Batman Hasankeyf

Batman Hasankeyf

Evet burayı ziyaret ederseniz, yanınızda çocuğunuz varsa, özellikle çocuklarına dikkat etmesini öneriyorum, çünkü çok sayıda mağara var, çocukların kaybolması riskini göze almayın ve çocukları yanınızdan sakın ayırmayın. Ayrıca: bazı bölümlerde; derin kuyular var, bu kuyular, Dicle nehrine kadar uzanıyor, kuyuların dibinden su var. Gezerken mutlaka dikkatli olmanız gerekiyor.

Batman Hasankeyf

ULAŞIM

Hasankeyf; Batman-Midyat karayolu üzerinde bulunmaktadır. Batman’a uzaklık: 35 km. dir. Ayrıca: Mardin-Midyat üzerinden Hasankeyf’e ulaşmak mümkün. Hasankeyf’in Mardin’e uzaklığı: 120 km. ve Midyat’a uzaklığı ise: 50 km. dir.

Hasankeyf’e en yakın hava alanı: Batman’dadır. Diyarbakır havaalanı ise, Hasankeyf’e: 135 km. uzaklıktadır. Batman-Ankara arası uzaklık: 1012 km. Batman-İstanbul arası uzaklık: 1465 km. ve Batman-İzmir arası uzaklık ise: 1520 km. dir.

Batman Hasankeyf

TURİZM

Hasankeyf’te: ortaçağ havasını teneffüs edebilirsiniz. Tarih ve doğa, burada kesişiyor. Medeniyetlerin odak noktası olmuş, önemli bir tarih ve kültür potansiyeli var. Bu özellikleri nedeniyle: özellikle hafta sonları: yerli ve yabancı turist akınına uğruyor.

Yerli ve yabancı turistler: Dicle nehri kıyısında kurulan çardak tipi lokantalarda; yemek yiyor, mağaralarda bulunan Yolgeçen Hanı gibi tesislerde dinlenme imkanları buluyorlar.

NE YENİR

Bahar sonlarında ve yaz aylarında: Dicle nehri kıyılarındaki tahtlı lokantalar açılıyor. Bu tahtlarda: otururken bir yandan ayaklarınızı Dicle nehrinin serin sularında dinlendirebilir, bir yandan da ızgara Dicle balığı ve diğer et yemeklerini tadabilirsiniz.

Yolgeçen Hanı gibi mağaraların içinde: halı, kilim ve eski ahşap mobilyalar döşeli kafelerde dinlenebilirsiniz. Bunların dışında, ilçenin ana caddesinde, birkaç lokanta var. Bunlardan: Antik kent; çeşitli yemek çeşitleri sunuyor.

ILISU BARAJI

Türkiye’de, Dicle nehri üzerinde yapımı planlanan Ilısu Barajı; şu anda dünyanın en çok tartışılan baraj projesidir.

On yıldan bu yana: çevre ve insan hakları örgütleri, projenin devasa kültürel, ekolojik, insani ve politik etkilerine karşı mücadele veriyorlar. Evet: Baraj: Mardin ve Şırnak İl sınırları arasında, Dargeçit ilçesinin 15 km. doğusunda, Dicle nehri üzerinde yapılacak. Suriye sınırına: 45 km. uzaklıkta.

Temelden yüksekliği: 135 metre. Barajın uzunluğu: 1820 metre. Toplam gövde hacmi ise: 44 milyon metreküp. Barajdan üretilecek elektrik enerjisi: şu anda ülkemizde hidroelektrik santralleri aracılığı ile üretilen enerjinin, yalnızca yüzde 10’nudur.

Ancak: bu baraj yapıldığında: Yaklaşık 15 bin yıllık Hasankeyf şehrini, sular altında bırakacak olan Ilısu Barajı; yörenin kültürel mirasını yok etmenin yanında, 78 bin kişiyi de evsiz bırakacak.

Tabii, Ilısu barajının yapılmasıyla; bölgede birçok olumsuz durumların ortaya çıkacağı konusunda, sivil toplum örgütleri tarafından büyük mücadeleler veriliyor. Bizim amacımız: şu an için, büyük bir tarih hazinesi görünümündeki bu yöreyi sizlere tanıtmak, bu yüzden fazla ayrıntıya girmek istemiyorum.

TARİH

Hısn Keyfa olan şehrin adı: “Kayahisarı” olarak bilinir. Tarihi süreçte, bu tür kelimelerin anlamı: “korunmaya uygun” yer anlamına gelir. Kalenin; yekpare taştan olması nedeniyle, çeşitli dillerdeki Hasankeyf kelimesi “Taş Kalesi” anlamında da kullanılmaktadır.

Evet: tarihi süreci incelemeye başlayalım, Hasankeyf’in: ne zaman kurulduğu hakkında yeterli bilgi yok. Ancak: mesken olarak kullanılan çok sayıda mağara olması, buranın çok eski bir yerleşim yeri olduğu tezini güçlendiriyor.

İran ve iç Asya kültürleri: doğu Akdeniz, Mezopotamya, Roma ve Bizans kültürleri burada barınmış ve Romalılar, İran sınırını denetim altında tutabilmek için, Hasankeyf’te büyük bir kale inşa ettirmişler.

MÖ.633 yılında, bölgede, Bizans egemenliği görülüyor. 451 yılında, Bizanslılar tarafından, şehrin Müslümanların denetimine geçmesine kadar olan sürede: şehirde kale ve koruma amaçlı birçok yapı yaptırılmış.

17’nci yüzyılda: Hasankeyf, İslam orduları tarafından ele geçirilir. Bu dönemde; şehirde, sırası ile, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler ve daha sonra ise Artukoğulları egemenlikleri görülür. Artuklular, Türkmen sülalesinden olup, Hasankeyf’te en parlak dönemin yaşanmasını sağlamışlardır.

1101 yılında, Artukoğlu Sökmen; Hasankeyf’i ele geçirip, burada önemli tarihi eserler yaptırmış. Böylece: göçebelik hayatından yerleşik sisteme geçmişler. Haçlı akımlarına rağmen: ilim, sanat ve kültürel açıdan çok büyük gelişmeler ortaya konulmuş.

Darphaneler kurulup, devletin ekonomik yapısı güçlü tutulmuştur. İlime ve bilim adamlarına büyük önem verilmiş, Hasankeyf şehir kalesine su getirilerek, önemli bir sıkıntı giderilmiştir.

1232 yılında: Eyübi Sutanı El-Kamil El-Malik tarafından, Hasankeyf ele geçirilir ve Artukoğullarının 130 yıllık dönemi sona erer. Ortaçağın en kuvvetli devletlerinden olan Eyyübiler; Mısır, Suriye ve Yemen’de hüküm sürmüşlerdir.

Selahattin Eyyübi’den sonra: Eyyübiler, birçok emirliklere ayrılır. Hasankeyf, bu dönemde yine Eyyübiler hükümranlığı altındadır. Şehirde; çok önemli eserler yaptırılır, ilim, sanat ve kültürel alanda, günümüze ulaşan eserler ortaya çıkar.

Özellikle: mimari alanda faaliyet gösteren Hasankeyf Eyyübileri, yaptıkları ile tarihte yerlerini alırlar. Takip eden, tarihi süreçte; Moğol istilasında, Hasankeyf yağma ve tahrip edilir.

Daha sonraki dönemde, bölgede, Akkoyunlular hakimiyeti görülür ve bunların egemenliği 15’nci yüzyıla kadar sürer. 1473 yılında, Uzun Hasan ve Fatih Sultan Mehmet arasındaki Otlukbeli savaşında, Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel Bey şehit olur ve Hasankeyf’te Dicle nehri kıyısında gömülür.

Akkoyunlulardan sonra, bölgede İran Sefavilerinin egemenliği görülür. 1515 yılında, Yavuz Sultan Selim’in, doğu seferiyle birlikte, Hasankeyf, Osmanlı egemenliğine girer.

Bu dönemde, şehrin nüfusunun 10 bin üzerinde olması, büyük bir yerleşim merkezi konumunu gösterir. Şehir halkı: 7000 civarındaki mağaralarda, ortaçağ şartlarında hayatlarını uzun süre sürdürmüşlerdir.

Batman Hasankeyf

GENEL

Evet, Hasankeyf: 20 farklı kültürün izini barındıran ve 10 bin yıllık tarihiyle, UNESCO’nun 10 dünya mirası kriterinden, dokuzunu karşılayan bir yer. Yaklaşık 15 bin yıllık bir şehir.

Hasankeyf: denizden yüksekliği:520 metre olup Dicle nehri kıyısında kurulmuştur. İlçe ekonomisi: çardaklar ve balıkçılığa dayanmaktadır. Önemli bir tarım alanı mevcut değildir. Bu yüzden, halkın bir kısmı büyük şehirlere göç etmektedir.

İlçe her yönüyle: Batman’a bağımlı durumdadır.

İlçe; 1981 yılında, SİT doğal koruma alanı ilan edilmiştir. 4000’i aşkın mağara bulunan bölge, dünyada benzeri az bulunur bir doğa harikası. İlçe halkı, 1974 yılına kadar, kale başındaki yerleşim birimlerinde ve mağaralarda iskan etmiştir.

1974 yılında, Afet Evleri olarak bilinen 245 sosyal konut yapılmış, halk bu konutlara yerleştirilmiştir. İşsizlik çok yaygın olduğu için, genelde halkın gelir düzeyi düşüktür.

EFSANELER

DİCLE NEHRİ EFSANESİ

İnanışa göre: Allah tarafından Danyal Peygambere, bir vahiy gelir. Denir ki: “ Elindeki asa ile, suyun çıktığı mağaranın ağzından itibaren başlayarak bir çizgi çiz, su arkandan gelir.

Ancak: yetimlerin, dul kadınların, fakirlerin, yoksulların ve vakıfların malına ve mülküne yetiştiğin zaman, güzergahını değiştir ki, su bunlara zarar vermesin.”

Danyal Peygamber de Allah’ın bu buyruğuna riayet ederek, emredildiği şekilde Dicle Nehrinin güzergahını, çıktığı noktadan itibaren asasıyla, Basra körfezine kadar çizer.

Suyun akışı: bazı yerlerde, yukarıda belirttiğim özelliklere sahip mal ve mülklere isabet ettiği zaman, Danyal Peygamber, Allah’ın buyruğuna uygun olarak, suyun yönünü çorak ve verimsiz bir alandan geçecek şekilde değiştirir.

Bu nedenle: Dicle nehrinin, çıktığı yerden itibaren, Basra Körfezine kadar olan akış güzergahının, birçok yerinde: zikzaklar ve menderesler vardır. Bu nehir üzerindeki kıvrımların çok oluşu ve hiç kimseye zarar vermeyecek şekilde akışında, bir Peygamber elinin bulunması inancı hakimdir.

Bu nedenle: Dicle Nehri, her zaman ve her dönemde, kutsal bir nehir olarak değerlendirilmiştir.

İKİ YOLLU MİNARE

Sultan Süleyman döneminde yapılan Sultan Süleyman Camisi minaresi: daha inşaat halinde iken, usta ile kalfası arasında, inşaat tekniği açısından anlaşmazlık çıkar. Bu çekişme, kalfanın ustası tarafından kovulması ile son bulur.

Bu olay: kalfanın çok zoruna gider. Ancak, buna karşılık vermek için, Dicle Nehrine hakim kayalıklar üzerinde bulunan El-Rızk Camisinin minaresini yapmayı üslenir. Kalfanın buradaki amacı: ustasının yapmakta olduğu minareden daha güzel bir minare yapmaktır. Nitekim de öyle olur. Usta ile kalfa: minarelerini birlikte yapmaya başlarlar.

Her iki minarede yükseldikçe, ihtişamları daha da belirmeye başlar. Ancak: kalfa, yapmakta olduğu minarede, herkesten saklı tuttuğu bir ayrıntıyı özenle korumaktadır. Minareler: ilk bakışta, dış görünüş olarak birbirine benzerler.

Ancak, halk; zarafet ve estetik açısından, minareleri karşılaştırınca, kalfanın yapmakta olduğu minarede, daha güzel ve göze hoş gelen desenler bulur. Zaman ilerledikçe; her iki minarenin inşaatı hızlanır. Bir süre sonra, minareler, birlikte tamamlanır.

Usta yaptığı minarenin açılışını, başta Melik olmak üzere, kentin ileri gelenlerinin katılımı ile ve görkemli bir törenle yapar. Kalfa ise, yaptığı minarede, sır gibi sakladığı bir inşaat tekniğini, yalnız ustasının görmesini istemektedir.

Bu nedenle: minarenin açılışını yapmadan önce, ustasına karşı duyduğu saygıyı ön planda tutarak, mütevazi bir tavırla ustayı açılışa davet eder. Minarenin açılışını ona yaptırır. Minarenin açılışından sonra, usta, minarenin merdivenlerini kontrol etmek ve rahat olup olmadıklarını anlamak için minarenin tepesine çıkar.

Bir de ne görsün: kalfada, minarenin tepesinde kendisini beklemektedir. Bu durumu hayretle karşılayan usta: kalfaya “buraya nasıl çıktığını” sorar.

Kalfa, her zaman olduğu gibi, tevazuyu elden bırakmadan, ustasına “şu yan tarafta bulunan ikinci yoldan çıktım” der. Bunun üzerine, usta, şöyle bir yan tarafına bakar ki, bir de ne görsün: minarede çift yol yapılmış. Üstelik bu yollardan çıkan ve inan birbirini görmeyecek şekilde bir inşaat tekniği kullanılmış.

Oysaki, kendisinin yaptığı minarede, böyle bir teknik kullanılmamış ve yalnızca minaresine bir yol var. Bu durum karşısında ne yapacağını şaşıran usta, kalfasının bu düşüncesini takdir edeceği yerde, gururuna yenik düşmüş ve geçirdiği bunalım sonucu, minarenin tepesinden aşağıya atlayarak intihar etmiş.

Bu nedenle: Hasankeyf’te bulunan minareler, işte böyle tatlı ancak sonu dramatik olan bir rekabet anlayışı içinde yapıldığı için, üstün bir inşaat tekniğine ve üstün bir sanat değerine sahiptir.

GEZİLECEK YERLER

ARTUKLU KÖPRÜSÜ

Üzerinde herhangi bir kitabe olmadığından, kesin yapılış tarihi bilinmiyor.
Eski bir Bizans köprüsünün üzerine yapıldığı sanılıyor. Artuklular döneminde yapıldığı hakkında çeşitli görüşler var.

Batman Hasankeyf Artuklu Köprüsü

12’nci yüzyıl başlarında Artuklular zamanında yapılan köprü, 14’ncü yüzyıl başlarından itibaren, bir süre kullanılmamıştır. Daha sonra Artuklu hükümdarı al-Adil Gazi tarafından restore ettirilmiştir. 15’nci yüzyılda, köprü, bu kez Akkoyunlular tarafından yeniden restore edilir.

Kemer açıklığı itibarıyla: Ortaçağda yapılan en büyük köprülerden biri olarak kabul ediliyor. Ortadaki büyük kemeri taşıyan, iki orta ayağın arasındaki açıklık: 40 metre. Ayaklar; akıntı tarafında üçgen, diğer tarafta ise, dairesel şekilde yapılmış.

Batman Hasankeyf Artuklu Köprüsü

Dış cepheleri: kesme taştandır. Bu taşlar; birbirlerine madeni kramplarla kenetlenmiş.

Köprünün kemerleri de: kesme taştan yapılmış. Doğudaki kemer: gerçekten muhteşem büyüklükteki kesme taşlarla örülmüş. Gördüğünüzde taşların büyüklüklerine şaşıracaksınız. Batıdaki kemer ise; kırılma noktasına kadar kesme taştan, sonrasında ise tuğladan örülmüş.

Bazı kaynaklara göre; köprünün en büyük kemerinin orta kısmı: ahşaptı ve şehre düşman saldırıları olduğunda: bu ahşap bölüm yerinden kaldırılıyor ve düşmanın köprü üzerinden şehre girmesi önleniyordu.

Köprünün diğer ilginç bir özelliği de: ayakları üzerinde bulunan figürler. Bu figürler, günümüzde tahrip oldukları için tam olarak ne anlam ifade ettikleri bilinmiyor. Günümüzde, köprüden birkaç ayak dışında bir şey kalmamış.

Köprüyü: Atatürk köprüsünden, kaleden ve ya nehir kenarından görmek mümkün. Eğer nehir kenarına inmek isterseniz, Rızkiye camisini geçtikten sonra, önünüze çıkan küçük yolu izlemelisiniz.

Batman Hasankeyf Büyük Saray

BÜYÜK SARAY

Kalenin kuzeyinde, Küçük Sarayın karşısında, Ulu Caminin hemen altında.

Büyük ölçüde yıkılmış durumda. Kuzeye; nehre bakan cephesi: yuvarlak payandalarla desteklenmiş. Sarayın girişi; bu cephenin hemen ortasında bulunuyor.

Sarayda, gizli bir kapıdan hareme çıkılan özel odaların olduğu sanılıyor. Sarayın iki katı, bugün görülebilmektedir. Yapılacak kazılar sonucu, üçüncü katında ortaya çıkarılması sağlanacaktır.

Yapının en önemli özelliği: giriş kapısının karşısında, binadan bağımsız bir kulenin bulunması. Burası: kesme taşlardan örülmüştür. Köprü ayaklarında olduğu gibi, bu taşlar da madeni kramplarla birbirlerine kenetlenmişler.

Bu özelliğinden dolayı: dibindeki kasıtlı tahribata rağmen, kule yıkılmamış. Burası: bir zamanlar: ya bir gözetleme kulesi ya da yıldırımlar için paratoner görevi yapıyor olsa gerek.

Batman Hasankeyf El-Rızk Camii

EL-RIZK CAMİİ

Dicle nehrinin doğusunda, köprü ayağının hemen yakınında. Kitabesinden: Eyyübi Sultanı Süleyman tarafından 409 tarihinde yaptırıldığı yazılı. Günümüzde, caminin yalnızca minaresi sağlam kalmış.

Minarenin üzerindeki süsler; Arapça Kufi yazılar hayranlık verici güzellikte. Minarenin en önemli özelliği: çift merdivenli olması. Minareye baktığınızda: yuva yapan leylekler dikkatinizi çekecektir.

Caminin görülmeye değer avlusuna gitmek için, yeni yapılan caminin çevresini dolaşarak, erkekler tuvaletinin bulunduğu yönde olan kapıdan girmeniz gerekiyor. Avlunun son derece güzel cephesi, iyi korunarak günümüze kadar gelebilmiş.

Bugün; avlunun güneyinde kalan duvar kalıntısı var. Bu duvar kalıntısında; caminin asıl ibadet mekanına giriş kapısı var. Bu kapının sağ ve solunda, iki kapı daha bulunuyor. Bu kapıların üstü: çok güzel ayet yazıları ile süslenmiş.

Ancak, bu yazılar büyük ölçüde harap olmuş. Özellikle: ortadaki kapının süslemeleri, bitkisel motiflerle oyulmuş, taşları dikkate değer. Ancak; süslü taşların çoğu düştüğünden, eserin güzelliğinin bütünlüğü kaybolmuş.

Batman Hasankeyf Sultan Süleyman Camii

SULTAN SÜLEYMAN CAMİİ

Camiye ulaşmak için, Rızkıye camiinden sonra, yokuş yukarı giderken, hemen sola dönebilir ve ana cadde üzerinde PTT’den önceki ilk sokağa sapabilirsiniz.

Caminin kitabesinde: 1407 yılında, Eyyübi Sultanı Süleyman tarafından yapıldığı yazılı. Minare, hemen bitişiğindeki avlu giriş kapısı, kapının güneyindeki çeşme; özenle kesme taşlardan yapılmış ve süslenmiş. Çeşme üzerindeki kitabede; buranın Sultan Süleyman tarafından, 1416 yılında yaptırıldığı yazılı.

Yapının en dikkat çekici bölümü: minaresi. Minare: dikdörtgen ve kaidesinin her cephesinde, birer Arapça Kufi yazı bulunuyor. Kaidenin üzerinde yükselen silindirik gövde: şerefeye kadar, dört kuşaktan oluşmuş.

Her kuşak: farklı şekilde süslenmiş. Şerefeden yukarısı ise, yıkılmış. Üstten kesilmiş gibi bir görüntü var. Ne zaman ve nasıl yıkıldığı bilinmiyor. Şu anda, minare gövdesinde de yıkılma tehlikesi yok değil, büyük çatlarlar görülüyor.

Sultan Süleyman’ın mezarı: ibadet mekanına girerken, eyvanın doğusundaki odacıkta. Eser; tamamen harap ve sahipsiz olduğu için, günümüzde mezar olduğu nerede ise belli değil. Caminin kubbesi ve kubbenin taçlandırdığı ibadet mekanının çevresi, alçılarla dikkat çekici şekilde süslenmiş.

Batman Hasankeyf Kızlar Camii

KIZLAR CAMİİ

Koç camisinin hemen doğusunda bulunuyor. Kitabesi olmadığından, kesin yapılış tarihi ve yaptıran belli değil. Evet, bu eser sağlam ve günümüzde cami olarak kullanılmaya devam ediliyor.

Ama, buranın aslında bir anıt mezar olduğu araştırmacılar tarafından ifade ediliyor. Caminin girişinin sağındaki köşede bulunan anıt mezarın: kubbesi ve mezar kalıntıları, halen mevcut ve üç köşedeki mezar odaları ise tadilata uğramış.

Yapının kuzey cephesi kısmen korunmuş. Gerek cami girişi ve gerekse pencere çevresindeki motifler ve süslemeler; yapının güzelliği konusunda fikir veriyor. Yapının genel özellikleri dikkate alındığında, Eyyübiler döneminde yapıldığı söylenebilir. İlginç bir nokta da: harabelerin yüksekliğinin yalnızca 3 metre olmasıdır. Bu da caminin hiç tamamlanmadığı düşüncesini akla getiriyor.

Batman Hasankeyf Kale Kapısı

KALE KAPISI

Doğudan, kaleye çıkan merdivenli yolun başlarında bulunuyor. Üzerindeki kitabeden, 1416 yılında, Eyyübi Sultanı Süleyman tarafından yaptırıldığı anlaşılıyor. 590 yıldan fazla bir süre ayakta kalabilen kapıda; günümüzde, dayandığı kayaların çökmesi nedeniyle çatlaklar oluşmuş ve çökme tehlikesi var.

Yıkılmaması için acil tedbir alınması gerekir. Umarım, yetkililer bu çağrıyı duyar ve gerekli tedbirleri alır. Evet, gezmeye devam. Kapının ön cephesi: kesme taştan yapılmış. Arka cephesi ise, eklentilerle beraber molozlardan yapılmış.

Muhtemelen arka cephede, muhafızlar için yerler vardı. İkinci kapı olarak bilinen bu kapının hemen altında: 8-10 yıl öncesine kadar bir kapı daha varmış. Bu kapının iki yanında, iki aslan kabartması oyulmuş, süslü taşlar bulunuyormuş. Yıkılan bu kapının bazı taşları: Hasankeyf Kazı evinde koruma altına alınmış.

Doğudan kaleye çıkılan yolun üst taraflarında: üçüncü bir kapı daha var. Kapı: üstten harap olmuş. Gerek ön cephesinde ve gerekse yan cephesinde dikdörtgen levhalar içinde yazılar var. Alınlığın üstünde bir kitabe olduğu anlaşılıyor, ancak tahrip olmuş. Bu kapı, görülen özellikleri incelendiğinde, Eyyübiler dönemine ait olduğu söylenebilir.

Batman Hasankeyf Küçük Saray

KÜÇÜK SARAY

Kalenin kuzeydoğu ucunda bulunuyor. Rızkiye minaresine, yukarıdan bakan bir konumda. Atatürk köprüsünden bakıldığında, saray beyaza çalan bir kayalığın üstünde, kutu gibi görünüyor. Kayalar; aşağıdan itibaren saraya uygun bir şekilde yontulduğundan, dev bir kule görünümü var. Tarihi kaynaklardan: 1328 yılında Eyyübiler döneminde yapıldığı değerlendiriliyor.

Kuzeye bakan cephedeki pencerenin üstünde; iki aslan kabartması, bu kabartmaların ortasında da kufi levhalar bulunuyor. Tarihi kayıtlardan; sarayın duvarlarının göz alıcı bir şekilde süslendiği, altın harflerle yazılar yazıldığı anlaşılıyor. Ancak; bu yazılar tamamen silinmiş veya sökülmüş, günümüzde bunları görmek mümkün değil.

Batman Hasankeyf Zeynel Bey Türbesi

ZEYNEL BEY TÜRBESİ

Akkoyunlu eseridir. Hasankeyf’ten net biçimde görülebilmektedir. Akkoyunlular; 1462-1482 yılları arasında Hasankeyf’te hüküm sürmüşlerdir. Bu dönem içinde; Hasankeyf’de bıraktıkları tek eser: Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel Bey’in Türbesidir.

Dicle’nin kuzey yakasında bulunan bu eserin giriş kapısı üzerindeki kitabede; buranın Zeynel Bey’e ait olduğu ifade ediliyor. Bu türbenin benzeri: İran’da; Tebriz kentindeki mavi camide görülebilmektedir.

Batman Hasankeyf Zeynel Bey Türbesi

Eser: dıştan silindirik, içten ise sekizgen özellikte bir yapı. Türbenin silindirik gövdesi üzerinde: turkuaz ve lacivert, sırlı tuğla ile dört kuşak oluşturulmuş.

Birinci kuşakta: “Allah”, ikinci ve üçüncü kuşaklarda, baş kısmında “Ahmet” devamında ise “Muhammed”, dipteki son kuşakta ise “Ali” isimleri yazılmış. Yazılar; hayranlık verici güzellikte.

Hem kapı ve hemde güneydeki pencere: aynı renkteki sırlı tuğlalar kullanılarak süslenmiş. Yapının birçok yerinde, bu sırlı tuğlaların söküldüğü, kasıtlı bir tahribatın yapıldığı gözleniyor. Üst kubbede: aynı tarzda süslerin izleri hala mevcut.

Üst kubbedeki çatlakların gittikçe açıldığı ve yıkılma tehlikesinin burada da bulunduğunu görecek ve ilgisizliğe şaşacaksınız.

Batman Hasankeyf Kale

KALE

Rızkiye camisini geride bırakıp, yolunuza devam ederseniz, birkaç dakika sonra, iki tarafı uçurum olan bir boğaza geleceksiniz. Sağ tarafta kaleye çıkan yolda su içilebilecek iki çeşme var. Kaleye çıkan yol, kaygan taşlarla döşeli olduğundan, düşmemek için aman dikkat edin.

Dicle nehrine hakim ve muhteşem bir manzarası olan bu tarihi kale, gün boyu ziyarete açıktır. Aslında: bugün surlar yok, bu yüzden belki kale beklentiniz biraz farklı olabilir.

Kalenin iskan yeri olarak kullanılması: Milattan çok önceki yıllara dayanıyor. Bu konuda kesin bir tarih ve bulgular yok. Yapının kaleye dönüştürülmesi ise: MS.363 yılında olmuş. Bu tarihte, Bizanslılar; Sasanilere karşı Hasankeyf’e bir kale yapmış ve sınırlarını koruma altına almışlar.

Kale: bütünü ile, tabii kayalardan oluşuyor. Biri doğuda ve biri batıda olmak üzere, iki merdivenli yol ile buraya ulaşılıyor. Doğudaki yol: geniş ve moloz taşlarla döşenmiş ve aralıklarla yapılan kapılarla tutulmuş. Bu kapılardan: biraz önce söz etmiştim.

Kalenin kuzeyinde: kayalara oyulmuş, tamamen gizli olan, ama günümüzde yıkılmalar sonucu kısmen ortaya çıkmış iki merdivenli bir yol daha var. Normal yollarda kaleye su çıkarılamadığı dönemlerde: kale sakinleri bu merdivenli yollarla, Dicle’den su ihtiyaçlarını karşılamışlar.

Kaleden: daha yüksek mevkilerde bulunan su kaynaklarından zaman zaman, yerlere künkler döşenerek ve zaman zaman ise, kayalara oyularak su kaleye ulaştırılmış. Kalenin dikkati çeken bir özelliği de: burada; gerek Eyyübiler ve gerekse Artuklular döneminde, kaynak suyu çıkarılmış olması.

Uzundere köyüne gidilerken: kalenin 1 km. ilerisindeki yolun sağındaki kayalara oyulan su yollarının izleri görülüyor. Yıkılmayan yerler incelendiğinde: kayalardaki bu su yollarının tamamen gizli olduğu anlaşılıyor. Sular; cazibe ile, kalenin kuzeyinde yer alan büyük havuza (depoya) toplanıyor ve oradan da, kanallarla kalenin her yanına ulaştırılıyormuş.

Artuklular döneminde, hangi hükümdar zamanında: kaleye su çıkarıldığı bilinmiyor. Ancak: Eyyübilerden Küçük Sarayı yapan Muhammed’in 1328 yılında, kaleye su çıkardığı kaynaklardan öğreniliyor. Hatta: kalede, bu tarihten sonra, ağaçların ve ekinlerin ekildiğinden bile söz ediliyor.

Kalede: Ulu Cami güneyinde, 100 metre ileride, hamama benzeyen yapılar var. Bu kaleye, bol miktarda suyun çıkarıldığını gösteriyor. Hamamın, bugünkü halinden daha sonraları, kumaş dokuma atölyesine dönüştürüldüğü tespit edilmiş. Kalede yapılacak bir araştırmada, buna benzer birçok kumaş dokuma atölyesi bulmak mümkün.

Ulu Cami güneyinde, geniş bir meydan var. Meydanın doğusu: Büyük Saray kalıntılarına kadar, mezarlığa dönüştürülmüş. Kaynaklardan: bu mezarlıkların yerinde, kale kapısına bakan noktada, Eyyübiler döneminde, büyükçe bir Eyvan yapıldığı anlaşılıyor.

Gerçekten, bu mevkide büyük taşlardan yapılmış duvar kalıntılarına rastlanıyor. Kale; tabii kayalardan oluşmasına rağmen, her tarafında burç izine rastlanıyor. Şüphesiz, bunların amacı: kaleyi düşman saldırılarından korumak değildir. Herhalde, kale sakinleri, düşme tehlikesinden korunmak için, bu burçları yapmışlar.

Tarihi süreç incelendiğinde, kalenin silah zoru ile ele geçirildiğine dair herhangi bir bilgi yok. Yalnız: Moğollar döneminde, şehir gibi, kale de harap edilmiş. Kuzeyi: Dicle ile çevrili kalenin, diğer taraflarında derin yarıklar var. Kuzeyden geniş olan kale, güneye gidildikçe daralıyor.

Kaledeki evlerin çoğu; oyulmuş mağaralardan oluşuyor. Genellikle: bir-iki odadan ibaret. Birkaç odadan ibaret olanları da var. Büyük Saray’a doğru giderken, sağda bulunan Cami-u Harap’ta; sonradan oraya konduğu anlaşılan bir kitabe parçası var. Kısmen aşındığı için okunmuyor.

küçük kale.en iyi resim.1
Batman Hasankeyf Küçük Kale-Darhane

KÜÇÜK KALE (DARPHANE) 

Halk arasında küçük kale olarak bilinen ve kalenin doğusunda bulunan kaya kütlesi, bir zamanlar darphane olarak da kullanılmış. Artuklular ve Eyyübiler döneminde, burada paralar basılmış. Bu paraların örnekleri: özellikle Mardin Müzesinde bulunuyor. Asıl kalenin karşısına düşen bir uçurumun üzerinde yer alıyor.

Moğolların tahribatından sonra, Eyyübiler, bir süre burayı mesken olarak da kullanmışlar. Buraya: kale kapısı karşısındaki bir merdivenle çıkılıyordu. Merdiveni taşıyan kaya kütlesinin, kısmen çökmesi ile, bugün, merdivenle darphaneye çıkmak mümkün değil.

Darphanenin güneyi, 8 metre genişliğinde, 10-12 metre derinliğinde oyulduğu için, darphaneye çıkmak mümkün olmuyor.

Orada yapılan incelemede: mesken olarak kullanılan evlere, su havuzuna, su kanallarına, sarnıçlara ve değişik amaçla kullanılan mağaralara rastlanılmış. Ayrıca: küçük kaleyi çevreleyen burç kalıntıları da yer yer bulunuyor.

Özellikle: kale zaman zaman darphane, define avcıları tarafından tahribata uğratılmış. Bir şeyler olduğu tahmin edilen her yer bu hırsızlar tarafından kazılmış.

Batman Hasankeyf Şehir

ŞEHİR

Kale dışında; geniş bir alan iskan yeri olarak kullanılmış. Bu durum, kalıntılardan anlaşılıyor. Kaleyi; doğudan çevreleyen büyük yarık (Şa’bülkebir) Hasankeyf’in en yoğun iskan yerlerindenmiş. Burada: bol sayıda mağaralar var.

Küçük Sarayın doğudaki penceresinden bakıldığında: güneydoğu istikametinde uzanan küçük yarığın (Şa’büssagir) iki tarafı da meskenlerle dolu. Yukarı doğru gidildikçe: yarık daralıyor ve bir noktada mağara evler bitiyor.

Şehrin güneyinde bulunan kaya kütlesinin; şehre bakan cephesinde de ev olarak kullanılan yüzlerce mağara var. Bu mağaralar: Salihiye yolu üzerindeki şelale mevkiinden güneye doğru kıvrılarak uzanıyor. Burada da yüzlerce mağara ve terkedilmiş onlarca su değirmeni kalıntıları var.

Salihiye bahçelerinin en doğusundaki kaya kütlesi zirvesinde: iki kattan oluşan, birkaç odalı, kral kızı sarayı var. Burasının: zamanında seyir amacı ile kullanıldığı sanılıyor. Salihiye bahçelerinin doğusunda da yüzlerce mağara bulunuyor. Bunların arasında, sosyal amaçlı kullanılan ( han gibi) mağaralar da bulunuyor.

Dicle’nin karşı kıyısında: Kure köyünün bitişiğindeki bölgede: iki-üç katlı oldukları tespit edilen yapılar var.

Ayrıca: kalenin batı ve güneyini çevreleyen yarıklarda da, yoğun olmasa da mesken amaçlı birçok mağara var. Şehrin, iskan edilen yerleri, şüphesiz bu kayalara oyulmuş evlerden yani mağaralardan ibaret değil.

Batman Hasankeyf Şehir

Şimdiki mevcut şehrin, tümü ortaçağda da iskan yeri olarak kullanılıyormuş. Hatta, şehir merkezinden 1-2 kilometre doğusuna kadar, oradan nehre ininceye kadar, geniş bir alanın mesken olarak kullanıldığı, bugün, görülen izlerden anlaşılıyor.

Şehrin, böylesine geniş bir alana sahip olmasına rağmen, şehri koruyan surların, iç kısımda kaldığı görülüyor. Bu surların: bugünkü kalınlığına bakılırsa, şehri korumakta zayıf kaldıkları söylenebilir. Şüphesiz, bu kadar geniş alana kurulan şehrin, belki de yüz binlere ulaşan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayacak sosyal yapılarının da olması gerekirdi.

Evet; Hasankeyf; geniş iskan alanı, yoğun nüfusu ve korunaklı kalesiyle, ortaçağın önemli şehirlerinden biri idi. 1524 yılında tamamen Osmanlıların eline geçtiğinde de, böyle büyük bir şehir olduğundan, sancak merkezi yapılmıştı.

Hasankeyf’teki mağara evleri; çok farklı özellikler gösterir. Çoğunluğu: sade ve 1-2 odalıdır. Özellikle: yüksek yamaçlardaki mağaraların bazıları iki katlı, hatta üç katlıdır.

Batman Hasankeyf

SONUÇ

Baraj gölü havzasındaki su miktarındaki artış devem ederken Hasankeyf antik kentindeki binalar ve arkeolojik alanlar bir bir sulara gömülüyor.

Ilısu Barajı Hidroelektrik Santralinde tutulan su miktarındaki artışın başlamasıyla birlikte tarihi antik kent, Hasankeyf’te sular yükselmeye başladı.

Son durum, araçların kullandığı köprünün ayaklarının büyük bir kısmı sular altında, tutulan su miktarı arttıkça göl havzasında kalan Hasankeyf’te su seviyesi yükselmeye devam edecek ve sizler, yukarıdaki satırları sadece mazide kalan bir hikaye olarak okuduğunuzu anlayıp üzüleceksiniz, göremeyenler üzülecek, maalesef Hasankeyf bitti, yok oldu.

Yalova

Yalova


1999 yılı depreminin olumsuz etkilerini kısa zamanda gideren ve günümüzde; özellikle termal kaplıcaları ve doğal güzellikleriyle öne çıkan bir şehir.

Yalova

ULAŞIM

Yalova, İstanbul-Kocaeli-Bursa illeri arasında, karayolu bağlantısıyla, üçgenin kesişme noktasındadır. Yalova-İstanbul arası uzaklık: 174 km. Yalova-Bursa arasındaki uzaklık: 69 km. Yalova-Kocaeli arasındaki uzaklık: 63 km. Yalova-Gölcük arasındaki uzaklık: 50 km. Yalova-Gemlik arasındaki uzaklık: 43 km. Yalova-Karamürsel arasındaki uzaklık: 30 km. Yalova-Orhangazi arasındaki uzaklık: 21 km.dir.

Yalova-Bursa bağlantılı karayolu, Samanlı dağlarının üzerinden geçtiği için: hem virajlı ve hem de iniş-çıkışlıdır. Oldukça işlek olan bu yolun, genişletilmesi çalışmaları halen sürdürülüyor.

Ankara-Yalova arası uzaklık: 407 km.dir. Güzergah: Ankara-Bolu üzerinden.

Yalova



GENEL ÖZELLİKLERİ

Yalova Depremi


DEPREM

Yalova: 1999 depreminden etkilenen yerlerden biri. Yalova’da resmi rakamlara göre: 2504 kişi deprem sonucu hayatını kaybetmiş. 15946 kişi, uzun yıllar boyunca, prefabrik evlerde barınmış. Her ne kadar birçok bina,, depremden zarar görse de, depremin kötü etkilerini en kısa zamanda silip atan ve yeniden normal yaşamın sürdürüldüğü bir yer olması nedeniyle; öne çıkan bir yöremiz.

Yani: depremden etkilenmiş olmasına rağmen, depremin olumsuz etkileri kısa zamanda temizlenip, normal yaşama dönülmüş. Bir de, Yalova’da bulunduğunuzda, çok miktarda “Yaşar Okuyan” ismi bulunan tabelalı tesisler göreceksiniz. Sanırım: bu insanın buraya çok hizmeti geçmiş ve yöre insanı, bu hizmetleri takdir etmiş ki, birçok tesise, ismini vermiş.

Yalova

KONUMU

Yalova, doğu kıyılarındaki düzlükler dışında, dağlık bir araziye sahip. Güneydeki dik yamaçlar: gür bir orman örtüsü ile kaplı. Orman alanlarının genişliği bakımından, Türkiye’nin sayılı illerindendir. İklim olarak: yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise ılık ve bol yağışlı geçer. Yalova’nın bence konum olarak en büyük özelliği: İstanbul’a yakın olması.

SAHİL ŞERİDİ

Yalova’nın sahil şeridi: 110 km. dir.

SÜS BİTKİCİLİĞİ

Yalova’nın en önemli özelliklerinden biridir. Seralarda süs bitkileri yetiştirilip, tüm ülkeye gönderilmektedir.



NE SATIN ALINIR

Yörede, halı dokumacılığı ve özellikle Sugören köyünde oldukça önemli bir geçim kaynağıdır. Burada dokunan ipek halılar, İstanbul’da ve Avrupa’da birçok alıcı bulmaktadır. Ayrıca: İl’de, çam ağacından ve ıhlamur ağacından yapılan, “gumuz” adlı bir çalgı aleti de bulunmaktadır.

 

TARİHİ


Yalova yöresinde yerleşim, çok eski tarihlere kadar gider. Önceleri bataklık bir alan olan, bugünkü il merkezinde, yerleşim ise daha sonradır. Kent merkezinde bulunan kaplıcalar, Antik çağda, Pythia Thermai olarak adlandırılmıştır.

İlk çağdan beri yararlanılan şifalı sıcak maden suyu kaynaklarında, tesislerin kurulması ve geliştirilmesi, kentin de büyüyüp gelişmesinde rol oynamıştır.

Yalova yöresi: tarih içinde: Bitinya, Roma, Bizans toprakları içinde yer almıştır. Yerleşmenin antik dönemdeki adı tam olarak bilinmemekle birlikte yöreye “Pylopyhtia ve Xenodochion denildiği, çeşitli kaynaklardan öğrenilmektedir.

11’nci yüzyılın sonlarında, bölgede Türkler görülmeye başlanır. Bu da, yöredeki sosyal ve kültürel yapıyı kökten etkileyen olay olur. Ancak: 1137 yılında Yalakonya Kalesi ve Çoban Kale düştükten sonra, Yalova yöresi, Emir Ali tarafından Osmanlı topraklarına katıldı.

15 ve 16’ncı yüzyıllarda, yöre için Yalakova ve Yalakabad adlarının kullanıldığı görülüyor. Yöre, Osmanlı topraklarına katıldığında, yörede Rum ve Ermeni nüfus hakimdi.

Bundan sonra da, Müslüman Türk nüfus giderek arttı. Özellikle: Balkanlardan çok sayıda göçmen bölgeye geldi.

Yalova

 

YALOVA İÇİNDE GEZİLECEK YERLER

BOTANIK-KARACA ARBORETUMU

1980 yılında, TEMA Vakfı kurucusu Hayrettin Karaca tarafından; 13.5 hektar arazi üzerine kurulmuştur.

Yalova-Termal kara yolunun üzerinde, il merkezine 5 km. uzaklıkta, Samanlı Köyü içinde bulunmaktadır. Burada: kaya bahçeleri, bitki bahçeleri, gül bahçeleri, minyatür bitkiler, Türkiye doğumlu bonsai bitki koleksiyonları ve diğer birçok örnek görebilirsiniz.

Tahminen 5 bin odunsu ve bir o kadar da otsu ve soğanlı bitki mevcuttur. Evet, gezmek isterseniz, burası Pazar günleri 13.00-18.00 arasında halka açık. Bunun dışında: gurup ve okullara, haftanın diğer günleri de, randevu alınması koşuluyla açıktır.

Gezi, rehber eşliğinde 1.5 saat sürüyor. Ziyaretin karşılığında ise, TEMA Vakfına makbuz karşılığı bağış yapma koşulu var. Yılda, yaklaşık 15.000 civarında yerli ve yabancı ziyaretçi, buraya giriyor.

Buranın günümüzdeki faaliyetleri: Üniversite öğrencilerine staj imkanı sağlamak ve halkın konuyla ilgili bilgisini arttırmak, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde yapılan botanik bahçelerine bitki materyali sağlamak, bahçıvan eğitimi vermek, dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan arboretum ve botanik bahçeleriyle tohum değişimi yapmak, bitki koleksiyonunu genişletmeye devam etmek. Tüm bu faaliyetlerin finansmanı; Karaca

Arboretum’da bulunan, Karaca Arboretum Fidanlığı faaliyetleriyle sağlanıyor. Yani: fidan satışından elde edilen gelirle sağlanıyor

Yalova Atatürk’ün Yürüyen Köşkü
Yalova Atatürk’ün Yürüyen Köşkü

ATATÜRK’ÜN YÜRÜYEN KÖŞKÜ

Cumhuriyetin kurucusu Atatürk, tarımda modern teknikleri kullanması, çevre üreticilere örnek olması ve onların nitelikli fide, damızlık ihtiyaçlarının karşılanması için, kişisel mülkü olan Yalova’nın doğusundaki Millet Çiftliğini, bu amaca uygun olarak düzenletmiştir.

Çiftlik içinde, deniz kıyısında ikameti için, 1929 yılında, bir çınarın yanında, iki katlı, mütevazi bir köşk yaptırmıştır.

Ulu Önder Atatürk, Atatürk Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsünde ve deniz kenarında bulunan köşke geldiğinde, bahçıvanı: köşkün hemen yanındaki büyük bir ağacın dallarını kesmeye çalışırken görür. Hemen bahçıvanı yanına çağırır ve bunun nedenini sorar.

Bahçıvan da “ ağacın dalları köşkün duvarına kadar uzanmıştı” der. Bunun üzerine Ulu önder “Ağacın dalını kesmeyin, Köşkü kaydırın” emrini verir. Görev: İstanbul Belediyesi Fen İşleri Yollar-Köprüler Şubesine verilir.

Sorumlu Baş Mühendis Ali Nuri Anlar, binanın temellerini açtırır. Temellerin altına, zor ve çok yavaş ta olsa, raylar döşenir. Bina, rayların üzerinde doğuya doğru 4.80 metre kaydırılır. Atatürk, 11 Ağustos 1936 tarihinde yapılan bu işlemi: kız kardeşi Makbule hanım, Afet İnan hanım, Yunus Nadi Abalıoğlu, Muhafız Komutanı İsmail Hakkı Tekçe, Yaver Binbaşı Nasuhi Bey ve diğer ilgililerle birlikte, baştan sona izlemiştir.

Atatürk: 11 Haziran 1937 tarihinde, şahsına ait bütün taşınmaz mallar gibi, bu köşkü de Türk Milletine bağışlamıştır. Günümüzde, diğer tüm köşkler gibi, Yürüyen köşkte, halen müze olarak korunmaktadır.

Atatürk’ün bir dalının bile kesilmesini istemediği Ulu Çınar ve yanındaki köşk, ağaç sevgisi ve çevre bilincinin de bir anıtı olarak ziyaretçilerini beklemektedir. Yürüyen köşk: “Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü” arazisi içindedir.

Enstitü: Atatürk’ün 1920’li yıllarda gösterdiği Türk tarımının ileri tekniklerle donatılması amacı doğrultusunda: bilim, hizmet ve nitelikli materyal üretim amaçlı hizmetlerini sürdürmektedir.

Daha önce de söylediğim gibi: Atatürk her ne kadar buradan büyük keyif almakta idiyse de, ölümcül hastalığının ilk teşhisi burada konulmuştur. Yalova kaplıcalarına; bu bölgede gerek kendisi huzur bulduğu için ve gerekse bölge halkının o yıllardaki, temizlik gereksinimlerini karşılamak için, büyük önem vermiş ve kaplıcaların gelişmesini, büyümesini, imarını sağlamıştır.

Evet, buyurun köşkün içini gezelim. Köşkün en büyük özelliği: kullanıldığı zamanki eşyaları ile birlikte muhafaza edilmesi ve günümüze ulaşmış olması. Binaya girdiğinizde: bu eşyaların halen yerli yerinde bulunması hemen dikkati çekiyor.

Öyle ki, tuvalette kullanılan tuvalet kağıdı bile, aynen olduğu gibi duruyor. Köşkün arkasında, zemin altında, ısıtma tertibatının bulunduğu bölüm var. Burada: büyük bir kuzine sobası bulunuyor. Ayrıca: ön cephede, zemin katta, tamamen deniz manzaralı olan, binanın ön bölümüne ulaştırılan, bir taraça bölümü var.

Burası da muhteşem, burada toplantılar yapılıyormuş. Ayrıca: kenarda, o dönemde Atatürk tarafından dinlenen plaklar hala duruyor. Atatürk’ün yattığı yatak, üstündeki yorganla birlikte muhafaza edilmiş. İçeri girdiğinizde, sanki uzun yıllardır temizlenmemiş ve her yanı toz tutmuş, bir yere girdiğinizi düşünüyorsunuz.

Ama, bir yandan da, bu ev ve eşyaların, Atatürk tarafından bizzat kullanılmış olduğunu düşünüyor ve bambaşka hayallere dalıyorsunuz. O büyük insanın yaşam tarzını, yaşadığı yerleri gezmek, başka bir alemde gibi olacaksınız.

Yalova yöresine gidip te, bu köşkü görmeden ayrılırsanız, inanın büyük eksiklik. Atatürk’ün doğa ve ağaç sevgisini de yansıtan ve bu sevginin büyüklüğünü ortaya koyan, bu köşk’e mutlaka gidin.

Yalova Açık Hava Müzesi

AÇIK HAVA MÜZESİ

Yaşar Okuyan Bulvarı Sanat Sokak köşesindedir. Kültür Bakanlığı tarafından kurulmuştur. 6000 yıllık geçmişe sahip, Yalova’nın çeşitli yerlerinden çıkan ve değişik yerlerde muhafaza edilen tarihi eserler toplanarak, burada sergilenmektedir.

2003 tarihinde açılan bu müzede: Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait eserler bulunuyor. Ayrıca: Yalova’nın çeşitli bölgelerinde bulunan eserlere ait maketler de bulunuyor.

2005 yılı sonu itibarıyla, Yalova’da çeşitli tarihlerde çıkarılan 46 adet mevcut tarihi eserlerin envanter bilgileri hazırlanmış. Tarihi eserlere ilginiz varsa, ziyaret edebilirsiniz. 

 

Osmaniye

Osmaniye

Osmaniye, tarihsel kalıntıların meraklıları tarafından, gezilmesi ve görülmesi gereken bir yer. Özellikle: burada bol miktarda kale var, sanki bir kaleler kenti.

Osmaniye

ULAŞIM

Adana hava alanına uzaklık: 90 km. dir. Osmaniye-İskenderun limanı arasındaki uzaklık: 75 km. Osmaniye-Ankara arası uzaklık: 576 km. Osmaniye-İstanbul arası uzaklık: 1025 km. Osmaniye-İzmir arası uzaklık: 986 km. Osmaniye-Adana arası uzaklık: 86 km. Osmaniye-K. Maraş arası uzaklık: 100 km. Osmaniye-Gaziantep arası uzaklık: 120 km. Osmaniye-Hatay arası uzaklık: 128 km.

Osmaniye

TARİH

Osmaniye kent tarihi: ilk çağlardan itibaren buraya yerleşen: Hitit, Asur, Pers, Grek, Roma, Bizans gibi devletler ve bazı kavimler tarafından şekillendirilmiştir. 12.yüzyıldan itibaren ise, bölge Türk yurdu olarak öne çıkıyor.

Aslantaş Baraj gölü altında kalan Domuztepe yamaçlarında: neolitik, kalkolitik, tunç ve demir çağlarına ait yerleşim izleri ortaya çıkarılmıştır.

Bölge: MÖ.3000 yılı, Mezopotamya kaynaklarında; Amanum, Hitit imparatorluğu kaynaklarında: Amana, Asur yazıtlarında: Hamanu, Haçlılar devrine ait kaynaklarda: Montana Migra, İslam devri kaynaklarında: Cebel’ül lukkam olarak geçer.

Hititleri takiben, MÖ.260 yıllarında, bölgeyi Sasani kralı I.Şapur ele geçirir. 524 yılındaki depremde, bütün Klikya kentleri tahribata uğrar. 561 yılındaki ikinci bir deprem, bütün kentleri yerle-bir eder. Bunun ardından çıkan veba salgını, kentlerde ve kırsal alanlarda, büyük can kayıplarına yol açar.

MS.7.yüzyıldan it ibaren, bölgede Arap devletleri görülür. Bu dönemde: haçlılar ve Emevi, Abbasi ve Türkler arasında, bu bölgede, büyük çatışmalar, savaşlar yaşanır. Abbasi halifesi Harun Reşit zamanında, bölgedeki önemli kale ve yerleşim yerleri, yeniden yapılmış ve bir kısmı da onarılmıştır.

Selçuklular zamanında, Anadolu’ya gelen Türklerden bir kısmı, Adana ovasına iner ve daha  sonra Haraz mevkiinde, ilk kez olarak “Osmaniye” yi kurarlar.

MS. 11. ve 12.yüzyıllarda: bölgede haçlılar egemendir. Daha sonra, MS. 14.yüzyıl başlarına kadar Ermeni krallıkları görülür. 1332 yılında ise, bölge tamamen, Memlüklerin kontrolü altına girer. 1517 yılından sonra ise, Osmanlı devleti, bölgedeki egemenliği ele geçirir.

19.yüzyıl başında, Kavalalı Mehmet Paşa, bölgeyi ele geçirir. 1840 yılında yapılan Kütahya Antlaşmasıyla, bölgede tekrar Osmanlılar hakim olurlar. Osmaniye’nin kent tarihçesi, 1865 yılından sonra başlar.

I. Dünya savaşının sonunda, bölge Fransızlar tarafından işgal edilir. 1922 yılında ise, Ankara Antlaşması sonucu, işgal sona erer ve bölgeyi terk ederler. Cebelibereket olarak isimlendirilen sancak: 1877 yılında Gavur dağlarının asayişini sağlamak için kurulmuştur.

Bu sancak, 15 yıl, Osmaniye de konuşlandırılmıştır. 1923 yılında, Cumhuriyetin ilanından sonra, Sancakların vilayete dönüştürülmesi nedeniyle, Cebelibereket vilayeti adını alır. 1933 yılında ise, yeniden ilçe statüsüne indirilir ve Adana’ya bağlanır. 1996 yılında ise, yeniden il olur.

Osmaniye

GENEL

Devlet Planlama Teşkilatı tarafından yapılan araştırmalar sonucu, gelişmişlik sıralamasında, 47 sırada yer alır. İl merkezi rakımı: 118 metredir. Denize uzaklık: 20 km.dir. Bölgede, tipik Akdeniz iklimi görülür. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçer. Yağışlar, kış ve sonbahar aylarında daha fazladır.

 

SERAMİK

Tütsüz köyü civarındaki volkanik cuflardan elde edilen ham madde: Osmaniye Korkut Ata Üniversitesinde, seramik ürünleri üretiminde kullanılıyor. Bu seramikler: dayanıklılıkları ve motifleriyle, yörede öne çıkıyor.

Osmaniye Yer Fıstığı

OSMANİYE YER FISTIĞI

Bölgede: Osmaniye olarak bilinen ve tohum kabuğu rengi “pembe” olan çeşit üretimi yapılmaktadır. Türkiye üretiminin % 41’i, burada üretilmektedir. Ancak, üretilen bu fıstığın, % 90’lık bölümü yine Osmaniye de kullanılmaktadır.

Çünkü: içerdiği yağ, protein, karbonhidrat, vitaminler ve madensel maddeler nedeniyle, fıstık, özellikle insanlar için önemli bir besin maddesidir ve % 44-56 oranında yağ içermektedir. Özellikle: yağı, tat ve dayanıklılık bakımından, diğer bitkisel yağlardan çok daha üstündür. Bu nedenle, çok fazla tüketilmektedir.

Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi

OSMANİYE KORKUT ATA ÜNİVERSİTESİ

Korkut Ata Üniversitesi, 2007 tarihinde kurulmuştur. Üniversite bünyesinde: Mühendislik, Fen-Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri var. Ayrıca: Fen Bilimleri ve Sosyal Bilimler Enstitüleri bulunuyor. Üniversitede, 109 akademik personel ve 116 idari personel bulunmaktadır.

Üniversitenin ana yerleşkesi: Fakıuşağı köyündedir.

Bu arada: “Korkut Ata” isminin kaynağını inceledim. Büyük Türk destan bilgesi “Dede Korkut” un diğer adı “Korkut Ata”dır. Onun: 9.ve 11.yüzyıllar arasında, Türkistan’daki Sir-Derya nehrinin Aral gölüne döküldüğü yerde doğduğu biliniyor. Oğuz Türklerinden büyük saygı gördüğü, bu bölgede hüküm süren Türk hakanlarına, akıl hocalığı ve danışmanlık yaptığı anlaşılmaktadır.

 

NE YENİR NE İÇİLİR

Osmaniye yerel mutfağının en önemli malzemesi: bulgur. Yöresel yemeklerin çoğu: bulgur ile yapılır. Bunların başında: içli köfte, mercimek köftesi, çiğ köfte, kısır gelir.

 

NE SATIN ALINIR

Üniversitede üretimi yapılan seramiklerden satın alabilirsiniz. Bu seramikler, yörenin simgesi haline gelmiş. Bunun dışında: buranın yer fıstığı meşhur. Mutlaka tadın ve hatta kendiniz ve yakınlarını için hediyelik olarak satın alın.

Tüm bunların dışında, buranın “Andız Tespihi” meşhur. İlginizi çekerse, satın alabilirsiniz.

Osmaniye

GEZİLECEK YERLER

 

BABAOĞLAN KALESİ

Babaoğlan isimli köyün sınırları içinde olup, il merkezine 20 km. uzaklıktadır. Kale: hakim bir tepe üzerinde kurulmuş. Ancak, günümüzde gerek doğal şartlar ve gerekse insanlar tarafından yapılan tahribatlar sonucu, kalenin ayakta kalan kısımları harap haldedir.

Burada en büyük dikkati çeken obje: bir kaya kabartması. Bu kabartma: kalenin 300 metre kadar uzağındaki bir tepe üzerindedir. Bu kabartmada: şaha kalkmış bir at üzerinde bir süvari ve süvarinin karşısında: belinde kılıç, sol elinde mızrak, sağ el dua eder durumda, Hitit krallarına benzer başlık giymiş bir erkek kişi figürü var.

Bu kaya kabartmasını görebilirsiniz. Ancak, bu kabartmada da, tahribatlar var. Özellikle, süvari figürünün bir kısmı tahrip olmuş. Buraya giderseniz, yalnızca bu figürü görebilirsiniz.

Osmaniye Bodrum Kale-Kastabala Şehri

BODRUMKALE-KASTABALA (HİERAPOLİS) ŞEHRİ

İl merkezine, 15  km. uzaklıkta, Kesmeburim köyü sınırları içindedir.

Kalenin de bulunduğu bu bölgede, kalenin eteklerinde : Hirepolis ismi verilen bir antik kentin kalıntıları bulunuyor. Aynı zamanda, Kastabala ismiyle anılan bu antik kent: MÖ.1′ yüzyılda: yerel bir kral olan Tarkondimos tarafından, krallığının başkenti olarak kullanılmıştır. Kent: 525-561 yılları arasında, iki büyük deprem sonucu önemli ölçüde etkilenmiş ve tahrip olmuştur.

Osmaniye Bodrum Kale-Kastabala Şehri

Burada: günümüze kadar ulaşmış, oldukça iyi durumda ve Roma döneminden kalma, antik kalıntılar var. Bu nedenle, tarihe meraklı olanların, burayı ziyaret etmelerini öneririm. Evet, iyi durumdaki bu kalıntılar: sütunlu cadde, 5000 seyirci kapasiteli bir tiyatro yapısıdır. MS. 200 yılları civarında inşa edilmiş olan 300 metre uzunluğundaki sütunlu cadde, görülmeye değer.

Bu cadde, kalenin bulunduğu kayalığın yanından geçip, asıl yerleşim bölgesini oluşturan arkadaki vadiye iniyor. Bu vadinin yukarısındaki terasta ise, çok sayıda yazıtlı heykel kaidesi bulunmuş. Buradan vadiye kadar uzanan düzlük alan: stadyum imiş.

Bunun biraz ilerisindeki yamaçta ise, biraz önce söylediğim gibi, günümüze gayet iyi durumda gelmiş tiyatro bulunuyor. Tiyatronun hemen karşısında ise, yine Roma döneminden kalma, hamam kalıntıları var.

Kentin çevresinde: çok sayıda mezar kapıları ve kaya mezarları görülüyor. Kentin su ihtiyacı ise, Ceyhan nehrinin doğu yakasında bulunan, Karagedik köyü civarındaki kaynaktan karşılanıyormuş.

Osmaniye Bodrum Kale-Kastabala Şehri

Evet, Kastabala şehri, kutsal bir merkezmiş. Amasyalı ünlü gezgin Strabon’a göre: Kastabala kentinde, Artemis Perasia’nın kutsal tapınağındaki rahibe, dinsel törenler uyarınca, yaptığı uzun danslar sonunda, vecde gelir ve kızgın közler üzerinde oynamayı sürdürür, elindeki meşaleyle, tapınaktan  dağa, ormanlık tepelere doğru kaçarmış.

Kentin sikkelerinde: kenti temsil eden kule-başlıklı kadın başının önünde; kutsal kentin sahibesi tanrıça Perasia’nın simgeleri olan: meşale ve çam ağacı bulunmaktadır.

Son Roma çağında: yani MS. 5’yüzyılda: Karatepe ve Düziçi yörelerinde, zeytinyağı üretiminde büyük patlama görülüyor. Bu yörede, adım başı zeytinyağı üretiminin göstergesi olan pres taşlarına ve taban mozaikli bazilikaların, tapınakların izlerine rastlanıyor.

Zeytinyağı, büyük olasılıkla, önce Hiropolis-Kastabala’da toplanıyor, oradan da İssos körfezinin limanlarına indiriliyor olmalıydı.

Roma çağından kalma Hieropolis-Kastabala’da: gerek Roma valilerine ve gerekse o dönemde kurulan bağımsız krallıklara ait birçok yazıt ve sikke bulunmuştur. Bu bağımsız krallıklar, Kastabala’da, yaklaşık MÖ.17.yılına kadar hüküm sürmüşlerdir.

Aralarında en önemlisi ve nam bırakanı ise: Tarkondimotos I ve Philopater II.dir. Bu krallar, kendi adlarına sikke bastırmışlardır. Antik dönemde, bir ülkenin bağımsızlığı, kendi parasının varlığı ve bu paranın geçerli olmasıyla ölçülür ve kanıtlanırdı.

HEMİTE (AMUDA) KALESİ

Osmaniye-Kadirli karayolu üzerinde, Ceyhan nehri kıyısında, Gökçedam köyündedir. İl merkezine uzaklığı: 20 km. dir. Kalenin bulunduğu yerdeki manzara muhteşem, mutlaka buraya zaman ayırın ve çıkın.

Kalenin: yapıldığı dönem ve kimler tarafından yapıldığı net olarak bilinmiyor. Ancak: kalenin 500 metre güneyinde, kayalara işlenmiş bir “kral kabartması” var. Bu kabartma, Hitit kabartmalarına benziyor. Yani, buna istinaden, kalenin Hititliler döneminde yapıldığı veya kullanıldığı  düşünülüyor.

Kalenin bulunduğu yerdeki: Amuda isimli yerleşim yeri ise, 1146-1148 yıllara arasında, bölgenin idare merkezi olarak kullanılmıştır. Kale yapısı: 70 metre yükseklikte bir tepe üzerindedir. Moloz taştan inşa edilmiştir. Kale çıkışının en uygun yönü: doğudadır. Kale içindeki kalıntılar: Roma döneminden kalma tiyatro, tapınak ve hamam. Bunun yanında buraya giderseniz, biraz önce sözünü ettiğim: Hitit kabartmasını da mutlaka görmelisiniz.

Osmaniye Kaypak Kalesi-Savranda

KAYPAK (SAVRANDA) KALESİ

İl merkezinin doğusunda, Kaypak köyü yolu üzerinde ve il merkezine 30 km. uzaklıktadır. Kalenin çevresi: 800 metredir. Yapı: araziye uydurularak dikdörtgen biçimli yapılmış olup, surlarının yüksekliği: 7-10 metredir. Burçları ise; 8-10 metre yüksekliğindedir. 12 burcu ve kulesi bulunmaktadır.

Burçların içi boş ve 2 katlıdır. Konum itibarıyla, sur ve burçları aşılması güç denecek derecede yükseltilmiştir. Bu nedenle, kaleye açık bulunan tek kapısından girilebiliyor. Tabandan itibaren, kayalar üzerine oyulan merdivenler, bu kapıya kadar yükseliyor. Çevresinde, savunma suru veya hendek yok.

Kale içindeki düzlük: çam ağaçlarıyla kaplıdır. Kale meydanında: su sarnıçları ve bina kalıntıları vardır. Güneyden kuzeye doğru girişin devamı olan, ince bir yol uzanıyor. Kuzeye bakan surun dibinde, 2 metre  tabii setreli bir geçit var, bu geçit Kaypak çayına kadar iniyormuş.

Osmaniye Çardak Kalesi

ÇARDAK KALESİ

Çardak köyü yakınlarında olup, il merkezine 6 km. uzaklıktadır. 200 metre yüksekliğindeki bir tepe üzerine kurulmuştur. Kale yapısı: dikdörtgen şekilli ve 10 burçludur. Kale: bölgedeki kervan ticaretini koruma amacıyla, Romalılar zamanında yapılmıştır.

DOMUZTEPE

İl merkezine 33 km uzaklıkta, Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesinin karşısında, Aslantaş Baraj gölü içindeki küçük bir ada üzerinde bulunmaktadır.

Kazı çalışmalarında, bu ören yerinin Karatepe-Aslantaşdan çok daha uzun bir yerleşim tarihi olduğu görülmüştür. Orta Tunç çağı başlarında yerleşmenin bir surla çevrili olduğu anlaşılmıştır.

Orta Tunç Çağı sonlarında yerleşmenin daha yükseğe çekilerek ve yeni bir sur inşa edildiği görülür. Erken Demir çağı yerleşimi aha da yukarı kaymıştır.

Burada: Demir çağı kalesine ait MÖ 9’ncu yüzyıldan kalma iki kapı aslanı, çifte boğalı bir heykel kaidesi, MÖ 9 ve 8’nci yüzyıllara ait kabartmalar bulunmuştur. Ayrıca, Roma döneminin sonlarına ait bir tarım tesisi, villa rustica, tepenin doğusundaki terasta yer almaktadır.

Tepenin 1 km güneydoğusunda 20 x 30 metre ebatlarında Roma ve Hıristiyanlık dönemine ait bir bazilika bulunmuştur.

Osmaniye Zorkun Yaylası

ZORKUN YAYLASI

İl merkezine 26 km. uzaklıktadır. Amanos dağları üzerindedir. Yolun 12.km.de Ürün yaylası bulunur. Burası: sayfiye yeri olarak kullanılıyor. 16.km.de ise, Olukbaşı yaylası var. Burası da, çok şirin ve çam ağaçları arasında ve tamamen ahşap evlerden kurulu bir yerleşim yeri. Yola devam ettiğinizde: Zorkun yaylasına ulaşılıyor.

Burası: Çukurova bölgesinin en önemli ve eski yaylasıdır. Yaz aylarında, yaylada yaşayanların toplamı 60 bin civarındadır. Yaylada: çam, sedir, köknar ağaçları bulunmaktadır. Her yıl, Ağustos ayı içinde, yaylada çeşitli etkinlikler  düzenlenmektedir. Burada: çadır kampı kurmak mümkün. Her türlü sosyal ihtiyaçlara cevap verebilecek tesisler mevcut.