Efes Artemis Tapınağı

Efes Artemis Tapınağı

Dünyanın 7 harikasından biri olan “Ephesos Artemis Tapınağı”: ülkemiz sınırları içinde, Selçuk ilçesinde-Efes Müzesinin hemen arkasında, Selçuk’tan Kuşadası’na ilerlerken: sağ yanda, uzaktan görülmektedir. Ancak: elbette yalnızca temel kalıntıları yani yeri görülebilmektedir.

Evet: bu tapınak: tarihi süreç içinde: 5 kez yapılmış ve 5 kez yanmış veya yıkılmıştır. En son olarak ise, günümüze yalnızca söylediğim gibi, kurulduğu yer kalmıştır.

Aradan yüzyıllar geçtikten sonra: yöredeki demiryolu çalışmalarında görevli ve arkeolojiye meraklı İngiliz Mühendis John Turtle Wood tarafından: 1896 yılında, Artemis Tapınağının yeri: Küçük Menderes ırmağının ağzı yakınlarındaki sulak bir ovada bulunur.

Tapınak: biraz önce sözünü ettiğim gibi: tarih sahnesinde 5 kez yapılmış ve her seferinde yıkılmış, yok edilmiş ve yeniden yapılmıştır. Ancak: en son yapıldığında: yapı o kadar muhteşemdir ki; zamanının tüm sanat ve kültürü bir araya getirilmiş ve “Dünyanın 7 harikasın dan biri ortaya çıkmıştır.

Yani: tapınağın bir dünya harikası olarak nitelendirilmesinin nedeni: mimari yapısı ve süslemede kullanılan sanat eserleridir.

Bu yüzden: okuru fazla tarihi bilgilere girerek bunaltmadan: önce Tanrıça Artemis hakkında biraz bilgi ve ardından, Artemis Tapınağının mimari özellikleri hakkında bilgi vererek, ülkemiz topraklarındaki bu dünya harikasını size tanıtmak istiyorum.

Artemis:

Dünyanın 7 harikası Artemis Tapınağı; Aslen Yunan mitolojisinde bir tanrıça olarak bilinmektedir. Tanrıların babası olarak nitelendirilen Zeus’un kızı, Apollon’un kız kardeşidir. Avcıdır ve aynı zamanda yer altı tanrıçasıdır. Romalılar kendisine “Diana” derlerdi.

Ancak: Efes yöresinde bilinen Artemis: mitolojideki bu Artemis ile aynı değildir. Efes Artemis’i daha farklıdır ve Efes şehri ile birlikte anılır ve bilinir. Çünkü: o, Efes şehrinin her şeyidir.

Efes şehrinin: dinsel ve politik yaşamında önemli rol oynamıştır. Kendisine ne zaman gereksinim duyulsa, rolünü oynardı. Zaten: erken dönemden itibaren, kutsal yerleri ziyaret eden dindarları ve gezginleri kendisine çekmiştir.

Efes Artemis’i “insanlara bir an kendisini gösteren tanrıça” olarak biliniyordu. Kutsal bir pencerede belirebilir ya da tören alayında atlı bir arabayla taşınabilirdi. Tanrıçanın görünme töreni, eski bir Doğu geleneğiydi. Artemis Tapınağının alınlık duvarında, tanrıçanın aşağıdakilere görünebileceği büyük bir pencere vardı. Bu görünme penceresi türü Frigya kültürünün tapınaklarında düzenlenen dini törenlerden gelen bir uygulamaydı.

C. Vibius Salutaris isimli bir bağışçı:

Dünyanın 7 harikası Artemis Tapınağı: Artemis’in doğum günü onuruna yapılan şenlik için; bir tören alayını donatmıştır.

Bu alayda, sanki bütün Efes halkı bulunmuştur. Bunlar arasında: yöneticiler, müzisyenler, rahipler, rahibeler, dansçılar, gençler, kurban gereçlerini taşıyanlar, kurbanlık hayvanları sürenler, atlılar ve en önemlisi tanrıça heykellerini taşıyanlar bulunmaktadırlar.

Alayın amacı: tanrıçanın heykelini tapınaktan çıkarıp tiyatrodaki gösterilere götürmek, dönüşte de kutsal alandaki kurban töreninin izlenmesini sağlamaktır.

Gelelim Artemis Tapınağına; Tapınak: dönemin en önemli, güçlü ve zengin şehirlerinden Efes antik kentinin, yalnızca 200 metre yakınındadır. Şehir ile tapınak arasındaki kutsal yol: antik dönem yazarlarının tanımlamalarına göre, 190 metredir. Bu yol “kutsal yol” olarak bilinir.

Tapınak: 6000 metre karelik bir alana yapılmıştır ve çevresinde: 400 metre genişliğinde bir koruma alanı bulunmaktadır.

Tapınak gelirleri: ziyarete gelenler ve kutsal limanı kullanan gemilerden elde edilmektedir. Ayrıca: tapınağın açık avlusunda: iş gören tüccarlar da, tapınağa belli bir pay ödemektedirler.

Bunlar: tanrıçanın kült heykellerini ve tapınağın gümüşten yapılmış minyatür kopyalarını satarak para kazanıyorlardı. Ayrıca: yine tapınak avlusunda; kehanet bilimcileri falcılar, büyücüler, kurban eti satan rahip ve rahibeler de bulunuyordu.

Dönemin insanları: tapınakla olan ilişkilerini çok dikkat ediyorlardı.

Son Lidya kralı Kroisos: Artemis Tapınağına bağışta bulunur. Ardından, Pers kralı Kyros ile MÖ.546 yılında yaptığı savaşta yenilir ve Pers kralı tarafından büyük bir odun yığını üzerine, ateşe atılacak iken, bir kadın kahin belirir ve kendisini ölümden kurtarır.

Evet: şimdi tapınağın yapım aşamaları hakkında bilgi vermek istiyorum. Daha önce söylediğim gibi, tapınak antik dönemde, 5 kez yapılmış ve her seferinde yakılmış-yıkılmış ve yok edilmiştir. Ancak: yine her seferinde, bir öncekinin mimarisi esas alınarak, yeniden yapılmıştır.

Kazılardan elde edilen bilgilere göre, ilk tapınağın MÖ.600 yıllarında kurulduğu tahmin edilmektedir. Son tapınaktan önce ise: tapınak tarihini son derece etkileyen bir olay yaşanır.

O dönemde: Efes şehrinde yaşayan “Herostratos” isimli bir şahıs, sırf ünlü olmak adına, çevresindekilerin de yaptığı tahrikler sonucu: MÖ. 21 Temmuz 356 tarihinde; “Artemis Tapınağı” nı yakar. Bunun üzerine: gerçekten tarih sahnesinde “ünlü” olur ve ismi: şan ve şöhret tutkunu, kötü şöhretli kişilere verilen bir deyim olur.

Bu yangın olayının kahramanı “Herostratos” ile ilgili diğer bir söylenti ise: aslında Kayralılarla yaşanan şiddetli bir çatışmaya romantik bir kılıf uydurmaktır. Karyalılar, bu çatışmada, tapınağı kolayca yakmış olabilirlerdi.

Çünkü, antik çağlardaki çatışmaların çoğunda, düşmanın en önemli yapısını yok etmek hedeflenirdi. Ancak, bu teori eksiktir, çünkü bölgedeki kazılarda Karya istilasına ait herhangi bir buluntu bulunmamıştır.

Bu yangın olayının diğer bir yönü:

Dünyanın 7 harikası Artemis Tapınağı: Tanrıçanın kendi tapınağını yanmaktan koruyamamış olmasıdır. Ancak: yine antik dönem yazarlarının yazdıklarına göre: Tanrıça Artemis, o gece, Efes şehrinde değil, Makedonya’nın Pella şehrindedir ve Büyük İskender’in doğumuna yardımcı olmaktadır.

Çünkü: yıldızlar, o gün doğacak kişinin: büyüdüğü zaman büyük bir kral-imparator olacağını, o çağ dünyasının her yönüne akınlar yapacağını ve ülkeleri ele geçireceğini ve yeni bir çağ yaratacağını söylemişlerdir. Evet: antik dönem yazarlarından Plutarkhos’a göre: Artemis, o gece başka bir işle meşguldür ve tapınağının yanmasına engel olamamıştır.

Her ne kadar tapınak yanmış olsa da, Efesliler, Artemis olmadan yaşayamazlardı. Bu yüzden: şehir yöneticileri ve halk birleşerek, yeni bir tapınak yapmaya karar verirler.

MÖ.2’nci yüzyıl başlarında: bir yandan mimarlar, öte yandan yüzlerce-binlerce esir: yeni tapınağın baş mimarı Giritli “Kheirokrates” idaresinde durmadan çalışarak, 6000 metrekarelik alanda, yeni bir tapınak yapımına girişirler.

Zorlu ve yorucu çalışmalar yıllarca sürer. Bu çalışmalar sırasında: Tanrıça, yine zaman zaman devreye girerek tapınağının yapılmasına yardımcı olmaktadır. Öyle bir an gelir ki; tapınağın alınlığına bir taş yerleştirmek gerekmektedir.

Ancak: bu büyük ve ağır taş; bir türlü buraya yerleştirilemez. Bunun üzerine, mimar, uykusuz ve sıkıntılı günler-geceler geçirir. Bir gece uykusunda: Artemis kendisine “artık düşünme, o taşı kendi ellerimle yerleştireceğim” der ve mimar, ertesi gün sabahı uyanıp tapınağa gittiğinde, bu devasa taşın, alınlıktaki yerine yerleştirildiğini görür.

Tapınak hakkındaki bilgiler: yalnızca antik dönem yazarlarının yazıları ve yine o döneme ait “sikkeler” üzerindeki resimlerden elde edilmektedir.

Çünkü: yazının sonunda söz edeceğim gibi, tapınak Ostragotların bölgeye saldırıları sonucu yıkılmış ve günümüze ulaşamamıştır.

Tapınak hakkındaki antik dönem yazarlarının yazılarında elde edilen bilgiler şunlardır

Roma döneminin ünlü yazarı Plinius: bu muhteşem tapınak hakkında şunları yazar “Efes’teki Artemis Tapınağı, gerçekten hayranlık uyandıran görkemli bir yapıttı. Bütün Asya’nın gayretiyle 220 yılda inşa edilmiş, yer sarsıntılarından zarar görmesin diye, bataklık bir yere yapılmıştır. Bataklığın üzerine, kömür ve yün döşenerek, tapınak bunların üzerine oturtulmuştur.

Yapının uzunluğu: 130 metre, genişliği ise 68 metredir. Yapıda: çeşitli krallar tarafından hediye edilen 126 sütun bulunmaktadır. Bunların her birinin boyu 19 metre ve 36 tanesi ise kabartmalarla bezenmiştir. Kabartma bu sütunlardan bir tanesini, dönemin ünlü heykeltıraşı “Skopas” yapmıştır.

Efes Artemis Tapınağı

Tapınak hakkında, döneme ait “sikkeler” den elde edilen bilgiler ise şunlardır

Dünyanın 7 harikası Artemis Tapınağı: Büyük tapınak: MS ilk 300 yıl sırasında: Efes şehrinde sağlam ve ayakta durur olarak sikkeler üzerinde görüntülenmiştir. Bu kanıtlar: mimarlık tarihçileri tarafından değerlendirilmiştir. Tapınağın planının çıkarılması için, yalnızca bir sikke kullanılmıştır.

Bu sikkede: tapınak cephesinde bulunan 4 sütun: kilise benzeri bir yapıyı temsil etmektedir. Ancak, yine de, sikkeyi yapan sanatçı tarafından: anıtın bir sikke üzerine sığdırılması için yapılan küçültme çalışmalarında, önemli değişiklikler yapıldığına da inanılmaktadır. Yani, sikkeler üzerindeki görüntülere güvenilmemektedir.

Ancak: temel kalıntısı denilen tabakada bulunmuş sikkeler, nispeten gerçek görüntüyü yakalamışlardır. Bu sikkeler: tapınağın başka bir probleminde önemli rol oynarken, buluntu alanındaki en eski yapının tarihlendirilmesini sağlamaktadırlar.

Kroisos yani yapının temelinde: çoğu birikinti tabakası içinde, bilinen en eski sikkelerden 87 tanesi bulunmuştur. Birikinti tabakası MÖ.625-575 yılları arasına tarihlenmektedir. Yani, buluntu alanında, Kroisos Tapınağından çok önce yapılmış, başka bir tapınak bulunma olasılığı yoktur.

Mimariyi gösteren sikkelerde: tapınak cephesindeki sütunların altları, kabartmalı kasnaklar tarafından süslenmektedir. Sütunlardan 36 tanesi, kabartmalarla bezelidir. Bu sütunlar, bir Yunan tapınağı için alışılmış değildirler. Sütunların altlarına süslü kaideler yerleştirme geleneği: daha önce Hititlerde görülmüş olup, bu bölgede de yalnızca Efes şehrinde Arkadiane caddesinde görülmüştür.

Sikkeler üzerinde resmedilen tapınak resimlerinde: podyum basamaklarının kenara doğru çıkık olduğu görülür. Çünkü: dört kenarın hepsinde sütunlar bulunmaktadır. Hatta, kenarlarda iki sütun sırası görülür. Evet, tapınak alanındaki sütun ormanının, Mısır büyük tapınaklarından esinlenildiğinden kuşku yoktur. Çünkü: mimar Khersiphron, Girit’ten gelmiştir.

Kazılarda bulunan “İon sütun başlıkları” sikkelerdeki modellerde de görülmektedir. Yine sikkeler üzerinde görülen süslü kabartmalar, sunak avlusuna ait olabilir.

Sikkeler,

Tapınağın çatıyla kapatılmış olduğunu ve süslü bir alınlığının bulunduğunu göstermektedir. Çatısız tapınaklarda, ön ve arkada, onar sütun bulunmaktadır. Hatta, ana cephede 8 ve arkada 9 sütun bulunduğu söylenir. Ancak, bazı bilim adamları, bu tapınağın yağmura açık olduğunu öne sürmüşlerdir.

Cella bölgesinde de suyu dışarı akıtacak bir kanal bulunmuştur. Ancak, yine kazı bölgesinde kil kiremit ve çörtenler bulunmuş olup, bunlar tapınağın çatılı olduğuna işaret etmektedirler.

Çatı: hafif meyilli, alınlıklarla biten ve yalnızca yapıyı saran sütun sıralarını örten kesik bir çatıdır. Yani, ortası gök yüzüne açık bir çatıdır. Hatta, ahşap bir çatı fikri de ortaya atılmıştır. Bazı bilim adamları, ahşap çatının, asılı bulunan kumaşlarla süslendiğini de söylemektedirler.

Sikkeler üzerindeki resimlerde doğrulanan diğer bir gerçek: tapınaktaki açmalar ya da pencere boşluklarının bulunduğu yönündedir. Efes sikkelerinde betimlenen pencereler, “Magnesia” sikkelerinde görülenlere benzemektedirler.

Efes sikke serilerinde: alınlığın orta penceresinde, kendisini gösteren bir kadın figürü bulunmaktadır. Sikkelerden bir tanesinde, figür: Efes Artemis’ini, diğerinde ise daha çok bir rahibeye benzemektedir. Sunak avlusuyla, karşı karşıya olan tapınak penceresinin, ayinle ilgili kullanımı açıktır.

Sunak avlusu: sanki sunağın tapınakla pek ilgisi yokmuş gibi, alışılmamış yükseklikteki sütunlara ve örneklere uymayan bir girişe sahiptir. Kutsal görünme penceresi, bir törene hizmet vermiş olmalıdır.

Yüksek sunak: avlunun çoğu yerinden, tapınak cephesinin görünmesini engelliyordu. Alınlık penceresi geleneği : Hıristiyanlık dönemi boyunca sürdürülerek günümüze kadar ulaşmıştır.

Alınlığın dört kadın heykeliyle süslü olduğuna ilişkin tek özgün kanıt: sikkeler üzerinde bulunmuştur. Bu heykellerin pencereleri çerçeveleme tarzı, eski Anadolu’nun kayaya oyulmuş bazı güzel anıtlarında görülen Doğu geleneğidir. Figürlerin sayıca dört ve kadın olmaları, rastlantı değildir.

Çünkü: Amazonları temsil ediyorlardı. Sayılarının dört olması ise: aşağıda anlatacağım bir heykeltıraş yarışması sonucunda seçilen en iyi dört heykelin buraya konulmuş olmalarından kaynaklanmaktadır.

Efes Artemis Tapınağı

Evet: sonuç olarak,

Tapınak: kocaman bir avlu içinde, çok uzaklardan görülecek şekilde tasarlanmış, pırıl pırıl parlayarak gökyüzüne yükselen görkemli bir mermer anıttır.

Dünya üzerinde tamamen mermerden inşa edilmiş ilk tapınak: 130 x 68 metre boyutlarındadır. Tapınağın yüksekliği ise 25 metredir. Tapınak için ayrılan alan toplamı: 6000 metrekaredir.

Tapınağın yüksek terasına: tüm yapıyı çepeçevre saran mermer basamaklarla çıkılıyordu. Bu yüksek podyum bölümü: 78.5 metre genişliğinde ve 141 metre uzunluğundaydı.

Tapınak alanında: yapının yaklaşık 400 metre uzağında bir duvar bulunmaktadır ve duvarla tapınak arasında kalan bölüm özel bir korunma-sığınma alanı olarak ayrılmıştır. Bu korunma-sığınma alanı: bu alana sığınan insanların, herhangi bir müdahale, yakalama, öldürülme gibi durumlardan korunmalarını sağlamaktadır.

Tarihin birçok döneminde: birçok ünlü ve ünsüz kişi, buraya sığınarak ölümden kurtulmayı denemişlerdir. Ancak: bu kutsal alan, zaman içinde, bazı gaddar tiranlar tarafından tanınmamıştır. 6’ncı yüzyılda: Pythagoras isimli bir hükümdar; elde edemediği ve kendisinden kaçarak buraya saklanan bir kadını, uzun yıllar tapınağa hapsettirmiştir.

Kadın umutsuzlukla kendisini asarak intihar eder. Pers kralı Kserkses: Yunanlılarla yapılan savaşta, yenildikten sonra, çocuklarını tapınağa göndermiştir. Bu çocuklara, tapınakta, Yunan tarihinin en renkli kadınlarından olan “Artemisia” bakmıştır. Mısırlı Ptolemaios Euergetes, üvey kardeşi Ptolemaios Physcon ve eşi Eirene: MÖ.259 yılında, tapınağa sığınmış olmalarına rağmen, orada öldürülmüşlerdir.

Marcus Antonius: Kleopatranın kız kardeşi Arsinoe’yi tapınaktan çıkartması için başrahibi zorlamıştır. Daha sonra bir şekilde bu kızı öldürten Antonius; böylece Mısır tahtının Kleopatra’da kalmasını sağlamıştır.

Tapınak içinde: 127 tane İon sütunu bulunmaktadır. Yani, bir anlamda yapıya sütun ormanı denilebilir. Bu sütunların: 36 tanesi ön cephede bulunmaktadır ve bunlar kabartmalarla bezenmiştir. Sütunların yüksekliği 20 metredir. Yivleri spiral kıvrımlı olarak oyulmuş ve gayet zariftirler. Kaideleri ise, kabartmalar taşıyan mermer bilezik şeklindeki bezemelerle süslenmiş ve üstteki yatay mermer kirişi taşıyorlardı.

Onun muhteşem cephe güzelliğini görmek için, gerilere doğru gidip, sunak avlusundan uzaklaşmak gerekirdi. Yoksa, çok yüksekte bulunan, süslü alınlık görülemezdi. Ortadaki sütunların arasından, diğer Artemis tapınaklarında olduğu gibi, Batı’ya bakan kapıdan tapınağa giren ziyaretçiler: tapınağın cephesinin kabartma sütunlu manzarasından daha muhteşem bir görüntü ile karşılaşırdı.

Burada: kabartma, dikdörtgen kaideler üzerine yerleştirilmiş bir “sütun ormanı” ile karşılaşılırdı. Bunları: tapınağın arka bölümünde bulunan, başka bir “sütun ormanı” dengeliyordu.

Tapınak içinde: arka cephede: 9 sütun bulunur. Cella yani tanrıçanın en kutsal bölümü: iki sütun sırasıyla diğer bölümlerden ayrılmıştır. Muazzam yapının tam ortasında bulunmaktadır. Bu kutsal odadaki “Artemis Heykelleri” hakkında kesin bir kanıt bulunmasa da, bunların devasa büyüklükte oldukları ve normal bir insan boyutundan oldukça büyük oldukları kesindir.

Sunak avlusu da sütun ve heykellerle süslenmiştir. Sunak avlusunun içindeki “kurban sunağı” asimetrik olarak yerleştirilmiştir. Sunak: göklere açılan bir kutsal alan olarak bilinir. Bu durum: özellikle “Doğu” dinsel kültüründe yaygındır. Sunak alanlarında tanrının veya tanrıçanın heykeli bulunmazdı, çünkü bu alan “tanrı-tanrıçanın” evi olarak kabul edilirdi.

Tapınak alanındaki heykeller, ünlü heykeltıraş “Praksiteles” tarafından yapılmıştır.

Tapınak inşaatı bitirildiğinde ise: Efesliler; tıpkı Yunanlıların şiir, oyun, atletizm ve müzik alanında yaptıkları gibi, şehirlerinde bir “heykel yarışması” düzenlerler.

Dönemin en ünlü heykeltıraşlarının katıldığı bu yarışma sonrasında, yapılan heykellerden en beğenilen: Pheidias, Polyleitos, Kresillas ve Phradmon tarafından yapılan 4 heykel, tapınağın alınlığına yerleştirilir. Bu tunç-bronz heykeller: kadın figürlüdür ve Amazonları temsil etmektedirler.

Bu heykeller yanında: elbette tapınak kutsal alanında, Tanrıça Artemis’in özel heykelleri de bulunmaktadır. Kazı alanında yapılan çalışmalarda: MÖ.600 yıllarına rastlayan ilk tapınak dönemlerinde, Artemis heykellerinin: ilkel görünümlü, katı biçimli, altın, tahta, fildişi veya kil heykelcikler şeklinde olduğu anlaşılmıştır.

Yani: ilk dönem heykelleri: genellikle “Doğu” ya özgü, Lidya, Pers, Frigya, Asur, Hitit ve Mısır özelliklerini taşımaktadırlar. Bu ilk döneme ait heykellerin “rahibe” heykelleri olduğunu söyleyenler bile bulunmaktadır.

Takip eden dönemde, bir ara tapınakta bulunan Artemis kült heykelinin “asma ağacı” n dan yapıldığı ve heykel çürümesin diye, her yıl yağlandığı yazılır. Çünkü: yapılan kazı çalışmalarında, yörede altın-gümüş gibi değerli maddelerden yapılmış Artemis heykeli bulunmamıştır.

Tapınakta bulunan Artemis heykellerinin diğer en büyük özelliği: halk ve ziyaretçiler üzerinde yarattıkları büyük etkidir. Heykellerin gözleri: değerli taşlarla süslenmiştir ve bu taşlar, ışığı muazzam şekilde yansıtmaktadırlar. Tapınak rahipleri: ziyaretçileri, heykellere bakarken dikkatli olmaları, gözlerine bakmamaları konusunda uyarırlar.

MÖ.2’nci yüzyıla gelindiğinde ise: bu kez Artemis kült heykellerinin “memeli” olduğu görülür. Çok memeli bu heykel türü: bir ana tanrıçayı yansıtmaktadır. Göğüsleri bir kadının doğurganlığının simgesidir.

Kaskatı duran heykelin alt bölümü: Mısır mumyalarının tabutlarına benzer. Geyik, boğa, aslan, grifon, sfenks, siren ve arılardan oluşan bezemeleri: Doğu’ya özgü yaratıklardır. Ancak, yine de heykelin bu özellikleri hakkında, günümüzde çelişkiler mevcuttur. Memelerinin aslında: hurma, meşe palamudu, devekuşu yumurtası, boa testisleri, muska torbaları veya başka süsler olup olmadığı tartışılmaktadır.

Ancak, bu süsler neyi ifade ederse etkin: Artemis heykeli, MÖ.3’ncü yüzyıldan, MS.3’ncü yüzyıla kadar geçen 600 yıllık süreçte: yani tapınak yıkılana kadar bölgedeki kutsallığını sürdürmüştür.

Evet: uzun uğraşlar sonucu tapınak bitirildiğinde: yöre Hıristiyanlığın yayılmasında görevli din adamları tarafından ziyaret edilir. Bu ziyaretlerle ilgili anılar: bölgedeki kazılarda bulunan bir yazıttan öğrenilmiştir.

MS.1’nci yüzyılda:

Aziz Paulus: Korinthos şehrinden, dönemin zengin ve gösterişli Efes şehrine gelir. Efesli kuyumcu Demetrios’un sürüklediği, şehirlilerden oluşan kalabalık ile, Paulus’un şehrin tiyatrosunda karşılaşmaları sırasında: Paulus, gümüş Artemis idolleri aleyhinde konuşunca, kalabalık “Efeslilerin Diana’sı yücedir” diye bağırırlar.

Daha sonra Efes şehrini ziyaret eden Aziz Yuhanna: şehirde dolaşırken “dudakları yaldızlanıp, yüzüne peçe örtülmüş “boyalı Artemis heykelleri” gördüğünden söz eder. Ayrıca: Tanrıça şenliklerinde, tiyatro bölümündeki kurban dumanının yoğunluğunun güneşi perdelediğini belirtir. Boru çalan rahipleriyle, tapınağa doğru giden tören alayını da izlemiştir.

13’ncü yüzyıla ait bir Fransız el yazmasında: Aziz Yuhanna’nın: Artemis heykelini yakışı gösterilmektedir.

MS.2’nci yüzyıla gelindiğinde ise: bu kez Efes şehrinin ve tapınağın en ünlü ziyaretçisi “Büyük İskender” gelir. İskender: Anadolu’daki Perslileri yenip, tüm şehirleri ele geçirdikten sonra bölgeye geldiğinde henüz 22 yaşındadır.

İskender: gerek doğumuna yardımcı olması nedeniyle ve gerekse Efeslilerin inançlarına duyduğu saygı nedeniyle: tapınak onuruna büyük törenler düzenler ve kurbanlar kestirir. Panayır dağı çevresindeki kutsal yolda, Artemis heykellerini elleri üzerinde taşırlar. Dağın çevresinde dolaştıktan sonra, tapınak alanına girerler.

İskender: tapınak için maddi bağışta bulunmak istediğini ancak, bunun karşılığında isminin, tapınak duvarlarına kazınmasını ister. Bunun üzerine: tapınak duvarlarında böyle bir isim kazıma istemeyen Efesliler: ilginç bir çözüm bulurlar ve İskender’e “ Nasıl olurda bir tanrı, başka bir tanrıya tapınak yaptırabilir” diyerek, İskender’i bir yandan “tanrı” katında onurlandırarak öte yandan isminin tapınak duvarlarına yazılmasını engellerler.

Bunun üzerine: İskender, Efeslilerin Perslere daha önce ödedikleri vergiyi kaldırdığını, bu vergiyi tapınağın masrafları için kullanılmasını söyler.

Büyük İskender: bölgede bulunduğu dönemde: tapınakla ilgili olarak tutarsız uygulamaları ile tarihe geçer. Bir keresinde: tapınak sığınma alanına giren bir köle için baş rahibe rica da bulunarak tapınak kurallarına uyarken: başka bir keresinde yine tapınağın sığınma alanına giren iki köleyi, sığınma alanından zorla çıkarttırır ve taşlatarak öldürterek tapınak kurallarını ihlal eder.

MS. 263 yılına gelindiğinde: Ostragotlar bölgeye saldırırlar ve şehirlerde olduğu gibi, Artemis Tapınağını da yakıp-yıkıp yok ederler.

MS.3’ncü yüzyıl sonlarında:

Efesliler, yeni bir tapınak inşa etmek üzere girişimlerde bulunurlar. Ancak: öncekilerden daha basit olarak yapılan tapınak, bu kez MS. 401 yılında: İncil yazarı Aziz Yuhanna tarafından yıktırılır. Efesliler Hıristiyanlığı kabul ettiklerinde: Artemis Tapınağı kalıntıları, bölgedeki başka yapıların inşaatlarında kullanılır.

Yine de: Efeslilerden birçoğu: bu kutsal alandan geriye kalan taşlara ve Artemis idollerine tapınmaya devam ederler. Hatta: halen Selçuk-Artemis Müzesinde bulunan muhteşem 3 Artemis Heykelinin: Efes antik kentinde yapılan kazılarda: bir evin bodrum katında öylece toprağa gömüldükleri anlaşılmıştır.

Yani: Efesliler, Hıristiyanlığın bölgede yayılması üzerine, Artemis Heykellerini, kırıp atmamışlar, toprağa gömerek saklamışlardır.

MS.17’nci yüzyıla gelindiğinde ise: Efes: ıssız, yoksul ve bakımsız bir köydür. Ama insanlık Artemis Tapınağını unutmamıştır. İtalya-Napoli şehrinde, antik döneme ait “çok memeli bir Artemis heykeli” günümüze kadar ulaşmıştır.

Hatta: Napoli’de bulunan bu heykel, 16’ncı yüzyılda, Vatikan’da: ünlü sanatçı Rafaele ve 18’nci yüzyılda yine ünlü sanatçı Tiepolo’ya; resimlerinde modellik etmiştir.

Efes Artemis’i ve Artemis Tapınağı resimleri, kazılarda o döneme ait sikkeler çıktıkça: bunların üzerindeki resimler baz alınarak, canlandırmalar yapılmış ve yayınlanmıştır. Ünlü çağdaş ressam “Salvador Dali”, bir resminde, Artemis Tapınağının bu canlandırılmış figürünü model olarak kullanmıştır. Hatta: Tanrıça Artemis’in dans eden bedenlerini de tapınak ile birlikte resmine eklemiştir.

1780 yılında ise: Edward Gibbon isimli yazar: Artemis Tapınağının yıkılışını, hüzünlü bir ifadeyle anlatmaktadır. Görmediği bu anıt hakkında şunları yazar “Sanat ve zenginlik, o kutsal ve muhteşem yapıyı dikmek üzere el birliği etmişti.

Birbirini izleyen: Pers, Makedonya ve Roma imparatorlukları, yapının kutsallığı önünde saygıyla eğildiler, ihtişamına ihtişam kattılar…”

Günümüzde: Selçuk ilçesinde bulunan Artemis Müzesinde: halen muhteşem güzel bir “Artemis” heykeli bulunmaktadır. Efes antik kentinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan bu memeli Artemis heykeli: güzelliğiyle izleyenleri büyülemektedir.

Kazılarda bulunan diğer çeşitli kalıntıların ise, Londra-British Museum’da özel bir salonda bulunduğu söylenmektedir ki, ben görmediğim için burada ne gibi kalıntılar olduğu hakkında bir şey söylemek istemiyorum.

İşte: muhteşem mimarisi nedeniyle, Dünyanın 7 harikasından biri olarak kabul edilen Artemis Tapınağının benzersiz hikayesi böyledir.

İzmir Selçuk Artemis Tapınağı

Dünyanın 7 Harikası Mısır Keops Piramidi

Dünyanın 7 Harikası, Olympia Zeus Heykeli

Dünyanın 7 Harikası Mısır Keops Piramidi

Dünyanın 7 Harikası Mısır Keops Piramidi

Bu piramidin bulunduğu yerde, aslında 3 piramit var, ama bunların üçü de dünya harikası olarak kabul edilmemektedir. Piramitlerden, yalnızca “Keops Piramidi” dünya harikası olarak kabul edilir. Keops piramidi: aynı zamanda, dünya harikalarından günümüze kadar ayakta kalarak gelebilmiş tek hazinedir.

Piramit: IV hanedanlık zamanında, MÖ.2560 yılında, Firavun Khufu (Keops) tarafından yaptırılmıştır. Keops: piramidin yapımının muhtemelen 20 yıl sürdüğü sanılıyor.

Yapıldıktan sonra, 4300 yıl boyunca: dünyadaki en uzun yani yüksek yapı olarak önemini korumuştur.

Evet: MÖ.2560 yılında tamamlanan piramit: IV Hanedan firavunu Kufu (diğer adı Keops) için yapılmıştır. Kendisi firavun olarak: MÖ.2579-2556 yılları arasında hüküm sürmüştür. Karısı Henutsen Meretites, kendi piramidinin yanındaki küçük piramitte gömülüdür.

Keops: Snefru’nun oğludur ve babasının mezarıyla ilgili: mimari ve lojistik sorunları çok iyi biliyordu.

Fravun Keops

Ne gariptir ki

Mezarı olarak yapılan büyük piramit binlerce yıldır durmasına rağmen, sahibinin günümüze kalmış tek bir betimlemesi bulunmaktadır.

Bu da: 1903 yılında: Petrie-Abydos-Osiris Tapınağı temellerinde bulunan “fildişi” bir heykelidir.
Bu heykelinde, firavun: sağ elinde kırbaç, başında “Aşağı Mısır” ın kızıl tacı ile görülür. Oturduğu tahtın önüne iliştirilmiş saray biçimindeki Mısır krallık sembolünün içine, kralın adı kazınmıştır. Boyutunun küçüklüğüne ve malzemeye karşın, karakteristik bir portredir.

Peki: niçin piramit? Mısır firavunları neden piramitler içine gömülmeyi arzulamışlardır?

Piramit şekli: Güneş Tanrısı “Ra” nın tapınımıyla ilgiliydi.

Piramitler: yaradılış efsanelerindeki “Benu” kuşunun üzerine konduğu, uzun bir dikilitaş olarak bilinirler.

Ayrıca: güneş ışınlarının, yeryüzüne düşerken değdiği en yüksek noktayı temsil ederler. Bu doğal olay: uygun hava koşullarında hala görülebilmektedir.

Başka yerlerde: özellikle “Yeni Dünya” da piramit biçimli yapılar bulunmakta ise de, piramit yapımı aslen Mısır’a özgüdür. Mısır piramidi dışındakiler, genellikle farklı amaçlara yönelik ve farklı mimari yapılar olup, en son Mısır piramidinden 1000 yıl sonra yapılmıştır.

Dünyanın 7 Harikası Mısır Keops Piramidi Özellikleri

KEOPS PİRAMİDİNİN ÖZELLİĞİ

Keops piramidinin diğerlerinden ayrı tutulan en önemli özelliği: Gize’de; en üst noktasına ulaşan, ondan sonra da düşüşe geçen bir mezar gelişim sürecinin doruk noktası olmasıdır.

Mimari gelişimin: bu piramitte zirveye çıktığı gözlenir.

Keops: mezarı için yeni bir yer seçti: Libya Çölü kıyısındaki Giza platosu. Dördüncü Hanedanın, başlıca iki ardılı da, burada onu izleyecekti. Bunlar: Kefren (Kafra) ve Mikerinos (Menkaura) dır.

Mimar Hemon

Keops’un mimarı, daha doğrusu inşaat şefi: kuzeni Vezir Hemon’dur.
Hemon’un oturan heykeli, geçtiğimiz yüzyılda, Gize’deki bir mezarda bulunmuş ve halen Almanya-Hildersheim-Pelizaeus Müzesindedir. Anlamak mümkün değil, Sayın okurlar, Mısır’da bir mezarda bulunan heykelin, Almanya’da sergilenmesi. Çalındı, satıldı ve utanmadan bunu kendi malları, kendi kültür ürünleri gibi sergileyebilen insanlar. Neyse: bu heykel, yapılı bir adamı tasvir ediyor. Zaten, Mısır kültüründe, yüksek mevkideki itibarlı kişiler, iri yapılı olarak betimlenirdi.

Çünkü, çoğu heykel, kişileri idealize etmeye yönelikti. Kişiler, hayatlarının en güzel dönemlerinde gösterilmişlerdir. Ancak: Hemon’un heykelinde: canlı gibi görünen kakma gözler, mezar soyguncuları tarafından sökülmüş ve heykele nispeten zarar verilmiştir. Gözlerdeki canlı etki: göz bebekleri olarak obsidyen ve kristal, irisler için ise beyaz kireç taşı kullanılıyor ve bunlar tunç bir çerçeve içine oturtuluyordu.

Yapım İşleri

Yapım işlerine başlamadan önce, arazinin hazırlanması gerekiyordu. Arazi düzeltilmeli, tasarlanan piramit kenarlarının konumu, pusulanın dört ana yönüne göre dikkatle belirlenmeliydi. Düzeltme için belirlenen alan: dört alçak kerpiç duvarla sınırlandırılıyor ve sonra da içi su dolduruluyordu. Tabii, su yüzeyi düz olmalıydı. Söz konusu alan yeterince oyulduğunda, bu su akıp giderdi. Hendeklerin arasındaki kayalar kesilerek, düz bir yüzey oluşturulurdu. Ancak, bu piramidin yapımı sırasında, inşaat alanının ortasında büyük bir kaya bloku çıkmış ve bu kaya çıkıntısı öylece bırakılmıştı. Bu kaya blokunun parçaları, geçit düzeneği içinde görülebilmektedir.

Piramidin taban kenarının doğru yöne oturtulması için yıldız gözlemleri kullanılırdı. Çünkü, o zamanlar pusula bilinmiyordu. Dört kenardaki hiza hatasının, bir dereceden az olması düşünülürse, eski Mısırlıların, ne ölçüde doğru hesaplama yaptıkları anlaşılabilir.

Kare kaidenin, dört kenarının en uzunu ile, en kısası arasındaki uzunluk farkı: yalnızca 20 cm. dir. Aslında, yapı alanının tam ortasında bırakılan büyük kaya bloğu nedeniyle: köşegenlerin karşıdan karşıya doğru olarak ölçülmesi imkansızdı. Ölçü, yalnızca kenarlardan alınabiliyordu. Öte yandan, tüm bu ölçüler: metrik sistem bilinmediğinden, keten liflerinden yapılmış lifler veya esnek hurma lifleriyle yapılabiliyordu. Yani: ölçümlerin hassasiyetinin hangi şartlar altında gerçekleştiğini bilmemiz gerek.

Evet, tüm bu hazırlık aşamaları tamamlandıktan sonra, piramidin yapımına başlanır.

Ama: her türlü bilimsel ve teknolojik araştırmaya rağmen, piramitlerin tam olarak nasıl yapıldığı, hala meçhuldür. Eski Mısırlıların, bu piramit yapıldıktan 2500 yıl sonra, Roma döneminde: makara ya da palanga bilgisine sahip olduklarını unutmamak gerekir. Ellerindeki tek mekanik destek: silindir kazıklar ve kaldıraçlardı. Eski Mısır’da; tüm yapılar, heykeller ve dikilitaşlar: bu iki ilkel aracın yardımıyla dikilmiş ya da taşınmışlardır.

Gelelim piramidin nasıl yapıldığı hakkındaki teorilere

Birinci Teori

Yapı yükseldikçe, çevresini dolaşan rampalar kullanılmıştır.

İkinci Teori

Piramidin yükselişiyle birlikte; gerektikçe yükseltilip uzatılmış, çöle yayılan uzun bir inşaat rampası kullanılmıştır.

Bunların ikisi de: doğurucu kanıtlarla desteklenememiştir. Bunun üzerine, akla gelebilecek üçüncü bir teori üretilmiştir.

Üçüncü Teori

Taş bloklarının, muhtemelen salıncak iskelelerle kaldırıldığı bir tür yapı iskelesi kullanılmış olmalıdır. Ancak, bu teorinin de, kanıtlanamayan iki sıkıntısı bulunmaktadır. İskeleler için, muazzam miktarda tahta gerekecekti. Ama, eski Mısır’da, buna uygun çapta ahşap-tahta bulmak mümkün olamazdı. Ayrıca: taş bloklarının çok büyük ve çok ağır olması ( en hafifi 5 tondur) bu düşünceyi çürütmektedir.

En ağır basan teori

yapının çevresini dolaşan rampa teorisidir. Yapım ilerledikçe: piramidin dört yüzünün her biri çevresinden kerpiç rampalar çıkarılmıştır. Silindir kızaklar üzerindeki dev bloklar: bu yolla yukarıya getirilmiştir. Taş blok: gerideki silindirin üstünden geçtiğinde; kızak serbest kalacak ve önde yeniden doldurulacak, blok işçi ekiplerince ileri doğru çekilecektir. Bu sistem: tümüyle çok iyi uygulanabilirlik göstermektedir. Ama, sistem olarak uygulanabilir denilse de: uygulamaya gelince sıkıntılar doğmaktadır.

Tüm yüzlerden çıkan ve taşların ağırlığından dolayı fazla dik olmayan bir yokuş; sorunlar yaratır.

Birinci sorun:

Köşe virajlarını alan ve kontrol altındaki kızaklar üzerindeki bloğun dengesine göz-kulak olan ekiptir.

İkinci sorun:

Üst düzeylere ulaşmak için, blokların, yapının çevresinde döne-döne yukarı taşınması: bu durum, aşırı sayıda işçi ve blokları çeşitli düzeylerde yokuş yukarı taşıyan pek çok ekip üzerinde denetim gerektirmektedir, rampalarda aşağı ve yukarı akan insan seli akıl almaz olacaktır.

Büyük piramidin yapımı ile ilgili diğer bir teori ise: İngiliz yapı ustası Peter Hodger tarafından ortaya atılmıştır. Hodger: 2 tonluk bir yükle deneme yaparken: bir ucuna metal bir parça giydirilmiş kısa açılı bir ayağı bulunan uzun kaldıraçlar kullanarak, iki adamın, bu yükü oldukça kolay taşıyabileceğini kanıtlamıştır.

Bu metalli uç: bloğun altına sokularak, bloğun bir ucu kaldırılabiliyor ve altına destek-dolgu konuluyordu. Aynı işlem: diğer uçta da yenileniyor ve bu tür dolgular kullanılarak, bloklar yukarı taşınıyordu. Böylece: büyük bir taş blok: kolayca, makul bir yüksekliğe kaldırılıyordu.

Evet, gelelim piramidin yapımına:

Piramit: her bir basamağı, oldukça enli ve ortalama yükseklik 1 metreden fazla olmayacak düzeyler halinde yapılıyordu. İngiliz Hodger prensibine göre: bazı işçi gurupları, blokları dört piramit yüzü üzerinde birden, aynı zamanda bazılarının da her bir yüz boyunca kaldırılmasına imkan veriyordu. Piramit sivrilip, yüzey daraldıkça, işçi sayısı azalıyordu. Gereken düzeye ulaşan her blok: kızaklar üzerinde, yüzeyden geçirilip kendine ayrılan yere taşınıyordu.

Bu arada devreye “Tarih” isimli kitabında, Heredotos tarafından piramitler hakkında yazılanları sokmak gerekebilir.

“ Kaide taşlarını dizdikten sonra, diğer taşları kısa tahtalardan yapılmış makinelerle kaldırdılar.

İlk makine; taşları yerinden alıp birinci basamağa kaldırıyordu. Birinci basamakta, gelen taşı karşılayıp ikinci basamağa ileten bir diğer makine, oradan da daha yükseğe ilerleten üçüncü bir makine vardı.”

Temel yapı bitirildikten sonra: piramit parlak beyaz “Tura” kireçtaşı ile kaplanacaktı. Kaplama işi, tepeden aşağıya doğru yapılacaktı. Basamaklar: kireç taşı bloklarıyla dolduruluyor, sonra da uygun açıyı vermek ve parlak bir görüntü sağlamak için yontulup düzeltiliyordu. Günümüzde, bu piramitte, zirvedeki kireçtaşı kaplamasının bir kısmı korunmaktadır. Ancak, diğer pek çok piramitte olduğu gibi, kaplamanın geri kalan kısmı: ortaçağ Mısır mimarisinde kullanılmak için sökülerek götürülmüştür.

Büyük piramidin ana boyutları hakkında şunlar söylenebilir

Piramidin eğim açısı: 54 derece 54 dakikadır ki, diğer tüm piramitlerde de bu oran sabittir.
Yükseklik: 145.75 metredir. Ama, üstten 10 metre yitirildiğinden, günümüzdeki durumda, tepesi kesiktir. Ancak, yine de belirli bir uzaklıktan, kaplamasının veya tepesinin eksikliği hissedilmez.
Kare kaidenin her bir kenarı: 229 metredir ve en uzun ile en kısa kenar arasındaki uzunluk farkı, 20 cm. den azdır.
Yapı: 5.37 hektarlık bir alanı kapsar.
Ortadaki doğal kaya blokunun büyüklüğü bilinmediğinden, kullanılan taş miktarını hesaplamak mümkün değildir. Ancak, her biri 2 ile 15 ton arasında değişen, yaklaşık 2.300.000 adet blok kullanıldığı kaydedilmiştir.

Dünyanın 7 Harikası Mısır Keops Piramidi Giriş-Kapı

Giriş-Kapı

Piramidin girişi: kuzey yüz üzerindedir, çünkü kuzey yıldızlarına dönük olarak konumlandırılmıştır. Kuzey yüzünde, yaklaşık 17 metre yükseklikte, merkez noktanın 7.5 metre doğusunda alçak bir giriş bulunmaktadır. Bu girişin üzerinde, yukarıdaki blokların baskısını azaltmak için, ikişer çift halinde, piramit biçiminde yerleştirilmiş dört büyük taş blok vardır. Piramidin günümüzdeki girişi ise: bu özgün girişin hemen altında, biraz sağındadır. Bu giriş: Halife Memun tarafından, 9’ncu yüzyılda açılmıştır. Memun girişi olarak isimlendirilen bu giriş: hazine aramak için “Memun” tarafından açılmıştır.

İç bölümün mimari planları

Gelelim büyük piramidin iç yapısına: piramidin iç geçitleri ve odaları, diğerlerine nazaran daha çoktur.
Birinci planda: girişten itibaren: merkezde ve toprak düzeyinin altındaki mezar odasına inen bir geçit vardı. Ancak bu geçit bitirilmedi ve ikinci planda: piramit gövdesinden yukarıya, zirvenin altında daha merkezi bir konuma yerleştirilmiş olan başka bir odaya çıkan geçit yapıldı. Ancak, bu oda da bitirilmedi. Üçüncü planda: çok daha gösterişli bir düzenleme yapıldı. Piramidin derinliklerine tırmanan yeni bir galeri yapıldı.

Dünyanın 7 Harikası Mısır Keops Piramidi Büyük Galeri

Büyük Galeri

Büyük galeri olarak bilinen bu galeri: 47 metre uzunluğunda ve 8.5 metre yüksekliğindedir. Kireç taşı duvarlar 2 metre dik yükselir ve daha sonra üstteki 7 tabaka azar-azar içeri doğru ilerleyerek, bindirme tonoz şeklini alır. Üstte ise: eni 1 metreden fazla olan tek bir taş dilimiyle kapatılmıştır.

Galerinin başında: çatısına üç yarık açılmış olan kısa, alçak bir geçit vardır. Bu yarıklar: bir zamanlar geçidi ve ötesindeki mezar odasının girişini kapatmak üzere indirilen, granit blokları tutuyordu. Galeri aynı zamanda: çıkış geçidini kapatmak üzere kullanılan granit tıkaçların depolandığı yerdir. Bu tıkama taşları: alan içinde, başka hiçbir yere konulamayacak kadar büyüktür. Bu büyük granit levhalar: cenaze geçeceği zaman, bunlar: tahta kirişlerle desteklenerek galerinin tavanına, altlarına ve cenazenin geçişini engellemeyecek yerlere konuluyorlardı. Rahipler çekildikten sonra, arkada kalan işçiler taşları sallayarak düşürürler, müthiş bir hızla inen bu bloklar, yerde kaydırarak geçidi tıkarlardı.

Böylece:

Mezar odası tarafı, doğal olarak tıkama taşlarının arkasında kalmış oluyordu. İşçiler, sallayarak düşürdükleri taşların ardında kalarak ölüme terk edilmiyorlar, Büyük Galerinin başındaki üst geçitten, bir taşın altındaki dar bir bacadan kaçıyorlardı. Daha sonra ise, kaçtıkları geçit girişini de kapatıyorlardı.
Alçak geçit: mezar odasının kuzeydoğu köşesine, yani kral odasına giderdi.

Dünyanın 7 Harikası Mısır Keops Piramidi Kral-Mezar Odası

Kral-Mezar Odası

Kral odası: perdahlanmış dev granit bloklardan yapılmıştır. Diğer odalara göre daha yukarıdadır ve piramitin merkezinde bulunan sonuncu odadır. Burası, Mısır geometrisinin bir şaheseridir.
Şekli: 2:1’lik “altın oran” yani 10.58 x 5.29 metredir. Odanın yüksekliği: toplam 400 ton civarında çeken, 9 dev bloktan oluşan düz çatıya kadar, 5.87 metredir.
Kral odasının üzerinde: çatısı eğimli olan, en yükseği dışında hepsi düz çatılı olan, beş “rahatlama odası” vardır. İlk dört odacık: kral odası gibi düz tavana sahiptir. Sonuncusunda ise, sivrileşen bir tavan görülür.
Burayı kaplayan bloklar: taş ocağından geldikleri gibi pürüzlüdür ve birkaçının üzerinde, hala, aşı boyalı taş ocağı işaretleri ile Keops adı bulunmaktadır. Piramidin içinde, firavunun adına, yalnızca burada rastlanır.

Mezar odasının batı ucunda:

Tabana yapışık ve duvardan biraz açıkta duran, siyah, büyük bir granit lahit bulunur. Lahit, günümüze kapaksız ve güneydoğu köşesinin üstünün büyük bölümü eksik olarak gelebilmiştir. Tek parça granit bloktan yontularak içi oyulmuştur ve üzerindeki testere izleri, günümüzde de görülmektedir. Elle bile vurulsa: hala çan sesini andıran bir sesle “çınlar”.

Lahdin eni: Çıkış Geçidinin eninden 2.5 cm daha fazladır. Yani, bu lahit, piramidin yapım aşamasında, Kral odasının üstü kapanmadan önce yerine konmuş olmalıdır. Yoksa, bu ölçüleri, sonradan buraya sokulmasına izin vermez. Ancak: oda duvarlarında ince, usta işçiliğe karşın, lahit sanki sonradan başkalarınca yapılmış gibi, son derece kaba bir işçilik göstermektedir. Bu durum: lahde taşınmak üzere getirilirken, Nil nehri üzerinde kaybedilen bir lahit ardından, böyle acele bir lahit konulması olarak tanımlanır. Lahdin üzerinde, sonradan ince süsler yapılmamış olması da ilginçtir.

Mezar odasında, bu lahit dışında diğer elemanlar:

Kuzey ve güney duvarlarında görülen, iki küçük “hava bacası” dır. Bunlar: tabanın 1 metre üstünde başlar ve piramidin içinden geçerek, dış yüzeye çıkarlar. Bu bacaların gerçek amacı ve o günlü işlevleri bilinmiyor. Yani, bu bacaların havalandırmaya katkı sağlamadıkları görülmektedir.

Soygunlar

Tüm önlemlere karşın: MÖ.23’ncü yüzyılda, piramit, mezar soyguncuları tarafından soyulmuştur. Antik çağ ve geç dönemlere kadar; yazarların yazdıklarına göre piramidin girişi açıktı, ancak daha sonra kapandı. Hatta: Memon’un bu yüzden MS.9’ncu yüzyılda yeni bir giriş açtığı söylenmektedir.

Antik Dönem Yazarlarının Aktardıkları:

Herodotos

Tarihin Babası olarak bilinen Halikarnasoslu Herodotos “Tarih” isimli kitabında, 2000 yıllık bir geçmişi olan büyük piramidi ziyareti sonucunda şunları yazmıştır.
“Piramidin üzerinde, işçilerin tükettiği turp, soğan ve sarımsak miktarını belirten: Mısır harfleriyle yazılmış bir yazıt vardır. Bana bu yazıyı okuyan çevirmen: bu iş için 1600 talent gümüş ( bugünkü gümüş fiyatı değerlendirildiğinde, 5 milyon İngiliz Sterlini yapmaktadır) harcandığını söylemiştir. İş süresinin uzunluğunu da hesaba katınca, bu işte kullanılan demir araçlara ve işçilerin beslenmeleriyle giyimlerine harcanan para miktarı çok büyük olmalıydı.”

Hedorotos:

Piramide giden yolun yapımının 10 yıl, piramidin yapımının ise 20 yıl sürdüğünü ve 100.000 işçiden oluşan bir iş gücü kullanıldığını söylemektedir. Keops isimli firavun, yaklaşık 23 yıl hüküm sürmüştür. Dolayısı ile Herodotos’un kullandığı 30 yıllık süreç biraz fazladır. Heredotos’un yazdıklarından birkaç satır daha aktarmak istiyorum. Her ne kadar doğru veya yanlıştır bilinmez: Heredotos, Keops’un yaptırdığı büyük piramidin yapımı için fon elde etmek uğruna: kendi kızına bile fahişelik yaptırmış, onun zamanında bütün tapınaklar ibadete kapatılmış, Mısır-Mısırlılar tarafından nefret edilen, en büyük yoksulluk dönemine girmiştir.

Diodoros

Sicilyalı olan yazar: MÖ.60-30 yılları arasında yazdığı kitabında, piramit hakkında şunları belirtmiştir:
“ 50 yıl hüküm süren, 8’nci kral Memfis’li Keops; Dünyanın yedi harikası arasında sayılan üç piramidin en büyüğünü yaptırdı. Mısır’ın Libya’ya doğru olan kısmında bulunan bu piramitler, Memfis’ten 120 stadion (yaklaşık 13.5 mil), Nil nehrinden 45 Stadion (5 mil) uzaklıktadır. Büyüklükleri ve yapılışlarında gösterilmiş becerileriyle görenleri hayranlık ve şaşkınlığa sürükler.
…. en az 1000 yıl geçtiği halde, hatta söylentilere ya da bazı yazarlara göre 3400 yılı aşkın bir süredir, taşlar hala özgün yerlerinde, yapı ise yıkılmamış olarak günümüze kalmıştır.”
Diodoros: piramit inşaatında 360.000 işçi çalıştırıldığını ve projenin 20 yılda tamamlandığını yazmıştır.

Strabon

Sinop’lu olan ünlü gezgin “Coğrafya” adlı yapıtında, piramit hakkında şunları yazmıştır.
“ Dikkate değer üç kral mezarından ikisi, 1 Stadion (yaklaşık 202 yarda) yüksekliğinden dolayı “Dünyanın Yedi Harikası” arasında sayılmıştır. ………. bunlardan biri diğerinden azıcık büyüktür. Bu piramidin üstünde, kenarları aşağı yukarı ortasında, yerinden oynatılabilen bir taş bulunur. Bu taş kaldırıldığında mezara inen eğimli bir geçit ortaya çıkar.”

DÜNYANIN YEDİ HARİKASINDAN BİRİ OLMASININ NEDENİ

Öncelikle: yedi harika arasında en eski olanıdır ve günümüze kadar ulaşmış tek anıttır. Öteden beri insanlığın kafasını karıştıran, heyecan veren bir etkisi vardır. Bir Arap atasözü bu etkiyi çok iyi özetlemektedir: “ İnsan zamandan, zamansa piramitten korkar.”

Mısır ülkesine giderseniz, Kahire şehri yakınlarındaki bu dünyanın yedi harikasından günümüze kalan en büyük anıtı, mutlaka görmenizi öneririm.

Dünyanın 7 harikası Rodos Klosos Heykeli

Rodos Klosos Heykeli

Dünyanın 7 harikası Rodos Klosos Heykeli;

Evet, dünyanın 7 harikası olarak kabul edilen anıtlardan birisi de Rodos adasındadır. Ancak: bu anıtın resmini herhangi bir yerde görmek mümkün değil. Aynı zamanda, anıt hakkında ayrıntılı bilgi bulmak da mümkün değil, yani anıttın varlığı konusunda bir çelişki yok, ama anıt hakkında maalesef ayrıntılı bilgi bulmak mümkün olmamıştır.

Anıt hakkında, yalnızca antik dönem yazarlarından bazılarının yazdıklarına bakarak, özellikleri ve nerede bulunduğu konusunda bir kısım yargılara varılabilmektedir, ancak elbette bunların doğruluğu tartışılır. Yine de, tartışılmayan tek husus, Rodos adasında, böyle bir anıtın varlığıdır.

Evet, anıt hakkında söz etmeden önce “Rodos” adası ve adanın tarihinden bir şeyler söylemek gerekir ki, niye böyle bir anıt, niye Rodos adasında dikilmiş.

Rodos Klosos Heykeli; Rodos adası; İyonya kıyıları ve Mısır ile, Yunanistan ve Kıbrıs adası ile Suriye arasındaki deniz ticaretinin geçtiği deniz yollarının önemli bir kavşak noktasında idi. Ayrıca: bereketli toprakları ve çok güzel iklimi ve bu elverişli coğrafi konumu nedeniyle, ada, özellikle antik dönemde muhteşem bir refah düzeyine ulaşmıştır.

Önceleri: kıyılardaki diğer şehir devletleri gibi, ada üzerinde de, İalysos, Lindos ve Kamiros isimli üç şehir ve üç bölge bulunuyordu. Ama, MÖ.408 yılında bunlar birleşti ve adanın kuzeyinde federal devletin başkenti olarak yeni bir şehir Rodos şehrini kurdular. Miletoslu Hippodamos’un bulduğu “ızgara” planına göre düzenlenen şehir, kısa zamanda 60 ile 80 bin kişinin yaşadığı, büyük bir şehir haline gelmiştir.

Evet: gelelim adanın tarihi süreç içinde yaşadıklarına:

MÖ.377 yılında, Rodoslular, Atina şehir devletinin kurduğu, İkinci Deniz Birliğine katılırlar. Ancak: adaya bir garnizon asker yerleştiren Karia kralı Mausolos’un kışkırtmasıyla, MÖ.332 yılında bu deniz birliğinden ayrılırlar.

Rodos Klosos Heykeli: MÖ.332 yılında: Büyük İskender, Troy kuşatmasında, Rodoslular Perslerin yanında yer alınca, adaya bir Makedonya askeri garnizonu kurar. Takip eden dönemde, Rodoslular, İskender’in tarafına geçerek, büyük bir felaketten kurtulurlar.

Rodos Klosos Heykeli; MÖ.323 yılında, İskender’in ölümünün ardından, generalleri İskender imparatorluğunu kendi aralarında bölüşürler. Bu dönemde, Rodos başlarda bağımsızlığını korusa da, ticaret nedeniyle, Mısır’a sahip olan general Ptolemaios ile işbirliğine girer. Bu sırada: Ege kıyılarında ise, İskender’in diğer generallerinden Phrygia valisi Antigonos hüküm sürmektedir. Ancak: Antigonos, 600.000 kişilik ordusu ve 25.000 altınlık hazinesi nedeniyle, Asya’nın en büyük gücü haline gelir.

Rodos Klosos Heykeli; MÖ.307 yılında, Antigonos: Rodoslulara, Mısır’daki Ptolemaios’a karşı kendisinin yanında olmalarını ister. Ancak, Rodoslular, Mısır ile olan ticari ilişkileri nedeniyle, bu teklifi kabul etmezler.

Bunun üzerine, MÖ.305 yılında: Antigonos’un askeri kuvvetleri, Rodos adasını kuşatır. Antigonos birlikleri en yeni ve gelişmiş silahları kullanmalarına rağmen, bir yıllık kuşatma sonucunda Rodos adasını ele geçiremezler ve bunun üzerine, Antigonos askerlerinin geri çekilmesini ister. Askerler: kuşatmayı kaldırırlar ve ardından birçok silahlarını geride bırakarak geri çekilirler. Rodoslular, bu silahları satarak, büyük paralar elde ederler.

Gerek kuşatmanın başarısız olması ve gerekse kuşatma ardından elde ettikleri büyük para nedeniyle: Rodoslular Güneş Tanrısı Helios için büyük bir heykel yaptırmak isterler. İşte, ünlü heykelin yapılması fikri buradan çıkmıştır.

Rodoslular: heykelin yapımı için ünlü heykeltıraş Lysippos’un öğrencisi Lindoslu Khares ile anlaşırlar.

MÖ. 294-282 yılları arasındaki 12 yıllık süreçte, Khares ve tunç dökümcüleri, yaklaşık 33 metre yüksekliğinde bir heykel yaparlar. Bu heykele “Rodos heykeli” veya “Kolosos” ismi verilir ve Rodos adasına gelen tüm ziyaretçiler ve ticaret insanları: bu muhteşem heykelin büyüklüğü karşısında büyülenirler ve heykel, Dünyanın 7 harikasından biri kabul edilerek tarih sahnesinde yerini alır.

Evet, yazının başında da belirttiğim gibi, heykel hakkında herhangi bir resim, tasvir veya sikkeler üzerinde resim yok.

Heykel hakkında yalnızca antik dönemdeki bazı yazarların yazıları var ki, bunların gerçek olup olmadığı da kanıtlanamamıştır. Yine de, bu heykel hakkında bir şeyler bilmek istiyorsak, antik dönem yazarlarının bu yazılarını incelemek-okumaktan başka çare bulunmamaktadır.

Strabon

Sinoplu, ünlü gezgin “Coğrafya” isimli kitabında, heykel hakkında şunları yazmaktadır.
“ Heykel: Rodos şehrinin doğu burnundadır. Limanları, yolları, surları ve gelişimi açısından; genelde diğerlerinden o kadar üstündür ki, onunla eşit bir şehirden söz edemem. Hatta: onunla eşit ya da ona yakından bile…

İyi düzeni, devlet işlerinin genelde dikkatli yönetimi: özellikle denizcilikte üstünlüğü sayesinde, korsanlığı çökerterek Romalıların ve Yunanlıların tarafını tutan bütün kralların dostu olmuşlardır. Bu nedenle: bağımsız kalmış, pek çok adak sunusuyla süslenmiştir. Bunların en iyilerinin başında: Helliosun Kolossosu gelmektedir.

Yüksekliği 10 kübitin 7 katı, Lindos’lu Khares’in yapıtıdır. Ama, bir deprem sonucu yıkılmıştır ve şimdi, dizlerinden kırılmış olarak yerde yatmaktadır. Halk; bir kehanete uyarak, onu yeniden ayağa kaldırmamıştır. Bu heykel; o zamanki adak sunularının en şahanesidir.”

Plinius

Yaşlı gezgin, “Doğa Tarihi” isimli kitabında, heykel hakkında şunları yazmaktadır:
“ Ötekilerin hepsinden daha çok hayranlık uyandıran, yukarıda adı geçen Lysippos’un öğrencisi Lindoslu Khares’in yaptığı, Rodos’daki Kolossos: Güneş Heykelidir.

Bu heykel: 70 kübit (yani 33 metre) yüksekliğinde olup, dikilişinden 56 yıl sonra, bir depremle yıkılmış ise de yerde yatarken bile muhteşemdir. Heykelin başparmağının çevresinde, birkaç kişi kollarını kavuşturabilirdi. Parmaklar: çoğu heykelden daha büyüktür.

Gövdesinin kırık parçalarında açılmış koca oyuklardan, içerisindeki büyük kaya kütleleri görülebiliyordu. Sanatçı heykeli bunların ağırlıklarıyla ayağa dikmişti.

Tamamlanmasının 12 yıl sürdüğü ve 300 talente mal olduğu ve bu paranın, uzayan Rodos kuşatmasından bıkan Demetrios’un bırakıp gittiği savaş aletlerinden elde edildiği kaydedilmiştir.”

Byzantionlu Philon

Kolossos heykelinin son derece karışık yapım tekniğini anlamak için, bu yazarın yazılarını okumak gerekir.

“Rodos’ta güneşi temsil eden 70 kübit yüksekliğinde bir kolossos heykeli dikilmiştir. Çünkü: tanrının görüntüsünü bir tek onun soyundan gelenler bilirdi. Sanatçı: bu heykele, madenlerde kıtlık yaratacak kadar çok tunç harcamıştır. Heykelin dökümü, tüm dünyanın tunç endüstrisini etkileyecek bir işti.

Sanatçı: tunç bölümü, içeriden demir bir iskelet ve köşeli taş bloklarla desteklemiştir. Blokların kenetleri, bunların devletin gücüyle dövüldüklerine tanıktır. Gerçekten de, işin görünmeyen bölümü, görünenden büyüktür.

Beyaz mermerden bir kaide yapan sanatçı: kaideye önce, Kolossosun ayağını, ayak bileğinin altına kadar yerleştirmiştir. Oranlarını 70 kübit yüksekliğe ulaşacak bir tanrı heykeline göre ayarladığı için: ayağın t abanı, uzunluk olarak diğer heykellerin yüksekliğini çoktan aşmıştı. Bu yüzden: heykelin geri kalanını, yukarı çekip, ayaklar üzerine koymak imkansızdı. Ayakların üzerine, ayak bileklerinin dökülmesi, aynen bir ev inşaatında olduğu gibi, yapının kendi üzerinde yükselmesi gerekiyordu.

Diğer heykeller, önce modelleri yapılıp sonra kalıplama için parçalara ayrılır ve en son olarak yeniden birleştirilip yerine dikilirdi.

Bu heykelde ise: ilk parça döküldükten sonra, ikincisi onun üzerine uydurularak ve izleyen parça için de yine aynı çalışma yapılarak özel bir yöntem uygulandı. Çünkü: gövde, madeni parçaları, ayrı-ayrı taşıyamazdı.

İşi biten parçanın üzerine, yeni bölüm döküldükten sonra, yatay kenetler ile iskelet bağlantılarının aralığı ayarlanmış ve heykelin içine yerleştirilen taş blokların sabitleştirilmesi sağlanmıştı.

Sanatçı: işlemi, heykelin her yanında, sağlam bir temel üzerinde yürütmek için, her bölüm tamamlanır tamamlanmaz, çevresine büyük bir toprak kümesi yığmıştı. Böylece biten kısım, yığılan toprağın altında gömülü kalmış ve sanatçı, bir sonraki parçanın dökümünü, o zeminin üstünde gerçekleştirmişti.

Böylece: adım adım yukarı tırmanarak amacına ulaşan sanatçı: 500 taletlik tunç, 300 taletlik demir pahasına ve inanılmaz bir cesaretle, gerçek tanrıya eş bir tanrı yaratarak, dünyaya ikinci bir güneş armağan etti.

Evet: bu metinler değerlendirildiğinde elde edilen sonuç şudur:

Metinler; Kolossosun görünümü hakkında çok az şey anlatsa da, tanrının dimdik ayakta ve çıplak betimlendiği sonucuna varılmaktadır. Çünkü: 33 metrelik bir heykelin, dimdik durabilmesi için, çok sade olması gerekmektedir.

Tarihi süreç içinde, Kolossos hakkında bir şeyler yazan diğer yazarlar şunlardır:

Gabriel

Bu Fransız bilim adamı, 1932 yılında: elindeki tüm verilere dayanarak bir heykel benzetmesi ortaya koymuştur. Buna göre: bir elinde meşale, diğerinde mızrak tutan ve bacakları birbirine yapışık olarak dimdik duran, çıplak bir erkek.

Herbert Maryon

1954 yılında, Kolossos hakkındaki yazılarında, heykeli şu şekilde tasvir etmiştir. Sağ elini başına doğru kaldırmış, çıplak bir erkek.
Yazar bu benzetmesini yaparken: Rodos adasında bulunmuş, kırık bir mermer kabartmasındaki “başına çeleng takan bir atlet” betimlemesinden etkilenmiştir ki, bunun Helios’ile hiçbir bağlantısı olmadığı kesindir.

Diğer araştırmalar ve çalışmalar

Bilim adamları: heykeldeki tanrının başı için: dönemin Rodos sikkelerindeki “Helios başı” desenlerine başvurmuşlardır. O tarihlere ait yörede ele geçen sikkelerin çoğunda: popüler desen olarak güneş ışınlarıyla çevrili bir baş görülür. Ama, yine aynı sikkelerin bazılarında ise, ışıksız baş desenine de rastlanmaktadır.

Heykel hakkında elde edilen sonuçlar

Heykelin en şaşırtıcı yanı: muazzam büyüklüğüdür. Yere düşmüş durumdayken bile, ayaktaki kadar etkileyici olmuştur. Kaynakların çoğu: 70 kübitlik bir yükseklikte uzlaşmaktadırlar. Kübit: orta çağda dönem dönem ve yer yer az çok değişiklik gösterse de, Kolossosun yüksekliğinin yaklaşık 33 metre olduğu kesin gibidir. Antik dönemde, Yunanistan’da 10 metreye varan heykellerin varlığı bilinmektedir. Ancak, bu yükseklikteki bir heykelin yapılma fikrinin, Mısır’dan geldiği düşünülmektedir. Çünkü: MÖ.3’ncü yüzyılda, Rodos ile Mısır arasında sıkı ilişkilerin bulunduğu bilinmektedir.

Heykelin başının görünümü hakkında yapılan araştırmalarda: dönemin Rodos sikkeleri üzerindeki popüler “Helios” başı desenleri incelenmiştir. Bu desenlerden büyük kısmı, baş çevresinde ışıklı olmasına rağmen, bazılarında ise, baş çevresinde ışık görülmez. Bu yüzden: kesin bir kanıya varılamamıştır.

Heykelin konumuna gelirsek:

Heykelin konumu hakkında antik kaynaklar bilgi vermezler. Bunun üzerine, heykelin yeri konusunda varsayımlarda bulunulur. Bu varsayımlardan en akla yatkın olanı, yukarı da söz ettiğim gibi “Gabriel” tarafından yapılmıştır.

Heykelin: “Mandraki Limanı” nın güneydoğusundaki “Deigma” yani “çarşı” bölümünde bulunduğu öne sürülmektedir.

Ayrıca: aşağı kentte “Kolossos” un bulunduğu yere dikilmiş ve Kolossos St John’una adanmış bir ortaçağ şapeli bulunduğu söylenmektedir. Ancak: Gabriel: kentin o bölümünde, böyle bir şapel olmadığını yazmıştır.

Martini isimli İtalyan bir gezgin, 1394 ve 1395 yılları arasında, Rodos adasını ziyaret ettiğinde: heykelin “Mandraki Limanı” üzerinde, bacakları açık olarak durduğunu yazmıştır. Martini: heykelin bir ayağının “Mandraki Limanı doğu girişinde” ve diğer ayağının ise “liman girişinin diğer tarafında” durduğu hakkında: Rodos adasında yaygın bir inanıştan söz etmektedir.

Ancak: bu tanıma göre, heykelin bacaklarının arasının açıklığının 400 metre olması gerekir diki; Gabriel tarafından bunun imkansız olduğu kanıtlanmıştır.

Yine de: heykelin elinde bir meşale tuttuğu ve bunun bir fener kulesi gibi kullanıldığı görüşü: liman ağzında bulunan heykel konumunu güçlendirmiştir.

Zaman içinde, ünlü İngiliz yazar Shakespeare: “Julius Ceasar” isimli eserinde, Rodos heykeli hakkında şunları yazmıştır.

“ Ya, dostum baksana adam bir Kolosos gibi açıp bacaklarını
Dikilmiş tepesine daracık dünyanın: ve biz zavallılar,
Kocaman bacakları altında gezinip, gizlice gözetliyoruz etrafı”

Evet, Kolososun liman girişinde durduğu iddia edilen bölgeye; daha sonraki tarihlerde şövalyeler tarafında: “Aziz Nikola” ya adanmış bir kilise ve daha sonra ise bir kale yapılmıştır. Bu kalenin duvarlarında pek çok antik döneme ait taş bulunmaktadır.

Öte yandan, Kolossos yapıldıktan sonra: dünyanın çeşitli yerlerinde liman girişlerine heykeller yapılması fikri yaygınlaşmıştır. Takip eden tarihi süreçte; Roma şehrinin limanı Ostia ve Filistin Limanı Caesarea’da, bu tür heykellerin dikildiği bilinmektedir.

Ancak, Kolossos’un liman girişine dikilmesi konusunda olan itirazlar, iki hususta toplanmaktadır. Bunlardan birincisi: heykelin MÖ.226 yılındaki bir depremde yıkılmasının ardından, yaklaşık 900 yıl boyunca, liman girişinde böyle bir heykelin bulunması, birçok faaliyeti engellemiş olmalıdır.

Diğer bir husus: antik dönem yazarları, heykelin düşüşü ile, birçok evin yıkıldığını söylemektedirler. Heykel, liman bölgesinde bulunsa böyle bir yıkım olamazdı, öte yandan: liman bölgesindeki heykel, denize doğru yıkılıp, görünürden kaybolurdu ki, yıkılmış heykel, takip eden 900 yıllık süreçte birçok kez görülmüştür. Dolayısı ile, heykelin liman girişindeki konumu iddiaları kanıtlanamamıştır.

Sonuç olarak, heykelin konumu hakkında, şu söylenebilir

Rodos Klosos Heykeli; Şövalyeler sokağının başında: 1310 yılında yapılmış, Kolossos St. John onuruna yapılmış bir manastır kilisesi bulunmaktadır. Ancak, 1856 yılında, kilise, bir barut patlaması sonucu kazara yok olunca, buraya 19’ncü yüzyılda bir Türk okulu yapılmıştır. Günümüzde: bu okul yapısının kaidesi çevresinde eski taşlar görülmektedir.

Buna göre, yapının eski temeller üzerine, dört köşeli oturtulduğu anlaşılmıştır. Ayrıca: okul kapılarının hemen dışında ve okulun Büyük Üstatlar Sarayına bakan çevre duvarının alt tabakasında da, eski duvar kalıntıları görülmektedir.

Bu noktanın yakınlarında bulunmuş yazıtlara göre “Helios Tapınağı”, antik dönemde burada veya yakınlarındadır. Yunanlılar: tanrılarının tapınaklarına şükran sunuları sunarlardı. Bu nedenle: Delphoi ve Olympia gibi büyük kutsal alanlarda: birçok heykeltıraşlık hazineleri görülmektedir.

Kolosos’da: Demetrios’un kuşatmasından kurtuluş üzerine yapılan bir şükran sunusu olarak değerlendirilebilir ve büyük ihtimalle: Helios kutsal alanında olması düşünülmektedir.

KOLOSSOS HEYKELİN YIKILIŞI

MÖ 226 yılında, büyük bir deprem sırasında, heykel en zayıf yeri olan dizlerinden kırılarak yıkılır. Bunun üzerine, Mısır kralı II. Ptolemaios: heykelin restorasyonu için ödeme yapmayı teklif eder. Ama: Rodoslular, heykeli yeniden dikmelerini yasaklayan bir kehanet nedeniyle, bu teklifi kabul etmezler. Böylece: Kolossos, düştüğü yerde, neredeyse, 900 yıl kalır ve gelip-geçenler, yıkıntılar içine bakarak, bir zamanlar onu ayakta tutan demir ve taş yığınlarını görmüşlerdir.

MS.654 yılında, Rodos adasını işgal eden Araplar: Kolossosun kırık parçalarını, Anadolu’ya taşırlar ve Emesalı bir Yahudi’ye satarlar. Bu adam: parçaları 900 devenin sırtına yükletip, Suriye’ye götürür.

DÜNYANIN YEDİ HARİKASI OLARAK ÖNEMİ

Rodos heykeli hakkında: Dünyanın 7 harikası olarak seçilen diğer eserlerden daha az bilgi bulunmaktadır.
Heykelin: nerede durduğu ve neye benzediği net olarak bilinmemektedir. Ama, bilim adamları, elde mevcut bütün kanıtları birleştirdiklerinde: bir takım tahminler yürütmektedirler.

Heykelin en şaşırtıcı yanı, muazzam büyüklüğüdür. Tunç heykel, 33 metre yükseklikteydi ve antik dönemde, bundan önce, bu boyutta bir heykel yapılmamıştı. Bu yüzden: yapılışından yok oluşuna kadar, yalnızca 56 yıl boyunca ayakta duran bu devasa heykel, dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilir.

MÖ.226 yılında heykel, bir deprem sonucu, en zayıf yeri olan dizinden kırılır ve düştüğü yerde, 900 yıl boyunca kalır.

Dünyanın 7 Harikası Artemis Tapınağı hakkındaki yazım için Artemis Tapınağı