Çift surla tahkim edilmiştir. İç sur, 3 kule ile güçlendirilmiştir.
Kuzeyde bulunan kaya sarnıcı haricinde mevcut iç mekanda yapı kalıntısı yoktur.
Evet, Cenevizliler bu kaleyi “hapishane” olarak kullanmıştır.
Savaşlarda esir ettikleri sanatkarları, bu kalede sanatlarıyla ilgili olarak çalıştırdıkları söylenir.
Kale içinde: bardak, çanak kırıkları bulunur.
Kale altında: bir mahzen vardır. Mahzenin gizli geçitleri bulunduğu iddia edilmektedir.
Balya Kadıköy Camii
KADIKÖY CAMİSİ
İlçe merkezine bağlı Kadıköy beldesindedir.
Halen kullanılmaktadır.
Eski olduğu bilinmesine rağmen ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmez.
Muhtemelen 19’ncu yüzyılda yapılmıştır ve söylentilere göre, cami 200 yıllıktır.
Cami 1978 yılında tescil edilerek Sit alanı ilan edilmiş ve koruma altına alınmıştır.
Balya Kadıköy Mesire Alanı
KADIKÖY BALYA MESİRE ALANI
İlçe merkezine yaklaşık 5 km uzaklıkta bulunan Kadıköy Mahallesindeki mesire alanı, dere yanında konumlanmış bir piknik ve dinlenme alanıdır. Alanda: yürüyüş yolları, seyir terası ve çocuk oyun gurupları bulunur.
Balya Ali Demirci Camii
ALİ DEMİRCİ CAMİSİ
İlçe merkezine bağlı Ali Demirci köyündedir.
Köy alanında, 1815 yılında Osmanlı döneminde inşa edilmiştir.
Kare planlıdır. Doğu ve kuzey cephesi revaklıdır.
Kitabesi: mermer plaka üzerine, sülüs yazı tekniğiyle ve kabartma olarak, Osmanlıca dört satır yazılmıştır.
1885 yılına kadar nahiye merkezi olan Ali Demirci köyü: madenlerin açılmasıyla eski adı “Koca Gümüş” olan ve daha sonra “Balya” adını alan yerleşim yerine taşınmıştır.
Caminin bahçesinde: Balya Tımar Ağalarına ait mezarlar ve kitabeler vardır. Köyün meydanın da ise, eski tarihli bir çeşme görülür.
Balya Siren Kulesi
BALYA SİREN KULESİ
İlçe merkezinde Enverpaşa mahallesindeki bu kule, madenlerin işletildiği dönemde 1930 yılında yapılmıştır.
Amaç: 2’nci Dünya Savaşı öncesinde çevre köylerle haberleşmeyi sağlamaktır.
Dikdörtgen prizma planında, tuğla örgülü bir kuledir.
Önde ahşap bir kapıdan giriş sağlanır.
Ahşap merdivenler kısmen tahrip olmuştur.
Üstte, dört cephede demir korkuluklu bir balkon ve altında kare aydınlatma pencereleri vardır.
Üzerinde ise “Atatürk” heykelciği olup halen Belediyenin anons kulesi olarak kullanılmaktadır.
Yapı saat kulesi olarak da tanımlanmış ve koruma altına alınmıştır.
Balya Maden Sahasi
BALYA MADEN SAHASI
Balya maden yatağı Osmanlı döneminde (1839) ve sonrasında yabancı sermayeli şirketlerce işletilmiştir.
1876 yılında Balya madeninin işletme hakkı, 99 yıllığına Fransız Royill şirketine verilmiş, sadece simli kurşun madeninin ihracının ihalesi yapılmış, diğer madenlerin ihracı engellenmiştir.
1892 tarihinde, Kocagümüş, Karaaydın ve Balya bölgesindeki simli kurşun madenini işletmek için “Balya Karaaydın Madenleri Osmanlı Anonim Şirketi” kurulmuştur.
Osmanlı-Fransız işbirliğiyle kurulmuş olan bu şirket, Balya’da: kurşun, çinko ve gümüş madenlerinden başka Mancılık’ta kömür, Patlak’ta kurşun, çinko, manganez madenlerinin işletme hakkını da almıştır.
Şirket, 1901 yılında, Mancılık’taki kömür madeninde bir elektrik merkezi kurmuş ve Balya’ya elektrik getirmiştir.
1911 yılında şirkette 175 müstahdem ve 1165 işçi çalışmaktaydı.
İşçi sayısıyla ilgili bu rakamlardan başka, madende asansör sisteminin ve elektriğin kullanılıyor olması, işletmenin büyüklüğü ve kullanılan teknolojinin seviyesi hakkında fikir verir.
Palamutluk’a kadar hayvanlarla çekilen dekovillerle nakledilen madenler, buradan Akçay iskelesine arabalarla naklediliyordu.
Maden naklini hızlandırmak isteyen şirket, Palamutluk-Akçay arasına bir demiryolu hattı döşeyerek çıkarılan madeni, Akçay limanına ulaştırmıştır.
Maden işletildiği dönemde, bölgede yaklaşık 200 km lik demiryolu ağı kuran Fransızlar, bu yollu Çanakkale Boğazına kadar uzatırlar.
Savaş yıllarında bir müddet faaliyetlerini durduran şirket, 1920’de yeniden maden işletmeye başlar.
1923 yılından sonra şirketin ismi “Balya Karaaydın Maden Şirketi-Türk” olarak değiştirilmiştir. 1925 yılından sonra kurşun üretiminin azalması, 1927 yılında Arı Mağarasının asansöründe meydana gelen yangın, 1930 dünya ekonomik bunalımı sonucu kurşun fiyatlarındaki düşüş, Balya maden işletmesini olumsuz yönde etkilemiştir.
1931 yılında çalışmalar durdurulur. 1931 yılına kadar 5000 işçi çalışırken, sonraları bu sayı 500’e kadar düşer.
Son olarak kurşun fiyatlarındaki düşüş nedeniyle şirket, 1939 yılında faaliyetine son vermek zorunda kalır.
1960 yılında bir Türk madencilik şirketi, maden arama ve 10 yıl süre ile işletme ruhsatı alır.
1979 yılında Etibank Balya Kurşun-Çinko Tesis Müdürlüğü adı altında, bölgede madencilik faaliyetlerine başlar.
2009 yılında ise Ezzacıbaşı Esan Balya-Balıkesir bölgesinde kurşun-çinko yeraltı işletmesi faaliyete geçer.
Halen bu şirketin Çinko işletmesine ait olan büyük bir atık havuzu bulunuyor.
Günümüzde, toprak üzerinde katmanlar halinde maden atıkları bulunmakta, atıkların arasından geçen dere sarı renkte akmakta, asit belirtileri görülmektedir.
Evet, konu fazla ayrıntılı oldu, ama bu maden sahasının Balya tarihinde önemli bir yeri var ve halen yani günümüzde madenlerin Fransızlar tarafından işletildiği dönemlerden: üretim tesisleri, idari ve hastane binası kalıntıları kalmıştır.
Özellikle hastane o yıllarda (1876-1940) Ege ve Güney Marmara bölgesinin en büyük ve modern hastanesidir.
Ancak maden ocaklarının kapatılmasıyla: binalarda bulunan demir, tuğla ve kullanılabilecek malzemeler talan edilmiş, hastane binası günümüze harabe halde ulaşmıştır.
Öte yandan, gümüş, kurşun, çinko çıkarılan ve uzun yıllardır kapalı bulunan maden sahasında çevresel zararlar sürüyor.
Bugün dahi, vadideki kükürtten kaynaklanan çok yoğun ve rahatsız edici bir koku vardır.
Balya Dağ Ilıcası
DAĞ ILICASI
Balıkesir ve çevresinde çok tanınan bir kaynaktır. İlçe merkezine 20 km uzaklıktadır.
Sülerya dağları olarak bilinen “Solarya Dağları” nın güney eteklerinde Ilıca beldesindedir.
Sıcak sular, alüvyonlu araziden çıkar.
İyon değerleri olarak: sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir ve lityum içerir.
Suyun sıcaklığı: 61 derecedir.
Günümüzde, Dağ Ilıcası, özel bir şirket tarafından şeklinde işletilmektedir.
120 odalı ve 4 kapalı termal havuzlu bir otel bulunmaktadır.
Balya Akbaş Köyü Etnoğrafya Müzesi
AKBAŞ KÖYÜ ETNOĞRAFYA MÜZESİ
Cumhuriyet tarihine ışık turan özel bir mekan olan bu müze, Türkiye’nin ilk köy okullarından birinin restore edilmesiyle oluşturulmuştur. İçinde eski öğrenci kayıtları, kara tahtalar, sıralar, defterler ve köylülerin günlük yaşamda kullandığı birçok eşya bulunmaktadır.
Müze hem nostaljik hem de öğretici yönüyle dikkat çeker. Özellikle eğitim tarihine ve kırsal kültüre ilgi duyanlar için mutlaka görülmesi gerekir diye düşünüyorum.
Bir ucundan, diğer ucuna, yürüyerek 20 dakikada gidilebilen, küçük bir yer. Ama, Tekirdağ limanına yakın olması nedeniyle, yakın zamanda birçok fabrikanın kurulduğu ve kurulması düşünülen, bunun sonucunda ekonomik hayatı yoğunlaşacak bir yer.
Özellikle, baştaki “h” harfi çıkarılarak, yerlileri tarafından “ayrabol” olarak okunur, söylenir ve şive edilir.
Hayrabolu
ULAŞIM
Tekirdağ-Edirne kara yolu üzerinde, oldukça merkezi bir konumdadır. Hayrabolu-Tekirdağ arası uzaklık: 52 km.
TARİHİ
Hayrabolu’nun eski adı: Chariupolis. Yani: rüzgarlı şehir. Bugünkü ismi ise, Türkler tarafından fethedilmesinden sonraki adı olan “Hanripol” kelimesinden “Hayri-bol” ve son olarak “Hayrabolu” olmuştur.
Bölgede yapılan arkeolojik araştırmalarda: tarihi süreç içinde: Makedon, Hun, Avar, Peçenek, Roma, Bizans egemenlikleri ve 1368 yılında, Türkler tarafından bölgede hakimiyet kurulması.
Türk güçlerinin yoğunluğunu, Yörükler oluşturmuştur. Bu Yörük güçlerinin komutanları ise, Hayrabolu ve Çorlu yörelerinde otururlarmış. Tabii bunlarla birlikte, bölgede, çok sayıda, Yörük boyları yerleşmiştir.
1829 ve 1878 yılında Ruslar, 1912 yılında Bulgarlar ve 1914 yılında Yunanlılar, bölgeyi işgal ederler. 1922 yılında, işgal sona erdirilir.
HAYRABOLU KURULUŞ EFSANESİ
Söylenenlere göre: Hayrabolu’nun bulunduğu yer, antik dönemlerde: ormanlıktı. Bir gün: bu bölgenin dışında yaşayan, göçebe bir kavimin koyunları, buralarda kaybolur.
Bütün kabile, günlerce, ormanlarda koyunlarını ararlar. Bu aramalardan bitkin düşen bir çoban: böğürtlen ve diğer yemişlerin bol olduğu bir yerde oturup, biraz dinlenmek ister.
Dinlenirken, çalılıklardan topladığı yemişleri yemeye başlar. O anda, hiç beklenmeyen bir olay olur.
Çobanın üzerine oturduğu taş, döner ve güney istikametinde oturmuş olan çoban, kuzey istikametinde oturur hale gelir.
Bu durumdan çok korkan çoban, koşarak oradan uzaklaşır ve kabilesinin bulunduğu yere gider.
Durumu, yani taşın dönmesini, kabile reisi ve ailesine anlatır. Çobanın anlattıklarını dinleyenler, hep birlikte Döner Kayanın bulunduğu yere gitmeye karar verirler.
Giderler, çobanın söylediği kayayı bulurlar. Kaya, hafif yüksek bir bayırda bulunmaktadır.
Bayıra tırmandıklarında, bir bakarlar: günlerdir aradıkları koyunlarının hepsi oradadır. Bunun üzerine, kabile, bulunduğu yeri terk eder ve gelip buraya, bayırın bulunduğu yere yerleşirler.
Evet, koyunların bulunduğu bayır, günümüzdeki Hayrabolu’nun bulunduğu yerdir.
Döner kayanın bulunduğu yer ise: Kahya Mahallesinde, mezarlıklar mevkiindeki “Döner kaya” olarak anılan yerdir.
Kaya, günümüzde toprak altında kalmış olmasına rağmen, bulunduğu mevki olarak kuzey rüzgarlarını almaktadır.
Zaten bu nedenle, Hayrabolu yöresine “Rüzgarlı şehir” de denilmektedir.
Tekirdağ Hayrabolu
GENEL
Bölgenin en verimli toprakları, Hayrabolu ilçesi sınırları içinde, Ergene havzasında, Hayrabolu deresi vadisindedir.
Hayrabolu deresinin oluşturduğu bu vadinin, güney yamacı daha diktir.
Zaten, Hayrabolu deresi, ilçe merkezinden de geçiyor ve Ergene ırmağına dökülüyor. Bu topraklar üzerinde: ayçiçeği ve buğdaya dayalı, tarımsal faaliyetler sürdürülüyor.
İklim durumu incelendiğinde, bölgede: Trakya geçiş ikliminin egemen olduğu görülür. Buna göre, kışlar oldukça yağışlı ve çok soğuk, yazlar ise az yağışlı ve sıcaktır.
Trakya’da, çoğu yörede olduğu gibi, burada da, büyük askeri tesisler var. Özellikle, tatil günlerinde, çarşıda asker kişi sayısı yoğunlaşıyor. Zaten: ilçede, internet kafe ve birahane sayısı, üst düzeyde. Her ana cadde veya ana caddeye yakın sokakta, bir internet kafe görmek mümkün.
AYÇİÇEK FESTİVALİ
Bu festival, Hayrabolu ilçesinde, 1991 yılından bu yana yapılmaktadır. Her yıl Ağustos ayının, 2. haftasında yapılan bu festivalde: konserler, yelkenli yarışları, fuarlar, motokros yarışları ve diğer çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.
NE YENİR. NE İÇİLİR
Hayrabolu’da, peynir helvası. Bu tatlı: höşmerime benzen ama höşmerim değildir. Kemalpaşa tatlısından daha büyük ve tuzsuz peynirle yapılır.
Hayrabolu Meslek Yüksek Okulu
HAYRABOLU MESLEK YÜKSEK OKULU
Aydınlıkevler Mahallesi Osman Eseler Caddesindedir.
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesine bağlıdır. 1993 yılında eğitim öğretim hayatına başlamıştır. 5 bölüm ve 5 programla eğitim sürdürülmektedir.
Hayrabolu Meslek Yüksek Okulu
Üniversite, Hayrabolu Meslek Yüksek Okulu için yeni bir bina yaptırmaktadır.
GEZİLECEK YERLER
Tekirdağ Hayrabolu Sarsan Baba (Şair Ahmedi) Türbesi
SARSANI AHMED TÜRBESİ
Kanuni Sultan Süleyman’ın, deve kolları komutanı ve çağının büyük şairi: Melami pirlerinden Ahmed-i Serban’ın türbesi burada bulunuyor.
Şair, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşamış ve Bağdat seferine katılmıştır.
Türbe yapısı: 1527 yılında yapılmıştır.
Kaygusuz isimli bir divanı bulunmaktadır.
Bu kişi: Hayrabolu’ya yerleşmiş ve 1545 yılında ölmüştür.
Tekirdağ Hayrabolu Ulu Cami (Güzelce Hasan Bey Camii)
ULU CAMİ (GÜZELCE HASAN BEY CAMİİ)
Sultan II. Beyazıt’ın damadı Güzelce Hasan Bey tarafından, 1500 yılında yaptırılmıştır.
1877 yılında, restorasyon yapılmış olup, 1920 yılındaki depremde büyük hasar görmüştür.
1947 yılında yeniden onarım görmüştür.
Bu cami hakkında ilginç bir not var.
Amerika’daki Southern California Üniversitesinden bir heyet gelerek, cami mimarisi üzerinde çeşitli incelemeler yapmışlar ve bu incelemeler sonucunda: caminin ses ve gün ışığı alma sistemlerini çok beğenmişlerdir.
HACILAR KÖYÜ TÜMÜLÜSÜ
Yüksekliği: 9.5 metre ve çapı: 60 metredir.
Kaçak kazı tahribatları nedeniyle 1995 yılında Tekirdağ Arkeoloji Müzesi tarafından kurtarma kazısı yapılmıştır.
Kazılar sonucunda, Tümülüs içinde: kremasyon mezar tipi bulunmuştur.
Buna göre: ölü, yakıldığı yere gömülmüştür.
Mezar çukurunun önünde, ziyafetlerin yapıldığı ve atının yakıldığı yuvarlak bir çukur daha bulunmuştur.
Gömülen kişi, mezarda bulunan kılıç, mızrak ve kalkanından anlaşıldığına göre, Roma döneminde yaşamış, Traklı bir komutandır. MS.1.yüzyıla tarihlenir.
Tekirdağ Hayrabolu Paşa Camii
PAŞA CAMİ
1419 yılında yapılmıştır. Yöre halkı tarafından “Çelebi Sultan Mehmet Camisi” olarak da bilinir.
Camiyi yaptıran, Çelebi Sultan Mehmet, mimarı ise: Hacı İvaz’dır.
Cami yapısı: 1875 yılında, büyük onarım görmüştür.
Ayrıca: 2004 yılında yeniden bir onarım görmüş ve 2005 yılında ibadete açılmıştır.
Tekirdağ Hayrabolu Hacılar Köprüsü
HACILAR KÖYÜ KÖPRÜSÜ
1859 yılında, Vali Ahmet Ataullah Bey tarafından yaptırılmıştır.
Tekirdağ yolu üzerinde, Hayrabolu deresinin üstündedir.
Altı gözlü bir köprüdür.
Ancak, ilk yapılan orijinal köprü daha sonra yıkılmış ve 1861 yılında yeniden yapılmıştır.
Köprü: günümüzde de kullanılmaktadır.
Hayrabolu Kalesi
HAYRABOLU KALESİ-KALETEPE
Hisar Mahallesindedir.
Kale, ilçenin en yüksek noktalarından birine kurulmuş olup, bir gözetleme ve savunma noktası olarak kullanılmıştır.
Eski adı Chariupolis (Rüzgarlı Şehir) olarak bilinen Hayrabolu, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir yerleşim yeriydi. Kale bu dönemlerde inşa edilmiş ve Osmanlı fethine kadar çeşitli güçlerin elinde kalmıştır.
1357 yılında Osmanlılar tarafından fetih edilen Hayrabolu, kısa süre sonra elden çıkmıştır. 1368 yılında, Sultan I Murat, burayı kalıcı olarak Osmanlı topraklarına katmıştır.
Evet, kalenin bulunduğu tepe Ergene Ovasının panoramik manzarasını sunar. Kale kalıntılarına ulaşmak için kısa bir yokuş tırmanmak gerekir. Ziyaretçiler kale kalıntıları arasında dolaşırken, ilçenin tarihine dair bir yolculuğa çıkarlar.
Hayrabolu Çelebi Sultan Mehmet Camii
ÇELEBİ SULTAN MEHMET CAMİİ
Hisar Mahallesindedir. Paşa Camisi olarak da bilinmektedir.
Cami, Çelebi Sultan tarafından 1419 tarihinde yaptırılmıştır.
Kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen planlıdır.
Doğu cephesinde, 7 sütunun taşıdığı 8 kemerli revakları bulunur.
Kuzey kısımda minaresi bulunur.
Hayrabolu Çelebi Sultan Mehmet Camii haziresi
Caminin doğusunda, çok sayıda mezar taşı bulunan büyük bir haziresi vardır. Bu mezar taşlarının Kırım Geray Hanedanı mensuplarına ait olduğu hakkında, cami girişinde bilgilendirme panosu bulunuyor. Üç buçuk asır boyunca Kırım Hanlığına hükümdar veren Geray Hanedanı mensupları, 16’ncı yüzyıldan itibaren Osmanlı devleti topraklarına yerleşmeye başlamışlardır. Eski Osmanlı topraklarında Gereylardan kalan maddi izlerin büyük çoğunluğu mezar taşlarıdır.
Günümüzde hazirede, Geray Hanedanına mensup üç mezar taşı bulunmaktadır.
2024 yılında camide restorasyon çalışmaları başlamıştır.
HAYRABOLU KENT ORMANI-SEVGİ ORMANI
Aydınevler Mahallesindedir.
Ormanın içinde yürüyüş yapılabilir, piknik yapılabilir ve kuş sesleri eşliğinde dinlenebilirsiniz.
Evet, Frig Vadisi kuşağında, MÖ. 3’ncü yüzyıldan beri yerleşim yeri olmuş bir yer.
Aynı zamanda: mermerin kalbi olarak da anılıyor.
Hayatını: tarım ve hayvancılığın yanında mermerden, meşhur tabiri ile taştan çıkaran insanlar, burada yaşıyorlar.
Yörede: 2300 yıllık geçmişe sahip ocaklardan çıkarılan mermer; modern teçhizatlar ile donanımlı fabrikalarda işlenip yurt içi ve yurt dışına gönderiliyor.
Afyonkarahisar İscehisar
ULAŞIM
Afyon-Ankara karayolunun 23’ncü kilometresindedir. Afyonkarahisar il merkezine uzaklık 23 km dir. İscehisar-Sivrihisar arası 105 km, İscehisar-Ankara arası 240 km, İscehisar-Antalya arası 310 km, İscehisar Eskişehir arası 150 km. dir
Afyonkarahisar İscehisar
GENEL
Afyonkarahisar ilinin Ege bölgesinin en doğusunda bulunan ilçedir. Ortalama yükseklik 1050 metredir. İlçe merkezi 7 tepe üzerine kurulmuştur. İscehisar çayı ise, ilçeyi ikiye ayırır. Kuzey ve doğu kesimleri oldukça dağlık ve engebeli olmasına rağmen, güney ve patı kesimleri dalgalı ve düz bir yapıdadır. İlçede Akdeniz ve karasal iklim hakimdir. Ancak denizden uzaklığı nedeniyle, yüzey şekilleri ve yükselti gibi nedenlerden dolayı ilçede karasal iklim daha etkindir.
Afyonkarahisar İscehisar
TARİHİ
İscehisar “Dokimeion” ismiyle Büyük İskender döneminde yaşamış general Dokimos tarafından kurulmuştur.
Burada şehrin kurulma sebebi, Bacakale denilen mevki civarındaki beyaz ve menekşe mermer yataklarıdır.
Çünkü yazıt ve anıtlar için Hititler bazalt, Frigler tüf, Grekler ise mermer kullanmış ve bunlara ihtiyaç duymuşlardır. İscehisar’da çıkan mermerler, sadece Anadolu’daki önemli şehirler değil, Kuzey Afrika başta olmak üzere İtalya’nın da birçok şehrine gönderilmiştir.
Ancak günümüzdeki İscehisar ilçesinde mermer yoktur. Çünkü ilçe siyah bazalt tepeleri üzerine yerleşmiştir.
Zaten İscehisar ismi de buradaki “is” kelimesinden gelir, anlamı “Karacakale” dir.
Yörenin ismiyle ilgili diğer bir bilgi: Selçuklu döneminde Selçuklu hükümdarı I. Mesud, Afyon civarında 300 yerleşim bölgesi tespit eder ve Türk boyları buralarda iskan edilir.
Bu bölgelerin adları ise, iskan edilen boyların isimleri olur. İscehisar adı, Karahan boyundan gelen Türkmenlerin ismidir.
1922 yılında İscehisar Yunan askeri tümeni tarafından işgal edilir. Yunan karargahı Güzelim mevkiinde kurulur.
Sakarya Meydan savaşından sonra ise, Yunanlılar geri kaçarken İscehisar’ı talan edip yakmak istemişlerdir.
Ancak Türk topçusunun erken müdahalesi sonucu, Yunan ordusu paniğe kapılarak dağılmıştır. İscehisar, 1987 tarihinde ilçe olmuştur.
Afyonkarahisar İscehisar
MERMERCİLİK
Mermer, kalkerlerin metamorfizmaya uğraması sonucu oluşan bir tür kayadır. Ülkemizde ve dünyada Afyon mermeri olarak bilinen ve tanınan mermer, İscehisar’da çıkarılır.
İscehisar mermer sahaları: ilçe merkezinin 1 km güneydoğusunda başlar ve iki mercek şeklinde bulunur. Bu iki mercekten birincisi, Dangıçtepe, ikincisi ise Bacakale mevkiindedir.
Dangıçtepe mermer sahasında 500 metre genişliğinde 1300 metre uzunluğunda ve 100 metre kalınlığında: Bacakale alanında ise, 1000 metre genişliğinde, 4500 metre uzunluğunda ve 260 metre kalınlığında mermer yatakları bulunur.
Mermer günümüzde inşaat sektörü ile birlikte, iç ve dış kaplamada, mutfak, banyo ve tuvalet dekorasyonunda, vazo, heykel gibi süslemelerde, mezar kaplamalarında ve mezar taşlarında kullanılır.
Yörede mermer 1983 yılına kadar hammadde olarak satılmakta iken, 1983 yılından sonra işletmeye yönelmiştir.
Sonuç olarak, Hellenistik mermer ocaklarından günümüzde hiçbir iz bulunmamaktadır. Çünkü Bacakale civarında, Roma imparatorluğunun en büyük mermer ocakları vardı.
Burada mermer bloklar ve sütunlar sadece Anadolu’da Smyra (İzmir) gibi önemli şehirlerle birlikte, bütün antik dünyaya ve özellikle İtalya’da Roma şehrine kadar gönderiliyordu.
Roma şehrine yakın Ostia limanının mermer depolarında ve Tiber nehri kıyılarında, Dokimeion’dan yani bu bölgeden, aynen ocaklardan çıktığı gibi istiflenen birçok mermer blok ve sütun, günümüze kadar ulaşmıştır.
Hatta genel olarak Libya’dan çıkan Roma heykellerinin büyük çoğunluğu heykeltıraşlar tarafından Dokimeion mermerlerinden yapılmıştır.
Ancak, Dokimeion heykel atölyelerinden antik şehir kalıntılarından çok az heykel çıkmıştır.
Çünkü Roma döneminde, İscehisar yakınlarındaki büyük mermer ocakları Dokimeion şehrine ait değildi.
Bu ocaklar Roma imparatorlarının özel mülkleri olarak imparatorların memurları tarafından yönetiliyordu.
Böylece Dokimeion şehri, mermerin getirdiği zenginlikten yararlanamadı.
Çünkü kazançlar doğrudan Roma devlet hazinesine gidiyordu.
Netice olarak lüks mermer heykellerin yerel piyasası çok sınırlıydı ve üretilen binlerce heykel ile yüksek kabartma lahitin hepsi dışarıya ihraç edildi.
Günümüzde, İscehisar’da sergilenen Roma ocaklarından çıkmış yüzlerce ham madde, blok ve sütun üzerinde bulunan Latince yazılar, bu düzen hakkında bilgi verir.
NE YENİR
İscehisar yöresine yolunuz düşerse ve yerel tatlardan tatmak isterseniz, Mermer kebabı yemelisiniz.
Mermer kebabının özelliği, İscehisar mermerinin üstünde, hiç yağ kullanmadan etin kendi yağı ile pişmesinden ileri gelir.
İscehisar mermeri, ete ayrı bir aroma verir.
Afyonkarahisar İscehisar
NE SATIN ALINIR
Mermer süs eşyaları satın alabilirsiniz.
Afyonkarahisar İscehisar
İSCEHİSAR MESLEK YÜKSEK OKULU
Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlıdır. Okul 1994-1995 yılında, Mermer Teknolojisi, Taş işletmeciliği ve Makine programları ile eğitime başlamıştır.
Takip eden yıllarda iş makinaları operatörlüğü, kuyumculuk ve takı tasarımı, makine programları açılmıştır.
Okulda bütün branşlarda ilgili atölyeler ve makine ekipmanları bulunmaktadır.
Afyonkarahisar İscehisar
GEZİLECEK YERLER
İscehisar Tarihi Koca köprüİscehisar Tarihi Koca köprü
TARİHİ KOCA KÖPRÜ
İlçe merkezi Eskihamam Mahallesinde antik Dokimeion şehri içindeki Douios nehri (günümüzdeki İscehisar çayı) üzerinde kurulmuştur.
Şu anki adıyla doğuda Sevgi yolu caddesi ile batıda Bağlar caddesini bağlamaktadır.
Roma döneminden kalmadır. MÖ 312 yılında yapılmıştır.
Köprünün dönemin Roma İmparatoru tarafından, büyük blok kesme taştan yapıldığı iki kaya üzerine oturtulmuş tek kemerli köprü olduğu biliniyor.
Köprünün uzunluğu 59.4 metre, yüksekliği 30 metre ve genişliği 5.35 metredir.
Doğu-batı doğrultusunda, tek gözü geniş açıklıklı ve hafif sivri kemerli bir köprüdür.
Bazalt ve andresit iri kesme taş kaplamalı ve kemer kaburgalıdır.
Kemer kaburgasının dış yüzleri dört dilimli profillidir.
Köprünün üstü yassı taş ile kaplanmıştır.
İscehisar Koca köprü
Her iki yanda taş korkulukları vardır.
Andezit ve bazalt bloklar arasında çok sayıda Roma dönemine ait mermer parçaları; moloz veya kaplama taşı olarak kullanılmıştır.
2017 yılında Kara Yolları Genel Müdürlüğü tarafından tarihi dokusuna uygun olarak restorasyonu yapılmıştır.
Roma mühendislik sanatının teknik bir şaheseri olarak tarihe geçen köprü dokusunu korumaya devam ediyor.
İscehisar Belediye Jeotermal Kaplıcaları
BELEDİYE JEOTERMAL KAPLICALARI
İlçe merkezi Şirinevler Mahallesi Tekederesi Mevkiindedir.
Tesis 1 yıllık çalışma süresi sonunda tamamlanarak 4 Mart 2021 tarihinde hizmete girmiştir.
Jeotermal sıcak su sondaj çalışmaları kapsamında 825 metre derinlikte 45 derece sıcak suya ulaşılmıştır.
Jeotermal tesisin: 1800 metre kare kapalı alanı, otopark ve çevre peyzajı ile birlikte yaklaşık 30 bin metre kare alanı kapsar.
İscehisar Belediye Jeotermal Kaplıcaları
Kaplıcada çıkan suyun şifa getirdiği hastalıklar şunlardır: romatizmal hastalıklar, cilt rahatsızlıkları, kas ve eklem ağrıları, genel vücut yorgunluğu.
Tesiste ayrıca kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı sıcak su termal havuzu, çocuk havuzu, şok havuzu, çamur banyosu, saunalar, duş alanları bulunuyor.
Son olarak kaplıca tesisinde yapılan bakımlar sonucu, tesis 25 Eylül 2025 tarihinde hizmete açılmıştır.
Özellikle termal havuz çok güzel, gitmenizi öneririm.
İscehisar Seydiler Kasabası
SEYDİLER KASABASI
Seydiler kasabası, Ankara-Afyon karayolu üzerinde, İscehisar ilçe merkezine 11 km ve Afyon il merkezine 34 km uzaklıktadır.
Hisar kayasının batısına kurulmuştur. 1990 yılında burada Belediye teşkilatı kurulmuştur.
Seydiler, Anadolu’daki ilk yerleşim merkezlerinden biridir. Çevresinde bulunan eserler, buranın yerleşim tarihini Eski Tunç Çağına kadar götürür. Buna göre 5.000 yıllık bir geçmişi vardır. Buranın en parlak dönemi Hititler dönemidir. Bu devirde yerleşim merkezi Yanarlar Mevkiisidir.
Roma döneminin ünlü şehirlerinden Dokimeion’un banliyösüdür.
Günümüzde, Seydiler kasabasındaki evler, çeşmeler, cami ve türbelerin duvarlarında, bu dönemlere ait mimari parçalar, mezarlıktaki stel parçaları kullanılmıştır ve görülür.
Ortaklar ovası dar ve uzun düzlük halinde Bahçecik köyüne kadar uzanır. Ovanın içinden Ortaklar ve Avşar dereleri geçer.
Kasabada iki cami vardır.
Eski cami:
Eski cami zaviyenin müştemilatındadır. Türbeye eklenti olarak yapılmıştır. Ahşap bina kırma çatı ile örtülmüştür. Tek şerefeli zarif bir minaresi vardır. Türbe, cami, çeşme ve haziresi geniş bir avlu içindedir. İhata duvarındaki antik devre ait mimari parçalar vardır.
Avlu giriş kapısının sağ tarafındaki duvarda 13’ncü yüzyıla ait Türkmen Mezar taşı vardır. Taşın üzerinde büyükbaş hayvan motifleri işlenmiştir.
Ayrıca halkın faydalanması için avlu girişinin sağ tarafına, ihata duvarının dışına bir çeşme daha yapılmıştır. Mevcut yapıların hiç birisinde kitabe ve tarih yoktur. Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivindeki vakıf kayıtlarında, müştemilatın kaydı vardır.
Yeni Cami:
Yeni cami, kasabanın girişinde Cumhuriyet Mahallesindedir. Dikdörtgen planlı, ahşap, kırma çatılı bir binadır. İki şerefeli zarif bir minaresi vardır.
Seydiler İlköğretim Okulu
Cumhuriyetten önce Seyyid Hasan Basri Zaviyesi civarında küçük mahalle mektebinde, cami hocaları tarafından dini ve ahlaki bilgilerden oluşan eğitim ve öğretim yapılıyordu.
Cumhuriyetin ilk yıllarında köy odalarında eğitmenler tarafından eğitim ve öğretim yürütülmüş, 3 sınıflı birinci devresi olan ilkokullar açılmıştır.
Seydiler halkının katkılarıyla okul yapılarak 1947 yılında Seydiler İlkokulu olarak açılmıştır. Yapılan ikinci binasında 1994 yılında Seydiler Ortaokulu açılmıştır.
Evet, kasaba ile ilgili ayrıntılı gezi yazısına başlamadan önce bir not: Türk sinemasının büyük yapıtlarından Kartal Tibet’in “Gümüş Eğer” ve Türkan Şoray’ın “Açlık” filmleri burada çekilmiştir.
Yanarlar yerleşim merkezi
Yanarlar, Seydiler Kasabasının 1.5 km güneyinde bir mahalledir.
Balkan savaşından (1912) sonra Anadolu’ya göçen Avşar Yörüklerinin bir kısmı buraya yerleştirilmiştir.
Uzun süre burada hayvancılık yapmışlardır.
Zamanla Yörük Aşiret Beyi Yanar’ın ismi ile anılmaya başlanmıştır. İsmini aşiret beyinin adından almıştır.
Yanarlar mevkiinde ilk yerleşim 5000 yıl öncesine kadar gider. Buranın en parlak dönemi Hitit dönemidir.
Yanarlar mahallesinin kuzey sınırında, ortalama 6 hektar büyüklüğündeki yayvan sırtta: Küpyeri mevkiinde, tarlalarını süren çiftçiler, çeşitli küp mezarlar ortaya çıkarırlar.
Köylüler çıkardıkları küpleri evlerine götürmüş ve çeşitli amaçlar için kullanmışlardır. Çıkan malzemelerin sadece bir kısmı Afyon Müzesine teslim edilmiştir.
Bu eserlerin, MÖ 3000 ile 2000 yılları arası döneme ait olduğu anlaşılmıştır. (Asur Ticaret Kolonileri ve Eski Hitit dönemi)
Bu olaydan sonra burada bilimsel kazılar yapılmaya başlanmıştır.
Yanarlarda yapılan kazılarda 36 ve kazı alanı dışında ise 10 adet küp mezar çıkarılmıştır.
Küp mezarlara, ölüler henüz sıcak iken, ayağı küpün dibine, başı küpün ağzına gelecek şekilde çömeltilerek konur.
Küpün içine ölü hediyeleri ve takıları konur. Yanarlardan çıkanlar ölü küplerinden, emzikli ve yonca ağızlı testiler, vazolar, antilop başlı tutamaklı emzikli testiler, insan başlı erkeklik organı biçiminde emzikli testiler çıkmıştır.
Bu testilerden dinsel törenler de kutsal içkiler içiliyordu.
Türkmen Mezar Taşları
Burada bulunan İnlüce köyünde ilk iskan olan Türkler, 11’nci yüzyılda Morcalı Türkmenleridir.
Afyon Müzesinde ve Seyyid Hasan Basri türbesinin ihata duvarındaki Türkmen mezar taşları, Türklerin buraya ilk geldikleri dönemi belgeler. İslami dönemde, yeni baştan kurulan köy, civardaki inlerden dolayı “İnlüce” ismini alır.
19’ncu yüzyılın sonlarında ise İsce-Hisar nahiyesine bağlı Seydiler Sultan Köyü olarak görülür.
Burada; ağzı asfalt yola dönük, yarım ay formunda dizilmiş 6 kaya kütlesi vardır.
Kuzeyden itibaren: Kırkinler kayası, Aşağı Çatalkaya, Yukarı Çatalkaya, Menevşeli kaya, Kızılkaya şeklinde sıralanıyor.
İscehisar Kırkinler Kayalığı
Yarım ayın ortasında, bir sel yatağı var.
Sel yatağının kuzeyinde, taş ocakları işletiliyor.
Taş ocakları, toprak altında olup, üst toprağın temizlenmesiyle açılıyor.
Kırkinler kayası: Tüf kaya kütlesinin doğu yarısının içi tamamen oyularak çok sayıda oda ve kilise yapılmıştır.
Bu kiliselerden büyük olanının duvarları ve tavanlarında kabartma haç ve geometrik şekiller bulunur.
İscehisar Kırkinler Kayalığı
Tabanda ise irili ufaklı oyulmuş mezar yerleri vardır.
Ayrıca duvarlarda kırmızı boya ile yapılmış süslemeler görülür.
Manastırın çevresine bitişik kaya odalarıyla birlikte MÖ 730-843 yılları arasında yapıldığı düşünülüyor.
Sonuç, evet burası yolun hemen kenarında olması nedeniyle ulaşım oldukça kolaydır.
Ancak bu kolaylığın yarattığı sıkıntılar da var, doğal tahribatın yanı sıra insanlar tarafından burada anı olarak taşlar kırılarak anı diye alınıyor, elbette kaçak kazılar da tahribatı oldukça arttırmış durumdadır.
Ayrıca, Şubat 2002 tarihinde bu bölgede olan deprem, kilisenin bulunduğu kayalıklarda ve anıtın bulunduğu bölümlerde kopmalara sebep olmuştur.
Buradaki büyük bir kaya konisi: Frig döneminden başlayarak oyulmuştur.
Kayalığı arka yüzünde, Ana Tanrıça Kybele kabartması ve Frig sunağı bulunur, onun yanında da bölgenin belki de en büyük Manastırının girişi vardır.
Manastır
Kaya manastırı Bizans dönemine tarihlenir.
Çok sayıda ve birbiriyle bağlantılı birimlerin duvarları haç kabartmalarıyla süslüdür.
Türklerin Anadolu’ya gelişinin ardından terk edilen kayalığa, yıllar sonra Yunan işgalinden kaçan İscehisarlılar sığınmış ve yaklaşık 1 yıl kadar burada yaşamışlardır.
İscehisar Seyyid Hasan Bin Basri Türbesiİscehisar Seyyid Hasan bin Basri Türbesi
Hekim Seyyid Hasan bin Basri Türbesi ve Camisi
Hayatı hakkında kesin bilgiler yoktur. Elde bulunan vakfıyenameye zamanla yapılan eklendiler, mülknameler, icazetnamesi, çeşitli zamanlarda verilmiş berakler ile şeriye sicilleri bulunan kararlardan edinilen bilgilere göre: İscehisar Kazasının Seydiler Kasabasında Seyyid Hasan Basri isimli kuduz hastalığını tedavi eden bir doktor, tekkesi olan bir derviş olarak görülür.
Seyyid Hasan Basri, Bektaşi Menakıplarında sık sık adı geçen ünlü hekim Karaca Ahmet Sultan ile çağdaş gösterilmiştir.
Karaca Ahmet Sultan, Beylikler zamanında yaşamış, bazı kayıtlara göre Orhan Gazi zamanını görmüştür.
Buna göre, Hasan-ı Basri, 13’ncü yüzyılın sonu, 14’ncü yüzyılın başlarında yaşamış olması gerekir.
Kendisi Halep’te tıp tahsili görmüştür. Halep’te medreseden mezun olduktan sonra Kırşehir’e giderek, Suluca Karaca Höyük (Hacı Bektaş) oturan Hacı Bektaş-ı Veli’den el almıştır.
Bektaşi Menakıpnamelerine göre, devrin ünlü alimlerinden Sivrihisarlı Seyyid Nurettinden ders almıştır.
Burada okurken Karaca Ahmet Sultan, Yargeldi Sultan (Akşemsettin) ve Hayran Veli ile arkadaş olmuştur.
Tahsillerini tamamladıktan sonra Karahisar-ı Sahib’e dönerler.
Bu dört arkadaş şehri gezerken, susarlar, namaz vakti de gelmiştir. İçmek ve abdest almak için su ararlar. O sırada Karaca Ahmet elindeki asasını yere vurarak “su burada olacak der” ve vurduğu yerden su fışkırır. Kana kana içerler, abdestlerini alırlar. Zamanla bu suyun çıktığı yere çeşme yaparlar.
Halen kullanılan “Olacak Çeşmesi” bu olayın hatırasıdır.
Kerametleri ortaya çıkınca dağılmaya karar verirler.
Bu doktor, Şeyh, kolonizatör Türk dervişleri kendilerine dirlik olarak verilen köylere giderler.
Oralarda tekkeler kurup, halkı hem tedavi ederler, hem de ışık olup aydınlatırlar, ümit olurlar. Dertlerine derman olurlar.
Seyyid Hasan-ı Basri: İnlice köyüne gider, Tekke kurar. Kuduz hastalığını tedavi eder.
Evet: Tekkedeki türbede yatan Seyyid Hasan Basri’nin torunları günümüzde vakfın faaliyetlerini yürütüyorlar. Kuduz olan her canlıyı tedavi ettiklerini söylerler. Yaptıkları bu hizmetin karşılığında ücret almadıklarını, buna ilaveten gelen hastalara tekkenin misafirhanesinde baktıklarını, hastanın her ihtiyacını ve isteklerini yerine getirdiklerini, bu giderleri tekkenin vakıf gelirlerinden karşıladıklarını belirtirler.
Gelelim ilacın hazırlanışına:
Anlatılanlara göre, her yıl Ağustos ayının başında, Seydiler köyüne bilhassa teknenin çevresine 1 cm büyüklüğünde, kırmızı renkli kuduz böcekleri gelirmiş. Bu böcek burada sadece 10 gün kalır, daha sonra ortadan kaybolurmuş. Bir yıl sonraki Ağustos ayına kadar. Bu böcek başka yerde olmazmış. Böceği sadece tekke sahipleri toplarmış. Başkalarının topladığı kullanılmazmış. Böcek toplamaya saban namazından sonra çıkılır, toplanan böcekler bir kutu içine konurmuş. Hayvan öldükten sonra güneşte iyice kurutulur, sonra havanda iyice ezilerek top haline getirilirmiş. Yapılan bu kuduz ilacı, kapaklı toprak veya cam kaplarda saklanırmış.
Tedavi şekli
Hasta kadın ise, kadın bakıcı, erkek ise erkek bakıcı ve tekke sahibinin soyundan kişiler hastayı tedaviye alırlar. Hasta günün her saatinde kabul edilir. Hastaya bakmakla görevli ve bu iş için deneyimli kişi, önce hastayı güzelce muayene eder, hastanın gözlerine bakar, bir kaptaki suyu gösterirler, üşüyüp üşümediğini sorarlar. Kendi hastaları olduklarına kanaat getirdikten sonra hastayı tekkeye getirirler. Hasan Basri sandukasının önünde dua ederler. Arkasında yarım bardak tekke kuyusundan veya çeşmesinden alınmış suyun içine bir fiske kuduz tozu, bir fiske tekke toprağı karıştırılır ve hastaya üç yudumda içirilir. Evet bu böyle devam ediyor.
Evet, türbe ve caminin yapım tarihi tam olarak bilinmemektedir.
2011 yılında restorasyon yapılmıştır.
Türbe, cami ve haziresi geniş bir avlu içindedir.
İhata duvarlarında, antik döneme ait mimari parçalar kullanılmıştır.
Avlu giriş kapısının sağ tarafındaki duvarda, 13’ncü yüzyıla ait Türkmen Mezar taşı vardır. Taşın üzerinde, büyük baş hayvan motifi işlenmiştir.
Ayrıca, halkın yararlanması için avlu girişinin sağ yanına, ihata duvarı dışına bir çeşme yaptırılmıştır.
Ancak mevcut yapıların hiçbirinde kitabe yoktur.
Eski cami: Türbeye eklenti olarak yapılmıştır. Ahşap kırma bina, çatı ile örtülmüştür. Minaresi tek şerefelidir.
Çoban Dede ve Koru Dede Yatırları
Hasan bin Basri’nin muhafızları olduğu sanılan Çoban Dede yatırları da bu kasabadadır. Bu veli kişiler Seyyid Hasan Basri’nin muhafızları olduğu söylenir.
İscehisar Leylek Kayalığı
Leylek Kayalığı
Seydiler kasabası Harmanüstü mevkiinde bulunan Leylek Kayalığı, doğal ve arkeolojik özelliktedir.
Kayalığın batısında ve yolun alt kısmında yer alan peri bacalarından bir tanesi, zemin kat ile birlikte üç katlı olarak oyulmuştur.
Zemin katta şapel ve mekan, birinci katta şapel ve mekan ve en üst katta bir mekan yer almaktadır.
Dikdörtgen biçimli kapıların boyutları incelendiğinde boylarının zemin kattan üst katlara doğru küçüldüğü görülmektedir.
Zemin katta dikdörtgen giriş kapılı şapel ve şapelin sağında bir mekan yer almaktadır.
Şapel beşik tonoz tavanlı olup, nef ve apsisli bölümden oluşmaktadır.
Apsis kısmı derin olup, apsise geçiş bölümü oluşturan perde duvarlar kırılmıştır.
Apsisin bulunduğu kısım sekili olup yüksektir.
Nefte sağ ve solda ikişer niş yer almaktadır.
Tavan ve nişlere aşı boya ile geometrik bezemeler ve haçlar yapılmış olup tavanda aynı zamanda aşı boya ile bant şeklinde bezeme de yapılmıştır.
İkinci katta da bir şapel ve bir mekan bulunur.
Üçüncü kata dıştan çıkılmakta olup, aşınma nedeniyle bu çıkış çok zor yapılmaktadır. Günümüzde ancak merdiven kurularak çıkılabilmektedir.
Mekanları ve şapelleri ile üç kat halinde oyulan bu peri bacasının manastır olarak kullanıldığı anlaşılmıştır.
İscehisar Peri Bacaları ve Kaya yerleşimleriİscehisar Peri Bacaları ve Kaya yerleşimleriİscehisar Peri Bacaları ve Kaya yerleşimleri
Peri Bacaları ve Kaya yerleşimleri
Volkanik arazilerde görülen peri bacaları, sellenme sularının neden olduğu, farklı aşınma sürecinde oluşan sütun, piramidal sütun görünüşlü yer şekilleridir.
Afyonkarahisar ilinin jeolojik yapısı gereği, volkanik arazi üzerinde bulunan İhsaniye, İscehisar, Bayat ve Bolvadin ilçelerinde değişik biçimlerde, şapkalı veya şapkasız çok sayıda peri bacaları vardır.
Ancak peri bacalarının en yoğun olduğu bölge: İscehisar ilçesinde Seydiler Kasabasından başlayarak İhsaniye İlçesinin Döğer kasabasına kadar uzanan ve Afyonkarahisar Valiliği tarafından yaptırılan Turizm kuşağı yolu ile birbirine bağlanan güzergahtadır.
Seydiler kasabası içinde ve çevresindeki vadide çok sayıda irili ufaklı peri bacası bulunur.
Bunlara Seydiler Tüf ve Ağlomerası denir. Kuvarsit, muskovit, serisit ve klorit başkalaşmış kayaçlardan oluşur. Beyaz, krem renkli tabakalardır. Günümüzden 25 milyon yıl önceki jeolojik devirde oluşan formasyonlar Seydiler bölgesinde yüzeylenmiştir ve karakteristik özellikler gösterir. Bu nedenle literatürde Seydiler Tüf ve Aglomerası olarak geçmiştir.
Kalınlığı 200 metreyi bulan tüf Döğer bölgesine kadar uzanır.
Bunların boyu birkaç metreden 30 metreye kadar ulaşır.
Grup halinde veya tek veya yamaçtan dışarı doğru çıkmış halde bulunurlar.
Afyonkarahisar-Ankara karayolunun 20’nci kilometresinden bakıldığında bu peri bacalarının kimi genç bir kadın, kimi lale, kimi vezir gibi birbirinden bağımsız ve farklı görüntüler oluşturduğu görülür.
Beyaz ve krem renkli tabakalardan oluşan peri bacaları ve kaya tüflerine “Seydiler Tüf ve Aglonerası” denir.
Bunlar günümüzden 25 milyon yıl önceki jeolojik devirde oluşan oluşumlar Seydiler bölgesinde yüzeye çıkmıştır.
Kalınlığı 200 metreyi bulan tüf, Döğer bölgesine kadar uzanır.
İscehisar Frigya Vadisi
Frigya Vadisi
Frig vadisi, Afyonkarahisar, Eskişehir ve Kütahya illerini kapsar. Frig kültür yolunun üç rotası vardır.
Bunlardan biri: Afyonkarahisar girişi, Seydiler beldesi ve Karakaya köyü sınırından başlar ve toplam uzunluğu 45 km dir.
Seydiler bölgesi, Frig uygarlığından başlayarak Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve son dönem eserlerinin yanı sıra, yüzyıllar boyunca rüzgar, yağmur gibi etkilerle oluşmuş peri bacaları ile doğal bir müze gibidir.
Güzergah üzerinde bulunan yerleşim birimleri, kültür varlıkları yönünden muhteşem güzeldir.
Bunlar arasında öne çıkanlar: Peri bacaları, kaya yerleşimleri, Kırkinler kaya yerleşimi, Çatağıl kaya yerleşimi, Alanyurt köyü, Selimiye kaya mezarları, Olukpınar köyü peri bacaları ve kaya yerleşimleri, Ağınönü inleri, Alanören-Alanyurt mezar odaları vardır. Frigya bölgesine yakın antik mermer ocakları, bölgenin önemini daha da arttırmaktadır.
Güzergah üzerindeki yerleşim alanlarının yoğun olduğu bölgelerin başında İscehisar ve çevresi gelir.
Friglerin günümüze kadar ulaşan mimari eserleri ise, bölge geneline yayılmış olan ve işlenmesi kolay tüfler üzerindedir.
Bu eserler: kaleler, mezar odaları, tapınaklar, evler ve ağıllardır.
Demirden yapılmış araç gereçle tüfleri oyarak yapılan bu anıtlar günümüze kadar gelmiştir.
Bu alandaki dev kaya anıtları ve kale tipi yerleşmeler, Friglerden kalma en önemli doğal anıtlardır.
Frig vadisi içinde bulunan önemli kaya yerleşmelerini: Seydiler’de, Ornaş’ta ve Selimiye’de görmek mümkündür.
Bunlar tüflerin oyulmasıyla oluşturulan evlerdir. Bu dağlık alan, kale benzeri yerleşim yerleri de barındırır.
Frigler, Anadolu’da MÖ 6000 yılından beri tapılan Ana Tanrıçaya tapıyorlardı.
Bu inançlarının gereği olarak, bereket getirmesi amacıyla özellikle Dağlık Frigya bölgesinin doğal giriş kapısı niteliğindeki Seydiler çevresinde yaptıkları Ana Tanrıça Matar Kubileya’nın kült anıtlarıyla zengin bir miras bırakmışlardır.
Tüflerin içine oyulmuş, merdivenleri doğuya bakan, başka bir dinsel yapıt da oluşturmuşlardır.
Burada bir çeşit oturma yerine çıkan ve sunak olarak kullanılan merdivenler ve tanrıçanın oturması için hazırlanmış sembolik tahtlar vardır.
Selimiye’nin İbrahim inlerindeki Manastırda, Seydilerin Kırkinler Kilisesinde, Ağın dağındaki Ağınönü kilisesinde ve İbrahim inlerinde kaya yerleşimi mezar odaları, kayalıkların en üst kısımlarında kaklıklar (su havuzcukları), kayaların ulaşılması güç yerlerinde ise mezar odaları vardır.
Tüfler üzerinde inşa edilen Frig kültürü, Roma dönemiyle birlikte farklı bir açılım kazanarak ününü günümüze kadar ulaştıracak bir faaliyet devam etti: Mermer.
Helenistik dönemde önemini kaybeden İscehisar yöresindeki yerleşim alanları, adlarını günümüze kadar ulaştıracak bir başlangıca sahne oldular.
Bu dönemin ardından, İskender’in komutanlarından birinin adını alan Dokimeion şehri, günümüz İscehisar ilçesinin bulunduğu alanda kurulmuştu.
Daha sonra Romalıların Dokimeion şehrini almasıyla da mermer ocakları işletilmeye başlandı.
Ancak Roma döneminden sonra mermer çıkarma işlemleri büyük ölçüde yavaşladı ve uzun bir durgunluk dönemine girildi.
Ama aradan geçen yaklaşık 1500 yılın ardından, 1839 yılında Texier tarafından Dokimeion şehrine ait mermer ocakları tekrar keşfedildi.
İscehisar Konarı Köy Konağıİscehisar Konarı Köy Konağı
KONARI KÖY KONAĞI-GOCA ODA
İlçe merkezine 15 km uzaklıktaki Konarı köyüne ilk yerleşim 1820 yılında görülür. 1840 yılında köy tüzel kişiliği verilir.
Köy Yörük soylarından Karakeçili olarak bilinen soydan gelmektedir.
Köyde bulunan “Köy Konağı” Osmanlı döneminden kalmadır. 1860 yılında yapılmıştır. Köy sakinleri tarafından konağın yapımı hakkında anlatılan bir rivayete göre: 1840’lı yıllarda bir adamın 6 oğlu varmış. Altı oğlan hacca giderler, bunların dedesi de köyde kalıyor.
İscehisar Konarı Köy Konağı
Birde Yüzbaşı rütbesinde bir asker varmış. Babaları hacdan çocuklar gelinceye kadar bu konağı yaptırır. O zamandan beri konak kullanılıyormuş. Misafirhane olarak kullanılmıştır.
Ancak günümüzde atıl durumdadır.
İscehisar Ağın Dağı Kayalıkları
AĞIN DAĞI KAYALIKLARI
Ağın dağı kayalıkları, İlçe merkezine bağlı Olukpınar köyü ile Öldümler Mahallesi arasındadır.
İscehisar Ağın dağı kayalıkları
Bu bölümde, 50-60 metre yükseklikteki tüf ve andezit oluşumu yalçın kayalıklarda, geç Roma ve Bizans dönemine ait kaya yerleşimleri, mezar odaları, sarnıç, kilise, üst bölümlere çıkmak için merdivenler, dar ve uzun koridorlar bulunur.
Bölgede yaygın olan tüflerin içerisinden çıkan kaynaklar, yörenin geçmişten günümüze su ihtiyacını karşılamaya çalışıyor. Bu kaynakların bir araya gelmesiyle ile oluşan ve yörenin en büyük akarsuyu olan İscehisar Deresi, üzerindeki Eskiçağdan kalma köprüden de anlaşılacağı üzere en önemli su kaynağıdır.
Ağın kayalıklarının çevresinde ise peri bacaları vardır.
İscehisar Ağın Kaya Kilisesi
Ağınönü kilisesi
Ağın dağı mevkiinde, tüf sarp kayalık yüzeyine oyulmuş kaya kilisesidir. Çevresine bitişik kaya odalarıyla birlikte 8-10’ncu yüzyıllar arasında yapılmış manastır yapısıdır.
İscehisar Bacakale Antik Mermer Ocağıİscehisar Bacakale Antik Mermer Ocağı
BACAKALE ANTİK MERMER OCAĞI
Bacakale mermer ocağı, antik Persis dağında bulunmaktadır. Antik çağda Dokimeion’da mermer ocaklarının yoğun olarak bulunduğu yer, aynı zamanda Kybele’nin kutsal alanı sayılan Persis Dağında idi.
Burada Kybele’nin tapınım yeri vardı ve mermer ocakları onun adına tahsis edilmişti. Persis dağı günümüzde Bacakale olarak bilinir ve tapınım yeri Alimoğulu ocağı olarak işletilen ocaktadır.
Bacakale’de bulunan ocaklarda, beyaz mermer (Afyon şekeri) yanında mor damarlı beyaz mermer de çıkarılmaktaydı. Pavonazzetto ya da Paonazzetto adı verilen bu kıymetle mermer cinsinin genel olarak dünyada sadece İscehisar’da bulunduğu bilinmektedir.
Bu mermerin mor renginin, Attis’in kan lekeleri olduğu söylencesi ise yüzyıllardan beri Anadolu’nun mitolojik öykülerinden birisi olarak sürüp gitmektedir.
Roma döneminde lahit üreten üç önemli merkezden birisi Dokimeion’dur.
Ötekiler, Atina ve Roma kentleridir.
Dokimeion bölgeler üstü bir niteliğe sahip olup, MS 140-150 yıllarından itibaren İtalya, Suriye, Filistin, Atina, Rodos ve Girit gibi yerlere lahit ihraç etmeye başlamıştır.
Dokimeion lahitlerinin bugün bilinen sayısı 500 civarındadır.
Sütunlu, girlandlı ve figürlü lahitlerin üretiminde Marmor Phryium (Phrygia mermeri) ya da Marmor Synnadicum adı verilen mermer çeşitleri kullanılmıştır.
Sadece lahitler mi, elbette hayır, Dokimeion mermerlerinin kullanıldığı diğer bazı yerler: İstanbul Ayasofya kilisesi, Roma şehrindeki Pantheon ve Trajon Formudur. Bu mermer, mor pigmentin elde edilmesinin çok zahmetli ve pahalı olduğu dönemlerde çok popüler olmuştur. Dünyada mor renkte mermer sadece Docimeion’da çıkarıldığından bu mermere büyük ve görkemli yapıların inşasında çok talep olmuştur.
Evet, Bacakale alanında 1000 metre genişliğinde, 4500 metre uzunluğunda ve 260 metre kalınlığında mermer yatakları bulunmaktadır.
İscehisar zengin mermer yatakları MÖ 300 yıllarından bu yana bilinmesine ve antik çağda uzun süre kullanılmasına rağmen uzun bir süre atıl olarak kalmış, ancak Cumhuriyet döneminde 1945 yılında Anıtkabir ve TBMM’nin inşaatlarında kullanılmak üzere yeniden işletilmeye başlanmıştır.
Bacakale mevkiinde önceki yıllarda ortaya çıkan Roma dönemine ait mermer ocağındaki bir bölümü işlenmiş mermer bloklar, daha iyi korunabilmesi ve açık hava müzesi çalışmaları için ilçe merkezine nakledilmiştir.
Bu bloklar, 1 kilometre uzaklıktaki İscehisar ilçe merkezinde bulunan tarihi Selçuklu köprüsünün yanına getirildi.
Bu mermer bloklarda ilginç motifler ve desenler bulunmaktadır.
Mermer açık hava parkı yapılıncaya kadar, bin civarında mermer taş, köprünün yanında korunacakmış.
Bunun yanında, dokimeon kentinden ve ocaklardan çıkarılan 358 adet mermer eser, Belediye çabalarıyla merkezdeki meydan ve bulvarlara yerleştirilerek sergileniyor.
Ayrıca, buradan götürülen çok sayıda mermer eser koleksiyonu da günümüzde Afyonkarahisar Müzesinde sergilenmektedir.
İscehisar Doğlat Yaylaları
DOĞLAT YAYLALARI
Doğlat köyü, il merkezine 48 km ve ilçe merkezine ise 26 km uzaklıktadır. Köyün eski ismi “Çerkesköy” dür.
Köyün iklimi karasal iklimdir. Köye ulaşım sağlayan yol asfalttır.
Doğlat yaylasında Uluslararası Türk Dünyası Bilim ve Kültür Şöleni Şenlikleri (Kafkas Şenlikleri) yapılmaktadır.
Bu şenliklerde Türkiye’deki Karaçay-Balkar Türkleri bir araya geliyorlar. “Dağlıların Büyük Buluşması” olarak bilinen şenliklere yoğun katılım gerçekleşir. Festivalde, Karaçay-Balkar Türklerinin yüzyıllardan günümüze kadar gelen halk oyunları oynanır.
Yöre insanı buraya piknik yapmaya gidiyor.
İscehisar Giresunlular Şehitliği
GİRESUNLULAR ŞEHİTLİĞİ-DOĞANLAR KÖYÜ
İlçe merkezine bağlı Doğanlar Köyünde Dedesivrisi Mevkiindedir.
Kurtuluş Savaşı sırasında 47’nci Alay tarafından ele geçirilen Dedesivri (Sivritepe) bölgesinde şehit düşen 14 Giresunlu için yapılan anıt ve mezarlar buradadır. Alayı Topal Osman komuta etmiştir. Topal Osman emrindeki 47 Alay; 26 Ağustos gecesi saat: 02.30’da başlayıp 36 saat süren taarruzda Yunan ordusunu Dedesivrisi mevkiinden atmıştır. O geceyi, 47 Alay bir taburu ile Kabaçkıran, iki taburu ile Dedesivrisi ve Evliya tepelerinde geçirmiştir.
47 Alay aynı gün şehit düşen arkadaşlarını, Dedesivrisi tepeye defnetmişler ve bir gün sonra Yunan ordusunu tekrar kovalamaya devam etmişlerdir
İscehisar Giresunlular Şehitliği
Aynı tepede savaşan Muharibler birliği üyesi Giresunlu Ahmet Halis Asal, hem savaş alanını gezmek hem de şehit düşen arkadaşlarının mezarlarını ziyaret etmek için 1964 yılında Doğanlar köyüne gelmiştir.
Dedesivritepe’deki mezarları ziyaret ettikten sonra birkaç günde Doğanlar köyünde kalmıştır. Burada yatan arkadaşlarına bir şehitlik yaptırmaya karar vermiştir. Ahmet Halis Asal’ın teşebbüsü ve Giresunlu Emekli Doktor Ali Rıza Erkan, Afyon Valisi Ahmet Balkan ile batı menzil komutanlığı ve Doğanlarlı köylülerin yardımıyla 1967 yılında şehitlik çevresi taş duvarlarla çevrilerek inşa edilmiştir.
Ahmet Halis Asal, bu şehitlikte kendisine de bir mezar yaptırmıştır. Vasiyeti üzerine bir manga askerle resmi tören niteliğinde cenaze töreni ile şehitliğe defnedilmiş ve arkadaşlarının yanında ebedi istirahatgaha çekilmiştir.
2000’li yılların başından itibaren Giresunlular bu şehitliğe yoğun bir şekilde ilgi göstermeye başlamış ve her yıl zafer haftasında şehitlerini anmak için akın akın buraya gelmeye başlamışlardır.