Sicilya Palermo

Sicilya Palermo

Şehir: İtalyan şehirleri arasında, beşinci büyük şehirdir. Aynı zamanda Sicilya adasının başkentidir. Akdeniz kültürünün, tarihinin ve mutfağının en yoğun biçimde hissedildiği bu şehir, binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini taşır.

Palermo: adanın başkentidir. Doğu bölümünde “Monte Alfano” ve “Monte Pellegrino” dağlarının eteklerine yaslanmıştır. Adanın kuzeybatı kısmında konuşlanmıştır.

 

TARİHİ:

Şehir: MÖ 8 yüzyılda Fenikeliler tarafından kurulmuştur.

İlk olarak, Phoenicia’lılar tarafından kurulmuş, daha sonra Yunanlılar zamanında ise, “Panormus” olarak bilinmiştir.

Takip eden süreçte, Roma egemenliği ve daha sonra ise, Bizans imparatorluğunun bir parçasıdır.

Bu arada, kısa bir dönem Arap egemenliği görülür. Norman istilası sonrasında ise, 1130-1816 yılları arasındaki uzun süreçte, Sicilya krallığının başkenti olmuştur.

Sicilya Palermo

Şehir: tarihi süreç içinde, Sicilya adasına hakim olmuş birçok kültürün geride bıraktığı inanılmaz kültür zenginliğine sahiptir.

Şehrin eski bölümü: çoğunlukla Arap hakimiyeti sırasında inşa edilmiştir. Ancak, yine bu bölüm II. Dünya Savaşı sırasında birçok kez bombalanmıştır. Yakın geçmişte restore edilen bu bölüm: günümüzde kültür ve sanat için ayrılmış önemli bir merkez haline gelmiştir. Kültür Festivali “Kals’art” her yıl, burada yapılmaktadır.

Burada: denize girmeyi düşünürseniz: denizdeki kirliliğin üst düzeyde olduğunu unutmamak gerekir. Yalnızca, ünlü “Mondello” plajı, yüzmek için uygun olabilir. Ancak, buralara gelip te, yüzmek isteyenlere, şehrin 100 km. batısındaki “Sen Riserve dello Zingaro” doğal koruma alanındaki veya “San Vito lo Capo” bölgesindeki Karayip tarzı plajları önerebilirim.

Şehri ziyaret etmek için en iyi zaman: henüz çok sıcakların başlamadığı ilkbahar ve sonbahar mevsimleridir. Kışın, sıcaklıklar nadiren 10 derecenin altına iner. Yani, genellikle çok soğuk bir kış dönemi yaşanmaz.

Palermo yerel lezzetlir

NE YENİR:

Sicilya mutfağı İtalya’nın en zengin bölgesel mutfaklarından biridir ve Palermo bu deneyimin kalbidir.

Palermo Arancini

Arancini: Kızartılmış prinç topları: Peynir, et veya sebze dolguludur.

Cannoli: Kızartılmış habur tüpü içinde ricotta kremasıyla doldurulmuş tatlıdır.

Pane ce’meusa: Dalak sandviçi. Sokak yemeği kültürünün simgesidir.

Granita con brioche:  Limon, badem veya fıstık aromalı buz tatlısı, brioş ile servis edilir.

Pasta alla Norma: Patlıcanlı, domatesli ve ricotta peynirli makarna.

Palermo ne satın alınır

NE SATIN ALINIR

Önce alışveriş önerilerim: pazarlarda pazarlık yapılabilir. Ama dükkanlarda genellikle fiyatlar sabittir. Turistik bölgelerdeki dükkanlar yerine yerel esnafı tercih etmenizi öneririm. Hem daha kaliteli hem daha ucuz olur. Seramik ve kukla alırken “Fatto a mano (el yapımı)” etiketine dikkat ediniz. Gıda ürünlerini havaalanı duty free yerine, şehir içinden almak çok daha uygundur.

1-Sicilya Seramikleri:

Palermo ve çevresi, renkli el yapımı seramikleriyle dünyaca ünlüdür. Limon, zeytin, balık ve geometrik desenlerle süslenmiş tabaklar, vazolar, kupalar ve dekoratif karolar en çok aranan ürünler arasındadır. Caltagirone şehrine ait seramikler özellikle kaliteleriyle ortaya çıkar.

Palermo hediyelik eşyaları

2-Trinacria-Uğur Muska ve Takıları:

Trinacria, Sicilya’nın sembolüdür. Ortasında bir yüz olan üç bacaklı figür, kolye, magnet, anahtarlık ve tablo olarak her yerde bulunur. Bunun yanı sıra cornicello (İtalyan boynuzu) ve mano fico (el şeklinde nazarlık) gibi uğur getirdiğine inanılan tılsımlar da çok popülerdir.

Palermo hediyelik eşyalar

3-Zeytinyağı, Fıstık ve Badem ürünleri:

Sicilya zeytinyağı, İtalya’nın en kalitelileri arasında sayılır. Markete ya da özel dükkanlardan kaliteli zeytinyağı, Bronte fıstığı (yeşil Sicilya antep fıstığı) ezmesi, badem ezmesi (marzipan) ve fıstıklı çikolata harika lezzetli hediyeliklerdir.

 

4-Geleneksel Sicilya Kuklaları (Pupi)

“Opera dei Pupi” adıyla bilinen geleneksel Sicilya Kukla Tiyatrosu, UNESCO’nu Somut Olmayan Kültürel Miras Listesindedir. El yapımı şövalye ve savaşçı figürlü bu renkli kuklalar hem dekoratif hem de kültürel açıdan çok değerli hediyeliklerdir.

 

5-Sicilya Şarapları-Marsala:

Sicilya, İtalya’nın en büyük şarap üreticisi konumundadır. Nero d’Avola üzümünden yapılan kırmızı şaraplar ve dünyaca ünlü Marsala Şarabı (tatlı ve kuru) çok güzel hediyelikler olabilir. Şarap dükkanlarından ya da yerel üreticilerden satın alabilirsiniz.

Palermo Hediyelik eşyalar

6-Limon Ürünleri-Limoncello:

Sicilya limonları coğrafi işaret taşıyan özel bir çeşittir. Limoncello likörü, limon aromalı sabunlar, el kremleri, parfümler ve limon desenli mutfak tekstilleri (önlük, mutfak bezi) hem kullanışlı hem şık hediyeliklerdir.

 

 

Sicilya Palermo

GEZİLECEK YERLER

Palermo şehrinin tarihi bölümünü yürüyerek gezmenizi öneririm. Ama, yürümeyi tercih etmeyenler için, şehir merkezindeki tarihi yerleri gezdiren “Tur otobüsleri” ni tercih edebilirsiniz. Bu otobüsler: Piazza Castelnova meydanından hareket ederler.

Palermo Piazza Politeama

PİAZZA POLİTEAMA

Palermo’nun modern şehir merkezinde yer alan en önemli ve en işlek meydanlardan biridir. Yılbaşı etkinlikleri bu meydanda yapılır.

Resmi adı Piazza Ruggero Settimo’dur. Adını Sicilya’nın bağımsızlık hareketinin önde gelen ismi Ruggero Settimo’dan alır. Ancak halk arasında ve turistler arasında meydana hakim olan Theatro Politeama Garibaldi tiyatrosu nedeniyle “Piazza Politeama” olarak bilinir.

Palermo Teatro Politeama Garibaldi Meydanı

Meydan, şehrin ana caddesi Via della Liberta ile Via Ruggero Settimo’nun kesişim noktasında konumlanır ve Palermo’nun modern ile tarihi dokusunu birbirine bağlayan bir geçiş noktası işlevi görür.

Evet, meydana ulaşan caddeler üzerinde ve ara sokaklarda alışveriş yapabileceğiniz yüzlerce mağaza ve dükkan bulunur. Ayrıca yine bu bölgede birçok kafe ve restoran var. Hatta İtalya’nın ünlü mağazalar zinciri olan “Rinascente” nin şubesi, yine bu meydana gelen cadde üzerinde bulunuyor. Via della Liberta boyunca yürüyüşler yapın, şehrin en şık modern yüzünü keşfedebilirsiniz.

Gündüzleri meydanın atmosferi: Meydanın çevresindeki kafeler ve restoranlar yerel halk ve turistlerle dolup taşar. Açık havada oturarak espresso içmek ya da Sicilya dondurması (granita) yemek burada neredeyse bir ritüel haline gelmiştir.

Akşam meydanın atmosferi: Palermolu gençlerin buluşma noktasına dönüşür. Çevredeki barlar ve geç saate kadar açık kafeler canlı bir gece atmosferi yaratır.

Çevredeki bazı kafelerde Aperitivo saati (18.00-20.00) genellikle içkiyle birlikte ücretsiz atıştırmalıklar sunulur.

 

Palermo Teatro Politeama Garibaldi

THEATRO POLİTEAMA GARİBALDİ:

Meydanın tartışmasız odak noktası olan Teatro Politeama Garibaldi, Palermo’nun en görkemli yapılarından biridir. Açılışı Vincenzo Bellini’nin “Capuleti ei Montecchi” operası sergilenerek yapılmıştır. Garibaldi’nin ölümünden sonra ismi bu tiyatroya verilmiştir.

Mimarı: Giuseppe Damiani Almeyda’dır. 1867-1874 yılları arasında inşa edilmiştir. Kapasitesi, yaklaşık 3000 seyircidir.

Palermo Teatro Politeama Garibaldi

Tiyatronun dışı son derece çarpıcıdır. Yarım daire biçiminde bir yapıya sahip olan cephe, antik Roma zafer takları ve Yunan tapınaklarından ilham alır. Alt katta Dor, üst katta İyon düzeninde sütunlar kullanılmıştır.

Palermo Teatro politeama Garibaldi Bronz Quadriga heykeli

Girişin üzerinde bronz Quadriga heykeli (dört atlı savaş arabası) yapının en dikkat çeken unsurlarıdır. Bu eser, antik Roma zafer sembolünün modern bir yorumudur. Bu heykel, ünlü İtalyan heykeltıraş Rutelli tarafından yapılmıştır.

Tiyatro günümüzde Sicilya Flarmoni Orkestrasına ev sahipliği yapmaktadır ve yıl boyunca konser, opera ve bale etkinlikleri sahne alır.

Son birkaç not: Tiyatronun bronz Quadriga  heykelini yakından görmek için binanın sağ ve sol yanındaki merdivenlerden üst platforma çıkabilirsiniz. Yakından bakıldığında atların dinamik duruşu ve arabacının zafer pozu, Sicilya’nın tarihsel güç ve özgürlük ruhunu simgeler.Akşam gün batımı sırasında tiyatronun altın rengi cephesi inanılmaz güzel görünür.

 

Palermo Galleria d’Arte Moderna (GAM)

GALLERİA D’ARTE MODERNA (GAM):

Tetro Politeama ve GAM’ı aynı günde ziyaret etmek hem kolay hem verimlidir, aralarındaki mesafe sadece birkaç dakika yürüyüşlüktür.

Palermo şehrinin en önemli müzelerinden biri olup, 19 ve 20 yüzyıl İtalyan ve Sicilya sanatına adanmış eşsiz bir koleksiyona sahiptir. Müze, şehrin tarihi merkezinde, Via Sant’Anna sokağındadır ve Piazza Politeama’ya yürüme mesafesindedir.

Müze 17’nci yüzyılda inşa edilmiş eski bir manastır olan Sant’Anna Manastırı içinde konumlanır. Restore edilerek müzeye dönüştürülen bu yapı, kendi başına mimari bir  şaheserdir.

Müze 1910 yılında Tiyatro Politeama’nın fuayesi ile Modern Sanat Empedocle Restivo arasındaki galeride kurulmuştur. Burası 15 yüzyılda bir özel konut, 17 yüzyılda ise manastır olarak kullanılmıştır. İlk olarak ise, 1480 yılında Katalan tüccar Gaspar Bonet tarafından inşa ettirilmiştir. 16 yüzyılda buraya Cizvitler yerleşirler ve 1618 yılında satışı yapılır, 17 yüzyılda manastıra dönüştürülür. 18 yüzyılda depremde konut hasar görür. 19 yüzyılda finansal zorluklar nedeniyle, yapıda çeşitli değişiklikler yapılır.

Müzenin son olarak kapsamlı restorasyon sonucu 2006 yılında yeniden açılmıştır. 3 kat ve ilaveten avlu bulunur.

Palermo Galleria d’Arte Moderna (GAM) Avlusu

Manastırın taş avlusu, ziyaretçileri karşılayan ilk etkili mekandır, burada sergilenen açık hava heykelleri ayrı bir güzellik katar. Taş avluda oturup dinlenmek ücretsizdir ve harika bir atmosfer sunar.

Palermo Galleria d’Arte Moderna (GAM)

Koleksiyonlar ve Eserler:

Müzede yaklaşık 300’den fazla eseri kalıcı koleksiyonda sergiler. Koleksiyon 3 ana dönem çevresinde şekillenir.

19 Yüzyıl Sicilya Sanatı: Romantizm ve Gerçekçilik akımlarından etkilenmiş Sicilya ressamlarının eserleri bu bölünün odağını oluşturur. Francesco Lojacono’nun Sicilya manzara resimleri ve Antonino Leto’nun eserleri özellikle dikkat çeker.

Heykel Eserleri: Müzenin heykel koleksiyonu son derece zengindir. Mario Rutelli (Teatro Politeama’nın bronz quadriga heykelini yapan sanatçı) başta olmak üzere dönemin önde gelen Sicilya heykeltıraşlarının mermer ve bronz eserleri sergilenir.

Art Nouveanu-Sembolizm: 20 yüzyıl başlarına ait eserler arasında Art Nouveau akımının Sicilya’daki yansımaları özellikle dikkat çekicidir. Sembolist tablolar ve dekoratif sanat eserleri bu bölümü zenginleştirir.

 

 

Palermo Teatro Massimo

THEATRO MASSİMO:

Palermo şehrinin tarihi merkezinde, Piazza Verdi meydanındadır. Bu yapı, şehrin yenilenmesinin odak sembolü haline gelir.

Tiyatro binasında gezi için düzenlenen tur ücreti 8 eurodur.

İtalya’nın en büyük, Avrupa’nın ise 3 en büyük Opera binasıdır. Sadece Paris Opera ve Viyana Devlet Operası, önündedir.

Yapının mimari başlangıçta Giovanni Battista Filippo Basile iken devamında oğlu Ernesto Bastile tarafından tamamlanmıştır. İnşaat başlangıç tarihi 1875 yılıdır ve 22 yıl sonra tamamlanmış ve 16 Mayıs 1897 yılında açılmıştır. Daha sonraki süreçte restorasyon sonucu 1997 yılında yeniden açılışı yapılmıştır.

Tiyatronun tamamlanması için iki kilise ve bir manastırın yıkılması gerekmiştir. Bu durum zamanında büyük tartışmalara yol açmış, hatta bazı Palermolular binaya lanet okunduğuna dair efsaneler yaratmışlardır.

 

Mimari özellikleri:

Ön cephe antik Yunan tapınaklarından ilham alan 6 büyük Dor sütunuyla süslüdür. Tiyatronun en çok fotoğraflanın unsurlarından biri, anıtsal mermer merdivenlerdir. İki yanında bronz aslan heykelleri bulunur.

Kubbe, çapıyla İtalya’nın en büyük tiyatro kubbelerinden biridir.

İç mekan: altın yaldızlı balkonlar, kırmızı kadife koltuklar ve muhteşem tavan freskolarıyla nefes kesici bir görünüm sunar.

Akustik: Özellikleri dünya standartlarındadır.

Tiyatronun kapasitesi 1350 oturma ve 500 ayakta olacak şekilde düzenlenmiş olup toplam 1850 kişiliktir.

 

Diğer özellikleri:

“The Godfather III (Baba III, 1990) filminin unutulmaz final sahnesi bu tiyatroda çekilmiştir. Al Pacino’nun canlandırdığı Michael Corleone’nın kızının öldürüldüğü o dramatik merdiven sahnesi, tiyatroyu dünyaca ünlü kılmıştır.

Günümüzde tiyatro yıl boyunca zengin bir program sunar. Opera, bale ve senfoni konserleri düzenlenir. Ayrıca her gün rehberli turlar yapılır. Bu turda, özellikle muhteşem bir akustiğe sahip “Echo odası” gezdirilir. Oda ve alkış merkezinde, stant ve kulaklıklar ile, şelale gibi çıkan bir ses duyulur. Bu inanılmaz akustik, binanın en büyük özelliklerinin başında gelir.

Gece aydınlatması sırasında tiyatronun ön cephesi inanılmaz güzel görünür. Akşam saatlerinde mutlaka uğramanızı öneririm. Merdivenlerin önünde fotoğraf çektirmek için sabahın erken saatlerinde gitmeniz gerekir. Piazza Verdi meydanında oturup kahvenizi yudumlarken tiyatronun cephesini izlemek başlı başına bir zevktir.

 

PİAZZA GUİSEPPE VERDİ:

Önce Verdi kimdir: 10 Ekim 1813 tarihinde Parma yakınlarındaki küçük bir köy olan Le Roncole’de dünyaya gelmiştir. 27 Ocak 1901 tarihinde öldüğünde, kariyeri boyunca 28 opera bestelemiştir. İtalyan operasının tartışmasız en büyük ustasıdır. Sadece müzisyen değil aynı zamanda İtalyan Birliğinin sembolüydü.

Piazza Verdi, Palermo’nun tarihi merkeziyle modern şehri birbirine bağlayan, Teatro Massimo’nun önünde yer alan geniş ve görkemli meydandır. Teatro Massimo’nun anıtsal merdivenlerinden başlayarak geniş bir yaya alanına açılır. Meydan ağaçlar ve küçük yeşil alanlarla çevrilidir. Akşamları aydınlatılan tiyatro cephesi, meydana adeta bir sahne dekoru etkisi verir.

Meydan gün boyunca yoğun bir sosyal merkez işlevi görür. Öğrenciler, turistler ve yerel halk bir arada meydanda buluşur. Çevresindeki kafeler ve barlar, açık hava masalarıyla meydanın sıcak atmosferini tamamlar. Hafta sonlarında zaman zaman sokak müzisyenleri opera, arya ve şarkılar seslendirirler.

Palermo Via Maqueda

VİA MAQUEDA (ALIŞVERİŞ CADDESİ)

Palermo şehrihin en önemli ve en işlek caddesidir. Şehrin kuzeyinden güneyine uzanan bu cadde, yaklaşık 1.5 km uzunluğunda, tarihi merkezin omurgasını oluşturur.

Adını 16 yüzyılda Sicilya’yı yöneten İspanyol Viceroy’u Don Bernardino de Cardenas, Duca di Maqueda’dan almıştır.

Cadde, 1600 yılında İspanyol yönetimi döneminde inşa edilmiş olup o dönemden bu yana Palermo’nun sosyal, ticari ve kültürel hayatının merkezinde yer alır.

Cadde kuzeyde Piazza Verdi (Teatro Massimo) önünden başlar ve güneyde Piazza della Vittoria’ya kadar uzanır. Caddenin tam ortasında ise Palermo’nun en ünlü kavşağı olan Quatro Canti (Dört Köşe) bulunur. Burada Via Maqueda ile Via Vittorio Emanuele kesişir.

Palermo Via Maqueda

Mimari özellikleri:

Cadde boyunca sıralanan binalar, 17 ve 18 yüzyıl Barok mimarisinin en güzel örneklerini sunar. Süslemeli cepheler, kıvrımlı balkonlar, taş işlemeli kapı kanatları ve görkemli kilise cepheleri; caddeye özgün bir karakter kazandırır.

Palermo Quattro Canti-Piazza Vigliena

Piazza dei Quattro Canti (Piazza Vigliena) -Dört Köşe

Via Maqueda’nın merkezinde yer alan bu sekizgen Barok meydan, 1608-1620 yılları arasında inşa edilmiştir. Bu dönemin İspanya Kralı III Felipe’dir.

Meydan İspanyol yönetiminin Palermo’yu yeniden düzenlene projesinin bir parçası olarak inşa edilmiştir. Dört ana yol burada kesişmektedir. Şehrin trafiğini düzenlemeye yardımcı olmak için düzenlenmiştir. Günümüzde sadece iki yol (Corso Vittorio Emmanuele ve Via Maqueda) burada kesişiyor. Önemli bir kavşak olduğu için, bu dar yollarda çok sayıda otomobil görmek mümkündür.

Palermo Quattro Canti-Piazza Vigliena

1608 yılında ilk düzenlendiğinde ikinci bir amaç: şehrin dört ana mahallesini birbirine bağlayan, temsil ve güç gösteren, görkemli bir kentsel merkez yaratmaktı. O dönemde böyle bir kavşak tasarımı Avrupa’da son derece yenilikçiydi.

Dünyanın en etkileyici Barok kentsel mekanlarından biri olarak kabul edilen, benzersiz bir kavşak meydanıdır.

Via Maqueda ile Corso Vittirio Emanuele’nin tam kesişim noktasında konumlanmıştır. Şehri 4 tarihi mahalleye böler.

Palermo Quattro Canti-Piazza Vigliena

Quatro Canti’nin en büyüleyici özelliği, kavşağın dört köşesinin her birinin içbükey (konkav) ve 3 katlı Barok cephelerle kaplanmış olmasıdır.

Bu tasarım sayesinde meydan adeta kapalı bir tiyatro sahnesine dönüşür. Güneşin açısına göre her saatte farklı bir köşe aydınlanır. Bu nedenle halk arasında “Teatro del Sole (Güneş Tiyatrosu) olarak da anılır.

 

Her cephenin katları şu sembolleri taşır

Alt kat: Dört mevsim (ilkbahar, yaz, sonbahar, kış),

Orta kat: Dört İspanyol Sicilya Valisi:

Üst kat: Palerko’nun dört koruyucu azizesini ifade eder. Bu azizeler şunlardır: Santa Cristina, Sant’Oliva, Santa Ninfa, Santa Agata.

Her azize kendi köşesine yerleştirilmiş olup üstten aşağıya doğru bir anlatı akışı oluşturur. Kutsal (azizeler), dünyevi iktidar (valiler) ve doğa (mevsimler)

Palermo Quattro Canti çeşmeleri

Çeşmeler

Her köşenin alt katında zemin seviyesinde bir çeşme bulunur.

Bu çeşmeler, kabartma taş süslemeleri ve mevsimi temsil eden figürleriyle Barok sanatının en narin örneklerini sergiler. Kabartma figürler, dört mevsimden birini sembolize eder. Yarım daire biçimli nişler içine yerleştirilmiş yatık insan figürleri bulunur. Bu figürler nehir tanrılarını ya da doğa sembollerini temsil eder. Taşın üzerine oyulan yaprak, meyve ve doğa figürleri Barok sanatının en narin örneklerindendir. Çeşmeler; üstündeki katlarla birlikte dikey bir anlatı oluşturur.

Zamanla çeşmelerin işlevi yok olmuştur ancak mimari detayları hala son derece etkileyicidir.

 

Teatro del Sole- Güneş Tiyatrosu:

Quattro Canti’nin en büyüleyici özelliklerinden  biri güneşle olan ilişkisidir. Güneş gün boyunca hareket ettikçe dört cepheyi sırayla aydınlatır. Her saat farklı bir köşe parlak güneş ışınlarını alırken diğerleri gölgede kalır. Bu doğal ışık oyunu mimarları tarafından bilinçli olarak tasarlanmıştır. Öğle vakti tüm dört köşe eşit oranda ışık alır, bu an fotoğrafçılar için özel andır.

 

GENEL DEĞERLENDİRME:

Quattro Canti, sadece bir kavşak değil, bütünüyle bir açık hava sanat eseridir. Sicilya Barok mimarisinin en saf ve en eksiksiz örneği sayılır. Dört cephede simetrik ama her biri özün ayrıntılar taşıdığından saatlerce incelenebilir. Kabartmalar, sütunlar, nişler ve heykelcikler Barok süsleme sanatının zirvesini temsil eder.

UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesindeki “Palermo Arap-Norman Mimarisi” başlığı altında koruma altındadır.

 

GEZİ NOTLARI:

Dört köşeyi teker teker yakından incelemek için en az 20-30 dakika ayırın. Her cephenin alt katındaki çeşme figürlerini yakından inceleyin, taş işçiliği muhteşemdir.

Çevredeki Fontana Pretoria (Utanç Çeşmesi) sadece 2 dakika uzaklıktadır. Burayı da görmelisiniz. Meydanın tam ortasında durarak 180  derece dönerseniz dört cepheyi birden görebilirsiniz. Bu açı Palermo’nun en ikonik görsel deneyimlerinden biridir. Gece aydınlatması sırasında cepheleri sarı-altın tonlar bürünür, romantik bir akşam yürüyüşü için mükemmel bir duraktır.

Palermo Fontana Pretoria-Utanç Çeşmesi
FONTANA PRETORİA-UTANÇ ÇEŞMESİ:

Şehrin en çarpıcı  sanat eserlerinden biri olan görkemli Rönesans çeşmesidir. Halk arasında “Fontana della Vergogna (Utanç çeşmesi) olarak bilinir. Bu ilginç lakabın ardında yatan hikaye, çeşmenin çıplak mitolojik heykellerle donatılmış olması ve bu durumun 16 yüzyıl muhafazakar Palermo halkını derinden rahatsız etmesidir. Özellikle kilisenin hemen karşısında yer alan bu çıplak figürler, din adamlarını ve mahalle sakinlerini derinden rahatsız etti. Halk, o dönemden bu yana çeşmeye “Utanç Çeşmesi” demeye başlamıştır, bu lakap bugünde kullanılmaktadır.

Çeşmenin yapım tarihi 1554 yılıdır. Floransalı heykeltıraş Camilliani tarafından yapılmıştır. 1573 yılında Palermo şehrine gelmiştir. Çeşme aslında Floransa’da özel bir villa için sipariş edilmiştir. Ancak Don Pietro de Toledo’nun oğlu mali sıkıntıya düşünce çeşmeyi Palermo Belediyesine satmıştır. Çeşme parçalara ayrılarak Sicilya’ya taşınmıştır ve bu günkü yerinde yeniden monte edilmiştir. Bu süreçte bazı heykeller kaybolmuş ya da hasar görmüş yerlerine yeni heykeller eklenmiştir.

Çeşme, dört eş merkezli yani iç içe dairesel havuz üzerine kurulmuştur. En dış halkadan merkeze doğru giderek yükselen bir piramit etkisi yaratır. Merkezde büyük bir obelisk yani dikilitaş formu yükselir. Tüm yapı beyaz Carrara mermeriyle kaplanmıştır. Çeşme üstünde 32 büyük heykel ve çok sayıda küçük figür bulunur. Her heykel son derece ince işçilikle yapılmış olup anatomik detayları ve dramatik pozisyonlari ile Rönesans heykelciliğinin en güzel örneklerini sergiler.

Çeşmenin su sistemi, dört havuzdaki su yüzeylerini farklı seviyelerde tutacak şekilde tasarlanmıştır. Su merkezden dışa doğru kademeli olarak akar, bu tasarım hem görsel bir şelale etkisi hem de sürekli bir su sesi yaratır.

 

CADDE BOYUNCA KİLİSELER VE TARİHİ YAPILAR

Palermo Chiesa di Sant’Agostino
1-CHİESA Dİ SANT’AGOSTİNO:

Şehrin en önemli dini yapılarından biridir. Gotik cephesi, Barok iç mekanı ve eşsiz Giaacomo Serpotto Stuko süslemeleriyle Palermo’nun sanat ve mimarlık tarihinde ayrıcalıklı bir yere sahiptir.

Kilise, Augustinusçu Tarikatı tarafından 13 yüzyılda inşa ettirilmiştir.

Ana Portal: 14 yüzyıldan kalma sivri kemerli Gotik kapı, üzerinde ince taş işlemeleri ve bitkisel motifler bulunur. Kuzey Afrika ve İspanya etkilerinin izleri görülür.

Gül Penceresi: Cephenin üst bölümünde yar alan bu dairesel pencere Gotik mimarinin en karakteristik unsurlarından biridir. İnce taş şebekeleri ve geometrik desenleriyle büyüleyici bir görünüme sahiptir.

Gelelim iç mekana:

Kilisenin dışı sade görünse de içerisi bambaşka bir dünyaya açılır. 17 ve 18 yüzyılda gerçekleştirilen Barok yenileme sürecinde kilise iç mekanı baştan aşağıya dönüştürülmüştür. Giacomo Serpotta (1656-1732) Palermo şehrinin en büyük stuko ustasıdır. Kendisi 1711-1729 yıları arasında burada çalışmış ve iç mekanı olağanüstü stuko süslemeleriyle kaplamıştır. Duvarlar ve kornişler boyunca oynaşan küçük melek figürleri, neşeli ve canlı ifadeleriyle ziyaretçileri büyüler. Nişler içindeki dramatik dini figürler azize ve aziz kabartmalarıdır. Tavan ve duvarlarda birbirine kenetlenen ince süsleme bantları bulunur.

Serpotta’nın stuko figürleri o kadar canlı ve gerçekçidir ki, pek çok ziyaretçi bunların mermer ya da bronz olduğunu düşünür, oysa tamamen alçı (stuko) ile yapılmışlardır.

Palermo Chiesa del Gesu-Casa Professa
2-CHİESA DEL GESU (CASA PROFESSA):

Öncelikle şunu bilmeniz gerekir ki, Palermo şehrine giderseniz, burayı mutlaka görmelisiniz. Evet şimdi ayrıntıları anlatmaya başlıyorum.

Sicilya’nın en görkemli Barok kiliselerinden biridir.

Cizvitler Palermo’ya 1547’de gelmiş, kısa süre içinde şehrin en önemli dini ve sanatsal yapılarından birinin temellerini atmışlardır. 1549’da Vali Giovanni de Vega, bir manastırın onlara verilmesini talep etmiş, 1550’de ise İmparator V Karl bu hakkı resmi olarak tanımıştır.

Kilisenin inşasına geç 16 yüzyılda başlanmış, ilk tasarım mimar Giovanni Tristano tarafından yapılmıştır. Kilise 17 yüzyıl başlarında Cizvit mimarisine özgü görkemli üsluba kavuşacak şekilde genişletilmiş ve 1636 yılında kutsanmıştır.

1888’de İtalyan makamları tarafından ulusal anıt ilan edilmiştir. 1943’de II Dünya savaşı sırasında düşen bir bomba kuleyi ve çevre duvarlarının büyük bölümünü tahrip etmiştir. Uzun soluklu restorasyon çalışmaları 2009 yılında tamamlanmıştır.

 

Mimari:

Kilisenin cephesi 2 bölüme ayrılır. Alt bölümde biri diğerlerinden büyük olmak üzere 3 portal vardır. Ön kapıların üzerindeki nişler Aziz Ignatius de Loyola, Çocuklu Meryem Ana ve Aziz Fransua Saviero heykelleri bulunur. Üst bölümde ise, pilasterler ve aziz heykelleri vardır. Cephenin en tepesinde Cizvit arması bu kilisenin kökenini açıkça ortaya koyar.

 

İç Mekan:

Dışarıdan mütevazi görünen kilise, içeri adım atıldığında Sicilya Barok sanatının patlamasıyla karşılaşılır. Yontulmuş kerublar, çiçek motifleri ve İncil sahnelerindeki ayrıntı düzeyi, güzellik aracılığıyla dindarlık uyandırmayı amaçlayan Cizvit ustalarının sanatsal dehasını gözler önüne serer.

Duvarlar renkli mermerler, ince oymalar ve ayrıntılı fresklerle bezelidir. Tribünada yer alan ve Giocchano Vitagliano’ya ait “Çobanların Tapınması” (1710-14) ile “Meneccimlerin Tapınması” (1719-21) konulu mermer kabartmalar özellikle dikkat çekicidir. En çarpıcı unsurlardan biri, Antonino Grano tarafından boyanan ve Cennetin Yüceliğini tasvir eden kubbe freskidir. Işık ve rengin birbiriyle oyunu, yapıya hareket hisse katarak onu yanılsamalı sanatın bir şaheseri haline getirmektedir.

 

Öne Çıkan Sanat Eserleri:

Antonello Gagini ve Giuseppe Velasco gibi ünlü sanatçılara ait değerli tablolar görülmeye değerdir. Ayrıca mihrabın önündeki “Ateş Sütunları” ile Aziz Fransua Saviero Şapeline açılan kemerin kaidelerindeki “Dünya Sütunları” (bu sütunlar centaurlar, meyveler ve çiçeklerle bezelidir) görülmelidir. Burada Avrupa’nın en güzel mermer kabartmalarından  bazıları bulunmaktadır.

Palermo Palazzo Santo Croce-Palazzo Celestri di Santacroce-Palazzo Sant’eLİA
3-PALAZZO SANTA CROCE:

Bu Barok Saray, Palermo’nun tarihi merkezi Kalsa semtinde Via Maqueda 90 numaradadır. Varlıklı ve nüfuslu bir ailenin şehir konağı olan yapının büyük bölümü günümüzde sergi ve özel etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır.

Saray, daha önceki Palazzo İmbarbara yapısının üzerine inşa edilerek genişletilmiştir. Mevcut yapı, 1.Marchese di Santa Croce Giambattista Celestri ve kardeşi Tommaso tarafından ısmarlanmıştır. İnşaat 1756’da başlamış, ana yerleşim planı ve cephe, mimar ve mühendis Nicolo Anito’nun tasarımlarına göre şekillendirilmiştir. 1823 depreminde Senato Sarayı ağır hasar görünce, sarayın asil katını Senato’ya kiralamak zorunda kalınmıştır. Sonraki on yılda bina, tarım ve sanat kurumlarına ev sahipliği yapmıştır.  1866’da ailenin son varisi Marianna Celestri Santa Croce, mülkü kuzenine vasiyet etmiştir. 1984’e gelindiğinde harap hale gelen saray, il yönetimi tarafından satın alınmış ve restore edilmiştir.

 

Mimari ve dış cephe:

75 m lik cephesi ve kaz göğsü biçimindeki demirleriyle bezeli 15 balkonu ile Palazzo Celestri di Santa Croce, sadece şehrin en büyük yapılarından biri değil, aynı zamanda Palermo’nun prestijli Barok konaklarının mimari örneğidir. 75 m uzunluğundaki cephede, birer avluya açılan sütunlu iki giriş kapısı bulunmaktadır.

 

İç Mekan:

İç mekanın yeni düzenlemesinde “Strada Nuova” boyunca uzanan ön odalar, görkemli Galeri’ye kadar sıralanmakta, arka odalar ise Scalzi Meydanına bakmaktadır. Kabul salonu ise iki avlu arasında konumlanmıştır.

 

Günümüzdeki işlevi:

Kuruluş, resim sanatının yanı sıra müzik ve edebiyat etkinliklerinin de gerçekleştirildiği bir kültür merkezi olarak hizmet vermekte, yerli ve yabancı kamu ile özel kurumlarla işbirliği yapmaktadır. Saray sadece sergi ve etkinlikler sırasında ziyarete açılmakta olup Salı-Pazar günleri arasında 09.00-19.00 saatleri arasında gezilebilmektedir.

Palermo Palazzo Comitini
4-PALAZZO COMİTİNİ:

Via Maqueda üzerinde yer alan bu tarihi saray, 1766-1781 yılları arasında inşa edilmiştir. Comitini Prensi Michele Gravina Cruillas tarafından yaptırılmıştır. Saray, 150 yıl boyunca Gravina Prenslerinin aristokratik konutu olarak kullanılmıştır.

Comitini arması, mavi zemin üzerindeki iki altın şerit, iki kareli şerit ve gümüş bir yıldızdan oluşmakta, Spero (Umuyorum) mottosuyla bezelidir. Bu motto, Tomasi di Lampedusa’nın Spes mea in Deo est sözünü çağrıştırmaktadır. 1860’dan bu yana il yönetiminin merkezi olarak kullanılan saray, günümüzde Palermo Metropoliten Şehri’ne ev sahipliği yapmaktadır.

 

Mimari-Dış cephe:

Cephe, süslü dökme demir balkonlarla bezeli piano nobile (asil kat) adı verilen birinci kattan oluşmaktadır. Ana giriş, granit sütunlar arasında görkemli biçimde yükselmekte, yanında neredeyse aynı boyutlarda ikinci bibr kapı daha yer almaktadır. 1931’de yapıya mevcut üslupla ek bir kat eklenmiş, yapı, çatı kornişiyle daha da anıtsal bir görünüm kazanmıştır. Zemin kattaki 9 kapı ise Rönesans tarzı pencerelere dönüştürülmüştür.

Palermo Palazzo Cominiti içi
İç Mekan-Sanat ve Süslemeler:

Freskli iç mekanlar 18 yüzyılın sonlarında görkemli biçimde dekore edilmiştir. Muhteşem freskler, mobilyalar ve tablolar bunların başında gelmektedir. Özellikle İl Meclisinin toplandığı Sala Martorana, 18 yüzyıla özgü zengin süslemeleriyle büyük ilgi çekmektedir. Duvarları saran yıldızlı lambri işlemeleri arasına yerleştirilmiş aynalar ve çerçeveli figürler hem dini hem de tarihi konuları işlemektedir. Kubbeyi kaplayan görkemli fresk ise Gioacchio Martorana’nın “Gerçek Aşkın Zaferi” adlı eseridir.

Palermo Palazzo Cominiti iç zemin

Sala Martorana’daki Majolika zemin, Attanasio imzalı olup Napoli fırınlarında üretilmiştir.

Diğer önemli Salonlar;

Silahlar Salonunda Palermo’nun laik koruyucusu olan Palermo Dehasının bir tasviri yer alır. Antika mobilyaların yanı sıra çağdaş sanat açısından da zengin bir koleksiyona sahiptir. Ünlü Sicilyalı ressam Renato Guttuso’nun Manzara ve Çeşme başındaki kadınlar tabloları ile yazar Leonardo Sciascia’nın  bronz portresi bunların en önemlileri arasında sayılabilir.

 

Murano Avizeler:

Ziyaretçiler, Sarayın olağanüstü güzelliğini ve  devasa Murano kristal avizelerini özellikle beğenirler. Ücretsiz rehberli turlar vardır. Ancak bu turların büyük çoğunluğu sadece İtalyanca olarak yapılmaktadır.

 

CADDENİN GENEL ÖZELLİKLERİ:

Caddenin uzunluğu 1.5 km dir. Yürüyüş süresi baştan sona yaklaşık durmazsanız 20-25 dakikadır. Ancak caddeyi baştan sona yürümek için en az yarım gün ayırın, her köşede durup bakacak bir şey çıkacaktır.

Caddenin büyük bölümü araç trafiğine kapalıdır, rahatça yürünebilir. Hem İtalyan markaları hem de yerel tasarımcılara ait butikler ve moda mağazaları bulunmaktadır. Ayrıca: seramik, takı, geleneksel Sicilya ürünleri satılan el sanatları dükkanları vardır. Geleneksel Sicilya tatlıları ve kahve bulunan kafeler ve pasticcerialar da bulunur. Özellikle caddenin güney bölümünde, meraklıları için kitapçılar ve antikacılar vardır.

Gündüzleri cadde: turistler, öğrenciler ve alışveriş yapan yerel halkla adeta kalabalıklaşır. Akşam saatlerinde ise Palermo’nun “passegiata” geleneğinin (akşam yürüyüşü) kalbidir. İtalyanların asırlık bu geleneğinde aileler, çiftler ve arkadaş gurupları akşam üstü cadde boyunca yavaşça yürür, vitrinlere bakar, birbirleriyle sohbet eder. Gece aydınlatmasıyla Barok cepheler bambaşka bir güzellik kazanır.

 

CORSO VİTTORİO EMANUELLA

Quattro Canti meydanının ortasından geçer ve bir tarafı kara, diğer tarafı ise denize kadar uzanır. Ancak her iki tarafında da birer şehir kapısı vardır. Evet, şehirdeki birçok tarihi bina, bu cadde üzerinde sıralanır. Bu tarihi binaların bir bölümü onarılmış, ancak büyük bir bölümü de harap halde bulunur ve ara sokaklarda da bu tür tarihi binalar görülür. Caddenin kara tarafındaki bölümde “Piazza della Vittoria” meydanı bulunur.

Palermo Piazza della Vittoria

PİAZZA DELLA VİTTORİA

Piazza della Vittoria, Palermo’nun en kadim bölgesinde yer almaktadır. Şehrin MÖ 8 yüzyılda Fenikeliler tarafından kurulduğu bu alanda, Roma döneminde buraya “Palaopolis” (eski şehir) adı verilmiştir.

Arapların Sicilya’yı fethetmesinden sonra Palermo adanın başkenti olmuş, Paleopolis tahkim edilerek Arapçada “çiğ, ağıl” anlamına gelen “el-Halqa” adını almıştır. Bu Arapça sözcük zamanla Sicilya’da “Galca” ya dönüşmüştür.

16 yüzyılda pek çok bina yıkılarak “Piano del Palazzo Reale” adı verilen düz bir alan oluşturulmuş, bu yeni meydan Palermo’nun başlıca geçit törenleri ve halk gösterilerine sahne olmuştur.

Meydanın adı, 1820 isyanının anısına verilmiştir. Bu ayaklanmada Palermolu isyancılar Bourbon ordusuna karşı üstünlük sağlamıştır. Ne var ki Bourbonlular birkaç ay sonra şehri yeniden ele geçirirler.

Günümüzde burada konserler  düzenleniyor.

 

VİLLA BONANNO-PALMİYE BAHÇESİ VE PARK

Villa Bonanno, 1905 yılında mimar Giuseppe Damiani Almeyda tarafından Plazzo del Normanni önündeki alanı yeniden düzenlemek ve eski bir kentsel meydanı zarif bir kamu bahçesine dönüştürmek amacıyla tasarlanmıştır. Adını, projeye öncülük eden Belediye Başkanı Pietro Bonano’dan almaktadır.

Parkın en dikkat çekici unsurların şunlardır: Almeyda’nın tasarladığı “Bekçi Evi”, Ernesto Basile’nin kaidesiyle Bonanno’nun mermer büstü, Carlo Aprille’nin 1661’de tasarlayıp Nunzio Morello’nun 1856’da tamamladığı IV Felipe anıtı ve 1864’te keşfedilen Roma patrician evlerinin kalıntılarıdır.

 

ARKEOLOJİK ALAN-ROMA DÖNEMİNDEN KALINTILAR:

Villa Bonanno’nun arkeolojik kompleksi, MS 1 ve 2 yüzyıllara tarihlenen Roma patrician evlerinden oluşur. Bu evlerin keşfi, Sicilya Antikite Müdürü Saverio Cavalları tarafından, Aralık 1868’de, İtalya Kraliyet Ailesi Umberto ve Margherita di Savoia’nın şehri ziyareti öncesinde yürütülen çalışmalar sırasında tesadüfen gerçekleşmiştir.

Birinci yapı: girişe yakın konumuyla, biri bugün toprak altında kalan iki peristilden (sütunlu geniş avlulardan) meydana gelmekteydi.

Kazılar, biri bazilikal salonlu ve Dor düzeninde sütunlarla bezenmiş geniş peristilli iki görkemli patrician konutunu gün yüzüne çıkarmıştır. En göz alıcı buluntular arasında bitkisel motifli bir çeşme, mermer bir havuz ve bir kabul salonunu süsleyen “Büyük İskender’in Avı” konulu mozaik yer almaktadır.

İkinci yapının, birincisinden yaklaşık 4 metre genişliğinde bir yolla ayrıldığı ve odalarının hamam işlevi gördüğü düşünülmektedir. Bu bölüm, “Quadriga üzerinde Neptün” tasvirli seçkin zemin mozaikleriyle öne çıkmaktadır. Mozaiklerin bir bölümü bugün Antonino Salinas Bölgesel Arkeoloji Müzesinde sergilenmekte, diğerleri ise villa içinde yerinde görülebilmektedir.

 

MEYDANI ÇEVRELEYEN YAPILAR:

Palermo Palazzo dei Normanni
PALAZZO DEİ NORMANNİ (NORMANLAR SARAYI)

Şehir kapısının hemen yanındaki binadır. Günümüzde Sicilya Bölgesel Parlamentosu olarak kullanılmaktadır.

Şehrin en simgesel yapılarından biri olup Sicilya’nın çalkantılı tarihini yansıtan, farklı mimari üslupların iç içe geçtiği büyüleyici bir anıttır.

Şehrin kalbinde konumlanan saray: Bizans, Arap, Normal ve İspanyol hükümdarlarına güç merkezi olarak ev sahipliği yapmıştır.

Avrupa’nın en eski kraliyet sarayı olan yapı, günümüzde Sicilya Bölge Meclisine ev sahipliği yapmakta ve 2015 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer almaktadır.

Sarayın tarihçesi ilk olarak MÖ 7 yüzyıla Fenikeliler ve Kartacalılar dönemine kadar uzanır. Fenikeliler burada ilk yapıları inşa etmişlerdir.

Arap Dönemi (831-1072) Araplar şehri fethettikten sonra alanı yönetim merkezi olarak kullandılar. Sarayın ilk sistematik yapılaşması bu dönemde gerçekleşti. Roma dönemi kalıntıları üzerine yapılmıştır.

Bu dönemde Palermo Emiri burada bir kale inşa ettirmiş ve yapı, Sicilya Emirliği için savunma kalesi ile idari merkez işlevi görmüştür.

Norman Dönemi (1072-1194): I Roger Palermo şehrini Araplardan aldıktan sonra sarayı köklü biçimde yeniden inşa ettirdi. II Roger (1130-1154) sarayı en görkemli haline getirdi. Cappella Palatina’yı inşa ettirdi. Saray, Sicilya Krallığının taht merkezi oldu. II Frederich döneminde (1198-1250) Avrupa’nın en parlak saraylarından biri kabul edildi.

Yapı, birbirine geçitlerle bağlanan bir dizi kuleyle ayrılmıştır.

II Frederick’in 1250’de ölümünün ardından saray bir gerileme dönemine girmiştir. Anjou ve Aragon hanedanlarının Sicilya’yı yönettiği yıllarda bu süreç daha da derinleşmiştir. Bu hanedanların hükümdarları başka mekanları tercih etmişlerdir.

İtalyan Birliği sonrası (1861 günümüze kadar) Sicilya Bölge Meclisine devredildi. Kısmen müze ve ziyaretçilere açık hale getirildi.

 

Mimari Yapı:

Saray, farklı dönemlerin katmanlarından oluşan karma bir mimari bütündür.

Pisan Kulesi:

Sarayın en eski bölümü olan bu kule, Norman döneminde astronomi gözlemevi olarak kullanılmıştır. Kral II Roger’in sarayında görev yapan ünlü coğrafyacı El-İdrisi’nin çalışmalarıyla bağlantılıdır.

Sala di Re Ruggero: (II Roger Salonu)

Kral II Roger’in taht odasıdır. Duvarlar Bizans mozaikleriyle kaplıdır. Ancak Cappella Palatina’dan farklı olarak dini değil dünyevi sahneler işlenmiştir.

 

Bahçe ve Teras:

Saray çevresindeki Bosco della Favorita ile bağlantılı tarihi bahçe kalıntıları vardır. Terastan Palermo panaroması ve Conca d’Oro ovasının muhteşem manzarası izlenebilir.

 

Cappella Palatina:

Aşağıda ayrıntılı açıklanmıştır.

 

Palermo Cappella Palatina
CAPELLA PALATİNA-SARAYIN İNCİSİ

Norman Sarayının ikinci katında bulunan ve Sicilya Norman Krallığının saray şapeli olarak hizmet veren bu yapı, Arap-Norman sanatının gerçek bir şaheseridir. Şapel, farklı kültürlerin bir arada var olduğunun güçlü bir simgesidir. İnşasında üç farklı dini geleneğe mensup ustalar omuz omuza çalışmışlardır.

Başlangıçta 50 penceresi bulunan şapel (sonradan kapatılmıştır), gün boyunca farklı saatlerde duvarlardaki anlatıları aydınlatacak şekilde tasarlanmıştır. Yapıdaki yazıtlar Yunanca, Arapça ve Latince olmak üzere üç dille kaleme alınmıştır. Cappella Palatina inşası, II Roger tarafından 1130’da başlatılmış ve 10 yıl sonra kutsanmıştır.

Şapelin iç mekanı, İncil sahnelerini, Hz İsa’nın hayatını ve çeşitli azizleri tasvir eden muhteşem mozaiklerle kaplanmıştır. Bu mozaikler İtalya’nın en etkileyici mozaik örnekleri arasında sayılmakta, altın zemin mekana eşsiz bir ışıltı katmaktadır. Yapının tasarımı, Sicilya’daki Arap-Norman yönetimi döneminde yaşanan kültürel ve dini sentezleri gözler önüne sermekte, bu özelliğiyle Ortaçağ sanatının tartışmasız bir başyapıtı konumuna yükselmektedir.

Şapelin mimarisi geleneksel Roma bazilikal planını yansıtmakta olup granit sütunların birbirinden ayırdığı üç neften oluşmaktadır. Sütunların Korint başlıkları, çatıya doğru İslam tarzı sivri kemerlerle taçlanmaktadır.

 

ÖNE ÇIKAN MEKANLAR:

Torre Pisana (Pisana Kulesi):

Antik Torre Pisana, Palermo Astronomi Gözlemevi ve Specola Müzesine ev sahipliği yapmaktadır. Sale del Duca di Montalto salonlarında ise geçici sergiler düzenleniyor.

Sala di Ruggero (Roger Salonu: 

Hayvan ve avlanma sahnelerini işleyen büyüleyici Bizans mozaikleriyle bezeli bu özel oda, sarayın en nefes kesici köşelerinden biridir.

Palermo Palazzo Sciafani
PALAZZO SCİAFANİ:

Piazza della Vittoria 14 numarada konumlanan, Ortaçağdan kalma eski bir aristokrat sarayıdır. Piazza della Vittoria parkının karşısında Norman Sarayı yükselmekte, parkın boyunca uzanan sokak ise bir blok ötede katedrale ulaşmaktadır. Bu yapı, Piazza Vittoria’ya yakın konumuyla şehrin en eski kesiminde yer alan Palermo’nun en önemli asilzade saraylarından birisidir.

Saray, 1330 yılında Aderno, Centorbi, Chiusa Sclafani ve ayrıca son derece varlıklı bir feodal kont Matteo Sciafani tarafından yaptırılmıştır. Efsaneye göre, yapı tek bir yılda tamamlanmıştır. Bu durum Piazza Marina’daki Palazzo Chiaramonte’yi inşa ettirmek için uzun yıllar harcayan kuzeni Manfredi Chiaramonte’yi gölgede bırakmak amacıyla bilinçli olarak planlanmıştır.

Günümüzde her iki yapı da Palermo’nun ortaçağ mimarisinin en üst düzey temsilcileri olarak kabul edilmekte, ortak kübik formu ve merkezi avlusu etrafında gelişen yapısıyla birbirini tamamlamaktadır.

15 yüzyılda İspanyol egemenliği döneminde saray, hastaneye dönüştürülmüş ve 1852 yılına değin bu işlevini sürdürmüştür. Bu tarihten itibaren kışlaya çevrilen yapı, günümüzde Güney Askeri Bölge Komutanlığına ev sahipliği yapmaktadır.

Palermo Palazzo Sciafani Ölümün Zaferi Freski
Ölümün Zaferi Freski-Kayıp Başyapıt:

Başlangıçta Palazzo Sciafani’nin avlusunda yer alan büyük boyutlu “Ölümün Zaferi” freski (1446) günümüzde Palazzo Abatellis’te sergilenmektedir. Bu fresk, iskelet biçiminde tasvir edilen ve körlerin, topalların, fakirlerin yalvarışlarını umursamadan onların üzerinden geçen, güçlüleri, zenginleri ve papa ile imparatoru oklarıyla devirdiği bir Ölüm figürünü canlandırmaktadır. Ortaçağ toplumunun sınıfsal eşitsizliklerine dair derin bir yorum niteliği taşıyan bu eser, İtalya’nın en etkileyici geç Gotik fresklerinden biri olarak kabul edilmektedir.

 

Palermo Duomo di Palermo

 

DUOMO Dİ PALERMO-PALERMO KATEDRALİ

Palermo Katedrali, şehrin en önemli tarihi yapılarından ve bir UNESCO Dünya Mirası Alanlarından biridir. (2015 yılında seçilmiştir.)

Katedral, Plazzo dei Normani civarında, Corso Vitorio Emanuelle caddesi üzerindedir. Giriş ücretlidir. giriş ücreti 5 eurodur. Ayrıca kılık-kıyafete dikkat etmek gerekir, şort ve kolsuz giysi ile girilmesine izin verilmiyor.

1184 yılında başpiskopos Gualtiero Offamilio tarafından Meryem Ana’nın Göğe Alınması onuruna yaptırılmış olan katedral, defalarca yeniden düzenlenmiş, restore edilmiş ve değiştirilmiştir. Bu süreç, yapıda birbiriyle iç içe geçmiş farklı üslupların izlerini bırakmıştır. Katedrali, bir kez çevrisini dolaşmak, zamanın içinde bir yolculuğa çıkmak gibidir. Her cephede farklı bir çağın mimari dili kendini ele verir.

Palermo Duomo di Palermo

Tarihçe:

Normanlar adayı ele geçirince, Palermo Başpiskoposu, Müslüman camisinin yerine, görkemli bir katedral yapılmasını ister ve bunun üzerine bu katedral, eski bir caminin yerine, 1185 yılında Normal Kralı William II tarafından yaptırılmıştır.

Bu medeniyetler katmanlaşması, yüzyıllar boyunca Sicilya’yı yöneten pek çok farklı halkın doğrudan bir yansımasıdır.

Katedrali, Palermo’ya genç II William’ın özel öğretmeni olarak gelen ve daha sonra başpiskopos olan İngiliz Walter of the Mill (Gualtiero Offamiglio) yaptırmıştır. Başpiskoposun temel hedefi, görkemli Monreale Katedralinin şanını geride bırakmaktı. (tarihçiler bu rekabeti “İki Katedralin Savaşı” olarak nitelendirirler.

Palermo Duomo di Palermo

Mimari:

Dış cephede 4 Norman kulesi yükselir. Güney bölümde katedral, iki sivri kemerle Başpiskoposluk Sarayına bağlanmakta, bu bağlantı yapıya bir kale görünümü kazandırmaktadır.

Yapının özgün Norman-Arap çekirdeği, özellikle katedralin arka bölümündeki dış apsislerde belirgin şekilde hissedilir. İnce kör kemerler, lav taşı ve tüf kakmalı geometrik desenler ile mazgallı süslemeler, Normal mimarisinin İslam ustaları estetiğiyle kaynaşmasına tanıklık etmektedir.

Bugün girişi oluşturan portika, yaklaşık 15 yüzyılın ortasına tarihlendirmekte olup 3 sivri kemeriyle öne çıkmaktadır. Kemerlerin üzerindeki sarmal süsleme, “Hayat Ağacı” nı simgeler.

Güneybatı cephesi, 13-14 yüzyıllarda şekillendirilmiş olup Gotik üslupla yerel ustalığın güzel bir örneğidir. Girişin önünde bahçeler ve Palermo’nun koruyucu azizlerinden Santa Rosalia’nın heykeli bulunur. Kemerlerin üzerindeki kakma süsleme, meyveleri, insanları ve çeşitli hayvanları 12 madalyon içinde sunan İslam tarzı geometrik bir kompozisyonla Hayat Ağacını betimlemekte, 1296 tarihli olduğu düşünülmektedir.

Çoğu değişiklik ve ekleme, 18 yüzyıla aittir. Kilise planı Latin haçı biçimine kavuşturulmuş, iç mekan Neoklasik anlayışla yeniden düzenlenmiş ve yan kollarla ana nefin kesiştiği noktaya büyük bir kubbe eklenmiştir.

12 yüzyılda saat kulesi eklenmiştir. Kapının solundaki sütunun ortasındaki bir plakette Arapça “Kur-an” dan bir sure bulunmaktadır. Bu sütunun, burada daha önce bulunan caminin bir parçası olduğu kesindir.

Ana girişin solunda, iki tane şapel bulunmaktadır.

Palermo Duomo di Palermo Kraliyet Mezarları Şapeli

KRALİYET MEZARLARI ŞAPELİ:

Sicilya’nın ilk Norman kralı II Roger, Hauteville’li Constance, Swabia’lı VI Henry (Henry VI, Sicilya kralı olmasının yanında, aynı zamanda Almanların da imparatorudur) ve oğulları II Frederick ile ilk eşi Aragonlu Constance’in lahitlerini barındırır.

İlk lahit, 1189-1197 yılları arasında Kutsal Roma İmparatoru olan ve büyük II Frederick’in babası VI Henry’e aittir. Portif seçimi rastlantı değildir. Son derece sert olan bu taş, en önemli anıtlar için kullanılmış, Bizans İmparatorluğu döneminde sadece imparatorlara ayrılmıştır.

II Frederick ve VI Henry’nin lahitlerinin başlangıçta Cefalu Ketadrali için tasarlandığı bilinmektedir. Roger II bu kilisenin kraliyet ailesi için bir maosoleim olarak inşa edilmesini emretmiştir. Ancak 1215’te II Frederick, iki lahdi Cefalu’dan Palermo Katedraline taşıtarak birini kendisi, diğerini babası için kullanmıştır.

 

SANTA ROSALİA ŞAPELİ VE HAZİNE:

Rosalia Şapeli, Palermo’nun koruyucu azizinin kalıntıların barındıran gümüş bir urnü korumaktadır. Mariano Smiriglio tarafından tasarlanan bu şahaser, 1631’de yerel kuyumcular tarafından işlenmiştir. Her yıl 15 Temmuz’da azize onuruna düzenlenen büyük alay sırasında urn, Palermo sokaklarında taşınmaktadır.

Hazinede (Tesoro) paha biçilmez liturji nesneleri ve Aragon’lu Constance Crown’un değerli tacı sergilenmekte, bu eserler yapının tarihi ve dini önemini gözler önüne sermektedir.

Constance’ın taçı, Sarayın Tiraz atölyesinde üretilmiştir. Fligran işçiliğinin titizliği, farklı kültürlerden ustaların bu eserde birlikte çalıştığını ortaya koymaktadır. Burada: kraliyet elbiselerine ait parçalar da görülür.

 

 

Palermo Duomo di Palermo La Meridiana
PALERMO KATEDRALİ MERİDYEN HATTI-LA MERİDİANA

Palermo Katedralinin zemininde 21 m uzunluğunda, mermer zodyak işaretleriyle süslenmiş bir pirinç şerit uzanmaktadır. Bu şerit devasa bir güneş saatidir. Bir gök bilimci olan Giuseppe Piazzi, kubbeye küçük bir delik açmış, her gün öğle vakti güneş ışığı bu delikten geçerek zemine düşmekte ve yılın mevsimi ile zodyak burcu hakkında bilgi vermektedir.

Katedralin zeminine işlenmiş bu güneş saati, 1801 yılında Theatine Tarikatına mensup astronom Giuseppe Piazzi tarafından inşa edilmiştir. Eser, Başpiskopos Filippo Lopez Royo’nun talebi üzerine halkın saati doğru ve basit bir şekilde ölçebilmesi amacıyla sipariş edilmiştir.

Sicilya’da süregelen geleneğe göre gün, güneşin doğduğu andan itibaren ölçülmekteydi. Bu yöntem ise her konumun farklı bir saate sahip olması anlamına geliyordu. Meridyen hattı, bu tutarsızlığı gidermek ve zamanın ölçümüyle takvimi standart hale getirmek amacıyla tasarlanmıştır.

Palermo Duomo di Palermo La Meridiana
Giuseppe Piazzi kimdir

Giuseppe Piazzi (1746-1826= İtalyan bir astronom ve Theatine tarikatından Katolik bir rahipti. Sicilya’nın koruyucu tanrıçasına adını verdiği Ceres’i, ilk asteroit ve cüce gezegen olarak keşfeden kişidir. Keşfini 1 Ocak 1801’de, tam da meridyen hattını tamamladığı yıl, Palermo Gözlemevinde gerçekleştirmiştir.

Piazzi, Sicilya adasındaki Palermo Gözlemevine başkanlık etmiş, yeni yüzyılın ilk günü olan 1 Ocak 1801’de yeni bir gök cismi keşfetmiştir.

Palermo Duomo di Palermo La Meridiana
NASIL ÇALIŞIR

Çalışma prensibi son derece yalındır. Küçük kubbelerin birindeki küçük bir delik, iğne deliği kamerası işlevini görerek güneşin görüntüsünü tam güneş öğlesinde (kışın yaklaşık 12.00 ve yazın 13.00) zemine yansıtır. Zemindeki bronz şerit (La meridiana) tam kuzey-güney doğrultusunda uzanmaktadır. Güneş görüntüsü, güneş öğlesinde bu hattın üzerinden geçer.

Yılın farklı dönemlerinde güneş ışığı, hattın farklı noktalarına isabet eder. Hattın iki ucu yaz ve kış gündönümlerindeki konumları işaretler, zodyak burçları ise yıl boyunca çeşitli tarihleri gösterir.

Tam öğle vakti, ışık kubbenin tepesindeki delikten (gnomon’dan) girerek güneş saatinin o ay hangi zodyak burcu işaretine karşılık geldiğini zemine çarpar. Gnomon’un dibindeki bir sütuna, Latince yazılmış mermer bir levha monte edilmiştir. Levhada tamamlanma tarihi, alanın enlemi ve gnomon’un yüksekliği yer almaktadır.

Meridyen hattını görmek isterseniz, katedrale öğle vakti gitmelisiniz. Güneş ışığının kubbenin deliğinden zemine düştüğünü ve o günkü zodyak burcunu işaret ettiğini kendi gözlerinizle izleyebilirsiniz. Bu, 200 yılı aşkın süredir her gün tekrarlanan, büyüleyici bir astronomik göstergedir.

Palermo San Giovanni degli Eremiti Kilisesi

SAN GİOVANNİ DEGLİ EREMİTİ CHURCH

Palermo’nun tarihi merkezinde, Kraliyet Sarayının surlarının hemen altında yer alan kilise, 1132 yılında II Roger tarafından kurulan anıtsal bir komplekstir. Kilise “Arap Salonu” ve Kloisteri kapsamaktadır.

Yapı, 12 yüzyılda Norman hakimiyeti altında inşa edilmiş ve Arap-Norman mimarisinin bir şaheseri olarak kabul görmektedir. Beş kırmızı kubbesiyle Palermo’nun en tanınmış silüetlerinden biri haline gelmiştir.

Yapı: Arap-Norman Palermo ve Cefalu ile Monreale Katedrallerinin kilise yapıları adıyla 2015 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesine alınmıştır.

Palermo San Giovanni degli Eremiti Kilisesi

Tarihçesi:

Sitenin kökenleri 6 yüzyıla dayanmakta olup başlangıçta Aziz Hermes’e adanmış bir kilise burada yer almaktaydı. 10 yüzyılda ise bu alanda Arap tarzı bir yapı inşa edildi. Bugün görülen kilise, II Roger’ın 1130’daki taç giyme töreninin hemen ardından sipariş ettirilmiş ve 1143’de tamamlanmıştır. Bu inşaat, Palermo’daki en eski Latin manastırının kurulduğunun işareti oldu. 16 yüzyılda kilise büyük ölçüde değiştirilmiş ve yeni bir yapıya dahil edilmiştir. 1880’de yapılan restorasyon çalışmalarıyla 16 yüzyıl eklentileri yıkılarak bina özgün görünümüne kavuşturulmuştur.

 

Mimari özellikleri:

Yapı, İslami mimari tasarıma göre inşa edilmiş bir Hıristiyan binasının muhteşem bir örneğidir. Üst kısımlarında kubbeler bulunan küplerin art arda dizilmesinden oluşan görünüşü, güçlü bir sembolik anlam taşımaktadır. Hem Fatimi hem de Bizans sanatında kare yeryüzü, daire ise gökyüzünü simgelemektedir.

Beş kırmızı kubbeden dördü kilise üzerinde, biri ise bitişikteki eski caminin üzerindedir. İçerisi kasıtlı olarak sade tutulmuş olup dekorasyon ve mobilya bakımından oldukça yoksundur. Bu da dışarıdan görülen kırmızı boyalı kubbelerin geometrisini ön plana çıkarmaktadır.

Kilise, şişkin kırmızı kubbeler, köşe kemerleri ve kafes oymalı pencerelerle karakterize edilmektedir. Yakınında, bir Normanlar dönemine ait Kloister bulunmakta olup bu kloister bir Mağribi su sarnıcı ve narenciye ile çiçeklerle dolu serinletici bahçelerin çevresinde konumlanmaktadır.

Sonuç olarak, burası eski bir caminin kiliseye dönüştürüldüğü yerdir.

 

Palermo Piazza Marina

PİAZZA MARİNA

Palermo’nun tarihi merkezinde, Kalsa semtinde, eski şehir ile deniz arasında yer alan ünlü meydandır. Cassaro Caddesinin sonunda konumlanmaktadır. Yani meydan denize sıfır konumdadır.

Ortaçağ’da Piazza Marina’nın bulunduğu alan, Palermo’nun antik limanı Cala’ya bağlı bir bataklıktı. 14 yüzyılda bu alan temizlenerek düzenlenmiştir. Burada: taş döşeli sokaklar, Barok mimari tarzla yükselen soylu ailelerin konutları ve antik saraylar bulunur. Ayrıca, birçok kafe ve restoran yanında, bir de güzel bahçe bulunuyor. Yalnız, binaların çoğunluğu II Dünya Savaşındaki bombardımandan etkilenmiş, daha sonraki süreçte buraya yoksul aileler yerleştirilmiştir.

Palermo Piazza Marina Giardino Garibaldi

Glardino Garibaldi-Garibaldi Bahçesi:

Meydanın ortasında yer alan güzel Garibaldi Bahçesi, 1863 yılında mimar Battista Basile tarafından tasarlanmıştır. Bahçe, Avrupa’nın en büyükleri arasında sayılan Ficus magnolioides ağaçlarıyla kaplıdır. Bu ağaçların kökleri adeta bahçenin zeminini sarıp sarmalamış durumdadır. İnsanlarla kıyaslandığında ne kadar  devasa olduklarını görmek gerçek etkileyicidir.

Bahçe, hayvan ve ok motifleriyle süslenmiş zarif bir demir çitle çevrilidir. İçeride merkezi bir çeşme ile İtalya’nın birleşme dönemine ait önemli kişilerin büstleri bulunmaktadır. Bunların arasında Sicilya’nın tanınmış heykeltıraşlarından Benedetto De Lisi’nin yaptığı Giuseppe Garibaldi anıtı da yer almaktadır.

Devasa incir ağaçları harika gölge sunmakta, bahçedeki kaplumbağa havuzu ise  tüm yaşlardan ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir.

Palermo Piazza Marina Palazzo Chiraramonte Steri

Palazzo Chiraramonte Steri

Piazza Marina’nın en ünlü yapısı, Sicilya’nın en güçlü ailelerinden biri tarafından 1307 yılında inşa edilen Palazzo Steri ya da Chiaramonte’dir. O  dönemde Chiaramonte ailesi, Sicilya genelinde pek çok toprağa sahipti. Sarayın diğer adı olan “Steri”, tahkimatlı yapı anlamına gelen Latince Hosterium kelimesinden gelmektedir.

14 yüzyıl başında Chiaramonte ailesi tarafından inşa edilen yapı, İslam, Norman ve Gotik etkilerin harmanlandığı özgün Chiaramonte Gotik stilini yansıtmaktadır.

Aragonlu yönetim Palermo’ya geldiğinde, 1392’de Andrea Chiramonte ihanet suçlamasıyla sarayın tam önünde idam edilmiştir. Aragonlu krallar ve valilik sarayı iktidarlarının merkezi olarak kullanıldı. 17 yüzyılda Palazzo Chairamonte Steri, İspanyol Engizisyonuna ev sahipliği yaptı, burada şüpheli sapkınlar sorgulanıp işkenceye maruz bırakıldı. En çarpıcı detay, burada idam edilmeye bekleyen mahkumların duvarlara bıraktığı acı verici yazı ve çizimler günümüze kadar korunmuş durumdadır. O grafitiler o  dönemin insani dramını gözler önüne seriyor.

Daha sonra şehir adalet sarayına dönüştürülen yapı, günümüzde Palermo Üniversitesinin idari merkezi olarak hizmet vermektedir.

 

Çevredeki diğer önemli yapılar:

Meydanın karşı tarafında 1547 yılında inşa edilen Rönesans kilisesi Santa Maria dei Miracoli yer almaktadır. Vittorio Emanuele Caddesinin köşesinde ise üç kabuklu havuzu ve yunus başlarıyla süslü Barok tarzı Garraffo çeşmesi bulunmaktadır. Meydanı çevreleyen diğer tarihi yapılar arasında Palazzo Galletti, Palazzo Fatta, Palazzo Mirto, Santa Maria dei Miracoli kilisesi, San Giovanni dei Napoletani kilisesi, Santa Maria della Catena kilisesi ve Uluslararası Marionette Müzesi sayılabilir.

Palermo Piazza Marina antika pazarı

Pazar ve günlük yaşam:

Meydan her Pazar günü vintage eşyalar ve daha fazlasının bulunduğu karakteristik bir antika pazarına ev sahipliği yapmaktadır. Pazar oldukça renkli ve canlı bir atmosfere sahiptir. Tezgahlarda eski kitaplar, vintage objeler, antika eşyalar, sanat eserleri ve koleksiyon parçaları bulunur.

Palermo Piazza Magione

PİAZZA MAGİONE

Palermo’nun Kalsa semtinde yer alan tarihi bir meydandır. Adını güneydoğusunda bulunan Basilica La Magione’dan almaktadır.

 

Tarihçe:

Sicilya’nın Arap hakimiyeti döneminde meydan Fatimi hanedanına ait verimli bir bahçeymiş. Bugünkü geniş kare biçimli meydan, aslında daha küçük ve eski olan Piazza Sant’Euno üzerinde şekillenmiştir. II Dünya savaşı sırasında Palermo’ya yapılan yoğun bombardımanlar, meydanı çevreleyen binaları tamamen tahrip etmiş ve meydanın yapısını köklü şekilde değiştirmiştir. 2000 yılında bir BM Konferansı sırasında yeniden düzenleme çalışmaları yapılmış, Amerikan ve İtalyan hükümetlerinin verdiği fonlarla yeniden yapılmış, bu süreçte Rönesans ve 19 yüzyıldan kalma sokak unsurları keşfedilerek korunmuş ve çimenlik alanlarla yeniden tasarlanan meydana entegre edilmiştir.

 

Meydanın bugünkü görünümü:

Meydanın ortasındaki yeşil çimenlik alan, önceki binaların restore edilmiş temel kalıntılarıyla birkaç noktada bölünmekte olup bu temel izleri yaya geçişine olanak tanıyan yollar işlevi görmektedir. Meydandaki diğer önemli yapılar arasında meydanın ortasındaki Santa Maria della Sapienza Kolleji ile Palazzo Ajitamicristi bulvarına yakın inşa edilmiş Teatro Garibaldi yer almaktadır.

 

Giovanni Falcone ile bağlantısı:

Meydan, mafya ile mücadelesinde önemli bir isim olan yargıç Giovanni Falcone’nin doğduğu ve çocukluğunun geçtiği mahalledir. Her yıl 23 Mayıs tarihinde, 1992 Capaci suikastinin yıl dönümünde burada anma törenleri düzenlenmektedir. Meydanda Flacone adına bir anıt levha da bulunmaktadır.

 

Sosyal Yaşam:

Fiazza Magione, Palermo gece hayatının en işlek merkezlerinden biri haline gelmiştir. Meydanı dolduran kalabalık, yerel yemekler ve uygun fiyatlı içecekler eşliğinde açık havada vakit geçirmek isteyen genç Palermolular ve turistlerden oluşmaktadır. Siyasi mitinglerden dini törenlere, pazarlardan sanat etkinliklerine kadar her dönemde halkın buluşma noktası olmuştur. Yaz aylarında burada konserler düzenlenmektedir.

Palermo San Francesco d’Asisi Bazilikası

SAN FRANCESCO D’ASİSİ BAZİLİKASI

Şehrin tarihi Kalsa semtinde, Via Cassaro’ya yakın konumda yer alan kilise, Sicilya’nın en önemli Fransisken kilisesidir ve minör bazilika unvanını taşımaktadır.

 

Tarihçe:

Kilise, İmparator II Friedric tarafından yıktırılan bir kilisenin kalıntıları üzerine 1254 yılında inşa edilmiştir. Fransiskenlerin Sicilya’ya gelişiyle başlayan tarihi, 1224 yılına kadar uzanmakta olup ilk Frensisken manastırının bu tarihlerde Palermo surları yakınında inşa edildiği bilinmektedir. Ana portal ve ön cephe 1302 yılında, Chiaramontan-Gotik uslupla tamamlanmıştır.

1823 yılında yaşanan depremde bina hasar görmüş ve Neoklasik uslüpta restore edilmiştir. II Dünya savaşı sırasında hava bombardımanlarında zarar gören yapı, son on yıllarda yeniden restore edilmiştir. 1924’te Papa XI Pius tarafından minör bazilika ünvanı verilmiştir.

 

Mimari:

Geç Romanesk uslüpla inşa edilen cephesi, değerli bir gül penceresi ve 14 yüzyıldan kalma görkemli bir portal ile süslenmiştir. Portalde, yapının hamisi olan güçlü Chiaramonte ailesinin armaları yer almaktadır. Sivri kemerli çerçeve, İslam mimarisinden esinlenen zikzak motifleriyle bezelidir.

Kiliseden günümüze ulaşan erken dönem izleri arasında Romanesk cephesi, çarpıcı portalı ve sol apsis yer almaktadır.

 

Sanat eserleri ve şapeller:

Caphella Mastrantonio (Mastrantonio Şapeli) 1470 yılında inşa edilmiş olup Sicilya sanatına Rönesans formlarını tanıtan ilk eserlerden biri kabul edilmektedir. 17 yüzyıldan kalma Teselli Meryemi Şapeli ise Palermo Baroğunun en temsili yapılarından biridir.

Kilisenin en dikkat çekici özelliği, 1468 yılında Francesco Laurana ve öğrencisi Pietro da Bonitate tarafından oyulan Cappella Mansrantonio’nun nadir kemeridir. Bu eser, Palermo’da bulunan gerçek Rönesans sanatının sayılı örneklerinden birini oluşturmaktadır. Ayrıca Gagini ailesi, Giambattista Ragusa ve Giacomo Serpotto’ya ait heykeller de öne çıkan eserler arasındadır.

Yüzyıllar boyunca Antonio di Belguardo, Francesco Laurana, Domenico Gagini, Antonelle Gagini ve oğulları gibi pekçok sanatçının katkısıyla zenginleşen kilise içi, Gotik’ten Baroğa uzanan geniş bir üslup yelpazesini barındırmaktadır.

 

 

 

Palermo Museo Internazionale delle Marionette Antonio Pasqualino

 

MUSEO INTERNAZİONALE DELE MARİONETTE ANTONİO PASQUALİNO-KUKLA MÜZESİ

Meydanın hemen ilerisinde, Via Butera caddesi üzerindedir.

Müze, 1975 yılında Antonio Pasqualino tarafından kurulan Associazione per la Conservazione delle Tradizioni Popolari (Halk Geleneklerini Koruma Derneği) bünyesinde kurulmuştur.

Antonio Pasqualino, 1939 yılında Palermo’da doğmuş, sadece bir doktor değil, aynı zamanda halk geleneklerinin ateşli bir araştırmacısıydı. Sicilya kukla geleneğine olan tutkusu onu bu değerli kültürel eserleri toplamaya ve korumaya yöneltti.

1955’te Pasqualino’nun ölümünün ardından koruma sürekliliği sağlamak güçleşti, çünkü müze, kurucusunun araştırmaları ve dersleri sayesinde hem Sicilya’da hem de dünyada büyük değer kazanmıştı.

Palermo Museo Internazionale delle Marionette Antonio Pasqualino

Kukla Tiyatrosu:

Kukla Tiyatrosu, Güney İtalya’nın geleneksel kültürüdür ve üç farklı gelenekle yürütülmektedir ki, bunlar Palermo, Katanya ve Napoli’dir. Palermo kuklaları: 80 cm boyunda ve belden ve dizden manevra yaparlar. Katanya kuklaları, 120 cm boyunca, Napoli kuklaları ise 100 cm boyundadır. Konular: epik şövalye edebiyatına göre seçilir. Geleneksel repertuarlar, azizler, haydutlar, tarihsel olaylar ve Shakesperare oyunları hikayeleri de dahildir.

 

Koleksiyon:

Eski Hotel de France binasında yer alan müze, dünyanın dört bir yanından getirilmiş mariyonetler, kuklalar ve sahne ekipmanları dahil 5.000’den fazla eseri bünyesinde barındırmaktadır. Koleksiyonun en dikkat çekici bölümü, büyük çoğunluğu dört tiyatrodan gelen (ikisi Palermo’dann, biri Catania’dan, biri Napoli’den) Sicilya “pupi” kuklaları olup oldukça kapsamlı bir yer tutmaktadır.

Sicilya puyileri, metal zırhları ve işlemeli kostümleriyle öne çıkan mariyonetlerdir. Genellikle şövalyeleri ve şövalye destanlarından alınan epik savaş sahnelerini canlandırırlar. Koleksiyonda ayrıca Asya, Afrika ve diğer bölgelerden gelen gölge kuklalar, otomasyon figürleri ve sahne makineleri de yer almaktadır.

Evet, ilginçti ki, bu kadar büyük bir koleksiyon içinde, Türk kültürünün en büyük kuklaları olan, gölge oyunu kahramanları, Hacıvat ve Karagöz bulunmuyor. Halbuki, dünyanın birçok yerinden getirilen kuklalar sergileniyor. Bunlar: Mali, Nijerya, Japonya, Tayland, Vietnam, Fransız kuklalarıdır. Müzenin en seçkin kukla eserleri: 1800’lerde kullanılan “Gaspare” ve “Canino” isimli tiyatro kuklalarıdır.

Palermo Museo Internazionale delle Marionette Antonio Pasqualino

UNESCO Mirası:

Müze, Mayıs 2001 tarihinde Sicilya pupilerinin “insanlığın sözlü ve somut olmayan mirası” kapsamında UNESCO tarafından tanınması için adaylık sürecini desteklemiştir.

 

Mekan ve olanaklar:

Müze, Palermo’nun tarihi merkezinde, anıtsal Piazza Marina’nın birkaç adım ötesinde, mimari ve tarihsel açıdan büyük önem taşıyan eski Hotel de France binasında yer almaktadır. 3 kattan oluşan yapıda çok sayıda sergi salonu, birkaç kitapçı, bir kütüphane, bir video arşivi, bir ses arşivi ve kayda değer bir tiyatro programını ağırlayabilen bir salon bulunmaktadır. Müze aynı zamanda puppetry (kukla sanatı) üzerine çok sayıda eser barındıran Giseppe Leggio Kütüphanesine ve tiyatro gösterileri için de bir sahneye de ev sahipliği yapmaktadır. Derneğin süregelen araştırmaları sayesinde bu sahne, gelenek ile modernliğin mükemmel biçimde harmanlandığı yenilikçi gösteriler sunabilmektedir.

 

 

Palermo Palazzo Abatellis

 

PALAZZO ABATELLİS

Palazzo Patella olarak da bilinir. Palermo şehrinin Kalsa semtinde yer alan tarihi bir saraydır ve Sicilya bölgesinin sanat galerisi olan Galleria Regionale della Sicilya’ya ev sahipliği yapmaktadır.

Bina, 15 yüzyılda mimar Matteo Carnelivari tarafından tasarlanmış, Gotik-Katalan mimarisinin en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Saray, başlangıçta Sicilya Krallığının liman yöneticisi Francesco Abatellis’in konutu olarak kullanılmıştır.

Yapı, 1490-1495 yılları arasında inşa edilmiş, inşaatın tamamlanmasının ardından kısa süre içinde bir Dominiken manastırına dönüştürülmüştür.

II Dünya savaşı sonrasında restorasyon çalışmaları Mario Guiotto ve ardından Armando Dillon tarafından yürütülmüş, 1953’te tamamlanan çalışmaların ardından ünlü mimar Carlo Scarpa galeriyi yeniden düzenlemiş ve müze 23 Haziran 1954’te ziyarete açılmıştır.

Her ayın ilk Pazar günü ücretsiz girişiyle sanat tutkunları ve aileleri için cazip bir seçenek sunmaktadır.

 

Koleksiyon ve Eserler:

Müze, 12 yüzyıldan 18 yüzyıla kadar Palermo ve Batı Sicilya’daki figüratif kültürün gelişimini gözler önüne sermektedir. Galeri koleksiyonları satın alma ve bağışlardan oluşmaktadır. Kiliseler kapatıldığında en iyi sanat eserleri buraya taşınmıştır.

 

Zemin Kat:

12 yüzyıldan kalma ahşap eserler, 14/15 yüzyıl yapıtları (Antonello Gagini’nin bazı eserleri dahil), 14-17 yüzyıl majolika seramikleri, Francesco Laurana’nın 15 yüzyıldan kalma bir Hamımın büstü adlı heykeli ve ahşap tavan panelleri yer almaktadır.

 

Başyapıtlar:

Palermo Palazzo Abatellis “Ölümün Zaferi “(Trionfo della Morte)
1-Ölümün Zaferi (Trionfo della Morte)

Salonun arka duvarında, 1944’te Palazzo Sclafani’nin avlusundan sökülerek buraya taşınan bu büyük fresk yer almaktadır. Sahnede zarif duvarlı bir bahçe içinde, ölüm iskelet bir atın üstünde dörtnala koşarken, eğlenen soylulara ölümcül oklar yağdırmaktadır. Resim, veba salgını sonrası yapılan bir resimdir. 1466 yılına tarihlenir. Sarayın bütün bir salonu ölümü çeşitle şekillerde anlatacak şekilde resmedilmiştir. Resimde verilmek istenen mesaj, ölüm hem yoksul hem de zengin hepimiz için geliyor. Ne yazık ki, bu muhteşem fresk, taşınabilmesi için dört parçaya bölünmüş ve nispeten zarar görmüştür.

Palermo Palazzo Abatellis “Müjde” tablosu
2-Müjde Meleği Karşısında Meryem-Antonello da Messina (1476)

1’nci katta: Antonello da Messina, Sicilya’nın büyük Rönesans ressamıdır ve Virgin Annunciate (Müjde) tablosu (1474) müzenin en önemli eserlerinden biridir. Tablonun öne çıkan özellikleri: Yarım figür kompozisyondur. Meryem, önünde açık bir kitapla tasvir edilmiştir. Melek tablonun dışında bırakılmıştır, izleyici meleğin bakış açısına yerleştirilmiştir. Meryem’in sağ eli, müjdeyi duyduğu anda refleks olarak öne uzanmış gibi görünür. Bu jest hem şaşkınlığı hem de kabullenişi simgeler. Derin lacivert manto, dini ikonografide Meryem’in saflığını ve ilahi korumayı temsil eder. Koyu zemin, figürü öne çıkararak mistik bir derinlik yaratır. Falaman yağlıboya tekniğini İtalyan Rönesans anlayışıyla harmanlayan Messinalı ressam, Meryem’in yüzünü olağanüstü bir psikolojik derinlik katmıştır.

 

Palermo La Cala-Old Port

LA CALA-OLD PORMarina meydanı yakınındadır. Corso Vittorio Emanuel caddesinde yürürken, buraya yani ikiz kulelerin bulunduğu limanın doğu ucuna ulaşılır. Bu geçit, 1582-1637 yılları arasında kurulmuş, ancak II Dünya Savaşında bombalanarak tahrip edilmiştir.

Evet: La Cala, Palermo’nun binlerce yıllık geçmişe sahip orijinal limanıdır. Adı Arapça “el-khala” (koy, körfez) kelimesinden gelir. Bu de şehrin Arap egemenliği döneminde (9-11 yüzyıl) ne denli önem taşıdığını gösterir.

Antik dönem: Fenikeliler ve Kartacalılar tarafından stratejik bir liman olarak kullanılmıştır.

Roma Dönemi: Akdeniz ticaret ağının önemli bir halkasıydı.

Arap-Normah dönemi (827-1194): Palermo’nun altın çağı, liman Akdeniz’in en hareketli ticaret merkezlerinden biri haline geldi.

Ortaçağ ve Sonrası: Zamanla büyük gemilerin yanaşmasına elverişsiz hale geldi, ticari faaliyetler 19 yüzyılda inşa edilen Porto Nuova’ya taşındı.

Evet, liman, Palermo körfezinin güneydoğu köşesinde yer alır. Doğal bir koy olup eski surlarla çevrilidir. Liman girişinde şehre gelenleri “Bronz kadın heykeli” karşılamaktadır.

Günümüzde yaklaşık 200-300 teknenin yanaşabildiği bir yat ve küçük tekne marinası olarak işlev görmektedir. Avrupa’nın birçok yerinden gelen zenginlere ait yatlar, burada demirlemektedir.

Limanın etrafı tarihi yapılar, kiliseler ve dar sokakların oluşturduğu tarihi dokuyla çevrilidir.

Palermo La Cala-Old Port

Günümüzdeki kullanım:

Küçük tekneler ve yelkenliler için işlek bir limandır. Yerel balıkçılar sabah erken saatlerde taze ürünlerini burada satarlar. Rıhtım boyunca barlar, restoranlar ve kafeler sıralanır. Palermo’nun en çok fotoğraflanan noktalarından biri, gün batımında görsel bir şölen sunar.

 

Palermo Santa Maria della Catena

SANTA MARİA DELLA CATENA

La Cala limanının hemen kenarında, Kaalsa semtinin sınırında yer alır. Yakınında Porta Felice zafer kapısı ve Foro İtalico sahil yürüyüş yolu bulunur.

Chiesa di Santa Maria della Catena (Zincirli Meryem Ana Kilisesi), Palermo’nun La Cala eski limanı kıyısında yer alan, geç Gotik ile erken Rönesans üsluplarının nadide biçimde iç içe geçmiş bir şaheseridir. Adını, gece vakti limanın girişini kapatan zincirden (catena) almaktadır.

İnşa tarihi: 1490-1530 yılları arasıdır. Mimar büyük olasılıkla Matteo Carnilivari yani Palermo’nun önemli geç Gotik mimarlarından biridir.

İsminin kökenine gelince: Ortaçağda La Cala limanına gece giriş-çıkışı engellemek için deniz yüzeyine gerilen büyük demir zincirler, kilisenin hemen yanından geçerdi. Bu zincirler zamanla kilise adına mal edildi.

Bir rivayete göre ise adını: kilisede mucizevi biçimde kırılan zincirlere borçludur, mahkumların burada şifa bulduğuna inanılırdı. Burada tutuklu mahkumlardan bir kısmı, zincirlerini gevşetmesi için, dua ederler ve mucize gerçekleşir, duaları kabul olunur, zincirleri gevşer ve kaçarlar.

Sanatsal Önemi:

Palermo’da Katalonya Gotik etkisinin en belirgin örneklerinden biridir. Bu üslup Aragonlu İspanyol yönetimi döneminde adaya gelmiştir. Yapı, hem İtalyan Rönesansı hem de geç Gotik geleneğin mükemmel bir sentezini sunar. Cephenin mermer merdiveni ve kemer dizisi, döneminin en özgün taş işçiliği örnekleri arasında sayılır.

 

Günümüzdeki durumu:

Kilise hala aktif bir Katolik ibadethanesi olarak kullanılmaktadır. Zaman zaman kültürel etkinliklere ve sergilere ev sahipliği yapar. Cephenin limanla kurduğu görsel diyalog, Palermo’nun en çok ziyaret edilen ve fotoğraflanan manzaralarından birini oluşturmaktadır.

Palermo Piazza del Parlamento

PİAZZA DEL PARLAMENTO

Piazza del Parlamento, Palermo’nun tarihi merkezinde, Palazzo del Normanni (Normanlar Sarayı) önünde yer alan görkemli bir meydandır. Adını, sarayın içinde bulunan ve Sicilya Parlamentosunun tarihsel olarak toplandığı mekandan alır. Şehrin siyasi ve mimari açıdan en ağırlıklı meydanlarından biridir.

Alanın tarihi: Fenikelilere kadar uzanır, Roma döneminde de stratejik önemi vardı. Arap döneminde (9-11 yüzyıl) saray ve çevresi, Palermo’nun yönetim merkezi olarak kullanılmıştır. Normanlar döneminde (1072-1194) Kral I Roger ve ardından II Roger, sarayı yeniden inşa ettirdi, meydan, krali törenlerin yapıldığı bir alan haline geldi. İspanyol döneminde (16-18 yüzyıl) Viceroylar döneminde meydan yeniden düzenlendi, Sicilya Parlamentosu burada toplantı. İtalyan Birliği sonrası (1861) meydan günümüzdeki biçimini büyük ölçüde bu dönemde aldı.

 

Meydanın fiziksel özellikleri:

Meydanın ortasında porfir sütun üzerinde yükselen bir anıt vardır. Çevresinde palmiye ağaçları ve tarihi yapılar, meydana kendine özgü bir atmosfer katır. Sarayın ana cephesi meydana bakar. Anıtsal mermer merdiven girişi oldukça görkemlidir. Meydanda Corso Vittorio Emanuele (şehrin ana ekseni) başlar ve tüm tarihi merkezi boydan boya geçer.

 

Kültürel ve Siyasi Önemi:

Sicilyalıların siyasi kalbidir. Normanlardan bugüne kesintisiz biçimde yönetim işlevi görmüştür. Bu onu Avrupa’nın kesintisiz kullanılan en eski parlamento binalarından biri yapar.

1130 yılında Sicilya krallığı burada ilan edilmiştir.

Plazzo dei Normani ve Cappella Palatina, 2015 yılında “Arap-Normanlar Palermo ve Cefalu ile Monreale Katedralleri” başlığıyla UNESCO Dünya Miras Listesine alınmıştır.

 

Gezilmesi ve ziyaret:

Cappella Palatini için önceden rezervasyon önerilir. Meydan yıl boyunca ziyarete açık ve ücretsizdir. En güzel ışık sabah erken saatlerde ve gün batımında yakalanır.

 

MEYDANDA ÖNE ÇIKAN YERLER

Palermo Cappella Palatina
PALATİNA ŞAPELİ-CAPPELLA PALATİNA)

Sicilya kralı Kral II Roger tarafından, 1132-1140 yılları arasında Normal krallığı tahtına katıldığı yıl yaptırılmıştır. Normanların Sicilya’yı Araplardan almasının ardından kurulan Sicilla Krallığının (1130) gücünü ve çok kültürlü kozmopolit yapısını dünyaya ilan etmek amacıyla inşa edilmiştir.

Yapılırken, kraliyet sarayının içine gizlenmiş, küçük ve kompakt bir başyapıttır. Palazza dei Normani’nin 2 nci katındadır.

Farklı mimari stilleri, en belirgin Bizans mozaikleri ve ahşap Arapça petek tavanı ile ilgi çeker. Çünkü sanatçılar ve ustalar Bizans, Arap ve Norman dünyasından bizzat seçilerek getirilmiştir.

Palermo Cappella Palatina

Özellikle: İçi altın fon üzerine işlenmiş Bizans mozaikleriyle kaplıdır. 2015 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesindedir. Dünyanın en önemli Ortaçağ Sanatı örneklerinden birini barındırır.

Uzunluk yaklaşık 33 metredir. Granit ve mermer antik sütunlar dikkat çeker.

Palermo Cappella Palatina
Bizans Mozaikleri:

Şapelin en göz alıcı unsurudur. Altın fon üzerine işlenmiş mozaikler yaklaşık 6340 m kare alan kaplar.

Kubbe: Pantakrator Christos (Her şeye hükmeden İsa) devasa altın fon üzerinde tahtına oturan İsa figürü vardır.

Apsis: Meryem Ana ve Çocuk İsa ile melekler.

Yan duvarlar ve nefler: Eski Ahit sahneleri (Yaratılış, Nuh, İbrahim, Yusuf) ve Yeni Ahit sahneleri (İsa’nın mucizeleri, vaftiz,  dönüşüm)

Aziz figürleri: Petrus, Pavlus ve diğer azizler.

Mozaikler büyük olasılıkla, Konstantinopolis’ten (İstanbul) getirilen Bizanslı ustalar tarafından yapılmıştır.

Palermo Cappella Palatina mukarnas tavan
Arap-Fatimi Mukarnas Tavanı:

Merkezi nefi örten tavan, İslam mimarisinin en karakteristik unsuru olan mukarnas tekniğiyle işlenmiştir. Mukarnas, İslam mimarisine özgü, üst üste bindirilen prizmatik veya stalaktik biçimli küçük nişlerden oluşan üç boyutlu bir bezeme sistemidir. Görsel olarak mağara sarkıtlarını andırır.

Ahşap üzerine oyulmuş bu tavan, Fatimi Mısır sanatının Sicilya’daki en nadide örneğidir. 1130-1143 yılları arasında yapılmıştır. Sedir ağacı üzerine oyma ve boyamadır.

Üzerinde Arapça yazıtlar, saray yaşamını betimleyen figürler, hayvanlar, av sahneleri ve geometrik bezemeler bulunur. Dünyadaki en büyük ve en iyi korunmuş Fatimi mukarnas tavanı olarak kabul edilir. Bir Hıristiyan kilisesinin tavanında tamamen İslami sanat programının uygulanması, Normanlar dönemindeki Sicilya’nın olağanüstü kültürel hoşgörüsünü ve kozmopolit yapısını gözler önüne serer. Sahnelerin bir kısmı şarap ve eğlence tasvir edilmesi, tavanın dini değil dünyevi-saraysal bir ruhla yapıldığını gösterir. Sanat tarihçileri tavanı: Msır, Suriye ve Sicilya’nın kesiştiği benzersiz bir kültürel buluşma noktası olarak tanımlar.

 

Norman-Latin unsurları:

Yapının genel bazilika planı ve mimari iskelet Latin-Hıristiyan geleneğine aittir. Mermer opus sectile zemin, renkli taş kakma işçiliğinin görkemli bir örneğidir. Porfir ve mermer levhalarla kaplı yan duvarlar görülür. Krali locaya çıkan Norman dönemine ait merdiven ve geçitler ilgi çeker.

 

Sonuç

Palermo şehrinin en çok ziyaret edilen yerlerinden biridir, bu şapeli görmenizi öneririm ama kapıda uzun bir kuyrukta bir süre sıra beklemeniz gerekebilir. Giriş ücretlidir. Mozaiklerin altın parıltısını görmek için sabah saatlerinde gitmenizi öneririm. Yoğun sezonda önceden bilet alınmasını da kesinlikle öneriyorum.

 

SAN GİOVANNİ DEGLİ EREMİTİ KİLİSESİ:

 

 

VİLLA BONANNO PARKI:

 

 

Palermo Porta Nuova

PORTA NUOVA:

Porta Nuova (Yeni kapı) Palermo’nun en görkemli ve en iyi korunmuş tarihi kent kapılarından biridir.

Piazza del Parlamento’nun hemen bitişiğinde, Palazzo dei Normanni’nin yanı başında yükselen bu anıtsal yapı, şehrin batı girişini simgeler ve Corso Vittorio Emanuele’nin başlangıç noktasını oluşturur.

Kapı ilk olarak 1535 yılında, İmparator V Karl (Şarlken) in Tunus seferinden zaferle dönüşünü kutlamak maksadıyla inşa ettirilmiştir. Bir zafer takı niteliği taşıyan yapı, İspanyol Habsburg iktidarının Sicilya üzerindeki gücünü simgeliyordu.

1667 yılında meydana gelen bir barut deposu patlaması kapıyı büyük ölçüde tahrip etti. 1669 yılında yeniden inşa edildi, bu süreçte karakteristik piramidal çatısı ve tepe figürleri eklendi.

Evet kapı, sarı-krem rengi yerel taş (tufo) ve mermer kullanılarak yapılmıştır. Renkli Sicilya çinisi (majolika) kaplı pramidal çatısı vardır. Yaklaşık 20 m yüksekliktedir. Alt katı geçit, üst katı loca katıdır.

Kent kapısı geleneği:

Ortaçağ’dan Rönesans’a uzanan Akdeniz kentlerinde kapılar sadece savunma değil iktidarın görsel bildirisi işlevini görürdü. Porta Nuova bunun Palermo’daki en yetkin örneğidir.

 

Alt bölüm:

Büyük araç ve yayaların geçişine izin veren geniş kemer açıklığı bulunur. Her iki yanında iri Atlant heykelleri (Telamones) yükselir, bu figürler yenik düşmanları simgeler. V Karl’ın Tunus zaferinin alegorisidir.

Atlant Heykelleri: Kapının en çarpıcı unsurlarından biri olan bu kaba yüzlü, iri devasa figürler, Hıristiyan Avrupa’nın İslam dünyasına karşı zaferini temsil eder. Dönemin propaganda sanatının somutlaşmış halidir.

 

Üst bölüm-Loca:

Zarif sütunlu açık loca (loggia) bölümüdür. Ortada kartal figürü yani Habsburg hanedanının arması bulunur. Köşelerde dekoratif obeliskler görülür. Renkli çini kaplı piramidal külah, yapıla egzotik ve görkemli bir silüet kazandırır.

Majolika çatı: Sicilya’ya özgü, renkli sırlı çini geleneğinin mimari ölçekte uygulandığı ender örneklerden biridir.

Palermo Pora Nuova

Günümüz:

Yapı orijinal işlevini yitirmiş olsa da ayakta ve iyi korunmuş haldedir. Üst loca bölümü zaman zaman sergi ve kültürel etkinliklere ev sahipliği yapar. Palermo’nun en çok fotoğraflanan simgelerinden biri olup şehri ziyaret edenlerin ilk durağı olmaya devam etmektedir.

 

Sicilya Palermo

ŞEHİR MERKEZİNDE GEZİLECEK DİĞER YERLER

 

Sicilya Palermo

 

Vucciria ve Capo geleneksel Pazarları

Buralarda: sebze, et ve balık satılır. İtalyan ressam Renato Gutluso tarafından yapılan bir resimde görüldüğü üzere, satıcılar aradan yıllar geçmesine rağmen, halen, günümüzde de: bağırarak sağa-sola hamle yaparlar, insanların ve malların kokusu ve görüntüsü, Sicilya adasını ziyaret edenlerin unutamayacağı renkliliktedir. Evet, şehrin en büyük ve en kalabalık pazarı, Ortaçağ’dan kalan bu bölgede, hale, Kuzey Afrika Arap etkisinin yoğun olarak yaşandığı bir yer olarak dikkat çekiyor.

Museo Archeologıco Regionale

Burası: Via Roma caddesi üzerindedir. Müze binası eski bir manastırdır ve güzelliğiyle ilgi çeker.
Müzede: Sicilya’nın çeşitli yerlerinden gelen ve farklı dönemlere ait birçok eser sergilenmektedir. Özellikle: Sicilya’nın en önem kazanan heykelleri, seramikleri, cam eşyaları, bronzlar, mücevherler ve silahlar sergilenmektedir.

Sicilya Palermo

Oratorio Del Rosario Di Santa Cita

Bu şapel: 1517 yılındaki İnebahtı Deniz Savaşında, görüldüğü iddia edilen “Rosary Bakiresi” ne ithaf edilmiş ve 16’ncı yüzyılda yapılmıştır. Şapel içinde, Giacomo Serpotta isimli sanatçının 1688 yılı sonrasına ait alçı bezemeleri ilgi çekmektedir.
Arka duvara: sıva panele, İnebahtı deniz savaşı tasvir edilmiştir. Diğer kabartmalarda ise, Ahitten sahneler gösterilir.

La Kalsa

Burası şehrin Arap dönemindeki Emirin evinin bulunduğu yerdir. Yani, İslam döneminde inşa edilmiş bir mahalledir ve emir ile onun yöneticileri burada oturmuşlardır.
Ancak: II. Dünya Savaşındaki bombalamalar sırasında, tamamen harap olan bu mahalle, şehrin en fakir bölgelerinden biri haline gelmiştir. Evet burası şehrin “Mağribi” semtidir. 10’ncu yüzyılda düzenlenen bölgenin “Kalsa” olan ismi, Arapçadan türetilmiştir. Günümüzde de, burayı ziyaret ederseniz Arap-Norman tarzı binaları görebilirsiniz.

Sicilya Palermo

Monreale Katedrali

Katedral, şehir merkezinin dışında, Conca d’Oro dağları, Palermo dağları ve Tiren denizi arasındaki düzlüktedir. Şehir merkezine uzaklığı, yaklaşık 20 dakikadır. Burayı mutlaka ziyaret etmenizi öneririm, çünkü bu yapı UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası” listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Katedral: 1174 yılında, Sicilya Kralı William II tarafından yaratılmıştır. Yapının içi ve nef bölümü, inanılmaz güzel mozaiklerle doludur. Bu mozaiklerin toplam alanı: Venedik-San Marco kilisesindekilerden daha büyüktür. Evet, burada ince oyma ve mozaik desenli sütunlar bayağı çoktur.

Bu sütunların başlıklarında: İncil’den ve klasik bazı masallardan sahneler oyulmuş olarak görülür.
Ayrıca: yine yapıda, Normandiya ve İngiltere dehlizleri var ki, bu dehlizlerde Mağribi ve İspanyol etkileri görülüyor.
Burayı ziyaret ederseniz, mutlaka kuleye tırmanmalısınız. Kuleye tırmanırken, yapının dehlizlerinin manzarasını izleyebilirsiniz. Yapının içinde, ana sunak bölümünde ise, 7 metre yüksekliğinde, 13 metre boyutundaki “İsa” mozaiğini görebilirsiniz. Ayrıca: dört tarafı mermer sütunlarla çevrili, Arapça yazılı çeşmeyi de görmelisiniz. Sütunlar üzerindeki mermer oymalar muhteşemdir.

Sicilya Palermo

Cattacombe dei Cappuccini

Burası bir tür mezarlıktır. Cappucicini mezarlığının sağ yanında yer almaktadır. Burada ana kilise var ve mezarlar, ana kiliseye bitişiktir, merdivenlerden inilerek girilir. Ayrıca: her zaman açık değil, özellikle Pazar günü sabahları açık.
Burada: tamamen giyinmiş, mumyalanmış organlar ve iskeletler var. Birinci bölüm: en eski ve keşişlere ait bölümdür. Ayrıca: erkek ve kadın bölümleri ayrılmıştır. Bunlar: üstten alta dizilmiş, yer altı koridorlarında ziyaretçilere gösteriliyorlar. Tamamen giyinmiş şekilde, duvarlara asılı olarak sergilenen bu cesetlerin bazılarında, sakal ve değişik yüz ifadeleri görülmektedir. Ayrıca: bu ürkütücü durumu görmek için, 3 Euro gibi bir ücret de ödemeniz gerekiyor. Bu organları ve iskeletleri kurutma işlemi, uzun yıllardır yapılmasına rağmen, işin sırrı, yani mumyalamanın sırrı uzun süre çözülememiş ve ancak 2010 yılında, olayın içyüzü ortaya çıkmıştır.

Evet, burada 8000 mumyalanmış ceset bulunduğu söyleniyor. Bunların vücutları gayet iyi korunarak günümüze kadar ulaşmıştır. Son olarak, 1920 yılında, bir kız çocuğu buraya gömülen son kişidir. Aslında, önceleri buraya yalnızca rahipler gömülüyormuş. Ancak, 1881 yılından sonra, doktorlar, avukatlar, şehrin elit insanları da defnedilmeye başlanmıştır. Buraya giderseniz, çocuklarınızın buraya girmesine sakın izin vermeyin, ürkütücüdür.

 

 

Sicilya Palermo

Orto Botanico

Burası: Via Abramo Lincoln caddesi üzerindedir ve 1786 yılında kurulan park; yaklaşık 10 hektarlık bir alana yapılmıştır. Park içinde, dünyanın birçok yerinden getirilmiş, çeşitli bitkiler, ağaçlar bulunur. Ayrıca: yine park içinde de çeşitli tarihi yapılar görülüyor.

Villa Giulia

Botanik parkın hemen yanındadır. 1788 yılında kurulmuş, sonra yeniden düzenlenmiştir.

ŞEHİR DIŞINDA-YAKINLARINDA GEZİLECEK YERLER

CORLEONA KASABASI

Kasaba, Palermo şehir merkezine, 62 km. uzaklıktadır. Yolculuk süresi, yaklaşık 1 saat sürmektedir.
Evet, buranın ismi geçince, akla ilk gelen “Mafya” dır. Çünkü: bir çok Mafya patronu, burada doğmuştur. Kasaba, il merkezi olan Palermo şehrine 57 km. uzaklıktadır. Kasabanın en yüksek bölümünde bir kale görülür. Alt bölümlerinde ise, günümüzde manastır olarak kullanılan ve bir zamanlar hapishane olan alt kale bulunur.
Burayı ziyaret ederseniz görmenizi önereceğim yerler şunlardır:

Chiesa Madre

Burası: 14’ncü yüzyıl yapımı bir kilisedir ve 4’ncü yüzyılda yaşamış bir azize adanmıştır. Ancak, günümüzde görülen kilise, zaman içinde gördüğü restorasyonlar nedeniyle, orijinal yapısından tamamen uzaklaşmıştır.

Santa Rosalia Kilisesi

17’nci yüzyıl yapımı olan bu kilise, daha çok dini tabloları ve freskleriyle ilgi çeker.

Santuario della Madonna del Rosario di Tagliavia

19’ncu yüzyıl yapımı olan bu dini yapı; günümüzde çok sayıda Hıristiyan hacıyı buraya çekmektedir.

MONTREALE KASABASI

Palermo şehrini ziyaret edenlerin, mutlaka gidip gördükleri bir yer olarak önem kazanmaktadır. Şehir merkezinden, yaklaşık 49 km. uzaklıktadır.
Evet burası Caputo dağı eteklerinde, portakal, liman ve meyve bahçeleriyle dolu, küçük bir kasabadır. Kasabanın merkezinde, katedral civarında, çok sayıda tarihi bina bulunur. Ama en büyük ve ilgi çeken yeri: katedraldir.

Montreale Katedrali

Kasabanın merkezindeki bu dini yapı: Arap-Norman-Bizans sanatının karışımı ve dünya çapında ün kazanan bir yapıdır. Katedralin yapımına, Norman kral William II zamanında, 1172 yılında başlanmış ve 1183 yılında bitirilmiştir. Yapının, dışı gibi içi de Sicilyalı ve Bizanslı sanatçılar tarafından yapılan muhteşem güzellikte mozaiklerle süslüdür.

Özellikle: eski ve yeni Ahitten bazı sahnelerin betimlendiği, altın işlemeli ve büyük renkli mozaikler göz alıcıdır. Katedralin: dini ve Norman simgeleriyle süslü ana kapısı ise, yine muhteşem güzelliktedir. Bu bronz kapının bulunduğu meydandaki binaların yanından, ara yola girdiğinizde ise, muhteşem bir teras ile karşılaşacaksınız. Bu terastan: Palermo şehrinin ve Akdeniz’in güzel bir manzarasını izleyebilirsiniz.
Revaklı avlu ise: 228 mermer kolondan oluşan, muhteşem güzel bir görüntüye sahiptir.

Sicilya Palermo

 

CEFALU KASABASI

Burası: Palermo-Messina karayolu üzerinde, Ortaçağ döneminin izlerini taşıyan bir kasabadır. Palermo şehir merkezine, yaklaşık 40 dakika uzaklıktadır.

Kasaba: La Rocca Tepesi eteklerinde, yükselen kayalık granit bir kütle ile, doğal bir koy arasında kurulmuştur.

Kasabanın en ünlü caddesi “Via Corso Ruggero” caddesidir ve trafiğe kapalı olan bu cadde üzerinde, her iki yanda, mağazaya dönüştürülmüş eski küçük evler ve kiliseler bulunmaktadır. Cadde üzerinde ilerlediğinizde: Piazza Düomu meydanına varırsınız ve burada: çok sayıda saray, tarihi bina ve kafe bulunmaktadır. Bu tarihi saraylardan biri, günümüzde Belediye binası olarak kullanılmaktadır.

Sicilya Palermo

Meydanın en muhteşem yapısı ise “Cefalu Katedrali” dir. Görkemli yapı: adanın en güzel Norman katedrallerinden birisidir ve 12’nci yüzyıl yapımıdır. Katedralin içi: Arap ve Bizans ustaların eserleri olan muhteşem güzel mozaiklerle süslüdür.
Katedralin tam karşısındaki sokakta “Mandralisca Müzesi” bulunuyor. Müze:19’ncu yüzyılda, Mandralisca kontu tarafından yaptırılmıştır. Müzede: özellikle “Antonello da Messina” tarafından yapılan “Bilinmeyen Adam” portresini mutlaka görmenizi öneririm.

Corso Ruggero caddesinin sonunda “Piazza Crispi” meydanı bulunur. Bu meydandan aşağıya doğru yürüdüğünüzde ise “Porta Marina” yani “Liman” karşınıza çıkar.
Evet, bu kasabaya yolunuz düşer de giderseniz, özellikle gitmenizi önereceğim bir cadde daha var. “Via Vittorio Emanuele” caddesi: cadde, önce liman boyunca sıralanan eski evlerin arkasından ilerler. Sonra ikiye ayrılır. Bir tarafı sahile, diğer tarafı karaya, yukarıya doğru gider ve Garibaldi meydanına ulaşır. Bu cadde üzerinde, merdivenle inilen, Ortaçağda yapılmış ve halen kullanılır durumdaki “Çamaşırhane” yi mutlaka görün.

Sicilya Güneybatı bölümü

Sicilya Güneybatı bölümü

Sicilya adasının güneybatı bölümünde: tarihi ve turistik özellikler taşıyan şehir ve kasabalar hakkındaki ayrıntılı bilgileri, bu bölümde bulabilirsiniz. Bu bölümde: sizlere anlatacağım şehir ve kasabalar ise şunlardır:

a. Agrigento
b. Sciacca
c. Piazza Armerina
d. Enna

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento

AGRİGENTO

Şehir: iki yanında nehir ile deniz manzaralı bir plato üzerinde yerleşmiştir. Şehir ile Palermo arasındaki uzaklık 140 km. ve Catania arasındaki uzaklık ise, 200 km. dir. Palermo ve Catania şehirlerinden buraya ulaşmayı düşünürseniz, tren kullanabilirsiniz.

Agrigento şehrinde tren istasyonu, şehir merkezinde “Piazza Marconi” meydanındadır. Buradan, tarihi merkeze kısa bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz.

Agrigento şehrinde bir şeyler yemek isterseniz: uygun birkaç restoran bulunuyor. Bu restoranlarda: makarna ve balık yemekleri bulabilirsiniz.

Evet: burası, antik dönemde, Akdeniz bölgesinde dünyanın en büyük şehirlerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Bu özelliği nedeniyle, turistleri çeker ve UNESCO tarafından korumaya alınmıştır.

Buradaki ilk yerleşimciler

MÖ.580 yıllarında buraya gelen, Yunan kolonistlerdir ve bunlar “Gela” olarak bilinirler ve ilk kurulan şehrin ismi “Akragas” tır.

Akragas şehri: kolonistler döneminde hızla büyümüş ve zenginleşmiştir. Birinci Pön savaşı sırasında: Romalılar şehri kuşatırlar ve MÖ.262 yılında, şehri ele geçirirler. İkinci Pön savaşında ise, Romalılar ve Kartacalılar, şehri ele geçirmek için büyük mücadele verirler.

Sonuçta, Romalılar şehri ele geçirirler. Roma imparatorluğunun çöküşünün ardından ise, bölge, Bizans imparatorluğuna geçer. Bu dönemde şehir sakinleri, büyük ölçüde kentin alt kısımlarını terk ederek, akropol tepesinin üstüne yerleşirler.

Çünkü: Arapların baskıları, kıyı bölgelerinde iyice hissedilmeye başlanmıştır. Takip eden dönemde, bölgede Arap egemenliği görülür ve şehrin ismi “Girgenti” olarak değiştirilir. Bu isim: 1927 yılına kadar devam eder ve aynı yıl, şehrin isminin Latince olmasına karar verilerek, Arap döneminde verilen isim değiştirilir.

Evet

Şehir zengin arkeolojik özellikleri nedeniyle, ada ziyaretçileri tarafından ilgi görmektedir. Özellikle: antik Akragas kenti: büyük bir alanda yayılmıştır ve hala kazılmamış birçok bölgesi bulunmaktadır. “Vale dei Templi” denilen “Tapınaklar Vadisi” büyük ilgi çekmektedir.

Çünkü: bu vadide, 7 tane anıtsal Yunan tapınağı bulunmaktadır. Burası: Yunan toprakları dışında, en iyi korunmuş antik dönem Yunan yapılarını barındırmaktadır. Zaten bunlar UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası” listesine dahil edilerek koruma altına alınmışlardır.

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento

GEZİLECEK YERLER

Luigi Pirandello’nun Doğduğu Ev

Agrigento şehrinde, antik kalıntılar haricinde, gezilebilecek bir yer olarak burası bulunuyor. İlginizi çekerse gidip görebilirsiniz.

Bu şahıs: Nobel Ödüllü Sicilyalı bir romancı, kısa öykü yazarı ve oyun yazarıdır. Kendisinin doğduğu bu ev, şehir merkezine 4 km. uzaklıktadır. Yapı: 18’nci yüzyıl yapımıdır. Yapının odalarında: ünlü yazarın fotoğrafları, yorum ve eserlerinin imzalı örnekleri ve oyunlarının posterleri bulunmaktadır. Ayrıca, geçici sergiler düzenlenmektedir.

Evet, yazarın vasiyeti üzerine, öldükten sonra cesedi yakılmış ve külleri: bir taş içine yerleştirilerek, evin arka bölümünde, sağ yandaki yolun sonunda, bir anıt içine yerleştirilmiştir.
Müzeye giriş ücretlidir, ücret 4 Euro’dur.

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento Antik Akragas Kenti Kalıntıları

Antik Akragas Kenti kalıntıları-Arkeolojik Park

Buraya giriş ücretlidir, arkeolojik park ve müze ziyareti için kombine bilet alabilirsiniz, ücreti 10 Euro’dur.

Antik şehrin kalıntıları arasında, Helenistik ve Roma dönemi birçok kalıntı bulunmaktadır. Bu kalıntıların bir bölümünden: Demeter Tapınağı yakınlarındaki kutsal mağaranın yanında “San Biagio kilisesi” inşa edilmiştir.

Biraz önce de belirttiğim gibi, bu büyük şehir kalıntısında, kazı çalışmaları hala sürdürülmektedir. Bugüne kadar Nekropol ve taş ocakları bölümleri ortaya çıkarılmıştır.

Günümüzde burada görülenler: birkaç bina kalıntısı, 14’ncü yüzyıl katedrali, 13’ncü yüzyıl Santa Maria dei Greci kilisesi bulunur. Ayrıca: bir de arkeoloji müzesi vardır.

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento Vale dei Temple

Vale dei Temple-Agrigento Tapınakları

Modern şehir merkezinin güneyinde, Agrigentumlu şehrini savunmak için, sırt boyunca ve akarsu boyunca kalker tüf sur duvarları yapılmıştır. Bunların içinde ise, MÖ.5’nci yüzyılda yapıldığı düşünülen Dor tarzı tapınaklar bulunur.

Evet, şehir merkezinden aşağıdaki vadiye doğru yürürseniz, büyük bir tapınak bulunan bu bölgeye ulaşırsınız. Buradaki tapınak büyük ve iyi durumdadır. Burası, birkaç yıl önce UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Burada: 7 tane tapınak bulunuyor. Bunlar: Yunan toprakları dışında, antik Yunan dönemine ait en iyi korunarak günümüze ulaşmış Yunan mimari eserleridir.

Tapınaklar: Hera, Concordia, Herakles, Zeus, Castor, Pollux tapınaklarıdır. Bunlar: MÖ.510-430 yılları arasında inşa edilmişlerdir.

Bunlardan en iyi korunarak günümüze ulaşanlar ise

Juno Lacinia ve Concordia’dır. Concordia tapınağı, MÖ.597 yıllarında, erken Hıristiyanlık döneminde, kilise olarak kullanılmıştır. Çünkü: tapınağın bulunduğu alandaki kayalıklarda, erken Hıristiyanlar zamanında kullanılan konutlar ve mezarlar bulunmuştur.

Bölgedeki diğer tapınaklar: depremler sonucunda devrilerek hasar görmüşlerdir. MÖ.480 yılında, Himera savaşının ardından, Zeus adına yapılan “Temple of Olympian” tapınağı nispeten daha sağlamdır.

Bu tapınak, günümüze kadar inşa edilen en büyük Dor tapınağı olarak bilinir. Ancak tamamlanamamıştır, çünkü MÖ.406 yılındaki Kartaca işgalinin ardından, bölge terk edilmiştir.

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento
Gelelim tapınaklar hakkında, birkaç kelime ile bilgi vermeye
Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento Regionale Museum
Regionale Museum

Müzenin girişinde bir kilise var. Daha sonra toplantı salonu ve müzenin birinci kısmına geçiliyor. Birinci kısımda: özellikle aslan başlı başta olmak üzere güzel bir vazo serisi bulunuyor.

Alt katta ise, sikke koleksiyonu görülüyor. Daha sonraki dev odada ise, ağlayan anne figürü görülen bir çocuk mezarı var. Ayrıca: Roma mozaikleri de bulunuyor. Giriş ücretlidir, 6 Euro.

Heracles Tapınağı
Heracles Tapınağı-TEMPLE OF HERACLES

Valle dei Templi (Tapınaklar Vadisi) arkeolojik alanı içindedir.

Yapı stili Arkaik Dor düzenindedir. Tapınağın ne zaman inşa edildiği kesin olarak bilinmemekle birlikte, genellikle 6’ncı yüzyıl sonları olarak kabul edilir. Tapınağın Herakles’e adanmış olarak anılması, modern dönemin bir tespiti olup, bu atama başta Roma dönem yazarlarından Cicero’nun In Verrem adlı eserindeki ifadeye dayanır. Tapınağın agora yakınında ve içinde ünlü Herakles heykeli olduğu söylenir.

Sütun düzenine gelince:

Ön cephesinde 6 sütun, uzun kenarında 15 sütun olacak şekilde planlandığı düşünülür. Günümüzde ayakta kalan sütun sayısı 8 dir. Bazı sütunlar 1924 yılında yeniden monte edilmiştir. Özellikle akşam saatlerindeki karanlıkta ışıklandırılan sütunlar güzel bir görüntü oluşturmaktadır.

Temel yapısı, üç basamaklı bir crepidoma üzerinde kuruludur. Tapınağın çatı sistemi, yağmur suyu yönlendirmesi için aslan başı figürlü oluklar ile süslenmiştir. Yapıdaki bazı mimari yenilikler, cella içinde çatıya çıkan basamakların oyulması, köşe sütunların daraltılması gibi detaylar, tapınağın mimari açıdan özgün yönlerini gösterir. Tapınağın bazı dönemlerde bir yangın geçirdiğine dair izler bulunmaktadır. Roma dönemi müdahaleleri, tapınağa üç küçük oda eklenmiş ve bunlardan birinde Asklepion heykeli barınmış olabilir.

Bu tapınak, kutsal alandaki en eski tapınak olarak dikkat çeker. Otopark alanından sonraki ilk tapınaktır.

Hera Lacinia Tapınağı

Tapınağın: MÖ.450 yıllarında, Lacinius tarafından yaptırıldığı söylenmektedir. Tapınak: geleneksel evlilik ve doğumların koruyucusu “Hera” isimli tanrıçaya ithaf edilmiştir.
Tapınak: uçurumun tepesinde, kutsal bölgenin doğu ucundadır. Yapının 13 yan sütunu: 38 ile 17 metre arasındadır. Sütunlar: 1900’lü yıllarda yeniden inşa edilmiştir.
Tapınağın sunağı: doğudadır ve iyi durumda olarak günümüze ulaşmıştır. Tapınak: MÖ.406 yılında, Carthaginians tarafından yakılmıştır.

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento Agrigentumlu Olympieion
Agrigentumlu Olympieion-Tempio di Zeus Olimpio

Bu tapınak, günümüze kadar inşa edilen en büyük “Dor” stili tapınak olması nedeniyle önem taşımaktadır, ancak asla tamamlanamamıştır. Olympieion: Kartacalı, binlerce esir tarafından, MÖ.480 yılında dikilmiştir. Yapının genişliği 56.30 metre, uzunluğu ise, 113.50 metredir. Zeus onuruna dikilen tapınağın: Himera savaşında, Kartacalılara karşı kazanılan zaferin anısına dikildiği düşünülür. Evet yapıldığı dönemde, dünyanın en büyük Yunan tapınağı olarak önem kazanmaktadır.
Dev erkek Atlantes heykeli:

8 metre yüksekliğindedir ve tapınağın ortasında yatan bu heykellerden birini görebilirsiniz.

Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento Concord Temple
Sicilya Güneybatı bölümü Agrigento Concord Temple
Concord Temple

Bu tapınak: MÖ.430 yılında inşa edilmiştir. Yunan mimarisinin en iyi korunarak günümüze ulaşmış yapılarından birisidir. Mükemmel bir denge ve uyum ile klasik tarzı göstermektedir. Yapının 13 tane sütunu bulunur. Bunların boyutları: 39.42 metre ile, 16.92 metre arasında değişir. Tapınak: MS. 597 yılında kiliseye çevrilmiştir ve bu nedenle birkaç değişikliğe uğramıştır. Ama, kilise olarak kullanılması nedeniyle, sağlam kalarak yani korunarak günümüze ulaşmıştır. Tepede bulunan tapınaktan, aşağıdaki vadinin güzel bir görüntüsü izlenebiliyor.

Sicilya Güneybatı bölümü Sciacca

SCİACCA

Burası: Agrigento şehrinin güneybatısındadır ve Akdeniz’in muhteşem güzel manzarasıyla dikkat çekmektedir. Bunun dışında: Sciacca denilince “karnaval”, “balıkçılık” ve “kaplıcalar” akla gelir.

Şehrin nüfusu, 40.000 kişidir. Agrigento ve Selinunte gibi yerlerdeki antik Yunan tapınaklarını ziyaret ederken, burası güzel bir mola yeri olarak önem kazanmaktadır.

Burası tam bir balıkçılık limanıdır. Liman oldukça geniş ve fonksiyoneldir ve 500 civarında tekne, buraya yanaşır. Liman bölgesinde bulunan deniz ürünleri, tazelikleri ve çeşitlilikleriyle dikkat çeker.

Şehir merkezinden biraz söz etmek istiyorum. Şehir merkezinde: panaromik Akdeniz manzarası seyredebileceğiniz başlıca yer “Piazza Scandaliato” meydanıdır. Bu meydanın bir tarafı balıkçı limanıdır ve aşağıda deniz manzarası görülür. Meydandaki yüksek destekli banklara oturup, hem manzarayı izlemek, hem de gelip geçenleri seyretmek mümkündür. Bu meydanda, bir de “Turizm Ofisi” bulunuyor. Şehir gezinize başlamadan önce, bu ofisten, şehir haritası ve çeşitli broşürler alabilirsiniz.

Evet: şehir merkezinde

Tepenin üzerinde, belirgin bir yüksek noktada “St Michael” isimli, şehrin azizine adanmış büyük bir kilise bulunuyor. Burada yokuş aşağı bulunan ve 14’ncü yüzyıl yapımı “Sciacca kalesi-Castello Luna”: özellikle yaz aylarında çeşitli etkinliklerde, konserlerde kullanılır. Yine yokuş aşağıya inerken, 14’ncü yüzyıl yapımı Norman şapeli “Chiesa di San Nicolo” görülür.
Kasabanın katedrali ise Vittorio Emanuele isimli kapalı bir meydandadır. Katedralin zarif bir 17’nci yüzyıl yapımı cephesi ilgi çekmektedir. Yine burada şehrin en ilginç yapılarından olan ve çivili duvarlarıyla ilgi çeken “Palazzo Steripinto” bulunmaktadır.
Kasabanın güzel eski t aş geçitleri, büyük ölçüde bozulmadan günümüze kadar gelebilmiştir.

Başlangıç için son bir not: Sciacca şehri: ülkemizdeki: Kırşehir ve Bursa-Mustafakemalpaşa ile kardeş şehirdir.

Kasaba: MÖ.5’nci yüzyılda “Thermae” tarafından kurulmuştur. Takip eden dönemde, çevredeki insanlar, termal spa için buraya gelirler. Çünkü: şehrin arkasındaki “San Calogera” dağından kükürtlü-termal sular çıkmaktadır. Romalılar döneminde de buranın termal su kullanımına yönelik özellikleri devam eder. Ünlü coğrafyacı gezgin yazar Strabon: buranın termal sularından söz etmektedir. Romalılar şehre “Thermae Selinuntinas” ismini verirler.
840 yılında, şehir Araplar tarafından ele geçirilir ve ismi “Ash-Shaqquh” olarak değiştirilir ve ekonomik büyüme başlar.

Romalılar tarafından inşa edilen liman restore edilir.

Sicilya’nın tahılları, Kuzey Afrika’ya buradan ihraç edilir.
1101 yılına gelindiğinde, şehre Kont Roger I hakim olur. Bu dönemde, şehirdeki camiler kiliseye dönüştürülür ve yeni kiliseler yapılır. Bu dönem: şehirdeki Norman Perollo ve Katalan Lunas aileleri arasındaki kanlı çatışmalar ile sonuçlanır.
1268 yılına gelindiğinde yörenin Sicilya Kralı Vespers tarafından kuşatılarak teslim alındığı görülür. Sonraki yüzyıllarda ise, şehir, Normanlar tarafından ele geçirilir ve yönetilir. 1647 yılında, şehir halkı, İspanyol işgalcilere karşı yaptıkları direnişle gündeme gelirler.

Sicilya Güneybatı bölümü Sciacca

Evet: burayı ziyaret ederseniz, yazının en başında söz ettiğim gibi, balık başta olmak üzere, deniz ürünlerini tatmalısınız. Balık burada uzmanlık alanıdır. Günlük avlanan balıklar, balıkçı limanı karşısındaki “La Lampara” denilen yere getirilir ve herhangi bir dondurma işlemine tabi tutulmadan doğruca müşterilere servis edilirler. Burada bir restorana giderek: önce “yeşillikler arasında karides” sonra “fileto di spatula, lezzetli ve ince yerel beyaz balık sote” yemenizi öneririm. Bunların yanında, birçok meze türü de bulunuyor. Meze türleri arasında dikkat çekenler: risotto, zeytin, minik domatesler, limonlu sosla hazırlanan istiridye, spagetti olabilir. Peki, hangi restoran derseniz: “Hostaria del Vicolo” olabilir. Deniz manzaralı ve daha rahat bir akşam yemeği için ise “Piazza di Scandaliato” bölgesindeki “Miramare” düşünülebilir.

Alışveriş derseniz

Buranın seramikleri çok meşhurdur. Şehirdeki, seramik atölyelerinde: seramik üretimini görebilir ve beğendiklerinizi satın alabilirsiniz. Özellikle: sarı, yeşil ve mavi renklerdeki vazolar, tabaklar, bardak ve şamdanlar ilgi çekmektedir. Corso Vittorio Emanuelle bölgesinde seramik ürünlerinin satıldığı yerleri görebilirsiniz.

Sicilya Güneybatı bölümü Sciacca Karnaval

Festivaller ve Karnaval

Giriş için son bir not: yazının en başında söz ettiğim gibi, buranın “festivali” meşhurdur. Her yıl “2 ŞUBAT” ve “15 AĞUSTOS” tarihlerinde: yılda iki kez “Madonna” günü kutlamaları yapılır. Bu kutlamalar, Sicilya’nın en iyi karnavalı olarak seçilmiştir. “Mardi Gras” geçidi tam bir karnaval havasında gerçekleştirilir ve Sciaca insanları, bu geçitlerde, müzik ve dans ederek seyredenlere keyifli anlar ve görsel güzellik yaşatırlar. Bu karnaval geçitlerinde, Madonna’nın ağır bir heykeli de taşınır. Karnavalın esas yapılma amacı “veba” dan kurtulmanın anısınadır.
Evet, 1626 yılından bu yana süregelen bu karnavalın tarihine denk gelmenizi umarım. Karnaval zamanı, yüzlerce turist, şehrin sokaklarında dolaşır ve büyük ve değişik figürlerin oluşturduğu renkli alaya tanıklık ederler.

Sicilya Güneybatı bölümü Sciacca

GEZİLECEK YERLER

Sicilya Güneybatı bölümü Sciacca Maria Katedrali
Maria Katedrali

12’nci yüzyılda yapılan yapı, 1685 yılında yenilenmiştir.

San Michele Kilisesi

13’ncü yüzyılın ilk yarısında yapılan kilise, 17’nci yüzyılda yenilenmiştir.

Sicilya Güneybatı bölümü Sciacca Terme Di Sciacca
Terme Di Sciacca

Burası, şehrin termal hamamıdır ve burada geniş bir ürün yelpazesi bulunmaktadır ve bu yüzden İtalyan kamu sağlık sisteminin bir parçası olarak kullanılmaktadır.
Giriş ücretlidir ve ücret 23 Euro’dur. Burada: vasküler sinüs rahatsızlıkları ve diğer birçok rahatsızlık için tedavi edici özellikleri bulunduğu, kükürtlü termal sular bulunuyor. Ancak: kükürdün çürük yumurta kokusu, çoğu ziyaretçiyi rahatsız ediyor, buna tahammül edebilecekseniz girmenizi öneririm ki, giriş ücreti de yüksektir. Öte yandan: buraya gitmenin anlamı bu termal kaplıcalardır, yani kaplıcaları kullanmayacaksanız, buraya gitmenize gerek kalmıyor.
Kaplıca deyince, şehrin bir özelliği daha var. Şehrin üst bölümündeki kayalık bölgede: çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan buharlı “Grottoes, Mount Kronio” gibi mağaralar bulunduğu söyleniyor.

Stabilimento Termale dele Terme Via

Bu kaplıca merkezi de şehir merkezine yakındır.

Piscine Molinelli

Bu kaplıca bölgesi, şehir merkezi dışındadır. Burada: bir termal yüzme havuzu bulunmaktadır.

Monte San Calogero-Stufe di San Calogero

Burası: yukarıda kısaca sözünü ettiğim buhar mağaralarıdır. Mağaralar: tepenin yamaçlarında doğal mağaralardır. Bu mağaralardaki buhar, tedavi amaçla olarak kullanılmaktadır.

Castello Incantato-Tılsımlı Kale

Buraya ulaşmak için, kasabanın doğusundaki yerel otobüsleri kullanabilirsiniz.
Şehir çevresindeki bu ilginç turistik yer, çeşitli sanat eserleriyle dolu bir bahçedir. Bahçenin yaratıcısı Filippo Bentivegna (1888-1967) dır. Bu kişi: 20’nci yüzyılın başlarında Amerika’ya göç eder ve yaşadığı çeşitli aksilik ve aksaklıklardan sonra Sicilya’ya geri dönerek, Sciacca dışında bu bahçede, tuhaf heykel kafaları ve bir şekilde düşmanı temsil ettiği düşünülen rakamlar ile kendi dünyasını yaratır. Bahçe halkın ziyaretine açıktır, ancak giriş ücretlidir. Burayı ziyaret ederseniz: ilginç ve tuhaf heykel başları ve ev içinde bulunan resimleri görebilirsiniz.

Sicilya Güneybatı bölümü Piazza Armerina

PİAZZA ARMERİNA

Şehir: Sicilya adasında, Enna özerk bölgesindedir. Deniz seviyesinden, 721 metre yüksekliktedir. Sicilya adasının en çok uğranılan turistik yerlerinden birisidir. Ama çoğu insan, buraya şehri değil, ünlü “Villa Romana del Casale” mozaiklerini görmeye gelirler.

Şehir: tarihi süreç içinde, çok önceki dönemlerde iskan edilmiştir. Özellikle: Roma döneminde, Roma aristokrasisi burada yaşamıştır. Bu nedenle: burada yine aynı döneme ait muhteşem konutların bulunduğu tahmin edilmektedir ki, bunlardan günümüze kadar kalan “Villa Romana del Casale” dir.

Elbette sırf bu villa değil.

Şehirde, Ortaçağ döneminden kalma, önemli mimari yapılar bulunmaktadır ki, bunlar çok iyi korunarak günümüze kalmıştır. Bunun sonucunda, her yıl, şehre yaklaşık 600.000 turist gelmektedir.

Hatta: Ağustos ayının 12-13-14 günlerinde burayı ziyaret ederseniz, burada yapılan “Palio dei Normanni” yani “Şövalye mücadeleleri ve binicilik” gösterilerini/etkinliklerini izleyebilirsiniz. Bu etkinliklerde, 1060 yılında Normanların bölgeyi Araplardan ele geçirişi çeşitli gösterilerle canlandırılır.

Sicilya Güneybatı bölümü Piazza Armerina Duomo

Duomo-Katedral

Via Cavour tepesinde bulunan katedral: 15’ncı yüzyıldan kalan eski bir kilise üzerine, 17-18’nci yüzyıllarda yapılmıştır. Kubbe: 1768 yılında tamamlanmıştır. Yanının içi, çoğunlukla beyaz ve mavi renklidir.

Sicilya Güneybatı bölümü Piazza Armerina Villa Romana del Casele
Sicilya Güneybatı bölümü Piazza Armerina Villa Romana del Casele

Villa Romana del Casele

Şehir merkezinin yaklaşık 5 km. güneybatısındadır.

Hadrianus’un Tivoli’deki villasını çağrıştıran geniş bir kır villasıdır.

Yapının: MS.330-360 yılları arasında yapıldığı bilinmektedir.

Evet: burası, muhteşem güzel ve zengin Roma mozaikleri nedeniyle, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesine” dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Aslında, villa 4’ncü yüzyılda yapıldıktan sonra, 12’nci yüzyılda heyelan sonucu toprak altında kalır ve 19’ncu yüzyılda yeniden keşfedilir ve 20’nci yüzyılda gün ışığına çıkarılır.

Yapılan arkeolojik çalışmalara göre: villanın yalnızca ikametgah olarak kullanılmadığı, çeşitli amaçlara hizmet ettiği anlaşılmıştır.

Özellikle, bazı odaların resmi amaçlarının olduğu düşünülmektedir.

Sahibinin Kuzey Afrika ile ticaret yapan seçkin ve zengin bir tüccar olduğu düşünülüyor.

Hatta, bölgenin valisi olduğu da söyleniyor.

Son bir varsayım: buranın İmparator Maximian’ın bir emeklilik evi olduğu hakkındadır.

Ancak, villanın sahibinin Afrika ile bağlantılarının olduğu kesindir.

Bu durum: uzun koridordaki egzotik hayvan yakalama ve taşıma mozaik resminden anlaşılmaktadır.

Aslında toplamda yaklaşık 3000 metre karelik alan kaplayan zemin, çok sayıdaki mozaikleriyle ünlüdür. Bunlardaki tasvirler arasında at arabalarının, flamingoların ve güvercinlerin çektiği ve erkek çocukların taşıdığı komik bir araba yarışı da vardır.

Bu tarz, antikçağ sonlarına aittir ve bu dönemin sanatının mükemmel bir örneğidir. Böyle yer mozaikleri başka yerlerde de döşenmeye devam edecektir ki bunun 6’ncı yüzyıldan başka örneklerinden biri, Konstantinopolis’teki Büyük Saraydır.

Villanın girişinde, su boruları kalıntıları vardır.

Ayrıca: bu villanın altında, yapılan kazılarda MÖ.100-200 yıllarına tarihlenen bir köy kalıntısının bulunduğu da söyleniyor.

Bu saray, Hadrianus’un villasından daha sıkışık bir düzende yerleştirilmiş bir dizi pavyondan meydana gelir.

Muhteşem büyüklükteki villa: 4 ana bölümden ve 40 odadan oluşmaktadır.

Bunlar

a. Termal hamamlar
b. Bazilika yani kamu salonu
c. Oturma alanı, sahibinin özel odaları, yemek alanı, avlu
d. Misafir odaları

Villada bulunan mozaiklerin en büyük özellikleri: bikinili kızların mozaikleridir. Bunlarda: genç kadınların: bazı sporlar yaptıkları (disk atma, koşu, top oyunları gibi) görülür. Kızlardan birinin elinde “palmiye yaprakları” vardır.

Evet: burası, yaz döneminde günlük 2000 kişi tarafından ziyaret ediliyor, sabahın erken saatlerinde gitmenizi öneririm.

Villayı ziyaret ettiğinizde görebilecekleriniz şunlardır: özgün banyolar ve mozaikler. Ayrıca: orta avlu, taht odası ve spor salonu var. Mozaikler arasında ise, biraz önce söylediğim 10 bikinili kızların haricinde: muhteşem hayvan av sahneleri, ziyafet salonu sahneleri.

Sonuç olarak, inanılır gibi değil, mozaikler sanki bir halı gibi işlenmiş, bir zamanlar insanların bunların üzerine basarak yürüdüklerinde ne tür bir keyif aldıklarını belli, günümüzde Sicilyalılar mozaiklerin üzerini camlarla kapatmışlar, mozaiklerin yanında veya üstündeki platformlarda yürüyerek ilerliyorsunuz ve bu muhteşem güzellikleri izliyorsunuz. Sicilya adasına gidenler, sakın buraya gitmeyi ihmal etmeyin, mutlaka gidin görün, gözlerinize inanamayacağınız güzellikler sizi bekliyor. Hani: Hatay şehrindeki Mozaik Müzesindeki mozaikler de güzel ama inanın bunlar bir başka garip güzellikteler, bunları gördüğümdeki şaşkınlığımı unutamıyorum.

Sicilya Güneybatı bölümü Enna

ENNA

Enna şehri: deniz seviyesinden 931 metre yüksektedir. Coğrafi olarak, burası Sicilya adasının kalbidir. Şehir: bir kayalık üzerinde, Dittaino vadisine bakan bir plato üzerindedir.

Antik dönemlerde burada kurulan yerleşim yeri: sarp kayalıklarla kuşatılmış olduğundan, tamamen olmasa da ulaşılmaz bir konuma sahip olmuştur. Yani, devasa bir tepenin zirvesindedir. Dünyanın en önemli doğal kalesi olduğu bile söylenmektedir.

Şehrin tarihi geçmişi incelendiğinde: I. Pön savaşında, Kartacalılar ile Romalılar arasında sürekli el değiştirdiği görülür. II. Pön savaşı sırasında: MÖ.214 yılında, Enna şehri korkunç bir katliama sahne olur. Sicilya şehirleri, Kartacalıların saldırılarına karşı alarmda iken; Enna valisi, şehir halkını tiyatroda toplar. Bu sırada, Romalı askerler, şehir halkının ihanet etmesini önlemek için, ayırım yapmadan hepsini kılıçtan geçirirler. Evet, tarihsel Enna şehri: Araplardan bu yana, bir tarım merkezi olarak önem kazanmıştır. Zaten bölge insanı, günümüzde de, tahıl üretimi yapmaktadır.

İtalya’da en iyi makarnayı, Enna şehrinde yiyebilirsiniz.

Turizm: evet Enna şehrinin turistik özellikleri nedir derseniz: burada, çok sayıda tarihi bina görebilirsiniz. Ama en önemli örnek: “Castello di Lombardia” isimli kaledir. Kale: özgün mimarisiyle, şehrin ve çevrenin büyük bölümüne hakim yapısıyla etkileyicidir.

Sicilya Güneybatı bölümü Enna

GEZİLECEK YERLER

Sicilya Güneybatı bölümü Enna Duomo

Duomo-Katedral

Burası, 1307 yılında Frederick III karısı kraliçe Eleonora tarafından inşa edilmiştir. Sicilya dini mimarisinin en güzel örneklerinden birisidir. Ancak: 1446 yılındaki yangında zarar görür ve sonra yenilenir. Barok cephe, sarı tüf taşı ile örülmüştür. Alçı dekorasyon, 16 ve 17’nci yüzyıllardan kalmadır. Minber tabanında, önceki yapının kalıntıları görülmektedir.
Katedralin hazinesinde: değerli süs eşyaları, elmaslı bir altın taç, Bizans ikonları, antik sikkeler ve diğer bazı değerli objeler bulunur.

Sicilya Güneybatı bölümü Enna Museo Alessi

Museo Alessi-Arkeoloji Müzesi

Piazza Mazzini meydanında, Palazzo Varisano isimli bir binada bulunan ve 1862 yılında kurulan müzede: Bakır çağından, MS.6’ncı yüzyıla kadar olan döneme ait objeler sergilenmektedir. Giriş ücretlidir, ücret 2 Euro’dur.

Calascibetta

Burası, bir tepenin kenarında, kayalara sokulmuş bir amfi tiyatrodur. Şehir merkezinin birkaç kilometre kuzeyindedir. 1087 yılında tiyatro: Kont Roger tarafından güçlendirilmiştir ve günümüzde burada dolaşırsanız, Arap ve Ortaçağ etkilerini hissedebilirsiniz.

Sicilya Güneybatı bölümü Enna Torre di Federico

Torre di Federico

Enna şehrinde görmenizi önereceğim bir diğer yer, burasıdır. Şehirde bir zamanlar birçok kule olmasına rağmen, daha sonra bunların çoğu kaybolmuş ya da kiliselere çan kulesi yapılmıştır.
Burası: Frederick II zamanında yapılmış, 24 metre yüksekliğinde, sekizgen bir kuledir. Şehrin “Puglia” isimli parkında, Castel del Monte’nin parçası olarak bulunmaktadır. Kulenin avlusunda: ortaçağdan kalan bir merdiven bulunmaktadır.

Pergusa Gölü

Şehir merkezinin 9 km. güneyinde bulunan bu göl, Sicilya adasının tek doğal gölüdür. Gölün, şaşırtıcı mitolojik önemi vardır. Ancak, günümüzde göl çevresinde, yarış pisti bulunmaktadır. Şehir dışında, su kıyısında kumlu sahillerde dinlenmek isterseniz, buraya gidebilirsiniz.

Sicilya Güneybatı bölümü Enna Castello di Lombardia

Castello di Lombardia-Kale

Kalenin dik yolu, tırmanarak kaleye ulaşır. Kale: Enna şehrine bakan bir tepenin üzerindedir. Yani: Enna şehrinin kuzeydoğu ucunda ve Via Roma ile Enna caddelerinin sonundadır.
13’ncü yüzyıl başlarında, Frederick II tarafından inşa edilmiştir. Yapının: muhtemelen Arap ya da Bizans öncesindeki bir tahkimatın yıkıntıları üzerine inşa edildiği söylenir. Büyük kalenin ise, Roma döneminden kalan bir yapının kalıntıları üzerine inşa edildiği düşünülmektedir. 16 ve 17’nci yüzyıllarda, İspanyol işgali sırasında kalenin stratejik önemi azalır ve hapishane olarak kullanılır.
Kalenin 20 tane gözetleme kulesi bulunduğu bilinmesine rağmen, bunlardan yalnızca 6 tanesi günümüze gelmiştir. Bunlar arasında “Torre Pisana” en iyi korunmuş olanıdır.
Yaz aylarında kalenin iç avlusunda: Ortaçağ tiyatro oyunları sergilenmektedir.

Roma Anıtlar

Roma

Titus Kemeri: Roma şehrinde : Roma’nın ana tören caddesi olarak hizmet veren Via Sacra (Kutsal Yol) üzerinde, en yüksek noktası olan Summa Sacra Via’da, Roma Forumunun hemen güneydoğusundadır.

Bir general, büyük bir zafer kazandığında, Roma’da bir geçit töreni yapma hakkı kazanırdı. General, tüm ihtişamıyla ve askerleri eşliğinde kente girerdi. Tutsaklar zorla yürütülür ve ganimetler herkesin görmesi için sergilenirdi. Triumphus adı verilen bu zafer töreni anısına, çoğunlukla anıtsal bir kemer yapılırdı.

Kemerlerin ilki, MÖ 196’da yapılmıştı, ama günümüze ulaşmamıştır. Geriye kalanlardan ikisi özellikle ilgi çekicidir. Bunlar: Titus Takı ve Constantinus Kemeri.

Roma Titus Takı

TİTUS TAKI

Titus takı, taştan, tek bir müstakil anıtsal kemer olup, eğri kemer düz hatlı bir biçimin içine yerleştirilmiştir.

Kemerin ölçüleri: yüksekliği 15.4 metre, genişliği 13.5 metre ve derinliği 4.75 metredir. İç kemer yüksekliği 8.3 metre ve genişliği 5.36 metredir.

MS 81’den sonra İmparator Domitianus tarafından, ölen ağabeyi Titus’u onurlandırmak için yaptırılan kemer, MS 70 yılında Filistin’deki bir Yahudi isyanın Vespasianus ve oğlu Titus tarafından bastırılmasını anar.

Roma Titus Takı Çatı katı yazıtı

Çatı katı yazıtı

Günümüze ulaşan antik çatı katı yazıtı (yukarıda), anıtın Titus’a ithaf edildiğini belirtir. Titus’un tanrılaştırıldığı belirtildiğine göre, anıtın tamamlanmasının ancak Titus öldükten sonra yani MS 81 yılının Eylül ayından sonra gerçekleştiği varsayılır.

Çatı katındaki yazıt şöyledir: (Türkçesi)

Senato ve Roma halkı bunu tanrılaştırmış Vespasian’ın oğlu, tanrılaştırılmış Titus Vespasian Augustus’a ithaf ediyor.

Bu adanma, İmparator Domitianus’un kurnazca güç siyasetinin bir örneğidir. Babası ve kardeşinin sahip olduğu askeri zaferlerden pay almak için çok gençti. Belki de kendisi iktidara geçerken, onların sahip olduğu genel kamuoyunun olumlu görüşlerinden yararlanmak istemişti.

Roma Titus Takı Kubbenin ortası

Kubbenin ortasında

Burada Titus’un tanrılaştırılması kabartması da görülür.

Epotheosis tasvir edilmiştir. Titus, imparatorun ihtişamını sonsuza dek ölümsüzleştirerek tanrılar diyarına bir kartal üzerinde girerken görülür.

Bu imge, Dominus et Deus, yani Efendi ve tanrı unvanını alan Domitian’ın kamuoyundaki algısı açısından çok önemliydi.

Bir imparatoru böylesine ilahi bir şekilde tasvir etmek, yeni unvanının meşruiyetini daha da sağlamlaştırdı.

 

Bezemeler arasında öne çıkanlar:

Kemerli geçidin içinde: göz hizasının hemen üzerine yerleştirilmiş iki rölyef heykelli paneldir. Bu panellerin yüksekliği 2.04 metre ve uzunluğu 3.85 metredir.

Bu iki sahne, savaş yerine zaferden sonra Roma’da yapılan törenlerden iki anı gösterir.

İki sahnede de: figürler batıya, Roma dininin yüce merkezi Capitolium’daki Jüpiter Tapınağına doğru yürüyüştedir.

Roma Titus Takı Rölyef Paneli
1’nci rölyef panel:

Bir yandan bu geçidin önemli noktalarından birini, muzaffer generali dört atın çektiği arabasında, çevresinde mızraklı askerlerle görürüz.

Bu kurgusal eserde, Titus bir quadriga veya dört atlı savaş arabası sürerken tasvir edilmiştir. Ona, Roma halkının ve senatosunun kişileştirilmiş hali olan cinlerle birlikte tanrıça Victoria ve Roma eşlik etmektedir. Ölümlülerin ve ilahı olanın bu şekilde tasvir edilmesi Roma sanatında eşi benzeri görülmemiş bir şeydi.

Roma Titus Takı

Titus’un arabasının Roma kentinin dişi kişileştirilmesi olan Roma tarafından yönlendirilmesi ve kanatlı tanrıça Venüs’ün Titus’a zafer tacı giydirmesiyle ilahi olan ölümüyle bir araya gelir.

Figürlerin hepsi, ayakta duran veya belli belirsiz yürüyenler de dahil, farklı bir hareket içindedirler.

Panelin üst yarısı, çizgileri çarpıcı desenler meydana getiren mızraklar haricinde boştur.

Sahnenin görsel gücü, rölyefin güçlü gölgelere imkan tanıyan derin yontmalarıyla da vurgulanmıştır.

Roma Titus Takı
2’nci rölyef Panel

Soldaki panelde, Romalı askerler tarafından zafer alayında taşınan savaş ganimetleri tasvir edilmiştir. Bu ganimetler arasında MS 70’de Celile’de yağmalanan ve yok edilen Kudüs Tapınağının menorasının yanı sıra Yahudi halkına kutsal olan birçok değerli eser de vardır.

MS 70’de Yahudi isyanını acımasızca bastırmak olarak anılan bu çatışma, milyonlarca Yahudi’nin hayatına mal olmuş ve Yahudi tarihinin en büyük felaketlerinden biri olarak Kudüs’teki İkinci Tapınak’ın yıkılmasıyla sonuçlanmıştır.

Roma Titus Takı

Bunlar Menora adı verilen yedi kollu dev şamdan; ritüel eşyalarıyla altın masa (Ahit sandığının masası) ve uzun ince tören borularıdır. (gümüş trompetler)

Bu ganimetler muhtemelen altın rengindeydi ve arka plan maviydi. Çünkü 2012 yılında yapılan araştırmada, menorah kabartmasında sarı aşı boyası kalıntıları tespit edilmiştir.

Roma Yahudileri bu kemerin altından geçmeyi her zaman reddederlerdi. Ancak İsrail Devletinin kuruluşundan sonra bu kemeri geçtiler, ancak bu sefer zafer alayının yönünün tersine geçtiler.

Bu Menora, İsrail devletinin amblemi olarak kullanılan memora için bir model kabul edildi.

Bu iki kapsayıcı sahnede, imparatorluk zafer töreni ve çok sayıdaki tabi halktan birinin ezici şekilde yenilgiye uğratılışının özünü buluruz.

Roma Titus Takı

1821 yılında Giuseppe Valadier, alanın kapsamlı bir restorasyonunu üstlendi. Bu süreçte kemer tamamen sökülüp mevcut haline getirildi, restore edilen kısımları belirtmek için orijinal mermer yerine, traverten kullanıldı ve yeni bir yazıt eklendi.

 

Roma Tirauanus Sütunu

TRAİANUS SÜTUNU-COLONNA Dİ TRAİANO

Via dei fori İmperiali caddesindedir.

Sütun günümüze kadar bozulmadan kalmış bir tarihtir. Hiçbir anıt, zamanın tahribatına Trajan sütunu kadar dayanıklı olmamıştır.

Trianus sütunu, bir mesajı iletmek için uzun ve sürekli bir sarmal halinde dizilmiş resimlerden yararlanmıştır.

Roma ve Konstantinopolis’te dikilen ve şerit halinde öykülerin anlatıldığı sütunlardan ilki olan bu anıt, Traianus’u hem MS 113’de Dacia’daki (bugünkü Romanya) muzaffer seferlerinin heykel tasvirleriyle, hem de tepede imparatorun tunç heykeliyle anar.

Sütunun kaidesi imparator ve eşi Plotina’nın küllerini barındırmak için tasarlanmıştı.

İmparatorun külleri kaidenin içindeki bir altın vazoda saklanıyordu. (imparator 8 Ağustos 117’de ölmüştür.)

Roma Tirauanus Sütunu

Carrara ocaklarından gelen Luna mermerlerinden yapılan sütunun yüksekliği 29 metre, dibinde çapı 4 metre, tepede çapı 3.66 metredir.

5.37 metre yüksekliğinde, dikdörtgen bir blok üzerinde durur.

17 aşamasının içinde 185 basamaklı bir merdiven vardır.

Merdiven kaidenin içinde, düz kısımlar halinde yükselirken esas sütunun içinde sarmallaşır.

Sütun gövdesinde açılmış 43 yarık pencere, merdivenlere ışık ve hava sağlar.

Bugün Traianus Forumunun diğer öğeleri olan iki yandaki kütüphaneler, Ulpia Bazilikası ve yakınlarındaki ilahi Traianus Tapınağının sadece temelleri kalmış ve Trianus’un yaldızlı bronz heykeli, 1588 yılında Papa Sixtus V tarafından Aziz Petrus heykeliyle değiştirilmiştir.

Ama Roma sanatının başlıca anıtlarından biri olan rölyef sahneler hala yerlerindedir.

Roma Tiraianus Sütunu

Rölyefler:

Rölyeflerde: Traianus’un 101-102 ve 105-106’daki iki Dacia seferi gösterilir.

Anlatı, en alttan başlayan ve bir sarmal halinde tepeye kadar çıkan, toplam 200 metrelik bir sürekli şerit biçiminde düzenlenmiştir.

Savaşlar, hazırlıklar, yürüyüş, nakliye, ırmaklar, tepeler, kamplar gibi 155 sahnede 2.500’den fazla figürle heykeller bir askeri seferin antik sanatta benzeri olmayan bir görsel kaydını sunar. Bu figürlerden 59 tanesi İmparator Trajan’a aittir.

 

Kaynak olarak, antik yazarların dediği gibi seferlere katılan ressamlar tarafından paneller ve rulolar üzerine yapılan resimler kullanılmış olabilir.

Heykellerin görülmesi için bazı tavizler verilmiştir.

Örneğin: şerit sütun yükseldikçe genişleyerek altta 0.89 metre iken tepede 1.25 metreye ulaşır olmasına rağmen, bu resimlerin iki kütüphaneye tırmanmaktan yüksünmeyen ve göz sağlıkları mükemmel seyirciler tarafından bile seçilmesi zor olmalı.

Anıt muhtemelen, yanından geçenleri bilgilendirmek kabiliyetinden daha çok sanatsal tasarımı açısından saygı uyandırmıştı.

Roma Tiarianus Forumu

TRAİANUS FORUMU–FORUM TRAİANİ:

Traianus’un gözdesi olan mimar ve mühendis Şamlı Apollodorus tarafından tasarlanmış ve 113’te adanmıştı.

Hükümet işleri, özellikle de bazı hukuk mahkemeleri ve arşivlere ev sahipliği yapıyordu.

Birkaç kısımdan meydana geliyordu.

Augustus Forumuna bilinçli gönderme olarak güney ve kuzeyinde ekoylumlar bulunan, revaklı bir meydan, bir bazilika, ortalarında Traianus Sütunu olan iki kütüphane ve arkada tanrılaştırılmış Traianus’a adanmış bir tapınak.

Kuzeydeki Traianus çarşısı, Quirinalis Tepesinin kısmen düzlenmesiyle forumun bir parçası gibi inşa edilmiştir.

Roma Tiraianus Forumu

Meydana, bir zafer kemerini andıran üç açıklığı bulunan bir kapıdan girilirdi.

İlk halinde kapının tepesinde İmparatoru Dacia’daki başarılı seferlerinden sonra, 6 atın çektiği bir arabada gösteren bir heykel gurubu vardı.

Meydanın ortasında Traianus’un at üzerindeki bir heykeli duruyordu.

Meydanın ardında, tipik bazilika planının aksine, girişleri kısa yerine uzun yanlarda olacak şekilde enine yerleştirilmiş Ulpia Bazilikası vardı.

Bu bazilikanın içinde, beklendiği gibi, nef ile iki yan koridor bulunuyordu.

Ancak, her iki kısa uçta apsislerin kullanımı sıra dışıydı.

Kuzey apsiste bir özgürlük heykeli dururdu.

Köleler burada azat edilirdi.

Güney apsis imparatorluk kültüne adanmış olabilir.

Bunun ötesinde biri Latince, diğeri Yunanca eserlere adanmış iki kütüphane vardı.

Bunların ortasındaysa olağanüstü Traianus Sütunu ve onun ötesinde de İlahi Traianus Tapınağı bulunuyordu.

Roma Tiraianus Çarşısı

TRİANUS ÇARŞISI-MERCATİ TRAİANİ:

Kaidesindeki yazıta göre: “Traianus Sütununun yüksekliği, Forum ile yanındaki Trianus çarşısı için Quirinalis Tepesinden çıkarılan toprağın derinliğine eşitmiş.”

En azından 6 katlı olan bu büyük ticaret kompleksi, tepenin oyulan bölgesinin en derin kısmında, forum meydanındaki kuzey ekoylumun hemen kuzeyinde ve ondan fiziksel olarak ayrı konumdaydı.

170’ten fazla odası ve holünün, geleneksel olarak gıda ticareti ve hükümet faaliyetlerine ayrılmış dükkan ve ofisler olduğu kabul edilmiştir.

Roma Tiraianus Çarşısı

Satılan gıdalar arasında biber (üçüncü kat boyunca dolanan sokağın adı da buradan gelir, Via Biberatica) ve balık (balık tankları bulunmuştur) da vardır.

Via Biberatica’dan girilen geniş bazilika tipi hol, Roma mimari devriminin önemli eserlerinden biri kabul edilir.

Roma Tiraianus Çarşısı

Betondan yapılmış bu bina, asma pencereleri uzun nef ile bunu kesen ve sütunlar üzerinde duran 7 tonoz (çapraz tonoz) gibi imparatorluğun ileri dönemlerindeki dev hamam yapılarında tekrar ortaya çıkacak öğelere sahiptir.

Roma Tiarianus Çarşısı

Nefin her iki yanında iki kat dükkan vardı.

Karmaşık, asimetrik, çok katlı planıyla çarşı holü, hatta bütün kompleks Traianus Forumunun çağdaş ama tutucu şekilde Augustusçu tasarımıyla tezat oluşturur.

Her iki yaklaşım da başkentteki imparatorluk mimarisinde kendi değerine sahipti.

Roma Tiarianus Hamamı

TRAİANUS HAMAMI-THERMA TRAİANİ:

Halk hamamları bir Roma kentinin vazgeçilmez unsurlarındandı.

Büyük nüfusa sahip başkentte hamamlara sıkça rastlanırdı.

Betonun özellikleri sayesinde tonozlarla dev alanların kaplanması yoluyla çok büyük olabiliyorlardı.

 

Roma Tiarianus Hamamı

Cömertliklerini kanıtlamak isteyen geç imparatorluk dönemi imparatorları, genellikle hem bir kamusal hizmet sunmak, hem de imparatorluğun ihtişamını sergilemek için hamam komplekslerini tercih etmişlerdir.

Traianus hamamı, hamam komplekslerinin anıtsallaşması yönünde önemli bir adımdır.

Halk hamamlarının farklı ısıda odalar ve bir soğuk su havuzu gibi ilkeleri zaten Cumhuriyet’te belirlenmişti.

İmparatorluk başkentlerindeki daha eski hamamların, özellikle de Titus’unkilerin tasarımına uymakla beraber, Trianus’un hamam binası Titus’unkinin 3 katı boyutlarındaydı ve yıkanma tesislerine ek olarak ders odaları, kütüphaneler, toplantı odaları ve bahçeler gibi çeşitli toplumsal ve dinlence amaçlı odalar içeriyordu.

Bu plan daha iyi korunmuş durumda olan Caracalla (211-216) ve Diocletianus (298-306) hamamları gibi bundan sonraki birkaç yüzyıl boyunca yapılan hamam komplekslerine örnek oluşturacaktı.

Oppius Tepesinde, Domus Aurea’nın kalıntılarının üzerine yapılan bir terasta inşa edilen hamamlar, Damascuslu Apollodorus’un eseriydi.

Hamam binası 250 x 210 metrelik geniş bir platformun ortasında yer alır.

Platformun doğu ve batı yanlarında küçük odalar dizilidir.

Aralarında ana binayı üç yandan kuşatan bahçeler vardır.

Kuzeyden girilen ana odalar bir kuzey-güney ekseninde, ikincil odalar da her iki yanda simetrik olarak dizilidir.

Girişten sonra, önce üç yanı kolonadlarla çevrili yüzme havuzuna ulaşılır.

Güneyinde iki ekoylum vardır.

Havuzun her iki yanında aynı boyda küçük odalar ve bir ihtimal frigidariumlar olabilecek nişli iki rotond bulunur.

Havuzu geçerek devam edildiğinde, bir merkezi hole (doğu ve batıda palaestralar yani spor yapılan dikdörtgen ve buna ekli bir yarım daireden oluşan avlular) daha sonra yıkanma odalarına ve son olarak da güneşten yararlanmak için en güneye yerleştirilmiş olan, dikdörtgen nişleri ve yarım daire apsisleri olan 3 tonozlu odadan oluşan caldarium’a ulaşılır.

Roma Constantinus Takı

KONSTANTİNUS KEMERİ-CONSTANTİNUS ZAFER TAKI-ARCH OF CONSTANTİNE

Roma şehrinde Collesseum ile Palatino Tepesi arasında, Via Triumphalis (zafer yürüyüş yolu) üzerinde yer alır.

Ortaçağ tarzının önemli bir imparatorluk anıtı üzerindeki en eski örneklerinden olan frizi nedeniyle, Constantinus Kemerine modern sanat tarihçilerince “ortaçağlara açılan kapı” nitelemesi yapılmıştır.

312-315 arasında Constantinus’un Maxentius karşısındaki zaferini ve Licinius ile ortak yönetimini kutlamak için yapılan kemerde, ortadaki en büyükleri olmak üzere üç kemerli açıklık vardır.

Roma Senatosu tarafından armağan olarak inşa edilmiş olup, zafer geçidi niteliğini taşır.

Yüksekliği 21 metre, genişliği 25.9 metre ve derinlik 7.4 metredir.

Kemer, heykelli süslemelerinin eklektik karışımıyla öne çıkar.

Panaller ikinci yüzyıl anıtlarından, diskler Hadrianus döneminden, dikdörtgen levhalar Marcus Aurelius döneminden alınarak, kemerin saçaklığına iliştirilmiştir.

Taş heykellerin ve mimari öğelerin böyle tekrar kullanımına spolia adı verilir.

Ortaçağlarda, harap veya bakımsız Yunan ve Roma yapıları yeni inşaatlar için mükemmel yapıl malzemesi kaynaklarıydı.

Spolia bazen süsleme amaçlı olarak kullanılırdı.

Ancak yan kemerlerin hemen üzerindeki frizler, Constantinus Kemeri ile çağdaştır.

Roma Constantinus Kemeri

Frizde, anıtın dört yanındaki iki panelde, Constantinus’un seferi, Milano’dan ayrılışından Verona kuşatmasına Milvius köprüsü savaşına ve Forum Romanum’da Roma halkına seslenişi ve para dağıtışına kadar anlatılmıştır.

İkinci yüzyıl heykelleri, hareket halindeki insan bedeninin görsel açıdan gerçekçi tasvirleriyle katıksız klasik tarzda iken, ortaya imparatoru yerleştiren friz, katı ve resmi bir düzene sahiptir.

Ayrıca, tıknaz beden tipleri kullanılmış ve insanlar bireyler yerine tipler olarak gösterilmiştir.

Rönesans’tan bu yana gözlemcilere, bir imparatorun (Batı Avrupa’da Rönesans’tan beri el üzerinde tutulan) klasik tarzı reddetmesi ve yerine daha geri bir ortaçağ tarzını tercih etmesi şaşırtıcı gelmiştir.

Çünkü gerçekten de bu ortaçağ tarzıdır ve yukarının onayı olmadan yapılmadığına da kuşku yoktur.

Neden?

Klasik tarzın çöküşü ve ortaçağ tarzının benimsenmesi Avrupa sanat tarihinde önemli bir andır.

Açıklama bariz değildir, ama dev imparatorluk içinde işlemekte olan pek çok etmene bağlı olmalıdır.

Bu değişim ani değildi, tam tersine Yunan-Roma sanatı ortaçağlar boyunca değişen derecelerde nüfuslu olmaya devam etmişti.

Anlaşıldığı kadarıyla sanat, imparatorun sağlam şekilde tepede olduğu, diğerlerinin kendi rütbe ve mesleklerinde sahip oldukları yeni bir hiyerarşik toplum görüşünü yansıtacak şekilde değiştiriyordu.

Bu frizler toplumsal gurupların statülerini görsel olarak açıklama görevini yerine getirir, görsel gerçekçilik artık aranan bir özellik değildir.

Evet devam eden süreçten söz etmek istiyorum. Orta çağda bu yapı, Frangipane ailesinin kalesine dahil edilmiştir. 1597 yılında Papa VIII Klement, tak üzerindeki mermer sütunlardan birini St John Lateran kilisesi için almıştır. 2024 yılında şiddetli bir fırtına sonucu, tak yıldırım düşmesi sonucu hasar görmüştür, yapıdan bazı taş parçaları kopmuş, müdahale edilmiştir.