Barselona Montjuic Tepesi

 

Barselona Montjuic Tepesi

 

Montjuic Tepesi, Barselona’nın güneybatısında yer alan bir tepedir. Adı “Yahudi Dağı” anlamına gelen Latince “Mons Judaicus” kelimesinden türetilmiştir.

Tepenin üzerinde bulunan tarihi Musevi mezarlıkları nedeniyle Romalılar tarafından “Mont Jois” olarak adlandırılan bu tepe, zamanla Montjuic (Yahudi Tepesi) ismini almıştır. 19 yüzyıla dek otlak olarak kullanılan bu yeşil tepe, bugün Barselonalıların piknik ve spor için, turistlerin ise şehri panoramik fotoğraflamak için uğradıkları başlıca noktalardan biridir.

Tepenin yüksekliği 173-184.8 metredir. Tepeden Akdeniz ve şehir panoraması izlenebilmektedir.

Tepenin limana bakan tarafı, kuzeyden gelen soğuk rüzgarlara kapalıdır ve hava sıcaklığının şehrin diğer bölgelerine göre iki derece daha fazla olduğu bir mikroiklime sahiptir.

 

Barselona Montjuic Tepesi teleferik

TELEFERİC DE MONTJUİC-MONTJUİC TELEFERİĞİ:

Öncelikle bilmeniz gereken bir husus var. Barselona şehrinde iki ayrı teleferik bulunmaktadır. Teleferic de Montjuic, Montjuic dağının üzerinde işlemektedir. Yolcuları Montjuic kalesine taşır. Liman teleferiği (Transbordador Aeri del Port) ise Barseloneta’dan limanın üzerinden Montjuic eteklerine uzanan farklı bir hattır, bu ikisi birbiriyle karıştırılmamalıdır.

Evet, gelelim biniş ücretlerine:

Tek yön 10.5 Euro veya gidiş-dönüş 16 eurodur. Biletin geçerlilik süresi 1 gündür. Biletinizi çevrimiçi olarak önceden rezerve edebilir ve kuyruklardan kaçınabilirsiniz. Teleferik, Haziran-Eylül ayları arasında her gün saat 10.00-21.00 arasında çalışmaktadır. Diğer aylarda ise 10.00-18.00 arasında hizmet verir.

Teleferik: Montjuic kalesine çıkar, ulaşım sırasında harika bir Barselona şehir manzarası izlenir. Teleferik yolculuğu yaklaşık 750 metredir. Yolculuk yaklaşık 5 dakika sürer ve Montjuic kalesinin bulunduğu tepenin zirvesinde biter.

Yolculuk boyunca isterseniz, 3 farklı istasyonda inme şansı vardır. (Parc, Monjuic, Mirador, Kale istasyonları) Mirador istasyonu orta istasyondur ve seyir terası bulunur. Castell de Montjuic İstasyonu ise üst istasyondur, tarihi kale girişidir.

Başlangıç ve bitiş istasyonları arasındaki yükseklik farkı 84.5 metredir.

210 metre yükseklikte bir tepe.

Barselona’nın dar sokaklarını ve sivri kulelerini görmek isterseniz, bu tepeye mutlaka çıkmalısınız. Barselona’yı ayaklar altına seren tepe burasıdır.

Müzeyi gezmeseniz de, bence buraya şehir manzarasını izlemek için mutlaka çıkın. Yorulma ihtimaline karış İspanyollar tepeye çıkmak için yürüyen merdiven yapmışlar. Tepeye çıktığınızda: karşınızda Plaça de Espanya ve sağ tarafta Sagrada Familia görülüyor. Ayrıca Barselona limanlarının muhteşem manzarasını da görebilirsiniz.

Barselona Montjuic kalesi

CASTELL D EMONTJUİC-MONTJUİC KALESİ:

Castell de Montjuic, 1640 yılında askeri kamp olarak inşa edilmiş tarihi bir yapıdır ve Montjuic tepesinin zirvesinde yer almaktadır. Kale, 1652 yılında İspanya Krallığına geçmiş ve 1705-1714 yılları arasında yaşanan İspanyol Veraset Savaşları süresince stratejik konumu önem kazanmıştır. 1751 yılına kadar ciddi hasar alan kale, İspanyol mühendis ve mimar Juan Martin Cermeno tarafından yıkılmış ve halen ayakta olan mevcut yapı oluşturulmuştur. Montjuic kalesi son halini 1779-1799 yılları arasında yürütülen büyük inşaat çalışmaları sonucu almıştır. Bu süre zarfında kale 120 top ile donatılmıştır.

Son 350 yılda Montjuic kalesi, Barselona tarihinde belirleyici bir rol oynamış ve Katalanların İspanya’ya yenildikleri 1714’ün ardından önemli bir sembol haline gelmiştir. Kale, önemli bir süre hapishane ve işkence merkezi olarak kullanılmaya devam etmiş, 19 yüzyılın sonlarında anarşistlerin gördüğü barbarlıklarla özdeştirilmiştir. 1842 yılında kale, şehrin bazı bölgelerini top ateşiyle bombalamak için kullanılmıştır. 1897 yılında “Els processos de Montjuic” olarak bilinen olayda anarşist destekçiler bu kalede infaz edilmiştir.

Katalonyanın sevilen hükümet başkanlarından Lluis Companys, 15 Ekim 1940’da Diktatör Franco tarafından burada kurşuna dizilerek idam edilmiştir.

 Franco Dönemi ve Müzeye dönüşüm:

Kale şehre iade edildikten sonra 1960’a dek hapishane ve askeri üs olarak kullanıldı. Montjuic Kalesi, 1963 yılında Francisco Franco tarafından Askeri Zırh Müzesi adıyla ziyarete açıldı. 2007 yılında kale, Barselona Şehir Meclisinin mülkiyetine geçti ve böylece Barselonalılara ait oldu. General Franco’nun kendisinin çılışını yaptığı müzenin avlusunda yer alan at üstündeki Franco heykeli depoya kaldırılmıştır.

 

Mimari özellikleri:

Kale,  dış duvarları aştıktan sonra bile içeri girmeyi zorlaştıran ustaca bir duvar ve hendek sistemiyle donatılmıştır. Kaleye varır varmaz neoklasik köprüye hayran kalacaksınız. Geçmişte önemli bir savunma unsuru olan bu köprünün ucunda ayrı bir ahşap ve demir asma köprü vardır. İkincisi, kaleye dışarıdan erişimi engellemek için tehlike durumunda yükselir. Saldırganlar için aşılmaz bir engel olan tüm kalenin etrafında derin bir hendek uzanır, ancak günümüzde bu hendek bahçe olarak hizmet vermektedir.

Montjuic’in tümzirve alanı, geçilmez surlarla çevrili bu müthiş kalenin geniş binaları ve arazileri tarafından işgal edilmiştir. Kale, liman bölgesini savunmak için kullanılan birkaç büyük kalibreli topa sahiptir.

 

Manzara ve gezilecek bölümler:

Deniz, liman, şehir ve dağların panoramik manzarasını görmek için kalenin düz çatısında ve surlarında köşe burçlarında yürüyebilirsiniz. Kalenin çevresini saran yeşyeşil bahçeler ziyaretçileri karşılar. Yaz aylarında “Sala Montjuic” adında, kalenin duvarında açık hava sineması etkinlikleri düzenlenmektedir.

Kalenin içinde eski casemarlarda bulunan ziyaretçi merkezi vardır. Burada dönem çizimleri ve fotoğraflar dahil olmak üzere kalenin renkli tarihi sunulmaktadır. Aynı yerde kafe ve tuvalet de mevcuttur.

 

Askeri Müze:

Kalenin içerisindeki Askeri Müze’de (Museu Miiltar) eski ve modern silahlar, minyatür asker ve kale motifleri, üniformalar ve askeri haritalardan oluşan bir koleksiyon sergilenmektedir.

 

Ziyaret saatleri ve giriş ücreti-kaleye ulaşım;

Montjuic kalesi, haftanın her günü saat: 10.00-20.00 saatleri arasında hizmet vermektedir. Giriş ücretleri, tam bilet 5 euro, indirimli bilet 3 eurodur. Pazar günleri saat 15.00’den sonra her ayın ilk pazar günü girişler ücretsizdir.

Kaleye Füniküler de Montjuic ve Montjuic Teleferiğiyle ulaşılmaktadır.

Barselona Sihirli Çeşme-Font Magica-Işık ve Müzik gösterisi

SİHİRLİ ÇEŞME-FONT MAGİCA-IŞIK VE MÜZİK GÖSTERİSİ:

Kalenin kendisinde değil, Montjuic’in eteğindeki meydanda gerçekleşen bu gösteri bölgenin en büyük gece cazibesidir.

100’den fazla hidrolik valf, fışkıran su ve 4000 ışık, çeşmeyi müzik eşliğinde muhteşem ışık şovları ve dans eden su akrobasisine hazır hale getirir. Çeşmenin su havuzu 50 x 65 metre boyutlarındadır.

Gösteriler yaz aylarında Perşembe’den Pazar’a, kışın ise Cuma ve Cumartesi günleri yapılır. Ocak başından Şubat ortasına kadar kapalıdır.

Fıskiyeler dans ederken rock’tan operaya ve klasiğe kadar farklı müzik türleri çalınmaktadır.

 

 

Museum National d’Art de Catalunya-MNAC (Katalonya Ulusal Sanat Müzesi)

MUSEUM NATİONAL D’ART DE CATALUNYA-MNAC

Giriş ücreti 12 euro (kalıcı koleksiyon+geçici segriler+çatı terası  dahil), Her cumartesi 15.00’ten itibaren ve her ayın ilk pazar günü giriş ücretsizdir. Öne çıkan eserleri görmek için 1.5-2 saat tüm müze için ise yarım gün zaman ayırmalısınız.

Bina ve konum:

Müze, 1929 Uluslararası Sergisi için inşa edilen Palau Nacional’da yer almakta olup Montjuic dağının yamacında konuşlanarak Barselona’ya nefes kesen bir manzara sunmaktadır.

Neo-Barok üslupta tasarlanan bu muhteşem saray, Aziz Petrus Bazilikasından ilham alan görkemli bir kubbe ile Avrupa’nın en büyük etkinlik alanlarından biri olan Oval Salonu (Sala Oval) barındırmaktadır.

Evet, müze, şehrin dünyaca ünlü sanat müzesidir. Müzenin hemen yanında bir saray binası bulunuyor. Çevresinde ise oldukça büyük bir park alanı var.

Müze binasının önündeki merdivenlerde sürekli bir canlılık var, siz de bu merdivenlere oturup şehrin manzarasını izleyebilirsiniz. Müze girişinde bir kafe var, burada yiyecek ve içecek bir şeyler satın almak mümkün.

Museum National d’Art de Catalunya-MNAC (Katalonya Ulusal Sanat Müzesi)

Koleksiyon ve Bölümleri:

Müzenin koleksiyonu 4 ana galeriye ayrılmaktadır. Romanesk Sanat, Gotik Sanat, Rönesans ve Barok Sanat ve Modern Sanat bölümleri.

En güzel Orta çağ sanat koleksiyonu buradadır. Heykel sanatının ve Katalan ekolünün bazı tablolarının eşsiz örnekleri burada sergileniyor. Müzenin en değerli eserleri 12 yüzyıldan kalma fresklerdir.

Şimdi: sanat koleksiyonu ile ilgili ayrıntılı bilgiler:

1-Romaneks Sanat Koleksiyonu (En Önemli Bölüm):

MNAC, dünyanın rakipsiz Romaneks sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapmakta olup büyük çoğunluğu yakınlardaki Pirineler’deki terk edilmiş kiliselerden getirilen çok sayıda duvar resmi bulunmaktadır.

Museum National d’Art de Catalunya-MNAC (Katalonya Ulusal Sanat Müzesi) Christ in Majesty/Pantokrator
Majeste’deki Mesih-Christ in Majest

En önemli eser: Kuzey Katalonya’da küçük bir köy olan Taull’deki Sant Climent kilisesinin apsisinden alınan ve güçlü Bizans etkileri taşıyan renkli bir Hz İsa tasvirini içeren “Majeste’deki Mesih” (Christ in Majest) freskosudur. Sanatçının kimliği bilinmiyor. Tarih 1123. Fresko (taze sıva üzerine boya, sonra tuvale aktarılmış) Köken: Sant Climent de Taull Kilisesi, Boi vadisi, Lleida, Katalanya.

Museum National d’Art de Catalunya-MNAC (Katalonya Ulusal Sanat Müzesi) Christ in Majesty/Pantokrator

Pirinelerin içinde yer alan Boi vadisinden geçen ortaçağ yolcuları, kırsal köy kiliselerinin betimlediği yüksek bir araziyle karşılaşırdı. 11 ve 12 yüzyıllar arasında inşa edilen bu küçük taş kiliseler, benzer mimari özelliklere sahipti. Kilise dışlarının mütevazi görünümünün aksine, içleri çarpıcı boyalı programlar barındırıyordu. Taull köyü dışında Sant Climent (Aziz Klemens) kilisesinin merkezi apsisindeki Majeste’deki Mesih duvar resmi, Boi vadisinin en olağanüstü örneğidir. Eser: Vahiy, Yeşaya ve Hezekiel’den farklı İncil görünümlerindeki unsurları birleştirerek Kıyamet Günü’nün Mesih’ini sunar. Hz İsa, kompozisyonun merkezinden dışa doğru bir hareket yaratarak ön plana çıkmaktadır. Bu etki, konturların süslemeci anlayışı ve hacim yaratmak için rengin ustaca kullanımıyla sağlanmaktadır.

Bu eser halk oylamasıyla Barselona’nın en  temsili tablosu seçilmiştir. Bu sakin Pantocrator yüzü o denli bir ikon haline gelmiştir ki, 20 yüzyılın avangard sanatçıları olan Picasso ve Francis Picabia gibi isimleri büyülemiştir. Mandorla içinde sunulan Hz İsa’nın anıtsal betimlemesi, bugün hala dikkat çekmeye devam etmektedir. Güçlü figürlerden gözlerimizi çektiğimizde, dekorasyon daha küçük ancak bir o kadar ilgi çekici detaylarla doludur. İncil yazarlarının sembolleri, köpeğiyle acı çeken Lazarus ve çok gözlü Tanrı’nın kuzusu gibi. Müze ortamı, fresklerin orijinal kilise ortamını yeniden canlandırmaktadır. Yani MNAC’ta bu eseri gördüğünüzde sanki gerçek kilisenin apsisinin içindeymiş gibi hissediyorsunuz, bu deneyim müzenin en güçlü yanlarından biridir.

Evet, müzede ayrıca 12 ve 13 yüzyıllara ait boyalı paneller, ahşap oymalar, heykeller ve metal sanat eserleri de yer almaktadır.

 

 

Museum National d’Art de Catalunya-MNAC (Katalonya Ulusal Sanat Müzesi)

2-Gotik Sanat Koleksiyonu:

Gotik Sanat Koleksiyonu da son derece etkileyici olup 13 ile 14 yüzyıllara ait eşsiz dini ahşap boyalı panellerden oluşmaktadır.

Museum National d’Art de Catalunya-MNAC (Katalonya Ulusal Sanat Müzesi)

3-Rönesans ve Barok Sanat:

Tziano, Tintoretto, El Greco, Rubens, Valesquez ve Francisco de Zurbaran gibi büyük ustaların eserleri öne çıkan yapıtlar arasındadır. Öne çıkan eserler arasında Herrara Şapelinin duvar resimleri, El Greco’nun Aziz Petrus ve Aziz Pavlus tablosu ile Zurbaran’ın Makulhammele tablosu sayılabilir.

Museum National d’Art de Catalunya-MNAC (Katalonya Ulusal Sanat Müzesi) içi

4-Modern Sanat Koleksiyonu:

Modern Sanat Galerileri, Modernista’nın (Katalonya’nın Art Nouveau yorumu) ve ardından gelen Noucentisme akımının doruk noktasına ulaştığı 19 ve 20 yüzyıllara ait ağırlıklı olarak Katalan sanatını sergilemektedir. Koleksiyonda Gaudi, Ramon Casas, Julio Gonzalez ve Dali gibi isimlerin eserleri yer almaktadır.

 

Fundacıo Joan Miro (Miro Müzesi)

FUHRACIO JOAH LİNA (MİRO MÜZESİ)

Müze giriş ücreti 13 eurodur. Binada: kafe, kütüphane, kitapçı ve çatı teras bulunur. Müzeyi gezmek için ortalama 1.5-2 saat zaman ayırmalısınız. Ben yine de az zamanı olanlar için müzenin star eserleri hakkında aşağıda bilgi vereceğim.

Müze, Montjuik dağında, çevreyle uyum içinde ancak kendine özgü bir kimlikle yükselen Fundacio Joan Miro, Katalan sanatçının 14.000 eserini barındıran, rasyonalist mimarinin bir şaheseridir. İki dahinin işbirliğiyle hayata geçirilmiştir. Sanatçı Joan Miro ve mimar Joseph Lluis Sert.

Müze, 10 Haziran 1975 tarihinde sanatçının kendi koleksiyonundan bağışlarla, eşi Pilar Juncosa ve dostu Joan Prats’ın katkılarıyla açılmıştır. Miro, Barselona’daki çalışmaları için bir referans alanı yaratmak istemiş, burası, sadece bir müze değil, aynı zamanda araştırmalar için bir kütüphane ve arşiv işlevi görmektedir.

Ferah beyaz bina, Barselona’ya kuzeyde panaromik manzarası, sanatçının yakın dostu ve iş arkadaşı Josep Lluis Sert tarafından tasarlanmış ve 1975 yılında açılmıştır. Sert’in öğrencisi Jaume Freixa tarafından 1988 ve 2000’de eklemeler yapılmıştır. Miro’nun Akdeniz ışığı ve mizahla dolu oyuncu ve renkli üslubu, çevresiyle mükemmel bir uyum içindedir.

 

Koleksiyon Rakamları:

217 tablo, 178 heykel, 9 tekstil eseri ile neredeyse eksiksiz baskı koleksiyonu ve 8000’i aşkın çizim. Katalan dahinin yaratıcı sürecine derin bir anlayış kazandırmaktadır.

Barselona Fundacio Joan Miro

Öne çıkan başyapıtlar:

Barselona Fundacio Joan Miro-Sabah Yıldızı-Constellation The Morning Star

1-Sabah Yıldızı-Morning Star (1940)

Bu eser, Miro’nun Almanya’nın ilerleyişinden kaçmak için Mallorca’ya geçmesiyle birlikte 1940-1941 yılları arasında yarattığı ve büyük korku ve belirsizlik döneminde ortaya çıkan 23 tabloluk Constellations (Takımyıldızları) serisinin bir parçasıdır.

Suluboya yıkamalar ve hassas mürekkep çizgilerinin narin etkileşimi, doku ve derinlik katmanları yaratırken yinelenen göz sembolleri algıya ve farkındalığa gönderme yapmaktadır. Eser, savaşın kaosundan uzaklaşarak iç dünyaya ve bilinçlatına yönelişi simgeler.

Evet tablonun boyutları 38 x 46 cm dir. 23 eserden oluşur. Miro’nun eşi Pilar Juncosa’ya hediye ettiği, Pilar’ın da vakfa bağışladığı eserdir.

Bu eserin doğuşu son derece dramatik bir hikayeye dayanmaktadır. Ağustos 1939’da, II Dünya Savaşının başlamasından bir ay önce, Miro ailesiyle birlikte Paris’ten kaçarak Normandiya’nın küçük bir kasabası olan Varengeville-Sur-Mer’e yerleşti. Miro şöyle anlatır. “Her zaman geceleri pencereden dışarıya, gökyüzüne, yıldızlara ve aya bakmaktan zevk alırdım, ama artık buna izin yoktu. Bu yüzden pencereleri maviye boyadım, fırçalarımı ve boyalarımı aldım.” İşte takımyıldızları serisi böyle başladı.

20 Mayıs’ta Alman kuvvetlerinin ilerlemesiyle, eşini ve kızımı Paris’e giden son trene bindirmeyi başardı. Yanına hiçbir şey almadı, sadece yıldızlı tablolardan oluşan bir ruloyu aldı.

Palma’dan sanatçı Hitler’in dünyanın yarısını ele geçireceğine ve Nazizm’in kazanacağına emindi. Savaş  haberleri bu inancını daha da pekiştiriyordu.

Evet, eser, yüzen görsel motifler ve organik formlardan oluşan canlı bir kompozisyon sergilemektedir. Bu unsurlar hassas bir çizgi ağıyla birbirine bağlı görünmektedir. Yumuşak bir geçiş zemininden oluşan arka plan, grafiksel öğeleri hem şeffaflık hem de derinlik katarak kozmik bir manzara hissi yaratır. Mavi, kırmızı ve turuncu  canlı tonlar bu geniş alana serpiştirilirken, siyah formlar ve çizgiler çarpıcı bir kontrast sağlamaktadır.

Göz şekillerini, yıldızları ve hücresel formları bir arada görebilirsiniz. Kuş kafalarını, gagaları ya da kanatlarıyla, bir yıldız ya da insan figürü, kuyruk ya da baca gibi unsurları seçmek mümkündür. Ancak tıpkı gerçek takımyıldızlarında olduğu gibi, ki bunlar tek tek dağınık yıldızlar halinde vak olur ve sadece bakışın gücüyle hayali bir figüre dönüşür, Miro’nun tablolarındaki unsurlar da ayni hayal gücü çalışmasını gerektirir.

Canstellations serisi, Miro’nun kariyerinin önemli bir evresi olarak değerlendirilmekte ve dünya görüşünün şiirsel ve sürreal vizyonunu temsil eden, kariyerinin doruk noktalarından biri olarak kabul edilmektedir. Sabah Yıldızı: savaşın kaosundan kozmosun sessiz düzenine sığının bir sanatçının iç dünyasının belgesi, hem kişisel bir kaçış hem de evrensel bir umut simgesidir.

Barselona Fundacio Joan Miro- Lazurun Altını-L’Or de I’azur/The Gold of the Azure

2-Lazurun Altını-The Gold of the Azure/L’Or de I’azur (1967)

1967 yılında tamamlana bu eser 205 x 173 cm boyutlarında etkileyici bir akrilik tuval çalışmasıdır. Miro’nun imzası haline gelen birincil renkler (kırmızı, mavi ve sarı) çarpıcı bir görsel etki yaratmaktadır. Mavi rüyaları ve gökyüzünü, kırmızı tutku ve canlığı, sarı ise sıcaklık ve ışığı simgelemektedir.

Eserde yıldızlar ve gezegenler sonsuzluğu, soyut erkek ve kadın figürleri dengeyi ve ikiliği temsil ederken, dalgalı organik çizgi hem kuşu hem de ufku simgelemekte olup Miro’nun doğayı, hareketi ve sınırsız evreni keşfetmesinin bir göstergesidir.

Gelelim ayrıntılara:

Bu eser, Miro’nun olgunluk döneminin en saf ve en şiirsel ifadelerinden biridir. Tablo, ışık sarısı bir zemin üzerine kurulmuş, birkaç beyaz boşluk tuvalin “nefes almasına” izin verecek şekilde bırakılmıştır. İnce saç telleri kadar zarif çizgiler ve kasvetli siyah noktalar bu alana dağılmış, noktaların bir kısmı çok ince çizgilerle birbirine bağlanmıştır. Büyük siyah ve süpürücü bir hareket, sağdaki mavi şekle doğru atılır. Ancak bu mavi oval, sarı zemin üzerine değil ki, ona belirgin bir yeşil ton verirdi, beyaz tuval üzerindeki oval bir boşluğa yerleştirilmiştir. Sol üst köşedeki kırmızı nokta da aynı yöntemle boyanmıştır. Böylece bu iki renk, sarının güçlü baskınlığına karşı dengesini korur. Mavi, şekil, yarı kuru bir fırçanın dairesel hareketleriyle boyanmış, böylece beyaz zemin hafifçe görünür kalmış ve bu da şekle özel bir doku kazandırmıştır.

Eser Asya sanatını anımsatan harika bir şiirsel nitelik taşımaktadır. Tablo, Soyut Dışavurumculu ve Sürrealizm’in kaynaşmasını örneklemekte, kozmik ya da göksel imgeler, sanki bir uzay manzarasında yıldızlar ve gezegenler varmış izlenimi uyandırmaktadır. Pek çok Miro  tablosunun bir takımyıldız görünümü vardır, gezegenler ve yıldızları temsil ediyor gibi görünürler. Bu eser de bu bakımdan son derece benzerdir, ancak onu bu denli akılda kalıcı kılan şey özellikle parlak renk kombinasyonlarıdır. Bu  tablo, Miro’nun 74 yaşındayken yarattığı olgunluk dönemi şaheserlerinden biridir. Eser, müzenin 1975’teki açılış sergisinde yer almış ve o günden bu yana Fundacio Joan Miro’nun kalıcı koleksiyonunun simgelerinden biri olmuştur.

Barselona Fundacio Joan Miro- Bir Gübre yığınının önündeki adam ve kadın-Homme et femme devant un tas d’excrements (1935)

3-Bir Gübre yığınının önündeki adam ve kadın-Man and Women in Front of a Pile of Excrement (1935)

Bakır üzerine yağlı boya olan bu eser, 15/22 Ekim 1935 haftası arasında tamamlanmıştır. Miro, konunun İspanya İç Savaşının trajesini ve işkencesini temsil etme çabasından doğduğunu belirtmiştir. “Vahşi Tablolar” olarak bilinen 12 eserden birini oluşturmaktadır.

Tablo, birbirini kucaklamak için uzanan ancak hiçbirinin hareket etmediği bir adam ve kadını göstermektedir. Büyütülmüş cinsel organlar ve canlı renkler “iğrenme ve tiksindirici bir cinsellik” olarak tanımlanmış, figürler Miro’nun Katalonya’daki durum karşısındaki kötümserliğini yansıtmaktadır. Bu tablo, Miro’nun yaklaşan iç savaşa ilişkin karamsar önsezisini temsil eden “anahtar tablo” olarak nitelendirilmektedir.

Gelelim ayrıntılı bilgiye:

Bu tablo, son derece kritik bir dönemin tam ortasında doğmuştur. 1930’larda Büyük Buhran’ın yol açtığı yoksulluk yıllarında Katalonya, iki kez özerk hükümet talep etmiş, krallıkçılar ile sosyalistler arasındaki eski gerilimler faşizm ve komünizm ekseninde yeniden alevlenmiştir. Bu kaos ortamında İspanya sokakları ayaklanmalarla çalkalanıyordu. Bu ayaklanmalar 1936 İspanya İç Savaşının fitilini ateşleyecekti.

Miro, tablonun konusunun İspanya İç Savaşının trajedisini ve işkencesini temsil etme çabasından doğduğunu bizzaz açıklamıştır. Tablo, İç savaşa zemin hazırlayan kamuoyu ayaklanmaları döneminde, yani savaş öncesinin huzursuzluk atmosferinde yaratılmıştır.

Miro’nun bu seri için bakır levha tercih etmesi tesadüfi değildir. Bakır yüzey, yağlıboyanın alışılmadık biçimde yayılmasını sağlayarak parlak, canlı ve neredeyse metalik bir yüzey kalitesi üretir. Bu etki, tablonun karanlık temasıyla çarpıcı bir kontrast oluşturur. “Vahşi Tablolar” serisinin on ikisinden altısı bakır üzerine, diğer altısı ise Masonit adı verilen bir tür sert levha üzerine yapılmıştır.

Barselona Fundacio Joan Miro- Vakfın duvar halısı-Tapestry of the Fundacio

4-Vakfın Duvar Halısı-Foundakion Tapestry (1979)

Şarap Şisesi (1924), Bir Gözyaşının Gülümsemesi (1974) ve Vakıf Halısı (1979) gibi eserler aracılığıyla Miro’nun tüm yaratıcılığına tanıklık etmek mümkündür. Bu devasa halı, müzenin içindeki en büyük eserlerin başında gelmekte ve Miro’nun tekstil sanatındaki ustalığını gözler önüne sermektedir.

Gelelim ayrıntılara:

Eseri Miro tasarladı, gerçek dokuma işini ise yakın çalışma arkadaşı Joseph Royo gerçekleştirdi. İkili 1970’lerin başında Barselona’daki Sala Gaspar’da bir sergi vesilesiyle tanıştı ve birlikte çalışmaya başladı. Duvar halısının boyutları 750 x 500 cm dir. Konusu: Miro’nun sıkça işlediği bir kadın ve kuş figürüdür. Eser, 1979’dan beri aynı yerde sergilenmektedir. Miro tarafından devasa bir fresk gibi tasarlanmıştır. Müzedeki büyük, yüksek tavanlı bir mekanda sergilenmektedir. Eser tasarlandığı bu boşluğu doldurmak amacıyla yapılmıştır.

Barselona Caixa Forum Expensiciones horarios

Şehirdeki eserleri;

Havalimanı Terminal 2’de, 50 metrelik bir mozaiği, La Rambla’da bir mozaiği ve Katalonya’nın en büyük bankasının logosu olan La Caixa’nın tasarımı Miro’ya aittir.

 

 

Barselona Anella Olimpica (Olimpiyat Köyü)

ANELLA OLİMPİCA (Olimpiyat Köyü)

Olimpiyat köyü, Montjuic Tepesinin yamacında, geniş bir alanı kaplamaktadır.

Anella Olimpica (Olimpiyat Halkası)

Montjuic tepesinde yer alan Anella Olimpica, Katalanca’da “Olimpiyat Halkası” anlamına gelir ve Lluis Companys Olimpiyat Stadyumu, Palau Sant Jordi ve Anella Olimpiyat Esplanadı’ndan oluşan anıtsal bir komplekstir. Bu alan 1992 Olimpiyat Oyunlarının mirasını taşır, o dönemde Barselona dünyanın spor başkenti haline gelmiştir.

Barselona Anella Olimpica

Tarihçe:

Stadyum aslında yeni değil :1929 Dünya Sergisi için 60 yıldan fazla bir süre önce inşa edilmişti. 1992 Olimpiyatları için stadyum 65.000 kişilik kapasiteye genişletilmiş ve açılış-kapanış törenleri ile atletizm yarışmalarına ev sahipliği yapmıştır.

Barselona Anella Olimpica Telekominikasyon Kulesi

Kompleksteki Yapılar:

Stadyumun yanı sıra, kompleks 17.000 izleyici kapasiteli kapalı etkinlikler için Palau Sant Jordi’yi ve Piscines Bernat Picornell ile Piscine Municipal de Montjuic adlı iki ayrı yüzme havuzu kompleksini içerir. Palau Sant Jordi, Japon mimar Arata Isozaki tarafından tasarlanmış olup jimnastik ve voleybol gibi olimpiyat etkinliklerine ev sahipliği yapmıştır.

 

Telekominikasyon kulesi:

Kompleksin en dikkat çekici simgesi ise Valensiyalı mimar Santiaga Calatrava tarafından inşa edilen Tekekomünikasyon Kulesidir. Montjuic’teki ana spor tesisleri gurubuna hakim bir konumda yer alır ve Palau Sant Jordi Arena’nın hemen yanında kurulmuştur.

Beyaz kule, Telefonica Şirketi için 1992 Barselona Olimpiyat Oyunlarının televizyon yayınını iletmek amacıyla inşa edilmiştir. Bu yüzden kule “Terro Telefonica” olarak da anılır.

136 metre yüksekliğimdeki bu kule, eğik gövdesiyle bir sporcu imajı yansıtır.

Daha ayrıntılı olarak şöyledir: Kule, olimpiyat alevini tutan bir atleti temsil eder. Devasa beyaz ve kıvrımlı silüet, Olimpiyat meşalesini tutan bir sporcuyu çağrıştırır ve şehrin birçok noktasından görülebilir. Kulenin tabanı özel bir teknikle kaplanmıştır. Taban, Gaudi’nin kırık fayans parçalarından oluşturduğu mozaik tekniği olan trencadis ile kaplanmıştır ki böylece Calatrava, Katalan modernizminin en büyük ustasına açık bir saygı duruşunda bulunmuştur.

Kule sadece estetik değil, aynı zamanda işlevsel bir özelliği de sahiptir. Kulenin yönelimi nedeniyle aynı zamanda devasa bir güneş saati gibi çalışır ve merkez iğnesinin gölgesi yanında Plaça d’Europa meydanına düşerek saati gösterir.

Yapıldığında yerel halk tarafından bu kule çok yadırganmış, ama günümüzde mevcut manzara ile bütünleşmiş görünüyor, pek sırıtmıyor.

Bugünkü Durum:

Stadyum, 2009 yılına kadar Barselona’nın ikinci futbol kulübü Espanyol tarafından kullanılmış, ancak takım yeni stadyumuna taşınmıştır. Şu an stadyum çoğunlukla 2010 Avrupa Atletizm Şampiyonası gibi özel etkinlikler için kullanılmaktadır. Yüzme havuzları konusunda ise Piscina Municipal de Mantjuic sadece yazın açık olup, 2003 yılında Kylie Minogue’un “Slow” şarkısının klibine mekan olmasıyla dünya çapında tanınmıştır.

Günümüzde burayı yani tesisleri gezmek isterseniz: su havuzları, heykeller ve bina ilginizi çekebilir.

Museu Arquelogıco de Catalunya (MAC) (Katalonya Arkeoloji Müzesi)

MUSEU ARQUELOGICO (KATALONYA ARKEOLOJİ MÜZESİ)

Yer ve Bina:

Müze, Montjuic Parkı içinde, 1929 Uluslararası Sergisi için inşa edilen eski Palau de les Arts Grafiques (Grafik Sanatlar Sarayı) binasında yer alır. Bu bina aslında geçici bir yapı olarak tasarlanmıştı ama sergiden sonra korunarak yeni bir işlev kazandı. 1932 yılında, II Cumhuriyet döneminde, Generalitat (Katalan Hükümeti) burada Katalonya Arkeoloji Müzesini kurdu.

 

Koleksiyon:

Müzenin Barselona şubesi 700’den fazla farklı kazı alanından gelen 50.000’in üzerinde arkeoloji eseri korumaktadır. Bir milyondan fazla orijinal parçadan oluşan kalıcı sergi, ziyaretçileri tarih öncesi dönemden, proto-tarihten, Yunan ve Fenike kolonizasyonlarından Roma İmparatorluğunun kuruluşuna kadar bir yolculuğa çıkarır. Sergi alanı 3000 metrekareden fazla olup Katalonya’nın tarih öncesinden Orta Çağ’a kadar tarihi köklerini Avrupa ve Akdeniz bağlamında sunar.

Sergilenen eserler, Katalonya ve İber Yarımadasının diğer bölgeleriyle Akdeniz’deki başka şehirlerden gelen ana arkeolojik alanlardan toplanan koleksiyonlardır ve Katalonya ve çevresinin tarih ve öncesinden Orta Çağ’ın başlarına kadarki gelişimini gözler önüne serer.

 

Müze Ağı:

Bu müze tek başına değil, Barselona, Empuries, Girona, Olerdola ve Ullastret olmak üzere ziyaret edilebilir 5 merkez ile Sualtı Arkeoloji Merkezi ve İberia Graeca Merkezi adlı iki araştırma merkezinden oluşan daha büyük bir ağın merkezi konumundadır.

Evet, sonuç olarak tepenin yukarı tarafındaki bu müze, fazla kalabalık olmayan bir müzedir.

 

Museu Arquelogıco (Katalonya Arkeoloji Müzesi)

Gelelim müzenin en değerli eserlerinden bazılarına:

1-Esculapius (Asklepios) Heykeli:

Müzenin en simgesel parçası budur. Orijinal heykel 2008 yılında Empuries’teki şubeye taşındığı için Barselona’da artık bir kopyası sergilenmektedir. Sağlık ve Şifa tanrısını temsil eden bu Yunan-Roma heykeli, müzenin en tanınmış eseri olarak kabul edilir.

 

2-Sitges Neandertal Çene Kemiği:

53.200 yıllık bu Neandertal çene kemiği, Katalonya’daki insan varlığının en eski kanıtlarından biri olarak büyük bilimsel ve tarihi değer taşır.

 

3-Tivissa İber Hazinesi (Tesoro de Tivissa)

İber dönemine ait bu hazine, antik Katalonya’nın yerli halklarının metal işçiliğini ve maddi kültürünü gözler önüne seren en önemli arkeolojik buluntulardan biridir.

 

Palau D’esports Sant Jordi (Spor Salonu)

PALAU D’ESPPORTS SANT JORDİ (SPOR SALONU)

Tasarım ve inşaat:

Palau Sant Jordi, Montjuic’teki Anella Olimpica kompleksinin parçası olarak 1986-1990 yılları arasında inşa edilmiş, Japon mimar Arata Isoaki ve Mamoru Kawaguchi tarafından tasarlanmış kapalı bir spor ve etkinlik salonudur. İnşaat süreci aslında 1983’de başlamıştır ve 21 Eylül 1990’da, 1992 Olimpiyatlarından 2 yıl önce resmen açılmıştır. İnşaat maliyeti 54 milyon euro olmuştur.

 

Palau D’esports Sant Jordi (Spor Salonu)

Mimari özellikleri:

Bina, kubbesi yenilikçi hidrolik teknoloji kullanılarak yerden yükseltilmiş ve etkileyici hattı bir kaplumbağayı andırarak, Antoni Gaudi’nin eserleriyle ve dağlık çevresiyle bağ kuran organik bir öğe taşımaktadır. Yapının çevresindeki konik metal kaplama, hemen yakınında bulunan Akdeniz’i çağrıştıracak şekilde tasarlanmıştır. Mimar Isozaki’nin tarzı, Doğu ve Batı unsurlarını yoğun teknik ve teknolojik kaynaklarla birleştirerek binalarına modernlik katmasıyla bilinir.

Bina 45 m yüksekliğindedir ve kendi sözleriyle mimar İsozaki, Palau Sant Jordi(nin ve bitişiğindeki salonun (şimdi Sant Jordi Club) evrensel bir karaktere sahip olmasını amaçlamıştır.

 

 

Mimar hakkında:

2019 Pritzker Ödülü sahimi Arata Isozaki, 91 yaşında Japonya’da hayatını kaybetmiştir. Palau Sant Jordi onun Katalonya’daki en önemli ve tanınmış mirası olarak kabul edilir. İlginç bir not: Isozaki, Palau Sant Jordi’nin yakınındaki Caixa Forum’un giriş alanının tasarımını da üstlenmiştir.

 

Kapasite:

Ana salon 17.960 kişi kapasiteli. Sant Jordi Club ise 3.000 kişi kapasitelidir. Açıldığından beri İspanya’nın en yüksek kapasiteli kapalı arenası unvanını taşımaktadır.

 

Konser Mekanı Olarak:

Bina, sporun yanı sıra Barselona’nın en büyük konser mekanı haline gelmiştir. Madonna, Frank Sinatra ve Beyonce gibi sanatçıların performanslarına ev sahipliği yapmış ve yerel halk bu mekanı büyük ölçekli müzik etkinlikleriyle ilişkilendirme eğilimindedir. 2003 yılından itibaren Anella Olimpica’nın yönetimi Barselona Belediyesinin kamu şirketi BSM ye geçmiştir. Pandemi döneminden hatırlanan özel bir an ise 27 Mart 2021 tarihinde gerçekleşen Love of Lesbian konseri olup bir yıl canlı müziksiz geçen sürecin ardından pandemi döneminin ilk büyük ölçekli konseri olmuştur.

 

Barselona Poble Esyanyol (İspanyol Köyü)

POBLE ESPANYOL (İSPANYOL KÖYÜ)

Tarihçe ve Amaç:

Polbe Espanyol, Montjuic tepesinde yer alan açık hava mimari müzesidir. 1929 yılında mimar Josep Pugi i Cadafalch tarafından Barselona Uluslararası Sergisi’nin (Expo) cazibe merkezlerinden biri olarak tasarlanmıştır.

Projenin asıl amacı oldukça özgündü. İspanya’nın çeşitli bölgelerindeki mimari mirası sergilemek için tasarlanan köy, 1600’den fazla İspanyol köyünden ilham alınarak Andalucia avluları, Galiçya evleri ve Kastilya kuleleri gibi yeniden yaratılmış sokaklar, meydanlar ve cepheler içeriyordu. Tasarımda mimar Puig i Cadafalch’a, sanat eleştirmeni Miquel Utrillo ve ressam Xavier Nogues yardımcı olmuş, bu ikili gerçek İspanyol mimarisinin özünü yakalamak için ülke çapında yaklaşık 1600 köyü gezerek notlar ve çizimler almıştır.

Köy, inşasına 1928 Ocak ayında başlanarak 20 Mayıs 1929 tarihinde açılmıştır.

 

Yıkılmaktan Nasıl Kurtuldu.

İlginç bir gerçek, bu yapı asla kalıcı olarak planlanmamıştı. Plan, sergi bittikten sonra İspanyol köyünü tekrar yıkmaktı, ancak bunu hiçbir zaman yapmadılar çünkü köy, hem turistler hem de yerel halk arasında çok popüler hale gelmişti.

 

Franco Dönemindeki Düşüş:

Köyün tarihinde zorlu bir dönem de yaşanmıştır. Franco döneminde ve Katalan kültürünün bastırılmasıyla birlikte, Poble Espanyol giderek gerilemiştir. Ancak 1990’lardan itibaren yeniden onarılıp restore edilmiştir.

 

Poble Esyanyol (İspanyol Köyü)

Mimari Yapı ve Büyüklük:

Köy, İspanya’nın farklı yerlerinden kopyalanmış 117 tam ölçekli binadan oluşur, bunlar birleşerek farklı mimari tarzlara sahip yerlerin kentsel atmosferini yeniden yaratan küçük bir kasaba meydana getirir. Ayrıca bir tiyatro, restoranlar, zanaat atölyeleri ve bir çağdaş sanat müzesi de barındırır. Alan büyüklüğü konusunda kaynaklar yaklaşık 50.000 metrekaredir. Yani şehrin ortasında gerçek bir kasaba büyüklüğündedir.

 

Poble Esyanyol (İspanyol Köyü)

Bugünkü kullanım:

Yetişkin biletleri, internetten önceden alındığında 13.50 euro, aynı gün internetten veya gişeden alındığında ise 15 eurodur.

Köy artık sadece bir müze değil, canlı bir etkinlik mekanı, gastronomi etkinlikleri, festivaller, yaz konserleri, flamenko gösterileri, düğün gibi özel etkinlikler ve çocuk aktiviteleri düzenlenmektedir. Ayrıca 30’dan fazla zanaatkar dükkanında üflemeli cam, deri, seramik, mücevher, maske, sepet ve İspanyol gitarları gibi el yapımı ürünler ziyaretçilere satılmaktadır. Ancak ürünlerin çok pahalı olduğunu belirtmem gerek.