İspanya Barselona La Rambla

Barselona La Rambla

İspanya Barselona La Rambla; Victor Hugo; buraya; “dünyanın en güzel caddesi” demiştir.

Barselona’nın en ünlü bulvarıdır. Hiç bir zaman tenha değil, oldukça kalabalık, neşeli ve keyifli bir cadde. Özellikle: hafta içi öğle yemeklerinden önce ve akşamın erken saatlerinde ve hafta sonu akşamüstü çok aşırı kalabalıktır.

Hayat, sabahın erken saatlerine kadar devam ediyor. Renkli, cıvıl cıvıl mağazaları, kafeleri, hepsi birer mimari değer taşıyan evleridir. Burası sanki, Barselona’nın kalbi. Şehirde kaldığınız sürece, birkaç kez buraya gelmeyi isteyeceksiniz. Dikkat, burada pastaneler ünlüdür.

Barselona La Rambla

La Rambla Caddesinin Özellikleri

“La rambla” kelimesi Arapça bir kelimedir. Kelimenin anlamı: “kumlu, kurumuş akarsu yatağı” dır. Eskiden, burada bir akarsu varmış, zamanla kurumuş ve üstü kapatılmıştır. İki yana dizilmiş ağaçlar var.

Şehrin merkezinden yani; Plaça de Kalalonya (burada metro istasyonu var) meydanından başlıyor. Metro istasyonu ilginç, ben burayı gece geç saatlerde kullanmak istedim, gişede bilet satan adam, ortam güvenliğine güvenmediğinden, trene binene kadar bana eşlik etti.

Yani, garip bir yer, ne kadar şehir merkezi de olsa geç saatlerde burada özellikle karanlık sokaklarda bulunmayınız. İngiliz gençleri, ellerinde içki şişeleriyle nara atarak cadde ve sokaklarda yürüyorlar. Sonuç olarak buranın gezmek için en uygun zamanı gündüz saatleridir. 

Bu meydan çok hareketli bir mekan. Otobüslerin, metronun ve şehirler ve bölgeler arası trenlerin hareket noktası buradadır. Meydanın kuzeyini; El corte ingles mağazası kaplamıştır. Mağaza oldukça büyük, birkaç katlı ve ne ararsanız içinde var, ama turistik bölge, fiyatların uçuk olduğunu unutmamak gerekir. 

Kuzeydeki Rambla de Catalonya caddesinde; şık dükkanlar, tapas barlar, restoranlar ve sanat galerileri var.

Çift yönlü araç trafiğine açık olan bu caddede bir şey ilginizi çekebilir. Yayalar, caddenin tam ortasında, kendilerine ayrılan bölümde yürüyorlar. Araçlar ise, her iki yandan akıp gitmektedir. Her iki yanda: bir tane araç geçecek kadar yol var, ortada ise geniş bir yaya yolu, bu yaya yolunda bazı yerlerde büfeler, özellikle çiçekçiler ve bazı yerlerde ise kafelerin oturma yerleri bulunuyor.

Özellikle zincir fast food markalarından birinin oturma yeri oldukça güzel. Bunlarda oturduğunuzda, garson başınıza gelip ne istersin diye sormuyor, sıkıştırmıyor, yer bulursanız rahat rahat oturabilirsiniz.

Tuvalet kullanmaya gelince, burada restoran ve kafelerde bir şeyler yiyip içmeden tuvaleti kullandırmıyorlar. Biraz önce sözünü ettiğim fast food yerinde ise, tuvaletler şifreli, ayrıca 1 Euro atarsanız kapısı açılan tuvaletler var, bizimkiler işi öğrenmiş, kapıda bekliyor, biri dışarı çıktımı, kapı kapanmadan hemen tuvalete ücretsiz giriyorlar. 

Barselona La Rambla

Evet; La Rambla; 2 km. boyunca ilerleyen bir cadde ve liman bölgesinde, Kolomb heykelinde son buluyor. Kolomb heykelinin hemen birkaç metre ötesinde liman ve iskele bulunuyor. Orayı da ayrı bir yazıda anlatıyorum. 

Buradaki barlarda: “tapas” yiyebilirsiniz. (Genel bölümde, tapas ile ilgili bilgi vermiştim). Kısa bilgi: tapas, bizim içki mezelerine benzer pratik ve aperatif yiyecek türleri, onlarca çeşidi var ve çok küçük tabaklarda, az miktarda servis ediliyor, her bir minik tabak yani tabas çeşidi, 3-5 Euro arasında, menülere bakmak lazım, fiyatlar farklı olabilir. 

Tercihinize göre: buraya has bölgesel bir şarap türü olan; köpüklü cava deneyebilirsiniz. Böyle yazdım ama ben denemedim, meşhur olduğu rivayet ediliyor, buralarda daha da meşhur olan içecek, Katalanların bir türlü gazlı içeceği niyetine, oldukça fazla tüketilen, alkol oranı az olan bir tür meyveli içecek “Sangria”, merakınız varsa bunun tadına bakın, muhteşem bir lezzet. Hatta bunun tadına bakanlar, yanlarında alıp kendi ülkelerine de götürüyorlar. 

Ayrıca; ilginç pozlar veren pandomim sanatçılarını göreceksiniz, bunlar ilginç kıyafetler giyen ve kıpırdamadan duran kişilerdir. Bu kişiler, giydikleri ilginç kıyafetlerle kıpırdamadan durarak gelip geçenin ilgisini çekiyorlar, eğer onlarla fotoğraf çektirirseniz, önlerinde bulunan tabaklara 1-2 Euro bırakmanızı bekliyorlar. 

Gelip geçenleri izlemek veya biraz dinlenmek isterseniz, çok sayıda banklar var. Ancak caddede gezen çok sayıda insan olduğunu da unutmayın, banklar genellikle dolu oluyor. 

La Rambla Caddesinin Bölümleri

La Rambla caddesinin, beş farklı bölümü var. Bunları, sıra ile birlikte gezelim. Cadde oldukça uzun ve hareketli, ben size bölüm bölüm anlatacağım ve her bölümde gezmenizi ve görmenizi önereceğim yerleri anlatacağım, karar sizin, ilginizi çeken yerleri görebilirsiniz. 

 

Barselona La Rambla Rambla de Canaletes

A-RAMBLA DE CANALETES

 La Rambla’nın Plaça de Catalunya’ya yakın, en üst (kuzey) bölümüne verilen isimdir. Bu bölümün en simgesel yapısı, üzerinde sokak lambası bulunan süslü bir çeşme olan Font de Canaletes’tir. 

 

Barselona La Rambla Font de Canalates

1-Font de Canalates  

Çeşme, antik dönemlerden bu yana, aynı yerde durmaktadır.

 

İsminin kökeni:

İsim, antik bir su altyapısından geliyor. “Canaletes” ismi 14 yüzyıla kadar uzanır ve Collserola sırtlarından Barselona’ya su getiren su kanallarına atıfta bulunur. Çeşme, bu adı şehrin 14 yüzyıldan kalan kuzey duvarından alır, bu duvar, Barselona’nın eski şehir merkezini (Ciutat Vella) besleyen su borularından geçtiği için “Canaletes” olarak anılırdı. 

Barselona La Rambla Font de Canaletes

Tarihçe:

Bu noktanın su kaynağı olarak kullanımı çok eskidir. 18 yüzyıldan kalma orijinal çeşme, eski ortaçağ duvarlarının Torre de Sant Sever kısmındaki bir depodan geliyordu ve Les Rambles ile Raval bölgelerini besliyordu. 18 yüzyılda bu noktada Estudis Generals adlı bir üniversite inşa edildi ve buradaki su jeti bir çeşme oluşturmak için kullanıldı. 

19 yüzyılda büyük bir dönüşüm yaşandı. 19 yüzyılda duvarların yıkılmasıyla eski çeşme ortadan kalktı, kule 1862’de yıkıldığında yerine geçici olarak iki demir çeşme kuruldu. 19 yüzyılın sonunda üniversitenin yıkılması, bugün gördüğümüz şekliyle Canalates çeşmesinin inşasına yol açtı. Barselona’nın armasıyla taçlandırılmış dört su musluğundan oluşan demir bir anıt. 

Çeşmenin bugünkü hali, 1892 yılında Jaume Rodelles’e adanmıştır. Dökme demirden yapılmış olup dairesel bir tabana ve her biri kendi musluğuna sahip dört havuzla çevrili yuvarlak bir gövdeye sahiptir. Yapının üzerinde dört fenerden oluşan zarif bir sokak lambası bulunur. 

 

Barselona La Rambla Font de Canalates

Efsanesi:

Çeşmenin en bilinen özelliği taşıdığı efsanedir. Efsaneye göre, çeşmeden su içen herkes Barselona’ya aşık olur ve şehre tekrar geri döner. Yere yazılı bir yazıt da bu geleneği destekler. “Çeşmeden içen Barselona’ya geri döner”

 

FC Barselona Bağlantısı:

Çeşme, futbol kültürüyle de derinden bağlantılıdır. 1930’lardan beri çeşme, FC Barselona kutlamalarının da merkez noktası haline gelmiştir. Takım galibiyetlerinden sonra coşkulu taraftarlar burada toplanır. Bu geleneğin kökeni oldukça ilginçtir. Gelenek, çeşmenin yakınındaki bir spor dergisi olan La Rambla’nın maç skorlarını bir kara tahtaya yazmasıyla başlamış, bu da çeşmeyi futbolseverler için doğal bir buluşma noktası haline getirmiştir. Maç kaybedilmişse, kalabalıkta muhteşem bir hüzün hakimdir. Sizler bu bölgede gezerken buna dikkat etmelisiniz, çünkü gerçekten bu taraftarlar oldukça fazla fanatiktir. 

Barselona La Rambla Font de Canaletes

Bugünkü Durum:

Çeşme bugün hem turistler hem de yerel halk için önemli bir simgedir. Şehrin bir sembolü ve günlük olarak birçok ziyaretçinin su içmek için durduğu bir buluşma noktasıdır. Ziyaretçi deneyimleri de bu konuda ilginçtir. Ziyaretçiler çeşmenin yakınında çeşitli yiyecek seçeneklerini ve FC Barselona’nın kutlamalarıyla bağlantısını takdir ederken, akşamları senkronize ışık gösterisinin de şehir merkezinde kaçırılmaması gereken bir manzara olduğunu belirtiyorlar. Yani, özelle bu küçük ama sembolik çeşme, hem Barselona’nın su alt yapısının tarihinin bir kalıntısı, hem romantik bir geri dönüş efsanesinin merkezi, hem de futbol tuttusunun buluşma noktasıdır. La Rambla’yı yukarıdan aşağı gezerken görülecek ilk simge yapılardan biridir. 

 

 

Barselona La Rambla  Boades Kokteyl Bar

2-BOADAS KOKTELY BAR

Genel bilgi ve konum:

Boadas, Carrer dels Tallers 1 adresinde, La Rambla’nın hemen yanında yer alan küçük, üçgen şekilli bir mekandır. Barselona’nın en eski barı, İspanya’nın ise ikinci en eski kokteyl barıdır. La Rambla’dan birkaç adım ötede, sadece iki küçük kapısı ve bir tezgahıyla bilinir. 

 

Kuruluş Hikayesi:

Bar, 1933 yılında Miguel Boadas tarafından kurulmuştur ve açılış, Barselona için tarihi bir andı çünkü şehrin bu türden ilk kokteyl barıydı. Kurucusunun hikayesi oldukça renkli. Miguel Boadas, 1895’te Küba’da Katalan ebeveynlerden doğmuş ve büyük tarih ve edebiyat figürlerinin (içki dünyasında da önemli isimlerin) hareketlendirdiği Havana’da deneyim kazandıktan sonra Barselona’da kendi mekanını açmıştır. Daha spesifik olarak Miguel Boadas, mixoloji sanatını dünyaca tanınan Havana’daki La Floridita barında öğrenmiştir. O dönemde Küba, bugünkü İbiza’nın sahip olduğu parti statüsüne sahipti.

 

Ünlü Müşteriler;

Bar, açıldığı dönemden beri edebiyat ve sanat dünyasının önemli isimlerini ağırlamıştır. Boadas, Barselona ve İspanya’da kokteyl kültürünün referans noktası haline gelerek Ernest Hemingway ve Salvador Dali gibi ünlü müşterileri kendisine çekmiştir. 

 

Tarihsel Dayanıklılık:

Barın en dikkat çekici özelliği, tarih boyunca yaşadığı zorluklara karşı gösterdiği dirençtir. İspanya iç savaşı ve II Dünya Savaşı kokteyl shakerlarını durdurmadı, Covid ise durdurdu ama sadece birkaç ay için.

 

Aile Mirası:

Mekan, kurucu ailenin elinde nesiller boyu yönetilmiştir. Miguel Boadas 1967’de hayatını kaybettiğinde, kızı Maria Dolores Boadas mekanı devraldı ve babasının mirasını ustalıkla sürdürdü. İlginç bir tarihi not: Maria kadınların barlara bile girmesine izin verilmediği bir dönemde İspanya’nın ilk kadın barmeni olmuştur. Sonraki süreçte yönetim değilti. Miras kızı Maria Dolors ve damadı Josep Lluis’e geçti. Zamanla Jeronimo Vaquero mekanın liderliğini üstlendi, ardından bugünün sahipleri Simone Caporale ve Marc Alvarez’e geçti.

 

90 Yıl Kutlaması:

2023 yılında bar önemli bir dönüm noktasına ulaştı. Boadas, 90 yıl dönümünü altı ay süren özel etkinliklerle kutladı. Tnadem, Dry Martini ve Belvedere gibi Barselona’nın en iyi barlarını ağırladı, ayrıca Paris’teki Harry’s Bar ile özel bir işbirliği gerçekleştirdi.

Barselona Boadas Cocktail Bar

Atmosfer ve Deneyim:

Bar “Katedral” lakabıyla anılan eski usul mixoloji kültürünün simgesidir. Boadas, eski okul mixolojinin bir karakolu olarak kabul edilir. Belki de bu yüzden ona “Katedral” derler. Mekanın içi tarihi fotoğraflar, hatıra eşyaları ve yıllar boyunca ünlü müşterilerinin resimleri ile doludur ve papyon kravatlı barmenler küçük tezgahın arkasında klasik kokteyller hazırlar. Mekanda klasik bir koktely menüsü yoktur. Kokteyl menüsü bulunmaz, barmenlere güvenmek gerekir, çünkü ne yaptıklarını çok iyi bilirler.

 

Pratik Bilgiler:

Koktely fiyatları konusunda bölgenin en ucuzu değildir. Kokteyl fiyatları 9-12 euro arasında değişir. Ancak güçlü ve lezzetli içecekler sunulur. Burası Operaya gidenlerin de uğrak noktasıdır. Liceu’dan çıkan opera severlerin favori mekanı olarak da bilinir. La Rambla’yı gezerken kırmızı kapılara  dikkat eden, fark etmeden yanından geçmek oldukça kolaydır. Ama içeriye girdiğinizde 1930’lardan kalma bir zaman kapsülüne atım atıyorsunuz. 

 

 

Canaletes Elektrik Direği

3-CANALATES ELEKTRİK DİREĞİ

La Ramra caddesindeki elektrik direği: art deco tarzındadır ve mimar Felix de Azua tarafından tasarlanmıştır. Elektrik direği, 1929 yılında Evrensel Serginin başlangıcında, La Rambla caddesinin tepesinde bir döner kavşakta bulunuyordu. Ancak kentsel değişiklikler sonrasında günümüzdeki yerine taşınmıştır. 

Barselona Hotel Contınental

4-HOTEL CONTINENTAL

Konum ve Genel Bilgi:

Hotel Continental, La Rambla’nın tepesinde, La Rambla 138 adresinde, Canalates Çeşmesinin tam karşısında yer alır. La Rambla’daki tüm oteller arasında en önemlisi olup, Hotel Oriente ile birlikte şehrin en eski otellerinden biridir. Bugün 3 yıldızlı  bir otel olarak hizmet vermekte ve şehrin en simgesel mekanlarına kolay erişim sağlamaktadır.

Tarihçesi ve Konum değişikliği:

Otelin geçmişi 100 yılı aşkın bir süreye dayanır ve ilginç bir yer değişikliği hikayesi taşır. Otel başlangıçta La Rambla ile Plaza Catalunya’nın köşesinde bir otel ve restoran olarak hizmet veriyordu. 1931’de Malagarriga Vallet ailesi tarafından satın alındığında, otel konumunu değiştirerek hemen yanındaki Marquise of Palleja Sarayına taşındı. 

 

George Orwell ile Bağlantısı:

Otelin en bilinen özelliği, ünlü İngiliz yazar George Orwell ile olan tarihi bağlantısıdır. George Orwell ve eşi Eilleen O’Shaughnessy, İspanya iç savaşının (1936-1939) başladığı sırada, Aralık 1936’da ilk kez otele geldiler. O dönemde otel, La Rambla 140’daki tüm binayı kaplıyordu ve Orwell muhtemelen oteli, sıkça ziyaret ettiği ve kendisini büyüleyen iki nokta olan Las Ramblas ile Plaza Catalunya’nın köşesinde olduğu için seçmişti. Savaş döneminde otel önemli bir dönüşüm geçirdi. İngiliz yazar, bu süreçte ismi otelde tekrar tekrar geçen ünlü romanı “Katalonya’ya saygı” (1937) yazdı. Hikayenin daha gerilimli bir kısmı da var. Orwell, 20 Haziran’da Eileen ile buluşmak için otele gittiğinde, eşi onu kendine çekip “Kaç” diye fısıldadı. Bu, tasfiyenin başladığını duyduğu ilk haberdi. Orwell ve Eileen, gizli polisten kaçarak Fransa’ya geçmeyi başardı. Stalinist ajanlar Orwell yokken otele gelip eşini tehdit etmiş, odasını aramış ve günlüğünü çalmıştır. 

Barselona La Rambla Otel Continental

Diğer ünlü misafirler:

Otel, tarihte birçok önemli ismi ağırlamıştır. Hindistan’ın eski Başbakanı Jawaharlal Nehru ve kızı Indira Gandhi de Hotel Continental’de konaklamıştır. Orwell’in otelde olduğu dönemde, daha sonra ABD Başkanı olacak genç bir adam, John Fitzgeral Kennedy de bir süre otelde kalmıştır. Diğer ünlü isimler de oteli ziyaret etmiştir. 

 

İlginç bir olay. 1981 Banka Soygunu.

Otelin tarihinde dikkat çekici bir olay daha var. Mayıs 1981’de, Plaza de Cataluna da bulunan Banco Central’e yapılan saldırıda, polis bankaya girdiğinde rehineler ve soyguncular dışarı çıktı, suçlulardan beşi Continental otele sığındı.

 

 

Barselona Hotel Continental

Bugünkü Durum:

Otel, kuruluşundan beri aynı ailenin elinde kalmıştır. Otel hala Malagarriga ailesi tarafından işletilmektedir. Aile üyeleri, birçok misafirin oteldeki ünlü eski sakini hakkında sorular sorması üzerine otelin tarihini öğrenmek zorunda kalmıştır. Bugün otelde George Orwell’e adanmış bir oda bulunmaktadır. 

Sonuç olarak Hotel Continental, sadece bir konaklama yeri değil, İspanya iç savaşının edebi tarihine doğrudan tanıklık eden, Katalonya’ya Saygı kitabının yazıldığı mekan olarak edebiyat dünyasında özel bir yere sahip, La Rambla’nın simgesel yapılarından biridir. 

Barselona La Rambla dels Estudis

B-RAMBLA DELS ESTUDİS  

Barselona’nın en hareketli caddesi La Rambla’nın bu ilk bölümü, Rambla dels Entudis (veya Rambla de Canaletes’in devamı), Placa de Catalunya’dan başlayıp güneye doğru inen yaklaşık 1.2 km uzunluğundaki bu büyük bulvarın kuzey kesimini oluşturur. 

 

İsminin kökeni:

“Estudis” adını, bölgede eski dönemlerde bulunan bir üniversite binasından (Estudi General) alır. La Rambla’nın her bölümü farklı bir tarihsel özelliğe göre adlandırılmıştır. 

Barselona La Rambla dels Estudis

Genel Atmosfer:

Geniş, ortası yaya yolu olan ve iki yanında trafiğin aktığı bu bulvar, plaze ağaçlarının gölgesinde uzanır. Sokak sanatçıları, ressamlar, kuş ve hayvan satıcıları (tarihsel olarak), gazete büfeleri ve kafeler caddenin karakteristik özelliklerindendir. 

Cadde yaya trafiğine açık olduğundan özellikle akşamları kabalalık olabilir. Değerli eşyalara dikkat etmek (cep telefonu, çanta hırsızlığı) turist yoğun bölgelerde önemli bir tavsiyedir. Cadde boyunca yürüyerek Liceu Tiyatrosu, Boqueria Pazarı ve sonunda Christopher Colombus Anıtına (Mirador de Colom) kadar devam edebilir. 

Barselona La Rambla Casa de la Caritat

1-CASA DE LA CARİTAT-BARSELONA ÇAĞDAŞ KÜLTÜR MERKEZİ

Bina, 14 yüzyıllık bir geçmişe sahiptir. Alan tarihsel olarak farklı dönemlerde çeşitli amaçlarla kullanılmıştır. 12 yüzyılda bir kilise, 13 yüzyılda Montalegre manastırı, 16 yüzyılda bir Cizvit semineri olarak hizmet vermiş, 18 yüzyılda ise askeri kışla ve hapishane olarak kullanılmıştır. 

Asıl “Casa de la Caritat” (Hayırsever Evi) kimliğini ise 19 yüzyılın başında almıştır. 1802 yılında İspanya Kralı IV Charles, şehrin en yoksul kesimini barındırmak amacıyla bir hayır kurumu olan Casa de la Caritat’ın kurulmasına izin vermiştir. Kurum, kendi kendini finanse eden bir yapıya sahipti. Çekilişler, maskeli balolar ve boğa güreşleri düzenleyerek, ayrıca bisküvi, iğne, kumaş, makarna, halat sandalet ve giysi gibi temel ihtiyaç maddeleri üreterek gelir sağlıyordu. Bu kendi kendini finansman sistemi, marangozluk, demircilik, matbaacılık, ayakkabıcılık gibi mesleklerin kurum içinde öğretilmesiyle mümkün olmuştur.

Kurum 1957 yılında Vall d’Herban semtindeki yeni binalara (Llars Mundet) taşınmasıyla faaliyetine son vermiştir. 

 

Günümüzdeki Kullanımı:

Bina bugün, CCCB (Centre de Cultura Contemporania de Barcelona) olarak hizmet vermektedir. Mimarlar Helio Pinon ve Albert Viaplana tarafından gerçekleştirilen restorasyonla 19 yüzyıldan kalma yapı kompleksini, Pati de les Dones (Kadınlar Avlusu) üzerine sarkmış gibi görünen, aynalar ve yansımalar kullanan camlı cepheli prizmatik bir yapıya dönüştürdüğü için 1993 FAD Tasarım Ödülünü kazanmıştır. 

Merkez, yaratıcı araştırma, tematik sergiler, uluslararası tartışmalar, edebiyat, deneysel sinema ve teknolojik dönüşüm içeren yoğun bir kültürel faaliyet sunmaktadır. 2011 yılında ise komplekse, eski Casa de Caritat tiyatrosunun yerine Teatre CCCB adında yeni bir bina eklenmiştir. 

Pati de les Dones’in duvarlarındaki seramik fayanslarda, orada yaşayan yetimlerin tekrarlamak zorunda olduğu 19 atasözü ve ahlaki söz hala okunabilmektedir. Bunlardan biri “İnsanlar rüzgar gibi gelip geçerler, Tanrı’nın gerçeği ebedidir” şeklindedir. 

 

Barselona La Rambla Real Academia de Ciencias y Artes Barcelona-RACAB

2-REAL ACADEMİA DE CIENCIAS ARTES DE BARCELONA-RACAB

La Rambla’nın en köklü ve bilimsel açıdan en değerli yapılarından biridir. 

Kurum, 18 Ocak 1764 tarihinde “Deneysel Fizik-Matematik Konseyi” adıyla özel bir edebiyat topluluğu olarak kurulmuştur. İlk başkanı Francisco Subiras olan kurum, daha sonra Kraliyet Kararnamesi ile “Real Conferencia Fisica” adını almış ve Katalonya Prensliği ile ilgili konuları ele almıştır. İsmi tekrar “Real Academia de Ciencias Naturales y Artes” olarak değişmiş, 1887’den itibaren ise günümüzdeki ismini taşımaktadır. 

La Rambla caddesindeki görkemli bina, mimar Josep Domenech tarafından tasarlanmış etkileyici bir modernista yapıdır. Akademi, 29 Eylül 1786 tarihinde kalıcı bir Kraliyet Bağışı olarak aldığı arazide, 1894 yılında açılan bu binada yer almaktadır. Binanın en dikkat çekici özelliklerinden biri, astronomik ölçümlerle bağlantılı ve 1893 tarihinde tamamlanan iki kuledir. Bu kuleler, onlarca yıl boyunca Barselona’nın resmi saatini belirleyen bir saati çevreler. Saat, bilimi pusula ile temsil eden ve sanatsal dehayı simgeleyen heykellerle çevrelenmiştir. Bu iki figür, La Rambla’nın sonundaki Kristof Kolonb heykelinin de yaratıcısı olan Rafael Atche’i Farre’ye aittir. 

 

Koleksiyon ve Miras:

RACAB’ın bıraktığı miras oldukça kapsamlıdır. Fabra Gözlemevi: La Rambla üzerindeki bina, bir kütüphane, arşivler, bir saat koleksiyonu, astronomik, meteorolojik ve sismolojik ekipmanlar ve Montseny’de bulunan Fontmartina sismoloji istasyonu.

Kütüphane özellikle değerlidir. Akademi, yüz bin ciltten fazla esere sahip, üç yüzyılı kapsayan bilimsel eserlerin bolluğu nedeniyle İspanya’nın en önemli kütüphanelerinden biri sayılan bir kütüphaneye, tarihi bir arşive ve 1904’te açılan astronomik, sismolojik ve meteorolojik ekipmanlara sahip Fabra Astronomi Gözlemevini içeren bir komplekse sahiptir. 

 

Fabra Gözlemevi:

Tibidabo’da bulanan ve Camil Fabra i Fontanillis’in bağışıyla inşa edilen gözlemevi, 7 Nisan 1904’te açılmış ve 2 Mayıs 1916 Kraliyet Emri ile kamu yararına olduğu ilan edilmiştir. 

 

Tarihsel Anlar:

Salon binası özellikle önemli bir tarihi olaya ev sahipliği yapmıştır. Albert Einstein’in görelilik kuramının temellerini açıkladığı yer burasıdır.

Barselona La Rambla RACAB binası Billeter Saati
Billeter Saati:

Yanındaki odada ise 1869 tarihli Billeter astronomik saati bulunmaktadır. Bu saat saatin yanı sıra bazı gezegenlerin, Dünya’nın, Ay’ın ve Güneş’in konumunu 2029’a kadar doğru şekilde göstermektedir. 

Saat İsviçreli bir usta olan Alberto Billeter tarafından 1869 yılında yapılmıştır. Saatin hikayesi oldukça ilginçtir. Billeter, 1854-1857 yılları arasında Barselona’nın Villa d Gracia semtindeki atölyesinde, Mebusan Meclisi için bir astronomik saat üretmişti ve bu eser Madrid siyasi çevresinde büyük başarı kazanmıştı. Muhtemelen Meclis ile bir rekabet sonucu, 1858’de Senato, Kraliçe II İsabel aracılığıyla Billeter’den, işlevsel olarak aynı ancak daha büyük boyutlarda bir saatin Senato Sarayı için yapılmasını talep etmiştir. Ancak yapım süreci hiç de kolay geçmemiştir. Billeter saatin inşasına 1859’da başlamış ve eseri tamamlaması 10 yıl sürmüştür. Bu durum sanatçı için olumsuz sonuçlar doğurmuş, kendisine bu projeyi gerçekleştirmesi için bazı kişilerin sağladığı önemli mali kaynakları kaybetmişti. 1869’da ise Kraliçe sürgündeyken (bir önceki yıl gerçekleşen ve halk arasında La Gloriosa olarak bilinen devrimle tahttan indirilmiştir) ve siyasi istikrarsızlık nedeniyle Senato saate olan ilgisini kaybetmişti. Saat el değiştirerek günümüze ulaşmıştır. Mebusan Meclisi için yapılan daha küçük saatin başarısının ardından Senato tarafından sipariş edilen bu saat, anlaşmanın bozulması üzerine marangoza, oradan da Barselona Belediyesine geçmiş ve bugün RACAB’da çalışır halde sergilenmektedir. 

Saat, döneminin bilim ve mekanik ustalığını yansıtan son derece karmaşık bir yapıya sahiptir. 

Saat, bugün salon binasına yakın bir koridorda, vitrin masasında sergilenen azafea’nın (İspanyol-Arap bilim aletleri) karşısında bulunmaktadır ve RACAB’ın düzenlediği rehberli turlarda ziyaret edilmektedir. 

 

Ödüller:

2014 yılında kuruluşunun 250 yılı anısına, Generalitat Hükümeti kuruma Sant Jordi Haçı ödülünü vermiştir. RACAB, günümüzde ALLEA federasyonunun bir üyesidir. 

 

Ziyaret Bilgisi:

Bina, rehberli turlarla salon binasına ve Billeter saatinin bulunduğu odaya erişim sağlanabilmektedir. 

 

 

Barselona La Rambla Teatre Polıorama

3-TEATRE POLIORAMA

Tiyatro, Barselona’nın ünlü La Rambla caddesinde, Barselona Bilimler ve Sanatlar Akademisinin bulunduğu binanın zemin katındadır. Bina 1899 yılında sinema salonu olarak açılmış, 1982 yılından itibaren tiyatro olarak hizmet vermeye başlamıştır. 1937-1939 yılları arasında Teatre Catala de Comedia adıyla anılmıştır. Yani 120 yılı aşkın bir geçmişe sahiptir. 

Toplam 705 koltuk kapasiteye sahip ve üç farklı bölümden oluşur. Parter, balkon ve amfitiyatro. Erişilebilirlik açısından zemin kat tamamen erişilebilir durumda, rampa girişi, özel koltuklar ve uyumlu tuvaletler bulunuyor. 

Barselona La Rambla Teatre Polıorama

Tiyatro dans ve komedi gösterileri ağırlıktadır. Son yıllarda Polonia ve Merda gibi müzikaller, Els homes son  de Mart ve Venus ve Bits de Tricicle gibi oyunlar sahnelenmiştir. Ayrıca uzun süredir flamenko gösterileri de düzenleniyor. 

Barselona Esglesia de Betlem

4-BETLEM KİLİSESİ-ESGLESİA DE BETLEM:

La Rambla ile Carrer del Carme’nin kesişimindedir. Liceu Tiyatrosu ve Virreina Meydanına çok yakın, tarihi Raval bölgesinde bulunuyor. 

1460 yılında, Barselona’nın Sant Sever ve Santa Anna kapıları arasında Santa Maria de Betlem adına bir şapel inşasına başlanıldığına dair kayıtlar var. 1522’de Aziz Ignatius Loyola Barselona’yı ziyaret etmiş ve hep Betlem şapelinin yakınında kalmış, 1539’da burada Cizvit tarikatını kurmuştur. 1553’de Cizvitler aynı yerde bir kilise inşa etme izni almıştır. 

1671’deki bir yangında, 15 yüzyıldan kalma eski kilise tahrip olmuş, bunun üzerine Josep Juli tarafından tasarlanan, Cizvit rahipleri Francesc Tort ve Pau Digo de Lacarre yönetiminde, 1680-1729 yılları arasında barok tarzda yeni bir yapı inşa edilmiştir. 

1936’da İspanya iç savaşı sırasında en büyük yıkım yaşanmış, kilise ateşe verilmiş, çatısı ve içindeki tüm gösterişli barok süslemeleriyle ana nefi kaybolmuştur. 

 

Bugünkü durumu:

Kilise, Katalan ve İspanyolca konuşan topluluğun yanı sıra Filipinli, Latin, Amerikalı ve Portekizce konuşan cemaatleri de bir araya getiren canlı bir mahalle kilisesi olarak işlevini sürdürüyor. Her ayın son Pazarı saat 12.00 de Uluslararası Ayin düzenleniyor. Ayrıca her yıl Barselona Doğuş Sahnesi Derneği tarafından düzenlenen geleneksel Doğuş Sahnesi sergisine ev sahipliği yapıyor. 

Yapının iç bölümü: renkli mermer ve cilalı İtalyan sıva mermerleri, bir sunak ve tribünlerde büyük kafes işçiliğiyle süslenmiş, çok renkli ve yaldızlı oyma figürlerle zenginleştirilmiştir. 

Barselona Teatre Nacional de Catalunya

5-KATALAN TİYATROSU-THEATRE NACİONAL DE CATALUNYA -TNC

Tiyatro,  Barselona’nın Eixample bölgesinde, Plaça de les Glories Catalanes yakınındadır. Auditori’nin (Barselona Konser Salonu) hemen yanında, Plaça de les Arts’ta bulunuyor. 

TNC’nin kökleri, ülkenin her zaman zengin, yaratıcı ve cesur olan tiyatro geleneğine bağlıdır. 1980’lerde Katalan toplumu, oyuncuların ve yönetmenlerin özgürce çalışabileceği bir mekana ihtiyaç duyduğunu fark etti. TNC’nin kuruluşu, Franco diktatörlüğünün sona ermesinin ardından 1980’lerde Fransa’dan dönen ve Katalan tiyatrosunun kurumsallaşmasında önemli rol oynayan ünlü oyuncu Josep Maria Flotats ile yakından ilişkilidir. 

Ana bina, 20.000 metre kare alan kaplıyor. 12 metre yüksekliğinde, 26 sütun tarafından desteklenen eğimli bir çatıya sahiptir. Bu yapı, Yunan tapınağının görkemini andırıyor. Bu etki, palmiye ağaçları ve zeytin çalılarıyla donatılmış çimenlik bir alanın önünde ana girişe çıkan beyaz merdivenlerle de güçleniyor. Bu dış mekan, Plaça de les Arts olarak biliniyor ve bazen açık hava performans alanı olarak da kullanılıyor. 

Barselona Teatre Nacional de Catalunya
Ziyaretçi bilgileri:

Gişe çalışma saatleri, Pazartesi-Cumartesi 11.00-20.00 arasındadır. Tiyatro kapıları her gösteriden 30 dakika önce açılır. Bilet satışı online, gişeden veya telefonla yapılabiliyor. Mimariyi, sahne arkasını ve tarihi keşfetmek için çeşitli dillerde rehberli turlar da düzenleniyor. 

 

 

Barselona La Rambla  Markisi Sarayı-Palau Moja

6-COMİLLAS MARKİSİ SARAYI-PALAU MOJA

Rambla caddesinin sol tarafında, Carrer de la Portaferissa’nın köşesindedir. Betlem kilisesinin tam karşısında konumlanmıştır. 

Saray, Moja Markisi Joseph de Copons ve eşi Maria Lluisa Deccatlar tarafından mimar Josep Mas’a sipariş edilmiştir. Saray, şehrin Rambla boyunca uzanan eski ortaçağ surunun ve Porta Ferissa adlı kapının yıkıldığı yerde inşa edilmiştir. Maria Lluisa Descatlar, Haziran 1776’da Belediyeden ailesinden miras kalan arazide ev inşa etme izni istemiştir.

İnşaatlar 10 yıl sürmüş, sonunda 1784’te açılışı yapılmıştır. Moja markilerinin büyük kızının evlilik töreniyle birlikte büyük bir kutlama gerçekleştirilmiştir. Mimari tarzı, sade çizgiler, düz hatların hakimiyeti ve süslemeden uzak yapısıyla geç barok detayları hissedilir. İlginç bir not: ana giriş kapısı Rampla’da henüz bir dere yatağıydı. Bu nedenle ana cephe Portaferrisa caddesine yönlenmiştir. 

 

Büyük Salon-Gran Salon:

Üç kat yüksekliğinde, kare planlı ve Rambla’ya açılan büyük pencerelere sahip bu salon, sarayın gösterişli kutlamaları için mükemmel bir sahneydi. Odanın tüm duvarları ve tavanı, 18 yüzyılın en iyi Katalan duvar ressamı Francesc Pla el Vigata’nın tablolarıyla kaplı, tarihi sahneler, çiçek çelenkleri, Moga ailesinin görüntüleri bulunmaktadır. 

 

Şair Jacint Verdaguer:

Verdaguer, 1876’da saraya yerleşmiş ve 15 yıl burada yaşamıştır. Önce ailenin papazı, 1883’ten sonra ise sadaka dağıtıcısı olarak hem en yüksek hem de en yoksul sosyal çevrelerle ilişki kurmuştur. Mossen Cinto’nun en önemli edebi üretimi Palau Moja’daki yaşamıyla yakından bağlantılıdır. 

 

Bugünkü Durumu ve Ziyaret:

Sarayın asıl bölümüne sadece etkinlikler sırasında veya randevulu ziyaretlerle girilebiliyor. Zemin katta Espai Moja bulunuyor. Katalan mirasını tanıtan bir merkez turizm bilgi ofisi ve kafeterya var. Kültürel Miras Genel Müdürlüğü, her ayın ikinci ve dördüncü hafta sonu ücretsiz rehberli turlar düzenliyor. Önceden rezervasyon gerekiyor, guruplar en fazla 25 kişiyle sınırlı ve turlar yaklaşık 70 dakika sürüyor. 

 

 

Barselona Sabassona Dükü Sarayı

7-PALAU SAVASSONA-SABASSONA DÜKÜ SARAYI;

Bina, Barselona şehrinde Carrer de la Canuda ve Plaça de la Vila de Madrid’de yer alıyor ve Ulusal Kültürel ilgi varlığı olarak ilan edilmiştir. Şu anda Areneu Barcelones’in merkezi olarak kullanılıyor. 

1776’da Savassona Baronu Antoni de Ferrer Brossa, Canuda ve Bot caddelerindeki çeşitli mülkleri satın almaya başladı. 1782’de yapıları yıkıp zemin kat, ara kat ve iki kat yeni bir bina inşa etmek için izin istedi. 1776’da Annon Ferrek ve Llupia, Canuda Caddesi ile Bot Caddesinin köşesindeki, komşu Immaculada Concepcio manastırının Carmelite rahibelerine ait mülkleri de içeren bazı arazileri satın aldı. İnşaata bizzat başlayan Anton Ferrer’di ancak yapının asıl mimarı ve sorumlusu olarak inşaat izninde adı geçen kişi oğlu Josep Francesc de Ferrer idi. 

Baron 1787’de vefat edince, oğlu ve varisi Josep Francs çalışmalara devam etti ve 1796’da Cnuda Caddesindeki yeni cephenin projesini, belediye yapı ustası Pau Mas Dordal’ın olumlu raporuyla sundu. Baron 1826’da soyundan kimse bırakmadan vefat etti ve saray dul eşi Maria Raimunda Desvall’i de Ribes’in eline geçti. 

Barselona Sabassona Dükü Sarayı
Mimari Tarz:

Saray 18 yüzyılda inşa edilmiş olsa da, yapısal olarak Gotik mimariden etkilenmiştir, ancak kendi döneminin tarzına uyarlanmış, yani neoklasik bir görünüme sahiptir. Binanın sonuç hali, cephesi, asıl kattaki ana odaları, araba girişi ve merkezi avlusu, birinci kata çıkan onur merdiveni, klasik mimarinin günümüze kadar gelen en açık mimari devamlılığını oluşturmaktadır. 

Yapı, 1981’de ulusal tarihi anıt olarak ilan edilmiştir. 

 

İç Mekan özellikleri:

Ressam Francesc Pla’nın mitolojik fresklerinin altında ve Jujol’un modernist dekorasyonuyla çevrili olarak okumak büyük bir lüks, eski toplantı salonu olan ve bugün kütüphanenin bir parçası olan Cunda Salonu, coğrafi olarak Barselona’nın tam merkezinde olduğunu unutturan, yüksek palmiyeleri ve küçük çeşmeli gölüyle bir barış vahası olan romantik bahçe ve eski saray sakinlerinin konut bölümüne çıktığı onur merdiveni bu yapının görülmeye değer köşelerinden bazılarıdır. Kütüphane muhtemelen sarayın en büyük hazinesi, yaklaşık 300.000 ciltle Katalonya’nın en önemli kütüphanelerinden biridir. 

 

Bugünkü kullanımı:

Ateneu Barcelones, 150 yılı aşkın geçmişiyle, Katalan toplumunu ve kültürüyle ilgili entelektüel tartışmanın ana merkezlerinden biri olmayı amaçlayan bir dernektir. Kurum, halka açık rehberli turlar da düzenliyor. 

 

Barselona Estidi General de Barcelona

8-ESTUDİ GENERAL-ÜNİVERSİTAT

 Barselona’da bir studium generale kurma fikrini ilk öne süren Kral Marti Huma (İnsancıl Marti) oldu. 1398’de bu öneriyi yaptı. Şehir temsilcileri talebi rettetti, ancak kral buna rağmen 10 Ocak 1401’de Barselona Tıp Estudi General’i kurdu. Montpellier Üniversitesine tanınan ayrıcalıkların aynısını verdi. 1402’de buna bir Sanatlar Fakültesi eklendi. Bu noktadan itibaren Barselona’daki ünivertisi çalışmaları “Tıp ve Sanatlar Estudi General” adını aldı. 

Barselona’da bir üniversite kurulması 1450 yılına kadar beklemek zorunda kaldı. O yıl Kral Alfons V’in verdiği bir ayrıcalık ve Papa V Nicolau’nun papalık bullası, önceki tüm yüksek öğretim merkezlerini birleştiren Estudi General de Barselona’yı kurdu. 

 

Binanın inşası:

17 Ekim 1536’da usta inşaatçı Tomas Barsa’nın liderliğinde, Barselona’nın Yüzler Konseyinin bağışladığı, Rambla’nın yukarı kısmındaki arazide studium generale’nin tüm fakülteleri için inşaata başlandı. Kurumun kuruluşu Kutsal Roma İmparatoru V Karl tarafından onaylandı ve masraflar Barselona şehri, katedral şapteri ve birkaç özel vatandaş tarafından karşılandı. 

 

 Sonuç:


1971’e kadar Katalonya’daki tek üniversiteydi. O yıl daha teknik fakülteleri içeren Üniversitat Politecnica de Catalunya bağımsız bir kurum haline geldi. 1968’de ise Universitat Autonoma de Barcelona kuruldu. 

Barselona Rambla de Sant Josep

C-RAMBLA DE SANT JOSEP-RAMBLA DE LES FLORS BÖLÜMÜ

Bölüm: adını taşıyan meydana yakınlığı nedeniyle “Rambla de Sant Josep” olarak biliniyor. La Rambla’nın orta bölümlerinden biri ve Barselona’nın en ünlü pazarına ev sahipliği yapması nedeniyle dikkat çekiyor. Bu bölümün en büyük özelliği, hemen kenarında bulunan La Boqueria pazarı. Caddenin bu kısmı, çift sıra çınar ağaçlarının gölgelediği geniş bir yürüyüş yolu şeklindedir. Cafe terasları, çiçekçi tezgahları, gazete büfeleri ve sokak sanatçıları caddenin karakteristik unsurları arasındadır. Caddenin zemininde ünlü sanatçı Joan Miro’nun tasarladığı mozaik bir desen de genel Rambla hattı üzerinde bulunoyr. 

La Boqueria genellikle sabahtan akşama kadar açık, pazar günleri kapalıdır. Bölge tüm gün boyu kalabalık olabiliyor, özellikle öğleden sonra saatlerinde, daha sakin bir deneyim için sabah erken saatler tercih edilmelidir. Cep telefonu hırsızlığı gibi küçük suçlar bu turistik bölgede yaygın olduğu için kalabalık anlarda eşyalarınıza dikkat etmenizi öneririm.

 

Barselona Mercat de la Boqueria

1-MERCAT DE LA BOQUERIA-LA BUQUERİA PAZARI

La Rambla caddesinde sağda, 91 numaradadır. Sarayın hemen yanındadır. En ilgi çekici yerlerden biridir, çok hareketli bir yerdir. 

Pazarın kökleri çok eskilere dayanıyor. 1217 yılına ait belgelerde, şehir kapısının yakınındaki Pla de la Boqueria meydanında et satışı için kurulan tezgahlardan bahsediliyor. 1827’de pazarda 200 tezgah bulunuyordu, bunların 100 tanesi taze ve tuzlanmış et, 48 tanesi balık, kalanı çeşitli ürünler içindi. 1836’da pazar, bir ayaklanma sırasında ateşe verilen Carmelitas Descalzos manastırının bulunduğu alana taşındı ve bir daha buradan ayrılmadı. Bugün görülen resmi yapının inşası 1840’da başladı ve 1914 yılında tamamlandı. İkonik metal çatı ise daha sonra eklendi. Giriş kısmındaki modernist demir kemer, mimar Antoni de Falguera tarafından tasarlandı. 

İsminin kökeni:

Çoğu kişi pazarı “La Boqueria” olarak tanısa da, gerçek adı el Mercat de Sant Josep’tir. (Aziz Joseph Pazarı) Bu girişten görülebilen tabelada da yazılıdır. İsim “Josepets” olarak bilinen Carmelitas Descalzos manastırından geliyor. 

Büyüklük ve ürün çeşitleri:

Pazar oldukça büyük bir alana sahiptir ve 300’den fazla tezgah ile şehrin ikinci en büyük pazarı konumundadır. Mercado de la Boqueria, taze meyve ve sebzelerden deniz ürünlerine, şekerlemelerden dünyanın dört bir yanından gelen ürünlere kadar çok çeşitli yiyecek tezgahlarıyla tanınıyor. 

 

Barselona Mercat de la Boquuerıa-La Buqueria Pazarı

2005 yılında “Dünyanın en iyi pazarı” seçilmiştir. Aynı zamanda, Barselona şehrinin en çok resmedilen binalarından birisidir. Tarihi geçmişi oldukça eski olmasına rağmen, en son olarak 2001 yılında yenilenmiştir. 

Pazar; dünyanın dört bir yanından gelen yiyeceklerle kurulur, pazarda tatlar, kokular, renkler ve dokular birbirini tamamlar. 

Evet son bir not, bu pazarla ilgili bir not, biz Türkler, alışkınız, satıcılarımız da alışkın, bir şey almadan önce tatmak isteriz, bizim ülkemizde satıcılar bunu hoş görür, ancak burası farklıdır. Ben burayı gezerken, tezgahta bulunan ilginç bir yiyecekten tatmak istedim, ancak satıcı büyük bir tepki verdi ve kabul etmedi. Sizler de buraya giderseniz, bu uyarımı hatırlamanız dileğiyle.

Barselona Parades de Flors

2-PARADES DE FLORS-ÇİÇEK PAZARI

Çiçek tezgahları, La Rambra caddesinin en büyük özelliklerindendir. Bu kısım La Rambla’nın Plaça de Catalunya’dan La Boqueria Pazarına uzanan orta bölümde yer alır. 

Barselona Parades de Flors

Bu çiçek satış geleneği 19 yüzyıla kadar uzanır. Eskiden bu tezgahlar caddenin çok daha büyük bir bölümünü kaplıyordu. Zamanla sayıları azaldı ama hala varlıklarını sürdürüyorlar. Günümüzde sadece 16 tezgah kalmıştır. Bazı tezgahlar aynı aile tarafından nesiller boyunca işletiliyor. Yani üçüncü dördüncü kuşak çiçekçilerle karşılaşmak mümkün.

Bu tezgahlarda: rengarenk taze kesme çiçekler, saksı bitkileri, mevsimlik buketler ve bazı tezgahlarda küçük hediyelik eşyalar ve süs bitkileri bulunur. 

Tezgahlar sabahtan akşama kadar açıktır. Turistik bölge olduğu için fiyatlar biraz yüksektir. 

 

Barselona Carrer Petritxol

3-Carrer Petritxol sokağı-Çikolata sokağı:

Tarihi Gotik Mahallesi (Barri Gotic) içinde, La Rambla’ya çok yakın, dar ve şirin bir sokaktır. Plaça del Pi’nin hemen yanından başlar. Çok kısa bir sokaktır, birkaç dakikada baştan sona yürünür. Ama mutluku durup bir mekana oturmaya değer. 

Bu sokak Carrer de la Xocolata (Çikolata Sokağı) lakabıyla tanınır. 19 yüzyıl sonlarından beri burada geleneksel granizado (buzlu içecek) ve sıcak çikolata salonları (xocolaterias) bulunur. En meşhur mekan Granja Dulcinea ve Granja La Pallaresa’dır. Bunlar yıllardır aynı tarifle servis yapan, nostaljik dekorlu çikolata evleridir. 

Gelelim atmosfere: dar, taş döşeli, arabaların giremediği yaya sokağıdır. Klasik demir balkonlar, eski tip levhalar ve küçük butik dükkanlar bulunur. Sanat galerileri de bu sokakta yoğunlaşmıştır. Bu yüzden sanatseverler içinde bilinen bir noktadır. Gündüz sakin, akşam üstü ve hafta sonlarında yerel halk ve turistlerle doludur. 

Evet buraya giderseniz: Xocolata amb xurros (sıcak çikolataya batırılmış churros) yemelisiniz. Ayrıca Granizado de limon (yazın serinletici limonlu buzlu içecek) içebilirsiniz. 

 

Barselona Palau Güell

4-Palau Güell:

Carrer Noue de La Rambla caddesindedir. 1979’a kadar bu caddenin adı Conde del Asalto’ydu ve Barselona’da kaldırımları, drenaj sistemi ve iki şeritli trafiği olan ilk caddeydi. La Rambla’ya çok yakın konumdadır. 

Antoni Gaudi’nin sanayici Eesebi Güell için tasarladığı bir kent sarayıdır. 1886-1888 yılları arasında inşa edilmiştir ve Antoni Gaudi’nin Eserleri başlığı altında UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alır. 

Dışı sade ve süslemeden yoksun görünse de içi son derece lüks ve gösterişlidir. Odalar, ışık kaynağı görevi gören iç avlu benzeri merkezi bir salon çevresinde dizilmiştir. 

Cephe 22 metre yüksekliğinde ve 23.60 m genişliğindedir. Üç yatay seviyeden oluşur. Büyük sepet kulpu kemerli alt kat, büyük galeriyle alt seviyenin üstünde orta kat ve korkuluklarla taçlandırılmış sade üst kat.

Giriş kapıları 4.9 m yüksekliğinde olup bitki, hayvan ve sembolik motiflerle süslenmiştir. Bu süslemeler arasında Güell’in baş harfleri de vardır. Gaudi, Mudejar ve Nazarı sanatından ilham almıştır ve bina hem konut hem de sosyal/kültürel bir buluşma mekanı olarak tasarlanmıştır. Bodrum katında atların tutulduğu ahır bölümü vardır. Burada sıra dışı sütun ve tonozlar binanın temelinin önemli bir parçasını oluşturur. Çatıda Gaudi imzası haline gelen renkli, mozaikli bacalar bulunur. 

1945 yılında Eusebi Güell’in en küçük kızı Merce Güell i Lopez, sarayı kültürel amaçlarla korunması koşuluyla Barselona Eyalet Konseyine bağışlamıştır. İspanya iç savaşı sırasında Polis karakolu olarak kullanılmıştır. 1948 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası ilan edilmiştir. 

Gelelim ziyarete. Her ayın ilk pazar günü ücretsiz giriş vardır. Ziyaret için yaklaşık 1.5 saat ayırmanızı öneririm. Aynı anda binaya sınırlı sayıda ziyaretçi alınmaktadır, yani beklemeniz gerekebilir. 

 

 

Barselona Museu de les II-Iusions (İllüzyonlar Müzesi)

5-MUSEU D’LL-IUSLONS D’ENTRETENİMENT

Carrer Pintor Fortuny 17 Ciutat Vella adresindedir. La Rambla’ya çok yakın bir konumdadır. Las Ramblas’a birkaç adım uzaklıktadır.

Burası özellikle çocukların çok hoşuna gidiyor, şehri gezerken yanınızda çocuklarınız varsa burayı atlamayın mutlaka gidin. Ancak giriş ücreti 10 Euro. Evet, burası eğlenceye adanmış bir müzedir.

Barselona Museu de les II-Iusions (İllüzyonlar Müzesi)

Barselona’da optik illüzyonları ve görsel oyunları sevenler için Avrupa’nın ilk illüzyon Müzesi olarak açılmıştır. Müze, gözlerinizin önünde canlanan bir dizi optik illüzyon ve 3D duvar resmi içinde aktif bir yolculuk sunar. 

Müzede yaklaşık 60 duvar resmi bulunur ve her biri için en gerçekçi fotoğrafı çekmek üzere tam olarak nerede durmanız gerektiği işaretlenmiştir. Sahneler fantastik ortamlardan komik durumlara kadar çeşitlilik gösterir. Bir ejderhaya binmek, asma bir köprüden geçmek veya bir dinozordan kaçmak gibi. Bir denizkaplumbağasıyla denizin altında bulunabilir, fantastik canavarların kapısını açabilir, sirk topundan fırlayan bir adam gibi olabilir, atlı bir tramvaya binebilir veya timsahlardan kaçabilirsiniz. Picasso, Dali ve Goya gibi ünlü ressamların eserlerinin bir parçası olabilir, Titanic’te yolculuk edebilir, Barça oyunlarıyla gol kutlayabilir, flamenko dansı yapabilir veya dev/cüce ülkelerinde gezintiye çıkabilirsiniz. 

Resimler insan figürlerinden daha büyük ölçekte, el çizimiyle yapılmış ve tüm detaylarıyla, ziyaretçinin önünde durduğundan görüntünün bir parçası haline geleceği şekilde projelendirilmiştir. 

Müzede fotoğraf çekmek tur boyunca serbesttir. Aslında müzenin asıl amacı budur. Ziyaretçilerin albümlerini şaşırtıcı gerçek gibi fotoğraflarla doldurmaktır. 

Aynı bina içinde, 9 farklı temalı dünya sunan Big Fun Museum da bulunur. 

Evet, müzeye girmek için yetişkin bileti 10 eurodur. Ziyaret yaklaşık 1 saat sürer. Bazı illüzyon fotoğraflarını çekmek için fotoğrafı belirli bir açıdan ve uzaktan çekmek gerekir, bu yüzden bir arkadaşla gitmek ya da tripot taşımak işinizi kolaylaştırabilir. 

 

 

Barselona Casa Beethoven

6-CASA BEETHOVEN

1880’den beri Barselona’nın Rambla de Sant Josep’inde bulunan, müzik notaları ve müzikle ilgili ürünleri satan küçük ve sıcak bir dükkandır. La Rambla’da hala faaliyette olan en eski dükkan unvanına sahiptir. 

La Rambla, 97 numarada bulunur. 

Casa Beethoven, 1880 yılında “Casa Guardia” adıyla kurulmuştur. O dönem La Rambla, nota satan dükkanlarla dolu bir caddeydi. 1910 yılında Lluis Gonzaga Jorda dükkanı satın almış, 1915 yılında ismini Casa Beethoven olarak değiştirmiş ve bugünkü müzikal referans noktası haline getirmiştir. Gonzaga, Meksika’da zarsuela (İspanyol operet türü) konusunda uzmanlaşmış bir besteci oluştur. Ancak kariyeri 1910’daki Emilliana Zapata Devrimiyle kesintiye uğramıştır. Dükkanı satın aldığı yıl da tam bu yıldır. O dönemde La Rambla’da nota satan birçok dükkan vardı, bugün ayakta kalan tek dükkan budur. Şu anki sahibi Jaume Doncos dükkanda yaklaşık 50 yıldır çalışmaktadır ve 1978’den ber işletmeyi yönetmektedir. 

Dükkanda şu anda 30.000 den fazla farklı nota bulunmaktadır. Beethoven’den Taylor Swift’e, Pink Floyd’dan Paco de Lucia’ya, sardana ve flamenko’ya kadar her tarz. Ayrıca yüzyıl önce popüler olmuş eski bolerolar veya 1920’lerin meşhur cuple şarkıları gibi nadir arşiv parçaları da korunmaktadır. Müzik tarihi teorisi üzerine kitaplar, özellikle opera ağırlıklı olmak üzere CD ler de modern ve klasik İspanyol müziği konusunda zengindir. 

Evet, üzerinde fenerlerin yandığı ahşap vitrin, uzun tezgah, bir Beethoven büstü ve eskiden sürekli çalan bir piyano, açıldığı günden beri değişmeyen unsurlardır. Tarihi bir filmden çıkmış gibi görünen küçük vitrin, antika ahşap mobilyalar, notalarla dolu raflar ve dükkanın ortasındaki piyano bu dükkanı büyüleyici kılan unsurlardır. 

 

 

Barselona Palau de la Virreina Sarayı:

7-PALAU DE LA VİRREİNA SARAYI

La Rambla caddesinde 99 numaradadır. Katalonya’nın barok üslubundaki sivil mimarisinin en iyi örneklerinden biridir. Boqueria pazarına yakındır. 

1776’da Peru Valisi (Virrery) olarak 1761’den beri görev yapan Manuel de Amat y Junyent, büyük bir servetle Barselona’ya geri dönmüş ve bu zenginliğini göstermek için barok ve rokoko süslemelerin birleştiği bu gösterişli sarayı inşa ettirmiştir. Saray 1772-1778 yılları arasında inşa edilmiş, Amat’ın ölümünden sonra dul eşi Maria Francesca de Fiveller y Bru tarafından kullanılmıştır. Bu yüzden “Virreina Sarayı” (Valinin karısının sarayı) adını almıştır. 

Manuel de Amat, Amerika’dan döndükten sonra sarayda pek az süre yaşama fırsatı bulmuş, 1782’de vefat etmiştir. Sarayın tadını çıkaran kişi eşi Maria Francesca de Fiveller olmuştur. Efsaneye göre asılg önül bağı olan kişi, Limalı dansçı “La Perricholi” olarak tanınan Micaela Villegas’tı, ancak saray resmi olarak karısının adını almıştır. Sarayın mimarı Josep Ribes’tir. Tasarım Fransız Barok üslubunda yapılmış, iç dekorasyon kararlarını ise bizzat Manuel de Amat vermiştir. 

 

Bugünkü kullanım;

Bugün “La Virreina” fotoğraf ve çağdaş kültür üzerine uzmanlaşmış kamu kurumu olarak hizmet vermektedir. Programı, büyük fotoğraf isimlerini, medya, hafıza, siyaset ve kentsel imgelem üzerine projelerle birleştirir. Sarayın salonları ve avlusu, Barselona Belediye Kültür Bölümü’nün merkezi olarak kullanılmakta ve geçici sergilere ev sahipliği yapmaktadır. İçeride, sürekli sergide Barselona’nın Şehir Devleri (Geganst de la Ciutat) ve Barselona Kartalı (Aliga de Barcelona) sergilenmektedir. Bu devler, Kral I Jaume ve eşi Macaristanlı Violant’ı temsil eden, kağıt hamurundan yapılış aşırı büyük figürlerdir. 16 yüzyıldan beri belgelenmiş olup Katalonya’nın en eski devleridir. (Mevcut figürler 1992’de yapılmıştır)

Giriş tüm yıl boyunca ücretsizdir. Barok sarayın iç avlusu, tam La Rambla’nın ortasında küçük bir nefes alma alanı sunar. Ziyaretten önce veya sonra durup dinlenmek için idealdir. 

 

Barselona Casa del s Parigües

8-CASA DELS PARAIGÜES-ŞEMSİYELER EVİ

La Rambla 82 numarada bulunan, 1880’lerde bir şemsiye dükkanı olarak hizmet veren çarpıcı bir binadır. Resmi adı Casa Bruno Cuadros’tur. Ama yerel halk arasında “Casa dels Paraigües” (Şemsiyeler evi) olarak tanınır. La Rambla’daki en çok fotoğraflanan binalardan biridir. 

Tüccar Brono Cuadros i Vidal (Segarro/Biosca doğumlu), 1854’ten beri bu binanın altındaki bir dükkanı kiralamıştır. Şemsiye, güneş şemsiyesi, yelpaze ve şal sattığı bu dükkan ona, 3 evi  tek tek satın alarak yeni bir bina inşa edecek kadar gelir  sağladı. 

Bina 1858’de inşa edilmişti, ama şemsiye, yelpaze ve şal işine ancak yıllar sonra yerleşen Bruno Cuandros, 1883’te üst katları da devralarak Katalan mimar Josep Vilaseca y Casanover’e cephe tasarımı yaptırmıştır. 

Bina ve dükkan, 1888 Evrensel Sergisi öncesinde, 1883-1885 yılları arasında Josep Vilaseca i Casanovas tarafından tamamen yeniden tasarlanmıştır. Bu yenileme evin iç yapısının tamamen değiştirilmesini, üst kata bir kat eklenmesini ve cephelerin süslenmesini içeriyordu. Söylenene göre, Vilaseca, projeyi kabul ettiğinde, Japonya’dan henüz dönmüştü. Bu yüzden binanın içine ve dışına doğru esintili ilhamını yansıtmıştı. O dönemde dönemin entellektüel çevreleri, Mısır, Arap ve Doğu sanatına yoğun bir ilgi duyuyordu. Bu ilgi binanın dekorasyonunda da yansımıtrı. Mısır sembolleri, Japon baskıları ve sayısız ejderha figürlerinden oluşan eklektik bir karışım.

Evet binada en dikkat çekici unsur, La Rambla’ya bakan köşede bambu taklidi bir demir fener tutan, Josep Lomas’ın eseri olan büyük, polikorm çinko Japon ejderhasıdır. Bu ejderha figürü, modernizmin bir sembolü haline gelmiştir. Barselona’nın çeşitli yerlerinde dağılmış yaklaşık 400 ejderha figürü bulunmaktadır. 

Bina, günümüzde bir banka binası olarak kullanılmaktadır. İç mekan, şu anda halka kapalıdır. Yani sadece dışarıdan, cepheyi inceleyebilirsiniz. Ama bu zaten binanın asıl çekiciliğidir. 

 

Barselona Fond de Portaferrıssa

9-FOND DE PORTAFERRISSA

Çeşme, La Rabmla’ya bitişik aynı adı taşıyan caddenin başında, Casa Josepa Nadal binasının altındadır. La Rambla’dan Carrer de la Portaferrissa’ya sağa  dönüp yürüdüğünüzde 2 numarada görebilirsiniz.

Ciutat Vella semtinin canlı bölgesinde, Carrer de la Portaferrissa’da bulunan, 1681’e dayanan tarihi bir çeşmedir. Sadece bir çeşme değil aynı zamanda Barselona tarihini anlatan seramik bir mozaik panodur.

Çeşmenin kökeni, 1604’te La Rambla’nın diğer tarafında kurulan cizvitlerin Porta Ferrica’yı çevreleyen kulelerde birine taşınmasını istediği halk çeşmesine dayanır. 15 Mayıs 1680’de Betlem Okulunun rektörü, 1671’de yanan kilisenin yerine yeni bir kilise inşa ettirmek için Carrer del Carme’nin  başındaki çeşmenin taşınmasını Consell de Cent’ten talep etmiştir. Cizvitler giderleri üstlenecek ve danışmanlar onlara, Rambla surundaki Porta Ferrisa’nın deniz tarafındaki kuleyi göstermiştir. Çeşme taşındığında, halkın La Rambla deresini geçmeden suya ulaşabilmesini istemeleri bu değişimin ana nedenidir. Bu çeşmenin saygınlığı o kadar yüksekti ki, Montcada’dan gelen yüksek kaliteli sular Barselona’ya ulaştığında, kullanıcıları bu suya atfettikleri şifa özellikleri yüzünden tedarik değişikliğine karşı çıkmışlardır. 8 Nisan 1861’de çeşme, Portaferrissa-Rambla köşesinde resme açılmıştır. 

 

İsminin kökeni:

Sokağın adı, şehrin surunun kapısındaki demir çubuklardan (barres de ferro) gelir. Bu çubuklar Barselona’da kullanılan bir uzunluk ölçüsüydü. Portaferrissa Kapısı, 13 yüzyılda inşa edilen Barselona’nın ikinci surunun kapılarından biriydi. 

 

Seramik Mozaik:

Çeşmenin duvarını süsleyen pano, dışarıda bir kemerin altındadır ve dörtgen sırlı seramik karolardan yapılmıştır. Dekorasyon, şehrin giriş kapısını iki kule ve surlarla çevrili şekilde tasvir eden 373 renkli karodan oluşur. 

Ön planda 18 yüzyıl gündelik hayatından  sahneler resmedilmiştir. Bulutların üzerinde, kulelerin arasında tasvir edilen Aziz Josep Oriol sahneye hakimdir. 

Panonun altında, çeşmenin iki musluğu arasında üç yazıt bulunur ve burada Portaferrissa Kapısının tarihi anlatılır. 

Pano merkezinde, Roma döneminde şehit edilen Barselona’nın ortak koruyucu azizesi Aziz Eulalia yer alır. Aziz Eulaila’nın altında ellerinde “Algua potable” (içilebilir su) yazılı tomarlar tutan iki figür görülür. Bunlar Barselona’ya su sağlayan Ter ve Llobregat nehirlerini temsil eder. Ayrıca “Renaixement de les aigües” (suların yeniden doğuşu) yazısı, 1959’da şehrin su sistemini modernize edildiğini eklenmiştir. 

Bu eserin yaratıcısı seramikçi Joan Baptista Guivernau Sans’tır. Yazı metni Pere Voltes tarafından kaleme alınmıştır. 1959’da Mare de Deu la Merce festivali için yapılmıştır. 

Çeşmesi:

Çeşmenin çevresinde Boqueira Pazarı, Gran Teatre del Liceu ve Plaça Reial gibi pek çok cazibe noktası bulunur. Yakındaki Gotik Mahalle ise  dar sokakları ve Barselona Katedrali gibi tarihi binalarla geçmişe yolculuk sunar. Bu çeşme, La Rambla’nın bitiş noktasında, Plaça Catalunya’ya yakın ve Barri Gotic’e girişin tam başında yer alır. 

 

Sonuç:

Çeşme genellikle gözden kaçan, sakin ve dikkatli bakmazsanız fark edilmesi zor bir yerdedir. Yani, La Rambla’da yürürken bilerek aramanız gerekir. En iyi ziyaret zamanı, daha sakin bir atmosfer ve daha iyi fotoğraflar için sabah erken saatlerdir. 

 

 . 

Barselona Museu de L’Erotıca de Barselona

10-MUSEU DE L’EROTICA DE BARCELONA-EROTİCA MÜZESİ

La Rambla caddesinde 96 numaradadır. Tam Boqueria Pazarının karşısında, La Rambla’nın merkezindedir. Yetişkin bileti 15 euro, öğrenci bileti 12 euro dur. 

1986’da kurulan ve İspanya’nın ilk erotik müzesi olan bu kurum, ziyaretçilerin insanlığın çeşitli sanatsal ve kültürel yönlerinden erotizmin gelişimini görebileceği eğitici bir merkez olarak tasarlanmıştır. 

Müze, 1997’de, Rambla üzerindeki oldukça büyük bir daire içinde açılmıştır ve 9 odadan oluşur, küçük bir avlu terası bulunur. Müzenin sanat koleksiyonu: ritüel ve dini açıdan olduğu kadar eğlence amaçlı da olmak üzere, Yunan ve Roma’dan 1920’lere kadar farklı dönemleri kapsayan, çok geniş bir kültür yelpazesindeki 800’den fazla yüksek tarihi değere sahip eserden oluşur. Son zamanlarda ünlü Avusturyalı sanatçı Gustav Klimt’in eserlerine adanmış yeni bir sürekli sergi açılmıştır. Burada onun en ikonik eserlerinden  bazıları sergilenmekte ve sanatsal mirası hakkında bilgi verilmektedir. 

Barselona Museu de I’Erotica de Barcelona

Müzede ne görebilirsiniz.

Ziyaretin sonuna doğru, müzenin en eğlenceli odası sayılan, erotizmle ilgili en tuhaf ve en gülünç dünya rekorlarının anlatıldığı bir bölüm bulunur. Homoseksüel sanata da yer verilmiştir. Bazıları orijinal, bazıları reprodüksiyon olan “Homo Art” eserlerinin sergilendiği küçük bir oda mevcuttur. En vahşi cinsel pratiklerden biri olan fetişm ve sadomazoşizm için de ayrı bir alan ayrılmıştır. “Erotik Bahçe” adlı küçük bir dış mekan da bulunur. Burada doğanın bize sunduğu erotik imgelerle ilgili eserler sergilenir ve müzenin bazı etkinlikleri de bu alanda gerçekleştirilir. Sergiler arasında Picasso’nun eserleri, bir John Lennon duvarı ve korseler de bulunur. 

 

İtalya Pompeki freskleri:

Pompei, insan kültürlerindeki cinsel ifadeyi anlamak isteyenler için kesinlikle görülmesi gereken bir bölümdür. Sergide, Pompei’den genelevleri veya özel evleri gösteren freskler ele alınır. Bu göröntüler o dönemde gizlenmemiş, günlük hayatın bir parçası olarak kabul edilmiştir. Antik Romalıların erotik yağ lambaları ve uğur getirdiğine inanılan fallik tılsımları kullandığı da müzede gösterilen ilginç detaylardandır. Pompei’de evlerin kapılarında bulunan fallik semboller, genellikle çekicilik amaçlı değil, uğur getirme veya bereket göstergesi olarak görülen objelerdi. Müze antik bereket tanrıçalarını, cinsel sahnelerle bezeli karmaşık seramikleri ve erken toplumların insan cinselliğini hayat verici bir güç olarak gördüğünü gösteren kabartmaları sergiler. 

Sergilenen 800 civarındaki eserin çoğu orijinaldir. Ancak bazıları reprodüksiyondur. 

 

Turlar:

Müzede her gün rehberli turlar düzenlenir ve bu türler giriş ücretine dahildir. Turlar genellikle Marilyn Monreo gibi erotizmle ilişkilendirilen tanınmış karakterler kılığına girmiş kişiler tarafından yapılır. Son bir not: içerik bazı bölümlerde oldukça açık sahneler içerdiğinden, çocuklarla ya da bu tür temalarla rahat olmayan kişilerle ziyaret etmeden önce bunu göz önünde bulundurmanızı öneririm. 

 

 

Barselona Pattisreria Escriba

11-PASTİSSERİA ESCRİBA:

La Rambla 83’de, Boqueria Pazarına yakın, görkemli “Antiga Casa Figueras” binasında bulunan, tarihi bir pastane ve kafedir. Bina, hem mimari hem de pastacılık tarihi açısından özel bir öneme sahiptir. 

Binanın Tarihçesi:

Bu mekan, iki çok özel ailenin tarihine tanıklık eder. 1820’de işine başlayan ve 1846’da bu adrese taşınan makarna ve irmik üreticisi Figueras ailesi ve 1906’da aile işletmesini kuran fırıncı/şekerci Escbira ailesi. Bina aslen 1820’de kurulan bir makarna fabrikasıydı. 1902’de ressam ve sahne tasarımcısı Antoni Ros i Güell tarafından modernist üslupta tamamen yeniden dekore edilmiştir. O dönemin en ünlü sanatçıları ve sanatkarlarıyla çalışarak mozaikler, art nouveau dekorasyonlar, heykeller ve insanı içeriyi keşfetmeye davet eden vitrinler yaratmıştır. 

Binanın köşesini süsleyen büyük heykelsi kabartma, eskiden fabrikada yapılan işe bir saygı duruşu olarak orak biçen bir kadını tasvir eder.

Cephe modernist üsluptadır. Merkezi kemerler, çok renkli mozaiklerle, vitraylarla ve dövme demirle dolu pencerelerle bezelidir. 

  Pastanenin duvarlarında: İspanya krallarının fotoğrafları bulunmaktadır.

Günümüzdeki durumu:

Vitrin tasarımları, gizemli veya hayali dünyaları yeniden canlandıran pastalar sunar. Escriba şefleri gerçek anlamda tasarımcı olarak görülebilir. “Rambla” isimli özel pastaları vardır. Portakal reçeli ve % 70 çikolata trüflü, kakao kaplamalı portakallı kek tatmanızı öneririm. Pastane, 1961’de şehirde kendi tereyağlı krusavan tarifini geliştiren ilk yer olmuştur, bu hala ürünlerden biridir, tadabilirsiniz. Ama asıl denenmesi gereken ürün “cremadet” tir. Klasik krema katalana ile doldurulmuş, dışı karamelize edilmiş çıtır çıtır bir hamur işidir. Tarif 1976’dan beri Escriba’ya aittir. 

Markanın sloganı “sadece pasta yapmıyoruz, illüzyonlar yaratıyoruz” dur. Paskalya dönemindeki özel “mona de Pasqua” (geleneksel Katalan Paskalya pastası) ve çikolata figürleriyle ünlüdür. 

Evet, mekanın küçük bir tadım terası bulunuyor, bir sıcak çikolata veya bonbon eşliğinde durup dinlenebilirsiniz. 

 

Barselona Rambla dels Caputxins

4-RAMBLA DELS CAPUTXİNS-RAMBLA DEL CENTER BÖLÜMÜ

La Rambla’nın beş bölümünden biri olan bu kesim “Rambla del Centre” (Merkez Rambla) olarak da bilinir. Pla de la Boqueria’dan Plaça del Teatre’ye kadar uzanır. 

İsminin kökeni:

Adını, 1835’deki anti-klerikal ayaklanmalarda yakılan Kapucin keşişlerinin manastırından alır. Bu manastır eskiden bu bölgede bulunuyordu. 

 

Tarihi önemi:

Bu bölüm, 19 yüzyıl Barselona’sının en önemli kesimiydi, ana mağazalar, oteller ve lüks kafeler buradaydı. Rambla dels Caputxins, La Rambla’nın yaya bölgesi haline gelen ilk kesimiydi. Bu durum, Belediye ile Liceu Tiyatrosunun ortakları arasında çatışmaya neden olmuştu. Çünkü yayaların oyun günlerinde performansları etkilemesinden korkuluyordu. O dönemden kalma hala ayakta olan birkaç kuruluş vardır. Stendhal ve Hans Christian Andersen gibi önemli yazarlar bu bölgeyi ziyaret etmiş, zenginler, işçiler, balıkçılar, askerler, meyve-sebze satıcıları, gazete satıcıları ve garsonlarla karışmıştır. 

Evet, bu bölge zengin orta sınıfın komşu Raval semtinden gelen daha yoksul halkla yan yana yürüdüğü, çelişkilerle dolu bir alandır. 

Bu bölümde görülecekler:

Barselona Mosaic del Pla de I’Os. Joan Miro Mozaiği

1-MOZAİK BÖLÜM:

Pla del Boqueria’dan başlayarak, Joan Miro tarafından yere döşenmiş bir mozaik bölümle karşılaşılır. 

La Boqueria’nın karşısında, sanatçı Joan Miro’nun 1976’da Barselona’ya hediye ettiği, denizden gelen gezginleri karşılamak amacıyla yapılmış bir mozaik bulunur. Paviment Miro (Miro Döşemesi) olarak da bilinir. 

1968’de Barselona Belediyesi, Miro’dan, şehre Barselona Havalimanına gelen ziyaretçileri karşılamak için ünlü seramik duvar resimlerinden birini yapmasını önerdi. Miro bu fikri çok beğendi ve sadece havalimanı için bir eser yapmakla kalmayıp, şehre kara, deniz ve hava yoluyla gelen ziyaretçileri karşılayacak 3 eser tasarlamayı taahhüt etti. Miro, kağıt üzerinde bir  taslakla başladı, bu taslak şu anda Barselona’daki Fundacio Joan Miro’da korunmaktadır. Eserin canlılığının büyük bir kısmı ise, Miro’nun tasarladığı renklere hayat veren Joan Gardy Artgas’ın katkılarıyla ortaya çıkmıştır. 

TARİHİ:

Mozaiğin bulunduğu alan eskiden Boquerie Kapısının bulunduğu yerdi. Efsaneye göre, Kont Berenguer IV’ün Almeria’dan savaş ganimeti olarak getirttiği bu kapı, Barselona halkını hayrete düşürmüştü. Bu güzel arabesk işçilik, Santa Eulalia’nın eski kapısının yerini almış ve Bouqueria Kapısı adını almıştır. Kapı, 1760’da şehir surları yıkıldığında ortadan kalkmış ve yerine Pla de I’Os adlı açık bir alan bırakılmıştır. Bugün mozaik, 2017 Barselona saldırılarının kurbanlarını anma ve saygı sembolü haline gelmiştir. 17 Ağustos 2017’de terörist Younes Abouyaaqoub’un yüzden fazla kişiyi ezdiği ve yakındaki Bouqeria Pazarından kaçtığı ölümcül yolculuğun bittiği nokta, tam olarak bu mozaiğin üzerindeydi. O dönemde çoğu turist ve hatta birçok Barselonalı tarafından fark edilmeyen bu 400 metre karelik mozaik, o günlerde kurbanlara saygı için çiçek, mum, peluş oyuncak ve duygusal yazılarla dolu geçici bir an8ma yerine dönüşmüştür. 

Detaylar:

Mozaik, beyaz çimentonun renkli kırık camlarla boyanmasıyla yapılmış terrazo karolardan oluşan bir döşemedir. Yaklaşık 8 metre çapında, düzensiz bir  daire şeklindedir ve beyaz, siyah, mavi, kırmızı ve sarı renklerden oluşur. Mozaik, 10 cm kenar uzunluğunda kare şeklinde yaklaşık 6000 panodan oluşan vibrat terrazo tekniğiyle yapılmıştır. Eser 1976 yılında seramikçi Joan Gardy-Artiges tarafından, terrazo parçalarında uzmanlaşmış Escofet atölyelerinin katkısıyla uygulanmıştır. Mozaik, kozmos gibi dairesel bir formdadır. Sarı, mavi ve kırmızı temel renkleri ve sade biçimleri, Miro’nun çocukluk dünyasının saflığını koruyan sezgisel dilini yansıtır. 

Miro, eserin halkın tepkisini izlerken, bir duvarcı ona durup karoların yanlış döşendiğini söylemiş. Miro, ona “Parçaları düzensiz dizmeleri için işçileri ikna etmenin bana ne kadar zora mal olduğunu bilemezsiniz” diye cevap vermiştir. 

En ilginç olan: sanatçı eserinin her döşemesinin görevini yerine getirmesini, yani üzerine basılmasını istemiştir. Bu yüzden eser, düzenli hijyenik bakımlar dışında özel bir korumaya sahip değildir, yani üzerine basabilirsiniz. 

 

Barselona Gran Teatre del Liceu

2-GRAN TEATRE DEL LİCEU

Sağ tarafta, 31 Ocak 1994’teki yangında yok olan eski tiyatronun modeline sadık kalınarak yeniden inşa edilen yeni Liceu Tiyatrosu yer alır. Evet tiyatro La Rambla’da bulunan Barselona’nın hala orijinal işlevi için kullanılan en eski tiyatro binasıdır. 1837’de başka bir korumda kurulmuş, 4 Nisan 1847’de şu anki adresinde açılmıştır. 

 

Tarihçesi:

Liceu’nun başlangıcı 1837’ye dayanır. Manuel Gibert’in girişiyle, Milicia Nacional taburunun, eski Montsio manastırında geleceğin opera evinin kurumsal çekirdeğini oluşturmasıyla başlamıştır. La Rambla’daki Trinitarian manastırı binası satın alınmış ve Liceu yöneticileri yeni binanın inşasını Gespert Angli’ye emanet etmiştir. 

İnşaat, 1845’de başlamış ve tüm proje 1847’de tamamlanmıştır. Tiyatro nal şeklinde bir plana sahiptir ve açıldığında dönemin Avrupa’sındaki en büyük tiyatrolarından biri olarak tanınmıştır. 1861’de bir yangın salonu ve sahneyi yok etmiş, ancak Josep Oriol Mestres tarafından bu seferki ikinci kat imfitiyatrosu olmadan yeniden inşa edilmiştir. 7 Kasım 1893’de sezon açılış gecesinde, bir anarşist koltuk alanına iki bomba atmıştır. Yaklaşık 20 kişi ölmüş, çok daha fazlası yaralanmıştır. 1847-1989 yılları arasında, 2338 koltuk kapasiteyle, Liceu kapasite açısından Avrupa’nın en büyük opera evi olmuştur. 

31 Ocak 1994’de tiyatro yine bir yangında yok olmuş ve sadece giriş ile nal şeklindeki kemer ayakta kalmıştır. Bugün Liceu, kamu vakfı tarafından sahiplenilmekte ve yönetilmektedir. Vakfın yönetim kurulu İspanya Hükümeti Kültür Bakanlığı, Katalonya Özerk Yönetimi ve diğer kurumların temsilcilerinden oluşur. 

 

Mimari ve iç mekan:

Milona’daki La Scala’dan ilham alan salon, nal şeklinde tasarlanmış ve 5 kat koltuk barındırır. Şu anda 2292 izleyici alabilmekte ve Avrupa’nın en büyük performans sanatları mekanlarından biri olarak kabul edilmektedir. 

Salonun iç  dekorasyonu, altın ve polikrom dökme alçı kullanılarak 1909 yenilemesine de bir göndermedir. Dönemin dekoratif unsurları 19 yüzyıl Avrupa opera evlerinin çeşitli yönleriyle üst üste bindirilmiştir. Prinç aydınlatma armatürleri ejderha ve cam lale şeklinde  dökülmüştür. Tiyatronun koltukları dökme demirden yapılmış ve ince kırmızı kadifeyle kaplanmıştır. 

Ana cephe ve büyük giriş holü (büyük merdiveni ve Aynalar salonu ile) yangından neredeyse tamamen sağlam kalan kısımlardı.

1847’de kurulan İngiliz tarzı bir kulup olan Cerle del Liceu de tiyatroya bitişik bölümlerde yer almıştır. 20 yüzyıl başında modernizmin parlak döneminde bu mekanlar yenilenmiş ve şömine, marküteri ve La Pecera (sokağa bakan, Katalan dekoratör Josep Paco Mansa tarafından yenilenen bir oda) gibi detaylar eklenmiştir. 

 

Turlar:

Rehberli turlarda ziyaretçiler ana salonu, fuayeyi ve Aynalar Salonunu, ayrıca Katalan art nouveaiu’nun mükemmel bir örneği olan özel kulup Cercle del Liceu’yu görebilir. Burada dönemine ait mobilyalar ve ressam Ramon Casas’ın orijinal eserleri bulunur. 

Barselona Hoter Oriente-Oriente Atiram Hotel Barcelona

3-ORİENTA ATİRAM HOTEL

Union caddesini geçtikten sonra, 1882’ye dayanan Hotel Oriente binasıyla karşılaşılır. Yani La Rambla caddesi üzerindedir. 

Otelin temelleri 1652 yılına kadar uzanıyor, bina daha sonra modernize edilmiş, tarihi dokusu korunarak güncel konfor standartlarına kavuşturulmuştur. La Rambla üzerindeki mükemmel konumu, metro, liman (PortVell), Opera binası, Sagrada Familina ve plaja yakındır. Kahvaltı çok beğeniliyor, odalar temiz, yataklar ve havlular  konforludur. Bazı misafirler, metro/tren geçişlerinde odanın titrediğini belirtmektedirler. Otele bitişik restoranla otelin bağlantısı yoktur. Bazı yorumlarda bu restoranın fahiş fiyatları olduğu bildirilmiştir. 

 

Barselona Unitat Territorial de la Guardia Urbana-Ciutat Vella

4-UNİTAT TERRİTORİAL DE LA GUARDİA URBANA-CİUTAT VELLA-KENT MUHAFIZLARI KIŞLASI

Otelin yanında, I Bölge Kent Muhafızlarının kışlası bulunur. La Rambla 43 numaradadır. 

Burası Barselona şehrinin Guardia Urbana (Kent Muhafızları/Belediye Polisi) biriminin Ciutat Vella (Eski Şehir) bölge karakoludur. La Rambla, Gotik Mahalle ve çevresindeki turistik bölgenin güvenlik ve düzenini sağlamakla görevlidir. Bina, La Rambla’nın tarihi dokusuna uygun bir cephe ile inşa edilmiştir. Günümüzde hala aktif bir karakol/idari bina olarak kullanılıyor. 

Turistler için yani sizin için çok önemli bir özellik:

Cadde üzerinde kaybolan eşya, taciz, cep telefonu, cüzdan hırsızlığı gibi olaylarda (La Rambla’da yankesicilik yaygındır) en yakın başvuru noktası burasıdır. 

Barselona Plaça Reial-Plaza Real

 

5-PLAÇA REİAL-PLAZZA REAL:

Palau Guell’in hemen karşısındaki küçük yolu takip ederek buraya ulaşılır. La Rambla, Gotik Katedral, Palau Güell ve Mercat de la Boqueria pazarına yürüme mesafesindedir. 

 

Tarihçesi:

19 yüzyılda 1848-1860 yılları arasında neoklasik bir tasarımla inşa edilmiş, Barselona şehrinin en eski ve en ünlü meydanlarından biridir. 

Mimar Daniel Molina tarafından tasarlanmış, o döneme kadar bölgede bulunan bir manastırın yıkılmasının ardından bu alana yapılmıştır. 

İspanyol meydan mimarisinin klasik örneklerinden biri sayılır. Etrafı simetrik sütunlu binalarla çevrili kapalı bir avlu görünümündedir. 

Meydanın ortasında “Üç Güzeller Çeşmesi” (Fontana de les Tres Gracies) bulunur. Çeşmenin çevresinde genç Antoni Gaudi tarafından tasarlanmış  demir sokak lambaları dikkat çeker. Gaudi’nin Barselona’daki ilk kamusal tasarım işlerinden biridir. Meydanı çevreleyen binalar, kemerli galeriler ile birbirine bağlanıyor. Palmiye ağaçları ve düzenli aralıklarla yerleştirilmiş sokak lambaları meydana Akdeniz havası katıyor. 

Gündüzleri sakin bir kafe/restoran meydanı, akşamları ise canlı bir gece hayatı merkezi, çevresinde barlar, caz kulupleri ve flamenko mekanları bulunuyor. Turistler ve yerel halk için popüler bir buluşma noktasıdır. Geçmişte bazı dönemlerde güvenlik sorunları yaşanan bir bölge olarak da bilinir. Özellikle gece saatlerinde eşyalara dikkat edilmesi öneriliyor. 

Barselona Les Tres Gracies

6-LES TRES GRACİAS ÇEŞMESİ-ÜÇ GÜZELLER ÇEŞMESİ

Plaça Reial meydanının tam merkezindedir. Hotel Oriente, Palau Güell ve La Rambla caddesine yürüme mesafesindedir. 

Çeşmenin bulunduğu yer aslında Fernando VII heykelinin dikilmesi için ayrılmış bir noktaydı, ancak o heykel yerine bugün üç tanrıçaya adanmış bu anıtsal çeşme yer almaktadır. 

Heykel tasarımı Louis-Tullius-Joachim Visconti’ye aittir. Üretimi 1867’de Fransız dökümcü Antoine Durenne tarafından yapılmıştır. 1876’da mimar Antoni Rovira İ Trias’ın mimari projesiyle meydana yerleştirilmiştir. Merkezdeki figürler, Paris’teki bir kiliseden (Celestins kilisesi) Germain Pilon’un 1560 civarında yaptığı, şu an Louvre Müzesinde bulunan heykellerin bir kopyasından esinlenilmiştir. 

Heykeller Yunan mitolojisinden üç tanrıçayı temsil ediyor. Aglaya (Güzellik/Cazibe), Eufrosine (Yaratıcılık/Sevinç), Talia (Bereket/Çiçeklenme)

Barselona Plaça Reial’deki Font de les Tres Gracies Sokak Lambaları

Çeşmenin çevresinde genç Antoni Gaudi’nin 1879’da tasarladığı dökme demir sokak lambaları yer alıyor. Gaudi’nin şehirden aldığı ilk resmi sipariş olan bu lambalar, kanatlı miğferli ve yılan motifleriyle ticaret ve bilgeliği simgeliyor. Bunlar çeşmenin her iki yanında, simetrik şekilde yerleştirilmiştir. 

Evet bu lambalar, Gaudi’nin mimarlık diplomasını aldıktan sonraki ilk işi ve aldığı ilk maaş bu sokak lambaları için olmuştur. Bunlar 1879 yılında yerlerine monte edilmiştir. 

Bu lambalar gerçekten organik, dallanan bir yapıya sahiptir. Taş bir taban üzerine oturan dökme demir sütun, altı kola ayrılıyor ve her kolun ucunda bir gaz lambası bulunuyor. Bu altı kol, merkezi gövdeden farklı açılarla ve kademeli olarak dışa açılıyor. Tam da bir ağacın dallarının farklı yükseklik ve açılarda gövdeden ayrılması gibi bir görsel etki yaratıyor. Direklerin üzerinde kırmızı çiçek motifleri de bulunuyor, doğadan ilham alan bu tasarımı tamamlıyor. Gaudi, her sütunun ortasına Barselona şehir amblemini yerleştirmiştir. Son bir not: Gaudi’nin benzer ama farklı detaylarla tasarladığı bir başka lamba gurubu da Pla de Palau caddesinde bulunuyor. Orada 1890’da yapılmış, yılan motifli versiyonları görülebilir. 

Barselona Font del Pla de la Boqueria

5-FONT DEL PLA DE LA BOQUERIA

Boqueria Pazarına çok yakın bir noktada bulunan tarihi bir çeşmedir. Çeşmenin hemen yanında La Rambla’nın yer döşemesinde ünlü Joan Miro mozaiği bulunur. 

Bu noktada eskiden Barselona’nın orta çağ surlarının kapılarından biri (Boqueria Kapısı) vardı. Burası, surun yıkımından dolayı vergi ödemeden mal satmak isteyen gezgin satıcıların ve civar köy ve çiftliklerden gelen köylülerin buluşma noktasıydı. Bugünkü çeşme, 1818’de surun bir bölümüyle birlikte yıkılan daha eski bir çeşmenin yerine 1830’da inşa edildi. 24 Aralık 1830’da açıldı. Zamanla şehrin manzarasındaki görünürlüğü değişti. Hotel Intercontinental inşa edilince çeşme, otelin yan cephesine gömülü kaldı. 

Barselona Font del Pla de la Boqueria

Çeşmenin yapımcısı yani mimari tam olarak bilinmiyor. Çeşmenin boyutları 3.17 m yükseklik, 2.77 m genişlik ve 1.08 m derinliktedir. Yarım daire taş kemerli bir niş içinde, Herkül sembolleri (topuz ve aslan postu) ve ayaklarının dibinde bir aslan başıyla birlikte büyük bir Barselona arması yer alır. Suyun aktığı musluk kısmı insan yüzleriyle süslenmiştir. Üç musluğun üzerinde üç taş kabartma vardır. Her birinde defne çelenkli ve aslan yelesiyle çevrili bir yüz tasviri bulunuyor. 

Evet meydanın eski adı “Pla de I’Os” (Ayı düzlüğü idi) Bu isim alışveriş tezgahları arasında amaçsızca dolaşan “ayı gibi gezinen” yayalara atfen verilmiştir. Çeşmenin armasının üzerindeki miğfer, yıllar içinde birkaç vandallar tarafından kırılmış, son olarak 2002 yılında başı koparılmıştır. Yöre halkı arasında uğursuz bir efsane de var. Bir keresinde musluklardan  birinin içinde kesilmiş bir çocuk parmağı bulunduğu için bu çeşmeden su almaya karşı bir tedirginlik olduğu söylenir. Buna rağmen stratejik konumu, kötü ününe galip gelmiştir.

Barselona Rambla de Santa Monica

 

5-RAMBLA DE SANTA MONİCA

La Rambla’nın son-deniz tarafındaki bölümüdür. Teatre Principal’ın bulunduğu meydandan başlayıp Kristof Kolomb Anıtına kadar uzanır. Bu bölüm, caddenin  en geç şehirleşen kısmıdır, bu yüzden de en geniş bölümüdür. 

İsmin Kökeni:

Bu bölüm, 1636’da Discalced Augustinian Tarikatı tarafından Aziz Monica onuruna inşa edilen bir manastırdan adını alır. Sade, klasik stilde bir yapıydı. Bugün sadece kalan tek unsur olan kloster en dikkat çekici özelliğiydi. (Bazı kaynaklara göre yapım tarihi 1626’dır)

Tarihçe:

Rambla de Santa Monica, ikinci surun dışında, ilk zamanlar çok az kişinin yerleşmek istediği boş bir arazide bulunuyordu. Bugünkü Centre d’Art Santa Monica binası, 1811’de Fransız işgalinin sıkıntılarını yaşamış bir Rönesans yapısıdır. Daha sonra saman deposu, jandarma binası, askeri operasyon merkezi gibi pek çok farklı amaçla kullanılarak orijinal yapısı değişikliğe uğramıştır. Eski manastır, 1909’da Barselona’nın Trajik Hafta (Semana Tragica) olaylarında yıkıma uğradı.

 Evet bugün Santa Monica limanında: çağdaş güzel sanatlar sergileri düzenleniyor. Sağdaki dar sokaklar, bir zamanlar adı kötüye çıkan “Bari Xino (Çin Mahallesi) dir. Burayı da gündüz gezmenizi öneririm, gece güvenlik sıkıntılıdır. 

 

Sonuç:

Bu bölüm, La Rambla’nın diğer  kısımlarına göre biraz daha sakin ve gece hayatı, tarihi tiyatrolar ve sanat mekanlarıyla daha lokal bir atmosfere sahiptir. 

 

Barselona Teatro Principal

1-TEATRE PRİNCİPAL:

La Rambla caddesinde 27/29 numaradadır. 

Kuruluşu ve Erken Tarih:

Teatre Principal’in kökeni 1579 yılına dayanır. Hospital de la Santa Creu yöneticileri, gelirlerinin hastaneye aktarılması amacıyla şehirde tiyatro temsillerinin yapılacağı yeri belirleme hakkını Vali D. Fernando de Toledo’dan talep ettiler. Hospital de la Santa Creu i Sant Pau, eski Barselona’nın büyük sağlık kurumuydu. 1401’de şehirdeki altı hastanenin birleşmesiyle kurulmuştu ve 16 yüzyılda ciddi ekonomik sıkıntılar yaşıyordu, bu yüzden tiyatro gelirleriyle rahatlamayı umuyordu. 

Tiyatro, başlangıçta İspanyolca “Teatro de la Santa Cruz” (Katalanca: Teatre de la Santa Creu) adıyla biliniyordu ve Bosch’un La Rambla üzerindeki arazi ve evleri Hospital’e bağışlaması sayesinde kuruldu. 1667’de Casa de las Comedias adıyla resmi olarak açıldı. İspanya’nın corrales de comedias tarzına benzer şekilde yaklaşık 800 seyirci kapasitesiyle şehrin başlıca  drama sanatları mekanı haline geldi. 

1787’de büyük bir yangında tamamen yıkıldı. Sonrasında bağışlarla yeniden inşa edilen, öncekinden daha gösterişli yeni tiyatro 4 Kasım 1788(re El cafe de Barcelona adlı eserle açıldı. Bugüne kadar ayakta kalan yapı bu dönemden kalmadır. 

1845’de mimar Molina tarafından yenilenerek kavisli ve üç bölümlü cephesiyle bugünkü görünümünü kazandı, cephe oyuncuların büstleriyle süslendi. 

Bugün bina geçmişin izlerini taşıyan, ama kapalı duran ve geleceği belirsiz, şehrin önemli kültürel mirası niteliğinde bir yapı olarak La Rambla üzerinde durmaktadır. 

Barselona Drassanes Reials de Barcelona-Kraliyet Tersaneleri

2-DRASSANES (ESKİ TERSANELER)

Port Vell bölgesi, Montjuic eteğinde, La Rambla’nın deniz ucuna yakın bir konumdadır. 

Drassanes Reials, Barselona Limanının Port Vell bölgesinde bulunan, Gotik mimari tarzında bir tersane ve eski askeri yapıdır. Bugün Barselona Deniz Müzesine (Museu Maritim) ev sahipliği yapmaktadır. 

Her şey 13 yüzyılın ortasında, şehir surlarının dışında ve Montjuic Dağının eteğinde Barselona sahilinde kurulan bir tesisle başladı. Dört kule ve üç sur parçası. Aragon kralı Büyük Pedro’nun hizmetindeki kadırga ve savaş gemilerinin inşa ve bakımı için bir alanı çevreliyordu. Gemilerin denize açılıp girebilmesi için bu alan denize açıktı. İnşaat Aragon kralı III Pedro yönetiminde 13 yüzyılda başladı. 

İlk yapının kurulmasından sonra kompleks büyümeye devam etti. Güçlü duvarlar ve istihkamlar eklendi. Alan sonunda büyük bir ortaçağ cephaneliğine dönüştü. Yapı daha sonra Kral III Pedro tarafından geliştirildi ve şehir, batıya El Raval’ı da içine alacak şekilde genişletildi. 

2012 yılındaki kazılar sırasında 16 yüzyılın sonlarında eski orta çağ tersanesinin üzerine yeni bir bina inşa edildiği ve bugünkü yapıya bu şeklin verildiği ortaya çıktı. Bu yapılar ayrıca bir Roma mezarlığını da gözler önüne çıkardı. Yani bugün görülen bina, düşünüldüğü gibi 14 yüzyılda değil 16 yüzyıldandır. Ancak yine de Gotik üslubu korumuştur. 

20 yüzyılın başında büyük kentsel yenileme projesi sırasında Drassanes Reials yıkılmanın eşiğine geldi, ama sonunda kurtarıldı, ordu tarafından terk edilerek 1935’de şehre devredildi. 

 

BARSELONA DENİZ MÜZESİ

Ekim 1936’da Barselona Deniz Müzesi kuruldu ve bu yüzyıllar boyunca denizcilik tarihine şahitlik etmiş binanın, müzeyi barındırması için en uygun mekan olduğuna karar verildi. Drassanes Reials, ilk kez bu şekilde kültürel bir mekana dönüştü ve bugün de bu rolü sürdürmektedir. 

Evet müze 2014 yılında açıldı. Müze Katalan denizcilik tarihi ve kültürü üzerine sergiler düzenlemekte ve Akdeniz’deki en kapsamlı koleksiyonlardan birini barındırmaktadır. 2006 yılında Ulusal İlgi Müzesi (Museo de Interes Nacional) ilan edilmiştir.

Barselona Denizcilik Müzesi Galera Real (Don Juan de Austria’nın Kraliyet Kalyonu-Kadırgası)

En dikkat çeken parçalardan biri: 1571’de İnebahtı Deniz Savaşında Avusturyalı Don Juan’ın komuta ettiği kraliyet kalyonunun bire bir ölçekli replikasıdır. Bu gemi, Barselona’daki Reales Atarazanas (Drassanes Reials) tersanelerinde inşa edilmiş ve 1568’de denize indirilmiştir. Kendi döneminin en büyük kadırgasıydı ve 1571 İnebahtı savaşında İspanyol donanmasının amiral gemisi olarak görev yaptı. İnebahtı savaşı tarihteki kadırgalar arasındaki en  büyük deniz savaşıydı. İnebahtı savaşıyla ilgili saçma sapan hikayeler anlatılıyor, burada da bunu duyacaksınız, ben bu konulara girmek istemiyorum. 

Evet orijinal gemi 60 m uzunluğunda, 6.20 m genişliğinde, 2.08 m derinliğindeydi. 59 kürekle ve 236 kürekçinin gücüyle hareket ediyordu. Ayrıca latin yelkenli bir ana direği ve bir ön  direği vardı. Amiral gemisi olarak lüks bir şekilde süslenmiş, kırmızı ve altın renklerle boyanmıştı. Kıç tarafı, çoğu dini temalardan esinlenen pek çok heykel, kabartma ve diğer süslemelerle donatılmıştı. Bu süsleme programını, Sevillalı hümanist Mal Lara tasarlamıştı. 

1971’de savaşın 400 yıldönümü anısına, Museu Maritim de Barcelona, kadırganın gerçek boyutlarda bir replikasının yapımını organize etti. Bu replika müzenin teknik ekibinin tavsiyeleriyle Astilleros Cardona tersanesinde inşa edildi. Bu etkileyici replika “Roger de Lauria” salonunda sergileniyor. Müzenin büyük bir kısmını kaplıyor. Geminin tasvir edildiği yüksek duvarda Don Juan de Austria’nın bir portresi de bulunuyor.  

Müze koleksiyonunda haritalar, pusulalar, gemi modelleri, gemi başı süslemeleri ve denizcilik tarihine ait sayısız eser yer alır. 

Barselona Museu de Cera

 

3-MUBEU DE CERA-BALMUMU MÜZESİ

Kristof Kolomb anıtısan yakın bir geçitten girilir. Giriş ücreti yetişkinler için 21 euro.

Bina aslen bir bankaydı. Barselona Balmumu Müzesi, koleksiyonunu Banco de Barcelona’ya ev sahipliği yapmış, 1867’de inşa edilen neoklasik bir konakta sergiliyor. Mimar Rogent tarafından tasarlanmıştır ve uzun yıllar boyunca Barselona burjuvazisinin servetini korumuştur.

Bina, Ignatius Girona tarafından kurulan “El Comercio” genel kredi şirketi tarafından 1867’de inşa edildi. 1874’de Barselona elit kesiminin mücevher, nakit ve banka senetleri gibi pek çok değerli varlığı bu binada saklanıyordu. 

1973 yılına kadar bina banka olarak kullanılmaya devam etti. O yıl Enrique Alarcon, binayı bir balmumu müzesine döndürmeye karar verdi. 

Covid kapanması, koleksiyonu yenileme, sergileme alanlarını modernize etmek ve daha interaktif hale getirmek için mükemmel bir fırsat oldu. Sonuç, müzeyi 21 yüzyıla 2020’lere taşıdı.

 

Koleksiyon:

Müzede 28 farklı sahne tasarımında 150’den fazla figür sergileniyor. Müzik, spor, sinema, mutfak ve tarih alanlarından ünlü kişileri temsil eden 120’den fazla figür bulunmaktadır. Albert Einstein gibi tarihi figürler ve Pablo Picasso, Salvador Dali gibi kültürel ikonlar var. Şöhretler Salonunda: David Bowie, Brad Pitt, Michael Jackson, The Beatles, Taylor Swit gibi ünlülerin balmumu figürleri var. Star Wars Galaktik yolculuğu salonunda, Chewbacca’nın yanında oturabilirsiniz. 

Korku filmleri temalı alan, Dehşet Sokağı (Alley of Terror) gerçek bir Dehşet Tüneli gibi kurulmuş, karakterlerin hareket ediyormuş gibi göründüğü ama belki de hareket ettiği iki tam oda var. Devasa King Kong figürü: yumruğunun içinde sıkışmış gibi fotoğraf çektirebilirsiniz. Rambla 360 odasında ise, ziyaretçiyi Barselona’nın göklerine taşıyan sanal bir asansör vardır. 

Evet müzenin figürlerini tamir etmek için bitişikte bir atölye var. En çok kırılan parçalar eller ve özellikle parmaklarmış. Çünkü ziyaretçiler bazen figürün gerçekten balmumundan yapılıp yapılmadığını kontrol etmek için  dokunup çekiştiriyorlarmış. 

Özel Kafe, Bosch de les Fades (Periler Ormanı)

Ağaçların canlıymış gibi göründüğü, su kaynağının etrafında perilerin bulunduğu ve bazı odaların Alice Harikalar Diyarından veya bir zencefilli kurabiye evinden çıkmış gibi görünen muhteşem bir mekan. Bir içecek sipariş verip bu fantastik atmosferin tadını çıkarın. 

Barselona Palau Marc-Palau March de Reus

4-PALAU MARC-PALAU MARCH DE REUS

La Rambla Santa Monica bölümünde 8 numaradadır. Günümüzde Katalonya Hükümeti Kültür Bakanlığının merkezidir. 

12 Eylül 1768’de Reus’lu tüccar Salvador de March Bellver (1718-1787) Barselona’da yerleşik Alman tüccar Andreas Tilebein ile (yönetici olarak) 5 yıllık 40.000 Barselona lirası sermayeli bir ticaret şirketi kurdu. İş, tekstil ürünlerinin ithalatı ve Camp de Tarragona ile diğer Katalan Prelitoral bölgelerinden şarap ve likör ihracatıyla büyüdü. 1 Eylül 1773’te 5 yıl daha uzatıldı. March, karını Barselona’nın La Rambla’sında bir saray inşa ettirmeye yatırdı. 

Saray, 1775-1780 yılları arasında Reus’lu iş adamı Francesc March’ın ailesinin ikametgahı olarak inşa edildi. 

Bugün Generalitat de Catalunya’nın Kültür Bakanlığının merkez binasıdır. Santa Monica bölümünün en şık tarihi yapılarından biri olarak öne çıkmaktadır. 

Barselona Antiga Foneria de Canons- Eski Top Dökümhanesi

5-ANTİGA FONERİA DE CANONS-TOP DÖKÜMHANESİ-FUNDİCİON DE CANONES

La Rambla caddesi no 2 dedir. Drassanes/Plaça del Portal de la Pau’ya yakındır. 

1537 yılında İmparator I Carlos (V Karl), Consell de Cent’e (Yüzler Konseyi) Barselonanın La Ramblasında, Şehir Tersaneleriyle bitişik bir kraliyet top dökümhanesi kurulmasını emretti. 1714’deki yenilgiden  sonra, V Felibe yerel topçu üretimin yasakladı. Bu üretim artık sadece Tersaneler içinde yapılacaktı. Bu nedenle dökümhane başka ürünler üretmeye başladı. Bu tesirlerde, çan ustası, Barnola tarafından 1758(re Barselona Katedralinin Tomassa ve Honorata çanları döküldü. 

1680-1700 yılları arasında inşa edilen bina, Real Fundicion de Artilleria Refino de Metales’in (Kraliyet Topçu ve Metal Arıtma Dökümhanesi) bir uzantısı olarak hizmet ediyordu ve döneminde La Refino olarak biliniyordu. 

 

Bugünkü Bina:

Bugünkü bina, 13 yüzyıldan beri Rambla de Santa Monica’yı koruyan surun yıkılmasından sonra, 1777’de inşa edildi. Buna rağmen, 18 yüzyılda dökümhane sadece zemin kat ve bir üst kattan oluşan basit bir yapıydı. 1844’te Manuel Girona tarafından kurulan Banco de Barcelona’nın merkezi olarak yenilendi ve genişletildi. Ancak Banka 1920’de iflas etti ve bina kapılarını kapattı. 1934’e kadar boş kaldı. O tarihte Sometents Genel Komutanlığının merkezi olarak kullanıldı. 

Mimar Mestres, binayı şu an görülen saatle taçlandırdı, ancak İç Savaştan sonra bina askeri amaçla kullanıldığı için bu saat Franco rejiminin armasıyla değiştirildi. 

Bina, 20 yıl boyunca kapalı kaldı ve geleceği belirsizdi. 2020’de Başkan Torra, mekanı sosyal kullanımlara ayırmayı taahhüt etti, şimdi ise bir kültür merkezi olacağı açıklandı. Merkezin 2027’de tam olarak işlevsel olması planlanıyor. 

 

Barselona Carrer dels Escudellers

 

6-CARRER D’ESCUDELLERS CADDESİ

Barri Gotik Mahallesinde, La Rambla’dan Plaça del Teatre yakınında ayrılan, Barselona’nın eski şehir merkezinin tam göbeğinde uzanan tarihi bir sokaktır. 

Sokağın adı, orta çağa kadar uzanan büyüleyici bir geçmişe sahiptir. Burası, çörekçi (terrissaire) loncasının yuvasıydı. Escudellers kelimesi, burada bir zamanlar çalışan çanak-çömlek ustalarına atıfta bulunur. Bu kelime aynı zamanda escudella denilen çorba/güveç kaseleri yapan sanatkarları işaret eder. 

O dönemde, Romalılar tarafından şekillendirilmiş bir tepenin sarı tonlu killerinden yararlanılarak etkileyici çömlekçilik eserleri üretiyorlardı. 

Burada çorba kaseleri veya güveç tencereleri yapan çömlekçilerin adını taşıyan bu renkli rota, La Rambla’dan ayrılan ilginç bir yan gezintidir. 

Sokak, bir zamanlar evleri bitişik bahçeleriyle birleştiren iki zarif köprüyle kemerlenmiştir. 

Sokağın sonunda Nostra Senyora de la Merce bazilikası bulunur. Barselona’nın koruyucu azizesinin devasa bir tasviri, 18 yüzyıl kilisesine 20 yüzyılda eklenmiştir. Güneş ışığında parlayan, kollarında bebeği olan La Merce manzarası, Barselona sahil şeridinin en etkileyici görüntülerinden biridir. 

Canlı atmosferiyle tanınan sokak, çok çeşitli bar, restoran ve kulüplerle dolu olup, gece hayatı arayan hem yerli hem de turistler için popüler bir destinasyondur. Bugün sokak, butik mağazalardan sevimli kafelere ve resimli restoranlara kadar geniş bir çeşitlilik sunan özel bir mekan olmayı sürdürüyor. Sokak bugün bölgenin çoğu sokağı gibi, yaya yoluna dönüştürülmüştür. 

 

Barselona Mirador de Colomb

7-MİRADOR DE COLOM:

La Rambla caddesinin bittiği yerde, Plaça Portal de la Pau, Port Vell’e bakan noktadadır. Denizden anıta doğru yönelirseniz, kırmızı bir tabela ve yer altına inen merdivenlerle karşılaşacaksınız. Bunlar sizi bir hediyelik eşya dükkanına bağlı bilet gişesinin bulunduğu alana götürür. Asansör küçük olduğu için sırada beklemek gerekebilir. 

Anıt, Kristof Colomb’a adanmış, 60 m yüksekliğinde bir yapıdır ve 1888 yılında Barselona Dünya Sergisi (Exposicion Universal) için inşa edilmiştir. Kolomb’un Amerika’ya ilk yolculuğunu onurlandırmak amacıyla yapılmıştır. 1 Haziran 188 tarihinde Kralie Maria Cristine de Borbon tarafından açılmıştır. 

Anıtın yüksekliği 60 metredir. Anıtın dairesel kaidesi 6 metre genişliğindedir. Dört erişim merdiveni vardır. Her merdivenin iki yanında, iki aslan heykeli vardır. 

 

Sembolik Anlamı:

Anıt, Krastof Kolomb’un yeni kıtaya ilk yolculuğundan sonra Kraliçe I Isabelle ve Kral V Ferdinand’a Barselona’da rapor verdiğinin bir hatırlatıcısı olarak hizmet eder. 

 

Sütun vE HEYKEL:

Anıtın en tepesinde 40 m yüksekliğindeki Korint tarzı bir sütun vardır.  

Sütunun yapımında 205 ton demir eritilerek kullanılmış ve 1 yılda tamamlanmıştır. Sütunun hemen üstünde, heykellerin ayaklarının  dayandığı yarım küre vardır. 

Sütunun tepesinde 7.2 metre yüksekliğinde bronz bir heykel vardır. Heykel 42 ton ağırlığındadır. 

Heykel, Rafael Atche tarafından yontulmuştur ve Kolomb’u sağ eliyle Yeni Dünya’yı işaret ederken, sol elinde bir parşömen tutarken tasvir etmektedir. 

Colombus’un parmağı denizi işaret etmektedir. Bu durumun, geleneksel olarak Amerika’yı işaret ettiğini gösterdiğine inanılır. Ancak Amerika onun arkasında kalmaktadır. Parmağı yarım metre uzunluğundadır ve işaret ettiği yön farklı teoriler üretilmesine sebep olmuştur. 

İşte bunlardan bazıları: 

1 Teori: Colombus heykelinin hareketlerinin metaforik olduğu ve  denizi işaret ettiği için yönün önemi olmadığı söylenir. 

2 Teori: Heykelin parmağının deniz yoluyla Amerika(ya gidilen yolu gösterdiğidir. 

3 Teori: Keşfin memleketi Cenova’yı işaret ettiği söylenir. 

Evet, heykeli anlatmaya devam edelim. Heykelde Colombus’un ayakları farklı boydadır. Sağ ayak 1 metre, sol ayak 1.13 metre uzunluğundadır. 

 

Kaide:

Kaide, alegorik heykellerle süslenmiştir. Dört karakter, İspanya’nın dört bölgesini temsil eder. Katalonya Prensliği ve Leon, Aragon, Kastilya Krallıkları. Ayrıca Kolomb’un yolculuğunun önemli sahnelerinin tasvirleri ve armalar da bulunur. Bu kabartmalar farklı heykeltıraşlık atölyelerinin eserleridir. 

 

Aslan figürleri:

Anıtın tabanı her yönden 8 aslan tarafından korunur ve her biri İspanyol eyaletlerinden birinin armasını taşır. Aslanların yarısı oturur pozisyonda, yarısı ayakta durmaya hazırlanır pozisyondadır. Oturur pozisyondaki aslan figürleri barışı işaret eder. 

 

Gözlem platformu:

Gözlem terasına çıkan bir asansör vardır. Genelde kalabalık olsa da manzara buna değer. Çoğu turistin gözden kaçırdığı bir sır: anıtın en tepesi sadece bir heykel değil, fatihin ayaklarının altındaki kubbede bir gözlem güvertesi bulunmasıdır. Buradan Barselona’nın muhteşem bir kuşbakışı manzarasını görmek mümkündür. 

Platformdan, kuzeye doğru tarihi Gotik Mahalle, Santa Maria del Mar’ın çan kuleleri, La Merce, Rambla, Plaça de Catalunya ve Gaudi’nin Sagrada Familiası da görülebilir. 

 

 

Barselona Arts of Santa Monica

8-ARTS SANTA MONİCA:

La Rambla caddesi 7 numaradadır. Kristof Colomb anıtına yakındır. 

Discalced Augustinian (Çıplak ayaklı Augustinler) tarikatının bir manastırı, Barselona’nın La Rambla’sının sonunda 1626’dan beri var olmuştur. Manastır, sadece klasik üslupta bir yapıydı, bugün geriye kalan tek unsur olan kloster, en dikkat çekici özelilğidir. 

Bu eski manastır, 1909’daki Barselona’nın Trajik Hafta (Semana Tragica) olaylarında yıkıma uğramıştır. 

1984’de mimarlar Pinon ve Vipalana tarafından yenilenerek Barselona’nın bir Sanat ve Kültür Merkezine dönüştürülmüştür. 

Dış cephedeki modern rampa, La Rambla(ya muhteşem bir gözlem terası sunar ve aynı zamanda binanın iç ve dış mekanını birbirine bağlayan bir koridor işlevi görür. 

Bugün merkez çeşitli ücretsiz sergiler ve etkinlikler sunar. Merkezin sunduğu özel projeler arasında, Katolonya’da çalışan farklı sanatçıların eserlerini bir araya getiren ve çağdaş Katalan sanatına dikkat çekmeyi amaçlayan Arxiu Dossiers ve bilim ile beşeri bilimler arasında köprü kurmayı hedefleyen Science Blog bulunur. 

 

Barselona Casa Napolein

 9-CASA NAPOLEON-NAPOLEON EVİ:

Napoleon adının kökeni:

Bu isim, Kristof Colomb değil bir fotoğrafçılık hanedanına aittir. Anais Tiffon,  daha çok Anais Napoleon olarak bilinen, 18 Mart 1831’de Narbonne’da doğdu, ebeveynleri Napoleon Tiffon ve Marie Casan, 1846’da Barselona’ya taşındı. Aile Napoleon lakaplı Anais’in babasının evinde, Rambla de Santa Monica No 17’ye yerleşti ve hanedan ticari adını ondan aldı. 

Bugün görülen bina, 1892’de inşa edilmiştir. Bina, fotoğraf  stüdyosunun açılışından sonra, 1893’te inşa edilmiştir. 1890’da Napoleon ailesi, zemin kat ve ana katta iç tasarım yapması için Josep Maria Puig ile iletişime geçti. Burada fotoğraf stüdyoları kurdular. Merdivene vitrinler ve binanın girişine de bir tabela yerleştirerek Napoleon Fotoğraf Stüdyoları haline geldiler.

Evet bugün, günümüzde Centre Esportiu Municipal Colom’a ev sahipliği yapmaktadır. Bu fotoğrafçılık dükkanına ev sahipliği yapmış, hala ayakta olan az sayıdaki bina/mekandan biridir ancak elbette iç mekan tamamen değiştirilmiştir. 

Barselona Rambla de Mar

6-RAMBLA DE MAR

Ciutat Vella (Eski Şehir) bölgesinde bulunan Plaça del Portal de la Pau’yu Muelle de Espana’ya bağlayan yüzer bir köprüdür. Burada Barselona Akvaryum ve Maremagnum alışveriş merkezi yer alıyor. La Rambla’nın doğal bir uzantısı, caddenin resim olmayan altıncı bölümü sayılır. 

1994 yılında açılan köprü, Helio Pinon ve Albert Viaplana tarafından 1992 Olimpiyatlarına yönelik Barselona’nın kentsel yenileme projesinin bir parçası olarak tasarlandı. Akdeniz’in dalgalarını taklit eden dalgalı tasarımıyla, şehir merkezini canlı Port Vell bölgesine bağlıyor ve ünlü La Rambla bulvarının modern bir uzantısı niteliğindedir.

Barselona Rambla de Mar

Köprünün en ilginç özelliği hareketli yapısıdır. Dönerek açılıyor ve limana giriş-çıkış yapan tekneleri geçiriyor. Çelik ve ahşabın bir karışımını kullanan tasarım, modernlik ile gelenek arasında bir denge kuruyor ve çağdaş Katalan mimarisinin tipik bir örneğidir. 

Köprü yaklaşık 380 m uzunluğundadır. Halka açık ve giriş ücretsizdir. Gece ışıklandırılıyor. Günde birkaç kez açılarak marinadan giriş-çıkış yapan yelkenli tekneleri geçiriyor. Barselonalılar için bu dönüş sırasında trafik ışıklarının önünde beklemek alışıldık bir görüntü. 

Dikkat köprünün bazı bölümlerinde korkuluk yoktur yani denize düşme riski vardır. Yoğun turistik sezonda ve hafta sonları bölge çok kalabalık oluyor, ayrıca sokak satıcıları ve cep hırsızlığına dikkat etmek gerekir. 

 

 

Barselona Maremagnum

MAREMAGNUM:

Dalgalı ahşap bir iskelenin ucunda suya doğru uzanan, kendine özgü bir binadır. Aynalı duvarları ve kemerli çatısı çevresindeki suyu yansıtarak parıldayan mavi bir ışıltı verir. Bina çevresinde insanlar ahşap güverte üzerinde güneşlenip, limana giriş-çıkış yapan tekneleri izleyerek dinleniyorlar. 

Üç katlı bir merkez, giyim, ayakkabı, mücevher, gıda, ev eşyası, elektronik, kozmetik ve oyuncak kategorileri var. Barselona şehrinde pazar günleri açık olan nadir yerlerden biridir. Normalde Barselona’da pazar günü her yer kapalıdır. 

Alışveriş yapılan mağazalar yanında, yeme-içme mekanları da var. Tapas ve deniz ürünleri sunan Tapa Tapa, İtalyan-Akdeniz mutfağı Ginos, Lübnan/Arap yemekleri sunan Alrouche, geleneksel Katalan yemekleri sunan Mirandoalmar gibi çeşitli restoranlar var. Üst katta Time Out Market var. 13 den fazla yemek standı ve bar barındırıyor, açık terası yemek ve içki için keyifli bir noktadır. 

Mağazalar yanında sinema ve akvaryum bulunuyor. Ayrıca yıl boyunca kentsel pazarlar, el sanatları fuarları, çocuklar için gösteriler, canlı müzik ve dans gösterileri gibi etkinlikler düzenleniyor. 

Barselona L’Aquarium

L’AQUARİUM DE BARCELONA:

Port Vell’de yer alan Avrupa’nın en büyük Akdeniz akvaryumudur. Magnum alışveriş merkezinin bitişiğindedir. Ziyaret için 1.5 ile 3 saat arasında zaman ayırmanızı öneririm. Giriş ücretleri yetişkinler için 29 Eurodur. 

1995 yılında açıldı ve 14 milyondan fazla ziyaretçi tarafından ziyaret edilmiştir. 

35 akvaryumda 6 milyon litre deniz suyu içinde 450’den fazla farklı türden 1.000 deniz canlısı bulunuyor. Köpekbalıkları, kabuklular ve omurgasızlar dahildir. Her tank farklı birdeniz bölgesini simüle ediyor, örneğin: tropikal ve Akdeniz tankları gibi.

 

Oceanarium (Okyanusarium)

En spektaküler bölümdür. Avrupa’da tek olan, 5 metre derinliğinde ve 36 metre çapında devasa bir okyanusaryum. Bu okyanusaryumun içinden geçen 80 m uzunluğunda şeffaf bir tünel var. Burada köpekbalıkları, çipuralar, midyeler ve büyük güneş balıkları arasında yürüyebilirsiniz. Tünel 3.7 milyon litre su tutuyor ve Avrupa’da tek örneği olan 360 derece manzara sunuyor. 

 

Diğer alanlar:

Penguen alanı: Özel bir penguen kolonisi ve tatlı su sergileri barındıran bölümdür. 

Planeta Aqua ve Explora: Gezegenimizin gelişiminde suyun önemini gösteriyor. Explora’da çocuklar 5 duyularını kullanarak su altı dünyasını keşfedebiliyorlar. 

 

Barselona Miraestels

MİRAESTELS

Katalanca’da “Yıldızlara Bakan” anlamına gelir. Rambla de Mar köprüsünün hemen yanında, suyun üzerinde yüzen ikonik bir heykel gurubudur. 

Eseri yaratan Katalan sanatçı Llimos, Katalonya’nın farklı yerlerinde Miraestels’in birkaç farklı versiyonunu yapmış, ama Port Vell’deki Maremagnum bölgesinde 2005’ten beri bulunan iki heykel en bilinenleridir. Bu heykellerin en önemli özelliği konumlarıdır. Denizin üzerinde yüzüyorlar. 

Sanatçı Llimos, 1943’de Barselona’da doğru ve uzun kavramsal sanat kariyeri boyunca çok çeşitli eserler yaptı. Miraestels, onun en tanınan eseridir. 

Heykeller kesinlikle beyaz renkte ve sessizce yüzerek, başları yukarı doğru kalkmış halde gökyüzüne bakıyor. Sanatçı bu figürleri, Yıldız Bakanlar veya Miraestels olarak adlandırdığı ve insanlığı temsil ettiğini söylüyor. Miraestels, Akdeniz sularında gece gündüz her zaman oradadır. Gündüz güneş ışığında görünür, ay ışığının karanlığında gizli kalır, ama gözyüzüne sürekli sorular sorarak yüzen insan figürü artık her zaman görünür hale getirilmiştir, çünkü aydınlatılmıştır. 

Evet, 3.55 m yükseklikteki heykeller, polyester ve fiberglas malzemeden yapılmıştır. İnsanların geçtiği yerlere biraz uzak olduğu için boyutlarını tam fark etmek zordur. 

 

 

Eskişehir Sivrihisar Pessinus

Eskişehir Sivrihisar Pessinus: 17 Mayıs 2019 tarihinde, Pessius denilen ve bir zamanların ihtişamlı şehrinin kalıntılarını görmeye gittim.

Yorumlarımı ve buranın son durumunu, yazının sonunda yazdım. Lütfen yazıyı baştan sona okuyun ve en son bölümdeki en yeni eklentilerimi görün.

ULAŞIM

Sivrihisar; Ankara’ya 153 km. ve Eskişehir’e ise 97 km. uzaklıktadır. Ankara-Eskişehir-Afyonkarahisar kara yolunun tam kesişim noktasında, 16 km. içeride.  Buraya yaklaştığınızda; çok uzaklardan, ufuktaki güneş dağının silüetini görmeniz mümkün.

GENEL

Eskişehir Sivrihisar Pessinus; İlçe; Güneş dağına ait bir tepenin eteklerinde kurulmuş. Ünlü kral yolunun üzerinde bulunması nedeniyle, antik dönemde, önemli bir ticaret merkezi olmuş. Ama; o zamanlar yerleşim yeri, burada değil, daha güneyde, şehrinde imiş.

PESSİNUS ŞEHRİ

Eskişehir Sivrihisar Pessinus: Bu antik kent kalıntıları; halen yerleşim yeri olan İlçenin 16 km. güneyinde. Ankara-Eskişehir kara yolundan ayrıldıktan sonra, tabelalar yardımı ile buraya ulaşmak mümkün. Yani: tanıtıcı tabelalar yeterli sayıda. Yani, ulaşımda sorun yok, zaten yol da kötü değil. Ana yoldan saptıktan sonra, yaklaşık 13 km. gittikten sonra ki, yol pek kötü değil, en azından asfalt, Pessinus şehrinin bulunduğu yere ulaşıyorsunuz.

Bir vadi üzerinde. Bugün, bu antik kalıntıların hemen yanında ve hatta büyük bölümünün üstünde, bir köy görülüyor. Ballıhisar köyü. Ama, en ilginç olanı: ben buraya gittiğimde, saat 12 idi ve tamamen ıssız bir köy ile karşılaştım. Saatlerce, köy sokaklarında hiçbir canlı varlık göremedim. İnanın, köy yerinde genellikle bulunan köpekler bile yoktu. Niye bunları yazıyorum, çünkü, herhangi bir şey soracak, bir bardak su isteyecek bir canlı görememek garip. Yani, bir anlamda, köy terkedilmiş gibi.

Öte yandan, neden buranın Sit alanı ilan edilmediğini anlamak mümkün değil. Veya Sit alanı ilan edildi ise, bu köyün burana ne işi var. Köyün birçok evinin yapı veya bahçe duvarlarında, antik döneme ait taşlar kullanılmış. Bunları rahatlıkla görebiliyor ve turizm adına üzülüyorsunuz.

Neden bu bir zamanların muhteşem şehrinin kalıntıları üzerine, böyle bir köy yerleşimine izin verilir. Veya bırakın izin vermeyi, niye sonradan buranın kamulaştırması yapılmaz, kamulaştırın, köyü taşıyın birkaç kilometre uzağa ne fark edecek, inanın hiç bir şey fark etmez. Çünkü, bu köyün burada olmasının hiçbir anlamı yok, çevrede birçok köy var, hepsi bir antik şehir üzerine kurulmamış ki, burası niye.

Köyün içinde gezerken, orta bölümde bir küçük bölüm var. Burada: antik döneme ait taşları rahatlıkla görebiliyorsunuz, çok az kısmı toprağın üstünde ve büyük kısmı ve hatta belirsiz kısmı toprağın hemen altında. Bu tür büyük taş blokları birçok yerde görülüyor. Ama en ilgimi çeken ne oldu biliyor musunuz?

Eskişehir Sivrihisar Pessinus: Köyün hemen ortasında, birkaç tabela var. Bu tabelalarda: Kazı evi olarak belirtilen bölüm. Kazı evine doğru gidiyorum. Kapısında kötü bir tabela ve “Melbourne Üniversitesi Kazı Ekibi” yazısı görülüyor. İnanılır gibi değil, taaaa Avustralya denilen ülkeden gelip, Pessinus antik kentimizi kazıyorlar, yok mu ülkemde arkeolog desem, kesin denilecek ki, bu tür sponsorlu kazılar her yerde var.

Evet, bu kazı evini görünce bir şeyler, bir bilgi alabileceğim kişiler bulurum ümidi ile yaklaşıyorum, ama ne mümkün. Bahçesinde birçok tarihi kalıntı bulunan bu kazı evinde, hiç kimsecikler yok, yalnızca bir levha, bahçeye girmek yasaktır. Çünkü, bahçede birçok kalıntı bulunuyor.

Ama insan yok, bilgi alabilecek ne bir kazı ekibinden insan ne de köyden bir insan yok. Çok ilginç. İnsan olmadığı gibi, bölgeyi tanıtıcı, ziyaretçinin gezmesini sağlayabilecek bir tabela, yol gösterici veya tanıtıcı bir tabela da yok. Sanki: buraya kimsenin gelmesi istenmiyor.

Çünkü giderseniz, inanın gezebilmeniz, ortaya çıkarılmış kalıntıları görebilmeniz mümkün değil. Kazı alanı diye bir kötü tabelayı rastlantı sonucu görüyorum ve oraya yöneliyorum ve biraz sonra, özel aracım ile giremeyeceğim darlıkta bir yerle karşılaşıyor ve geri dönmek zorunda kalıyorum.

Neyse; sonuç olarak, ben size, buranın tarihi süreçteki öneminden söz etmek istiyorum ki, gerçekten bir zamanlar, burada muhteşem ihtişamlı bir şehir bulunuyormuş.

Antik kentin kuruluşu, Frig kralı Midas zamanına kadar gidiyor. Ancak; burada görülen ana tanrıça Kybele kültürünün, Anadolu’da çok daha eskilere gittiği, yani Hititlilere kadar gittiği bilinen bir gerçek. Bu nedenle; Frigyalılardan önceki dönemlerde, Hititliler döneminde de, burada bir yerleşim olduğu tahmin ediliyor. Evet, kent uzun süre, Bergama krallarının egemenliği altında kalır. MÖ.25 yılında ise, kentte Roma egemenliği görülür.

Eskişehir Sivrihisar Pessinus: Antik kral yolu burada geçer. Bunun sonucu olarak, özellikle ticarette büyük gelişmeler yaşanır. Özellikle, son dönemde, yani Romalılar döneminde, kentte çok büyük gelişmeler yaşanır. Bunun sonucu olarak, kent, kendi adına para bile bastırır. Birçok mimari yapı yapılır.

Şehrin içinden geçen su kanalı mermerler ile onartılır. İki yanı heykellerle süslenir. Hatta; şehrin iç kısmındaki kanal, tamamen mermer döşenerek, içine, merdivenle inilen bir havuz havasına bürünür. Günümüzde bu kanalın izlerini görebiliyorsunuz. Kanalı oluşturan kenar bölümlerdeki taşların veya mermerlerin küçük kısmı toprak üstünde görülebiliyor, kim bilir toprak altında neler var.

Takip eden, Bizans döneminde ise; eski yapılar sökülür, basit iskan malzemesi olarak kullanılır. Muhteşem sanat eserleri kırılarak, temellere, yapı malzemesi sağlanır.

Evet, tarihi süreç içinde; bu yaşananlar, elbette her antik kentte yaşanabilecek ve olabilecek hususlar. Ama; antik dönemlerde, buraya has bir özellik çok daha ön plana çıkıyor. Burada; Kybele ve Attis adına dini ayinler düzenleniyor ve bu özellik ön plana çıkarak, buraya birçok insan akıyor. İsterseniz, Kybele ve Attis hakkında, bunların ortaya çıkışı ve özellikleri hakkında, biraz bilgi vereyim.

Kybele; ana tanrıçadır. Anadolu’da yaşamış birçok toplum, onu değişik isimler altında, ana tanrıça olarak kabul etmişler ve tapınmışlar. Kybele ismi, Fransızcadan gelmekte olup, Türkçe ismi; Sibel olarak geçer. Anadolu’da ele geçen heykellerinin bir kısmının başında; kuleye benzer, yüksek bir taç vardır.

Bu taç; onun, kentlerin ve tarımsal ürünlerin tek egemeni olduğunu gösterir. Aynı zamanda, genç kızların da koruyucusudur. Yontularında hep, dolgun bir kadın gibi yapılır, çünkü her an doğurmaya hazır olarak düşünülmektedir.

Eskişehir Sivrihisar Pessinus; onun adına tapınaklar yaparlar ve törenler, ayinler düzenlerler.

Evet; kentin, antik dönemdeki yaşamı ile ilgili bilgileri aktarmaya devam ediyorum. Kent; Bergama krallığı döneminde, rahipler tarafından yönetilir. Gerek Frigler ve gerekse onlardan sonra gelen Galatların bölgeye egemen oldukları dönemlerde bile, burası yine rahipler tarafından yönetilen, sanki bugünün Vatikan’ı gibi, dinsel bir devlet statüsündedir. Yani, yönetim olarak bağımsız bir kent, rahipler devleti. Daha doğrusu, rahip kenti.

Burada, önemli bir geliri bulunan ve ana tanrıça Kybele adına yapılmış büyük bir tapınak bulunmaktadır. Mimari stil olarak, MS.1 nci yüzyıla tarihleniyor. Bu tapınağın: dar kenarında 6 ve uzun kenarında 11 sütun bulunur. Yani: tapınağın çevresi, sütunlarla çevrilidir.

Tapınağın hemen yanında ise, antik yunan tiyatrosunda seyircilerin oturdukları kısım gibi bir yapı, burada da var. Bu nedenle, buranın tapınak-tiyatro olduğu varsayılmış. Tiyatrodan günümüze hiçbir şey kalmamış olması da yorumları etkiliyor. Yalnızca, yaslandığı yamaç üzerinde bir kısım kalıntı kalmış. Bütün parçaları sökülerek, yeni yapılan inşaatlar için, malzeme olarak kullanılmış.

Amasyalı coğrafyacı Strabon, burası hakkında şunları söyler: ” kent, dünyanın o kısmındaki en büyük ticaret merkezi. Büyük saygı gören tanrılar anasına dikilmiş tapınak burada. Ona; “Agdistis” diyorlar. Eski devirde, rahipler aynı zamanda hükümdardı ve rahiplerin sağladığı nimetleri, onlar biçiyorlardı.

Eskişehir Sivrihisar Pessinus: Fakat, şimdi, ticaret merkezi hala ayakta olduğu halde, rahiplerin yetkileri çok azalmış. Kutsal bölge, kutsal yere yakışacak şekilde; bir tapınak ve beyaz mermerlerden yapılmış çatısı sütunlarla taşınan, önü açık sundurma eklenmiş. Romalılar, Kybele’nin kehaneti doğrultusunda, oradaki tanrıçanın yontusunu almak üzere girişimde bulunarak, tapınağı ünlü kılmışlar.”

Bu tapınakta, birçok rahip yanında, iki rahip yönetici olarak ön plana çıkıyor. Biri; tanrıçanın sevgilisi Attis adını taşıyor. Diğeri ise, yabancı olması gerekiyor. (yani Galatlı) Her iki rahibin ortak noktası ise, Attis anısına, hadım olmaları.

Her yıl; 22 Mart tarihinde, bu rahiplerin önderliğinde, antik kentte 3 gün 3 gece süren ayin ve şenlikler düzenleniyor. Bu ayinin temel felsefesi ise şöyle:
Ana tanrıça, kent yakınlarında koyunlarını otlatmakta olan, Attis adında, çok güzel bir delikanlıya aşık olur. Kybele; kendi tapınağının bakımını, bu Frig’yalı gence emanet eder.

Ama, bir koşulu vardır. Attis, tanrıçaya, bakir kalma sözü verir ve bu sözünden asla dönmeyecektir. Derken, zamanla, Attis, tanrıçaya verdiği sözü unutur ve bir ölümlüye aşık olur. Düğün zamanı gelir, tören sırasında, konuklar arasına tanrıça Kybele de katılır.

Ama, Attis tanrıçayı görür ve verdiği sözü hatırlar, derin bir vicdan azabı duyar ve bu bunalım sonucu erkeklik organını keser ve ölür. Ama; tanrıça, Attis’in sevgilisine acır ve onu bir çam ağacına dönüştürür. Bu arada; ana tanrıça Kybele, Attis’i hep yaşatmak adına, çam ağacını hep canlı tutmaktadır.

Yani; biliyorsunuz ki, çam ağacı, hiçbir mevsimde yapraklarını dökmez, hep yeşil kalır. Evet; antik dönemde, her yıl, 22 Mart tarihinde, Attis’in dirilişi, yaşatılması şenlikleri düzenlenir.

Bu ayinde; tanrıça, gökten düştüğüne inanılan, şekilsiz, kaya bir taşla temsil edilir. Ortada bir çam ağacı, çevresinde rahip adayları toplanır. Töreni yöneten rahip ve tapınağın diğer rahipleri; Frigyalı çalgıcılar tarafından çalınan coşturucu müzikle dans etmeye başlar.

Bunlar; saçları dağınık, kadın gibi giyinmiş ve kadın davranışları içinde, yas işareti olarak göğüslerine vuran, çam kozalaklarıyla ( çam kozalakları Attis’i simgelemektedir) kan çıkıncaya kadar vücutlarını yaralarlar.

Baş rahip ise; kolunu ve omuzunu bıçakla keser, süslü kırbacı ile vücudunu yırtar, kan damlalarını çam ağacının üzerine serper.

Gerek bu müzik ve gerekse kontsantrasyon ile kendinden geçen rahipler, izleyici rahip adayları üzerinde, büyük etki kurarlar. Dans ederken, toprak anadan güç almak adına, ara sıra da elleriyle yere dokunurlar. Çalgıcılar iyice coşar, rahipler ile halk iyice kendini yaralar, hırpalar.

Derken, kendilerinden geçen izleyicilerden bir kısmı; bazen ortaya çıkar ve daha önce hazırlanarak yerlere bırakılmış taş bıçakları kaparlar ve kendilerini hadım ederler. Böylece: ana tanrıça ile birleştiklerini değerlendirler.

Daha sonra ise, özgürlüğün simgesi olan, Frigya başlığı giymeye hak kazanırlar. Bunlara; “gall” ismi verilir.

Efsanenin bu bölümü elbette hoş değil. Ama, ismi üstünde efsane. Evet, devam ediyoruz. Kesilen parçalar, bezlere sarılıp, büyük bir saygıyla, tanrıçaya ayrılan yer altı hücresine, toprak tabana gömülür. Bunun, toprağın verimini arttıracağına inanılır.

Cinsel organları kesilen kişiler ise, rahip olurlar. Evet: insanların kendilerine veya çevrelerine zarar vermeleri asla hoş ve onaylanacak bir davranış değil. Ama; ben burada ayrıntılı ve kişisel yoruma girmek istemiyorum. Bu anlatılanlar; ne kadar saçma gelse de, bir zamanlar yaşanmış olaylar.

Evet: 25 Mart tarihinde, Attis, mezarda geçirdiği son geceden sonra, birdenbire, büyük rahibin ışıkları yaktırmasıyla dirilir. Bu sırada; çocuklar ve beyaz giysi giymiş genç kızlar, dans ederler, sevinç son haddine varır.

Artık, yas giysileri giyilmez. Herkes, kendine, aklına estiği gibi bir kişilik yaratır. Hatta, kendisine, hayvan maskesi takanlar ve buna göre davrananlar olur ve bunlar, kalabalık içinde kaynaşırlar. Yılda bir kez de olsa, insanlar tarafından, en kötü kompleksleri ortaya dökülür.

Evet; ana tanrıça Kybele’nin manevi gücü, zamanla Romalıların dikkatini çeker. Hatta, ona sahiplenmek isterler. Gerçekten, tapınaktaki tanrıçayı simgeleyen taş; Romalıların Kartacalılar karşısında yenilgiye uğraması sonucu; Sibil Kehanet Kitabında yazılı olduğu üzere” İtalya, bir istilaya uğradığında, düşmanı yenmek için İda anasını, Pessinos’tan Roma’ya getirmek gerekir ” şeklindeki bir kehanet nedeniyle; MÖ.205 yılında; Roma Senatosunun devreye girmesiyle, Bergama kralı I. Attolos’un yardımıyla, yerinden alınarak, Roma’ya taşınmıştır.

Ama nasıl taşınma? Gemi Roma’ya varırken, Tiber nehri üzerinde, karaya oturur. Bütün uğraşlara rağmen kurtarılamaz. O sırada, tanrıçadan bir ses yükselir. Ancak, ” kirletilmemiş eller sokabilecektir kendisini kente ”

Bunu duyan; Cladia Quinto adındaki bir genç kız, belindeki kemeri çözer ve gemiye bağlar, çeke çeke gemiyi Roma’ya getirir. Bu kız, iftiraya uğramış bir vesta rahibesidir. Koca gemiyi tek başına çekerek de suçsuzluğunu kanıtlamış olur. Evet: ana tanrıça, sonunda Roma’ya ulaşır.

Palatinus tepesine yerleştirilir. 12 yıl sonra ise, burada, kendisi için bir tapınak yaptırılır. Ayrıca; Roma’da her yıl bir Frigyalı kadın ve erkek rahip, tanrıçayı kentte gezdirerek, bağış toplarlar. Sonraki fasıla bilinmiyor. Ama, bilinen şu ki, Romalılar Kartacalıları yenerler ve tarih sahnesinden silerler.

Artık, bu sonuçta tanrıçanın etkisi varmı yokmu bilinmez? Bu arada; ana tanrıça kültü Roma’ya taşınınca, Pessios kutsal alanına yapılan ziyaretler bir süre devam eder. Ancak; zamanla kentin önemi yok olmaya başlar. MS.800 yıllarına rastlayan bu devirden sonra, bölgede, Justiniapolis (Sivrihisar) öne çıkar ve bölgede üstünlüğü ele geçirir.

Evet, buranın değişik bir hikayesi var. Antik dönemde, çok önemli bir dini merkezmiş. Günümüzde ise, Ballıhisar köyünün hayvanlarının otladığı ve gezindiği bir mesire yeri. Tezek kokusu yoğun. Yazının başında belirttiğim gibi: tek bir canlı göremiyorsunuz. Ballıhisar köylüleri neden burada otururlar, ikamet ederler pek anlamlı değil, yani, buranın kamulaştırılıp, köyün birkaç kilometre öteye taşınması çok zor olmasa gerek.

Ama ülkemde tarihi yerlere taş gözüyle bakıldıkça, sanırım bura ne kadar önemli olursa olsun, önemi anlaşılamaz. Hani bir zamanlar, tarihi kalıntıları Avrupa aristokratlarına hediye eden Padişahlar olması gayet normaldi, günümüzde ise, bu durum “ilgisizlik” ile kendisini gösteriyor.

Sonuç olarak: size anlatmak istediğim hikayeleri okuduğunuzda, inanıyorum ki, bir zamanların uzun süre yerleşim görmüş bu muhteşem şehrinin kalıntılarını görmek isteyeceksiniz. Özellikle, Ankara’nın hemen yakınında bulunması ve ulaşım sorunu bulunmaması büyük kolaylık.

Ancak: buraya giderseniz, yukarıda sözünü ettiğim eserlerin, kalıntıların hiçbirini göremeden geri döneceksiniz. Çünkü: ne bir bilen, ne bir tabela, ne bir açıklayıcı düzen kurulmamış. Özellikle: Frigler döneminde, büyük bir dini merkez olarak kabul edilip, insanlar tarafından ziyaret edilen bu şehir kalıntıları: maalesef hakkettiği önemi ve değeri bulamamış.

Bence: şu an için buraya gitmeyin, görebileceğiniz hiçbir şey yok. Sadece sinir bozukluğu ile geri dönersiniz. Aynen benim yaşadığım gibi.

Sivrihisar tanıtımı.

Eskişehir tanıtımı.

Polatlı tanıtımı.

Bolu Yedigöller

Bolu Yedigöller

 

Yedigöller’e, özel aracınız ile, iki şekilde gitmeniz mümkün. Geliş yönünüz: Ankara veya İstanbul üzerinden gelirken aşağıda belirteceğim noktalarda, otoyoldan çıkmanız gerek.

Tercih sizin, sonuçta iki yolda birbirinin benzeri. Yalnız, özellikle kışın gelmek isterseniz, Bolu içinden ayrılan yol kapalı, kesinlikle bunu tercih etmeyin, öbür yoldan gitmeniz gerek. Çünkü: Bolu içinden ayrılan yol, yüksek rakım nedeniyle daha fazla kar yağışı alıyor ve uzun süre kar nedeniyle kapalı kalıyormuş. Ben; baharda, Bolu içinden giden yolu kullandım.

Bolu Yedigöller

Evet devam ediyorum


Bu yollardan birincisi: Ankara-İstanbul otoyolunda, Yeniçağ’da otoyoldan çıkmanız gerek. Yeniçağ’dan çıktıktan sonra, Bolu-Gerede yoluna gireceksiniz ve 19’ncu km.de “Yedigöller” tabelasını görünce, buradan sapacaksınız. Bu dönüşten sonra, yol, stabilize ve toprak. Yani, tam bir rezalet mi demeli felaket mi demeli bilmiyorum.

Altı yere yakın araç ile sakın gitmeyin. Nispeten yerden yüksek bir araç ile gitmeniz şart. Aksi halde; yolun sıkıntılarını sürücü veya yolcu olarak zaten yaşayacaksınız, altınızdaki araba da, size ilave sıkıntı yaratmasın. Yani: toz yuta yuta gidiyorsunuz. Bu sıkıntılı yol, muhtemelen 3-4 saat sürüyor.

İkinci alternatif yol ise; Bolu şehir içinden, otoyolda çıkmanız gerekiyor. Bolu ilinde, otoyoldan çıktıktan sonra, şehir içinde, kuzeyde, ayrılan bir yol ile Yedigöller istikametine dönüyorsunuz. Bu yol uzunluğu: 42 km. Ama yol sıkıntılı olduğundan, bu yolu yaklaşık 3-4 saat civarında alıyorsunuz.

Tabii, sinirlenip, o kötü yolda hız yaparsanız, 3 saat da olabiliyor. Yol önceleri asfalt ama daha sonra virajlı ve stabilize. Aynı zamanda dar, karşıdan kamyon gelmesin diye sürekli tedirgin oluyorsunuz. Yolun bir tarafı dağ, diğer tarafı yamaç. Bir süre orman içinde gidiliyor. Hani, diğer yol kötü demiştim ya, bununda ondan pek farkı yok.

Sonuçta Yedigöller’e ulaşım problemli.

Bir zamanlar, Bolu Valisine, “niye ulaşım için doğru dürüst bir yol yaptırılmıyor? ” diye sormuştum. Aldığım cevap: ” Buraya yol yaptırmak sorun değil, ama düzgün bir yol yapılırsa, burası da Abant gibi olur, insanlar yoğunlaşır, kirlilik artar, bu güzellik elden çıkar” demişti. Bilmiyorum, bu cevap içinde, hem mantık, hem de anlaşılmaz bir tutum var. Mantık var, söylenenler doğru. Anlaşılmaz tutum ise, bu ülkenin bir insanı olarak, ülkemin güzellikleri görmenin en doğal hakkım olduğunu düşünüyorum.

Ama, biliyorsunuz, bir sorun varsa tedbir alarak onu çözümlemek yerine, kapat gitsin. Sorunu çözmek gerekir, insanları bilinçlendirmek, insanların çöplerini, kirliliklerini bulundukları yere bırakıp gitmemeleri için, onların eğitilmesin gerekir diye düşünmemek elde değil. Yoksa; buraya kimse gelmesin, temiz kalır demek çözüm mü?

Neyse, biraz sıkıntıya katlanın, çünkü, oraya varınca sizi bir cennet bekliyor. Muhteşem keyif alacağınız bir yer. Buna inanın ve sıkıntıya katlanın. Yeter ki, altınızdaki aracınız, bu yolu gitmeye uygun olsun. Veya size daha gerçekçi bir öneri sunmak istiyorum. Buraya kendi aracınız ile değil de, herhangi bir seyahat firmasının, tur organizasyonu ile gidin, rahat edin.

Bolu Yedigöller

GENEL


Yedigöller havzası, kayan kütlelerin, vadiler ve akarsuların önünü kapatması sonucu oluşmuş. Yüzeysel ve yeraltı suları ile, bu göller birbirine bağlı. İsimleri: Sazlıgöl, İncegöl, Küçükgöl, Deringöl, Büyükgöl, Kurugöl, Seringöl.

Yöre: 1965 yılında, Milli Park Statüsüne alınmış. 2900 hektarlık bir alan. Yeşil denizinin ortasında, yedi tane mavi ada. Kuzeyden, güneye doğru, 1500 m. lik bir aralan sıralanmış, yedi tane göl. Kademeli vadide yer alan bu göllerin bazılarının arasında küçük çağlayanlar göreceksiniz.


Seyir terasları ve göl kıyılarındaki tahta iskeleler de, muhteşem.


Milli park içinde; kayın, meşe, gürgen, kızılçam, karaçam, sarıçam, köknar, ıhlamur ve benzeri birçok ağaç görmek mümkün. Toplam 238 farklı bitki türü varmış. Ülkemizin en güzel karışık doğal ormanı burada. Bölge, doğanın yarattığı bir Arboretum (canlı ağaç müzesi) görünümlü. Ayrıca, zamanı geldiğinde, gölün yüzeyindeki Nilüfer’ler bambaşka güzellik katıyor.

Buranın en ilginç özelliği: burada mevcut ağaçların aralarından sızan gün ve güneş ışığının, yarattığı renk armonisi. Ayrıca, bu görüntüler, göl kıyısında, göl yüzeyine yansıyarak, çok güzel görüntüler oluşturuyor. Sonbahar ve kış mevsiminde, ağaçların rengi turuncu ve kızıl arasında dolaşırken, bu renk armonisi doğaya bambaşka bir güzellik yansıtıyor. Zaten, bu görüntüleri ve renk çeşitliliğini başkaca bir yerde görmek mümkün değil. Kendinizi cennette hissedeceksiniz.


İnsanlar, Yedigöller’e ne için geliyorlar? Dinlenmez, gezi, piknik amaçlı olarak geliyorlar. Bunun yanında, botanikçiler ve fotoğraf meraklıları da buraya geliyor.
Evet, Yedigöller’i ziyaret etmek için en uygun tarih?

Nisan ve Mayıs aylarında. Yanınıza, mutlaka kalın giysilerinizi ve uygun (altı kaymayan) ayakkabılarınızı almanız şart. Özellikle, burada ve yakın çevresinde, hiç bir alışveriş merkezi olmadığını unutmayın. Yani; yanınıza, her türlü ihtiyaç duyacağınız şeyi almanız şart. Ayrıca; burada cep telefonu da çekmiyor. Yani, yakınlarınız sizi aradığında bulamayacaklar.

Bolu Yedigöller

YEDİGÖLLER EFSANESİ


Burada malum yedi tane göl var. Şöyle ki; ” Zamanın birinde, buraya 7 tane evli çift gelir ve farklı yerlere yerleşirler. Bunlardan, en büyük yaşı olan çift, büyük gölün bulunduğu yere yerleşir. Yaşı en küçük olan çift, küçük gölün bulunduğu yere yerleşir. Sazlı gölün bulunduğu yerdeki çiftin damadı, sürekli saz çalmaktadır. Nazlı gölün bulunduğu yerdeki çiftin gelini ise, çok nazlıdır. Bu çiftlere, buraya yerleştikten bir zaman sonra burada bu göller oluşur. Evet, lütfen mantık aramayın. Sonuçta, efsane bunlar.

ALABALIK


Buradaki göllerde, muhteşem lezzeti olan alabalık bulmak mümkün. Ama, balıkçıların, Abant’tan getirdikleri alabalık türü, buranın doğal alabalığının yumurtalarını yiyerek, yok olma noktasına getirmiş. Bunun yanında, 1969 yılında, milli parkın kuruluşu ile, burada ülkemizin ilk alabalık üretim istasyonu da kurulmuş. Hala, faaliyetlerini sürdürüyor.

Çevresinde, yüksek tellerle çevrili bir göl. Burada, alabalık satın alma şansınız var. Mangalda güzel bir alabalık ziyafeti için, mutlaka buradan alabalık satın alın. Ama, hayır ben alabalık tutmak ve kendi tuttuğum alabalıkları yemek istiyorum derseniz, o da mümkün.

Ücreti karşılığı, göllerde alabalık tutabiliyorsunuz. Yeter ki, olta takımınız ve birazcık yem olarak ekmek içi olsun. Tabii, biraz da sabır gerekli. Evet, Yedigöller’de, olta balıkçılığı, balık tutmak mümkün. Ücretini ödeyin, görevliler zaten sürekli dolaşıyorlar.

Bolu Yedigöller

PİKNİK-YEDİGÖLLERDE NE YENİR


Milli park alanı içinde, pikniğe gelenler için tahta masalar ve ocaklar var. Yiyecek ve içeceklerinizi mutlaka beraberinizde getirin. Aksi halde, burada yalnızca alabalık satın alabilirsiniz. Veya, amatör balıkçılık yeteneğiniz varsa, göllerden tutacağınız balıkları mangalda pişirme şansınız olacak.

NE SATIN ALINIR


Yol kıyısında, yolda ilerlerken, yörenin insanları çeşitli şeyler satıyorlar. Özellikle, alıç almanızı öneririm. Napolyon kirazı büyüklüğünde, iplere dizilerek satılıyor. Beyaz renkli bu meyveyi mutlaka tadın. Meyveleri kokulu ve lezzetli. C vitaminince zengin. Dokularında elma asidi var. İdrar söktürücü olduğu söyleniyor.

KONAKLAMA

Bungalov evler rezervasyon           374-2178086

GEZİ PARKURU

Evet, bir şekilde ve sıkıntılı bir yolculuktan sonra Yedigöller’e vardınız. Önce küçük bir kulübe sizi karşılıyor. Giriş ücretli. Kişi sayısı ve araç büyüklüğüne göre, giriş bileti almanız gerekiyor.

Arazi düzleşince, Orman Bölge Müdürlüğünün konaklama tesisini göreceksiniz. Hemen yanında idare binası. Orman Bakanlığına ait bu tesiste: 40 yatak var. Bungalov tipi evlerde var. Sınırlı kapasitedeki bu tesiste kalabilmek için önceden rezervasyon yaptırmanız şart. Ankara da Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğünün ilgili birimine rezervasyon için telefon açmanız gerekli.

Tabii, öncelik kendi personellerin de olmak üzere, boş yer kalırsa, ücreti karşılığı rezervasyon yapıyorlar. Ama, bu tesiste, yemek yok. Yemek yapmak için gerekli düzen (ocak vs.) var. Yani, yemek malzemenizi yanınızda getirmeniz şart. Hatta, yanınızda çarşaf bile götürmenizi öneririm.

Bu misafirhaneden yararlanmayı düşünmez iseniz, burada çadır kurmanız mümkün. Çadırlı kamping alanı var. Ama, özellikle hangi mevsimde giderseniz gidin, geceleri serin.

Yanınıza, gerekli kıyafetleri almanız şart, yoksa üşürsünüz. Tabii, bu arada, gerekli yiyecek maddelerini de almanız şart. Daha önce söylediğimi gibi, burada alışveriş yapabileceğiniz hiçbir yer yok.

Evet, gezmeye devam edelim.

Ön tarafta, hemen girişte otopark var. Aracınızı burada bırakın. Konaklama yerinin önünde, göl isimleri ve yerlerini gösteren pano var. Bu panoya paralel olarak ilerlediğinizde, araçların park edildiği alandan sonra, tesisin hemen yanında, iç içe girmiş iki göl göreceksiniz.

Muhteşem görüntü ve kuş sesleri, sizi hemen büyüleyecek ve yolda çektiğiniz sıkıntıları unutacaksınız. Uzun boylu ağaçlar arasından gün ışığı yansıyor. Göl; ilginç akustik yaratıyor. Konuşmalar, çevredeki kuşların seslerine karışıyor. Ekolu ve farklı olarak duyuluyor. Göl yüzeyinin bir bölümü yeşil bitki örtüsüyle örtülü. Gölün uzak kıyısı ise, yosunlu bitkiler, bodur çalılarla kaplı.

Yedigöller’de, herkesin gidebileceği oldukça kolay yürüyüş parkurları var. Parkuru tamamen gezmek, yaklaşık 2-3 saat alabiliyor. Evet, gezi parkurunda yürümeye devam edin. Bu gölden sonra, daha büyük bir göl göreceksiniz. Ama, ikisinin arasında, küçük boyutlu şelalelerin yarattığı güzellik, etkileyici. Bu bölüm: piknik masaları ile, piknik yapmaya gelenler için düzenlenmiş.

Burada, göl kıyısında, bir de ağaç seyir terası var. Burası; Yedigöller’in en keyifli bakış açısına sahip yeri. Göl yüzeyine baktığınızda, suya vuran farklı renklerdeki göl yüzeyi göreceksiniz.

KAPANKAYA MEVKİİ VE ANIT ÇAM AĞACI


Yaklaşık 900 m. yüksekliğinde bir yer. Tabelaları takip ederek gidebilirsiniz. Tırmanma ve inme zor. Tercih sizin. Ama kendinize güveniyorsanız, mutlaka gidin ve görün. Oldukça dik bir yamaca tırmanmak gerek. Aşağı yukarı 15-20 dakika zaman alıyor. Bu tırmanıştan sonra, tepeye Kapanyaka Mevkiine ulaşıyorsunuz.

Buradan, tüm milli park alanını ve Yedigöller’den, aynı anda üç-dört tanesini görebileceksiniz. Yalnız, dikkat, bu yamaçtan inerken, çıkıştan daha tehlikeli bir durum oluşuyor. Ayakkabılarınızın, mutlaka altı kaymayan cins olması gerek. Aşağı indikten sonra, tabelaları takip ederek, anıt çam bölümüne gidin.

Ana yoldan ayrılan dik bir patikada 30-40 m. ilerledikten sonra, karşınıza çıkıyor. Son derece sağlıklı. Büyüklüğü 30 m. den fazla. Çapı ise; 2 m. civarında. Bu dev karaçam ağacının 550-600 yaşında olduğu söyleniyor. Düşünebiliyor musunuz, İstanbul fetih edildiğinde, bu çam ağacı bir fidan imiş. Kabuklarının rengi de, diğer karaçam kabuklarına nazaran farklı, gri ve beyaz.

BÜYÜK GÖL


Çam ve kızılçamların yoğun olduğu bir göl. Yüz ölçümü 24 bin metre kare. Yedi gölün en büyüğü. Gölün kıyısında: Milli Parklar Müdürlüğünün idare binası ve misafirhanesi var. Bu gölün sonunda: aşıklar köprüsü olarak adlandırılan bir yer. Yedigöller’in simgesi bu köprüyü mutlaka görün.

SERİNGÖL


Burada alabalık yetiştiriliyor. Malum, alabalık soğuk suyu sever. Yedigöller alabalık üretim istasyonu burada. Gölün çevresi: yüksek kafes telleri ile örtülmüş. Seringöl’ün hemen arkasında, ücreti karşılığı alabalık satın alabiliyorsunuz.

GEYİK ÜRETME ÇİFTLİĞİ


Burası Milli Park olmadan önce, geyik sürüleri varmış. Tabii, zamanla bu sürüler bitmiş ve buradaki geyik nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış. Bunun üzerine, geyikler koruma altına alınmış. Tabelaları takip ederek, burayı ziyaret edebilirsiniz. Özellikle, çocukların ilgisini çeken bir yer.

Evet; Yedigöller böyle. Ulaşım zor, ama hayatınızda bir kez de olsa, mutlaka gidin ve bu doğal cenneti görün. Burada sizi: sessizlik, sakinlik, kuş sesleri, muhteşem bir orman, yeşilin her tonu, su yüzeyine çok güzel görüntülerin yansıdığı göller, merakınız varsa alabalık, tertemiz ve bol oksijenli bir hava bekliyor.