İngiltere Londra Smıthfıeld

İngiltere Londra Smıthfıeld

İngiltere Londra Smıthfıeld;

City surlarının kuzey yakası tarih boyunca City’nin resmiyetine dayanamayanlar ya da şehirde istenmeyenler için bir sığınak olmuştur. Bunları 17.yüzyıldaki Huguenotlar: sonraki yüzyıllarda Avrupa’dan, daha sonra da Bengal’den gelen göçmenler oluşturmuştur.

Bu topluluklar atölyeler ve fabrikalar kurmuş, beraberlerinde etnik restoranları ve ibadethanelerini de getirmişlerdir.

Spitalfield, adını St Mary Spital’ın Ortaçağ manastırından alır. Middlesex Street’de giysi tezgahları kurulduğu için 16. yüzyılda Petticoat Lane (Lüpon Sokağı) olarak anılırmış.

Burası hala doğuda Bengal yiyecek dükkanlarıyla dolu Brick Lane’e uzanan kalabalık bir sokak pazarıdır. Smithfield ise Londra’nın et pazarıdır. Hemen yakınlardı yerleşim bölgesi ve sanat merkezi olan Barbican bulunur.

 

GEZİLECEK YERLER

SMİTHFİELD MARKET

İngiltere Londra Smıthfıeld;

Charterhouse Street.EC1 adresindedir.
Smithfield bir meydandır ve Farrington City’nin kuzeyinde bulunur. Bölgenin en büyük özelliği uzunca bir geçmişi olan “et pazarı” dır.

Bu Pazar: Londra merkezinde geçmişten günümüze kalan tek toptan Pazar yeridir. Londra şehir merkezinde, listelenerek koruma altına alınmış üç binadan biridir. Buranın 800 yıllık bir hayvan pazarı geçmişi vardır.

Bu pazarda 12. yüzyıldan bu yana canlı hayvan alım satımı yapılıyormuş, ama pazarın ilk resmi beratı 1400 yılından kalmadır.

1648 yılında ise, ilk kez sığır pazarı olarak kurulmuş ve 19.yüzyılın ortasına kadar da bu amaçlar kullanılmıştır.

Bugün, kesilmiş et ve tavuk pazarı olarak varlığını sürdüren Pazar, eskiden şehir surlarının dışında kalan Smithfield’da bulunuyordu.

Buranın kanlı bir geçmişi vardır çünkü burada birçok halka açık idam töreni yapılmıştır. Birçok siyasi mahkum, dini reformcu, muhalif ve İskoç yurtsever ve önemli tarihi şahsiyet ki bunlar arasında köylü isyanı liderlerinden William Wallace ve Wat Tyler sayılabilir, burada idam edilmişlerdir.

Pazar 1850’lerden sonra Charterhouse Street’deki yerine taşınmıştır.

Adı London Central Meat Market olarak değiştirilmiş olmasına karşın hala eski adıyla bilinir. Eski binalar Victoria dönemi mimarı Horaca Jones’un eseridir. Ama 20.yüzyılda bazı eklemeler yapılmıştır.

Özellikle 1990’ların sonlarından itibaren, burada yeni birçok pub ve kulüp açılmıştır. Özellikle: birçok işçi tarafından buradaki mekanlar gece hayatının öncüleri olarak kullanılmaktadır. Bölgedeki bazı publar sabahın erken saatlerinde kahvaltı servisi verirler. Et pazarının merkezin dışına taşınması gündemdedir.

 

ST BOTOLPH ALDERSGATE

İngiltere Londra Smıthfıeld;

Aldensgate Street EC1 adresindedir.

Burada ilk kilise, 1108 yılında yapılmış, 1418 yılında genişletilmiş ve bir sonraki yüzyılda yeniden yapılmış ve 1739 yılında güvensizlik nedeniyle yıkılmıştır.

Evet, günümüzdeki mevcut bina ise, 1744 yılından kalmadır. 19.yüzyılın sonlarında ise, kilisenin içi: mimar JF Bentley tarafından yenilenmiştir.

O; oyma tavan yaptı ve dekoratif alçı ilaveler ile yan bölümler, korkuluk ve cephe güzelleşti, mevcut oturma sıralarını değiştirdi.

1941 yılında şehir Alman bombardımanı ile etkilenirken, buradaki eserler bombardımanı hasarsız atlattı. 1941 yılında bir bomba, çatıyı delerek içeriye düşmesine rağmen patlamadı.

Kilisenin 18.yüzyılın sonunda tamamlanan George dönemi dış cephesi, iç mekanında öne çıkan alçı bezekli tavan dekorasyonu, zengin oymalarıyla kahverengi ahşaptan yapılmış org mahfazası ve palmiye oyması üzerinde duran meşe vaiz kürsüsü gibi ilgi çekici detayları gözlerden gizler.

Şimşirden yapılma orijinal sıralar, kilisenin içinde değil galerilerde korunmuştur. Buradaki anıtların bir kısmı daha önce burada bulunan bir 14.yüzyıl kilisesinden kalmadır.

Son bir not: 1976 yılında lezbiyen ve gay Hıristiyanlar, diğer kiliselerden dışlanmış kişiler için: burası güvenli bir dini yer olarak önem kazandı. Temmuz 2005 tarihinde, kilisede tüp patlaması sonucu 7 kişi hayatını kaybetti.

 

CHARTER HOUSE

İngiltere Londra Smıthfıeld;

Chasterhouse Square.EC1 adresindedir.

Tudor tarzı geçit evi: meydanın kuzey tarafındadır ve VIII Henry döneminde kapatılan Chartreuse manastırının bir zamanlar bulunduğu yere geçişi sağlar. Hatta: ortaçağ döneminde burada büyük bir veba çukuru bulunduğu söyleniyor.

Yapılan arkeolojik çalışmalara göre: 1348 yılındaki veba salgınında ölen 50 bin kişinin buradaki mezarlığa gömüldüğü anlaşılmıştır.

Charterhouse Sutton Hastanesinin üzerinde bulunduğu bu site: veba kurbanları için bir mezar yapılmak üzere, 14.yüzyılda satın alınmıştır. 1371 yılında: Sir Walter de Manny tarafından buraya bir manastır kurulmuştur.

1535 yılında, manastırdaki keşişler: Kral Henry VII Yasasına uymayı kabul etmediler, bazıları idam edildi ve manastır 1537 yılında dağıtıldı.

Yapı: Norfolk Dükü’ne satıldı. 1558 yılında Elizabeth, Westminster Abbey’de taç giyme töreni öncesinde, buraya uğradı.

1611 yılında ise: yapı Thomas Howard’a satıldı. Kendisi: erkek çocukları eğitmek ve yaşlı erkeklerin bakımını sağlamak için kurulan bir hayırsever vakfa sahipti ve servetini bu vakıf için kullanıyordu.

Yapı, bu dönemde genişletildi ve vakfa bağlı olarak bir erkek vaiz okulu ve beyler ve emekliler için bir imarethane kuruldu. Buranın “charterhouse” ismi, vaiz okulundan gelmektedir. Ama asıl önemli olan, bu vaiz okulunda okumuş ünlülerdir.

Bunlar arasında: John Wesley, yazar William Thackeray ve izcilerin kurucusu Robert Baden Powel sayılabilir.

Hala: paralı ve yatılı olarak hizmet veren vaiz okulu, 1872 yılında Surrey bölgesindeki Godalming’e taşınmıştır. Okulun eski yerinde ise; 1933 yılından sonra: St Batrholomew Hastanesi Tıp Koleji oldu ve şimdi Barts ve Tıp ve Diş Hekimliği Okulu olarak, Londra Queen Mary Üniversitesi tarafından işgal edildi.

Şapel ve revakların bir kısmı, bugüne kadar ayakta kalabilmiştir. Charterhouse bugün yardım kuruluşlarının desteklediği 40’ı geçkin yoksul barındırmaktadır.

 

CLOTH FAİR

İngiltere Londra Smıthfıeld;

Bu sevimli ve 150 metre uzunluğundaki sokak, adını, Ortaçağ ve Elizabeth döneminde 1855 yılına kadar her yıl Smithfield’da düzenlenen giysi ve kumaş panayırı Bartholomew Fair’den almıştır.

No.41 ve No.42’deki 17.yüzyıldan kalma iki katlı evler çok hoştur. Bunların giriş katları günümüzde modernize edilmiş olmasına karşın, cumbalı pencereleri dikkate değerdir. Bu evler, günümüzde otel olarak kullanılmaktadır.

1984 yılında ölen şair John Betjeman hayatının büyük bir kısmını 43.numaralı yerde geçirmiştir. Bu ev, günümüzde onun adını taşıyan bir şarap barına dönüştürülmüştür.

 

ST BARTHOLOMEW-THE-GREAT

İngiltere Londra Smıthfıeld;

Kilise, West Smithfield EC1 adresindedir.

Şehrin en eski kiliselerinden biri olan bu yapı, 1123 yılında, mezarı içeride yer alan keşiş Rahere tarafından “Augustinerinen tarikatı” için kurulmuş ve 1143 yılından bu yana sürekli kullanılır olmuştur.

1230 yılında transepts ve büyük nef eklenmiştir. (Transepts bugüne kadar ayakta gelebilmiştir ancak nefin çoğu, 16. yüzyılda kaybolmuştur)

13.yüzyıl tarihli kemer, VIII Henry’nin manastırı kapatması ve binanın nefinin yıkılmasına kadar kilisenin giriş kapısı olarak kullanılmıştır.

Bugün kemer West Smithfield’dan mezarlığa kadar uzanır. Dağılmasının ardından, burası yerel bir bucak kilisesine dönüştürülmüştür.

Kilise: 1860 yılında ve ikincisi 1886 yılında Victoria döneminde olmak üzere iki kere restore edildi.

Günümüzde: Smithfield alanı içinde: St Bartholomew Hastanesi, Smithfield Market, birçok restoran, bar ve pub bulunmaktadır.

Alanın tam merkezinde ise: bu kilise vardır. Bu tarihi kilise: 1666 Büyük Yangını ve Dünya savaşındaki bombalamalardan zarar görmeden atlatmıştır.

Bu yüzden: kilise, günümüzde harika mimarisiyle ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. Öte yandan: kilise, birçok film çekiminde ve televizyon programında da kullanılıştır. (The Other Boleyn Girl, The Golden Age Elizabeth gibi)

 

BARBİCAN

İngiltere Londra Smıthfıeld;

Silk Street adresindedir. Burası Avrupa’nın en büyük sanat merkezidir.

1960’ların şehir planlamasının kararlı bir örneği olan konut, ticaret ve sanat kompleksi, II. Dünya Savaşı sırasında bombalarla yıkılan bir alana 1962 yılında yapılmaya başlanmış ve 20 yıl kadar tamamlanarak 3 Mart 1982 tarihinde Queen Elizabeth II tarafından açılmıştır.

Yüksek katlı apartmanlar, bir süs havuzu ve çeşmeleri de içine alan sanat kompleksi Barbican Centre’ın çevresini sarar. Bu yüzden çok sayıda girişi vardır. Bu çok katlı apartmanlar içinde bulunan “zigurat” denilen beton yapı: Londra’nın en çirkin binası seçilmiştir.

Eski şehir duvarı burada köşe oluşturur ve duvarın kalıntıları hala görülebilir. (Özellikle Museum of Londan’dan)

Barbican sözlüğü bir kapı üzerindeki savunma yapısı anlamına gelir.

Dış dünyaya kapalı, kendine yeten bir kompleks tasarlarken, mimarlar belki de buradan yola çıkmış olabilirler.

Karanlık girişler ve yükseltilmiş yaya yolları ziyaretçileri City’nin işlek kalabalığından hemen uzaklaştırır, ancak tabelalara ve sarı çizgilerle belirtilmiş yürüyüş rotalarına karşın, komplekste yön bulmak kolay değildir.

Barbican Centre’da iki tiyatro ve bir konser salonunun yanı sıra, iki sinema, iki galeri, çocuklara yönelik ve müzik konulu bölümleri olan mükemmel bir kütüphane ve limonluk da vardır. Guildhal School of Music& Drama da buradadır.

Londra Senfoni Orkestrası ve BBC Senfoni Orkestrası, Barbican Merkez Konser salonunda gösteri düzenlemektedirler.

 

ST GİLES CRİPPLEGATE

İngiltere Londra Smıthfıeld;

Fore Street adresindedir. Bu yapı: Londra şehrinde kalan birkaç ortaçağ kilisesinden biridir ve modern Barbican bölgesinin tam merkezinde bulunur.

Bu bölgede 1000 yıldır bir kilise bulunduğu tahmin edilmektedir. Peki St Giles kimdir?

Kendisi MS.7.yüzyılda Güney Fransa’da yaşamış bir keşiştir ve onun bayram günü 1 EYLÜL günüdür.

Giles’in: sakatlar, dilenciler ve demircilerin koruyucu azizi olduğu söyleniyor. Hatta: Ortaçağ döneminde, Batı Avrupa’da en saygın aziz olarak biliniyor.

Yapımı 1550 yılında tamamlanan kilise, 1666 Büyük Yangınından kurtulabilmişse de, II. Dünya Savaşı’nda atılan bir bombayla kulesi dışında yerle bir olmuştur. Taş kule 1682 yılında ilave edilmiştir.

1950’lerde Barbican sakinleri tarafından kullanılması için yenilenen kilise, keskin modernliğiyle öne çıkan Barbican ile tam bir zıtlık oluşturur. Kilise, İngiltere’deki iki orga sahip az sayıdaki kiliseden birisidir.

Oliver Cromwell, Elizabeth Bourchier ile 1620 yılında burada evlenmiş, şair John Milton 1674 yılında kiliseye gömülmüştür. Kilisenin güney tarafında Roma ve Ortaçağ dönemlerinden iyi korunmuş şehir surları görülebilir.

Kilise son olarak 1966 yılında restore edilmiştir. Burayı ziyaret ederseniz, özellikle 19.yüzyıl yapımı doğu penceresini mutlaka görmenizi öneririm.

 

WHİTBREAD’S BREWERY

İngiltere Londra Smıthfıeld;

Samuel Whitbread 1736 yılında 16 yaşında Bedford’da çırak olarak başladığı bira üretimine, 1796 yılındaki ölümüne kadar devam etmiş ve 1750 yılında satın aldığı Chiswell Street’deki bira fabrikasında yıllarca bira üretmiştir.

1780 yılında burası dünyanın en büyük bira fabrikası olarak önem kazanmıştır. Firma: Samuel Whitbread’ın ölümünden sonra oğluna geçmiştir. 1961-1970 yılları arasındaki dönemde ise, şirket, İngiltere’nin en büyük üçüncü bira fabrikası olarak görülür.

1976 yılında kapanan fabrika, özel günler için kiralanan salonlara dönüştürülmüştür ve halka açık değildir. Bugün kokteyllerin verildiği Porter Tun salonu, 18 metrelik genişliğiyle, Avrupa’nın en büyük kereste destekli tavanına sahiptir.

Bu caddede yer alan 18.yüzyıl binaları, dönemlerini yansıtan iyi örneklerdir ve dış cepheleri görülmeye değerdir. Binalardan birinde bulunan plakada, birahanenin 1787 yılında III. George ve Kraliçe Charlotte tarafından ziyaret edildiği belirtilir.

Whitbread, günümüzde İngiltere’nin en başarılı 100 şirketinden birisidir.

 

BUNHİLL FİELDS

Bu alan 1665 yılındaki büyük veba salgınından sonra tuğla duvar ve kapılarla çevrili bir mezarlık şeklinde planlanmıştır.

Yirmi yıl sonra, ibadetlerinde İngiltere Kilisesinin onayladığı dua kitabına uymayanların (Nonconformistler) kilise mezarlıklarına gömülmeleri yasaklandığından, bu kişilerin son yolculuklarına uğurlanacakları yer olarak belirlendi.

Mezarlık, City’nin bitiminde kalır ve büyük çınarların gölgelediği güzel bir alandır. Defin alanı: Quaker Bahçeleri olarak bilinir.

Daniel Defoe, John Bunyan ve William Blake gibi ünlü yazarlara adanmış anıtların yanı sıra, Cromwell ailesinin üyelerine ait mezarlar da burada görülebilir. Buraya son defin işlemi: 1854 tarihinde yapılmıştır. Bu tarihe kadar yaklaşık 120.000 defin yapıldığı söyleniyor.

John Milton ünlü epik şiiri “Kayıp Cennet” i mezarlığın batısında bulunan “Bunhill Row” da yaşarken yazmıştır.

 

WESLEY’S CHAPEL-LEYSİAN MİSSİON

Metodist kilisesinin kurucusu John Wesley şapelin temel taşını 1778 yılında koymuştur. Yapı: mimar George Dance tarafından tasarlanmıştır. Yapıldığı dönemde: Chapel, Londra şehrinde bir üs olmuştur. Londra şehrinde, keşfedilmeyen bekleyen bir mimari harikadır.

Bu arada: “Methodist” likle ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum. Bu mezhep, İngiltere kilisesi içinde bir yenilenme hareketi başlattı.

Bu mezhebin başındaki John ve Charles Wesley: bir Anglikan rahibin oğulları olarak Oxford Üniversitesinde okudular ve dini hayatlarında çok gayretli faaliyetlerde bulundular.

Wesley 1791 yılındaki ölümüne kadar burada vaaz vermiş ve ölünce şapelin arkasına gömülmüştür. Şapelin hemen yanındaki evinde, Wesley’in kitapları ve mobilyaları gibi kişisel eşyalarından bazıları sergilenir.

1891 yılında Wesley’in ölümünün 100. yılı anısına Chapel restore edilmiş, yeni oturaklar ilave edilerek vitray pencereler eklenmiştir. 1972 yılında ise güvensiz olduğu gerekçesiyle chapel kapatılmış ve 1978 yılına kadar olan süreçte, onarım ve restore faaliyetleri sürdürülmüştür.

1978 tarihinde, açılışının 200.yıldönümünde, Queen Elizabeth II ve Edinburg Dükü tarafından yeniden açılmıştır.

Wesley’in katı dini prensiplerine uygun olarak yalın ve ağırbaşlı bir dekorasyona sahip olan şapelde, gemi direklerinden sütunlar dikkate değer. Bu gemi direklerinden sütunlar: George III tarafından bağışlanmıştır.

Şapelin altında Metodist kilisesinin tarihini anlatan küçük bir müze bulunmaktadır.

İlk İngiliz kadın Başbakan Barones Thatcher da (dönemi 1979-1990) bu kilisede evlenmiştir. Günümüzde: chapel her yıl geleneksel “Dünya Methodism” gününde, yerel topluluklar, hacılar ve binlerce ziyaretçi tarafından ziyaret edilmektedir.

 

JOHN WESLEY’S HOUSE

49.City Road.EC-1 adresindedir.

Abisi Charles ile birlikte Methodizm’in kurucusu olan JohnWesley bu evi ve bitişiğindeki şapeli City’nin kuzey ucuna 1779 yılında yapmıştır.

Evet: Londra şehrinde, 18. yüzyıldan kalan ve Wesley tarafından inşa edilen ve Metodist toplumlara vaaz verdiği bu ev: özellikle bu mezhebin inananları tarafından yoğun olarak ziyaret edilmektedir.

Evi ziyaret ederseniz: ona ait olan eşyalarla birlikte, çalışma ve dua odasını orijinal haliyle görebilirsiniz.

 

PETTİCOAT LANE

Middlesex Street adresindedir. Burası: erkekler, kadınlar ve çocuklar için özellikle giysi satılan bir yer olarak bilinir.

Bu sokak kraliçe Victoria döneminden beri burada kurulan pazarıyla biliniyordu. Ancak sokağın adı daha renksiz bir ifadeye sahip olan Middlesex Street olarak değiştirildi.

Günümüzde yeni adı resmen kabul edilse de, yıllardır giysi ticareti merkezi olduğu için eski adı da kullanılmaktadır.

Her Pazar sabahı Petticoat Lane ve civarındaki sokaklarda kurulan Pazar da aynı ismi taşır. Wentworth caddesi üzerindeki açık küçük Pazar: 09.00-15.00 arasında açıktır.
Pazarın kaldırılması yönünde girişimlerde bulunulduysa da, 1936 yılında çıkarılan bir kanunla para izin verilmiştir.

Burada çok çeşitli mallar satılır, ancak giysiler, özellikle deri ürünleri boldur. Neşeli ve gürültülü bir ortamda Cockney aksanıyla konuşan tezgahtarlar müşterileri çekmek için şakacı bir dil kullanırlar.

Sokaklarda 1000’den fazla tezgah bulunduğu söyleniyor. Burada alışveriş yapmak isteyenlerin pazarlık yapmayı iyi bilmeleri gerekir.

Burada çoğu etli sandviçler somon fümeli bagel’lar gibi geleneksel Yahudi yiyecekleri satan çok sayıda yer vardır.

 

WHİTECHAPEL ART GALLERY

1901 yılında kurulan sanat galerisinin güzel Art Nouveau ön cephesi, C.Harrison Townsend’in eseridir. Londra şehrinde, kamu tarafından finanse edilen ilk galeridir. Eğitim ve sosyal yardım projeleri için uzun yıllara dayanan bir geçmişi önem kazanmaktadır.

Galeri 1980’lerde ve 2007-2009 arasında genişletilmiştir. Galeri: uluslar arası merkezli bir rol oynar ve çağdaş sanat için bir mihenk taşıdır.

Bölgenin sanat pazarının ve Brick Lane’in yakınlarında bulunan galeri, Doğu Londra sakinlerini sanatla buluşturmayı amaçlar.

Bugün, burada, uluslar arası çağdaş sanatçıların eserlerini kapsayan kaliteli sergiler düzenlenir. 1950’lerde ve 60’larda Jackson Pollock, Robert Raucshenberg, Anthony Caro ve John Hoyland gibi sanatçılar eserlerini burada sergilemişlerdir.

David Hockney de ilk sergisini 1970 yılında burada açmıştır.

Galeride sanat kitaplarına yer veren kapsamlı bir kitapevi ile sağlıklı yiyecekler sunan bir kafede bulunur.

 

OLD SPİTALFİELDS MARKET

Horner Square-Spitalfields bölgesinde bulunan burası kapalı bir Pazar yeridir. Haftanın yedi günü açıktır ama özellikle hafta sonları çok canlıdır.

1638 yılında, Charles I: burada et ve kümes hayvanları satılması için izin vermiştir. Daha sonra: 1682 yılında, burası: Charles II döneminde, Londra’nın yeni banliyölerindeki insanları beslemek için büyüyerek gelişmiştir.

1885-1895 yılları arasında; Pazar bölgesi George Sherrin tarafından yeniden tasarlanmış ve inşa edilmiştir.

Günümüzde Londra şehrinin en iyi pazarı olarak bilinen burada: organik sebze-meyve, ekmekler, turşular gibi kaliteli yiyecekler satılır.

Hafta için günlerde açık olmasına karşın, Pazar günleri, özellikle giysiler, ıvır zıvır, süsler, yaratıcı tasarım modasıyla ikinci el giysilerle ilgilenen büyük kalabalıkları kendisine çeker.

 

CHRİST CHURCH SPİTALFİELDS

Spıtalfıeld.Commercıal Street adresindedir.

Gençliğinden itibaren Sir Chistopher Wren ile çalışmalar yapan Nicholas Hawksmoor’un Londra şehrindeki 6 kilisesi içinde en güzellerinden birisidir.

Christ Church 1711 yılında parlamentonun Elli Yeni Kilise Yasası ile vakfedilmiş ve 1714-1729 yılları arasında inşa edilmiştir.

Bu vakıf yasasında aslında 50 kilise yapılması düşünülmesine rağmen, yalnızca 12 tanesi yapılmış ve bunlardan 6 tanesi, biraz önce de belirttiğim gibi Hawksmoor tarafından tasarlanmış ve yapılmıştır.

Amaç, İngiltere kilisesinin yerini sağlamlaştırmak ve Huguenot bölgesinde güç gösterisinde bulunmaktı.

Protestanları, Huguenot’lar; Katolik Fransa’nın zulmünden kaçarak buraya gelmiş ve ipek dokumacılığında çalışmaya başlamışlardı.

1729 yılında tamamlanan kilisede 1850’li yıllarda birçok değişiklik yapıldı. 1960’lı yıllarda terk edilen yapı yıkımın eşiğindeydi.

1976 yılında Friends of Christ Church Spitalfields kiliseyi eski ihtişamına kavuşturmak amacıyla kuruldu ve bu amaca 2004 yılında ulaşıldı. Günümüzde bu yapı, bir konser mekanı olarak kullanılmaktadır.

Kilisede: opera, klasik müzik, yerel sanatçılar Gilbert&George katılımı ile düzenlenen kutlamalar, akşam yemekleri, pop performansları gibi birçok etkinlik düzenlenmektedir.

Christ Kilisesi: hala çevresindeki sokaklara hakimdir. Kilisenin portikosu ve kulesinin oluşturduğu boyut ve güç etkisi, iç mekandaki yüksek tavan ve salonda da kendisini gösterir. Kilisenin taş işçiliği ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir.

 

FOURNİER STREET

Caddenin kuzey yakasındaki 18.yüzyıl tarihli evlerde yaşayan ve hayatlarını ipek dokumacılığı ile kazanan Fransız Protestanlarına gün ışığı sağlamak amacıyla, bu evlerde büyük pencereli tavan arası odaları yapılmıştır.

Fransız ipek dokumacıları: Fransa’nın Nantes, Lyon ve diğer şehirlerinden buraya göçmüşler ve buradaki ipek endüstrisini geliştirmişlerdir.

Onların kaldıkları evler: ince ahşap lambrileri, oyulmuş merdivenleri, şömineleri ve gayet iyi ustalar tarafından yapılmış son derece ince detaylı işçilikleriyle ilgi çekmektedirler. Evlerin üst zeminlerinde: buradaki ipek tezgahlarına ışık sağlanması için, biraz önce de belirttiğim gibi büyük pencereler yapılmıştır.

Evlerin zemin katları ise, üretilen ürünlerin satıldığı yerler olarak kullanılmıştır. Son bir not: bu Fransız göçmenler niye buraya geldiler? Çünkü: 1600’lerin başlarında Fransa’da Katolikliğe karşı Protestanlık gelişiyordu ancak zorla din değiştirme baskıları nedeniyle, 40.000 Huguenot, mülteci olarak buraya göç ettiler.

Ancak: 19.yüzyılda: Londra’da sanayi devriminin gelişmesi üzerine: Hindistan ve Çin ülkelerinden, buraya ucuz ipek gelmeye başladı ve Spitalfields ipek ticareti bunun üzerine zayıflamaya başladı ve Huguenots taşındı.

Ancak yine de günümüzde de, bu caddede oturan göçmenlerin çoğu dokumacılıkla uğraşmaktadır. Bugün kalabalık atölyelerdeki dikiş makinalarının başında çalışan Huguenotlar’ın yerini Bengalli göçmenler almıştır.

Neyse ki çalışma koşulları düzeltilmiş ve bu küçük atölyelerin büyük bir kısmı artık şehir dışında bulunan modern fabrikaların satış mağazalarına dönüştürülmüştür.

Caddenin güney tarafında, ünlü mimar Sir Thomas Hawksmoor tarafından 1729 yılında inşa edilen heybetli Christ Church görülür. (yukarıda ondan söz etmiştim)

 

LONDON JAMME MASJİD

59.Brick Lane adresindedir.

Mescit bu civarda yaşayan Müslümanların ibadet yeridir. Kelime anlamı, Bengalce’de “Büyük Cami” demektir. Doğu Londra’daki en eski yapılardan birisidir.

Mescidin tarihçesi bu bölgeye gelen göçmenlerin tarihine de ışık tutar.

Binanın çok uzun bir geçmişi vardır. İlk olarak; 1743 yılında Fransız Protestanları Huguenotlar için şapel olarak yapılmıştır. 1898 yılında Sinagoga çevrilmiş, 20. yüzyılda ise Metodist kilisesi olmuştur.

1976 yılından bu yana, burası cami olarak kullanılmaktadır. Londra’da Müslüman toplumu için bir odak noktasıdır. İbadet mekanı olmasının yanında: İslami literatür ile ilgili olarak çalışma gurupları tarafından düzenlenen konferanslara da ev sahipliği yapmaktadır.

Aynı anda 3000 kişi ibadet edebilmektedir.

Caminin çevresindeki mahallede ise: ağırlıklı olarak Bengalliler oturmaktadır. Pazar günleri, burada kurulan “Brick Lane Market” isimli pazarda: Asya baharatları, sarı ipek ve çeşitli biblolar satılmaktadır.

 

SPİTALFİELDS CENTRE MUSEUM OF IMMİGRATİON& DİVERSİTY

Huguenot ipek tüccarının 1719 tarihli evinin arkasında küçük bir Victoria dönemi sinagogu saklıdır. O dönemde şehre gelen Huguetonlar, İrlandalı topluluklar ve Polonya’dan gelen Yahudi cemaati için arka bahçede, 1869 yılında yapılmıştır.

Burası Londra şehrinin en eski üçüncü Sinagogudur. Nazi işgali altındaki Avrupa’dan kurtarılan bazı çocuklar burada barınmışlardır.

1960’lara kadar Sinagog olarak kullanılan yapının: bodrumundaki toplantı odasında, düzenli anti-faşist toplantılar düzenlendi.

Evet, burada, günümüzde: şehre gelen göçmenlerin ve Yahudilerin tarihini aydınlatan sergiler düzenlenir.

 

BRİCK LANE

Bu sokak, eskiden tuğla ocaklarının içinden geçerdi ve buraya “Whitechapel Lane” denir, tuğla ve toprak birikintileri bulunurdu.

Bölgeye ardı ardına gelen göçmen dalgaları sonucu: 17.yüzyılda, burası Huguenots’ların konut alanı haline geldi ve usta dokumacılar ve terziler burayı bir dokuma ve moda merkezi haline getirdiler.

Ardından: vasıflı ve vasıfsız işgücü için, göçmenler gelmeye devam ettiler. 19.yüzyılda buraya İrlandalılar ve Yahudiler göç ettiler ve bu göç 20.yüzyıla kadar devam etti. 20.yüzyılda ise bölgeye Bengaldeşli göçmenler büyük guruplar halinde gelmeye başladılar.

Günümüzde ise şehirdeki Bengallilerin oturduğu kalabalık bir bölgedir.

Sokaktaki 18.yüzyıl evleri ve dükkanları değişik milliyetlerden birçok göçmeni barındırır.
Göçmenler hayatlarını yiyecek, baharat, ipek ve sari satarak kazanmaktadırlar.

Bengalliler, Yahudilerin oturduğu bu bölgeye 19.yüzyılda denizci olarak gelmişlerdi. O zaman bölgede Yahudiler çoğunluktaydı. Burada hala birkaç Yahudi dükkanı vardır.

No. 159 daki bagel dükkanı 24 saat açıktır.

Pazar günleri burada ve çevrede Petticoat Lane’in devamı niteliğinde bir Pazar kurulur.
Brick Lane’in kuzey ucundaki Black Eagle Brewery, 18. ve 19. yüzyılın endüstriyel mimarisi ve sonradan eklenen aynalı cam binasıyla dikkati çeker.

 

DENNİS SEVERS HOUSE

Folgate Street No.18 deki, 1724 yılından kalma bu evde, eksantrik tasarımcı, icracı buluşlar yapan ve oyuncu Dennis Severs, ziyaretçilerini 17. ve 19.yüzyıllar arasında dolaştıracak tarihi bir iç mekan yaratmıştır. Ev: bodrum üzerine, 4 kat ve terastan oluşmaktadır.

Mutfak, yemek odası, sigara içme odası ve yatak odası üst kattadır.

Ev, ziyaretçileri, Sever ın deyimiyle “sade bir evin içine bakmaya değil, bir zaman tüneline, hayal gücüyle çıkılacak bir maceraya” da evet derler. Odalar, sanki içeride yaşayanlar biraz önce dışarı çıkmış casına bir yaşanmışlık havası taşır. Ocak ve yanan mumlar, kalıcı kokular görülmektedir.

Tabakların yanındaki ekmekler, bardaklarda şarap ve kaselerde meyveler vardır. Mum alevleri titreşir ve dışarıdaki taşlık sokaklarda yankılanan at toynaklarının sesleri duyulur.
Alışkın olduğumuz müze sergilerinden farklı olan bu teatral deneyim 12 yaşından küçük çocuklara göre değildir.

Sanatçı David Hockney gibi kişiliklerin övgülerini toplayan evin bir benzeri daha yoktur.
Hemen yakınlarda, George dönemi kırmızı tuğlalı evlerin titizlikle 1720 lerde inşa edilen eski şehir evlerinden ikisi yer alır.

 

COLUMBİA ROAD MARKET

İngiltere Londra Smıthfıeld;

Colombia pazarı: 1869 yılında Angela Burdett Coults tarafından kurulmuştur ve 400 tezgahta gıda maddeleri satılmıştır.

Ancak, bu Pazar 1886 yılında kapatıldı. Buraya: Charles Dickens tarafından, üç katlı, gotik bir kemer ve konutlar inşa edildi. 1940 yılındaki Alman bombardımanında Pazar isabet aldı ve büyük hasar gördü.

1958 yılında ise, burada Yahudi tüccarlar tarafından yine cumartesi ve Pazar günleri Pazar kurulmaya başlandı.

Ancak bu kez, gıda değil kesme çiçek ve bitki satılmaya başlandı.

Bu pazarda egzotik çiçek ve bitkiler arasında dolaşmak, şehirde bir Pazar (sadece Pazar günleri açıktır) sabahı yapabileceğiniz en keyifli şeylerden biridir. Pazar günü sokak: çiçeklerle bir vaha haline dönüşür. Havada çiçek kokusu yoğunlaşır.

Victoria döneminden kalma dükkanların bulunduğu bir sokağa kurulan Pazar, hoş kokularıyla farklı bir deneyim sunar.

Burada kurulan tezgahların yanı sıra birçok dükkanda da taze etmek, çiftlik peynirleri, antikalar ve çoğu çiçeklerle ilgili olmak üzere pek çok ürün satılır.

Ama en çok: bahçe aksesuarları, sabun, şamdan, Budist objeler ve bitkiler, çalılar, çiçek soğanları ve taze kesilmiş çiçekler satılır.

Burada, ayrıca bir İspanyol şarküterisi ile soğuk kış günlerinde kendinize bagel ve sıcak çikolata ziyafeti çekebileceğiniz güzel bir kafe bulunur.

Pazarın saat 15.00 gibi kapandığını unutmayın.

,

Yunanistan Patras

Yunanistan Patras

Yunanistan Patras; Yunanistan ülkesinde, Atina ve Selanik şehirlerinin ardından, en büyük 3’ncü şehirdir.

Korint körfezi ile Akdeniz birleşim bölgesindedir.

Şehrin ismi: Osmanlı döneminde “Balyabadra” dır.

Tam bir öğrenci şehridir.

Şehrin iklimi: ılımandır. Yazlar nispeten serin ve nemli olur. Kışlar ise ılımandır. Kışın dağlık bölgelerde kar yağışı görülür.

Bereketli toprakları ve büyük kültürel değeri olan anıtlarla bezenmiştir.

Ayrıca: şehir, Yunanistan’daki üç büyük arkeolojik sit alanına (Antik Olympia, Delphi, Epidaurus) kolay erişim sağlayan bir konuma sahiptir. Bu yüzden her yıl binlerce turist buradan geçerler.

Yunanistan Patras

TARİHİ

Şehrin kuruluş efsanesi şöyledir. “Dorlar tarafından Spartalılar kovulunca, Miken döneminin sonunda Prevgenis ve oğlu Patreas burada bir yerleşim kurmuşlardır.

MÖ 146 yılında bölge Romalıların eline geçti. 1205 yılında Franklar tarafından ve 1460 yılında Türkler tarafından ele geçirildi. 1687-1715 yılları arasında burası bir Venedik Kolonisiydi. 1828 yılında özgürlüğünü kazandı.

Şehir tarihi süreç içinde, limanı nedeniyle sürekli işgal edildi. Romalılar, Galyalılar, Franklar, Venedikliler ve Türkler tarafından işgal edildi. Ancak limandan yapılan ticaret nedeniyle şehir hızla büyüdü. Yolların hepsi denize açılan şehirde, güzel neoklasik yapılar bulunmaktadır.

Yunanistan Patras

ULAŞIM

Patras şehri, Atina şehrine 215 km uzaklıktadır. Atina yolculuğu yaklaşık 3 saat 15 dakika sürmektedir. Sezon boyunca Patras ile Ancona, Venedik, Bari ve Brindisi arasında feribotlar her gün yolcu taşırlar. İyonya adaları: Korfu, Kefalonya ve Igoumenitsa da buraya yakındır.

Yunanistan Patras Liman-New Port of Patras

LİMAN-NEW PORT OF PATRAS

Geçmişte Patras Limanı, bağımsızlığın ilk yıllarından itibaren önemli bir ithalat ve ihracat merkezi olarak modern Yunanistan’ın ekonomik yaşamında önemli rol oynamıştır. Ancak daha sonraki yıllarda, Pire Limanının gelişmesiyle buranın limanının trafiği azalmıştır. 1893 yılında Korint Kanalının açılmasıyla, Ege denizi ve İyonya denizi birbirine bağlanmıştır. Sonuç olarak: Peleponnese Yarımadasının çevresini dolaşmaya gerek kalmadığından, Patras ve Pire arasındaki deniz geçişi azalmıştır.

Yunanistan Patras Liman-New Port of Patras

Evet, günümüzde yine de şehrin limanı: Yunanistan ülkesinin batıya açılan kapısı olarak kabul edilir.

Şehrin limanından, tüm yıl boyunca İyon adalarına ve İtalya’ya feribot seferleri yapılmaktadır. Yaz sezonunda burası ile İtalya arasında 40’dan fazla feribot kullanılmaktadır.

Yunanistan Patras Patrino Karnavali-Patras Karnavalı

PATRİNO KARNAVALİ-PATRAS KARNAVALI

Yunanistan ülkesinin ve Avrupa’nın en büyük karnavalıdır. Her yıl: tek bir kutlamadan çok bir dizi etkinlik olarak kutlanır. 17 Ocak tarihinde başlar, çocuklar için geçit törenleri, oyunlar ve aktiviteler içerir. Kutlamaların zirvesi, tüm şehir ve binlerce ziyaretçinin şamandıralar ve guruplar ile büyük geçit töreni ve karnaval kralının törensel yakma töreni için bir araya geldiği Karnavalın son haftasında gerçekleşir.

Yunanistan Patras Patrino Karnavali-Patras Karnavalı

Evet 150 yıllık bir geleneğe dayalı bu karnaval, tamamen İtalyan kökenlidir ve ülkenin geri kalanının pagan karnaval gelenekleriyle ilgili değildir.

Karnaval, yaklaşık 180 yıl önce yerel burjuvazinin konaklarında maskeli olarak başlamıştır.

1870 yılında ilk geçit töreni yapılmıştır. İtalyan şehirleriyle olan ticari ilişkiler sayesinde hızla gelişmiştir. 20’nci yüzyıl ortalarında, karnaval bugünkü şeklini almıştır. Çünkü yerel halk, karnavalı, savaş sonrası yılların sıkıntılarından kurtulmanın bir kaçış yolu olarak algılamıştır.

Yunanistan Patras Patrino Karnavali-Patras Karnavalı

Uygulamada ise “boules” yani karşı cinse ait giysilerin yardımıyla doğaçlama bir maskeli balo şeklindedir. Ayrıca: mumlu yumurta savaşı, çikolata savaşı ve Patras gece kulüplerinde, sosyal kulüplerde ve Belediye Tiyatrosunda ve tavernalarda danslar düzenlenmektedir.

Evet: günümüzde de devam eden karnaval şenliklerinde: devasa dekore edilmiş arabalar, otobüsler ve renkli kağıt hamuru figürleri şehrin sokaklarını doldurmaktadır.

En önemli figür ise “Karnaval Kralı” dır. Ayrıca: bir “Karnaval Kraliçesi” de seçilmektedir.

Karnaval geçit töreni “Nyhterini podarati” Pazar günü abartılı geçit töreninden önce Cumartesi akşamı yapılmaktadır. Bu geçit töreninde, binlerce karnaval katılımcısı, şehrin loş sokaklarında meşaleler tutan guruplar halinde dans ederler.

Pazar gecesi kapanış töreninde: Karnaval Kralının “Patras Limanındaki” şamandırasının yakılmasından sonra veda eder. Ayine: konserler, danslar ve sayısız havai fişek gösterişi eşlik eder. İnsanlar: Karnaval Kralına ateşe kadar eşlik ederken çevresindeki sokakları doldururlar.

Sonuç olarak: şimdiye kadar gördüğünüz en büyük partiyi hayal ederek karnavalı gözünüzde canlandırabilirsiniz. Yüksek sesli karnaval müziği, DJ’ler ve pullu ve tüylü kostümler giyen boyalı yüzlere sahip yüzlerce karnaval müdavimi göreceksiniz.

Yunanistan Patras Şarap Festivali

ŞARAP FESTİVALİ

Her yıl Temmuz ayının son on günü, Erineos’un Ana Ziria ilçesinde Şarap Festivali düzenlenir. Festival boyunca ücretsiz şarap servis edilir, müzik ve dans gösterileri sunulur.

 

NE YENİR-NE İÇİLİR

Şehirde yemek için birçok yer vardır. En popüler restoran ve tavernalar: liman gezinti yolundadır. Buralarda güzel deniz manzarası eşliğinde lezzetli yemekler yemek mümkündür. Şehir merkezinde genellikle Kral George Meydanında ve Patra’nın ana caddeleri boyunca, birçok kafe ve bar bulunur.

Yöresel lokantalarda. Tavşan yahnisi,  spagetti, tencerede dana eti, kuzu ve keçi gibi yöresel lezzetler veya yağ ve kekik, haşlanmış keçi gibi yöresel etlerin tadına bakabilirsiniz. Deniz kenarındaki tavernalarda her türlü taze balık bulunur.

Peki burada ne içilir denirse, ilk akla gelen elbette yörenin lezzetli şaraplarıdır. Yemeğinize yöresel şarap, uzo veya rakı eşlik edebilir. Riga Fereou caddesi: mağazalar, kafeler ve barlarla doludur.

Yunanistan Patras Üniversitesi-University of Patras

PATRAS ÜNİVERSİTESİ-UNİVERSİTY OF PATRAS

Patras Üniversitesi, 1964 yılında Patras şehrinde kurulmuş ve 1966-1967 Akademik yılında faaliyete başlamıştır. Üniversitenin kurulması, Yunanistan’daki Akademik Eğitime büyük katkı sağlamıştır.

Üniversite kampüsleri: Messolonghi, Agrinio, Aigio, Pyrgos, Amaliada’da bulunur. Şehir merkezindeki kampüs ise, Rion banliyösündedir. Rion banliyösü, şehir merkezinin 7 km kuzeydoğusundadır. Rio banliyösü: birçok okul, ticari mağaza, restoran, eğlence merkezi ve otel ile canlı bir destinasyon haline gelmiştir. Patras Üniversitesinin hemen yanında, Bölge Genel Hastanesi bulunmaktadır.

Müstakil bu kampüs: Panachaico dağının eteğine, Korint Körfezi ve Orta Yunanistan dağlarının su üzerinden güzel manzarasına sahiptir.

Günümüzde 35 bölümlü üniversitede: 30.185 lisans öğrencisi, 3.755 yüksek lisans öğrencisi bulunur. Öğretim üyesi sayısı ise 693’dür.

Şehirde öğrenci potansiyeli böyle güçlü bir üniversite bulunması özellikle şaşırtıcı bir gece hayatı yaşanmasına sebep olmaktadır.

Yunanistan Patras Plajlar

PLAJLAR

Şehirde çeşitli plajlar vardır. Patra plajları: Mora’nın doğu kıyısındadır ve her birinin kendine özgü özellikleri bulunur.

Yunanistan Patras Rio Plajı

Rio Plajı

Şehir merkezinin 8 km doğusundadır. Rio plajının tertemiz suları ve birçok otel ve plaj barları bulunur. Hem yazın hem de kışın oldukça kalabalıktır. Şehir gürültüsünden kaçmak isteyenler, buradaki otellerde konaklayabilirler. Plajda tüm gece açık kalan ve yüksek sesle müzik çalan çok sayıda plaj barı vardır. Köy çoğunlukla Mora’yı Sterea’ya bağlayan dünyanın en büyük ikinci kablo köprüsü olan Rio-Antirrio köprüsü ile ünlüdür.

Psathopyrgos Plajı

Psathoyrgos, Patra şehir merkezinin yaklaşık 16 km doğusunda bi sahil köyüdür.

Burada birkaç turizm tesisi bulunmaktadır. Kumsal temizdir ve limanda taze balık tavernaları bulunur. Çünkü bu köyde yaşayanların büyük çoğunluğu balıkçılıkla uğraşır. Plaj barları ve diğer su sporları aktiviteleri yoktur. Bu yüzden burası sessizdir. Genellikle aileler tarafından tercih edilir.

Rodini Plajı

Popüler bir turizm beldesidir. Patra şehir merkezinin 17 km doğusundadır. Plaj: Ano Rodini ve Kato Rodini olmak üzere iki köye bölünmüştür. Turizm açısından en gelişmiş kısım: sahile daha yakın olan Kato Rodini köyündedir. Sahil temizdir ve genellikle yazlık evleri olan aileler arasında popülerdir. Bölgede birçok otel ve kiralık oda bulunur. Ayrıca sahil şeridinde bazı plaj barları vardır.

Lambiri Plajı

Patra şehir merkezinin 29 km doğusunda bulunan küçük bir plajdır. Birkaç kişi yazlık evlerini burada yaptırmıştır. Aileler arasında oldukça popülerdir. Bölgede az sayıda turizm tesisi bulunmaktadır. Plaj oldukça temizdir ve kıyıda bulunan balık tavernalarında taze balık bulmak mümkündür. Kıyı çakıllıdır, deniz suyu oldukça soğuktur.

Yunanistan Patras Dalış

DALIŞ

Patra’da birkaç dalış merkezi bulunmaktadır. Batı Mora’daki ve İyonya denizinin Zakynthos ve Kefalonia gibi yakın adalarındaki ilginç resiflere v kayalık adacıklara dalış gezileri düzenleniyor ve kurslar veriliyor.

Ayrıca: ilginç dalış alanları bulunmaktadır. Bunlar: Psathopyrgos köyündeki Nestos batığı, yeni başlayanlar ve gece dalışları için ideal olan maksimum 18 metre derinlikteki Drepano tüpleri ve ayrıca Lampiri plajındaki resiflerdir.

İyon Dalgıçları

Bu dalış merkezi, 2003 yılında kurulmuştur. Merkezde, gerek yeni başlayanlar ve gerekse ileri düzey dalgıçlar için hizmet verilmektedir. Merkezde: sertifikalı dalgıç eğitmenleri ve kiralık ekipmanlar bulunur.

Yunanistan Patras Dalış Merkezi

Patras Dalış Merkezi

Şehir merkezindeki dalış merkezinde teorik dersler verilmektedir. Ayrıca mağazada modern dalış sistemleri ve aksesuarları satılmaktadır.

Yunanistan Patras Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLER

Yunanistan Patras Şehrin bölümleri

ŞEHRİN BÖLÜMLERİ

Şehir, deniz kıyılarından eski kaleye kadar uzanır ve 2 kısma ayrılır.

Yunanistan Patras

Bu kısımlar:

Yukarı Kale bölgesi

Aşağı bölge.

YUKARI ŞEHİR-ANO POLİ

Akropolis’in batısındadır.

Yunanistan Patras Roma Odeum

ROMAN ODEUM

Eski şehir merkezinin batı tarafındadır. Burası her türlü antik şeyi görebileceğiniz bir arkeolojik parka dönüşmüştür.

Atina Odeumundan önce inşa edilmiştir.

MS 2’nci yüzyılda inşa edilmiştir.

Ancak: birbirini izleyen istilalar, savaşlar ve depremler sonucu ağır şekilde tahrip olmuştur. Yapılarının büyük kısmı toprak altına gömülmüştür. 1889 yılında liman inşası için kazı çalışmaları yapılırken: Odeum tesadüfen bulunmuştur.

Bulunan Odeum: 1956 yılına kadar süren çalışmalar sonucunda Odeum orijinal şeklini almıştır.

MS 170 yılında Patras şehrini ziyaret eden coğrafyacı Pausanias şöyle yazılarında “Atina’nın ki dışında şimdiye kadar gördüğüm en güzel dekorasyona sahip” yer olarak tanımlamıştır.

Odeum’un çevresi: mozaiklerin, lahitlerin ve diğer antik buluntuların olduğu bir arkeolojik alana dönüştürülmüştür.

Günümüzde Roma Odeon’u: kültürel etkinliklerin ana mekanı olarak kullanılmaktadır. 2300 seyirci kapasitelidir. Özellikle: yaz aylarında en iyi Yunan ve yabancı sanatçı guruplarına ev sahipliği yapan Uluslararası Patras Festivaline ev sahipliği yapmaktadır.

Yunanistan Patras Deniz Feneri-Faro

DENİZ FENERİ-FARO

Deniz kenarında, Saint Andrew katedralinin karşısındadır.

Fener: 1878 yılında Saint Nicholas iskelesine yapılmıştır. Yüksekliği 17 metredir. Ancak 1972 yılında yıkılmış ve 1999 yılında günümüzde görülen deniz feneri inşa edilmiştir. Ancak günümüzde deniz feneri olarak işlev yapmaz. Daha çok turistik anlamı vardır. Öte yandan şehrin sembolüdür.

Yunanistan Patras Deniz Feneri-Faro

Buradan limanın nefes kesen panoramik manzarasını görmek mümkündür.

Deniz fenerinin altında büyük bir televizyonu olan bir kafe vardır. Burada özellikle futbol yayınları kalabalıklar tarafından topluca izlenmektedir. Kafenin hemen dışında ise çocuk oyun alanı bulunur.

SPİNNEY-DAYLİO-GROVE

Çam ağacı kaplı tepe, şehrin sözde “Veranda” sıdır.

Çamlarla kaplı bir tepedir. Avusturyalı orman uzmanı Steggel’in gözetiminde Patras ilkokulu öğrencileri tarafından Mart 1913 yılında ağaçlar dikilmiştir. Yani çocuklar tarafından oluşturulmuş küçük bir orman gibidir.

Güzel patikalar ve çevreleyen uzun ağaçların sunduğu gölge ve bu inanılmaz manzaralar nedeniyle yürüyüş ve koşular için popülerdir. Şehirde gezilecek en iyi yerlerden birisidir.

Tepede Roma döneminden kalma bir kale kalıntıları bulunmaktadır.

Burada ayrıca: şehrin limanı ve Patras körfezinin nefis manzarasını görebilirsiniz.

Yunanistan Patras Fortres-Patra Kalesi

PATRAS FORTRES-PATRA KALESİ

Eski kentin yukarısında, PAnachaiko dağının eteklerinde, şehrin en yüksek noktasındadır. Roma Odeonunun hemen yukarısında inşa edilmiştir. Denizden yaklaşık 800 metre yukarıdadır.

Yunanistan Patras Fortres-Patra Kalesi

Buradaki ilk kale: MS 551 yılındaki depremden sonra, Bizans İmparatoru Justinian tarafından, önceki yapıların antik Akropolis’in malzemeleri kullanılarak yaptırılmıştır. Antik dönemde kentin merkezi, bugünkü kalenin yerinde duran Akropolis’di.

Yunanistan Patras Fortres-Patra Kalesi
Patrinella heykeli-Ağlayan Hayalet

Kale surlarında: bu devşirme malzemelerin bazıları halen görülebilmektedir. Özellikle: mermer bir Roma heykelinin başı, şehirde efsanelere konu olmuş, şehri hastalıklardan koruduğuna, Patras şehrinde önde gelen biri öldüğünde ağlayan bir kız çocuğuna dönüştüğüne inanılmış ve “Patrinella” ismi verilmiştir.

Yunanistan Patras Fortres-Patra Kalesi

Patrinella, kalenin güneydoğu kulesindedir.

Bir başka söylentiye göre, Patrinella, Osmanlı işgali sırasında erkeğe dönüşmüş bir kadındı. Yine inanışa göre: Patrinella, gece yarısı zincirleri sürükleyerek şehrin sokaklarına çıkar.

Yunanistan Patras Fortres-Patra Kalesi
Evet kaleye devam edelim.

MS 805 yılında: kale, şehri ve sakinlerini korsan kuşatmasından korumuştur. Bu durum, kasabanın koruyucusu olan Saint Andrew’in bir mucizesi olarak kabul edilir. Haçlılar: Ortaçağ döneminde kaleyi güçlendirir ve genişletirler. Daha sonra ise son Bizans İmparatoru Constantinos Paleologos, kalede bazı düzenlemeler yapar.

Yunanistan Patras Fortres-Patra Kalesi

Tarihi süreç içinde: kale: Franklar, Bizanslılar, Türkler ve diğerleri tarafından ele geçirilmiştir. 1828 yılına kadar kale Türk hakimiyeti altında kalır.

2’nci Dünya savaşına kadar sürekli kullanımda olan kale, şehri: savaş ve kuşatma yıllarında korumuştur.

Yunanistan Patras Fortres-Patra Kalesi

Bugün görülen kale: üç tarafı derin bir hendekle çevrili, kuleleri ve burçları olan, geniş neredeyse üçgen bir dış muhafazadan oluşmaktadır.

Gelelim günümüze: kale günümüzde ziyarete açıktır. Yazın kale içinde bulunan 600 seyirci kapasiteli küçük tiyatroda kültür etkinlikleri yapılır. Ayrıca: şehrin limanı ve karşı kıyılarının muhteşem manzarasını izlemek mümkündür.

 

AŞAĞI ŞEHİR

 

AGİOU NİKOLAOU

Şehrin en ünlü yaya caddesidir. Burada bulanan Eski Şehir bölgesinde çok çekici neoklasik konaklar bulunmaktadır. Buradan 192 basamaklı bir merdivenle: antik Akropol kalıntıları üzerine inşa edilen kaleye çıkılır.

Yunanistan Patras King George I Square

KİNG GEORGE I SQUARE-KRAL GEORGE MEYDANI

Daha önce Kalamogdarti, Otto (Yunanistan’ın ilk kralının ismi) ve 1862 yılından sonra National olarak adlandırılan, şehrin merkez meydanıdır. 1863 yılında kraliyet tahtı George I’ya geçtiğinde meydan onun adını alır. Bağımsızlık savaşından sonra Patras şehrinin harap olmuş merkezini yeniden inşa etme planının bir parçası olarak yapılmıştır.

Yunanistan Patras King George I Square

Eski şehirden farklı olarak yeni şehir birkaç büyük kare meydandan oluşan bir ızgara planına göre inşa edilmiştir. Bu meydan ise şehrin merkezi olacak şekilde tasarlanmıştır.

Yunanistan Patras

Günümüzde George Meydanı, daha önce olduğu gibi, siyasi toplantıların, mitinglerin, kültürel etkinliklerin ve karnaval etkinliklerinin meydanıdır.

Yunanistan Patras King George I Square

Meydanın kuzeyinde Neoklasik Apollo Tiyatrosu bulunur. Ayrıca meydanda, iki havuz bulunmaktadır. Havuzlarda Yunan mitolojisinden esinlenen heykeller bulunmaktadır. Meydanın çevresi birçok kafeterya ve fast food restoranı ile çevrilidir.

Yunanistan Patras Apollo Belediye Tiyatrosu

APOLLO BELEDİYE TİYATROSU

Şehir merkezinde Geogiou meydanının doğu tarafındadır.

Avrupa’nın ilk opera binalarından birisidir. İtalya Milano şehrindeki La Scala Di Milan  Opera binasının bir kopyasıdır.

1830 yılında Alman Mimar Ernesto Tsiller tarafından tasarlanmıştır. Kendisi, 1872 yılında Tüccarlar Derneği binasını da tasarlamıştır. Tiyatro salonunun seyirci kapasitesi 200-300 kişi arasındadır.

1988 yılından bu yana, Patras Belediyesi Bölge Tiyatrosuna ev sahipliği yapmaktadır. Büyük Yunan topluluklarına ev sahipliği yapmış ve yapmaktadır.

 

BOUD MEYDANI

Meydan ismini, 1843 yılında İngiltere’den Patras şehrine gelen ve limanın kuru üzüm ticareti nedeniyle sağlanan ekonomik gelişmenin yaratıcısı Thomas Boud’dan almıştır.

Bugün, şanlı devrimin savaşçılarına küçük bir hediye olarak 1821 yılında Fighters Squars adını aldı.

Yunanistan Patras Cathedral of Saint Andrew-Agios Andreas Katedrali

CATHEDRAL OF SAİNT ANDREW-AGİOS ANDREAS KATEDRALİ

Şehrin koruyucu azizi Andrew: İsa’nın ilk öğrencisidir. Daha önce Vaftizci Yahya’yı takip ederken, İsa ile karşılaştıktan sonra kardeşi Petrus ile birlikte onun takipçisi olurlar. Kendisiyle ilgili çok fazla kayıt bulunmadığı söyleniyor. İsa’nın ölümünden sonra vaaz etmek için Yunanistan’a geldiğine inanılıyor. Ancak İmparator Neron tarafından Hıristiyanlara yapılan zulüm sırasında tutuklanır ve daha sonra MS 66 yılında limanın yakınındaki bir alanda çarmıha gerilerek öldürülmüştür.

Yunanistan Patras Cathedral of Saint Andrew-Agios Andreas Katedrali

Saint Andrew şehrin koruyucu azizidir. Ancak aynı zamanda: Ukrayna, Rusya, Romanya, İtalya Amalfi, Malta Luqa ve Portekiz Esqueira gibi birçok yerin de koruyucu azizidir. Ayrıca: ABD Ordusu koruyucularının koruyucu azizi olarak da kabul edilir. Ama özellikle İskoçya’da tanınır. İskoçya ulusal bayrağı: “X” şeklindeki haçı taşır ve bayram günü olan 30 Kasım, İskoçya’da ulusal bayram olarak kutlanır. (İnanışa göre, Havari, X şekilli bir haç üzerinde çarmıha gerilmiştir. Bu yüzden Aziz Andrew haçı: X şeklindedir. Yine söylentilere göre: Havari Andreas, layık olmadığı için İsa ile aynı tür çarmıhta çarmıha gerilmeyi reddettiği için alçakgönüllülüğünün bir örneği olarak bu tür bir çarmıha gerilmiştir.)

Yunanistan Patras Cathedral of Saint Andrew-Agios Andreas Katedrali

Şehrin merkezinde en dikkat çeken yapıdır. Demeter kutsal alanının bulunduğu yerde, 1836-1843 yılları arasında yapılmıştır. Daha sonra çarmıha gerildiği yere büyük bir kilise inşa edilmiştir.

Yunanistan Patras Cathedral of Saint Andrew-Agios Andreas Katedrali

Dini değerleri:

Kilisenin içinde: azizin kafatası ve şehit olduğu haçın bir kısmı bulunur. Azizin kafatasının üstünün küçük bir parçası ve küçük parmağı; 1964 yılında Papa Paul VI emriyle, İtalya’dan buraya getirilmiştir. Kafatasının kabul törenine binlerce kişi katılmıştır. Kafatası şehrin sokaklarında düzenlenen bir alayla dolaştırılmış ve sonra kilisenin içine yerleştirilmiştir. Halen  mihrabın yanında özel bir gümüş muhafaza içindedir. Haç parçaları ise, Ortaçağ’dan beri Marsilya şehrinde St Victor kilisesinde saklanıyordu. 1980 yılında Patras şehrine iade edildi. 

Yunanistan Patras Cathedral of Saint Andrew-Agios Andreas Katedrali

Katedralin yapımı

Katedralin yapımına; Kral George I döneminde, 1908 yılında başlamış ve 66 yıllık inşaat süresinin sonunda 1974 yılında ibadete açılmıştır. İlk başladığında kilisenin mimarı Anastasios Metaxas (ölümü: 1937) ve ardından Georgios Nomikos olmuştur. Kilise, 1974 yılında Patras Büyükşehir Piskoposu Nikodimos tarafından açılmıştır.

Yunanistan Patras Cathedral of Saint Andrew-Agios Andreas Katedrali

Mimari özellikleri:

Yapı: çok sayıda kemeri ve çan kulesiyle Bizans mimari stilindedir. Kilisenin uzunluğu 60 metre ve genişliği 52 metredir.

Merkez kubbenin yüksekliği 46 metredir ve bu özelliği nedeniyle Balkanlarda en yüksek kubbeye sahip kilise olarak öne çıkmaktadır.

Merkezi kubbenin çatısında: Hz İsa’yı simgeleyen 5 metrelik bir altın kaplama haç vardır. Ayrıca İsa’nın havarilerini temsil eden 12 küçük haç bulunur.

Yapının içinde ise: harika dini ikonlar ve şaşırtıcı tasarım ve dekorasyon dikkat çeker. Yapının içi: Bizans tarzı duvar resimleri ve mozaiklerle süslüdür. Ayrıca etkileyici bir oyma ahşap avize vardır. Nefin sonunda Aziz Andrew ve Meryem Ana’nın “Yaşam Kaynağı” ikonları bulunur.

Kilisenin kapasitesi 7 bin kişidir.

Evet, kilise bu mimari ölçüleriyle, Yunanistan ülkesinde birinci ve Balkanlar’da ise dördüncü büyük Bizans tarzı kilisedir.

Yunanistan Patras Cathedral of Saint Andrew-Agios Andreas Katedrali

Karşısındaki kilise

Bu kilisenin karşısında yine Saint Andrew’e adanmış, 1835-1843 yılları arasında inşa edilen ve ünlü mimar Lysandros Kaftatzoğlou tarafından tasarlanan eski bir kilise vardır. Havari Andrew’in burada şehit düştüğüne inanılıyor.

Yunanistan Patras Cathedral of Saint Andrew-Agios Andreas Katedrali

Çatıdaki tüm vücut simgeleri, büyük din ressamı Dimitris Hatziaslanis tarafından boyanmıştır. Kilisenin önünde ve sağ tarafından, kutsal alanın yanında, Havari’nin mermer mezarı yer almaktadır. Burada bulanan kutsal emanetler, MS 4’ncü yüzyıl ortalarında İmparator Konstantin tarafından İstanbul şehrindeki “Aziz Havariler Kilisesi” ne nakledildi. Latinler İstanbul’u işgal ettiğinde, kalıntılar İtalya’ya kaçırıldı. Yukarıda belirttiğim gibi, kalıntılar 26 Eylül 1964 tarihinde Papa Paul tarafından Patras şehrine gönderildi.

Kilisenin hemen yanında bir su kaynağı bulunur ve buranın Havari Andrew’in MS 66 yılında son nefesini bıraktığı yer olduğu söylenir. Burası Demetra pınarıydı, çünkü burada daha önce Demeter tapınağı vardı. Bu noktada bulunan pınarın hasta insanlara şifa dağıttığına inanılır. Söylenenlere göre, Havari Andrew, burada vaazlar veriyordu ve bu pınarın yanında çarmıha gerilmiştir.

Evet, gerek Aziz Andreas kilisesi ve gerekse Katedral, dünyanın her yerinden Hıristiyanlar için bir hac yeri oluşturur.

Yunanistan Patras Cathedral of Saint Andrew-Agios Andreas Katedrali

Her yıl 30 Kasım günü, Havari Andreas ve kilisenin bayram günü olarak tüm Patras şehrinde büyük bir kutlama yapılmaktadır. Bu kutlamaya, dünyanın her yerinden Hıristiyanlar gelirler.

Yunanistan Patras The Archaeologıcal Museum of the Future

THE ARCHAEOLOGICAL MUSEUM OF THE FUTURE

Atina-Patras ulusal karayolu üzerindedir. Şehrin kuzey kesiminde bulunmaktadır.

Pazartesi günleri hariç her gün ziyarete açıktır.

Küçük müze daha önce, 1938 yılından beri üç katlı neoklasik bir binada bulunuyordu.

Yeni müze, Temmuz 2009 tarihinde ziyarete açılmıştır. Yapının mimarı Bobotis’tir.

Yunanistan ülkesinin en büyük 2’nci müzesidir. Şehri ve denizle olan güçlü ilişkisini simgeleyen Titanyum kaplı küresel kubbenin suda durduğunu görebilirsiniz. Bu su bölümü, yapay bir havuzdur ve 5400 metre kare büyüklüktedir.

Burada bulunan üç büyük odada: Achaia’nın arkeolojik buluntuları: gayet güzel bir şekilde sergileniyor.

Yunanistan Patras The Archaeologıcal Museum of the Future

Bu sergilemelerde: Patras’ın eski sakinlerinin cenaze törenleri, özel ve kamusal alandaki yaşam gün yüzüne çıkarılıyor.

Bence en büyük özellik: buluntular cam kasalarda değil, ziyaretçilerin eserlere bir nefes alma mesafesinde yaklaşabileceği kadar yakın sergileniyor olmasıdır.

Mükemmel durumdaki mozaikler: Roma villalarından kaldırılarak müzeye getirilmiş ve yerleştirilmiştir.

Yunanistan Patras The Archaeologıcal Museum of the Future

Mezarlar ve bir lahit de, orijinal yerlerinden buraya taşınmıştır.

Müzede: bir Roma konutunun parçaları, Roma döneminin orta sınıf bir evi ve lüks bir özel banyo gibi benzersiz buluntular da görülebilir.

Ayrıca: antik dönemde: insanların yaşamı, dokuma, balık tutma, avcılık, ev dekorasyonu, saç şekillendirme, makyaj, takı, giyim, oyuncak ve aşk hayatına dair bölümler ve objeler bulunmaktadır.

Müzede özellikle: mozaikler, pişmiş toprak ve kaymaktaşı vazolar, klasik, Helenistik ve Roma dönemlerine ait antikalar, Athena’nın Roma döneminden kalma mermer heykeli, büyük Roma döşemeleri ve klasik ve Helenistik dönem seramikleri görülmelidir. Özellikle balık ve ahtapotlarla süslenmiş Miken seramik kapları ilgi çeker.

Yunanistan Patras The Archaeologıcal Museum of the Future Triton Mozaiği

Triton sahneli mozaik zemin

Patras şehrinde bulunan bir Roma villasının mozaik zeminidir. Mozaiğin bir kısmı, Geç Roma dönemine ait, ikiz bir mezar tarafından tahrip edilmiştir.

Yunanistan Patras The Archaeologıcal Museum of the Future Triton Mozaiği

Panonun merkezinde, denizatına binen Triton tasvir edilmiştir. Sahne: sekizgenleri oluşturan üçgenler ve karelerden oluşan bir sistemden oluşur. Siyah çizgisel geometrik bezemelerle çevrilidir.

Yunanistan Patras Folk Art Museum-Halk SAnatları Müzesi

FOLK ART MUSEUM-Halk Sanatları Müzesi-Tarih ve Etnoloji Müzesi

Halk sanatı müzesi 1977 yılında kurulmuştur.

Eski Belediye Hastanesi olarak bilinen, Danimarkalı mimar CH.E Hansen’in yaptığı Neoklasik binadadır.

Burası, savaş zamanı yetimhanesiyle tanınan ünlü Skagiopouleio Mahallesidir.

Müzede bulunan sergiler arasında: tarihi değere sahip belgeler, nadir basımlar, kitap koleksiyonu ve benzerleri bulunur.

Müzede bulunan materyaller, hem öğrenciler hem de araştırmacılar için eğitici olması amacıyla bölümlere ayrılmıştır. Bu bölümler: Ulaşım, ekmek ve şarap üretimi ile tekstil bölümleridir.

Yunanistan Patras Folk Art Museum-Halk SAnatları Müzesi

Müzenin en dikkat çekici sergilerinden birisi, Yunanlıların Üçüncü Ulusal Meclisinin Yunanistan’ın başbakanı Ioannis Kapodistrias (1827) tarafından gönderilen resmi belgedir. Bu belgede, tüm savaşçıların imzaları bulunmaktadır.

Müze büyük bir kütüphane ve fotoğraf arşivine de sahiptir. Arkeoloji ve mimarlık açısından Patra şehrinin tarihi ile ilgili tartışmalar ve konferanslar düzenlenir. Günlük olarak birçok öğrenciyi ve yetişkini müzeye çeken şapka yapımı, ayakkabıcılık veya balmumu yapmak için birçok geleneksel çalışma odası mevcuttur.

Yunanistan Patras Old Municipal Hospital-Eski Belediye Hastanesi

OLD MUNİCİPAL HOSPİTAL-ESKİ BELEDİYE HASTANESİ

Agiou Nikolaou caddesindedir.

Danimarkalı mimar Hansen tarafından yapılmıştır. Etkileyici bir neoklasik mimari stildedir.

Bina: 1872-1973 yılları arasında hastane olarak kullanılmıştır.

Bina 1991 yılında restore edilmiş ve günümüzde Kültür Merkezi olarak kullanılmaktadır.

 

ŞEHİR YAKINLARINDA GEZİLECEK YERLER

Yunanistan Patras Achaia Claus Şaraphanesi

ACHAİA CLAUS ŞARAPHANESİ

Şehir merkezinin 8 km güneydoğusunda yemyeşil bir tepenin üzerindedir.

Kuruluşu

Achaia Clauss Şaraphanesi, 19’ncu yüzyılda bir Alman ticaret şirketiyle bölgeye geldiğinde, bölgenin doğal güzelliğine kapılan Bavyeralı Gustav Clauss tarafından kurulmuştur. Bavyeralı Gustav, 1854 yılında kuru üzüm ihracat şirketinde çalışmak üzere Patras bölgesine gelmiştir. Patras çevresindeki üzüm bağları ve ürettikleri harika şaraplar karşısında etkilenir. Kısa süre sonra küçük bir bağ satın alır ve başlangıçta kendi tüketimi için şarap üretmeye başlar. Arkadaşları tarafından bu şarapların çok sevilmesi üzerine, Clauss büyük ölçekli bir şarap imalathanesi kurmaya karar verir. Achaia Clauss Company: 1861 yılında kurulur.

Clauss, başlangıçta Almanlar, Yunanlılar ve Maltalılarla birlikte çalıştı. Bu şu anlama geliyordu: “Bir arada üç ayrı dini topluluk barış içinde bir arada yaşıyordu, bunlar Protestan, Ortodoks ve Katolik Hıristiyanlardı.”

Yunanistan Patras Achaia Claus Şaraphanesi

Çok geçmeden Yunan ve uluslararası pazarlarda, özellikle Avrupa’da büyük başarı elde eder. Ptras Mavrodaphne’si çok beğenilir. Efsaneye göre: Achaia Clauss: 2’nci Dünya Savaşında Naziler arasında o kadar popüler olur ki, Yunanistan’ı işgal eden Naziler, şaraphaneyi öylece bırakır, tahrip etmezler.

1908 yılında Gustav Clauss ölümünün ardından, 1’nci Dünya savaşı da bitmiştir. Yunanistan ülkesindeki bütün Almanlar ülkeden kovulurlar. Şaraphaneye ise, savaş tazminatı olarak Yunan devleti tarafından el konulur. Daha sonra ise şaraphane: üzüm tüccarı Vlasis Antonopoulos tarafından satın alınır.

Ancak Antonopoulos da maddi sorunlar yaşar ve şaraphaneyi günümüzdeki sahibi Nikos Karapanos’a satar. Aradan on yıllar geçmesine ve sahibi değişmesine rağmen, Achaia Clauss Şaraphanesi geleneksel şarap üretimi yöntemini sürdürmektedir. Şu anda, genç şaraplardan butik tarzı şaraplara kadar 32 şarap ve dört içki üretilmektedir.

Evet gelelim günümüze ve ziyarete:

Günümüzde Şaraphane oldukça popüler bir turizm merkezidir. Yılda binlerce yabancı ziyaretçi tarafından ziyaret edilmektedir.

Peloponnese’de ziyaretçileri ağırlayan 30’dan fazla şarap imalathanesi ve üzüm bağı vardır.

Burada: taş binalar, asırlık devasa meşe fıçıları, geleneksel şarap mahzenleri bulunmaktadır.

Burada şarap yollarında yürüyüş yapın ve aromatik şarapların tadına bakın. Şarap uzmanları, ziyaretçilere şarap yapma sanatını öğretirler. İşaretli yollar: ziyaretçileri üzüm bağlarına ve şarap imalathanelerine, arkeolojik alanlara, kiliselere, manastırlara ve müzelere götürür.

Üzüm bağları: 6700 hektardan fazla alanı kaplar. Burada, ülkenin en ünlü şarap markalarından bazıları üretilmektedir.

Burayı ziyaret ederseniz, özellikle “Mavrodaphne” isimli koyu kırmızı ve tatlı şarabı tatmanız önerilir. Mavrodaphne: Mora yarımadasında yetişen kırmızı şaraplık bir üzüm türüdür. En çok tatlı şarap üretiminde kullanılır, ancak bazen sek şarap üretiminde de kullanılır.

Özellikle “İmperial Cellar”, bu şarabın en güzel üretildiği yer olarak ünlüdür. Bu devasa mahzende: her biri bir devlet başkanına veya ziyarete gelen bir ünlüye adanmış eski fıçılar bulunur. Bu gelenek: 1885 yılında Avusturya İmparatoriçesi Elizabeth’in bölgeye gelmesiyle başlamış ve yıllar boyunca sürdürülmektedir.

Burayı ziyaret ederseniz ünlü 1979 Achia Clauss Mavrodaphne Grand Reserve denemeniz önerilir.

Evet tanıtımı bitirmeden önce, yöredeki birkaç şarap imalathanesi hakkında ayrıntılı bilgi vermek istiyorum.

Yunanistan Patras Rio Kalesi

RİO KALESİ

İyon denizinden, Korint körfezine deniz geçişini korumak için Osmanlı döneminde Sultan II Beyazıt tarafından yaptırılmıştır. Burada bulunan deniz geçidi “Küçük Çanakkale Boğazı” olarak da isimlendirilir.

Yunanistan Patras Rio Kalesi

1499 yılında geçidin ilk tahkimatı yaptırılmıştır. 1532 yılında burası İspanyollar tarafından ele geçirilir. Daha sonra Türkler tarafından tekrar geri alınır. 1603 yılında Malta Şövalyeleri kaleye büyük hasar verirler. 1687 yılında kalede onarımlar yapılır ve bugün sahip olduğu görüntü ortaya çıkar. Bu onarımda: yeni kuleler ve burçlar yapılırken surlar da güçlendirilir. Kale, 1715 yılında yine Türkler tarafından ele geçirilir ve 1828 yılındaki kuşatmanın ardından, Türkler kaleden çekilirler.

Yunanistan Patras Rio Kalesi

Kale, uzun bir süre hapishane olarak kullanılır. 2’nci Dünya savaşında ise kaleye Almanlar yerleşir.

Yunanistan Patras Tecihso Dymaion-Kastro Tis Kalogrias

TEİCHOS DYMAİON-KASTRO TİS KALOGRİAS-KALOGRİA KALESİ

Kale: şehir merkezinin 35 km güneydoğusundadır. Mavra Ori isimli Kara dağların kayalık tepelerinin tepesinde, mükemmel stratejik konumdadır. Araxos köyünden birkaç yüz metre uzaktadır.

Tahkimat: Miken döneminde, muhtemelen MÖ 1300 civarında büyük kireç taşı bloklardan yararlanılarak inşa edilmiştir.

Antik Yunan Mitolojisine göre: Dyme topraklarını Eleanların akınlarından korumak için: yarı tanrı Herkül tarafından inşa edilmiştir.

Tepenin üç tarafını koruyordu. Tepenin dördüncü tarafı ise: uçurum ve lagün tarafından doğal olarak korunuyordu.

Yunanistan Patras Tecihso Dymaion-Kastro Tis Kalogrias

Duvarın uzunluğu 250 metredir. Kalınlığı ise 4.5 ile 5.5 metre arasında değişir. Yüksekliğinin ise 8.4 metre olduğu tahmin edilmektedir. Sur duvarları, çevresi boyunca ustaca kıvrımlı şekilli olarak uzanır. Ayrıca: etkileyici duvarlar, anıtsal kapılar, burçlar, evler ve görkemli sunaklar görülür.

Kalenin iç kısmına erişim: duvarın her iki yanında, birer tane olmak üzere 3 kapı ile sağlanmaktadır. Güneydoğu tarafındaki ana kapı: ayrıca bir kapı kulesiyle korunmaktadır.

Akropolün içinde: birbirini izleyen yerleşim evrelerine ait, ev kalıntıları bulunmuştur. Bu kalıntılardan anlaşıldığına göre: site, Miken döneminde (MÖ 1680-1040) yılları arasında kullanılmıştır.

Takip eden tarihsel dönemlerde, burada sürekli insan yaşamı devam etmiştir. MÖ 220-217 yılları arasındaki savaş sırasında, Achaean ve Aitolianlar arasındaki savaş sonunda site, Aitolia Generali Eutichidas tarafından ele geçirilir. Daha sonra ise Makedonya Kralı Philip V tarafından savaşsız olarak alınır.

Roma döneminde Akropol; Dyma İmparatorluk kolonisinin bir parçasıydı. Muhtemelen Romalı yerleşimciler tarafından iskan edilmişti.

Bizans döneminde de, site kullanılmaya devam edildi. Orta Bizans döneminde (MS 10-12’nci yüzyıllar arasında) kalenin orijinal biçiminde önemli değişiklikler oldu. Akropolü ikiye bölen bir haç ve güneydoğu köşesine bir kule inşa edildi. Orta kapı ise kullanılmıyordu ve bir duvarla kapatılmıştı.

Venedikliler, 1408 yılında Akropolü ele geçirdiler. 1687-1715 yılları arasında, Phokis’te dağlık bir kasabadan, 1000 yerleşimci o dönemde ıssız olan bölgeye yerleştiler. 19’ncu yüzyılda, bir kısım gezgin, bölgeye geldiklerinde, Teichos Dymaion’un ıssız olduğunu yazmışlardır.

2’nci Dünya Savaşı sırasında, site, bir dizi silah barınakları, sığınakla, depolar ve yatakhaneler şeklinde kullanıldı. İtalyan işgal birlikleri burada bir askeri kamp kurdular, böylece tarih öncesi kalıntılarda geri dönülemez büyük hasarlar yapıldı.

 ŞEHİR DIŞINDA GEZİLECEK YERLER

Yunanistan Patras Antik Olympia Bölgesi

ANTİK OLYMPİA BÖLGESİ

Mora bölgesindedir. Patras şehir merkezine otobüsle 2-2.5 saat uzaklıktadır.

Şehir, Antik Yunanistan’da Olimpiyat Oyunlarının gerçekleştirildiği, Elis iline bağlı bulunan antik bir kenttir ve antik kentin yakınlarında bulunan modern Olimpiya şehrinde yaklaşık 10 bin kişi yaşamaktadır. Antik kent: 1989 yılında UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesine” dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Antik Olympia şehri: Olimpiyat Oyunlarının doğduğu, tanrıların ve insanların babası kutsal Zeus’a adanan şehirdir.

Yunanistan Patras Antik Olympia Bölgesi

Burada biraz Olimpiyatlardan söz etmek gerek:

Olimpiyat oyunları, MÖ 776 yılında, Pelopannese bölgesindeki Alpheios Nehrinin, ormanlık vadide başladığı başlangıç çizgisinde, Zeus şerefine, her dört yılda bir yapılmıştır. Bu etkinliğe, Yunanca konuşan dünyanın tamamı katılmıştır. Bu oyunlar, atletik yarışmalardan daha fazlasıdır. Oyunlar döneminde, normal şartlarda şehir devletleri arasındaki düşmanlıklar askıya alınır ve Olimpik Ateşkes uygulanırdı. Olimpiyat oyunları, bin yılda, sadece iki kere aksamıştır.

Yunanistan Patras Antik Olympia Bölgesi Zeus Tapınağı

Zeus Tapınağı ve Palaestra

MÖ 470-457 yılları arasında inşa edilen Zeus Tapınağı: MÖ 5’nci yüzyılda Peloponnese’de, ayrıca güney İtalya’da ve Sicilya’da inşa edilen büyük Dor tapınaklarının bir modelidir.

MÖ 420 dolaylarında heykeltıraşlık yapan Painios; Nike tarafından kalıcı olarak ikonografik zafer alegorilerini etkiledi ve 19’ncu yüzyılın neoklasik sanatını şekillendirdi. Roma dönemine atıfta bulunan Olympian Palaestra, sporcuların antremanları için bir meydan ve açık bir alan ve oyunlar öncesinde zihinsel ve fiziksel hazırlıklar için bir yerdi. Buranın mimarisi bir standart olarak değeri her durumda tartışılmazdır.

Evet, buraya Altis veya kutsal ağaç deniyordu.

Duvarlarla çevrili alan, Zeus Tapınağının yanında birçok anıt ve binayı çevreliyordu.

Pasajlar, daha küçük tapınaklar ve heykel kaideleri görülmektedir. Yapıların bir kısmı mesken iken, diğerleri idari veya törensel işleve sahipti.

Zeus Tapınağı: her şeyin merkezinde duruyordu. Güneş ışığında altın parıldayan fildişinden oyulmuş muazzam heykeliyle karşı karşıya olduğunuzu hayal edebilirsiniz.

Çünkü: Zeus’un en görkemli Tapınağının bir parçası: antik dünyanın harikalarından biri olan: devasa altın ve usta zanaatkar Pheidias tarafından yapılan tanrının fildişi heykeli durmaktaydı.  

Heykelin uzunluğu 13.5 metredir. Günümüzde heykel yerinde yoktur. Ancak burayı ziyaret ederseniz, heykelin ölçeğini tahmin edebilirsiniz. Ayrıca: Praxiteles’in Hermes heykeli gibi diğer ünlü eserlerini görebilirsiniz.

Yunanistan Patras Antik Olympia Bölgesi Antik Stadyum

Antik Stadyum

Burası en önemli yarışmaların yapıldığı yerdi. Kemerli girişin altından geçin ve sayısız Vip konuğun, sıradan halk ile (ancak kadınlar buraya giremiyorlardı) bir arada bulunduğu yere ulaşırsınız. Günümüzde görülen stadyum: MÖ 5’nci yüzyılda Zeus Tapınağı ile aynı dönemde inşa edilmiştir.

Yunanistan Patras Antik Olympia Bölgesi Antik Stadyum

Stadyum 7 bin metre karelik bir alana sahiptir. 40 binden fazla seyirci kapasitelidir. Burada: taş hakem stantları, koşu şeritleri ve sahaya hakimlerin ve sporcuların girdiği bir kemer bulunmaktadır. Kemerin yüksekliği, antik efsanelerin ünlü kahramanı Harekles’in boyuna eşittir.

Stadyum: 20’nci yüzyılın ortalarında bulunmuştur. Yani, 2’nci Dünya Savaşı sırasında Hitler’in düzenlediği kazılarda bulunmuştur.

 

Hipodrom

Stadyumun güneyindedir. Savaş arabası yarışları için kullanılıyordu.

Günümüzde ayaktadır. Ancak burada daha sonraki dönemde inşa edilen bazı kalıntılar bulunmaktadır. Roma İmparatoru Neron’un özel konut olarak inşa ettirdiği villalar ve hamamlar bulunur. Hıristiyanlık, Roma İmparatorluğunun resmi dini haline geldikten sonra, Olimpiyat Oyunlarını ir pagan festivali olarak kabul ettikleri için, yavaş yavaş prestiji kaybedildi. İmparator I Theodosius’un bu oyunları hukuka aykırı ilan etmesiyle, MS 393 yılında, Olimpiyat Oyunları tamamen sona erdi.

Ancak: 18 Ağustos 2004 tarihinde Atina Modern Olimpiyat Oyunlarına ev sahipliği yaptığında, bu harika yıllar geri geldi. Olympia’daki Stadyum eski bir spor olan “Gülle atmanın” yeniden canlandırılmasına tanıklık etti. Son oyunların orada gerçekleşmesinden yaklaşık 1611 yıl sonra, hem erkekler hem de kadınlar yarıştılar. Elbette Olympia, hala her Olimpiyat için olimpiyat meşalesinin yakıldığı yerdir.

Yunanistan Patras Antik Olympia Bölgesi Arkeoloji Müzesi

Arkeoloji Müzesi

Müzede: tüm zamanların en büyük mermer heykellerinden biri olan Praxiteles’in Hermes ile karşı karşıya geleceksiniz. Heykel: güzellik, denge ve zanaatkarlık ürünüdür. Tanrı Hermes’i bir ağaç gövdesine yaslanmış, bebek Dionysos’u sol kolunda kucaklarken tasvir eder.

Müzenin özel salonu Zeus Tapınağına adanmıştır.

Müzede ayrıca: tarih öncesi çağlardan erken Hıristiyanlık dönemine kadar uzanan, siteden düzinelerce başka buluntu da vardır. Pelops ile Oinomaos arasındaki araba yarışını ve Lapithler ile Centaurlar arasındaki mücadeleyi tasvir eden Paionios Nike ve Zeus Tapınağındaki anıtsal frizler görülmeye değerdir.

Dünyanın en zengin koleksiyonlarından biri olan Antik Yunan zamanından kalma bir bronz ürün koleksiyonu, müzede sergilenmektedir.

Yunanistan Patras Antik Olympia Bölgesi Hermes Heykeli
Hermes Heykeli

Praxiteles Hermes Heykeli, 1877 yılında Olympia’daki Hera tapınağının kalıntılarının kazısı sırasında ortaya çıkarılmıştır. Praxiteles’in eseri olduğuna inanılıyor. Figür: Parian mermerinin en iyi kalitesinden yontulmuştur. 2.10 metre boyunda ve kanat ayaklı haberci tanrı Hermes’i tasvir ediyor. Yakışıklı yüz ve kaslı gövde, parıldayan bir yüzeye sahip, alışılmadık derecede cilalıdır. Sanat tarihçesi John Boardman: bunu yarı şaka yollu bir şekilde, heykeli okşayan kadın tapınak işçilerine bağlar. Öte yandan: heykelin arkası çok kaba, yüzeyde açıkça görülebilen törpü ve keski izleri ile uzmanlar heykelin eksik olduğunu düşünüyorlar. Yunan Mitolojisinin reenkarnasyonunu tasvir ediyor. Hermes’e Zeus tarafından bebek Dionysos’u; Nymphelere götürmesi emredildi, böylece bebeği emzirsinler diye. Yükseltilmiş sağ kolunda, muhtemelen şarapların gelecekteki tanrısı Dionysos ile ilgili bir sembol olan bir gurup ağzı tutuyordu. 

Yunanistan Patras Antik Olympia Bölgesi Nike Heykeli
Nike Heykeli

Paionios’un Nike’ı: MÖ 425-420 yılları arasına tarihlenir. Bu mermer heykel, Yunan Zafer Tanrıçası Nike’ı temsil ediyor. Bu parça: 1875 yılında Olympia’da kazı yapan arkeologlar tarafından bulunmuştur. Arkeologlar ayrıca orijinal kaidenin bir yazıtla süslenmiş kısımlarını ortaya çıkardılar. Yazıtta: “Messanians ve Naupaktians, bu heykeli savaş ganimetlerinden Zeus Olympios’a adadılar. Mendeli Paionios bunu yaptı ve tapınağın akroteri yapımı yarışmasını da kazandı.”

Yazıttan hareketle, parça muhtemelen Peloponnesos Savaşı sırasında bir Atina zaferini temsil ediyordu. Şüphesiz, Messenia’daki Pylos Savaşı (MÖ 425) dır.

Nike’ın klasik özelliği olan orijinal kanatları kaybolmuş olsa da modern izleyici, cildine yapışan ve böylece rüzgar etkisi yaratan “ıslak perdesi” giysisiyle uçuşta olduğunu hissedebiliyor.

Yunanistan Patras Antik Olympia Bölgesi Hera Tapınağı

Hera Tapınağı

Olympia’daki en eski ve en iyi korunmuş tapınaktır.

Burası Olimpiyat meşalesinin Yunanistan’ın Olympia kentinde güneş ışınlarının Olimpiyat ateşinin yakılmasıyla başladığı ve ardından Yunanistan çevresinde taşındığı yerdir. Olimpiyat meşalesi, daha sonra oyunların açılış törenine kadar çeşitli ülkelerde tur yapar ve ardından ev sahibi ülkeye taşınır.

Diğer Kalıntılar

Bouleuterion, Prytaneion, Gymnasion, Palaistra, Paionios’un Nike kaidesi. Her birinin kendi hikayesi vardır.

Yunanistan Patras Antik Olympia Bölgesi Olimpiyat Oyunları Tarihi Müzesi

Olimpiyat Oyunları Tarihi Müzesi

Müzede: Olympia’daki Zeus Tapınağı ve Yunanistan çevresindeki diğer müzelerden 463 eser bulunmaktadır.

Yunanistan Patras Pitoresk Nafpaktos-Naupaktos

PİTORESK NAFPAKTOS-NAUPAKTOS

Patras şehir merkezine 24 km uzaklıktadır. Günümüzde burası sadece muhteşem bir sahil kasabası değil aynı zamanda her köşesinde görülebilen tarihle dolu bir yerdir.

Korint körfezine erişimi kontrol eden stratejik olarak çok önemli bir konumdadır.

Bölgenin tarihi akışını değiştiren iki savaş yaşanmıştır.

Naupactus Savaşı: Atina ve Mora orduları arasında, antik Yunanistan’da yapılan bir deniz savaşıdır.

Lepanto Deniz Savaşı: 1571 yılında yapılmıştır. İspanyol deniz güçlerinin, Osmanlı İmparatorluğu deniz güçlerine karşı kazandığı bir zaferdir. Büyük İspanyol yazar Miguel de Cervantes, sol elini bu savaşta kaybetmiştir. Her yıl Ekim ayının ilk veya ikinci hafta sonunda: Nafpaktos kasabasında, savaşın anısına düzenlenen renkli bir festival görülebilir.

Yunanistan Patras Pitoresk Nafpaktos-Naupaktos Venedik Kalesi

Venedik Kalesi

Nafpaktos kasaba merkezini çevrelemektedir. Kale: Nafpaktos Limanında deniz kenarında biter. Tarihsel olarak burası şehri savunan donanma gemilerinin limanıydı. Bugün yerlerini özel yatlar işgal etmektedir. Bir yanda eski bir deniz feneri, diğer yanda iki heykelin bulunduğu büyük bir sur görülür. Bu heykeller: Yunan ulusal kahramanı Anemogiannis ve İsyanyol yazar Cervantes’e aittir.

Yunanistan Patras Pitoresk Nafpaktos-Naupaktos Cami

Cami

Cami: limana dik, küçük bir caddede, beyaz bir cephe arkasında bulunmaktadır. Denizin önünde dev bir kubbe görülür. Nafpaktos, 300 yıldan daha fazla Osmanlı hakimiyeti altında kalmıştır. Bu dönemde, kasabayı süsleyen birkaç camiden günümüze sadece bir tanesi sağlam gelmiştir. Fethiye Camii: Osmanlı dönemi süresince şehrin ana camisi olmuş ve 1499 yılında kenti ele geçirdikten sonra Sultan Beyazıt tarafından yaptırılmıştır. Ancak: Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra cami kapatılmış ve bir sergi alanına dönüştürülmüştür. Günümüzde sadece özel günlerde açılmaktadır.

Yunanistan Patras Pitoresk Nafpaktos-Naupaktos Botsaris Evi

Botsaris Evi

İki farklı kuleden oluşmaktadır. Kulelerden birisi 15’nci yüzyılda Venedikliler ve diğeri 16’ncı yüzyılda Osmanlılar tarafından inşa edilmiştir. Caddenin üzerindeki bir köprü bu iki kuleyi birbirine bağlar. Yüzyıllar boyunca şehir valileri bu kulelerde yaşamıştır. Bağımsızlıktan sonra General Notis Botsaris bu evi satın almıştır. Günümüzde, burada bir şehir müzesi vardır. Müzede: Leponto Savaşı ile ilgili resimler ve haritalar sergileniyor. Evi, muhteşem bir bahçe çevreliyor.

Yunanistan Patras Pitoresk Nafpaktos-Naupaktos

Saat kulesi

Aşağı ve Yukarı şehirlerarasındaki ana bağlantı olan Sideroporta’da surlar boyunca yürümeye devam ederseniz: 1914 yılında yapılan Kasaba Saat Kulesini görebilirsiniz. Kulenin kuzeyindeki bölgeye cami bölgesi denir. 1829 yılında Nafpaktos kurtuluşuna katılanlar bu bölgeye yerleşirler. O dönemden günümüze kalan birkaç ev arasında en güzel olanı Tzavela Konağıdır. Yakınındaki dev bir ağacın bulunduğu kordon: iki Osmanlı dönemi harabesine (cami ve hamam) ev sahipliği yapmaktadır.

Yunanistan Patras Pitoresk Nafpaktos-Naupaktos

Venedik Kalesi

Tepenin üzerindedir. Orijinal kale, MÖ 5’nci yüzyıla kadar uzanır. Ancak günümüzde görülen kale, çoğunlukla Nafpaktos’da Venedik Cumhuriyetinin bir parçası olarak Orta çağ döneminden kalmadır. Kaleye yürüyerek veya araba ile çıkmak mümkündür. Ancak yürüyerek çıkmanız önerilir çünkü farklı açılardan muhteşem bir manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz.

Yunanistan Patras Riion-Antirrion Köprüsü

RİON-ANTİRRİON KÖPRÜSÜ

Bu otoyol köprüsü: Korint körfezi üzerindedir.

Köprü: 1880 yılında Yunanistan Başbakanı Harilaos Trikupis zamanında ilk olarak yapılması gündeme gelmiştir ve bu yüzden, aynı zamanda, bu isimle de anılmaktadır.

Rio ve Antirio arasında inşa edilmiştir. Peloponnese’yi Yunanistan ana karasına bağlar. Korint körfezinin 3 kilometrelik boğazını geçer. Çok açıklıklı ve kablo desteklidir.

Yunanistan Patras Rion-Antirrion Köprüsü

Köprü; 1998-2004 yılları arasında yapılmıştır. Mimar Berdj Mikaelian’dır. Ayak sayısı 2 tanedir. Toplum uzunluğu: 2.252 metredir. Genişlik 27 metre, ana açıklık 560 metredir. Direk yüksekliği 113 metredir. Boğazda suyun derinliği 65 metredir.

Olimpiyatlardan hemen önce açılan köprüden ilk geçenler, Olimpiyat meşalesini taşıyan sporcular olmuştur.

Yunanistan genel özellikleri

Atina tanıtımı ve gezilecek yerler

 

İngiltere Londra Regent’ Park ve Marylebone

İngiltere Londra Regent’ Park ve Marylebone

İngiltere Londra Regent’ Park ve Marylebone;

Ortaçağ köyü Marylebone’u da kapsayan Regent’s Park’ın güney kısmı, güzel George dönemi evleriyle çok hoştur. Evler: 18. yüzyıl şehri batıya doğru genişlediğinde Oxford Kontu Robert Harley tarafından düzenlenmiştir.

John Nash’in sıra evleri, en çok ilgi gören kraliyet parklarından biri olan Regent’s Park’ın güney sınırındadır. Kuzeybatı yönünde ise şehrin en zarif banliyölerinden biri olan St John’s Wood bulunur.

 

GEZİLECEK YERLER

MME.TUSSAUDS VE STARDOME MUSEUM

İngiltere Londra Regent’ Park ve Marylebone;

Marylebone Road.NW1 adresindedir. Madame Tussauds’un ödüllü mekanı: 50 yıldır Londra’da en iyi partiler, akşam yemekleri ve ödüllü sunumlara ev sahipliği yapmaktadır.

Mekan: Pazartesi ve Salı günü kapalıdır, giriş ücreti yetişkinler için 28.80 paund, çocuklar için 24.60 paund. Buraya girmek isterseniz, uzun kuyruklarda sıra beklemeyi göze almanız gerekiyor.

Grosholtz doğumlu Anna Maria: Bayan “Tussaud” meslek yaşamını Fransız Devriminin tanınmış kurbanlarının ölüm masklarını yaparak başlamıştır. İlk eseri “Voltaire” nin balmumu heykelini 1777 yılında yaratmıştır. Ardından ise: Jean-Jacques Rousseau ve Benjamin Franklin’in balmumu heykellerini yapmıştır.

Fransız devrimi sırasında, kendisi çok önemli kişileri modellemiştir. Hatta: anılarında anlattığına göre: baş ölüm maskelerini yapmak için, idam edilen kişilerin cesetlerini aradığını belirtmektedir.

Kendisi: babası ölünce, Londra’ya yerleşmeden önce Avrupa’yı gezdi ve Londra’ya yerleştikten sonra balmumu eserlerinin koleksiyonunu miras bıraktı. Bu arada: kendisi ilk sergisini 1835 yılında, koleksiyonun bugün bulunduğu yerden fazla uzakta olmayan Baker Street’de açmıştır.

Madame Tussauds: ünlü kişilerin balmumu modellerini içeren bir müzedir. Madame Tussauds Studios Londra: 150 yıldır balmumu eserler üretmektedir. Her başyapıt: 20 özel heykeltıraştan oluşan bir ekip tarafından yapılır.

Bu yapım sırasında, 500 üzerinde hassas vücut ölçülerine başvurulur. Kafa saç kılları tek tek eklenir ve boya ve renk tonları için sayısız katmanlar kullanılır, cilt tonları oluşturur ve şaşırtıcı bir gerçekçilik ortaya çıkar.

Günümüzde: Mademe Tussauds Müzeleri: Londra, New York, Las Vegas, Washington, Amsterdam, Hong Kong şehirlerinde bulunmaktadır. Sergilenenler arasında: Kate Moss, Johnny Depp, Kylie, Minogue gibi yıldızları ile, korkutucu seri katiller, Londra tarihinde 400 yıllık bir geçmişe sahip taksi bulunmaktadır. Koleksiyonda yer alan politikacıların, sinema ve televizyon oyuncularının, spor yıldızlarının maskları yapılırken, hala geleneksel balmumu teknikleri kullanılır.

Yapı: II. Dünya savaşında yıkılan bir eski sinema sitesinde 1955 yılında yapılan 18 metre çapında, 330 seyirci kapasiteli bir “planetaryum” sitesinde 1958 yılında açılmıştır.

Beş sürükleyici ve interaktif temalı alanlar; entegre aydınlatma ve görsel-işitsel bağlantılar ile resmi ve gayri resmi etkinlikler için kullanılabilir. Bu fonksiyon odalarından 1000 kişi yararlanabilir.

Serginin ana kısımların, ziyaretçilerin ünlülerle dolu bir partide yıldız olmanın nasıl bir duygu olduğunu yaşayabilecekleri “Blush”, eğlence dünyasının devlerine adanmış “Premiere Night” ve kraliyet ailesi üyeleri, devlet adamları ve dünya liderleri, yazarları ve sanatçılardan seçkin bir koleksiyonunun bulunduğu “World Leaders” oluşturur. Bunlar arasında bulunanlar: Lenin, Martin Luther King, Shakespeare ve Kylie Minogue

“Chamber of Horrors” Bölümü

Madame Tussauds’un en tanınmış bölümüdür. İkisi de birer katil olan Dr.Crippen ile Ethel le Neve modelleri; infaz mangası karşısında Gary Gilmore kompozisyonu ve Karın Deşen Jack’ı Victoria döneminin karanlık bir sokağında gösteren tekinsiz sahne gibi tüylerinizi diken diken edecek canlandırmalar bu bölümde yer alır.

“Spirit of London” Bölümü

Son bölüm olan burada stilize bir Londra taksisine binip 1666 Büyük Yangınından 1960’ların dans eden şehrine giden bir zaman yoluculuğuna çıkabilirsiniz.

“Planetarium Stardome” Bölümü

4D adını alan ve aynı komplekste bulunan Stardome’da (daha önce London Planetarium), “The Wonderfull World of Stars” adını taşıyan etkileyici bir animasyon filmi gösterilir. Film sayesinde kubbe yıldızlarla dolu mükemmel bir galaksi haline gelir.

Etkileşimli koltuklar tasarlanmış ve MARVEL tarafından üretilen 4D özellikle gösteriyi izlerken: kendinizi filmin içinden bir parça gibi hissedeceksiniz.

 

REGENT’S PARK

İngiltere Londra Regent’ Park ve Marylebone:

NW1 adresindedir. Londra hayvanat bahçesi buradadır. Ayrıca birçok kafe ve restoran bulunmaktadır.

Bu park: 1812 yılından kalmadır. 395 dönümlük alanı kapsar. İlk olarak: Henry VII tarafından bir av sahası olarak kullanılmak üzere düzenlenmiş ve ardından Josh Nash tarafından, ana bahçelerle sarılmış bir yerleşim yeri olarak tasarlanmıştır.

Çeşitli klasik tarzlarda 56 villa ve Naib Prens’in zevk sarayı da plana dahildir. Yuvarlak parkın ortasında tasarlanan: saray ve teraslar, bir göl, bir kanal ve biraz önce de söylediğim gibi 56 villa ve Prens için ikinci bir ev bulunmaktadır.

Ancak sekiz villa inşa edilebildi (ve sarayla ilgili hiç çalışma yapılmadı). Bunların günümüze kadar kalabilen üçü, İnner Circle kıyısındadır.

Park Zooloji Derneği ve Kraliyet Botanik Derneği gibi çeşitli kuruluşlara ev sahipliği yapmıştır. 1930 yılında Kraliyet Botanik Derneği: parkın peyzajında ağırlıklı olarak gül kullanımına karar verdi.

Queen Mary bahçelerinde yaklaşık 400 çeşitten 12.000 gün bulunmaktadır ki, Londra’nın en büyük gül koleksiyonudur. Bahçelerin ismi ise: Kral V George’un eşinden gelmektedir.
Çeşitli su kuşlarını barındıran gölde, uzaktan gelen orkestra müziği eşliğinde güzel bir sandal gezisi yapabilirsiniz.

Burada ülkenin en büyük yabani kuş alanı bulunmakta olup 100 kuş türü bulunduğu söyleniyor. Clarence kapısından başlayan yürüyüş yolunu kullanırsanız, yine muhteşem kuş seslerini duyabilirsiniz.

Ayrıca yaz aylarında Queen Mary’s Gardens manzaraları ve çiçek kokuları arasında Açık Hava Tiyatrosunda bir Shakespeare oyunu izlemek çok zevkli olacaktır. Regent Park Açık Hava Tiyatrosu: İngiltere’de, tek açık hava profesyonel tiyatrodur. Mayıs-Eylül ayları arasında performanslar sunulur.

Nash’in ana planında Regent’s Park, kuzeydoğu sınırından Park Village East ve West’in içene doğru devam ediyordu.

Bazıları Wedgwood tarzı madalyonlarla süslenmiş olan, alçı bezeklere sahip bu zarif binalar 1828 yılından kalmadır.

Park, mükemmel spor olanaklarıyla donatılmıştır. Yani Londra şehrinin en büyük açık hava spor alanıdır.

 

HARLEY STREET

İngiltere Londra Regent’ Park ve Marylebone:

Harley Street Londra’nın en ünlü caddelerinden birisidir. Yıllar boyunca sakinleri arasında: yazarlar, müzisyenler, politikacılar, askerler, bilim adamları bulunmuştur.

İlk olarak: Edward Harley ve eşi Henrietta: 1715-1720 yılları arasında, Harley Street ve çevresindeki sokakları ızgara biçiminde geliştirdiler ve geçtiğimiz 300 yıl boyunca, mimari tarzı korumak için çok katı kurallar uygulanmıştır.

Ancak 1900’lü yılları takiben bazı değişiklikler olmuştur.

Günümüzde: güzel malikanelerle dolu 18. yüzyılın sonundan kalma bu cadde: 19.yüzyılın ortalarından itibaren buraya yerleşen doktor ve uzmanlar ile tanınmaktadır.

Harley Street, özel tıbbi bir mükemmeliyet merkezi olarak üne sahiptir ve çevresinde birçok çeşitli özel hastaneler bulunmaktadır. Tıbbi uzmanlık ve cerrahi alanında, son teknolojiler ve son derece önemli uygulamalar yapılmaktadır.

Bu tesislerde, birçok: üst düzey hekim, diş hekimleri, psikiyatristler ve plastik cerrahlar bulunmaktadır. Zaten: II. Dünya Savaşı arasında sadece bir dans öğretmeni için tahsis edilen oda haricinde, buradaki hiçbir yer sakinlerinin izini olmadan başkalarına verilmemiştir.

II. Dünya savaşı sonunda: masör ve psikologlar bölgeye kabul edilmişlerdir.

Bugün burada: 1500 profesyonel, tıbbı kozmetik cerrahisi ile geniş bir hizmet yelpazesi sunulmaktadır. “Harley Street Clinic” ise tüm dünyadan gelen hastalara hizmet verir. (özellikle kanser alanında)

Burada: Londra Kanser Gurubu tarafından: en son onkoloji teknolojileri, hastalara tatbik edilir.

Londra merkezinde bulunmasına rağmen, doktorların klinikleri sayesinde sessiz bir yer olarak kalmıştır.

 

PORTLAND PLACE

Burası: Londra şehrinin kalbinde West End merkezinde Merylebone ilçesinin merkezinde bir sokaktır. (sokağın genişliği, Londra’da alışılmadık şekilde 33 metredir)

Sokak: ünlü İskoç mimar kardeşler James ve Robert Adam tarafından, 18.yüzyıl sonlarında, Portland Dükü’nün konağının bahçelerinin kuzeyinde tasarlanmıştır.

Günümüzde burada Adams kardeşler tarafından inşa edilen teraslı evlerin yanı sıra, bazı 20.yüzyıl binaları bulunmaktadır. Bu evlerin çoğu: elçilikler (Çin-Polonya-Portekiz-İsveç Büyükelçiliği buradadır), meslek kuruluşları, yardım kuruluşları tarafından kullanılmaktadır.
Buna ek olarak, Porland Place’de: bazı çok özel bloklar bulunmaktadır.

O dönemden, Devonshine Street’in güneyine bakan birkaç ev, günümüze ulaşmıştır. Bunlardan: No.27 ve 47. en güzelleridir. John Nash, arlton House’dan başlayıp Regent Park’a uzanan ve kuzey ucunu Park Crescent’in noktaladığı tören yoluna bu sokağı da eklemiştir.

No.66’daki İngiliz Mimarları Kraliyet Enstitüsü binası, sembolik heykel ve rölyeflerle süslüdür.
Bölgedeki evlerde: düğün, kutlamalar, eğitim, seminerler, ürün tanıtım faaliyetleri yapılmaktadır.

 

BROADCASTİNG HOUSE

Portland Place adresindedir.
Bu Art Deco yapı: Albay Val Myer tarafından tasarlanmış ve İngiltere’de ilk yayın merkezi olarak 1922 yılında ortaya çıkmış ve 1932 yılında BBC tarafından kullanılmaya başlanmıştır.

Binanın caddenin eğrisini izleyen ön cephesine, heykeltıraş Eric Gill’in Prospero ve Ariel rölyefi hakimdir. Shakespeare’in Ariel karakteri, havanın görünmez ruhunu tanımladığından radyo ve TV yayımcılığı için özellikle seçilmiş bir figürdür. Batı cephesindeki iki heykelde de, Ariel göze çarpar. Binanın girişinde “Ariel Çocuklara Filüt Çalıyor” rölyefi yer alır.

1990’larda BBC Stüdyolarının bazılarının Londra’nın batısına taşınmasıyla bu binayı idareciler kullanmaya başlamışlardır.

Taşınmadan önce: BBC’nin; haber, radyo, televizyon ve dünyanın en gelişmiş dijital yayın ve üretim merkezi buradaki tek merkezden yürütülüyordu. Bu merkez: İngiltere’de 10 milyon ve dünya çapında 150 milyon kişiye kamu hizmeti yayın sağlıyordu.

Evet, ardından son 10 yılda, yayınevi kapsamlı bir restorasyona ve yeniden yapılandırmaya alınmış ve BBC’nin merkezi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Günümüzde buradaki 80 bin metre karelik alanda: televizyon, radyo, haber ve online BBC ağı ve küresel hizmetlerde çalışan yaklaşık 6000 personel ve dijital yayın tesisleri bulunmaktadır. Binanın merkezinde Avrupa’nın en büyük canlı habercilik merkezi bulunmaktadır.

“White City”de bulunan BBC TV Merkezinde düzenlenen turlara katılabilirsiniz. Her tur, günlük etkinliklere ve programlara bağlı olarak değiştiği için etkileyici olabiliyor.

English Haritage ortaklığıyla 2011 yılında yapılan kapsamlı yenileme çalışmalarıyla bu binaya halka açık bir piazza, BBC mağazası, kafe, sergi alanı ve etkileşimli bölüm eklenmiştir.

 

ALL SOULS, LANGHAM PLACE

Langham Place adresindedir. BBC yayın evine çok yakındır. Pazar günleri buraya 2500 civarında uluslar arası cemaatten kişi ibadet için gelirler.

Londra şehrinin merkezindeki bu Protestan kilisesi: 1824 yılında John Nash tarafından Kral George IV’ün göz alıcı bir anıt düşüncesi için tasarlanmıştır. 1940 tarihinde şehrin bombalanması sırasında kilise yoğun hasara uğramış ve on yıl boyunca kapalı kalmıştır ve ardından onarılarak yeniden hizmete açılmıştır.

Binanın girintili yuvarlak cephesi, en iyi Regent Street’ten görülür. İlk inşa edildiğinde, kule tamamlandığında, dairesel kulenin uzun ve sivri külahı herkesin diline düşmüş ve alay edilmiştir.

Nash’ın Londra’daki tek kilisesi olan bina, karşıdaki Broadcasting House şehir dışına taşınmadan önce BBC tarafından günlük kilise ayini yayınları için kayıt stüdyosu olarak kullanılmıştır.

 

LANGHAM HOTEL

1.Portland Place, Regent Street adresindedir.

Langham Hotel: 1865 yılında açıldığı dönemde Londra’nın en büyük ve modern ve asansörlü oteliydi. Langham tarafından tasarlanan otel, John Giles tarafından 1863-1865 yılları arasında inşa edilmiştir. Açılışı Prince of Wales tarafından yapılmıştır. 1879 yılında otelde ilk ışıklandırma sağlanmıştır.

1927 yılındaki büyük buhran sırasında otel yönetimi, burayı BBC’ye satmak için çok uğraşmış, ancak satamamış ve otel olarak kullanılmaya devam edilmiştir. Dünya savaşının ardından, 1965 yılında, BBC burayı satın almıştır.

Otelin Balo Salonu, BBC kayıt kütüphanesi yapılır ve bazı programlar orada kaydedilir. 1986 yılında, BBC, burayı ABD kökenli “Landroke Grup” a satmıştır. Ardından yapılan büyük onarım ve yenileme sonucunda: 1991 otel, “Langham Hilton” olarak yeniden açılmıştır.

Otelin mazisinde: burada kalan birçok seçkin konuk ismi bulunmaktadır ki, bunlar arasında: Oscar Wilde, Mark Twain ve besteci Antonin Dvorak gibi kişiler sayılabilir.
Günümüzde ise, restore edilen lüks odalar, şık Artesian barı ve Landan restoranı: Londra şehrinin en lüks otellerinden birisi olarak buraya ün kazandırmıştır.

 

WİGMORE HALL

36.Wigmore Street adresindedir.
Oda müziği konserlerini ağırlayan gösterişli küçük konser salonu Savoy Hotel’in mimarı T.E.Collcutt tarafından 1900 yılında tasarlanmıştır. Tasarımda su mermeri kullanılarak duvarlar, zemin ve merdivenler mermerden yapılmıştır. Stil olarak: Rönesans tarzı İngiliz mimari tarz kullanılmıştır.

Buradaki showroom: Alman piyano firması “Bechstein” tarafından 1901 yılında inşa edilmiştir. Merket: 31 Mayıs 1901 tarihinde: İtalyan piyanist Ferrucio Busoni, Belçikalı kemancı Eugene Ysaye, Ukraynalı piyanist Vladimir de Pachmann tarafından verilen bir konser galası ile açılmıştır. Dünya savaşı sırasındaki Alman düşmanlığı nedeniyle, burası: stüdyolar, ofis, depo ve 137 piyano “Debenhams” firmasına satılmıştır.

Ardından ise, “Hall” inşa edilmiştir.

Londra’daki piyano ticaretinin kalbi olan Bechstein piyano sergi salonunun yanında olduğu için buraya Bechstein Hill deniliyordu. Dünyanın en çok aranan solist ve oda müzisyenleri burada buluşurlar. Her yıl buradaki konserler için 165 bin bilet satıldığı söyleniyor.

Her hafta bir konser: BBC tarafından radyo ve internette dünya çapında yayınlanmak üzere kayıt edilmektedir.
Tam karşıda Debenham ve Freebody’s çok katlı mağazası olarak 1907 yılında yapılan Art Nouveai bina bulunur.

İngiltere Londra Regent’ Park ve Marylebone

 

WALLECE COLLECTİON

Hertford House-Marylebone adresindedir.
Bu, dünyanın en etkileyici özel koleksiyonlarından birisidir. Koleksiyon yılda yaklaşık 400.000 kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

Hiçbir değişiklik yapılmaması şartıyla halka açık sürekli bir sergide sergilenmek üzere; 1897 yılında; Sir Richard Wallace’nin dul eşi tarafından devlete bırakılmıştır.

Koleksiyon: 1900 yılında halka açılan Manchester Meydanındaki bölümde, günümüze kadar olan süreçte bütünüyle muhafaza edilmiştir. Koleksiyondaki hiçbir nesne, başka bir sergiye gönderilmemiştir ve burayı ziyaret etmek ücretsizdir.

Haziran 2000 tarihinde, dört yeni galeri daha açılmış ve sergi alanı genişletilmiştir.
Evet: Hertford ailesinin dört kuşak boyunca tutkuyla sürdürdükleri koleksiyonculuğun ürünü olan sergi, 19.yüzyılın sonlarına kadar Avrupa sanatına ilgi duyanların çok hoşuna gidecektir.

Dünyaca ünlü bu koleksiyonda: 25 galeride, 18.yüzyıl Fransız resim, mobilya, silah ve zırhları ile, 19.yüzyıl: porselen ve usta sanatçıların tabloları bulunmaktadır. Toplam nesne sayısı 5500 civarındadır.

70 başat yapıt arasında: Frans Hals’dan “Gülen Şövalye”, Tiziano’na 2Perseus ve Andromeda”, Rembrandt’tan “Titus” burada görülebilir. Reynolds, Gainsborough ve Romney gibi sanatçıların portreleri de koleksiyondadır.

Diğer öne çıkan eserler arasında harika Sevres porselenleri ile Houdon ve Roubilliac’ın heykelleri ilgi çeker.

Avrupa ve Ortadoğu zırh koleksiyonu İngiltere’deki en kapsamlı ikinci örnektir.

 

SHERLOCK HOLMES MUSEUM

221b Baker Street adresindedir. Giriş ücretlidir, yetişkinler 10 paund, çocuklar 8 paund. Yoğun zamanlarda buraya girmek için uzunca bir sıra beklemek zorunda kalabilirsiniz.

Kurgu dedektifi Sherlock Holmes; 1887 yılında İskoç yazar ve doktor Sir Arthur Conan Doyle tarafından oluşturulmuştur ve kendisinin 1881-1904 yılları arasında, Baker Street’te 221b numaralı bu evde yaşadığı varsayılmaktadır ve bu nedenle hükümet tarafından korunmaktadır.

Doyle’un ünlü dedektifi: 75 aktör tarafından 200’den fazla filimde canlandırılmış ve ayrıca dört roman ve 46 kısa öyküde canlandırılmıştır. Bu büyük dedektifin 9 metrelik bronz heykeli: Marybelone çıkışında görülebilir.

1815 yılından kalma bina, kitaplarda anlatıldığı biçimde Holmes’ün dairesi olarak döşenmiştir.
Ziyaretçiler Holmes’ün “kahya” sı tarafından karşılanır ve ilk katta yeniden düzenlenen odalara kabul edilirler.

Burada; 17 basamaklı bir merdivenle çıkılan 1.katta: bir çalışma ve yatak odası bulunur. Bu odaya bitişik Dr Watson (yardımcısı) un yatak odası vardır, evin arka bölümünde bahçede çınar ağacı dikkat çeker.

Mağazada ise romanlar ve Holmes’ün şapkalarından satılır.

 

LONDON CENTRAL MOSQUE

146.Park Road adresindedir.
Caminin bulunduğu alan: Kral George VI tarafından 1944 yılında Müslüman Topluluğuna bağışlanmış ve karşılığında: Mısır ve Sudan ülkelerinde Aglikan katedrali yapımı için arazi alınmıştır.

Regens’s Park’ın ucundaki ağaçlarla çevrili, altın kubbeli büyük cami, Sir Frederick Gibberd tarafından tasarlanmış ve 1978 yılında tamamlanmıştır.

Caminin yapımı için gereken fon: S. Arabistan kralı Fahd bin Abdülaziz tarafından bağışlanmıştır.

Cami Londralı Müslümanlar ile Müslüman ziyaretçiler için yapılmıştır. 1800 kişilik ibadet yeri, altın kubbeyle taçlandırılmış kare biçimli bir salondur.

Muhteşem halı ve avizeler dışında dekorasyon sadedir. Ziyaretçiler, camiye girmeden ayakkabılarını çıkartırlar, kadınların da başlarını örtmesi zorunludur.

 

REGENT’S CANAL

Batı yönünde Paddington, Little Venice’te sona eren Grand Junction Canal’i Limehous’daki Londra doklarına bağlamak üzere 1820 yılında açılan bu suyolu, John Nash’i heyecanlandırmıştı.

Kanalın uzunluğu 13.8 km dir. Seyir derinliği ortalama 1.15 metredir. Kanalın ilk bölümünün yapımına 1812 yılında başlanmıştır. 1816 yılında Maie Tepesi’nin altında 251 metrelik bir tünel açılarak kanala devam edilmiştir. Tünel ve Regent Canal Dock’un bağlantısı ise 1820 tarihinde açılmıştır.

Bu kanalla yeni yaptığı Regent’s Park’ın daha da çekici bir nitelik kazanacağını düşünüyordu ve başlangıçta kanalın parkın ortasından geçmesini istemişti. Daha sonra mavnacıların kaba konuşmalarının bölgenin kibar sakinlerini rahatsız edeceğini düşünenler Nash’i bu fikrinden vazgeçirdiler.

Bu, bir bakıma iyi de oldu, çünkü mavnaları çeken buharlı römorklar kirliydi ve tehlikeli yük taşıyabiliyordu. 1874 yılında barut taşıyan bir mavnanın Hayvanat Bahçesinin yakınından geçerken patlaması üzerine tayfalar öldü, bir köprü yıkıldı, insanlar ve hayvanlar dehşete kapıldı.

Öte yandan demiryollarının geliştirilmesi kanalı olumsuz yönde etkilemiştir.

Bugün, burası boş zamanların değerlendirileceği hoş bir yer olarak yeniden canlanmaktadır. Yürüyüş yollarının yanı sıra Little Venice ile gelişmekte olan bir el sanatları pazarının bulunduğu Camden Lock arasında tekne gezileri düzenlenmektedir.

Hayvanat Bahçesine gelen ziyaretçiler için pazarın canlı havasına katılmak eğlenceli olmaktadır.

 

LONDON ZOO

Regens park içindedir. Giriş ücretlidir, yetişkinler için 27 paund, çocuklar için 20.50 paund. Her gün saat: 10.00-17.30 arasında ziyarete açıktır.

1828 yılında açılan Londra Hayvanat Bahçesi şehrin en çok turist çeken yerlerinden biri ve büyük bir araştırma merkezidir. Yani: burası dünyanın ilk bilimsel hayvanat bahçesidir ve halkın ziyaretine 1847 yılında açılmıştır.

Hayvanat bahçesinde Sumatra kaplanlarından siyah gergedanlara ve kuş yiyen kırmızı bacaklı Meksika örümceklerine kadar 806 canlı türünde 19.000 civarında canlı türü barınmaktadır.
Sergilerden biri, yeryüzünün başlıca yaşam alanlarındaki canlı türlerinin tanıtıldığı Yaşam Ağı dır. Ayrıca birçok etkileşimli sergi de vardır.

Evet, hayvanat bahçesi pek çok farklı bölüme ayrılmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır:

Gorilla Kralığı

Burası: colubus maymunları ile siyah ve beyaz, birlikte yaşayan gorillerden oluşan bir koloniye ev sahipliği yapmaktadır. Afrika gorilleri kafesinde: ortamı paylaşan kuşlar, kertenkeleler ve Afrika’dan gelen diğer bir kısım hayvan da bulunur.

Butterfly Paradise

Ziyaretçiler bu alanda yürürken: beslenmek ve dinlenmek için bitkileri arayan, Afrika-Güneydoğu Asya ve Orta ve Güney Amerika kelebekleri tarafından çevrilirler.

Aslanlar-Kaplanlar

Burada, nesli tükenmekte olan vahşi kedilere çok yakın olabilirsiniz. Burada Asya aslanları ve Sumatra kaplanları ilgi çekmektedir.

Akvaryum

Akvaryum üç bölüme ayrılmıştır ve bu bölümlerde, çok güzel, egzotik ve garip balıklar ile çarpıcı bir mercan kayalığı görülmektedir.

Penguen Plajı

2011 yılında açılmıştır ve İngiltere’nin en büyük penguen havuzudur. Burada ziyaretçilerin bu yüzen kuşları su altında izlemeleri için, sualtı pencereleri bulunmaktadır.

Evet, hayvanat bahçesindeki diğer bölümler: tropikal kuş türlerini görebileceğiniz yürüyüş yolu, Afrika kuş safarisi ve böcekler sergisi, yiyecek-içki ve hediyelik bir şeyler satın almak isteyenler için birkaç yer bulunmaktadır.

 

CUMBERLAND TERRACE

Regent Park içindedir.
Nash’in Regents Park civarındaki sıra evlerinin en uzun ve seçkin örneğinin tasarımı James Thomson a aittir.

İon kabartmalı sütunların üzerinde üçgen biçimde dekoratif ayaklar yükselir. Üç ana bloktan oluşan bina, kemerli ve tipik neoklasik tarzda ve ihtişamla yapılmıştır.

1828 yılında tamamlanan bina, Nash”in Naip Prens (sonradan IV. George) için planladığı saraydan görülebilecek şekilde tasarlanmıştır.

Ancak prens Buckingham Sarayının planlarıyla ilgilenmeyi tercih ettiği için söz konusu saray inşa edilememiştir.