İngiltere Londra Regent’ Park ve Marylebone

İngiltere Londra Regent’ Park ve Marylebone

İngiltere Londra Regent’ Park ve Marylebone;

Ortaçağ köyü Marylebone’u da kapsayan Regent’s Park’ın güney kısmı, güzel George dönemi evleriyle çok hoştur. Evler: 18. yüzyıl şehri batıya doğru genişlediğinde Oxford Kontu Robert Harley tarafından düzenlenmiştir.

John Nash’in sıra evleri, en çok ilgi gören kraliyet parklarından biri olan Regent’s Park’ın güney sınırındadır. Kuzeybatı yönünde ise şehrin en zarif banliyölerinden biri olan St John’s Wood bulunur.

 

GEZİLECEK YERLER

MME.TUSSAUDS VE STARDOME MUSEUM

İngiltere Londra Regent’ Park ve Marylebone;

Marylebone Road.NW1 adresindedir. Madame Tussauds’un ödüllü mekanı: 50 yıldır Londra’da en iyi partiler, akşam yemekleri ve ödüllü sunumlara ev sahipliği yapmaktadır.

Mekan: Pazartesi ve Salı günü kapalıdır, giriş ücreti yetişkinler için 28.80 paund, çocuklar için 24.60 paund. Buraya girmek isterseniz, uzun kuyruklarda sıra beklemeyi göze almanız gerekiyor.

Grosholtz doğumlu Anna Maria: Bayan “Tussaud” meslek yaşamını Fransız Devriminin tanınmış kurbanlarının ölüm masklarını yaparak başlamıştır. İlk eseri “Voltaire” nin balmumu heykelini 1777 yılında yaratmıştır. Ardından ise: Jean-Jacques Rousseau ve Benjamin Franklin’in balmumu heykellerini yapmıştır.

Fransız devrimi sırasında, kendisi çok önemli kişileri modellemiştir. Hatta: anılarında anlattığına göre: baş ölüm maskelerini yapmak için, idam edilen kişilerin cesetlerini aradığını belirtmektedir.

Kendisi: babası ölünce, Londra’ya yerleşmeden önce Avrupa’yı gezdi ve Londra’ya yerleştikten sonra balmumu eserlerinin koleksiyonunu miras bıraktı. Bu arada: kendisi ilk sergisini 1835 yılında, koleksiyonun bugün bulunduğu yerden fazla uzakta olmayan Baker Street’de açmıştır.

Madame Tussauds: ünlü kişilerin balmumu modellerini içeren bir müzedir. Madame Tussauds Studios Londra: 150 yıldır balmumu eserler üretmektedir. Her başyapıt: 20 özel heykeltıraştan oluşan bir ekip tarafından yapılır.

Bu yapım sırasında, 500 üzerinde hassas vücut ölçülerine başvurulur. Kafa saç kılları tek tek eklenir ve boya ve renk tonları için sayısız katmanlar kullanılır, cilt tonları oluşturur ve şaşırtıcı bir gerçekçilik ortaya çıkar.

Günümüzde: Mademe Tussauds Müzeleri: Londra, New York, Las Vegas, Washington, Amsterdam, Hong Kong şehirlerinde bulunmaktadır. Sergilenenler arasında: Kate Moss, Johnny Depp, Kylie, Minogue gibi yıldızları ile, korkutucu seri katiller, Londra tarihinde 400 yıllık bir geçmişe sahip taksi bulunmaktadır. Koleksiyonda yer alan politikacıların, sinema ve televizyon oyuncularının, spor yıldızlarının maskları yapılırken, hala geleneksel balmumu teknikleri kullanılır.

Yapı: II. Dünya savaşında yıkılan bir eski sinema sitesinde 1955 yılında yapılan 18 metre çapında, 330 seyirci kapasiteli bir “planetaryum” sitesinde 1958 yılında açılmıştır.

Beş sürükleyici ve interaktif temalı alanlar; entegre aydınlatma ve görsel-işitsel bağlantılar ile resmi ve gayri resmi etkinlikler için kullanılabilir. Bu fonksiyon odalarından 1000 kişi yararlanabilir.

Serginin ana kısımların, ziyaretçilerin ünlülerle dolu bir partide yıldız olmanın nasıl bir duygu olduğunu yaşayabilecekleri “Blush”, eğlence dünyasının devlerine adanmış “Premiere Night” ve kraliyet ailesi üyeleri, devlet adamları ve dünya liderleri, yazarları ve sanatçılardan seçkin bir koleksiyonunun bulunduğu “World Leaders” oluşturur. Bunlar arasında bulunanlar: Lenin, Martin Luther King, Shakespeare ve Kylie Minogue

“Chamber of Horrors” Bölümü

Madame Tussauds’un en tanınmış bölümüdür. İkisi de birer katil olan Dr.Crippen ile Ethel le Neve modelleri; infaz mangası karşısında Gary Gilmore kompozisyonu ve Karın Deşen Jack’ı Victoria döneminin karanlık bir sokağında gösteren tekinsiz sahne gibi tüylerinizi diken diken edecek canlandırmalar bu bölümde yer alır.

“Spirit of London” Bölümü

Son bölüm olan burada stilize bir Londra taksisine binip 1666 Büyük Yangınından 1960’ların dans eden şehrine giden bir zaman yoluculuğuna çıkabilirsiniz.

“Planetarium Stardome” Bölümü

4D adını alan ve aynı komplekste bulunan Stardome’da (daha önce London Planetarium), “The Wonderfull World of Stars” adını taşıyan etkileyici bir animasyon filmi gösterilir. Film sayesinde kubbe yıldızlarla dolu mükemmel bir galaksi haline gelir.

Etkileşimli koltuklar tasarlanmış ve MARVEL tarafından üretilen 4D özellikle gösteriyi izlerken: kendinizi filmin içinden bir parça gibi hissedeceksiniz.

 

REGENT’S PARK

İngiltere Londra Regent’ Park ve Marylebone:

NW1 adresindedir. Londra hayvanat bahçesi buradadır. Ayrıca birçok kafe ve restoran bulunmaktadır.

Bu park: 1812 yılından kalmadır. 395 dönümlük alanı kapsar. İlk olarak: Henry VII tarafından bir av sahası olarak kullanılmak üzere düzenlenmiş ve ardından Josh Nash tarafından, ana bahçelerle sarılmış bir yerleşim yeri olarak tasarlanmıştır.

Çeşitli klasik tarzlarda 56 villa ve Naib Prens’in zevk sarayı da plana dahildir. Yuvarlak parkın ortasında tasarlanan: saray ve teraslar, bir göl, bir kanal ve biraz önce de söylediğim gibi 56 villa ve Prens için ikinci bir ev bulunmaktadır.

Ancak sekiz villa inşa edilebildi (ve sarayla ilgili hiç çalışma yapılmadı). Bunların günümüze kadar kalabilen üçü, İnner Circle kıyısındadır.

Park Zooloji Derneği ve Kraliyet Botanik Derneği gibi çeşitli kuruluşlara ev sahipliği yapmıştır. 1930 yılında Kraliyet Botanik Derneği: parkın peyzajında ağırlıklı olarak gül kullanımına karar verdi.

Queen Mary bahçelerinde yaklaşık 400 çeşitten 12.000 gün bulunmaktadır ki, Londra’nın en büyük gül koleksiyonudur. Bahçelerin ismi ise: Kral V George’un eşinden gelmektedir.
Çeşitli su kuşlarını barındıran gölde, uzaktan gelen orkestra müziği eşliğinde güzel bir sandal gezisi yapabilirsiniz.

Burada ülkenin en büyük yabani kuş alanı bulunmakta olup 100 kuş türü bulunduğu söyleniyor. Clarence kapısından başlayan yürüyüş yolunu kullanırsanız, yine muhteşem kuş seslerini duyabilirsiniz.

Ayrıca yaz aylarında Queen Mary’s Gardens manzaraları ve çiçek kokuları arasında Açık Hava Tiyatrosunda bir Shakespeare oyunu izlemek çok zevkli olacaktır. Regent Park Açık Hava Tiyatrosu: İngiltere’de, tek açık hava profesyonel tiyatrodur. Mayıs-Eylül ayları arasında performanslar sunulur.

Nash’in ana planında Regent’s Park, kuzeydoğu sınırından Park Village East ve West’in içene doğru devam ediyordu.

Bazıları Wedgwood tarzı madalyonlarla süslenmiş olan, alçı bezeklere sahip bu zarif binalar 1828 yılından kalmadır.

Park, mükemmel spor olanaklarıyla donatılmıştır. Yani Londra şehrinin en büyük açık hava spor alanıdır.

 

HARLEY STREET

İngiltere Londra Regent’ Park ve Marylebone:

Harley Street Londra’nın en ünlü caddelerinden birisidir. Yıllar boyunca sakinleri arasında: yazarlar, müzisyenler, politikacılar, askerler, bilim adamları bulunmuştur.

İlk olarak: Edward Harley ve eşi Henrietta: 1715-1720 yılları arasında, Harley Street ve çevresindeki sokakları ızgara biçiminde geliştirdiler ve geçtiğimiz 300 yıl boyunca, mimari tarzı korumak için çok katı kurallar uygulanmıştır.

Ancak 1900’lü yılları takiben bazı değişiklikler olmuştur.

Günümüzde: güzel malikanelerle dolu 18. yüzyılın sonundan kalma bu cadde: 19.yüzyılın ortalarından itibaren buraya yerleşen doktor ve uzmanlar ile tanınmaktadır.

Harley Street, özel tıbbi bir mükemmeliyet merkezi olarak üne sahiptir ve çevresinde birçok çeşitli özel hastaneler bulunmaktadır. Tıbbi uzmanlık ve cerrahi alanında, son teknolojiler ve son derece önemli uygulamalar yapılmaktadır.

Bu tesislerde, birçok: üst düzey hekim, diş hekimleri, psikiyatristler ve plastik cerrahlar bulunmaktadır. Zaten: II. Dünya Savaşı arasında sadece bir dans öğretmeni için tahsis edilen oda haricinde, buradaki hiçbir yer sakinlerinin izini olmadan başkalarına verilmemiştir.

II. Dünya savaşı sonunda: masör ve psikologlar bölgeye kabul edilmişlerdir.

Bugün burada: 1500 profesyonel, tıbbı kozmetik cerrahisi ile geniş bir hizmet yelpazesi sunulmaktadır. “Harley Street Clinic” ise tüm dünyadan gelen hastalara hizmet verir. (özellikle kanser alanında)

Burada: Londra Kanser Gurubu tarafından: en son onkoloji teknolojileri, hastalara tatbik edilir.

Londra merkezinde bulunmasına rağmen, doktorların klinikleri sayesinde sessiz bir yer olarak kalmıştır.

 

PORTLAND PLACE

Burası: Londra şehrinin kalbinde West End merkezinde Merylebone ilçesinin merkezinde bir sokaktır. (sokağın genişliği, Londra’da alışılmadık şekilde 33 metredir)

Sokak: ünlü İskoç mimar kardeşler James ve Robert Adam tarafından, 18.yüzyıl sonlarında, Portland Dükü’nün konağının bahçelerinin kuzeyinde tasarlanmıştır.

Günümüzde burada Adams kardeşler tarafından inşa edilen teraslı evlerin yanı sıra, bazı 20.yüzyıl binaları bulunmaktadır. Bu evlerin çoğu: elçilikler (Çin-Polonya-Portekiz-İsveç Büyükelçiliği buradadır), meslek kuruluşları, yardım kuruluşları tarafından kullanılmaktadır.
Buna ek olarak, Porland Place’de: bazı çok özel bloklar bulunmaktadır.

O dönemden, Devonshine Street’in güneyine bakan birkaç ev, günümüze ulaşmıştır. Bunlardan: No.27 ve 47. en güzelleridir. John Nash, arlton House’dan başlayıp Regent Park’a uzanan ve kuzey ucunu Park Crescent’in noktaladığı tören yoluna bu sokağı da eklemiştir.

No.66’daki İngiliz Mimarları Kraliyet Enstitüsü binası, sembolik heykel ve rölyeflerle süslüdür.
Bölgedeki evlerde: düğün, kutlamalar, eğitim, seminerler, ürün tanıtım faaliyetleri yapılmaktadır.

 

BROADCASTİNG HOUSE

Portland Place adresindedir.
Bu Art Deco yapı: Albay Val Myer tarafından tasarlanmış ve İngiltere’de ilk yayın merkezi olarak 1922 yılında ortaya çıkmış ve 1932 yılında BBC tarafından kullanılmaya başlanmıştır.

Binanın caddenin eğrisini izleyen ön cephesine, heykeltıraş Eric Gill’in Prospero ve Ariel rölyefi hakimdir. Shakespeare’in Ariel karakteri, havanın görünmez ruhunu tanımladığından radyo ve TV yayımcılığı için özellikle seçilmiş bir figürdür. Batı cephesindeki iki heykelde de, Ariel göze çarpar. Binanın girişinde “Ariel Çocuklara Filüt Çalıyor” rölyefi yer alır.

1990’larda BBC Stüdyolarının bazılarının Londra’nın batısına taşınmasıyla bu binayı idareciler kullanmaya başlamışlardır.

Taşınmadan önce: BBC’nin; haber, radyo, televizyon ve dünyanın en gelişmiş dijital yayın ve üretim merkezi buradaki tek merkezden yürütülüyordu. Bu merkez: İngiltere’de 10 milyon ve dünya çapında 150 milyon kişiye kamu hizmeti yayın sağlıyordu.

Evet, ardından son 10 yılda, yayınevi kapsamlı bir restorasyona ve yeniden yapılandırmaya alınmış ve BBC’nin merkezi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Günümüzde buradaki 80 bin metre karelik alanda: televizyon, radyo, haber ve online BBC ağı ve küresel hizmetlerde çalışan yaklaşık 6000 personel ve dijital yayın tesisleri bulunmaktadır. Binanın merkezinde Avrupa’nın en büyük canlı habercilik merkezi bulunmaktadır.

“White City”de bulunan BBC TV Merkezinde düzenlenen turlara katılabilirsiniz. Her tur, günlük etkinliklere ve programlara bağlı olarak değiştiği için etkileyici olabiliyor.

English Haritage ortaklığıyla 2011 yılında yapılan kapsamlı yenileme çalışmalarıyla bu binaya halka açık bir piazza, BBC mağazası, kafe, sergi alanı ve etkileşimli bölüm eklenmiştir.

 

ALL SOULS, LANGHAM PLACE

Langham Place adresindedir. BBC yayın evine çok yakındır. Pazar günleri buraya 2500 civarında uluslar arası cemaatten kişi ibadet için gelirler.

Londra şehrinin merkezindeki bu Protestan kilisesi: 1824 yılında John Nash tarafından Kral George IV’ün göz alıcı bir anıt düşüncesi için tasarlanmıştır. 1940 tarihinde şehrin bombalanması sırasında kilise yoğun hasara uğramış ve on yıl boyunca kapalı kalmıştır ve ardından onarılarak yeniden hizmete açılmıştır.

Binanın girintili yuvarlak cephesi, en iyi Regent Street’ten görülür. İlk inşa edildiğinde, kule tamamlandığında, dairesel kulenin uzun ve sivri külahı herkesin diline düşmüş ve alay edilmiştir.

Nash’ın Londra’daki tek kilisesi olan bina, karşıdaki Broadcasting House şehir dışına taşınmadan önce BBC tarafından günlük kilise ayini yayınları için kayıt stüdyosu olarak kullanılmıştır.

 

LANGHAM HOTEL

1.Portland Place, Regent Street adresindedir.

Langham Hotel: 1865 yılında açıldığı dönemde Londra’nın en büyük ve modern ve asansörlü oteliydi. Langham tarafından tasarlanan otel, John Giles tarafından 1863-1865 yılları arasında inşa edilmiştir. Açılışı Prince of Wales tarafından yapılmıştır. 1879 yılında otelde ilk ışıklandırma sağlanmıştır.

1927 yılındaki büyük buhran sırasında otel yönetimi, burayı BBC’ye satmak için çok uğraşmış, ancak satamamış ve otel olarak kullanılmaya devam edilmiştir. Dünya savaşının ardından, 1965 yılında, BBC burayı satın almıştır.

Otelin Balo Salonu, BBC kayıt kütüphanesi yapılır ve bazı programlar orada kaydedilir. 1986 yılında, BBC, burayı ABD kökenli “Landroke Grup” a satmıştır. Ardından yapılan büyük onarım ve yenileme sonucunda: 1991 otel, “Langham Hilton” olarak yeniden açılmıştır.

Otelin mazisinde: burada kalan birçok seçkin konuk ismi bulunmaktadır ki, bunlar arasında: Oscar Wilde, Mark Twain ve besteci Antonin Dvorak gibi kişiler sayılabilir.
Günümüzde ise, restore edilen lüks odalar, şık Artesian barı ve Landan restoranı: Londra şehrinin en lüks otellerinden birisi olarak buraya ün kazandırmıştır.

 

WİGMORE HALL

36.Wigmore Street adresindedir.
Oda müziği konserlerini ağırlayan gösterişli küçük konser salonu Savoy Hotel’in mimarı T.E.Collcutt tarafından 1900 yılında tasarlanmıştır. Tasarımda su mermeri kullanılarak duvarlar, zemin ve merdivenler mermerden yapılmıştır. Stil olarak: Rönesans tarzı İngiliz mimari tarz kullanılmıştır.

Buradaki showroom: Alman piyano firması “Bechstein” tarafından 1901 yılında inşa edilmiştir. Merket: 31 Mayıs 1901 tarihinde: İtalyan piyanist Ferrucio Busoni, Belçikalı kemancı Eugene Ysaye, Ukraynalı piyanist Vladimir de Pachmann tarafından verilen bir konser galası ile açılmıştır. Dünya savaşı sırasındaki Alman düşmanlığı nedeniyle, burası: stüdyolar, ofis, depo ve 137 piyano “Debenhams” firmasına satılmıştır.

Ardından ise, “Hall” inşa edilmiştir.

Londra’daki piyano ticaretinin kalbi olan Bechstein piyano sergi salonunun yanında olduğu için buraya Bechstein Hill deniliyordu. Dünyanın en çok aranan solist ve oda müzisyenleri burada buluşurlar. Her yıl buradaki konserler için 165 bin bilet satıldığı söyleniyor.

Her hafta bir konser: BBC tarafından radyo ve internette dünya çapında yayınlanmak üzere kayıt edilmektedir.
Tam karşıda Debenham ve Freebody’s çok katlı mağazası olarak 1907 yılında yapılan Art Nouveai bina bulunur.

İngiltere Londra Regent’ Park ve Marylebone

 

WALLECE COLLECTİON

Hertford House-Marylebone adresindedir.
Bu, dünyanın en etkileyici özel koleksiyonlarından birisidir. Koleksiyon yılda yaklaşık 400.000 kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

Hiçbir değişiklik yapılmaması şartıyla halka açık sürekli bir sergide sergilenmek üzere; 1897 yılında; Sir Richard Wallace’nin dul eşi tarafından devlete bırakılmıştır.

Koleksiyon: 1900 yılında halka açılan Manchester Meydanındaki bölümde, günümüze kadar olan süreçte bütünüyle muhafaza edilmiştir. Koleksiyondaki hiçbir nesne, başka bir sergiye gönderilmemiştir ve burayı ziyaret etmek ücretsizdir.

Haziran 2000 tarihinde, dört yeni galeri daha açılmış ve sergi alanı genişletilmiştir.
Evet: Hertford ailesinin dört kuşak boyunca tutkuyla sürdürdükleri koleksiyonculuğun ürünü olan sergi, 19.yüzyılın sonlarına kadar Avrupa sanatına ilgi duyanların çok hoşuna gidecektir.

Dünyaca ünlü bu koleksiyonda: 25 galeride, 18.yüzyıl Fransız resim, mobilya, silah ve zırhları ile, 19.yüzyıl: porselen ve usta sanatçıların tabloları bulunmaktadır. Toplam nesne sayısı 5500 civarındadır.

70 başat yapıt arasında: Frans Hals’dan “Gülen Şövalye”, Tiziano’na 2Perseus ve Andromeda”, Rembrandt’tan “Titus” burada görülebilir. Reynolds, Gainsborough ve Romney gibi sanatçıların portreleri de koleksiyondadır.

Diğer öne çıkan eserler arasında harika Sevres porselenleri ile Houdon ve Roubilliac’ın heykelleri ilgi çeker.

Avrupa ve Ortadoğu zırh koleksiyonu İngiltere’deki en kapsamlı ikinci örnektir.

 

SHERLOCK HOLMES MUSEUM

221b Baker Street adresindedir. Giriş ücretlidir, yetişkinler 10 paund, çocuklar 8 paund. Yoğun zamanlarda buraya girmek için uzunca bir sıra beklemek zorunda kalabilirsiniz.

Kurgu dedektifi Sherlock Holmes; 1887 yılında İskoç yazar ve doktor Sir Arthur Conan Doyle tarafından oluşturulmuştur ve kendisinin 1881-1904 yılları arasında, Baker Street’te 221b numaralı bu evde yaşadığı varsayılmaktadır ve bu nedenle hükümet tarafından korunmaktadır.

Doyle’un ünlü dedektifi: 75 aktör tarafından 200’den fazla filimde canlandırılmış ve ayrıca dört roman ve 46 kısa öyküde canlandırılmıştır. Bu büyük dedektifin 9 metrelik bronz heykeli: Marybelone çıkışında görülebilir.

1815 yılından kalma bina, kitaplarda anlatıldığı biçimde Holmes’ün dairesi olarak döşenmiştir.
Ziyaretçiler Holmes’ün “kahya” sı tarafından karşılanır ve ilk katta yeniden düzenlenen odalara kabul edilirler.

Burada; 17 basamaklı bir merdivenle çıkılan 1.katta: bir çalışma ve yatak odası bulunur. Bu odaya bitişik Dr Watson (yardımcısı) un yatak odası vardır, evin arka bölümünde bahçede çınar ağacı dikkat çeker.

Mağazada ise romanlar ve Holmes’ün şapkalarından satılır.

 

LONDON CENTRAL MOSQUE

146.Park Road adresindedir.
Caminin bulunduğu alan: Kral George VI tarafından 1944 yılında Müslüman Topluluğuna bağışlanmış ve karşılığında: Mısır ve Sudan ülkelerinde Aglikan katedrali yapımı için arazi alınmıştır.

Regens’s Park’ın ucundaki ağaçlarla çevrili, altın kubbeli büyük cami, Sir Frederick Gibberd tarafından tasarlanmış ve 1978 yılında tamamlanmıştır.

Caminin yapımı için gereken fon: S. Arabistan kralı Fahd bin Abdülaziz tarafından bağışlanmıştır.

Cami Londralı Müslümanlar ile Müslüman ziyaretçiler için yapılmıştır. 1800 kişilik ibadet yeri, altın kubbeyle taçlandırılmış kare biçimli bir salondur.

Muhteşem halı ve avizeler dışında dekorasyon sadedir. Ziyaretçiler, camiye girmeden ayakkabılarını çıkartırlar, kadınların da başlarını örtmesi zorunludur.

 

REGENT’S CANAL

Batı yönünde Paddington, Little Venice’te sona eren Grand Junction Canal’i Limehous’daki Londra doklarına bağlamak üzere 1820 yılında açılan bu suyolu, John Nash’i heyecanlandırmıştı.

Kanalın uzunluğu 13.8 km dir. Seyir derinliği ortalama 1.15 metredir. Kanalın ilk bölümünün yapımına 1812 yılında başlanmıştır. 1816 yılında Maie Tepesi’nin altında 251 metrelik bir tünel açılarak kanala devam edilmiştir. Tünel ve Regent Canal Dock’un bağlantısı ise 1820 tarihinde açılmıştır.

Bu kanalla yeni yaptığı Regent’s Park’ın daha da çekici bir nitelik kazanacağını düşünüyordu ve başlangıçta kanalın parkın ortasından geçmesini istemişti. Daha sonra mavnacıların kaba konuşmalarının bölgenin kibar sakinlerini rahatsız edeceğini düşünenler Nash’i bu fikrinden vazgeçirdiler.

Bu, bir bakıma iyi de oldu, çünkü mavnaları çeken buharlı römorklar kirliydi ve tehlikeli yük taşıyabiliyordu. 1874 yılında barut taşıyan bir mavnanın Hayvanat Bahçesinin yakınından geçerken patlaması üzerine tayfalar öldü, bir köprü yıkıldı, insanlar ve hayvanlar dehşete kapıldı.

Öte yandan demiryollarının geliştirilmesi kanalı olumsuz yönde etkilemiştir.

Bugün, burası boş zamanların değerlendirileceği hoş bir yer olarak yeniden canlanmaktadır. Yürüyüş yollarının yanı sıra Little Venice ile gelişmekte olan bir el sanatları pazarının bulunduğu Camden Lock arasında tekne gezileri düzenlenmektedir.

Hayvanat Bahçesine gelen ziyaretçiler için pazarın canlı havasına katılmak eğlenceli olmaktadır.

 

LONDON ZOO

Regens park içindedir. Giriş ücretlidir, yetişkinler için 27 paund, çocuklar için 20.50 paund. Her gün saat: 10.00-17.30 arasında ziyarete açıktır.

1828 yılında açılan Londra Hayvanat Bahçesi şehrin en çok turist çeken yerlerinden biri ve büyük bir araştırma merkezidir. Yani: burası dünyanın ilk bilimsel hayvanat bahçesidir ve halkın ziyaretine 1847 yılında açılmıştır.

Hayvanat bahçesinde Sumatra kaplanlarından siyah gergedanlara ve kuş yiyen kırmızı bacaklı Meksika örümceklerine kadar 806 canlı türünde 19.000 civarında canlı türü barınmaktadır.
Sergilerden biri, yeryüzünün başlıca yaşam alanlarındaki canlı türlerinin tanıtıldığı Yaşam Ağı dır. Ayrıca birçok etkileşimli sergi de vardır.

Evet, hayvanat bahçesi pek çok farklı bölüme ayrılmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır:

Gorilla Kralığı

Burası: colubus maymunları ile siyah ve beyaz, birlikte yaşayan gorillerden oluşan bir koloniye ev sahipliği yapmaktadır. Afrika gorilleri kafesinde: ortamı paylaşan kuşlar, kertenkeleler ve Afrika’dan gelen diğer bir kısım hayvan da bulunur.

Butterfly Paradise

Ziyaretçiler bu alanda yürürken: beslenmek ve dinlenmek için bitkileri arayan, Afrika-Güneydoğu Asya ve Orta ve Güney Amerika kelebekleri tarafından çevrilirler.

Aslanlar-Kaplanlar

Burada, nesli tükenmekte olan vahşi kedilere çok yakın olabilirsiniz. Burada Asya aslanları ve Sumatra kaplanları ilgi çekmektedir.

Akvaryum

Akvaryum üç bölüme ayrılmıştır ve bu bölümlerde, çok güzel, egzotik ve garip balıklar ile çarpıcı bir mercan kayalığı görülmektedir.

Penguen Plajı

2011 yılında açılmıştır ve İngiltere’nin en büyük penguen havuzudur. Burada ziyaretçilerin bu yüzen kuşları su altında izlemeleri için, sualtı pencereleri bulunmaktadır.

Evet, hayvanat bahçesindeki diğer bölümler: tropikal kuş türlerini görebileceğiniz yürüyüş yolu, Afrika kuş safarisi ve böcekler sergisi, yiyecek-içki ve hediyelik bir şeyler satın almak isteyenler için birkaç yer bulunmaktadır.

 

CUMBERLAND TERRACE

Regent Park içindedir.
Nash’in Regents Park civarındaki sıra evlerinin en uzun ve seçkin örneğinin tasarımı James Thomson a aittir.

İon kabartmalı sütunların üzerinde üçgen biçimde dekoratif ayaklar yükselir. Üç ana bloktan oluşan bina, kemerli ve tipik neoklasik tarzda ve ihtişamla yapılmıştır.

1828 yılında tamamlanan bina, Nash”in Naip Prens (sonradan IV. George) için planladığı saraydan görülebilecek şekilde tasarlanmıştır.

Ancak prens Buckingham Sarayının planlarıyla ilgilenmeyi tercih ettiği için söz konusu saray inşa edilememiştir.

İngiltere Londra Pıccadılly

İngiltere Londra Pıccadılly

İngiltere Londra Pıccadılly;

Bölge: VIII Henry’nin 1530’larda St James Palace’ı yaptırmasıyla, şehrin en moda mekanlarından biri haline gelmiştir ve günümüzde de bu özelliğini korumaktadır.

Piccadilly, West End’in can damarıdır. Daha önce Portugal Street olarak bilinen bölge: yeni adını, 17.yüzyıl züppelerinin giydiği kırmalı yakalardan almıştır.

St James’s; bugün de kraliyet konutlarıyla çevrelendiği ve yüksek sosyetenin alışverişlerini yapıp eğlendikleri 18.yüzyıldaki halinden izler taşır. Özellikle: St James’s Street’teki şapka mağazası James Lock ve Berry Bros & Rudd şarapçısı: o dönemi çağrıştırır. Piccadıly’deki Fortnum and Mason: yaklaşık 300 yıldır kaliteli yiyecekler sunmaktadır.

Kuzeydeki Mayfair: hala Londra’daki en moda adreslerden birisidir. Piccadılly Circus ise: Soho’nun başlangıç noktasıdır.

Ülkenin en etkili simaları, üye oldukları kulüplere öğle yemeğine gitmek ve bu sırada iş görüşmeleri yapmak, başkentin en lüks mağazalarından alışverişler yapmak ya da burada çok sayıda bulunan sanat galerilerinden birini dolaşmak için buralara gelirler.

 

Bölgede gezilecek yerler

İngiltere Londra Pıccadılly

PICCADİLY CİRCUS

İngiltere Londra Pıccadılly;

Piccadilly ve Regent Street kesişimindedir. Londra şehrinin en ünlü ve işlek kavşağıdır. Trafiğe kapalı olması ne büyük özelliğidir ve bu yüzden, birçok insanı ve özellikle geceleri ve hafta sonlarında gürültülü kalabalıkları çeker. Picadilly: 17.yüzyılda popüler bir fırfırlı yaka adından kaynaklanmaktadır.

Circus merkezinde, Shaftesbury anıt çeşmesinin üstünde: yarı çıplak ve ilk başta Hıristiyan Charity (merhamet) meleği olarak düşünülen, daha sonra Yunan Aşk ve Güzellik Tanrısı Eros’un adı verilen bu sembolik figür: yıllardır insanların buluşma yeri olmuştur ve neredeyse Londra şehrinin simgesi haline gelmiştir.

Heykelin kaidesi bronzdan yapılmış olmasına karşın, heykel alüminyumdan yapılmıştır.

Leicester Square’in birkaç adım batısındaki heykel: Victoria dönemi hayırseverlerinden Sharftesbury Kontu’nun anısına, 1892 yılında dikilmiştir. Sharftesbury Kontu: yoksullara yaptığı destekle tanınır.

Nash’ın Regent’s Street için hazırladığı Pıccadılly Meydanı: yıllar boyunca değişikliğe uğrayarak mağazalarla dolu bir yere dönüşmüştür.

Daha önce, gözde bir müzik salonu olan “London Pavillion” (1884) ve komşusu “Palace of Varieties” günümüzde “Trocadero” isimli alışveriş ve eğlence merkezine dönüşmüştür. Diğer mekanlar ise aynı durmaktadırlar.

“Criterion Theatre” yer altındaki aynı yerindedir ve harika dekorasyonlu “Criterion” bar ve restoranı görsel bir güzellik sunmaktadır. Criterion Theatre: Circus’un güney alanında, bir konser salonu olarak  tasarlanmasına rağmen 1874 yılında tiyatro olarak açılmış yaklaşık 600 koltuk ile kiremitli merdiven ile inilen yer altında ziyaretçilerini beklemektedir.

Koltukların aralarındaki sütunlar, seyircilerin çoğunun görüşünü kısıtlar.

Circus’un kuzeydoğu tarafında, Londra Pavillon bulunur. Buradaki ilk bina 1859 yılında bir müzikhol olarak inşa edilmiştir. 1923 yılına gelindiğinde ise, binanın çevresine elektrik panoları yerleştirildi. 1934 yılında ise önemli değişiklikler yapıldı ve bina sinemaya dönüştürüldü. 1986 yılında ise, 1885 yılına ait cephesi korunarak yeniden inşa edildi.

Londra’nın en süslü yeri olan, neon ışıklı tabelalarla kaplı meydan: şehrin: sinemalar, tiyatrolar, restoranlar ve pub’larla dolu eğlence merkezinin başlangıcını belirtir. Özellikle: neon ışıklı “Coca-Cola” tabelası: 1955 yılından bu yana, Circus’un karşısındaki yerinde durmaktadır. Londra şehrinin ilk ışıklı reklam panosu, 1895 yılında buraya monte edilmiştir.

 

ST JAMES CHURCH

İngiltere Londra Pıccadılly;

197 Pıccadilly W1 adresindedir.

Kilise: Wren’in en sevdiği eserlerinden biri olarak sayılır. Temel taşı 3 Nisan 1676 tarihinde konulmuştur. Geçmiş yıllar içinde birçok değişikliğe uğramış olmasını ve 1940 yılındaki bombardıman sonucu yarısı yıkılmış olmasına rağmen, yüksek kemerli pencereleri, ince kubbe külahı ( bu kubbe külahı 1966 yılında orijinalinin benzeri olarak fiberglastan yapılmıştır) ve aydınlık iç mekanı gibi 1684 yılındaki temel özelliklerini nispeten koruyabilmiştir.

Kilise bahçesi, dünya savaşları sırasında hava saldırılarından korunmak isteyenler için sığınak rolü üstlenmiştir.

Altarın arkasında bulunan gösterişli bölme, aynı zamanda Adem ile Havva’nın “Hayat Ağacı” altında betimlendiği

mermer vaftiz kurnasını yapan ünlü 17.yüzyıl oymacısı Grinling Gibbons’a aittir.

Şair ve ressam William Blake ve başbakan William Pitt: burada vaftiz edilmişlerdir. Whitehall Sarayı şapeli için yapılan ve buraya 1961 yılında taşınan muhteşem orgun arkasındaki Gibbons’un diğer oymaları  da görülmeye değerdir.

Burada, günümüzde yıl boyunca çeşitli etkinlikler düzenlenir. Kilisenin, ayrıca popüler bir kafesi bulunmaktadır.

ALBANY

İngiltere Londra Pıccadılly;

Albany Court Yard.W1 adresindedir.

Albany: 100 yıldır bir gurup ilginç fikirli insan için hayati bir rol oynamıştır. Başlangıçta, bu ilginç fikirli bir gurup insan tarafından, 1894 yılında “Deptford Fonu” kurulmuştur. Fonun kurucuları: 1869 yılında rıhtımın kapatılmasının ardından etkilenen işsiz ve yoksul kalan insanların derdine çare bulmak istemişlerdir.

Yerel yardım işletmelerinden mali yardım alan fon: kendi projelerini finanse ederek kurmaya karar verince, 1898 yılında Albany Enstitüsüsün temel taşı atılmış ve 1899 yılında bitirilen bina: Albany Düşesi tarafından açılmış ve çok popüler ve gözlerden uzak bu bekar evleri ortaya çıkmıştır.

69 bekar dairesi, Henry Holland tarafından yapılmıştır.

Şair Lord Byron: yazar Graham Greene, başbakanlar William Gladstone ile Edward Heath ve aktör Terence Stamp burada yaşamış ünlüler arasındadırlar. Ancak, konaklama genellikle çok sıkışık olmuştur.

Evli erkeklerin, bu evlerde oturmalarına 1878 yılında izin verilmiştir, ancak 1919 yılına kadar eşleri burada kalamamışlardır. 14 yaş altı çocuklar da burada barındırılmazlar.

Enstitü tarihindeki en önemli gelişme: 1966 yılında buraya atanan Paul Curno isimli şahsın: yerel halk için önemli sosyal konulara odaklanarak yaptığı faaliyetler olmuştur. Bu projelerin en öne çıkanı: 1970’lerdeki “Irkçılık” kampanyasıdır.

Bu kampanyada bir dizi konser ile birlikte siyah ve beyaz müzisyenler, ulusal ırkçılık karşıtı kampanya başlatmışlardır. 1978 yılındaki bir yangın, binaya büyük hasar vermiştir.

Günümüzde kadınlar da burada tek başlarına kalabilmektedirler. Albany ise Londra şehrinde bir sanat mekanı olarak tanınmaktadır.

 

ROYAL ACADEMY OF ARTS

İngiltere Londra Pıccadılly;

Burlington House.W1 adresindedir.

Burlington Malikanesi: West End bölgesinde, günümüze kadar ayakta kalabilen, 18.yüzyılın başından kalma birkaç malikaneden birisidir ve büyük havuzlarla dolu bahçesini, diğer saygıdeğer kurumlarla paylaşır. 

Malikanenin önündeki avlu genellikle kuruluşu 1768 yılına kadar giden Kraliyet Sanat Akademisinin prestijli sergilerini gezebilmek için bekleyen ziyaretçilerle doludur.

Evet: Royal Academy: özel fonlarla desteklenmekte olan bağımsız bir kuruluştur ve İngiltere’nin önde gelen sanatçı topluluğunu barındırır. İlk olarak: Kral George III tarafından 10 Aralık 1768 tarihinde kurulmuştur. Sadece güzel sanatlarla ilgilenen ülkenin en eski toplumudur.

200 yılı aşkın bir süredir, her yıl burada düzenlenen geleneksel yaz sergisi tanınmış ve tanınmamış sanatçıların yaklaşık 1300 civarındaki eserleriyle açılır. Bu sergilerde eserleri sergilenen sanatçıların tanınmış olması veya olmaması aranmaz.

Norman Foster’in tasarladığı 1991 tarihli Sackler Galleries’de geçici sergiler ve galerinin dışındaki heykel salonunda ise sürekli koleksiyonlar bulunur.

Eski ve yeni akademisyenlerin çalışmalarından oluşan koleksiyonun tamamı sergilenmez, önemli eserlere Madejski Rooms’da yer verilir. Galerinin çıkışında bulunan mağazalarda da etkileyici sanat kitaplarının yanı sıra sergilerle ilgili objelerde satılır.

Koleksiyonda İngiliz sanat ve sanatçılar üzerinde duruluyor ve özellikle 18. yüzyıldan itibaren günümüze kadar değişmektedir. Resim ve heykel koleksiyonunda: Reynolds, Gainsborough, Turner, Constable, Alma-Taderma, Flaxman, Millais, Hockney ve Spencer gibi sanatçıların eserleri bulunur.

Burayı gezmek isterseniz: ücretsiz “John Madejski Fine Room” turana katılabilirsiniz. Bu turda: Akademik çalışmalardan örnekleri: sergiler ve koleksiyondaki tablolarda görebilirsiniz. Büyük uluslar arası sergiler tüm yıl boyunca görülebilir ancak en ilgi çeken sergi: yıllık “Summer Axhibition” (Yaz Sergisi) etkinliğidir.  

Akademisyenler yanında, biraz önce de sözünü ettiğim gibi halk tarafından yapılan: tablolar, çizimler ve heykeller de görülebilir. Halk’tan kişiler: komiteye kendi eserlerini sunabilirler ve başarılı bulunanlar kendi eserlerinin “David Hockney” ve “Tracey Emin” gibi Akademisyenlerin eserleri yanında sergilenmesini sağlayabilirler.

Daimi sergide, özellikle görmenizi önereceğim eser: Michelangelo’nun çarpıcı “Madonna ve Çocuk” (1505) rölyefidir.

 

BURLİNGTON ARCADE

İngiltere Londra Pıccadılly;

Piccadilly W1 adresindedir.

Bu pasaj: lüks İngiliz ürünleri satan küçük mağazalardan oluşmuştur ve şehirdeki 19.yüzyıl tarihli dört pasajdan birisidir.

1819 yılında Lord George Cavendish için, yoldan geçenlerin bahçesine çöp atmalarını engellemek amacıyla Samuel Ware tarafından inşa edilmiştir.

Pasaj: günümüzde asayişten sorumlu görevliler tarafından kontrol altında tutulmaktadır. Bu görevlilerin: şarkı söyleyen, ıslık çalan, koşan veya içeride şemsiye açan ziyaretçilere müdahale etme yetkisi vardır.

Ancak, belki de ticari çıkarlar nedeniyle, günümüzde bu kısıtlamalar nispeten azaltılmıştır.

Burada özellikle: nişan yüzükleri ve düğün takıları bulunabilir.

          

RİTZ HOTEL

İngiltere Londra Pıccadılly;

Piccadilly.W1 adresindedir.

“Ritz” kavramı: İsviçreli otelci Cesar Ritz’den gelir. Kendisi 1906 yılında burada bu oteli inşa ettirmiş ve Ritz adını almasından sonra emekliye ayrılmıştır. Otel 24 Mayıs 1906 tarihinde kapılarını açmıştır.

Şato tarzı betimlenen binanın ön cephesi: bu yüzyılın başında en iyi ve görkemli otellerin bulunduğu Paris şehrini çağrıştırması amacıyla revaklı girişlerle donatılmıştır.

II. Dünya Savaşı sırasında, Churchill, De Gaulle ve Eisenhower, burada Marie Antoinette Suite odasında zirve toplantıları yaptılar. 7 katlı otelde 133 oda bulunuyor.

Günümüzde Edward döneminin şatafatlı ve görkemli havasını yaşatan otel, uygun kıyafetler içindeki kişilerin akşam üstü çayı için uğradıkları ve büyük zevk aldıkları bir mekan haline gelmiştir. Ancak: dikkat edin, kot pantolon ve spor ayakkabısı ile girmeye izin verilmiyor.

 

               

SPENCER HOUSE

İngiltere Londra Pıccadılly;

St James’s Pl.SW1 adresindedir.

Palladio tarzı bu saray: Spencer tarafından 1766 yılında inşa edilmiştir. Londra şehrinin ilk neo-klasik mimari örneğidir. Sarayın devlet odaları: resepsiyonlar ve aile toplantıları için kullanılmıştır. Earl Spencer ve eşi, buradaki yaşamları boyunca genellikle Londra toplumundaki önemli kişiler için lüks eğlenceler düzenlemişlerdir.

Onların torunları da, bu geleneği sürdürmüşlerdir. 1783 yılında, ilk Earl Spencer’ın ölümünün ardından, ev kısmen mimar Henry Holland tarafından yenilenmiş ve 18.yüzyıldaki görkemli havasına yeniden kavuşmuştur.

Bu yenilemede, Holland: yapıya Yunan İon sütunları, maun kapılar eklemiş, Yemek odası, Merdiven Hall, Ante Odası ve Kütüphane yenilenmiştir. 1840 yılında, zemin kat dekore edilmiştir. Birinci kat: ünlü Victoria mimarı Philips Hardwick tarafından restore edilmiştir. Zemin kattaki odaların dekorasyonu ise Parisli tasarımcı Barbier yapımıdır.

Saraydaki çağdaş mobilyalar ve resim koleksiyonu görülmeye değerdir.

Mükemmel bir dekorasyona sahip “Painted Room” hemen göze çarpar. Burası: James Stuart tarafından antik şekilde tasarlanmış ve boyanmıştır. İngiltere’nin en ünlü 18.yüzyıl iç tasarımıdır. 1759-1765 yılları arasındaki 6 yıllık süreçte tamamlanmıştır.

Tasarımda kullanılan temalar: Herculaneum, Antik Roma, Raphael’in Vatikan Loggie ve klasik manzara resimleridir.

Saray rehberli turlarla gezilebilmektedir.

 

ST JAMES PALACE

İngiltere Londra Pıccadılly;

Paul Mll. SW1 adresindedir.

Banqueting House’e bir kilometre uzaklıkta olan bu yapı; Londra şehir merkezindeki nadir Tudor dönemi yapılarından birisidir.

Buckingham House olarak bilinen yapı: daha önce burada bulunan bir cüzzam hastanesinin bulunduğu araziye, 1530’ların sonunda, Kral VIII Henry döneminde yapılmıştır. (Yapıma 1531 yılında başlanmış ve 1536 yılında  tamamlanmıştır)

Kral: burayı genellikle kraliyet elçilerini kabul etmek için kullanmıştır. Günümüzde bile, İngiltere büyük elçileri Court of St Jame’s de akredite edilirler.

1828 yılına gelindiğinde, Kral IV George: mimar John Nash’den birayı bir saraya çevirmesini ister. 1837 yılında Victoria kraliçe olduğunda, saray henüz bitmemiştir. Buna rağmen, kraliçe buraya taşınır ve bu tarihten sonra yapı, kraliyet ailesinin Londra şehrindeki konutu olarak kullanılmaya başlanır.

Kraliçe I.Elizabeth: 1952 yılında kraliçe olarak ilk konuşmasını burada yapmıştır. Yabancı diplomatlar, yetkilerini, günümüzde de buradan alırlar. St James’s Street’den görünen, kuzey bölümündeki geçit-ev: Tudor tarzındadır. Arkadaki saray binalarında ise, ayrıcalıklı kraliyet hizmetkarları kalırmış.

Günümüzde: sarayda devlet odalarının mobilyaları ilgi çekmektedir. Ayrıca: Mortlake odasında: Galler Prensi Charles I tarafından sipariş edilen halılar ve silah ve zırhlar görülebilir. Devlet odalarından “Mytens” bölümünde: Van Somer, Michael Wright ve Wissing tarafından yapılan ilginç portreler vardır. Lawrence tarafından yapılan George IV portresini görmeden çıkmayın.

İngiltere Londra Pıccadılly ST JAMES SQUARE
İngiltere Londra Pıccadılly ST JAMES SQUARE

 

ST JAMES SQUARE

İngiltere Londra Pıccadılly;

Westminster bölgesindedir. Şehir bir çöl olsa, burası bir vaha olarak görülebilirdi. Şaşırtıcı yeşillikte palmiye ağaçları bile var.

Burası, Londra şehrinin ilk meydanlarından birisidir. 1671 tarihinde düzenlendikten sonra, işleri nedeniyle St James Sarayına yakın oturması gereken kişiler için evler yapılmıştır.

18. ve 19.yüzyıl yapımı binalar, birçok ünlüye ev sahipliği yapmıştır. II. Dünya savaşı sırasında General Eisenhower ve De Gaulle: merkez üslerini buraya kurmuşlardır.

Günümüzde meydanın kuzey kanadında, 10 numaralı evde (Chatham House) 1736 yılında kurulan “Uluslar arası İlişkiler Kraliyet Enstitüsü” bulunmaktadır. 19.yüzyılda İngiliz aristokratisi burada gelişmiştir. Günümüzde de Londra şehrinin en saygıdeğer centilmenlik kulüpleri burada bulunmaktadır.

Kuzeybatı bölümde ise: 1841 yılı yapımı tarihçi Thomas Carlyle ve arkadaşları tarafından kütüphane olarak 1896 yılında kurulan “London Library” bulunur.

Meydanda bulunan bahçede: 1807 yılından günümüze kadar III. William’ın atlı bir heykeli görülmektedir.

       

ROYAL OPERA ARCADE

Pall Mall caddesindedir. Royal Opera House’un batısında bir alışveriş merkezidir. 

John Nash’ın ( kendisi Buckingham Sarayı, Marble Arch, Brington Pavillion mimarıdır) tasarladığı Londra’nın ilk alışveriş pasajı: 1818 yılında “Haymarket” Opera Hause’un (günümüzde Her Majesty’s Theatre) arkasına yapılmıştır.

Arcade: 12 metre genişliğinde bir kapalı yürüyüş yolu ve bunun çevresindeki dükkanlardan oluşmaktadır. Bu yürüyüş yolu: Haymarket’e paralel, Pall Mall ve Charles II caddesi arasında uzanır. Batı tarafından bodrum ve asma katları bulunan 18 küçük dükkan bulunur.

Yapıldığı dönemde: modern alışveriş merkezlerinin öncüsü olmuştur. 17.yüzyıldan günümüze, burası: Gentlemans kulüplerine ev sahipliği yapmış, kadın ve erkeklerin buluşma yeri olarak kullanılmıştır. Ancak, 19.yüzyıldan itibaren burada bulunan kulüplerin birçoğu tarih olmuştur.

Burası: Burlington Arcade’den, yaklaşık bir yıl önce yapılmıştır. Burlington Arcade: Nash tarafından 1819 yılında tamamlanmıştır.

Pall Mall oyunu (paille-Maille adıyla bilinir ve golf ile kroket arasında bir oyun biçimidir) 17.yüzyılda burada oynanmaya başlamıştır.

Pasajda yer alan geleneksel mağazalar kısa süre önce buradan taşınmıştır. Avcı yeşili ünlü Wellington botları, balıkçılık ve avcılık malzemeleri satan Farlows, hemen yakınlardaki “Pall Mall” 9 numaradadır.

 

PALL MALL

Westminster City bölgesindeki bu cadde: adını, 17.yüzyılda burada oynanan kroket ve golf arası bir oyun olan “palle-maile” den almıştır.

Pall Mall: 150 yılı aşkın bir süredir, Londra kulüpler dünyasının tam merkezinde bulunmaktadır. Burada: önemli beyefendilere: kadınlardan uzakta bir sığınak yaratan özel kulüpler kurulmuştur.

Kulüp binaları yapıldıkları dönemin en popüler mimarlarının eserleridir. Doğu bölümde bulunan “Nash’in United Services Kulüp” revaklı girişiyle dikkati çeker. Burası, bir zamanlar Wellington Dükünün de favori kulübü olmuştur ve günümüzde burada “Yönetmenler Enstitüsü” bulunur. Onun karşısında, Waterloo Sarayı’nın öteki tarafında, 1830 yılında Decimus Burton tarafından tasarlanan “Athenaeum” bulunur.

Bitişikte, Parlamento Binalarının mimarı Sir Charles Barry tarafından tasarlanan iki kulüp görülür. (Travellers ve Reform)

Eski dekorasyonları muhafaza edilen kulüplere sadece üyeler ve üye misafirleri kabul edilmektedir.

 

INSTİTUTE OF CONTEMPORARY ARTS

The Mall.SW1 adresindedir.

Çağdaş Sanatlar Enstitüsü (ICA) 1947 yılında, şehirdeki sanatçılara, New York şehrindeki Modern Sanat Müzesinin sağladığı imkanları sağlamak için kurulmuştur.

Başlangıçta “Dower Street” te bulunan Enstitü, 1968 yılından bu yana, John Nash’in Klasik Carlton House Terrace’da bulunmaktadır. Girişi “The Mall” üzerinde olan komplekste: sinema, konferans salonu, kitapevi, sanat galerisi, bar ve bir restoran bulunur.

Burada, genellikle konserlere, konferanslara ve oyunlara yer verilir. Üye olmayanlar için giriş ücretlidir.

 

ST JAMES PARK

Yaz döneminde, çevredeki ofis çalışanları: parkın çiçekleri arasında güneş banyosu yaparlar. Kışın ise, göldeki ördek, kaz ve pelikanları seyrederek göl kenarında devlet işlerini tartışırlar. Park 57 dönüm büyüklüktedir. St James ismi, bölgeye ismini veren ve günümüzde bulunmayan cüzzam hastanesinden gelmektedir.

Önceleri bataklık olan bu alan: 1532 yılında; VIII Henry döneminde kurutularak av sahası içine alınmıştır. II. Charles döneminde, park yayaların da kullanabileceği şekilde düzenlenmiş ve güney bölümde bir kuşhane yapılmıştır. 1603 yılında burada: deve,  timsah ve fil gibi egzotik hayvanlar ve yapılan kuşhanede egzotik kuşlar bulunuyormuş.

Buraya: “Birdcage Walk” denilmektedir. Güneyinde St James Palace bulunmaktadır ve aradaki uzun ağaçlıklı cadde, 18.yüzyıldan bu yana şık bir gezinti yeri olarak kullanılmaktadır. Parkın ortasındaki suni gölde, iki ada bulunmaktadır. Bunlar: Batı Adası ve Ördek adasıdır. 1664 yılında bir Rus elçisi, buraya pelikan kuşları hediye etmiş ve bunlar günümüzde bir koloni olarak yaşamlarını sürdürmektedirler.

Park, günümüzde hala: Whitehall çatılarının manzarasıyla temiz hava almak için tercih edilen bir yerdir. Yazın, orkestrayla ayrılmış alanda konserler düzenlenir.

         

THE MALL

Londra şehri ziyaretçilerinin burayı mutlaka görmelerini öneriyorum. İsminde “Mall” kelimesi geçmesine rağmen, burada hiçbir dükkan veya mağaza bulunmamaktadır.

Buckingham Sarayının önündeki bu tören yolu: Aston Webb’in sarayın ön kısmı ile Victoria anıtını 1911 yılında yeniden düzenlemesiyle ortaya çıkmıştır. Trafalgar meydanının batı ucundan başlar ve Admiralty Arch ve Buckingham Sarayı arasında uzanır.

Uzunluğu 1 km. ye yakındır. Yola kırmızı dev bir halı döşenmiş izlenimi vermek için “kırmızı renkli” olarak yapılmıştır. Bu renk: demir oksit kullanılarak sentetik olarak elde edilmiştir.

II. Charles döneminde yaptırılan ve Londra’nın en popüler gezinti yeri haline gelen “The Mall” St James’s Park’ın kenarındaki eski yolu takip eder. 17.ve 18.yüzyıllarda şık bir mesire yeri olarak kullanılmıştır. Yolun iki yanındaki bayrak direklerinde, resmi ziyarette bulunan ülkelerin bayrakları takılır.

8 Mayıs 1945 tarihinde: Kral, Kraliçe ve Prenses Elizabeth, bu yol üzerinde ilerleyerek saraya ulaşmışlar ve yol üzerindeki binlerce seyirci tarafından alkışlanmışlardır.

Günümüzde, her yıl yapılan Londra Maratonu, burada bitirilmektedir. Hatta 2012 Londra Olimpiyat Oyunları ve Paralimpik Oyunların Maraton yarışları da burada bitirilmiştir. Kraliyet düğünlerinde, bu yol geçilir ve Kraliyet ailesi fertleri, Sarayın balkonundan seyircileri selamlarlar.

 

 

MARLBOROUGH HOUSE

Pall Mall Street.SW1 adresindedir.

Bu ev: mimar Christopher Wren tarafından “Marlborough Düşesi Sarah Curchill” için tasarlanmıştır. Düşes: yapının “sade, rahat, güçlü ve iyi” olmasını istemiştir.

Wren ve oğlu tarafından yapılan yapı: 1711 yılında tamamlanmıştır. 19.yüzyılda genişletilen ev, daha sonra kraliyet ailesi tarafından kullanılmıştır ve özellikle dul kraliçeler ve çocukları burada yaşamışlardır.

1831-1849 yılları arasında kraliçe Adelaide burada yaşamıştır. 1853-1861 yılları arasında ise, burası Prens Albert ve eşi Kraliçe Victoria tarafından “Ulusal Sanat Eğitim Okulu” olarak kullanılmıştır.

1863 yılında VII Edward olarak tahta çıktığı 1901 yılına kadar Galler Prensi ile Prensesine ev sahipliği yapan bina: o dönemde Londra’nın sosyal merkezi olarak önem kazanmaktadır. En son 1953 yılında ölümüne kadar, Kraliçe Mary burada yaşamıştır.

Evin “Marlborough Road” duvarındaki art-Nouveau anıt: Edward’ın kraliçesi Alexandra’nın anısına yapılmıştır.

Günümüzde bina: 1959 yılından bu yana: İngiliz Uluslar Topluluğu Sekreterliğini (Commonwealth Sekreterliği) barındırmaktadır. Burada: 54 bağımsız ülkenin temsil edildiği bir dernek bulunmaktadır ve bunlar 2 milyardan fazla insana hitap etmektedirler. (bu rakam dünya nüfusunun % 30’u dur)

Burayı gezmek isterseniz: güzel odalardaki zarif duvar resimlerini, duvar halılarını, tabloları ve yüzyıllar boyunca burada yaşamış kişilerin, heykellerini görebilirsiniz.

Bahçelerdeki çakıl yürüyüş yolları ve çim alanlar, 18. yüzyıl düzenini korumaktadır. Ayrıca: Kraliçe Mary’nin sazdan yazlık evini ve Kraliçe Alexander’nın Kraliyet Hayvan Mezarlığını görebilirsiniz. 2 saat süren rehberli turlar var, giriş ücreti 5 paund.

 

QUEEN’S CHAPEL

Marlborough Road.SW1 adresindedir.

İnigo Johns’un bu mükemmel eseri, I. Charles’in Fransız karısı Henrietta Maria için 1623-1627 yılları arasında inşa ettirilmiştir ve İngiltere’nin ilk klasik kilisesidir.

Öte yandan: İngiltere’de Katolik kilisesi inşa edilmesinin yasak olduğu bir dönemde inşa edilmiş olması önem kazanmaktadır. Çünkü: Kral Charles I’in eşi kraliçe Henrietta Maria, Katoliktir.

Bu yüzden, kilise: St James Palace sarayının bir parçası olarak inşa edilmiştir. Ancak çeşitli yangınlardan sonra aradaki bağlantılar yanarak yok olunca, saraydan ayrılmıştır.

Başlangıçta St James Sarayının bir parçası olarak düşünülen kilise, günümüzde Marlborough kapısıyla saraydan ayrılır.

III. George: karısı Charlotte ile 1761 yılında burada evlenmiştir. Şapelin içinde Annibale Carracci’nin altar panoları ve görkemli 17.yüzyıl panelleri görülmeye değerdir.

Sunak üzerindeki büyük pencereden, içeriye ışık akışı sağlanmıştır ve iç mekan aydınlıktır.

Şapel: bahar ve yaz aylarında ziyaretçilere ve halka açıktır.

 

CLARENCE HOUSE

Stable Yard adresindedir.

1825-1827 yılları arasında; John Nash tarafından Prens William (kendisi 1830 yılında kral olmuştur) ve Clarence Dükü için tasarlanmış ev, Galler Prens Charles’ın Londra’daki evi (2003 yılında buraya taşınmıştır) olarak kullanılmaktadır.

Ancak, yıllar içinde yapılan yenileme çalışmaları nedeniyle, orijinal Nash dizaynı kalmamıştır. Evin içindeki odaların çoğu: mimar Robert Kime tarafından dekore edilmiştir.

Yılda bir kez evin görkemli giriş katı halkın ziyaretine açılmaktadır.

                    

LANCASTER HOUSE

Stable Yard adresindedir.

Ev: Apsley House’un mimarı Benjamin Wyatt tarafından 1824 yılında York Dükü için yapılmıştır. Uzun süre St James Palace sarayının bir parçası olarak kullanılmıştır.

1840 yılında ev: Stafford Markisi tarafından satın alınmış ve uzun süre “Stafford House” olarak anılmıştır. Hatta: Londra’nın en değerli evi olarak da önem kazanmıştır.

Ünlü klasik müzik besteci ve icracısı Chopin 1948 yılında Kraliçe Victoria, Prens Albert ve Wellington Dükü için burada bir konser vermiştir. 1924 yılından sonra, ev: Dünya savaşı sırasında bir süre Londra Müzesi olarak kullanılmıştır.

Günümüzde burası: Dışişleri Bakanlığı tarafından yönetilmektedir ve bir konferans merkezi olarak kullanılmaktadır. Ayrıca: hükümet tarafından burada çeşitli resepsiyonlar verilmektedir.

                   

BUCHİNGHAM PALACE

The Mall.SW1 adresindedir.

Kraliyet ailesinin resmi konutu ve ofisi olan bu sarayda, konuk devlet başkanları için verilen ziyafetler gibi devlet törenleri düzenlenmektedir. Burası: İngiltere monarşi merkezidir.

Burada günlük faaliyetler, Kraliçe ve Edinburg Dükü ve bunların yakın aile fertlerinin çalışma büroları bulunur.

Burada çalışan yaklaşık 500 kişi içinde, ev hizmetkarlarının yanı sıra, kraliçenin resmi işlerini düzenleyen “Kraliyet Görevlileri” de bulunur. Sarayda 775 oda bulunmaktadır. Bunlardan 19 tanesi devlet odası, 52 tanesi kraliyet yatak ve misafir odası, 188 adet personel yatak odası, 92 ofis ve 78 banyo bulunmaktadır.

Binanın ön uzunluğu 108 metre ve derinliği 120 metredir, yükseklik ise, 24 metredir. Sarayda yaklaşık 400 kişi: hizmetçi, şef, temizleyici, tesisatçı, bahçıvan, elektrikçi vs. hizmetlerde çalışmaktadır.

John Nash, orijinal Buchingham Malikanesini, 1820-1830 yılları arasında kral olan IV. George için saraya dönüştürmüştür. Hem George’un hem de kendisinden sonra 7 sene tahtta kalan kardeşi IV. William’ın yapım çalışmaları tamamlanmadan ölmeleri üzerine, bu sarayda ilk olarak Kraliçe Victoria ikamet etmiştir. Sarayın “The Mall” a bakan doğu cephesi 1913 yapımıdır.

Sarayın devlet odaları, yaz döneminde ziyaretlere açıktır. Eski ustaların tabloları, mobilyalar Buckhingham Palace’ın her yıl Ağustos-Eylül ayları arasında halkın ziyarete açılan 19 Devlet odasını dekore eden “Royal Collection” dan porselenler: burada sergilenir.

Öte yandan: burası dünyanın en önemli sanat koleksiyonuna sahip olmasına rağmen, burası bir sanat galerisi veya müze değildir. Değerli sanat eserleri dekorasyonda kullanılmıştır.

Bu 775 odalı konağa yapacağınız ziyaret sırasında, muhafız değişimini veya bir limuzine binmekte olan kraliyet ailesinden herhangi bir üyeyi görebilirsiniz.

Yüzünüzü saraya döndüğünüzde: sol tarafta, her sabah Wellington Barrack’s dan saraya yürüyüş yapan yeni muhafızları mutlaka görmelisiniz.

St Jame’s Parth: bir manzara izleme noktasıdır. Palace’ın güney kısmındaki Quenn Gallery’de (Kraliçenin Galerisi) 400 yıldır kraliçeler tarafından alınan ve onlara emanet edilen Royal Collection’dan ulusal eserler değişen sergiler halinde sunulur.

Galerinin hemen arkasında kraliçenin arabasını çeken Windsor Grey atlarının evi olan Royal News) Kraliyet Ahırları) vardır. Gold State Coach (Altın At Arabası)  taç giyme törenlerinde ve diğer büyük olaylarda kullanılır ve tarihi olaylarda kullanılmış olan diğer yedi at arabası, arabacının giydiği altın işlemeli devlet üniforması ve ahır görevlileri kraliyet ailesinin nasıl yolculuk yaptığını gösterir.

Her yıl: 50.000’den fazla kişi: burayı gerek misafir ve gerekse öğle yemekleri, akşam yemekleri ve resepsiyonlar için sarayda ağırlanırlar. Burayı ziyaret edenler: eşikten ilk adımı attıklarında “Grand Hall” denen bölüme ulaşırlar ve kavisle mermer merdivenlerden yukarı çıktıklarında: Kraliçe Victoria döneminde yapılmış ve duvarları süsleyen portrelerle karşılaşırlar.

Ardından; Kraliçe Victoria’nın döneminde yapılan “Taht Odası”: görülür. Burası: devletin konuklarını karşılamak ve resmi düğün fotoğrafları çekimi için kullanılır. George IV döneminde, sarayda eğlenceler için bir oda yoktu.

Kraliçe Victoria, kendi döneminde 1853-1855 yılları arasında Londra’nın en büyük odasını saray kompleksine ekleterek bu eksikliği gidermiştir. Bu çok amaçlı salon (Balo Salonu) uzunluğu 36.6 metre, genişliği 18 metre ve yüksekliği 13.5 metredir.

Burası: 1856 yılında Kırım Savaşının bitişi kutlamaları sırasında açılmıştır. Doğa Galerisi boyunca: Kraliçe ve onun devlet misafirleri için ziyafet düzenlenen “Ballroom” bulunur. Burada aynı anda 150 kişi yemek yiyebilmektedir.

Günümüzde: Kraliçe tarafından yıllık olarak düzenlenen Diplomatik Resepsiyonlara 1500 kişi katılmaktadır. Batı Galerisinde: dört goblen ve çim bahçelere bakan odalar bulunur.

Yine sarayın batı tarafında: asıl Devlet Odalarından biri bulunur ve burada birçok seçkin kişiye “liyakat nişanı” verilmiştir. Drawing Room: Mayıs 1838 tarihinde açılmıştır ve burada 1850 yılından itibaren, Kraliçe Victoria’dan itibaren balolar düzenlenmiştir.

Bu müzik odasında: kraliyet bebekleri Canterbury Başpiskoposu  tarafından vaftiz edilmişlerdir.

Kraliçe sarayla olduğunda: onun kraliyet bayrağı: bayrak direğine çekilidir. Bu bayrağa “Royal Standart” denilir. Bayrak dört parçaya ayrılmıştır.

Birinci ve dördüncü bölüm: İngiltere’yi temsil eder. Kırmızı bir alan üzerinde yürüyen üç altın aslan bulunur. İkinci çeyrek: İskoçya’yı temsil eder ve altın alan üzerinde sol arka ayağının üzerinde bir kırmızı aslan, ayakta görülür.

Üçüncü çeyrek bölüm ise: İrlanda’yı temsil eder ve mavi bir alan üzerinde İrlanda silahı altın coat görülür.

Gelelim muhafızlara: Saray 5 Alaydan oluşan özel muhafızlar tarafından korunur. Onlar: ayı postu denilen, kırmızı ve uzun boylu ceket ve kürklü şapka giyerler.

İlk korucu görev yerine geldiğinde: muhafız değişim töreni yapılır ve bu ilgi çeker. Muhafız değişim töreni, her sabah avlu da yapılır. Saray: 1660 yılından bu yana, bu askerler tarafından korunmaktadır.

         

QUEENS’S GALLERY

Buchingham Palace Road adresindedir. Burası: Buchingham Sarayında Kraliçenin galerisi olarak bilinir.

Kraliyet ailesi, Leonardo ve Vermeer gibi eski ustaların eserlerini de içeren dünyadaki en güzel ve değerli koleksiyonlardan birine sahiptir.

2002 yılında galerinin genişletilmesi son 150 yılda Buckhingham Sarayı’na yapılan en kapsamlı eklentidir.

Günümüzde sergi alanı 4 katı kadar artmış ve ayrıca yeni ve etkileyici bir sütunlu giriş salonu düzenlenmiştir.

Kraliyet Koleksiyonu: dünyanın en büyük ve en önemli sanat koleksiyonlarından birisidir ve bozulmadan günümüze ulaşan en son ve en büyük Avrupa kraliyet koleksiyonudur. Koleksiyon, son 500 yıldır kralların ve kraliçelerin kişisel zevklerinin eşsiz ve değerli kaydıdır.

1649 yılında, Charles I’in emriyle, Kral’ın muhteşem mallarının büyük bölümü Oliver Cromwell’e satıldı. Ancak, 1660 yılında, Kraliyet Sanat koleksiyonu yine toplanmaya başladı. Koleksiyon için en büyük eklemeler: Galler Prensi Frederick tarafından sağlanmıştır.

Daha sonra: George III, George IV, Kraliçe Victoria, Prens Albert ve Oueen Mary (Kral V. George eşi) zamanında da koleksiyon büyümeye devam etmiştir.

Galeride bulunan 7 odadan biri kraliyet koleksiyonunun başyapıtlarına ayrılmıştır. Güzel sanatlar, mücevherler, porselenler, mobilya ve ev yazmaları gibi konularda geçici sergilerde düzenlenmektedir.

Kraliyet Koleksiyonunda bulunan 3000 parça eser, birçok kez: ülkenin çeşitli müzelerinde geçici sergilerle ziyaretçilere açılmaktadır.

                

ROYAL MEWS

Buchingham Palace Road adresindedir. Her gün saat: 09.30-17.00 arasında açıktır.

Kraliyet ahırları, gün içinde birkaç saat açık tutulmasına rağmen, at tutkunları ile kraliyet şaşasından hoşlananların kaçırmaması gereken bir yerdir. Burada bulunan 30 at: İngiliz Cleveland Bays ve Windsor Greys karışımıdır. Arabalar: Windsor Greys atları tarafından çekilir.

Kraliyet ailesinin devlet törenlerinde kullandığı atlar ve faytonların bulunduğu ahır ve binalar Nash tarafından 1825 yılında tasarlanmıştır.

En dikkat çekici obje ise 1762 yılında III. George için yapılan ve panoları Giovanni Cipriani tarafından süslenen altın devlet arabasıdır.

Bu araçlar, her taç giyme töreninde ve kraliyet gelinleri tarafından kullanılır.

Diğer araçlar arasında Kraliçe Victoria’nın Parlamentonun açılış törenlerine giderken kullandığı İrlanda Devlet Arabası, üstü açık kraliyet landosu ve kraliyet düğünleri ile yabancı diplomatların ulaşımı için kullanılan cam faytonlar da görülmeye değerdir.

Atların el işi koşum takımları ile onlara konuşan muhteşem atlardan bazıları da burada görülebilir.

Ahırlarda bulunan bir sergi, günümüzdeki çalışmalara ve ahırların tarihine ışık tutar.

Burada düzenlenen rehberli bir tura katılırsanız: atların çalıştırıldığı 18.yüzyıl tarihli binicilik okulunu görme fırsatı vermektedir. Burada bir de hediyelik eşyaların satıldığı mağaza bulunmaktadır.

             

WELLİNGTON ARCH

Hyde Park köşesindedir. Giriş ücretlidir, yetişkinler 4.20, çocuklar 2,50 paund.

Apsley House önündeki boş alana ne yapılacağı yaklaşık bir yüzyıldır tartışılmış ve sonunda Kraliyet Parklarının geliştirilmesi planının bir parçası olarak 1825-1828 yılları arasında “Decimus Burton” tarafından tasarlanan  Wellington Kemerinin yapılmasına karar verilmiştir. Başlangıçta Hyde Park alanına bakarken, yol genişletme çalışmaları nedeniyle 1880 yılında bugünkü konumuna taşınmıştır.

Adrian John’un kemerin üstünde görülen bronz 1911-1912 yılları arasında eklenmiştir. Heykel yerleştirilmeden önce, Jones atlardan birinin sırtında üç kişilik yemek daveti vermiştir.

Heykel: Napolyon Wellington yenilgisinin ilanı, bir zafer takı olarak dikilmiştir ve “Barış Meleği” ni ifade etmektedir. Avrupa’nın en büyük bronz heykeli olarak önem kazanmaktadır.

Günümüzde kemerin iç odalarındaki sergiler ziyarete açıktır. Burada: Quadriga galeri bulunmaktadır ki bu galeride geçici sergiler düzenlenir.

Heykelin altındaki gözlem platformundan şehrin güzel manzarasını izlemek mümkündür.

                 

APSLEY HOUSE

Hyde Park kuzey köşesinde durmaktadır. Londra’da “Number One” olarak bilinir ve tanınır.

Apsley House: aslında: Baron Apsley için 1771 ile 1778 yılları arasında tasarlanmış ve Robet Adam tarafından inşa edilmiştir. Ancak yapı: 1807 yılında: Wellington’un ilk Dükü ve ardından kardeşi Arthur Wellesley’e geçmiştir.

Wellington; 1815 yılında Waterloo Savaşında Napolyon’u yenerek ünlenmiştir. Ama onun askeri kariyerinde, Hindistan ve daha sonra İspanya’da kazanılan zaferler de bulunmaktadır. Kendisi 1828 yılında Başbakan oldu ve askeri kariyerini önemli bir politikacı olarak sürdürdü.

Evet: yapı 1828 yılında Wellesley ailesi tarafından genişletilmiş, korint revak ve batı kanadı eklenmiştir. Ancak daha da önemlisi: birçok odanın Wellington döneminde yeniden tasarlanmasıdır.

Apsley sarayının göz kamaştırıcı iç tarzı: Regency tarzının muhteşem bir örneğidir. Özellikle: yıllık Waterloo zaferinin kutlama törenlerinde yapılan ziyafetler ve eğlenceler burada düzenlenmiştir.

Dükün kapsamlı güzel sanatlar koleksiyonu (3000 eser bulunmaktadır): görkemli ipek panolar ve yaldızlı bir dekorasyonu bulunan salonda sunulmaktadır. Goya, Valezquez, Brueghal vve Rubens gibi sanatçıların resimleri: porselenler, gümüşler ve mobilyalarla birlikte görülebilir.

Düke ait eşyalar arasında ise: kılıçlar ve madalyalar ilgi çekmektedir. Bu koleksiyonda bulunan resimler arasında: 1813 yılında Wellington I. Dükü tarafından yakalanan İspanyol Kraliyet koleksiyonu bulunmaktadır.

Bunlar arasında: Correggio, Giulio Romano gibi İtalyan Masters eserleri ve Velazquez gibi İspanyol “Golden Age” ressamlarının eserleri görülür. Özellikle: Velazquez’in “Seville Waterseller” ve Goya’nın Wellington I. Dükü portresi mutlaka görülmesi gereken eserlerdir.

Wellington’un baş düşmanı Napolyon’un büyük heykeli Canova’nın eseridir.

İngiltere Londra Pıccadılly SHEPHERD MARKET

             

SHEPHERD MARKET

Curzon Street Piccadily adresindedir. Londra şehrinin Mayfair ilçesinde, Piccadily ve Curzon caddeleri arasında sıkışmıştır. Köy benzeri alışveriş bölgesi: Curzon Street’in dışında, Myfair’in batısına doğru antik bir köşededir ve dar caddelerinde 18.yüzyıldan kalan evler sıralanmıştır.

Myfair’in bu bölgesi: 1708 yılından bu yana her yıl 15 günlük “Mayıs Bayramı” (Myfair ismi, bölgenin adı buradan gelmektedir) festivali burada düzenlenir ve burası Myfair bölgesinin merkezidir. Yıllar boyunca fuarın: zengin ve fakirleri çekerek popülerlik ve boyutu büyümüştür.

Piccadily ve Curzon Street arasında küçük mağazalar, restoranlar, bahçeli kafelerle çevrili ve sadece yayalara açık olan bu pazaryeri, adını, 18. yüzyıldaki mimarı Edward Shepherd’dan almıştır. Çünkü: bölge, Edward Shepherd tarafından 1735-1746 yılları arasında geliştirilmiştir.

Burada: butik dükkanlar, restoranlar ve etkileyici Victoria dönemi stili pub ve çeşitli küçük ve yan sokaklardan oluşan bir dizi bulunmaktadır.

1920 yılına gelindiğinde: Shephert Market: şehrin burjuva sosyal elitleri tarafından, Londra’nın en şık ve zengin bölgesi olarak kabul edildi. Meydanda ve çevredeki sokaklarda: çeşitli damak tatlarına ve her bütçeye uygun restoranlar açıldı.

Özellikle: meydanın en önemli mutfağı “L’Artise Muscle” isimli yerdir. Burası: klasik Fransız çekiciliği ve rustik Fransız pişirme özelliklerine sahiptir. Burada: muhteşem Fransız yemek kültürü örnekleri sunulmaktadır.

Yine meydanın caddesinin sağ köşesinde “L’autre” isimli: Polonya-Meksika yemek kültürü örnekleri sunulan restoran ilgi çekmektedir.

  

GREEN PARK

Hyde park köşesindedir. St James Park’a çok yakın konumda olmasına rağmen, ondan oldukça farklıdır. Burası: olgun ağaçlar, otlaklar ile daha huzurlu ve geniş yürüyüş alanları ile çevrilidir.

Green Park önceleri VIII Henry’nin avlanma sahası olarak kullanılmıştır. Geyiklerle dolu alan, 1668 yılında Charles II tarafından çevrelenerek kapatılmıştır.

Burası hakkındaki ilk yazılı kayıtlar: 1554 yılında kaydedilmiştir. Charles II; 40 dönümlük bu alanı 1667 yılında St James Park ile birlikte satın almıştır. Ancak: park alanı 1826 yılında halka açılınca, burada genellikle yapılan “düellolar” hatırda kalmıştır.

1720 yılında burada bulunan Tyburn havuzu: St James Sarayı ve Buchingham House su sağlamak için yapılmıştır. Ancak: “Ranger Lodge”, “Kraliçenin Kütüphanesi”, “Kraliçenin havzası” ve “Tyburn Havuzu” 1855 yılında yıkılmıştır.

Evet: Green Park: Londra şehrinde yaşayan ve çalışanlar için huzurlu bir sığınak olarak kullanılmaktadır. İnsanlar: iyi havalarda piknik yapmak ve güneşlenmek için burayı doldururlar. Ayrıca: yürüyüş yolları: yürüyüş yapanlar ve koşucular tarafında yoğun olarak kullanılmaktadır.

                 

FARADAY MUSEUM

Michael Faraday elektriğin kullanım alanları konusunda 19.yüzyılın öncü kişilerinden birisidir.

Girişin ücretsiz olduğu Faraday Müzesi ise, 1799 yılından bu yana, değişen dünyada bilimsel gelişmeleri ziyaretçilere sunmaktadır. “Rİ” olarak bilinen “The Royal Institution” kurumu tarafından işletilmektedir. 3 kata yapılmış görüntüler ile: aletleri ve son 200 yıldır insanların yaptıkları bilimsel çalışmaları görebilirsiniz.

Bunlar arasında: dünyanın en ünlü deneylerinin bazılarında kullanılan gerçek nesneleri görebilirsiniz. Ayrıca müze içinde: Faraday’ın bilimsel aletleri ve diğer büyük bilim adamlarının (14 Nobel ödülü kazanmış bilim adamının) çalışmaları sergilenmektedir.

İtalya Torino-Turin

İtalya Torino-Turin

İtalya Torino-Turin; Torino oldukça büyük bir şehir. En büyük özelliği: İtalya’nın ilk başkenti olmasıdır. Burada o kadar çok tarihi ve doğal güzellik var ki, bunlar saymakla bitmez.

Bu yüzden: ben mümkün olduğunca çok yeri, ayrıntılı olarak tanıtmaya çalıştım, ancak şehirdeki kalma süreniz tüm bunları gezmeye yeter mi bilinmez. Bu yüzden: bence bu yazıyı okurken yanınıza bir Torino haritası alın ve ilginizi çeken yerleri işaretleyerek oraları gezin.

İtalya Torino-Turin
Evet şimdi şehri tanıtmaya başlayalım.

Monsetquieu: 17’nci yüzyılda başlayan modern bir şehir planı sayesinde Torino şehrini “Dünyanın en iyi köyü” olarak adlandırmıştır.

Evet, günümüzde: Torino şehri, Batı Alplerin eteklerindedir. İtalya’nın kuzeybatısındaki şehir, İsviçre ve Fransa sınırına yakındır ve Cenova sahilinden birkaç saat uzaklıktadır.

Şehir Kuzey İtalya’da önemli bir ticaret ve kültür merkezidir.

Yaklaşık 100 yıldız, şehrin gelişimine hakim olan çelik, kimya, tekstil ve mekanik ile otomobil endüstrilerinin yükselişiyle İtalya’nın ana sanayi merkezlerinden biri olmuştur.

Şehrin güney banliyöleri: otomobil üreticileri Fiat ve Lancia’ya ev sahipliği yapmaktadır.

Şehirdeki ağaçlıklı caddelerin uzunluğu 300 km’ye ulaşır.

Sayısız park ile şehir adeta bir yeşillikler içindeki bir şehir olarak bilinir.

2006 yılında Kış Olimpiyat Oyunları Torino Şehrinde düzenlendi. 2010 yılında Olimpiyatlardan sonra Torino şehri, 8 milyon kişi tarafından ziyaret edildi. Roma, Floransa ve Venedik’ten sonra İtalya’nın en çok ziyaret edilen şehridir.

Son bir not: Nostradamus kehanetlerine göre: İsa’nın son akşam yemeğinde içtiği kadeh (Kutsal Grai) özel bir koleksiyonun parçası olarak Torino şehrinde güvenli bir yerde korunuyor. Bir diğer söylentiye göre ise, La Gran Madre di Dio (Tanrı’nın Büyük Annesi) kilisesinde kutsal kase/kadehin gömülü olduğudur.

ULAŞIM

Torino-Roma arasındaki uzaklık: 669 km. Torino-Venedik arasındaki uzaklık: 407 km. Torino-Milano arasındaki uzaklık: 126 km.

Torino Havaalanı:

Torino Havaalanı: Sandro Pertini Uluslararası Havaalanıdır. Şehir merkezine 16 km uzaklıktadır. Ulaşım taksi ile yaklaşık 20 dakika sürer. Otobüs ile ise 45 dakika veya 1 saat sürer. Havaalanından şehir merkezine ulaşmak için: trenler, otobüsler ve taksiler bulunmaktadır.

TARİHİ

Şehir MÖ 1’nci yüzyılda Romalılar tarafından Augusta Taurinorum ismiyle kuruldu.

16’ncı yüzyılda: şehir Fransa Krallığının bir parçasıydı. Daha sonra Savoy hanedanına ev sahipliği yaptı. Eskiden bölgenin Dükler, daha sonra Victor Emanuel II başkanlığında birleşik İtalya kuruldu. Savoylar, İtalyan oldukları kadar Fransızlardı. Günümüzdeki Fransız Savoy ve Cote d’Azur bölgelerinin yanı sıra Sardegna’ya kadar uzanıyordu.

Şehrin 17 ve 18’nci yüzyıllardaki mimarlar, Fransız Sarayının zevklerinden esinlenerek, şehrin çoğunu ve Roma temellerini yerle bir ettiler ve bunların yerini geniş caddeler, havadar meydanlar ve alçak neoklasik binalarla doldurdular.

1958 yılında Abruzzi’deki büyük kompleks yani kampüs açılmıştır. İtalya birleştikten sonra ülkenin ilk başkenti olmuştur. 1960’lı yıllarda çıkan yangınlar sonucunda, Torino şehri yeniden inşa edilmiştir.

İtalya Torino-Turin

TASARIM VE ÜNİVERSİTELER

2008 yılında Şehir, Dünya Tasarım Başkenti olarak seçilmiştir. Şehirde bulunan yaklaşık 100 bin öğrenci, 7 Üniversite ve Enstitüde, üst düzey tasarımla ilgili kurslara katılır. Şehir UNESCO tarafından “Yaratıcı Şehirler” kategorisine dahil edilmiştir.

ŞEHİRDEKİ ÜNİVERSİTELER

İtalya Torino-Turin Torino Üniversitesi

Torino Üniversitesi-Unıversıta Degli Studı Dı Torıno

1404 yılında kurulan Torino Üniversitesi, en büyük ve en prestijli İtalyan üniversitelerinden birisidir. Üniversitede 79 binden fazla öğrenci bulunur. Torino şehrinin farklı bölgelerinde, 120 binaya ev sahipliği yapmaktadır.

Mühendislik ve Mimarlık hariç, tüm disiplinlerde bilimsel araştırmalar yapmakta ve kursla düzenlemektedir. Üniversitede 22 kütüphane vardır. Ayrıca: burada çeşitli üniversite müzeleri bulunur. Bunlar: Botanik bahçesi, Cesare Lombroso, Suçlu Antropoloji Müzesi ve Luigi Rolando-İnsan Anatomisi Müzesidir.

İtalya Torino-Turin Torino Üniversitesi

Torino Politeknik-Politicnico di Torino

Üniversite 1906 yılında kurulmuştur. Üniversite dünya sıralamasında 348’nci sıradadır. 35 bin civarında lisans öğrencisi vardır.

İtalya Torino-Turin Yemekleri

NE YENİR-NE İÇİLİR

Torino şehrinde bulunan pek çok tarihi kafe, aslında sadece kahve merkezi değildir. İşten sonra insanlar, kafelerin keyifli bir şekilde işlek teraslarında toplanırlar, sohbet ederler ve lezzetli tostlar ve mezeler eşliğinde, yavaş bir içeceğin tadını çıkarırlar.

Şehirde akşam saat 6’da başlayarak, büyük eski kafeler ve barlar, kokteyllerin ve atıştırmak için çok çeşitli açık büfe öğeleri sunarlar. Buna: kokteyl saatinin versiyonu olarak “Aperitivo” ismi verilmektedir.

Bu etkinlikte, özellikle ünlü grissini ekmek çubukları tercih edilmektedir.

Vermut, Martini ve Cinzano markaları şehirde üretilmektedir. 1786 yılında Torino’da icat edilmiştir.

Adı verilen içeceğin mucidi olan Gaspare Campari: 1800’leri ortalarında maltre likoriste olarak çıraklığını Torino’da yapmıştır.

Piedmontese

Şehir ziyaret ederseniz, mutlaka şehrin taze makarnasını denemelisiniz. Lezzetli bir kase agnolotti-kavrulmuş etle doldurulmuş ve sugo d’arrosto (lezzetli bir et suyuna benzer) bir sosla servis edilen bir tür mantıdır.

Trüf Mantarı

Piedmont bölgesinde çok meşhurdur. Üzerine rendelenmiş siyah trüflu bir rivioli del plin denemelisiniz. Beyaz trüf mevsiminde ise, beyaz trüf ızgarası içeren özel menülerden sipariş verebilirsiniz.

SLOW FOOD

Dünyanın en büyük yiyecek ve şarap fuarlarından birisidir. Her iki yılda bir kez, Eylül ayında yapılan Terra Madre Salone del Gusto’ya ev sahipliği yapmaktadır.

İTALYAN ÇİKOLATALARI

Torino, İtalyan çikolatalarının başkentidir. Nutella (başlangıçta makarna gianduja olarak adlandırılır) kökenli bir fındık ve çikolata ezmesi olan ünlü gianduja ve gianduiotti burada yaratılmıştır.

Başlangıçta, Napolyon savaşları sırasında kakaoya İngiliz ambargosunun doğrudan sonucuydular. Ambargoyu azaltmak için Turinli çikolata üreticileri (Piedmont’ta bolca bulunan) fındıkları çikolataya karıştırarak ünlü fındık ve çikolata karışımını yarattılar.

Şehrin bir başka çikolata temelli simgesi: İtalyan ve Avrupa aristokrasisinin çok sevdiği bir kafe olan bicerin’dir. Burada sunulan bicerin isimli içecek: espresso kahve, çikolata ve krem şantiden yapılır.

Çikolata

Torino şehri bir çikolata cennetidir. Şehir burada üretilen ve satılan çikolatalı şekerlemeler ve içeceklerle ünlüdür. Ayrıca el yapımı çikolatalar bulunmaktadır. Bunlar arasında öne çıkan markalar: Peyrano, Stratta, Guido Gobıno’dur.

Caffarel:

1826 yılından başlayarak, çikolatanın sadece Savoy Kraliyet Sarayının değil, orta sınıfların da alabileceği fiyatta üretmesiyle tanınır. Ayrıca: kremali çikolata ve fındık serpmesinden oluşan Gianduiotto da oldukça meşhurdur.

Çikolata ve fındığın muhteşem bir karışımıdır. Şehirle en yakından ilişkili olan bu çikolata, çeşitli boyutlarda satın alınabilir.

Nocciolati:

Bu tür çikolata da pek çok çikolata dükkanı vitrininde görülebilir. Ağırlığına göre satılır. Bitter çikolata(fondente), sütlü çikolata (latte) veya beyaz çikolata (bianco) arasında tercih yapabilirsiniz.

Nutella

1964 yılından beri uluslararası üne sahip olan bu çikolata, Turin ve Piedmont’ta kült statüye sahiptir. Alba’da Pietro Ferrero tarafından üretilen Nutella, şirketin en başarılı uluslararası ürünüdür. Fındık, şeker, süt ve bitkisel yağların birleşiminden oluşur.

İlk üretildiğinde isi “Giandujot” idi. Günümüzde orijinal fabrikayı ziyaret etmek mümkündür fabrika yakınlarında her yer nutella gibi kokmaktadır.

Cioccola TO:

Torino şehrinde düzenlenen çikolata festivalidir. Her yıl Kasım ayın sonu ile Aralık ayı başında 10 gün süreli düzenlenir. Bu festivalde: şehrin dört bir yanında, meydanlarda, restoranlarda, mağazalarda, tarihi binalarda ve hatta bazı kulüplerde çikolata etkinlikleri düzenlenir. Dünyanın dört bir yanından gelen çikolatacılar bu festivalde buluşurlar.

Caffe Al Bicerin

1763 yılında kurulan Caffe Al Bicerin: bicerin ve zabaione gibi yerel spesiyalleriyle tanınır. İç mekanda: antika aynalar, duvarları süsleyen dekoratif ahşap işçiliği ilgi çeker. Bu alana, sadece birkaç minyatür mermer masa sığdırılmıştır. Orijinal tezgah ise, hala arkasındaki rafları kaplayan cezbedici ve renkli tatlı kavanozlarıyla görülür.

Bicerin:

Bu kelime “bicchierino” yani küçük bardak anlamına gelen “Piedmontese” dir. Ancak genellikle saplı orta boy bardaklarda, zarif bir şekilde servis edilir. Bu içecek, ılık eritilmiş çikolata, espresso kahve ve krema katmanlarıdır. İnsanlar bu sofistike uzmanlık alanını denemek için özellikle hafta sonlarında Caffe Al Bicerin’e akın akın giderler. Bicerin sipariş ederseniz, kremayı lezzetli espresso ve sıcak çikolata dolu bardağa karıştırmayınız. Bu sıcak çikolata değildir ve herhangi bir karıştırma, bicerin lezzetini ciddi şekilde tehlikeye sokar.

GECE HAYATI

Torino: Murazzi del Pro, Docks Dora (eski depolar) ve Torino şehrinin en eski kısmı olan Quadrilatero Romano’da merkezlenen gece kulüpleri sahneleri bulunur. Torino şehrinin en gözde gece kulüplerine ev sahipliği yapan yerler burasıdır.

Burada sokaklar, sabahın erken saatlerine kadar doludur. Corso Vittorio Emanuele II adresindeki Caffe Platti; entellektüellerin ve yazarların uğrak yeri olan bir muhteşem bardır. Piazza Vittorio Veneto adresindeki La Drogheria, kokteyller ve tapas için tercih edilir.

Quadrilatero Romano

Burası özellikle akşam saatlerinde, Sant’Aostino üzerinden, Bellezia ve Piazza Emanuele Filiberto üzerinden, çevredeki Arnavut kaldırımlı sokakların en kaliteli barları, restoranları, tasarımcı butikleri ve iç mekan mağazalarıyla doludur.

La Drogheria

2002 yılında açılmıştır. Sabahları bir kahve içmek ve bir gazete veya dergiye göz atmak için buraya uğranılabilir. Öğle yemeği için: kalın ve kağıt külahta uygun şekilde servis edilen İtalyan usulü balık ve cipslerden tadılır. Aperitivo saatinde, uzun bir mermer masanın üzerine serpilmiş, lezzetli yiyecekleri tadabilirsiniz. Özel pipetli kavanozlarda servis edilen özel meyve kokteylinden tadın.

Caffe Fiorio

1780 yılında kurulan bu tarihi kafe, Torino sanatçıları, aydınlar ve siyasilerin buluşma yeridir. İç mekanları, lezzetli gelatoların (dondurması) tadını çıkarmaya gelen insanlarla doludur. Ayrıca, öğleden sonraları, ağız sulandıran keklerin cazibesi, akşamları ise aperitivo zamanı boyunca çeşitli kokteyller vardır.

ALIŞVERİŞ

Torino şehir merkezinde kilometrelerce uzanan sokaklar boyunca, Avrupa’nın en ünlü moda dükkanlarından bazılarına rastlamak mümkündür. Via Roma’dan Piazza Castello’ya, İtalyan modasının en çok aranan markaları ve her yerde en iyi deri ürünlerden bazılarını bulmak mümkündür. Via Garibaldi: gençler için uygundur ve aynı zamanda moda mağazalarına ev sahipliği yapmaktadır.

Şehirde, Avrupa’nın en büyük açık hava pazarı olan Porta Palazzo bulunmaktadır. Ayrıca: San Donato ve Crocetta bölgeleri iyi alışveriş alanlarıdır.

İtalya Torino-Turin Porta Palazzo Pazarı

Porta Palazzo Pazarı

Bu çok kültürlü dev kavşak: Piazza della Repubblica’dadır. Avrupa’nın en büyük Pazar alanıdır. Bu bitpazarı, her cumartesi sabahı ve her ayın ikinci Pazar günü yapılır. 5000 metre karelik alanda, 1000’den fazla stant vardır.

İtalya Torino-Turin

Bu stantlarda: İtalyan çiftçiler ve Fas ile Çin’den gelen rakipleri burada birlikte ticaret yapıyorlar. Yani bir anlamda doğu ve batının buluştuğu bir yerdir. Bence burayı ziyaret edin, yerel çiftçilerin taze ürünlerinden satın alın. Ayrıca: antikalar ve koleksiyon parçaları bulunabilir.

SETTEMBRE MUSİCA FESTİVALİ

Her yıl Eylül ayında, klasik müziğin gerçekten tadını çıkarabileceğiniz bir festival düzenlenmektedir. Festivalde, sahnelerde 60’dan fazla klasik konser düzenleniyor. Festival 1 ay sürüyor.

İtalya Torino-Turin Porta Palazzo Pazarı

GEZİLECEK YERLER

İtalya Torino-Turin Via Roma

VİA ROMA

Torino şehri tarihi merkezindeki ana caddelerden birisidir. 1600’lerden bu yana, şehrin en önemli ticari arteri olan Torino’nun ana caddesi, seçkin mağazaların, sinemaların, lüks otellerin ve kafelerin yerleştiği bir yerdir. O zamanlar sadece 10 metre genişliğinde, kaotik ve hareketli bir caddeydi.

Via Roma ismini: 1871 yılında aldı.

Ancak 1931-1937 yılları arasında Carlo Emanuele I tarafından yeniden inşa edilmiştir. Mimar Asconio Vittorozzi’dir.

İtalya Torino-Turin Via Roma

İlk yapıldığında: dükkanlar ve esnaf atölyeleri ve bitişiklerindeki konutlarla dolu bir caddedir. Revaklı cadde: Piazza Castello’yu Piazza S. Carlo’ya bağlar. Revaklar, yağmurlu havalarda insanların ıslanmadan burada gezinmesini sağlar.  

Uzunluğu 607 metre ve genişliği yaklaşık 15 metredir. Ancak 1944 yılındaki bombalamalar yeri ve binaları tahrip etti. Hasar gören bölümler daha sonra yenilendi. Ayrıca son dönemlerde cadde araç trafiğine kapatıldı. Günümüzde, cadde, şehrin en ünlü moda butiklerinin bulunduğu yerdir. Ayrıca gastronomiden kafelere, teknolojiden modaya kadar çok sayıda dükkan vardır.

İtalya Torino-Turin Piazza Vittorio Veneto

PİAZZA VİTTORİO VENETO

Şehrin merkezinde Po nehri kıyısındadır.

Meydanın geçmişi oldukça eskidir. Po nehrine doğru genişletme projesi 1800’lerin başındadır. İlk olarak Napolyon tarafından sipariş edilmiş, ancak meydan bittiğinde Napolyon yenilmiş ve sürgüne gönderilmiştir.

Daha sonraki süreçte: yani yüz yıl boyunca meydan: Vittorio Emanuele I’e adanmıştır. Ancak: Vittorio Veneto’nun zaferinden sonra, 1’nci Dünya Savaşı sonunda meydanın ismi değiştirilmiştir. Meydan uzun süre: hem Savoy hükümdarlığı ve hem de Faşist diktatörlük döneminde, askeri toplantılar ve bir geçit töreni alanı olarak kullanılmıştır.

Torino şehrinin koruyucu azizi, San Giovanni Battista’nın el yapımı ateşler eşliğinde kutlamaları gibi şehrin en önemli etkinlikleri burada düzenlenmektedir.

Meydanın en büyük özelliği: meydanın zemini düz değildir, ancak nehre doğru akmaktadır. Şiddetli yağmur yağdığında: yağmur suları Po nehrine akmaktadır.

1960’larda Guido Chiarelli’nin bir projesi gereği, meydan İmparatorluk lamba direkleriyle aydınlatılmaya başlanılmıştır. Yine meydan yağmurlu günlerde gezilebilen Torino Pasajlarıyla çevrilmiştir.

Evet: Avrupa’nın en büyük Barok meydanıdır. Yüzölçümü 38 bin metre kareyi geçmektedir.

Gran Madre Kilisesi, meydana Vittorio Emanuele I köprüsü ile bağlıdır.

Günümüzde, Piazza Vittorio meydanı, Torinolular için önemli bir buluşma yeridir. Meydanda ve pasajların altında, Po nehrine oldukça yakın çok sayıda kafe bulunmaktadır. Çünkü: 2006 yılı Torino Kış Olimpiyatları nedeniyle meydanda bazı yenilikler yapılmış, otoparklar yaya alanlarına dönüştürülmüştür.

Meydandan, nehre doğru inerken, özellikle yaz aylarında hareketli gece hayatıyla ünlü Murazzi bölgesi bulunur.

İtalya Torino-Turin Via Garibaldi

VİA GARİBALDİ

Burası şehirde çoğu tarihi yer yürüme mesafesindedir. Caddenin uzunluğu 963 metredir. Fransa Bordeaux şehrindeki Rue Sainte-Catherine’den sonra Avrupa’nın en uzun ikinci caddesidir.

Burada: başlangıçta Torino şehir merkezine su getiren, insan yapımı geniş bir kanal vardı. 1882 yılında Torino şehrinin en eski caddesi Contrada Dora Grossa’nın ismi Garibaldi onuruna değiştirildi. Garibaldi: İtalya’nın kurucu babalarından biri olarak kabul edilir.

İtalya Torino-Turin Via Garibaldi

Cadde: 1979 yılında yayalara yürüyüş fırsatı sunan bir yer olmuş, trafiğe kapatılmıştır.

Cadde ve yakın çevresinde: Saraylar, kiliseler, mağazalar ve antikacı kitapçılar bulunmaktadır.

Po nehri boyunca, keyifli bir yürüyüş yapmak mümkündür.

İtalya Torino-Turin Piazza Castello

PİAZZA CASTELLO

Torino şehrinin en büyük ikinci meydanıdır. (Birinci meydan: Piazza Vittorio Veneto)

Ancak şehrin ana meydanıdır. Büyüklüğü 40 bin metre karedir. Yaya yolu olarak kullanılan: Via Garibaldi, Via Po, Via Micca ve Via Roma, bu meydanda buluşur.

Meydan tarihi Doğu Yolunun girişine yapılmıştır. Şimdiki ismi Via Garibaldi olan bu caddenin kalıntıları, halen Palazzo Madama binasının altındadır.

İtalya Torino-Turin Piazza Castello

1584 yılında dük mimar ve mühendis Ascanio Vitozzi tarafından büyük bir projenin parçası olarak normal kemerli bir meydan olarak tasarlanmıştır.

Savoy döneminde aristokrat yaşam, Piazza Castello’da yoğunlaşmıştır.

Meydanın çevresinde, şehrin ünlü ve karakteristik pasajları bulunur. Bu pasajlar, günümüzde çok sayıda ticari hizmete ev sahipliği yapmaktadır. Yani, burası Torino şehrinde alışveriş yapılabilecek yerlerden birisidir.

İtalya Torino-Turin Piazza Castello

Meydanın büyük bölümü araç trafiğine kapalıdır.

Günümüzde burası şehirde halkın yoğun katıldığı konserler gibi etkinlikler için kullanılır. Torino 2006 oyunları sırasında, burası “Madalya Meydanı” olarak kullanılmıştır. Meydanda, Torino şehrinin başlıca turistik gezi noktalarından birkaç tanesi vardır.

Bunların en önemlileri:

Kraliyet Sarayı (Palazzo Reale)

Palazzo Madama.

Teatro Regio

San Lorenzo Kraliyet Kilisesi

Bu sembolik binalara ek olarak: Piazza Castello’da üç büyük anıt vardır.

İtalya Şövalyesi Anıtı

Sardinya Piskoposu Heykeli

Aosta Dükü Emanuele Filiberto Anıtı

İtalya Torino-Turin Palazzo Reale-Kraliyet Sarayı

Palazzo Reale-Kraliyet Sarayı

Piazzetta Reale adresindedir.

Burası Savoy Kraliyet evidir. Vittorio Amedeo I’in karısı Christine, 1646 yılında düklerin görkemli resmi konutu haline gelen Palazzo Reale di Torino’nun inşasına başlattı. Tamamlandığında ise 200 yıldan fazla bir süre, Savoy hanedanı kralları burada ikamet ettiler.

İtalya Torino-Turin Palazzo Reale-Kraliyet Sarayı

Yüzyıllar boyunca: Kraliyet Saraylarında farklı mimari tarzlar uyum içinde yenilenmiştir.

Öndeki havuz ve bahçenin çiçek tarhları, Paris Versaille bahçelerinin ünlü Fransız mimarı Le Notre tarafından tasarlanmış ve 16’ncı yüzyıl heykelleriyle dekore edilmiştir.

İtalya Torino-Turin Palazzo Reale-Kraliyet Sarayı

Kraliyet Sarayı ve çevresindeki binalar: Savoy Hanesinin tüm ihtişamını temsil eden komuta merkezini ve ana merkezini oluşturmaktadır.

Müzede: Appartamento di Madama Felicita ve görkemli bir şekilde dekore edilmiş 26 devlet dairesi (Reali Appartmamenti) bulunmaktadır.

İtalya Torino-Turin Palazzo Madama-Galleria Civica di Arte Moderna a Contemporanea

Palazzo Madama-Galleria civica di Arte moderna a contemporanea;

Piazza Castello’nun en önemli parçasıdır.

Bu harika bina Torino şehrinin 2000 yıllık hikayesini anlatır. Çünkü 3 önemli binayı, tek bir binada birleştirir. Roma Porta Pretoria kuleleri, Ludovico d’Acaja kalesi ve muhteşem cephe. Cephe, yapı savunma işlevini kaybettiğinde, 1721 yılında Filippo Juvarra tarafından eklenir. Böylece yapı zarif Palazzo delle Madame reali (yani gerçek centilmen kadın sarayı) haline gelir.

İtalya Torino-Turin Palazzo Madama-Galleria Civica di Arte Moderna a Contemporanea

Yapının kökeni: bir Roma askeri savunma kompleksine dayanır. Roma doğu kapısının kalıntıları üzerine inşa edilmiş bir 13’ncü yüzyıl kalesi vardır. Kale, 15’nci yüzyılda büyütüldü.

Ancak binanın adı hem Fransa’dan Marie-Christine, hem de modernizasyonun arkasındaki itici güç olan Savoy-Nemours’dan Marie Jeanne Baptisti için “Madame Royale” unvanı verilmiştir.

İtalya Torino-Turin Palazzo Madama-Galleria Civica di Arte Moderna a Contemporanea

Yapının büyük merdiven ve zarif cephesi, Filippo Juvarra tarafından düzenlenmiştir.

19’ncu yüzyılda Sarayda siyasi hayat başlar. Charles Albert tarafından, sarayda ilk Kraliyet Senatosu kurulmuştur. Savoy Senatosu ve İtalya birleştikten sonra ilk İtalyan Senotosu burada toplanmıştır. Yani, burada İtalya’nın doğduğu ilan edilir.

Yapı, bir süre de iktidardaki Savoy ailesinin misafirhanesi olarak kullanılmıştır. Ancak 1637 yılında, Dük Charles II Emanuel’in naibi olan Fransa’dan Christine Marie, burayı kişisel alanı olarak seçti. 60 yıldan fazla bir süre sonra ise, burayı başka bir aristokrat Maria Giovanni Baptista di Savoia-Nemours kullanmaya başladı.

Daha sonra yapıda kimse yaşamadı.

İtalya Torino-Turin Palazzo Madama-Galleria Civica di Arte Moderna a Contemporanea

Saray, 1934 yılından bu yana:

Belediye Antik Sanat Müzesi (Museo Civico d’Arte Antica) olarak kullanılmaktadır. Giriş ücreti 7.50 Euro’dur.

Torino şehri: 1863 yılında açılan ve kendi kent Müzesi’ni anayasal bir parçası olarak halka açık bir modern sanat koleksiyonunu tanıtan ilk İtalyan şehridir. Koleksiyonlar: MOLE Antonelliana yakınlarındaki bir binada, ilk olarak antik sanat koleksiyonları ile bir arada tutuldu.

1895 yılında, yıllır önce bir sanat sergisi olarak inşa edilen Corso Siccardi’ye (günümüzdeki Galileo Ferraris) bakan bir Pavillion’a taşındı ve 1942 yılına kadar orada kaldı. 2’nci dünya savaşı sırasında bu Pavillion yıkılmış ve aynı yerde, Carlo Bassi ve Goffredo Boschetti tarafından tasarlanan ve 1959 yılında açılan mevcut bina, 1980’li yılların başında istikrarsızlık nedeniyle kapatılmıştır.

1993 yılında tekrar açılmış ve tamamen yenilenmiştir.

Galerisin sanat koleksiyonunda: 15 bin resim, heykel ve fotoğraf eserinin yanı sıra zengin bir çizim ve gravür koleksiyonu vardır. Kalıcı sergide sergilenen eserler 700’den fazladır.

Burada: Ortaçağ taş işçiliği, heykel ve mücevher koleksiyonu bulunmaktadır. Ayrıca: zemin katta 15’nci yüzyıldan kalma kale ve Ortaçağ Rönesans sanatı kalıntıları görülebilir.

1’nci Katta: zengin bir şekilde döşenmiş 17 ve 18’nci yüzyıl devlet daireleri, resim ve dönem mobilyaları koleksiyonları vardır. En üst katta, çeşitli dönemlerden: seramik, fildişi, mücevher, kuşam ve cam işleri dahil olmak üzere dekoratif sanat ürünleri görülebilir.

İtalya Torino-Turin Teatro Regio

Teatro Regio

Palazzo Madama’nın arkasında, Piazza Castello’nun hemen yanındadır.

Buradaki ilk tiyatro: 18’nci yüzyılda Vittorio Amedeo II tarafından görevlendirilen mimar tarafından yapılmıştır. Mimar Filippo Juvarra’dır. Ancak mimar Juvarra’nın ölümünün ardından proje yarım kalmış ve mimar Benedetto Alfieri’ye verilmiştir. O dönemde Savoy Kralı Carlo Emanuele III’dür.

Turin Regio Tiyatrosu, 2 yıl gibi rekor bir sürede tamamlanır. 26 Aralık 1740 tarihinde açılır. 2500 koltuk kapasitelidir.

Barok tarzda inşa edilmiştir.

Dört sahneli inşa edilmiştir. Kırmızı ve mor tasarımıyla oldukça güzel görünür.

1870 yılında Regio mülkiyeti Torino Belediyesine geçer. 8-9 Şubat 1936 tarihinde gece, tiyatro şiddetli bir yangın sonucu yanarak yok olur. 1937 yılında yeni tiyatronun yapılması için bir yarışma açılır. Yarışmayı mimar Aldo Morbelli ve Robaldo Morozzo della Rocca kazanır.

Ancak 1965 yılına kadar proje hayata geçirilemez. Çalışmalar Eylül 1967’de yeniden başlar ve 1973’ün ilk aylarında tiyatro tamamlanarak hizmete girer.

İtalya Torino-Turin San Lorenzo Church

San Lorenzo Church

Piazza Castello adresinde Kraliyet Sarayının hemen yanındadır. 10 Ağustos 1557 tarihinde gerçekleşen San Quentin’in zaferinin anısına San Lorenzo isimli azize adanmıştır.  

Burası kraliyet kilisesidir. Dışarıdan normal gibi görünmesine rağmen, içi kesinlikle muhteşemdir.

Palazzo Reali’nin yanındadır. Mimar Guarino Guarini’nin bu Barok (1668-1680) şaheserinin içine girildiğinde özellikle yukarı bakmak önerilir.

Mimari olarak San Lorenzo, sıra dışı ve cesurca tasarlanmış kubbesi ve feneriyle dünyanın en büyük kiliselerinden birisi olarak kabul edilir.

Yuvarlak kubbeli merkez: sekiz kavisli bölmeyle çevrilidir. Feneri destekleyen kesişen kirişlerle desteklenir. Tam merkezinin altında duran pencerelerden gelen ışığın simetrisi ve deseni, adeta bir kaleydoskop gibi görünmesini sağlar. Coşkulu Barok sunağa da dikkat etmek önerilir.

Burada: Torino’nun kutsal kefeninin yani La Sindone’nin bir kopyasını görebilirsiniz. Kopya kilisenin içinde küçük bir odada görülebilir.

İtalya Torino-Turin Palazzo Carignano-Museo Nazionale Del Risgorgimento Italiano-Risorgimento Müzesi

Palazzo Carignano-Museo Nazionale Del Risgorgimento Italiano-Risorgimento Müzesi

Piazza Castello yakınlarındadır.

En özgün barok yapılardan birisidir.

İtalya Torino-Turin Palazzo Carignano-Museo Nazionale Del Risgorgimento Italiano-Risorgimento Müzesi

Yapının pişmiş topraktan dalgalı cephesi ve çift merdivenli atriyumu dikkat çeker.

Yapı: 1679 yılında Emanuele Filiberto di Savola-Carignano: Bernini’nin Louvre çizimlerinden ilham alarak burayı yapmak üzere Guarino Guarini’yi görevlendirmiştir. Yapı 1685 yılında tamamlanmıştır.

Orijinal yapının düzeni:
İtalya Torino-Turin Palazzo Carignano-Museo Nazionale Del Risgorgimento Italiano-Risorgimento Müzesi

Bahçelere ve ahırlara açılan bir “C” şeklindedir. Buraya: 19’ncu yüzyılda İtalya Parlamentosunu barındırmak için yeni bir cephe ve ikinci bir blok eklenmiştir.

Vial Bogino’ya (günümüzdeki Piazza Carlo Alberto) ulaşan bahçeler oldukça güzeldir.

Palazzo Carignano: 1861 yılından 1864 yılına kadar İtalyan Parlamentosunun buluşma yeriydi. Burada İtalya Krallığının kuruluşu, 14 Mart 1861 tarihinde ilan edildi.

Sarayda: Carlo Alberto ve Vittirio Emanuelle II doğmuştur. Binanın cephesinde “Qui nacque Vittorio Emanuele II” yazılı bir tabela bulunmaktadır.

Günümüzde ise: kare yapısıyla Savoy hanedanı ve İtalya tarihinin sembolik bir yeridir.

1938 yılından beri, Sarayın ana kattaki odaları: Risorgimento Ulusal Müzesine ev sahipliği yapmaktadır. Bu müzede: 2’nci Dünya Savaşına kadar İtalyan tarihiyle ilgili belgeler, kalıntılar, resimler, kitaplar ve bayraklar sergileniyor.

Burada bulunan 30 odada sergilenen İtalyan birliği kampanyasının ve iki dünya savaşının hatıraları ve kalıntıları ile türünün en büyük müzesidir.

Bu müze o kadar iyi organize edilmiş ve sergileri interaktif sergiler, filmler ve sesli turlarla oldukça iyi sunulmaktadır. İtalyan tarihinde çok bilgili olmayanlar bile büyüleyici hikayeyi dikkatle izlemektedir.

Bıblıoteca Reale

Piazza Castello adresindedir.

Burası Kraliyet Kütüphanesidir.

1837 yılında Carlo Alberto tarafından kurulmuştur.

1865 yılına kadar yapı, Savoy Kraliyet ailesinin ikametgahı olarak kullanılmıştır.

Daha sonra mimar Carlo Amadeo tarafından tasarlanarak Kraliyet Müzelerine katılmıştır.

Kütüphane: ahşap raflara sahiptir. Tavanlar Moja ve Trefogli tarafından tek renkli olarak boyanmıştır.

Koleksiyonda bulunanlar:

El yazmaları, tezhipli el yazmaları, gravürler 2000’den fazla çizimlerdir.

Carlo Alberto tarafından elde edilen Leonardo da Vinci’ye ait: Oto portre, Meleğin Yüzü, heykel için hazırlık çizimleri koleksiyonun en önemli parçalarıdır.

İtalya Şövalyesi Anıtı

Palazzo Madama’nın güney tarafındadır. 1923 yılında Pietro Canonica tarafından yapılmıştır. Bağımsızlık Savaşları ve I. Dünya Savaşındaki süvari ordusunun kahraman askerlerini hatırlamak ve anmak için yapılmıştır.

İtalya Torino-Turin Sardinya Ordusu Piskoposu Heykeli
Sardinya Ordusu Piskoposu Heykeli

Alfa Army Sardo heykelidir. Vincenzo Vela tarafından beyaz mermerden yapılan heykel, 1859 yılında tamamlanmıştır. Milanlılar tarafından, Avusturya işgalinden kurtulma çabaları için Sardunya-Piedmont ordusuna bağışlanmıştır. Lombart halkı Piedmont ve ordusuna: şevkat ve umut sembolüdür.

İtalya Torino-Turin Aosta Dükü Emanuele Filiberto Anıtı
Aosta Dükü Emanuele Filiberto Anıtı

Palazzo Madama ve Casaforte değli Acaja’nın arkasında Via Po’ya doğru bulunur. Palazzo Madama’nın arkasında olması nedeniyle, yerinin uygun olmadığı iddia edilmektedir.

Merkezde: Savoylu Dük Emanuele Filiberto’nun bronz heykeli vardır. Bu heykel: düz duran, klasik miğfer ve askeri ceket giyen, düz taştan yapılmış, geniş bir heykeldir. Dük’ün bakışları her zaman “La Gran Madde” yani Büyük Ana ya bakıyor.

İtalya Torino-Turin Aosta Dükü Emanuele Filiberto Anıtı

Heykelde Dük, 1557 yılında San Quentin savaşında sonucunda zafer için kılıcını çekerken tasvir ediliyor.  San Quentin savaşı, Savoy hanedanını “Dük” ünvanını almasını sağlamıştır.

Yerel halkın “Caval d’brons” olarak adlandırdığı at, aynı zamanda heykelin adıdır. Yükseltilmiş bir kaide üzerinde durur.

Bu heykelin diğer iki yanında: 1’nci Dünya Savaşı boyunca zaferlerin anısına olarak dört asker heykelidir.

Heykeller 1933-1937 yılları arasında heykeltıraş Eugenio Baroni (kendisi 1’nci Dünya savaşına katılmış ve gümüş madalya kazanmıştır) tarafından tasarlanıp başlatılmış, ancak bu birinci heykelin kaybolması üzerine heykeltıraş Cenevizli sanatçı Pablio Morbiducci tarafından yapılmıştır.

İtalya Torino-Turin Aosta Dükü Emanuele Filiberto Anıtı

Askerler, savaş alanlarında giyilen üniformalarla tasvir edilmiştir. 1’nci Dünya savaşında çeşitli ordulara ait bu askerlerin heykellerinin de kendine özgü bir anlamı var. Palazzo Madama’ya göre düzenlenenler dükün arkasını koruyan nöbetçiler, kulelere göre iki iç taraf zaferden sonra silahlarını bırakıyor.

Dış taraftakiler ise, hareketsiz ama yine de silahlı hazır durumdalar. Cephedekiler komutanı bekleyen ve görevlerinden gurur duyan komutana doğru bakarlar.

Generalin tek heykeli: düşman ordusundan çalınan dört orijinal bronz topun dökümüyle yapılmıştır. Son bir not: Dükün anıtı, insanları oturmaya çeken taş bir platforma sahiptir.

Ayrıca heykelin altında mermerde kay-kay yapanlar vardır. Juventus futbol takımı taraftarları, her zaferden sonra burada toplanıyorlar.

İtalya Torino-Turin Piazza San Carlo

PİAZZA SAN CARLO

Şehrin ana meydanıdır. Piazza Castello meydanına 10 dakika uzaklıktadır. 168 metre uzunluğunda ve 76 metre genişliğindedir.

Carlo di Castellamonte tarafından tasarlanan ve 1640-1650 yılları arasında inşa edilen çarpıcı Barok cepheleri, oyalanmak ve atmosferi teneffüs etmek için zaman ayırmaya değerdir.

İtalya Torino-Turin Piazza San Carlo

Meydan: Via Roma olacak olan Via Reale’nin güney uzantısı boyunca inşa edilmiştir. Meydan ilk dönemde ordu tarafından kullanıldığı için: Piazza Reale, Piazza d’Armi ve 1618 yılında Piazza San Carlo Borromeo olarak adlandırılmıştır.

İtalya Torino-Turin Piazza San Carlo

San Carlo Borromeo’ya ithaf edilmiştir.

Hemen hemen tüm merkezi binaların revaklı cepheleri: büyük ve düzenlidir.

Dikdörtgen şeklindeki meydanda günümüzde de çok sayıda ilgi çekici yer vardır.

Meydanın güney tarafından:

İtalya Torino-Turin Piazza San Carlo

Santa Cristina ve San Carlo kiliseleri bulunur. Bunlar Barok tarzda ikiz kiliselerdir. Ancak aynı değildir. Santa Cristina 1639 yılında ve Santa Carlo ise 1619 yılında inşa edilmiştir.

Meydanın doğusunda:

Muazza Palace Solaro del Borgo bulunmaktadır. Yapı: Carlo di Castellamonte tasarımıdır. 1753 yılında Benedtto Alfieri tarafından yeniden tasarlanmıştır.

İtalya Torino-Turin Piazza San Carlo

Meydanın batı yönünde:

Devasa Palazzo Guido binası: mimar Carlo di Castellamonte tarafından tasarlanmıştır.

Bir zamanlar “La Stampa” gazete bürolarının bulunduğu yerde günümüzde artık butikler, tasarım mağazaları ve art deco tarzı lüks sinema vardır.

Burası: yerel halk arasında popüler bir buluşma yeridir. Meydanda: şehrin en eski kafeleri olan Caffe San Carlo ve Caffe Torino vardır. Ayrıca çikolata fabrikası “Confetteria Stratta” bulunur.

İtalya Torino-Turin Piazza San Carlo

Günümüzde araç trafiğine kapalıdır. Çünkü 1998 yılında bölge radikal bir şekilde yaya bölgesine dönüştürülmüştür. Çoğu zaman: konserler, gösteriler, seçim mitingleri ve çeşitli etkinlikler burada düzenlenir. Juventus futbol takımının zaferlerinden sonra taraftarlar burada toplanarak kutlama yaparlar.  

1864 yılının Eylül ayında, Minghetti hükümeti başkenti Torino’dan Floransa’ya taşımaya karar verince, Turinliler bu kararı protesto etmek için San Carlo meydanında toplanırlar ve gösterinin sonunda 184 kişi kamu güçleri tarafından öldürülür.

1960’larda meydan, karakteristik Empire sokak lambalarıyla aydınlatıldı.

20’nci Kış Olimpiyatları nedeniyle, 2006 yılında Piazza San Carlo meydanı, kaideye dönüştürülmüş ve madalya törenleri burada yapılmıştır.

İtalya Torino-Turin Piazza San Carlo Emanuele Filiberto I Anıtı

Emanuele Filiberto I Anıtı

Meydanın merkezindeki atlı anıt, 1838 yılında Carlo Marochetti tarafından yapılmıştır. San Quintino zaferinden sonra kılıcını kınından çıkarırken görülen Emanuele Filiberto’ya adanmıştır.

Caffe Torino

Kafenin bulunduğu otel: Piazza San Carlo’da, oldukça prestijli bir konuma sahiptir. İlk olarak 1903 yılında açılıştır. Parıldayan kristal avizeler, büyük mermer ve yaldızlı aynalar mekanı süsler. Taze pişmiş hamur işleri ve içecekler ve mezeler hızla servis edilir. Özellikle karnaval zamanı, Noel ve Paskalya’da vitrinler oldukça güzel süslenir.

Caffe San Carlo

Burası aslında tipik olarak entellektüellerin ve kültür adamlarının, aynı zamanda soyluların ve asillerin özellikle siyasi konuları tartışmak için bir araya geldikleri yerlerden biridir.

İtalya Torino-Turin Valentino Park-Parco Del Valentino

VALENTİNO PARK-PARCO DEL VALENTİNO

Park alanı, şehrin merkezinde Po nehri boyunca uzanan yemyeşil bir vahadır. Porta Nuova tren istasyonuna 1 km uzaklıktadır.

Nehir boyunca yürüdüğünüzde sonunda bu güzel parka ulaşırsınız. Torino şehrinin en büyük yeşil alanıdır. Mole Antonelliana gibi şehrin sembolüdür.

Parkın ismi olan Valentino’nun: kalıntıları karşı tepede San Vito kilisesinde korunan “Aşıkların koruyucu azizi olan genç şehit Valentino” dan (MS 3’ncü yüzyıl)  kaynaklandığı söyleniyor. Veya o azize ait bir şapelin burada bulunması nedeniyle bu isim verilmiş olmalıdır.

İtalya Torino-Turin Valentino Park-Parco Del Valentino

Park, 1630 yılında Carlo di Castellamonte tarafından ormanlık alanda tasarlanmıştır.

Ancak: 1863-1864 yılları arasında, park Fransız mimar Barillet-Deschamp tarafından kısmen yeniden tasarlanmıştır.

1829-1961 yılları arasında: şehirde düzenlenen büyük ulusal ve uluslararası sergiler burada düzenlenmiştir.

1911 yılındaki fuardan sonra, park günümüzdeki büyüklüğüne ulaşmıştır. 1961 yılında İtalya’nın Birleşmesinin 100’ncü yılı için düzenlenen etkinlikler yine bu parkta yapılmıştır.

İtalya Torino-Turin Valentino Park-Parco Del Valentino

Parkta: eğimli yeşil alanlar, dolambaçlı yollar ve ormanlık alanlar doludur. Parkın sonuna doğru: Borgo Medioevale bulunmaktadır.

Uzun yıllar boyunca, İtalya’nın önde gelen motor yarışları pisti olarak kullanılmıştır. Motor yarışlarının öncüsü Enzo Ferrari’ye adanmış bank bulunmaktadır.

Günümüzde ise yerel etkinlikler için tercih edilir.

Park alanı, özellikle Pazar günleri gezinti için favori bir yerdir. Parkı ziyaret ettiğinizde, zamanınız varsa, parkın hemen altında, Po nehrinde tekneye binebilirsiniz.

İtalya Torino-Turin Valentino Park-Parco Del Valentino

Fontana dei Mesi-Ay çeşmesi

Parkta gezinirken “12 ay çeşmesini” (Fontana di Dodici Mesi) ve mermer heykeller görebilirsiniz. 1898 yılında yapılmıştır. Çeşme: içine pırıl pırıl bir şelalenin düştüğü, büyük eğimli oval bir havzadan oluşur. Bu havzada, Torino şehrini çeviren nehirleri tasvir eden 4 ana heykel gurubu bulunmaktadır. Heykeller, terastadır.

La Stura nehri: toynağında balık ağları olan bir değirmen çarkı etrafında şakalaşan 3 çıplak kadın heykeli.

Po nehri: devasa sakallı bir figür.

İtalya Torino-Turin Valentino Park-Parco Del Valentino

Dora nehri: Papatyalarla süslenmiş kaputlu çobanın eli ile sağını söndüren çoban.

Sangone nehri: Sularından içerken birkaç aşığı gözetleyerek gülümseyen nehrin dehasıdır.

Su kütlesi: 12 aya ait alegorik heykellerle zenginleştirilmiş bir korkulukla çevrilidir.

Castello Del Valentino-Valentino Kalesi

Valentino Kalesi parkın içindedir.

Torino surlarının güneyinde, Po nehrinin sol yakasındadır. Po nehrine bakar.

Royal Savoy hanedanı için, sarayın nehir kıyısındaki rezidansı olarak yapılmıştır.

Yapı: 1564 yılında Savoy Emanuele Filiberto Dükü tarafından satın alınmıştır.

Ardından dük ve halefi Carlo Emanuele I tarafından kullanılmıştır.

1619 yılında Prens Vittorio Amedeo ve Cristina di France’nin düğününden sonra saray: Cristina’nın olur.

Cristina’nın bu kaleye özel bir sevgisi vardı ve bu yüzden Savoy Düşesi olduğunda, burayı Kraliyet Sarayına çevirdi. Genç prenses: villayı yeniden tasarlaması için mühendis Carlo di Castellamonte’yi görevlendirir.

Cristina: Savoy Eyaletinin ilk naibidir ve burayı eğlence sarayı olarak seçer. Burada mızrak dövüşleri, bayramlar ve su savaşları düzenlendi.

Ancak ölümünün ardından, Prenses tarafından organize edilen partiler biter ve sadece birkaç yıl sonra bahçelerden birisi, üniversitenin hala ziyaret edilebilen botanik bahçelerine dönüştürülür.

Genç Prenses Cristina tarafından başlatılan değişiklikler, 1858 yılındaki Sergi nedeniyle uygulanır ve kale tamamen değiştirilir.

İtalya Torino-Turin Valentino Park-Parco Del Valentino

19’ncu yüzyılda, bir avluyu kapatan at nalı şeklinde yürüyüş yolu eklenir.

Günümüzde villada: zemin kattaki odalar oldukça sade sıvalıdır. Yukarı kattaki salonlarda ise özenle hazırlanmış sıva işleri ve resimlerle muhteşem bir dekorasyon düzenlenmiştir.

“Madama Reale” olarak adlandırılan güneydeki dairenin süslemeleri: İsidoro Bianchi tarafından tamamlanmıştır.

Napolyon savaşları sırasında, ordu burayı ele geçirir. 1850 yılında villanın arazisi Kraliyete devredilir. Ardından Luigi Tonta ve Domenico Ferri tarafından restorasyon yapılır. Pavyonları birbirine bağlayan teraslar: iki yeni büyük galeriyle değiştirilir. Ana cephe nehre çevrilir.

Günümüzde yapı Torino Politeknik Mimarlık Fakültesi tarafından kullanılmaktadır. Aynı zamanda UNESCO dünya mirası alanıdır.

İtalya Torino-Turin Valentino Park-Parco Del Valentino

Orto Botanico-Botanik Bahçesi

Kalenin arkasındadır. 1729 yılında açılmıştır. Burada: bir limonluk, ısıtılmış bir sera ve 4 binden fazla yerel flora ve şifalı bitki türü bulunmaktadır. Bitki müzesi bölümünde bulunan egzotik türler: 1830-1840 yılları arasına tarihlenir.

Evet burada bulunan seralar ve çiçek bahçeleri romantik, zarif ve güzeldir. Günümüzde Botanik Bahçesi, Torino Üniversitesi tarafından işletilmektedir.

Borgo Medioevale

Valentino Parkındadır. .

Burada tam bir Ortaçağ köyü bulunmaktadır.

Borgo; 1884 yılında Expo fuarı için, mimar Giucaso ve Alfredo d’Andrea tarafından inşa edilmiştir. 

Parkın bir parçasıdır.  

Bu köyde: kendi kalesi, zanaatkarların stüdyoları ve dükkanları bulunmaktadır.

Zanaatkarlar: dönem becerilerini sergiler ve satarlar. Hafta sonları sık sık uygulamalı aktiviteler düzenlenir.

Burayı ziyaret ederseniz cam kaplı teknelerle nehir gezisi yapmanızı da öneririm. Borgo, özellikle yerel halkın favori ziyaret yeridir. Esnaf atölyelerinden hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz.

İtalya Torino-Turin Torino Esposizioni

Torino Esposizioni

Burası parkın güney ucunda bir sergi salonudur. Burada düzenli olarak iş ve kültür fuarları düzenleniyor. 1938 yılında Pier Luigi Nervi tarafından tasarlanmıştır.

1936 yılında Torino şehri, Valentino Parkında moda sergileri için bir yer inşa etmeye karar verdi. Yapılan ihale Ferraris ve Bellardo firmaları tarafından kazanıldı. Proje, 1938 yılında tamamlandı. Proje: dikdörtgen bir bahçe etrafına yerleştirilmiş, dört binadan oluşuyordu.

Kuzey ucunda: cam blok revaklı bir girişin yanında, silindirik bir cam bölüm restorana ev sahipliği yapar.

İtalya Torino-Turin Torino Esposizioni

Kompleksin güney ucunda: bir açık hava tiyatrosu var.

8 Kasım 1942 ve 13 Temmuz 1943 tarihlerinde bombalanmıştır. 1948-1950 yılları arasında genişletilmiştir.  1948 yılında merkez pavyon apsisli bir salonla değiştirilmiştir.

1950 yılında Giovanni Agnelli’nin adını taşıyan yeni köşk: tüm bahçeyi kaplayarak daha da uzatıldı.

1960 yılında: Riccardo Morandi: kuzey ucunda, ince, iç içe geçmiş betonarmeli yapılarla örülmüş, ara desteksiz, gerilmiş bir tonozdan oluşan, bir yeraltı salonu tasarladı.

Kompleksin bir kısmı, Torino Üniversitesinin eğitim merkeziyken, Giovanni Agnelli pavyonunu bir kısmı 2001 yılına kadar buz pateni pisti olarak kullanıldı. 2006 kış olimpiyatları nedeniyle Torino Esposizioni, bir buz hokeyi tesisine ev sahipliği yaptı.

İtalya Torino-Turin The Cathedral and The Holy Shroud-Duomo di san Giovanni

THE CATHEDRAL AND THE HOLY SHROUD-DUOMO Dİ SAN GİOVANNİ

San Giovanni Battista Katedrali, Palazzo Reale’e bitişiktir.

Şehrin en önemli kilisesidir.

Günümüzdeki binanın olduğu yerde: daha önce antik Roma kentinin tiyatrosu bulunuyordu. Bu tiyatronun üzerine: MS 4’ncü yüzyılda: 3 tane kilise inşa edilmiştir. Bunlar: Kurtarıcı İsa’ya, Vaftizci Aziz John’a ve Meryem Ana’ya adanmıştır.

Yapının hemen kuzeyinde 1’nci yüzyıldan kalma bir Roma amfitiyatrosu kalıntıları bulunmaktadır. Biraz daha kuzeybatıda ise Roma döneminden kalma bir kapının kırmızı tuğlalı kalıntıları olan Porta Palatina vardır.

İtalya Torino-Turin The Cathedral and The Holy Shroud-Duomo di san Giovanni

Bu üç kilise: 1490-1492 yılları arasında yıkıldı.

1492-1498 yılları arasında ise bu yıkılan üç kilisenin yerine; katedral inşa edilmiştir. Amaç: Torino başpiskoposu olan ancak Papal See’de-Roma şehrinde ikamet eden Kardinal Domenico della Rovere için bir dini yapıdır.

Yapı: Roma şehrinde, günümüzde de görülen Toskanalı bir mimara emanet edildi. Bu mimar: Amedeo da Settignano, Meo del Caprina olarak bilinir.

İtalya Torino-Turin

Vaftizci Aziz John’a (San Giovanni Battista) adına adanmıştır.

Şehrin günümüze ulaşan tek Rönesans binasıdır.

İtalya Torino-Turin

Yapının bitişiğindeki çan kulesi, daha önce yani 1470 yılına tarihlenir.

1515 yılında Papa X Leo, resmi olarak burayı kutsamıştır.

Torino Başpiskoposları, burada oturmaktadır.

Günümüzde katedral: Milenyum gençleri için aziz olarak adlandırılan, Torino yerlisi hırslı atlet ve yoksulların, hayırseverlerin kutsanmış İskele Giorgio Frassati (1901-1925) mezar yeridir.

İtalya Torino-Turin Torino Kefeni-Shroud

Torino Kefeni-Shroud:

Katedralin turistler için ana cazibesi: kutsal kefendir.

Shroud olarak isimlendirilen bu kefen: 4.36 metre uzunluğunda ve 1.11 metre genişliğinde bir çarşaftır ve üzerine insan damgası basılmıştır.

Efsaneye göre, baskı, İsa tarafından yapılmıştır. Bu keten bezin: İsa’nın bedenini tutan kefen olduğu söylenir.

Söylenenlere göre, çarmıhtan alındığında İsa’nın sarıldığına inanılan keten parçasıdır. Yine söylenenlere göre kefenin üzerinde bir adam görüntüsü bulunmaktadır.

Bu kutsal kefen’in tam boyutlu bir kopyası ise, günümüzde Katedralin kuzey koridorunda asılı durmaktadır.  

Kutsal kefen: Muhtemelen dünyanın en çok araştırılan ve tartışmalı eseridir. Ancak çalışmalara ve araştırmalara rağmen çarmıha gerilmiş Mesih’un kefeni olduğu hiçbir zaman kanıtlanamadı ve ispatlanamadı.

Bu konudaki ilk belgelerden biri, 1389 yılına dayanıyor. Papa Clemente VII’nin selefi Henri de Poitier tarafından yapılan araştırma hakkında yazı yazan piskopos Pierre d’Arcis’in bir anıtı konuyla ilgilidir.

Poitier Piskoposu: Kutsal Tapınak’ın gerçekliğine inanmadı, bu yüzden o zamanın dekanının, sadece kazanç uğruna gerçek Mesih’in Sudarium’u olarak çarşafı bırakacağı iddiasını kınadı.

Piskopos ayrıca bir araştırmanın sonucunda, kefenin aslında insan eliyle yapılmış bir eser olduğunu ve mucizevi bir şekilde yapılmadığını veya verilmediğini kabul eden sahtekarın bulunduğunu da kanıtladı.

Pierre d’Arcis: yeni dekanın bir adam imgesiyle yapay olarak boyanmış bezi tekrar ortaya çıkardığını bildiğinde, iki kez müdahale etmek zorunda kaldı. Daha sonra 1390yılında Papa VII Clemente tarafından, bezin üzerine basılan görüntünün Hz İsa Mesih’in gerçek sudarium değil, bir resim olduğunu söyledi.

Yakın tarih şüpheci piskopos ve Papa Clemente’nin kınamalarını doğruladı. Çünkü kardinal Pellegrino komisyonu tarafından, 1973 yılında varsayılan kan üzerinde yapılan adli testler olumsuz sonuçlar verdi. Ayrıca keten bezinin dış liflerinin yanması: aynı özelliklere sahip bir örtü yaratmak için olası bir mekanizma fikrini verir.

1988 yılında uluslararası üne sahip, üç farklı laboratuvarda yapılan tarihleme çalışmalarında, kefenin aslında 14’ncü yüzyıla kadar gittiği ortaya konuldu. Böylece, kefen bezinin sahte olduğu ve gerçek olamayacağı kanıtlandı.

Gerçek kefen oldukça hassastır. Neredeyse hiç gösterilmemiştir. Sunağın arkasında: kurşungeçirmez, yanmaz ve iklim kontrollü bir şapelde, Kutsal Kefen Şapelinde saklanmaktadır.

Evet,Shroud yani kefen: 1578 yılından beri Torino’da korunmaktadır.

İtalya Torino-Turin Cappella Della Sındone-Kutsal Kefen Şapeli

Cappella Della Sındone-Kutsal Kefen Şapeli

Piazzetta Reale adresindedir.

1563 yılında Savoy Dükalığı başkenti olan Torino şehri; 1578 yılında o zamanlar Savoy’a ait olan kefeni karşıladı. Rönesans apsisi yıkıldıktan sonra, onu korumak için olağanüstü bir şapel inşa edildi.

Guarino Guarini tarafından tasarlanan “Kutsal Kefen Şapeli” nin kubbesi, 17’nci yüzyılın seksenlerinde tamamlanmış yapımı 28 yıl sürmüştür.

Guarino Guarini; şapel yapısını 1690 yılında tamamlar.

Barok mimarisinin bir şaheseridir.

1694 yılında, 20’nci yüzyıl başlarına kadar Kutsal Kefen Şapeli, Torino Katedralinin transeptinde korunmuştur.

11-12 Nisan 1997 gecesi, Kutsal Kefen Şapeli, restorasyon iskelesinde çıkan bir yangınla harap oldu. Ancak Shroud yani kutsal kefen, bu yangından kurtarıldı, çünkü o sırada şapelin dışında katedral korosunda tutuluyordu. Frabosa’nın eski siyah mermer ocağının yeniden açılması sayesinde, yangın tarafından tahrip edilen süslemeler, 17’nci yüzyılın ikinci yarısında Guarino Guarini tarafından seçilen malzemelerin aynısıyla yeniden inşa edilmektedir.

İtalya Torino-Turin Porte Palatine-Palatine Doors

Porte Palatine-Palatine Doors

Torino şehri, MS 27 yılı civarında, Roma kolonisi olan “Augusta Taurinorum” isimli bir şehirdir. Şehir, Hannibal tarafından Roma’ya doğru uzun yürüyüşte yakılan Taurin’in efsanevi başkenti Taurasia’nın yerleşiminden doğmuştur. Ana Alp geçitlerinin eteğindeki ve Padana Vadisinin batı tarafındaki koloni: Galya’ya giden Roma ileri karakolu olmuş ve transalpin dünyasına giden ana yolların merkezindeydi. 

İtalya Torino-Turin Porte Palatine-Palatine Doors

Bu şehre giriş: duvar boyunca açılan 4 kapıdan sağlanıyordu. Bu kapılar: Porta Palatina, Porta Decumana, Porta Marmorea ve Porta Pretoria’dır.

Günümüze kalan ise, sadece MS 1-2’nci yüzyıllara tarihlenen Porta Palatina kapısıdır. Porta Palatina ismi, muhtemelen Longobard Dükleri ve Frank Kontlarının meskenleri olan İmparatorluk Palatium’un bitişiğindeki anlamına gelen Ortaçağ “ Porta Palatii” den gelmektedir.

Kapı: şehir duvarlarının iç kısmında dörtgen avluya bakan tipik bir Roma kapısıdır. Kapının önüne, kare bir kaide üzerine inşa edilen, iki köşeli kule vardır. Bu kulenin yüksekliği 30 metreden fazladır.

Merkezi gövde yaklaşık 20 metre uzunluktadır. İki sıra pencere bulunur. Altta bulunan bölüm, 4 girişe sahiptir. Merkezi olanlar daha büyük ve daha uzundur. Buradan araç girebilir. Yanlara giden iki giriş daha dar ve kısadır ve yaya geçitleri olarak hizmet vermiştir.

İtalya Torino-Turin Porte Palatine-Palatine Doors

1724 yılında kapı inşaatında değişiklikler yapıldı ve 19’ncu yüzyılda Vicariate tarafından hapishane olarak kullanıldı. 1860-1871 yılları arasında anıtsal yapı yalıtıldı ve daha sonra gerçek bir yeniden yapılanma oluşturan onarımlar yapıldı.

17 Temmuz 2006 tarihinde, 18 aylık çalışmanın ardından, Palatine kuleleri Arkeoloji Parkı ziyarete açıldı. Bu arkeolojik alan 20 bir metre karelik bir park alanı içindedir.

Bu şehrin ana caddesi olan “Decimus Maximus” günümüzdeki “Via Garibaldi” caddesidir.

Kraliyet Sarayına sadece birkaç dakika uzaklıktadır.

Evet, dünyanın en iyi korunmuş Roma kapılarından biri olan Porta Palatina’nın 3 katlı duvarı, tuğladan yapılmıştır ve bir çift poligonal tuğla, kuleyi birbirine bağlar.

Efsaneye göre, Charlemagne, 773 yılında kapının altında kamp kurdu. Katedralin yanında ise MS 1’nci yüzyıldan kalma bir Roma tiyatrosunun kalıntıları bulunmaktadır. Sadece bir kısmı görülebiliyor, geri kalanı ise Kraliyet Sarayı binalarıyla kaplıdır.

İtalya Torino-Turin Palazzo Chiablese

PALAZZO CHİABLESE

Kraliyet Sarayı önündeki meydanın batısındadır.

Dük Emanuelle Filiberto: yeni başkentinin merkez meydanını yenilemeye karar verir.

Sonra meydanda bulunan Ortaçağ binalarını şekillendirmek üzere tasarımcı Ascanio Vittozzi’yi görevlendirir.

İtalya Torino-Turin Palazzo Chiablese

1753 yılında Carlo Emanuelle III, Sarayı: oğlu Chiablese Dükü Benedetto Maurizoya verir.

Yapıdaki: dairelerin yenilenmesi ve genişletilmesi için ise, Mimar Benedetto Alfieri’ye tahsis eder.

Alfieri: Sarayı günümüzdeki görünümünü verir.

İtalya Torino-Turin Palazzo Chiablese

Tuğladan yapılmış, sadece cephede açık olan anıtsal bir ön kapıdan, taş sütunlu ve revaklı bir atriuma girilir. Sütunlar ve çapraz tonozlar ve ardından merkezi bir kanatla bölünmüş iki iç avluya girilir.

Görkemli bir merdiven, zengin mobilyalar, kakma ahşap zeminler, boyalı ahşap kaplamalar, mermer şömineler, aynalar, açık kapılar ile ana kata çıkılır.

1814 yılında, Benedetto Maurizio’nun dul eşi Chiablese Düşesi, sarayda yaşamaya başlar.

1824 yılından itibaren ise, ölümüne kadar orada yaşayan Kral Carlo Felice, buraya yerleşir.

1851 yılında İtalya’nın ilk kraliçesi Margherite, burada doğar.

Yapı: 1943 yılındaki ağır II Dünya savaşı hasarlarının ardından, restorasyona tabi tutulmuştur.

Yapı günümüzde Büyükşehir Belediyesi Arkeoloji, Güzel Sanatlar ve Peyzaj Müfettişliği Karargahına ev sahipliği yapmaktadır.

İtalya Torino-Turin Reggia di Venaria-La Venaria-Kraliyet Sarayı

REGGİA Dİ VENARİA-LA VENARİA-KRALİYET SARAYI

Şehir merkezine 14 km uzaklıkta Viale Carlo Emanuele II adresindedir. Burası Torino şehrinde, Paris Versailles Sarayına eşit bir yapıdır.

Burada dünyanın en büyük kraliyet konutlarından birisi bulunmaktadır. Bu kraliyet sarayı, banliyö ve çevresindeki parkla birlikte ortak yaşam içinde yaşayan bir yapıdır ve büyüklüğü 480 bin metre karedir.

İtalya Torino-Turin Reggia di Venaria-La Venaria-Kraliyet Sarayı

Muazzam büyüklükteki yapı: 1675 yılında, Savoy Dükü Charles Emmanuel II için bir av köşkü olarak yapılmıştır. Savoy Dükü, Torino şehrini Alplerin Paris’i yapma kararlılığının bir sonucudur.  

Mimar Amedeo di Castellamonte tarafından tasarlanmıştır.

Victor Amedeus II döneminde ise, bina üzerinde Garove ve Juvarra tarafından bazı çalışmalar yapıldı. Büyük galeri, St Hubert kilisesi ve Büyük ahırlar ve Orangerie yaratıldı.

Dükün bir zamanlar Kraliyet ikametgahı olarak kullandığı barok Sarayı: günümüzde: bir kültür merkezi, bahçeler, kafeler, kitapçılar, eski ahırlar ve av koruma alanı ile Venaria’nın eski şehir merkezini içeren geniş bir kompleksin bir parçasıdır.

Çünkü 8 yıllık dev bir restorasyon çalışmasının ardından, 2007 yılında ziyarete açılmıştır.

İtalya Torino-Turin Reggia di Venaria-La Venaria-Kraliyet Sarayı

Saray yapısı, günümüzde büyük sergilere ve konserlere ev sahipliği yapmaktadır. Burada eski ve yeni uyumlu bir şekilde birleştirilmiştir. Galeriler ve salonlar: freskler, resimler ve alçı işçiliğiyle dekore edilmiştir.

Oyma av sahneleri ve rokoko tasarıma sahip bir oda: Av Tanrıçası ve Savoy Dükü İkonu Diana’ya adanmıştır.

Tesis bünyesindeki bir şapel: Avcıların koruyucusu Aziz St Uberto’ya adanmıştır.

İtalya Torino-Turin Reggia di Venaria-La Venaria-Kraliyet Sarayı

Burayı ziyaret ederseniz: etkileyici Büyük Galeri, zarif Diana Salonu ve Capella di Sant’Uberto ve 1700’lerin başında Filippo Juvarra tarafından tasarlanan Kraliyet Ahırlarını görebilirsiniz. Her yıl Temmuz ayında, büyük Venaria Reale Festivali burada düzenlenmektedir.

Su tiyatrosundaki kareogrilli fiskiye gösterilerinde: 100 adet jet, 12 metreye kadar su gönderirken, renkli ışıklar içlerinden geçiyor.

CASTELLO DELLA MANDRİA

Burası ilk olarak: Regina di Venaria Sarayı yapılırken, safkan atları yetiştirilmek üzere inşa edilmiştir. Doğa Parkının 3 bin hektarlık çayır ve ormanlık alanları arasında yer almaktadır. Reggia di Venaria’ya sadece 1.5 km uzaklıktadır.

Yapı: Parco della Mandria içinde tamamen duvarla çevrili olarak kraliyet mimarları Barnaba Panizza ve Domenico Ferri tarafından inşa edilmek ve kurmakla görevlendirilmiştir.

Ancak daha sonra 1859 yılından sonra İtalya’nın ilk kralı olan Savoylu Victor Emmanuel II tarafından, ikametgaha dönüştürülmüş ve en sevdiği ikametgah yeri olarak kullanılmıştır.

Çünkü: kral, görevlerinin zorluklarından kaçmak, hobilerini yapabilmek ve Rosa Vercellana’ya olan aşkını yaşayabilmek için burayı tercih etmiştir. Victor Emmanuel II’nin morganatik eşi Rosa Vercellana (La Bela Rosin) Mirafiori ve Fontanafredda kontesi olarak adlandırılmıştır.

Ayrıca: hükümdar çeşitli avcılık faaliyetlerinde bulunmuştur.

Yapının cephesinde, bugün hala güzel Kraliyet Dairelerini oluşturan 20 oda odalar bulunmaktadır. Bu 20 oda ziyarete açıktır. Egemenlik tercihlerinin ve zevklerinin mükemmel bir kesiti olan halka açık bu 20 oda, oldukça güzeldir.

Hükümdarın ölümünün ardından: park, kale kompleksi ve tüm av depoları, 1882-1887 yılları arasında Medici del Vascello ailesi tarafından satın alındı. Onlarla birlikte, bölgenin tarihi 1976 yılında Piedmont Bölgesinin Parkın tüm çevresel ve mimari mirasını satın aldığı ve 1978 yılında La Mandria Bölge Parkının yönetim organını kurduğu 1976 yılına kadar yeni bir gelişme aşaması yaşandı.

1997 yılından beri, Castello della Mandria, diğer  tüm Piedmontese Savoy Konutlarıyla birlikte UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Kale Kraliyet Dairelerini oluşturan bu 20 odadan oluşan bölümde: antik Sıavoyard’ın değerli eserleri, sanat eserleri, kumaşları ve mobilyaları görülebilir.

Çünkü eksiksiz şekilde döşenmiştir. Olağanüstü bir finansman sayesinde 100’den fazla sanat şaheseri, 1200 metre karelik süslü yüzey, 60 mobilya, 120 metrekare değerli kumaş ve 80 metre karelik rafine duvar kağıdı tamamen restore edilerek ziyarete açılmıştır.

Eski ağaçların arasındaki yürüyüş parkurları ve yaban hayatı görülmeye değerdir.

İtalya Torino-Turin Museo Egizio-Museo Delle Antichita Egizie-Mısır Müzesi

MUSEO EGİZİO-MUSEO DELLE ANTİCHİTA EGİZİE-MISIR MÜZESİ

Via Accademia delle Scienze adresindedir.

Torino şehrinde en çok ziyaret edilen müzelerden birisidir. Giriş ücreti tam fiyat 6.50 Euro’dur.

Kahire Müzesi dışında, sadece Mısır Sanatı ve kültürüne adanmış tek müzedir.

İtalya Torino-Turin Museo Egizio-Museo Delle Antichita Egizie-Mısır Müzesi

Müze Binası:

1824 yılında kurulan Museo Egizio: 1679 yılında Michelangelo Garove tarafından tasarlanan Colelegio dei Nobili adlı binada bulunuyordu. Burada: Kral Carlo Felibe tarafından satın alınan Drovetti Koleksiyonundaki ilk antikalar sergilenmeye başladı.

Daha sonraki süreçte bina genişletildi. 19’ncu yüzyılın ikinci yarısında yeni kullanıma uyarlandı.

1832 yılında ise halkın ziyaretine açıldı.

İtalya Torino-Turin Museo Egizio-Museo Delle Antichita Egizie-Mısır Müzesi

Müze Koleksiyonlarının Oluşumu:

Müzenin koleksiyonunun kökeni, Savoy Dükü I. Charles Emmanuel’in küçük bir Mısır antika koleksiyonunu bir araya getirdiği 1630 yılına kadar gider.

15’nci yüzyılda Savoylar, Gonzaga di Mantova’dan: Tanrıça Isıde’nin onuruna dini törenlerin çizimleriyle süslenmiş bronz bir masa olan “İliak Masası” nı satın aldılar.

16’ncı yüzyılda Savoylu Carlo Emanuele: Padualı doğa bilimci Vitaliano Donati’yi, Doğada bilimsel bir göreve gönderdi ve Nil vadisindeki isyandan, Tanrıça İsıde’nin heykeli ve Pharaoe Ramesses II’nin heykelleri ve tanrıça Sekhmet’in heykelleri Torino şehrine geldi.

İtalya Torino-Turin Museo Egizio-Museo Delle Antichita Egizie-Mısır Müzesi

Yani müzedeki koleksiyonunu oluşumunda: 16’ncı yüzyılın sonu ve 18’nci yüzyılın başı esas alınmaktadır.

Nil vadisinde Napolyon ordusunun rehberliğinde, 1799 yılında bilimsel keşif gezisi, Description de I’Egypte’nin ciltlerinde yayınlanan ve 17’nci yüzyıl Avrupa’sını Mısır varlığından haberdar eden Mısır hakkındaki mükemmel bir dokümantasyondur.

Birkaç Avrupa ülkesinde yaşaman olaylardan sonra, gezginler ve maceracılar Nil Vadisine ait eski şeyleri toplamaya başlarlar ve çeşitli koleksiyonlar Avrupa’ya gelerek gelecekteki büyük Mısır Müzelerinin merkezi haline gelir.

Daha sonraki dönemde, müzede görülen eski Mısır sanatının orijinal koleksiyonu: Sardunya Kralı Charles Felix tarafından, 1824 yılında satın alındı ve zemin kattaki iki heykel salonunda (Statuario) görülebilir.

Koleksiyondaki diğer objeler ise: 1900-1935 yılları arasında İtalyan Arkeoloji Misyonu tarafından Mısır’da yapılan kazılarda elde edilmiştir.

Bu kazı döneminde, buluntular kazı yapanlar ve Mısırlılar arasında bölüşülüyordu. Ancak günümüzde böyle bir düzenleme elbette yoktur.

1903-1937 yılları arasında, Mısır’da Ernesto Schiaparelli ve Giulo Farina tarafından yapılan arkeolojik kazılar sonucunda, şehre 30 bin parça eser getirildi.

Ernesto Schiaparelli: aynı zamanda müzenin ilk müdürü oldu.

Böylece: müzede ilk teşhir salonları, 1908 yılında düzenlenmeye başladı.

1930’larda daha fazla değişiklik ve tadilat yapıldı.

Mumyalar:

Bir zamanlar Kraliyet ailesinin ihtişamı, Mısır mumyalarının sayısıyla ölçülüyordu. Günümüzde müzede 24 insan mumyası bulunmaktadır.

Papirus Koleksiyonu:

Müzede bulunan el yazması papirüs koleksiyonu: içerik nedeniyle Mısır alanındaki en önemli koleksiyonlardan birisidir.

Papirüslerin çoğu, 1824 yılında Savoy Kralı tarafından, o zamanlar yani Mısır’daki Napolyon Seferinin ardından Mısır’ın işgali sırasında Mısır’da Fransız Konsolosu olan Bernardino Drovetti (1776-1852) den satın alındı. Aslında: sadece papirüs değil, Bernardino Drovetti: bu işgal sırasında 8000 parça topladı, bunlar arasında: lahitler, mumyalar, papirüsler, mücevherler ve heykeller vardı.

Torino Papirüslerinin çoğu: Batı Thebes, Ramesside firavunlarının (MÖ 1300-1050) gömüldüğü ve morg tapınaklarını inşa ettiklerini yerlerden ve Krallar vadisi ve Kraliçeler vadisindeki kraliyet mezarlarının inşası ile ilgili durumlardan bahsetmektedir. Papirüs el yazmalarının büyük çoğunluğu Ramesside döneminden kalmadır.

Turin Royal Canon

Tarihsel açıdan müzenin en önemli objesidir. Bu Kral Listesi: Mısır kraliyet haleflerinin en bilgilendirici kaynaklarından birisidir. Bu listede hiyeroglif yazılarla, 15 haniden krallarının adları ve hükümdarlık yılları yazılıdır.

Ölüm Kitabı

Ayrıca dünyadaki en eksiksiz Mısır Ölüm Kitapları, buradaki müzede bulunmaktadır. Müzede mevcut 170 cenaze töreni el yazması arasında, özellikle iki tanesi öne çıkıyor. Yüksek kaliteli renkli vinyetlerin eşlik ettiği düzgün bir el yazısıyla bir yazar tarafından düzenlenen el yazısı hiyeroglifleriyle yazılmış “Kha Ölüleri Kitabı” ve 18 metre uzunluğunda Iufankh Ölüleri Kitabıdır.

Heykeller:

Müzede: Ramses II ve King Thutmose III dahil olmak üzere, Yeni Krallıkın çeşitli tanrılarının ve firavunlarının heykelleri bulunmaktadır. Ramses II heykeli: 1759 yılında Vitaliano Donatı tarafından keşfedilmiş ve Torino şehrine ulaşan ilk Mısır anıtlarından birisidir.

Firavun Amenhotep II Heykeli: Heykelin yer aldığı koleksiyon Bernardino Drovetti tarafından bira raya getirilmiş ve 1824 yılında Müzenin kurulmasına yol açmıştır. Heykel MÖ 1539-1076 yılları arasına tarihlenir.

İtalya Torino-Turin Museo Egizio-Museo Delle Antichita Egizie-Mısır Müzesi

Pendua ve Nefertari heykel gurubu: müze bu heykel gurubunun da bulunduğu 20’nci yüzyılın ilk 20 yılında yapılan kazılarla büyümüştür. Bu kireçtaşı heykeller: 18-20 Hanedan (MÖ 1539-1076) yılları arasına tarihlenir.

En eski heykel: 3’ncü hanedan döneminden yani yaklaşık MÖ 2800 yılından kalma, heykeltıraşlık yapan Prenses Redi’den kalmadır.

Tanrı İsis ve Sekhmet Heykelleri: Bunlar, Karnak’taki Mut Tapınağında Vitaliano Donati tarafından bulunmuştur.

Hayvan Mumyaları:

Ayrıca kutsal hayvanların mumyalarına adanmış bölüm gerçekten ilginçtir. Burada 17 tane hayvan mumyası vardır. Bunlar: Tanrı kültüne bağlı olarak: Tanrı Thot’un İbis ve babbuins’i, Tanrı Soebek’in timsahları, Tanrı Horo’nun şahinleri, Tanrı Hapi’nin boğaları, Tanrıça balıkları Neith, Tanrıça Bastet’in kedileri.

Nubian Odası-Ellessiya Tapınağı:

Müzedeki en etkileyici buluntu; Ellessiya Tapınağıdır.

Kayaya oyulmuş kireçtaşı bu tapınak 18-20 hanedan (MÖ 1539-1076) yılları arasına tarihlenir.

Mısır’da 1960’larda inşa edilen Aswan Barajının suları tarafından tehdit edilen Nubia tapınaklarının kurtarılmasına İtalya’nın yardımını kabul etmek için Mısır Hükümeti tarafından Ellesiya’daki kaya tapınağı İtalya’ya bağışlanmıştır. Tapınak yerinde 66 bloğa bölünmüş ve Torino şehrine getirilmiştir. 4 Eylül 1970 tarihinde müzede ziyarete açılmıştır.

Bu küçük kaya tapınağı, müzeye anıtsal bir yapı kazandırmıştır.

Thebes Mezar Odası;

Müzede: Thebes’ten iki mezar odası sergileniyor. Kha ve Merit’in bozulmamış mezarı sergilenmektedir.  

Diğer Nesneler:

Ayrıca: yaşamın çeşitli yönleri, sofra tabakları ve beslenmeyi korumak için kullanılan sofra takımları, giysiler için sandıklar ve çantalar, yataklar ve minderler, çarşaflar ve battaniyeler, sandaletler ve yiyecekler görülebilir. 

Evet gelelim günümüze:

2015 yılında büyük bir yenileme ve büyük bir açılıştan sonra, müze her zamankinden daha göz kamaştırıcı ve büyüleyici olarak ziyarete açılmıştır.

İtalya Torino-Turin Museo Nazıonale Del Cınema-Mole Antonelliana

MUSEO NAZIONALE DEL CINEMA-MOLE ANTONELLİANA-ULUSAL SİNEMA MÜZESİ

Via Montebello adresindedir. Müze girişi ücretlidir, tam bilet 5 Euro’dur.

Şehrin sembolüdür. Çünkü kubbe şehrin siluetine hakimdir. Daha önce Palazzo Chiablese’de bulunan Ulusal Sinema Müzesinin bulunduğu yerdir.

Müzenin bulunduğu bina: Via Po’nun kuzeyinde, Alessandro Antonelli tarafından 1878-1880 yılları arasında eklenen 168 metrelik sivri uçlu kulesiyle bir Sinegog olarak tasarlanmıştır. Yani: dünyanın en yüksek duvarlı binasıydı.

İtalya Torino-Turin Museo Nazıonale Del Cınema-Mole Antonelliana

Ancak: bu bina, çerçeve yapısıyla ve o zamanlar İtalya’da çok zahmetli olan metal yapılar kullanılmadan inşa edildi. İç dekorasyonlar 1930’da başlayan tadilat çalışmalarıyla tamamen yıkılmış, bu çalışmalar Antonellian’ın yerini alan betonarme ayrı bir binanın yaratılmasını sağlamıştır. Bugün hala, birçok ziyaretçi, bu mimarın neden böylesine sağlam mimari sonuçlarla böylesine zor bir girişimi başarmak istediğini merak etmektedir.

İtalya Torino-Turin Museo Nazıonale Del Cınema-Mole Antonelliana

Cephe üzerinde yüksek dörtgen kubbe yükselir. İnce çan kulesini ayakta tutan iyi yapılı, küçük bir tapınakla örtülmüştür. Kubbenin üzerinde Mario Merz’in çok konuşulan parlak bir heykeli vardır. Bu heykel “Il volo dei numeri” olarak isimlendirilir.

Antonellian Mole: Torino İsrail Kominyonunun Yahudi tapınağı olarak tasarlanmıştır. Daha sonra Komiünyon, bina giderek daha fazla maliyetler gerektirdiğinden binayı Torino şehrine satarlar. Böylece Kent Müzesi olur.

Vittorio Emanuele II 1880 yılında öldüğünde, Belediye Meclisi, burayı İtalyan Bağımsızlığının ulusal anma yeri olarak belirledi.

Müze: Torino şehrinin sembolü olan anıt Mole Antonelliana’dadır. Yapı: Torino şehri silüetinde en tanınmış yerdir. Şehrin çevresini çevreleyen tepelere ve Savoy Alplerine 360 derecelik muhteşem manzaralar sunmaktadır.

Müze, koleksiyoncu ve tarihçi olan Maria Adriana Prolo’nun bir projesi olarak 1941 yılında Torino şehrinde açılmıştır. 1942 yılında Torino şehri, müzeye Mole Antonelliana’dan koleksiyoncunun topladığı malzemeleri saklayıp gösterebileceği bazı odalar sundu.

Ancak: 1953 yılında binanın zirvesi çökmüştür. O zamandan beri, yapı demirle güçlendirildi, bu yüzden artık sadece bir duvar yapısı olarak kabul edilmiyor.

Müze: malzeme zenginliği ve bilimsel ve eğitici faaliyetlerinin çeşitliliği açısından, dünyanın en önemli müzelerinden birisidir.

Ancak müzenin en özel yanı: ekranın özel formatıdır. Karanlık iç mekanı, izleyicilerin çeşitli girintilerde oynayan film kliplerini izleyebilecekleri bir kırmızı şezlong denizini andırır.

İsviçreli prodüksiyon tasarımcısı François Confino: sistemi yaratmıştır.

Bu sisteme göre, müzeyi gezen ziyaretçi: sürekli ve beklenmedik görsel ve işitsel uyaranlarla muhteşem bir sunum izlemektedir.

Özellikle cam asansörle, baş döndürücü ve dramatik bir görünüm eşliğinde zirveye çıkmak mümkündür. Asansöre binmek ücretlidir. Yarı saydan bu asansör, ziyaretçilerin şehri, Po nehrini ve açık bir günde ufukta Alplerin muhteşem manzarasının olduğu 85 metre yükseklikteki zirveye sadece 59 saniyede çıkıyor.

Şehri kuşbakışı görmek için, İtalyan Eyfel Kulesine benzeyen La Mole Antonelliana’nın tepesine mutlaka asansörle çıkınız. Panoramik asansör fiyatları, tam bilet 6.80 Euro’dur.

İtalya Torino-Turin Museo Nazionale Dell’Automobile

MUSEO NAZİONALE DELL’AUTOMOBİLE-OTOMOBİL MÜZESİ

Corsa Unita d’İtalia adresindedir. Şehrin tam merkezinde değildir ancak kolayca erişilebilir.

Fiat Şirketinin evidir.

Ulusal Otomobil Müzesi, Torino otomobil üreticilerine özel ilgi göstererek motorlu arabanın gelişimine ilişkin kapsamlı bir araştırma sunar.

Antika ve klasik otomobil koleksiyonu olağanüstüdür. 80farklı otomobil markasından yaklaşık 200 araba bulunmaktadır.

Burada görülen otomobiller arasında: birden fazla FİAT ve ALFA ROMEO Modeli arabalar, İtalyan üreticiler Ferrari, Lancia, Maserati, Auto Bianchi ve Bugati vardır. Ancak: Jaguar, Rolls Royce, Mercedes Benz, hatta Packard Super 8 ve BMW Isatta örnekleri de bulunmaktadır.

Binada: bir kafe ve hediyelik eşya dükkanı vardır.

İtalya Torino-Turin Armerıa Reale

ARMERIA REALE

Piazzetta Reale adresindedir.

Sarayın sağ kanadındadır. Burası Kraliyet Cephaneliğidir. Müzede bulunan silahlar: Kraliyet Sarayı ile Dışişleri Bakanlığını birbirine bağlayan yol içinde sergileniyor. Sergi alanı Sala della Rotonda, Beaumont Galerisi ve Medagliere’yi kaplıyor. Müzeye giriş ücretlidir, giriş ücreti 12 Euro’dur.

İtalya Torino-Turin Armerıa Reale

Evet burası silahlara adanmış bir müzedir.  

Burada dünyanın en büyük silah koleksiyonu vardır.

Müze ilk olarak: Carlo Alberto tarafından 1832 yıllarının sonlarında oluşturulmaya başlanmıştır. Koleksiyonda ise Savoy’un silahları vardı.

Müze: topçuların kaptanı ve 1837 yılında açılacak olan “Antik ve Modern Cephanelik” direktörü olarak Vittorio Seyssel görevlendirilmiştir.

1840 yılında müze: 1554 nesneyi tamamlamıştır.

1878 yılında Sardinya Kralı Carlo Alberto ve Vittorio Emanuele II’nin kişisel koleksiyonlarını bağışlamasıyla müzenin koleksiyonu daha da zenginleşti.

1946 yılında Cumhuriyetin gelişiyle, cephanelik müzesi, o zamana kadar Kraliyet Evi Bakanlığına bağlı iken, bir devlet müzesi oldu.

İtalya Torino-Turin Armerıa Reale

2005 yılında müzede yenileme ve dekorasyon düzenlemesi yapıldı.

Müzenin en değerli eserleri: 16’ncı yüzyıl silahları ve zırhlarından oluşmaktadır. Ayrıca Kraliyet Madalya dolabı da ilgi çeker. Madeni para koleksiyonu da bulunmaktadır.

Müzede en ilgi çeken objeler: San Maurizio kılıcı, Emanuele Filiberto zırhı ve Mısır kampanyasında Napolyon Bonapart tarafından kullanılan bir kılıçtır.

Yine müzede: Leonardo da Vinci’nin ünlü otoportresi ve olağanüstü bir çizim koleksiyonu bulunmaktadır.

İtalya Torino-Turin Museo Archeologıco-Museo di antichıta

MUSEO ARCHEOLOGICO-MUSEO DI ANTICHITA

Piazzetta Reale adresindedir. Müze 2013 yılından bu yana Palazzo Reale’deki Manica Nuova’nın yeraltı zeminindedir. Giriş ücreti 12 Euro’dur.

Müzede bulunan koleksiyon: Dük Emanuele Filiberto di Savoia tarafından başlatılan eski eser koleksiyonu ve daha sonra halefleri tarafından arttırılan bir koleksiyondan oluşmaktadır.

İtalya Torino-Turin Museo Archeologıco-Museo di antichıta

Müze: tarih öncesinden Ortaçağ’ın sonlarına kadar uzanan Piemonte bölgesinden, zengin Yunan ve Roma heykelleri, Etrüsk seramikleri ve arkeolojik buluntular gibi antik sanat eserleri ve arkeolojik buluntular sergileniyor.

İtalya Torino-Turin Caffe Reale Tırın

CAFFE REALE TURIN

Piazzetta Reale adresindedir. Yani Kraliyet Sarayının içinde yer alan tarihi bir mekandır.

Bina: bir kütüphaneye ve mütevazi bir depoya dönüştürülmeden önce: bir zamanlar Kraliyet meyve bahçesini barındırıyordu. Günümüzde kapsamlı bir tadilatın ardından: eski Kraliyet ihtişamına kavuşturulmuştur.

İtalya Torino-Turin Caffe Reale Tırın

İç mekan: muhteşem ve ışıklı vitrinlerde Kraliyet ailesinin koleksiyonlarından güzel porselenler sergileniyor.

Eski Eserler Müzesini ziyaret ettikten sonra, burada bir mola verebilirsiniz. Çünkü İtalyan mutfağı yemek yenilebilecek yerler arasında kesinlikle en iyilerden birisidir.

İtalya Torino-Turin Galleria Sabauda

GALLERİA SABAUDA

Palazzo dell’Accademia delle Scienze’nin içinde: Torino şehrinin en büyük hazinelerden bazılarını içeren bir sanat müzesi olan Gallerie Sabauda vardır.

İlk olarak 1832 yılında açılan Sabuada Galerisi, 2014 yılında Palazzo Reale’nin Manica Nuovo’suna yani Yeni Kanat bölümüne taşınmıştır.

Müzede sergilenen koleksiyon: 1932 yılında Carlo Alberto tarafından Savoy dükleri ve krallarının eski resim galerilerinden alınan resimlerle kurulmuştur.

İtalya Torino-Turin Galleria Sabauda

Müze, İtalya’nın en önemli galerilerinden birisidir.

Koleksiyonda: Piyemonteli sanatçıların ve Venedikli Mantegna (Azizlerle Madonna), Paolo Veronese, Tintoretto, Tiepolo ve Canaletto’nun resimlerinin yanı sıra, Beato Angelico’nun Hayranlıktaki Melekler de dahil olmak üzere Toskana sanatçılarının önemli eserleri bulunmaktadır.

Hollanda ve Flaman resimlerinden oluşan kapsamlı koleksiyon: Jan Van Eyck’in yapıtlarını: Rogier van der Weyden, Hans Memling, Van Dyck ve erken bir resim olan Yaşlı Adam Uyuyor ile temsil edilen Rembrand’tır.

Bir oda: Boticelli ve Veronese’nin resimlerinin yer aldığı Gualino Koleksiyonuna ayrılmıştır.

İtalya Torino-Turin Chıesa Di San Domenıco

CHIESA DI SAN DOMENICO

Via San Domenico adresindedir.

Bu dini yapı: Torino şehrinin en eski kült yerlerinden birisidir. 1257-1280 yılları arasında inşa edilmiştir. Bulunduğu yer, Porta Palatine kapısı yanı, şehir surlarının yakınıdır.

Yapı, çoğu kilise gibi yüzyıllar boyunca birçok değişiklik geçirmiştir.

Binanın cephesi 1334 yılında, çan kulesi ise 1451 yılında dikilmiştir. 1630 yılında meydana gelen veba salgını sırasında kilisenin girişine: çelik ızgaralar konmuştur. Napolyon döneminde, kilisede bulunan kutsal emanetler ve değerli malzemelerin tümünün yağmalandığı ve yok olduğu bilinmektedir.

İtalya Torino-Turin Chıesa Di San Domenıco

Günümüzdeki görüntüsü, Gotik köklerini gizleyen Barok bir stildir.

Ancak bir dizi restorasyon çalışmasının sonunda, orijinal Gotik stile geri döndürülmüştür. Sivri kemerler, iç sütunlar, apsis ve freskler ortaya çıkarılmıştır.

Kilisede özellikle 14’ncü yüzyıl freskleri görülmeye değerdir. Freskler, çan kulesinin altındaki Cappella delle Grazie (Graces Şapeli) de görülebilir. Özellikle bu küçük şapelde 12 havariyi temsil eden renkli freskler oldukça güzeldir.

Evet, kilise tarihi boyunca Engizisyon Mahkemesi olarak görev yapmış, büyücülükle suçlanan kadınları mahkum eden engizisyon ile ünlenmiştir. (yaklaşık 80 kadının ölüm cezasına çarptırıldığı söyleniyor.)

Kilisenin iç kısmında: bir nef ve iki güzel şapel ile biten iki koridor vardır.

İtalya Torino-Turin Turın Eye

TURİN EYE

Piazza Borgo Dora adresindedir. Piazza Castello’dan yürüyerek 10 dakika uzaklıktadır. Turin Eye: bir sıcak hava balonudur. Bir İngiliz firmasına aittir ve 2012 yılından beri aktiftir.

Balon: 23 metre çapında ve 36 metre yüksekliktedir. Dünyanın en büyük aerostatik balonudur.

İtalya Torino-Turin Turin Eye

Bu balona binerek 150 metre yükseğe çıkılıyor ve şehrin kuşbakışı manzarası izleniyor. Salı günleri hariç her gün turlar düzenlenmektedir. 1 tur yaklaşık 20 dakika sürer. Güvenlik önlemleri tamdır, çelik bir kablo ile yere güçlü bir şekilde sabitlenmiştir.

Eğer hava açık ise, kuzeybatıda Torino şehrini çevreleyen Monsivo dağı ve Cottain Alpleri de görülebilir.

İtalya Torino-Turin Porta Nuova Train Station

PORTA NUOVA TRAİN STATİON

Şehrin merkez tren istasyonudur. Torino şehrindeki dört tren istasyonundan en büyük olanıdır. Aynı zamanda İtalya ülkesinde en yoğun 3’ncü tren istasyonudur.

Mimar Alessandro Mazzucchetti tarafından, 1861-1868 yılları arasında yapılmıştır. Yani İtalya birleşmesinden sadece birkaç yıl sonra açılmıştır.

İtalya Torino-Turin Porta Nuova Train Station

Zaman içinde restorasyon geçirmiş olmasına rağmen orijinal genel tasarımı korunmaktadır. Cephe: ortada büyük bir kemerli bölüme sahiptir ve bu kemer, istasyondaki bazı tren platformlarının üzerinde etkileyici bir tavan olarak devam etmektedir. İstasyon 3 katlıdır. Platform seviyesinde çoğu mağaza, restoran ve hizmet yerleri ve bilet gişeleri bulunmaktadır.

İtalya Torino-Turin Juventus Stadium-Allianz Stadium

JUVENTUS STADİUM-ALLİANZ STADİUM

Önce biraz Juventus FC dan söz etmek istiyorum. Yerel olarak Juve veya daha saygılı şekilde “La Vecchia Signora” (yaşlı kadın) olarak bilinir. Ekip 1897 yılında kurulduğundan beri, hayatının çoğunu İtalyan Seri A liginde zirvede geçirmiştir.

Şehirdeki diğer takım ise “Torino FC” dir. Bu kulüp: 1906 yılında bir gurup ayrılıkçı Juventus oyuncusu ve Football Clup Torinese’nin bazı üyeleri tarafından kurulmuştur, şehirde “Toro” olarak bilinir.

1949 yılında Basilica di Superga’nın arkasında, sisli bir günde, Torino tepelerine bir uçak düşer ve tüm ekip bu kazada ölür. Günümüzde, bazilikanın arkasında uçağın düştüğü yerde bir anı plaketi bulunmaktadır.

İtalya Torino-Turin Juventus Stadium-Allianz Stadium

Şimdi Juventus Stadyumu:

Corso Gaetano Scirea adresindedir. Seyirci kapasitesi 41 bin kişidir. Tribünden sahanın uzaklığı en uzak yerde sadece 7.5 metredir. Bu yüzden herhangi bir yerden, sahanın görünümü mükemmeldir.

Stadyumu ve müzeyi gezip görmek için rehberli turlar bulunmaktadır. Ücret 15 Euro’dur.

Bu rehberli turlarda: soyunma odaları, basın bölümü ve sahayı ziyaret etmek mümkündür.

2012 yılında açılan müzede: kupa odası, üniformalar, hatıralar ve takım ile taraftarları hakkında bir film gösterilmektedir. Müze, 2017 yılında ICOM-Uluslararası Müzeler Konseyi tarafından Prestij ödülüne layık görülmüştür. İtalya’nın en çok ziyaret edilen 50 müzesi arasındadır.

Ayrıca hediyelik eşya mağazasında Juventus hediyelik eşyaları doludur.

İtalya Torino-Turin Chıesa Della Gran Madre Dı Dio

CHIESA DELLA GRAN MADRE DI DIO

Piazza Vittorio Veneto ve ardından Vittorio Emanuele I köprüsünü geçince buraya varılır. Torino tepesinin eteğindedir.

Po nehrinin kıyısında, 1818-1831 yılları arasında inşa edilmiştir. Mimar Torinolu mimar Ferdinando Bonsignore’dir.

Neoklasik bir katedraldir. Roma şehrindeki Pantheon yapısından modellenmiştir. Kilise, meydanın yukarısına yükseltilmiştir.

İtalya Torino-Turin Chıesa Della Gran Madre Dı Dio

Bina: Napolyon’un yenilgisinin ardından Viyana kongresinden sonra Vittorio Emanuele I’in dönüşünü kutlamak için Torino Belediye Meclisi tarafından inşa ettirilir.

Kilisenin timpanumunda “ORDO POPÜLUSQUE TAURINUS OB ADVENTUM REGİS” yani “KIRALIN DÖNÜŞÜ İÇİN TORİNO HALKI” şeklinde Latince bir yazıt vardır.

Önünde: Ponte Vittorio Emanuele I aracılığıyla katedrale bağlanan büyük Vittorio Veneto Meydanı vardır.

İtalya Torino-Turin

Kilisenin alınlığının tepesinde, kulak kepçesine oyulmuş, 1827 tarihli mermer bir yüksek rölyef görülmektedir.

1933-1940 yılları arasında kilisede bazı değişiklikler yapılmıştır. Kiliseye çıkan merdivenlerin iki yanına, iki heykel yerleştirilmiştir.

Sağ bölümde, elinde bir kadehle tasvir edilen inanç heykeli ve solda ise din heykeli bulunur. Heykeller 1828 yılında  Carlo Cheli tarafından yapılmıştır.

İtalya Torino-Turin Chıesa Della Gran Madre Dı Dio

İç mekan: dairesel bir plana sahiptir. Kubbe için mimar yukarıda da belirttiğim gibi, Roma şehrindeki Pantheon’dan esinlenilmiştir. Kubbe betondan yapılmış bir kalot şeklindedir ve yan iç nişlerde önemli ölçüde sanatsal öneme sahip başka heykeller vardır.

 Efsaneye göre, “Kutsal Kase” inanç ve dini temsil eden iki heykelin arasına gömülüdür. Bu yüzden kilisenin, büyük öneme sahip olduğu söylenir.

İtalya Torino-Turin Chıesa Della Gran Madre Dı Dio

Merkezde: merdivenlerin önünde, Savoylu Vittorio Emanuele I, Giuseppe Gaggini’nin eseri olan yaklaşık 10 metrelik bir mermer heykel vardır.

Kilisenin altı: Dünya savaşında mezarlık olarak kullanılmıştır.

EATALY

İtalyan işadamı Oscar Farinetti, 2007 yılında, Lingotto kompleksinin karşısındaki tarihi vermut fabrikasında ilk Eataly gıda pazarını açar.

Slow Food sponsorluğunda, bu eşsiz gıda mağazası, hareketli bir açık hava gıda pazarıdır. Üst düzey süpermarketler ve yemek alanı bulunur. Burada taze meyve ve sebzeler, ekmekler, hamur işleri, kekler, tatlılar, makarnalar, tahıllar, soslar, yağlar, balıklar, soğuk etler, peynirler, baharatlar meyve suları, biralar dahil olmak üzere yerel olarak üretilen çok çeşitli yiyecek ve içecekleri satın almak mümkündür.

1’nci Katta: vermut üretilen zamanki eski fabrikanın hikayesini anlatan “Museo Carpano” görülebilir. Eataly’nin: Torino şehir merkezinde: Lagrange ve Plazza Solferino’da da şubeleri vardır.

İtalya Torino-Turin Santuario Di Santa Maria Consolatrice-La Consolata

SANTUARİO Dİ SANTA MARİA CONSOLATRİCE-LA CONSOLATA

Piazza della Consolata adresindedir. Caffe Al Bicerin karşısındadır.

Muhteşem kiliseler ve anıtlarla dolu şehirde, La Consolata görkemli yapısıyla öne çıkmaktadır. Şehrin en önemli kilisesi olarak kabul edilir.

Kilise ilk olarak: 11’nci yüzyılda inşa edilmiştir. Her yıl 20 Haziran tarihinde kutlama yapılır.

Romanesk çan kulesi, MS 1000 yılı civarında inşa edilmiştir.

Mimar Guarini, 1678 yılında kiliseyi Meryem’e adanmış bir yapı olarak yeniden inşa eder.

Barok haç kilisesi: renkli mermer işlemelerle cömertçe dekore edilmiştir. Kilisenin içinde zenginlik vizyonu vardır. Yaldız ve mermer, her santimi kaplamaktadır. Çiçeklerin kokusu hissedilir ve yumuşak yanan mumlar, ortama ışıktı verir.

1729 yılında Flippo Juvarra oval şapeli eklendi.

Güzel gümüş bir Madonna ve Çocuk ikonu bulunmaktadır. Bu figür, Meryem Ana’nın şehri koruduğu için her Haziran ayında şehirde gezdirilir.

Yine burada ilginç bir duvar var. Bu duvar: çeşitli araç kazaları, hastane, savaş alanı ve herhangi bir nedenle ölenler için dua eden veya bir mucize için şükranlarını sunan insanlar tarafından çizilmiş resimlerle doludur.

ACCADEMİA ALBERTİNA DELLE BELLE ARTİ Dİ TORİNO

Accademia Albertina adı: Carlo Alberto di Savoia’ya (Savoylu Charles Albert) kadar uzanmaktadır. Savoy kralı Accademia’yı 1883’te yeniden kurmuş olmasına rağmen, kökenleri daha eskidir. Çünkü Torino Accademia İtalya’nın en eskilerinden biri olarak kabul edilir.

İlk kez 1678 yılında Savoy-Nemours’dan Maria Giovanna, Accademia adını benimsedi. Carlo Emanuele II’nin dul eşi, Accademia Royale of Paris modelinden esinlenerek ressamların, heykeltıraşların ve mimarların Accademia’sını kurdu.

Günümüzde burası: 12 büyük salonda: 300 resim, heykel ve çizime ev sahipliği yapmaktadır. Aralarında Gaudenzio Ferrari ve okulunun 60 kartondan oluşan değerli bir koleksiyonu da vardır. Sanat galerisinin kökleri, 1824-1829 yılları arasına kadar uzanıyor.

ŞEHİR YAKINLARINDA GEZİLECEK YERLER:

İtalya Torino-Turin Superga Bazilikası

SUPERGA BAZİLİKASI

Şehir merkezine 3 km uzaklıktadır. Şehrin en yüksek ve en panoramik noktalarından birisi olan Superga tepesinin üzerindedir.

Savoy Dükü Vittorio Amedeo II tarafından Fransızlar kuşatmasında, Fransızların yenilgisi üzerine zaferi kutlamak için 1706 yılında yaptırılmıştır.

Mimarı Messinalı Filippo  Juvarra’dır. Bu onun en önemli mimari çalışmasıdır. Bazilika 1973 yılında Carlo Emanuel II tarafından açılır. Yeraltına inşa edilen büyük mezarda: Vittorio Amedeo II’den, Carlo Alberto’ya kadar Savoy Krallarının mezarları ve Savoy ailesinin sayısız prensesi mezarı bulunmaktadır.

Kilisenin girişi: klasik tarzdaki pronaoya çıkan üç merdivenden oluşur. Sundurmanın yanında, güzel çan kulelerinin yükseldiği iki şekil vardır. Bazilika girişinin solunda, kral mezarlarına erişim vardır. Dini binanın arkasında Vittorio Amedeo düzenli rahip cemaatine ait misafirhane manastırı bulunur.

İtalya’nın en büyük katedrallerinden birisidir. Yukarıda söz ettiğim gibi, Bazilika, Torino FC futbol takımının, 4 Mayıs 1949 yılında Portekiz-Lizbon şehrinden eve getiren uçak, binanın arka tarafına düşmüş ve takım tamamen yok olmuştur.

Bu hava kazası, İtalyan savaş sonrasındaki en korkunç trajedilerden birine neden olur. Kilisenin arka tarafında, bu şampiyonlara ve hava kazası sırasında hayatını kaybeden takım yöneticilerine adanmış bir anıt taş vardır.

Çarpmanın yıktığı duvar yeniden inşa edilmedi ve bugün hala görülmektedir.

Bu yüzden, burası futbol taraftarları tarafından bir tapınak olarak görülmektedir.

İtalya Torino-Turin Villa Della Regina

VİLLA DELLA REGİNA

Şehir merkezinin çok dışında La Collina olarak bilinen yerdedir. Aşağıda Torino şehrinin muhteşem güzel manzarası izlenebilir.

UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesine” dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Burası Kraliçenin villasıdır. Giriş ücretsizdir.

İtalya Torino-Turin Villa Della Regina

Köşkleri, çeşmeler ve tarım alanlarıyla İtalyan bahçelerinin merkezinde yer alır.

Yapı: 17’nci yüzyılda Vittorio Amedeo II’nin karısı Anne d’Orleans’ın resmi ikametgahı olmuştur. Onun peşinden Kraliçe Villa (Villa della Regina) tarafından kullanılır.

19’ncu yüzyıla kadar Savoy Hanedanının: Düşes, Prenses ve Kraliçeleri burada ikamet etmiştir.

İtalya Torino-Turin Villa Della Regina

Yapının içinde: zarif bir şekilde düzenlenmiş freskli tavanlar, lüks mobilyalar, muhteşem tablolar ve zengin duvar kumaşları bulunmaktadır. Kral ve Kraliçenin odalarından geçebilirsiniz.

İtalya Torino-Turin Villa Della Regina

Ayrıca: tertemiz korunan bahçelerde yürüyüş yapabilirsiniz. Sarayın önündeki bahçeden aşağıya inen, bahçeyi koruyan merdivenlerden aşağıda: çimler, çeşmeler, süslü pergoleler, çiçek ve meyvelerden oluşan huzurlu ve dinlendirici alanlar vardır. Ayrıca: 1942 yılında, II Dünya savaşı sırasında bomba hasarlarından kaynaklanan savaş yaraları da görülebilir.

CASTELLO Dİ RİVOLİ-ÇAĞDAŞ SANAT MÜZESİ

Susa Vadisinin girişindeki bir tepede, stratejik bir konumdadır.

Tam adresi: Piazza Mafalda i Savoia’dır. Giriş ücretlidir, tam bilet ücreti 6.50 Euro’dur.

11’nci yüzyılda zaten casa-forte olan ve 14’ncü yüzyılda Savoy’a geçen büyük barok tarzı kale, 1715-1927 yılları arasında mimarlar Asconio Vitozzi, Carlo ve Amedeo di Catellamonte tarafından inşa edilmiştir.

Castello Di Rivoli: kendi kategorisindeki en önemli İtalyan müzesi olan Çağdaş Sanat Müzesine ev sahipliği yapmaktadır. Avrupalı ve Amerikalı büyük sanatçıların eserlerini bir araya getiren kalıcı bir koleksiyon vardır. Ayrıca her yıl prestijli ve uluslararası sanatçıların zengin sergileri düzenlenmektedir.

Müzenin açılış yılı olan 1984’ten itibaren Rivoli kalesinin kalıcı koleksiyonu, yeni kazanımlar, bağışlar ve uzun vadeli krediler sayesinde sürekli olarak zenginleştirildi.

Koleksiyon: çağdaş sanatın İtalya’da ve yurt dışında 50’li yıllar arasında günümüze kadar ki gelişiminin önemli anlarını belgeliyor. Geçici sergilerde sunular eserlerin kazanımları sayesinde koleksiyonun genişlemesi müze faaliyetlerinin tarihini de yansıtıyor.

Müze mekanında, 38 salon ve Manica Lunga’nın 3’ncü katı ile birlikte yaklaşık 7 bin metre karelik bir sergi alanı vardır.

İtalya Torino-Turin Castello Reale Di Moncalieri

CASTELLO REALE Dİ MONCALİERİ

Torino şehrinin 9 km güneydoğusundadır.

Giriş ücreti 7 Euro’dur.

Savoy kraliyet konutlarının en eskilerinden birisidir. Tepenin üzerinde uzanan devasa bir parkın içindedir. Kalenin eşsiz ve kare kütlesi, antik köye hakimdir.

15’nci yüzyılda Torino merkezinin hemen güneyinde Savoylu Thomas I tarafından Po nehrini korumak için inşa edilmiştir. Şehre güney erişimini yöneten ilk kaleydi. Bu yüzden Savoy konutlarının en eskilerinden biridir.

İtalya Torino-Turin Castello Reale Di Moncalieri

1475 yılında burada Buurgundy Dükü Carlo, Düşes Jolanda ve Milano Dükü Galeazzo Sforza arasında “Moncalieri Anlaşması” imzalandı.

Emanuele Filibert, kaleyi ara sıra ikametgah olarak kullandı.

Savoylar tarafından kapsamlı bir şekilde büyütülerek ve süslenerek, zevk yerine dönüştürülmüştür. Amedeo di Castellamonte, Andrea Costaguta ve Carlo Morello gibi ünlü mimarlar ve mühendisler tarafından, yaklaşık 60 yıl içinde yürütülen çalışma ile kale tekrar yapılandırıldı.

Kraliçe Marie Adelaide ve Prensesler Clotilde ve Laetitia gibi Savoy Hanedanının kadınları burayı özellikle çok sevmişlerdir. Bir tatil yeri olarak kullanılmıştır. Genç prenslerin burada eğitimleri verilmiştir.

Ayrıca: buranın prestijli binalarında ve düşündürücü alanlarında konferanslar, sergiler ve üst düzey etkinlikler düzenlenmiştir.

İtalya Torino-Turin Castello Reale Di Moncalieri

1798 yılında Moncalieri kalesi, Piedmont’a ilerlerken Fransızlar tarafından işgal edilen ilk kale olmuştur. Fransız işgali sırasında kale: kışla, hapishane ve askeri hastane olarak kullanılmış ve çeşitli zararlara uğratılmıştır. Park alanı aynı zamanda mezarlık olarak kullanılmıştır.

1817 yılında kale, Savoy ailesine geri döner. Vittorio Emanuele, Carrara mermerlerinden üç kanatlı merdiven ve ana avlunun sonunda Cavalerizzanın inşasına yol açan restorasyon çalışmalarını başlatır.

1831 yılından itibaren Carlo Alberto di Savoia, kaleyi kraliyet ikametgahı olarak seçer ve özellikle iç kısmında daha fazla değişiklik yapar.

Moncalieri kalesi, buruda okuyan genç prenslerin ikametgahı olur.

2’nci Dünya savaşı sırasında Naziler ve Partizanlar tarafından kale işgal edilir.

Savoylu Victor Emanuele I tarafından 1726 yılında Sardunya adası için polis gücü olarak yaratılan jandarmaların 1921 yılında karargahı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Bu güç, daha sonra İtalya birleşince, 1861 yılında İtalya’nın ilk polis gücü olmuştur.

1849 yılında Massimo d’Azeglio tarafından imzalanan ve kralın Temsilciler Meclisini feshettiği ve Yeni Meclis’in Avusturya ile barış anlaşmasını onayladığı “Moncalieri Bildirisi” burada imzalandı.

5 Nisan 2008 tarihinde çıkan yangın Kral ve Kraliçenin kulelerinden ve apartmanlardan birine ciddi hasar verdi. Bu yüzden bina halkın ziyaretine kapatıldı.

Uzun yıllar süren restorasyon çalışmalarının ardından 11 Kasım 2017 tarihinde yeniden ziyarete açıldı.

Günümüzde: burayı ziyaret ederseniz, görebilecekleriniz:

Vittorio Emanuele II’nin eşi Kraliçe Maria Adelaide ve Maria Adelaide’nin yeğeni Prenses Maria Letizia’nın kraliyet dairelerinde dekore edilmiş salonlara ve zarif tuvalet odalarına hala hayranlıkla bakılır.

Ayrıca: 1849 yılında Proclama di Moncalieri bildirisinin imzalandığı salon ve Kraliyet Şapeli görülür. Ayrıca: Maria Letizia’nın 18’nci yüzyıldan kalma, tonozlu ve süslü tavanları olan güzel resepsiyon odası ve prensesin yatak odası ile zemin kattaki daireler ziyaret edilmektedir.

İtalya Torino-Turin Palazzına Dı Caccıa Di Stupınıgı

PALAZZINA DI CACCIA DI STUPINIGI

Torino şehir merkezine 10 km uzaklıktadır.

Bina: Sicilyalı mimar Filippo Juvarra’nın bir projesi olarak 1729 yılında inşa edilmeye başlanmış ve 18’nci yüzyıl sonunda tamamlanmıştır.

İtalya Torino-Turin Palazzına Dı Caccıa Di Stupınıgı

Torino şehrinin anıtsal mücevherlerinden biridir. 

Avrupa’nın en olağanüstü 18’nci yüzyıl komplekslerinden birisidir ve Emanuele Filiberto’nun Aziz Maurice ve Lazarus Düzenine yaptığı ilk bağışa ait arazi üzerine inşa edilmiştir. Günümüzde Mauritius Düzen Vakfına aittir.

İtalya Torino-Turin

Avrupa kraliyet konutlarının uluslararası rokoko tarzını yansıtır.

Savoy ailesi tarafından, yüzyıllar boyunca partiler ve düğünler için tercih edilmiştir.

Ayrıca: avlanmak için kullanılmıştır. 

İtalya Torino-Turin Palazzına Dı Caccıa Di Stupınıgı

Ayrıca 19’ncu yüzyıl başlarında, Napolyon tarafından ikametgah olarak kullanılmıştır.

20’nci yüzyıl başında ise Kraliçe Margherite tarafından ikametgah olarak seçilmiştir.

İtalya Torino-Turin Palazzına Dı Caccıa Di Stupınıgı

Günümüzde:

1919 yılından bu yana, Mobilya Müzesine ev sahipliği yapmaktadır. 1997 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Müzede: diğer Savoy Rezidanslarından gelen: değerli mobilyalar sergilenmektedir.

İtalya Torino-Turin Castello Ducale di Aglie

CASTELLO DUCALE Dİ AGLİE

Torino şehir merkezine yaklaşık 30 km uzaklıktadır.

Giriş ücreti 4 Euro’dur.

Piedmont Savoy konutlarının bir parçasıdır.

Yapı: 700 yıl öncesine dayanan bir uzun geçmişe sahiptir. Çünkü binanın ilk çekirdeği, Ortaçağ dönemine kadar gider.

İtalya Torino-Turin Castello Ducale di Aglie

Eskiden San Martino markizlerine aittir.

17’nci yüzyılda kale, mimar Amedeo di Castellamonte: yapıda çeşitli değişiklikler ve eklemeler yapmak için görevlendirilir. Bunlar arasında bahçe cephesinin düzenlenmesi, iki galeri yapımı ve sarayın avlusu bulunmaktadır.

Savoy ailesi, sarayı 18’nci yüzyılın ikinci yarısında satın alarak, Kraliyet mülkü haline getirdi. Son yıllarda iki katlı bir galeriyle saraya bağlanan apartman ve kilisenin inşasını gören kaleye, başka ilaveler ve tadilatlar da yaptırdılar.

19’ncu yüzyılda kalenin sığınak haline geldiği, Napolyon egemenliği yıllarından sonra, mülk Savoy ailesine geri döndü. Carlo Felice hükümdarlığı sırasında, Aglie kalesi iç mekan mobilyalarında büyük yenileme geçirdi.

Yine 19’ncu yüzyılda küçük göl, büyük göl ve adalar inşa edilerek binanın dış görünümünde önemli ölçüde değişikliğe gidildi.

1939 yılında Dük Tommasa di Savoia-Genova tarafından İtalyan Devletine satıldı.

Evet, günümüzde yapı halka açık ve ziyaret edilebiliyor.

Özellikle mimari güzellikleri, özgün mobilyaları, sayısız resimleri, freskleri, arkeolojik buluntuları ve asırlık ağaç ve seralarla dolu görkemli bahçeleri ilgi çekiyor.

İtalya Torino-Turin Castello Ducale di Aglie

Günümüzde dairelerde bulunan dekor çeşitliliği, eski ve asil bir geçmişi kanıtlamaktadır.

Yapı; büyük ağaçlar ve geniş seraların bulunduğu bir parkla çevrilidir.

Yapıda: 300’den fazla oda vardır. Bu odalarda: değerli mobilya koleksiyonu ve başkaca arkeolojik nesneler bulunmaktadır.

Yapının zarafet ve ihtişamını kanıtlayan: Freskli balo salonu ve mükemmel şekilde korunmuş dönem odaları görülmeye değerdir.

İtalya Torino-Turin Castello Di Govone

CASTELLO Dİ GOVONE

Şehir merkezi yakınlarında Govone köyündedir.

Yapı Ortaçağdan kalmadır. İlk olarak 989 yılında yapının ismi kayıtlarda geçer. Başlangıçta burçları ve köşe kuleleri olan bir kaledir. Mevcut yapı ise, 1600’lerin sonu ve 1700’lerin ilk yarısı arasında Guarino Guarini ve Benedetto Alfieri gibi ünlü mimarlar tarafından tasarlanmıştır.

İtalya Torino-Turin Castello Di Govone

Yapının cephesi, süslemeler ve heykeller bakımından oldukça zengindir.

1792 yılında son Kont Solaro’nun doğrudan mirasçısı olmayan ölümüyle, kale ve varlıkları, Sardunya Kralı III Vittorio Amedeo tarafından oğulları Ceneviz Dükü Carlo Felice ve Moriana Kontu Giuseppe Benedetto Placido için satın alınmıştır.

İtalya Torino-Turin Castello Di Govone

1819 yılında Carlo Felice: mimarlar Giuseppe Cardone ve Michele Borda ile ressamlar Carlo Pagani ve Andrea Piazza katkılarıyla bir dizi restorasyon yapılmıştır. Özellikle: merkez salonun dekorasyonuna özen gösterilmiştir. Dört odanın duvarları, zarif Çin halılarıyla döşenmiştir.

Ardından Charles Felice ve eşi Maria Cristina tarafından yazlık ikametgah olarak kullanılmıştır.

Kral: resepsiyonu süsleyen mitolojiye dayanan iç mekanları muhteşem freskler ve görkemli duvar kağıtları ile yeniden dekore ettirmiştir.

Kralın 1831 yılında ölümü üzerine, kale, onu Cenova Dükü Ferdinando di Savoia’ya miras bırakan dul Maria Cristina’ya geçti.

İtalya Torino-Turin Castello Di Govone

1897 yılında Belediye idaresi, kaleyi, mobilyalarını ve eşyalarını müzayede de satın aldı.

19’ncu yüzyıl başlarında, Piedmontese yaşamına simgesel tanıklık yapan Govone Kraliyet Kalesi, 1997 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alındı.

İtalya Torino-Turin Castello Di Govone

Günümüzde:

Yanının anıtsal ve görkemli büyük merdiveni ilgi çeker. İçeride bazı odalar değerli Çin duvar kağıtlarıyla süslenmiştir. Balo salonu: Luigi Vacca ve Fabrizio Sevesi’nin Niobe Mitolojik bölümünü yeniden canlandıran sahneleriyle süslenmiştir. Büyük merkez salonundaki freskler: heykellerin varlığını simüle eden ressamlar tarafından yapılmıştır.

Cephenin önündeki bahçede muhtemelen bir tazı olan bir köpek heykeli vardır.

Yapı: kuzeyde ve batıda büyük bir İngiliz tarzı park ve doğuda İtalyan tarzı bir asma bahçe ile sınırlanır.

İtalya Torino-Turin Castello Di Govone

18’nci yüzyıl İtalyan bahçesi ve nadir bir yabani lale örneği ile ünlüdür.

İtalya Torino-Turin Castello Di Racconıgı

CASTELLO Dİ RACCONİGİ

Torino şehir merkezine 39 km uzaklıktadır.

Via Francesco Morosini adresindedir.

Giriş ücretlidir, giriş ücreti 5 Euro’dur.

İtalya Torino-Turin Castello Di Racconıgı

11’nci yüzyılda bir kale olarak kurulmuş ve daha sonra Saluzzo Markizlerine ve sonrasında Savoy hanedanına geçmiştir. Tipik bir Ortaçağ dönemi tahkimatı olan kale, kare planlıydı ve bir hendekle çevrili olduğu için bir asma köprü ile erişiliyordu. Çıplak tuğladan inşa edilmiş kalenin her köşesinde, köşeli bir kule duruyordu.

1670 yılında kale, Savoy hanedanı tarafından ikametgah olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu dönemde: Andre Le Notre, bahçeyi tasarlamıştır. 1676 yılında ise Guarino Guarini, binayı tamamen yenilemiştir. Ancak bu yenileme faaliyetleri hiçbir zaman tamamlanamamıştır.

İtalya Torino-Turin Castello Di Racconıgı

1755 yılında Prens Luigi di Savoia tarafından, mimar Giambattista Borra görevlendirilerek yeniden restorasyona başlanmıştır.

Ana cephedeki değişiklikler, müzisyen sundurması salon, Diana odası ve Çin tuvaletleri bu döneme aittir. Özellikle Herkül Salonu, Savoy evinin mimar Borra tarafından, 18’nci yüzyılın ortalarında kendisine verilen neoklasik görünümünü günümüzde de korumaktadır. Herkül’ün emeklerini tasvir eden heykeller, müzisyenlerin locasında düzenlenen orkestra ile balo salonu olarak kullanılmıştır.

Ardından 1832 yılında Carlo Alberto tahta çıkınca: rezidans tamamen yenilenerek bugünkü görünümüne ulaştırılmıştır. İç mekanların dekorasyonu ve yenilenmesi yapılır.

İtalya Torino-Turin Castello Di Racconıgı

1820 yılında Alman bahçıvan Xavier tarafından yeşil alanlar yeniden tasarlanır. Kurten tarafından tasarlanan Parco del Castello di Racconigi, yaklaşık 190 hektarlık bir alana yayılıyor ve bir kanal sistemine (yaklaşık 2500 metre) sahiptir.

Uzun bir kış uykusundan sonra, Racconigi Cartle Park, asırlık meşe ağaçlarının altında, renkli bir halı oluşturan nergis, menekşe ve diğer bahar çiçekleri görülmeye değerdir.

Böylece görkemli park ortaya çıkar. Hatta bu parkın, Avrupa’daki en önemli park alanlarından birisi olduğu kabul edilmektedir.

Başkentin Torino şehrinden Floransa’ya (1865) ve ardından Roya şehrine taşınmasıyla (1871) Kraliyet ailesi buraya olan ilgisini kaybetmeye başlamıştır.

Sonraki süreçte: 1903 yılında kaleye elektrik ve asansör bağlanmıştır. Burada: 1904 yılında İtalya’nın son kralı Umberto II burada doğmuş ve 1909 yılında Çar II Nicholas’ın ziyareti gibi çok önemli olaylar yaşanmıştır.

Kraliyet ailesi, monarşinin çöküşüne kadar, tatillerini bu heybetli şatoda geçirmiştir.

1980 yılında, Portekiz’de sürgünde olan Umberto II: kaleyi bilgiye adanmış bir yer haline getirmek arzusu ile, İtalyan devletine bırakmıştır. Böylece kale, 1994 yılından sonra halka açık bir müze merkezi olmuştur.

İtalya Torino-Turin Castello Di Racconıgı

Evet gelelim günümüze:

Yapıda: özellikle orijinal mobilyalar ve muhteşem portre koleksiyonu ilgi çeker. Tüm bunlar, Savoy evinin lüksünü yansıtmaktadır.

Aynı zamanda: parklar ve seralarda gezinmek mümkündür. Yani, olağanüstü bir doğal cennettir.

Bu yüzden, burası aynı zamanda film yapımcıları için set olarak kullanılmaktadır. Günümüzde hala uluslararası filmler, tanınmış oyuncu kadrolarıyla burada çekilmektedir.

İtalya Torino-Turin Castello Di Valcasotto

CASTELLO Dİ VALCASOTTO

Giriş ücretlidir, giriş ücreti 8 Euro’dur.

Burası başlangıçta bir Casotto manastırı olarak yapılmıştır.

Dana sonra: 1800 yılında Napolyon’un yağmalamasından sonra: 1937 yılında Savoy hanedanı tarafından satın alındı.

Carlo Alberto tarafından yapı bir av yeri ve yazlık ikametgah olarak uyarlanmaya çalışıldı. Proje: eski bir manastırın sadeliğini ve anıtsal bir konutun mükemmel bir şekilde birleştirmektedir.

Yenileme çalışmaları sırasında gerçek manastırla ilgili kısma dokunulmadı, bunun yerine öndeki alan yenilendi, bugünde ziyaret edilebilen şapel ve misafirhane bulunmaktadır.

İtalya Torino-Turin Castello Di Valcasotto

Bina: tamamen özel eğlenceler için kullanılmıştır.

Burada: Kral Vitorio Emmanuel II, av gezileri düzenledi ve Prenses Marie Clotilde yazları burada geçirdi.

Ancak onu gerçek anlamda kullanan halefi Vittorio Emanuel II oldu. Emanuel, 5 çocuğu ile burada yaşadı. Ancak bu 5 çocuk genç yaşta anneleri ölünce yetim kaldılar ve en büyük kızları Maria Clotilde tarafından tatillerinin çocuğu küçük çocuklar olarak burada geçirdiler. Maria Clotilde: annesinden büyük bir tatlılık ve saf bir dini bağlılığı miras aldı.

Henüz 12 yaşında yetim kalmış, küçük kardeşlerini eğitim sorumluluğu ve sarayın ilk hanımefendisi olmanın yorgunluğu omuzlarına düşmüş olsa da en zor işleri bile dinginlik ve büyük bir olgunlukla yaptı.

Maria: İtalyanca ve Casotto’nun tarihi için çok önemli bir dönemde Fransızca olarak, günlerin tüm olaylarını, hatta en sıradan olanları bile not aldığı bir günlük bıraktı.

Genç prensesin duygu ve düşünceleri döktüğü bu günlük kalede geçen hayatın ifadesi ve öğrenilmesi açısından son derece yararlı olmuştur.

1858 yılında Prenses Maria Clotilde: III Napolyon’un kuzeni Plon Plon olarak da bilinen Gerolamo Bonaparte ile evlenmek zorunda kaldı.

Bu devlet tarafından dikte edilen ve Cavour’un Fransa’da: Fransa ile ittifak kurmasını istediği bir evlilikti.

Savoy hanedanının, Casotto kalesinde kaldığı süre yaklaşık 40 yıldan biraz fazladır. 1837-1881 yılları arasında bina, Kraliyet ailesinin mülkü olarak kaldı.

Gelelim günümüze:

Günümüzde: orijinal mobilyaları koruyan yatak odaları ve mutfaklar görülebilir.

Merdivenlerden 1’nci kata çıkıldığında: katın tamamı boyunca uzanan geniş bir koridor bulunmaktadır. Bu koridorda duvarlarda: Savoy ailesinin resimlerinden oluşan gerçek bir sanat galerisi bulunmaktadır.

Bu resimlerde: Aglie kalesinden, Savoy hanedanından, mitoloji ve antik çağdan karakterler tasvir edilmiştir. Veliaht Prens’in geleceğin kralı Umberto I’in odası görülebilir. Bu oda: tüm kalenin en güzel ve güneş alan odalarındandır.

Bitişikte ise Prensin emir subayı Baron Cavalchini Garofoli’nin odası vardır. Buradan sonra Prenses Maria Clotilde’nin yatak odası görülmelidir.

Torino Üniversitesi tarafından yürütülen bir dizi yeni kazı kampanyası sonucunda, orijinal Certosa’nın ve sonrasındaki 15’nci yüzyıl uzantısının temelleri gün yüzüne çıkarılmıştır.

İtalya Torino-Turin Tenuta Reale Dı Pollenzo

TENUTA  REALE DI POLLENZO

Pollenzo, Bra Belediyesine bağlı, Tanaro nehrine bakan küçük bir köydür.

Pollenzo bölgesinin tarımsal potansiyelini ilk olarak Charles Albert fark etmiştir.

 O zamanlar denenen şarap yapım tekniklerinin şu an Langhe bölgesinin başlıca kırmızıları için kullanıldığı üzüm bağları ve şarap mahzenleri oldukça uygundur.

İtalya Torino-Turin Tenuta Reale Dı Pollenzo

Charles Albert: 1832 yılında, burayı yani tüm Pollenzo bölgesini: üzüm bağları ve şarap mahzenleri için uygun bir çiftlik olarak düzenlemiştir. Alman bahçıvan Xavier Kurten bahçeleri tasarlamıştır.

Proje çerçevesinde: 14’ncü yüzyıldan kalma bir kale, neo-Gotik tarzdaki köyün merkezi, ayrıca kilise, diğer binalar ve merkezde büyük bir çeşme ile süslenmiş devasa meydanı koruyan karakteristik kule düzenlenmiştir.

Kraliyet arazisi, geniş bir bölgede üzümlerin yetiştirildiği modern bir çiftlikti. Tarım teknolojilerinin verimliliğini arttırmak için deneyler yapıldı.

1946 yılında Kral Vittorio Emanuele III: oğlu Umberto II (Son İtalya hükümdarı) lehine tahttan çekilmesinin ardından, Pollenzo Kontu unvanını aldı ve ertesi yıl ölümüne kadar burada yaşadı.

İtalya Torino-Turin Tenuta Reale Dı Pollenzo

Gelelim günümüze:

Tüm kompleks, büyük bir parkın yakınında Tanaro nehri yanındadır.

Yapı 1990’lı yılların sonuna kadar çürümeye terk edildi. Ancak “Slow Food” organizasyonun girişimi sayesinde yeniden düzenlendi ve böylece 2004 yılında Avrupa’nın her yerinden gelen gıda uzmanlarının çalıştığı kalenin içinde “Gastronomik Bilimler Üniversitesi” açıldı.

İtalya Torino-Turin Tenuta Reale Dı Pollenzo

Şarap Bankası: tüm şarap severler için tercih edilen bir yer oldu. 19’ncu yüzyıl mahzenlerinde, bir zamanlar kırmızı şarapların şarap haline getirilme teknikleri üzerine deneyler yapıldı ve bugün İtalya ülkesinin en iyi şarapları burada üretiliyor.

Hatta: 300’den fazla şarap üreticisinin şişeleri burada bulunmaktadır.

Şarap Bankası: müze ve satış noktası olması yanında, çeşitli kursların, tadımların ve tematik etkinliklerin organizasyonunun yapıldığı bir yerdir.

Ayrıca: Agenzia di Pollenzo oteli bulunmaktadır. 

İtalya Roma şehri tanıtımı ve gezi planı hakkındaki yazım için.

Venedik şehri tanıtımı ve gezi planı hakkındaki yazım için.