Hırvatistan Split

Hırvatistan Split

İsmi: İtalyanca “Spalato” dur. Dünyanın en güzel şehri ve Akdeniz’in çiçeği olarak da bilinir. Hatta: birçok ünlü Hırvat sporcunun Split doğumlu olması nedeniyle, şehre “Dünyanın en sportif şehri” de denilir.

Bu kentin başlıca sembolü: Dalmaçyalı cinsi köpek ve eşektir.

Hırvatistan Split

ULAŞIM

Split havaalanı, Zagreb havaalanından sonra, Hırvat ülkesinin en ünlü ikinci havaalanıdır. Havaalanı, şehir merkezine 25 km. uzaklıktadır. Havaalanı ile şehir merkezi arasında çalışan otobüslerin ücreti: 30 kn.dur. Pleso Taşımacılık tarafından bu servis hizmeti verilmektedir.

TARİHİ

Şehirdeki ilk yerleşimcilerin, 3 ve 4’ncü yüzyıllar arasında, Romalılar olduğu biliniyor.

Günümüzde, Split şehrinden 5 km. uzakta, Solin denilen yerde: 295 yılında, Roma İmparatoru Dicletianus; emekliliğini geçirmek üzere, burada büyük bir saray yaptırır.

Bu muhteşem büyük sarayın yapımı: on yıllar alır ve 313 yılında ölünceye kadar, kendisi bu sarayda yaşar. Ölümünden sonra ise: birçok Romalı aristokrat, sarayda yaşamaya devam eder. Hatta: saray, 6’ncı yüzyıla gelindiğinde, bir sığınak olarak kullanılmaya devam eder.
7’nci yüzyıla gelindiğinde ise, saray terk edilir.

11’nci yüzyıla gelindiğinde ise: saray çevresindeki alanlar önemli ölçüde büyür. 1420 yılında, şehir, Venedikliler tarafından ele geçirilir. 1797 yılında ise, bu kez Avusturyalılar egemenliği ele geçirirler.

1941 yılında bu kez, İtalyan işgali görülür. Dünya Savaşından sonra Yugoslavya’nın bir parçası olan şehir; 1991 yılındaki iç savaştan fazla zarar görmez. Çünkü: bölünmüş Yugoslav Deniz Kuvvetleri güçleri şehirde konuşlanmıştır.

Hırvatistan Split

GENEL

Hırvatistan ülkesinin ikinci büyük şehridir. Nüfus, burada yaklaşık 200 bin kişinin üzerindedir. Adriyatik denizi kıyısında, ülkenin en büyük şehridir. Dalmaçya bölgesinin idari merkezidir.

Hırvatların en büyük özelliklerinin başında, tarihi yerleri korumaya almamaları ve kullanıma açmaları geliyor. Özellikle, bu şehirde, hiçbir tarihi bina, kullanım dışı tutulmuyor. Hatta, yörenin insanı, bunları önemli bir gelir kapısı olarak görüyor.

Hırvatistan Split

Split Üniversitesi: 1974 yılında kurulmuş olup, günümüzde şehirde 12 fakültede, 26 bin öğrenci eğitim görmektedir.

Şehirdeki: Brodosplit tersanesi ise, Hırvatistan ülkesinin en büyüğüdür. Tersanede, yaklaşık 4000 kişi çalışmaktadır. Burada yapılan birçok tanker, konteyner gemisi, yük gemileri, denizaltılar, devriye botları, yolcu gemilerinin büyük bölümü ülke dışına ihraç edilmektedir.

ŞEHİR İÇİ ULAŞIM

Şehir içi toplu taşıma hizmeti: Promet AŞ isimli bir firma tarafından verilmektedir. Şehirdeki otobüslerin çoğu yeni olmasına rağmen, birçoğu eski ve harap durumdadır. Biletler: büfelerden veya otobüs şoförlerinden satın alınıyor. Ancak, otobüsten sadece tek seferlik otobüs bileti satın alabilirsiniz.

Tek seferlik otobüs bileti: 10 kn. Bunu büfeden satın alırsanız: 8 kn. İki yolculuk için otobüs bileti: 16 kn. Bir aylık kullanılabilen, sınırsız otobüs bileti ise: 260 kn. dur. Otobüse bindiğinizde, sarı makineye biletinizi okutmalı ve doğrulama için sürücüye vermelisiniz.

Split Soparnik

NE YENİR

Şehirde, yerel lezzetlerden tatmak isterseniz: “Soparnik” tatmalısınız. Bu: sebze ile doldurulmuş ve ateşte pişirilmiş bir tür hamur yemeğidir. Üstüne: zeytinyağı ve sarımsak ilave ediliyor.

Split Red Room

GECE HAYATI

Şehirdeki gece hayatı nispeten renklidir. Özellikle: Diocletian sarayı yakınlarındaki “Red Room” denilen mekanı önerebilirim. Dosud caddesindeki “Academia Ghetto Club” da önerilebilecek güzel bir yer.

Bunların dışında ise: şehirde, gece hayatının en ünlü noktaları, şunlardır:
O’Hara: Burası, iki katlı, rock ve pop müzik ağırlıklı bir gece kulübüdür.

Vanilla Club: Yüzme havuzu da bulunan, yabancı pop müziklerinin çalındığı bir yer olarak önem kazanıyor.
Hemingway Bar: Son derece süslü bir kulüp olarak öne çıkmaktadır.

NEREDE KALINIR

Şehirde, kalınabilecek başlıca oteller şunlardır:
Adria Hostel: Split ile Omis arasındaki sahil yolundadır. Şehir merkezine 12 km. uzaklıktadır. Buradaki yatak fiyatları: 15-25 Euro arasındadır.
Al Place Hostel: Burası: Petra Kruzica bölgesindedir. Büyük bir hosteldir.
Old Town Hostel: Dominisova bölgesindedir.

Bunların dışında, özellikle otobüs ile şehre ulaştığınızda, otobüs terminalinde, evinin bir bölümünü şehre gelen turistlere kiraya verenlerle karşılaşacaksınız, bunları değerlendirebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Şehirde: güzel çiçekler ve ev yapımı Hırvat rakısı satılan kent pazarı var. Hemen duvarların dışındadır. Bunun dışında: şehirde, bolca ayakkabı ve gözlük satılan mağaza-dükkan var. Özellikle: ayakkabı mağazaları aşırı miktarda bulunuyor.

Ayrıca: buradan el yapımı İtalyan deri çantalar, takılar ve kravat bulup satın alabilirsiniz. El yapımı, yalnızca giyecek ve süs eşyaları ile sınırlı değil. Ayrıca: kaliteli şaraplar, preslenmiş zeytinyağları ve daha birçok el yapımı hediyelik eşya bulup satın alabilirsiniz.

Hırvatistan Split

GEZİLECEK YERLER

1979 yılında, Split tarihi merkezi, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Split şehrinin, Hırvat kültür merkezi olduğu söylenir.

Split şehrindeki gezimize: eski şehri gezerek başlıyoruz. Eski şehre: Doğu kapısından giriyoruz. Çünkü: şehrin çevresi surlarla çevrili ve her yönde, 4 kapısı bulunuyor.

Bu kapılardan başlıcası : antik dönemdeki komşusu Salona şehrine bakan: Altın kapıdır (Porte Aurea) . Diğer kapılar ise: Gümüş kapı (Porte Argentea), Demir kapı (Porte Ferrea), Bronz/Tunç kapı (Porte Aenea).

Biz: gezimize başlarken, Gümüş kapıdan eski şehre giriyoruz. Hemen karşımıza: İmparator Diocletian’ın mozolesi yani mezarı olarak yapılan, St.Domnius Katedrali çıkıyor.

Hırvatistan Split Cathedral of St Domnius

CATHEDRAL OF ST DOMNİUS-WORCESTER SVETİ DUJE

Şehrin doğu bölümündedir.

Burası, başlangıçta, Roma sarayı ile aynı zamanda, İmparator Diocletion için bir mezar olarak, 305 yılında yapılmıştır.

Bir Roma tapınağı ve Katolik kilisesi karışımı gibi inşa edilmiştir.

Ancak: 7’nci yüzyıla gelindiğinde, Hıristiyan halk Salona’dan kaçıp Split şehrine yerleştiğinde, Diocletian’ın mozolesi bu topluluk tarafından Hıristiyan katedraline dönüştürülmüştür. Aziz Domnius ve diğer azizlerin kalıntıları Salona’dan buraya getirilmiştir.

Aynı tarihte, İmparator St. Domnius’un ölüsü, bu mozoleden çıkarılıyor ve burası kiliseye çevriliyor.

Yapının orijinal formu sekizgendir. Sekizgen çevresinde peripteros tarzında, toplam 24 sütun vardır. Bu sütunlar mozole/pervetire kısmını çevreliyor. İç kısımda, 8 büyük kırmızı granit Korint sütun ve bunların üstünde daha küçük sütunlar bulunuyor. Kubbenin alt kısmı tuğlalarla yelpaze deseninde, üst kısmı yuvarlak düzenlemelidir. Mozole döneminde kubbe mozaiklerle süslenmişti.

Girişteki kapılar ceviz ağacından yapılmış, Andrija Buvina adlı sanatçı tarafından 1214 yılında oyulmuştur. Kapılar 28 sahneye sahiptir. İsa’nın yaşamından sahneler görülür. İçeride pulpit yani ses kürsüsü, 13’ncü yüzyıldan, altı sütun üzerine yerleştirilmiş, bilind arcede tarzında, renkli mermer sütunlarla süslenmiştir.

Split St Duje Çan Kulesi

 

Kilise hala aktif olarak kullanılmakta, kutsal ayinler düzenlenmektedir. Ancak 20’nci yüzyılın başında restorasyon çalışmaları yapılmış, bazı orijinal süslemeler kaldırılmıştır.

 

Hırvatistan Split St Duje çan kulesi

ST. DUJE ÇAN KULESİ

Şehrin simgesidir. Kilisenin hemen yanındadır.

Çan kulesinin yapımına 13’ncü yüzyılda başlanmıştır. İnşası yaklaşık 16’ncı yüzyıla kadar sürmüştür. Bu süre içinde kule Romanesk ve Gotik üsluplardan etkilenmiştir. 1890-1908 yılları arasında büyük bir restorasyon yapılmıştır. Bu restorasyon sırasında birçok orijinal süsleme ve kabartmalar kaldırılmış, kule tarzı bazı açılardan sadeleştirilmiş ve bazı bölümleri yeniden düzenlenmiştir.

Evet kulenin yüksekliği 57 metredir. Kat sayısı, altı seviyelidir. Üst katları Gotik ve Rönesans etkileri taşır, alt katları daha Romanesk bir görünüm sergiler. Yüksek katlara çıkıldıkça yapının inceleşen ve daha açık pencereli, daha hafif görünümlü bir mimariye sahip olduğu görülür.

Yapının taş detayları, mazgal pencereler, kemerler ve sütun başlıkları hem işlevsel hem dekoratif öğelerdir.

Evet kuleye çıkmak isterseniz, ayrı bir bilet almak gerekiyor. Bilet aldığınızda ise, dar merdivenlerden çıkarak şehrin muhteşem bir manzarasını görebiliyorsunuz.

Split Jupiter Tapınağı Vaftizhane

JUPİTER TAPINAĞI-VAFTİZHANE

Daha sonra: Diocletian Sarayında, 5’nci yüzyılda, Jupiter tapınağı olarak hizmet etmiş ve daha sonra St. Jhon Vaftizhanesine dönüştürülmüş bir yeri görüyoruz.

Vaftizhane, orijinalinde Jüpiter Tapınağı olarak inşa edilmiş bir yapıdır. İnşa tarihi, Diocletian Sarayının yapımıyla paraleldir. Yaklaşık MS 295-305 yılları arasında tapınak olarak yapılmıştır. Daha sonra Geç Antik Çağ veya Erken Orta Çağda, tapınak St John the Baptist’a ithafen bir vaftizhane olarak kullanılmak üzere dönüştürülmüştür.

Yapının planı dikdörtkendir. Tapınak alta alınmış bir podyum üzerinde yer alır. Ön cephesi, sütunlarla desteklenmiştir. İçeride, vaftiz havuzu vardır. Bu font, 13’ncü yüzyılda oluşturulmuş ancak 11’nci yüzyıla ait parçaları spolia yani yeniden kullanım taşı olarak kullanılarak yapılmıştır.

Vaftiz havuzunun kenarında bulunan mermer levhalar süsleme ve rölyeflerle bezelidir. Doğu tarafındaki bazı levhalar, figüratif sahneler içerir, kral betimlemeleri ve motifler gibi detaylar bulunur.

İçeride, ayrıca Split şehrinin bazı piskoposlarının defin edildiği iki sarcophagus bulunmaktadır. Özellikle 10’ncu yüzyıla ait Ivan II ve 1099 yılında ölen Lovro’nun mezarları bulunur.

Çatı kısmı tonoz biçimli, oyma süslemeleri ve kasetli silindirik tonoz tarzında detaylara sahiptir.

Yapının dış cephesinde öncede bitişik yapılar bulunurken, 20’nci yüzyıl başlarında bu çevre yapıları kaldırılarak, tapınak yapısı daha özgür durumda bırakılmıştır.

Sfenks heykeli (başsız) tapınağın dış cephesinde durur. Diocletian sarayı için Mısır’dan getirilen sfenkslerden biridir. Firavun Tutmosis III zamanına ait (MÖ 1479-1425) granit bir heykeldir. Kaynaklara göre, Diocletian sarayını süslemek için toplam 12 sfenks getirtmiştir, ancak bunlardan sadece birkaçı günümüze ulaşmıştır.

Split St John Heykeli

Burada: St. John heykeli var.

Heykel, vaftizhane iç mekanında yer alıyor. Arka planda mimari öğeler ve duvar süslemeleri bulunur.

Büyük bronz St John Baptist heykeli, ünlü Hırvat heykeltıraş Ivan Mestrovıc tarafından  yapılmıştır. 1953 model, daha sonra bronz dökümü yapılmıştır. 1960 yılında sergilenmek üzere buraya konulmuştur.

Heykelin detaylarında yüz ifadesi, saç, giysi kıvrımları ve duruş görülebilir. Yaklaşık 257 cm yükseklik ve 72 x 100 cm taban alanına sahiptir. Figür: Vaftizci Yahya (John the Baptist) olarak estetik bir görünüme sahiptir. Kıyafet ya da giysi çok gösterişli değildir, sade formda bir duruş sergiliyor. Elinde bir vaftiz havuzu ritüelinde kullanılan bir kap ya da leğen obje taşıdığı görülüyor. Yüzü çizgili, gözleri gölgeli, bu detaylar çile ve içsel yaşlılık/ruhsal yorgunluk vurgusu yapan bir üsluba işaret eder.

Vaftizhane şu anda ziyarete açıktır. Genelde Split’teki katedral kompleksi kapsamında bir biletle ziyaret edilebilmektedir.

Split Altın Kapı

Altın Kapı

Altın Kapı (Porte Aurea) Diocletianus Sarayı’nın kuzey girişidir. Roma İmparatorluğunun ihtişamını yansıtan önemli bir yapıdır. İnşa tarihi, MS 4’ncü yüzyıl başlarıdır. Özellikle MS 305 yılında İmparator Diocletianus’un saraya giriş yaptığı tarihte önemli bir rol oynamıştır.

Kapı dikdörtgen planlıdır. Savunma amaçlı olarak tasarlanmıştır. Dış cephesinde, Roma İmparatorları Diocletianus, Maximianus, Galerius ve Constantius Chlorus’un heykellerinin bulunduğu nişler vardır. Bu figürler, Roma’nın Tetrarşi yönetimini simgeliyordu.

16’ncı yüzyılda Venedik etkisiyle Porta Aurea olarak adlandırılmıştır. Bu isim kapının gerçek altında kaplanmasından değil, yapının görkemli ve önemli olmasından kaynaklanmaktadır.

Kapıdan içeri girildiğinde sarayın ana caddesi olan Cardo Maximus’a ulaşılır. Ortaçağ döneminde kapı kapınmış ve heykelleri kaybolmuştur. Ancak modern restorasyonlarla günümüze kazandırılmıştır.

Evet, Altın kapıdan geçerek, dar yollardan ilerliyoruz ve altın kapının hemen dışındaki, Aziz Yorgo heykeline ulaşıyoruz.

Split St Gregory Heykeli

ST GREGORY HEYKELİ-GRGUR NİNSKİ

Heykel, Split şehrinde Diocletianus Sarayının kuzey duvarının dışında, Peristil meydanına yakın bir konumda yer almaktadır.

Şehrin en çok ziyaret edilen yerlerinden biridir.

Aziz Gregory of Nin: 10’ncu yüzyılda, Hırvat dini lider olarak öne çıkıyor. Halkın kendi dillerinde dua etmelerini savunmuş ve Hırvat dilinin kilisede kullanılmasını teşvik etmiştir.

10’ncu yüzyılda, İncil’i, Hırvatçaya çevirmiştir.

Gelelim heykelin özelliklerine: Hırvat Heykeltıraş Ivan Mestrovıc tarafından 1929 yılında bronzdan yapılmıştır. Yükseklik yaklaşık 4.5 metredir.

Heykel, elini yukarıya kaldırarak bir işaret parmağını gösteren bir figür olarak tasarlanmıştır. Bu duruş, Gregory’nin halkı Hıristiyanlık inancına davet etme çabalarını simgeler.

Heykelin sol ayak başparmağı: yıllardır, ziyaretçiler tarafından iyi şans getireceğine inanılarak ovuşturulmaktadır. Zaten bu yüzden burası parlaktır.

Büyük olasılıkla, siz de bunu ovuşturacaksınız. Zaten, her gelen tarafından dokunulmaktan, renk değiştirmiştir.

Heykeli gördükten sonra, eski şehir bölümüne geri dönüyoruz ve St. Dominius katedralini solumuza alarak, Jupiter Tapınağı altındaki merdivenlerden inerek, Diocletian Sarayını ziyaret ediyoruz.

JUPİTER TAPINAĞI

(Tapınak hakkındaki bilgiler yukarıdadır)

Split Diocletian Sarayı

DİOCLETİAN SARAYI

UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Şehir merkezinde, antik duvarlar içindedir. Geç antik mimari dönemin en önemli ve orijinal yapısıdır. Dünyada, en iyi korunmuş Roma saraylarının başında gelmektedir. Saray geçmiş ile geleceğin farklı bir sentezini sunar.

Roma İmparatoru Diocletian tarafından inşa edilmiştir.

Saray kalıntılarını gezerseniz, özellikle: sarayın ana Diocletian: bugünkü şehrin hemen yakınında, Salona kentinde, 284 yılında Roma imparatoru olur. Ancak, imparatorluk sınırlarındaki iç çekişmeler nedeniyle, 4 imparator tarafından yönetilmektedir.

Ancak, bundan 20 yıl sonra, Diocletian, burada yaptırdığı sarayına çekilir ve imparatorluktan ayrılır.

Bu eski şehir, yani Salona şehri: 600’lü yılların başlangıcında, kuzeyden gelenler tarafından saldırıya uğrayınca, buradan kaçan yerli halk: Diocletian sarayının çevresindeki bölümlerde ev yaparak yerleşmeye başlamıştır.

Bu arada: İmparator Diocletian’ın oğlunun, İstanbul’a isim veren, Konstantin olduğunu da söylemem gerek.

Neredeyse tam bir kare biçiminde, 175 metre ve 181 x 216 metre boyutlarında olup, kare ve sekizgen kuleleri olan tahkimatlı duvarlara sahiptir. Yani çevresi; 25 metre yükseklikteki duvarlarla çevrilidir. Duvarların kalınlıkları: 1.5 metredir.

Duvarlar, Adriyatik denizi kıyısında ise, 22 metre yüksekliktedir. Kuzey cephesindeki duvarların yükseklikleri ise, 18 metredir. Kuzey-güney doğrultusunda, duvarların uzunlukları: 220 metredir.

İçeride adeta bir cardo ve decumanus gibi, iki ana sokak kesişir.

Kesinlikle bir müstahkem askeri kamp hissi verir ki, o dönemlerdeki belirsizlikler yüzünden görevleri arasında askeri önderlik de bulunan Dicoletianus, yüzyıllar önce geliştirilmiş bir Roma planlama ilkesine bağlı kalmış olabilir.

Ancak içeriye girildiğinde, bazı öğelerin daha önceye değil, 3’ncü yüzyıl sonralı ve 4’ncü yüzyıl başlarına ait olduğu görülür.

Birincisi: revaklar merkezi konumdaki prestilli bir avluda, arka tarafta, geç Roma mimarisinin en çok tercih edilen tasarımlarından birine uygun olarak, bir Roma kemeriyle birleştirilmiş, Yunan tarzı bir alınlığa bağlanır.

Ve ikincisi: imparatorun mozolesinin tepinde martyrium olarak bilinen, müstakil yuvarlak veya buradaki gibi sekizgen bir bina türündendir.

Bu, önemli kişiler veya azizlerin mezarlarını belirten veya Hıristiyanlık dönemlerinde önemli dini olayların gerçekleştiği mekanlarda yapılan (İsa’nın doğumu gibi) standart bir yapı biçimi olacaktı.

Ayrıca bu saray kompleksi bünyesinde, kuzeyde bir Altın Kapı (Porta Aurea) da vardı. Mozolenin simetrik olarak karşısında, peristil avlunun diğer yanında beşik tonozlu bir Jüpiter Tapınağı bulunurdu.

Güneyde ise, dikdörtgen biçimli büyük bir hol ile batıya doğru iki hol daha, binanın bu yanı boyunca uzanan deniz kenarındaki galeriye açılan kabul odalarıdır. (burada: yaşam alanı olarak belirtilmiştir.)

Daha sonraki inşa çalışmalarından dolayı, sarayın geri kalanı çok iyi bilinmemektedir.

Split Diocletian Sarayı
Evet sarayın mimari özelliklerine devam edelim.

Dört giriş kapısı ve 16 kulesi bulunmaktadır. İmparatorluk daireleri: güneydeki bölümde bulunuyor. Buradaki galerinin uzunluğu: 160 metre ve genişliği 7 metredir. Bu galeri, imparatorluk dairelerinin enine, paralel olarak uzanıyor.

Dalmaçya kıyılarındaki, deniz manzaralı büyük galerinin, gezinti alanı olduğu düşünülüyor.

Kuzeydeki bölümler ise: konuklar ve hizmetçiler için ayrılmıştır. İmparator: 305 yılında, tahttan çekilir ve saraya yerleşerek, ölene kadar, yani 316 yılına kadar, burada yaşar. Öldükten sonra: kuzeyden gelen Avarların akınları, yöreyi olduğu gibi, sarayı da etkiler.

639 yılına gelip te Avar akınları kesildiğinde ise, bu kez, şehirleri tahrip olan Salone insanları: buraya gelerek, sarayın yıkıntıları içine sığınırlar. Salonalılar, eski duvar ve sütun ve süslemelerden yararlanarak, evlerini buraya inşa ederler.

Burayı gezmeyi düşünürseniz: açık alan ve doğu-batı tarafı ve merkezdeki çelenk süslemeli kemer ve altı sütunlu revamla çevrili peristil bölümünü gezmeyi sakın unutmayın.

Günümüzde burası tam bir harabe ama harabe filan, hala ayakta ve şehrin insanları, hayatlarını bu eksen çevresinde geçiriyorlar. Buraya giriş ücretlidir. Ücret: 80 kn.

Split Diocletian Sarayı
Günümüzde

Sarayın tek el değmemiş bölümü: bu merdivenlerden indiğimiz bölümdedir. Yani: bir anlamda, sarayın lağım bölümüdür.

Dolayısı ile, Diocletian’ın mezarı ve sarayın birçok bölümü, zamanla değişirken, burası ismine ve durumuna atfen, hiç değişmeden günümüze ulaşmıştır. Çünkü: buraya kimse girmemiştir. Ama, burada aynı zamanda sarayın temellerinin aynen kaldığını görebiliyorsunuz.

Evet: eski şehirdeki gezimiz burada bitiyor.

Kalan zamanınızda: Peristil Meydanı bölgesindeki sokak kafelerinde veya dar sokaklarda gezerek geçirebilirsiniz. Peristil Meydanı, sarayın çevresinde, Roma dönemine ait yapılarla çevrili meydandır.

Hırvatistan Split Halk Meydanı

HALK MEYDANI-NARODNİ TRG

Sarayın batı tarafında, 15’nci yüzyılda inşa edilmiş eski belediye binasının bulunduğu alandadır. Sarayın Iron Gate (Demir Kapı) çıkışından geçilince ulaşılır. Meydan ilk kez, 13’ncü yüzyılda yerleşime açılmış, Split şehrinin merkezi Saray dışına genişledikçe halkın buluşma noktası haline gelmiştir.

Çevresi Gotik, Rönesans, Venedik ve Habsburg dönemlerinin izlerini taşıyan binalarla çevrilidir.

Split Eski Belediye Binası

 

1443 yılında inşa edilmiş eski Belediye Binası, meydanın kuzey cephesini uzun süre kaplamıştır. Tarzı ilk olarak Gotik mimari tarzda inşa edilmiştir, ancak 1890 yılında Neo-Gotik üslupla bazı dekorasyon ve yeniden düzenleme geçirmiştir. Ana cephede üçlü arkad görülür. Bu kemerler, Gotik dönemin karakteristik öğeleridir ve restorasyon sırasında korunmuştur. Bina 3 katlıdır. Ortaçağ’da en üst katlar yönetsel işler için kullanılıyordu. 1910-2005 yılları arasında Etnografya Müzesi olarak hizmet vermiştir.

Bugün sergiler gibi kültürel etkinliklere ev sahipliği yapar.

Split Saat Kulesi

Meydanın doğu tarafında Iron Gate’e bakan bir bina duvarında,24 saatlik saat (Roman rakamlarıyla) bulunmaktadır. Klasik saat uygulamasından farklı olarak 24 rakamlıdır. Bu sistem daha eski astronomik saat tasarımlarına dayanmaktadır ve Hırvatistan’da oldukça nadirdir. Saat mekanizması zamanla yenilenmiş olsa da orijinal 24 saatlik gösterim korunmuştur.

Kulenin orijinal yapımı Orta Çağa (13’ncü yüzyıla) kadar uzanır. Kulenin kendisi, Diocletianus Sarayının antik Roma duvarlarıyla iç içedir, bu da yapıyı mimari olarak benzersiz kılar. Cephe taş işçiliği ile dekore edilmiştir. Özellikle pencereleri çevreleyen taş süslemelerde Gotik ve Venedik tarzı izler görülür. Kulenin saati, iç mekanlardan görünmez, sadece dış cephede görünür bir şekilde yer alır.

Meydan kahveler, restoranlar, barlar ve dükkanlarla doludur. Hem gündüz hem de akşam sosyal hayatın merkezidir.

Meydanda, ayrıca: 1910 yılında kurulmuş bir Etnoğrafya Müzesi görülüyor.

Split şehri Sfenksler

İKİ ORJİNAL MISIR SFENKSİ

Bunlardan biri Peristil meydanında ve diğeri ise, Jupiter Tapınağı içindedir.

Roma imparatoru Diocletian’ın Mısır’daki askeri seferleri sonrasında MÖ yaklaşık 3500 yıl öncesine (Tutmosus III dönemine) ait granitten yapılmış sfenksler bulunmaktadır.

Toplamda 11-12 sfenksin saraya getirildiği düşünülüyor. Ancak çoğu zamanla zarar görmüş, bir kısmı parçalanmış ya da kaybolmuştur.

Sfenkslerden biri: Sarayın Peristyle meydanında, Saint Domnius Katedralı yakınındadır. Siyah granitten, uzunluğu yaklaşık 2.46 metre, yüksekliği 1 metre, genişliği 0.65 metre civarındadır. Ön kolları, pençe değil, insan kolları şeklindedir. Bu kollar arasında bir sunak vazosu taşıdığı görülür.

Diğer başsız sfenks: Temple of Jüpiter önünde, başı olmayan bir sfenks olarak durmaktadır. Bu sfensin başı kırıktır. Diğer vücut kısımları nispeten korunmuştur. Granit malzeme, hava şartları ve zamanla yaşanılan yıpranmalar sonucu bazı yüzey detayları kaybolmuştur.

Evet, Sfenksler, Diocletian’ın kendisini bir çeşit hükümdar tanrı olarak görmesi ve Mısır’daki Antik Mısır Kültürünü sembolik olarak sarayında yansıtma isteğinin bir parçası olarak getirtmiştir. Sfenksler, pagan dönemi sembolleri oldukları için Hiristiyanlığın yayılmasıyla bazıları zarar görmüş, tahrip edilmiş ya da başka yerlere taşınmıştır. Bugün kalan Sfenksler, Split şehrinin antik dönemle olan bağlantısını somut şekilde gösteren nadir eserlerden biridir.

Split Mestrovıc Gallery

MESTROVİC GALLERY

Burası, ünlü Hırvat heykeltıraş Ivan Mestrovic’in yazlık ev olarak kullandığı ve 1939 yılında tamamlanan bir villadır.

Sanatçı Ivan Mestroviç, 20’nci yüzyılın en ünlü Hırvat heykeltıraşlarındandır, aynı zamanda mimar ve ressamdır.

Bizzat kendisi tarafından yaptırılmıştır. Villa benzeri yapı ile açık teras, veranda, bahçe gibi öğeleri içerir.

Daha sonra ise, burayı İtalyan istilasına kadar, iki yıl süreyle, hem atölye hem de sergi salonu olarak kullanmıştır.

Burada, 1952 yılından bu yana: ünlü sanatçının, yaklaşık 200 üzerinde eseri sergilenmektedir. Bunlar sanatçının kendi çizimlerine dayanır. Bazı büyük açık hava heykelleri bahçede bulunmaktadır. Ayrıca binanın konumu deniz manzarası, çevre peyzajıyla birleşerek estetik ve huzur veren bir ortam sağlar.

Eserlerin bir kısmı vatansever içerikli, diğer bir kısmı ise erotik tarzdadır.

MÜZELER

Hırvatistan Split

ARHEOLOSKİ MUZEJ-ARKEOLOJİK ANITLAR MÜZESİ

1820 yılında kurulmuştur ve Hırvatistan’ın en eski müzesidir.

Eski şehrin girişindedir.

Mevcut bina, Vienneli mimarlar A. Kirstein ve F. Ohmann taraından tasarlanmış olup 1912-1914 yılları arasında inşa edilmiştir.

Split Arkeoloji Müzesi

Müze binası iki katlıdır. Zemin kat sergi salonları içindir, üst kat kütüphane ve araştırma/çalışma odalarına ayrılmıştır. Binanın çevresinde bir taş eserler koleksiyonu için açık ya da örtülü galeriler bulunur.

Müzede: 150 bin civarında eser sergilenmektedir.

Sergilenen eserler: Yunan, Adriyatik, Roma ve erken Hıristiyanlık dönemine aittir. Müzede, antik ve ortaçağ dönemine ait sikke koleksiyonu bulunmaktadır. Ayrıca: içinde 30 bin kitap bulunan büyük bir kütüphane bulunuyor. Müzenin binası: 1912-1914 yılları arasında, Viyanalı Mimarlar A.Kirstein ve F. Ohman tarafından yapılmıştır.
Giriş ücreti: 20 kn.dur.

Split Hırvatistan Arkeolojik Anıtlar Müzesi

HIRVATİSTAN ARKEOLJİK ANITLAR MÜZESİ

Müze, 24 Ağustos 1893 tarihinde Knin’de kurulmuştur. Daha sonra Sinj ve Klis üzerinden Split şehrine taşınmıştır.

Müzede: 7 ve 15’nci yüzyıllar arasında, Hırvat kültürüne ait eserler sergileniyor.

1893 yılında kurulan müze, 1976 yılında bugünkü yerine taşınmıştır.

Müzede sergilenen eserler arasında: silahlar, mücevherler, günlük kullanım objeleri bulunuyor. Bunlar: Avrupa’da, kendi kültürünün en büyük koleksiyonudur.

Split Deniz Müzesi

SPLİT DENİZ MÜZESİ-CROATİAN MARİTİME MUSEUM

Müze 1925 yılında kurulmuş, ayrıca Military-Maritime Museum gibi başka koleksiyonlarla birleştirilerek bugünkü haline gelmiştir.

Müze yapısı, 17’nci yüzyılda inşa edilmiş Gripe kalesinin surları içindedir. Müzede: hem iç mekan hem de dış mekan sergileme alanı mevcuttur. Dış alandaki avluda büyük boyutlu deniz araçları ve gemi parçaları sergileniyor. İç salonlar: lojman, planlı yapılar gibi birkaç bölüm içeriyor. Ticaret denizciliği, askeri denizcilik, deniz mimarisi, ulaştırma gibi.

 

Hırvatistan Split Marjan Tepesi

MARJAN TEPESİ

Şehrin merkezinin batısında, Adriyatik denizi kıyısındadır. Yoğun Akdeniz çam ormanlarıyla kaplıdır. Şehir merkezinden yürüyerek veya bisikletle ulaşılabilir.

3’ncü yüzyıldan itibaren halk tarafından piknik yeri olarak kullanılmıştır.

Tepe, sadece doğal güzellikleriyle değil, aynı zamanda tarihi ve dini yapılarıyla da dikkat çeker. Yarımadada bulanan St Jerolima Kilisesi ve Karepica kulesi gibi yapılar, bölgenin tarihine ışık tutar. Bu yapılar, özellikle manzaraları ve sakin atmosferleriyle ziyaretçilerin ilgisini çeker.

Evet, burada: uzun yürüyüşler, koşu ve bisiklet gezintileri yapılabilir. Tepenin yüksekliği: 174 metredir. Buradan, şehrin panoramik manzarası görülmektedir.

Günümüzde, Marjan tepesinde ev yapımı yasak, şehrin akciğerleri gibi değerlendiriliyor.

Split Bacvice Plajı

DENİZE GİRİLECEK YERLER

Şehirde, merkeze yakın ve denize girilebilecek bir yer ararsanız: Halk kumsalı denilen bir yeri tercih edebilirsiniz. Burada, açık olması nedeniyle tertemiz bir deniz görebilirsiniz. Kumsal da yok. Ama, sıcak bir havada, pek kumsalda oyalanmadan kendinizi denize atmanız için birebir bir yer.

BACVİCE PLAJI

Split şehir merkezine yürüme mesafesinde, limanın hemen yanındadır. Burası Split şehrinin en ünlü plajıdır ve 1919 yılında resmi “Banyo alanı” olarak açılmıştır. Sahildeki kumlu alan, özellikle yaz aylarında kalabalık olabilir. Yerel halkın favori sporu olan “picigin” burada sıkça oynanır. Ayrıca, futbol ve ragbi gibi diğer plaj sporları da yapılmaktadır.

Burada, deniz sığ. Denizin pek iyi olmadığı söyleniyor. Diğer plajlarda olduğu gibi, burada da duş yok.

 

ZNJAN PLAJI:

Split şehrinin güneydoğusunda, şehir merkezine yaklaşık 5 km uzaklıktadır. Marjan Tepesinin eteklerinde, doğa ile iç içe bir konumdadır.

Split’in en büyük plajıdır ve 2025 yılında kapsamlı bir yenileme sürecinden geçmiştir. Beyaz çakıl taşlarıyla kaplı bu plaj, geniş alanı ve çeşitli olanaklarıyla dikkat çeker. Restoranlar, barlar, çocuk oyun alanları, duşlar ve tuvaletler gibi birçok hizmet sunulmaktadır. Ayrıca, plajda elektrikli skuterler ve zıpzıp gibi eğlenceli aktiviteler bulunur.

 

BENE PLAJI:

Marjan Park ormanı içindedir. Bene plajı, doğal gölgesi ve sakin atmosferiyle tercih edilir. Plajde tenis kortları, açık hava spor alanları ve bir bar bulunmaktadır. Ayrıca çocuklar için oyun alanları da mevcuttur.

Split Korluca Adası

KORLUCA ADASI

Buraya ulaşmak için: bir vapurla yaklaşık 2-3 saatlik bir yolculuk yapmanız gerekiyor.

Bu ada: Adriyatik denizinde ve Dalmaçya kıyılarına yakın, Hırvatistan’a ait en büyük adadır.

Tamamen: kayın, çam ve meşe ağaçlarıyla doludur. Özellikle: şarapçılık üst düzeydedir. Adanın en geniş noktası 8 km ve uzunluk 47 km dir.

Ada: zeytin, üzüm ve beyaz mermer üretimiyle tanınır. Ayrıca: vahşi çakal avı gibi geleneksel etkinlikleriyle de bilinir. Adanın iç kesimleri üzüm bağlarıyla kaplıdır. Burası yerel şaraplarıyla da ünlüdür.

Adanın Vela Luca limanında vapurdan iniliyor. Adanın içindeki otellerde konaklamak mümkün. Bir bütün olarak, ada tam bir cennet. Manzara harika, denize girme imkanları var. Tarih, kültür, deniz ve orman iç içe.

 

Korluca Kasabası;

Özellikle: adanın ismini taşıyan Korluca kasabasına mutlaka uğramalısınız.

Özellikle; Marco Polo, bir süre bu kasabada yaşamış ve Cenevizliler tarafından, bu adada esir alınmıştır. Efsaneye göre: ünlü kaşif Marco Polo burada doğmuştur. Bu nedenle, kasabada Marco Polo’ya adanmış bir müze ve doğduğuna inanılan ev bulunmaktadır.

Kasaba: 13’ncü yüzyılda Venedikliler tarafından, surlar içine alınmıştır.

Surların bir bölümünde, giriş kapısı ve burada bir kule var.

Bu kapıdan girildiğinde: kasabanın dar sokaklarında kaybolabilir ve muhteşem güzel yürüyüşler yapabilirsiniz. Ayrıca: Korcula, yaz aylarında düzenlenen geleneksel danslar ve festivalleriyle ünlüdür. Bunlar arasında Moreska (kılıç dansı) ve Kumpanija (yerel halk dansı) öne çıkar.

Kısa bir yürüyüşten sonra: St.Mark Kilisesine ulaşıyoruz.

 

ST. MARK KİLİSESİ

Korluca eski şehir Aziz Mark meydanındadır. Gotik-Rönesans stilindedir. Yerel Korluca taşları (özellikle Vrnik ve Planjak adalarından çıkarılan taşlar) kullanılarak yapılmıştır. Tintoretto’nun “Üç Aziz” isimli eseri, Jacopo Bassano’nun “Meryemin Haberciliği” adlı tablosu, Ivan Mestrovic’in “Aziz Blaz” heykeli ilgi çekmektedir.

Ayrıca, 17’nci yüzyıldan kalma Piskoposluk Hazinesi de bulunur.

Evet, kilisenin: bal renkli taşları hemen dikkatinizi çekecektir. Çünkü: bu ada, bu tür renk özelliği gösteren taşları ile ünlüdür. Yapının 15’nci yüzyılda yapıldığı söylenen kapısı: çok güzel. Kapının bulunduğu meydanda : aslan figürleri ve Aziz Mark heykeli görülüyor. Ayrıca: spiral kolonlar var.

Split Hvar adası

HVAR ADASI

Hırvatistan Dalmaçya kıyılarında, Adriyatik denizinde, Brac, Vis ve Korcula adalarının arasındadır.

Tarihi geçmişine bakıldığında: antik çağlardan beri yerleşim yeridir. Yunan kolonileri, Roma, Venedik hakimiyetleri gibi birçok kültürel katman mevcuttur. Örneğin: Stari Grad, MÖ 384 yılında Yunan kolonisi olarak kurulmuştur.

Yani, burası, 500 yıldır Hırvat kültürünü etkilemiş olmasına rağmen, son 20 yıllık süreçte, turizm tarafından tanınmaktadır.

İbiza adasının güzelliğini bilenler, “Eğer yeryüzünde ikinci bir İbiza seçmek gerekirse, bu Hvar adası olurdu” demek suretiyle, buranın güzelliğini ortaya koymaktadırlar.

Adanın yüzölçümü yaklaşık 300 km karedir. Uzunluğu 68 km, kıyı şeridi yaklaşık 270 km dir.

Adada: balık restoranları, lavanta kokuları, ince belli şişelerde sunulan zeytinyağı, tatlı şaraplar, kekik kokuları hissedebilirsiniz. Ada, tam anlamıyla bir Akdeniz adasıdır.

Ada: Split şehir merkezinden 1 saat uzaklıktadır ama özellikle yaz aylarında dev feribottan bilet bulmak, özellikle son anda bilet bulmak mümkün değil, bu yüzden biletinizi önceden almanızı öneririm.

Hvar adasına vardığınızda: kocaman bir meydanla karşılaşıyorsunuz ve meydanın hemen yanında, bir kilise göze çarpıyor.

St.Stjepan Katedrali: yapımına 16’ncı yüzyılda başlanan ve ancak 18’nci yüzyılda bitirilebilen bir yapı.

Aynı meydanda: katedral yanında, birçok restoran, kafeterya görülüyor. Bunlarda: kısa bir mola verebilirsiniz.

Split Hvar adası Stari Grad Plain

Stari Grad Plain:

Antik Yunan zamanlarına uzanan, tarımsal alanlar ve üzüm bağları, zeytinlikler içeren ve halen kullanılan bir ovadır. UNESCO tarafından Dünya Kültü Mirası listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Evet, adanın diğer bir özelliği: Hırvatistan ülkesinin en güzel şaraplarının üretildiği üzümlerin kaynağının burası olmasıdır.

Bunun yanında: parfüm yapımında kullanılan lavanta da, buranın zenginliklerindendir. Özellikle: dar sokaklarda lavanta kokusunu hissederek ilerleyebilirsiniz.

Adada bir de kale bulunuyor. Yürüyerek kaleye çıkabilirsiniz. Kaleden, aşağının manzarası mükemmel.

Split Brac Adası

BRAC ADASI

Adriyatik denizinde, Hırvatistan’ın Dalmaçya bölgesinde yer alıyor. Split kentinin güneydoğusundadır. Split şehrinden kalkan vapurlarla gidiliyor ve çevrenin en hareketli adası olarak biliniyor. Vapur yolculuğu yaklaşık 50 dakika sürüyor.

Ada, özellikle yaz aylarında yoğun ziyaretçi akımına uğruyor ve sürekli kalabalıktır.

Adanın yüzölçümü yaklaşık 396 km karedir. Ada üzerinde iki yerleşim yeri var. Bunlar: Bol ve Supetar. İdari merkez Supetar adlı kasabadır.

Adanın en öne çıkan yanı: yüzyıllardır, özellikle ünlü heykeltıraşlar tarafından kullanılan taşlarıdır. Adada bulunan taş ocakları, eski Roma döneminden beri önemlidir. Bu taşlar: yumuşak ve parlak olması ve özel bir yapısının bulunmasıyla önem kazanıyor.

Split şehir merkezinde, İmparator Diocletianus, sarayını inşa ettirirken, bu taşları kullanmış ve saray yapısı, aradan geçen yüzlerce yıla rağmen halen ayakta durmaya devam ediyor.

Vatikan

Vatikan

 

Evet: Vatikan, dünyanın en küçük bağımsız ülkesidir ki, toplam yüzölçümü, yalnızca 4 km. karedir. Yani: 2 x2 km. lik bir yüzölçümü bulunmaktadır.

Devlet başkanı “Papa” dır. Yüksek duvarlarla çevrili alan içinde bulunan Vatikan devleti toprakları içinde yaklaşık 5000 kişi yaşamaktadır ve bunların çoğu  din ağırlıklı insanlardan oluşmaktadır.

Öte yandan: dünya üzerinde kişisel geliri en yüksek ülkelerden birisidir, çünkü dünya üzerinde bütün Katolik toplumlarında: her yıl, kişiler gelirleri ölçüsünde kiliseye para yardımında bulunmaktadırlar ki, bu yardımların büyük bölümü Vatikan’a aktarılmaktadır.

Evet, burası, bir köy gibi düşünülebilir: marketler, okullar, lojmanlar bulunur.

Hatta: konsolosluklar bulunmaktadır ki, Roma şehrinde, her ülke: İtalya ve Vatikan için iki konsolosluk bulundururlar.

Ofislerde ve resmi binalarda çalışanlar her gün Vatikan’a girip-çıkarlar ancak yabancı ziyaretçiler yani turistler, yalnızca iki yere: Sen Pietro Kilisesine ve Vatikan Müzesine girebilirler.

Eğer tur acentası ile gitti iseniz: Manastırın bahçesinin hemen yanında, kapalı bir otoparka bırakılan otobüslerden inip, yürüyen merdivenlerin de bulunduğu, kısa bir yürüyüş yaparak, önce Manastırın bahçesine geliyorsunuz.

Burada: uzunca bir kuyruğa-sıraya girmeniz gerekiyor ki, bu sıra: güvenlik kontrol sırasıdır. Buraya giderken, yanınızda büyük çanta-koli gibi eşyalar bulunmamasına dikkat etmenizi öneririm, çünkü içeriye sokmuyorlar, ama ücretsiz emanet dolapları var, boş emanet dolabı bulabilirseniz, bu tür, içeri  sokulmayan çanta-kolilerinizi koyabiliyorsunuz.

Öte yandan: eğer kafile ile gitti iseniz: içeri girerken, ücreti karşılığı mikrofon-kulaklık seti almanız gerekiyor.

Rehber, mikrofon ile bir şeyler söylediğinde, aranızdaki mesafenin bir anlamı olmadan, söylediklerini kulaklığınızdan duyabiliyorsunuz.

Bu kulaklıklar hakkında duyduklarıma göre: kulaklık ihalesi yalnız bir firmaya verilmiş ve firma, yine söylenenlere göre, bu kulaklıkların kiralanması ihalesinden, yıllık, milyonlarca dolar para kazanıyormuş ve bu paranın bir kısmının Vatikan idaresiyle paylaşıldığı söyleniyor.

Neyse: biz gezimize devam edelim Vatikan bölgesine kendi başınıza giderseniz, metro hattını tercih edip, kısa bir yürüyüş ile gerek kilisenin ve gerekse müzenin bulunduğu yere ulaşabilirsiniz.

Güvenlik kontrolünden geçtikten ve mikrofon-kulaklıkları teslim aldıktan sonra kilisenin içine giriliyor.

Vatikan San Pietro Manastırı
Vatikan San Pietro Manastırı
Vatikan San Pietro Manastırı

SEN PİETRO MANASTIRI

MS 313’de Milano Fermanının hemen ardından, Hıristiyan kiliseleri açıkça inşa edilmeye başlandı.

Roma şehrindeki ilk büyük kilise, başkentin dışlarına doğru bir yerde ve böylece kentin merkezinden, Capitolium, Pantheon gibi önemli tapınaklardan uzakta bulunan Lateran’daki Aziz Yahya (daha sonra çok kereler tekrar yapılmıştır) kilisesidir.

Tiber nehrinin batı kıyısında, Aziz Petrus’un mezarında, başka bir tapınak ortaya çıkarılmıştır.

4’ncü yüzyıl başlarında, burada büyük bir kilise yapıldı.

Burası eski “San Pietro” idi.

16’ncı yüzyılın başlarında yıkılarak, daha da muhteşem bir kilise olan ve bugün hala kullanımdaki Rönesans-Barok, San Pietro katedrali yapılıncaya kadar, 1000 yıldan fazla duracaktı.

Evet: Hz. İsa, Kudüs şehrinde Roma askerleri tarafından çarmıha gerildikten sonra, Aziz Sen Paul ile birlikte, oradan ayrılarak Roma’ya gelen, Hıristiyan dininin ruhani lideri ve aynı zamanda Hz. İsa’ya vaftizci Yahya ile birlikte ilk inanan olan; Aziz Petrus: burada Hıristiyanlığı yayma faaliyetlerini sürdürürken, yine Romalı askerler tarafından yakalanır ve MS.64 yılında; kendi isteği üzerine, baş aşağı çarmıha gerilir.

Çünkü: kendisinin İsa’dan daha değersiz olduğunu düşünmektedir. Ama, aynı zamanda, Katoliklerin ilk papası olarak kabul edilir. Bunun sebebi: biraz önce söylediğim gibi, İsa’ya ilk inanan olması ve beraberindekilerin en yaşlısı olmasıdır.

Takip eden süreçte: Hıristiyanlığın kabulü ile: Roma İmparatoru Konstantin: buraya yani Aziz Petrus’un çarmıha gerildiği yere, bir kilise yaptırır. Ancak: bu küçük kilise, zamanla yıpranır, harap olur ve yıkılır.

Bunun üzerine: Ortaçağ’a gelindiğinde: Papaların güç kazanması ile birlikte, Avrupa’daki tüm bağışlar toplanıp zenginleşilince, 1500’lü yılların başında, buraya yeni ve büyük bir kilise yaptırılmak istenir.

1506 yılında,  dönemin Papası: yeni bir kilise yapımı için bir proje yarışması açar ve yarışmayı mimar “Bramente” kazanır.  Bramente’nin ilk planı: yapının “Latin Haçı” şeklinde inşa edilmesidir. Latin Hacı: bildiğimiz “T” harfi şeklindedir ve Yunan haçından farklıdır. Çünkü: Yunan haçı: yani Ortodoksların kullandıkları haçın altı kısadır.

Latin Haçı şeklindeki dini yapılara: yukarıdan  kuşbakışı bakıldığında: ancak, haç şekli görülebilir. Yapı: düzdür, kubbe tam ortadadır ve kubbenin iki kenarından yanlara doğru koridorlar açılır.

Yunan ve Bizans  dini yapılarında ise: kuşbakışı yukarıdan  bakıldığında “+” işareti görülür, yani uzun kenar bulunmaz.

Özellikle: İstanbul-Ayasofya yapısında, Ortodoks özellikleri taşıması nedeniyle, uzun koridor bulunmaz.

Ancak:  her ne kadar Sen Pietro kilisesi, dünyanın en büyük dini yapısı ve kubbesi, dünyanın en büyük desteksiz kubbesi olarak bilinse de, unutulmamalıdır ki, Ayasofya, kubbesi daha dar ve alçak olmasına rağmen, bu yapıdan 1000 yıl önce yapılmıştır ve süreç, Ayasofya’yı önem bakımından öne çıkarmaktadır.

Bramente’nin planında: Latin Haçı kullanılacak şekilde düzenlenmiştir. Ancak: ölünce yerine mimar olarak Moderno atanır. Moderno: planları değiştirir ve kilisenin alt yani giriş koridorunu, Latin Haçı şekline uygun olarak uzatır, böylece dünyanın en büyük dini yapısı ortaya çıkar.

Evet

Moderno tarafından inşaat çalışmaları sürdürülürken, dönemin papası: Floransa’da ününü duyduğu Mighael Angelo’yu Vatikan’a çağırır ve kendisi için, bir mezar-lahit yapmasını ister. Ancak: Michael Angelo ile Moderno; anlaşamazlar ve aralarında çatışma yaşanır.

Moderno: Papayı “ölmeden mezarını yaptırmasının uğursuzluk getireceği” konusunda ikna eder ve bunun üzerine, Papa: Michael Angelo’yu: bu kez, Kilisenin arkasındaki “Sistine Şapeli” nin tavanını boyamakla görevlendirir.

Duvarları daha önce yine ünlü bir ressam olan Rafaello tarafından boyanan şapelin: kubbeler şeklindeki girintili-çıkıntılı tavanı, Michael Angelo tarafından, 4.5 yıllık süreçte ve tamamen yatarak boyanır.

Ancak: sanatçı, daha önce hiç fresk yapmamıştır ve Floransa şehrine giderek, arkadaşlarından bu yeni tekniği öğrenir. Fresk tekniğinde: resim yapılacak yüzey önce ince bir tabaka alçı ile sıvanır ve bunun üzerine, azami 7 günlük bir süre içinde: resim yapılmak zorundadır ve böylece: alçı su yerine boyayı içine çeker ve renkler ve renklerin canlılıkları yüzyıllarca korunmuş olur.

Evet: Michael Angelo: Sistine şapelinin tavanında, uzun uğraşlar sonucu, dünyanın en büyük eserlerinden birini ortaya çıkarmıştır. (Vatikan Müzesi’nin sonunda bulunan şapel: müze ziyaretçileri tarafından gezilebiliyor, Müze bölümünde ayrıntılı bilgi vereceğim)

Bu muhteşem güzellik üzerine: Papa, Michael Angelo’yu yeniden kilise inşaatında görevlendirmek ister, yalnız, kilise bitmiştir ve sadece kubbesi kalmıştır. Angelo: bu muhteşem kubbeyi yapmaya giriştiğinde, gözleri kördür.

Sistine Şapelini yaparken: tavandaki boyaların gözlerine damlaması sonucu, gözleri yüzde 95 oranında görmemektedir ki, zaten 1575 yılında öldüğünde, kubbe öğrencileri tarafından bitirilmiştir.

Vatikan San Pietro Manastırı
Vatikan San Pietro Manastırı

Evet, kilisenin mimari özellikleri şunlardır:

Eski San Pietro, erken dönem kilise mimarisindeki kilit bir gelişmeyi açıkça yansıdır. Halen mevcut bir kamusal yapı türü olan bazilika, dini bir yapı olarak kullanıma uyarlanmıştır.

Törenlerin dışındaki bir sunakta gerçekleştirildiği standart Yunan-Roma dininden farklı olarak, Hıristiyanlık evkaristiya veya İsa ile 12 havarinin katıldığı yemeğin anılma törenini bir iç sunakta gerçekleştirmeyi tercih ediyordu.

Bazilika biçimi kullanışlı olmuştu. Bu plan kilise tasarımında bir standart halini alacak ve günümüze dek kullanılmaya devam edecekti.

Tıpkı standart Roma bazilikası gibi, Eski San Pietro da bir orta nef (asma pencereli) ve yan koridora bölünüyordu. Ama sütunlar dört kenar yerine sadece uzun kenarlar boyunca yerleştiriliyordu. Giriş kısa taraftandı. Bunun karşı ucunda bir apsis bulunuyordu. Bu kilisenin iki yan kolu vardı.

Nef ile yan kolların kesiştiği noktada törenlerin odağı olan ana sunak bulunurdu. Aziz Petrus’un mezarı sunağın altındaydı. Nef ve yan koridorlar katılımcı ve gözlemcilere yer sağlıyordu. Nef figüratif mozaiklerle süslenmişti. Yapının önünde atrium (Pompeide görülen Roma evlerinin atriumlarıyla karıştırmamak gerekir) adı verilen ve çevresi revaklı bir avlu vardı.

Zamanla bu kilise, bir gömü mekanı olarak popülerlik kazandı. Zira büyük bir azize yakın gömülmek arzulanan bir şeydi.

 

Evet, kilisenin mimari özelliklerinden devam edelim.

Kubbe: biraz önce söz ettiğim gibi: Michael Angelo tarafından inşa edilmiş ve yüzyıllar boyunca; dünyanın en geniş çaplı ve desteksiz kubbesi olarak ayakta kalabilmiştir. Çapı: 57 metredir. Yerden yüksekliği ise, en tepedeki haç baz alınarak, 138 metredir.

Baş aşağı çarmıha gerilerek öldürülen Aziz Sen Paul’un mezarı:  kubbenin üstündeki demir haçın, yere izdüşümü olan bölümde, toprağın birkaç metre altındadır. Arkeolojik çalışmalarda bu durum teyit edilmiştir.

Büyüklüğe gelince: bazilika, günümüz itibarı ile, dünyanın en büyük ibadet binasıdır. Ama, bunu değerlendirirken, kompleks yapılar değil  de, yalnızca tek bina olarak değerlendirmek gerekir. Tek bina olarak düşünüldüğünde, dünyanın en büyük ibadet binası olarak önem kazanmaktadır. Çünkü: giriş kapısından itibaren, binanın sonuna kadar olan mesafe: 187 metredir.

Evet; 125 yıllık sürecin ardından, 1641 yılında kilisenin inşaatı tamamlanır.

Vatikan San Pietro Manastırı

Yapıyı dıştan incelediğimizde: Romanesk tarzın biraz yumuşatılmış halinin mimari de kullanıldığı görülür. En yukarıda: Hz. İsa ve her iki yanında 12 havarisinin heykelleri görülmektedir.

Kolonların üzerindeki bölümde ise: burası yapılana kadar yaşamış olan 374 aziz ve azizenin heykeli bulunmaktadır.

Bu heykellerin yanında: dört atlı, bronz heykel görülüyor. Bu heykel: 1204 yılında: İstanbul’a yapılan haçlı seferinde, İstanbul’un Latinler tarafından talan edilmesi sırasında çalınarak buraya getirilmiştir.

Ayrıca; binanın önünde, Papanın ayinini dinlemek üzere gelenler için ayrılmış bir sürü oturma sandalyesi var.

Binanın hemen önünde, iki büyük aziz heykeli var. Bunlardan bir tanesi Tarsuslu Azize ait bir heykel: elinde iki anahtar bulunduruyor ki, bir tanesi cenneti,  diğeri cehennemi simgeliyor.

Vatikan San Pietro Manastırı

Gelelim meydana: meydan: mimar Bernini ve Michael Angelo  tarafından tasarlanmıştır. Bernini: çok önemli bir Rönesans sanatçısıdır. Ancak: ağırlıklı olarak, yapının dışının tasarımında çalışmış ve Roma şehrindeki birçok havuzu yapmıştır.

Meydanda bulunan kolon dizileri: gelenleri kucaklıyormuş gibi bir izlenim yaratmaktadır. (her iki kolon bölümünü, iki kol olarak düşünmek mümkündür) Kuşbakışı, yüksekten  kilise ile birlikte meydana  bakarsanız: yapının şemasının bir “anahtarı” andırdığı görülür.

Çünkü: Aziz Petrus: aynı zamanda “cennet” in anahtarını elinde tutan havaridir. Yani: cennete girişleri o belirler.

Meydanda: yapının  önündeki alanda: yine “Bernini” şaheseri bir havuz bulunuyor. Havuzun yanında ise, bir obelisk yani dikilitaş var.

Vatikan San Pietro  Manastırı Bronz döküm Kapı
Meydanda, merdivenlerden çıkarak, döküm bronz kapıdan kilisenin içine girdiğinizde ise; en büyük ilgi çeken yer:

Yine Michael Angelo’ya ait bir heykeldir. Dünya sanat tarihinde: 3 heykel öne çıkmaktadır. Bunlar: Floransa’da bulunan “Davut” heykeli, Roma’da bulunan “Musa” heykeli ve burada bulunan “La Piyette” yani “Merhamet” heykelidir.

Kiliseden girdiğinizde, hemen sağda bir cam arkasında görülen heykel: Hz. İsa çarmıha gerildikten sonra, Meryem ananın ona gösterdiği üzüntü ve merhameti yansıtması açısından büyük önem taşımaktadır.

Bu sahne-tema: dünya üzerinde pek çok sanatçı tarafından, aynısı olmasa bile, benzeri şeklinde kopyalanmıştır.

Burada ise, büyük ziyaretçi kalabalıklarından yaklaşarak, orijinalini görebilirsiniz.

Aynı zamanda: bu heykel, Michael Angelo’nun üstüne imzasını attığı tek heykeldir, yekpare tek parça mermerden yapılmıştır.

Vatikan San Pietro Manastırı içi Meryem Ana çocuk İsa heykeli

Ancak: Hıristiyanlık dininde, böyle bir sahne yani Meryem ananın, İsa’yı kucağına aldığı bir sahne gerçekleşmemiştir. Bu yüzden: koyu Katolikler, bu heykeli sevmezler. Heykelin yapılış öyküsünü: aşağıda ayrıntılı anlatacağım.

Peki niye camlı koruma

Yıllar önce, Hıristiyanlık dininde böyle bir sahnenin yaşanmadığına inanan bir koyu Katolik: heykelin üzerine boya atmıştır, bu tür saldırıların engellenmesi için heykelin önüne, cam koruma yerleştirilmiştir.

Burada, uzun yıllar sanat adına mücadele eden Michael Angelo hakkında da: kısa bilgi vermek istiyorum ki, bu kişinin nasıl büyük bir sanatçı olduğu daha iyi anlaşılabilsin. Kendisi: Floransalıdır. Yaratıcı ve hümanisttir. 90 yaşına kadar yaşamış ve memleketindeki bütün trajik gelişmeleri izlemiştir.

Ancak, bu gelişmeler, onun eserlerini de etkilemiştir. 1498 yılında, Pietra yani Merhamet heykelini yapar. Eser: heykel sanatının en güzel örneklerinden biri olarak ortaya çıkar. Meryem ana: kucağında, ölü İsa’nın figürünü taşımakta ve sadece cansız düşmüş İsa’nın eline bakışı, bütün duygularını yansıtmaktadır.

Pietro’da gösterdiği ustalık, dahi sanatçının, sonsuzluğa giden yolunu açmıştır. Çünkü: düşmanları bile, onun teknik mükemmelliğini kabul ederler.

Ancak, yukarıda da söz ettiğim gibi: her şeye rağmen, annenin yani Meryem ananın, oğlu İsa’dan daha genç olmasının doğal olmadığını kabul ederek eleştiride bulunurlar. Sanatçı ise, bu eleştirilere verdiği cevapta: “güzellik ve adalet hiç bir zaman yaşlanmaz” demiştir.

Vatikan San Pietro Manastırı
Vatikan San Pietro Manastırı
Vatikan San Pietro Manastırı

Evet, kilisenin içindeki gezimize  devam ediyoruz. Kilise sivil görevlileri tarafından, topluluk sağ yandan içeri girdiğinde, belli bir koridor takip ederek, sol yandan dışarı çıkıyor.

Giderken, geri dönüp bir kez  daha heykele bakmak istediğinde, korumalar izin vermediler.

İçerde, birçok bölüm altın kaplamalar ile düzenlenmiş.

Duvarlarda mermer papa heykelleri var, bunların altında ise, mezarları yani lahitleri bulunuyor. Ama burada mezarı bulunan en önemli kişinin: kubbenin üstündeki haçın hemen altına denk gelen bölümde, yerin metrelerce altında bulunan Sen Pietro’nun mezarıdır.

Kilisenin büyüklüğünü göstermek için: kubbenin altındaki bölümde: dünya üzerindeki bazı dini yapıların büyüklükleri verilmiş ve aradaki fark ortaya konulmuştur.

Elbette, bunlar arasında Ayasofya’da yazılmış, ancak unutuyorlar ki, Ayasofya: buradan 1000 yıl önce yapılmıştır.

Vatikan San Pietro Manastırı

Geziye devam ettiğimizde: tam karşıdaki camlı bölüm üzerindeki güvercin temasının İsa’yı betimlediğini öğreniyorum.

Daha sonra: sağ yanda, önceki papaların giysilerinin sergilendiği “Basilica” ve “koro” bölümü var. Buradan sonra ise, kilisenin dışına çıkılıyor.

İçeri girerken kullandığımız merdivenlerden indiğimizde

Hemen sol yanda: bir nöbetçi kulübesi içinde ilginç giysisi ve elinde yine ortaçağdan kalma uzun bir mızrak ile, bir temsili koruma askeri görülüyor.

Bunlar: aslında İsviçreliler ve Vatikan’da ordu veya polis gücü bulunmadığından, koruma hizmeti, İsviçreli bu askerler tarafından yürütülüyormuş.

Söylenenlere göre, belki şaka yollu olacak ama: Vatikan yani Papalık, muhteşem büyük para varlığını İsviçre bankalarında tuttuğu için, buranın korumasını İsviçreliler üstlenmişler. Dedikodu, inanıp inanmamak siz okuyuculara kalıyor.

Bir zamanlar Michael Angelo tarafından kıyafetlerinin tasarlandığı söylenen bu İsviçreli muhafızları da gördükten sonra: meydanın sağ yanından ilerleyerek yürüyoruz. Burada, uzun bir kuyruk görürseniz, tuvalet bulunduğunu anlamalısınız.

Evet, tuvaletin önünde uzun bir kuyruk vardı. Sonra ise, birkaç hediyelik-anı-hatıra eşya satış dükkanı ve sonrasında, tur ile geldiyseniz, tekrar kapalı otoparka giriliyor.

Kendi başınıza geldiyseniz, meydanın hemen karşısından, sütunlu caddede ilerleyerek, Tiber nehri üzerindeki köprüden karşıya geçip, şehir merkezine doğru yürüyebilirsiniz.

Vatikan Müzesi Yaradılış Resmi

VATİKAN MÜZESİ

Her tarafı altınlarla kaplı, Hıristiyanlık tarihine ait bir çok eserin bulunduğu bir müze burası. Girişte, dedektörlerle arama yapıyorlar.

Ayrıca, bazı günler giriş 10 Euro, bazı günler 14 Euro. Girişten sonra, mısır medeniyetine ait eserlerin bulunduğu bölüm var. Burada, iki mumya bulunmakta ve ilgi çekmekte.

Daha sonra, roma dönemine ait bolca ve muhteşem heykeller, duvar halıları, resimler ve sona doğru çağdaş sanat eserleri var. Ben buraya girerken, Michel Angelo’nun tavana yaptığı, iki elin parmaklarının bulunduğu resmi (yaradılış resmini ) merak ederek girdim.

Müzede yol boyunca bu resmi aradım. Bulamayıp, müze çıkışına yaklaştıkça da, acaba kaçırdım mı diye hayıflandım. Hayır, en sonda.

‘Capella Sistina’ şapeli denen bir bölüm var.

Bu bölüm: 1508-1512 yılları arasında, Michel Angelo tarafından yapılan, Rönesans dönemi resimlerinin bulunduğu bir yer.

Papa II Julius Vatikan’da Sistina Capellası içinde resimler yaptırmak istemektedir. Bu iş, Michelangelo’ya verilir.

Fresko tekniğini çok iyi bilmediğini düşünen, fakat yine de teklifi kabul eden sanatçı, önceden hazırlanmış olan 30 metrelik iskelenin tepesinde, dört yıl boyunca ve yatarak çalışır ve 1512 de fireskoyu bitirir.

48-13 metrelik tavanı, toplam 524 metre kare ölçülerinde bir yeri fresklerle doldurur. 343 insan yüzü ve figürü tek başına çizer.

Hastalanmış ve boynu yamulmuş olarak iskeleden iner.

Freskte: ışığın karanlıktan ayrılması, güneş ve ayın yaratılması, suyun kuraklıktan ayrılması, ademin yaratılması, Havva’nın yaratılması, Nuh ve tufan sahneleri yer alır.

Ademin yaratılması sahnesinde, yaratıcı (tanrı) uçarak, elbiseleri şiddetle dalgalanan bir melek korosu ile birlikte yaklaşır.

Yaratma parmak ucunun dokunması ile oluyor. Dağ yamacında yatan adam, Michelangelo’nun en büyük buluşlarından biridir.

Kendisi, burada gizli bir kuvvetle, zavallılığı birleştirmiştir. İnsan, bu yatan adamın, kendi kendine kalkamayacağını biliyor.

Uzanan elin, cansız parmaklarında her şey söylenmiş olup, ancak başını döndürebilmiştir. Bununla beraber, hareketsiz vücutta büyük bir kuvvet ve hareket kabiliyeti saklıdır.

Yukarı çekilmiş bacak ve kalçaların döndürülmesi, bunu ifade ediyor. Gövde tam cepheden, alt kısımlar profilden gösterilmiştir.

Burada; Adem’in yani yaratılanın yüzünde öyle bir masumiyet çizilidir ki, Michelangelo, bu masumiyeti; şöyle ifade eder: yaradan, yarattığı canlıya, hiç bir kötülük vermez, bu yüzden yarattığı anda çok masumdur, insan ancak yaratıldıktan sonra kötülük ile tanışmıştır.

Bu yüzden, Adem’in yüzünde, muhteşem bir masumiyet ifadesi var. Ayrıca; resimlerde hep çıplaklığı tercih etmiştir. Bunun sebebi olarak ise; gerek insan vücudunun muhteşemliğini görüntülemek, ortaya koymak ve gerekse yaratılış esnasındaki çıplaklığı ortaya çıkarmak içindir.

Son olarak

Şapelde, mihrap duvarında, fresk olarak, mahşer sahnesi tasvir edilmiştir. Tavanın kenarında, peygamberler arasında kadın figürleri olarak beş sibil (Eskiçağda geleceği haber veren kadınlara verilen isimdir) yerleştirilmiştir.

Bunlardan, Delf sibili, en çok dikkat çekendir.

Büyük bir kilise düşünün, tüm duvarları ve tavanı, muhteşem resimlerle süslenmiş. O meşhur resim de burada, tam tepede. Yerden 20 metreden fazla olan bir yükseklikte, böyle muhteşem bir resmin yapılmış olması, Michel Angelo’nun sanat dehasının en büyük göstergesi.

Bu bölümde, şapel içinde, tüm müzede serbest olmasına rağmen, resim, video çekmek yasak. Hatta, gürültü yapmak, sesli konuşmak bile yasak. Görevliler sürekli halkın arasında dolaşıyorlar.

Yine de, bazı turistler özellikle tavandaki resmin fotoğrafını çekiyorlar.
Mutlaka görülmesi gerek bir yer. Şapelin kenarlarındaki tahta sıralarda oturun ve resimleri keyifle seyredin.

Vatikan Sant Angelo Köprüsü ve Kalesi

SANT ANGELO KÖPRÜSÜ VE KALESİ

Köprü, Bernini’nin heykelleri ile nefis görüntülü. Ayrıca, Tiber nehri de görülmeye değer. Nehrin kıyısındaki, beton blok üzerine çıkın ve bir süre, nehri, köprüyü ve uzaktan kalesi izleyin, doyumsuz görüntü.

Kale, öncelikle Vatikan’ın savunması için yapılmışsa da sonradan Bernini’nin stüdyosu olarak bile kullanılmış. Bizim Cem Sultan da, burada kalmış ve öldürülmüş. Kale ile St. Piyer arasında, 800 metre uzunluğunda, gizli yol ve geçitler olduğu söyleniyor.

Papa’nın güvenliği için bu düzen kurulmuş. Kale silindirim bir yapıda. İlk zamanlar, Roma İmparatoru Hadrian ve ailesinin mozolesi olarak yaptırılmış. Daha sonra, MS.4’ncü yüzyıl civarında, uzun yıllar kale ve bir süre de hapishane olarak kullanılmış.

Roma’yı büyük ölçüde etkileyen veba salgını sırasında, zamanın Papası tarafından, veba salgınının bitmesi için ayin yapılırken, kalenin tepesine bir melek indiği ve bunun Papa tarafından görüldüğü rivayet ediliyor.

Bunun üzerine, Roma şehrindeki veba salgını son bulur. Bunu ifade etmek üzere, Rafael tarafından yapılan bir melek heykeli kalenin üstüne konulmuş, çok uzaklardan görülebiliyor.

Almanya Trier

Almanya Trier

Augusta Treverorum olarak da bilinir.

Trier şehri, bugün: Almanya’nın batısında, Renanya-Palatina (Rheinland-Pfalz) eyaletinde yer alan tarihi bir şehirdir.

Trier

Önemi ve tarihi süreç

Trier şehri kurulduğu dönemde ise, Güneybatı Almanya’ta Moselle ırmağı üzerinde, Roma öncesinde Germen-Kelt Treveri kabilesine (veya Romalıların kabileler için kullandıkları sözcükle civitas) ait olan topraklardadır.

MÖ 16 civarında, Augusta Treverorum adıyla kurulmuştur.

100 km kuzeyde, Moselle’nin Ren ırmağı ile birleştiği noktada, yüzyıllar boyunca Roma imparatorluğunun kuzeybatı sınırını belirlemiştir.

Hatta bir dönem Batı Roma İmparatorluğunun başkentlerinden biri olmuştur.

İmparator Augustus döneminde bir ordu kampı olarak kurulan şehir, zamanla bugünkü Kuzey Fransa, Belçika, Lüksemburg ve Ren nehrinin batısında kalan Almanya’dan oluşan kuzeybatı bölgesinin siyasal ve ekonomik merkezi haline gelmiştir.

Bölgenin mali görevlisi olan procurator’un, 337’den itibaren bölgenin en üst düzey adli görevlisi olan proetor praefectus’un karargahı buradaydı.

Kentte yapılan işlerden bazıları: şarap ticareti ile çömlek, tekstil ve silah imalatıydı.

Özellikle, şehir, 3 ve 4’ncü yüzyıllarda siyasal, kültürel ve ekonomik açıdan büyük öneme sahip olmuştur.

Ayrıca, 3’ncü yüzyıl sonları ile 4’ncü yüzyıl arasında, kent imparatorluk ikametgahı oldu, kültürel ve dini bir merkeze dönüştü.

Bu nedenle, Roma döneminde; Trier, Nimes veya Londra’dan çok daha önemliydi.

Bu statü mimarisine de yansıdı.

Ancak güvenlik nedeniyle, 395’te, Romalılar idari bir merkez olarak Trier’i terk ettiler.

Çünkü, Ren sınır bölgesindeki askeri çarpışmalar yoğunlaşıyordu.

Kısa süre sonra, 5’nci yüzyıl başlarında, kent imparatorluğun batısını fethedecek Germen kabilelerinden biri olan Franklar tarafından ele geçirildi.

Kentin 1’nci yüzyıla ait kalıntıları hakkında fazla bir şey bilinmemektedir.

Kazıklı bir köprü ve ızgara planın başlangıçları, bu döneme ait olabilir.

2’nci yüzyılda, inşaat faaliyetleri hız kazandı.

Bu döneme ait bir ızgara plan ile merkezde; batık bir Cryptopirtucus yani bir yeraltı galerisi ve geniş bir Forumun (400 x 100 metre) varlığı biliniyordu.

Bu dönemde diğer yapılar arasında bir taş köprü, ırmak yakınlarında dev bir hamam kompleksi (yakınlarında bir kiliseden dolayı Azize Barbara Hamamı adı verilir) belki Roma öncesinden gelen elliden fazla küçük tapınaktan oluşan bir kutsal bölge olan Altbachtal ve kentin doğu ucunda, 20.000 kişi kapasiteli bir amfi tiyatro sayılabilir.

Kentin önemli siyasal stütüsü en iyi şekilde imparatorluğun son dönemlerinde yapılan görkemli binalardan anlaşılabilir.

Bunlardan bazıları: Porte Nigra (Kara kapı), anıtsal İmparatorluk hamamı (Kaiserthermen) ve aynı zamanda Constantinus Bazilikası adıyla da bilinen Aula Palatina’dır. (Sarayvari hol)

Trier Constantinus Bazilikası-Aula Palatina

Constantinus Bazilikası-Aula Palatina

Constantinus Bazilikası, orijinal olarak bir saray kompleksinin parçası olup, kraliyet kabul salonu olarak hizmet veriyordu.

Yapım tarihi yaklaşık MS 310 yılıdır.

Roma imparatoru I. Konstantin (Constantinus) tarafından yaptırılmıştır. İmparator I Konstantin, Hıristiyanlığı serbest bırakan Milano Fermanını MS 313 yılında yayınlayan imparatordur.

Amaç: imparatorluk sarayının taht salonu olmasıdır. İmparatorluğun resmi toplantıları burada yapılıyordu.

Boyutları: 67 x 25 x 33 metre olun, bir ucunda geniş bir apsise sahip dikdörtgen biçimli bu görkemli yapı, Roma döneminden kalma en büyük holdür. Yani, geniş yüksek tavanlı tek bir devasa salondur.

Trier Constantinus Bazilikası içi

Duvarlar sade ama çok etkileyicidir. Hiçbir sütun veya süslemeye gerek kalmadan, devasa boyutlarıyla büyüleyicidir. Gün ışığı, yüksek pencerelerden salonu aydınlatır.

Özellikle büyük tek salon, sütunsuz, geniş iç mekan, arka kısmında yarım daire biçimli apsis bulunur.

Tamamen tuğladan inşa edilmiştir ve orijinal Roma dönemi duvarları hala ayaktadır.

19’ncu yüzyılda Prusya Kralı I Friedrich Wilhelm tarafından yapı restore edilip kiliseye çevrilmiştir.

Yapı günümüzde Protestan kilisesi olarak kullanılmaktadır.

Evet Avrupa’daki en iyi korunmuş Roma salon yapılarından biridir ve 1986 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Trier Porte Nİgra-Kara Kapı

Porta Nigra-Kara Kapı

İmparatorluğun batısında kalan en büyük kapı yapılarından biri olan Roma dönemi Trier şehrinin kendisine özgü kuzey kapısı ve Porta Nigra özellikle ilgi çekicidir.

Orta çağda taşıdığı koyu rengi nedeniyle bu isim verilmiştir, orijinal adı bilinmiyor.

Tahkimat duvarlarına inşa edilen dört ana kapıdan biridir ve günümüze tek ulaşan kapıdır.

Tarihi tartışmalıdır.

Tarihi için: 2 ve 3’ncü yüzyıl sonları ve 4’ncü yüzyıl başları önerilmiş olup, daha ileri tarihler ağır basıyor gibi görünür.

Yaklaşık MS 170 civarıdır.

Trier Porte Nigra-Kara Kapı

Amacı: Trier şehrinin kuzey girişini korumak için yapılmış bir şehir kapısıdır.

Kapı gri kumtaşındandır. Zamanla koyulaşmıştır. Yaklaşık 7200 taş blok kullanılmıştır.

Uzunluk 36 metre, genişlik 21.5 metre ve yükseklik 29 metredir.

Taş duvarların kaba dokusu bilinçli olmayıp, yapının hiçbir zaman bitirilememiş olduğunun bir göstergesidir.

Harç kullanılmamıştır, onun yerine, bloklar yerlerine paslanmalarını önlemek için kurşun kaplanmış demir kıskaçlarla sabitlenmiştir.

Bugün görünen yapı, metale erişmek isteyen Ortaçağ insanlarının açtığı deliklerle kaplıdır.

Orijinal olarak, Porta Nigra, bir geçidin iki yanındaki, dört katlı iki kuleden meydana geliyordu.

Hem iç hem de dış yanlardan birer çitf kemerle kuşatılmış bir avlu söz konusuydu.

Kuzeyde, dışta, kuleler eğrisel, hatta neredeyse yarım daire biçimindedir.

Güney cephe düzdür.

Trier Porte Nigra-Kara kapı

Bütün katlar sütunlarla süslenmiştir.

Üstteki üç kattaki sütunların arasında kemerli açıklıklar vardır.

Orta çağlarda, Porta Nigra bir kiliseye dönüştürülmüştür.

Pek çok başka değişikliğin yanı sıra, doğu yanına bir apsis eklenmiş ve batıda tek bir baskın kule yaratmak adına, doğu kulesinin tepe katı kaldırılmıştır.

MS 11’nci yüzyılda bir münzevi olan Simeon’un yaşaması için kullanılmış, ölümünden  sonra yapı “Simeon Kilisesi” olarak yeniden düzenlenmiştir.

Yapının orijinal işlevi ve görünümünün kazandırılması için; 19’ncu yüzyılda Nepoleion emriyle yapılan restorasyon çalışmaları sonucunda, kilise özelliği kaldırılmış, Roma dönemindeki haline yeniden düzenlenmeye başlamıştır.

Trier Roma Hamamları

İmparatorluk Hamamları

MS 4’ncü yüzyıldan kalma, devasa hamam kompleksidir. Alt yapı sistemleri hala görülebilir.

Trier Barbara Hamamları

Barbara Hamamları

MS 2’nci yüzyıla tarihlenir. Roma imparatorluğunun kuzeyinde inşa edilen en büyük hamam komplekslerinden biridir. Şu anda kalıntılar düzeyinde ziyaret edilebilmektedir.