Adana Karataş

Adana Karataş

Yaz aylarında, Adana ve çevresinde yaşayan insanların, dinlenmek ve denize girmek için tercih ettikleri başlıca yerdir. Ancak tarihi ve tarihi yerleri sevenler de, Karataş’ı ziyaret ettiklerinde Magarsus kenti kalıntılarından büyük keyif alacaklardır, Efes antik kentinin yaklaşık 3 misli büyük olduğu söyleniyor.

ULAŞIM

Adana’ya 47 km. uzaklıktadır. Bu mesafe otobüsle 45 dakika ve özel araçlar 30 dakika sürer. Karataş-Yumurtalık arasındaki mesafe: 45 km. dir.

Adana Karataş

GENEL

Yazının girişinde de belirttiğim gibi: Karataş, ülkemizin büyük nüfus yoğunluklu şehirlerinden biri olan Adana’nın, denize açılan iki noktasından biri. (Diğeri, Yumurtalık)

Karataş: Doğu Akdeniz bölgesinde, Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin yarattığı doğal sınırlar içinde kurulmuştur.

88 km. uzunluğunda deniz kıyısı bulunmaktadır.

Burada, birçok kamu kurum ve kuruluşuna ait tesis bulunuyor. Ayrıca: Orman Müdürlüğüne ait bir kamping yeri var. Yinede: birçok turistik tesis bulunmasından çok, daha çok yazlık konutların yoğunlaştığı bir beldedir. İlçenin nüfusu kış aylarında 10 bin iken, yaz aylarında 100 bini geçer.

Çukurova’da bulunan ilçe toprakları tamamen düz ovalık bir arazi yapısına sahiptir. Akdeniz kıyısında doğal kumsallar vardır. Kıyıdaki kumul setleriyle deniz arasında lagünler oluşmuştur. Sığ ve tuzlu suları olan bu lagünlerin çevresi bataklıktır.

Karataş’ta, çok önemli üç dalyan var. Bunlar: Hurmaboğazı/Akyayan, Akyatan ve Tuzla Dalyanı. Ayrıca: küçük bir balıkçı barınağı var. Bu dalyanlarda: çeşitli balık türleri bulunuyor.

Akdeniz’e özgü: kefal, çipura ve levrek balıkları, çok sayıda üretiliyor ve yetiştiriliyor. Özellikle: Tuzla dalyanında çıkan balıklar, ayrı bir lezzet taşımaktadır.

Bu arada: amatör balıkçılık yapmak da mümkün. Özellikle: Tuzla Dalyanında Karagöçerler’i öneriyorum. Ancak, kötü bir yolu var. Özellikle, yağışlı havalarda gitmek biraz sorunlu, tercih etmemenizde yarar var.

Adana Karataş

TARİHİ

Bölgede kurulan en eski uygarlık, Hititlerdir. Ayrıca Luvi krallığı ve Kizuvatna (MÖ 2000-1500) krallığı dönemlerine ait sikkeler bulunmuştur. Bölgede ilk yerleşim yeri antik Magarsus şehrindir. Yani Karataş ilçesinin tarihte bilinen en eski ismi “Magarsus” dur.

Bu antik kent, günümüzdeki Karataş ilçesinin 5 km batısındadır. Bu şehir, MÖ 7’nci yüzyılda koloni kenti olarak kurulur, Grek, Roma ve Bizans dönemlerinde de yerleşim görür. Öncelikle büyük ve geniş bir kalesi vardı. İlkçağdan Ortaçağ’a kadar Akdeniz ticaretini ellerinde bulunduran Fenike, Rodos, Girit, Venedik, Ceneviz ve hatta Portekizli deniz ticaret filolarının uğrak yeri olan bir ticaret şehridir.

Bu antik kentin önünde bulunan Dydimae denen iki ada üzerinde iki kalenin mimari kalıntıları görülür. Bunların kalıntıları, Karataş ve civarındaki köylerde yapılan Menzil Han ve İskele yapımında kullanılmıştır.

MÖ 547 yılında Magarkus şehri ve bütün Çukurova, Perslerin eline geçmiştir.

MÖ 331 yılından sonra bölgede Büyük İskender ve ardından Selevkosların hakimiyeti görülür.

Roma imparatoru Justinyen, Mısır seferine giderken, bölgeyi istila etmiş, Magarsus kalesini yıkmıştır. Harun Reşit, bölgeyi ele geçirince, Magarsus kentinin imarını, tahkimini ve iskanını yaptırır.

Homeros, İlyada destanında: Magarsus şehrinin, Misis’i kuran Mopsos’un Turuva savaşında tanışıp Çukurova’ya getirdiği Yunanlı Anfloksos tarafından kurulduğunu yazar. Ancak bölgeye hakim olma isteğiyle daha sonra ikisi de savaşa tutuşurlar.

Bir balıkçı tarafından 1980 yılında balık avı için suyun dibine daldığında suyun dibinde bulduğu ve daha sonra sudan çıkarılıp Adana Müzesine götürülüp sergilenen bronz heykel, Magarsus sanatının hangi düzeyde olduğunun kanıtıdır. Heykelin MÖ 1 ile MS 2’nci yüzyıllara ait olduğu düşünülüyor, MÖ 1’nci yüzyılda Eyalet valiliği yapan Çiçeron’a ait olma ihtimali yüksektir.

Büyük Türk denizcisi Piri Reis: 1517 yılında yazdığı Kitab-ı Bahri adlı eserinde Karataş hakkında şunları yazar “Cihan suyunun beri yanında Od kalesi dirler, denize karşı yüce bir yerde bir harap kale vardır. Ol kalenin altında yani lodos tarafında bir adacık var. Ol adacığa Porto Melun dirler. Küçük gemiler mezkür adacıkla kenar arasına girerler.”

1885 yılında Alishan isimli yazar Karataş Hakkında şunları yazar “Antik Magarsus’un bulunduğu Karataş burnunun üstünde şimdi birkaç harabe ile kuzey tarafında Sen Nikola adına yapılmış küçük bir kilise vardır. Kubbesi dört sütun üzerine kurulmuş olan bu kilisenin yanında lahit ve biraz ilerisinde de eski bir hamam ve sarnıç görülür.

Kilisenin güneyinde bir şatoyu andırır kare şeklindeki yapı kalıntısının sütunları durmaktadır. Burnun doğusunda eskilerin Didime dedikleri, iki küçük adada bazı inşaat kalıntıları vardır. Sahilde büyük bir han ile 50 hanesi Hıristiyanlara ait, Karataş köyü bulunur.”

Yakın tarihte Karataş, 1’nci Dünya Savaşından hemen sonra Fransızlar tarafından işgal edilir. Fransızlar, ermeni militanları ile birlikte yöredeki Müslümanlara eziyet ederler. Milli Mücadeleden  sonra, Karataş’a Selanikli göçmenler getirilerek yerleştirilir, bunlara toprak verilir. Karataş 1928 yılında uçak, 1957 yılında ise ilçe olur.

Peki buranın ismi niye Karataş? Karataş’a adını veren kara taş, volkanik patlamalardan geriye kalan bazalt taşlarıdır. Bölgede yapılan araştırmalarda ve kazılarda, bazalt taşlarla örülmüş bina ve yol örneklerine ulaşılması hedefleniyor.

NE YENİR

Adana yöresinin zengin mutfağı, Karataş mutfağını da etkilemiştir. Adana kebabı çok ünlüdür. Yanında bol yeşillik, ezme, salata yenir ve mevsimine göre ayran veya yöreye özgü şalgam suyu içilir. Tatlı olarak  halka tatlısı önerilir.

PLAJLAR VE KAMP ALANLARI

Karataş ilçesinin 60 kilometrelik kumsal alanı vardır. Bu alandaki plajlar: Atapark, Barınak, Mavikum, Orman altı, Tuzla, Bahçe, Harbiş’tir. Günübirlik tatilciler bu plajları kullanarak denize girebilirler. Aynı zamanda karavan ve çadır turizmi içinde uygundur.

BÜYÜK İSKENDER FESTİVALİ

Karataş ilçesinde, iki yıldır bu festival yapılıyor, tarihi Ağustos ayının son haftasında üç gün sürüyor. Festivalde ücretsiz halk konserleri düzenleniyor. Bu festivalin neden yapıldığını, niye isminin “Büyük İskender Festivali” dendiğini anlamadım, araştırdım öğrenemedin, sanırım Karataş ilçesinin tanıtımı için böyle bir festival düzenleniyor, iyi de ismi niye Büyük İskender?

Adana Karataş Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksek Okulu ve Uygulama Oteli

KARATAŞ TURİZM İŞLETMECİLİĞİ VE OTELCİLİK YÜKSEK OKULU VE UYGULAMA OTELİ

Çukurova Üniversitesine bağlı okul, 1994 yılında kurulmuştur. 2005 yılında ise Karataş ilçesindeki yerleşkeye taşınmıştır. Konaklama işletmeciliği bölümü örgün eğitim vermektedir. Bu bölümde, temel turizm branşları dersleri ağırlıklı olarak veriliyor. Karataş ilçesinde, okula ait uygulama oteli var. Otel özel işletmeye kiralanmış olup 50 oda, toplantı salonları, restoran, kafe, spor tesisleri ve yüzme havuzu bulunuyor.

Adana Karataş

GEZİLECEK YERLER

KARATAŞ MENZİL HANI

İlçe merkezinde çarşı içindedir. Pazaryeri denilen denize nazır bir tepe üzerindedir. Ancak günümüzde tamamen harabe halindedir. Hanın kitabesinde yapının 1608 yılında Osmanlı döneminde Mir Ali isimli birisi tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı hanın batı kısmında temel hizasına kadar yıkılmıştır.

Güney kısmında iki tane bina vardır. Kuzeyde cümle kapısı vardır. Doğu kenarındaki mekanların bir kısmı sağlamdır. Yapıda ortada uzun bir avlu ve bu avlunun çevresinde sıralanan odalar bulunur.

TARİHİ HAN KALINTISI

İlçe merkezindeki bu tarihi han kalıntısının, Osmanlı döneminde, 1782 yılında yapıldığı biliniyor, tamamen harap haldedir.

Adana Karataş Akyatan Kuş Cenneti ve Yaban Hayatı Geliştirme Sahası

AKYATAN KUŞ CENNETİ VE YABAN HAYATI GELİŞTİRME SAHASI

Deltada bulunan lagünler ve göller, Akdeniz’in su seviyesinin düşmeye başladığı dönemlerde oluşmaya başlamıştır. (muhtemelen 10 bin yıl önce) Akyatan gölünün bulunduğu yerde: deltayı oluşturan nehirlerin yataklarından taşmaları sonucu, bataklık oluşur. Bu bataklık, daha sonra dalgaların taşıdığı kumların zamanla kıyıda oluşturduğu kordonla denizden ayrılır ve bugünkü durumunu alır. Yani, burası tipik bir alüvyon baraj gölüdür

Akyatan lagünü, 1988 yılında Sulak Alanları Koruma Sözleşmesi kapsamına alınmış ve 2005 yılında Yaban Hayatı Geliştirme Sahası olarak ilan edilmiştir.

Burası, Türkiye’nin en büyük lagün gölü ve kuş cennetidir. Yaz süresinde gölü besleyen suların azalması ve buharlaşması nedeniyle, göl alanı küçülür, suyun çekildiği alanlarda geniş çamur düzlükleri oluşur ve yaz sonuna doğru tamamen kurur. Çamur düzlükleri, özellikle gölün kuzeydoğu ve batı kesimlerinde görülür ve Kapıköy yakınlarındaki bazı adalar, kara ile birleşir.

Göl, güneybatıda bulunan 2 kilometrelik bir kanalla denize bağlanır. Göl suları yüksek olduğunda, kanal vasıtasıyla gölden denize, göl sularının düşük olduğu dönemlerde ise denizden göle su akışı olur. Bu yüzden, göl suyundaki tuzluluk durumu mevsimlere göre değişir.

Kışın ve ilkbaharda, drenaj kanalları ile taşınan sular ve yağışların etkisiyle, göl suyu tatlılaşır. Yazın ise yüksek buharlaşma ve denizden göle gelen tuzlu su girişi nedeniyle göl suyu tuzlanır. Tuzluluk oranı, denize bağlantılı olan yerlerde daha yüksek, kuzey kesimlerde yani drenaj sularının etkili olduğu yerlerde ise tuzluluk daha azdır.

Göl ile deniz arasında Türkiye’nin en büyük kumullukları vardır, bunların yükseklikleri 20 metreye kadar ulaşır. Bunlar yağışlı dönemlerde suyla dolar. Ayrıca kumulların kuzeydoğusunda, hiç kurumayan ve ekolojik açıdan önemli Tatlısu birikintileri ve bataklıklar vardır.

Deltalar: dünyanın en verimli doğal alanlarıdır. Bu yüksek verimin oluşturduğu yiyecek ağı, başka su kuşları olmak üzere değişik türden zengin bir yaban hayatının barınması ve beslenmesine olanak verir. Deltalar balıkların yumurta döktüğü, özellikle yavru balıkların beslendiği ve korunduğu alanlardır. Yapılan araştırma sonuçlarına göre: deltalar, balıkçılığın devamı açısından hayati öneme sahiptir.

Burada, nesli tükenme tehlikesi altında bulunan bitki türleri, memeli hayvanlar ve kuşlar bulunur. Bunlara örnekler: hayvanlar: saz kedisi, turna, yeşil kaplumbağa, caretta caretta, bitkiler: kum zambaklarıdır.

Lagün, 22 kilometrelik kumsalı ile caretta caretta kaplumbağalarına ev sahipliği yapar, bunların Akdeniz’deki en büyük yumurtlama alanı burasıdır.

Burası, fotoğraf çekmeyi seven doğa tutkunlarının yoğun tercih ettiği bir yerdir. Çünkü burada yıllık 300 binden fazla kuş göçü yaşanır ve meraklılarına bu kuşları izleme imkanı tanır. Dünya üzerinde en çok flamingo türü burada yaşar. 2015 yılında yapılan sayımda, lagün alanında 89.900 tane flamingo tespit edilmiştir.

Akyatan gölü, Doğu Akdeniz’in en zengin dalyanlarından birisidir. Denizle olan bağlantısı nedeniyle, göle beslenmek ve üremek için çok sayıda balık girer. Gölün denize açılan bölümünde, Karataşlı balıkçılar tarafından işletilen bir dalyan inşa edilmiştir.

Gölde bulunan balık türleri: sazan, aynalı sazan, yayın, yılanbalıı, levrek, kefal, çipura, yayın, gökkuşağı alasıdır. Gölde avlanan balıkların bir bölümü ihraç edilmektedir. Gölün doğu kesimlerinde, mavi yengeç avlanır. Ancak zaman içinde arkan kirlilik, bu göldeki balık popülesyonuna zarar vermektedir.

Adana Karataş Tuzla Gölü

TUZLA GÖLÜ

Çukurova Deltasında, balık stoklarının son yıllarda düşmediği tek sulak alan. Burada: üretilen ve yetiştirilen balıkların lezzeti bir başka. Yani: muhteşem bir lezzet.

Diğer lagunlarda olduğu gibi, burada da; çeşitli kuş türlerini görmekte mümkün. Bunlar: Turaç, Yaz Ördeği, Kocagöz, Akça Cılıbıt, Mahmuzlu Kış Kuşu ve küçük Sumru. Hiçbir turizm yatırımı bulunmayan bir yer. Daha önce söylediğim gibi, yine güzel bir görüntü, kuşlar sizi bekliyor. Yanınızda, dürbün ve fotoğraf makinesi bulunmalı.

Adana Karataş Mallos Antik Kenti

MALLOS ANTİK KENTİ

İlk çağda, gölün doğusunda antik Mallos kenti kurulmuştur. Mallos kentinin güney batısında ise, Çukurova’nın ilk liman kenti olan Magarsos kenti kurulmuştur.

Yazının başında Mallos şehrinin burası olduğunu yazmama rağmen, arkeoloji biliminde, Mallos şehrinin yeri hakkında gizem vardır. Çünkü Pyramos yani Ceyhan nehri, zaman içinde hem yerleşimlerin gömülmesine hem de antik yazarların tarif ettiklerin Topoğrafik özelliklerin kaybolmasına sebep olmuştur.

Dolayısı ile, Mallos şehrinin yeri konusunda yapılan saptama ve yorumlar farklılık göstermektedir. 1949 yılında bölgede araştırma yapan Bossert isimli araştırmacı, Mallos antik kentinin, Kızıltahta köyü civarında bulunabileceğini söylemiştir. Çünkü bu köyün birkaç km kuzeyinde bulunan Terkeşhan Çiftliği arazisinde Mallos kent merkezinin yayılım alanı olabileceği düşünülmektedir.

Ayrıca Kızıltahta civarında, Flavia Procla şerefine bir Heroon inşa ettirildiği bildirilen bir yazıt bulunmuştur. Bu yazıtta, Heroon’u Mallos kentinin yaptırdığı ifade edilmektedir. Kızıltahta köyündeki Akdeğirmen köprüsünün de Mallos antik kentinden günümüze kalan bir yapı kalıntısı olduğu iddia edilir.

Ancak Kızıltahta köyü, Athena Magarsia kutsal tapınağı ve limana 25 km uzaklıktadır. Bu durum: Mallos ve Magarsos şehirleri arasındaki ilişkinin antik çağda Didyma ve Milet şehrine benzer bir ilişki içinde olduğuna karar verilmiştir.

Bu 25 km denize uzaklık nedeniyle Mallos şehrinin, Kızıltahta köyü civarında değil, kıyıya daha yakın bir noktada aranması gerekti kesindir.

Evet, eski coğrafyacılar, kıyının bu bölümünde Mallos ve Magarsos diye iki kentten söz ederler. Ancak her iki kent, birbirinden uzakta değildir. Magarsos’un MÖ 2’nci yüzyılda Mallos’a ait bir kutsal alan ve liman olduğu düşünülür. Magarsos limanının yeri, bugün net olarak bilinmektedir. Athena Magarsia tapınağı da aynı yerdedir ve yeri de tam olarak bilinmektedir.

Son bir not, yani Mallos mu Magarsos mu? Magarsos isimli bir şehir için, hiç sikke basılmamıştır. Oysa en küçük şehirlerin bile kendi adına bastırdıkları sikkeler vardır. Dörtdirek mevkiindeki tiyatro ve stadion gibi görkemli kalıntıların Magarsos isimli bir şehre ait olduğunun düşünülmesi için bu şehrin tarih boyunca hiç sikke bastırmamış olması ilgi çeker.

Magarsos şehrinin en karakteristik unsuru olan Athena Magarsia tapınağının, sadece Mallos sikkeleri üzerinde resmi geçer. Dolayısıyla Magarsos’un müstakil bir şehir olma şansı yoktur, yani Karataş ilçesi kıyısındaki kalıntıların Mallos şehrine ait olduğu da büyük olasılık dahilindedir.

Strabon, Magarsos’u bir polis yani şehir olarak değil Mallos civarında, üzerinde Athena Magarsia tapınağının bulunduğu, Kilikya’daki en yüksek tepe olarak tanımlar. Sonuç olarak: Magarsos’un Mallos şehrine bağlı bir liman ve kutsal alan olduğuna inanılır. Ancak Mallos şehrinin zaman içinde buraya taşındığı tahmin edilmektedir. Ancak Mallos şehrinin ne zaman Magarsos bölgesine taşındığı bilinmemektedir.

Adana Karataş Magarsus Antik Kenti

MAGARSUS ANTİK KENTİ

İlçe merkezinin batısında bulunan bu antik kent, ilçe merkezine 4 km batısında, Dört direkli mevkiindedir. Neden “Dört direkli” denmektedir? Çünkü Bizanslılar tarafından yapılmış olan kiliseye Türkler “Karakilise” demişler, ardından savaşta bu kilise yanınca “Yanıkkilise” diye adlandırılmıştır. Bugün, burası herhangi bir kalıntı olmasa da “Dört Direkli” mevki olarak bilinir.

Akdeniz’e girinti yapan bir burun üzerine kurulmuştur. Denizden yüksekliği 20-50 metre civarında değişen bu tepelik bölge, yöredeki en yüksek yer konumundadır. Ayrıca Akyatan ve Ağlatan gölleri arasındaki yaklaşık 12 km lik alan boyunca denize paralel olarak uzanmaktadır.

Taşınma işleminin ardından, kent merkezi, Pramon nehrinin bir yakasından diğerine taşınmıştır.

Şehrin ismi: Strabon, Mela, Plinus, Arrianos ve Pausanias gibi antik çağ yazar ve gezginlerinin eserlerinde geçer.

Ancak değişik dönemlerde: Mallos, Antiokheia, Kara veya yanık kilise, od kalesi, Dört Direkli isimleri de kullanılmıştır.

Ancak şehrin isminin Makedonya kralı Büyük İskender’in MÖ 333 yılında Pers Kralı Darius ile giriştiği savaşa başlamadan önce, buraya gelip kurban kestiği Athena tapınağındaki Magarsiya rahiplerinden alır.

Peki “Kara kilise” nedir? Yine eski dönem yazarlarından Bağdatlı Ahmet yazdıklarına göre “Söylendiğine göre Kara Kilise Rumlar tarafından siyah taşlarla yapılmıştır. Burada harap olan şeyler arasında bir de kale vardır. Harun Reşit, Karataş’ın imarını, tahkimini ve iskanını emir eyledi ve buradaki mücahitlerin tahsisatına zam yaptı” İbn-ül Adim’in söylediklerine bakalım “Kara kilise veyahut Yanık kilise denen bu şehir eskidir.

Rumlar tarafından siyah taşlarla bina edilmiştir. Sonradan yine onların hücumuyla yıkılmıştır ki, bundan dolayı kendisine Yanık Kilise denmiştir. Şimdi harap bir vaziyettedir. Burası aslında bir kale imiş, deniz kenarındadır. Eski şehir de siyah taşlarla Rumlar tarafından bir tepe üzerinde kurulmuş olup içinde bir kalesi vardır ki bu da haraptır.”

Bu şehirde tiyatro kaveası ve Roma devri Stadionu bulunur.

Ayrıca burada ele geçen yazıtlarda burada bir Athena Magarsia tapınağının bulunduğu bilinmektedir.

Arkeoloji literatüründe Magarsos “Tanrıça Athena’ya adanmış tapınağın bulunduğu kutsal alan” olarak tanımlanır.

Buradaki tapınak Hellenistik devirde tüm Doğu Akdeniz bölgesinde tanınan bir kehanet ve bilicilik merkeziydi.

Şehir, MÖ 5’nci yüzyıldan itibaren: Syennesis Hanedanlığı, Pers İmparatorluğu, Makedonya krallığı, Seleukos krallığı, Ptolemalos krallığı, Roma imparatorluğu, Abbasi devleti, Ermeni krallığı ve Osmanlı imparatorluğunun hakimiyetinde kalmıştır.

Amasyalı ünlü coğrafyacı gezgin Strabon’a göre:

Şehir: Troya savaşından sonra bölgeye gelen Apollon’un kahin rahipleri Mopsos ve Amphilokhos tarafından kurulmuştur. Truva savaşçısı Misisli Maphos, Troya savaşı bittikten sonra, Kilikya’ya dönerken, Yunanlı arkadaşı Anflakos’u beraberinde getirir. İki savaşçı, bugünkü Karataş ilçesinin 5 km batısında, birlikte Magarsus antik kentini kurarlar. Ardından Amphilokhos, Argos şehrine geri dönmüş, bir süre sonra ise tekrar buraya gelmiştir.

Ancak zaman içinde, Magarsus’un tek hakimi olma mücadelesi veren Mapsos ve Anflakos, denizi seyreden Magarsus Amfi Tiyatro’da, ölümüne bir dövüş yaptılar. 3 ay süren mücadele, Anflakos’un ölümüyle sonuçlandı, ancak ağır yaralar alan Mapsos’da fazla yaşamadı ve her ikisi de öldü. Şehirde birbirine uzak iyi yere gömüldüler.

Günümüzden 1800 yıl önce yaşayan, antik dönem coğrafyacısı diğer yazar Arrianos ise, şehrin bir gurup Argoslu tarafından kurulduğunu yazar. Ayrıca Büyük İskender’in bölgeye geldiği zaman, alanın kuzeyindeki alandan akan Ceyhan nehri üzerinde bir köprü inşa ettirip, önce Magarsus kentine geldiğini, antik tiyatronun 200 metre kuzeyindeki Athena Magarsia Tapınağını ziyaret ettiğini, sunularda bulunduğunu daha sonra kentin efsanevi kurucusu Anflakos’un mezarını ziyaret ettiğini sonra da buraya çok yakın olan Mallos şehrine geçtiğini anlatır.

Seleukos kralı IV Antiokhos döneminde, Magarsos ilk kez şehir statüsü elde eder.

Karataş’ta bulunan bir yazıt üzerindeki “Magarsos halkı” ifadesi değerlendirildiğinde, Karataş-Magarsos eşitlemesi yerindedir.

Roma imparatoru Elagabalus (MS 218-222) döneminde “Coloniae” ünvanını alan Mallos/Magarsus MS 260 yılına kadar bir Roma kolonisi olarak kalır.

Geç Roma döneminde ise, MS 4’ncü yüzyıldan itibaren bir piskoposluk merkezi olur.

MS 964 yılında Bizans imparatoru II. Nikephoros Phokas (MS 912-969) ın bölgeyi Abbasilerden geri almak için düzenlediği sefer sırasında, şehir yakılıp yıkılır. Sonraki dönemlerde bir daha eski günlerine dönemez ve küçük bir liman yerleşimi olarak varlığını sürdürür.

Evet, Magarsus antik kenti, tarihsel, sanatsal ve kültürel değerleriyle çok fazla ön planda olan bir şehirdir.

Bir balıkçı tarafından, 1980 yılında balık avı için suyun dibine daldığı ve suyun dibinde görüp sonradan ihbar ederek çıkarılıp Adana Bölge Müzesinde sergilenen Bronz Heykel, Magarsus sanatının hangi düzeyde olduğunu belirtir. Heykelim MÖ 1 ve MS 2’nci yüzyıllara ait olacağı düşünüldüğünden MÖ 1’nci yüzyılda Eyalet Valiliği yapan Çiçeron’a ait olma ihtimali de düşünülmektedir.

Kentin kalıntılarından günümüze gelenler: kent suru, Athena Magarsia Tapınağı, Tiyatro, Stadion, Sarnıç, Ortaçağ kalesi, Bizans ve Osmanlı hamamları, Değirmenler, Mezar kalıntıları ve Menzil Han kalıntılarıdır.

Antik şehrin önünde bulunan ve “Dydimae” denen iki ada üzerinde kale kalıntıları vardır.

Her iki ada üzerinde bulunan kalenin ve surların mimari kalıntıları; maalesef bölge halkı tarafından Karataş ve civarındaki köylerde, 18 ve 19’ncü yüzyıllarda yapılan evlerin, Menzil Han ve İskele’nin imarında kullanılmıştır.

Adana Karataş Magarsus Antik Kenti Athena Tapınağı

Athena Tapınağı

Yerel bir tanrıça olan Athena adına, Magarsia’ya adanmış olan bu tapınak: Hellenistik dönemde, tüm Doğu Akdeniz’deki en önemli kehanet merkezlerinden birisiydi.

Antik çağ yazarlarından Arrianos’un yazdıklarına göre: doğu seferi sırasında MÖ 333 yılında Kilikyaya gelen Büyük İskender, İssos savaşından önce Pyramos (Ceyhan) nehri üzerinde bir köprü yaptırır ve önce Magarsus’a ve sonra da Mallos’a gelir. Magarsus’ta Athena Magarsia Tapınağına kurbanlar sunar ve Amphilokhos’un mezarını ziyaret eder.

Adana Karataş Magarsus Antik Kenti Amfi Tiyatro
Adana Karataş  Magarsus Antik Kenti Amfi Tiyatro

 

Amfi Tiyatro

Antik kentteki tiyatro alanı için Bakanlık tarafından ayrılan ödeneğin büyük bölümü, bu arazide hak sahibi olan hissedarların kamulaştırılmasına ödenmiştir. Ardından başlayan çalışmalar Çukurova Üniversitesi Arkeoloji Bölümü tarafından yürütülmüş ve 2016 yılında ilk bölüm tamamlanmıştır.

Tiyatronun oturma alanı doğu-batı yönünde olup yaklaşık 157 x 24 metredir. Açığa çıkarılan kısmın 5000 kişilik olduğu tahmin edilmektedir.

Adana Karataş Akdeğirmen

AKDEĞİRMEN

Kızıltahta mahallesinde ve Ceyhan nehri üzerinde kurulmuştur.

Roma mimarisiyle yapılmıştır. 1700 yıl önce Roma döneminde inşa edilen Akdeğirmen’de yerel halk tarafından 1960 yılına kadar buğday unu üretildiği ancak daha sonra değirmenin bakımsızlığı nedeniyle kapandığı söyleniyor. Ama neden kapanmış, çevre köylerden gelenler değirmen yapısının tahta ve demirlerini yağmalamışlar, ardından da yapıyı yakmışlar. (yangın izleri bugünde görülmektedir.)

Değirmen kısmı iki katlıdır. Altında bulunan köprünün, sadece nehrin karşı tarafından ayakta kalmış 4 gözü görülebiliyor, yani yıkılmış.

Evet Akdeğirmen ve değirmene giden yol üzerindeki köprü günümüzde bakımsızlık nedeniyle harap halde, yani buraya gidip görmek isterseniz, beklentiniz çok olmasın. Çünkü köprünün kötü olması nedeniyle, aracınızı bırakıp, değirmene ulaşmak için bir süre yürümeniz gerekiyor.

Adana Karataş Yedi Kardeşler Türbesi ve Anıt Ağaç

YEDİ KARDEŞLER TÜRBESİ VE ANIT AĞAÇ

Yöre halkının çok tanrılı dine inandığı dönemde, 6 kardeş, halkı tek tanrılı dine inanmaya davet eder. Ancak bu kardeşlere sadece 1 çoban inanır. Yöre halkı 6 kardeşi ve 1 çobanı öldürür, yedisini de palamut ormanlarının içine gömerler. Sonra halk, Allah’ın bir olduğuna inanınca, bu yedi kişi kıymete biner ve şimdiki türbelerini yaparlar. Bundan dolayı, buraya yedi kardeş ziyareti denir.

Anıt ağaç yaklaşık 500 yıllıktır.

Adana Yumurtalık

Adana Yumurtalık

Adana şehrinin, Akdeniz’de kıyısı bulunan ilçelerinden biridir. Adana’nın sıcağından bunalanların uğrak yeri. Deniz manzarası ile ünlüdür.

Adana Yumurtalık
Adana Yumurtalık

ULAŞIM

Adana il merkezine, 81 km. uzaklıktadır. Ceyhan ve Yakapınar üzerinden gidiliyor. Ceyhan ilçesine ise: 30 km. uzaklıktadır.

Adana Yumurtalık
Adana Yumurtalık
Adana Yumurtalık

GENEL

Yumurtalık “yumurta yuvası” anlamına gelir.

Yumurtalık’ın güney ve doğusunda İskenderun körfezi, kuzeyinde Ceyhan ilçesi, kuzeybatısında Adana, Batısında ise Karataş ilçesi vardır. Adana’nın Akdeniz’e kıyısı olan iki ilçesinden biridir.

İlçenin toplam sahil şeridi 55.22 km. dir.

Yumurtalık: temiz, berrak denizi ve yaklaşık 1 kilometrelik geniş plajı ile cazip bir tatil merkezidir. Turizm bölgesinde toplam 5 kilometre uzunluğunda sahil bandı bulunur. Özellikle hafta sonlarında sahil çok kalabalıktır. Adana’da yaşayan birçok kişinin burada yazlık konutları vardır. Tatil sezonu boyunca pek çok günlük ziyaretçi gelir. Yaz döneminde Yumurtalık ilçesinin nüfusu 30-40 bin kişilere kadar yükselir.

Havası oldukça güzel, Adana şehir merkezine göre serindir.

Bakü-Ceyhan petrol boru hattı Yumurtalık’ta sonlanır. Yani Yumurtalık limanından büyük petrol tankerlerine petrol yüklenir.

Adana Yumurtalık Ayas PlaJı

Yumurtalık-Ayas Plajı

Adana il merkezine 80 km uzaklıktadır. Plajın uzunluğu 600 metre ve genişliği ise 50 metredir. Buranın daha önce mavi bayrağı varmış, ama iptal edilmiştir. Doğru dürüst bir tesis yoktur. Deniz hemen derinleşmiyor. Deniz berrak ve güzel, plaj kum, kumu güzel ama ortam kötü, ailecek giderseniz sıkıntı yaşayabilirsiniz. Denize girenler yörenin insanları ve şalvar, iç çamaşırı ile denize giriyorlar. Çöpler kumsala bırakılıyor.

Bunun yanında: özellikle ilçe merkezinin batısında, devlete ait çeşitli kamplar bulunmaktadır. (Emniyet Müdürlüğü “Polis Kampı”, Devlet Su İşleri, Tarım Kredi, Köy Hizmetleri, Gençlik Kampı Tesisleri var ) Ayrıca, Yumurtalık belediyesinin halka açık kamp alanları bulunmaktadır. Her yıl, çok sayıda vatandaş, belediyenin kamp alanından yararlanmaktadır. Kamp alanlarında, her türlü alt ve üst yapı mevcuttur.

Adana Yumurtalık

Kaplumbağalar

Yumurtalık sahilleri, 4 milyon yıldır bu bölgede yaşayan, dünyada sadece 1000 çift kaldığı düşünülen, yeşil deniz kaplumbağaları (Chelonia mydas) nın dünya popülasyonunun % 60’ı ve ayrıca bir çok Caretta Caretta kaplumbağalara ev sahipliği yapıyor. Ayrıca bir tatlı su kaplumbağası türü olan Nil Kaplumbağasının (Trionyx triunguis) da yaşam alanıdır.

Nesli tükenme tehlikesi altındaki bu türler, Yumurtalıkta, komşu Karataş ilçesindeki Akyatan sahilinde ve Dalyan’daki İztuzu plajında yumurta bırakmaktadır. Zaten buranın Yumurtalık ismi de, bu kaplumbağa yumurtlama alanı olmasından gelir.

Balıkçılık

Yumurtalık yöresine yolunuz düşerse, balık yemeden ayrılmayın, sahilde güzel balık restoranları var, menüyü kontrol ederek bu restoranlarda güzel bir balık menüsü yemelisiniz. İlçede sahilde bulunan bazı köylerde balıkçılık yapılıyor. Bu köylerde, çeşitli büyüklükte balıkçılık tekneleri var.

Denizde avlanma derinliği 70 metreyi buluyor. Buraya has balıklar: kefal, lagos, karagöz, melanur, istavrit, lüfer, levrek, çupra, barbunya, sardalya, gümüş, karides, mercan, torik ve arı balığıdır. Yumurtalık ve civarında çıkarılan “King Karides” özellikle dünyaca meşhurdur.

Adana Yumurtalık

TARİHİ

Yumurtalık: İskenderun körfezinin kuzeyinde, MÖ 4’ncü yüzyılın son çeyreğinde, Büyük İskender’in Pers İmparatoru Dara’yı mağlup etmesinden sonra, İskender’in halefi olan Makedonyalı komutanlar tarafından bir liman şehri olarak kurulmuştur.

Bu yeni kurulan kente, eski Yunancada “keçi” anlamına gelen “Aıks” sözcüğünden türetilmiş “Aigeai” ismi verilmiştir. Çünkü, bununla ilgili bir efsane vardır. Söylenenlere göre: Büyük İskender, Pers ordusunu yenerken, boynuzlarına meşaleler bağlı keçileri Perslerin üstüne göndermiş, Persler büyük bir ordunun üstlerine geldiğini düşünerek kaçmışlar ve savaşı İskender kazanmıştır.

Ermeni krallığına bağlı Lajazzo (Ayas) şehri, 1261 yılında Venediklilere kiraya verilir. Kentin asıl gelir kaynağı olan deniz ticaretini ellerinde tutan Venedikliler, şehre “Lajazzo” ismini verirler.

1268 yılında bölge Memlukler tarafından ele geçirilir ve Halep Beyliğine bağlanır.

Marko Polo, 1269 yılında şehri ziyaret eder. Limanın Venedikli ve Cenovalı tüccarlarla dolu olduğunu ve bunların ipek, altın, yün, hububat ve baharat ticareti yaptıklarını yazar. 1271 yılında Çin’den dönüşünde, kenti ikinci defa ziyaret eder.

1517 yılında bölgede Yavuz Sultan Selim vasıtasıyla Osmanlı hakimiyeti görülür.

Cumhuriyet devrinde, Nahiye merkezi Ayastan Yumurtalık’a taşınır. 1933 yılında nahiye olan Yumurtalık, 1959 yılında Adana’nın bir ilçesi olur.

1974 yılında oyuncu ve film yönetmeni Yılmaz Güney, Yumurtalık hakimi Sefa Mutlu’yu öldürülmesi olayının ardından Yumurtalık’ta tutuklandı.

GEZİLECEK YERLER

Adana Yumurtalık Lagünleri-Yumurtalık Tabiat Koruma Alanı, Milli Park
Adana Yumurtalık Lagünleri, Yumurtalık Tabiat Koruma Alanı, Milli Park

 

YUMURTALIK LAGÜNLERİ-YUMURTALIK TABİAT KORUMA ALANI-MİLLİ PARK

Park alanı, Adana il merkezine 55 km, Yumurtalık ilçe merkezine 30 km ve Karataş ilçe merkezine 35 km uzaklıktadır. Adana-Karataş-Yumurtalık yolu asfalttır. Adana-Ceyhan-Yumurtalık yolu da asfalttır.

Yumurtalık lagünleri: Ceyhan nehrinin denize döküldüğü yer ile Yumurtalık körfezi arasında kalan lagünler, tatlı ve tuzlu su bataklıkları, geniş çorak düzlükler, çamur düzlükleri, sazlıklar, ıslak çayırlar, kumullar ve Halep çamı ormanlarından oluşan oldukça kompleks bir yapıya sahip sulak alan sistemidir.

Burası, bölgedeki diğer lagünlerin aksine düzensiz kıyı çizgisine sahiptir birçok noktada denizle birleşir.

Eski Ceyhan nehri eski yatağı, alanı ikiye böler.

Eski nehir yatağı kuzeyinde, Çamlık lagünü ile geniş çorak düzlükler, bataklıklar ve tuzlu çayırlarla çevrili Ömer, Yapı ve Darboğaz gölleri yer alır.

Göllerin derinlikleri 20-60 cm arasında değişir.

İlkbahar ve yaz aylarında, gölün bir kısmı kuruyunca, özellikle kuzeyde geniş çamur düzlükleri ortaya çıkar.

Tatlı suyun, kumullardan göle sızdığı bölümlerde, sazlıklar vardır.

Tuzcul bataklıklar ve çamur düzlükleriyle çevrili olan Çamlık Lagünü: Ömer gölü, Yapı gölü, Darboğaz gölü ve daha küçük Kaldırım gölü, kış aylarında su seviyesi yükseldiğinde, tek bir büyük göle dönüşür.

Ömer gölü ve Çamlık lagünü arasındaki bir yarımada üzerinde: 59 hektarlık alanı kaplayan, Türkiye’nin nadir Halep Çamı ormanlarından biri bulunur.

Alandaki bataklıkların bir bölümü, tarım alanına dönüştürülmüştür.

Batı bölümde, büyükbaş hayvanların otladığı, geniş ıslak çayırlar vardır.

Yelkoma Lagününün ağzında, eski Ceyhan ağzında ve Çamlık Lagününün Yumurtalık körfezine açıldığı yerde, dalyanlar vardır. Eskiden burada balıkçılık kooperatifleri vasıtasıyla balıkçılık yapılıyormuş ama bölge Milli Park ilan edilince 1994 yılından sonra dalyan özelliği kalmamış.

Adana Yumurtalık Milli Park
Adana Yumurtalık Milli Park

Yumurtalık lagünlerinde, 272 bitki ve 252 kuş türü bulunur. Alanda değişik türden binlerce ördek, sakarmeke, flamingo, kılıçgaga, akça cılıbıt ve küçük kum kuşu gibi kuş türleri kışlar ve geçmişte bunların sayısının 70 bini aştığı söylenir.

Bölge, 1993 yılında, 1’nci Derece Sit alanı olarak ilan edilmiş ve korumaya alınmıştır.

1994 yılında ise, Bakanlar Kurulu kararı ile, Tabiatı koruma alanı olarak ilan edilmiştir.

2008 yılında ise, yine bu bölge Bakanlar kurulu kararı ile “Milli Park” olarak ilan edilmiştir.

Yumurtalık körfezi, nesli tehlike altındaki yeşil kaplumbağanın Akdeniz’de bilinen tek kışlama alanıdır.

YUMURTALIK SERBEST BÖLGE

Milli Park Alanının doğusundadır. Burada: ağır metal endüstrisi tesisleri ve Irak petrollerini taşıyan boru hattının ulaştığı bir tanker dolum tesisi bulunur. Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattı ile Orta Asya Petrolleri de buraya taşınmaktadır.

Dev dolum tesislerinin bulunduğu bölgede, daha önce yapılması planlanan bir de termik santral projesi bulunmaktadır. Daha doğuda, İskenderun körfezinin karşı tarafından da petrol rafinerisi, ağır metal ve çimento fabrikaları bulunur. Bugüne kadar büyük çaplı bir kaza meydana gelmemiştir. Burada, kömürle çalışan bir enerji santralı da vardır.

Adana Yumurtalık Roma Hamamı, Poseidon Mozaiği
Adana Yumurtalık Roma Hamamı, Poseidon Mozaiği
Adana Yumurtalık Roma Hamamı, Poseidon Mozaiği

     

ROMA HAMAMI-POSEİDON MOZAĞİ

Aigeai antik kentinde, 1’nci derece arkeolojik Sit alanı olan bölgedeki Roma hamamının Frigidarium yani soğukluk bölümünde yapılan araştırmalarda: iki panoya ayrılmış mozaik bulundu, bunlardan bir tanesi tamamen tahrip olmuştur.

Mozaikler yuvarlak çerçeveler içine yapılmıştır.

Kuzeydeki 11.39 metre karelik mozaiğin MS 3 veya 4’ncü yüzyılda yapıldığı düşünülüyor.

Mozaiğin ana bölümünde: elinde trident (üç dişli yaba), bir omuzunu kapatacak bir örtüsü bulunan Yunan mitolojisinde denizler, depremler ve atlar tanrısı Kronos ile Rheia’nın oğlu Zeus ve Hadesin kardeşi Roma mitolojisinde Neptün olarak bilinen Yunan Deniz Tanrısı Poseidon tasviri görülüyor.

Poseidon’un sağında ve solunda ise yunus balığı figürleri bulunuyor.

Mozaik üstünde Grekçe “Bütün yıkananlar size selam olsun” yazısı bulunur. Mozaiğin alt kısmı ise, kısmen tahrip olmuştur.

Mozaiğin alt kısmındaki dairesel çerçeve içinde, kısmen çapa betimlemesi vardır.

Evet, bu mozaik günümüzde bulunduğu yerde sergileniyor.

ANTİK LİMAN

Ayas kalesinin koruduğu liman, oldukça geniş bir koyun, küçük bir halicinin kenarına kurulmuştur. Bu koy, dar bir deniz boğazından karanın içine girerek kaleye doğru olabildiğince genişleyen bir koy haline gelir. Doğal bir dalgakıran vardır. İnsan eliyle yapılmışa benzeyen, şerit halinde uzanan koy ile denizi birbirinden koparır, daracık bir boğaz sayesinde deniz ile koyu birbirine bağlar.

Koyun tam ortasında: küçük bir adacık ve üzerinde kız kalesi bulunur. Denizdeki dalgalar yüksek geldiğinde, en fazla 6-7 metre kalınlığındaymış gibi bir görüntü veren bu kayaların üzerinden zıplayan dalgalar koyun içine düşebilmektedir. Ancak, bu doğal set, denizdeki gemilerin koy içine girmesine izin vermez ve limanın emniyetini sağlar. Böylece antik dönemlerde, çok önemli işlev sağlamıştır.

Adana Yumurtalık Ayas antik kenti
Adana Yumurtalık Ayas antik kenti
Adana Yumurtalık Ayas antik kenti-Aigaiai

AYAS (AİGAİAİ-YUMURTALIK) ANTİK KENTİ

Basılmış madeni sikkeler, Aigeai şehrinin geçmişinin en çok MÖ 2’nci yüzyıla kadar uzandığını kanıtlıyor.

Bir başka iddiaya göre ise: Seleukoslar, Kilikya’ya egemen olunca, yeni kentler kurmuşlar ve onlardan birisi de Aigeia idi.

Ayas antik kenti, Yeniköy deresi kenarında, korunaklı doğal bir barınağın hemen üzerindeki bir yükseltide kurulmuştur.

Kent: Hellenistik dönemde Aigeai, Roma döneminde Aegeai, Orta çağ’da İtalyan denizciler ve tüccarlar tarafından Ajazzo ve Lajazzo, İslami dönemlerde ise Ayas ismini kullanmıştır.

Bir Makedonya kolonisi olarak kurulan Aigea’da, antik dünyanın en büyük 3 Asklepios tapınağından biri vardı.

Roma imparatorluk devri boyunca, doğu seferine çıkan imparatorların uğradıkları büyük stratejik öneme sahip, donanma üssünün bulunduğu bir yerdi.

Şehir, Kilikya’nın da Roma Eyaleti yapılmasıyla vergiye tabi tutuldu. Romalılar döneminde, özgür kalan Aigeai, limanlarını ve tersanelerini geliştirdi. Bu şehrin dönemi, MÖ 47 sonbaharında başlıyor. Kentin asıl gelişme dönemi, Roma İmparatoru Julius Caesar’ın MÖ 47 yılının sonbaharında kentin ayrıcalıklarını kabul etmesi ve özgür şehir statüsü vermesiyle başlar. Roma İmparatorluk döneminde, Kilikya kentleri arasında büyük rekabet olmasına rağmen, Aigeai, önemli bir kent olmayı başarmıştır.

Kent, birçok bronz sikkede İskender, daha sonraları da kente otonomi veren Caesar’ın portrelerini koymuş ve kent Caracalla’dan sonra Makedonikeo olarak bile anılmaya başlanmıştır.

Kilikya’da, Seleukid hakimiyeti, bölgenin sadece ovalık kısmında Romalılar gelinceye kadar devam eder.

Bu daracık bölgeyi ellerinde tutabilmek uğruna, Seleukidler buraya sıkıca sarılmış ve müthiş bir Helenleştirme faaliyetine başlamışlardır.

Seleukos Nikator devrinde, ovalık kesimde Alexandria İssum ve Aigeai kentleri kurulmuştur. Bunlardan Aigeai, Makedonyalı asker kolonileri tarafından kurulmuştu ve ismi Makedonyanın başkentinden gelmeydi. Hadrian’ın 129 yılında, Tarsus’tan kara yoluyla gelip Antiocheia’ya giderken Aigeai’den geçtiği tahmin edilmektedir.

Kent, Romalılar döneminde özgürdü ve her keresinde, Hadrian’a, Commodiana, Severiana gibi kendine lütufta bulunan imparatorların adını taşıyordu.

Kentin, Anazarbus ve Tarsus ile sürekli bir rekabet içinde olduğu biliniyor. Hadrian ve Septimus Severus’un, kentte yaptıkları yardımları anmak için bu şehir, onların isimlerinin yanı sıra taktıkları lakaplarla ödüllendirilmiştir.

O dönemde Severuslar Hanedanlığından Marcus Oplelius Macrinus imparatorluk sikkelerinde, fener kulesiyle gemiler ve Aigeai’nin konumu resmediliyor.

Aigeaililerin, tanrılara tapınımı hakkındaki bilgileri bu sikkelerden öğrenilir.

MÖ 47 yılındaki sikkeler üzerinde, ön yüzünde şehir tanrıçasının başında kent surlarını temsil eden tacı ile veriliyor. Tanrılardan, Herakles ve Athenaya saygı gösteriliyor. Asklepios ise Hygieia ve Telaphorola birlikte, diğer tanrılardan daha çok öne çıkmıştır.

Kentin sağlık merkezi Asklepios’un ünü de vardı.

Seleukid kralı IV. Antiochos Epiphanes zamanında (MÖ 175-164) Ovalık Kilikya’da bulunan Alexandreia, Hieropolis-Castabaia, Algaea (Yumurtalık), Mopsus (Misis) ve Adana şehir idare meclisleri, kralın izniyle ve onun adına ve onun portresini taşıyan sikkeler basabiliyorlardı.

Bu antik kentin kuruluşu tam olarak bilinmez. Ancak Helenistik dönemde, Bergama gibi dünyanın üç Asklepieion (sağlık) tapınağından birisi burada idi. Hatta hekimlerin babası, Hipokrat’ın burada bir hastane kurduğu söylenir. Burada tarihte tıp ile ilgili ilkler yaşanır.

İkiz kardeş azizler Cosmas ve Damian, Aegeae şehrinde hekim olarak görev yaparlar. Tanrıdan aldıkları mucizevi ruhla mesleklerini icra ederler. Hatta, hastanın yaralanan bacağı yerine, yeni ölmüş bir Etiyoplalının bacağını aşıladılar. Yani dünya tarihinde ilk organ naklini yaptılar.

Kent imparator ve ailesiyle sıkı ilişkiler kurmuş, Neokoros unvanı alarak agon yapma hakkını elde etmiştir.

İmparator varisini bu kentten Roma dünyasına ilan etmiştir.

215 yazında, kenti ziyaret eden İmparator Caracalla’nın bu Asklepios’da dertlerinden kurtulduğu yazılıdır.

Asklepios ve Asklepionun dışında, kentte tarımcılık ve şarapçılığın simgesi olarak Dionysos ve Demeter ve depreme karşı koruyucu olan Poseidon kültleri hakimdi.

Daha Strabon zamanında, bataklık ve önemsiz bir yerken, Romalılar devrinde Suriye’ye giden yol üzerinde önemli bir liman, garnizon kenti ve konaklama yeri olmuştur.

Aigeai, Helen dilinde  Aigeai halkı demektir. Bu kelimenin Helen dilinde keçi anlamına gelen Aigos sözcüğünden türemediği ve dolayısıyla kentin adının tam olarak anlamının bilinmediği iddia edilir.

Bir deniz kenti olarak Aigeai, çok sayıda denizci de yetiştirmiştir. Bunlar uzak diyarlara yolculuk etmeyi göze alan, becerikli kaptanlardı.

Daha sonra, şehrin ticari önemi, Orta çağlarda daha da artar. Bu çağlarda, Yumurtalıktan (Layazzo) pekmeze benzeyen bir üzüm şırası ihraç ediliyordu.

Özellikle Venedik ve Cenevizli tüccarlar, Aegae antik kenti limanında koloniler kurdular. Şehir: ticaret, sanayi, deniz ticareti, balıkçılık, tekne yapımı, zeytinyağı, şarap, dokuma, amfora, cam eşyalar imalat merkezi oldu.

6’ncı yüzyılda, kentte her sene 40 gün süren fuarlar (40 dies commercia) düzenlenmesi, kentin ticarete verdiği önemi kanıtlar.

4’ncü yüzyıldan itibaren, imparatorlarla işbirliği halindeki Hıristiyanların saldırıları, kente çok büyük zarar verir.

Bu saldırıların hedefi, hala ününü korumakta olan Asklepios ve diğer pagan tapınaklarıdır.

Konstantin, 326 yılında kentteki Asklepion tapınağını yıktırmış ve onun yerine bir kilise yaptırmıştı. Ama Asklepion kültü, daha uzun yıllar devam etti.

Putperest imparator Julian’ın 362 yılında eski pagan tapınağını yeniden yaptırma emri uygulanmadı.

İmparator I. Leon zamanında, Aigaealı Anthusa isimli bir kahin, bulutlara bakarak falcılık yapıyordu.

Ama Ermeniler bağımsızlık emellerine ancak 8 sene sonra, 1198 yılında erişebildiler.

Leon, 1197 yılında Papa III. Zolestin ve VI. Heinrich’ten, kendisine krallık tacı giydirmesini istedi. Böylece Leon’a (1185-1219) 1198 yılında Sis şehrinde Papalık temsilcisinin huzurunda bir törenle Ermeni krallığı tacı giydirildi. Ardından, krallığın deniz ticaretinin merkezi ve hareket noktası Ayas (Yumurtalık) şehri olacaktı.

Ünlü seyyah Marco Polo, Çin seyahati için 1268 yılında bu limanda karaya çıkmış ve seyahatini tamamladıktan sonra, yine bu limandan gemiye binip Venedik’e dönmüştür.

Özellikle haçlılar, doğu Akdeniz’de önemli limanlarını kaybedince, Yumurtalık Ceneviz ve Venedikli tüccarlar için önemli bir liman kenti olmuştu.

Şehir, uzun süre Ermeniler, Bizanslılar ve Memlukler arasında el değiştirdikten ve oldukça tahrip edildikten sonra, Kanuni Sultan Süleyman tarafından yeniden yaptırıldı ve Osmanlı donanmasına üs olarak hizmet vermeye başladı.

Tıpkı Korykos (Kızkalesi)’ta olduğu gibi, biri sahilden 400 metre uzaklıktaki kalkerden oluşan bir adacık üzerinde kasa tekniğiyle yapılmış bir kale vardı. Kalenin duvarları iç tarafta salonları ve kubbeli holleri korurdu.

Modern Yumurtalık kenti kara kalesinin içinde yer alır.

Ancak Doğu ile Avrupa ticaret yolları, Akdeniz’den uzaklaşınca, şehir ve liman önemini kaybetti. Kent, 19’ncu yüzyılda fakir ve terk edilmiş bir yer olarak görüldü.

Günümüzde, bu kentin merkezinde, limanda geçmişin anıtsal izleri tamamen olmasa da yer yer ayakta kalmıştır.

Kalenin içinde henüz araştırılmamış antik yapılar ve Yeniköy deresi üzerinde (Kırıkköprü) büyük bir köprünün izleri vardır.

Batıda sur dışında, Kanuni tarafından yaptırılan bir gözetleme kulesi ve yakınlarda kaya mezarları ve Roma dönemi Nekropolu bulunur. Bunun yanında: Roma dönemi hamamı, mozaikler, adak taşları, yazıtlar, yapı unsurları vardır ve buna benzer buluntular, bugün Hükümet Konağı bahçesinde sergileniyor. Ancak burada bulunan bir kurşun lahit, Adana Müzesinde sergileniyor.

Günümüzde, Aegae kenti kalıntıları: kıyıdan yaklaşık 200 metre açıkta bulunan küçük bir adada görülebilir.

Aegeae antik kentine ait eserler Kaymakamlık binası önünde toplanarak bir müze oluşturulmuştur. Denizin kenarındaki Kaymakamlığın bahçesi, çeşitli dönemlerde çıkarılan arkeolojik buluntularla kaplı: dev amforalar, sütun başlıkları, lahitler göze çarpıyor. Ara sokaklara girildiğinde, parkın içinde işlemeli taşlar, şehrin içinde toprak altında birazı gözüken mermer sütunlar var.

Adana Yumurtalık Eros Mozaiği
Adana Yumurtalık Eros Mozaiği

Eros Mozaiği

Yumurtalık Belediyesi, sahil yolu yürüme bandını genişlettiği sırada, yağmurun da yardımı ile 2010 yılında bir gurup mozaik açığa çıkmıştır. Her ne kadar yol inşası durdurulmuş olsa da, mozaiğin mevcut alanının üçte biri hasar görmüştür. Sonra mozaiğin üstü kapatılmış, 2 yıl sonra yeniden yol çalışması sırasında mozaik gündeme gelmiştir.

2014 yılında Adana Müze Müdürlüğü tarafından kurtarma kazısı yapılır. Mozaikli döşeme ile mozaikli döşemeyi sınırlayan duvarların arası, çok iyi şekilde temizlenmiş ve netice olarak bu mozaik döşemenin bu mekan için yapıldığı ve mekanla mozaiğin çağdaş olduğu anlaşılmıştır.

Küçük kesme taşlardan, kaliteli işçilikle yapılmış olan mozaik döşemede: perspektif görünüş ve renkli taş işçiliği kullanılmıştır.

Mozaik taşların küçüklüğü, sıklığı, düzgün kesimleri, kaliteli derz aralıkları, boya kalitesi ve kenar-köşelerde duvar blokları ile planlanmış tam oturan köşe geçişleriyle oldukça kaliteli bir işçilik ve teknikle yapıldığı görülür.

36 metre karelik mozaik taban döşemesinin çerçevesinde, dıştan içe doğru sıralı olarak, bir büyük-bir küçük eşkenar dörtgenlerin içinde, daire bezemesi bulunur. Bu bezemeyi, kuşak ve dalga bezemesi izler. Deniz dalgası olarak nitelendirilen bu bezeme, antik dönemde mimari, seramik ve metal çalışmalarda dekor ve çerçeve olarak kullanılmıştır.

Panonun ortasında, mitolojik konuyu oluşturan dört değişik figür bulunur. İki hippokampos üzerinde, farklı yaşlarda ve boyutlarda işlenmiş, balık tutan eros figürleri betimlenmiştir. Ellerinde obje olarak olta ve olta uçlarında tuttukları balıklar bulunmaktadır. Oltaların uçlarında sarı olan barbun, diğeri levrek, serbest duran ise lagos balığı olmalıdır. Huni biçimli deniz kabuğu, pano içinde dikkat çeker.

Hippocampus: Grek mitolojisinde diğer deniz yaratıkları ile birlikte Poseidon’a hizmet eder. Homeros onlardan “tunç ayaklı atlar” olarak söz eder. Köken olarak at ve balık kuyruğundan oluşan bir gövdeye sahip yaratığa doğu sanatlarında rastlanmaz. Ancak hippokampos, tanrıların yanında hiçbir zaman yer almamış, sadece binek hayvanı olarak işlev görmüş, insanlar ile tanrılara arasında bir köprü görevi görmüştür.

Bu mozaiğin dünyada benzeri yoktur.

Adana Yumurtalık Ayas Kalesi

AYAS KALESİ

Kale Adana iline 80 km uzaklıktadır.

Günümüzde kale Yumurtalık ilçe merkezinin güneydoğu kıyısında kalmıştır.

Ayas: Haçlı seferlerinin bir sonucu olarak, ticaret yolunun değişmesi nedeniyle, daha 12’nci yüzyılın başlarından itibaren önemli bir ticaret merkezi olma yolunca canlanmaya başladı.

Bu dönemde: biri kıyıda, diğeri de denizde olmak üzere iki kalesi vardı.

Ortaçağ döneminde, Anadolu’nun iç kesimlerine dağılan kervan yollarının ana limanı ve başlangıç noktası oldu.

Şehrin güneydoğu ucunda bulunan kalenin: güneyinde bir liman, batı ve kuzey batısında şehir yerleşimi, doğusunda Marko Polo iskelesi ve halk arasında “Kız kalesi” olarak bilinen “Deniz kalesi” vardır. Kuzey ve kuzeydoğusu ise bir koya bakar.

Deniz seviyesindeki kaleden, günümüze sadece Langiois’in 1850 yılında görüp gravürünü çizdiği batı ve kuzeyi çeviren sur duvarlarının bir bölümü ve bunları destekleyen 7 kule, 1 sarnıç ulaşmıştır.

Langiois’in kuzeybatıdan çizdiği gravürde, dördü yuvarlak, üçü de köşeli olmak üzere yedi kule ile kuzeybatı köşedeki kulenin üst kısmı görülmektedir.

Ovalık Kilikya’nın en büyük antik liman kenti olan Yumurtalık: Ayas, Aigaea, Aigaiai, Layazzo isimleri ile bilinmektedir.

Ayas: bir Makedon kolonisi olarak, Yeniköy deresi kenarında, korunaklı doğal bir barınağın hemen üzerindeki bir yükseltide, bir liman şehri olarak kurulmuştur.

Roma imparatorluk dönemi boyunca, imparatorların uğradıkları büyük stratejik öneme sahip bir donanma üssü olan Ayas’da, antik dünyanın en büyük üç Asklepios tapınağından biri vardı.

Romalılar tarafından uzun süre kullanılan bu tapınak, Hıristiyanlığın kabulünden sonra, 4’ncü yüzyılda, İmparator Konstantin tarafından yıktırılmıştır.

Ortaçağ boyunca yoğun bir yerleşime sahne olan Ayas, kale ve liman çevresinde gelişmiştir.

Romalılar döneminde: Suriye’ye giden yol üzerinde, önemli bir liman, garnizon kenti ve konaklama yeri olarak kullanılmıştır. Bizans döneminde de bu özelliklerini geliştirerek devam ettirmiştir. Kentin ticari önemi, Ortaçağ’da daha da artmıştır.

Özellikle Haçlılar, Doğu Akdeniz’de önemli limanları kaybedince Ayas şehri, Ceneviz ve Venedikli tüccarlar için önemli bir liman kenti haline gelmiştir.

1266 yılında Mısırlılar Kilikya’ya saldırmış, bu saldırıda Misis, Ayas ve Adana tahrip edilmiş, Sis yani Kozan şehri de ateşe verilmiştir.

Evliya Çelebi’nin uğramadığı Ayas kalesi ve limanından, ünlü Venedikli gezgin Marko Polo, ilk olarak 1271 yılında, son olarak da ülkesine dönerken 1296 yılında iki kez geçmiştir.

Ayas’a “Layas” diyen Marko Polo, kenti “Doğu’nun bütün zenginliklerinin bir araya geldiği bir Pazaryeri, iç bölgelerden gelen bütün baharat, altın ve ipek elbiseler ve diğer değerli şeyler buraya gelir, iç bölgeleri gezenler bu Layas kentinin olduğu yoldan geçerler” şeklinde anlatır.

1322 yılında Memlukler, kenti yağmalayıp, denizdeki kaleyi yıkarlar ve kentin tamamına sahip olurlar.

Adana Yumurtalık Süleyman Kulesi
Adana Yumurtalık Süleyman Kulesi

  

SÜLEYMAN KULESİ

Kara kalenin 1.5 kilometre batısındadır. Silahlı Ayas kulesi olarak da bilinir. Yumurtalık ilçe merkezinden 2 km ve Adana il merkezinden 85 km uzaklıktadır.

Eski harita ve belgelerde Sultan Süleyman Kalesi olarak isimlendirilen yapı, askeri amaçlı kullanılmıştır. 1536 yılında inşa edildiği tahmin edilmektedir. Osmanlı imparatorluğunun Padişahı Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaptırılmıştır.

Sadece beşgen ve iki katlı ana gövde üzerinde kat kat bölümler ve bu bölümler içerisinde dışarıyı gözetlemek için dar pencereler bulunur. 1572 Adana Sancak Defterinde kale hakkında: “kale “Silahlı Ayas” kalesi olarak adlandırılmıştır.

Kule, eski dönemde silahların bulunduğu ve askeri amaçlar için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Kule, İstanbul’dan Adana’ya ulaşan askeri, tüccar ve haç kervanlarının güvenliğini sağlamak, denizden gelen muhtemel saldırıları önlemek ve askeri harekatlara destek amaçlı kullanılmıştır.

Barbaros Hayrettin Paşa’nın savaş gemileri burayı ziyaret etmişler ve Piri Reis, harita çizim ekipleri kalenin bulunduğu yeri belgelere geçirmişlerdir. Süleyman Kalesi, Osmanlı devletinin son dönemlerine kadar askeri üs olarak kullanılmıştır.

Adana Yumurtalık Marko Polo İskelesi

MARKO POLO İSKELESİ

Ünlü gezgin Marco Polo: Venedikli bir tüccarın oğludur. Çocukluğunda Karadeniz ve Akdeniz’deki ticaret merkezlerine uğrayan babasıyla yolculuklar yapar. Papa 9’ncu Gregorius, babası ve amcasını, Kubilay Han’a mektup götürmekle görevlendirir. Marko Polo, onlarla birlikte Hanbalık (bugünkü Pekin) şehrine gider.

Ünlü gezgin Marco Polo, 1271 yılında geldikleri Yumurtalık’ta birkaç gün kalıp, burada kendilerine rehberlik edecek kervana katılarak, Kilikya ovasının Toros dağları kıyısındaki Sis şehrine ulaştıkları, daha sonra buradan Feke (Vahga), Haçin, Komana (Şar) kentlerini izleyerek, Kayseri’ye ve oradan da Sivas’a geçtikleri belirtiliyor. Polo ve arkadaşları, bundan sonra 3.5 yıl sürecek olan İran, Afganistan, Doğu Türkistan ve Çin’i kapsayan maceralı yolculuklarına başladılar.

Roma döneminde inşa edilmiş olup, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde restore edilerek liman olarak kullanılmaya devam edilmiştir.

Burası, son 60 yılı kadar, tahıl ticaretinin yapıldığı işlek bir limandır.

Adana Yumurtalık Kız kalesi-Atlas kalesi
Adana Yumurtalık kız kalesi-atlas kalesi

   

KIZ (ATLAS) KALESİ

Kıyıdan yaklaşık 400 metre açıkta Kız kalesi, tarihi Ayas kalesiyle liman arasında ada üzerinde bulunmaktadır.

Kuzeyden güneydoğuya doğru uzanan ada üzerindeki kale Ayas limanına yanaşan gemilere ek hizmet binası olarak tasarlanmıştır. Atlas kalesi olarak isimlendirilen yapıya halk arasında Kız Kalesi de denilmektedir. Kız kalesi klasik dönemin sonlarına doğru yapılmıştır. Kız kalesinin yapımında, İtalyan mimarisinin hakim olduğu görülür.

Araştırmalar sonunda kale planına göre güney ucunda çembere benzeyen bölüm ile ana gövdeye bağlantı yapan yerler tamamen tahrip olmuştur.

Sert zemin üzerinde oturtulan taşlar ile sütunlar birbirleri ile ilgilidir. Bol miktarda kireç taşı kullanılan bu bölümde denizden gelebilecek saldırılara karşı korunma amaçlı yapılmıştır.

Bu kale, önemli gümrük kontrol merkezi olduğu bulgusuna rastlanılmıştır. Halen ayakta bulunan kuzey taraftaki ana gövde ve içinde bulunan salonlar, odalar ile yapılan araştırmalar sonucu, buranın bir gümrük kontrol merkezi, zahire, su sarnıcı, silah ve önemli bürokratik işlemlerin yürütüldüğü bir yer olduğu düşünülmektedir.

Yanına gitmek mümkün değil uzaktan görebilirsiniz, uzaktan görüp te burası nedir, neden kullanılmıştır gibi sorularınız olursa, cevapları yukarıdadır.