Şırnak Cizre

Şırnak Cizre

Cizre, Şırnak arası uzaklık: 46 km. Cizre, Silopi arası uzaklık: 40 km. Cizre, İdil arası uzaklık: 29 km. Cizre, Siirt arası uzaklık: 134 km.

TARİHİ

Cizre ilçesinin en eski ismi “Kardu Rahipliği” anlamına gelen “Kardu Gazarta” dır. Şehre Persler “Gazarta”, Abbasiler (şehir yöneticileri Omar olduğundan) “Djasirat-Ibn Umar” demişlerdir. Akkoyunlular buraya “Ceziretuşşeref” ismini vermişlerdir. Cezire Arapçada “ada” anlamına gelir. Çünkü Dicle nehri burada kıvrılır ve bir su adası gibi alan oluşturur.

Evet, ilçede tarihi süreç içinde, birçok medeniyet hakimiyet kurar. 1627 yılından itibaren Osmanlı hakimiyeti görülür. Cizre Beyliği, önceleri Diyarbakır Sancak Beyliğine bağlı iken, 1841 yılında Musul’a bağlanmıştır. Milli Mücadele yıllarında, Fransızlar burayı çatışmadan almak istemişler ancak halkın direnişi ile karşılaşınca işgalden vazgeçmişlerdir. Cumhuriyet dönemine kadar “Cezire” olarak adlandırılan yöre, Cumhuriyet dönemi sonrasında “Cizre” olarak isimlendirilir. Önceleri Mardin iline bağlı olan ilçe, 1990 yılında Şırnak iline bağlanır.

Şırnak Cizre

GENEL

Cizre ilçesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, Dicle nehrinin Türkiye’yi terk edip Suriye topraklarına girdiği bölgenin çok yakınındadır. Dicle ırmağının batı kıyısında kurulmuştur. Dicle nehri kenarında kurulu ilçenin adı: Arapça “ada” anlamına gelir.

Eskiden, ilçe, Dicle nehrinin derin ve akımı hızlı bir kanalıyla etrafı çevrilmiş, küçük bir yarımada gibiydi. Bağ ve bahçelerin çokluğuyla meşhurdu. Ayrıca, İpek yolu Cizre’de geçiyordu ve önemli bir ticari konuma sahipti. Günümüzde de Cizre’nin önemi, sınır kapısına yakın olmasından kaynaklanıyor.

Cizre’nin en büyük özelliği: Nuh peygamber ve oğulları tarafından Tufan’dan sonra kurulduğu iddiasıdır. Nuh Peygamber türbesinin burada olması, Cizre surlarının gemi şeklinde oluşu, Gut, Babil, Asur yazıtlarında da Tufan olayını kanıtlamaktadır. Bölgede yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise ılık ve yağmurlu geçer. Yaz aylarında bazen sıcaklık 45-50 dereceye kadar çıkar. Yani, Türkiye’nin en sıcak yerlerinden biridir. İlçenin denizden yüksekliği 400 metredir.

Şırnak Cizre

İSMAİL EBUL-İZ EL CEZERİ

Sibernetik alanı kurucusu kabul edilen fizikçi, robot ve matrix ustası bilim insanıdır. 1136 yılında Cizre merkezinde Tor mahallesinde doğmuş, 1206 yılında Cizre’de ölmüştür. El Cezeri: öğrenimini Camia Medresesinde tamamlamış, fizik ve mekanik alanlarında yoğunlaşmış ve pek çok ilke ve buluşa imza atmıştır.

MÖ 300 yıllarında, Yunanlı Matematikçi Archtas tarafından, buharla çalışan bir güvercin yapıldığı iddia edilse de, robotikle ilgili bilinen en eski yazılı kayıt, Cezeri’ye aittir.

Dünya bilim tarihi açısından, bugünkü Sibernetik ve robot bilimi çalışmaları yapan ilk insan olan Cezeri’nin yaptığı otomatik makineler, günümüz mekanik ve sibernetik biliminin temel taşlarını oluşturmaktadır. Kitapları, uzun yıllar Avrupa üniversitelerinde okutulmuştur.

GEZİLECEK YERLER

ESKİ BELEDİYE BİNASI-CİZRE MÜZESİ

İlçe merkezinde Belediye caddesi üzerindedir. Yapı bir süre “İsmail Ebul-iz İlköğretim Okulu” olarak da kullanılmıştır.

Osmanlının son dönemlerinde Belediye binası olarak yapılmıştır. Cadde üzerindeki diğer evlerin arasında sıkışıp kalmıştır. Belediyeye bağlı İsmail Ebul-iz El-Cezeri Müzesi olarak kullanılmaktadır. Kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen planlı ve iki katlıdır. Ortası hol şeklinde düzenlemeye gösteren, yanlardaki birer odadan oluşan plana sahiptir.

Sokağa bakan batı cephe pencere kapı ve balkonla hareketlendirilmiştir. Ayrıca her iki kat birbirinden bir kaval silmesiyle ayrılmıştır. Diğer cepheler ise, tamamen sağır tutulmuştur. Yapıda düzgün kesme taş malzeme kullanılmıştır. Müzede: Med, Asur, Babil, İslam dönemi, Emevi, Abbasi, Selçuklu, Rum, Arap ve Osmanlı dönemlerine ait eserler sergilenmektedir.

Şırnak Cizre

HAMİDİYE KIŞLASI

Cizre kalesinin güneydoğu köşesinde, askeri bölge içinde kalmaktadır. Askeri alan içinde olduğu için sağlam ve yapılış amacına uygun biçimde günümüze kadar sağlam gelmiştir.

Osmanlının son dönemlerinde, Sultan II Abdülhamit tarafından, paşa olarak tayin edilen Cizre Miran Aşiretleri reisi Mustafa Paşa (Mısto-i Miri) tarafından, Cizre ve Midyatlı taş ustalarına yaptırılmıştır. Cizre’de kurulan Hamidiye Alayları Komutanı Mustafa Paşa tarafından Alayların sevk ve idaresini yönetmek için 1892 yılında yaptırılmıştır.

Bina, günümüzde sağlam durumdadır. Tarihi süreç içinde: önce Mustafa Paşa ve Hamidiye Hafif Süvari Alaylarına, sonra Kaymakamlık, Adliye, Seyyar Jandarma Hudut Taburu, Garnizon Komutanlığı ve son olarak Hudut Taburu Komuta merkezi olarak kullanılmıştır.

Şırnak Cizre

ULU CAMİ

Yapı, Cizre’nin İslamiyeti kabul etmesiyle 639 yılında kiliseden camiye çevrilmiştir. Üzerindeki kitabelere göre: cami 1155-1156 yılları arasında Cizre Zengi Atabeyi Ebu’l-Kasım Mahmut Sencer Şah tarafından inşa ettirilmiştir.

Kitabeler ve Onarımlar

Çünkü tahribata rağmen caminin kitabeleri günümüze ulaşmıştır. Mihrap eksenindeki kapı ile sağ ve soldaki diğer küçük kapıların her birinde kufi yazılı kitabeler vardır. Ayrıca, medresenin kuzey dış cephesinde ve minarenin kaidesinde, sekiz satırlık bir kitabe vardır. Taş kitabelerin birinde “Seyfettin” adı geçer. Başka bir tamir kitabesinde, 1284 yılında Baz Şahin oğlu Ali tarafından caminin onarıldığı yazılıdır. Son olarak 1945 yılında Şeyh Seyda’nın çabalarıyla Usta Mahmut tarafından onarılmıştır.

Şırnak Cizre

Mimarisi

Cami doğu-batı doğrultusunda dörtgen planlıdır. Kuzeyinde bugün harap vaziyette olan medrese ve avlu bulunur. Avlunun kuzeyinde, minare vardır. Cami, mihrap önü kubbeli olarak inşa edilmiştir. Günümüzde toprak seviyesinin altında kalmıştır. Kuzeyde, dikdörtgen avlu vardır. Avlunun 3 giriş kapısı vardır. Kapılar avluya, eyvan biçiminde açılır. Avlu cephelerinde: düzgün kesme taş ve moloz taş kullanılmıştır.

Caminin dört cephesi de düzgün kesme taştan yapılmıştır.  Kuzey cephede, harime açılan 7 kapı vardır. Ortada ana kapı ve bunun iki yanında, üçer kapı bulunur. Ortadaki kapı: dikdörtgen açıklıklı ve sivri kemerlidir. Kapı lentosu üstünde: geometrik ve bitkisel süslemeli bir bordür bulunur. Bunun da üstünde bir sıra küfi kitabe uzanır. Ana giriş kapısının sağında ve solunda kalan diğer kapılar düz atkılı ve yuvarlak kemer alınlıklıdır. Alınlık kısımlarında kitabe bulunur.

Kapı ve kapı tokmakları

Evet geldik caminin en önemli yerine: Kuzey cephenin tam ortasındaki ana giriş kapısı, süslemeleri ve tokmağı bakımından oldukça özeldir. Kapı kanatları; ahşap üzerine bakır malzemeden geometrik süslemelerde bezenmiştir. 12 kollu girift yıldız ağlarıyla kaplanmıştır. En üstte: cel-i sülüs hatla Arapça yazılmış bir kitabe bulunur.

Ancak ne yazık ki, bakır işlemeli, yılan ve ejder motifli ahşap olan kapı, günümüzde yoktur.

Kapı kanatları ise, günümüzde 1983 yılında götürüldüğü İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesinde sergileniyor.

2 tane kapı tokmakları: 12’nci yüzyılda, ünlü Cizreli fizikçi İsmail Eb’ul-iz el-Cezeri tarafından kazıma tekniğiyle yapılmıştır ve dünyaca ünlü bir oymacılık sanatının en önemli eserleri olarak kabul edilir.

Kapı tokmaklarının her biri: 3 – 1.12 metre ölçülerinde, çift kanatlı kapılara ait ve bronz döküm tekniğinde yapılmıştır.

Tokmakların üzerinde: Ebul-İz’in yaptırdığı iki ejder (dragon) ve ortasında bir aslan başının bulunduğu kompozisyon görülmeye değerdir. Ejder: sivri kulaklı, badem gözlü ve kanatlıdır. Gövdeleri: yılan pulu ile kaplı ve ortadan düğümlüdür. Birbirine dolanan kuyruklarının uçları, kartal başı şeklinde görülür. Ejderlerin ortasında ise, stilize aslan başı bulunur.

Peki neden ejder motifi?

11 ve 13’ncü yüzyıllarda Anadolu Selçuklu sanatında, buna benzer hayvan tasvirleri, ejder ve yılan figürleri çok sayıda kullanılmıştır. İslam sanatında da ejder figürlerinin ayrı bir yeri vardır. Orta Çağ İslam dünyasında hem kapı tokmağı ve hem de yapıyı her türlü kötülüklerden koruyan bir muhafız olarak düşünülmüştür. Bu motifin kaynağı, Orta Asya Çin sanatı olup, buradan Sasani, İskit, Hun sanatına girmiş, on iki hayvanlı Türk Takviminde yer almıştır.

Kapı tokmaklarından bir tanesi: 1976 yılından bu yana İstanbul Türk İslam Eserleri Müzesinde sergilenmektedir.

Diğer kapı tokmağı ise, 1969 yılında yerinden sökülerek yurt dışına kaçırılmış olup halen Danimarka Kopenhag David Samling Müzesinde sergilenmektedir. Tokmağın kapıya sabitlendiği, stilize bir aslan başı şeklindeki parçası tokmak yerinden sökülmek istenirken kırılmış ve kapının üzerinde kalmıştır. Bu yüzden, David Samling müzesinde, tokmağın aslan başı şeklindeki düğüm kısmı eksiktir. (umarım bunu da çalıp götürmezler, hani eksik parçayı tamamlamak adına)

Diğer mimari özellikler

Cizre ulu camisi, ortası delik büyük değirmen taşına benzer taşların, üst üste konulup, sütun yapılması ve üzerine kubbeler konulmak suretiyle yapılmıştır. Bu sütunlar ve kubbeler, demir köşebentlerle birbirine bağlanarak sağlamlaştırılmıştır. Avlunun güneyinde bulunan Harim, doğu-batı yönünde uzanan enine dikdörtgen planlıdır. İç mekan: kıble duvarına paralel uzanan dört sahından oluşur. Mihrap caminin geniş kıble duvarında ve giriş eksenindedir.

Moloz taş malzemeden yapılmış olup süslemesizdir. Minare, avlunun kuzeybatısındadır. Kitabesine göre, minare 1156 yılında yapılmıştır. Yükseldikçe incelen minare, kare kaideli, silindirik gövdeli, tuğla malzemeden yapılmıştır. Şerefe için bir çıkıntı yapılmamıştır. Minare kaidesi yerden 6.40 metre yüksekliğe kadar kare prizmadır. Minare, 1946 yılında ces denen bir madde ile sıvanmış ve tamir görmüştür.

Medrese

Caminin kuzeyindeki medrese, avluyu “u” biçiminde doğu, batı ve kuzey yönlerden kuşatır. Oldukça harap olan medreseden günümüze, güneydoğudaki üç mekan ile kuzey kanattaki mekanlar gelebilmiştir. Medresenin batı, doğu ve kuzeydoğu kanadı tamamen yıkılmıştır.

Şırnak Cizre

NUH PEYGAMBER CAMİSİ VE TÜRBESİ

İlçe merkezinde Dağkapı mahallesinde, tepe noktasında, Dicle nehrinin coşup ulaşamayacağı bir yerdedir. Nuh peygamber, Cizre Dağkapı mahallesinde vefat etmiştir. Vefat ettiği yere önce bir havra, sonra bir kilise inşa edilmiştir. 639 yılında ise bu kilise camiye çevrilmiştir.

Caminin ikinci katında, zamanla yıkılan kısımlar halk tarafından onarılmıştır. Eski kullanılan mihrap hala durmaktadır. Yakın zaman önce cami ve türbe restore edilmiştir. Nuh Peygamberin mezarı, özel olarak inşa edilen beşgen kubbeli alanda, bodrum kattadır. Türbenin burada olduğunu savunanlar: Evliya Çelebi, Katip Çelebi, Ebubekir Helevi ve Babilli Berassus’dur. İsmail Ebul-iz El Cezeri’nin türbesi caminin avlusundadır.

MUSHAFİREŞ CAMİSİ

İlçe merkezinde Dağkapı mahallesinde, Yeni çarşı içindedir. Bu caminin en önemli özelliği, Hz Osman tarafından Cizre’ye gönderilen bir Kuran-ı Kerim bulunmasıdır. Ancak 1916 yılında çıkan bir yangın sonucunda cami kısmen yanmış, çok az kısmı kurtarılmıştır.

Şırnak Cizre

MİR ABDAL MEDRESESİ (ABDALİYE)-MEM-U ZİN

İlçenin güneyinde, Dağkapı mahallesinde, mezarlık içindedir.

Ancak önce “Mem u Zin” hikayesi konusunda kısa bilgi vermek istiyorum. Bu yaşanmış bir aşk öyküsüdür. 1695 yılında şair ve mutasavvıf Ahmed-i Hani tarafından kaleme alınmıştır. Manzum eserde: Zeynuddin lakabıyla bilinen Emir Abdal Bey’in kızı Zin ile Divan katibinin oğlu Mem arasındaki aşk, bey’in hizmetçisi Bekir’in engellemeleri nedeniyle kavuşmaya dönüşememiştir. Cizre Azizan Beylerinden Emir Abdal döneminde yaşanan olay, bütün bölgede şöhret bulmuş ve aşk destanı haline gelmiştir.

Evet, şimdi medrese

Medrese: 1437 yılında Emir Abdal (Abdullah) İbn Abdillah Seyfettin Bothi tarafından yaptırılmıştır. Yapıdan günümüze mescit, türbe, bir medrese hücresi, avluya geçişi sağlayan giriş ünitesi ve bir eyvan gelmiştir. Medresenin doğu ve batı kanadındaki hücrelerin ise, sadece temel kalıntıları vardır. Kuzey kanadında, hücre olup olmadığı belli değildir. Günümüzde bu tarafa, sonradan namazgah, cami ve şadırvan eklenmiştir. Bu hücrelerin altında, girişi avludan sağlanan Mem u Zin türbesi bulunur.

Türbe

Bu hücrelerin altında, girişi avludan sağlanan Men-u Zin Türbesi vardır. Türbeye: avludan 9 basamakla inilir. Doğu-batı doğrultusunda, dikdörtgen planlıdır. Üzeri sivri beşik tonozla örtülüdür. İçerisi kuzeyinde bulunan bir pencere açıklığı ile aydınlatılmaktadır. Türbenin içinde 3 tane mezar bulunur. Bunlar: Mem u Zin ve Bekir Beko’ya aittir.

Mezar taşlarının birinin üstünde “ölümü 854’te Allah onu ve tüm Müslümanlara rahmet etsin” yazısı bulunur. İnanç turizmi açısından önemli olan yapı restore edilmiştir. Özellikle Mem u Zin türbesi, yörede önemli bir aşk efsanesi olarak canlı tutulmaktadır. Ancak, hikayeyi okuduktan sonra inanıyorum ki siz de, bu iki aşık insan ve bunların aşkına engel olan kişinin niye yan yana aynı türbede gömüldüklerini merak edeceksiniz. Bu sorunun cevabı bende yok, bilen varsa yorum yazarsa sevinirim.

Şırnak Cizre

KIRMIZI MEDRESE

Dağ kapı mahallesinde, şehrin batısındaki sur kalıntılarının üzerinde inşa edilmiştir.

Cizre Beyliği döneminde, II. Han Şeref Bey tarafından, 14’ncü yüzyılda yaptırılmıştır. Kırmızı tuğladan yapıldığı için, Medrasa Sur adını almıştır. Dönemin alimlerinin yetiştiği yüksek öğrenim kurumu görevi üstlenmiştir. Mihrabı beyaz taştandır. Medresenin ölçüleri: 28 x 37 metredir. Günümüzde kuzey ve kuzeydoğudaki revak ve hücreler temel seviyesine kadar yıkıktır.

Avluya doğu kanadın ortasındaki sokağa eyvan biçiminde açılan bir kapıdan girilir. Güney kanadı mescit olarak değerlendirilmiş, iki köşesine birer oda bırakılmıştır. Sonradan doğudaki mescide, batıdaki türbeye dönüştürülmüştür. Türbe: Şeyh Ahmet El-Cezeri’ye aittir. Kendisi ünlü bir şairdir.

Kaside ve şiirlerinde, tasavvuf konularını işlemiştir. 2000 beyitlik bir divanı vardır. Şiirler alfabetik ve Kuran sureleriyle uyumludur. Halk arasında “Mellayi Ciziri” ve “Nişani” olarak adlandırılır. “Guften Mela” ve “Guften Emir” isimli şiir antolojileri vardır.

MECDİYYE CAMİSİ (Ş. SEYDA CAMİSİ)

İlçe merkezinde Kale Mahallesinde sur üzerindedir.

Cizre Beylerinden Emir Mecduddin tarafından yaptırılmıştır. Ş. Seyda, ilçeye göç ettiğinde, bunu halkın yardım ve desteğiyle onarıma almıştır. Son 43 yılda eklenen güzel şadırvan göze çarpar.

Şırnak Cizre

RÖLYEFLER

Cudi dağı, Cizre ve Kasrik bölgelerinde, Krallar geçidindedir. Bu rölyeflerin Asurlar, Gutti imparatorluğu gibi bölgede 6 bin yıl önceki imparatorluklar tarafından, kral ve at figürü gibi resim verir.

Yine heykellerin, Sasani kralı Erdeşer Babekan ve Şahpur’un dünya mirası Taqe Bustan, Persepolis harabelerindeki Nakşe Rustem ve Hüsrevi Perviz’in kaya kabartmalarına çok benzetilmektedir. Cizre’yi bir dönem kuşatan Erdeşer’in de tıpkı Kasrik’teki gibi birçok nehir yatağına ve vadiye bu tür kabartmalar yaptığı bilinmektedir.

Şırnak Cizre

YASEF KÖPRÜSÜ

İlçe merkezinin doğusunda bulunan bu köprü, yazılı kaynaklarda İbn Ömer köprüsü veya yakınındaki Yasef köyünden dolayı “Yafes köprüsü” olarak bilinir. Halk arasında ise “Bafid köprüsü” diye tanınır. Günümüzde sadece büyük kemerleriyle, bazı ayakları sağlam kalmış, harabe haldedir. Köprü 12’nci yüzyılda Selçuklu döneminde Musul Atabeğleri tarafından yaptırılmıştır. Mükemmel bir taş işçiliği vardır. Dolgu malzemesi olarak kireç harçlı moloz, kaplama malzemesi olarak iri bazalt kesme taşlar kullanılmıştır. Köprü, nehir yatağının değişmesi nedeniyle günümüzde Suriye topraklarında kalmıştır.

 Şırnak Silopi gezi yazım hakkında Silopi

 Şırnak İdil gezi yazım hakkında İdil

Dünyanın 7 harikası Rodos Klosos Heykeli

Rodos Klosos Heykeli

Dünyanın 7 harikası Rodos Klosos Heykeli;

Evet, dünyanın 7 harikası olarak kabul edilen anıtlardan birisi de Rodos adasındadır. Ancak: bu anıtın resmini herhangi bir yerde görmek mümkün değil. Aynı zamanda, anıt hakkında ayrıntılı bilgi bulmak da mümkün değil, yani anıttın varlığı konusunda bir çelişki yok, ama anıt hakkında maalesef ayrıntılı bilgi bulmak mümkün olmamıştır.

Anıt hakkında, yalnızca antik dönem yazarlarından bazılarının yazdıklarına bakarak, özellikleri ve nerede bulunduğu konusunda bir kısım yargılara varılabilmektedir, ancak elbette bunların doğruluğu tartışılır. Yine de, tartışılmayan tek husus, Rodos adasında, böyle bir anıtın varlığıdır.

Evet, anıt hakkında söz etmeden önce “Rodos” adası ve adanın tarihinden bir şeyler söylemek gerekir ki, niye böyle bir anıt, niye Rodos adasında dikilmiş.

Rodos Klosos Heykeli; Rodos adası; İyonya kıyıları ve Mısır ile, Yunanistan ve Kıbrıs adası ile Suriye arasındaki deniz ticaretinin geçtiği deniz yollarının önemli bir kavşak noktasında idi. Ayrıca: bereketli toprakları ve çok güzel iklimi ve bu elverişli coğrafi konumu nedeniyle, ada, özellikle antik dönemde muhteşem bir refah düzeyine ulaşmıştır.

Önceleri: kıyılardaki diğer şehir devletleri gibi, ada üzerinde de, İalysos, Lindos ve Kamiros isimli üç şehir ve üç bölge bulunuyordu. Ama, MÖ.408 yılında bunlar birleşti ve adanın kuzeyinde federal devletin başkenti olarak yeni bir şehir Rodos şehrini kurdular. Miletoslu Hippodamos’un bulduğu “ızgara” planına göre düzenlenen şehir, kısa zamanda 60 ile 80 bin kişinin yaşadığı, büyük bir şehir haline gelmiştir.

Evet: gelelim adanın tarihi süreç içinde yaşadıklarına:

MÖ.377 yılında, Rodoslular, Atina şehir devletinin kurduğu, İkinci Deniz Birliğine katılırlar. Ancak: adaya bir garnizon asker yerleştiren Karia kralı Mausolos’un kışkırtmasıyla, MÖ.332 yılında bu deniz birliğinden ayrılırlar.

Rodos Klosos Heykeli: MÖ.332 yılında: Büyük İskender, Troy kuşatmasında, Rodoslular Perslerin yanında yer alınca, adaya bir Makedonya askeri garnizonu kurar. Takip eden dönemde, Rodoslular, İskender’in tarafına geçerek, büyük bir felaketten kurtulurlar.

Rodos Klosos Heykeli; MÖ.323 yılında, İskender’in ölümünün ardından, generalleri İskender imparatorluğunu kendi aralarında bölüşürler. Bu dönemde, Rodos başlarda bağımsızlığını korusa da, ticaret nedeniyle, Mısır’a sahip olan general Ptolemaios ile işbirliğine girer. Bu sırada: Ege kıyılarında ise, İskender’in diğer generallerinden Phrygia valisi Antigonos hüküm sürmektedir. Ancak: Antigonos, 600.000 kişilik ordusu ve 25.000 altınlık hazinesi nedeniyle, Asya’nın en büyük gücü haline gelir.

Rodos Klosos Heykeli; MÖ.307 yılında, Antigonos: Rodoslulara, Mısır’daki Ptolemaios’a karşı kendisinin yanında olmalarını ister. Ancak, Rodoslular, Mısır ile olan ticari ilişkileri nedeniyle, bu teklifi kabul etmezler.

Bunun üzerine, MÖ.305 yılında: Antigonos’un askeri kuvvetleri, Rodos adasını kuşatır. Antigonos birlikleri en yeni ve gelişmiş silahları kullanmalarına rağmen, bir yıllık kuşatma sonucunda Rodos adasını ele geçiremezler ve bunun üzerine, Antigonos askerlerinin geri çekilmesini ister. Askerler: kuşatmayı kaldırırlar ve ardından birçok silahlarını geride bırakarak geri çekilirler. Rodoslular, bu silahları satarak, büyük paralar elde ederler.

Gerek kuşatmanın başarısız olması ve gerekse kuşatma ardından elde ettikleri büyük para nedeniyle: Rodoslular Güneş Tanrısı Helios için büyük bir heykel yaptırmak isterler. İşte, ünlü heykelin yapılması fikri buradan çıkmıştır.

Rodoslular: heykelin yapımı için ünlü heykeltıraş Lysippos’un öğrencisi Lindoslu Khares ile anlaşırlar.

MÖ. 294-282 yılları arasındaki 12 yıllık süreçte, Khares ve tunç dökümcüleri, yaklaşık 33 metre yüksekliğinde bir heykel yaparlar. Bu heykele “Rodos heykeli” veya “Kolosos” ismi verilir ve Rodos adasına gelen tüm ziyaretçiler ve ticaret insanları: bu muhteşem heykelin büyüklüğü karşısında büyülenirler ve heykel, Dünyanın 7 harikasından biri kabul edilerek tarih sahnesinde yerini alır.

Evet, yazının başında da belirttiğim gibi, heykel hakkında herhangi bir resim, tasvir veya sikkeler üzerinde resim yok.

Heykel hakkında yalnızca antik dönemdeki bazı yazarların yazıları var ki, bunların gerçek olup olmadığı da kanıtlanamamıştır. Yine de, bu heykel hakkında bir şeyler bilmek istiyorsak, antik dönem yazarlarının bu yazılarını incelemek-okumaktan başka çare bulunmamaktadır.

Strabon

Sinoplu, ünlü gezgin “Coğrafya” isimli kitabında, heykel hakkında şunları yazmaktadır.
“ Heykel: Rodos şehrinin doğu burnundadır. Limanları, yolları, surları ve gelişimi açısından; genelde diğerlerinden o kadar üstündür ki, onunla eşit bir şehirden söz edemem. Hatta: onunla eşit ya da ona yakından bile…

İyi düzeni, devlet işlerinin genelde dikkatli yönetimi: özellikle denizcilikte üstünlüğü sayesinde, korsanlığı çökerterek Romalıların ve Yunanlıların tarafını tutan bütün kralların dostu olmuşlardır. Bu nedenle: bağımsız kalmış, pek çok adak sunusuyla süslenmiştir. Bunların en iyilerinin başında: Helliosun Kolossosu gelmektedir.

Yüksekliği 10 kübitin 7 katı, Lindos’lu Khares’in yapıtıdır. Ama, bir deprem sonucu yıkılmıştır ve şimdi, dizlerinden kırılmış olarak yerde yatmaktadır. Halk; bir kehanete uyarak, onu yeniden ayağa kaldırmamıştır. Bu heykel; o zamanki adak sunularının en şahanesidir.”

Plinius

Yaşlı gezgin, “Doğa Tarihi” isimli kitabında, heykel hakkında şunları yazmaktadır:
“ Ötekilerin hepsinden daha çok hayranlık uyandıran, yukarıda adı geçen Lysippos’un öğrencisi Lindoslu Khares’in yaptığı, Rodos’daki Kolossos: Güneş Heykelidir.

Bu heykel: 70 kübit (yani 33 metre) yüksekliğinde olup, dikilişinden 56 yıl sonra, bir depremle yıkılmış ise de yerde yatarken bile muhteşemdir. Heykelin başparmağının çevresinde, birkaç kişi kollarını kavuşturabilirdi. Parmaklar: çoğu heykelden daha büyüktür.

Gövdesinin kırık parçalarında açılmış koca oyuklardan, içerisindeki büyük kaya kütleleri görülebiliyordu. Sanatçı heykeli bunların ağırlıklarıyla ayağa dikmişti.

Tamamlanmasının 12 yıl sürdüğü ve 300 talente mal olduğu ve bu paranın, uzayan Rodos kuşatmasından bıkan Demetrios’un bırakıp gittiği savaş aletlerinden elde edildiği kaydedilmiştir.”

Byzantionlu Philon

Kolossos heykelinin son derece karışık yapım tekniğini anlamak için, bu yazarın yazılarını okumak gerekir.

“Rodos’ta güneşi temsil eden 70 kübit yüksekliğinde bir kolossos heykeli dikilmiştir. Çünkü: tanrının görüntüsünü bir tek onun soyundan gelenler bilirdi. Sanatçı: bu heykele, madenlerde kıtlık yaratacak kadar çok tunç harcamıştır. Heykelin dökümü, tüm dünyanın tunç endüstrisini etkileyecek bir işti.

Sanatçı: tunç bölümü, içeriden demir bir iskelet ve köşeli taş bloklarla desteklemiştir. Blokların kenetleri, bunların devletin gücüyle dövüldüklerine tanıktır. Gerçekten de, işin görünmeyen bölümü, görünenden büyüktür.

Beyaz mermerden bir kaide yapan sanatçı: kaideye önce, Kolossosun ayağını, ayak bileğinin altına kadar yerleştirmiştir. Oranlarını 70 kübit yüksekliğe ulaşacak bir tanrı heykeline göre ayarladığı için: ayağın t abanı, uzunluk olarak diğer heykellerin yüksekliğini çoktan aşmıştı. Bu yüzden: heykelin geri kalanını, yukarı çekip, ayaklar üzerine koymak imkansızdı. Ayakların üzerine, ayak bileklerinin dökülmesi, aynen bir ev inşaatında olduğu gibi, yapının kendi üzerinde yükselmesi gerekiyordu.

Diğer heykeller, önce modelleri yapılıp sonra kalıplama için parçalara ayrılır ve en son olarak yeniden birleştirilip yerine dikilirdi.

Bu heykelde ise: ilk parça döküldükten sonra, ikincisi onun üzerine uydurularak ve izleyen parça için de yine aynı çalışma yapılarak özel bir yöntem uygulandı. Çünkü: gövde, madeni parçaları, ayrı-ayrı taşıyamazdı.

İşi biten parçanın üzerine, yeni bölüm döküldükten sonra, yatay kenetler ile iskelet bağlantılarının aralığı ayarlanmış ve heykelin içine yerleştirilen taş blokların sabitleştirilmesi sağlanmıştı.

Sanatçı: işlemi, heykelin her yanında, sağlam bir temel üzerinde yürütmek için, her bölüm tamamlanır tamamlanmaz, çevresine büyük bir toprak kümesi yığmıştı. Böylece biten kısım, yığılan toprağın altında gömülü kalmış ve sanatçı, bir sonraki parçanın dökümünü, o zeminin üstünde gerçekleştirmişti.

Böylece: adım adım yukarı tırmanarak amacına ulaşan sanatçı: 500 taletlik tunç, 300 taletlik demir pahasına ve inanılmaz bir cesaretle, gerçek tanrıya eş bir tanrı yaratarak, dünyaya ikinci bir güneş armağan etti.

Evet: bu metinler değerlendirildiğinde elde edilen sonuç şudur:

Metinler; Kolossosun görünümü hakkında çok az şey anlatsa da, tanrının dimdik ayakta ve çıplak betimlendiği sonucuna varılmaktadır. Çünkü: 33 metrelik bir heykelin, dimdik durabilmesi için, çok sade olması gerekmektedir.

Tarihi süreç içinde, Kolossos hakkında bir şeyler yazan diğer yazarlar şunlardır:

Gabriel

Bu Fransız bilim adamı, 1932 yılında: elindeki tüm verilere dayanarak bir heykel benzetmesi ortaya koymuştur. Buna göre: bir elinde meşale, diğerinde mızrak tutan ve bacakları birbirine yapışık olarak dimdik duran, çıplak bir erkek.

Herbert Maryon

1954 yılında, Kolossos hakkındaki yazılarında, heykeli şu şekilde tasvir etmiştir. Sağ elini başına doğru kaldırmış, çıplak bir erkek.
Yazar bu benzetmesini yaparken: Rodos adasında bulunmuş, kırık bir mermer kabartmasındaki “başına çeleng takan bir atlet” betimlemesinden etkilenmiştir ki, bunun Helios’ile hiçbir bağlantısı olmadığı kesindir.

Diğer araştırmalar ve çalışmalar

Bilim adamları: heykeldeki tanrının başı için: dönemin Rodos sikkelerindeki “Helios başı” desenlerine başvurmuşlardır. O tarihlere ait yörede ele geçen sikkelerin çoğunda: popüler desen olarak güneş ışınlarıyla çevrili bir baş görülür. Ama, yine aynı sikkelerin bazılarında ise, ışıksız baş desenine de rastlanmaktadır.

Heykel hakkında elde edilen sonuçlar

Heykelin en şaşırtıcı yanı: muazzam büyüklüğüdür. Yere düşmüş durumdayken bile, ayaktaki kadar etkileyici olmuştur. Kaynakların çoğu: 70 kübitlik bir yükseklikte uzlaşmaktadırlar. Kübit: orta çağda dönem dönem ve yer yer az çok değişiklik gösterse de, Kolossosun yüksekliğinin yaklaşık 33 metre olduğu kesin gibidir. Antik dönemde, Yunanistan’da 10 metreye varan heykellerin varlığı bilinmektedir. Ancak, bu yükseklikteki bir heykelin yapılma fikrinin, Mısır’dan geldiği düşünülmektedir. Çünkü: MÖ.3’ncü yüzyılda, Rodos ile Mısır arasında sıkı ilişkilerin bulunduğu bilinmektedir.

Heykelin başının görünümü hakkında yapılan araştırmalarda: dönemin Rodos sikkeleri üzerindeki popüler “Helios” başı desenleri incelenmiştir. Bu desenlerden büyük kısmı, baş çevresinde ışıklı olmasına rağmen, bazılarında ise, baş çevresinde ışık görülmez. Bu yüzden: kesin bir kanıya varılamamıştır.

Heykelin konumuna gelirsek:

Heykelin konumu hakkında antik kaynaklar bilgi vermezler. Bunun üzerine, heykelin yeri konusunda varsayımlarda bulunulur. Bu varsayımlardan en akla yatkın olanı, yukarı da söz ettiğim gibi “Gabriel” tarafından yapılmıştır.

Heykelin: “Mandraki Limanı” nın güneydoğusundaki “Deigma” yani “çarşı” bölümünde bulunduğu öne sürülmektedir.

Ayrıca: aşağı kentte “Kolossos” un bulunduğu yere dikilmiş ve Kolossos St John’una adanmış bir ortaçağ şapeli bulunduğu söylenmektedir. Ancak: Gabriel: kentin o bölümünde, böyle bir şapel olmadığını yazmıştır.

Martini isimli İtalyan bir gezgin, 1394 ve 1395 yılları arasında, Rodos adasını ziyaret ettiğinde: heykelin “Mandraki Limanı” üzerinde, bacakları açık olarak durduğunu yazmıştır. Martini: heykelin bir ayağının “Mandraki Limanı doğu girişinde” ve diğer ayağının ise “liman girişinin diğer tarafında” durduğu hakkında: Rodos adasında yaygın bir inanıştan söz etmektedir.

Ancak: bu tanıma göre, heykelin bacaklarının arasının açıklığının 400 metre olması gerekir diki; Gabriel tarafından bunun imkansız olduğu kanıtlanmıştır.

Yine de: heykelin elinde bir meşale tuttuğu ve bunun bir fener kulesi gibi kullanıldığı görüşü: liman ağzında bulunan heykel konumunu güçlendirmiştir.

Zaman içinde, ünlü İngiliz yazar Shakespeare: “Julius Ceasar” isimli eserinde, Rodos heykeli hakkında şunları yazmıştır.

“ Ya, dostum baksana adam bir Kolosos gibi açıp bacaklarını
Dikilmiş tepesine daracık dünyanın: ve biz zavallılar,
Kocaman bacakları altında gezinip, gizlice gözetliyoruz etrafı”

Evet, Kolososun liman girişinde durduğu iddia edilen bölgeye; daha sonraki tarihlerde şövalyeler tarafında: “Aziz Nikola” ya adanmış bir kilise ve daha sonra ise bir kale yapılmıştır. Bu kalenin duvarlarında pek çok antik döneme ait taş bulunmaktadır.

Öte yandan, Kolossos yapıldıktan sonra: dünyanın çeşitli yerlerinde liman girişlerine heykeller yapılması fikri yaygınlaşmıştır. Takip eden tarihi süreçte; Roma şehrinin limanı Ostia ve Filistin Limanı Caesarea’da, bu tür heykellerin dikildiği bilinmektedir.

Ancak, Kolossos’un liman girişine dikilmesi konusunda olan itirazlar, iki hususta toplanmaktadır. Bunlardan birincisi: heykelin MÖ.226 yılındaki bir depremde yıkılmasının ardından, yaklaşık 900 yıl boyunca, liman girişinde böyle bir heykelin bulunması, birçok faaliyeti engellemiş olmalıdır.

Diğer bir husus: antik dönem yazarları, heykelin düşüşü ile, birçok evin yıkıldığını söylemektedirler. Heykel, liman bölgesinde bulunsa böyle bir yıkım olamazdı, öte yandan: liman bölgesindeki heykel, denize doğru yıkılıp, görünürden kaybolurdu ki, yıkılmış heykel, takip eden 900 yıllık süreçte birçok kez görülmüştür. Dolayısı ile, heykelin liman girişindeki konumu iddiaları kanıtlanamamıştır.

Sonuç olarak, heykelin konumu hakkında, şu söylenebilir

Rodos Klosos Heykeli; Şövalyeler sokağının başında: 1310 yılında yapılmış, Kolossos St. John onuruna yapılmış bir manastır kilisesi bulunmaktadır. Ancak, 1856 yılında, kilise, bir barut patlaması sonucu kazara yok olunca, buraya 19’ncü yüzyılda bir Türk okulu yapılmıştır. Günümüzde: bu okul yapısının kaidesi çevresinde eski taşlar görülmektedir.

Buna göre, yapının eski temeller üzerine, dört köşeli oturtulduğu anlaşılmıştır. Ayrıca: okul kapılarının hemen dışında ve okulun Büyük Üstatlar Sarayına bakan çevre duvarının alt tabakasında da, eski duvar kalıntıları görülmektedir.

Bu noktanın yakınlarında bulunmuş yazıtlara göre “Helios Tapınağı”, antik dönemde burada veya yakınlarındadır. Yunanlılar: tanrılarının tapınaklarına şükran sunuları sunarlardı. Bu nedenle: Delphoi ve Olympia gibi büyük kutsal alanlarda: birçok heykeltıraşlık hazineleri görülmektedir.

Kolosos’da: Demetrios’un kuşatmasından kurtuluş üzerine yapılan bir şükran sunusu olarak değerlendirilebilir ve büyük ihtimalle: Helios kutsal alanında olması düşünülmektedir.

KOLOSSOS HEYKELİN YIKILIŞI

MÖ 226 yılında, büyük bir deprem sırasında, heykel en zayıf yeri olan dizlerinden kırılarak yıkılır. Bunun üzerine, Mısır kralı II. Ptolemaios: heykelin restorasyonu için ödeme yapmayı teklif eder. Ama: Rodoslular, heykeli yeniden dikmelerini yasaklayan bir kehanet nedeniyle, bu teklifi kabul etmezler. Böylece: Kolossos, düştüğü yerde, neredeyse, 900 yıl kalır ve gelip-geçenler, yıkıntılar içine bakarak, bir zamanlar onu ayakta tutan demir ve taş yığınlarını görmüşlerdir.

MS.654 yılında, Rodos adasını işgal eden Araplar: Kolossosun kırık parçalarını, Anadolu’ya taşırlar ve Emesalı bir Yahudi’ye satarlar. Bu adam: parçaları 900 devenin sırtına yükletip, Suriye’ye götürür.

DÜNYANIN YEDİ HARİKASI OLARAK ÖNEMİ

Rodos heykeli hakkında: Dünyanın 7 harikası olarak seçilen diğer eserlerden daha az bilgi bulunmaktadır.
Heykelin: nerede durduğu ve neye benzediği net olarak bilinmemektedir. Ama, bilim adamları, elde mevcut bütün kanıtları birleştirdiklerinde: bir takım tahminler yürütmektedirler.

Heykelin en şaşırtıcı yanı, muazzam büyüklüğüdür. Tunç heykel, 33 metre yükseklikteydi ve antik dönemde, bundan önce, bu boyutta bir heykel yapılmamıştı. Bu yüzden: yapılışından yok oluşuna kadar, yalnızca 56 yıl boyunca ayakta duran bu devasa heykel, dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilir.

MÖ.226 yılında heykel, bir deprem sonucu, en zayıf yeri olan dizinden kırılır ve düştüğü yerde, 900 yıl boyunca kalır.

Dünyanın 7 Harikası Artemis Tapınağı hakkındaki yazım için Artemis Tapınağı

Bali Ubud

Bali Ubud

 

Evet: Ubud şehri ve çevresi: Bali’nin kültür ve sanat merkezidir. Şehrin ziyaretçileri, sahil kesimindeki yerlerden, buraya günübirlik gezilerle gelirler, ama aslında burada bir gece konaklamak iyi olacaktır. Çünkü: burada, ucuz pansiyonlar ve sevimli orta halli oteller boldur. Şaşırtıcı derecede rahat, küçük aileler tarafından işletilen misafirhaneler bulabilirsiniz.

Burayı günübirlik ziyaret ederseniz: şehrin ana caddelerindeki trafik karmaşası, gününüzü rezil edebilir. Ancak, kısa süreli bir yürüyüş ile, şehir dışına ulaşıp: yıllardır Bali’yi ziyaret edenleri büyüleyen ve bölgenin gizeminin önemli bir parçası olan sakin çeltik teraslarını ve ormanlarla kaplı nehirleri görebilirsiniz.

Şehir merkezinde: sarayın hemen yakınlarında, etrafı çevrili arazide yapılan “dans gösterileri” ni izleyebilirsiniz. Burada, çok ucuz giriş ücreti ödeyerek, mükemmel dans şovları izlemek mümkündür. Bunun dışında, şehir merkezinde, birçok mağaza, çarşı ve galeri bulunmaktadır.

Bali Ubud

Ubud kuklalar

“Wayang kulit”, Bali’nin ünlü mum ışığı gölgesinde yapılan kukla tiyatrosudur. Burada: Hindu destanlarından türetilen hikayeler anlatılıyor ki, bazen bu gösteriler 6 saate kadar sürebiliyor. Kısa gösterileri tercih etmelisiniz ki Bali Kültür Merkezinde, bu tür gösteriler var.

Bali Ubud

Ubud Market

Burada: her türlü hediyelik eşya satılmaktadır. Bunlar arasında öne çıkanlar: ahşap oymalar, batik gömleklerdir. Yalnız, burada, unutmamanız gereken ilk özellik: malın fiyatını, size ilk söylediklerinden normal fiyatının 10 katını söylediklerini bilmelisiniz ve pazarlık yapmalısınız. Makul bir fiyata satın almak için mutlaka pazarlık yapmanız gerekir.

Bir de tabii şu var, aynı ürünleri, üst kattaki dükkanlarda, daha uygun fiyatla bulabilirsiniz, bu yüzden, bulduğunuz bir malı, hemen satın almayın, birkaç yere bakın. Özellikle, turist otobüslerinin yoğun geldiği, saat: 11.00-14.00 arasında, alışveriş yapmayı tercih etmeyin, fiyatı düşürmüyorlar.

Bali Ubud

Bali Ubud

Kültürel yerlere gelince

 

Puri Lukisan Museum-Güzel Sanatlar Müzesi

Jayan Raya’daki Turizm Bürosunun hemen karşısındaki yoldan geçilerek ulaşılır. 1954 yılında açılmıştır. Bali adasının en ensi ve ilk özel müzesidir. Müze, 3 binada yerleşiktir.
Müzenin bulunduğu bina, sık bitkilerin kuşattığı bahçe içinde inşa edilmiştir. Müzede: Hollandalı ressam Rudolf Bonnet ve bu bölgeyi yıllarca yöneten Cokorda Gede Agung Sukawati’nin resim koleksiyonlarından örnekler görebilirsiniz.

Bu koleksiyonlar içinde, en ilgi çeken eserler: Batılı teknikleri ilk benimseyen ve geleneksel resmin “düz wayang” figürlerini, yaşama yansıtan ressam Gusti Nyoman Lempad’ın eserleridir. Lempad: Ubud şehrini yöneten Sukawati ailesinin baş mimarı ve heykeltıraşıydı. Onun şehirdeki eserlerinin başında gelenler: Jalan Rayal üzerindeki “lotus havuzu” ve bir su bahçesi olan “Pura Taman Kumuda Saraswati Tapınağı” dır.

 

Neka Art Museum

Bu müze: yerel bir tüccar ve koleksiyoncu olan Suteja Neka tarafından kurulmuştur. Campuhan bölgesinin kuzeyinde, şehir merkezinin 2 km. uzağındadır. Müzenin bulunduğu yerden, muhteşem manzara izlenebilmektedir. Müzenin içinde ise, 5 ayrı galeride: Avrupalıların eserlerinin yanı sıra, yerel sanatçıların eserlerini de görmek mümkündür. Her eserin yanında, açıklayıcı etiketlerin olması, müzenin düzeninin göstergesidir.

Müzede bulunan resimlerden en çarpıcı olanların bazıları, Batılı tarzda yapılan Endonezyalı sanatçıların eserleridir. Diğerleri ise, yeni Bali tarzını yansıtır ve bunlarda, Batılı yöntemler pek kullanılmaz. Bir fotoğraf galerisinde: 1930’lu yıllardaki, Bali günlük yaşamı ve danslarına ait fotoğrafları görebilirsiniz. Müzede, bu galeriler dışında, ayrıca: bir hediyelik eşya dükkanı, büyük bir kitapçı ve büfe bulunuyor.

 

Senawati Kadın Sanatçılar Müzesi

Jalan Rayad bölgesinin ilerisinde, Jalan Sriwedari üzerindedir. “Wati” Endonezya’da “kadın” anlamına gelmektedir. Bu müzede: kadınların yaptığı resimlere ait bir koleksiyon bulunuyor. Ayrıca: satılması için eserlerin tanıtımının yapıldığı bir galeri de bulunuyor.
Puri Sagen Agung-Kraliyet Sarayı-Su Sarayı:

Burası, 1940 yılına kadar kraliyet sarayı olarak kullanılmıştır, günümüzde de kraliyet soyundan gelenler, burada yaşıyorlar. Bu yüzden, sarayın birçok bölümü ziyarete kapalıdır. Ziyarete açık olan yerlere giriş ise ücretsizdir. Burada, Ubud şehrinin en iyi dans gösterileri yapılır, bunlardan birine denk gelmenizi dilerim.

Bali Ubud

Monkey Forest-Maymun Ormanı

Burası, yırtıcı maymun dolu bir kutsal ormandır. Yani, burayı ziyaret etmek pek akıl karı değil, çünkü maymunlar, genellikle ziyaretçileri ısırıyorlar ve kuduz enfeksiyon riski ortaya çıkıyormuş. Eğer burayı ziyaret eder ve maymunlar tarafından ısırılırsanız, park alanının girişindeki ilk yardım kliniğine başvurmanızda yarar var.

Bali Ubud

UBUD ŞEHİR DIŞI

 

KUZEY BÖLÜMÜ

Ubud şehrinin batı ucunda: “Campuhan nehri” üzerinde, eski bir asma köprü ve yeni bir karayolu köprüsü bulunmaktadır. Bu köprülerin hemen kuzeyinde: 1930’lu yıllarda, Walter Spies’in gelip yerleştiği “Tjampuhan Hotel” bulunur. Bu otelin bulunduğu yolun karşı tarafındaki taş merdivenlerden tepeye doğru çıkarsanız: çeltik tarlalarına ulaşırsınız.
Batılılar: “Sayan” denilen yerde, çeltik tarlalarına ve muhteşem “Ayung Konağı”na bakan evler inşa etmişlerdir.

 

Pura Gunung Labah

Şehrin batı ucundaki derin vadinin kuzeyinde, MS.8’nci yüzyıldan kalma ve belki de Bali’nin en eski tapınaklarından biri olan bu tapınak görülür. Tapınak: sık ve yoğun bitki örtüsüyle kaplıdır ve adını: burada yaşadığı söylenen kötü huylu bir “dev” den almıştır. Hatta: tapınak: bu devin yaşadığı söylenen “Goa Raksasa” mağarasına bakmaktadır.

Evet: Campuhan’dan gelip Neka Müzesinden geçen yol, bir kabaya ulaşır.

Kedewatan Kasabası

Bu bölge, yörenin en lüks otellerinin bulunduğu yer olarak önem kazanır. Ayung vadisinin muhteşem manzarası, burayı ilgi çekici hale getirir.

Petulu

Ubud şehrinin 6 km. kuzeyindedir. Her akşam, günbatımında, yani saat: 17.00 civarında, burada, binlerce (15-20 bin olduğu söyleniyor) beyaz balıkçıl, çeltik tarlalarındaki günlük balık avlarından dönerler ve ağaçlardaki yuvalarına süzülürler. Bu görüntüyü mutlaka izlemeniz gerekir, muhteşem bir görüntü. Son bir not, yöre köylüleri, bu kuşları kesmeye ve yemeye korkuyorlar, çünkü onların ruhları bulunduğuna inanıyorlar.

 

GÜNEY BÖLÜMÜ

Şehir merkezinde, Turizm Danışma Bürosunun bulunduğu ana caddenin ilerisinde “Maymun Ormanı Yolu” bulunur ve bu yol: restoran ve pansiyonların önünden geçerek, güneye ilerler.
Yaklaşık 2 km. sonra ise: eski ağaçlardan oluşan ve gri maymun sürülerinin yuvası olan, küçük bir bölgeye ulaşılır. Evet, burayı ziyaret ederseniz, maymunları sinirlendirmeye, ürkütmemeye dikkat etmeniz önerilir, çünkü “ısırma” ihtimali yüksektir. Yani, buraya gitmenizi pek önermiyorum, çünkü: ziyaretçiler yani sizler, hoş olmayan durumlarla karşılaşabiliyorsunuz.

Peliatan

Bu köy: oymacılığı, resimleri, dansları ve “gamelan” müziğiyle ünlüdür. Köy merkezinde bulunan “Agung Rai Galeri” sinde, en iyi ve en pahalı Bali resimleri satılmaktadır.

Pengosekan

Güneye ve batıya doğru yapılacak kısa bir yürüyüşte, bu köyle karşılaşırsınız. Bu köyde: ressamlar, kuş ve pastoral “Cennet Bahçesi” imgeli resimlerini ziyaretçilere satmaya çalışırlar.

Agung Rai Sanat Müzesi-ARMA

Pengosekan bölgesindedir.
Bu müzede: Endonezyalılara ve buraya yerleşmiş Avrupalılara ait resimler sergilenmektedir. Burada resimleri bulunan sanatçılardan bazıları: Walter Spies, Adrian Jean Le Mayeur, Rudulph Kaput, Arie Smit. Ünlü Cava sanatçısı Radan Salih’in Bali resimleri de burada sergilenmektedir. Müzenin güzel bir kafesi bulunuyor.

 

DOĞU BÖLÜMÜ

Bali adasının, en ilgi çeken arkeolojik buluntuları: iki küçük bölgede bulunmaktadır. Bu bölgelerden biri, şehir merkezine yakın, diğeri ise 13 km. uzaklıkta, Tampaksiring yakınlarındadır.

Bali Ubud

Goa Gajah-Fil Mağarası

Şehir merkezi yakınlarındaki bu bölgede bulunan “Bedulu” köyüne, aynı zamanda “Fil Mağarası” ve “Goa Gajah” da denilmektedir.
Teges’in hemen doğusundaki yolun altındaki yamaçlara oyulmuş bu mağaranın, muhtemelen MS.10’ncu yüzyıldan kalma ve sığınak olarak inşa edildiği söyleniyor. 1923 yılında mağaranın ağzı keşfedildiğinde, çevresine oyulan muazzam figür, yanlışlıkla “fil başı” na benzetilmiş ve “Fil Mağarası” ismi, o nedenle verilmiştir.

Yapılan kazılarda: mağaranın önündeki terasta, 11’nc i yüzyılda yapıldığı düşünülen, 2 erkek ve 4 kadın tanrı biçiminde çeşmeleri olan, bir yıkanma havuzu ortaya çıkarılmıştır. Havuzun arkasındaki merdivenlerden ilerlerseniz: harap olmuş rölyeflere ve bir Buda heykelinin bulunduğu nişe ulaşırsınız.

Mağaranın ağzından, içeriye doğru: 12 metre uzunluğundaki bir geçidin sonunda bir oda bulunuyor. Bu oda: 3.5 metre genişliğinde ve 20 metre uzunluğunda, ayakta durmaya müsait bir yerdir. Odanın içindeki elektrik ışığı, her iki uçta bulunan ve ibadet yerleri olduğu düşünülen nişleri aydınlatır. Bu nişlerin içinde: fil başlı tanrı “Ganeşa” heykeli ve yekpare taştan oyulmuş, bir “lingga” üçlemesi görülmektedir. Son bir not: Ekim 1995 tarihinden bu yana mağara UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine adaydır.

 

Yeh Pulu

Goa Gajah’ın, yaklaşık 1 km. doğusundadır. Çeltik tarlalarının içinden ve yerel yıkanma havuzunun yanından geçen patika yoldan ilerleyin ve patikanın hemen solundaki kayalık cephede, yaklaşık 25 metre uzunluğunda oyulan bir dizi sahneyi görün. Yani pirinç tarlalarının üzerinden yürüyerek, buraya ulaşabilirsiniz. Muhtemelen, rehberli bir tur ile, buraya 45 dakikada ulaşabilirsiniz.

Evet, bu kaya oymalar bayağı ilgi çekiyor. 14 ve 15’nci yüzyıldan günümüze kaldıkları sanılmaktadır.

Alışılmış Bali tarzının dışında oyulan bu figürlerde, yaban domuzu avlayan bir prens, uşakları ve ata tutunmuş bir kadın betimlenmektedir. Bu oymaların, muhtemelen 14’ncü yüzyıldan kaldığı düşünülüyor. Burası da, 1920 yılında keşfedilmiş, kazılarak görünür hale getirilmiştir. Son bir not, buraya gitmek isterseniz, hem uzun bir yolculuk hem de kıyafet sıkıntısı yaşayacaksınız, çünkü buraya girmek için kapalı kıyafetler giymeniz gerekiyor. Ancak, Bali adasını ziyaret edenler için, burayı görmeleri özellikle öneriliyor.

 

Pejeng

Yeh Pulu’nun kuzeyindeki arkeolojik alandır. Burada: “Purbakala Gedong Arca Museum” bulunuyor. Bu bölgede ortaya çıkarılan ve MÖ.500’lerden kaldığı düşünülen, taş bir lahitin de bulunduğu Neolitik ve Bronz Çağı eserleri, bu müzede sergileniyor.

 

Pura Kebo Edan Temple

Bölgedeki bu tapınakta: bir “cini” ayakları altında çiğneyen, 3 metre boyunda dev bir tanrı heykeli görülmektedir.

 

Pura Pusering Jagat

Bu tapınak ta ilgi çekmektedir. Dünyanın göbeği olarak bilinir. 14’ncü yüzyıldan kalmadır. Burada da, güzel taş oyma eserler görülür. Buranın en büyük özelliği: “çocuğu olmayan çiftlerin”, dolunay zamanı, burada bulunan lingga ve yoni ( erkek ve kadın cinsel organlarını temsil eden resimler ) taştan oyma resimleri önünde, dua etmeleridir.

Bali Ubud

Pura Penataran Sasih

Bu tapınağın en büyük özelliği: 1.5 metre uzunluğunda, içi boş, yekpare bronz bir davulun, tapınağın arka tarafındaki platform üzerinde durmasıdır. Bu davulun, Bali’ye dışarıdan mı getirildiği, yoksa burada mı yapıldığı bilinmemektedir.

Ancak, bu davul kültürünün: Vietnam yöresinde, MÖ.300’lerde, Bronz Çağında, Dong-Song hanedanı döneminin bir uygulaması olduğu bilinmektedir. Efsaneye göre: bu davul “gökten düşmüştür”. Zaten, bir kısmı kırılıp dökülmüş, sadece geometrik desenler görülebilmektedir. Görülemeyen süslemelerinde ise, dikkatle bakan yüzler bulunduğu hissedilmektedir.

 

Tampaksiring

Pejeng bölgesinin kuzeyinde, 10 km. uzaklıktaki bu yerleşim yerinde, el sanatları önem kazanmaktadır. Turist tur otobüsleri, yöreyi gezerken, burada da kısa mola verirler.

 

Gunung Kawi

Köy yolunun ortasından ilerlerken: sağ yönde, buraya 1.5 km. uzaklıktaki “Gunung Kawi” (Şair dağı) bölgesine giden yol üzerindeki 371 basamak merdivenler takip edildiğinde: oyulmuş hindistancevizleri ve içeceklerin satıldığı tezgahların sıralandığı bir vadiye inilir. Gunung Kawi’nin, 11’nci yüzyıldan kaldığı, kral Anak Wungsu ve onun birçok eşine ait mezarlık olduğu söyleniyor.

Merdiven basamaklarının sonunda, bir tapınak bulunur. Bu tapınak: yekpare kayadan oyulmuştur. Sola doğru ise, derin vadinin her iki tarafındaki kayalıklarda “iki sıra çukur” görülür. Efsaneye göre, bunların devin tırnak izleri olduğuna ve tek bir gecede kazıldığına inanılır. Bu ilginç çukurlar, 7 metredir. Bunların, gerçekte 11’nci yüzyılda, bir kraliyet hanedanı adına yapılmış anıtlar olduğu sanılmaktadır.

 

Pura Tirta Gunung Kawi

Burası: parlak bir şekilde boyanmış, gölcükleri ve yakınma havuzları olan bir tapınaktır. Tapınak “Sebatu” köyündedir. Tampaksiring köyünden sonra, buraya ilerleyen yol üzerinde: ahşap oyma üretiminde uzmanlaşmış köyler görülür.

Bali Ubud

Tirta Empul

Tampaksiring köyünün kuzeyinde, hemen solda bir tapınaktır. Ubud şehrinin 20 km. kuzeybatısındadır. Tapınağın 960 yılında ilk olarak inşa edildiği söylense de, günümüzde burada göreceğiniz yapılar, genellikle modern eklemelerdir.

Bu tapınağın ilgi çeken özelliği, kutsal pınarı bulunmasıdır. Yani: orta avluda hala kabarcıklı suların çıktığı bir kaplıca havuzu bulunuyor. Pınar: Gunung Kawi’nin içinden akan nehrin kaynağıdır. Bu kaynağın: düşman tarafından zehirlenen ordusunun tedavisi için, tanrı “Indra” tarafından yaratıldığına inanılır. Tanrı İndra, toprağı kazdığı zaman, ölümsüzlük suyu “tirta” akmaya başlamıştır.

Günümüzde de, birçok kişi, bu suyun tedavi edici özellikleri olduğuna inanırlar ve buradaki arınma havuzlarını doldururlar. Balililer, fiziksel ve ruhsal olarak kendilerini yıkamak ve saflaştırmak için buraya gelirler. Kutsal “barong” maskelerinin burada yıkandığı söyleniyor.

Evet, tapınağın hemen yakınında, harap haldeki hediyelik eşya dükkanlarını görebilirsiniz. Tapınağın üst kısmında ise, devlete ait bir dinlenme evi görülür. Hollandalılar tarafından inşa edilen bu yapı: Başkan Sukarno tarafından bir saraya dönüştürülmüştür.

Genel

Plajlar

Lombok Adası