
Fransa’da geziye gidip, Roma kültürüne, kalıntılarına, tarihi kalıntılara merakı olanların, burayı mutlaka ziyaret etmelerini öneririm.
Roma imparatoru Augustus: Mısır’da Cleopatra ve Antonius’a karşı yaptığı savaşta kazandığı zaferler üzerine, bu şehri kurarak gazilerine armağan eder. Ancak, şehrin kuruluşu: 6’ncı yüzyıla kadar uzanmaktadır.
Coğrafyacı Strabon’a göre: Bu oppidum (Latince kasaba demektir. Romalılara Batı Avrupa’daki yerli halkların yerleşimlerini ifade etmek için kullanılırdı) bir Kelt kabilesi olan Volcae Arecomici’nin başkentiydi.
MÖ.120 yıllarında ise, bu kere, bölgede Roma lejyonları görülür.
Roma imparatorluğu zamanında kent İtalya’dan İspanya’ya giden Via Domitiana gibi bu ana yolun üzerinde olmasının yararını görmüştür.
Şehir, yaklaşık MÖ 27’de Augustus döneminde, gaziler için bir koloni olarak (Colonia Augusta Nemasus) tekrar düzenlenmiştir.
Gaziler yerlilerle sorunsuz şekilde kaynaşmış gibi görülüyor. Gazilerin büyük kısmı Mısır’da savaşmış olduğundan, Roma’nın Mısır’ı fethini sembolize eden bir Palmiye ağacı ve zincirlenmiş bir timsah, kentin amblemleri haline geldi ve paralara basıldı.
Kent, Augustus döneminde yaklaşık MÖ 16’da duvarlarla çevrildi. Etkileyici sekizgen kule (Tour Magne-Büyük kule) dışında bu tahrimatlardan geriye fazla bir şey kalmamıştır. Ancak duvarın izlediği yol belirlenmiştir. İçeride kent cardo ve decumanus çevresinde kurulmuştu. Via Domitiana doğu kısmında decumanus’tan ilerlerken, bir köşeyi döndükten sonra, güney kısımda cardo olarak ilerler.
İki sokağın kesişiminde Forum bulunur.
Sadece ön cephede bulunan basamaklar, Korent sütunlu ve Yunan saçaklamalı derin bir sundurma ve tüm yapıyı yükselten bir platforma sahiptir.
Evet, Nimes: Avrupa’nın en eski şehirlerinden birisidir. Aynı zamanda, Roma tanrısı Nemausus adına kurulmuş bir “Bahar şehri” olarak da bilinir. Nüfus 148.000 kişidir.
Buraya havayolu ile ulaşmak isterseniz, şehrin havaalanı şehir merkezine 10 dakika uzaklıktadır. Havaalanında otobüsler, araba kiralama hizmeti ve taksiler bulunmaktadır. Otobüs ile şehir merkezine ulaşım, tek bilet bedeli olan 4.5 Euro’dur. Taksi ile şehir merkezine 25 Euro ücret ödeyerek ulaşabilirsiniz.




GEZİLECEK YERLER


KATEDRAL
Nimes şehri Gard bölgesindedir.
Katedral: Roma imparatoru Augustus döneminde yapılan bir tapınak üzerine inşa edilmiştir. Özellikle Romalı blok ve sütun parçalarının kullanımı bu fikri destekler.
Mimari stil olarak Romanesk ve Gotik hakimdir. Yapı, ilk olarak 1096 yılında inşa edilmiş olmasına rağmen, zaman içinde, yüzyıllar boyunca birçok kez değiştirilmiştir.
Üst firizde bulunan heykel: Romanesk heykellerin önemli bir örneği olarak kabul edilmektedir.



ROMA ANFİTEATRE-LES ARENAS
Place des Arenes bölgesindedir. Giriş ücretlidir, yetişkinler: 7.90 Euro’dur.
Evet şehirde Roma döneminden sağlam kalan önemli yapı, tüm Roma dünyasındaki en iyi korunmuş örneklerden biri olan Tiyatrodur.
Yakınlardaki Arles’daki (antik Arelate), T. Crispius Reburrus adlı aynı mimar tarafından yapılmış benzer, amfi tiyatro gibi bu da Flavius döneminde, MS 1’nci yüzyıl sonlarında yapılmıştır.
Oval biçimli bu tiyatronun kapasitesi 24.000 kişiliktir.
34 oturma katmanı bulunmaktadır. Bu koltuk katmanlarında, sosyal rütbelerine göre Romalılar gösterileri izlerlerdi.
Beton bir çekirdeğin üzeri, yerel kesme taşlarla kaplanmıştır.
Dış cephe, her biri altmışar kemerli iki kanattan oluşur.
Yapının uzunluğu 133 metre, genişliği 110 metredir. Yükseklik 21 metredir. Yapı içinde çok sayıda merdiven ve dairesel galeriler görülür.
Evet, Roma döneminde burada gladyatör dövüşleri ve güçlü hayvanlarla dövüşen insanlar gibi gösteriler sergileniyordu.
Ortaçağın ilk dönemlerinde, 5’nci yüzyılda, Hıristiyanlık bu tür eğlencelere son verdikten sonra, amfi tiyatro bir kaleye ve daha sonra da surlarla çevrili yoksulların toplu ikametgahı olan bir kasabaya dönüştürülmüştür.
1809 yılında, evlerin kaldırılmasıyla, antik bir anıt olarak restore edilmiştir.
Günümüzde bu amfi tiyatro, özellikle boğa güreşleri için kullanılır. Her yıl Eylül ayında boğa güreşleri düzenleniyor. Günümüzde 10.000 seyirci kapasitesine sahiptir.
Diğer modern gösterilerden bazıları gladyatörler ve araba yarışları gibi antik Roma oyunlarının tekrar canlandırılmasına dayanır.


LA MAİSON CARREE
Giriş ücretlidir, giriş ücreti: 4.60 Euro’dur.
Burası: güney Fransa’da en iyi korunarak günümüze ulaşmış bir Roma tapınağıdır. Tapınak ismi belki dikkatinizi çekmiştir, eski Fransızcada, herhangi bir dikdörtgen “carre” veya “kare” olarak nitelendirilirdi.
MÖ.1’nci yüzyıldan kalmadır. İlk halinde, Roma ve Augustus’a adanmıştır. Tapınakta, sütunlar üzerindeki zarif Korint başlıkları dikkati çeker. Yapı: 2.80 metre yükseklikte bir podyum üzerinde kurulmuştur. Ölçüleri: 13.55 x 26.40 metredir. Yapının kapı bölümünün genişliği 3.27 metre ve yüksekliği 6.87 metredir.
Etrüks ve Yunan öğelerinin birleşimiyle Roma’daki Portunus Tapınağını çağrıştırır.
Tarihi süreç içinde, tapınağın kullanım şekilleri şunlardır: tapınak, Belediye binası, ikametgah, ahır, kilise.
Günümüzde, 1823 yılında kurulan küçük bir müze bulunmaktadır.

ROMA ŞEHİR KAPILARI
Bunlar “Porte Auguste” ve “Porte de France” olarak bilinirler. Augustus kapısının sadece kapı kasaları günümüze ulaşmıştır. Burası: antik şehrin ana giriş kapılarından birisidir.
Günümüzde, burada, yayalar için iki daha küçük yan pasajlardan geçilmektedir. Araçlar ise, iki merkezi kemer altından geçerler. İlk yapıldığında ise, kapı, iki kule ile çevrilidir. Günümüzde bulunmayan bu kulelerin yerleri, kattaki döşemelerden görülür.
Porte de France kapısı: burada, kör bir galeri ve tepesinde yarım daire kemerli bir çarşı bulunmaktadır. Antik dönemde, burası da, yarım daire şeklindeki kulelerle çevrilidir.

MUSEE ARCHEOLOGİQUE
Müze, 17’nci yüzyıl yapısı bir Cizvit okulundadır. Yani şehrin kalbinde, Roma dönemi arenalarının tam karşısında yer alır.
Mimar Elizabeth de Portzamparc tarafından tasarlanan binanın cam cephesi “dalgalanan bir mozaik” gibi düşünülmüş, cam plakalar mozaik hissi vermektedir. Müze girişinde bulunan propylee yeniden oluşturulan büyük bir fronton parçasıdır ve görkemli bir giriş öğesi olarak kullanılmaktadır.
2 Haziran 2018 tarihinde açılan müzede: spiral zaman konsepti vardır. Ziyaretçiler önce Gaul dönemine, sonra Roma dönemine, sonrasında Orta çağa ve günümüze doğru ilerlerler. Müzenin içinde ayrıca bir Jardin Archeologique var. Eski Roma surlarının hatları, antik şehir kale duvarları ve benzeri kalıntılar bahçede belirgin şekilde sunuluyor.
Evet müzede toplamda yaklaşık 25 yüzyıllık tarihi kapsayan eserler sergileniyor. Yaklaşık 5000 parça var. Öne çıkan eserlerin başında: Mosaique de Penthee gibi iyi korunmuş mozaikler bulunuyor.

MUSEE DES BEAUX-ARTS DE NİMES
Bu müze, şehrin güzel sanatlara ayrılmış müzesidir. Müze binası: 1907 yılında, mimar Max Raphel tarafından tasarlanmış ve son olarak 1987 yılında restore edilmiştir.
Müzede bulunan koleksiyonlar, 1824 yılından itibaren toplanmaya başlamış ve özellikle: resim ve modern resim üzerinedir. Toplam 3600 eser bulunduğu söyleniyor. Müzede eserleri bulunan sanatçılardan bazıları şunlardır: Rubens, Jacopo Bassano, Lelio Orsi.
Müzede, zemin katta: orta kısımda “Admetes of Düğün” denilen büyük bir Roma mozaiği bulunmaktadır. Bu mozaik, 19’ncu yüzyılda, şehir merkezindeki kapalı Pazar yeri yapımı sırasında bulunarak buraya getirilmiştir.
JARDİN DE LA FONTAİNE
Şehir merkezinin kuzeybatı ucunda, Mont Cavalier tepesinin yamaçlarında güzel bir park alanıdır. 18’nci yüzyıldan kalmadır. 18’nci yüzyılda, ilk yapıldığında, burası Avrupa’nın en büyük kamu bahçesi olarak önem kazanmıştır.
Park alanı içinde: av tanrıçası Diana’ya adanmış bir tapınak kalıntıları, eski Roma surlarının bir parçası olan sekizgen “Tour Magne” kulesi ve şehre adını veren “Nemausus” kaynağı bulunmaktadır.
Ayrıca: yeşil alanda, çok sayıda çam, selvi, şimşir ve yıl boyunca yeşil yapraklı defne bitkileri bulunmaktadır.

Temple De Diane
Roma dönemi yapılarından biridir ve Nimes’in Jardins de la Fontaine (Fontaine Bahçeleri) bölgesinde yer almaktadır.
Yapı Augustus dönemi (MÖ 1’nci yüzyıl) inşa edilmiş olup, Roma imparatoru kültüne ait büyük bir kutsal kompleksin (Augusteum) parçası olarak düşünülmektedir. Tapınak adı (Diane) geleneksel olarak verilmiş olup, Daniye ya da Diana ile doğrudan bir bağlantısı olduğunu destekleyen arkeolojik veya yazılı bir kanıt yoktur.
Ana yapının uzunluğu yaklaşık 14.52 metre, genişliği ise 9.55 metredir. Tonozlu ana salonu, iki yan koridor mevcuttur. Güneydoğu koridoru tamamen tahrip olmuş durumdadır. doğu cephede üç büyük kemer bulunuyor. Cephe zaman içinde değişikliğe uğramış, MS 2’nci yüzyılda restore edilmiştir.
Yapının bir tapınak mı yoksa başka bir kullanım mı olduğu tam olarak bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar, imparator kültü törenleri ya da ibadet alanı olduğunu, diğerleri ise kütüphane ya da resim/pilgrim uykusu için kullanılan incubatio gibi mistik bir uyku salonu olabileceğini ileri sürürler. Ortaçağ’da (991 yılında) binaya kadın manastırı kurulur. Saint Sauveur de la Font manastırı buraya yerleşir. Manastır geçirdiği yangınlarla ve dinsel çatışmalarla bazı tahribatlar yaşar.
Yapı diğer Roma yapıları gibi zamanla tahribata uğrar, yangın, restorasyon, bahçe düzenlemeleri gibi müdahaleler geçirmiştir. Fransızların 1745’de yaptığı kazılar önemli bulgular sağlamıştır. Bu kazılarda, çeşitli renklerde mermer levhalardan oluşan opus sectile türü bir döşeme keşfedilmiştir. Günümüzde sadece harç altında alt destek kısmı korunmaktadır.

Tour Magne
Burası, Nimes şehrinin Mont Cavalier ya da Cavalier Tepesi olarak anılan yüksek noktasında yer alır. Roma döneminde şehri çevreleyen yaklaşık 7 km uzunluğunda Augesten surlarının (Augustus döneminde inşa edilen) bir parçasıydı. Roma döneminde şehrin savunma sisteminin hem prestij hem de stratejik unsuru olarak öne çıkıyordu. Uzak mesafelere “şehir var” mesajını iletiyordu.
Bugün Nimes şehrindeki 80 kadar kuleli sur sisteminden ayakta kalan tek kuledir.
Eski yapı temelleri, Demir çağı dönemine ait “kuru taş” kuleye dayanır. Bu yapı yaklaşık 18 metre yüksekliğindedir. Bu ilk yapı, bölgede yükselen tepeden gelen yolları gözetleme, haberleşme ya da savunma amaçlı kullanılmış olabilir.
Roma imparatoru Augustus döneminde (MÖ 1’nci yüzyılın sonları) bu eski kule yapı, büyük ölçüde yeniden düzenlenmiş ve sur sistemine entegre edilmiştir. Orijinal kule yüksekliği 18 metre iken, Augustus döneminde bu yükseklik iki katına çıkarılarak, 36 metreye çıkarılmıştır.
Yapının planı “düzenli sekizgen” biçimdedir. Bazası üzerine üç aşamalı olarak çekilerek inşa edilmiştir. En üst kat yani teras kısmı, zamanla büyük ölçüde yok olmuştur. Günümüzde kale halindeki yapısı, yaklaşık 32 metre yüksekliğindedir.
Sur kafeslerine, courtineler (kent surlarının duvarlarına) bağlantılar kuran rampalar ve geçitler mevcuttur. Örneğin: yaklaşık 70 metre uzunluğunda, coudee (bükülmüş) bir rampa, güney kısmında başlayıp çeperlerdeki geçitlere bağlanırdı. Günümüzde bu rampanın sadece kısmi bir başlangıcı ve son kemer kısmı korunmuştur.
Yapının üst düzeyleri, pilaster (yanda çıkıntılı sütun benzeri elemanlar), sütun ve dekoratif elemanlarla süslenmişti. Ancak günümüzde bunların sadece kaideleri korunmuştur.
Nimes halkı, zamanla tepeleri terk edip daha alçak alanlara yerleşmiş olsa da kule askeri/geçit gözleme işlevlerine devam etti. Orta çağ boyunca çeşitli askeri amaçlarla kullanıldığı, özellikle Yüz Yıl Savaşlar sırasında İngiliz tehdidine karşı savunma işlevi gördüğü anlaşılmıştır.
Günümüzde kule Nimes kent yönetimi tarafından yönetilmekte ve ziyarete açık tutulmaktadır. Üst terasa 140 basamaklı bir merdivenle çıkılır. En üstünden, şehrin güzel bir manzarası izlenir.


CASTELLUM
Nimes şehir merkezinde, Rue de la Lampeze adresindedir.
Bu yapı, Roma su mühendisliğinin şehir ölçeğinde su yönetimi açısından çok nadir korunan örneklerinden biridir. Su, Eure kaynağından başlayarak Uzes yakınlarında çıkar, yaklaşık 50 km boyunca akvadüt sistemiyle taşınır ve Port du Gard bu güzergahın en dikkat çekici kısmıdır.
Castellum yapısı, suyun şehir içindeki farklı noktalara (çeşmeler, binalar, hamamlar gibi) dağıtılmasını sağlamak üzere planlanmış bir döner rezervuar (daire havuz) biçimindedir.
Havuz (daire şeklindeki rezervuar) kaya içine oyulmuş olup çapı yaklaşık 5.90 metre, derinliği yaklaşık 1.40 metredir. Akvadükten gelen su, dik açılı bir kanal ile havuza girer. Giriş kontrolü için vana kullanılmıştır. Havuzun çevresinde, havuza bağlı birçok (orijinalde 10 civarında) çıkış deliği vardır. Bu çıkışlar kurşun borular aracılığıyla suyu kentin farklı bölgelerine iletirdi. Havuz tabanında suyu boşaltmak ya da temizlemek için bazı drenaj açıklıkları mevcuttur. Yapını orijinali bir duvarla çevriliydi ve çatılı, sütunlu bir yapı halindeydi. İç duvarlarında su temalı fresk ya da kaplamalar bulunabilirdi. Ayrıca taşma suyunun kanalizasyon sistemiyle geçişi sağlanıyordu. Böylece kent sanitasyonu destekleniyordu.
Evet, yapı MS.40-60 yılları arasında yapılmıştır. Modern anlamda kalıntılar 1844 yılında bir özel kişi tarafından kazılarak gün yüzüne çıkarılmıştır. 1688 yılında bir catadel yani kale inşa edilirken yapı büyük olasılıkla toprakla doldurulmuş ve üzeri kapatılmıştır. Buluntu sonrası yapı, şehir ve devlet tarafından satın alınmış, ardından anıt tarihi derecesine getirilmiş ve koruma altına alınmıştır.

































