İsmi uzun olduğundan, yörede “Hacıköy” olarak bilinir. Gümüş beldesindeki gümüş madenleri, günümüzde Maden Teknik Arama Kurumu bünyesindedir. Ancak: bu madenlerde, yüzyıllardır açılan dehlizlerin, yeni maden aramalarında insan hayatını tehdit eder durumda bulunması nedeniyle, halen gümüş bulunduğu bilinen bu madenler işletilemiyormuş.
Amasya Gümüşhacıköy
ULAŞIM
İlçe: Karadeniz’i, İstanbul’a bağlayan karayolu üzerindedir. Gümüşhacıköy-Merzifon arasındaki uzaklık: 20 km. olup, araç ile bu uzaklık 20 dakikada alınmaktadır.
Amasya Gümüşhacıköy
TARİHİ
MS.140 yıllarında, günümüzdeki Gümüşhacıköy ilçesinin bulunduğu yerde kurulu bulunan “Etonia” isimli şehir, Doğu Roma İmparatorluğunun en önemli ve gözde şehirlerinden biri olarak tarih sayfalarında yerini almıştır. Ankara’dan doğu istikametine giden yollar; Etonia isimli bu şehirden geçermiş.
15.yüzyıla gelindiğinde ise, yörede: çeşitli derebeylikleri görülmektedir. Bu bölgede de, Celettin bey hüküm sürmüştür. Hatta: Tavşan dağlarının da, adını bu beyden aldığı söylenmektedir.
Hacı köyünün ilçe haline getirilmesi: Köprülü Mehmet Paşa, gümüş madeni kendisinin işletmesine verilince, burada oturması gerekir. Bunun üzerine, Paşa: burada bir kervansaray, bedesten ve büyük bir cami yaptırır ve bir de hamam ilave ettirir. Tüm bu yapılar: 1661 yılında tamamlanır. Bu yapılaşma üzerine, Gümüş’e bağlı bir haniye olan, Hacıköy, 1881 yılında, buraya bağlanır ve nahiye merkezi olur.
GENEL
Gümüşhacıköy: daha önce “Hacıköy” iken, 5 km. uzaklıktaki “Gümüş” nahiyesiyle birleşerek, “Gümüşhacıköy” adını almıştır.
İlçe, bölge olarak: Orta Karadeniz bölgesinde bulunmaktadır. Deniz seviyesinden: 810 metre yüksekliktedir. En yüksek noktası: Tavşan dağı üzerindedir.
Yörede: geçiş bölgesi iklimi hakimdir. Buna göre: genellikle ılıman olan iklim şartları, bazen de İç Anadolu bölgesi iklim özelliklerinin etkisi altında kalarak sertleşir. Ama genelde, yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılıman ve yağışlıdır. Yüksek kesimlerde ise, soğuk ve yağış, artar.
İlçedeki en önemli ekonomik getiri: tarım ve hayvancılıktır. Tarım ürünleri olarak: tütün, şekerpancarı ve soğan öne çıkar. Ancak, tütün üretiminin azalması nedeniyle: alternatif olarak: böğürtlen ve ahududu yetiştiriciliği başlamıştır.
Amasya Gümüşhacıköy
GÜMÜŞ BELDESİ VE GÜMÜŞ MADENİ
Gümüş beldesi, Gümüşhacıköy ilçe sınırları içinde, zengin tarihi geçmişi olan, küçük bir yöredir. Amasya il sınırları içindeki en eski yerleşim yeridir. 1903 yılından bu yana, Belediye teşkilatına sahiptir.
Gümüşhacıköy ilçe merkezine 5 km. uzaklıktadır. Gümüş kasabasına, en yakın tren istasyonu ise, Havza ilçesindedir. Ama, bu tren istasyonun, kasabaya uzaklığı 54 km. dir.
Gümüş beldesinin, yüzyıllardır en büyük desteği: gümüş madenidir. Pontus devletinin en önemli merkezlerinden biri: Gümüş olmuştur. Amasyalı ünlü coğrafya yazarı Strabon’a göre: Gümüş yöresinde maden cevherinin çıkarılmasında, esirlerin kullanıldığı yazılıdır.
Çünkü: maden cevheri çıkarılırken, dehlizlerdeki hava, öldürücüdür. Pontus devletinin yıkılmasıyla, gümüş madenleri: Romalılar, Bizanslılar ve Türkler tarafından işletilmiştir. Özellikle, Bizanslılar zamanında, burada bir “Madencilik Okulu” bulunduğu tahmin edilmektedir. Bölgeye “Gümüş” ismi ise, 1179 yılında verilmiştir.
Gümüş yöresinde: Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde, gümüş sikke basıldığı öğrenilmiştir. Para basılan darphane, sonradan camiye dönüştürülmüştür. Takip eden dönemde: Gümüş madeni, Köprülü Mehmet Paşa’ya, “Has Arpalık” olarak verilmiş ve bu yüzden, Paşa, Hacıköy’de: 1660 yıllarında: cami, hamam ve bedesten yaptırmıştır.
Bölgedeki gümüş madeni faaliyetlerine, 1877 yılındaki Osmanlı-Rus savaşından sonra, son verilmiştir. İlçe merkezi, 1881 yılında, Gümüşhacıköy’e nakledilince, maden tamamen unutulmuştur.
Tüm bunların sonunda: Gümüş yöresinde yaşayan insanlar, başta Amasya olmak üzere, bölgedeki diğer yerleşim merkezlerine göç etmişlerdir. Bu göç kaybı, günümüzde de devam etmektedir.
NE YENİR. NE İÇİLİR
Buraya yolunuz düşerse: mutlaka “keşkek” yemelisiniz. Baklalı dolmada, belki düşünebilirsiniz.
GEZİLECEK YERLER
Amasya Gümüşhacıköy Köprülü Mehmet Paşa Camii
KÖPRÜLÜ MEHMET PAŞA CAMİİ
1660 yılında, Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. İlk yapılışında kagir olarak yapılmış, ancak Köprülü Paşanın torunlarından, Hafız Ahmet Paşanın oğlu Abdulbaki Bey tarafından, kagir olarak yenilettirilmiş ve çevresi genişletilmiştir.
1943 yılında, caminin minaresi ve kubbesi, depremde yıkılır. Bunun üzerine, caminin hemen arkasına bir namazgah yaptırılarak, ibadete burada devam edilmiştir. Bu sırada, yapının tamamı yıkılmış ve 1948 yılında, bugün görülen cami yapısı yapılmıştır.
DARPHANE CAMİİ
Gümüş beldesindedir. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde, kasabada darphane kurularak para basılmış ve zamanla bu darphane binası, camiye dönüştürülmüştür.
KERVANSARAY VE BEDESTEN
1669 yılında, Köprülü Mehmet Paşa tarafından, Kervansaray olarak yaptırılmıştır. İlk yapıldığı dönemde, kagir bir kervansaray olarak kullanılan yapı, takip eden dönemlerde, bir kısım değişiklikler yapılarak, bedesten haline getirilmiştir. Dört kapısı olan bedesten yapısı: uzun ve dikdörtgen plandadır. Uzun kenarı: 82 metre ve kısa kenarı: 9 metredir.
Amasya Gümüşhacıköy Saat kulesi
SAAT KULESİ
1898 yılında, Ali Rıza Bey tarafından: bedestenin doğu kapısının kemeri üzerine yapılmıştır. 1939 yılındaki depremde, hasar görmüştür. 1943 yılındaki depremde ise, tamamen yıkılmıştır. 1948 yılında ise, halkın gayretleriyle yeniden yapılmıştır. 1971 yılında ise, ahşap saat kulesi yıkılarak, bugün görülen saat kulesi yapılmıştır.
Amasya Gümüşhacıköy Yörgüç Rüstem Paşa Camii
YÖRGÜÇ RÜSTEM PAŞA CAMİİ
Gümüş mahallesindedir. 1429 yılında, Yörgüç Rüstem Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1945 yılında onarım göre cami, 1996 yılındaki depremde zarar görmüş, 2004 yılında tamamlanan restorasyon faaliyetleri sonucu, yeniden hizmete açılmıştır.
Amasya Gümüşhacıköy Maden Hamamı
MADEN HAMAMI
Çay mahallesindedir. 1820 yılında Rumlar tarafından yapılmıştır. Hamam inşaatını yapan Nazari Usta: aynı zamanda Yörgüç Rüstem Paşa camiinin minaresini de yapan ustadır. Halen özelliğini kaybetmiş durumdadır. Sıcak kısmında, hamam göbek taşı ve dört odası ile hizmete devam etmektedir.
Amasya Gümüşhacıköy Haliliye Medresesi
HALİLİYE MEDRESESİ
Gümüş beldesindedir. Çelebi Sultan Mehmet’in, Beylerbeyi Halil Paşa tarafından, 1413 yılında yaptırılmıştır. Yapı: kare planlı, kapalı avlulu bir medresedir. Arka kısmında, medrese odaları ve dershaneler sıralanmıştır. Bu medresede, yüksek öğrenim verilmiş ve zamanında, 50’den fazla öğretim üyesinin görev yaptığı bir yer olarak öne çıkmıştır.
MANASTIR
Gümüş mahallesindedir. 1840 yılında, burada yaşayan Rumlar tarafından yaptırılmıştır. 1925 yılındaki mübadele sonucu, Rumlar buradan ayrılınca, manastır binası da, ihmal edilmiş ve günümüze virane olarak gelmiştir.
Dinar, memleketim, orada uzun süre yaşamasam da memleketim, sık sık görme şansım olmasa da halen orada yaşayan akrabalarım var. Buraya zaman ayırın gezin, Eldere’yi görün, hiç zamanınız yok ise, Suçıkan denen yerde, bir mola verin, göldeki balıkları, ördekleri görün, gölün hemen kıyısındaki restoranda saç tava yiyin, çay için, yorgunluğunuzu atın ve yolunuza devam edin.
Evet Dinar, memleketim maalesef tüm bu merkezi konumuna rağmen, yıllar içinde sürekli depremlerle sarsılmış ve bu depremler ilçeye büyük hasarlar vermiş, can kayıpları olmuştur, elbette bunlar acı birer hatıra olarak tarihte yerini alıyor ama Dinar’da hayat devam ediyor, mutlaka uğrayın.
Ancak, aşağıdaki tanıtım yazısını okuduktan sonra bana bir konuda hak vereceksiniz, Dinar gerçekten tarih boyunca önemli bir şehir olarak kurulu bulunmuş ve yerleşim yeri olmuş, antik döneme ait burada bulunması muhtemel ve kesin birçok kalıntı olmasına rağmen, hala resmi arkeolojik kazı çalışmaları yapılmamış, yapılmamakta ve de daha da ilginci, burada tesadüfen bulunan buluntular, Afyonkarahisar Müzesine götürülerek orada sergilenmektedir, ancak niye burada bir müze yapılmaz, bu kalıntıların bulunduğu veya çıktığı yerde sergilenmesi esas değil mi?
ULAŞIM
İlçe hem kara yolu hem de demir yolu bakımından bir kavşak noktasındadır. Antalya, Burdur, Denizli ve Afyonkarahisar karayolları Dinar’dan geçer. Dinar Süleyman Demirel havaalanı arası: 47 km. Dinar Afyonkarahisar 116 km. Dinar Ankara 357 km Dinar Isparta 63 km. Dinar Denizli 130 km. Dinar İzmir 346 km. Dina-Uşak arası 110 km dir.
TARİHİ
Dinar, Truva savaşlarında yenilerek Anadolu içlerine çekilen Ahiya (Aka-İyon) prenslerinden Gleinos tarafından MÖ 1200’lerde “Celaenae” adı ile kurulmuştur. Gleinos, Poseidon’un Danae’den olma oğludur.
MÖ 281 yılında Suriye kralı Selefkos, Çanakkale’den Trakya’ya geçerken ölür ve yerine oğlu Antiochus Soter (I. Antiyohos) geçer ve Gelene şehri yanı başında ovada Marsiyas (Suçıkan) ile Menderes’in birleştiği yerde ve Marsiyas’ın iki yanında bir şehir kurarak şehrin genel yapılarını yaptırır.
Bunlar: bir Artemis tapınağı (Anaitis), bir stadyum (koşu ve spor yeri), bir agora (Pazar yeri) dır. Kurduğu şehre Pers kökenli annesinin ismini “Apameia” verir.
Apameia, şimdiki Dinar ilçesinin bulunduğu yerde kurulmuştur.
Stadyum, şimdiki Tekke mahallesinin aşağı eteklerinde, otobüs garajında, Suçıkan yatağına kadar uzanan yamaçtadır. Etekteki evlerin bahçelerinde stadyumun seyirci basamaklarından bazıları hala görülmektedir. Agora yani Pazar yeri ise, aynı yere yakın, şose köprüsü yanlarındadır.
Burada bulunan bir yazılı taş bunun kanıtıdır. Bu taş, halen Belediye İtfaiye Garajı önündedir. Artemis Anaitis (Duvarlı Artemis) tapınağı ise, Çarşıdan İncirli Pınar’a giden yolda, özel bir şahsa ait bağ içindedir. Burası ve çevresi, ilçe imar planında arkeolojik alan olarak ayrılmıştır, yeni yapılaşmaya izin verilmez.
Gelene Panteonu yani ilahların toplandığı tapınak ise, Tekke mahallesi ile Suçıkan yönünde uzanan ve aynı zamanda hem Suçıkan ve hem de Meandr kaynağı Arap ışık su başını gören tepecik üzerindedir. Bu nokta, halen özel bir kişiye ait un fabrikasının tam üstüne gelmektedir. Bu tepeden aşağıya yuvarlanmış ilah heykellerinden ikisi, fabrika bahçesinde bulunmuş ve Afyon Müzesine götürülmüştür.
Şehir o dönemde Seleukos İmparatorluğunun büyük doğu-batı ticaret yolunda önemli bir merkez haline gelmiştir.
MÖ 2’nci yüzyılda, Apameia şehri Roma yönetimine geçti ve Venedik, Ceneviz ve Yahudi tüccarları için bir ticaret merkezi oldu. MS 3’ncü yüzyılda şehirde basılmış bazı sikkeler üstünde “Nuh’un gemisinin” resimleri bulunduğundan, bölgede nüfuzlu bir Yahudi topluluğunun da bulunduğu sanılmaktadır.
Belki bu yüzden şehre sandık anlamına gelen “Kibotos” ismi verilmiştir. Şöyle ki 1885 yılında Whittal isimli bir arkeolog tarafından Dinar’da buluna ve halen İngiltere’de sergilenen bir paranın ön yüzünde “Senior” resmi vardır. Paranın arka yüzünde ise kapağı açık bir sandık, dalgalar üzerinde yüzmektedir.
Sandık içinde, belden yukarısı gözüken, giyimli bir erkek ve bir bayan, başları sola dönük, ağzında zeytin dala olan uçan bir güvercine bakıyorlar. Sandığın açık kapağında oturan başka bir güvercin görülüyor. Sandığın üzerinde “Nuh” yazılıdır. Yine sandığın önünde uzun giysili bir kadın ile kısa giysili bir erkek karaya çıkmışlar ve sağ elleri havada görülüyor.
Romalıların Anadolu’da katıldıkları ilk savaşın (MÖ 190 yılı Magnesia savaşı) geçtiği yer burasıdır. Ayrıca, savaş sonrasında MÖ 188 yılında yapılan barış anlaşması da yine burada düzenlenmiş ve Apameia Barışı olarak tarihe geçmiştir. Buna göre Selefkoslar, Frigyayı bırakmışlar, Roma ordusunun Galatya cumhuriyeti üzerine yapacağı sefere yardım etmeyi de yüklenirler.
Çünkü bu sırada, Afyon ilinin kuzeydoğu bölümü, (bugünkü Emirdağ) Galatyalıların elinde idi.
Bu şehrin kalıntıları günümüzde Gelene ilçesinin yanı başında, ovada Marsiyas (Suçıkan) ile Menderes nehrinin birleştiği yerde ve Marsiyas’ın iki yanında, görülebilir.
Aniyohos’un kurduğu diğer Apameia şehirlerinden ayırt edebilmek için bu şehre Apameia Kibotos ismi verilmiştir.
Ünlü coğrafyacı yazar Strabon’a göre: Roma döneminde Apameia, Efes’ten sonra Asya eyaletinin en önemli alışveriş ve idari merkeziydi.
MS 3’ncü yüzyılda ise, düzensizlik ve ticaretin Konstantinopolis’e sapması şehirde düşüşe yol açtı.
1070 yılında Malazgirt zaferinden sonra şehir Türkler tarafından ele geçirildi.
Selçuklu ve Beylikler dönemindeki kayıtlarda “Dinar” ismi yoktur. Ancak “Apemeia” ismi de kullanılmamıştır. Çünkü Türkler buraya geldiklerinde, burada yerli halktan kimse yoktu ve şehrin eski ismini bilmeleri mümkün değildi. Eğer burada oturanlar olsaydı; Anadolu’nun diğer birçok yerinde olduğu gibi şehrin eski ismini öğrenip ona göre burayı isimlendirirlerdi. Bu yüzden yöreye “Geyikler/Keyikler” ismini vermişlerdir.
Osmanlı döneminde ise, burası Kütahya Sancağına bağlı bir yer olarak belirtilmiş, çoğu zaman Homa’nın bir nahiyesi denilmiştir. Ancak 16’ncı yüzyılda, Osmanlı Tahrir Defterlerinde, buradan söz edilirken “Geyikler” ismi kullanılır. Ancak Arap alfabesindeki harflerin okunuş özellikleri nedeniyle, Dinar kelimesi çoğu kez “Ginler” veya “Gingler” olarak da okunmuş ve kullanılmıştır. Hatta “Dinler” ve “Dingler” diye telaffuz edenler de olmuştur.
Yörenin isminin Dinar’a dönüşmesi, 28 Mart 1912 tarihinde resmen kabul edilmiştir.
Dinar kelime anlamı zenginlik ve varlıkdır. Çünkü, Dinar ismi, antik ve yeni dönemde, paralara verilen bir isimdi. Böylelikle Dinar ismi kabul görmüş ve kolayca yaygınlaşmıştır.
Ancak, önceleri, yaygın olarak kullanılan “Geyikler” ismi kullanılmaya devam edilmiştir.
Resmi kayıtlarda yörenin ismi Dinar (Geyikler) olarak kullanılmıştır.
Tüm bunlar tamam da, buraya verilen bir zaman kullanılan “Geyikler” isminin kaynağı nedir, yani burada geyikler mi varmış, bunu öğrenemedim. Ancak, Dinar’da kullanılan “Maral” soyadının buradan geldiği yani Maral’ın kelime anlamının “Dişi Geyik” olduğunu, neden böyle bir soyadı alındığını şimdi daha iyi anlamlandırdım.
Afyonkarahisar Dinar
GENEL
Dinar ilçesinde mevcut sanayi toplanma alanı olarak Suçıkan caddesi bulunur. Bir zamanlar, Suçıkan kaynağından gelen sularla çalışan ve caddenin iki yanına sıralanmış 20 civarında su değirmeninin bulunduğu söyleniyor.
Suyla çalışan bu eski un değirmenleri zamanla kapanarak yerlerini un fabrikaları almıştır. Daha sonra Suçıkan caddesinin genişletilmesiyle bu un fabrikaları da kapanmaya başlamış ve bir kısmı 1995 depreminden sonra eski Sanayi alanına taşınmıştır.
DİNAR VE DEPREM
Bölge sismik yönden oldukça aktiftir. Türkiye Deprem Bölgeleri haritasında, 1’nci derece deprem bölgesi içinde yer almaktadır. Dinar ve çevresindeki ana tektonik hatları dikine kesen fay hatları bulunmaktadır ve tarihi süreçte (MÖ 4’ncü yüzyıl, MS 53, 1875, 1901, 1914, 1925, 1995 ) olan depremler bu hatlarla ilgilidir. Bütün bu depremlerde, yörede ağır can ve mal kaybı yaşanmıştır.
Roma çağı ve öncesinde yörede büyük depremler olmuştur. İmparator Alexander zamanında, 222 ile 235 yıllarındaki depremlerde çok sayıda bina yıkılmış, yarıklar açılmış yeni yeni göller ve sular ortaya çıkmıştır.
7 Ağustos 1925 tarihinde meydana gelen 6.9 şiddetindeki depremde, ilçe merkezi ve çevresinde 2045 bina hasar görmüştür. 1995 yılındaki depremden sonra, şehrin yeni yerleşimi, şehir merkezinin doğusundaki sağlam zeminler üzerinde yoğunlaşmıştır. Çünkü 1995 yılındaki depremde hasar gören binalar, mahallelere göre farklılık göstermektedir.
1 Ekim 1995 günü meydana gelen 6.1 şiddetindeki deprem sonucunda, Dinar ve çevresindeki yerleşimlerde büyük hasarlar olmuştur. Deprem sonucu 90 kişi ölmüş, 243 kişi yaralanmıştır. 14 binden fazla bina hasar görmüştür. Can kayıpları ve bina hasarlarının büyük çoğunluğu Dinar merkezinde olmuştur. Depremin ardından, yaklaşık 15 bin kişi, bölgeyi terk ederek başka yerlere göç etmiştir.
2008 yılında ise, Dinar merkezinde, TOKİ tarafından, 4 katlı ve depreme dayanıklı binaların inşa edildiği yeni mahalleler oluşturulmuştur.
ATATÜRK VE DİNAR
Büyük Önderimiz Atatürk, 16 Mart 1936 tarihinde Dinar’a gelmiş ve şimdiki Ulu Caminin bahçesinde bulunan Türk Ocağında karşılanıp konuk edilmiştir.
Afyonkarahisar Dinar Fadiş bebek
NE SATIN ALINIR
Dinar tarafına yolunuz düşerse, el örgüsü çorap satın alabilirsiniz. Ayrıca yine buraya özgü “Fadiş Bebek” satın alabilirsiniz. İlçe merkezine bağlı Çöl Ovası bölgesindeki köylerde düğün ve bayram gibi özel günlerde kadınların giydiği yöresel kıyafetler “Fadiş Bebek” ile tanıtılıyor. Dinar yöresine daha önce çok gittim, ama bu bebeklerden haberim yoktu, ilk gittiğimde mutlaka alacağım, ilginç olsa gerek.
Afyonkarahisar Dinar
NE YENİR
Eldere’ de kiremitte alabalık yemenizi öneririm. Dinar merkezde ise, Suçıkan ’da havuz kıyısında saç tava ve süzme yoğurt öneriyorum.
Afyonkarahisar Dinar
DİNAR UYGULAMALI BİLİMLER YÜKSEKOKULU
Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlıdır. Okul, 2016 yılında kurulmuş olup, okul bünyesinde Sigortacılık ve Aktüer ya Bilimleri ve Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümleri bulunmaktadır. Hürriyet Mahallesinde, Kredi Yurtlar Kurumuna ait yurt bulunmaktadır.
ULUSLARARASI MARSİYAS MÜZİK, SANAT VE KÜLTÜR FESTİVALİ
Dinar Belediyesi ve Afyon Kocatepe Üniversitesi iş birliğiyle Suçıkan’da düzenlenen bu festivalde, her yıl değişik programlar düzenleniyor. Müzik, dans ve sahne gösterileri, şiir ve türkü dinletileri yapılıyor.
DİNAR YAZARLAR, ŞAİRLER KÜLTÜR DERNEĞİ SUÇIKAN ŞİİR GÜNLERİ
Dinar’da Dinar Belediyesi tarafından düzenlenen bu şenliğe: gerek Dinar ve gerekse çevre il ve ilçelerden gelen ozanlar ve şairler katılıyorlar. Halkın yoğun katılımı ile, Ağustos ayında düzenlenen bu etkinlikte tam bir türkü ve şiir şenliği yapılıyor.
İlçe merkezindedir. Parka gelmeden Atatürk’ün Kocatepe’ye çıkışını simgeleyen heykeli görebilirsiniz.
Afyonkarahisar Dinar Suçıkan Marsyas Heykeli
Park alanı girişinde, Suçıkan efsanesine hayat veren Efsanevi Kahraman Marsyas heykeli görülüyor. Daha sonra ise, sizi şu anda müze olarak kullanılan Taş bina karşılar. (Müze hakkında bilgi aşağıdadır.)
Suçıkan kaynağına, güneyden gelen Düden kaynağının suları da karışmaktadır. Yüksek debilere sahip bu kaynaklar, Dinar ovasına uzanarak Büyük Menderes nehrini yaratırlar. Özellikle suçıkan kaynağı, yüksek verimi ile şelale şeklinde akmaktadır. Burada bulunan şelale, yaklaşık 85-90 metre yükseklikten aşağıdaki havuza dökülüyor.
Yani, Menderes nehri buradan başlıyor, geçtiği yerlerde katılan irili ufaklı akarsularla birlikte 585 km yol aldıktan sonra Ege denizine dökülüyor.
Afyonkarahisar Dinar Suçıkan
Akşam olduğunda havuzun içindeki fıskiyeler ve bazı yerlere konulmuş neon lambaları yandığında, görüntü daha da muhteşem oluyor.
Afyonkarahisar Dinar Suçıkan
Burada havuzun üstünde bir de köprü var. Hatta, yeni evlenen çiftlerin buraya gelerek köprüde ve muhtelif yerlerde fotoğraf çektirmeleri gelenektir.
Suçıkan havuzu, eski Dinar Hidroelektrik Santralinin suyunu toplamak için yapılmıştır. Daha sonraları ise çevresi düzenlenerek ve ağaçlandırılarak park yapılmıştır.
Afyonkarahisar Dinar Suçıkan
Kral Midas efsanesinin, tarihte ilk müzik yarışmasının geçtiği burada çok güzel bir şelale (kışın donar, güzel bir görüntü verir), gölet, restoranlar ve genel tuvalet bulunuyor. Genel tuvalet paralı olmasına rağmen, temiz değildi. Öte yandan, her ne kadar buraya mutlaka uğrayın, bu güzelliği yaşayın, saç kavurma yiyin (kaç kişi iseniz ona göre yani kişi adedine göre ısmarlanır) veya çay için ve hatta varsa kızarmış dondurma yiyin ve de son bir not, ama önemli bir not burada yoğurt yiyin hatta yoğurdun markasının “Dinar Süt” olmasını ve süzme yoğurt olmasını söyleyin diyorum, ama Dinar Belediyesine ait bu restoran, bildiğim kadarı ile Belediye tarafından özel işletmeye kiralanıyor, aldığım duyumlara göre, insanlar buranın son zamanlarda aşırı pis olduğunu ve bir daha asla gelmeyeceklerini söylüyorlar, umarım Dinar Belediyesi bu konuda önlem alır, buranın temiz, tertipli ve düzenli olması için tedbir alınır.
Afyonkarahisar Dinar Suçıkan Dinar Etnografya ve Sosyal Yaşam Müzesi ve Suçıkan OteliAfyonkarahisar Dinar Suçıkan Dinar Etnografya ve Sosyal Yaşam Müzesi ve Suçıkan Oteli
Dinar Etnografya ve Sosyal Yaşam Müzesi ve Su çıkan Oteli
Park alanında, havuzun hemen kenarındaki bu orijinal taş bina “Dinar Etnoğrafya Müzesi” olarak düzenlenmiştir. Burada aynı zamanda otel bulunuyor. 5 katlı otelin katlarında ve odalarda eşyalarla birlikte, Dinar’ın tarihini belgeleyen fotoğraflar sergileniyor.
Müzede, Dinar ve yöresinde, eskiden zanaatkar esnafın kullandığı el aletleri sergileniyor. Bunlar arasında, yeni neslin hiç görmediği çiftçi aletleri ve edevatları, zanaatkarların kullandığı aletler, fenerler, pompalı gaz ocakları, memurların kullandığı daktilolar, döven, tarım aletleri ve başkaca objeler sergileniyor. Bence ziyaret edin, özellikle yanınızda çocuklarınızla ziyaret edin, çünkü burada sergilenen objeler ilgilerini çekecektir. Bu arada, müzedeki eşyaların tamamı Dinar Halkı tarafından bağışlanmıştır.
Afyonkarahisar Dinar Suçıkan Efsanesi
Suçıkan Efsanesi
Öncelikle şunu bilmekte yarar var, Suçıkan efsanesi birçok farklı şekilde anlatılıyor, ben burada sizlere en yaygın şeklini anlatacağım ama farklılıklar da olabiliyor.
Tanrıça Athena, Eldere gölünde yetişen sazlardan tarihteki ilk flütü yapar. Ancak bu flütü çalarken yanaklarının şiştiğini görür ve göldeki yansımasını beğenmez, flütü oraya atar.
Kelenia Prensi Stryr Marsyas isimli bir genç, burada gezerken flütü bulur ve alır. Çalmayı öğrenir ve zamanla, yörede büyük bir müzik üstadı olur. Öyle ki, lir üstadı Tanrı Apollon, onunla yarışmak ister. Frig kralı Midas’ın başkanlığında 2 su perisi ve 3 kişilik hakem heyeti ve halkın önünde yarışmaya başlarlar. Apollo arpını çalar.
Ancak yarışmayı flüt çalan Marsyas kazanır. Apollo, aletlerimizi tersten çalalım önerisinde bulunarak yarışmayı yeniler. Kendisi, arpı ters tutar ve çalar, ancak flüt tersten çalınmadığı için ses vermez.
Tanrı Apollo’ ya karşı oy vermek hakemleri korkutur. Kral Midas haksızlık yapıldığını düşünerek oyunu Maryyas’a verir. Diğer iki hakem Tanrı Apollon lehine oy kullanırlar. Başkanın oyu, iki oy sayıldığından, yarışmanın sonucu berabere ilan edilir.
Apollo, kendisinin üstün sayılmamasına çok kızar ve Marsyas’ı tutturup diri diri bir meşe ağacına astırır, derisini yüzdürür.
Ölüsünü şehrin içindeki nehre attırır, derisini de tulum yaptırıp suyun başındaki mağaraya astırır. Ünlü tarihçi Heredot, Marsiyas’ın tulum halinde şişirilmiş derisini, Marsiyas (günümüzdeki Suçıkan) kaynağında bulunan mağarada asılı olarak gördüğünü yazar.
Bundan sonra nehre Marsiyas ismi verilir. Marsyas’ın ölümüne üzülen kayalar ağlayarak Suçıkan’ı oluşturur. Apollo flütü Suçıkan’a atar. Flüt yeşerir ve Menderes nehrinin kamışlarını oluşturur.
Lanbşa’ın acılı bedeni ve feryadına dayanamayan su perileri, ona secde ederler. Midas’ta Apollo’nun gazabından kurtulamaz. Apollo, Midas’a “Sen benim lirimin namelerini değerlendirmekten acizsin, o kulakların eşek kulağı gibi uzasın, kıllarla dolsun” diye bağırır. Midas’ın kulakları uzar ve kıllarla kaplanır. Kral durumu bir süre gizlese de, tıraş olması gerektiğinde, berberi kulaklarını görür.
Bu sırrı, uzun bir süre saklayan berber, sonunda dayanamayıp bir çukur açar ve içine “Midas’ın kulakları eşek kulakları” diye seslenir ve çukuru kapatır. Apollon ve Marsyas arasında olan bu yarışma, tarihin ilk müzik yarışması ve Dinar Suçıkan’da müzik yarışmalarının yapıldığı yer olarak tarihe geçer.
Gelene halkı, Marsyas’ı ilah olarak kabul eder, adına sunaklar yaparlar. Dinar halkı tarafından ilçenin içinden geçen Suçıkan ırmağı, kutlu sayılır. Marsyas, Gelene ve daha sonraki Apameai şehrinin tanrısı olur. Zaten Marsyas ismi hece incelendiğinde: “Mar” deniz ve su demektir. “Siya, Seha” Yunancada isim ekidir ve “Marsiyas” kelimesi “Seha ırmağının (bugünkü Menderes nehri) beyi” demektir.
Gelelim günümüze, şimdi burayı ziyaret edenler, rüzgâr estiğinde efsaneyi hatırlar ve rüzgârın sesini sihirli flüt namelerine benzetirler.
Tabii konu bununla bitmiyor yani sadece Dinar yöresinde kalmıyor. Efsanelere devam edelim, yine Geleneli yani Dinar’dan yetişen Marsiyas’ın oğlu Olimpos, Yunanistan’a gider. Flütü ile Yunanlılara flüt çalmasını ve ölü törenlerinde çalınan ağıtların bestelenmesini öğretir.
Bu besteler, Pazar yerlerindeki kör şarkıcılar tarafından halka yayılır. Olimpos, Hermatios adından birisi adına yazıp söylediği bir matem nağmeleri (ağıt-mersiye) pek çok kere, birçok yerde söylenmiş ve ün salmıştır.
Ancak elbette bu bölgede sadece flüt yapıldığını söylemek olmaz, ney ve onun küçüğü nısfiyeden de söz etmek gerekir. Frigya’da cenaze törenlerinde flüt, ney, çalpara yani zil ve dümbelekten oluşmuş müzik ekipleri, ağıtlar çalıp söylüyorlardı.
Afyonkarahisar Dinar Suçıkan Mağarası
Su çıkan Mağarası
İlçe merkezindeki mağaranın girişi, Suçıkan Park Otelinin arkasındadır. Ancak mağarada günümüze kadar herhangi bir araştırma yapılmamıştır. Mağaranın oldukça büyük olduğu ve içinde gölcükler bulunabileceği tahmin edilmektedir. Efsanede, Tanrı Apollon tarafından Marsyas’ın diri diri derisinin yüzülüp asıldığı söylenen mağaranın burası olduğu söyleniyor.
ILICA KEMERİ
İlçe merkezinde Ilıca mahallesi Ilıca caddesindedir. 2 kemerden oluşmaktadır, ancak çevresi çevrilmiştir ve havuz halinde görülür. Efsaneye göre: Therme yani Su tanrısının yeridir.
Evet bu Ilıca kemerleri hakkında bir efsane var. Apemeia krallarından biri, o zamanın baş rahibi ve kahinleri görevlendirerek “Ilıca suyunun kaynağının nereden geldiğini” öğrenmelerini ister, öğrenemedikleri veya yanlış öğrendikleri takdirde gözlerinin oyulacağını söyler. Başrahip, suyun kaynağını araştırır ve suyun kaynağının “Sandıklı kaplıcaları” olduğunu söyler.
Bunun üzerine kral, rahibin gözlerini oydurur. Ancak bir süre sonra pişman olan kral vicdan azabı çekmeye başlar ve rahipten af diler, kendisine bir istekte bulunmasını söyler. Rahip, “gözlerinin oyulmasına sebep olan, bir gözyaşı gibi ılık akan bu kaynağa, iki kemer yaptırılmasını ve böylece gözlerinin bu pınarda ebediyen yaşamasını istediğini” söyler. Bunun üzerine kral hemen kemerleri yaptırır. Ilıca kemerleri günümüzde de durmaktadır.
Sonra karanlık bir dönem ve Şehir, Anadolu Frigya bölgesinde Moiandoros nehri çıkışında, İskender’in ardıllarından General Selavkos Nikator tarafından tekrar kurulmuştur.
Kendisi, Buhara hanedanlarından birinin kızı olan Apameia ile, MÖ 125 yılında evlenmiş ve burada kurduğu şehre, karısının ismini vermiştir.
Şehirde, Helenistik dönemde, üzerinde Macander (Menderes) nehri ve flüt çalan Marsyas resimleri olan sikkeler basılmıştır.
Şehir takip eden Roma döneminde “Kelainai” adıyla bilinir.
Antik dönemde, Efes’ten sonra en önemli şehir kabul edilir ve hatta, Efes ile birlikte bronz sikke bastırmışlardır.
Şehir antik dönemde birçok kez depremle sarsılmıştır.
Helenistik dönemde basılan sikkelerin üzerinde özellikle Maeander nehri veya kaval çalan ve harmaniyesini savura savura dolaşan Marsyas’ın resimleri bulunuyordu.
Fakat bu sikkeler kullanılmıyor, hemen toprağın altına gömülüyordu. (Bu sikkelerin örnekleri günümüzde Afyonkarahisar Müzesinde görülebilir.) Neden gömülüyor, insanlar Marsyas’ın anısına saygı olarak bu sikkeleri gömüyorlarmış. Hiç kullanılmayan bu madeni paraların binlercesinden oluşan bir hazine, Seyyid Ahmet Çelikbaş tarafından bulunmuş ve Afyon Müzesine teslim edilmiştir.
Yunanlılar ise, Marsyas’ı, kollarından ağaca asılmış bir ihtiyar olarak heykellerini yaparlar. Marsyas’ın bu tür heykelleri günümüzde İstanbul ve İzmir Müzelerinde görülebilir.
Günümüzde: antik kent alanında, yarım daire şeklinde bir yapı kalıntısı içinde tiyatro, stadyum ve Artemis Anaitis tapınağı temelleri bulunmaktadır. Bunlar yüzeye daha yakındır. Diğer yapılar ise toprak altındadır. Yani şehir büyük ölçüde toprak altındadır.
Evet, Apemeia kenti hakkında efsaneler var. Apemeia kralının kızına Homa kralının oğlu talip olur ve nişanlanırlar. Ancak düğün yapılması için Apemeia kralı bir şart koyar. Kızının güneş altında değil gölge altında gelin gitmesini ister.
Homa kralı bunu kabul eder ve Apemeia ile Homa arasındaki yolun, her iki tarafına da asma diktirir. Böylece gelini gölge altında götürürler. Gerçekten halen bu yolun geçtiği muhtelif yerler belli olup, üzüm asmalarına sık rastlanılmaktadır. Ancak geçen yıllarla birlikte çoğu asma yozlaşmıştır.
Antik Tiyatro
Ilıca köprüsü üstünden çıkan eski Roma yolu ve caddenin üstünde, Üçlerce tepesinin kuzey yamacındaydı. Çukurluk bugünde görülebilmektedir. 7000 seyirci kapasiteli olduğu tahmin edilen antik tiyatrosun kazısı çalışmaları devam etmektedir. Batı yönüne bakan tiyatronun sahne kısmı, toprak yığınlarıyla altında tamamen yok olmuştur.
Payandaları yerinde olan tiyatronun, diğer bölümlerindeki kazı çalışmaları sürdürülmekte ve açılmaya devam edilmektedir. Tiyatro kazılarında elde edilen, Arkaik döneme ait “idol” ve “kâse” Afyonkarahisar müzesinde sergilenmektedir.
Stadyum
İlçe merkezinde, Tekke mahallesine çıkan kaldırımlı yol ile, otobüs garajı arasında ve Top tepeye yaslanmış olarak yapılmıştır. Suçıkan deresine paralel olarak uzanmaktaydı. Buradaki evlerin arka bahçesinde, oturma basamaklarından bir kısmı açıktadır ve görülmektedir.
Apemia kilisesi
Suçıkan kaynağının üst tarafında, tren yoluna yakın yerdedir. Kale yıkığı da denen bu yapının bir adı da Kervansaraydır. Ancak herhangi bir araştırma yapılmadığından net olan bir şey yoktur.
Artemis Tapınağı
İlçe merkezinde otobüs garajından İncirli pınara giden yol üstünde, yol çalışması sırasında bir kişiye ait üzüm bağında ortaya çıkmış ve gerekli araştırma ve inceleme yapılmadan üstü kapattırılmıştır. Tapınağın bir bölümü, taşları ve direkleri yerinde durmaktadır ve üstüne yapılaşma izni verilmemiştir ancak bölgenin çevresine birçok inşaat yapılmış ve korunmamıştır.
Panteon Tapınağı (Tanrılar Kurulu Tapınağı)
Kelenia antik şehrinin bulunduğu Toptepe (Tekke) mahallesinde, Suçıkan yönüne uzanan sırtta, Menderes Un Fabrikasının üstündeki bir tepeciktedir.
Buradan yuvarlandığı düşünülen, normal boyda ve başsız Zeus Geleinos ve Demeter heykelleri, Menderes Un Fabrikası bahçesinde bulunmuştur. Bu heykeller günümüzde Afyon Müzesinde sergilenmektedir.
Bu tepe, günümüzde gecekondularla dolmak üzeredir ki, kesinlikle buna önlem alınmalıdır, burada yapılacak arkeolojik kazılarda birçok eserin çıkacağı kesindir. Öte yandan, kaçak define avcıları da yöreye hızla zarar vermektedirler.
Agora (Pazar yeri)
Stadyumun karşısında ve derenin öbür yakasındaydı. Burada, Agora ile ilgili bir yazıt bulunmuştur ve şimdi Dinar Belediyesi arkasında itfaiye garajındadır.
Bazilika
Ticaret sarayı ve borsa olarak kullanılan bu yapı, tünelden şehre inen şosenin sağındadır. Belediyenin şimdi asri mezarlık olarak yaptığı yerin yukarı başındaydı.
Belediye Sarayı
Dinar istasyonundan, Ilıca’ya çıkan geniş yolun solunda ve elektrik santralına giden yolun başındaydı. Burada, köşede bir ev yapılırken çıkan yazıtta, Belediye Başkanı Kefezedoros’a saygı ve şeref levhası bulunmuştur ve bunun bir zamanlar yani antik dönemde burada bulunan Belediye Sarayı duvarında asılı olduğu düşünülmektedir. Bu yazıt ta günümüzde Afyon Müzesinde sergilenmektedir.
Senato
Dinar ilçesinde, eski Halkevi, şimdiki Adliye binasının arka bahçesinde çok önemli bir binanın ki muhtemelen Senato binası olduğu düşünülmektedir, çatı alınlığı köşesine ait süslü bir mimari parça bulunmuştur. Ancak, binanın ne olduğu hakkında herhangi bir araştırma yapılmamıştır, bilgi bulunmamaktadır.
KELENİA ANTİK KENTİ
Apameia antik kentinin doğusunda Kale yıkığı tepe çevresinde kurulmuştur. Büyük oranda toprak altındadır.
Burası hakkında anlatılan bir efsaneden söz etmek istiyorum. Kelenia kralı Meandr, bütün Frigya’yı egemenliği altına almak için Frigyanın genel başkenti Pessinus şehrine savaş açar. Ancak savaş sırasında Tanrıça Kybele’ye yalvarır “Savaşı kazanırsam, beni bunun için kutlayacak ilk kimseyi kurban edeceğim” der.
Kral, savaş sonunda Pessinus şehrini ele geçirir ve Kelenia şehrine geri döndüğünde, kendisini karşılama töreninde ilk olarak oğlu Arhelaos, kızı ve annesi kutlamaya koşarlar. Bunun üzerine Kral Meandr şaşırır, sonunda delirir ve şehrin altında akmakta olan Anabenon ırmağına kendini atarak öldürür.
Bu olaydan sonra ırmağın ismi “Meandros” yani “Menderes” olur.
Kelenia halkı ve sonra onun yanı başına kurulan Apameia halkı, nehir ve su tanrısı olarak kutlar, adına kült ve tapınaklar kurarlar. Meandros tanrısı, havuz başlarında kolunun altına devrilmiş bir testiden su akan, uzanmış yaşlı bir ihtiyaç biçiminde yapılan heykelleri, bütün Menderes vadisi boylarında, şehirlerde su ve nehir tanrısı olarak kutsanır.
Meandros yani Menderes ırmağı, onun sudaki çırpınışları ile sağa sola yalpalayarak “S” çizer ve bu akışa da Karia ve Lydialılar “meandroslamak” derler. Akarken çıkan sesler, Meandros’un feryatlarıdır ve bu feryatlar yıllarca sürdüğünden, Meandros ölmemiş, su tanrısı olarak Anabenon’da yaşamaktadır diye söylenir.
Efsaneler biter mi bir tane daha: Kral Midas, Kelenia şehrine yerleştikten bir süre sonra şehirde büyük bir deprem olur. Depremde yarıklar açılarak sular fışkırmaya başlar ve şehri sular kaplar, evler sulara gömülür. Bu felaket üzerine, Kral Midas tanrılara danışmak için Babailah tapınağına gider, kahinler krala, en kıymetli şeyini açılan yarıklardan içeri atarsa, suların çekileceğini söylerler.
Çok zengin olan Kral Midas, hazinesindeki elmas ve altınlarını yarığa atar ama sular çekilmez. Bu töreni, atı üzerinde yöneten oğlu Anhoros kızar ve atını yarığa doğru sürünce, sular çekilmeye başlar. Böylece Kral Midas’ın en değerli varlığının oğlu Prens Ahhoros olduğu anlaşılır. Kral sular çekildikten sonra, yarık üzerine Baba (Zeus/Jüpiter) ilah tanrısı için altından bir mihrap yaptırır ve şehri yeniden iskân eder.
İlçe merkezine bağlı Eldere köyündedir. Eldere köyü, il merkezine 110 km ve ilçe merkezine 15 km uzaklıktadır.
Buradan çıkan Büyük Menderes nehri, Batı Anadolu’nun en büyük akarsuyudur. Eldere, aynı zamanda “Pınarbaşı” gölü olarak da bilinir. Eldere köyünün eski ismi “Baldere” dir. Antik dönemdeki ismi ise “Aulutrene” dir ve bu kelimenin dönüştürülerek günümüze “Eldere” olarak geldiği düşünülür.
Buradaki ilk yerleşim yani Aulutrene, göl kenarında Maender nehri kaynağında bir Roma garnizonu olarak kurulmuştur. Kaynaklardan alınan bilgiye göre, askerler burada Asya ve Galatia eyaletleri arasında sınır olan Paameia ve Apollonia şehirleri arasındaki sınırda güvenliği sağlıyorlarmış. Yukarıda da sözünü ettiğim Suçıkan efsanesinin ilk kısmında yazdığım gibi, Tanrıça Athena, buradaki sazlıklardan yaptığı flütü çalarken, yanaklarının şiştiğini gölde görünce tiksinir ve flütü yine bu göle atar.
Satyr Marsyas, flütü gölde bulur ve çalmaya başlar, ardından Tanrı Apollon ile yarışmaya çıkar, devamı suçıkan efsanesindedir. Yine bu efsaneye bağlı olarak, bu yerleşim yerinin ismi Aulutrene yani flüt çeşmesi olarak değiştirilmiştir. Köyün halkı Türkmen ve Yörük’tür. Ancak burada yani buraya atfedilmiş bir efsane daha var. Pan efsanesi. Dağların keçi ayaklı ve boynuzlu tanrısı Pan, bir gün gölde su perisi kızı çırılçıplak yıkanırken görür.
Ona sarılmak ister, kız kaçar, Pan kovalar, peri kızı gölden yardım ister. Göl, kızı kamışa dönüştürür, Pan kamışlardan değişik uzunluklarda parça kesip onları bal mumu ile yapıştırır, böylece flütü yapar ve onu her çaldığında, peri kızı ile dudak dudağa öpüştüğünü, flütün sesinin de kızın sesi olduğunu hayal eder ve bu sırada ağlar. Yine efsaneye göre, Pan bu flütü Efes’te bir mağaraya bırakır.
Mağaraya bir bakire girerse flütten hoş nameler gelir. Kız başında çiçeklerde mağaradan çıkar. Bakire olmayan mağaraya girerse, gürültüler olur ve kız yok olur. Efsanenin bu bölümü o dönemde Efes ve Apameia şehirleri arasındaki bağlantıyı belirtmektedir.
Göl, Gumalan dağından çıkan su ile beslenir. Gumalan dağı demişken ve efsanelerden söz açmışken, Gumalan dağı ile ilgili de bir efsane var. Frig Ay Tanrısı Men, çok hovarda imiş. Günlerden bir gün eşi üzerine başka bir kızla evlenir. Ancak bunlardan biri ölünce, diğeri de onun yanındaki mezara diri diri gömülür.
Bu mezarın, halen Gumalar dağı eteklerinde bulunan taş oyma mezarlardan biri olduğu söylenir. Zaten, bu yüzden dağa “Gumalar” dağı ismi verilmiştir. Bugün de, Gumalar dağı eteklerindeki köylerde, iki eşlilik bir gelenek olarak sürdürülmektedir. Burada yaşayan erkekler de kendilerinden söz ederken “ben” değil “men” derler. Göl kıyısında alabalık restoranları var, kiremitte alabalık deneyebilirsiniz.
Eldere köyündedir. Ankara-Afyon-Antalya yol güzergahında, Dinar yol kavşağından 10 km sonra Antalya istikametine giderken, yolun sağ tarafındaki Alabalık Restoranlarının da bulunduğu sulak alandır.
Menderes suyunun ilk çıktığı yerdir. Karakuyu gölü ve sulak alanı, çok geniş bir araziye yayılmış durumda iken, 1979 yılında tarımsal alanlar ve yerleşim yerlerinin su baskınlarından korunması ve sulama suyu temini ve Dinar Hidroelektrik Santraline su sağlamak için Devlet Su İşleri tarafından 2-2,5 metre yükseklikte, 14 km uzunluğunda setler içine alınmış ve su depolama alanına yani yapay bir göle dönüştürülmüştür.
1990 yılında ise burada su tutulmaya başlanmıştır. Gölü besleyen ana kaynak: Eldere köyü içinden çıkan Ulupınar’dır. Güneydeki İncesu köyü ve kuzeydeki Kumalar dağından gelen mevsimsel dereler de gölü besler. Göl fazla derin değildir, su seviyesi 1 ile 3.5 metre arasında değişir. Kurak aylarda göl küçülür. Deniz seviyesinden yükseklik 950 metredir. Gölün bulunduğu mevki, İç Ege Karasal ikliminden Akdeniz iklimine geçiş yerinde olduğu için, göl ve çevresinde zengin bitki türü çeşitliliği vardır.
Gölün tamamı, hasırotu, kamış ve nilüfer çiçekleriyle kaplıdır. Ayrıca Karakuyu gölü kışın donmaz. Çünkü: göller bölgesinde bulunan Eğirdir, Burdur ve Işıklı göllerinin tam ortasındadır ve kaynak sularından beslenir. Gölün üzerinde irili ufaklı çok sayıda yüzen ada bulunmaktadır. Yüzen adalar üstünde “Sorkun Söğüdü” denen bir bitki türü vardır.
Bu söğüt dalları çok esnek olduğu için sepet, sele ve keklik kafesi yapımında kullanılır. Yüzen adalarda bol miktarda “Kındıra” ve “Kamış” denen bitkiler de bulunur. Yüzen adaların arasındaki derin su toplama çukurlarına “Göz” denir. Bu gözlerin üzerinde nilüfer yani zambak veya lotus bitkilerine çokça rastlanır. Bu gözlerin derinlikleri en az 3-4 metredir. Balıklar yumurtalarını buraya bırakırlar.
Bu yüzden: göl alanı yaz ve kış dönemlerinde, kuşların yuva yapmaları, saklanma ve üremeleri için doğal bir ortam sağlamaktadır. Kuş araştırmacıları, sulak alanda 31 familyaya ait 74 kuş türü tespit edilmiştir. Gölde görülen kuşlardan bazıları şunlardır: Dikkuyruk, ördek, turna, balıkçıl, leylek, sakameke, uzun bacak, angut, bülbül, söğüt, flamingo ’dur.
Ayrıca sazlıklar arasında çok sayıda domuz da vardır. Karakuyu gölünden, çevrede yaşayanların en başta gelen yararlanma şekilleri gölden elde edilen “sülük” lerdir. Gölden çıkarılan sülükler yöre halkı tarafından alternatif tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Bunlar: varis, romatizma, siyatik gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanılır. Bu sülükler, gölde yakalanır ve Salı günleri Dinar’da kurulan pazarda şişeler içinde satılır.
Afyonkarahisar Dinar Eldere Karakuyu Gölü
1994 yılında Orman Bakanlığı tarafından göl bölgesi “Yaban Hayatı Koruma Sahası” olarak ve Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından ise “1’nci derece doğal sit alanı” olarak tescillenmiş ve kuş gözlem evi yaptırılmıştır. Evet en hassas husus: göl sularının güneybatıdaki düdenle Dinar ilçesinin doğusundan çıktığı belirlenmiştir, yani Suçıkan’ın suya buradan gelmektedir.
İlçe merkezine 30 km uzaklıkta, kuzeydedir. Dinar-Çivril karayolu üzerindedir.
Şelalenin bulunduğu yere, suyun iyi özelliklerinden dolayı “Gümüş su” ismi verilmiştir. 1020 metre rakımda bulunan Pınarbaşı kaynağından çıkan sular, 150 metre aktıktan sonra 15 ile 30 metre yüksekliğindeki faya bağlı olarak, eğim kırıklığından düşüş yapmasıyla şelale oluşur. Sular, fayların oluşturduğu eğim kırıklığından düşüm yapar.
İlkbahar sonu, yaz başlangıcında suyun debini en yüksektir. Kaynak suları, bir ara şişelenerek piyasaya sürülmüştür. Suyu çok soğuk ve tatlıdır. Gümüşsuyu kasabasına, 10 km uzaklıkta bulunan “Düzbel” köyünde, II. Haçlı seferinin savaş alanı “Miryakefalon” savaşının yapıldığı alan vardır. Savaş II. Kılıçaslan ile Bizans imparatoru II. Manuel arasında olmuştur. Bu savaş, Türk tarihi açısından sonuçları açısından önemlidir. Bu savaş sonunda, Bizans imparatorluğunun Anadolu’daki direniş imkanları tamamen çökmüştür.
Afyonkarahisar Dinar
Muharebenin Düzbel köyünde yapıldığını savunan ilk kişi, W.M.Ramsay’dır. Hatta, Düzbel ’in hemen batısındaki Kufi çayının muharebe mevkiisin olduğu kabul edilmiştir. Ancak savaşın burada olmadığı konusunda da bazı yazarların farklı görüşleri vardır, umarım bu bölgede arkeolojik araştırmalar yapılır ve savaşın yeri kesinlik kazanır.
İlçe merkezinin 7 km güneybatısında Pınarlı köyünün üst tarafındadır. Burada çam ağaçlarının arasında piknik yapmak mümkündür.
CERİT VE ZENDERİ YAYLASI
Cerit yaylası, Dinar ilçe merkezine 15 km ve il merkezine 125 km uzaklıktadır. Cerit yaylası denizden 1500 metre yükseklikte, dağlık bir arazide kurulmuştur. Köy arazisinin geneli dağlardan oluşur. Bu yaylada özellikle kıl çadır imalatı ve montajı yapılıyor, bu kıl çadırları görmenizi öneririm. Cerit yaylasında ayrıca yamaç paraşütü yapılıyor.
Şanlıurfa ilimizin Suriye sınırına çok yakın bir ilçesidir. İlçenin hemen karşısında, Suriye’nin Tall Alabyad isimli yerleşim yeri bulunuyor.
Evet, şehir merkezinin 300-400 metre ötesi sınır. Giriş için son bir not: Akçakale yöresinde: toz bulutları ve kum fırtınaları görmek mümkündür.
Peki, bu sitenin genel amacına uygun olarak, yörenin tarihi ve turistik özellikleri var mı? Hayır: yörenin herhangi bir tarihi ve turistik özelliği ve turizme yönelik etkinliği söz konusu değildir. Buranın en büyük özelliği: Suriye ile olan sınır kapısıdır.
Şanlıurfa Akçakale
ULAŞIM
Akçakale, bağlı bulunduğu Şanlıurfa il merkezine 53 km. uzaklıktadır. Buraya Şanlıurfa üzerinden gelen yol dışında, ulaşım imkanı bulunmuyor. Akçakale-Ceylanpınar arasındaki uzaklık: 107 km. Akçakale-Suruç arasındaki uzaklık: 61 km.
Şanlıurfa Akçakale
TARİH
Yöre: MÖ.9’ncu yüzyılda Asur hakimiyetinde olan bu bölge, MÖ.610 yılında ise Perslerin eline geçer. Ancak, MÖ.331 yılında, Makedonyalı İskender, Asya seferi sırasında Persleri yenerek, bölgeyi kendi egemenliğine alır.
Daha sonraki süreçte ise, Seleukoslar, Edessa krallığı, Romalılar, Bizanslılar ve Sasaniler görülür.
640 yılına gelindiğinde ise, bu kez Şam güçleri ve 661 yılında Emeviler yörede görülürler.
Emevilerin ortadan kalkmasının ardından ise, bu kez Abbasiler bölgeyi ele geçirirler. 1087 yılında ise, Selçuklular görülüyor.
1244 yılında Tatarlar, 1260 yılında Moğollar tarafından ele geçirilmesi sırasında yakılıp yıkılan ilçe: 1921 yılında Akçakale olarak tanınır ve 1946 yılında ilçe olur.
Şanlıurfa Akçakale
GENEL
Akçakale, deniz seviyesinden 385 metre yüksekliktedir. Yüzölçümü ise, 1250 km. karedir.
Yazının başında da belirttiğim gibi, yörenin güneyinde Suriye ülkesi bulunmaktadır. Suriye Arap Cumhuriyetiyle olan 82 km. lik sınır hattı nedeniyle, ilçe, en uzun sınır hattına sahip ilçe konumundadır.
Bölgenin başlıca coğrafi özellikleri: doğuda “Tek tek” dağları, batıda “Suruç” dağlarıdır. Bunun dışında, kuzeyden güneye düz ve geniş bir ova yerleşimi üzerindedir. Yani: bir dik kenar üçgeni şeklinde görülür.
Bölgenin iklimi değerlendirildiğinde, yazları kurak ve sıcak, kışları ise ılık geçen bir iklimden söz edilebilir. Özellikle: Temmuz-Ağustos ayları döneminde muhteşem sıcaklar, gündüz olduğu kadar geceleri de etkilidir. Yörede, kar yağışı görülmez.
Bitki örtüsüne bakılırsa, bölgede orman bulunmaması dikkat çeker.
Yöre insanının ekonomik etkinlikleri: tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Özellikle: Antep fıstığı ve nar tarımı görülür.
Bunun dışında, tarıma elverişli alanlarda: buğday, arpa, mısır, pamuk ekimi yapılmaktadır.
Şanlıurfa Akçakale Sınır Kapısı
AKÇAKALE SINIR KAPISI
Akçakale gümrük kapısı: ilk olarak 1974 yılında faaliyete geçmiş olmasına rağmen, günümüzdeki yapılar, 2007 yılında hizmete girmiştir.
Akçakale sınır kapısının hemen karşısında, Suriye-Tel Abyad sınır kapısı bulunmaktadır. Sınır kapısından geçtikten sonra: Suriye ülkesinde: Rakka şehrine olan uzaklık 100 km. Halep şehrine olan uzaklık 210 km. Şam iline olan uzaklık ise: 580 km. dir.
Şanlıurfa Akçakale Meslek Yüksek Okulu
AKÇAKALE MESLEK YÜKSEK OKULU
Akçakale Meslek Yüksek Okulu, Harran Üniversitesi bünyesinde, 1995 yılında hizmete açılmıştır.
Yüksek okulun bulunduğu kampus içinde: kız ve erkek öğrenciler için misafirhaneler, lojmanlar, yemekhaneler, lokal, yüzme havuzu ve spor alanları bulunmaktadır.