Kastamonu İnebolu

Kastamonu İnebolu; Kastamonu ilinin en büyük ilçelerindendir. Temmuz 2018 tarihinde İnebolu’yu ziyaret ettim ve gezi anılarım, notlarım aşağıdadır. Küçük ve sakin bir yer, ama İnebolu insanının Kurtuluş Savaşında yaptıklarını okuyup öğrenince, bu yöreyi gidip gezmek, görmek şarttır.

ULAŞIM

İnebolu: İstanbul arası uzaklık: 600 km. İnebolu-Ankara arasındaki uzaklık ise: 415 km. TEM Otobanında, Gerede’den ayrılarak, Karabük, Safranbolu, Araç, Kastamonu istikametinden ilerlediğinizde, buraya ulaşmanız mümkün. Ankara-İnebolu arası, yaklaşık 5 saatlik bir yolculuk gerekiyor. 

Yol üstünde, Kastamonu’dan sonra, özellikle Küre dağlarını geçerken manzaraya doyamayacaksınız. 1210 metrede Oyrak geçidi, ardından 1170 metrede Ecevit geçidi ve son olarak 954 metrede Çuhadaroğlu geçididir. Ben: Cide üzerinden buraya geldim, ancak yollar pek keyifli değil, zaman zaman dar ve virajlı yollar, sürücüyü oldukça yoruyor.

inebolu.genel.2
Kastamonu İnebolu

TARİHİ

İnebolu’nun tarihi denince, bence çok eskilere gitmeye gerek yoktur. İnebolu: Kurtuluş Mücadelemizde çok büyük yararlılıklar göstermiş bir yerdir. Şöyle ki: Kurtuluş savaşında kullanılan cephane, Anadolu’ya İnebolu üzerinden gönderilmiş. Gemilerle; İnebolu açıklarına gelen silah, cephane ve mühimmat, kayıklarla taşınarak kıyıya boşaltılmış, elden ele, gıcırdayan kağnılarla, İnebolu, Küre, Seydiler, Kastamonu yolu ile, Ankara’ya ulaştırılmıştır.

Ama elbette: kar-kış demeden, yorgunluk düşünmeden yapılan büyük fedakarlıklarla. Bir yandan da: düşmanın takibi ve bombaları ve ölüm vardı.

Bence: İnebolu’nun en şanlı tarihi, işte bunlardır.

inebolu.boyranaltı plajı.1
Kastamonu İnebolu
Kastamonu İnebolu
Kastamonu İnebolu

 

GENEL

İnebolu; ilginç bir yerdir.

Özellikle: güneş yönünden. Çünkü: burada, güneş  denizden doğuyor ve yine denizde batıyor. Yaz aylarında, bu duruma tanık olabilirsiniz. Güzel bir günün ardından, güneşin denize batışını ve bu sırada deniz üzerinde oluşan yakamozları seyredebilirsiniz.

Akşam olduğunda ise: pek etkinlik yok, yani zaman geçirmek mümkün olmuyor. Sahil boyunda uzunca bir yürüyüş yolu var, ama bu yol ile deniz arasında kayalıklar ve sanırım dalgalar için biraz yüksekçe duvar yapılmış, yani, sahil boyunda gezerken denizi olduğu görmek pek mümkün olmuyor, kumsal da yok, büyük kaya bloklarıyla deniz doldurulmuş, dediğim gibi, sanırım kışın deniz oldukça büyük dalgalarla kıyıyı hırpalıyor.

İlçenin tam ortasında, bir dere geçiyor ve ilçeyi ortadan ikiye bölüyor.

Çarşı kısmında,  daracık sokaklarda: dükkanlar, tarihi binalar, camiler, güzel bir armoni içinde sıralanmışlardır.

Ulaşım bölümünde yazdığım gibi, İnebolu’ya gelirken göreceğiniz Küre dağları: WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı)  tarafından, Avrupa’nın öncelikli olarak korunması gereken orman alanlarından biri olarak kabul edilmiş. Burada bulunan milli parkta: 637 çeşit bitki bulunuyor. 454 kuş türü yaşıyor. Bölgede: çok sayıda: kanyon, mağara ve şelale mevcuttur. Bunlardan: Valla kanyonu, 12 km. uzunluğu ve 1200 metreyi aşan yüksekliği ile, dünyanın dördüncü büyük kanyonu olma özelliğine sahip.

9 HAZİRAN İNEBOLU ŞEREF VE KAHRAMANLIK GÜNÜ

Kurtuluş savaşı sırasında, işgal ordularının el koyduğu Osmanlı silah ve cephanesi İstanbul’dan bin bir güçlükle tekne ve takalarla İnebolu’ya getirilmiş, mühimmatlar buradan yaşlı-genç, çocuk-kadın demeden, 3 yıl boyunca kağnılarla İnebolu-Küre-Seydiler, Kastamonu güzergahında, tarihi “İstiklal Yolu” ile cepheye ulaştırılmıştır.

9 Haziran 1921 tarihinde ilçedeki cephaneleri ve subayları teslim almak için gelen Yunan savaş gemileri halkın direnişi ve top atışı ile püskürtülmüştür. Atatürk’ün “Gözüm Sakarya’da, Dumlupınar’da; kulağım İnebolu’da” sözleriyle tarihe geçen İnebolu’ya, 11 Şubat 1924 tarihinde TBMM kararıyla İstiklal Madalyası verilmiştir.

Kastamonu İnebolu İstiklal Madalyası

İSTİKLAL MADALYASI

İstiklal Savaşında, büyük bir gayret ve özveriyle çabalayan ve binlerce ton silah, cephane ve askeri malzemeyi: kıyıya tam olarak yanaşamayan büyük gemilerden, bin bir fedakarlıkla karaya çıkaran İnebolulu kayıkçıların bu kahramanlıkları, TBMM tarafından, 11 Şubat 1924 tarihinde çıkarılan kanunla “Beyaz Şeritli İstiklal Madalyası” ile taltif edilmiştir. Madalya: 16 Mayıs 1924 tarihinde tertiplenen büyük bir törenle, İnebolu Mavnacılar Loncası namına, temsilen Kahya Soğangözoğlu’na verilmiştir.

Kastamonu İnebolu İstiklal Yolu

İSTİKLAL YOLU

Anadolu’da işgale uğramamış tek bölge Karadeniz, Anadolu’nun dışarı açılabileceği tek güvenli yer ise Kastamonu İnebolu Limanıydı. İnebolu’nun büyük gemileri barındıracak bir limanı olmadığından, açıkta bekleyen gemilerden tüm silah ve cephaneyi İnebolu kıyılarına çıkarmak, kahraman denk kayıkçılarının ustalığına kalıyordu. Karaya ulaşan mühimmat ise, İnebolu ve Kastamonu’nun kahraman kadınları, yaşlıları ve çocukları tarafından çok zor şartlarda Ankara’ya taşınıyordu. İşte İnebolu’dan Ankara’ya uzanan bu zorlu yola “İSTİKLAL YOLU” denilmektedir.

İstiklal Yolu: İnebolu sahilinden başlayıp, Kastamonu ve Çankırı üzerinden Ankara’ya uzanan, cephanenin cepheye ulaştırılmasında kullanılmış olan 340 km lik yoldur. O dönemde, güvenliği açısından tercih edilen bu yol aslında, yağışlı havalarda çamurla kaplanan eski bir kervan yolu idi.

İstiklal Yolunun 95 km lik İnebolu-Kastamonu bölümü, Kastamonu Valiliği tarafından işaretlenerek yürüyüş yolu olarak düzenlenmiştir. 2012 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından tescil edilen yol, Türkiye’nin tek sit yoludur. 2008 yılından itibaren Kastamonu Valiliği tarafından 9 Haziran kutlamaları kapsamında başlatılan organizasyon ile, her yıl İnebolu-Kastamonu arasında “Atatürk ve İstiklal Yolu Yürüyüşü” düzenlenmektedir.

İNEBOLU LİMANI

Evet, tam bir yılan hikayesi. İnebolu Limanının temelinin atılmasının üstünden, tan 124 yıl geçmiştir. Bugüne kadar: 3 Osmanlı Padişahı ve sayısız Cumhuriyet Hükümeti eskitmiştir. Ancak: inşaatı hala sürüyormuş. Yapımına: 1882 yılında başlanan limanın mimarı: dönemin Kastamonu valisi Sırrı Paşadır. 1882 yılında, zamanın Padişahı 2.Abdülhamit ikna edilerek, 10 bin lira ödenekle inşaata başlanmıştır. Gerekli malzemelerin tümü: İstanbul’dan gönderilmiş. Ancak: Limanın inşaat faaliyetlerini canla başla yürüten valinin kısa süre sonra tayini çıkmış. Sırrı Paşa, görevden ayrılırken, yerine gelen Abdurrahman Paşa’dan, inşaatın tamamlanmasını istemiştir.

Abdurrahman Paşa’da, tüm çabalarına rağmen, gönderilen malzemenin yetersiz ve adi olması nedeniyle, inşaatı tamamlattıramamış. 7 yıllık süreçte, limanın,  sadece 133 metrelik kısmı tamamlanmış. Abdurrahman Paşa, görevden ayrılınca, inşaat yeniden durmuştur. Aradan uzun uzun yıllar geçmiş. 2004 yılında, dönemin Ulaştırma Bakanı, limanın tamamlanacağı konusunda, 2005 yılını hedef göstermesine rağmen, liman inşaatı hala devam ediyormuş.

Tüm faaliyetler 2008 yılında tamamlanmış ve liman hizmete açılmıştır. Yıllık 720 gemi kapasitesine sahiptir. Günümüzde modern tesislere kavuşan liman, Samsun’dan İstanbul’a, bulunduğu konum itibarıyla etkin kullanılabilme kapasitesine sahip bir limandır. Buradan, başta Küre maden sahasından çıkarılan pirit madeni ve bakır cevheri, kömür gibi madenler gemilere yüklenerek başka limanlara götürülmektedir.

 

NE SATIN ALINIR

İnebolu denilince, akla gelen hediyelik eşyalar: İnebolu ev maketi, kayık maketi ve el yapımı bıçaklardır. Bu bıçakların özellikle kını çok orjinaldir. Öyle ki: bu kın: kiraz ağacından yapılıyor, bıçağın sapı ise boynuz kaplıdır.

NE YENİR

İnebolu’da: İnebolu çöreği, çekme ve tahin helvası ve birçok çeşidi bulunan reçellerden tadabilirsiniz. Bunların dışında: güveç, etli ekmek, kuyu kebabı, haluşka, su böreği, ev baklavası ve mevsimine göre taze balık bulabilirsiniz. Ayrıca: balı, kestanesi, fındığı, böğürtleni ve çeşitli deniz ürünleri meşhurdur.

Tüm bunları yazdım, ancak Temmuz 2018 tarihinde burada bulunduğum sürede, balık av yasağı olduğu için balık yemek mümkün olmadı, ama eğer olur da İnebolu’ya yolunuz düşerse, çarşı içinde, dar sokaklarda bulunan restoranlarda mutlaka ama mutlaka buraya has pide yemelisiniz. Hatta: masanıza bir açık bir de kapalı pide siparişi verin ve her ikisini de deneyin.

GEZİLECEK YERLER

Kastamonu İnebolu Kent Müzesi
Kastamonu İnebolu Kent Müzesi
Kastamonu İnebolu Kent Müzesi

 

Kastamonu İnebolu Kent Müzesi

         

İNEBOLU KENT MÜZESİ

Müzenin tam ismi “İnebolu Belediyesi Kurtuluşa giden yolda, İnebolu Kent Müzesi” d ir. Giriş ücreti 2 TL. dir. Bence, mutlaka zaman ayırın ve giden, güzel bir müze, güzel düzenlenmiş, personel ilgili, merkeze yakın bir müzedir. Müzede gayet güzel tabelalar var, yani objeler gerek görsel ve gerekse yazılı metinlerle açıklanmıştır. Müzenin birinci katını gezin, sonra arkaya dolanın ve buradaki objeleri görün. Özellikle, arka bölümdeki top ilginçtir.

Bu top, İnebolu’nun yunan gemilerine karşı korunmasında fiilen kullanılmıştır. Günümüze kadar sağlam kalarak gelebilmiş tek toptur. Üst katta ise “Mustafa Kemal Atatürk” ün, bal mumu bir heykelini göreceksiniz, onunla fotoğraf çektirmek muhteşem güzelliktir. Bir de müzede karanlık oda var, orada film gösterisi düzenleniyor, mutlaka izleyin, güzel bir film hazırlanmıştır. Birinci katta ayrıca amforalar var, yani nispeten antik çağa da gidilmiş, ilginç bir müzedir.

Kastamonu İnebolu Şerife Bacı Anıtı

ŞERİFE BACI ANITI

İlçe meydanında gelenleri karşılıyor ve tarih dersi veriyor. 1921 yılının ilk aylarında, Şerife Bacı: İnebolu’dan aldığı cephanelerle: Kastamonu’ya doğru yola çıkar. Ancak; çetin kış şartları ve bastıran tipi nedeniyle, bağlı bulunduğu kağnı konvoyundan ayrı düşer. Ancak: yine de, o zor şartlarda, Kastamonu kışlası yakınlarına kadar gelir ve burada donarak ölür.

Fırtına ve tipinin sabahında, bir bebek ağlama sesini takip eden devriye ekipleri: bir kağnı arabası ile karşılaşırlar. Sahibi Şerife Bacı donmuştur. Ancak: kağnı arabasında, kardan etkilenmemesi için battaniyeye sarılmış cephane ve cephanenin arasında, kuru otlara yatırılmış bir bebek bulurlar.

Şerife Bacı, o soğuk ve tipide, mevcut battaniyesini, cephanenin sarılmasında kullanmış ve kendi ölümünü engelleyememiş. İşte, ülkemiz, bu fedakar insanların canı ile kurtuldu.

Bu arada: sanırım sizde merak ettiğiniz. Şerife Bacının kağnının arkasında bulunan çocuğu ne oldu? Evet: Şerife Bacı ve kağnı bulunduğunda, çocuk (kız) kışlaya yakın bir eve gönderilmiş. Daha sonraki süreçte; 1970’li yıllarda, yapılan bir araştırma sonucunda, kızın Eskişehir’de ikamet ettiği ile ilgili bilgiler elde edilmesine rağmen kendisine ulaşılamamış. Şerife Bacının mezarı ise: Seydiler köyüne gönderilmiş ve burada toprağa verilmiş, ama net olarak bilinmiyor.

Ancak: elbette ki, bu ve benzeri tüm kahramanlarımız, Türk halkı olarak, gönüllerimizde yatıyorlar. 1984 yılında, Şerife Bacı, ülkemizde yılın annesi seçildi. Ankaralılar veya Ankara’yı gezenler, Ulus semtinin hemen merkezindeki Atatürk Anıtının, hemen sağ arkasında, omzunda top mermisi taşıyan kadın figürü: Şerife Bacı.

Kastamonu İnebolu Hamamcı Kadı Salih Anıtı

HAMAMCI KADI SALİH ANITI

Anıt, ilçe girişinde, Belediye binasının hemen yanındadır. Ancak hemen yazımın başında belirtmek isterim ki, bu anıtın çevresi bir otopark olarak kullanılıyor, Umarım bu satırları bir yetkili ve ilgili kişi okur da, anıtın çevresinin otopark olarak kullanılmasını önler.

Salih Reis: Düz tarladaki hamamı işleten ve aynı zamanda denizci, İnebolu kayıkçılar loncası üyesi, 70 yaşında birisidir. Hamamcı lakabıyla anılır. 13 Haziran 1921 günü, Yarbaşı merdivenlerinden, bir elinde bastonu, omuzunda mermisi ile zorlanarak çıkarken, merdivenlerin üst kısmında maiyetiyle birlikte olayı seyreden Kastamonu Valisi Muhittin Paşa’nın dikkatini çeker.

Salih reisin yanına gider ve şöyle der “Dede, ver de ben taşıyayım” Sırtındaki mermiyi zorla taşıyan Salih reis, başını bile kaldırmadan “Kör müsün, benimkini isteyeceğine git sende kayıktan bir tane alsana” der. Muhittin Paşa: “Bu vatan bölünmez, bu millet ölmez” diye söylenir. Hamamcı Salih Reis, fedakarlıkları ve kahramanlıklarıyla, Kurtuluş Savaşının kazanılmasına katkıda bulunan İnebolu denizcilerini temsil eder.

Kastamonu İnebolu Türk Ocağı
Kastamonu İnebolu Türk Ocağı

         

Kastamonu İnebolu Türk Ocağı
Kastamonu İnebolu Türk Ocağı

   

İNEBOLU TÜRK OCAĞI

İnebolu merkezinde, camii kebir mahallesinde bulunmaktadır. Denizden yaklaşık 4.5 metre yükseklikte olup, alt kottan taş bir merdivenle ulaşılmaktadır. Hükümet konağı, binanın yakınında, güneydoğusunda bulunuyor. Bina hakkında bilgi vermeden önce: söylemek istediklerim var.

Burayı ziyaret etmek için Temmuz 2018 tarihinde gittiğimizde, öğle arası (12.00-13.00) bitmesine rağmen, açılmadı, kapıda, bir süre beklemek zorunda kaldık. (Bu yüzden kapalı bir kapı resmi koydum.) Ardından, açıldığında, bir hanımefendi, buranın sorumlusu olduğunu söyledi, binayı tanıtmadan önceki ilk söyleşimiz: “Bir çocuk okuttuğunu, ona yardım için yaka rozeti sattığını söyledi ve rozetin fiyatının 10 TL olduğunu söyledi, aldık, çocuk okutmak kutsal bir görev katkım olduysa ne mutlu bana”

Binanın aşağısında, merdivenlerin başladığı yerde büyük bir Atatürk anıtı var. Resmi törenler burada yapılıyormuş. Anıtta: Atatürk elinde şapkasıyla halkı selamlarken betimlenmiş, malum Büyük Önder, Şapka devrimini burada başlattı.

Evet, binanın yapılışı: 1893 yılıdır. Binayı yaptıranlar ise: Karagüllezade Mehmet Yazıcı ve Karamanyan Hacı Ohanüs Ağadır. Binanın mülkiyeti, 2’nci Balkan Harbi sırasında, yani 1913 yılında, hazine tarafından Rum aileden alınmış, kısa süre sonra da, Rum aileye tekrar geri verilmiştir. Ancak, muhtemelen 1923 yılındaki Rum göçü ile bina boşaltılmış ve Türk ocağı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Nitekim, Mustafa Kemal Atatürk, İnebolu ziyareti sırasında, 27 Ağustos 1925 tarihinde, Şapka Nutkunu, o tarihte, Türk Ocağı olarak kullanılan bu binada vermiştir. Birinci katın planı: güney-kuzey doğrultusunda uzanan, ince uzun bir sofa ve iki yanında bulunan mekanlardan oluşuyor. Çift kollu, ahşap merdiven; sofanın güney ucundadır.

Planın batı kanadını, ara bölme duvarlarının kaldırılmasıyla, sahne ve seyir bölümlerinden oluşan, tek bölüme dönüştürülmüştür. Kuzey cephede, denize bakan mekan da üç odanın birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. İkinci katın merkezinde, dikdörtgen planlı büyük bir sofa vardır. Çevresinde ise çeşitli mekanlar bulunuyor. Özgün durumda olan sofa, birinci kat planını tekrarlamıştır. Bilinmeyen bir tarihte, yan mekanların kapatılmasıyla sofa büyütülmüştür.

Kastamonu İnebolu Aşı Boyalı İnebolu Evleri
Kastamonu İnebolu Aşı Boyalı İnebolu Evleri

 

AŞI BOYALI İNEBOLU EVLERİ

İnebolu’da: 350 aşı boyalı ev varmış. Bunlar, halen restore ediliyormuş. Evleri görünce hayran olacaksınız. Burada turizm açısından çok malzeme var, tarihi doku, pırıl pırıl tertemiz bir deniz, görkemli tepeler, vadiler, yamaçlar ve ilçenin ortasından akıp giden bir çay.

Ancak: tüm bu güzellikler, ilgi ile daha  da güzel hale gelebilir. Özellikle: ilçenin ortasından akıp giden çayın içinin temizlenmesi ve çevresinde, çevre düzenlemesi yapılmasının gerekliliğini düşünmemek elde değildir.

İlçe merkezinde, 1885 yılındaki yangından sonra, ızgara planlı çarşı ve bunun hemen çevresinde başlayıp biçimlenen eski yapılar var. Bu yapılar arasında: İnebolu evlerinin, kendine özgü bir mimari tarzı bulunuyor. Üst katlar ahşap malzeme ile yapılmış. Zemin katları ve yapı temeli taştan yapılmış. Bu rutubeti önleme amacı güdüyor. Üst katlar ise, ahşap çatı arası kerpiç veya tuğla dolgu, bazen ahşap dolgudur.

Evlerin cepheleri yatayına kaplamalı, çoğu zaman aşı boyalı ve ahşap kaplamalı ve bazen de bağdadi sıvalıdır. Üst katlarda: yüzeyler profil konsollarla desteklenen cumbalar, çıkmalarla hareketlendirilmiştir. Bu çıkma veya cumbalar ise, çatıda genellikle üçgen alınlıkla son bulurlar.

inebolu.pembe köşk.1
Kastamonu İnebolu Pembe Köşk

PEMBE KÖŞK

İnebolu’ya yolunuz  düşerse, sakın burayı görmeden ayrılmayın. Pembe rengin hakim olduğu bir yer. Pembe köşk: İnebolu’da, Tan ailesi tarafından: 1983 yılında satın alınmış. Önceleri harap vaziyette olan bahçeyi: yavaş yavaş ve büyük emek sarf ederek güzelleştirip, bugünkü haline sokmuşlar. Yıkılmak üzere olan tarihi İnebolu evini onarıp, köşk haline getirmişler.

Bu davranışları nedeniyle: Belediye tarafından, “Örnek Vatandaş” ilan edilmişler. Evet, buradan İnebolu’nun manzarasının görünümü büyüleyici.  Her ne kadar mülk kendi özel mülkleri olsa  da; herkesin bahçeyi gezmesine imkan tanımak için kapıları açık bırakıyorlar. Yine de, siz İnebolu’da zaman bulup ta, bu güzel mekana çıktığınızda, buranın sahibi olan Tan ailesini gördüğünüzde, gezmek için, lütfen küçük bir ricada bulunmayı lütfen ihmal etmeyin.

İNEBOLU BELEDİYE BİNASI

Burası: eski Osmanlı Bankası binasıdır. Belediye Başkanı Tevfik Bey’in talimatlarıyla 1907 yılında yapılmaya başlanmıştır. 1910 yılında inşaatı tamamlanıp Osmanlı Bankasının şubelerinden biri olarak hizmete açılmıştır.

Bina, 1980’li yıllarda Endüstri Meslek Lisesi olarak kullanılmıştır. 2005 yılında mülkiyeti belediyeye devredilmiştir. 2006 yılında restorasyonu tamamlanmıştır. Bina, o günden itibaren Belediye Başkanlığı Hizmet Binası olarak kullanılmaktadır.

UN FABRİKASI

1923 yılı öncesinde bir gayrimüslim tarafından işletilen Un Fabrikası (Un değirmeni) 2015 yılında restore edilmiştir. Bir yerine iki öğütücü taşı olan bu değirmene, daha çok iş yaptığı için Un Fabrikası adını vermişlerdir.

ESKİ ASKERLİK DAİRESİ

1891 yılında inşa edilen yapının, Kurtuluş Savaşı sırasında Askerlik Dairesi olarak kullanıldığı bilinmektedir. 1974-1991 yılları arasında hapishane olarak kullanılmıştır.

KARADENİZ OKULU-TAŞ MEKTEP

1887 yılında Mektep-i Numune olarak inşa edilen okul, 1902-1912 yıllarında Fransızca eğitim veren örnek bir ilkokul olmuştur. 1912 yılında bir kat ilave edilen ve 1914-1918 yılları arasında Hastane ve Devlet Daireleri ek binası olarak hizmet görmüş bu okul, 1918 yılı sonunda Fransızca eğitim terk edilerek Mektep-i İptidai adı altında hizmete açılmıştır. Halk arasında bir ismi Taş Mektep dir. 1923 yılında ise Karadeniz İlkokulu olarak faaliyete geçmiştir.

İNEBOLU HALK PAZARI

Yöresel organik ürünler bulabilirsiniz. Salı ve cumartesi günleri kuruluyor. Çevre ilçelerden bile, bu pazara gelenler var. İlçe pazarının olduğu günler, oldukça hareketli. Kadın pazarı denilen bir yer var. Kadınlar, orada, kendi bahçelerinde yetiştirdikleri ürünleri satıyorlar. Tamamen doğal, günümüz moda deyimiyle organik.

İNEBOLU TARİHİ ÇARŞISI

1885 yangınının hemen ardından, İnebolu’ya gelen Vali Abdurrahman Nurettin Paşa, yanında getirdiği Vilayet Başmühendisi İtalyan mimar Baronoveski’ye yeni bir çarşı planı çizdirir. 1885 yılında gerçekleştirilen ve İnebolu’nun ilk imar planı sayılan bu planla: İnebolu çarşısının ahşap yerine kagirden yapılması, tamamı denize bakan caddelerinin 6 metre ile 75 metre genişliğinde olması planlanmıştır.

Planın hayata geçmesiyle çarşının en ufak kıvılcımda kül olan ahşap binaları ve yüklü bir arabanın zor geçtiği eski çarşı caddeleri yerine daha sağlam, yaşanabilir, modern bir kent dokusu oluşmuştur. Çarşı esnafı, başta bu plana kagir malzemenin keresteden daha pahalı olması nedeniyle karşı çıksa da, Abdurrahman Paşa’nın çabalarıyla kagir malzeme kullanılmıştır.

Kastamonu şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Kastamonu Cide

cide.genel.4
Kastamonu Cide

Kastamonu ilinin, Karadeniz kıyısındaki doğal güzellikleriyle ünlü bir ilçesidir. Kafa dinlemek için ideal bir yerdir. Sadece “Gideros koyunu” görmek için bile buralara gidilebilir. Ancak, ben Temmuz 2018 tarihinde buraya gittiğimde, Cide merkezinin de gayet güzel olduğunu gördüm, özellikle sahil bandındaki yürüyüş yolunda yürüyün, akşam sahil kesiminde kurulan tezgahları gezin, alışveriş yapın, ama özellikle ve mutlaka Tuğ Tepesine çıkın, tüm çevrenin muhteşem manzarası izleyin.

Kastamonu Cide
Kastamonu Cide

 

ULAŞIM

Cide-İstanbul arası uzaklık: 513 km. Cide-Kastamonu arası uzaklık: Şenpazar üzerinden: 131 km. Doğanyurt-İnebolu üzerinden ise: 180 km.

Cide-Ankara arası uzaklık: 320 km. dir. Cide-İzmir arası uzaklık: 900 km. Cide-Bartın arası uzaklık: 90 km. Cide-İnebolu arası uzaklık: 100 km. Ben Cide’ye Amasra üzerinden gittim. İlçe merkezinde uzun bir sahil şeridi vardır. Merkeze ulaşıncaya kadar uzun süre, sahilden gidiliyor, bakımlı ve güzel yürüyüş yolları, piknik alanları, halkın oturması için sahilde güzel oturma yerleri yapılmıştır.

Bartın-Cide kara yolu ve Cide-Sinop kara yolu: maalesef berbat. Belki de, Cide’nin doğal güzelliklerinin korunmasının en büyük nedeni: bu yollarının kötü olması ve buraya insanların akın etmemiş olması.

cide.milli park.1
Kastamonu Cide

Amasra’ya kadar giderseniz, mutlaka buraya da uğrayın. Amasra-Cide arası uzaklık: 74  km. dir. Ama önce: sizin için iki durak önerebilirim. İlk durak: 14 km. de: Çakraz. Buranın büyük bir kumsalı var. Daha sonra ise: Akkonak ve Göçkün denilen yerleri geçeceksiniz. Ancak: bu yola aman dikkat, çünkü muhteşem virajlar var. İkinci durak olarak: yolun 34. km. de bulunan bir yer var. Burası: Akdeniz, Ege ve Karadeniz’de gezinen çoğu teknelerin yapıldığı yerdir. Zaten buraya yaklaştığınızda: ahşap kokusunu hissedeceksiniz.

cide.genel.2
Kastamonu Cide

TARİHÇE

Tarihi kaynaklar, yörede: MÖ. 1100-700 yılları arasında, Paflagonialıların egemenlik kurduklarını belirtiyor. Takip eden tarihi süreçte: yörede, Bizanslılar ve  daha sonra Danışmendler, Çobanlar ve Candaroğulları egemen olurlar. 1392 yılında, yöre, Osmanlıların egemenliğine girer. 1402 Ankara savaşından sonra, Sinop’ta yaşayan İsfendiyar Bey, yöreye hakim olur. 1461 yılında: Fatih Sultan Mehmet zamanında, yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içine alınır. Bu dönemde: eski bir iskele olan Cide’de: bir tersane de kurulur. Karağaç isimli, bu iskele: İpek Yolu üzerinde olup, önemini tarih boyunca sürdürür. Özellikle; Rusya ile Anadolu arasındaki ticaret bağlantısı, bu iskeleden sağlanır.

Kastamonu Cide

CİDE İSMİ

Büyük İskender’den sonraki dönemlerde, Roma devrinde, bir komutan adı olan “Cella de Cide” adından gelmektedir. Cide’de: “Cella de Cide” adına kesilen paralar bulunmuştur.

Kastamonu Cide

GENEL

İlçenin plajlarının uzunluğu 13 km. civarında olup, denize girmeye elverişlidir. Karadeniz’in en uzun plajlarından biridir. Ancak: deniz genel olarak dalgalıdır. Ancak: berraktır ve yüzmek için derinliği ve temizliği idealdir. Yukarıda da sözünü ettiğim gibi, sahil şeridi gerçekten çok uzun, kumsal var, bu uzun sahil şeridinde bir yerde çadırlar kurulmuş, bir yerde karavanlar yerleşmiştir. İlçe merkezine yaklaştıkça, nispeten daha düzenli evler görülüyor, restoranlar, balık restoranları vardır.

cide.uğurlu yalısı.1
Kastamonu Cide

Deniz kıyısında, çok büyük bir otel hemen dikkatinizi çekecektir. Turistik tesisler: kasaba mahallesinde, limana yakın alanda bulunur. Toplam yatak kapasitesi: 640 civarındadır. Ancak, burada en çok ilgimi çeken “Kastamonu Üniversitesi Misafirhanesi Oteli” oldu. Pırıl pırıl bir tesis, personel mükemmel, özellikle yemekler harika, buraya yolunuz düşerse, mutlaka bu tesise uğrayın ve özellikle “mantı” yiyin. İnanın bahçede sunulan servis muhteşem, söylediğim gibi, tesisin yönetimini kutlamak gerek. Sakin bir yerdir. Çok hareketli değildir. Son bir not: Cide ilçesinde, sahil yolu ile merkez arasında, yol kenarında, 3-4 yerde mezarlık gördüm. Deniz kıyısında mezarlıklar, ilginçti.

cide.genel.3
Kastamonu Cide

İKLİM

Cide’ye gidilmesi gereken en uygun iklim: Temmuz’dur. Özellikle: yağmurlu mevsimde gitmemelisiniz. Çünkü: yağmur yağdığında,  dağlardan gelen çamurlu sular, denize akıyor ve deniz 3-4 gün boyunca, çamurla kaplanıyor. Temmuz 2018 tarihinde burada bulunduğu 2 günlük sürede, çok kuvvetli bir rüzgar vardı, hatta fırtına benzeri denebilir, biz dışarıdan gelen birisi olarak çok olumsuz etkilendik, ama Cideliler sanki bu duruma alışkın gibi olumsuz tepki vermeyip hayatlarını sürdürüyorlardı.

cide.genel.6
Kastamonu Cide

SULTAN KAYIKLARI

Osmanlı imparatorluğu döneminde, padişahları taşıyan Sultan Kayıkları, Cide de halen yapılıyor. 30 metre uzunluğunda, 2.5 metre genişliğinde ve tamamen aslına uygun yapılan sultan kayıklarında, en ince ayrıntılar bile dikkate alınıyor. Tamamı ahşap ve ağırlıklı olarak: meşe, çam ve kestane kullanılıyor.

rıfat ılgaz

RIFAT ILGAZ

Cide ilçesinde, 1911 yılında doğan Rıfat Ilgaz, 1993 yılında İstanbul’da vefat etti. Türk edebiyatının ünlü ismi: “Hababam Sınıfı” romanıyla tanınıyor. Şair, romancı ve öykü yazarı. İstanbul’da bulunan mezarının, Cide de yapılacak bir anıt mezara nakli için çalışmalar sürdürülüyormuş. Her yıl, Temmuz ayında “Rıfat Ilgaz Sarı Yazma Kültür ve Sanat Festivali” düzenleniyor.

cide.kuyu kebabı.1

NE YENİR

En başta: Kuyu kebabıdır. Ancak, ben bunu duyunca “kuyu kebabı” yemek istedim, hayır, ilçe merkezinde kuyu kebabı yok, yol üzerinde bazı tesislerde olduğu söylendi, yani ben tadına bakmadım. Bunun dışında: karma, köy böreği, armut tatlısı, ceviz helvası (cidella) , kuyruklu dolma, kestane hoşafı geliyor. Tüm bunları tatma imkanım olmadı ama özellikle ceviz helvası satın aldım, gerçekten güzel bir lezzettir. Ceviz helvası, özellikle evde yapılan yani özel imalat olanı tercih edin. Bunun bir ilginç yanı var, çok lezzetli olmasına rağmen çok sert, yani ne kesiliyor, ne kırılıyor, ne ısırılıyor, püf noktası: sert bıçak, önce suyla ıslatın ve o an ceviz helvasını kesmeye çalışın, biraz zor oluyor ama inanın lezzeti muhteşemdir. Bir de bu yöreye has “kestane balı” var. Süzme kestane balı kilosu 120 TL civarındadır, umarım orijinalini bulup satın alabilirsiniz, fazla tüketmeyin, günde sadece 1 kaşık. Tabii burası deniz kıyısı, balık yok mu diyenler olacaktır. Malum, benim bulunduğum sezon, balık sezonu değildi, bu yüzden bilmiyorum ama sonuçta liman bölgesinde özellikle bir tekne de balık restoranı işleten karı-koca işletmecileri çok övdüler, gidemedim ama sanırım balık düşünenler liman da ki balık restoranlarını değerlendirirler.

cide.sarı yazma.1

NE SATIN ALINIR

Sarı yazma, kestane balı, ceviz helvası (500 gr kutular, 25 TL.), sarımsak, içinde hiç şeker olmayan elma pekmezi (kendileri için yapıyorlar, pek satan olmuyor, ben tadına baktım, gerçekten lezzetli, içine hiç şeker katılmaması da ilginç) satın alabilirsiniz.

Sarı yazma

Cide’de “sarı yazma” çok meşhurdur. Cideli kadınların kıyafetinde en belirgin nokta: sarı yazmadır. Kadınların; baş örtüsü olarak kullandıkları sarı renkli bu yazma sembol haline gelmiştir. Fabrikasyon üretim dışında: Başköy isimli köyde, doğal ahşap baskı kalıplar ile, hala sarı yazma üretilmektedir. Öte yandan: hani yazma tamam da, sarı yoğunlukta değil, birçok renk var. Siz de: akşam saatlerinde sahilde kurulan tezgahlardan sarı yazma veya sarı bulamazsanız, renkli buraya has yazmalardan kendiniz ve yakınlarınız için hediyelik satın alabilirsiniz. Bu arada: Cide’de yılın belli zamanlarında “Sarı yazma festivali” yapılıyor.

cide.genel.en başa.1
Kastamonu Cide

GEZİLECEK YERLER

RIFAT ILGAZ EVİ

Bu ev: Rıfat Ilgaz’ın babasının doğup büyüdüğü ve kendisinin çocukluğunun geçtiği bir yer. Cide Belediyesi tarafından restore edilerek ziyarete açılmış. Evde: İstanbul’dan getirilen: çalışmam masası, kalemler, yatak, radyo, gözlük, takım elbise ve kitap gibi kişisel eşyalar sergileniyor.

Kastamonu Cide Tuğ Tepesi
Kastamonu Cide Tuğ Tepesi

 

TUĞ TEPESİ

Cide-İnebolu yolu üzerindedir. Burada Cide Belediyesi tarafından yaptırılmış muhteşem güzel bir sosyal tesis var, herkese açıktır, bence Cide ziyaretçileri mutlaka zaman ayırın ve buraya gidin. İlçe merkezine 5-10 dakika uzaklıktadır. Buraya gittiğinizde, uygun bir otopark var, aracınızı bırakın ve tesise girin, muhteşem panoramik 360 derece çevreyi görebileceğiniz bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Yaz döneminde camları da açıyorlar, manzara ile iç içe oluyorsunuz. Bu panoramik manzara eşliğinde, buraya özgü, özellikle önereceğim (ancak ustası her gün saat: 18.00’de fırını kapatıp ayrılıyor) kaşarlı ve kuşbaşılı pide yemenizdir. Hatta, eğer varsa yemekten sonra “ıslak kek” isteyin, o da çok güzel bir lezzettir. Ancak, bir sıkıntıdan söz etmeden geçmek istemiyorum, tesis güzel, yemekler güzel ancak servis biraz sıkıntılıydı. Tesisin müdürü bir bayan, kendisi dahil koşuşturan gelen kalabalıklara hizmet etmeye çalışan 2 garson daha var, yani bu güzellikler, servisin yavaş olması nedeniyle biraz sıkıntı yaratıyor, umarım bu da en kısa zamanda çözülür, çünkü bu garsonların gün boyu, bütün gün gelen yoğun kalabalıklara hizmet ettikleri ve aşırı yorulduklarını öğrendim.

CİDE BELEDİYESİ IRMAK İÇİ DİNLENME TESİSİ

Burası da: Cide-Amasra kara yolu üzerinde, ilçe merkezine 7-8 km uzaklıkta, soldadır. Ana yoldan kısa süre ayrılıp, buraya ulaşıyorsunuz. Yine, burada da Belediyenin yaptığı bir sosyal tesis var. Bina, boş kullanılmıyor ama binanın önünde, derenin kıyısında, ağaçların altında piknik masaları yerleştirilmiş. Sıcak yaz gününde Cideliler burada piknik yapıyorlar, hazır mangallar var, yanınıza yiyeceklerinizi alın ve bence, buraya da bir süre uğrayın, güzelliği tadınız. Ancak tesis var, hani çay içeriz demeyin, çünkü çay yok, çayı kendiniz yapmanız gerekiyor. (Burada cep telefonu çekmiyor.)

cide.gideros koyu.3
Kastamonu Cide Gideros Koyu

GİDEROS KOYU

Amasra istikametinden Cide’ye gelirken, Cide’ye 11 km. kala, ana yoldan sola aşağıya doğru sapmak gerekiyor. Burada yol güzel, merak etmeyin ve sapın, çünkü aşağıda güzel bir manzara sizi bekliyor. Kestane, meşe, kayın, şimşir ve çam ağaçlarından oluşan, yemyeşil bir örtü ile çevrilmiş bir alandır. Cide ile Kurucaşile burunları arasında, burnun arkasına saklanmış bir güzelliktir. Ana yoldan sapıp aşağıya indiğinizde, araç park yeri vardır. Buraya arabanızı rahatlıkla park edin ve yolun sonundaki restorana gidin.

Restoran dedim de öyle çok lüks bir yer aramayın, tahta masa ve tahta sandalyeler ama manzara muhteşemdir. Restorandan başka zaten alternatif yok, yol restoranda bitiyor. Burada bir şeyler içip manzaranın güzelliğini tadınız. (1 maden suyu 2 TL.) Muhteşem deniz kokusu ve incir kokusunu hissedin, restoran denizle birleşik, aşağıya denizin kıyısına inebilirsiniz, ancak burada kayaların üzeri yosunlu, yani kayalara basıp gezmeyi düşünmeyin, ben Temmuz 2018 ayında burayı ziyaret ettiğimde, kısa süre önce, bir turist, kayalarda gezinirken ayağı kaymış, düşüp kolunu kırmıştır.

Evet, şimdi Gideros koyu ile ilgili ayrıntılı bilgi: Burası Türkiye’nin en güzel koylarından birisidir. Cide ilçe merkezine 11 km uzaklıktadır. Koyun denize açılan ağzı 130 metre, koyun çapı ise 514 metredir. Koyun adı bir Ceneviz sözcüğü olan “Kytoros” dan gelir. İsmi Cenevizlilerden gelen Gideros koyunun çevresi: şimşir, kestane, kayın, meşe ve çam ağaçlarıyla örtülüdür.

Yansıması halinde, bu ağaçların renkleri koyu kaplayan suyun üzerinde izlenir. Homeros yorumcularından Eustathius: Gideros’la ilgili bir deyişten söz eder. “Carry bozwood to Gideros” (Tereciye tere satmak). Bu deyişin benzeri, İngiltere’de “Carry coals to Newcastle” olarak kullanılmaktadır. Bu deyiş, aynı zamanda Gideros’daki şimşir ağaçlarının bolluğunu ifade eder.

Gideros’a Homeros’un metinlerinde de rastlanılır. Homeros, İlyada adlı eserinde, MÖ 12’nci yüzyılda geçen Troya savaşını anlatırken, Batı Karadeniz sahil şeridinde kurulan Paflogonya’dan bahseder ve bu krallığın, Bartın, Amasra, Kurucaşile, Gideros ve Cide’yi içene aldığını belirtir.

Evet, Gideros koyu, eskiden korsanların saklanma yeriymiş. Tarihin ilk coğrafyacısı Strabon: koya ilk yerleşenlerin Amazonlar olduğunu söyler. Rıfat Ilgaz’ın eserlerinde bahsettiği Cenevizlilerden kalma toplar, hala kayaların üzerinde durmaktadır.

cide.gideros koyu.1
Kastamonu Cide Gideros Koyu
Kastamonu Cide Gideros Koyu
Kastamonu Cide Gideros Koyu

      

Burada: iki balıkçı lokantası ve sadece birkaç ev vardır. Bu balıkçı lokantalarının müdavimleri: salata ve balık yiyebilmek için, Ankara-İstanbul gibi yerlerden geliyorlar. Ancak, bu balıkçı lokantaları, sanırım Cide’ye yakın bölümde, ben bunları görmedim.

Son bir not: Gideros koyunda, küçük motorlu sandallarla geziler düzenleniyor, siz de bir motorlu sandal kiralayarak koyda gezinti yapabilirsiniz.

ÇOBAN KALESİ

Güble ve Gilivri arasında bulunur. Denizden: 50-60 metre yükseklikte, tabii bir kayanın üzerinde yapılmıştır. Romalılar döneminde yapılmış ve Osmanlılar döneminde onarım görmüştür.

TİMLE KALESİ

Uğurlu (Timle) köyündedir. Deniz seviyesinden, 100 metre yükseklikte olan doğal bir tepe üzerine kurulmuştur. Kalenin yapılış amaçlarından birinin de: önündeki sahilinden, gemilerle karaya çıkabilme imkanının bulunmasının kontrolüdür.

Bizans dönemine aittir. Osmanlılar tarafından, bu kale, Osmanlı-Rus savaşında kullanılmıştır. Bu kale, şu anda tahrip olmuş ve kalıntıları, restore edilmeyi bekliyor.

GAZALLI KALESİ

Köseli köyünde, bir burun üzerine kurulmuştur. Bizans  dönemine aittir.

OKÇU KALESİ

Okçular köyünde bulunur. Batıdan doğuya doğru uzanan, doğal bir kayanın üzerine kurulmuştur. Kalenin tam olarak ne zaman yapıldığı bilinmemektedir.

cide.genel.3
Kastamonu Cide Çayyaka Plajı

ÇAYYAKA PLAJI

Karadeniz kıyıları, koy bakımından Ege ve Akdeniz kadar zengin değil. Ama özellikle Cide kıyılarında, irili-ufaklı, birbirinden güzel ve denize girmeye elverişli, pek çok koy var. Ancak: bunların bir kısmına araba ile gitmek mümkün değil. Örneğin: Kazalı Altı Plajına; gitmek isterseniz, ancak patikadan yürüyerek inebilirsiniz. Veya tekneyle ulaşmak mümkün. Plaj zaten, bu yüzden pek bozulmamış.

cide.sahil.1
Kastamonu Cide Çayyaka Plajı

Bunun yanında: Karadeniz plajları, doğal güzelliklerinin yanı sıra, alışılmamış manzaralar ve kaya yapıları gösteriyor. Tıpkı, Cide’nin doğusundaki, Çayyaka Plajında olduğu gibi. Yeşil renklerin hakim olduğu kayalar, değişik bir görünüm sunuyor. Plajın hemen karşısında ise, büyük kayalıklar yükseliyor.

cide.çayyaka plajı.1
Kastamonu Cide Ilgarini Mağarası

ILGARİNİ MAĞARASI

Cide’ye 36 km. uzaklıkta, Sorkun yaylasındadır. Yaylaya kadar araçla gidip, daha sonra yaklaşık 2 saatlik bir yürüyüş ile bu mağaraya ulaşabilirsiniz. Yani; yolculuk bayağı zahmetli. Tercih sizin.

Mağaranın tabii kemerli girişi var. Sonra:  mağara içeride, iki kola ayrılıyor. Girişteki yıkıntıların, Bizans döneminden kalma, köy yıkıntıları olduğu sanılıyor. Sağ taraftaki düz yolda, bir su sarnıcı var. Zamanla tahribata uğramış odaların bulunduğu bu bölüme: avizeli salon deniyor.

Sol taraftaki bölüm ise: giriş seviyesine göre, 250 metre aşağıya inen bir yol takip ediyor. Bu haliyle, dünyanın, en derin 4. mağarası olduğu söyleniyor.

Virajlarla aşağıya inen yolun sonundaki  düzlükte: bir adet kilise ve 7 tane mezar kalıntısı var. Fakat bu kalıntılar, gerek zamanla ve gerekse define avcıları tarafından tahrip edilmiş. Bu seviyeden sonra, daha aşağılara inebilmek için, teknik malzemeler gerekiyor. Ulaşılabilen yere kadar mağaranın uzunluğu: 858 metre.

VALLA KANYONU

Cide-Pınarbaşı arasında, 12 km. boyunca uzanıyor. Yan duvarlarındaki sarp ve yüksek kayalar, yer yer: 800-1200 metreye kadar ulaşabiliyor. Bu kanyon: Küre dağları içindeki en büyük kanyon. Kanyonun teçhizatsız geçilmesi mümkün değil. Ancak: kanyonun yanına araçla ulaşabilir ve yukarıdan seyredebilirsiniz.

Şenpazar tanıtımı.

İnebolu tanıtımı.

Amasra tanıtımı.

Kastamonu tanıtımı.

 

Sırbistan Belgrat

Sırbistan Belgrat

Diğer ismi: Belgrade-Beograd.
Sırbistan ülkesinin başkenti ve en büyük şehridir. Bir zamanlar: yani eski Yugoslavya devletinin başkenti olduğu yıllarda: izinlerini geçirmek için ülkemize gelen yurtdışında çalışan işçilerimiz; arabaları ile, burada mola verdiklerinde, sabah, arabalarının lastiklerinin olmadığını görüyorlarmış ve bunun yanında, birçok gasp olayı da oluyormuş.

Yani: burada yaşayan insanların ekonomik yönünün ifadesi açısından bunları yazdım.

Ama unutmamak gereken bir şey daha var, aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen, günümüzde de, buranın insanı, ekonomik yönden yine de çok rahat değil. Yani: Belgrat şehri, İstanbul şehrimizin, 30-40 yıl gerisinden geliyor denilebilir.

Hatta: duyduklarıma göre, havaalanında bagaja verdiğiniz bavullarınızın içinden, değerli eşyalarınızın çalınması da sık olmasa da rastlanır bir olay olarak söyleniyor.

Günümüzde, şehirde yaşayan Sırplar, bu şehri Balkanların Amsterdam’ı olarak tanımlıyorlar. Sanırım, şehir merkezindeki Tuna ve Sava nehirleri, nedeniyle, böyle düşünüyorlar.

Sırbistan Belgrat

Belgrat şehrinde: birçok spor etkinliğinin düzenlendiği “Belgrat Arena” spor merkezi ülkemizde tanınan bir yerdir. 2018 yılında ülkemizden Fenerbahçe basketbol takımının katıldığı “Final Four” şampiyonası burada yapıldı ve yüzlerce taraftarımız, bu maçları izledi.

Salon: 20 bin kişilik koltuk kapasitesi olan, 37.500 m. karelik yüzey alanına sahip, son teknolojiyle donatılmış bir salon olarak öne çıkıyor.

Sırbistan Belgrat

ULAŞIM

Şehirdeki havaalanı: Nikola Tesla Havaalanıdır. (BEG) Havaalanı şehir merkezine 12 km. uzaklıkta, batıdadır. 2004-2005 yılları arasında yenilenen havaalanı, günümüzde yaklaşık 2 milyon kişiye hizmet etmektedir.
Belgrad havaalanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım için: taksi kullanabilirsiniz. Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki taksi ücreti: yaklaşık 1000 dn civarındadır. Bu yaklaşık: 13-14 Euro yapıyor. Ancak, taksi seçerken: üzerinde Belgrat Belediyesinin amblemi olan, 2 tabelalı taksileri seçmeniz şart. Hatta: mutlaka taksimetre açtırın, açmıyorsa kesinlikle binmeyin.

Havaalanı ile şehir merkezi arasında otobüs kullanmak isterseniz: özel otobüs şirketinin otobüsleri: 160 dinar karşılığında, 30 dakikada sizi şehir merkezine ulaştırıyor. 72 numaralı, şehir toplu taşıma hattını kullanmak isterseniz, bu kez: 40 dinar vermeniz gerekiyor ve yolculuk 40 dakika sürüyor. Çalışma saatleri: her yarım saatte bir ve saat: 05.00 ile, 23.40 arasındadır.

Belgrat şehrinin diğer bazı şehirlere olan karayolu uzaklığı: Amsterdam: 1760 km. Atina: 1090 km. Viyana: 621 km. Berlin: 1498 km. Budapeşte: 393 km. İstanbul: 928 km. Saraybosna: 325 km. Üsküp: 440 km. Sofya: 380 km. Zagrep: 390 km.

Sırbistan Belgrat

DİL

Şehirde, ülkenin resmi dili: Sırpça konuşuluyor. Ayrıca, birçok Belgrat’lı şehir sakini: İngilizce, Almanca, Fransızca ve Rusça konuşabiliyor. Özellikle gençlerin büyük çoğunluğu İngilizce biliyor ve konuşuyorlar.

Sırbistan Belgrat

PARA BİRİMİ

Resmi para birimleri: Dinar. Yugoslavya dönemindeki “Dinar” burada hala kullanılıyor. Öte yandan, “Euro” da rahatlıkla kullanılabiliyor.

1 Euro; yaklaşık 125 dinar yapıyor.

Bu değerlendirmeyi paramız üzerinden yapmak istemiyorum, çünkü bu satırları yazdığımda, ülkemizde de Euro sürekli değişen bir parametre izliyordu. Sizler, değerlendirmenizi Euro üzerinden yapın.

Yine de havaalanı veya şehre girdiğiniz zaman tedbir amaçlı olarak bir miktar para bozdurmakta yarar var. Ancak, para bozdurduğunuzda size verilen yüksek rakamlı dinarlara pek güvenmeyin. Çünkü: bu büyük rakamlı dinarlar, bir anda bitebiliyor.

Bu arada: dinar, uluslararası geçerliliği olan bir para birimi değil. Bu yüzden: ülkeden çıkarken, elinizdeki-cebinizdeki dinarları bitirmeniz şart, ülke dışında bunları değiştiremezsiniz, bu yüzden para bozdururken, az az bozdurmaya ve sonuçta elinizde dinar kalmamasına dikkat etmeniz şart.

Sırbistan Belgrat

VERGİ İADESİ

Ülkede; katma değer vergisi olarak: % 8-18 gibi vergi, fiyatlara ekleniyor. Ancak: ülkeyi terk ederken; KDV dahil, 10.000 dinar üzerindeki bir mal satın alırsanız bunun vergi iadesini geri alabiliyorsunuz. Vergi iadesi alabilmek için: 3 ay içinde ülkeyi terk etmek gerekiyor. Ayrıca: satıcıdan; REF4 isimli bir form (İstek Formu) almanız gerekiyor. Bu form: ülkeyi terk ederken, gümrükte gösteriliyor.

Sırbistan Belgrat

TARİHİ

Antik dönemde: MÖ.6’ncı yüzyılda, burada: Avrupa’nın en büyük kültürel topluluklarından biri olan “Vinca” kültürü oluşmuştur.
Bölgede: önce Singiler, daha sonra Keltler yerleşmişlerdir. Daha sonra ise, Romalılar görülür. Ancak: 520 yıllarına gelindiğinde, yoğun Slav saldırıları görülür. Hatta: şehirde: stratejik konumu nedeniyle: antik dönemde, doğu ve batı medeniyetleri arasında, 115 savaş olmuş ve 45 kez, tamamen tahrip edilmiştir.

Bu arada, şehrin ismi hakkında bir söylentiden söz etmek istiyorum. Güney Slavlar, buraya geldiğinde, burada küçük bir kale görürler, kale beyaz taşlıdır ve bu yüzden şehre “Beyaz Şehir” anlamında “Beolgrad” ismini verirler.

Ortaçağ dönemine gelindiğinde ise: sırası ile Bizanslılar, Franklar, Bulgarlar, Macarlar, Sırp krallıkları yörede egemenlik kurmuşlardır. 1521 yılında ise, Osmanlılar egemenliği ele geçirirler.

Aslında: 350 yıl Türk hakimiyetinde kalan şehir, üç kere kuşatılmış, ancak Kanuni Sultan Süleyman döneminde; 7 yıllık bir kuşatmanın ardından ele geçirilebilmiştir. Hatta, o dönemde, İstanbul’dan sonra, Osmanlı imparatorluğunun en büyük ikinci şehri olarak önem kazanmıştır.

1841 yılına gelindiğinde ise, bu kez: Sırp isyanları sonucu, şehir, yeniden Sırbistan ülkesinin başkenti olur. Ancak: yine aynı dönemde, şehrin kuzeyi, Avusturya-Macaristan imparatorluğunun egemenliğinde kalır. 1918 yılına gelindiğinde ise, bu kez, şehir: birleşik Yugoslavya ülkesinin başkenti olarak ilan edilir ve 2003 yılına kadar böyle kalır.

Sırbistan Belgrat

 

GENEL

Sırbistan sınırından girdikten sonra, Belgrad şehri yaklaşık 160-170 km uzaklıktadır. Bu arada özellikle belirtmek istediğim bir durum var. Bu yolculuk sırasında, bazı tur görevlileri tarafından, bu yol üstünde bulunan “B……” olarak adlandırılan bir Türk yol üstü restoranında öğlen yemeği molası veriliyor. Kötü bir yer, yemekler kötü ve pahalı, kesinlikle önermiyorum.

Evet, Sırbistan ülkesinin nüfuzu 8.5 milyon ve bu nüfusun yaklaşık beşte biri, başkent olan Belgrad şehrinde yaşıyor. Sırbistan NATO ve Avrupa Birliği üyesi değildir. Çünkü: savaş suçlularının iadesinde uzun süre ayak diretmişler ve bu yüzden kötü bir sicilleri vardır. Onun dışında, son derece çalışkan bir millettir, kendi otobüslerini üretiyorlar, çok gelişmiş bir mühendislik düzeyi vardır.

Belgrad Üniversitesi, dünya çapında mühendisler yetiştiriyor. Aşırı derecede milliyetçiler, Aziz Sava önderliğinde ulusal Balkanlardaki en büyük kilise olan kendi kiliselerini kurmuşlardır. Tarıma dayalı bir ekonomileri vardır. Ancak tarımda yüksek teknoloji kullanırlar ve tarım son derece verimlidir.

Hayvancılık ta çok ilerlemiş vaziyettedir.

Ülkemiz son olarak canlı et alımını bu ülkeden yapmıştır. Sırbistan ülkesinde, Müslüman nüfusun yoğun olarak bulunduğu yer: eski milletvekili ve futbolcu Saffet Sancaklı’nın da memleketi olan Sancak bölgesi, yani Pazar, Novi Pazar bölgesidir.

Normalde, ülkemizdeki basketbol altyapısı da buradan çıkmadır. (Hidayet Türkoğlu, Mirsat Türkcan, Semih Erden gibi) Silah ve bilim konusunda inanılmaz yetenekliler.

1930’larda Nikola Tesla, bilimsel bir deha olarak tanınmaktadır. Günümüzde de kullanılan 500 civarında patenti vardır. 1961 yılında ise Nobel Edebiyat ödülü, Sırp bir yazara verilmiştir.

Kişi başına milli gelirlerinin, ülkemizin yarısı olduğu söyleniyor. Şehir: Sırbistan Parlamentosuna ve Sırbistan hükümetine ve yabancı elçiliklere ev sahipliği yapıyor.

Şehir

Tuna ve Sava nehirlerinin birleştiği yerde kurulmuş olup, deniz seviyesinden 117 metre yüksekliktedir. Bu iki nehir, şehirde birleşiyor ve Tuna nehri olarak Karadeniz’e dökülene kadar uzanıyor. Yani: şehir, Sava nehri üzerindeki birçok köprüsüyle bir anlamda İstanbul boğazına benzetiliyor.

Bölgede, ılıman iklim hüküm sürmektedir. Buna bağlı olarak: ilkbahar döneminde yoğun yağışlar görülür. Güneşli gün sayısı fazladır. Ancak, bu şehre, kesinlikle “Şubat” ayında gitmemelisiniz, çünkü aşırı soğuk.

Belgratlılar

Sıcak kanlı insanlar. Özellikle: şehrin birçok yerinde bulunan Türk tarihi eserleri; bu insanların, Türklere karşı inanılmaz iyi davranmalarına neden oluyor. Zaten: genel olarak sıcakkanlı ve yardımseverler. İnsanlarının diğer en öne çıkan özelliği ise: son derece güzel İngilizce bilmeleri ve konuşmalarıdır.

Hatta: birçok şehirli, İngilizcenin yanında Fransızca ve Almanca da biliyor. Yani: inanın, özellikle turistlere büyük ilgi gösteriyorlar ve çok yardımseverler. İç savaş sırasında, birkaç Sırp katilinin yaptıklarını, bu ülkenin güzel vatandaşları ile aynı düzeyde tanımlamak bence uygun değil. Günümüz, Sırp insanı, gerçekten çok farklıdır. Ben burada kaldığım iki gün içinde, Sırp insanlarının cana yakınlığını gördüm.

Kosova Priştine

 

ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI

Belgrad şehrinde şehir içi ulaşımını anlatmadan önce: muhteşem rezil trafikten söz etmek istiyorum. Avrupa yolunun şehir içinden geçmesi nedeniyle, şehir merkezindeki trafik sıkça tıkanıyor ve metre metre ilerlemek zorunda kalınıyor. Bu yüzden: bu şehirdeki trafiğin aşırı kalabalık ve karmaşık olduğunu bilerek araba kiralamayı düşünün.

Belgrat şehrindeki otobüslerin 118 hattı bulunuyor. Ayrıca: 12 tramvay hattı da bunlara ilave olarak çalışmaktadır. Şehir merkezinde, Tuna ve Sava nehri üzerinde, 7 tane köprü var. Bu köprülerin en öne çıkanları: Branko ve Gazela köprüleridir.

Sırbistan Belgrat

Şehir içi ulaşımında kullanılan toplu taşım araçları: yeni değil. Zaten: şehirde kullanılan özel otomobillerin çoğu da eski. Yani: bir döküntülük akıyor. Büyük olasılıkla: Avrupa Birliğine girerlerse, sanırım bu kötü görüntüler yok olur. Şehirde yoğun troleybüs hattı var. (Bir zamanlar, Ankara’da da troleybüsler vardı.) Otobüs hatları: çok geniş ve zengindir.

Günün geç saatlerine kadar otobüsler çalışıyor. Ama, taksi kullanmaktan da çekinmeyin, çünkü taksi ücretleri düşük, en uzak yer: 400 dinar civarında tutuyor, yani: 15 TL. Ama, özellikle taksiye bindiğinizde, taksimetre açtırmayı unutmayın, pazarlık mümkün değil. Bu arada: taksiler değişik renklerde, ancak: çatısı üzerinde, mavi bir şehir taksi işareti takmak zorundadırlar.

Ancak: toplu ulaşımın en güzel yanı: bütün otobüs duraklarında, şehir haritası ve o anda bulunduğunuz yerin işaretlendiğini görebiliyorsunuz ve böylece, bu şehirde kaybolmanız mümkün değil.

Şehir içi ulaşımdan söz etmişken, elbette bu şehri gezmek için aranızdan araç kiralamak isteyenler olacaktır.

Araç kiralamanın en kötü yanı: şehirde otopark sıkıntısının olmasıdır. Eğer aracınızı otopark bölgesine bırakır ve otopark ücretini ödemeseniz, dönüşte, muhteşem yüksek bir ceza ile (sanırım 90 Euro idi) ödemek zorunda kalabilirsiniz, aman dikkat. Yoksa, bu şehirde: 10-15 Euro ücretle, bir gece konaklamak mümkün iken, ekmek arası tavuk yemeğini 1 Euro’ya satın alırken, bu ceza gerçekten çok yüksek. Bir yandan da, genellikle yabancı plakalı araçlara, bu tür cezaların kesilmesinin, Belgratlıların bir genel uygulaması mı değil mi anlamak mümkün değil.

Son bir not: otobüs ücretleri, bir kullanımlık bilet: 32 dinardır. Otobüs biletini, büfelerden veya araç içinde, şoförden satın alabiliyorsunuz. Aldığınız bileti, otobüse bindiğinizde, mutlaka araç içindeki alete sokup, deldirin. Yoksa: kontrol olduğunda, bu durum ortaya çıkarsa, muhteşem bir ceza ödemek zorunda kalabilirsiniz.

Sırbistan Belgrat

GECE HAYATI

Belgrat şehrinde, gece hayatı: özellikle Sava ve Tuna nehirlerinin kıyılarına yayılmış “mavna” bölgesindedir.
Şehir merkezinde, gece hayatının kalbi “Stefan Brown” denilen gece kulübünde atmaktadır. Kafeteryaların en yoğun olarak bulunduğu yer ise: Strahinjica bana sokağıdır.
Kneza Milosa caddesindeki “Three Carrots” da tercih edilebilir. Diğer ünlü bir kulüp: “Akademija ve bodrum katında bulunan KST” (Klub Studenata Tehnike) dir.
“The Times” dergisi: Avrupa’nın en iyi gece hayatının, Belgrat şehrinde bulunduğunu yazmıştır. Ayrıca: Lonely Planet: 2009 yılında, dünyanın en iyi 10 parti şehrinden birinci sıraya, Belgrat şehrini yerleştirmiştir.

KONAKLAMA

Belgrat şehrinde: yaklaşık 50 otel, motel ve kamp yanında, yaklaşık 60 pansiyon bulunuyor. Şehir merkezindeki “Moskva Hotel” tercih edilebilir. Ancak, unutmayın ki, bu şehirde taksiler çok ucuz ve bu nedenle, konaklama yerinizin şehir merkezi olması şart değil. Novi Beograt bölgesinde de konaklayabilirsiniz.

Otellerde: genellikle mobilyalar eski. Hatta: verilen hizmete göre, oteller pahalı, çünkü hizmet yok gibi.

Bunun yanında, şehir merkezindeki diğer birkaç lüks konaklama tesisi:
Hyatt Regency Belgrade: Milentija Popovica bölgesindedir. Bütün büyük kongre merkezleri yakınındadır. Havaalanına ise, 17 km. uzaklıktadır. Şehir merkezi: 3 km. uzaklıktadır.
Aleksandar Palas: Otel, şehir merkezinde, iş merkezleri, kültürel kurumlar, alışveriş merkezlerine yakın konumdadır. Havaalanına ise 20 km. uzaklıktadır.

Sırbistan Belgrat

Sırbistan Belgrat

 

NE SATIN ALINIR

Şehirde, hediyelik bir şeyler satın almak isterseniz: Knez Mihailova bölgesine gitmeniz gerekir. Cumhuriyet meydanı ile Kalemegdan arasında, şehrin merkezindedir. Alışveriş yanında, başka yönleriyle de ilginizi çekebilir. Burada: Passage Alışveriş merkezi ve New Millenium Alışveriş merkezi var.

Kralja Aleksandra Bulevar

Şehir merkezinde, 8.2 km. uzunluğunda bir caddedir. Caddede, her kalite düzeyinde, her türlü mal bulup satın alabilirsiniz.

Novi Beograd

Şehrin merkezi sayılabilir. Burada: sayısız oteller ve butikler var. Bu dükkanlarda, her türlü seçkin marka mal bulup satın alabilirsiniz. Buranın en önemli alışveriş mekanı: Pramida Alışveriş merkezidir. Ayrıca: bir açık hava alışveriş merkezi, yani bir anlamda “bit pazarı” var.

Banovo Brdo

Pozeska sokağında, şehir merkezine 5 km. uzaklıktadır. Burada: her şeyi satın alabilirsiniz.

Belgrad Fuarı

Burada: çok sayıda küçük dükkan bulunuyor. Pazar günleri açıktır. Sık sık fuarlar düzenleniyor.

YEMEKLER

Otellerde, özellikle sabah kahvaltısında, mutlaka dikkatinizi çekecektir: yüzyıllar süresince Osmanlı ile birlikte yaşamanın etkisi olsa gerek: yağ, reçel, omlet görebileceksiniz.

Bunun dışında: Tomas denilen yerde “burek” yemelisiniz. Aslında, bildiğiniz börek ama değişik bir lezzet. Yine, yöresel bir lezzet olarak: plaskavica denilen köftelerini tadabilirsiniz. Ayrıca: şehir merkezinde, ünlü fast-foot restoranlarının şubelerini rahatlıkla bulabilirsiniz.

Yaz aylarında, bu şehri ziyaret ederseniz, bol miktarda bulunan dondurmacıların ürünlerini de tatmanızı öneririm. Dondurmalı bisküvileri, muhteşem lezzetlidir. Bir de, sokaklarda bolca satılan ve soğuk olarak sunulan “haşlanmış mısır” ve “patlamış mısır” bulabilirsiniz.

İçki derseniz: bu şehirde, Sırp birası ve şarabı bulabilirsiniz. Ancak: bir aralar duyduğuma göre, bu şehirde, alkolizmi önlemek için, devlet düzeyinde bazı tedbirler alınıyormuş ve belli saatlerde alkol yasaklanıyormuş, bu sadece bir duyum.

Bu arada: şehirdeki fiyatları bilmek isterseniz: küçük şişe su: 50 dinar, 1 hamburger menü: 350 dinar, 1 Partizan spor kulübü forması: 4500 dinar’dır.

Sırbistan Belgrat Belgrad Üniversitesi

BELGRAT ÜNİVERSİTESİ

Şehirde: iki devlet ve birçok özel üniversite bulunuyor.
Belgrat Üniversitesi: 1808 yılında kurulmuştur. Kurulduğu tarihte: Sırbistan ve Balkanlar bölgesinin ilk üniversitesidir. Günümüzde ise, 90 bin kayıtlı öğrencisiyle, yine, Avrupa’nın en büyük üniversitelerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Özellikle mühendislik bölümleri dünya çapında ün kazanmıştır.

Sırbistan Belgrat Turizm

TURİZM

Şehrin: tarihi çekirdeğini oluşturan bölümü olan “Kalemegdan” (Kale Meydan); Tuna ve Sava nehirlerinin doğu kıyısında kurulmuştur. Özellikle: Sava nehrinin sol kıyısında, yeni Belgrat şehri kurulmuştur.
Şehri yürüyerek gezmek mümkündür. Daha doğrusu, şehrin büyük bölümünü, yürüyerek gezebilirsiniz. Genellikle: ucuz bir şehir olarak öne çıkıyor.
Şehirdeki gezi yani kalış sürenizi ise: azami 2-3 gün olarak belirleyebilirsiniz. Yani: 3 günden fazla kalırsanız, sıkılırsınız.

Kineza Milosa caddesinde yürürseniz (burası trafiğe kapalıdır) : yolun her iki yanında, iç savaş sırasında bombardıman sonucu yıkılmış binaları görebiliyorsunuz. Bu caddeyi dik olarak kesen: Bouevard kraija aleksandra caddesi de yine üzücü görüntülerle dolu. Bu iki caddenin kesiştiği yerde, Postane binası var.

Ayrıca: cadde üzerindeki binalar, gerçekten kabartmaları ve heybetleriyle insanların hayretini çekiyor. Ama, öte yandan düşünmemek elde değil, insanlar bir elleriyle bu güzellikleri yaratmışlar, diğer elleriyle iç savaş sırasında yarattıkları bu güzellikleri yok etmişler. Bu yörede, bir zamanlar Yugoslavya devletinin parlamentosuna ev sahipliği yapmış, günümüz Sırp Parlamento binası da görülüyor.

Sırbistan Belgrat

ŞEHİRDE GEZİ

Şehri tanıyabilmeniz için, girişten itibaren görülenleri anlatacağım. Ayrıntılı bilgi ise, aşağıda maddeler halinde verilecektir. Şehre girişte, karşınıza “Belgrad Radyosu” çıkıyor. Bu bina, şehrin en karakteristik yapılarındandır.

Günümüzde ise, bir markaya aittir. Markanın adı “Zepter” Bu firma, Avrupa’nın en çok sevilen ev gereçlerini üretiyor. Hati: Teflon, Tefal gibi, ancak Zepter bunlardan 3 kat daha fazla kaliteliymiş.

Avrupa’da birçok seçkin insanın evlerinde, mutfaklarında Zepter marka firitöz, ütü, tava, tencere bulunuyormuş. Bu bina, Belgrad Radyosu olarak kullanıldığında ise, dünyanın en güçlü frekansla yayın yapan binası olma özelliğini taşıyor. II. Dünya Savaşında, Almanlar burayı ele geçirince, bu radyo vasıtasıyla yaptıkları yayınları, Afrika’nın ortalarına kadar ulaştırıyorlarmış.

Özellikle ünlü şarkıcı Lili Marlen’in şarkıları, Afrika’nın birçok yerinde (Senegal dahil) dinleniyor ve propaganda yapılıyormuş. Lili Marlen, bu radyoda şarkıları çalındıktan sonra dünyaca ünlü bir sanatçı olarak önem kazanmıştır. Ancak, daha sonra anlaşılmış ki, bu vericinin olağanüstü gücü, şarkıcının tanınmasında etkili olmuştur. Evet, Zepter firmasının günümüzdeki amacı, şehirle özdeşen bu binayı otel yapmakmış.

Şehre girişte

Yugoslavya dönemi konutları görülüyor. Bazı yerlerde yeni binalar da yapılıyor. Hatta, sol yanda, uzakta büyük vinçler göreceksiniz. Bunlar: piyasayı canlandırmak için Sava nehri kıyısında yapılan büyük konut projesidir. Uluslararası ortaklıklı bu projeler, şehir ekonomisini canlandırmak için yapılıyormuş.

Az sonra, hemen solunuzda “Stark Arena” yani şehrin en büyük kapalı spor salonu görülüyor, önünde bayraklardan anlaşılıyor.

Yine, ilerlerken salonun biraz ötesinde, ünlü Sırp tenis şampiyonu Novak Jakoviç’in evi görülüyor. Evin üstünde, tenisçinin büyükçe bir resmi bulunuyor.

Şehrin Sava nehri üstünde, ondan fazla köprü vardır.

Bunlar arasında tarihi olanlar (Alman köprüsü) da bulunuyor.

Tam karşıda

Yeşil kubbeli, Sırp Ortodoks ulusal kilisesinin merkezi, büyük Sava Katedrali görülüyor. Bu katedral, henüz tam olarak bitirilmemiştir. Dıştan bitmiş görülse de için de mozaik işlemeleri sürüyormuş ve hatta, Rusya’dan bu iç işlerinin bitirilmesi için 30 milyon Euro kredi aldıkları söyleniyor. Yeşil devasa kubbe çok uzaklardan görülüyor.

Sava nehrinin üzerindeki köprüden geçerken, sol yanda, uzakta karşıda Osmanlı kalesi ve saat kulesi görülüyor. Biraz sonra ise, Halk Bankası şubesi göreceksiniz. Devamında sağ yanda, Amerika tarafından bombalanan Başbakanlık Basın Merkezi binası var. Burası, bombalandığı gibi bırakılmış, aslında burada 18 kişi ölmüş ve bu durumu protesto etmek için böylece bıraktıkları söylense de, öte yandan parasızlık nedeniyle burayı onarmadıkları da söyleniyor.

Yolun devamında, Sırp Parlamentosu ve az sonra ise Kale Meydanı ve Ulusal Müze vardır. Ulusal Müze’nin tabloları bulunduran bölümünün ziyarete kapalı olduğu söyleniyor. Ardından Osmanlı kalesi bölümüne geçiliyor.

SIRBİSTAN PARLEMENTOSU

Şehirde, şu andaki Parlamento binasının yerinde, eskiden “Battal cami” isimli bir cami varmış. Battal camisi ve çevresindeki mezarlıklar tahrip edilerek, günümüzdeki bina yapılmıştır. Nasıl ki, şehirde bulunan 240 cami, 270 medrese, 10 hamam, 26 çeşmede olduğu gibi. Günümüzde, şehirde yalnızca bir cami ayaktadır.

Biz yine: Kineza Milosa caddesinden söz edelim. Burası: İstanbul’da, İstiklal caddesine benziyor. Yolun ucu: Kalemegdan denilen bir yere çıkıyor. Burada bir kale ve park var.

Sırbistan Belgrat Kalemegdan Parkı

KALEMEGDAN PARKI

Burası: şehrin kale bölgesidir. Osmanlı dönemi kalesi: 1979 yılında, Sırbistan devleti tarafından kültür anıtı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Bulunduğu yer, bir tepe üzerindedir ve 126 metrelik bir yüksekliktedir. Şehrin en güzel doğa gözlemi yapılabilen yeridir.

Sırbistan Belgrat

Hemen girişinde, hediyelik eşyaların satıldığı yerler yoğunluktadır. Bunlarda, şehrin en önemli hediyeliklerinden olan “Gelincik Kürkü” bulup satın alabilirsiniz. Satın almasanız da gelincik kürkü görmek ilginç olabilir.

Kale: antik dönemde, Romalılar tarafından yapılmış surlarla çevrili bir yerdir. Buraya giriş için 30 denar ücret ödemek gerekiyor.

Sırbistan Belgrat

Hemen girişte, sağ yanda bir kaya parçası üzerine işlenmiş kabartma dikkat çekiyor.

Bu kabartmada: başı fesli Osmanlı paşası, kalenin anahtarını Sırplılara teslim ediyor. Bu görüntüde, dikkat çeken diğer bir husus, arka planda görülen saat kulesi ve camidir. (Cami günümüzde yoktur.)

Sırbistan Belgrat

Yine girişte sol yanda Fransa Büyükelçilik binası bulunuyor. Binanın hemen önünde ise, bir Şükran Anıtı vardır. Ancak, anıt günümüzde bulunduğu yerden alınmış ve bulunduğu yer siyah kurdelalar ve perdelerle kapatılmıştır.

2’nci Balkan Savaşından sonra, Bulgar-Sırp-Yunanlılar, Osmanlılara karşı anlaşırlar. Ancak bir süre sonra Bulgarlar bu anlaşmayı tanımazlar ve Sırbistan’a hücum ederler. 20 binden fazla Sırp, Adriyatik kıyılarına kadar kaçar ve buradan Fransız gemileriyle Fransa’ya götürülürler.

Sırplar, bu durumu, Fransa’ya şükran anıtı yaparak anımsarlar. Ancak, sonraki yıllarda, yakın geçmişte, Fransa, Sırplara karşı, Kosova’nın bağımsızlığı için savaşan gerillalara ev sahipliği yapınca ve Sırpların bu gerillaları kendilerine verilmesi isteklerine karşı gelince, Sırplar Fransızların kendilerine hainlik yaptığını söyleyerek Şükran Anıtını, siyah protesto bantlarıyla protesto ederler.

Ancak diploması galip gelir, daha sonra anıtı bakıma aldık derler ve Fransa tarafından ödenen para ile anıt bakıma alınır. Anıt, günümüzde arkadaki Fransa bayraklı korunağın arkasında durmaktadır, yani bir yere gitmemiştir, sorun çözülünce tekrar yerine konulacaktır.

Sırbistan Belgrat

Dış kalede gezimize devam ettiğimizde,

Sol yanda, bir dinozor parkı görülüyor. Çocuklar bu ses çıkaran ve hareket eden dinozorların üstüne biniyorlar. Sağ yanda ise, tenis kortları ve uzakta basketbol sahaları var. Bunlar eski Yugoslavya devlet başkanı Tito zamanında yapılmıştır.

Basketbol sahalarının bir özelliği var, dünyanın birçok yerinde ve özellikle Amerika NBA da oynayan Sırp oyuncular, her yıl burada gençlere iki hafta süreyle basketbol eğitimi veriyorlarmış.

Sırbistan Belgrat

Dış kaleden iç kaleye geçmek için: çeşitli kapılar var.

Bunlardan biri: Kara Georgeviç, Osmanlı isyanını yürüttüğü kapıdır. Biz: İstanbul kapısından iç kaleye gireceğiz. 1521 yılında şehir Osmanlı tarafından fetih edilince, İstanbul şehrine açılan yolun başladığı yere bu kapı yapılmıştır.

Tam karşıda, başka bir kapı daha var, ama bu kapının biraz daha sağına düşüyor. Bunun sebebi: o kapının Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde yapılmış olması, zaten baktığınızda farklı malzeme kullanıldığı hemen göze çarpıyor.

Sırbistan Belgrat

İç kaleye girmeden hemen önce, sağ ve sol yanda, çeşitli silahlar göreceksiniz.

Bu silahlar: söylenenlere göre, son Balkan çatışmalarında Sırplar tarafından kullanılan silahlardır. Bu ölümcül silahlar, oyuncak gibi görülüyor.

Özellikle: üzerinde dört füze bulunan bir batarya ilgi çekiyor. Söylenenlere göre, bu batarya. Balkan savaşında Amerikan uçakları burayı bombalarken, bu bataryadan atılan bir füze ile, Amerikan hayalet yani radara yakalanmayan bir uçak düşürülmüştür.

Yine, burada çeşitli toplar var. Şehir Avusturya-Macaristan imparatorluğu döneminde, Macar topçuların yaptığı toplar buraya yerleştirilmiştir. İç kaleye girildiğinde, sağ tarafta, eski caminin (günümüzde yok) bulunduğu yerde, bir kule bulunuyor.

Bu kule, zindan olarak kullanılmıştır. Ayrıca: Osmanlı döneminden kalma bir köşk ve Sokullu çeşmesi ilgi çekiyor. (bu köşkün hemen sol yanında güzel bir tuvalet var)

Sırbistan Belgrat

Sol yanda ise, bir türbe görülüyor. Bu türbe, 2’nci Viyana Kuşatmasından başarısızlıkla dönen, Damat Ali Paşa’nın burada idamı üzerine yapılmış türbesidir.

Sırbistan Belgrat

Bu alan

Osmanlılar döneminde de kullanılmıştır. Surların üzerinde oturup: Tuna ve Sava nehirlerinin muhteşem manzaralarını ve nehirler üzerinde salına salına ilerleyen tekneleri izleyebilirsiniz. Sava nehrinin ortasında bir ada görülüyor, Savaş adası denen bu adada imara izin verilmiyor.

Bu ada ve kale ve çevresi, 2’nci dünya savaşında yapılan halı bombardımanı sonucunda tamamen yok edilmiştir. Daha sonra burası imara açılmıyor ve park yapılıyor.

Sırbistan Belgrat

Biraz önce sözünü ettiğim Osmanlı konağının önünde ise, Roma yapılarına benzer yapılar bulunuyor. Bunlar Osmanlı değil, Avusturya-Macaristan imparatorluğunun hakimiyeti döneminde kalenin su ihtiyacının temini için yapılmıştır. Osmanlı  dönemindeki sarnıçları biraz düzeltmişlerdir.

Pobednik anıtı:

Son olarak, yine iç kalede, büyük ve uzunca bir sütun üzerinde, kocaman çıplak adam heykelini görülüyor. Anıt, 1’nci Dünya Savaşından sonra, savaş anısına Sırbistan krallığı tarafından dikilmiştir. İvan Mestroviç’in en önemli eserlerinden birisidir. Aynı zamanda şehrin en popüler sembollerinin başında gelmektedir.

Evet, önü nehre dönük bu çıplak heykelin adı: “Zafer” yani Latince “Victor” dur. Elinde bulunan kılıç “biz dövüşkeniz” anlamında, kılıcın ucu yere dayanıyor, ama gerekirse dövüşürüz; omuzunda bir kuş var, “benim alıcı kuşum döner dolaşır, seni görür, bana haber verir” anlamına gelmektedir. Bu heykelin altında, 2’nci Dünya Savaşı öncesinde yapılmış bazı sığınaklar vardır.

TUNA NEHRİ KIYISI

Tuna nehri kıyısındaki demir atmış tekneler ve barakalar: akşam saatlerinde, restoran ve kafeteryalara dönüştürülüyor. Bu yüzen botlara “Splav” deniliyor.
Burada özellikle, “Keops” isimli bir kafeterya var ve orada, yolunuz düşerse, bulabilirseniz, mutlaka “krep” yemenizi öneririm.

Ayrıca: bu splav denilen botların bulunduğu yerde, şehrin “Grand Casino” su var. Meraklısına duyurulur.
Bu arada: Sava nehri üzerindeki mekanlara da gidebilirsiniz. Özellikle: yaz aylarında bunlar caziptir. Burada: yerel içkilerden “rakija” deneyebilirsiniz. “Jelen” isimli bira da tercih edilebilir.

Tekne gezisi

Sava nehri kıyısında, gezinti tekneleri bulunuyor. Bu tekneler: 30-40 dakikalık Sava ve Tuna nehirleri ve nehirlerin birleştiği yerdeki yolculuk için 8-10 euro ücret alıyorlar. Hatta, Türk turistlere çok alışmışlar, yolculuk sırasında Türkçe şarkılar, türküler çalınıyor. Keyifli, bence bu tekne turuna katılın. Oldukça güzel ve ilginç.

Sırbistan Belgrat

ŞEHİRDE GEZİLECEK DİĞER YERLER

Sırbistan Belgrat Sırbistan Ulusal Müzesi

SIRBİSTAN ULUSAL MÜZESİ

1844 yılında kurulmuştur. Müzede: birçok yabancı eser de dahil olmak üzere, yaklaşık 40 bin obje barındıran bir koleksiyon sergilenmektedir. Bunlar arasında: 5600 yağlıboya tablo, 8400 çizim ve baskı bulunmaktadır.

Ancak: buradaki yağlıboya tabloların bir bölümü yani çok değerli olan bazı tabloların, savaş zamanı sahiplerinden zorla alınarak buraya getirildiği söyleniyor. Sırplar, bu tabloların sahip veya varislerinin hak iddia etmelerini önlemek için, tabloların büyük bölümünün bulunduğu yeri, ziyarete açmıyorlarmış.

Sırbistan Belgrat Çağdaş Sanat Müzesi

ÇAĞDAŞ SANAT MÜZESİ

Burası: 1958 yılında kurulmuştur. Bina: 1960 yılında İvan Antic tarafından dizayn edilmiştir. Burada: 150 bin civarında, eski Yugoslavya kültürüne ait sanat eserleri sergileniyor.

DOĞA TARİHİ MÜZESİ

Njegoseva bölgesindedir. Müze: 1895 yılında açılmıştır. Müzede: kayalar, paleontoloji, zooloji ve botanik koleksiyonları, mineraller de dahil olmak üzere, yaklaşık 1.500.000 parça eser sergilenmektedir.

Sırbistan Belgrat Nikola Tesla Müzesi

NİKOLA TESLA MÜZESİ

Şehir merkezindedir. Müzenin bulunduğu bina: 1927 yılında inşa edilmiştir. 1952 yılında ise, hükümet tarafından, Müze olarak düzenlenmiştir.
Nikola Tesla’nın kişisel eşyaları sergileniyor. Bu müzede: belki izleyenleriniz hatırlayabilirler “Prestije” filmindeki, elektrik akımını ileten aleti görebilirsiniz. Özellikle: bazen bu aleti çalıştırıyorlar ve havada, mavi renkli elektrik akımını alenen görebiliyorsunuz.

Sırbistan Belgrat Havacılık Müzesi

HAVACILIK MÜZESİ

1957 yılında kurulmuştur. Nikola Tesla Havaalanının hemen bitişiğindedir. 1989 yılında halkın ziyaretine açılmıştır. Müzede: 200 den fazla uçak sergileniyor.

Sırbistan Belgrat Ulusl Tiyatrosu

BELGRAD ULUSAL TİYATROSU

Hemen, Sırbistan ulusal müzesinin yanında: Cumhuriyet meydanındadır. 19’ncu yüzyılın ikinci yarısında: 1869 yılında kurulmuştur. 1983 yılında, Sırbistan hükümeti tarafından koruma altına alınmıştır.
Yapı içindeki salonda, 3 seviye var. Zemin seviyesinde ve en önde, 220 koltuk bulunuyor. Ayrıca: 3 balkon bölümü var.

Sırbistan Belgrat Nikola Pasic Meydanı

NİKOLA PASİC MEYDANI

Nikola Pasic: Belgrat Belediye Başkanı ve eski Yugoslavya ve Sırbistan Başbakanı olarak görev yapmıştır. Meydan, 1950 yılında yapılmış ve önceleri “Marx-Engels” meydanı olarak biliniyormuş. 1990 yıllarının başında, Nikola Pasic’in anıtı dikildi. Yugoslavya Tarih Müzesi de, bu meydanda bulunuyor. Ayrıca, çeşitli kamu binaları, çiçek, bal ve kitap satışı yapılan dükkanlar var. Kışın burada: yapay buz pisti oluşturuluyor ve Belgratlılar, buz pateni yapıyorlar.

SLAVİJA MEYDANI

1880’li yıllarda, Belgratlılar, buraya avlanmak için giderlermiş. Çünkü buradaki büyük gölette: yaban ördekleri varmış ve gölette, tekne ile geziniliyormuş. 1910 yıllarına gelindiğinde ise, Sosyalist Halk Merkezi haline gelmiştir. 1962 yılına gelindiğinde, buraya bir otel inşa edilir. 1988 yılında ise, ülkenin ilk fast-foot restoranı burada açılır.
Evet, hareketli bir meydandır. Özellikle: tüm toplu ulaşım araçları, buradan geçiyor ve durakları var. Ancak, bu nedenle, trafik muhteşem sıkışık oluyor.

Sırbistan Belgrat Öğrenciler meydanı

ÖĞRENCİLER MEYDANI

Stari Grad bölgesindedir. Yani: Cumhuriyet meydanı ile Kalemegdan arasında, Akademski parkına bitişiktir. Meydanda: Belgrat Üniversitesi Rektörlüğü ve yine bu üniversiteye bağlı birkaç fakülte, konser salonu, Etnografya Müzesi, kitapevleri bulunuyor.

Sırbistan Belgrat Cumhuriyet Meydanı

Sırbistan Belgrat Cumhuriyet Meydanı

 

CUMHURİYET MEYDANI

Stari Grad belediyesine ait bölgededir. Burada: şehrin kamu binaları yoğunluktadır. Ayrıca: Ulusal Müze, Ulusal Tiyatro ve “Prince Michael” heykeli görülüyor.
Meydan: şehrin merkezi iş alanlarından biridir ve aynı azmanda en işlek yeridir. Trafik yolları da burada kesişiyor. 1989 yılında yapılan, Staklenac, şehrin ilk modern cam ve çelikten inşa edilmiş alışveriş merkezidir. Sırp Başbakanı Zoran Cinciç; 2003 yılında, bir suikastte, burada öldürülmüştür.

Burada bir anıt bulunduğundan söz etmiştim. Anıt: Prens Michael’in at üzerinde betimlenen bronz bir anıtıdır. İtalyan heykeltıraş Enrico Pazzi tarafından, 1882 yılında yapılmıştır. Prensin eli: İstanbul’u gösteriyor. Çünkü: Prens, Osmanlının son dönemlerinde, 7 Sırp şehrinden, Osmanlıyı kovması ile tanınıyor.
Meydanda: bir de saat bulunuyor. Krom çelik ve cam kullanılarak yapılan saat kulesinde, iki küçük analog saat bulunuyor.

PRİNCE MİCHAEL STREET

Burası: şehrin en eski ve en önemli yerlerinden biridir. 1870 yılında inşa edilmiştir. Günümüzde ise, Sırbistan devleti tarafından koruma altına alınmış bir yaya ve alışveriş bölgesidir.

Burada bulunanlar şunlar

Makro Stojanoviç evi:

1889 yılında, Avukat Makro Stojanoviç için yapılmıştır. 1937 yılından itibaren ise, Güzel Sanatlar Akademisi olarak kullanılmaktadır.

Hristina Kumandudi:

1870 yılında yapılmıştır. Bir süre, Fransız-Sırp Bankası olarak kullanılmış, daha sonra konsolosluklara tahsis edilmiştir. Günümüzde, İngiltere ve Belçika konsoloslukları olarak kullanılmaktadır.

Sırp Kruna Hotel:

1869 yılında yapılmıştır. 1945-1970 yılları arasında “Ulusal Kütüphane” olarak kullanılmıştır. Günümüzde de, şehir kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.
Knez Mihailova: bu sokak, Belgratlılar için buluşma yeri olarak kullanılmaktadır. Bu yüzden, sürekli kalabalık ve canlıdır. Binlerce insan, burada gün boyu gezintiler yapmaktadırlar. Hemen ilerisinde: kalemegdan parkı bulunmaktadır.
Bu sokakta, aynı zamanda, birçok ünlü markanın satıldığı dükkan ve mağazalar var. Ayrıca: büyük alışveriş merkezleri de görülüyor. Yani, bu sokağa mutlaka uğramalısınız.

Sırbistan Belgrat Knez Mihailova Caddesi

KNEZ MİHAİLOVA CADDESİ

Cumhuriyet meydanına 100 metre uzaklıktadır. Şehrin merkezi konumundadır.

AVALA

Şehir merkezine 15 km. uzaklıktadır. Kelime anlamı: ”manzara” anlamına gelmektedir.
Burası: Sava ve Tuna nehir bölgelerine egemen, doğaseverler için tam bir piknik yeri olarak önem kazanmaktadır. Tepenin deniz seviyesinden yüksekliği: 511 metredir. Ormanlık konik bir tepe üzerindedir.

Burada: 10 km. lik işaretlenerek ayrılmış yürüyüş yolları bulunmaktadır. Antik Roma döneminde ise, dağın üst kısımlarında: bir askeri kamp ve maden kolonisi bulunduğuna dair kalıntılar görülmektedir. Ortaçağ döneminde ise, aynı yerde, Sırp kasabası: Zrnov bulunuyormuş. Bunun kalıntıları da: 1934 yılında kaldırılmıştır.

Sırbistan Belgrat Avala Tower

AVALA TOWER

Burası, bir telekominikasyon kulesidir ve yüksekliği: 205 metredir. Buradaki kule: 1999 yılında, bombardıman sırasında yıkılmış ve 2006 yılında yeniden planlanarak, 2010 yılında tamamlanmıştır. Günümüzde, ülkenin ve balkanlar bölgesinin en yüksek kulesidir.

Kule: ilk olarak, 1965 yılında tamamlanmıştır. 102 metre yüksekliktedir. Biraz önce sözünü ettiğim gibi, 1999 yılında bombardıman sırasında yıkılan kule: uzun süre, radyo ve televizyon yayınlarının durmasına neden olmuştur. Günümüzde görülen kule: 2009 yılında tamamlanmıştır.

ZEMUN BÖLGESİ

Burası: Tuna nehrinin sağ kıyısındadır. 20’nci yüzyılın sonlarında, şehir merkezinin gelişimi burada olmuştur. Zemun üzerinde yürüyebilir ve şehrin değişik mimarisi, ruhu ve atmosferini yaşayabilirsiniz.
Buradaki tesisler ise:
Madlenianum Opera ve Tiyatro, Zlatnik Kej Restoran, Stara Kapetanija Restoran,

BEOGRADANKA

Burası, bir binadır. Ama, ülkenin en yüksek binasıdır ve yüksekliği: 101 metredir.
Bina: 1969-1974 yılları arasında yapılmıştır. Eski şehir merkezinin tam kalbindedir. Binanın en üstünde bir restoran bulunuyor. Ancak, güvenlik nedeniyle, bu restoran, uzun süredir kapalı tutuluyor. Binada: ofisler ve televizyon ve radyo istasyonları bulunuyor.

BAJRAKLI CAMİSİ

1575 yılında yapılmıştır. Aynı dönemde, şehirde bulunan 273 camiden, günümüze kadar ayakta gelebilen tek camidir. Şehrin, Avusturyalılar tarafından işgali sırasında, 1717-1739 yılları arasında kilise olarak kullanılmıştır. 18 Mart 2004 tarihinde, bu cami, Sırp milliyetçileri tarafından yakılarak yok edilmek istenmiştir. Ancak, daha sonra yeniden tamir edilerek restore edilmiştir.

Sırbistan Belgrat Despot Stefan Kulesi

DESPOT STEFAN KULESİ

1405 yılında yaptırılmıştır. 1404 yılında, Sırp Despotate Stefan, Belgrad şehrini başkent olarak ilan eder ve şehir-devlet olarak egemenliğini sürdürür. Bu dönemde, şehir nüfusu: 50 bin kişiye kadar ulaşır ve şehirde: kamu binaları, kraliyet mahkemeleri, kiliseler ve surlar yaptırılır. Şehir: balkanlar bölgesinde yaşayan Hıristiyanlar için kutsal bir yer haline gelir. Yani: kültürel ve ruhani bir başkent olur. Ancak: Osmanlılar şehri aldıktan sonra, bu yapıların birçoğu yıkılarak yok olur.

Sırbistan Belgrat Saint Sava Katedrali

Sırbistan Belgrat Saint Sava Katedrali

 

SAİNT SAVA KATEDRALİ

1594 yılında burada çıkan Sırp isyanı, Sinan Paşa tarafından bastırılır ve Vracar platosundaki Saint Sava’daki kutsal emanetler, bu isyan sırasında siteye getirilir ve yakılarak yok edilir. Bunun üzerine, bu kilise, 20’nci yüzyılda, bu olayı anmak için yeniden inşa edilmiştir. 1894 yılında, dünyanın en büyük bu Ortodoks kilisesi inşa edilmesi düşünülür. 1926 yılında: mimarlar Bogdan Nestorovic ve Aleksandar Derok tarafından proje üretilir ve inşaata başlanır.

Ancak: II. Dünya Savaşı sırasındaki bombardımanlar nedeniyle inşaat yarım kalır ve 1985 yılında yeniden inşaata başlanır.
Günümüzde, dünyanın ve balkanların en büyük Ortodoks katedralidir. Aziz Sava: Sırp Ortodoks kilisesinin kurucusudur. Yapının kubbesinin yüksekliği: 82 metredir.

Yapıldığı yer ise, 134 metrelik bir tepe üzerindedir ve bu nedenle: kilise, Belgrat şehrinin silüetine hakim bir konumdadır. Şehirdeki, birçok yerden görünür. Ancak, her ne kadar yapının dış cephesi tamamlanmış olsa da, günümüzde iç dekorasyon çalışmaları sürdürülmektedir. Hatta, duyduğuma göre, iç dekorasyon için Ruslardan 30 milyon Euro kredi almışlar.

KNEZA SİME MARKOVİCA KATEDRALİ

Kutsal Baş Melek Michael kilisesi sitesinde: 1728 yılından kalan eski bir kilise üzerine inşa edilmiştir. Yapıda, barok ve klasik tarz birlikte kullanılmıştır. Yapı: 1837-1840 yılları arasında Prince Milos Obrenoviç tarafından yaptırılmıştır. Kilisenin hazinesinde: 17-20’nci yüzyıllar arasında toplanan: eski simgeler, altın eserler ve özellikle Sırp kültürünün iki önemli ismi olan; Milos ve Mihailo Obrenoviç’in mezarları bulunmaktadır.

Sırbistan Belgrat Kraliyet Sarayı

Sırbistan Belgrat Kraliyet Sarayı

          

KRALİYET SARAYI

Burası: Dedinje Karageorgevich hanedanı tarafından kullanılan saray kompleksi ve Beyaz Kraliyet sarayından oluşmaktadır. Yapı: ilk olarak: 1882 yılında, Sırp hükümdarlarının konutu olarak kullanılmak üzere, Alexander Bugarski tarafından yaptırılmıştır. Ancak: iki kere hasar görmüştür. Özellikle: I. Dünya Savaşı sırasında, 1941 yılında şehrin bombalanması sırasında, büyük hasar görür.
Kraliyet sarayı: 1924-1929 yılları arasında, yeniden inşa edilmiştir. Yapı tarzı: Sırp-Bizans stili, beyaz taştandır. Saray: Kral I. Alexander ve Kral Peter ve yakınları tarafından kullanılmıştır. Yapı: 1961 yılından bu yana, günümüzde, şehir meclis binası olarak kullanılıyor. Ama, aynı zamanda ziyarete açıktır.

Beli Dvor – Beyaz Saray

Kraliyet sarayı ile aynı kompleks içindedir. Kral I. Alexander tarafından: 3 oğlunun ikameti için yaptırılmıştır. Yapı:1934-1936 yılları arasında tamamlanmıştır. Klasik tarzdaki saray yapısı: zeminde büyük bir salon ve büyük Venedik avizeleriyle döşenmiştir. Yemek odasında: 35 bin kitaptan oluşan bir kütüphane bulunmaktadır. Ayrıca: sarayda, birçok önemli sanat eseri bulunuyor. Bu eserlerin sanatçıları: Rembrant, Poussin, Winterhalter.

Saint Andrew Kraliyet Şapeli

Kraliyet sarayının güney bölümünde, sütunlu bir bina ile, saraya bağlı olarak inşa edilmiştir. Sırp Ortaçağ kralı Vukasin oğlu Andrew tarafından yaptırılmıştır. Kilisenin içi: Belgrat ressamlar derneği sanatçıları tarafından, fresklerle süslenmiştir.

Sırbistan Belgrat İsimsiz Kahramanlar-Hero Anıtı

İSİMSİZ KAHRAMANLAR-HERO ANITI

Şehrin, panaromik manzarasının görülebileceği en güzel yerdir. Anıt: Yugoslav heykeltıraş Ivan Mestrovic tarafından yapılmıştır.
Anıtın yapılış amacı: I. Dünya Savaşında ölen askerlik içindir. Yugoslavya kralı Alexander tarafından, 1912-1918 yılları arasında yaptırılmıştır. Anıt, 1987 yılından sonra, Sırbistan hükümeti tarafından koruma altına alınmıştır.

Sırbistan Belgrat Kuca Cveca-Çiçeklerin evi

KUCA CVECA-ÇİÇEKLERİN EVİ

Burada: Josip Broz Tito’nun mozolesi bulunuyor. Ancak: 1980 yılında, Yugoslavya Federal Cumhuriyetinin dağılmasından sonra, halkın ziyaretine kapatılıncaya kadar, buraya pek çok çiçek bırakılırmış ve bu çiçekler için, beyaz kayalar kullanılırmış.

Bu yüzden: yani çiçeklerin bolluğu nedeniyle, buraya “Çiçeklerin evi” ismi verilmiştir. Yugoslavya Federal Cumhuriyetinin dağılmasından sonra, 10 yıl boyunca, burası halkın ziyaretine kapatılmıştır. Ancak, günümüzde yine ziyarete açıktır. Özellikle: 25 Mayıs günü yoğun ziyaretçi akını olmaktadır. (Tito’nun doğum günü)

TOPCİDER PARKI

Burası, bir orman parkıdır. 112 bin m. karelik bir alanda: Topcider nehri vadisi üzerinde kurulmuştur.
Ancak, şehir merkezine yakın olması nedeniyle, Belgratlılar tarafından, dinlenme ve piknik amaçlı olarak yoğun olarak kullanılmaktadır. 1831 yılında, Sırbistan Prensi Milos Obrenoviç tarafından, bölgedeki bataklık alan kurutularak yaptırılmıştır.
Osmanlı döneminde, şehrin korunması için, buraya topçu birlikleri yerleştirilmiştir.

Bu yüzden: kelime anlamı: topcider. Topçu erkeklerin vadisi anlamına geliyor.
Park içinde bulunanlar: bir taş kilise (Topcider kilisesi), han (Guard House) ve askeri komplekstir. Park içinde, ayrıca muhteşem büyük çınar ağaçları görebilirsiniz. Hatta: bunlardan biri, 34 metre yüksekliğinde ve devlet koruması altındadır.

Bu ağacın 1834 yılında Prens Milos tarafından dikildiği söyleniyor. Parkın: kuzey bölümünde “Topcider mezarlığı” ve Banknot Basımevi ve Sırbistan Ulusal Bankası var. Ayrıca: şehir Hipodromu (giriş ücretsizdir) ve çok sayıda restoran bulunuyor. Özellikle: Milosev konak restoranı önerebilirim.

Sırbistan Belgrat Ciiganlija Adası

CİGANLİJA ADASI

Sava nehri üzerinde bulunan, eski bir adadır. Şehir merkezine 4 km. uzaklıktadır.
Şehrin en büyük spor ve rekreasyon yani park alanıdır. Günümüzde, bu ada: iki geçitle, Sava ırmağının sağ yakasına birleştirilmiş ve yapay bir göl oluşturulmuştur. Özellikle, sıcak yaz günlerinde, şehirlilerin en çok tercih ettikleri yerlerin başında gelmektedir.

Yaz aylarında, burada günlük 200-300 arasında insan bulunuyor. Adadaki kulüpler, günün 24 saati açık ve canlı müzik sunuyorlar.
Adada: 7 km. lik sahil şeridinde: spor alanları, plajlar ve başkaca birçok tesis bulunuyor. Hatta: kablolar yardımı ile, su kayağı yapılabilen bir tesis bulunuyor.
Şehri ziyaret ederseniz, bu adaya mutlaka gitmenizi öneririm. Özellikle: bisiklete binmek ve yürüyüş yapmak için ideal bir yer.
Adada: Opusteno restoranı önerebilirim.