Adana Yumurtalık

Adana Yumurtalık

Adana şehrinin, Akdeniz’de kıyısı bulunan ilçelerinden biridir. Adana’nın sıcağından bunalanların uğrak yeri. Deniz manzarası ile ünlüdür.

Adana Yumurtalık
Adana Yumurtalık

ULAŞIM

Adana il merkezine, 81 km. uzaklıktadır. Ceyhan ve Yakapınar üzerinden gidiliyor. Ceyhan ilçesine ise: 30 km. uzaklıktadır. Yol güzel.

Adana Yumurtalık
Adana Yumurtalık
Adana Yumurtalık

GENEL

Yumurtalık “yumurta yuvası” anlamına gelir.

Yumurtalık’ın güney ve doğusunda İskenderun körfezi, kuzeyinde Ceyhan ilçesi, kuzeybatısında Adana, Batısında ise Karataş ilçesi vardır. Adana’nın Akdeniz’e kıyısı olan iki ilçesinden biridir.

İlçenin toplam sahil şeridi 55.22 km. dir.

Yumurtalık: temiz, berrak denizi ve yaklaşık 1 kilometrelik geniş plajı ile cazip bir tatil merkezidir. Turizm bölgesinde toplam 5 kilometre uzunluğunda sahil bandı bulunur.

Özellikle hafta sonlarında sahil çok kalabalıktır. Adana’da yaşayan birçok kişinin burada yazlık konutları vardır.

Tatil sezonu boyunca pek çok günlük ziyaretçi gelir. Yaz döneminde Yumurtalık ilçesinin nüfusu 30-40 bin kişilere kadar yükselir.

Havası oldukça güzel, Adana şehir merkezine göre serindir.

Bakü-Ceyhan petrol boru hattı Yumurtalık’ta sonlanır. Yani Yumurtalık limanından büyük petrol tankerlerine petrol yüklenir.

Adana Yumurtalık Ayas PlaJı

Yumurtalık-Ayas Plajı

Adana il merkezine 80 km uzaklıktadır. Plajın uzunluğu 600 metre ve genişliği ise 50 metredir.

Buranın daha önce mavi bayrağı varmış, ama iptal edilmiştir. Doğru dürüst bir tesis yoktur. Deniz hemen derinleşmiyor.

Deniz berrak ve güzel, plaj kum, kumu güzeldir.

Bunun yanında: özellikle ilçe merkezinin batısında, devlete ait çeşitli kamplar bulunmaktadır. (Emniyet Müdürlüğü “Polis Kampı”, Devlet Su İşleri, Tarım Kredi, Köy Hizmetleri, Gençlik Kampı Tesisleri var )

Ayrıca, Yumurtalık belediyesinin halka açık kamp alanları bulunmaktadır. Her yıl, çok sayıda vatandaş, belediyenin kamp alanından yararlanmaktadır. Kamp alanlarında, her türlü alt ve üst yapı mevcuttur.

Adana Yumurtalık

Kaplumbağalar

Yumurtalık sahilleri, 4 milyon yıldır bu bölgede yaşayan, dünyada sadece 1000 çift kaldığı düşünülen, yeşil deniz kaplumbağaları (Chelonia mydas) nın dünya popülasyonunun % 60’ı ve ayrıca bir çok Caretta Caretta kaplumbağalara ev sahipliği yapıyor.

Ayrıca bir tatlı su kaplumbağası türü olan Nil Kaplumbağasının (Trionyx triunguis) da yaşam alanıdır.

Nesli tükenme tehlikesi altındaki bu türler, Yumurtalıkta, komşu Karataş ilçesindeki Akyatan sahilinde ve Dalyan’daki İztuzu plajında yumurta bırakmaktadır.

Zaten buranın Yumurtalık ismi de, bu kaplumbağa yumurtlama alanı olmasından gelir.

 

Balıkçılık

Yumurtalık yöresine yolunuz düşerse, balık yemeden ayrılmayın, sahilde güzel balık restoranları var, menüyü kontrol ederek bu restoranlarda güzel bir balık menüsü yemelisiniz.

İlçede sahilde bulunan bazı köylerde balıkçılık yapılıyor. Bu köylerde, çeşitli büyüklükte balıkçılık tekneleri var.

Denizde avlanma derinliği 70 metreyi buluyor. Buraya has balıklar: kefal, lagos, karagöz, melanur, istavrit, lüfer, levrek, çupra, barbunya, sardalya, gümüş, karides, mercan, torik ve arı balığıdır.

Yumurtalık ve civarında çıkarılan “King Karides” özellikle dünyaca meşhurdur.

Adana Yumurtalık

TARİHİ

Yumurtalık: İskenderun körfezinin kuzeyinde, MÖ 4’ncü yüzyılın son çeyreğinde, Büyük İskender’in Pers İmparatoru Dara’yı mağlup etmesinden sonra, İskender’in halefi olan Makedonyalı komutanlar tarafından bir liman şehri olarak kurulmuştur.

Bu yeni kurulan kente, eski Yunancada “keçi” anlamına gelen “Aıks” sözcüğünden türetilmiş “Aigeai” ismi verilmiştir.

Çünkü, bununla ilgili bir efsane vardır.

Söylenenlere göre: Büyük İskender, Pers ordusunu yenerken, boynuzlarına meşaleler bağlı keçileri Perslerin üstüne göndermiş, Persler büyük bir ordunun üstlerine geldiğini düşünerek kaçmışlar ve savaşı İskender kazanmıştır.

Ermeni krallığına bağlı Lajazzo (Ayas) şehri, 1261 yılında Venediklilere kiraya verilir. Kentin asıl gelir kaynağı olan deniz ticaretini ellerinde tutan Venedikliler, şehre “Lajazzo” ismini verirler.

1268 yılında bölge Memlukler tarafından ele geçirilir ve Halep Beyliğine bağlanır.

Marko Polo, 1269 yılında şehri ziyaret eder. Limanın Venedikli ve Cenovalı tüccarlarla dolu olduğunu ve bunların ipek, altın, yün, hububat ve baharat ticareti yaptıklarını yazar. 1271 yılında Çin’den dönüşünde, kenti ikinci defa ziyaret eder.

1517 yılında bölgede Yavuz Sultan Selim vasıtasıyla Osmanlı hakimiyeti görülür.

Cumhuriyet devrinde, Nahiye merkezi Ayastan Yumurtalık’a taşınır. 1933 yılında nahiye olan Yumurtalık, 1959 yılında Adana’nın bir ilçesi olur.

1974 yılında oyuncu ve film yönetmeni Yılmaz Güney, Yumurtalık hakimi Sefa Mutlu’yu öldürülmesi olayının ardından Yumurtalık’ta tutuklandı.

Yumurtalık Meslek Yüksek Okulu

YUMURTALIK MESLEK YÜKSEK OKULU

Çukurova Üniversitesine bağlı olarak, 2000 yılında kurulmuştur. İktisadi ve İdari Programlar Bölümleri, Turizm ve Otelcilik, Teknik Programlar Bölümünde Su Ürünleri, Petrokimya Seracılık ve Bahçe Kültürleri programlarıyla açılmıştır.

Okul, 2017-2018 eğitim öğretim yılında, 3 amfi ve 16 derslik, 15 laboratuvar ve öğrenci kantini olan 7 bin metre karelik kapalı alana sahip olan yeni hizmet binasında faaliyetlerine devam etmektedir.

 

GEZİLECEK YERLER

Adana Yumurtalık Lagünleri-Yumurtalık Tabiat Koruma Alanı, Milli Park
Adana Yumurtalık Lagünleri, Yumurtalık Tabiat Koruma Alanı, Milli Park

 

YUMURTALIK LAGÜNLERİ-YUMURTALIK TABİAT KORUMA ALANI-MİLLİ PARK

Park alanı, Adana il merkezine 55 km, Yumurtalık ilçe merkezine 30 km ve Karataş ilçe merkezine 35 km uzaklıktadır.

Adana-Karataş-Yumurtalık yolu asfalttır. Adana-Ceyhan-Yumurtalık yolu da asfalttır.

Yumurtalık lagünleri: Ceyhan nehrinin denize döküldüğü yer ile Yumurtalık körfezi arasında kalan lagünler, tatlı ve tuzlu su bataklıkları, geniş çorak düzlükler, çamur düzlükleri, sazlıklar, ıslak çayırlar, kumullar ve Halep çamı ormanlarından oluşan oldukça kompleks bir yapıya sahip sulak alan sistemidir.

Burası, bölgedeki diğer lagünlerin aksine düzensiz kıyı çizgisine sahiptir birçok noktada denizle birleşir.

Eski Ceyhan nehri eski yatağı, alanı ikiye böler.

Eski nehir yatağı kuzeyinde, Çamlık lagünü ile geniş çorak düzlükler, bataklıklar ve tuzlu çayırlarla çevrili Ömer, Yapı ve Darboğaz gölleri yer alır.

Göllerin derinlikleri 20-60 cm arasında değişir.

İlkbahar ve yaz aylarında, gölün bir kısmı kuruyunca, özellikle kuzeyde geniş çamur düzlükleri ortaya çıkar.

Tatlı suyun, kumullardan göle sızdığı bölümlerde, sazlıklar vardır.

Tuzcul bataklıklar ve çamur düzlükleriyle çevrili olan Çamlık Lagünü: Ömer gölü, Yapı gölü, Darboğaz gölü ve daha küçük Kaldırım gölü, kış aylarında su seviyesi yükseldiğinde, tek bir büyük göle dönüşür.

Ömer gölü ve Çamlık lagünü arasındaki bir yarımada üzerinde: 59 hektarlık alanı kaplayan, Türkiye’nin nadir Halep Çamı ormanlarından biri bulunur.

Alandaki bataklıkların bir bölümü, tarım alanına dönüştürülmüştür.

Batı bölümde, büyükbaş hayvanların otladığı, geniş ıslak çayırlar vardır.

Yelkoma Lagününün ağzında, eski Ceyhan ağzında ve Çamlık Lagününün Yumurtalık körfezine açıldığı yerde, dalyanlar vardır.

Eskiden burada balıkçılık kooperatifleri vasıtasıyla balıkçılık yapılıyormuş ama bölge Milli Park ilan edilince 1994 yılından sonra dalyan özelliği kalmamış.

Adana Yumurtalık Milli Park
Adana Yumurtalık Milli Park

Yumurtalık lagünlerinde, 272 bitki ve 252 kuş türü bulunur. Alanda değişik türden binlerce ördek, sakarmeke, flamingo, kılıçgaga, akça cılıbıt ve küçük kum kuşu gibi kuş türleri kışlar ve geçmişte bunların sayısının 70 bini aştığı söylenir.

Bölge, 1993 yılında, 1’nci Derece Sit alanı olarak ilan edilmiş ve korumaya alınmıştır.

1994 yılında ise, Bakanlar Kurulu kararı ile, Tabiatı koruma alanı olarak ilan edilmiştir.

2008 yılında ise, yine bu bölge Bakanlar kurulu kararı ile “Milli Park” olarak ilan edilmiştir.

Yumurtalık körfezi, nesli tehlike altındaki yeşil kaplumbağanın Akdeniz’de bilinen tek kışlama alanıdır.

 

YUMURTALIK SERBEST BÖLGE

Milli Park Alanının doğusundadır.

Burada: ağır metal endüstrisi tesisleri ve Irak petrollerini taşıyan boru hattının ulaştığı bir tanker dolum tesisi bulunur.

Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattı ile Orta Asya Petrolleri de buraya taşınmaktadır.

Dev dolum tesislerinin bulunduğu bölgede, bir de termik santral bulunmaktadır.

Daha doğuda, İskenderun körfezinin karşı tarafından da petrol rafinerisi, ağır metal ve çimento fabrikaları bulunur.

Bugüne kadar büyük çaplı bir kaza meydana gelmemiştir.

 

ANTİK LİMAN

Ayas kalesinin koruduğu liman, oldukça geniş bir koyun, küçük bir halicinin kenarına kurulmuştur.

Bu koy, dar bir deniz boğazından karanın içine girerek kaleye doğru olabildiğince genişleyen bir koy haline gelir.

Doğal bir dalgakıran vardır.

İnsan eliyle yapılmışa benzeyen, şerit halinde uzanan koy ile denizi birbirinden koparır, daracık bir boğaz sayesinde deniz ile koyu birbirine bağlar.

Koyun tam ortasında: küçük bir adacık ve üzerinde kız kalesi bulunur.

Denizdeki dalgalar yüksek geldiğinde, en fazla 6-7 metre kalınlığındaymış gibi bir görüntü veren bu kayaların üzerinden zıplayan dalgalar koyun içine düşebilmektedir.

Ancak, bu doğal set, denizdeki gemilerin koy içine girmesine izin vermez ve limanın emniyetini sağlar.

Böylece antik dönemlerde, çok önemli işlev sağlamıştır.

Adana Yumurtalık Ayas antik kenti
Adana Yumurtalık Ayas antik kenti-Aigaiai

AYAS (AİGEAİ-YUMURTALIK) ANTİK KENTİ

Öncelikle şunu bilmekte yarar var, aynı isimli bir antik kent, günümüzde Manisa kentinde de bulunmaktadır.

KURULUŞU;

Şehrin kuruluşuna ait 2 iddia var.

1-Basılmış madeni sikkeler, Aigeai şehrinin geçmişinin, en fazla MÖ 2’nci yüzyıla kadar uzandığını gösterir.

2-Şehir, MÖ 4’ncü yüzyılın son çeyreğinde, Büyük İskender’in Pers İmparatoru Dara’yı yenmesinden sonra, İskender’in halefi olan Makedonyalı Komutanlar yani Seleukoslar tarafından bir liman şehri olarak kurulmuştur.

 

İSMİ:

Bu yeni kurulan kente, eski Yunanca’da “keçi” anlamına gelen “Aiks” sözcüğünden türetilmiş “Aigeai” ismi verilmiştir.

Çünkü bununla ilgili bir efsane vardır.

Söylenenlere göre: Büyük İskender, Pers ordusunu yenerken, boynuzlarına meşaleler bağlanmış keçileri Perslerin üstüne göndermiştir.

Persler büyük bir ordunun üstlerine geldiğini düşünerek kaçmışlar ve savaşı İskender kazanmıştır.

Kent: Helenistik dönemde Aigeai, Roma döneminde Aegeai, Orta çağda İtalyan denizciler ve tüccarlar tarafından Ajazzo ve Lajazzo, İslam dönemlerinde ise Ayas ismini kullanmıştır.

 

YERİ:

Kent: antik dönemde, Kilikya Pedias (Ovalık Klikya) bölgesinde, Ceyhan (Pyramos) nehrinin doğusunda, İskenderun körfezinin batısında, Misis ve Davudi dağlarının (Parion Oros) güneyinde yer almaktadır.

Bugün ise, Ayas antik kenti: Yeniköy deresi kenarında, korunaklı doğal bir barınağın hemen üzerindeki bir yükseltide kurulmuştur.

 

ÖNEMİ:

Antik dönem yazarlarından: Pausania, Tacitus ve Strabon, eserlerinde Aigeai antik kentinden söz etmişlerdir.

Orta çağ boyunca yoğun bir yerleşime sahne olan Ayas, kale ve liman çevresinde gelişmiştir.

Romalılar döneminde, Suriye’ye giden yol üzerinde, önemli bir liman, garnizon kenti ve konaklama yeri olarak kullanılmıştır.

Bizans döneminde de bu özelliklerini geliştirerek devam ettirmiştir.

Şehir, Haçlı seferlerinin bir sonucu olarak, ticaret yolunun değişmesi sonucu, daha 12’nci yüzyılın başından itibaren, önemli bir ticaret merkezi olma yolunda canlanmaya başlamıştır.

Kentin ticari önemi, Ortaçağ da daha da artmıştır.

Ortaçağ döneminde, Anadolu’nun iç kesimlerine dağılan kervan yollarının ana limanı ve başlangıç noktası burasıydı.

 

ŞEHRİN TARİHİ GEÇMİŞİ;

 

SELEUKİD HAKİMİYETİ-HELENİSTİK DÖNEM:

MÖ 333 sonbaharında, Makedonya Kralı Büyük İskender: Kilikya bölgesine girer, bahar ayında ise Aigea yakınlarında bulunan İssos’ta yapılan savaşta, III Dareios yönetimindeki Pers ordusunu yener.

Kilikya satraplığına: Kral muhafızlarından Nikanor oğlu Balakros’u atar.

 

Kilikya Topraklarının Paylaşılması:

Büyük İskender’in MÖ 323 yılında, Babil’de ölümünün ardından, İmparatorluğun toprakları komutanları arasında paylaşılır.

Kilikyanın kıyı kentlerini: Ptolemaioslar, Kilikyanın doğu kıyısı ve iç kesimlerini Seleukos krallığı alır.

Seleukos kralı III Antiokhos’un; MÖ 197 yılında, Ptolemaios Kralı V Ptolemaios’a karşı başlattığı büyük deniz harekatının çıkış noktası: Aigeiai’dir ve bu savaş sonucunda, tüm Kilikya, Seleukos Hanedanlığı hakimiyetine girer ve yoğun bir Hellenleşme süreci başlar.

 

Aigeai kentinin kurulması ve şehrin ismi:

Şehir:  I.Seleukos Nikator (MÖ 323-281) döneminde, Makedonyalı asker koloniler tarafından, Büyük İskender’in anısı için kurulmuş olmalıdır.

İsmini ise Makedonya’nın başkentinden almıştır.

 

Şehrin kurulmasıyla ilgili iddialar:

Bazı iddialara göre, şehir Büyük İskender tarafından kurulmuştur.

İddialara göre, bu yeni kurulan kente, eski Yunanca’da “keçi” anlamına gelen “Aiks” sözcüğünden türetilmiş “Aigeai” ismi verilmiştir.

Çünkü bununla ilgili bir efsane vardır. Söylenenlere göre: Büyük İskender, Pers ordusunu yenerken, boynuzlarına meşaleler bağlanmış keçileri Perslerin üstüne göndermiştir. Persler büyük bir ordunun üstlerine geldiğini düşünerek kaçmışlar ve savaşı İskender kazanmıştır.

Evet yukarıda belirttiğim gibi, bu iddiaların doğruluğunu gösteren kanıt yoktur.

Sadece: antik dönemde, bu iddia ile ilgili olarak, roma İmparatorluk dönemine ait birçok sikke üzerinde, Büyük İskender, keçi, boynuzlarına yanan meşaleler takılmış keçi betimlemeleri bulunmuştur.

 

Büyük İskender:

Büyük İskender’in İssos savaşı öncesinde hazırlık yaptığı ve zafer kazandığı bu bölgedeki: Alexandria, Aigeai, Epiphaneia ve Hierapolis/Kastabala kentleri, Büyük İskender’in sikkelerinde yüceltilmiş ve onu bir saygınlık değeri olarak kullanmıştır.

Ayrıca Eigeai kenti: Eugenes soylu kökenli olma özelliği kazanmak için, mitolojik kurucusunun Argoslu kahraman Perseus olduğunu iddia etmiştir.

Kentin, Makedon kökenlerine ilişkin betimlemeler, Helenistik dönemin erken sikkelerinden itibaren, Argos ile akrabalık bağları ise Roma İmparatorluk dönemi sikkelerinde görülebilmektedir.

 

Evet biz yine şehrin kuruluşuna dönelim.

Seleukid Kralı IV Antiochos Epiphanes döneminde (MÖ 175-164): ovalık Kilikya’da bulunan Alexandreia, Hieropolis, Castabaia, Algaea (Yumurtalık), Mopsus (Misis) ve Adana şehir idare meclisleri: kralın izniyle ve onun adına ve onun portresini taşıyan sikkeler basabiliyorlardı.

Kilikya bölgesinde Seleukid hakimiyeti, bölgenin sadece ovalık kısmında, Romalılar gelinceye kadar devam eder.

Bu daracık bölgeyi ellerinde tutabilmek için, Seleukidler, buraya sıkıca sarılmış ve müthiş bir Helenleştirme faaliyetine başlamışlardır.

Bu dönemde, İssos Körfezini kontrol altına almak amacıyla donanma üssü olarak kurulan kent, zamanla ticari liman olarak da önem kazanmıştır.

Aigeia kentinin batısında, Zeytinbeli Köyü civarında bulunan III Antiokhos dönemine ait, MÖ 3’ncü yüzyıl sonu ve 2’nci yüzyıl başına tarihlenen bir yazıtta: Aigeai ve Kydnos nehri kıyısındaki Antiocheia (Tarsus) arasında bir uyum anlaşması yapıldığı yazılıdır.

Böyle bir anlaşma yapılmasındaki ana neden: muhtemelen Aigeai şehrinin önemli bir stratejik ve ticari liman olması ve Tarsus şehrinin kara yollarının kavşağında bulunması nedeniyle ulaştığı öneme, deniz ticaretinde de ulaşarak iki kentin birbirlerine rakip duruma gelmiş olmalıdır.

Seleukos Kralı IV Antiokhos Epiphanes, Klikya kentlerine bağımsız olarak sikke basma izni vermiştir.

Aigeai kentine ait en erken sikkeler, IV Antiokhos Epiphanes (MÖ 175-164) dönemine aittir.

Şehre ait sikkelerin büyük çoğunluğunun, MÖ 2’nci yüzyılın ikinci yarısı ile MÖ 1’nci yüzyılın başlarına ait olması, bu dönemde kentin refah seviyesinin oldukça yüksek olduğunu belirler.

IV Seleukos’un ölümünden sonra (MÖ 95/94) Aigeai kenti, muhtemelen korsanların kente saldırmasını engellemek için, kutsal ve dokunulmaz “hiero kai asylos” olduğunu, sikkeler üzerinde ilan etmiştir.

 

Romalıların bölgeye müdahalesi:

Roma İmparatorluğu, MÖ 102 yılında, Akdeniz’de ortaya çıkan korsan tehlikesine karşı, Marcus Antonius’u görevlendirmiştir.

Böylece, bölgeye doğrudan müdahale etmiştir.

Bölgede, korsanların güçlenmesini engellemek için, birtakım adımlar atan Pompeius; Kilikya’nın doğu bölümünün kontrolünü, Tarkondimotos adında, yerel bir krala bırakmıştır.

Seleukos Hanedanın bölgedeki hakimiyetinin bitmesinin ardından, Aigeai kenti MÖ 64-67 yılları arasında, Tarkondimotos yönetimindedir ve küçük bir krallık şeklinde varlığını sürdürmüştür.

Sinoplu ünlü Coğrafyacı Strabon: Aigeai kentini, Mallos’dan sonra, demirleme yeri bulunan küçük bir köy olarak tarif etmektedir. Hatta: kentin bataklık ve önemsiz bir yer olduğunu yazar. Bu tanımlama ilginçtir. Çünkü: MÖ 175-164 yıllarından beri sikke basan, refah düzeyi yüksek olan kentin, küçük bir köy olarak tanımlanması değişik yorumlara neden olmuştur.

Hatta, Helenistik dönemde, Aigeai kentinin asıl yerleşim yerinin liman yerinden uzakta, belki de Misis ve Davudi Dağlarına yakın bir bölgede ve dağınık bir yerleşme düzeninde olduğunu düşündürür.

 

ROMA İMPARATORLUK DÖNEMİ:

Roma döneminde, Aigeai kenti, limana yakın iki tepe üzerinde, genişleme göstermiştir.

 

Julius Caesar dönemi:

Julius Caesar, MÖ 47 yılının Nisan ayında, İskenderiye’den Tarsos’a gelmiştir.

Kilikya’da kaldığı süre içinde, Kilikya kentlerini gezmiş ve özellikle Aigeai kentinin sorunlarıyla ilgilenmiştir.

Julius Caesar, MÖ 47 yılında Pompeius tarafında yer almış ve Tarkondimatos’un bölgedeki hakimiyetini kaldırmıştır.

Aigeai kentinin ayrıcalıklarını kabul ederek özgür şehir statüsü vermiştir.

Aigeai kentinin asıl gelişimi; MÖ 47 yılı sonbaharında yaşanmıştır.

MÖ 47 yılından sonra, Aigeai kenti, yeni bir takvim kullanmaya başlamıştır.

Aigeai kenti, Roma İmparatorluk sikkelerinde tarihlerin bu takvime göre yer alması, kentin “era” olarak MÖ 47 Ceasar erasını kullandığını göstermektedir. (Era: kentin vergilendirme, resmi kayıt veya tarih hesaplamalarında, başlangıç alınan yerel takvim yılı demektir.)

MÖ 47 yılındaki sikkeler üzerinde, ön yüzünde şehir tanrıçası, başında kent surlarını temsil eden tacıyla birlikte resmedilmiştir.

Tanrılardan: Herakles ve Athena’ya saygı gösteriliyordu.

 

Marcus Antnius dönemi:

Julius Ceasar’ın MÖ 47 yılında öldürülmesinden sonra, Marcus Antonius, MÖ 42 yılı sonbaharında, doğuda Partlara karşı sefere çıkmadan önce, Anadolu ve Doğu Akdeniz’i güvence altına almak için, Mısır tahtında bulunan VII Kleopatra ile Tarsos şehrinde buluşmuş ve anlaşma yapmıştır.

Bu buluşma sırasında, Antonius’un, Kleopatra’ya hediye olarak: Suriye sahilleri, Dağlık Kilikya bölgesi sahillerinin büyük bir kısmını ve Kıbrıs’ı vermiştir.

Hediye olarak verilen bölgelerin ortak özelliğinin: gemi yapımına uygun sedir ormanlarının bulunmasıdır.

Antonius, MÖ 39 yılında, Kilikya Eyaletinde yaptığı düzenleme sonucunda, Ovacık Kilikya’nın doğusunu, Suriye Eyaletine dahil etmiştir.

Dağlık Kilikya ve Ovalık Kilikya arasında kalan kesimi ise, yerel krallardan Tarkondimotos’a vermiştir.

MÖ 34 yılında, Parth seferini zaferle tamamlayan Antonius, bu zaferin anısına, Kilikya’yı ve Suriye’yi Kleopatra’nın oğlu Ptolemaios Philadelphos’a hediye eder.

 

Tiberius dönemi:

İmparator Tiberius döneminde de, şehirleşme ve Romalılaştırma politikası devam etmiş ve MS 17 yılında, II Tarkondimotos’un ölümü üzerine Ovalık Kilikya, Roma eyaleti olan Suriye’ye bağlanmıştır.

Evet, Roma döneminde, Kilikya şehirleri arasında büyük bir rekabet yaşandığı bilinmektedir.

Aigeai ve büyük bir şehir olan Tarsos arasında da çekişme vardı.

Aigeai bu dönemde özgürdü ve stratejik öneme sahip donanma üssü olarak kullanılmıştır.

Özellikle, MS 2’nci yüzyılın ilk yarısından itibaren, İmparatorluğun doğusunda giderek artan Pers ve Sasani saldırılarına yönelik yapılan askeri seferler sırasında, stratejik önemi nedeniyle Kilikya ve Doğu Akdeniz’in en büyük askeri ve ticari limanlarından biri konumuna gelmiştir.

Samothrake ve Afrika’nın Rusicade kıyısında bulunan yazıtlarda: Aigeai li denizcilerin isimlerinin olması, Aigeai kentinin deniz ticaretinde önemli bir konumda olduğunu gösterir.

Hatta, Aigeia kentinin Roma imparatorluk döneminden itibaren ticari liman olarak önem kazanmasının kanıtı olarak Pseudo Kos, Rhodos, Knidos Dressel türü ticari amfora buluntularından anlaşılmaktadır.

 

Nero dönemi:

İmparator Nero: (54-68) döneminde, Mallos ve Aigeai tersanelerinde savaş gemilerinin yapıldığı bilinmektedir.

MS 55 yılında, Partlara karşı savaş için görevlendirilen Romalı Komutan Domitius Corbulo, deniz yoluyla Aigeai limanına gelerek Suriye valisi Ummidius ile buluşmuştur.

Romalı komutan, Suriye valisinin getirdiği Kapadokya birliklerinin komutanlığını da üstlenmiştir.

 

Nerva dönemi:

Aigeai kenti, İmparator Nerva (MS 96-98) adına sikke basmıştır.

Bu sikkelerin arka yüzünde adalet ve dürüstlüğü sembolize eden, elinde terazi ve bereket boynuzu tutan Dikaiosyne betimlenmektedir.

Ayas İmparator Nerva bronz büstü

İmparator Nerva’nın denizde bulunan bronz büstü:

Nerva’nın çok kısa süren imparatorluğuna rağmen, Aigeia kentinde Nerva’ya ait bronz büst, balıkçılar tarafından denizden çıkarılmıştır.

Nerva’nın İmparatorluğu sırasında sadece üç portresinin yapıldığı bilinmektedir.

Bu portrelerde, Nerva’nın en karakteristik özelliği, az kırışık alın, kemerli burun yapısı, küçük dudaklar, küçük ama kuvvetli çene ve elmacık kemiklere sahip olmasıdır. Yumurtalık’da 1984 yılında balıkçılar tarafından denizden çıkarılan ve bugün Adana Müzesinde sergilenen, oldukça küçük ölçekli bronz büstün, benzer özellikler göstermesi sebebiyle İmparator Nerva’ya ait olduğu düşünülmektedir.

Evet eser oldukça küçük boyutludur ve yaklaşık 15 cm yüksekliğindedir.

Bronzdan döküm tekniğiyle yapılmıştır.

Ancak zaman, deniz suyu ve batık ortamının etkisiyle eser oldukça tahrip olmuş durumdadır. Başın üst kısmı ve yanlarında kopmalar, yüzlerde çökme, yüzeyde siyahlaşma ve patina tabakası oluşmuştur.

Büst üzerinde imparatorun zırhlı (muhtemelen lorica/zırh kıyafeti) betimlemeye ait izler olduğu, üzerindeki zırhın göğüs kısmında bir Victoria (Zafer Tanrıçası) figürü bulunduğu görülmektedir.

Bu dönemde: Asklepieion’da Asklepiad (hekim) olarak görev yapan Tyana’lı Apollonios yaptığı başarılı tedaviler ile ünlenmiş, insanlar onu görmek için Aigeai şehrine akın etmiştir.

Ayas Hadrian dönemi Sikkeleri
Hadrian dönemi:

MS 129 yılında, İmparator Hadrian’ın Tarsos’tan gelip kara yoluyla Antiocheia’ya giderken Aigeai’den geçtiği ve en az 4 kere kenti ziyaret ettiği tahmin edilmektedir.

Hadrian’ın Aigeai şehrinde, imar faaliyetlerine de destek verdiği düşünülür. Bunlar: liman onarımları, yol ve su alt yapısı, kamusal yapılar (agora, hamam, kolonadlı caddeler)

Hadrian, Aegeai şehrine “Neokoros” unvanı vermiştir.

Bu, kentin bir Roma İmparator kültü tapınağına resmen ev sahipliği yapması anlamına gelir. Yani: şehirde bir Hadrian Tapınağı olduğu bilinmektedir.

Hadrian Tapınağı muhtemelen İmparatorluk kültüne hizmet etmiştir.

Şehre verilen unvanın diğer özellikleri de şunlardır: Vergi ve ticaret ayrıcalıkları getirir, prestiji büyük ölçüde arttırır, İmparatorluk içinde daha üst statü sağlar.

İmparator Hadrian’nın şehri bizzat ziyareti nedeniyle: ziyaret sonrasında şehre: oyunlar ve festivaller düzenleme ayrıcalıkları verilmiştir. Ayrıca: Hadrian için agonlar (sportif ve kültürel yarışmalar) düzenlenmiştir.

Ayrıca: Hadrian onuruna çok sayıda sikke bastırılmıştır. Bu sikkelerde: Hadrian portreleri, İmparator kültü sembolleri, Asklepios figürleri yer almıştır.

Aigeia kentinde bulunan yuvarlak sunaklar, hem İmparatorlara hem de tanrılara adanmıştır.

 

Septimus Severus dönemi:

Pertinax’ın ölümünden sonra Roma tahtı için üç aday ortaya çıkar.

Bunlar:

Septimus Severus

Pescennius Niger

Clodius Albinus

Kilikya kentleri, özellikle liman ve ticaret odaklı olanlar, Pescennius Niger’i destelediler. Aegeai de bu dönemde Niger yanlısı olmuştur.

Bu nedenle Severus galip çıkmasının ardından, kent cezalandırılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır.

Ancak daha sonra: kentin ileri gelenleri Severus’a sadakat bildirirler. Aegeai’nin askeri ve stratejik değeri nedeniyle, ağır ceza almaktan kaçınabildi.

Severus: Niger’e destek veren şehirlerde:

Otonomiyi sınırlandırdı, vergi düzenlemelerini değiştirdi, bazı şehirlerin metropolis, neokoros gibi prestij unvanlarını geri aldı.

Aegeai bu reformlardan etkilenmiştir, ancak tamamen statü kaybına uğramadığı düşünülüyor.

Liman ticareti ve Asklepion nedeniyle, kent önemini korumuştur.

Evet: İmparator Septimus Severus’un (MS 193-211) Aigeai şehrini ziyaretinden sonra da Roma İmparatorları, şehre büyük ilgi göstermiştir.

MS 3’ncü yüzyılda, Hıristiyanlığın kuvvetlenmeye başlaması karşısında: Aigeai kentinin kutsal olan ve kente büyük siyasi ve ekonomik çıkarlar sağlayan Asklepios kültüne daha sıkı bağlanılmıştır.

Kent, özellikle bu dönemde çok değer görmüş, imparator ve ailesiyle sıkı ilişkiler kurmuştur.

Kent: İmparator ve ailesiyle sıkı ilişkiler kurmuş, Neokoros unvanı alarak, Agon yapma hakkını elde etmiştir.

Aegeai, Severus döneminde çok sayıda sikke bastı. Bu çok önemli bir göstergedir, çünkü kentin Severus ile barıştığı, ekonomik canlılığın sürdüğü, hala polis statüsü ile kendi adına para bastırabildiğini anlamına gelir.

Bu sikkelerde genellikle: Septimus Severus’un sakallı portresi, bazen Caracalla veya Julia Domna portreleri kullanılmıştır.

Hatta sikkelerin arka yüzünde, Asklepios (kentin baş tanrısı) betimlerinin olması, Aegeai’nin tıp merkezi kimliğinin Severus döneminde de çok güçlü olduğunu gösterir.

Zaten: Asklepieion yani Tıp Merkezi, Severus döneminde zirvedeydi. Asklepieion’un İmparatorluk desteği aldığı düşünülüyor. Kentte doktorlar, cerrahlar ve şifacılar çok ünlüydü. Aegeai tıbbı özellikle Galen sonrası dönemde, büyük önem kazandı.

Aegeai’nin tıp şöhreti o kadar büyüktü ki, Septimus Severus ailesinin bazı tıbbı danışmanları Doğu Eyaletlerinden geliyordu, bu durum kente prestij sağlamış olabilir.

Severus döneminde kentin askeri stratejik rolü arttı.

Ayrıca: liman yapılarında onarım, kamu binalarının yenilenmesi, cadde ve alt yapı iyileştirmeleri yapılmıştır.

İmparator Septimus Severus’un varisi (oğlu Caracalla’yı) Aegeai kentinden ilan edildiği hakkında bazı bilgiler var ama kesin kanıtlanamamıştır. Septimus Severus oğlu Caracalla’yı, MS 195 yılında “Caesar”, MS 198 yılında ise Augustus yani Ortak İmparator olarak ilan etmiştir.

 

Caracalla dönemi:

İmparator Caracalla MS 198-217 yılları arasında imparatorluk yapmıştır.

Caracalla’nın gençlik döneminden itibaren kronik sağlık sorunları (özellikle sinirsel rahatsızlıklar ve romatizmal şikayetler) vardı ve mistik ve şifa merkezlerine ilgisi yoğundu.

Bu konu tarih kitaplarında belirtilmiştir.

Caracalla’nın: Pergamon Asklepieion’u, Alexandria Serapeion’u, Ephesos Artemis Kültü ve Kilikya’daki Asklepios merkezleri ile doğrudan ilişkisi vardı.

MS 215 yazında, kenti ziyaret eden İmparator Caracalla’nın bu Asklepios’da dertlerinden kurtulduğu yazılıdır.

Yıllardır hiç bitmeyen baş ağrısı nihayet son bulan İmparator Caracalla, o dönem adı Aegeai olan kenti çok beğenmiştir.

Caracalla döneminde, şehirde Asklepieion’un faaliyetleri artar, tıp okulu güçlenir, kent Caracalla kültürel-politik atmosferinden pay alır. Ordusu Aegeai limanını aktif olarak kullanmıştır. Bu dönemde, kentte askeri hareketlilik artmıştır.

Aegeai kenti, Caracalla döneminde bol miktarda sikke bastırmıştır. Bu sikkelerde: ön yüzde Caracalla portresi, bazen Julia Domma (annesi) portreleri betimlenmiştir.

Fakat Aegeaililerin, İmparator Caracalla ile yıldızı barışmamıştır.

Roma İmparatorluğunun vergi gelirlerini arttırmak için yabancıları Roma vatandaşı yapması yetmiyormuş gibi, Roma sikkelerindeki gümüş miktarını da % 25 azaltmıştır.

Kendisi inanmıyordu ama Yahudi ve Hıristiyanlara müsamaha göstermesiyle bir nebze sevimli olabiliyordu.

Ama bol maaş verdiği askerler dışında, halk tarafından çok sevilmeyen, iktidarda kalmak için kan dökmekten çekinmeyen bir İmparatordu.

Çok sevdiği Aegeai şehrinde uzun kalmaması hayatına mal oldu.

Pers topraklarına doğru savaş için ilerlerken, Harran’da yol kenarını çişini yapmak için durdu, kılıcını yanına almamıştı, Julius Martialis isimli bir subay, kendi İmparatorunu öldürdüğünde sene MS 217, aylardan Nisan dı.

 

Macrinus dönemi:

Marcus Opellius Macrinus (217-218) dönemi; Roma tarihinin kısa ve çalkantılı bir dönemidir. Caracalla’nın suikastinden sonra tahta geçmiştir. Saltanatı sadece 14 ay sürmüştür. Dönemi askeri ve mali krizlerle geçmiştir.

Dolayısıyla Aegeai gibi küçük Doğu Akdeniz kentleri üzerinde etkisi sınırlı ama bazı özel noktalarda gözlenebilir.

Macrinus’un saltanatı kısa olduğunden kentin imar ve yatırım projeleri çok sınırlıdır. Roma’da mali krizleri nedeniyle doğu eyaletlerinden ek vergi toplama eğilimi vardı. Aegeai, Kilikya limanı ve ticaret ağı nedeniyle vergi yüküne maruz kalmış olabilir. Bu dönemde sikke basımı, sınırlı ya da durma noktasında olabilir.

Sikkelerde. Macrinus dönemi portreleri çok nadirdir, bu da kentin propaganda odağı olmadığı anlamına gelir.

Sikkelerden: Aigeai limanının ticari öneminin arttığı ve bir deniz fenerinin inşa edildiği anlaşılmaktadır.

Sikkeler üzerinde: Aigeai limanında iki gemi arasında deniz feneri ve üzerinde Poseidon heykeli betimlenmiştir.

Bu deniz fenerinin, Mısır İskenderiye’de olduğu gibi bir ada üzerinde olduğu düşünülür.

İmparator Macrinus’un bir ayaklanma çıkması üzerine, 218 yılında Aigeai şehrine uğradığı bilinmektedir.

 

Severus Alexander:

Marcus Aurelius Severus Alexander, MS 222-235 yılları arasında hüküm sürmüştür.

Döneminde kentin yeniden canlanması sağlanmıştır.

İmparator Severus Alexander MS 231 yılında, Büyük Sasani seferleri sırasında, kentteki Asklepieion tapınağını ziyaret etmiştir.

Severus Alexander dönemine ait sikkeler üzerindeki betimlemelere göre, kentin ekonomisinin canlandığı, önemli bir din ve tedavi merkezi haline geldiği anlaşılmaktadır.

Severus Alexander, Asklepios rahipleri tarafından Asklepios kültünün üst derece rahibi olarak ilan edilmiş, İmparator ailesi ile Asklepios kültü arasında sıkı bir ilişki oluşmuştur.

 

I Valerianus dönemi:

Publius Licinius Calerianus MS 253-260 yılları arasında hüküm sürmüştür.

Roma imparatorluğu için, özellikle askeri krizler ve doğu seferleri açısından, çalkantılı bir dönemdir. Bu yüzden şehirde yeni büyük yapılar yapılmamıştır. Mevcut tapınak ve altyapı büyük ölçüde korunmuştur, bazı onarımlar yapılmış olabilir.

I.Valerianus MS 253-254 yıllarında Aigeai kentindeki Asklepionu ziyaret etmiş, Asklepios’a sunuda bulunmuş, üst düzey Asklepios rahibi olduktan sonra, şehre agon yapma izni vermiştir.

Ardından kent Asklepios kültü için yarışmalar düzenlemiştir.

Kente Agon düzenlemesi verilmesi, kentin bir stadiona sahip olduğunu gösterir.

Ayrıca İmparator Valerianus, Pyramos nehri üzerine bir köprü inşa ederek, Aigeai kentinin ticari yollar ile olan bağlantısını kolaylaştırmıştır.

Köprünün Aigeai sikkeleri üzerinde de betimlenmesi, bu köprünün özellikle Aigeai kentini bağlantı sağlaması için yapıldığını vurgulamaktadır.

Aigeai kenti bu dönemde önemli dini ve ekonomik merkez olarak altın çağını yaşamıştır.

Ayrıca bir yazıtta: elit tabakadan bir kadının, dört stoayı, Tanrıça Demeter ve Aigeai kenti için, babası Titus Flavius Plitus’un ölümünden sonra, bıraktığı servetten sağlanan 40 bin denaria ile yaptırttığı bilinmektedir.

MS 260 yılında: I Valerianus’un Sasani Kralı I Şapur tarafından esir düşürülmesinden sonra, Persler Kilikya kentlerini yağmalamıştır.

İmparatorluk tarihinde tutsak düşen ilk Roma İmparatoru olarak bilinir.

I Şapur’un 3’ncü seferinde Aigeai kenti de bu saldırılardan payını almıştır.

Ancak bu saldırı sonrasına ait herhangi bir bilgi ve belge yoktur.

 

BİZANS DÖNEMİ:

Hıristiyanlığın gelmesi ve MS 395 yılında Roma’nın ikiye ayrılmasından sonra, Kilikya Doğu Roma İmparatorluğuna yani Bizans hakimiyetine geçmiştir.

 

I.Constantinus dönemi:

Flavius Valerius Constantinus MS 306-337 yılları arasında hüküm sürmüştür.

MS 313 yılında, Milano Fermanı ile Hıristiyanlık serbest bıraktı.

Konstantinopolis şehrini, MS 330 yılında başkent yaptı.

Roma’nın doğu eyaletlerinde, merkezi otoriteyi güçlendirdi.

Hıristiyanlık hızla yayıldı.

Şehirde: piskoposluk merkezi güçlendi, bazı kaynaklar 4’ncü yüzyıl başlarındaa Aegeai şehrinin Kilikya’daki kilise hiyerarşisinin önemli bir konum kazandığını gösterir.

Pagan kültler (özellikle Asklepion tapınağı) geri planda kaldı veya dönüştürüldü.

Aegeai şehrinde, kilise inşaatları, piskoposluk binaları ve dini altyapı önemli ölçüde geliştir.

Kent, Akdeniz ticaret yollarında stratejik bir durak olarak kaldı.

Sikke ve vergi sistemi, Constantinus döneminde merkezi kontrol ve standartlara uygun hale getirildi.

Liman ve çevresindeki depolama alanları bakım ve geliştirmelerle aktif tutuldu.

Barbar ve Sasani tehditlerine karşı askeri garnizon ve savunma yapıları güçlendirildi.

Liman hem ticaret hem de askeri lojistik için kullanıldı.

MS 4’ncü yüzyılda, kentin ticari önemi daha da artmış ve her yıl 40 günlük ticaret fuarları düzenlenmiştir.

Aegeai şehrinde Hırıstiyan topluluklar oluşmaya başladı.

Şehirde kilise ve piskoposluk merkezi kurulmaya başlandı.

Ageai, piskoposluk merkezi olarak 4’ncü yüzyılda Kilikya’nın önemli dini merkezlerinden biri haline geldi.

Asklepios kültü ve eski sağlık tapınakları, yavaş yavaş gerilemeye başladı.

İmparatorlarla iş birliği halindeki Hıristiyanların saldırıları, kente çok büyük zarar verdi.

Bu saldırıların hedefi: hala ününü korumakta olan Asklepios ve diğer pagan tapınaklarıydı.

 

Julianus dönemi:

Julianus Apostata, MS 361-363 yılları arasında hüküm sürmüştür. Hükümdarlık dönemi Hıristiyanlık ve paganlık mücadelesi açısından önemli bir dönemdir.

Aegeai kenti de bu süreçten etkilenmiştir.

Kendisini eski putperest tanrıların takipçisi olarak resmen ilan eden (MS 360) İmparator Julianus, MS 362 yılında Asklepion’un yeniden inşa edilmesi emrini vermiş, ancak bu inşaat gerçekleşmemiştir.

Julianus dönemi, özellikle Doğu eyaletlerinde askeri ve mali hazırlıklarla geçti.

Aegeai limanı, ticaret ve lojistik açısından stratejik önemini korudu.

Pagan kültleri ve tapınaklara yapılan destekler, şehir ekonomisine dolaylı katkı sağlamış olabilir.

Aigeai kentinde bulunan, iki kurşun tabuttan birisinin üzerinde bulunan “menorah” (yedi kollu şamdan) kabartması, kentte Yahudilerin de bulunduğunu gösterir. Aegeai nekropol alanı veya kentin çevresindeki mezarlık alanlarında bulunmuştur. Dikdörtgen kutu biçimli, üstü kapakla kapatılmıştır. Kurşun tabutlar: Roma imparatorluğunda özellikle zengin ve soylu ailelerin mezarları için tercih edilirdi.

Bu kurşun tabutlar, günümüzde Adana Arkeoloji Müzesinde sergileniyor.

Bu dönemde, yeniden başlayan imar faaliyetleri, kentte bulunan mimari parçalardan görülebilmektedir.

 

 

  1. Leon dönemi:

MS 457-474 yılları arasında hüküm sürmüştür.

Askeri ve idari reformlar yapmış, özellikle İtalya ve Doğu sınırlarını korumaya çalışmıştır.

Dini alanda Hıristiyanlık ve kilise otoritesi üzerinde etkili oldu.

5’nci yüzyılın ortalarında, Aegeai şehri halen Bizans Hıristiyanlığının egemen olduğu bir şehirdir.

Şehirde piskoposluk merkezi faaliyetlerini sürdürmekteydi.

Hıristiyanlık dışında eski pagan kültleri etkisi tamamen azalmış veya ortadan kalkmıştı.

Bu dönemde: Aigaei lı Anthusa isimli bir kahin, burada bulutlara bakarak falcılık yapıyordu.

 

 

ERMENİLER DÖNEMİ:

Aegeai şehri: Roma ve Bizans dönemlerinden sonra, bölgesel olarak MS 11’nci yüzyıldan itibaren, Ermeni yerleşimi ve yönetimi etkisine girmiştir.

Liman ve ticaret merkezi nedeniyle, Ermeni nüfusu ve tüccarlarının guruplar halinde gelerek buraya yerleştikleri düşünülüyor.

Kilikya Ermeni krallığı (1080-1375) bölgesel olarak Tarsus ve çevresinde hakimdi.

Aigeai limanı üzerinden ticaret ve askeri lojistik sağlanmış olabilir.

Ermeniler, Bizans’tan bağımsızlık emellerine, ancak 1198 yılında erişebildiler.

Kral II Leon: MS 1198-1219 yılları arasında hüküm sürmüştür.

Leon, 1197 yılında Papa III Zolestin ve VI Heinrich ten kendisine krallık tacı giydirilmesini istedi.

Böylece Leon’a 1198 yılında Sis şehrinde Papalık temsilcisinin huzurunda, bir törenle Ermeni krallığı tacı giydirildi.

Ardından, krallığın deniz ticaret merkezi ve hareket noktası, Ayas şehri oldu.

1261   yılında, Ermeni krallığına bağlı Lajazzo (Ayas) şehri, Venediklilere kiraya verilir. Ancak bu konuda net bilgi ve belge yoktur. Daha çok 1261 yılında Ayas şehrinin Venediklilere bir nevi ticari üs/koloni alanı olarak bırakıldığı, bunun kiralama/tahsis şeklinde yorumlandığı anlaşılmaktadır.

 

VENEDİKLİLER DÖNEMİ:

1261 yılından sonra şehir: Ortaçağ ’da İtalyan denizciler ve tüccarlar tarafından, Ajazzo ve Lajazzo olarak bilinmektedir.

Lajazzo şehrinin, 12’nci yüzyılda tarihi belirsizdir.

Ancak 12’nci yüzyılın son çeyreğine kadar Venedikli ve Cenevizli tüccarlar için çok da önemli bir yer değildi.

Ardından Aigeia limanı, son derece önemli bir ticaret limanı olmuştur.

Çünkü: 13 ve 14’ncü yüzyıllarda: Haçlıların geri çekilmesinden sonra Doğu Akdeniz’deki önemli limanların kaybedilmesi, doğu ve batı arasındaki ticaretin yoğunlaşması, Suriye ve İran’a karayoluyla bağlantı sağlanması, Tarsus Limanının alüvyon ile dolmasıdır.

Venedikliler ve Cenevizliler bu limana sahip olmak için sık sık savaşmışlardır.

Ermeni krallarının: İtalyan tüccarlarına çeşitli ayrıcalıklar sağladığı, çok sayıda anlaşma bulunmaktadır.

Kent, uzun süre Bizanslılar, Ermeniler ve Memlükler arasında el değiştirmiş ve tahrip olmuştur.

1266-1275 yılları arasında, Kilikya Ermeni krallığının güçlü dönemlerinden biri olan II Hethum ve II Leon dönemidir.

Kral Het’un (1215-1270) döneminde Ermeni Krallığı Bizans, Latin ve Moğol diplomasi ilişkilerini aktif şekilde yürütüyordu.

Ajazzo/Ayas, Akdeniz ticaret yollarında stratejik bir liman olarak önemini koruyordu.

Müslüman orduları tarafından akınlar başlamış, kent 1322 yılında Memluk Sultanı El-Nasır Muhammed tarafından fethedilmiştir.

Şehrin fethi, Kilikya Ermeni krallığının doğrudan deniz ticaretinde kayıplar yaşamasına neden oldu.

Liman Mümlükler tarafından ele geçirilince, tüm Latin (Venedik, Ceneviz) kolonileri ya tesfiye edildi ya da Memlük yönetimi altında faaliyet göstermeye zorlandılar.

1325 yılında barış anlaşmasından sonra, 1331 yılında Papa John XXII, surların onarımına katkıda bulunmuş ve sadece kara kalesi yeniden inşa edilmiştir.

Lajazzo/Layas kenti, 1337 yılında, Memlükler tarafından kesinkes fethedildiğinde Ayas ismini almıştır.

Ayas, 1367 yılında Kıbrıs’taki I Peter’in istilasını geri püskürtmüştür.

 

 

OSMANLI DÖNEMİ:

Ayas, 1517 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Memlüklerden ele geçirilmiştir.

Liman, Osmanlı donanması ve Doğu Akdeniz ticaret için önemli bir üs haline geldi.

Şehirde: tuz, kereste, tahıl ve baharat ticareti yoğun olarak yapılmaktaydı.

Venedik ve Ceneviz gibi İtalyan deniz cumhuriyetlerinin etkisi azalmış, Osmanlı tüccarları ve yerel halk limanı kullanmaya başlamıştı.

Liman çevresinde: depolar, tersaneler ve gümrük tesisleri kuruldu.

Liman çevresinde kale ve surlar onarıldı veya yeniden inşa edildi.

Şehir, Akdeniz’de Osmanlı deniz yollarını koruyan küçük bir garnizon merkezi oldu.

Bu durum: Korsan ve Memlük-Avrupa etkilerine karşı güvenlik sağladı.

Şehirde İslam hakimiyeti arttı.

Camiler, medreseler, hamamlar inşa edildi, şehir tipik Osmanlı liman şehri görünümü kazandı.

Ayas Limanı, Kanuni Sultan Süleyman zamanında onarım ve eklemeler ile yeniden düzenlenmiş ve donanma üssü olarak kullanılmıştır.

 

YAMAÇ EVLER ROMA VİLLALARI

Yumurtalık Belediyesi sahil yolu çalışmalarında, Aigeai kentinde bulunan Yamaç Evler olarak nitelendirilen Roma evlerinde mozaik tabanlar bulunmuştur.

Bunun üzerine, 2013 yılında 14 X 3.80 metre ölçülerinde bir alanı kurtarma kazısı başlatılmıştır.

Kentin güney sahilinde, Yeniköy deresinin doğusunda yapılan kurtarma kazısı çalışmalarında, Roma İmparatorluk dönemi sivil konutları ve figürlü iki mozaik döşemesi ortaya çıkarılmıştır.

Roma evleri: peristil etrafında yemek odası, yatak odası, dinlenme odası, koridor ve bu odaların arkasında mutfak, depo, sarnıç ve işliklerden oluşmaktadır.

Çalışma alanında 4 bölüm ortaya çıkarılmış olup, bunlardan doğudaki 2 mekanın taban mozaiklerine ulaşılmıştır.

Yol çalışmalarında Hippokampos mozaiğinin yaklaşık % 30 ve Bahar şenlikleri mozaiğinin % 60 lık bölümü tahrip olmuştur.

Tahrip olan bu iki mekanın: kuzeyindeki ortak dış duvar, 3.45 m uzunluğunda ve 90 cm genişliğindedir.

Bu alanda çok sayıda pişmiş toprak yer döşemesi, çatı kiremitleri ve seramiklere rastlanmıştır.

Çatı kiremitleri Korint tipinde, düz stroter ve çatı biçimli kalypterden oluşmaktadır.

Kalyter 60 cm uzunluğunda ve 14 cm genişliğindedir.

Bu alanda pişmiş toprak kandil parçası mozaiklerin ve yapının ilk evresinin tarihlendirilmesinde önemli bir ölçüt olmaktadır.

Volütlü, oval emzikli Knidos kandili, MS 1-2 nci yüzyıla tarihlenmektedir.

 

Bu mozaikler:

MS 2’nci yüzyılın sonlarına tarihlenen bu etkileyici mozaikler, Klasik Natüralizmin etkisiyle yapılmıştır.

Ayas Hippokampos mozaiği
1 Nolu mekanda: Hippokampos Mozaiği.

Farklı genişlikte bordürler ile kalın bir çerçeve içine alınmıştır.

Çerçeve bordürlerinde, eşkenar dörtkenler içerisinde: daire motifleri, dalga motifleri, üçlü tel örgülü guilloche motifi ve aralarında sade şerit bantlar bulunmaktadır.

Panonun iç kenarında, kıyıyı betimleyen çeşitli boylarda ve renklerde, yarım oval şekilli kayalıklar, iç kısımda ise denizi betimleyen açık ve koyu renkli şeritler halinde, dalgalar betimlenmiştir.

Panoda: antithetik olarak duran iki hippokampos üzerinde olta ile balık avlayan Eros figürleri betimlenmiştir.

Erosların kanatları açık biçimde betimlenmiş olup, sol ellerinde denizatının dizginlerini, sağ ellerinde ise olta kamışı tutmaktadırlar.

Ayas Hippokampos Mozaiği

Soldaki Eros’un oltasında barbun, bağdaki Eros’un oltasında ise levrek takılmıştır.

Oltalara takılan balıkların yanlarında, birer balık solda kılıç balığı, sağda lagos balığı bulunmaktadır.

Soldaki serbest duran balığın üzerinde spiral biçimli bir deniz kabuklusu betimlenmiştir.

Günümüzde Adana Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

 

2 Nolu mekanda: Bahar şenlikleri Mozaiği.

Farklı genişlikte bordürler ile kalın bir çerçeve içine alınmıştır.

Çerçeve bordürlerinde, eşkenar dörtgenlerin dışında, üçgenler içerisinde ise daire motifleri, ikili tel örgülü guilloche motifi ve aralarında sade şerit bantlar bulunmaktadır.

Panoda elinde tavşan tutan, oturur vaziyette insan figürü, önünde av köpeği, aralarda bitkiler ve arka planda yüksek bir platform üzerinde Athena Heykeli betimlenmiştir.

Günümüzde Adana Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

2014 yılında mülkiyet durumundan dolayı, mozaikli alanın doğusunda kazılar devam etmiştir.

Mozaikli alanın doğusunda zemine rastlanmamıştır.

 

Ayas Poseidon Mozaiği

ROMA DÖNEMİ HAMAM KALINTISINDA BULUNAN MOZAİK:

2016 yılında; Yumurtalı ilçesinde sürdürülen kazı çalışmalarında, Roma dönemine ait bir hamamın soğukluk bölümünde bulunan bu mozaikte, Yunan mitolojisindeki deniz tanrısı Poseidon tasvir edilmektedir.

Mozaik iki panoya ayrılmıştır. Bunlardan bir tanesi tamamen tahrip olmuştur.

Mozaikler yuvarlak çerçeveler içine yapılmıştır. Kuzeydeki 11.39 metre karelik mozaiğin  MS 3 veya 4’ncü yüzyıllarda yapıldığı düşünülüyor.

Mozaiğin ana bölümünde:

Elinde trident (üç dişli yaba), bir omuzunu kapatacak bir örtüsü bulunan Yunan mitolojisinde denizler, depremler ve atlar tanrısı Kronos ile Rheia’nın oğlu Zeus ve Hadesin kardeşi, Roma mitolojisinde Neptün olarak bilinen Yunan deniz tanrısı Poseidon tasviri görülüyor.

Poseidon’un sağında ve solunda ise yunus balıkları figürleri var. Mozaiğin üstünde: Grekçe “Bütün yıkananlar size selam olsun” yazısı bulunur.

Mozaiğin alt kısmı, kısmen tahrip olmuştur.

Evet bu mozaik herhangi bir müzede değil, yerinde sergilenmektedir, gidip mutlaka görün.

 

Ayas Eros Mozaiği
Ayas Eros Mozaiği

EROS MOZAİĞİ

Yumurtalık Belediyesi, sahil yolu yürüme bandını genişlettiği sırada, yağmurun da yardımı ile 2010 yılında bir gurup mozaik açığa çıkmıştır.

Her ne kadar yol inşası durdurulmuş olsa da, mozaiğin mevcut alanının üçte biri hasar görmüştür.

Sonra mozaiğin üstü kapatılmış, 2 yıl sonra yeniden yol çalışması sırasında mozaik gündeme gelmiştir.

2014 yılında Adana Müze Müdürlüğü tarafından kurtarma kazısı yapılır.

Mozaikli döşeme ile mozaikli döşemeyi sınırlayan duvarların arası, çok iyi şekilde temizlenmiş ve netice olarak bu mozaik döşemenin bu mekan için yapıldığı ve mekanla mozaiğin çağdaş olduğu anlaşılmıştır.

Küçük kesme taşlardan, kaliteli işçilikle yapılmış olan mozaik döşemede: perspektif görünüş ve renkli taş işçiliği kullanılmıştır.

Mozaik taşların küçüklüğü, sıklığı, düzgün kesimleri, kaliteli derz aralıkları, boya kalitesi ve kenar-köşelerde duvar blokları ile planlanmış tam oturan köşe geçişleriyle oldukça kaliteli bir işçilik ve teknikle yapıldığı görülür.

36 metre karelik mozaik taban döşemesinin çerçevesinde, dıştan içe doğru sıralı olarak, bir büyük-bir küçük eşkenar dörtgenlerin içinde, daire bezemesi bulunur.

Bu bezemeyi, kuşak ve dalga bezemesi izler.

Deniz dalgası olarak nitelendirilen bu bezeme, antik dönemde mimari, seramik ve metal çalışmalarda dekor ve çerçeve olarak kullanılmıştır.

Panonun ortasında, mitolojik konuyu oluşturan dört değişik figür bulunur.

İki hippokampos üzerinde, farklı yaşlarda ve boyutlarda işlenmiş, balık tutan eros figürleri betimlenmiştir.

Ellerinde obje olarak olta ve olta uçlarında tuttukları balıklar bulunmaktadır.

Oltaların uçlarında sarı olan barbun, diğeri levrek, serbest duran ise lagos balığı olmalıdır.

Huni biçimli deniz kabuğu, pano içinde dikkat çeker.

Hippocampus: Grek mitolojisinde diğer deniz yaratıkları ile birlikte Poseidon’a hizmet eder.

Homeros onlardan “tunç ayaklı atlar” olarak söz eder.

Köken olarak at ve balık kuyruğundan oluşan bir gövdeye sahip yaratığa doğu sanatlarında rastlanmaz.

Ancak hippokampos, tanrıların yanında hiçbir zaman yer almamış, sadece binek hayvanı olarak işlev görmüş, insanlar ile tanrılara arasında bir köprü görevi görmüştür.

Bu mozaiğin dünyada benzeri yoktur.

KARA KALESİ-ATLAS KALESİ

Şehrin güneydoğu ucunda bulunan kalenin: güneyinde bir liman, batı ve kuzey batısında şehir yerleşimi, doğusunda ise Marco Polo iskelesi ve halk arasında “Kız Kalesi” olarak bilinen “Deniz Kalesi” vardır.

Kara kalesi, kuzey ve kuzeydoğusu ise bir koya bakar.

Orta çağdan kalmadır.

Sıkça yıkılıp yeniden yapılması nedeniyle, devşirme yapı olduğu anlaşılmaktadır.

 

Deniz seviyesindeki kaleden:

Günümüze sadece Langiois’in 1850 yılında görüp gravürünü çizdiği batı ve kuzeyi çeviren sur duvarlarının bir bölümü ve bunları destekleyen 7 kule, 1 sarnıç ulaşmıştır.

Langiois’in kuzeybatıdan çizdiği gravürde, dördü yuvarlak, üçü de köşeli olmak üzere yedi kule ile kuzeybatı köşedeki kulenin üst kısmı görülmektedir.

Bugün modern yumurtalık kenti, kara kalesinin içinde yer almıştır.

 

Adana Yumurtalık Süleyman Kulesi
Adana Yumurtalık Süleyman Kulesi

 

SÜLEYMAN GÖZETLEME KULESİ

Kentin batısında bulunan, sekizgen formlu, üç katlı gözetleme kulesi, kitabesine göre, 1536 yılında, Kanuni Sultan Süleyman zamanında yapılmıştır.

1572 tarihli Adana Sancak Defterinde kale hakkında, “Silahlı Ayas Kalesi” denilmektedir.

Ana gövdeden, kat kat yükselen kule, denizden gelebilecek saldırıları erken haber alabilmek için yapılmıştır.

Yani: limana baskın yapmak isteyen korsanlara karşı erken uyarı sistemi olarak yapılmıştır.

Beşgen planlı kulede, dar gözlem pencereleri bulunur.

Kulenin üst kısmında top ve mancınık yerleştirilebilecek alanlar bulunuyordu.

Ayas Süleyman Gözetleme Kulesinin içi

Son olarak 2016 yılında restore edilen kuleye çıkıldığında: doğuda Amanos Dağlarından, batıda Karataş sahillerine kadar, geniş bir alana hakim önemli bir konumda olduğu anlaşılır.

Kuleye: Barbaros Hayreddin Paşa’nın gemileri uğramış, Piri Reis haritalarında bu kuleyi ve bulunduğu yeri işaretlemiştir.

Kulenin bir başka özelliği de: hemen güneyinde denize bakan yamaçta, Helenistik döneme ait kaya mezarlarının görülmesidir.

Helenistik dönemde, buranın bir Nekropol olduğu düşünülür.

Evet günümüzde, kaleye çıkmak isterseniz hayır çıkamazsınız çünkü kapısı demir kapıyla kapatılmıştır.

Adana Yumurtalık Marko Polo İskelesi

MARKO POLO İSKELESİ

Ünlü gezgin Marco Polo: Venedikli bir tüccarın oğludur. Çocukluğunda Karadeniz ve Akdeniz’deki ticaret merkezlerine uğrayan babasıyla yolculuklar yapar. Papa 9’ncu Gregorius, babası ve amcasını, Kubilay Han’a mektup götürmekle görevlendirir. Marko Polo, onlarla birlikte Hanbalık (bugünkü Pekin) şehrine gider.

Ünlü gezgin Marco Polo, 1271 yılında geldikleri Yumurtalık’ta birkaç gün kalıp, burada kendilerine rehberlik edecek kervana katılarak, Kilikya ovasının Toros dağları kıyısındaki Sis şehrine ulaştıkları, daha sonra buradan Feke (Vahga), Haçin, Komana (Şar) kentlerini izleyerek, Kayseri’ye ve oradan da Sivas’a geçtikleri belirtiliyor. Polo ve arkadaşları, bundan sonra 3.5 yıl sürecek olan İran, Afganistan, Doğu Türkistan ve Çin’i kapsayan maceralı yolculuklarına başladılar.

Evet, Marco Polo: Doğu iç bölgelerine gitmek isteyenlerin önce Layas kentine geldiklerini, kentin Doğu’nun bütün zenginliklerinin bir araya geldiği bir Pazar yeri olduğunu, iç bölgelerden gelen bütün baharatların, altının, ipek elbiselerin ve diğer değerli malların buraya geldiğini, hareketli bir ticaret trafiğinin olduğunu söylemiştir.

Marco Polo, ayrıca Lajazzo’dan Hürmüz, Tebriz ve Kirman’a kadar gelen Venedik ve Cenevizli tacirlerden bahsetmektedir.

Bu dönemde, liman kara ve deniz kaleleriyle güçlendirilmiştir.

Evet, burası Marco Polo’nun Ayas’ı ilk ziyaret ettiğinde, geldiği iskeledir.

Marco Polo, evine dönerken içinde bulunduğu gemi, Yumurtalık Ayas açıklarında, birbiri ile savaşan Ceneviz ve Venediklilerin ortasında kalır. Cenevizliler savaşı kazanır ve elde ettikleri tutsaklar arasında Marco Polo’da vardır.

Kubilay ülkesinden dönen Marco Polo, Ceneviz hapishanelerinde bir süre kalır.

Bu arada zamanını boşa geçirmez, anılarını anlatır, anılarını anlatırken Ayas şehrinden övgüyle bahseder.

Son 60 yıla kadar tahıl ticareti yapıldığı işlek bir limandı.

Roma döneminde inşa edilmiş olup, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde restore edilerek aynı amaçla kullanılmaya devam edilmiştir.

 

Adana Yumurtalık Kız kalesi-Atlas kalesi
Adana Yumurtalık kız kalesi-atlas kalesi

 

DENİZ KALESİ/KIZ KALESİ

Tıpkı Korykos (Kız kalesi) de olduğu gibi, biri sahilden 400 metre uzaklıktaki kalkerden oluşan bir adacık üzerinde, kasa tekniğiyle yapılmış bir kale vardır. Bir zamanlar karaya ince bir yol ile bağlanmış olduğu düşünülmektedir.

Bir görüşe göre: 1282 yılında inşa edilmiştir.

Kara kalesinin batısında, kıyıdan doğuya doğru eğrilerek uzanan bir mendirek, küçük bir koy oluşturur. Bu mendirek, daha önceki dönemlerde, muhtemelen Roma İmparatorluğu döneminde yapılmış olmalıdır.

Evet, deniz kalesi: dalgalara karşı, güçlü taş temeller üzerine İtalyan mimarisi ile inşa edilmiştir.

Sert zemin üzerine oturtulan taşlar ile sütunlar, birbirleriyle ilgilidir. Bol miktarda kireç taşı kullanılarak bu bölüde denizden gelebilecek saldırılara karşı korunma amaçlı yapılmıştır.

Kuzeyden güneye doğru uzanan ada üzerindeki kale, Ayas limanına yanaşan gemilere ek hizmet binası olarak tasarlanmıştır.

Kalenin duvarları, iç tarafta salonları ve kubbeli holleri korurdu.

Kalenin içindeki salonlar ve odalarda yapılan araştırmalar sonuçlarına göre: bu kalenin bir gümrük kontrol merkezi ve zahire, su sarnıcı, silah ve önemli bürokratik işlemlerin yürütüldüğü bir yer olduğu tahmin edilmektedir.

Araştırmalar sonucunda, kale planına göre güney ucunda çembere benzeyen bölüm ile ana gövdeye bağlantı yapan yerler, tamamen tahrip olmuştur.

Kız kalesinin bir başka özelliği de, Marco Polo Limanı ile birlikte, dalgakıran vazifesi görmesidir. Yumurtalık plajı, bu dalgakıran sayesinde, genelde dalgasız, güvenli bir yerdir.

Evet günümüzde, kıyıdan tekne kiralayarak kaleye gitmek mümkündür. Yaz aylarında kalenin içinde çeşitli kültürel etkinlikler ve festivaller düzenlenmektedir.

 

ASKLEPİON-SAĞLIK TAPINAĞI:

Asklepion, antik Yunan ve Roma dünyasında şifa tanrısı Asklepios’a adanmış kutsal sağlık merkezleridir.

Hem tapınak hem de hastane işlevi görür.

Aigea şehrinde, antik dünyanın en büyük 3 Asklepion Tapınak hastanelerinden biri vardır. Aigeai Asklepieion’un Epidauros, Kos ve Pargamon’daki asklepieionlar kadar önemliydi.

Ancak, Helenistik dönemde şehirde Asklepion kültüne ait herhangi bir kanıt yoktur.

MS 2’nci yüzyılda, Aigeai Asklepion’u ve Asklepios Tapınağı, Roma dünyasında daha da ünlenmiştir.

Hekimlerin babası, Hipokrat’ın burada bir hastane kurduğu söylenir.

Burada tarihte tıp ile ilgili ilkler yaşanır.

İkiz kardeş azizler Cosmas ve Damian, Aegeae şehrinde hekim olarak görev yaparlar.

Tanrıdan aldıkları mucizevi ruhla mesleklerini icra ederler.

Hatta, hastanın yaralanan bacağı yerine, yeni ölmüş bir Etiyopyalının bacağını aşıladılar.

Yani dünya tarihinde ilk organ naklini yaptılar.

Tapınak:

Sikkelerde betimlenen, önde 8 sütuna sahip Asklepios Tapınağı için, net bir tarih verilemez. Ancak sikkeler ve diğer veriler dikkate alındığında, tapınağın MS 2’nci yüzyılın ortalarından sonra, Antoninler Döneminde inşasına başlanmış olmalıdır.

İmparatorlar Caracalla, Macrinus ve Severus Alexander dönemlerine ait sikkeler üzerinde bulunan betimlemelere göre Asklepios Tapınağı, Korinth düzenindedir.

 

Tapınağın bölümleri şunlardır:

Naos Alanı:

Tanrının kült heykeli, burada dururdu. Adaklar, adak levhaları, heykelcikler burada bırakılırdı.

 

Enkoimitirion-Uyku salonu/Abaton:

Burası şifa rüyası görme (enköimesis/incubatio) odalarının bulunduğu kapalı veya yarı kapalı alandı. Hastalar burada uyur ve Asklepios’tan iyileştirici bir rüya görmeyi beklerlerdi.

 

Yılan Avlusu:

Asklepios’un kutsal hayvanı yılandır. (iyileştirici yılan) Tapınakta kutsal yılanlar bulunur, hastalar bunlara dokunur veya etrafında dolaşırdı. Bugün modern tıppın sembolü olan yılanlı asa (Asklepios çomağı) buradan gelir.

Kutsal Kaynak-Şifalı su:

Birçok Asklepion bir kutsal kaynak, termal su veya pınar üzerinde kurulmuştur. Su içme, arınma, yıkanma ve banyo ritüelleri önemli yer tutardı.

 

Stoalar ve Tedavi Odaları:

Yılan zehri tedavileri, bitkisel tedaviler, diyet uygulamaları, masaj ve küçük cerrahi operasyonları bu alanlarda yapılırdı.

Egzersiz ve Spor alanları:

Gynasion, palaestra, yürüyüş yolları, beden sağlığının ruh sağlığıyla bir olduğuna inanılırdı.

 

Tiyatro:

Psikoterapi niteliğinde: müzik, dramatik oyunlar, şiir, riteül gösterileri hastaların moralini yükseltmek için kullanılırdı.

 

Misafirhaneler:

Uzaktan gelen hastaların, rahip-hükümdarların veya üst sınıf hastaların kaldığı odalardır.

 

Tedavi Yöntemleri:

Dinsel Tedavi:

Arınma (temizlenme), kurban, adağ adama, kutsal uyku (inkübasyon), rüya yolu ile tanrıdan reçete alma. Hasta uyur, rüyasında Asklepios veya yılanı gelip ona şifa yöntemi söyler. Rahip-hekimler rüyayı yorumlar ve tedavi uygular.

 

Tıbbı-Bilimsel Tedaviler:

Asklepionlar aynı zamanda tıp okullarıdır. Örneğin: Galen, Pergamon Asklepion’unda yetişmiştir. Galen: MS 129 doğumlu, hekim, filozof, anatomi ve fizyoloi uzmanı ve yazardır. Antik tıbbın en büyük otoritelerinden biridir. Pergamon Asklepion’unda yetişmiş, daha sonra Roma’ya giderek İmparatorluk Sarayının başhekimi olmuştur. 500 civarında eseri olduğu bilinmektedir, bunlardan 200 tanesi günümüze ulaşmıştır. Başlıca alanları: Anatomi, fizyoloji, pataloji ve klinik tıp, felsefe ve mantık dır.

Bilimsel yöntemler: cerrahi müdahaleler, bitkisel tedaviler, masaj, diyet tedavileri, oruç, egzersiz, psikolojik terapi, müzik terapi, kan alma, hacamat, göz, mide, kas-eklem tedavileri.

 

Tapınağın yıkılması:

İmparator I. Constantinus’un emriyle, MS 331 yılında, Asklepios Tapınağını yıkıldı ve onun yerine bir kilise yaptırdı.

İmparator I Constantinus’un özellikle Aigeia şehrindeki Asklepios Tapınağını hedef seçmesi kolay bir şekilde açıklanamaz.

Anlaşıldığı kadarıyla, Aifeai kenti, dini ve ticari öneminden dolayı Asklepios kültünden vazgeçmiyordu ve Asklepios kültü, Hıristiyanlık için büyük bir tehdit oluşturuyordu

Sonuç:

Aigeai Asklepieion’un yeri ve mimari buluntular günümüzde belirlenememiştir.

Bu yüzden; antik kaynaklar Helenistik dönemde ve MS 1’nci yüzyıl sonlarına kadar, Asklepieion’dan söz etmezler.

 

 

GÜNÜMÜZ-AEGEAİ/AYAS KENTİ KALINTILARININ GEZİLMESİ:

Günümüzde, kentin merkezinde, limanda geçmişin anıtsal izleri tamamen olmasa da, yer yer ayakta kalmıştır.

Ancak kent merkezinde, Helenistik dönem öncesine ait herhangi bir bulguya rastlanılmamıştır.

Sahil boyunca yürüyüş yaparken, antik liman kalıntılarını, temel izlerini ve antik mendirek bölgesini gezebilirsiniz.

Şehrin ara sokaklarına girildiğinde ise, toprak altında, birazı gözüken mermer sütunlar vardır.

Bugün ben gideyim, Ayas antik kenti kalıntılarını gezeyim derseniz, kalıntılar konusunda ne resmi ne de özel kaynaklarda ayrıntılı bilgi yok. Bu yüzden: ben gittim, sahilde Süleyman kulesinin orada dolaştım, kuleyi gördüm, içine giremedim, bir de sahil kesiminde deniz kalesini uzaktan gördüm. Bu kadar.

Yani, tarihi muhteşem bir antik şehir kalıntılarının, bu kadar sahipsiz kalması, hiçbir bilgi kayağı olmaması çok anlamsız.

İnanın bu yazı, antik dönem Aegeai şehri hakkındaki bulabileceğiniz en ayrıntılı yazıdır.

 

Görülebilecek kalıntılar şunlardır:

AYAS LİMAN KALESİ:

Sahil/Liman kısmındadır.

Antik dönemin liman ve savunma yapılarından biri.

Kentin deniz bağlantısını ve liman konumunu yansıtan önemli bir kalıntı.

Savunma hattının bir kısmı hala görülebliir.

Özellikle karaya bakan batı ve kuzey kısımlarındaki sur duvarları ve kuleleri nispeten sağlamdır.

 

KARA KALESİ:

Modern Yumurtalık ilçesi kalenin içinde kuruludur.

Ayrıntılı bilgi, yukarıda yazılıdır.

 

SÜLEYMAN KULESİ:

Kıyı yakınındadır.

Osmanlı döneminden kalma gözetleme/savunma kulesidir.

1536 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır.

Yazının üst bölümlerinden ayrıntılı olarak yazdım.

 

MARCO POLO İSKELESİ:

Sahil/kıyı bölgesindedir.

Yukarıda ayrıntılı olarak yazdım.

 

HAMAM KALINTILARI:

Antik dönemde, muhtemelen Roma döneminden kalma hamam yerleşiminden izler görülebilir. Hamamın tamamı ayakta değil, sadece temeller ve mozaik taban gibi izler görülüyor.

Burayı mutlaka ziyaret edin, muhteşem bir mozaik yerinde yani burada sergileniyor.

 

SÜTUNLU CADDE/YOL KALINTILARI:

Şehrin antik planlamasını gösteren sütunlu yol ya da yapı hattı kalıntıları var.

 

MEZAR ALANLARI, KAYA MEZARLAR, LAHİTLER:

Antik dönem defin geleneğinden kalma kaya mezarları ve lahitler görülebilir.

 

MARCO POLO İSKELESİ:

Yukarıda bu konuda ayrıntılı bilgi verdim.

 

ASKLEPİEİON TAPINAĞI VE HASTANE KALINTILARI:

Antik şehir kalıntılarında, Asklpeion Tapınağı ve hastanenin yeri henüz bulunamamış, tespit edilememiştir.

Diyarbakır Lice

Diyarbakır Lice


Diyarbakır-Silvan karayolu üzerinde, ana yoldan ayrılarak, yaklaşık 50 km. ilerleyince, Lice ilçesine varılıyor. Ulaşım pek de kolay değil. Çünkü, güvenlik önlemleri nedeniyle, kontrol noktaları var.

ULAŞIM

İlçenin Diyarbakır il merkezine uzaklığı: 84 km. dir. Lice-Bingöl arasındaki uzaklık: 63 km. Lice-Genç/Bingöl arasındaki uzaklık: 46 km.
Lice-Diyarbakır arasındaki yol, asfalt ve bakımlı olup, genellikle her mevsimde açık bulunmaktadır.

TARİHİ

Tarihi süreç içinde, yörede ilk yerleşimin: Asur ve Urartu kaynakların göre, Nirbi Prensliği tarafından gerçekleştirildiği görülmektedir. Ancak, genellikle, yörede Asur hükümranlığı görülür. Daha sonra ise, sırası ile, Med, Pers, Makedon ve Roma egemenlikleri görülür.

MS.622 yılına gelindiğinde ise, bu kez Bizanslılar, yörede görülürler. 1259-1302 yılları arasında, bölgede, Anadolu Selçukluları egemen olurlar. 1394 yılında, Timur işgali, 1401 yılında ise Karakoyunlular var. 1517 yılında ise, Osmanlılar bölgede hakimiyeti ele geçirirler.

Lice isminin ortaya çıkış söylentisi: “bir zamanlar, yörenin büyük aşiretlerinden biri olan “Zirki aşireti” kendi içinde sorunlar yaşar ve bu sorunlar sonucunda, 7 kardeşten biri, ailesini de yanına alarak, aşiretin bulunduğu yerden ayrılır ve günümüzdeki Lice yerleşim yerinin bulunduğu yere gelip yerleşirler.

Aradan aylar geçer ve diğer kardeşlerden biri, yanlarından ayrılan bu kardeşlerini merak eder ve oğlunu gönderip, onların durumuna bakmasını söyler.

Çocuk: gider ve amcası ve ailesinin bugünkü Lice bölgesinde yerleşmiş olduklarını görür.

Döndüğünde, babasına “yerlerindeler” anlamına gelen “evlicine” kelimesini kullanır ve bunun üzerine, amcanın yerleştiği günümüzdeki yere, Lice is mi verilir.

Tarihi süreç içinde, bu ilçemizin en büyük hatırası: Şeyh Sait isyanı sırasında, adı geçen kişinin, burada kalması ve isyanı buradan yönetmesidir.

Bu nedenle, yöre, isyanın bastırılması sırasında, en azla can kaybı olan yerlerin başında gelmektedir.

Lice tarihindeki diğer önemli bir olay ise: 6 Eylül 1975 tarihinde olan ve 2367 kişinin hayatını kaybettiği Lice depremidir.

Bu depremde, yörede bulunan 35 köyde büyük hasar meydana gelmiştir. Depremden sonra, ilçe merkezinin yeri değiştirilmiş ve yerleşim, Fis ovası doğusuna kaydırılmıştır.

 

GENEL

Diyarbakır il merkezinin, kuzeydoğu bölgesindedir.

İlçenin denizden yüksekliği, 1125 metredir. İlk olarak, Akdağ eteklerindeki Akı tepesinde kurulu bulunan ilçe merkezi, deprem sonrasında, aşağıda bulunan ova bölümüne yerleşmiştir.

Yörenin iklim özellikleri değerlendirildiğinde: kışların çok sert, soğuk ve yağışlı geçtiği görülür.

Bölgenin en yoğun kar yağışı, burada görülür. Yaz mevsiminde ise, özellikle, Temmuz ve Ağustos ayları sıcak ve kurak geçer.

Tüm bunların dışında, bölgenin en önemli coğrafi özelliği, ülkemizin en uzun ikinci nehri olan, Dicle nehrinin, önemli iki kaynağından birinin, burada, yani Bırkleyn mağaraları bölgesinde bulunmasıdır.

Bırkleyn suyu: Bırkleyn mağaraları bölgesinde doğar, bir süre güneybatı ve sonra batı yönünde akar ve çevredeki diğer dere sularını alarak güçlenir ve Gölcük civarında, nehrin diğer kolu ile birleşir.

Yöre halkı: genellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadırlar. İlçe merkezinde, son yıllarda açılan birkaç fabrika, yöre insanının işsizlik sorununa çözüm olmuştur.

Bunun dışında, tarım faaliyetlerinin başında: tütün, pamuk, buğday, arpa gibi hububat ekimi gelmektedir.

Bunun dışında, yörede bağcılık da önem kazanmaktadır.

Özellikle: Mart-Nisan ayları arasındaki dönemde bağların bakımı yapılır ve Ekim ayında ise bağ bozumu yapılarak ürün kaldırılır.

Üzüm: suyu elde edilerek, bu su ile yapılan: pestil, sucuk, beyaz sucuk ve kesme denilen ürünler şeklinde tüketime sunulur.

 

GEZİLECEK YERLER

Diyarbakır Lice Birkleyn Mağaraları

BİRKLEYN MAĞARALARI

Diyarbakır-Bingöl kara yolunun doğusundadır. İlçe merkezine bağlı Abalı köyü sınırları içindedir.

Birkleyn kelimesi “yükselme, kabarma” demektir. 

Dicle nehrinin, toprak üzerinden gelerek ilerleyen iki ana kaynağından bir tanesi, bu mağaranın bulunduğu yerde toprak altına iner ve mağaranın içinden geçerek, bir tünelden ilerlemeye devam eder ve bir süre sonra ise, tekrar toprak üstüne çıkar.

Bu nedenle, buradan çıkan suya “Birkleyn suyu” ismi verilir.

Halk arasında Bırkleyn olarak anılan bu mağaraların, Türkiye Mağaralar Envanterindeki ismi ise “İskender-i Birklin” dir. Söylentilere göre, Büyük İskender, Pers seferine giderken, 15 bin kişilik ordusuyla burada konaklamıştır. 

Bir başka efsaneye göre ise, İskender’i Zülkarneyn, bir sefere giderken, başının iki tarafında boynuz gibi iki ur çıkmış ve çok acı vermeye başlamış. İskender’e bir gün rüyasında Lice’de bulunan Bırkleyn mağaralarındaki suda yıkanırsa boynuzlarının kaybolacağı söylenmiş. İskender-i Zülkarneyn gelip Lice’yi fethetmiş. Bırkleyn mağaralarının suyunu içip başını da suda yıkayınca boynuzlarından biri hemen yok olmuştur.  

Lice Birkeyn Suyu

Birkleyn suyu:

Anadolu ve Kuzey Mezopotamya arasındaki antik bir yol üzerinde, Dicle nehrinin diğer kolu ile birleşene kadar, yer altında, doğal bir tünelden akarak gider.

Tünelden sonra ise, yeniden yukarı, yani toprak üstüne çıkar ve Dicle nehrinin diğer kolu ile birleşerek, büyük Dicle nehrini oluşturur.

Burada, Asurlulara ait bir kısım kalıntı bulunmuştur.

Hatta, antik dönemlerde, suyun yer üstünde kaybolup yer altına indiği bu yere “Dünyanın bittiği yer” ismi verilmiştir. Efsanelerde ve kutsal kitaplarda “ölümsüzlük suyunun aktığı yer” olarak da bilinir. 

Daha da ileri gidilerek “ölülerin yer altı dünyasına giriş yeri” olarak betimlenmiştir.

1899 yılında, burada yapılan arkeolojik araştırmalarda, biraz önce söylediğim gibi, Asurlulara ait çeşitli steller bulunmuştur.

Bunların en önemlileri: bölgedeki 3 mağara içinde, Birkley suyunun bulunduğu mağara içinde, Asur kralı Tiglatpileser tarafından hazırlanan “kabartma çivi yazılı tablet” ve yine Asur kralı Salmanassar tarafından hazırlanan, iki çivi yazılı tabletdir.

Her üç mağarada, Kuzey Mezopotamya kültürlerine özgü çeşitli seramik parçaları bulunmuştur.

Evet, bölgede 3 mağara olduğunu söylemiştim. Bunlardan bir tanesinden, Birkley suyu geçiyor.

Diğer ikinci mağara: birinci mağaranın devamı gibi uzanıyor ve 15 metre genişliğinde, 12 metre yüksekliğindedir.

Uzunluğu ise, birkaç kilometreyi bulmaktadır.

Lice Bırkleyn Kabartması

Bu mağaranın girişinde: antik döneme ait çeşitli yapı kalıntıları, Asur kralı III. Salmansar’a ait iki kabartma yazılı kitabe ve bir kabartma bulunmaktadır.

Kaya üstüne işlenen bu kabartmada: ismi geçen Asur kralı, uzun başlığı ve işlemeli giysisiyle dikkat çekiyor.

Figürlerin hepsi, doğuya bakıyorlar. Sağ ellerinde balta, sol ellerinde ise kılıç var.

Evet, üçüncü mağara: diğer iki mağaradan daha büyüktür.

Mağara içindeki sarkıt ve dikitler görülmekte olup, mağara içindeki havanın özellikle “astım” hastalığı için iyi geldiği söylenmektedir.

Lice Ashab-ı Kehf Mağarası

ASHAB-I KEHF-YEDİ UYURLAR MAĞARASI

İlçe merkezinin 15 km. uzağında, Duru köyü yakınlarındadır.

Mağara, 650 metre yükseklikte bir tepenin üzerindedir.

Burada bulunan iki mağaradan ikincisi, Ashab-ı Kehf olarak bilinen ve içinde “yedi uyurların bulunduğundan” söz edilen mağara olarak isimlendirilmektedir.

Mağaranın biraz aşağısında Ashab-ı Kehf adına yaptırılmış ve “Der-i Rakim” denilen bir de kilise kalıntısı bulunmaktadır. 

Mağara halkı anlamına gelen Ashab_ı Kehf denilen gençler, Efsüs şehrinde yaşıyorlardı. Efsus şehrinin yeri konusunda rivayetler vardır. 

 

 

DAKYANUS ANTİK KENTİ

İlçe merkezinin 18 km. batısında, Fis ovasında, 1110 metre rakımlı yüksek bir tepe üzerindedir.

Burada, Dakyanus isimli bir tiran idaresinde, bir yerleşim yeri olduğu tahmin edilmektedir.

Ancak, çevrede, resmi arkeolojik kazı çalışmaları yapılmadığından, net bilgiler edinilmemiştir.

Ancak, günümüze ulaşan kalıntılar arasında: İskender sonrası Selevkoslar ve Roma dönemine ait olabileceği düşünülen sütunlar, çevre duvarları ve bir saraya ait olabileceği değerlendirilen duvarlar, kemerler görülmektedir.

Bu sütunlar arasında, özellikle 3-4 metre yükseklikte olan sütunlar ilgi çekmektedir.

Burası hakkında bilmenizi istediğim bir söylenti var:

“Zalim bir puta tapan hükümdar olan Dakyanus: tek bir tanrıya inandığını öğrendiği 6 gence, inançlarını terk etmelerini ve yeniden putlara tapınmalarını, yoksa onları öldürteceğini söyler.

Bunun üzerine, bunu kabul etmeyen gençler, saraydan kaçarak dağlara yönelirler ve yolda rastladıkları 1 çoban ve çobanın köpeği kıtmıri de yanlarına alarak, bir mağaraya sığınırlar.

Tek tanrıya inanan 7 genç ve köpek, bu mağarada, 300 yıl boyunca uyurlar.

Uyandıklarında, içlerinden yaşı en büyük olanı, yiyecek almak üzere, şehre gönderilir.

Dakyunus dönemi parasıyla yiyecek almak isteyen ihtiyar, tüccarların durumu bildirmesiyle kralın ve kahinin karşısına çıkarılır.

Olup biteni anlatan ihtiyar, kralın askerleri eşliğinde, mağaraya gider, tek başına mağaraya girer ve arkadaşlarına, 300 yıl süresince uyuduklarını söyler.

Daha sonra, mağaraya giren ihtiyarın dışarı çıkmaması üzerine, kralın askerleri mağaraya girerler, ancak içeride kimseyi göremezler. “

Evet, her yıl 28 Mayıs tarihinde, burada bir festival düzenlenir ve çevreden gelen ziyaretçiler, bu mağarayı ziyaret ederler.

 

 

Diyarbakır şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Gaziantep Araban

Gaziantep Araban


İlginç olan şu ki: Araban bir ilçemizin adı olduğu kadar, aynı zamanda, Türk Sanat Müziğinde bir makam olarak da biliniyor.

Yolları her ne kadar sıkıntılı olsa da, toprak zenginlerinin bol olduğu bu yöremizde, yoğun pamuk üretimi yapılmaktadır.

Zor bir ilçe, yerel imkanların pek yoğun olarak kullanılamadığı bir yer.

Ama, bir zamanlar, yani tarihi süreçte, üst düzeyde önem kazanan bir yer olduğunu unutmamak gerekir.

Gaziantep Araban

ULAŞIM

Araban: İç Anadolu bölgesine açılan yolların kavşağında olması nedeniyle önem kazanmaktadır.

Bunun sonucu olarak: Mezopotamya’dan gelen kervanlar tarafından yoğun olarak kullanılmıştır.

Evet, Araban ilçesi, bağlı bulunduğu Gaziantep iline, 67 km. uzaklıktadır.

Gaziantep Araban

TARİHİ

Yerleşim yerinin ortaçağ dönemindeki ismi “Raban” dır. O dönemde, burası, Urfa Bölgesi Haçlı Kontluğuna bağlı, önemli bir merkez konumundaydı.

Araban kalesi: Ermeniler ve Urfa Haçlı Kontluğu arasında sık sık el değiştirmiştir. 1112 yılından itibaren Haçlılar tarafından ele geçirilen kale; 1120 yılında, Antakya krallığı tarafından alınır.

Tüm bu ele geçirmelerde, kalenin kolay ele geçirilemediği belirtilmektedir.

1150 yılında, bu kez, Sultan Mesud Kılıç: Araban iç kalesini ele geçirerek, Türk topraklarına katar.

1517 yılında ise, bölge Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılır.

Cumhuriyetin ilanını takiben ise, Araban, Altıntaş isimli bir kasaba iken, ismi değiştirilerek 1957 yılında ilçe haline getirilir.

 

GENEL

Bağlı bulunduğu Gaziantep ilinin kuzeydoğusundaki, Araban ovasında bulunmaktadır ve zaten, ismini, buradan almıştır.

Deniz seviyesinden yükseklik: 1000-1500 metre arasındadır.

Yerleşim yerinin denizden yüksekliği ise, 610 metredir.

Yüzölçümü: 535 km. karedir.

Yerleşim yeri: Fırat nehrinin batısında ve bu nehre dökülen Karasu ırmağının kıyısında kurulmuştur. Karasu, araban ovasının içinden geçerek Fırat nehrine dökülür.

İlçe topraklarının çevresi, dağlarla çevrilidir.

Yöre insanının başlıca geçim kaynağı: pamuk, buğday, arpa, mısır ve mercimek ağırlıklı tarımdır. Yani, sanayi ve turizm gelişmemiştir.

GEZİLECEK YERLER

Araban Kalesi

ARABAN KALESİ

İlçe merkezinde, 35 metre yükseklikte ve üzeri düz bir höyük üzerindedir. 950 m karelik bir alanı kaplar. 

Altıntaş kalesi ismi de verilmektedir.

Haçlı seferleri sırasında: kaynaklarda bu kaleden söz edilmiştir. 

Höyük boyutları: 85 x 95 metre boyutlarındadır.

Ortaçağ döneminde, Urfa Haçlı Kontluğuna bağlı önemli bir merkez olan ve Raban ismiyle anılan burada, yine o dönemden kalma bir kale kalıntısı bulunmaktadır.

Ancak, yapının detayları ve planı, kim ve hangi dönemde yaptırıldığı hakkında ayrıntılı bilgiler bulunmamaktadır.

Günümüzde ise, bu kale yıkıntıları dışında, bu bölgede, yani tepe üzerinde, blok taşlarla inşa edilmiş ve cami olarak kullanılmış büyük bir yapı görülmektedir.

Araban Kalesi

Yani, burayı ziyaret ederseniz, günümüzde, cami ve medrese kalıntılarını görebilirsiniz.

Çünkü, 1940 yıllarına kadar sağlam olan kalenin sur taşları, halk tarafından, inşaatlarda kullanılmak üzere sökülerek ortadan kaldırılmıştır. 

 

İç kale camii:

Araban iç kale camiinin kitabesi ve vakfıyesi yoktur. Bu yüzden tarihlendirme konusunda kesin bir sonuca varmak mümkün olmaz.

Ancak, Memlükluların Birecik, Kahta, Ravenda, Rumkale, Gaziantep ve Araban kalelerini sınır bölgesi kabul ederek, sürekli ellerinde tutmaları, bu bölgelerde birçok yeni yapılar inşa etmeleri ve hakimiyetleri döneminde bu kaleleri tahkim etmeleri, caminin enine gelişen iki sahınlı bir plana sahip olması, savunma amacıyla yekpare taşlardan ve çok az sayıda pencerenin olması, mihrabın genel kurgusu gibi özelliklerden yola çıkılarak, ayrıca bölgeye hakim güçler göz önünde bulundurulduğu zaman, yapı 12-14’ncü yüzyıllara tarihlendirilir. 

1940’lı yıllarda kale talanı sırasında, caminin giriş kapısının büyük bölümü, toprak ve taş yığını içinde kalmıştır. 

Cami, dışta 13.20 x 18.50 m ölçülerinde, dikdörtgen planlı olup, enine gelişen iki sahından oluşan bir plana sahiptir. 20’nci yüzyılın başında cami kendi haline terk edilmiş, günümüzde güney ve doğu duvarlarının taş kaplamaları sökülmüştür. 

Kuzey cephesinin ortasında bulunan cümle kapısına, 5 basamaklı bir merdivenle inilir. 

Doğu cephenin güney tarafı 40 cm ölçülerinde dışa taşmaktadır. Bu taşmanın nedeni, iç mekanda 90 x 140 m ölçülerinde açılan nişden dolayı veya örtü sisteminin yükünü  taşıyan beden duvarlarının dayanıklılığını arttırmaktır. 

Yapının güney cephesi, kalenin surlarına bitişik inşa edilmiştir. Bu nedenle güneybatı köşede düzgün duvar örgüsü yoktur. Diğer kısımlar surlara bitişik olduğundan bu kısımlar da sökülmüştür. 

Batı cephesinin alt kısımları surların şekline uygun olarak yapılmıştır. Üst bölümleri ise düzgün kesme taştır. 

İç mekan, kalenin zemininin altında kalmaktadır. İç mekana girişi sağlayan cümle kapısı, içten dikdörtgen çerçeveli ve sivri kemer alınlıklıdır. 

İç mekanın zemin döşemesi, define avcıları tarafından kaldırılmıştır. İçteki malzemelerden zeminde sal taşları döşeli olduğu anlaşılır. 

Sonuç olarak, duvarların kalın olması ve fazla pencere bulunmaması, yapının savaş anında korunma mekanı olarak kullanıldığını gösterir. İç mekanın zeminin altında inşa edilmesi de bunu doğrulamaktadır. 

İbadet mekanının yarıdan fazlasının zemin altında inşa edilmesi şekline, bu cami dışında pek rastlanmamaktadır. 

Türk sanatı bakımından caminin önemi: ibadet mekanının zeminin altında yer alması, iç mekanın doğrudan savunma amacıyla kalın duvarlara sahip olması, kıble duvarındaki iki hücresi, mihrap kurgusu ve örtü sistemi gibi özelliklerinden dolayı, büyük bir öneme sahiptir. 

Son aldığım bilgiye göre, caminin restorasyonu tamamlanarak ibadete açılmıştır, ancak 2023 depreminde zarar görerek kullanılmaz duruma gelmiştir. 

 

Araban Anıt Mezarlar
Araban Anıt Mezarlar

 

ANIT MEZARLAR

İlçe merkezine bağlı, 3 köyde, Roma döneminden günümüze kalan anıt mezarlar görülebilmektedir.

Bu mezarların, Roma döneminde, bölgede yaşayan zengin, asil ve yönetici sınıfa ait Romalılar için yaptırıldığı düşünülmektedir.

Her 3 mezarında birbirine yakın olmasının anlamı ise: bölgeden geçen ve Fırat nehrine paralel olarak uzanan, çok önemli iki yolun (doğu-batı ve kuzey-güney) kavşağında bulunmasındandır.

Bu tür Roma mezar yapılarında, genellikle: altta bir mezar odası, üzerinde açık sütun-kemer veya payeli bir bölüm ve onun üzerinde, üçüncü bölüm olarak, piramidal bir çatı bulunmaktadır.

Araban Hisar Anıt Mezarı

Hisar Anıt Mezarı

İlçe merkezine bağlı, Hisar köyündedir.

Günümüze kadar sağlam olarak gelmesi büyük şanstır.

Mezar yapısı: kesme taştan, bir platform üzerine yapılmıştır.

Yüksek kare kaide üzerine oturan 4 x 4 metre ölçülerinde, dört köşeli, korint başlıklı paye sütunlardan meydana gelen gövde ve bunun üstündeki piramidal çatıdan oluşmaktadır. 

Bu piramidal çatının üzerinde ise, kare kesitli ve korint tipinde bir sütun başlığı bulunur. Ayrıca bu başlık üzerinde de günümüzde mevcut olmayan, bir heykelin bulunduğu düşünülür. 

Yapının yüksekliği: 10 metredir.

Süsleme açısından sadedir.

Kim için, ne zaman yaptırıldığı bilinmemektedir.

Ancak, muhtemelen MS. 2’nci yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir.

 

Araban Elif Anıt mezarı

Elif Anıt Mezarı

İlçe merkezine bağlı Elif köyündedir.

Elif köyü, antik Sugga kenti olup, Roma dönemi yol güzergahlarını gösteren antik haritadaki bilgilere göre, Dolikhe (Dülük)- Samasota (Samsat) ile Zeugma-Samasota yollarının kesişim noktası civarındadır. 

Elif Anıt Mezarı da tıpkı Hisar’daki gibi, kesme taştan inşa edilmiş olup, yüksek bir kaide üzerine oturan, gövde ve gövde üzerini örten tonozlu bir örtü sisteminden oluşmaktadır. 

Anıt mezarın doğu, batı ve güney cepheleri kemerli, kuzey cephesi ise duvar örülerek kapatılmış, alt orta kısmında ise dikdörtgen bir kapı açıklığı bırakılmıştır. 

Anıt Mezarın gövdesini oluşturan dört hantal paye sütun yerini burada korint başlıklı sütunların üzerine oturan kemerlere bırakmıştır. 

Böylece yapı estetik bir görünüm kazanmıştır. 

Elif Anıt Mezarının örtü sistemi hakkında kesin bir şey söylenemez, ancak kalıntılardan tonoz olduğu tahmin edilir. 

Yapılış tarihi ve yaptıran hakkında bilgi bulunmamakla beraber, muhtemelen MS.2’nci yüzyıl sonu ile 3’ncü yüzyıl başlarında yaptırıldığı düşünülmektedir.

Araban Hasanoğlan Anıt Mezarı

Hasanoğlu Anıt Mezarı

İlçe merkezine bağlı Hasanoğlu köyünde bulunmaktadır.

Kare planlı bir kaide üzerinde, kesme taştan yapılmıştır.

Diğerlerine nazaran daha itinalı ve estetik yapılmıştır.

Ancak, kuzey ve güney duvarlarının bütünü ve kaidenin ise, yarıya yakın bölümü yıkılarak günümüze ulaşmamıştır.

Yapılış tarihi hakkında, kesin bilgiler olmamakla birlikte, muhtemelen MS.2’nci yüzyıl sonu ile 3’ncü yüzyıl başında yapıldığı düşünülmektedir.

Araban Kırık Köprü-Septimus Severus Köprüsü

KIRIK KÖPRÜ-SEPTİMUS SEVERUS KÖPRÜSÜ

Gümüşpınar köyü sırtlarında, Karasu ırmağı üzerindedir.

Roma döneminden kaldığı düşünülmektedir.

Zeugma şehrinin kuzeyinde, Fırat yolunun üzerindeki Antik Roma yolunun bitiminde bulunan köprünün, büyük olasılıkla: Scythica Lejyonu tarafından inşa edildiği sanılıyor.

Adını ise, MS.192-211 yılları arasında yaşamış, Roma İmparatoru Septimus Severus’tan almaktadır.

Bölge halkı tarafından, Kırık köprü olarak bilinen köprünün, günümüze yalnızca 4 gözü yıkılmış ve 1 gözü gelmiştir.

Araban Kırık Köprü-Septimus Severus Köprüsü

Tek gözü sağlam olarak günümüze ulaşmış olsa da, büyük olasılıkla bir süre sonra, o göz de yıkılacaktır.

Evet, köprünün uzunluğu: 120 metre, yüksekliği 30 metre ve genişliği 7 metredir.

Köprü üzerinde: İmparator Septimus Severus, karısı J. Donma ve oğulları Caracalla ve Getta adına dikilmiş sütunlar bulunmaktadır.

Oğullardan Caracalla imparator olunca: kardeşi Gatta’yı öldürtür ve onun adına dikilen sütunu da ortadan kaldırtır.

 

Araban Mozaikli Bazilika

ARABAN MOZAİKLİ BAZİLİKA:

İlçe merkezine bağlı Elif Mahallesi yakınlarındaki Mozaikli Bazilika, erken Hıristiyanlık dönemine ait izler taşır. 

2014 yılında keşfedilen bazilikada, erken Hıristiyanlık dönemine ait ve mozaikleri oldukça iyi korunmuştur. 

Anadolu’daki renkli mozaikli bazilikalar arasında önemli bir konuma sahip, mozaikler geometrik desenler ve figürler barındırıyor. 

Üç katlı ve yaklaşık 8-10 metre yüksekliği sahip mozaikler, dönemin zenginliğini ve kültürel etkileşimini yansıtıyor.  

 

 

 

Gaziantep şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazıma ulaşmak için.