Danimarka Kopenhag

Danimarka Kopenhag

Kopenhag isminin kelime anlamı “Tüccarlar Limanı” dır. Söylenenlere göre: tarihi süreç içinde, krallardan biri “Amsterdam’a benzetin burayı” demiş ve sonuçta kanallarla dolu, bu şehir ortaya çıkmıştır. Yine, şehirle ilgili başlıca not: bu şehrin çok pahalı bir yer olduğudur.

Gerek konaklama ve gerekse yiyecek konusunda, Avrupa’nın birçok şehrinden çok daha pahalı bir yapılaşma olduğunu sakın unutmayın. Ama, özellikle 2000 yılında, Kopenhag-Malmö arasındaki köprünün yapılması, şehrin önemini daha da arttırmıştır.
Evet: Kopenhag denilince ilk akla gelenler: deniz kızı, bisiklet ve pahalılıktır.

Danimarka Kopenhag

HAVAALANI

Havaalanının ismi “Kasptrup” havaalanıdır. Havaalanına indiğiniz anda, farklı bir yere geldiğinizi hemen hissedersiniz. İskandinav bölgesinin en güzel havaalanıdır ve şehir merkezine yalnızca 15 dakika uzaklıktadır.

Danimarka Kopenhag

TARİH

Şehir, 1167 yılında, Piskopos Absalon tarafından kurulmuştur. O dönemde kurulan “Christiansborg Sarayı” günümüzde, hala durmaktadır. Yani: 11’nci yüzyılda, şehrin çok geniş bir alana yayıldığı, saraylar, kiliseler ile zenginleştirildiği anlaşılmaktadır.

Danimarkalı krallar, yaklaşık 1000 yıldır, bu şehirde izlerini bırakmışlardır.

Şehirdeki en büyük imar hareketi: 1600’lü yıllarda IV. Christian zamanında yaşanmıştır. Üzerinde “C-4” amblemi görülen tüm binalar, onun tarafından yaptırılmıştır.

15’nci yüzyılda: şehir hem kraliyet merkezi, hem Norveç ve hem de İsveç ülkesinin başkentliğini yapmıştır. 17’nci yüzyılda ise, kral IV Christian döneminde, bölgenin en önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir.

1658-1659 yılları arasında, İsveç kuşatması görülür ve bu saldırı püskürtülür. 1711yılında ise, büyük bir veba salgını ve 70 bin Kopenhaglı ölür.

1940 yılında, şehir, Alman birlikleri tarafından işgal edilir. Şehrin tarihi geçmişindeki en önemli etkinlik: 2000 yılında yapılan ve şehir ile İsveç ülkesinin Malmö şehirlerini birbirine bağlayan otoyol-köprüdür.

Danimarka Kopenhag

GENEL

Şehir, her yıl, 215 şehir arasından, dünyanın yaşanacak şehirleri arasındaki sıralamada ilk 5 içine girmektedir.

Diğer şehirler: Zürih, Viyana, Vancouver, Sidney’dir. Bunda, şehrin en düşük suç oranına sahip olmasının etkisi büyüktür. Şehirde yaşayan insanlar: gayet kibarlar. Hepsi, İngilizce konuşmayı biliyorlar.

Şehrin diğer öne çıkan bir özelliği de, Osla şehrinden sonra, en pahalı ikinci şehir olmasıdır.

Şehir: Danimarka’nın en büyük adası “Zealand” adasındadır. Yani, düz bir alanda kurulmuştur ve bu yüzden, manzara görmek isterseniz, ya bir kilisenin kulesine çıkmanız gerekmektedir ya da yüksek bir binanın tepesine çıkmanız gerekir.

Şehrin nüfusu 1.5 milyon kişidir. Sokaklarda tek bir çöp görmeniz mümkün değildir. İnsanlar o kadar bilinçlidirki, yaya kaldırımında, hiçbir araba olmamasına rağmen “yeşil” yanmadan, asla karşıdan karşıya geçmezler.

Burada kullanılan dil, çok zor bir dil olarak önem kazanmaktadır. Ama, şehirlilerin çoğu, gayet iyi İngilizce konuşurlar. Bu yüzden, bu şehirde, dil problemi yaşanmamaktadır. Gerçekten, Kopenhag, güzel insanların diyarıdır.

İnsanlar, yolda yürürken, birbirini tanımasa da, gülümserler. Gerek fiziksel güzellikleri ve gerekse üst-baş, giyim-kuşam konusunda çok dikkatlidirler.

Ancak, her ne kadar ülkelerinde yaşayan birçok göçmen içinde, Türk göçmenler “çalışkanlıkları ve kişilikleriyle” saygı görse de, yine de Türklere bakış açılarının pek olumlu olduğu söylenemez.

Şehrin iklimine gelince

Burası tam anlamıyla soğuk bir şehirdir. Yani: Okyanus iklimi hakimdir. Ayrıca, nemli karasal iklim etkileri de görülür. Kar yağışı: Aralık ayı sonuna doğru başlar ve Mart ayı başına kadar devam eder. Bu yüzden, özellikle “Ocak” ve “Şubat” aylarında donma görülür.

Yaz aylarında, fırtınalar nadir görülür. Ortalama sıcaklıklara gelince: en sıcak aylar, 19-20 derece ile, Haziran-Temmuz-Ağustos aylarında görülür. En soğuk dereceler ise: -2 ve 3 olarak, Aralık-Ocak-Şubat aylarında görülebilir. En yoğun yağış ise, Temmuz ve takip eden aylarda görülür.

Yazın: havalar 15-16 derece olunca, Kopenhaglılar kendilerini havuzlara atıyorlar. Bu arada, yazın bu şehri ziyaret ederseniz ve denize girmek isterseniz: şehir yakınlarında 3 plaj olduğunu bilmenizde yarar var. Bu plajlara, yaklaşık 30 dakikada ulaşabilirsiniz.

Aradaki mesafe, 8 km. dir. Plajlar arasında öne çıkanı: 2005 yılında açılan, 2 km. uzunluğundaki, yapay bir ada üzerine inşa edilen “Amager Strandpark” plajlarıdır. Burası, şehir merkezine 4.6 km. uzaklıktadır ve şehir merkezinden 15 dakikada ulaşılmaktadır.

Şehir, öte yandan: dünyanın en çevre dostu şehirlerinden biri olarak kabul edilir ve ilginçtir ki, iç liman bölgesinde denize girilebilmektedir, yani deniz o derece temizdir.

Danimarka Kopenhag Öresund Köprüsü

1 Temmuz 2000 yılında yapılan ve İsveç ülkesinin Malmö şehri ile Kopenhag şehirlerini birbirine bağlayan “Öresund Köprüsü” şehrin hayatında önemli bir yer tutmaktadır. Bu köprü: demiryolu, bölünmüş yol ve tünel şeklindedir.

Avrupa’nın en uzun karayolu-demiryolu köprüsüdür. İskandinavya’yı, Orta ve Batı Avrupa’ya bağlamaktadır. Tasarımcısı: George Rotne’dir.

Toplam uzunluk: 7850 metredir. Genişlik: 24 metredir. Deniz seviyesinden yükseklik: 57 metredir. Beton kulelerin yüksekliği ise, 140 metredir. Köprüden geçiş ücretlidir, 40 Euro.

HANS CHRİSTİAN ANDERSEN

Yapıtları, İncil den sonra en fazla dile çevrilen yazardır. Eserleri arasında: Kurşun Asker, Kibritçi Kız, Kırmızı Ayakkabılar, İmparatorun Yeni Elbisesi, Çirkin Ördek Yavrusu gibi toplamda, 174 hikaye bulunmaktadır. Yaşamı boyunca, çocukların dünyası için beğenilen hikayeler üretmiştir. Onun şiir ve hikayeleri, 150’den fazla dile tercüme edilmiştir.

ULAŞIM

Bir, iki veya üç günlük kartlardan aldığınız zaman, hem toplu taşıma araçlarından sınırsızca yararlanabilir, hem de altmışın üzerindeki müze ve turistik yere girme hakkını elde ediyorsunuz. 3 günlük kart ………., metroya bir biniş 18.5 DKK.

Amsterdam gibi kanalları çok olan bu şehrin likit tarihiyle ilgili ipuçları verirken, değişik bir açıdan şehri görmenizi sağlıyor.

18 yüzyılda veba salgını, 19 yüzyılda Napolyon savaşları, 20’nci yüzyılda Nazi işgali gibi badireleri atlatan şehir i en iyi keşfetme yolu ise, bycyklerne dedikleri ve şehrin çeşitli noktalarından 20 DDK karşılığında kiralayabileceğiniz bisikletlerden geçiyor. Taksileri es geçin. İnanılmaz pahalı.

Kopenhag dan her gün saat 17 de kalkıp ertesi sabah 09 da Oslo ya ulaşan gemi, Danimarka dan Norveç e gitmenin en keyifli yollarından biri. Eğer İsveç e gitmek niyetindeyseniz, İskandinavya’nın en önemli projelerinden biri kabul edilen 16 km. uzunluğundaki Oresund köprüsü, Kopenhag ı İsveç in üçüncü büyük şehri olan Malmö’ye bağlıyor.

Komşu İsveç’e, 20 Euro ödeyerek, ve 35 dakikalık bir tren yolculuğu ile gitmek mümkündür. Bu şehir, yani Kopenhag çok pahalı olduğunda, komşu şehir Malmö’de yaşayın, günü birlik buraya gelip çalışan birçok insan olduğu söyleniyor.

Danimarka Kopenhag Alışveriş

ALIŞVERİŞ

Danimarka’nın dünyaca ünlü dizayn Bang&Olufsen, royal copenhagen porselenleri, georg jensen ve lego gibi markaları satan dükkanları stroget’te bulabilirsiniz.
İllums Bolighus bunların en iyisidir.

Amagertorv 29 daki Sostrene Grenes (grene kız kardeşler) isimli dükkanda çok ucuza komik hediyelik eşyalar bulabilirsiniz. Ülkenin ulusal taşı amberi satan dükkanlar ise ayrı bir zenginlik katıyor.

İyi oyna anlamına gelen Lego firması, saatte 1.8 milyon parça üretiyor, yılda ise 16 milyar. Bu şehri ziyaret ederseniz, kendiniz veya yakınlarınız için alabileceğiniz en iyi hediyelikler legolardan oluşur. Çünkü, burası legonun anayurdudur.

Ayrıca: bu şehirden erkek ayakkabısı satın almalısınız. “Ecco” markalı ayakkabılar, dünyanın en rahat ve en dayanıklı ayakkabılarıdır. Özellikle: Nyhavn limanına yakın yerlerde bunları bulabilirsiniz.

Danimarka Kopenhag Nerede Yenir

NEREDE YENİR

Danimarka, kaliteli yiyecek ihracatında önemli ülkelerden biri. Diyeti gezi dönüşüne erteleyip yemeklerin tadını çıkarın. Açık sandviç dedikleri Smorrebrod u , carlsberg ve Tuborg gibi dünyaca ünlü biralarından biriyle ya da Aquavit isimli içkiyle deneyin.
Kopenhag şehrinde, mutfak kültürünün temelinde “smorrebroddan” bulunmaktadır. Bu, bir tür tereyağlı ekmektir.

Şehirde, 1 şişe kola, 1 şişe biradan daha pahalıdır.

Smorrebrod u tadabileceğiniz en iyi adreslerden biri İda Davidsen (Store Kongensgade 70). Ana yemek olarak Ringa (Herring) balığını veya somonu, patates eşliğinde yiyin,
Danimarka çörekleriyle de keyfinizi tamamlayın.

Danimarka da servis ücreti faturaya ilave edildiği için bahşiş vermenize gerek yok. Kopenhag da gece için seçenekler çok fazla.

Perlen ve Faergekroen bunlardan ikisidir.

Her ne kadar yeni liman olarak adlandırılsa da, 1600 lerde suni bir kanal olarak tasarlanan Nyhavn şehrin gece hayatının en önemli noktalarından birisidir

Deniz ürünlerini seviyorsanız doğru yerdesiniz.

Nyhavn daki Den Sorte Ravn ve Skipperkroen sizi memnun edecek restoranlardan.x
Şehirde çok sayıda Michelin yıldızlı restoran var.

Noma, Formel B, Era Ora, The Paul, Kiin Klin, Geranium, Paustian bunlardan bazılarıdır.

Danimarka Kopenhag Turizm

TURİZM

Şehirde rahatça gezebilirsiniz, yani nispeten derli-toplu bir şehirdir. Elinize bir şehir haritası alırsanız, yürüyerek, 5-6 saatte şehrin tümünü gezebilirsiniz. Çünkü: metro ağı, şehir içinde, asıl gezilecek yerlere ulaşmıyor, yani bu şehri ziyaret etmek isteyen konukların, uzun yürüyüşlere hazır olması gerekiyor.

Ancak, şehir düz bir yere kurulu olduğundan, isterseniz, bisiklet ile de gezebilirsiniz. Hatta, Kopenhag şehri, bisiklet bolluğu konusunda, Amsterdam şehrini bile geçmiş denilebilir. Bisikletler, Kopenhaglılar tarafından, birincil ulaşım aracı olarak kullanılıyorlar.

Hatta: birçok bisikletin ön veya arkasında bebek pusetleri, yani bebek koyma yerleri bulunuyor ve Kopenhaglılar, bebeklerini buralara yerleştirerek, şehirde geziniyorlar. Gördüğünüzde şaşıracaksınız ki, bazıları paten ile gezmeyi bile tercih ediyorlar.

Dünyanın en eski krallığının başkenti olan Kopenhag şehrinde, Danimarka kraliyet ailesinin ikametgahı için, merkezde, 4 kraliyet sarayı bulunmaktadır.

Danimarka Kopenhag Kanal Tekne Turu

KANAL TEKNE TURU

Şehirde, kanal turu yapmak için, iki alternatif söyleyebilirim. Bunlar: biri yakın yerler için daha uygun fiyatlı, diğeri ise daha uzun süreli ve daha çok fiyatlıdır.

TOPLU TAŞIMA

Şehirdeki toplu taşıma pek başarılı değil ve pahalıdır. Taksiler kredi kartı kabul ediyorlar.
Toplu ulaşım için, tek tek bilet almayın, söylediğim gibi, pahalıya gelir. “Ten Trip Kart” denilen, onlu biniş kartlarından satın almalısınız. Bu arada, sakın biletsiz “metro” ya binmeyin. Çünkü, bilet kontrolleri, burada, diğer Avrupa şehirlerine nazaran çok daha yoğun yapılıyor.

EĞLENCE-GECE HAYATI

Stroget bölgesindeki “The Dubliner” isimli gece kulübüne gitmelisiniz. Burada: özellikle hafta sonlarında, canlı müzik ile gayet güzel bir eğlence ortamı yaratılıyor.
Diğer bir eğlence mekanı: “Ruby Coctail” barıdır.

Danimarka Kopenhag Gezisi

KOPENHAG GEZİSİ

Bulunduğunuz yerden, bir şekilde: şehirdeki gezimizin ilk durağı ve aynı zamanda şehrin sembolü olan bir heykeli görerek başlayacağız.

Osterport tren istasyonuna geliyoruz. Oslo Plads caddesinde  yürüyoruz. İlk dört yola ulaştığımızda, sola dönüyoruz. Folke Bennadottes Alle caddesinde ilerliyoruz. Bir süre sonra, yeşillikler arasına, yani sağa dönüyor ve Ved Norgesporten de yürümeye devam ediyoruz.

Hemen sağ tarafımızda, ağaçların ardında, kanalların içinde bir adada “Kastellents” denilen bölüm bulunuyor.

Danimarka Kopenhag
Danimarka Kopenhag

 

Kastellents  denilen yere ulaşan köprüye varınca, sola kıvrılıp, yolumuza “Langelinie” üzerinde yürüyerek devam ediyoruz. Bir süre sonra deniz kıyısına ulaşıyoruz.

Deniz kıyısında hemen parkın yanında, kıyıya çok yakın bir kayalık üzerinde, bu minicik heykeli görüyor ve tam bir hayal kırıklığı yaşıyorsunuz.

Ama, beğenmeseniz de, şehrin simgesi ve Kopenhag şehrine gelip te bu heykeli görmemek olmaz, her yıl bu minicik heykel, yüzbinlerce ziyaretçi tarafından ziyaret edilmektedir.

Evet, burada parkta, banklara oturup, bu heykeli ve denizi bir süre izleyin.

Danimarka Kopenhag Little Mermaid

LİTTLE MERMAİD-KÜÇÜK DENİZ KIZI HEYKELİ

İşte, dünyaca meşhur, şehre gelen turistlerin yanında fotoğraf çektirebilmek için kuyruğa girdiği bir heykel. Şehre gelen gemiler, mahzun deniz kızının önünden geçerek, limana giriyorlar. Ve böylece, şehir, sıradan bir heykelle özdeşleştiriliyor.

Ancak, bu mahzun heykelin elbette bir dayanağı var. Ünlü Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen’in “Küçük Deniz Kızı” isimli romanındaki kahraman, 1913 yılında, bu heykele dönüşerek, liman girişinde yerini almıştır. Yani, şehrin bu simge heykeli, 1913 yılından bu yana, bir kaya üzerinde durmaktadır.

Heykel: 1909 yılında, Carlsberg bira tarafından, sanatçı Carl Jacobsen’e yaptırılmıştır. Bronzdur. Heykel yapılırken, sanatçı tarafından, heykelin vücuduna ve başına; model olarak: eşi Eline kullanılmıştır. Heykelin boyu, yalnızca, 1.25 metredir. Andersen’in romanındaki küçük deniz kızı: denizlerin dibinde, babasına ait krallıkta yaşamaktadır.

En büyük arzusu ise, 15 yaşına geldiğinde, denizler üzerindeki yaşamı görmekmiş. O gün gelip te, su üzerine çıktığında, deniz kızı, bir prense aşık olur. Ancak, sevgilisi prensle birlikte olmak uğruna, sesinden feragat edip, ayaklarına kavuşur, ama sesini duyuramadığından, sevdiğine bir türlü kavuşamamıştır. En sonunda ise, bir köpüğe dönüşür.

Sonra, deniz kıyısından yürümeye devam ediyoruz.

Bu deniz kıyısı, birçok ahşap bank bulunan, muhteşem güzel bir yer. Bir süre sonra:
hemen sağımızda büyük bir yapı görülüyor. Langelinie Pavillonen. Burası hakkında ayrıntılı bilgiye gerek olduğunu sanmıyorum.

Kısaca: burası, büyük resepsiyonlar, yemekler ve eğlenceler için kiralanabilen bir yerdir. Parti vermek isteyenler, burayı kiralıyorlar.

Nordre Toldbot caddesinde yürümeye devam ediyoruz. Bu kez hemen solumuzda, bir sütun ve üzerinde bir heykel ve hemen arkasında bir yapı görülüyor. Bu yapı: Bygning Kobenhavn. Burayı geçip Nordre Todbod caddesinde ilerlediğimizde, hemen sağda, önünde heykeller bulunan bir müze binası görülüyor. Burası: Resistance Müzesidir.

RESİSTANCE MUSEUM

Giriş ücretsizdir. Burası: Nazi işgali sırasında, yani 1940-1945 yılları  arasında, Danimarka direniş öyküsünün anlatıldığı bir müzedir. Müze binası, 1957 yılında açılmıştır. 1995 yılında ise, günümüzde görülen “Mücadele” isimli sergi, ziyarete açılmıştır. Müzede sergilenenler: çeşitli Nazi toplama kamplarından toplanan: giysiler, üniformalar, bir yasadışı telgraf ekipman odası vb. gibi objelerdir.

Müzenin hemen karşısında, St. Albans Anglikan kilisesi görülüyor. Müzenin hemen arkasındaki büyük yapı topluluğu ise: Maersk Esplanaden binasıdır.

Buradan, yani müze ile kilise yapısı arasındaki yoldan yürümeye devam ediyoruz. Hemen solda, bir cafe var. Kafe Sommerhuset. Burada, güzel bir kahve molası verebilirsiniz.

Sonra: Amaliegade caddesi üzerinde yürümeye devam ediyoruz. Hemen solumuzda: gayet büyük bir bina var. Toldbodens. İstikametimiz şehirdeki saraylardan birisidir.

Danimarka Kopenhag
Danimarka Kopenhag
Danimarka Kopenhag

Bir süre sonra: Amalienborg Slotsplads meydanına ulaşıyoruz. Burada: meydanda, hemen bir heykel karşımıza çıkıyor. Bu heykel: Fransız sanatçı Saly tarafından yapılmıştır. Parke taşlarıyla döşeli ve çevresinde binaların bulunduğu meydan ilginç.

Meydanın hemen arkasında: deniz kıyısında “The Amalie Garden on the Waterfront” parkı bulunuyor. Parkın ortasında: güzel bir havuz görülüyor. Bu park bölgesine gidin, çünkü: bu park bölgesinden, hemen karşıdaki, Opera binasını göreceksiniz.

Danimarka Kopenhag Opera Binası

OPERA BİNASI

Holmen merkezinde, adadadır. Çağdaş mimarinin güzel örneklerinden birisidir. Aynı zamanda, dünya üzerinde, bugüne kadar yapılmış en pahalı opera binasıdır. Yapı: 2001-2005 yılları arasında inşa edilmiştir.

Evet, saray meydanında, her gün öğle saatlerinde: sarayın bahçesinde, muhafız nöbet değişim törenini izleyebilirsiniz. Başlarındaki kürklü ve uzun başlıkları ve ilginç kıyafetleriyle, muhafızlar ilgi çekiyor.

AMALİENBORG SARAYI

Ameliengade bölgesindedir. Christiansborg sarayı yanındadır. Bu sarayda: Kraliçe Margrethe, Fransız kocası Hendrick ve oğlu veliaht Frederic ikamet etmektedirler. Yapı: mimari olarak Rokoko tarzındadır. 4 binadan oluşmaktadır.

Önünde: Nyhavn Limanı bulunmaktadır. Limanda, küçük deniz kızı heykeline doğru yürürseniz, karşınıza “Gefion” çeşmesi çıkar.

Sarayın arkasında ise, Mermer Kilise (Marmarkirken) var.

Roma’daki St. Piyer Kilisesi örnek alınarak yapılmış binanın tepesinden hoş bir manzara seyredebilirsiniz.

Danimarka Kopenhag Nyhavn Limanı
Danimarka Kopenhag Nyhavn Limanı

NYHAVN LİMANI

Burası, son derece sevimli bir yerdir ve şehir ziyaretinizde, buraya mutlaka uğramalısınız. Evet, söylediğim gibi, şehrin en popüler yeridir. Burası, Danimarkalı askerler tarafından 1671-1673 tarihleri arasında, 300 metre uzunluğunda kazılarak oluşturulmuş bir kanaldır.

Ama, yıllarca şehrin ticaretinin temel noktası olmuş bu liman, günümüzde, birbirinden renkli ve canlı  restoranlar ve kafeteryalarla doludur. Limanın hemen  kıyısında, muhteşem büyük bir otel bulunuyor. Son derece sevimli bir yer, burayı mutlaka ziyaret etmelisiniz.

Danimarka Kopenhag Gefion Spring Vander-Fountain

GEFİON SPRİNG VANDER- FOUNTAİN

Çeşme: Kastellet yakınlarında, Amaliegade sonundadır. Yani: “Little Mermaid” heykeline yakındır. Çok ihtişamlı bir çeşme anıtıdır. Tekne turu ile buraya ulaştığınızda, anıtı, arkadan da olsa görebilirsiniz. Çeşme: Carlsberg bira firması tarafından, 50’nci yıldönümü anısına, şehre bağışlanmıştır. 1897-1899 yılları arasında, sanatçı Anders Bundgard tarafından yapılmış ve 1908 yılında açılmıştır.

Anıttaki esas figür: tanrıça Gefion’dur. Mitolojiye göre: Gefion: bir gece, öküze çevirdiği 4 oğlu ile birlikte, İsveç ülkesinden arazi koparır ve Kopenhag yarımadasını yaratır.

Evet, biz yine saray meydanı ortasından, kuzeye yönelerek, şehrin en ünlü kilise yapılarından birini göreceğiz. Frederiksgade caddesinden ilerlediğimizde, caddenin bitişinde, karşımıza “Marmorkirkens” kilise yapısı çıkıyor.

FREDERİKSKİRKEN-MARMORKİRKEN-MERMER KİLİSE

Buraya, halk tarafından “Mermer kilise” denilmektedir. Amalienborg Palace bölgesinin hemen kuzeyindedir. 1749 yılında, Kral V Frederic döneminde, mimar Nicolai Eigtved tarafından yaptırılmıştır. Ancak, bu kilise yapısının inşaatı, parasızlık yüzünden birkaç kez durdurulmuştur.

1770 yılında, yapı durdurulmuş ve çalışanlar evlerine gönderilmiştir. 150 yıl harabe halinde bırakılan yapı, daha sonra, 1874 yılında ise, finansör bulunması ile, inşaat yeniden başlar ve tamamlanır. Ancak, orijinal plandan uzaklaşılır ve inşaat, büyük ölçüde kireçtaşı kullanılarak tamamlanır.

Yapıda kullanılan mermerler Norveç’ten gelmiştir ve yapının mimari stili, Roma şehrindeki “Panteon kilisesi” ne benzemektedir. Kubbe büyüklüğü ile, İskandinavya’nın en büyük kilisesidir. Kubbe: 31 metre genişliktedir ve 12 sütun üzerine oturtulmuştur.

Yapının hemen girişindeki, mermer sütunlar ilgi çekmektedir. Kilisenin çevresinde, aziz heykelleri var. Önündeki merdivenlerde ise, oturup kısa bir mola verebilirsiniz. Bu arada, çevreyi izleyebilirsiniz.

Mermer kilisenin hemen yanında “Frederiksgade” denilen, güzel bir bina görülüyor. Bir arka cadde üzerinde ise, yine altın sarısı renkli kubbeleriyle “Alexander Nevsky Church” kilisesi görülüyor.

Gezimizin bu bölümünde, ilk durak

Yine şehirdeki ortaçağ dönemine ait bir yapıya gitmektir. İlk olarak, bulunduğumuz yerden, bir şekilde: Oster Voldgade bölgesine gidiyoruz. Burada: “Building in Copenhagen” denilen büyük bir yapı var. Buranın hemen karşısında ise: “Geological Museum” bulunuyor. Arzu ederseniz, burayı gezebilirsiniz, ben girmedim.

Burada: Oster Voldgade caddesinden ilerlerseniz, biraz sonra, solunuzda, yemyeşil ağaçların arkasında ve hafifçe yüksek bir rampada: kubbesiyle dikkati çeken “Gözlem evi-Rasathane” görülüyor.

Bunun hemen karşısında ise, bizim buraya geliş amacımız olan “Rosenborg kalesi” var. Kale yapısının giriş kapısı “Kongens Haves” denilen bir yer ve zaten önündeki turist otobüslerini ve kalabalığı görünce hemen anlıyacaksınız. Kapıdan içeri girince: hemen solda “Building in Copenhagen” isimli büyükçe bir yapı var. Hemen karşıda ise, bir yapının altındaki kapıdan geçildikten sonra “Rosenborg castle” karşınıza çıkıyor.

Danimarka Kopenhag Kongens-Rosenborg Castle Gardens
Danimarka Kopenhag Kongens-Rosenborg Castle Gardens
Danimarka Kopenhag Kongens-Rosenborg Castle Gardens

KONGENS-ROSENBORG CASTLE GARDENS

Şehir merkezinde, en çok ziyaret edilen ve kullanılan parktır. Her yıl, burası yaklaşık 2.5 milyon kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

Park içinde: 17’nci yüzyıl başından kalma Rosenborg castle, Rosenborg kışlası, kraliyet muhafızları evi, heykel ve anıtlar bulunmaktadır.

Ayrıca: havaların güzel olması durumunda, park içinde, konserler ve çeşitli sanat sergileri düzenlenir.

1. ROSENBORG CASTLE

İlk olarak, 1605 yılında, yazlık saray olarak yapılmıştır. 1710 yılına kadar, kraliyet yazlık sarayı olarak kullanılmıştır. Burada,
kraliyet mücevherleri sergilenmektedir.

2. ROSENBORG KIŞLASI

1743 yılında inşa edilmiştir. 1985 yılından bu yana: şehirde, koruma görevi yapanlar tarafından kullanılmaktadır.

3. HERCULES PAVİLİON

Bu park içindeki bir heykeldir. Toplam 3 heykelden oluşan kompleks: ünlü İtalyan heykeltıraş Giovanni Barata tarafından yapılmıştır.

Evet, “Kongens Haves” isimli, bu büyük park alanı içinde, bir süre dolaşıyoruz.

Sonra, yine girdiğiniz kapıda dışarı çıkıyoruz ve “Oster Voldgade” caddesi üzerinden, güneye doğru yürümeye devam ediyoruz. Solumuzda “Royal Guard Museum” binası uzanıyor. Frederiksborggades bölgesindeyiz.

Solumuzdaki müze binalarının bitiminde, dört yol ağzına geliyoruz ve Avrupa Parlamentosu binası önünden, sola dönüyoruz. 100 Göthersgade caddesi üzerinde yürüyoruz.

Solumuzda, hala “Kongens Haves” bahçesi görülüyor. Sağda ise, bir kilise yapısı göreceksiniz, ilginç bir yapıdır.

Bir süre sonra, sağa dönmeniz gerekiyor. 57 Landemarket denilen sokağa döneceksiniz.

Bir süre yürüdükten sonra, bu kez karşımıza, yine tarihi bir yapı çıkıyor. “Runde Taarn/The Round of Copenhag” yapısı çıkıyor.

THE ROUND TOWER

Burası, 17’nci yüzyılda yapılmış bir gözlemevidir. Yani, gökyüzü, 1642 yılından bu yana, buradan izlenmektedir. Kule: kral IV. Christian zamanında inşa edilmiştir.

Yüksekliği: 36 metredir. Spiral bir merdivenle kulenin üstüne çıkılmaktadır. Giriş ücretlidir, yetişkinler 25 DKK, çocuklar 5 DKK dır.

Özellikle: ünlü astronom Tycho Brahe  tarafından kullanılmıştır. Kule: günümüzde de, amatör astronomlar tarafından kullanılmaktadır. Ayrıca, şehrin eski kısmının muhteşem bir manzarasına sahip olması nedeniyle, turistler tarafından da ziyaret edilmektedir.

Buradan sonra: 10 SBtore Kannikestrede denilen sokağa girin ve ilerleyin. Bu sokak üzerinde, güzel kafeler ve restoranlar var ki, güzel havalarda masa ve sandalyelerini sokağa çıkarıyorlar, kısa bir mola verebilirsiniz.

Sokağın sonunda ise, bir kilise yapısı var. Tarihi özellikleri
olan bir kilise yapısıdır. “Vor Frue Kirke”

VOR FRUE KİRKE

Ülkenin ulusal bir katedrali olarak kabul edilen bu yapı: 1810-1829 yılları arasında: Danimarkalı mimar Hansen tarafından inşa edilmiştir. Mimari stil: Neo-klasik tarzdadır.

Ancak, günümüzde görülen bina dışında, burada ilk dini yapının, 13’ncü yüzyılda yapıldığı, ancak takip eden tarihi süreçte, 4 kez yangın geçirdiği ve her seferinde yenilendiği bilinmektedir.

En son olarak: 1728 yılında, kilise bir kez daha yangın ile tahrip olur ve ardından, kırmızı tuğla ile yeniden inşa edilir ve 10 yıl sonra ibadete açılır. Son yenileme ise: 1970’li yıllarda yapılır.

Günümüzde bu kiliseye yolunuz düşerse: ünlü heykeltıraş Bertel Thorvaldsen tarafından yapılan Mesih ve Havari heykellerini görmenizi öneririm.

Veliaht Frederick ve Mary Donaldsen, 2004 yılında, burada gerçekleşen düğün ile evlenmişlerdir.

Burayı gördükten sonra: 6 Norregade sokağından ilerleyerek, Radhusets denilen bölgeye geçiyoruz. Burada, büyük bir meydan var, meydanın hemen ortasında, yüzlerce bisiklet görünce şaşırmayın. Meydanın hemen ortasındaki havuzun yanına oturarak, kısa bir mola verebilirsiniz.

Yine bu meydanda birkaç görülmesi gereken yer  daha var. “Caritas Fountain on Old Square” ve yine orijinal bir yapı “Nytorv” denilen bir yer var. Yine, meydanın bir kenarında: “Radhusets” binası var. Önündeki, 6 sütunlu kapısı dikkatinizi çekecektir.

Buradan sonra: ara sokaklardan devam ederek: Frederiksberggade/Radhuspladsen denilen meydana doğru ilerliyoruz. Meydanın hemen ortasında, büyük bir küre görülüyor. Solda ise “Radhuset” denilen “özgürlük heykeli” var. Onun hemen arkasında; yüksek kulesiyle dikkati çeken “Town Hall-Raadhuset” var.

Danimarka Kopenhag City Hall-Radhuspladsen
Danimarka Kopenhag City Hall-Radhuspladsen

CİTY HALL-RADHUSPLADSEN

Şehrin tam ortasında Belediye Sarayı Meydanı (Radhuspladsen) var. Diğer ismi “Halk meydanı” dır. Meydan: merkezi konumu, büyük boyutu ve Belediye’ye yakınlığı  nedeniyle, şehirde yapılan etkinliklerin merkezi olarak kullanılmakta, çeşitli gösteriler burada düzenlenmektedir.

Buradaki “Belediye Binası”: 1889 yılında yapılan bir yarışma sonucu kazanan projenin uygulanması şeklinde, 1894 yılında yapılmış ve 1905 yılında hizmete açılmıştır.

Belediye binasının kulesi üzerinde ilginç bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek istiyorum. Bunun ismi “Weather Girl”. 1936 yılında, Einar Utzon Frank tarafından tasarlanmıştır.

Aslında, hava tahminiyle ilgili bir heykel gurubudur. Bu heykel gurubunda: havanın güzel olacağı tahmin edilmiş ise: bisiklete binmiş bir kız, dönerken görülüyor.

Havanın yağmurlu olacağı tahmin edildiğinde ise: bu kez, başka bir heykel gurubu çıkıyor. Bu heykel gurubunda: bir şemsiye ile, köpeğini gezdiren bir kız dönüyor.

Meydanda, ayrıca, ünlü yazar “Hans Christian Andersen” in bir heykeli görülüyor.

Bu meydandan: Kraliyet Tiyatrosu, ünlü “D’Anglettere Oteli, Nyhavn Limanı ve alışveriş merkezi Magasin du Nord un bulunduğu “Kongen Nytorv” meydanına yürürseniz şehrin can damarı olan ve yayaların tekeline sunulmuş bulunan “Stroget”den geçersiniz. Bu cadde: 1962 yılından bu yana varlığını sürdürmektedir.

Danimarka Kopenhag Stroget Caddesi
Danimarka Kopenhag Stroget Caddesi
Danimarka Kopenhag Stroget Caddesi
Yani: “Stroget” caddesi: şehrin en popüler turistik merkezidir ve aynı zamanda Avrupa’nın en uzun yaya alışveriş caddesidir.

Beş caddeden (Frederiksberkgade, Nygade, Vimmelskaffet, Amagertorv ve Ostergade) oluşan Stroget şık mağazaları, restoranları, kafeleri, tiyatroları, tarihi eserleri ile her yaştan ve milletten insanın ilgisini çekiyor.

Şehrin en ünlü ve pahalı mağazaları ( örneğin: kraliyet porselen fabrikası gibi) bu caddeler üzerindedir. Yani, burada çok sayıda hediyelik eşya satan mağaza ve aynı zamanda, fast-food yemek yerleri bulabilirsiniz. Evet, yaz aylarında, bu caddeden, günlük 250 bin kişinin geçtiği söyleniyor.

Binanın hemen yanında: şehrin en büyük müzesi bulunuyor.

NATİONAL MUSEET-DANİMARKA ULUSAL MÜZESİ

Stroget bölgesinde yani şehrin merkezindedir. Son yenilemenin ardından, Mayıs 2008 tarihinde açılmıştır.

Ülkenin en büyük müzesidir. Grönlend araştırma merkezi, müzede bulunmaktadır.

Müzede: 14 bin civarında obje bulunmakta olup, bunlar; Danimarka tarihine, ren geyiği avcılarına, Vikinglere ve buzullarda yaşayanlara aittir. Ayrıca: Roma ve Yunan dönemine ait bir kısım sikke de sergileniyor. Yakın  doğu ve Mısır objeleri de var.

Müzede özellikle görmenizi önereceğim objeler şunlardır

Öncelikle ülkemizden yani Anadolu’dan kaçırılan ve burada sergilenen bir eserden söz etmek istiyorum.

Seikilos kitabesi:

Bu nota dahil olmak üzere, komple bir müzik kompozisyonunun, dünya üzerinde bulunan ve bilinen en eski örneğidir. Bir mezar taşının üzerine işlenen, şarkı sözleri ve melodiden oluşmaktadır. Efes bölgesinde bulunmuştur.

MÖ.200 ile, MS.100 yılları arasındaki döneme tarihlenmektedir. Müziklere, ancak Bizans döneminde ve erken Rönesans metinlerinde Notasyonlar eklendiği bilindiği için, bu obje, daha eskilere gitmesi nedeniyle ilgi çekmektedir.

Gundestrup:

Bu bir tür gümüş bileziktir. Erken Roma demir çağında, yani MÖ.200 ile MS.300 arasında yapıldığı düşünülmektedir. Çapı: 70 cm. yüksekliği: 40 cm. dir. 1890 yılında, Gundestrup bataklıklarında bulunmuştur.

Gallehus golden horns

Bunlar, yaprak altından yapılmış, iki boynuzdur. 5’nci yüzyıldan kaldıkları düşünülmektedir. 1640 ve 1735 yıllarında, aynı bölgede, 20-30 metre aralıklar ile bulunmuştur. Ancak, bu bulunan orijinal boynuzlar: 1801 yılında çalınır ve eritilir.

Bunun üzerine, çizimlerinden yararlanılarak, orijinal boynuzların kopyaları üretilmiştir ve burada sergilenen, kopyalardır. İşin ilginç yanı: bu kopyalar da, 1993 ve 2007 yıllarında iki kez çalınmış, sonra yeniden bulunmuştur.

Bu caddenin hemen arkasındaki cadde üzerinde, yine şehrin en ünlü ziyaret yerlerinden biri olan “Tivoli” denilen yeri göreceksiniz.

Danimarka Kopenhag Tivoli Bahçeleri
Danimarka Kopenhag Tivoli Bahçeleri
Danimarka Kopenhag Tivoli Bahçeleri

TİVOLİ BAHÇELERİ

Vesterbrogade bölgesindedir. Giriş ücretlidir ve içeri girmek ve gezmek için, 18 Euro ödemek gerekiyor. Park alanı, yıllık 4.5 milyon kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Avrupa’da, Paris-Disneyland parkından sonra, en çok ziyaret edilen parktır.

Belediye binası yakınında yer alan ve 1843 yılından beri hizmet veren Tivoli bahçeleri, 38 restoranı ile, her zevke hitap etmektedir. Tiyatrolar, birahaneler ve lunapark 160 bin çiçeğin süsleyip, 110 ampulün aydınlattığı bu parkı, daha da renkli hale getiriyor.

Buraya, eski lunapark da deniliyor. Çünkü, 1843 yılında açılmıştır. Lunapark alanında, dünyanın en eski ahşap lunapark treni bulunmaktadır.

Buna: “Roller Coaster” deniliyor ve 1914 yılında kurulmuştur. 2006 yılında, dünyanın en yüksek “atlıkarınca” sı burada hizmete girmiştir. 80 metre yüksekliğindedir ve Kopenhag şehrinin panoramik manzarası görülmektedir.

Kraliçe 60 yaşını burada kutlamıştır. Bir akşam yemeği için burayı tercih etmelisiniz.

Tivoli bahçelerinin hemen yanındaki bina, yine şehrin ünlü bir müzesidir.

Danimarka Kopenhag Glytotek
Danimarka Kopenhag Glytotek

GLYTOTEK

Dantes Plads bölgesindedir.

Burada, Türkiye den gelme eserler de bulunmaktadır. Ayrıca, ünlü heykeltıraş Thorvaldsen in heykellerinin bulunduğu müzedir. Burada: 35 Gauguin  tablosu, 30 Rodin heykeli, sergilenen eserler arasındadır.

Evet, Tivoli bahçelerinde uzun süre geçirmeniz mümkün, şehirdeki kalış sürenize göre, bu planlanabilir. Ama, biz gezimize devam ediyoruz, sizin gününüz varsa, gezinin bu bölümünü Tivoli bahçeleri bölümünde bitirebilir ve ertesi günü geziye devam edebilirsiniz.

Gezimizin bu bölümünde,  Tivoli bahçelerinden hareketle veya bulunduğunuz yerden, bir şekilde “Christiansborg” sarayı bölümüne ulaşıyoruz. Saray bölümü, bir ada üzerindedir.

Saraya, Holmens Kirke bölümünde bulunan mermer köprüden girin. Hemen solunuzda “Holmens kirke” denilen kilise yapısı görülüyor. Sonra,
köprüden geçin ve saray bölümüne girin. Burada, karşımıza önce, bir heykel çıkıyor.

SLOTSHOLMEN ADASI

Kopenhag limanının bulunduğu adadır. Adadaki ilk yerleşim: 1166-1167 yılları arasında inşa edilen kale ile görülür. Bu kale Christiansborg sarayıdır. Günümüzde ise, “Danimarka Parlamentosu” tarafından kullanılmaktadır.

Danimarka Kopenhag Christiansborg
Danimarka Kopenhag Christiansborg

CHRİSTİANSBORG

Burası, eski bir saraydır. Ülkenin Parlamentosu olarak kullanılmaktadır. Ayrıca: Danimarka Başbakanı ve Anayasa Mahkemesi buradadır. Yani: ülkenin yasama-yürütme-yargı gücü burada, bir arada bulunmaktadır.

Buradaki ilk yapı: 1167 yılında; Absalon kalesi adı ile yapılmıştır. Tarihçilere göre, bu kale: liman dışında, küçük bir ada üzerindedir.

Ayrıca: piskoposluk sarayı, bir şapel ve birkaç küçük bina görülür. Günümüzdeki sarayın emel kazısında, bu Absalon kalesinin kalıntıları görülmüştür. 1201 yılında, kale, Roskilde piskoposlarının eline geçer. 1249-1259 yılları arasında ise, korsan saldırıları görülür.

1369 yılında, Absalon kalesi, Hansa birliği tarafından yıkılır ve yeni kale, adadaki kalıntılar üzerine, inşa edilir. 1417 yılında ise, kale, kral tarafında işgal edilir. 1720 yılında, kale, kral Frederick tarafından, tamamen yeniden inşa edilir.

15’nci yüzyıl başında çeşitli eklentiler yapılan yapı: 1794 yılında, Danimarka kralları için ikametgah ve 1849 yılında ise, Parlamento binası olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Bu aradaki süreçte: 1794 yılında büyük bir yangın, 1884 yılında yine bir yangın ile ortaya çıkan tahribat: 1928 yılında onarılmıştır. Mimari tarz: Neo-barok’tur.

Günümüzde, yapı içinde: resepsiyon odaları, kraliçe kütüphanesi, izleyici odaları, şapel, Parlamento salonu, Yargıtay ve Başbakanlık ofisi bulunmaktadır.

1. Resepsiyon odaları

Bunlar: kraliyet ailesi tarafından çeşitli etkinlikler için kullanılır. Bu odalar: 20’nci yüzyılın başlarında, Danimarkalı sanatçılar tarafından süslenmiştir. Great Hall: en büyük ve görkemli resepsiyon odasıdır. Uzunluğu: 40 metre, yüksekliği 10 metredir.

2. The Palace Chapel

1733-1945 yılları arasında: Ellas David Hausser tarafından yaptırılmıştır. Mimari tarzı: Rokoko’dur. Şapel yapısında: 1803-1828 yılları arasında restorasyon yapılmıştır. 1992 yılında, kilisede bir yangın çıkıyor ve çatı, kubbe ve kat kısımlarının bir bölümü yanarak ciddi hasar olur.

Ancak: ülkenin en ünlü ustaları ve iç-dış dekorasyon elemanları bir araya gelir ve yapı, yeniden onarılır, sonuçta ise, 14 Ocak 1997 tarihinde, Kraliçe tarafından açılır. Hatta: yenilenmiş yapıya “Europa Nostra” ödülü verilir.

3. Mermer köprü

Rokoko tarzındaki köprü, saray ile yandaki açık alan arasında yapılmıştır. Yapıda, kumtaşı kullanılmış ve zarif madalyon süslemeler yapılmıştır. Kaldırımlar mermerdir ve bu mermerler Norveç ülkesinden getirilmiştir, yerlerde ise karo parke taşları döşelidir.

Köprü: 1744 yılında tamamlanmıştır. 1996 yılında ise, köprü, restorasyona tabii tutulmuştur.

4. Kral Christian Heykeli

Anıtın yapımına; kral Christian’ın, 1905 yılında, ölümünden hemen sonra karar verilmiş ve 27 yıl sonra, 1927 yılında tamamlanmıştır. Saray yapısının hemen arkasında, ortada büyük bir avlu bulunuyor. Bu avlunun ortasında ise “Christiansborg Slot Fountain” denilen güzel bir havuz bulunuyor.

Sol bölümde, kanal kıyısında “Black diamond building” binası görülüyor.

ŞEHİRDE GEZİLECEK DİĞER YERLER

Danimarka Kopenhag Christianian Havn

CHRİSTİANİAN HAVN

Prinsesseg ve Badsmandsst bölgesindedir. Yapay bir ada üzerine kurulmuş mahalledir.

Dünya üzerinde eşi-benzeri olmayan bir yer. Şehir ziyaretinizde, buraya mutlaka uğramalısınız. Çünkü: burası, dünyanın ilk ve tek “esrarkeş” özerk bölgesidir ve dünya üzerinde benzeri yoktur.

Evet: Christiana, şehrin ortasında bir hippi kasabasıdır. Burada: öğrenciler, sanatçılar, iş adamları, hippiler, çocuklar geleneksel aile olarak yan yana yaşıyorlar. Alternatif yaşam tarzıyla adeta bağımsız bir devlettir.

Yaklaşık bin kişi, komünal bir hayat sürüp, organik tarımla uğraşıyorlar. Kırmızı üzerine üç sarı noktalı bayrakları var. Esrar gündelik hayatın bir parçası. 1970’lerde, bir gurup anarşist ruhlu gencin kapatılan NATO üssüne yerleşmesiyle ilk tohumları atılmış.

Senede bir milyona yakın turist tarafından ziyaret edilmektedir. Şehir merkezinden yaklaşık 20 dakikada yürüyerek ulaşabilirsiniz.

Evet, bu mahallede bulunan yapılar şunlardır:

1. NORDATLANTENS BRYGGE-KUZEY AT LANTİK EVİ

Yapı: eski bir denizcilik deposudur. 1768 yılında, bu mahallede kurulmuştur. Avrupa pazarlarına satılmadan önce: ringa balığı, balina yağı, kuru balık, tuzlanmış balık ve derileri, bu depoda muhafaza ediliyormuş.

Günümüzde ise, burası: Danimarka, İzlanda, Grönland ve Faroe Adaları yani “Kuzey Atlantik” bölgesi ile Danimarka arasında, kültürel işbirliği yapılması için oluşturulmuş bir yapıdır. Burada: sergiler düzenlenir, çağdaş sanat, dans, müzik ve performans etkinlikleri yapılır.

2. VOR FRELSERS KİRKE-OUR SAVİOURS CHURCH

Kilise: Freetown Chirsiania bölgesine yakın bir yerdedir. Kilise yapısında en ilgi çeken bölüm: kilisenin sivri ve dolambaçlı kulesidir. Bu kulede bulunan çan: Kuzey Avrupa’nın en büyük çanıdır ve gün boyu, her saat başında melodiler çalar. Burada, toplamda 48 bronz çan bulunmaktadır.

Bunların en büyüğü 2 ton ve en küçüğü ise10 kg. ağırlıktadır. Bu kulenin dışında, altın bir merdiven görülüyor. Üst kısmında: altın bir küre var. Ayrıca, bir bayrak taşıyan heykel görülüyor.

Merdiven: 95 metre yüksekliğindeki, sivri üst kısma tırmanmayı sağlamaktadır. Oradan ise, şehrin muhteşem bir manzarası izlenebilir. Hatta: Danimarka-İsveç bağlantısını sağlayan “Öresund köprüsü” bile görülmektedir.

Ancak, gerek yükseklik ve gerekse merdivenin dışarıdan dolanması, yükseklik korkusu olanlar için pek uygun değildir. Zaten 400 basamak çıkmak ta büyük bir sıkıntı yaratıyor. Bu merdivenlerin, son 150 basamağı, açık alandadır.

Burası elbette, özellikle rüzgarlı havalarda pek tekin değil ve ziyaretçilere korkulu anlar yaşatıyor, ama şu kesin: çıktığınız takdirde, şehrin muhteşem bir manzarasını görebilir ve
fotoğraflar çekebilirsiniz.

3. HIRİSTİYAN KİRKE-KİLİSESİ

Yine, aynı mahallede, rokoko tarzı güzel bir kilise yapısıdır. 1755-1760 yılları arasında, Nicolai Eigtved tarafından inşa edilmiştir. Günümüzde, kilise bir “Tiyatro kilisesi” olarak da bilinmektedir. Çünkü: son yıllarda: yapıda, birçok konser ve diğer sanatsal etkinlik düzenlenmiştir.

Danimarka Kopenhag Louisiana Modern Sanat Müzesi

LOUİSİANA MODERN SANAT MÜZESİ

Şehir merkezinin 35 km. kuzeyindedir. Strandvej Humlebaek bölgesindedir. Şehrin en çok ziyaret edilen sanat müzesidir. Özellikle: 2010 yılında, Patricia Schultz tarafından yazılan Ölmeden önce, dünya üzerinde ziyaret edilmesi gereken 1000 yer listesinde bulunmakta olması, buraya olan ilgiyi arttırmıştır.

Müze: çağdaş sanat sergileri ve koleksiyonları ile ünlüdür. Bu koleksiyon içinde: seramik lambalar, mobilya ve mimari parçalar görülmektedir. Bunun dışında, müzenin kalıcı koleksiyonu içinde bulunanlar: grafikler, afişler, kartpostallar, tasarım ürünleri görülmektedir. Müze yapısında: konserler, filim gösterileri düzenlenmekte, ayrıca: bir kafeterya bulunmaktadır.

KRALİYET KÜTÜPHANESİ

Şehir limanında, deniz kıyısında, muhteşem bir binadır.

Siyah elmas olarak bilinmektedir. Aslında, Kraliyet Kütüphanesi, 4 binada yerleşmiştir. Ama, “The Black Diamond” isimli yeni bir bölüm bulunmaktadır. Kütüphanenin ilk kuruluşu: 1648 yılına kadar uzanmaktadır. Kral Frederick tarafından kurulmuştur. 1793 yılında ise, halkın kullanımına açılmıştır. Günümüzdeki ana bina ise, 1906 yılında açılmıştır.

Kütüphane kompleksinin, Black Diamond bölümü

Eylül 1999 tarihinde, Kraliçe Margrethe tarafından açılmıştır. Burası: kuzey İtalya’dan getirilen siyah ve cilalı granit kaplıdır. Kütüphane hizmeti yanında, binada, konserler, sergiler ve konferanslar düzenlenmektedir.

FRİLANDS MUSEET-AÇIK HAVA MÜZESİ

Şehrin kuzey bölümünde, Lyngby bölgesindedir. Otobüs veya tren ile ulaşabilirsiniz, giriş ücretsizdir. 1897 yılında açılan müze, dünyanın en eski ve büyük açık hava müzelerindendir. Müzede görebilecekleriniz: düşkünler evi, çiftlikler, malikane, değirmenler, atölyeler, binalar. Özellikle, değirmenler: 1662 yılından kalma olmaları nedeniyle, önem kazanmaktadırlar.

FROSLEV PRİSON KAMPI

Şehir yakınlarında, Froslev köyündedir. 1944 yılında yapılmış ve Alman işgali sırasında, Danimarkalılar için “toplama kampı” olarak kullanılmıştır.

Kampın kapasitesi, 12 bin kişiliktir. Bunlardan, 220 tanesi kampta ölmüştür. Kamp: 1949 yılında, Ordu kışlasına dönüştürülmüştür. 2001 yılında ise, boşaltılarak; ulusal bir
anıt park olarak koruma altına alınmıştır.

Danimarka Kopenhag Thorvaldsen

THORVALDSEN

Bertel Thorvaldsens bölgesindedir.

Bu müze: tek bir sanatçının eserlerine ayrılmıştır. Burada, Danimarkalı heykeltıraş Bertel Thorvaldsen tarafından yapılan eserler sergilenmektedir. Zaten, ünlü sanatçı, 1770-1844 yılları arasındaki yaşamının bir  kısmında burada yaşamıştır.

Müze binası: 1838-1850 yılları arasında inşa edilmiştir. Yapının dıştan görünüşü, Roma tarzını andırmaktadır. Sanatçının: günlük yaşamında kullandığı bir kısım
kişisel eşyaları da burada sergilenmektedir.

VESTERBRO

Şehrin, gece hayatı ve eğlence hayatı için en çok tercih edilen yerlerinden biridir. Merkez istasyonunun hemen arkasındadır. Şehir merkezine, yürüme uzaklığındadır. Şehrin en gözde yerlerinden biri olan burada: yalnızca eğlence değil, aynı zamanda alışveriş, yemek, içmek ve harika bir gece geçirmek mümkündür.

Danimarka Kopenhag Carlsberg
Danimarka Kopenhag Carlsberg

CARLSBERG

Gamle Carlsberg Vej bölgesindedir. Burası: dünyaca ünlü “Carlsberg” biralarının yapım yeridir ve biranın nasıl yapıldığı hakkında bilgi verilmektedir. Bölge: 1847 yılında, 10 bin metre karelik bir alana kurulmuştur.

Burayı ziyaret ederseniz: bira tarihinin ve Carlsberg’in gelişimini, benzersiz görüntüler ve sergiler eşliğinde görebilirsiniz.

Bu turun sonunda: bir heykel bahçesi, ödüllü bir ahır ve hediyelik eşyaların satıldığı bir dükkanda bitiyor. Giriş ücretlidir:  yetişkinler 70 DKK, genç insanlar: 50 DKK.

Tur sonunda, barda, ücretsiz bira, giriş ücretine dahildir.

SLOTSHOLMEN ADASI

Kopenhag limanının bulunduğu adadır. Adadaki ilk yerleşim: 1166-1167 yılları arasında inşa edilen kale ile görülür. Bu kale “Christiansborg sarayı” dır. Günümüzde ise, “Danimarka Parlamentosu” tarafından kullanılmaktadır.

Danimarka Kopenhag Faelledparken

FAELLEDPARKEN

1905-1915 yılları arasında oluşturulmuştur.

Parkın en ilgi çeken yanı: her yıl burada klasik olarak düzenlenen “klasik motor sporları araba yarışı” dır. Buna, öte yandan Kopenhag Tarihi Grand Prixi de denir. 2001 yılından bu yana düzenlenmektedir. Ağustos ayının ilk hafta sonu yapılır.

Her yıl: 1 Mayıs tarihinde de, burada işçi bayramı kutlanır, konserler düzenlenir. Danimarka ülkesinin en ünlü ve milli stadyumu “Parken”, hemen parkın yanındadır.

Danimarka Kopenhag Zoo-Hayvanat Bahçesi

HAYVANAT BAHÇESİ

Frederiksberg-Sondermarken arasındadır.

1860 yılında: dünyaca ünlü İngiliz mimar Sir Norman Foster tarafından tasarlanmış ve kurulmuş olup, Avrupa’nın en eski hayvanat bahçelerinden birisidir.

Her yıl, 1 milyon k işi tarafından ziyaret edilmektedir. Burada: özellikle son yıllarda, hayvanların doğal ortamlarında yaşamaları için çeşitli önlemler alınmıştır.

Bunun yanında, tarihsel binalar da korunmuştur. En eski yapı: 1872 yılından kalmadır. Hayvanat bahçesinin simgesel kulesi ise: 1905 yılında  yapılmıştır ve günümüzde gözetleme kulesi olarak kullanılmaktadır.

44 metre yükseklikteki kule, ahşaptır ve kulenin üstüne çıktığınızda, çevrenin muhteşem güzel bir manzarasını görebilirsiniz.

Danimarka Kopenhag

KOPENHAG ÇEVRESİ

Şehirden kuzeye doğru giderken, Danimarka Rivierası denilen yerden geçeceksiniz. Şehirden 8  km. uzaklaştığınızda, ilk plaj karşınıza çıkacak, devamında ise kralların avlanma sahası olarak kullandıkları, geyiklerle dolu ormanlar var.

Oresund Denizi manzaralı evlerin hepsi birbirinden güzel, kimi malikane büyüklüğünde, kimisi ise sazlardan yapılma çatılarıyla eski balıkçı evlerinden bozma ama gözü rahatsız eden hiç bir şey yok. Yeşil ve mavi hoş bir mimariyle desteklenmiş.

Bu bölgede yaşamış olan Karen Blixen ülkenin en önemli yazarlarından biri. 1962 de ölmüş olan yazarın, Kenya yıllarını anlattığı Benim Afrika’m kitabı, 1985 yılında filme çekilmiştir. Merly Streep ve Robert Redford başarılı bir oyunculuk sergilemişlerdir.

Yazarın evi bugün müze olarak ziyarete açıktır.

Şehirden 35  km. sonra ise muhteşem bir sanat müzesi olan Louisiana var. Burada, sürekli değişen sergiler, insanın ufkunu açarken, sanatın her dalının temsil edilmesine de imkan tanıyor.

Andy Warhol, Joan Miro, Picasso ve heykeltıraş Alberto Giacometti gibi ustaların eserleri nefes kesiyor. Sabahları saat: 10.00’da açılan müzenin çocuklara sanat aşkı aşılayan özel bir birimi bulunuyor. 19’ncu yüzyıldan kalma, deniz kenarındaki bir malikanede yer alan müzede güzel manzaralı bir restoran var.

Danimarka’da sarayların neredeyse tamamı, kale olarak adlandırılıyor, bazıları gerçekten de kale gibi mimariye sahip. Shakespeare in Hamletiyle ölümsüzleşmiş olan Kronborg Kalesi İsveç ile Danimarka arasındaki Oresund denizinin en dar noktalarından birinde inşa edilmiştir.

Kaleyi önünden geçen gemiler para ödesin diye yapılmış, para ödemeyen de topa tutulmuştur. İşin ilginç yanı, 19’ncu yüzyılın ikinci yarısında ABD devreye girene kadar kalenin önünden ancak para verenler geçebilmiştir.

Ülkenin her köşesine imzasını atan IV Christian  döneminde kalede çok sayıda   değişiklik yapılmış günümüzde kalenin ana girişine gelmeden önce, koruma maksadıyla yapılmış köprüler, hendekler ve kapılardan geçilmektedir.

Güzel bir kilisenin olduğu avluya girmeden önce manzaranın tadını çıkarın, denizin öbür tarafında İsveç te bulunan Helsingborg a bakın.

Şövalyeler salonu ve kraliyet ailesine ait bölüm dışında, kalede denizcilik müzesi de var.

Kronborg dan kraliyet ailesinin yazlık saray olarak kullandığı Fredensborg a giderken, Danimarka’nın ikinci büyük gölü olan Esrum’un muhteşem manzarası size eşlik eder. Saat tam 12 de nöbetçi değişim töreni var, çok görkemli olmasa da ilginç

Danimarkalıların hayatı İsveçlilerle savaşmakla geçmiş. En sonunda, 1722 tarihinde barış imzalamışlardır.

Sarayın adı da bu yüzden barış anlamına geliyor. En son veliaht prens Frederick ile Avustralyalı eşi Mary in düğü törenleri bu sarayda gerçekleştirilmiştir.

Sarayın en güzel taraflarından biri de Fransız etkisi altında yapılmış olan ve içinde sıradan insanların heykellerinin bunduğu park.

Fredensborg un kurucusu IV Frederik parti vermeye meraklıymış, fakat saray çok sayıda misafirin kalması için yeterli büyüklükte olmadığından, sarayın yanına Store Kro Otelini yaptırmıştır. Döneminde önemli isimlerin kaldığı ot el, hoş bir mekan ve öğlen yemeği molası için ideal.

FREDERİKSBORG MÜZESİ

Frederiksborg Slot, Hillerod bölgesindedir. Danimarka’nın en muhteşem kalesi olarak geçen ve Rönesans stili bir yapıda yer alan Frederiksborg kalesi, 1602-1622 yılları arasında, her taşın altından çıkan IV. Christian tarafından, babası II. Frederik için yaptırılmıştır.

Bir gölde bulunan üç adanın üzerine inşa edilmiş kalenin girişinde ziyaretçileri Neptün Çeşmesi karşılıyor.

Krala ait bölümden kaleye girdiğinizde, önce alçı kabartmalarıyla dikkati çeken Şövalyeler salonu var.

Zamanında Lordlar ve Leydiler buradaki ziyaretçilerin konuğu olmuşlar. İçinde, Danimarka krallarının taç giyme törenlerinin yapıldığı görkemli bir şapel ve Merasim Salonu olan yapıda Danimarka Ulusal Tarih Müzesi bulunuyor.

Müzenin 20. yüzyıl sanatçılarına ayrılan bir bölümü de var. 1600’ler den kalma ve barok özellikler taşıyan bahçelerde dolaşmak ise, ayrı bir keyif.

Binlerce tabloyla dolu olan Frederiksborg kalesi, Hillerod isimli kasabada bulunuyor.

Etraf ağırlıkla Konya dan gelme Türklerle dolu. Kasabanın girişinde, Babylon restorandan tutun meydandaki Casa Nostra ya alışveriş merkezindeki dönerciye kadar herkes Türk, yemek yerken hiç dil problemi yaşamıyorsunuz.

Bizimkiler kebap kültürünü tüm İskandinavya da yaymışlar. Yemek yenebilecek en favori mekanlardan biri ise ana meydanın tam ortasında
bulunan kale manzaralı kafe.

Kırşehir

Kırşehir

Kırşehir denildiğinde, benim aklıma hemen “Neşet Ertaş” ve bu ünlü ozanın, güzel türküleri geliyor. Ama, tarih meraklıları da bilirler ki, Kırşehir merkezinde bulunan “Cacabey Camisi” tam Türkiye’nin ortasındadır.

Avrupa insanının, barındığı saraylarda dahi tuvalet bulunmaz iken, burada yaşayan insanlar, gökyüzünü, uzayı incelemişler, uzaya roket göndermeyi düşünmüşler ve bu  düşüncelerini taş duvarlara yansıtmışlar.

Kırşehir de, sizi tarihin ilk astronomi okulu, Cacabey camisi bekliyor.

Kırşehir

ULAŞIM

Kırşehir: öyle bir yerde ki, doğu-batı ve kuzey-güney yönünde giden bütün kara yollarının birçoğu buradan geçiyor. Bu yüzden, bu şehirde, ulaşım problemi yok.

Kırşehir-Kırıkkale arasındaki uzaklık: 113 km. Kırşehir-Nevşehir arasındaki uzaklık: 91 km. Kırşehir-Ankara arasındaki uzaklık: 186 km. Kırşehir-Adana arasındaki uzaklık: 375 km. Kırşehir-İstanbul arasındaki uzaklık: 639 km.

TARİH

Bu topraklarda ilk egemenlik kuranlar, Hititler. Daha sonra ise, Asurlular geliyor. MÖ.6’ncı yüzyılda ise, Persler. Takip eden dönemde, Persleri yenerek bölgeden uzaklaştıran, İskender.

Takip eden dönemde: Roma ve Bizans egemenlikleri.

1071 yılında ise, bu kez Türkler yörede görülmeye başlanır. Kutalmış Oğlu Süleyman Şah, bölgeyi Anadolu Selçuklularına bağlıyor. Yavuz Sultan Selim döneminde ise, Osmanlılar, yöredeki hakimiyeti ele geçiriyorlar.

14.yüzyılda: Anadolu’da yaygınlaşan “Tasavvufi Esnaf Teşkilatı”, Kırşehir yöresinde yayılmaya başlar ve burayı merkez edinir. Bunda en büyük etken ise, “Ahi Evran” ın, Kırşehir yöresine yerleşmesidir.

Ayrıca, büyük mutasarrıf ve Türk şairi Aşık Paşa’da, buraya yerleşir ve 14.yüzyılda, Kırşehir, kültür ve ilim merkezi haline gelir.

19’ncu yüzyılın ikinci yarısında, Kırşehir sancağı Ankara vilayetine bağlanır. Cumhuriyet devrinde ise, il merkezi olur.

Kırşehir ismi nereden gelmektedir? Türkler zamanında, bozkırın ortasında yükselen bu şehre: “Kır Şehri” adı verilmiştir. Yani, şehrin ismi: Türkçeden gelmektedir. Başka bir söylentiye göre, Timur, Anadolu’da iken, kendisine karşı koyan bu şehri kastederek “kırın bu şehri” demiş ve bu söylence daha sonra “Kırşehir” olarak şehrin ismi olmuştur.

Şehrin tarihi geçmişinde, bir de sanırım yeryüzünde eşi-benzeri olmayan bir olay yaşanmıştır. Ülkemizde bir partinin iktidar döneminde, o partiye oy vermedikleri için, şehir il statüsünden, ilçe statüsüne indirilmiştir. Olayı merak edenleriniz olabilir.

Ayrıntı şöyle: bir zamanlar Başbakan Adnan Menderes, şehre konuşmak üzere gelmeyi planlar ama aynı anda, muhalefet parti milletvekili, ancak yörede Anadolu Fırtınası olarak bilinen Osman Bölükbaşı, Kaman ilçesine konuşmaya gelir. Tabii, şehir halkı, Osman Bölükbaşı’nı dinlemek üzere, Kaman ilçesine gidince, şehir merkezinde kimse kalmaz ve Başbakan buna çok sinirlenir ve şehir, ilçe statüsüne indirilerek, milletvekili sayısı 5’ten sıfıra çekilir.

Kırşehir

GENEL

Coğrafi özellikleri değerlendirildiğinde, şehir Türkiye’nin coğrafi alan olarak en büyük 57. ilidir. Deniz yüzeyinden yüksekliği: 985 metredir.  İl topraklarının: yüzde 17 dağlar, yüzde 65 yaylalar ve yüzde 18 ovalardan oluşmaktadır. Bu yüzden, buraya bir anlamda “Yaylalar Şehri” de denilmektedir.

Şehrin ekonomik faaliyetlerinin temelinde: tarım var. Sanayi sektörü ise, pek öne çıkmamış. Bunun dışında: halı ve kilim dokumacılığı önem kazanmış. Bir zamanlar yoğun olarak yapılan “bakırcılık” ise, günümüzde pek kalmamış. Merakınız varsa, Uzunçarşı’da, bakırcıları ve bakır mamulleri görebilirsiniz.

Bölgede düzenlenen etkinlikler: Mayıs ayı içinde: Yunus Emre Anma Günleri ve Ağustos ayı içinde: Halk Ozanları Şöleni. Halk ozanları denilince, yazının başında belirttiğim gibi, Neşet Ertaş’tan söz etmemek olmaz. Neşet Ertaş: 1938 yılında, Kırşehir’de  dünyaya gelir. Babası Muharrem Ertaş’tan aldığı müzik eğitimiyle, kısa zamanda kendisini kanıtlar.

NE YENİR

Kırşehir yöresinde, keşkek yemelisiniz. Bir de, buranın pekmezi meşhur. Hatta, yerel lisanda, halk birbirine “pekmez akıllım” diye hitap eder. Tüm bunların yemek  değil diyorsanız: size önerim, “Tandırda çömlek” ve hatta “Çömlekte kuru fasulye” olabilir.

NE SATIN ALINIR

Kırşehir yöresinde, eskiden çok yaygın olmasına rağmen, günümüzde bu etkinliğini nispeten yitiren bir el sanatı var. Taş işlemeciliği.

Günümüzde, genellikle dış pazara yönelik olarak yapılan taş işlemeciliğine ait: süs eşyaları ve satranç takımları var. Bunların bir diğer adı da: Onxy.

GEZİLECEK YERLER

Kırşehir Müzesi

KIRŞEHİR MÜZESİ

Müze, 1996 yılında hizmete açılmıştır. Kültür Merkezinde bulunmaktadır.

Müzede: 3300 den fazla eser bulunmakta olup, bunların bir kısmı ziyaretçiler için sergilenmektedir. Daha önce, güzel sanatlar galerisi olarak kullanılan bölümün alt katı: arkeoloji ve üst katı ise, Etnografya müzesi olarak ziyaretçilere hizmet veriyor.

Arkeoloji Bölümü: Bu bölümde sergilenen eserlerin çoğunluğu: Kaman-Kale höyük ve Malkaya bölgelerinden getirilmiştir.

Bunun dışında: Asur Ticaret Kolonileri döneminden, Osmanlı dönemine kadar olan süreçte, bölgede egemenlik kuran uygarlıklara ait buluntular sergileniyor.

Etnografya Bölümü: bu bölümde, yörede etkin olarak yaşanan ve ilk kez ortaya çıkan Ahilik ve Ahi Evran kültürü tanıtılıyor. Sergilenen objeler arasında: Ahi Evran tarafından kullanıldığı söylenen başlık, ahilik sancağı ve ahilik ile ilgili diğer özel objeler bulunuyor.

Bu bölümde: Kırşehir halıcılığı için de yer ayrılmış ve bir halı dokuma tezgahı önünde, yerel giysiler içinde halı dokuyan bir kadın; manken ile canlandırılmaya çalışılmış.

Kırşehir Cacabey Camisi

CACABEY CAMİSİ

İl merkezindedir. Şehrin, en büyük tarihi camisidir. İlk yapıldığında, medrese olarak yapılmıştır.

1271-1272 yılları arasında, Selçuklular döneminde, Kırşehir Emiri Nurettin Cacabey tarafından yaptırılmıştır. Caca oğlu Nurettin Bey: Selçuklu Sultanı IV. Kılıçaslan döneminde yaşamış, şehirde, Cacabey Medresesi ve Külliyesini kurmuştur.

Nurettin Cacabey: 1272 yılında, Cacabey Medresesini kurmuştur. Ama, bu medrese aynı zamanda, bir “Rasathane” imiş. Günümüzde: cami olarak kullanılan bu medresenin: dış köşelerindeki sütunlar, uzay araçlarına benzemektedirler.

Hatta: bunlar, dikkatli bakıldığında, gökyüzüne bakan “ateşlenmiş roket figürleri” olarak da dikkati çekiyor. Cami içindeki sütunlar: gezegenlerin sayısını gösteriyor.

Kırşehir Cacabey Camisi

Caminin kubbesi: cam. Bu kubbeden görünen gökyüzü ve yıldızlar: hemen kubbenin altında, caminin içinde bulunan havuzun sularına yansıyor. Zaten, minare de, bir gözlem yeri olarak kullanılmış.

Kırşehir Cacabey Camisi

Evet, sonuçta, cami yani ilk yapıldığı anlamı ile medrese, döneminde tam bir “Astronomi Okulu” ve “Rasathane” olarak öne çıkmış. İtalya-Roma şehrinde, Panteon kilisesi vardı, bu kilisenin tepesinde, bir boşluk bulunuyordu. Bu boşluktan, ünlü astronomi bilgini Galile, gökyüzünü seyredermiş.

Bu yuvarlak boşluğa “Tanrının gözü” diyorlardı. Ama, tüm bunlar, Cacabey medresesindeki gelişmelerden yıllarca sonra gündeme geliyor. Bu arada: yine ülkemiz topraklarında, gökyüzünü gözlemleyen birkaç kişi daha vardı, bunların başında ise: İbrahim Hakkı ve yaşadıkları yer, Siirt-Aydınlar.

O yöre hakkındaki yazımı okuyanlar, İbrahim Hakkı’nın, ünlü eseri Marifetname’nin son sayfasında, dünya haritası bulunduğunu ve gayet muntazam olarak çizilen bu harita da, Amerika kıtasının da çizili olduğunu okumuşlar ve yöreye gidenler görmüşlerdir.

Bir zamanlar, Anadolu’da gerçekten uzaya muhteşem bir ilgi ve bunun sonunda birikmiş bir bilgi vardı, ama sanırım tüm bu birikim, somut bazı şeyler olarak ortaya dökülemedi.

Kırşehir Cacabey Camisi

Evet, biz yine cami yapısına  dönelim. Minaresindeki yeşil çiniler nedeniyle, halk arasında “Cıncıklı cami” olarak da bilinir. Mimari bir şahaser olan taç kapısın hemen yanında, Cacabey’in türbesi var.

Türbe, 1272 yılında, kesme taştan yapılmış. Kapısı lacivert üzerine beyaz çiniler ve yazılarla süslenmiş. Türbeye, cami içindeki bir salondan, merdivenle geçilerek giriliyor. Son olarak bu büyük şahıs hakkında bir şey daha söylemek istiyorum.

Gerek o dönemde büyük bir fakülte konumundaki medresesindeki konuşmalarında ve yazışmalarında sürekli olarak Türkçe dilini kullanmış ve böylece bu kurumda, Türk dil eğitiminin de verilmesini sağlamıştır. Bu özelliği ile de, ona ayrı bir yer vermek, kültürümüze katkıları dolayısıyla, unutmamak, unutturmamak gerek.

MELİK GAZİ TÜRBESİ

İl merkezindedir. Cacabey camisinin doğusunda, Lale camisinin arkasındadır.

1250 yılında, Melik Gazinin eşi, Muhterem Hatun tarafından yaptırılmıştır. Anadolu Selçuklularına ait, güzel bir kümbet olarak öne çıkıyor. Türbe yapısı, 2 katlıdır. Alt katta: mumyalık var.

Buraya, dışarıdan bir kapı ile giriliyor. Bu bölümün üzeri, tonozla örtülüdür. Yandaki bir pencere ile, türbenin içi aydınlatılıyor. Türbenin, yerden kubbeye kadar olan bölümünün yüksekliği: 5.90 metre ve mumyalıktan itibaren yüksekliği ise, 15 metredir.

Zeminde taş bir sanduka bulunmaktadır. Özellikle, mermer taç kapının süsleri görülmeye değer.

Kırşehir Lale Camisi

LALE CAMİSİ

14.yüzyılda, İlhanlılar döneminde yapılmıştır.

Melik Gazi kümbetinin hemen yanındadır. Yapının mimari durumu incelendiğinde, ilk yapıldığında, bir cami olarak değil de: bir kervansaray veya bir darphane olarak yapıldığı düşünülüyor.

Yapının üstü, 3 kubbe ile örtülmüş. Caminin çatı yapısı ilginç. Çünkü, çatı “kırlangıç kuyruğu” şeklinde yapılmış ve bu özelliği ile, ülkemizde tek. Yani, benzeri yok.

Ancak, restorasyon çalışmaları sırasında, 2008 yılında, drenaj yapım ve onarım çalışmaları sürdürülürken, drenaj yapımı sırasında, birkaç gün sürekli yağan yağmur, drenaj çukurlarını doldurur ve göçük meydana gelir.

Bu çökme nedeniyle, restorasyon çalışmaları durdurulur. Günümüzde, yapının yüzde 40’lık bölümü yıkık ve temel yok. Öylece kaderine bırakılmış, 800 yıllık bir tarih.

Kırşehir Ahi Evran Camisi

AHİ EVRAN CAMİSİ

İl merkezinde, Ahi Evran Mahallesindedir.

1482 yılında yaptırılmıştır. Bu bölümde, camiyle birlikte Ahi Evran’ın türbesi, zaviye ve tekke olarak kullanılan mekanlar var. Cami: kesme taştan yapılmıştır. Minare kaidesinin solunda: batı cephesindeki bir kapıdan, divanhaneye giriliyor.

1972 yılında, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılarak, hizmete açılmıştır.

Ahi Evran’ın türbesine, cami içinden bir merdivenle çıkılıyor. Türbe yapısı: 3 kubbeli ve kesme taştan yapılmıştır. Burada, Ahi Evran’ın ahşap sandukası bulunuyor.

Kırşehir Kümbetaltı Yer altı Şehri

KÜMBETALTI YER ALTI ŞEHRİ

İl merkezi, Kümbetaltı mahallesindedir.

Bu yer altı şehrinin Kapadokya bölgesindeki en büyük yer altı şehri olduğu sanılıyor. Ancak, günümüzde, sadece giriş bölgesindeki birkaç oda görülüyor.

Sanırım ileride gerekli çalışmalar yapılır ve yer altı şehri tamamen ortaya çıkarılarak, turizme açılır.

Kırşehir Aşık Paşa Türbesi

AŞIK PAŞA TÜRBESİ

İl merkezi, Aşıkpaşa Mahallesinde, Ankara-Kayseri kara yolu üzerindeki bir tepededir.

Aşık Paşa: Türkçenin zenginliğini savunmuş ve eserlerini Türkçe olarak yazmış bir halk şairidir.

Türbe: 1333 yılında, Ali Şah Ruhi tarafından yaptırılmıştır. Yapı: beyaz mermerle işlenmiştir ve Eratna Beyliğinin mimari tarzını yansıtması açısından ilgi çekmektedir.

Taç kapısı üzerindeki mermer oymacılığı ilgi çekmektedir. Dış görüntüsü ile, türbe yapısı, Kırgız çadırlarını andırmaktadır. Bu görüntüsü  nedeniyle, Anadolu’daki diğer türbe yapılarından farklıdır.

Kırşehir Kalesi

KIRŞEHİR KALESİ

Burası, şehrin ortasında akan Kılıçözü ırmağının hemen yanındaki bir höyük yapısıdır. Yani: kale höyük olarak görülür. Höyüğün yüksekliği 25 metre olup, kapladığı alanın çapı: 300 metre kadardır. Toplamda, 10 dönümlük bir alanı kapsıyor.

Höyük bölgesinde yapılan arkeolojik araştırmalarda, burada uzun yıllar boyunca yerleşim bulunduğu ve hatta, MÖ. 3000-3500 yılları öncesine kadar yerleşimin uzandığı tespit edilmiştir. Bizans döneminde ise, buraya bir kale yapılmış ve MS. 4’ncü yüzyılda yapılan bu kale ile, yerleşimciler koruma altına alınmıştır. Yapılaşma, takip eden tarihi süreçte de sürer.

Selçuklu döneminde bir cami (Alaaddin Camisi) ve Cumhuriyet döneminde ise, diğer bir kısım sivil yapılaşma sürdürülmüştür. Yalnız, bugün höyük üzerinde kale yapısından günümüze kalan bir şey yok.

Sadece, cami ve bir okul var. Kaleye, iki merdiven ile çıkılıyor. Büyük merdiven 65 basamaklı ve diğer merdivenler 18 basamaklıdır.

Kale ile ilgili olarak anlatılan bir söylenti var. Bir zamanlar, yörede yaşayan bir beyin bir oğlu olur. Oğul, büyür, delikanlı çağına gelir, ancak bir gün, ava gittiğinde, atı büyük bir bataklığa saplanır ve oğul ölür.

Bunun üzerine, bölgenin Bey’i, bir emir yayınlar “ Tüm yöre insanlarının, her türlü araç ile, bu bataklığa kuru taş-toprak dökmelerini ve bataklığı en kısa zamanda kurutmalarını ve bataklık kuruyunca üzerine büyük bir kale yapılmasını” söyler. Bütün yöre halkı, emri yerine getirir, bataklık kurutulur ve üzerine bir kale yapılır.

Günümüzde, Kalehöyük denilen bu bölgede, arkeolojik araştırmalar “Japonlar”  tarafından sürdürülmektedir.

SULTAN ALAADDİN KEYKUBAT CAMİSİ

Kale içindedir. 1242 yılında: Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat zamanında yapılmış olup, bölgedeki Selçuklu eserlerinin en güzelidir. Yapı: 1893 yılında, Ahmet Arifi Bey tarafından onarılmıştır. Tek şerefeli minaresi olan yapı, günümüzde, burası: Kırşehir Müzesinin deposu olarak kullanılıyor.

TERME KAPLICASI

İl merkezine, yaklaşık 1 km. uzaklıkta, Kuşdili mahallesindedir.

Kaplıca bölgesinde, konaklama imkanları var. Özellikle: 4 yıldız konforlu bir otel, 132 odası ve diğer imkanları ile, gayet güzel. Suyunun çıkış sıcaklığı: 40 derecedir. Bu sular, banyo olarak kullanılırsa: romatizma, felç, cilt hastalıklarına iyi geliyormuş.

İçmece olarak kullanılırsa: böbrek, kalp, damar, yüksek tansiyon, mide ve kadın hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor. İkisi birden uygulanırsa, çocuk felci, safra kesesi ve sinirsel hastalıklara iyi geldiği söylenmektedir.

YUNUS EMRE TÜRBESİ

İl merkezine bağlı, Ulupınar kasabasındadır. Burada, 13.yüzyılda yapılan türbe yıkılmış ve yerine, günümüzde görülen türbe yapısı yapılmıştır. Yani, yeni türbe yapısı, tarihi bir özellik taşımıyor.

Ama, Yunus Emre Milli Parkı içinde bulunan türbe: kayalar üzerindeki görüntüsüyle, anıtsal bir görünüm ortaya koyuyor. Kesme  taştan yapılan bir çeşmenin yanından, merdivenler ile türbenin bulunduğu yere çıkılıyor.

Kare kaide üzerinde, dört ayağın taşıdığı, konik bir taş külah ile örtülmüş. Türbenin hemen yanında, Yunus Emre tarafından kullanıldığı söylenen bir de Çilehane binası var.

Kırşehir Obruk Dağı Mağarası

OBRUK DAĞI MAĞARASI

Mağara: şehir merkezine, 10 km. uzaklıktadır. Karıncalı köyü yakınlarında bulunması nedeniyle, Karıncalı Mağara da denilmektedir. Mağaraya, Obruk’tan girilip, Karıncayı Say mevkiinden çıkılabilmektedir.

Mağara hakkında, ilginç bir söylenti duydum ve bunu paylaşmak istiyorum. Şöyle ki: mağara, aslında Obruk dağının kente bakan yüzünde bulunuyor. Bu özelliği nedeniyle: mağaranın söylencesi de etkilenmiş.

Mağaranın içinde, iki tane yol varmış ve bu yollardan birinde bir kadın, diğerinde ise bir erkek bulunuyormuş. Ama bu yollar sonu olmayan, sonuna varılamayan yollar olarak öne çıkıyormuş.

Ayrıca, mağara su ile doluymuş. Bir taş atılsa, bu sular taşar ve Kırşehir’i su basarmış. Bu mağaraya giren, ayrıca havasızlıktan ölürmüş ve bu yüzden, bu mağaraya ne kimse girer, ne de küçük bir taş dahi atmazmış”.

Yine, bu mağara hakkında söylenenlere göre: mağaranın demirden kapısının arkasında, sürekli birbirine sürterek, bilenen ve hep keskin kalan iki tane kılıç varmış. Bir gün, bir yiğit: bu kılıçlara yakalanmadan, mağaradan girecek ve  mağaranın bütün sırlarının sahibi olacakmış.

Son olarak benim ilgimi çeken bir söylenti: bir gün, bu mağaranın ağzına bir örümcek ağ yapar. Daha sonra bir kuş gelir ve bu örümcek ağına, yuva yapar, yumurtlar ve zamanla yavrular çıkar ve yavrular büyümeye başlar, ama örümcek bunlara asla dokunmazmış.

Derken, bir gün, bir yılan gelmiş, kuşun yavrularını yemek üzere iken, örümcek yılana saldırmış ve onu yok etmiş. Bu inanış yüzünden, Kırşehir yöresinde “örümcek” kutsal sayılır.

Son olarak, yine mağara ile ilgili bir söylenti şöyle: mağaranın ağzında, içine doğru “obruk” diye bağırıldığında, içeriden “obruk” diye karşılık gelirmiş, ama bu karşılık, inanışa göre “doğa üstü varlıklar” tarafından söylenirmiş.

Kırşehir Keçi Kalesi

KEÇİ KALESİ

İl merkezine bağlı, Kızılca köyü yakınlarındadır.

Kale yapısı, bölgedeki en büyük kalelerden olup, Bizans döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. Yalnız, bu kale, yöredeki diğer kalelerden farklı. Bunun çevresinde, herhangi bir sivil yerleşim yok.

Yani, tamamen, yakınlarından geçen “Baharat yolunu” koruma altına almak için yapılmış, yani tamamen bir askeri nokta denebilir. Yani, büyük bir kale, büyük bir yerleşim değil. Zaten, kalenin surları  da, düzenli ve büyük kalelerde olduğu gibi, kesme taştan değil, yassı ve moloz taşlardan yapılmış.

Kalenin duvar kalıntıları, günümüzde 2-3 metre yüksekliktedir. Yapıldığı dönemde ise, 5 metre olduğu tahmin ediliyor. Hatta, 7 metreyi bulduğu bile söyleniyor.

Kalenin günümüzdeki görüntüsü ve hali kötü, yıkılma  tehlikesi var.

HİRFANLI BARAJ GÖLÜ

DAVULAĞIL TESİSLERİ

İl merkezine 25 km. uzaklıktadır. Sıdıklı Büyükoba köyündedir. Burada: göl kıyısında temiz su ve ince kum var. Çevrenin en güzel plajı, buradadır.

TOKLUMEN PLAJI

Burası, il merkezine 28 km. uzaklıkta, doğal bir plajdır. Yeşilli, Uzunali, Karaduraklı ve Büyükoba köylerinin baraj gölü kıyısındaki yerleri, doğal kumsal alanlardır.

Kırşehir Kesikköprü (Cacabey) Kervansarayı

KESİKKÖPRÜ (CACABEY) KERVANSARAYI

İl merkezinin 23 km. uzağında, Kesikköprü köyündedir.

Kervansaray, hemen Kızılırmak yakınında kurulmuştur.

Yapı: 1248 yılında, Anadolu Selçuklu Sultanı, II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde, Kırşehir Emiri Cacabey tarafından yaptırılmıştır.

Yapı: 1989 yılında restore edilerek, günümüzdeki görünümünü kazanmıştır.

KESİKKÖPRÜ

Kesikköprü köyündedir. Kervansarayın hemen yanındadır.

1248 yılında, Cacabey tarafından, kervansaray ile birlikte yaptırılmıştır.

Köprü: Kırşehir-Konya arasındaki bağlantı olması nedeniyle önem taşımakta olup, mimari yönden de öne çıkmaktadır.

Köprünün uzunluğu 400 metre, genişliği 6 metredir. 13 gözlüdür. Gözler, sivri kemerlidir.

DULKADİROĞLU YER ALTI ŞEHRİ

İl merkezine 45 km. uzaklıkta, Dulkadirli İnli Murat köyündedir.

Bu yer altı şehri yapısı: bölgede yaşayan ağaların tapulu malı ve ağıl olarak kullanılıyor iken, 1998 yılında tarihi eser kapsamına alınarak, Sit alanı olarak ilan edilmiştir. Günümüzde, yer altı şehrinin bir kısmı ziyarete açık olup, Kapadokya’nın giriş noktasında bulunmaktadır.

Burası, her ne kadar yer altı şehri olarak anılsa da, tarihte “Hitit Hapishanesi” olarak bilinmektedir. Diğer bir ismi ise “Bezirhane”. Yer altı şehri: kaya zemine oyularak yapılmış, kare planlı bir avlu ve bu avluya açılan 10 odadan oluşmaktadır. Dışarıya açılan, 14 kapı var. Ancak, kapılar zamanla kapanmış, yapılan restorasyon çalışmaları sırasında, sadece 7 kapının temizliği yapılarak, açılması sağlanmıştır.

Evet, bu yer altı şehrinin tarihi süreç içinde kullanımına gelirsek: MS. 4.ve 5’nci yüzyıllar arasında, Hıristiyanlar tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Planı itibarıyla, bir manastır ya da konaklamaya uygun bir yer olduğu izlenimi vermektedir.

Biraz önce sözünü ettiğim gibi, yerel halk, buraya “Bezirhane” ismini vermiş. Çünkü: eski dönemde, zeyrek bitkisinden, burada Beziryağı imal ediliyormuş.

Bu yer altı şehrinden, yaklaşık 150 metre uzaklıkta, ikinci ve üçüncü yer altı şehirleri bulunuyor. 25-30 metre yüksekliğindeki kayalar içine oyulmuş bu yer altı şehrinin genişliği 12 metre ve uzunluğu 70 metredir.

İçinde ise, 4 salon ve 8 oda var. Özellikle, giriş bölümündeki; kral tahtına benzeyen, özel bölmeli odalar bulunmaktadır.

Aksaray

Aksaray

Burada: üç gün kaldım. İlk aklımda kalanlar: şehir merkezinde güzel bir restoranda yenilen güzel bir yemek, sonra anayol üzerindeki birçok insanımız tarafından bilinen otobüs mola yerleri ( Ağaçlı Tesisleri ) ve modern bir şehir ve tüm bunların yanında: şehir yakınlarında, göl kıyısındaki piknik yeri ve elbette: Ihlara vadisi.

Aksaray

ULAŞIM

Şehir: E-90 kara yolu üzerindedir. Şehre her giriş noktasında “Welcomme to 68 Aksaray” yazmaktadır.

Aksaray-Niğde arasındaki uzaklık; 121 km. Aksaray-Ankara arasındaki uzaklık: 225 km. Aksaray-İstanbul arasındaki uzaklık: 674 km. Aksaray-Nevşehir arasındaki uzaklık: 75 km. Aksaray-Konya arasındaki uzaklık: 148 km. Aksaray-İzmir arasındaki uzaklık: 688 km. Aksaray-Antalya arasındaki uzaklık: 465 km.

Aksaray ilinin, yakın yerleşim yerlerine olan uzaklıkları ise şöyledir: Aksaray-Ihlara arasındaki uzaklık: 45 km. Aksaray-Sultanhanı arasındaki uzaklık: 40 km. Aksaray-Helvadere arasındaki uzaklık: 28 km. Aksaray-Selime arasındaki uzaklık: 28 km. Aksaray-Akhisar arasındaki uzaklık: 11 km. dir.

Aksaray

TARİHİ

Aksaray ve çevresindeki ilk yerleşimcilerin, Neolitik çağda ortaya çıktıkları bilinmektedir. Bölgede bulunan “Acemhöyük” kazılarında: Asurlu tüccarların bölgeye gelerek ticaret yaptığına dair buluntular ele geçirilmiştir. Acemhöyük’ün en parlak dönemleri ise, MÖ.2000 yıllarında yaşanır. Hitit medeniyetinde “kurşaura”, Roma döneminde “Archelais garsaura” olarak geçer. MS.6.yüzyılda ele geçen bir sikkede “aqsara” ismiyle anılır. Yani, bugünkü şehir isminin, Türklerin egemenliğinden önce de, yörede kullanıldığı sanılıyor.

Aksaray: 1142 yılında, Selçuklular tarafından ele geçirilir. 1470 yıllarında ise, Osmanlılar bölgede görülür. Bu ara dönemde ise: İlhanlılar, Danışmentler ve Karamanoğlu Beyliği var. 1470 yılında, İshak Paşa, bölgeyi ele geçirir ve Osmanlı hakimiyetine sokar. Bunun üzerine, İstanbul’un Türkleşmesi için, Aksaray halkının büyük bölümü: İstanbul’a nakledilirler. İstanbul’daki: Aksaray, Laleli, Kurtuluş ve Ortaköy semtlerinin, bu sırada Aksaraylılar tarafından kurulduğu söylenmektedir.

1920 yılına gelindiğinde, Aksaray’ın il olduğu görülür. 1933 yılında ise, vilayet statüsü biter ve Niğde iline bağlı bir ilçe olur. 1989 yılında ise, yine il olur.

Bu arada: şehre “Aksaray” isminin verilmesinin nedeni hakkında: “Bir zamanlar, Selçuklu Sultanının çok sevdiği kızı  hastalanır. Ülkenin tüm hekimleri, saraya çağırılır  ama kızın hastalığı anlaşılamaz. Kız “ah saray” diye inlemektedir. O sırada, saraya, derviş kılığında bir adam gelir. Sultandan izin alır ve hasta kızı görür, konuşturur.

Sevda kelimeleri geldikçe, kızın nabzının hızla arttığını hisseder. Bunun üzerine, kızın sevdalı olduğunu anlar. Kız: saraydan kurtulup sevdiğine kavuşamayacağını düşündükçe, “Ah Saray” diye inlemektedir. Derviş, kızın babası Sultan’ın huzuruna çıkar ve durumu anlatır. Bunun üzerine, Sultan, kızının sevdalısı genci bulur, saraya getirttirir ve bunları evlendirir. Böylece: genç kızın “Ah Saray” iniltileri “ Aksaray” a dönüşür.

Aksaray

GENEL

Coğrafi bölge olarak, İç Anadolu’nun, Kızılırmak kesimindedir. Bölgede: Hasandağı, Melendiz ve Ekecik gibi, volkanik dağların oluşturduğu platolar yoğunluktadır. Batıda ise, Konya ovasının bir bölümü, Aksaray sınırları içine girer.

İl merkezinin, denizden yüksekliği: 980 metredir.

Bitki örtüsü: yarı kurakçıl bitkiler şeklinde gelişmiştir. İklim durumu ise: yazları sıcak ve kurak, kışları ise, yağışlı bir iklim bölgede hakimdir.

Yörede, düzenlenen etkinlikler şunlardır: Temmuz ayı içinde: Ihlara Kültür ve Turizm Festivali, Eylül ayı başında: Yunus Emre Anma Günleri, Temmuz ayının sonlarında: Saratlı Kültür ve Sanat Etkinlikleri Festivali  düzenlenmektedir.

Aksaray ilinin en büyük özelliklerinden birisi: burada yaşayan insanların büyük bölümünün, bir zamanlar yurt dışına gitmiş olmalarıdır. Özellikle: İngiltere. Evet, burada yaşayanların ailesinden, en az iki kişi, yurt dışındadır. Yani, halkının % 70’i Avrupa görmüştür.

Yazın, bu gurbetçilerin şehre gelmesiyle, şehirde kışın yaşayan nüfus birden artar. Kışın: akşam saat: 07.00 gibi boşalan sokaklar, yazın akşam saat: 02-03.00’e kadar kalabalıktır.

Şehirde, 1980’li yıllarda kurulmuş olan “Mercedes Benz” fabrikası, kamyon üretimiyle, öne çıkmaktadır. Bu kamyon fabrikasının şehirde kurulmuş olması, şehrin öne çıkmasını sağlamıştır.

AĞAÇLI TESİSLERİ

Burası, Kapadokya’ya açılan bir kapı konumundadır. Ihlara vadisine 35 km. uzaklıktadır. Tesislerde: Türk mutfağı, fast-food bölümü ve alışveriş için bir çarşı bulunuyor. Ayrıca: burada 92 oda ve 225 kişi kapasiteli bir de toplantı salonu bulunan konaklama tesisi var. İlginç ve güzel bir yer. Buradan söz etmemin nedeni: ülkemizde yaşayan birçok insanın, mutlaka bir şekilde buraya uğramış olmasıdır. Ben birkaç kez uğradım, güzel, temiz bir tesis.

Aksaray Tuz Gölü

TUZ GÖLÜ

Türkiye’nin en büyük ikinci gölüdür. Koçhisar gölü olarak da bilinir.

Uzunluğu: 400 km. dir. Göl çevresi: bataklıklarla çevrilidir. Bataklık dışında kalan araziler ise, çoraklaşmıştır. Gölün en derin yeri: 1 metredir ki çoğu yerde 0.5 metre bile değildir. Yani, büyüklüğüne karşı, ülkemizin en sığ göllerinden biridir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: 899 metredir.

Ülkemizin en az yağış alan yöresinde bulunduğu için, akarsu bakımından çok fakirdir. Aşırı buharlaşma nedeniyle de, gölün tamamına yakın kısmı, yazın kurur. Kuruyan bu bölgelerde: 30 cm. kadar ulaşan, tuz tabakası oluşuyor. Dolayısıyla, ülkemizin tuz ihtiyacının büyük bölümü (% 64 lük bölümü) buradan karşılanmaktadır.

Göl: aynı zamanda, kuş varlığı bakımından, ülkemizin en zengin göllerinden biridir. Kışın, birçok kuş için, kışlama alanıdır. İlkbaharda, göl içinde oluşan adalar ve bataklıklarda, birçok kuş türü kuluçka yapmaktadırlar. Özellikle: flamingo türü kuşların, en önemli kuluçka alanıdır. Gölün orta kesimlerinde, 5-6 bin yuvadan oluşan, dev kuluçka kolonileri bulunmaktadır.

Tuz gölü

Kıyısından geçerken, mutlaka küçük bir mola verin. Hatta, ayakkabılarınızı çıkarıp, tuz gölünün kıyısında, küçük bir gezinti yapın. Hatta, göl kıyısında, uzun bir yürüyüşe bile çıkabilirsiniz. Burada ilginç bir konudan daha söz etmek istiyorum. Göl kıyısındaki köylerde: kavun ve karpuz tarlaları göreceksiniz.

Tuz yoğunluğunun bu kadar fazla olduğu göl kıyısında yetiştirilen: bu kavun ve karpuzları tadarsanız, ne kadar tatlı olduklarını görüp şaşıracaksınız. Ayrıca: göl kıyısındaki bu köylerde: pek çok çömlekçi bulunuyor ve buralardaki ustalar: su kavanozları üretiyorlar ki, bunları, dünyanın başka herhangi bir yerinde bulmak mümkün değil.

Evet, Tuz gölü: yapılan araştırmalara göre, 1915 yılından bu yana % 85 oranında küçülmüştür. Bu şekilde küçülme devam ederse, 2015 yılında, göl tamamen yok olacaktır.

 

HASAN DAĞI

Aksaray il merkezine, 28 km. ve Ihlara’ya 15 km. uzaklıktadır.

Orta Anadolu bölgesinin, en yüksek ikinci dağıdır. Yüksekliği: 3268 metredir. 1750 metrelik yüksekliğe kadar, meşe ormanlarıyla kaplıdır. Anadolu’da, silüeti en güzel  dağ olarak bilinir. Ulaşım ise, rahattır. Çünkü: E-90 karayolunun hemen kenarında bulunmaktadır.

Turizm Bakanlığı tarafından, Turizm merkezi olarak ilan edilen Hasan Dağında, dağcılık ve yürüyüş yapmak mümkün. Zirvede bulunan Helvadere köyüne, 2 km. uzaklığında bulunan dağ evinden, muhtemelen 9 saatlik bir yürüyüş ile çıkabilirsiniz. Burada: muhteşem güzellikteki göleti görebilir, dağdan çıkan kaynak suyundan içebilirsiniz. Bu arada, Helvadere köyünde, antik Nora şehrini görebilirsiniz.

AKSARAY ÜNİVERSİTESİ

2006 yılında açılmıştır. Üniversite bünyesinde: 4 fakülte, 2 yüksekokul, 5 meslek yüksek okulu bulunmaktadır. Bu eğitim kurumlarında: 6930 öğrenci bulunmaktadır. Akademik kadrolarda ise: 434 öğretim elemanı görev yapmaktadır.

NE YENİR. NE İÇİLİR

Aksaray yöresinde: yerel tatlardan denemek isterseniz: bamya çorbası ve un-su ve kaymaktan yapılan çiğleme yiyebilirsiniz. Ayrıca: çılbır (kırılmış yumurta, sarımsaklı yoğurt ve su içinde haşlanıyor), mıhlama ve Aksaray tava yiyebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Aksaray Taşpınar yöresinden: halı satın alabilirsiniz.

Aksaray

GEZİLECEK YERLER

Aksaray Kültür Evi

AKSARAY KÜLTÜR EVİ

Şehirde, ilginç bir yapı var. Kısaca bilgi vereceğim, ilginizi çekerse, ziyaret edebilirsiniz. Burası: 1930 yılında yapılan, Vali konağı. Tamamı kesme taştan yapılmış, 2 katlı ve 5 odalı, 2 salonlu. Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmış, ender güzellikteki yapılardan biri.

Son yıllarda, yeni Vali konağı yapılınca, burası, valilik tarafından terk edilmiş. 2007 yılında ise, Aksaray kültürünü, geleneklerini, göreneklerini, yaşam tarzını, sosyal hayatını yansıtan, bir müze haline getirilmiş. Ama, geleneksel müzecilik anlayışı dışına çıkılarak, her odada, ayrı bir kültür yansıtılmış ve bu durum heykellerle desteklenmiştir. Kültürevinde, yaklaşık 31 heykel bulunuyor. Kullanılan eşyaların tümü ise, vatandaşlardan hibe olarak alınmış.

Aksaray Müzesi-Zinciriye Medresesi

AKSARAY MÜZESİ- ZİNCİRİYE MEDRESESİ

İl merkezinde, Zincirli Mahallesindedir. Karamanoğlu Yahşi Bey tarafından, 1336-1338 yılları arasında yaptırılmıştır.

Anadolu’nun ilk üniversitelerindendir. Somuncu Baba, Yusuf Hakiki Baba, Ak Şemseddin gibi, büyük İslam alimleri, burada dersler vermişlerdir.

Plan olarak: kesme taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiş, dört eyvanlı, üzeri kubbe ile örtülü, 8 bölmeli ve üstü açık avluludur. Ortadaki büyük revağın, tam ortasında, medresenin su ihtiyacının karşılandığı büyük bir kuyu bulunmaktadır. Bu kuyuda bulunan zincirden dolayı, buraya “Zinciriye Medresesi” ismi verilmiştir.

Giriş: doğu bölümündeki taç kapıdandır. Bu kapı: basık kemerlidir. Yapı: 15.yüzyıl ortalarında yapılmış ve 20.yüzyıl başlarına kadar, medrese olarak işlevini sürdürmüştür. 1940 yılından sonra ise, 1955 yılına kadar cezaevi olarak kullanılmıştır. Çakırcalı Mehmet Efe: bu cezaevinde yatmış ve tünel kazarak firar etmiştir. Bu tarihi bina, bir süre sonra terk edilmiştir.

1969 yılından sonra ise, müze olarak faaliyete geçmiştir. Müzede: 1997 yılı sonu itibarıyla: satın alma, bağış ve Aksaray ili sınırları içinde yapılan arkeolojik kazılar sonucu elde edilmiş, toplam: 6134 eser bulunmaktadır. Bunlardan: 2022 tanesi arkeolojik eserdir.

Müze

Birbiriyle, koridorlarla bağlanan 4 teşhir salonundan oluşuyor. Bu salonlar: Etnografya, Arkeoloji, Mumyalar ve Üzerinden çıkan eserlerin sergilendiği salonlardır. Bahçede ise, küpler sergileniyor.

Müzede: Güvercinkaya yerleşkesinden getirilen 24 parça eser bulunmaktadır. Kalkolitik dönemden kalma bu eserler arasında: obsidyen’den kesici aletler, çanak-çömlek, sürtme ve öğütme taşları, kemikten bız ve süs eşyaları, pişmiş topraktan hayvan ve insan figürleri bulunmaktadır.

Acemhöyük kazısında ise, ortaya çıkarılan 819 eser, yine müzede sergileniyor. Bunlar: pişmiş topraktan riton, testi, kapaklı vazo, ağırşak, damga, mühür ve bullaları, kemikten alet, mühür ve aplikleri, taştan el baltası, fayanstan ve pişmiş topraktan hayvan figürleri, kaya kristalinden objeler var. Ayrıca: altın ve gümüz küçük buluntular ile bronz iğneler müzede müzede sergilenmektedir.

Evet, bunların dışında, Müzede: Darphane (Melik Mahmut Gazi Hangahı) kazısında bulunan: 11 Selçuklu dönemi eseri ve başkaca, yörede bulunan arkeolojik eserler sergileniyor.

ETNOĞRAFYA SALONU

Aksaray çevresinden toparlanmış: etek, bindallı, cepken ve kaftan gibi giyim eşyaları, süs eşyaları, halılar, çorap, para kesesi, kılıç ve silahlardan oluşan, 584 eser sergileniyor.

Sikke Bölümünde: Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait: altın, gümüş, bronz ve bakır madenlerinden yapılmış,. Toplam 3528 sikke sergileniyor.

Aksaray Müzesi

Evet, müze gezisinde

Mutlaka görmenizi önereceğim obje: Aşıklı Höyükte bulunun ve dünyanın en eski kafatası ameliyat izlerini taşıyan, genç bir kadına ait kafatasıdır. Ayrıca: müzede, Mumyalar Bölümünde bulunan mumyalar: 10. ve 13.yüzyıllardan kalma, Çanlı Kilisenin içinden ve çevresinden çıkarılmışlardır. Bunların içinde : çocuk ve yetişkin mumyaları yanında bir de kedi mumyası bulunuyor.

Mumyaların üzerinden çıkarılanların sergilendiği bölümde ise: mumyalarla birlikte bulunan: cam bilezik, boncuk, metal yüzük, kolye, giysi, kefen parçaları, tarak,  patik ve fes gibi kişisel eşyalar ve elle yazılmış İncil ve çeşitli yazma eserler de görülebilir.

Aksaray Ulu Cami

ULU CAMİ

Şehir merkezinde, yığma bir tepe üzerinde: 1408-1409 yılları arasında, Kılıçaslan’ın oğlu Rükneddin Mesut tarafından yaptırılmıştır. Sultan Mesut’tan sonra hükümdar olan oğlu II. Kılıçaslan, babası tarafından yaptırılan camiyi genişlettirmiş, abanoz ağacından yapılan muhteşem minberine, babasının adı yanına kendi adını da yazdırmıştır. Özellikle, bu minber: yazının, sedef kakmacılığının, ince ağaç işçiliğinin ve süslemenin her çeşit inceliğinin bir arada kullanıldığı bir sanat eseridir. Bu minber: Hoca Anüştekin tarafından, Sultan I. Mesut zamanında yapılmıştır.

Minaresi: 1925 yılında yapılmıştır.

KIZIL (EĞRİ) MİNARE

Şehir merkezindedir. 1221 yılında; Selçuklular döneminde; Sultan I. Gıyasettin Keyhüsrev tarafından yaptırılmıştır.

Kırmızı tuğladan yapılmış olduğu için, Kızıl Minare olarak da isimlendirilmektedir. Yanında göreceğiniz cami, sonradan yapılmıştır.

Minare: dört köşe bir kaide üzerindedir. Silindirik gövdeli, ince bir silme ile, iki kısma bölünmüştür. Alt kısım: zikzak, üst kısım ise: mavi ve yeşil, çini mozaiklerle süslenmiştir. Ancak, bu tarih hazinesi yapı: yıkılma tehlikesine karşı, çelik halatlarla bağlanmış. Çünkü: yer çekimine meydan okurcasına yaptırılan bu Selçuklu eseri: ekseninden 27 derece eğiktir. Yüksekliği ise: 35-36 metre civarındadır.

Minare, yıkılma tehlikesine karşı: 1973 yılında, çelik halatlarla bağlanmıştır.

Aksaray Somuncu Baba Türbesi

SOMUNCU BABA TÜRBESİ

Şehir merkezinde, II. Kılıçaslan Tepesi eteğinde, Ervah mezarlığı içindedir. Bu açık türbe, Şeyh Hamid-i Veli’ye aittir. Türbe: 1412 yılında yapılmıştır. Yapıdan günümüze ulaşan, 2 tane mezar taşı vakfiyesi bulunmaktadır.

Türbenin girişinde ise bir yazı var: “ Ne kahrı düşman elinden, ne lütfu tanıdıktan bil. İşlerini Hakka havale et, onları Allah’tan bil”

Somuncu Baba: Hacı Bayram-ı Veli’yi: Aksaray’a çağırtır ve geldiğinde, ona “vefat zamanının geldiğini” söyler. Hacı Bayram-ı Veli: 18 yıl, burada, Şeyhinin hizmetinde bulunarak eğitim alır. Daha sonra, Fatih Sultan Mehmet’in hocalığını yapar.

YEŞİLOVA (ACEM HÖYÜK) 

 Acemhöyük hakkındaki ayrıntılı yazımı, yine bu sitede bulabilirsiniz. 

 

ÖRESİN HAN (TEPESİ DELİK HAN)

Aksaray-Nevşehir karayolu üzerinde ve il merkezine 21 km. uzaklıktadır. Anadolu’da sadece iki örneği bulunmakta olan bu yapı: hükümdarlara misafirhane, sığınak, borsa, ticaret işlerinin görüşüldüğü bir merkez olarak öne çıkmaktadır.

Dikdörtgen bir plana sahiptir. Duvarları: yığma olarak inşa edilmiştir. Kesme taş ile kaplıdır. Taç kapısı ve ön cephesi yıkık, kitabesi yoktur. Bu yüzden: 1264-1283 yılları arasında yapıldığı düşünülmektedir.

Buranın, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restorasyonu yapılmış ve bir ihale ile, restoran olarak kullanılmak üzere özel sektöre kiraya verilmiştir. Kervansaray restoran adıyla, burada hizmet veren bir işletme var.

ALAYHAN

Aksaray-Nevşehir-Kayseri karayolu üzerinde, 22’nci km.de, Alayhan köyünün, 3 km. doğusundadır. Kapı üzerinde bulunan “çift gövdeli ve tek başlı aslan figürü” mutlaka görülmelidir.

Han yapısı: sağ ve solda, yedişer bölümden oluşmaktadır. Ancak: bütün kubbeler, tonozlar ve hanın üzerinde bulunan gözetleme kulesi yıkılmıştır. Ayakta kalan kısımlardan anlaşıldığına göre: yapı girişten itibaren, 6 sıra halinde, 24 ayaktan oluşmaktadır.

Moloz taşlarla, yığma olarak inşa edilmiştir. Düzgün kesme taşla kaplanmıştır. Taç kapı, sadedir. Mimari ve süsleme şekillerinden, yapının: 12.yüzyıl sonları veya 13.yüzyıl başlarında yapıldığı sanılmaktadır.

Evet, günümüzde tam ortasından karayolu geçirilmiş ve han, tam bir harabe durumundadır.

Aksaray Aşıklı Höyük

AŞIKLI HÖYÜK

İl merkezinin 25 km. güneyinde, Kızılkaya köyündedir. Ihlara vadisinin, 4.5 km. kuzeydoğusundadır. Orta büyüklükte bir höyüktür.

Höyük: tarıma elverişli bir ova yanında ve Melendiz ırmağının kenarında kurulmuştur. Doğal oluşum sonucu, çevrede çok sayıda “doğal cam-volkanik cam” denilen “obsidiyen” yatakları var.

Bu höyükte yaşayan insanlar: binlerce yıl önce, alet ve silahlarını yapmak için, bu obsidiyen kaynakları kullanmışlar, bu hammaddeyi, çevredeki diğer yerleşim insanlarına satarak ve değiş-tokuş yaparak ticaretin başlamasına neden olmuşlardır. Çünkü: Kıbrıs, Suriye, Irak ve Filistin bölgelerinde, obsidiyen aletler bulunmuştur.

Burada: 1989 yılından bu yana arkeolojik kazılar yapılıyor. Çünkü: Mamasın Baraj gölünün su seviyesi yükseldiğinde, Aşıklı Höyüğün, kısmen batı ve kuzey yamaçları, su altında kalacaktır.

Burada: Anadolu’daki ilk köy yerleşimi, yani günümüzden on bin yıl öncesine ait köy yerleşimi bulunmuş olup, bu özelliği ile ön plana çıkmaktadır. Burada bulunan kültürün benzeri: henüz bulunamamıştır. Burada: 10.000 yıllık, damından girilen neolitik bir ev tipi kullanıldığı anlaşılmıştır.

Aşıklı insanları: günümüzden binlerce yıl önce, ölülerini, konutlarının altına açtıkları çukurlara gömmüşlerdir. Aşıklı’da yaşayan insanlar, ilk kez, burada: buğday, arpa ve mercimek tarımı yapmışlardır. Ancak, yoğun olarak avcılık ile uğraşmışlardır. O dönemlerde, Melendiz vadisinde bulunan: yabani koyun, domuz, keçi, sığır, geyik, tavşan ve kuş gibi hayvanları, yoğun olarak avlamışlardır.

Aksaray Ihlara Bölgesi

IHLARA BÖLGESİ 

Ihlara vadisi bölgesi, Aksaray şehir merkezine 45 km. uzaklıktadır. Yol: düz ve asfalttır.

Öncelikle, Ihlara vadisinin nasıl oluştuğu hakkında kısa bilgi vermek istiyorum: Vadiye yakın Hasan dağı yükseltisi oluştuğunda, havzalar oldukça alçakta kalmıştır. Daha sonra, Hasan dağı, volkan püskürttüğünde, tektonik hareketler sonucu, çevre yüzeyinde büyük bir volkan tabakası oluşur. Bu volkan tabakası: rüzgar, erozyon ve  diğer doğal etkenler sonucu aşınır ve Selime ile Yaprakhisar bölgelerindeki, değişik görünüm ve renklerdeki “Peri bacaları” ortaya çıkar. Ihlara Vadisi boyunca ilerleyen “Melendiz Çayı” da, kanyon vadisinin tabanını oyarak, büyük bir derinlik kazandırır. Yer yer; 100 ve hatta 120 metrelere kadar ulaşan bu derinlik; vadiye farklı bir görüntü veriyor.

Aksaray Ihlara Bölgesi

Evet: Ihlara vadisi içinde, 5000 yerleşim yeri ve 105 kilise bulunmaktadır. Bugün görülebilen 14 kilise mevcuttur. Bunlardan, 10 kadarı, canlılığını ve renk uyumunu korumaktadır.

Bölgenin eski adı: “Peristremma”dır. Bu kadar yoğun kilise yapılaşmasının nedeni hakkında; aşağıda yine kısa kısa bilgiler vereceğim.

Aksaray Ihlara Bölgesi

Bölge

Hıristiyanlığın ilk yıllarında, önemli bir dini merkez olmuştur. Kayserili Basilus ve Nazianzoslu Gregorius gibi mezhep kurucuları, 4.yüzyılda, burada yetişmişlerdir. Bu şahıslar: Mısır ve Suriye sisteminden ayrı bir manastır hayatı geliştirmişler ve böylece: Yunan ve Slav sistemleri ortaya çıkmıştır.

Gregorius’un yetiştiği kayalık bölge: Manastır ruhuna uygun, kayalara oyulan kiliseler şeklinde yoğunlaştı. Ihlara vadisinde, kayalara oyulmuş bu freskli kiliseler: günümüze kadar korunarak gelmiş ve dünyada eşine rastlanmayan bir tarihi hazine olarak ziyaret edilmektedir.

Aksaray Ihlara Bölgesi

Hıristiyanlığın ilk yıllarından itibaren, kayalara oyularak oluşturulan bu kiliseler: 14 km. uzunluğunda, Ihlara’dan Selimiye’ye kadar devam eden “Ihlara Vadisi” nin içindedirler.

Burada bulunan kiliselerden, sadece 2 tanesinin yapılış tarihleri belirlenebilmiştir. Bunlar: Direkli Kilise (976-1025) ve Saint Georges Kilisesi (1283-1295) dir. Özellikle: Saint Georges kilisesi: yapıldığı dönemin sanatsal özelliklerini taşımaktadır. Hatta, bir Selçuklu Sultanının elbisesini gösteren resim bulunması: buranın yani kilisenin, Türk hükümdarının himaye ve yardımları ile yapıldığının kanıtıdır.

10.yüzyılda, Bizanslılar: Toroslar ve Kilikya bölgelerinde, yeniden hakim olmaya başlayınca: Ihlara bölgesinde, yeni yeni kiliseler de yapılır. Özellikle: Bahaeddin Samanlığı, Sümbüllü ve Direkli Kiliselerin resimleri, bu dönemde işlenmiştir. 11.yüzyılda inşa edilen kiliseler ise: Ala kilise, Akhisar’daki Çanlı kilise ve Karagedik kilisesidir. Eski kiliselere, bu dönemde, yani 11.yüzyılda, yeni resimlerin ilave edildiği de görülmektedir.

11.yüzyılda, Selçuklular bölgeye gelince, kilise kültürü son bulur. Fakat, bölgedeki dini hayat devam eder. Bölgedeki dini kilise hayatı, ancak, mübadele sonrasında, 1924 yılında tamamen biter.

Vadi içinde: Melendiz çayı akıyor.

Aksaray Ihlara Bölgesi

Ihlara bölgesine geldiğinizde

özel aracınız ile geldiyseniz, aracınızı bırakabileceğiniz otopark var, burada aracınızı bırakın ve müze gişesinden, giriş biletinizi alın. Vadiyi gezmek için size ayrılan zaman: 08.30 ile 19.30 arasındadır. Önce: seyir terasından çevreyi inceleyin ve sonra kanyonun içine inin. Birçok basamaklı merdiveni inip, Melendiz çayının kıyısına geldiğinizde, patika yol kıyısındaki  tabelalar, hangi kiliseye gitmek istiyorsanız, sizi yönlendiriyor.

Burada gezebileceğiniz birçok kilise: patika ve kayalar üzerinde olduğundan, rahat kıyafet ve özellikle ayaklarınızda spor/lastik tabanlı ayakkabı bulunması çok önemli. Ayrıca: gerek merdivenler ve gerekse kilise yapılarına inip-çıkarken mutlaka terleyeceksiniz, buna göre tedbirli olmanızda yarar var. Vadinin tamamını yürüyerek dolaşmanız, yaklaşık 5 saat sürmektedir.

Aksaray Ihlara Vadisi Gezi Planı

IHLARA VADİSİ GEZİSİ PLANI

Gezerken bir ipucu: Ihlara köyünden itibaren, Melendiz ırmağının sol tarafını takip ederek ilerleyin. Belisırma köyünden itibaren ise, ırmağın sağ tarafını izleyin. Vadinin çıkışında: Yaprakhisar köyüne ulaşın, köyde çok sayıda Bizans Manastırı görebilirsiniz. Yaprakhisar köyünün devamında ise, Peri bacalarıyla çevrili, Selime var.

Aksaray Eğritaş Kilisesi

EĞRİTAŞ KİLİSESİ

9.yüzyılda yapılmıştır. Vadinin en eski yapılarındandır. Çok büyük bir tapınak şeklinde inşa edilmiştir. Batı yönündeki bir bölümü, yıkılarak yok olmuştur. 2 katlı olarak yapılan yapıda, ana yapının altında cenaze törenlerinin yapıldığı bölüm ve bu bölüme açılan mezar odaları bulunmaktadır. Bu odalarda mezarları görebiliyorsunuz. Ancak, 2 katlı olarak yapılmış olsa da, iki katı birbirinden ayıran ahşap zemin, sonradan çökmüştür.

Doğu duvarındaki bir kitabeden: kilisenin “Meryem” e ithaf edildiği anlaşılmıştır.

Bunun dışında, yapıda bulunan fireskolarda işlenen konular: iki melek arasında oturan İsa, iki melek ve 6 piskopos arasındaki Meryem, Hz. Yusuf’un rüyası, Mısır’a kaçış, vaftiz, Kudüs’e giriş. Bunlar, oldukça yıpranmış olmalarına rağmen, boyalarının çok renkli ve canlı oluşları dikkat çekiyor.

Aksaray Kokar Kilise

KOKAR KİLİSE

10.yüzyılda yapılmıştır. Haç planlı ve tek katlıdır. Yapıya giriş: yıkılmış olan apsisinden sağlanmaktadır. Tek katlıdır ve kayanın içine, uzunlamasına oyulmuştur. Sonradan, kaya içine oyulan, 2 cenaze salonu ile, kilise, batıya doğru uzatılmıştır. Bu bölümde, zeminde mezarlıklar görülmektedir.

Freskolarında işlenen konular oldukça zengindir. Bunlar: son yemek, çarmıha gerilme, Mesih’in defnedilişi, göğe çekilme, havarilerin görevleri. Bu resimlerde: gri ton hakimdir. İyi korunmuş olan kubbenin tam ortasında, İsa’yı sembolize eden büyük bir haç motifi bulunmaktadır. Çevresinde ise, havariler bulunmaktadır.

Kilisede, 2 mezar odası var. Bu odalardaki süslemeler, kırmızı boya ile yapılmış ilk örnekler olarak öne çıkıyorlar.

PÜRENLİ SEKİ KİLİSESİ

Ağaçlı kilisesi ile aynı istikamettedir. Ihlaraya doğru, yaklaşık 300 metre uzaklıktadır. Irmak seviyesinden ise, 30 metre yukarıdadır. Çevresinde yetişen “püren” isimli ot nedeniyle, yöre halkı tarafından, bu isim verilmiştir.

10.yüzyılda yapılmıştır. Kayaya oyulmuş 4 bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünden sonra, büyük salona ve buradan da, diğer salonlara geçilmektedir. Salonlardan biri, cenaze tören salonu olarak da kullanılmıştır ve bu salonun zemininde, mezarlar bulunmaktadır.

Zeminde: mezarlar var. Fireskolarda: Peygamberlerin kehaneti, Meryem ve piskoposlar, müjde, ziyaret, çobanların tapınması, İsa’nın çocukluğu ve İncil’den çeşitli sahneler işlenmiştir.

DANİEL KİLİSESİ- AĞAÇALTI KİLİSESİ

Vadi içinde, vadiye giriş merdivenlerinin güney kısmındadır. Kiliseye: yıkık olan ana apsisten girilebilmektedir.

Burası, son dönem Roma ve Sasani etkisindedir. Yani, buradaki resimler, daha yoğun doğu havası taşımaktadır. Danyal Peygamberi: aslanlar arasında gösteren ve oldukça tahrip olmuş fresklere dayanılarak: Daniel kilisesi olarak da isimlendirilmektedir.

Aziz tasvirleri: Kapadokya ve Bizans tipinden çok ayrıdır. Kilisenin planı gereği: 5. veya 6.yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Haç planlıdır. Kubbeli bir yapıya sahiptir. Büyük kubbede, iyi korunmuş durumda çeşitli dini tasvirler var.

Diğer bölümlerdeki freskolarda: vahiy, ziyaret ve  doğum, Mısır’a kaçış, Hz. İsa’nın vaftizi ve Hz. Meryem’in ölümü işlenmiştir. Kubbedeki freskolarda ise, göğe çekilme sahnesi işlenmiştir. Kilisenin içinde, Batı kolunda: geometrik ve bitkisel süslemeler ile yukarıda sözünü ettiğim, Danyal Peygamberi, aslanlar arasında gösteren bir sahne var.

Ayrıca: bu kilisede “Göklerin Dürülüşü Sahnesi” betimlenen bir fresk var. Bu resimde: ortadaki İsa, baş aşağı görülmektedir. Bu sahne: İsa’nın Yüceleştirilmesi yani Apoheosis olarak adlandırılıyor. Tanım olarak: madalyonun içindeki bir İsa figürünün, melekler tarafından, göğe yükseltilmesi anlatılıyor.

Aksaray Sümbüllü Kilise

SÜMBÜLLÜ KİLİSE

Vadinin sol tarafındadır. Yapıya bu isim, çevresinde yetişen sümbül çiçeklerinden dolayı, yöre halkı tarafından verilmiştir. Irmak seviyesinden, 20 metre yüksektedir.

10.yüzyılda yapılmıştır. Mekanlar: kaya kütlesine, 2 kat halinde oyulmuştur. Dış yüzü düzeltilerek, dekoratif bir görünüm kazandırılmıştır. Giriş kapısı: doğal etkenler ile doldurulmuş olan kiliseye, günümüzde, dar bir pencereden girilebilmektedir. Orta kubbe, oldukça tahrip olmuştur.

Bu yapıdaki freskolarda işlenen konular: Mikail ile Cebrail arasında Meryem, İsa ve fırında 3 İbrani genci ile azizlerin tasvirleri. Ancak: bu aziz tasvirleri: Kapadokya ve Bizans tiplerinden farklıdır. Göreme ve diğer kiliselerde rastlanmayan özellikler ve ifadeler vardır. Bütün resimlerde, İncil sahnelerinin sembolik bir üslupla gösterildiği dikkat çekmektedir.

YILANLI KİLİSE

9.yüzyılda yapılmıştır. Kilisenin ana girişi yıkılmıştır. Günümüzde, kiliseye yıkılın giriş koridorunun sonundaki bir bölümden girilmektedir. Bu kilise: gerek planı ve gerekse fresklerinin konusu bakımından, vadideki diğer kiliselerden farklılık gösterir.

Yapının: kuzeyinde ve güneyinde: dar haç kolları var. Tavanı: kabartma bir haçla bezenmiş.

Yapıdaki fireskolarda işlenen figürler: çarmıhta İsa, Kudüs’e giriş, Mısırlı Meryem’in gömülmesi, ziyaret. Bu fresklerde: İncil’de yer alan konular yanında, diğer kiliselerdekinden farklı olarak, öteki dünya ile ilgili konulara yer verilmiştir.

Kuzey duvarındaki şapelin içinde: keşiş mezarları var.

Batı duvarında: yılanların saldırısına uğramış, 4, çıplak ve günahkar kadınla ilgili sahneler nedeniyle, kiliseye “yılanlı kilise” adı verilmiştir. Sekiz yılanın saldırısına uğrayan birinci kadına ait kitabe tahrip olduğundan suçu anlaşılmamaktadır. Yılanlar: ikinci kadını, çocuğunu emzirmediği için göğsünden, üçüncü kadını yalan söylediği için ağzından, dördüncü kadını, itaat etmediği ve söz dinlemediği için, kulaklarından ısırmaktadırlar. Aynı duvar üzerinde bulunan “Son Yargı” sahnesi de dikkat çekicidir. Burada: 24 din görevlisi ve Sivaslı yani Sebaste’li 40 şehidin portreleri bulunmaktadır.

Bu sahneler  değerlendirildiğinde,

Buranın “Kadınlar Manastırı” olduğu sanılıyor. Kilisedeki son akşam yemeği sahnesinde Şeytanın da yer alması, ressamın doğruluğu kabul edilmeyen İncillerin etkisinde kalmasına bağlanıyor. Yani, bir anlamda, ressamlar Şeytana uymuşlardır.

Kilisede, bir de “Müjde” sahnesi var. Burada: din adamı kıyafetli bir baş melek görülüyor. Ancak, müjde sahnesi olabilmesi için: karşısında, kompozisyonu tamamlayacak bir “Meryem” figürü bulunması gerekiyor. Çünkü: ülkemizdeki kilise yapılarında, müjde sahnelerinde “Melek ve Meryem” hep aynı kare içinde görülmektedir. Ancak, böyle iki figürün, karşılıklı olabileceği kompozisyonlar, sadece “Sicilya” adası kiliselerinde görülüyor.

Aksaray Yaprakhisar Bölgesi

YAPRAKHİSAR BÖLGESİ

Güzelyurt ilçesine bağlı olan Yaprakhisar köyü: Ihlara vadisinin bitimindedir. Sarp kayalıklar üzerinde kurulmuştur. Burada: mağaralar, mabetler ve barınaklar bulunmaktadır.

Aksaray Yaprakhisar Köprüsü

YAPRAKHİSAR KÖPRÜSÜ

Yaprakhisar köyündedir. Üç gözlü ve kemerli olarak, kesme taştan yapılmıştır. Melendiz çayı üzerindedir. Köprünün kitabesi bulunmadığından: kim tarafından ve ne zaman yapıldığı belli değildir. Günümüzde, kullanılmaktadır.

KALE YAPISI

Burada, bir yamaçta, 200 metre kadar yükselen, eski dönemlerden kalma mağaraların bulunduğu bir yapı var. Yapının: doğu ve kuzeydoğusu, 100-150 metre yüksekliktedir. Dik kayalar: ırmak vadisiyle çevrilmiştir. Batı bölümü, yine dik kayalarla çevrilidir. Burada: en üstte, o dönem insanlar kayayı burgu ile delerek, içine tırhazlı sığınaklar yapmışlardır. Bu bölümde: yörenin kaya içine oyularak yapılan en büyük mağarası bulunmaktadır.

Bu mağaranın mazgal delikleri de var. İnsanlar: kayaya oyulmuş küçük basamaklara ayaklarını koyup, elleriyle tırmanarak çıkıyorlarmış. Bir savaş veya tehlike anında ise, yapının kapısı, tırhaz taşı konularak kapatılıyormuş. Ayrıca, mazgallardan atılan taşlarla, düşmanlarını uzaklaştırıyorlarmış. Bu yapı içinde: birbirine geçen 12 oda ve geniş bir salon var. Büyük salonda, bir kuyu var. Bu kuyudan su çekildiği, ip ve halat yerlerinin kuyu ağzındaki izlerinden anlaşılıyor.

Aksaray Koyunağul Kilisesi

KOYUNAĞUL KİLİSE

Köyün karşısındaki vadinin, doğu yakasındadır. Köyden vadiye doğru giren yol üzerindeki köprünün solundadır.

11.yüzyılda yapılmıştır.

GÜVERCİNLİK (DAVULLU) KİLİSE

Köyün karşısındaki vadinin, doğu yakasındadır. Köyden vadiye doğru giren yol üzerindeki köprünün sağındadır. Bunların dışında: Yaprakhisar bölgesinde görebileceğiniz kiliseler şunlardır:

ÇOHUM KİLİSE

9 ve 11.yüzyılda yapılmıştır.

YAZILI KİLİSE

1024 yılında yapılmıştır.

ALAYGEDİĞİ KİLİSE

1023.yılında yapılmıştır.

PANAGA KİLİSESİ

10.yüzyılda yapılmıştır.

Aksaray Selime Bölgesi

SELİME BÖLGESİ

Burası, il merkezine, 28 km. uzaklıktadır. Ihlara vadisinin bitiminde kurulu bir kasabadır. Burası: düz masa şeklindeki devasa bir tepenin eteğinde kurulmuştur.

Burada: kayadan oyma kiliseler bulunmaktadır. En önemlileri ise: Selima Katedrali olarak bilinen yapıdır. Bu yapı: kayalara oyulmuş, yüksekçe bir yerde bulunmaktadır. Ayrıca, burada: 13.yüzyıldan kalma mimari görünümüyle öne çıkan: Selime Sultan Türbesi, görülmeye değerdir.

SELİMA KATEDRALİ

Kayalara oyulmuş, yüksek bir yerdedir. Buraya: 365 basamaklı bir merdivenden çıkılıyor.

Yapı içinde, iki sıra halinde sütunlar var. Bu sütunlar, katedral yapısını, üç bölüme ayırmıştır. Üç nefli bazilika tipi kilise yapısı, bu planı nedeniyle, bölgede tektir. Yapı içindeki fresklerde: İsa’nın göğe çıkışı, müjde, doğum, üç müneccimin tapınması, çocukların öldürülmesi, Mısırdan kaçış, Elizabeth’in takip edilmesi, vaftiz, Meryem’in ilk yedi adımı, Meryem’in Mabede Takdimi, Koimesis, Piskopos tasvirleri.

Kapadokya bölgesindeki en büyük dini kuruluş olarak önem kazanıyor.

KALE KİLİSESİ

10.yüzyılda yapılmıştır.

DOĞANYUVASI KİLİSESİ

10.yüzyılda yapılmıştır.

SELİME HATUN TÜRBESİ

13.yüzyıldan, Selçuklu döneminden kalmadır. Görülmeye değerdir, mutlaka görün.